Thursday, December 27, 2007

Deuss Ex Machina # 195 - Há Outros Mundos (Não O Disseram De)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_195_--_Há Outros Mundos (Não O Disseram De)

24 Aralık 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Amplive-Nude (Amplive vs Radiohead Instrumental) (Not On Label)
>2<-Amplive-Weird Fishes (Amplive vs Radiohead Remix) (Not On Label)
>3<-Andrew Bird-Imitosis (Four Tet Remix) (Fargo Records)
>4<-Bracken-We Cut The Tapes And Scatter With Our Hands And Fingers
(Hands & Fingers Remix) (CDR/Anticon)
>5<-Bracken-Fight Or Flight (Winter North Atlantic Remix) (CDR/Anticon)
>6<-Thom Yorke-Skip Divided (Modeselektor Remix) (XL Recordings)
>7<-Thom Yorke-And It Rained All Night (Burial Remix) (XL Recordings)
>8<-Burial-Near Dark (Hyperdub)
>9<-Burial-Archangel (Boy 8-Bit Simple Remix) (Not On Label)
>10<-Fedayi Pacha-Emir Of Dub High (Hammerbass)
>11<-Fedayi Pacha-Londonistan (Hammerbass)
>12<-Pole-Sylenstein (Deadbeat Remix) (~scape)

Há Outros Mundos (Não O Disseram De) Bölüm (195) – Değişken Bir Dönüşüm Kapımızda Yoklanan, Saçılan Onca Yıldız Paresi Tekrarsız Bir Daveti Ortaya Çığırıyor (EbSAtHIUm)

>>>>>Bildirgeç
Aslolan tek bir cümledir, cümlemizi ilgilendiren. Kesikleşmiş, giderek yontusunu yitirmiş, kabalaşmış, düşünsel izanın dışında ve hatta olası bir açılımlama çabasıyla tümleşik yapısallarının dışına da taşmış, deforme edilmişliğin getirisi olan tek tümce. Model alıp yol almak duruken, bir kopya olup yerinde sayabilmenin ; dayanılmaz cazibesi bütünlüğü koruyup kollayarak elimize, sığınılası tümceler bırakıyor. Tek tük, pat küt. İfade biçimlerimiz giderek kötüleşirken, elimizde kalan kültürel dağarcığın da daraltımlı, otobandan tek gidiş-tek dönüş tâli yola evrilmesini gözlemliyoruz. Sessiz sakin, usul ve usûlüne göre. Çaba sarf etmek yerine kotada bulunanı tüketmek de tuz ve biber işlevi gösterince devinim de tamamlanıyor. « Hayatın Anlamı… » diye başlayan devamı türlü çeşit, altlı üstlü getirilen tümce bahsimiz.

Modern olabilmenin, model olabilmenin, azıcık önünü görebilmenin anahtarlarını da barındırır bu tümce. Hayatın işlevselliğinden, görece zihniyetimiz ve meşrebimize göre problemat, çözümleme, fikri tayin, önermelerimizi de ifşa eden tanımlamalar da buna dahil edilebilir. Saatler ilerledikçe, takvimden sahifeler eksildikçe, seneler birbiri ardına devrildikçe tümcenin yüklemi, öznesi ve özü değişebilir. Ana fikir aynı kalsa da bünye değişir, yıpranmış ve yorgunlaşmış bedene mukabele edecek zihinsel geliştirme yetisi körelince kilitlenilen odaklar sabitlenir. Tüm adımlamamız bu satırların görece canlılığı gibi kendi matrikslerinde canlandırılabilecek hayal mahsüllerine dönüşebilir. Hatta dönüşenine de rast gelinebilir. Deja Vû.

İnandırıcılık ve inanmışlığı es geçip sağa sola gürleyerek vakit dolduranlarımız için de bir anlamı vardır hayatın ve onu tanımlayan mümtaz tümcelerinin. Edersiz ve çapsız, darmadağınık bir kindarlığın « aşikar » av ortamına dönüştüğü günümüzde, sözün sonu gelmeden başta duyulan iki satırın ekosu ile her bir şey anlaşılır, anlamına muktedir olunabilir bir çağıdır günümüz. Sınırsız bir bilgi yığınaklanmasına karşın ne varsa inandırılmış, us’a yedirilmiş olana kadri mutlak inanç değişkenlik göstermeden, istikrarını koruyarak faunamızı sarmaya, bizi de sarsmamaya imtina ederek yol almaya eder. Etkileşim, anlaşılabilirlik nedense bir Fransız gibi işine gelince anlamak (paylaşmak) kavramına dönüşür. Gerçekte olmasa bile işin öznesinde kendine sağırlığı biçenler bilakis bu tümceye ayrıyeten alınganlık gösterebilirler. Anlaşılabilir bir detaylamanın üzerine gitmeden, soruyu sorup cevabını almadan, yargılamak, endişeye mahal bırakmadan imha etmek nasıl bir çıkarsamadır ? Hangi anlaşılabilirliktir ? gördüğünüz yerde sağır kisveli bu kara kara kalpli beşerilere sorulması farz bir kaç sualden biridir. Rica olunur.

Anlamak ve anlamlandırabilmek için tekil hareketlendirmeler ile de bu olağan, hafiften meltem esintili durağanlığı alaşağı edebilmek elimizde. Mesnetsiz , meselesiz, çelimsiz topaçlanan argümanların çoğulculuğunda elbette nefes alınacak, bir dur be kardeşim iki üç saniye, olmadı dakika denilebilecek bir payda muhakkak keşfini bekler durur. İmdinin yüzeyselliğinde kasvetinden yeniden doğan çözümlemeler gibi ani ve derinden ; Piano Magic’in formsuz başlayıp en ham haliyle deneyselliği vurguladığı parçalarındaki yıkımdan doğan parçalarında, Odd Nosdam’ın kitlesel bir müzik olan hip-hopu derinlerinden beslenen odak noktalarını feyz alarak kotardığı, dönüştürdüğü blues-folk-drone sanrılarında, eklektik bütünlüğün görece etiket takınarak değil gerçek bir yer altı kümelemesi ile çıkacağına biat eden, kötücül dünyanın olumlanmasına çabalayan ses tasarımcılarına uzanan geniş bir müzik skalası ve üretimler « Hayatın anlamı… » tümcelerimizi daha manidar, daha olgun kılacak kültürel açılımlar için birer vasıta oluşturmaya ; diğer tüm sanat dalları gibi devam ediyor. (Burada türetmeler içerisinde bahsedilen grup / projeler değiştirilip ; kişiselleştirilebileceğini de belirtmekte fayda var. En doğrusunu dinleyicinin tahayülleri belirler.)
Birbiri içinde ilintilenen, farklı disiplinlerden seslerin birbirleri ardına sıralandığı bir seçki dizisi olmaya çaba sarf eden bir program çatısı : Deuss Ex Machina. Kademeler ve kıstaslar ile belirginleşmiş, önceden teyit edilmiş değil ; tam aksi bir yönelişimle ani seçmeler ile yeniden yeniden bir kurgu oluşturabilme çabası. Müziği sadece yalın bir fon olmaktan alıkoyacak ne kadar ayrıntı varsa ilgi sahamızda olduğunu ve bunlarla ilgili olarak da yazdığımız bildirgeçlerde savunduklarımız ise bu çalışmayı daha anlaşılabilir kılmak için elimizin alındaki yegane sacayağını teşkil ediyor. Hülasası ; müzik sadece play, pause ve stop değildir. Müzik ile hayatı biraz daha birbirine bağlayabilmek kendi çözümlemeleriniz için de bir vesile teşkil etme girişimi. 2007 senesi içerisinde hazırladığımız seçkilerin sonuncusu olan Deuss Ex Machina # 195. bölümünde de bu minvalde atıştırma, alıştırma ve egzersiz parçalarımızdan müteşekkil bir çoğaltma daha gerçekleştirme imkanı bulduk. Yüzeysel değil afallatıcı, irkiltici değil dinledikçe dönüşebilen, sabit değil çoklu değişkenliğe ulaşmak adına bir ufak adım daha…


İkircikli bir duruş yerine kendini tamamen bir alt kültür tamlaması olarak tanıtan, yüzünü, ismini ve detaylarını ifşa etmekten imtina eden bir üreteç « Burial » bu sene sizlerle paylaşacağımız son önerimiz oluyor. Kolajlamaya çalıştığı ses örgüsü üzerinde birbirilerine pek ala sırt sırta verebilecek disiplinlerin (yıllarca yan yana getirilemeyen) detaylarıyla örgülenmiş, efektlerle çoğaltılmış bir Londra betiklemesinin mimarı bir yetenek. Burial, dubstep’e yaygın bir biçimde işlevsellik öznesi kazandırmış çoklu katmanları ile caz doruklarından, o hep imrenip de bir türlü dahil olamadığı eski okul rave günlerinin cüretkarlığından feyz almaya çalışan, deneysel, işlevsel ama dinlemesi de kolaycıl bir ses erimi tamlaması ortaya çıkartmakta.

2006 yılında Kode9’ın « Hyperdub » etiketinden yayınlanmış olan « debut » çalışması Burial’da da bu açılımları kulağa aşina teoremlerle bütünleyerek, The Wire gibi zor beğenen, müzikalitenin şekilcilikten çok yaratıcılığına önem veren bir dergi tarafından yayınlandığı senenin en önemli kaydı olarak seçilmesi de Burial’ın kotarmaya çalıştığı ve özenle sakladığı esin kaynağının ne kadar hayati ve ne kadar başat olduğunu ; kurduğu yapılandırmalar ile « hayatın anlamını » sorgulayan bir türetmeye de sahip olduğunu idrak etmek isteyen dinleyiciler için önemli kayıtlar arasına dahil olmasını sağlamıştır. Çalışma, 2001 yılından günümüze doğru seyreden bir güncenin de seçkisidir aynı zamanda ; parçaların birbirleri arasındaki farklılıklara rağmen bütüne baktığınızda doyurgan, eklektik bir kurgunun meydana gelmesi de gözlemci bir karakterin dış dünya hakkındaki intibalarını paylaşmasını ortaya çıkartmakta.

Bu ilk çalışmada yer alan, rave günlerinin sert plaklarının 33lük dönüşlerle yavaşlatılmış örneğini ortaya çıkartan « Distance Lights », Underground Resistance gibi müziğin manifestosu olarak lirik çözümlemeleri, endüstriyel bir tondan ileten « Spaceape », daraltılmış bir ton haznesinin ışığa ulaşması gibi iki sesin dönüşerek tamamlandığı « Wounder », rave günlerinin mümessili vazifesini gösteren türdeşlerine de bir saygı duruşu niteliğindeki « Southern Comfort » ve özellikle İngiltere’de alternatif seslerin yagınlaşmasının yegane başlatıcılarından birisi olarak karşımıza çıkan « Korsan Radyoların » ses örneklerini irdeleyen, kümelemeler ile bağlaçlı bir disiplin tanıtma parçası olan « Pirates » gibi kayıtlarla giderek unutulan bir dönemin de ses erimini yeniden modern dünyanın yeni dinleyicilerine ulaştıran bir bağlaç görevini üstlenmekteydi. Kode9’ın yeni albüm için The Wire’dan Mark Fisher’a verdiği demeçte olduğu gibi « Debut çalışmasında 90’lı yılların ortasına kadar olan Raveleri ve Jungle günlerini, ikinci çalışması olan Untrue’da ise 90’ların sonlarında çıkmış olan Garage ve Two Step türlerini referans göstererek kendini yeniden tanımlatan müzikler icra eden ve her bir çalışmada sıfırdan farklı hikayeleri sunabilecek kadar geliştirebilen bir yetenek » Burial ; müzik dünyasındaki daraltılmış elektronik sahanın geliştirebileceği alanların henüz tükenmediğine işaret eden yarı tespit yarı alıntılı bir duruşu ortaya çıkartıyor.
Burial, etkileşim ve ilham odakları konusunda da eski plaklardan müteşekkil bir dinlence listesi sunuyor uzunca çok uzunca. Luke Slater’ın ‘Love’, Teebee’nin ‘Let Go’, Rufige Kru’nun ‘Beachdrifta’ parçaları Alex Reece, Digital, Goldie, Dillinja, EL-B, Steve Gurley, DJ Hype, Paradox, Source Direct gibi önemli prodüktörlerden muhtelif parçalar ve bugün dubstep’in ilerlemesini sağlayan DMZ etiketinin ardındaki Digital Loefah ikilisi, Mala’nın solo projeleri ve Skream’in kayıtları sanatçının bu harmanı kotarmasını daha kolaycıl kılıyor. Tek bir kayıttan edindiği bir izlenim veya bir vokal kesit (acapella) üzerinde uğraşarak kendi çalışmasında kullanmak üzere bir denemeye de girişmesi, yıkılıp yeniden kurgulayabilmenin önünü ve eskiyi bilenler içinde parçaların tanıdık küçük süprizler barındırmasını sağlıyor. Bir beyin jimnastiği gibi farklı temaslar ile modern bir kompozisyon’a dinleyici de dahil ediliyor.

Bütün bu ayrıntılamalar ile Burial fikri takip yapabilmenin yollarını açıyor. Kimisini sadece abisinin anlatışlarıyla duyduğu pek çok sanatçının müziğini, alt türleri, nümayişler kadar önemli bir etmen olmuş rave kültürlerinden birer tutam bilgiyi metinsel bir ayrıştırma ile düşünsel yolları keşfedebilmenize imkan tanıyor. Eklektik kurgunun oluşumu sırasında çoğu zaman pek çok prodüktörün düştüğü hatalara, kendini tekrarlara kapalı, biraz da sadece müziğin mutfağında kalmakta ısrarlı bir ön sunum ile mekanlar farklı olsa dahi örtüştüğümüz sıkıntıları, sevinçleri muğlak bir çember içerisinde inceden inceye birbirine bağlıyor. Ait olduğu veya atfedildiği türlere de atıf yaparak ama giderek özgürleşen bir perspektif ile doğruca mesaja ulaşmanızı sağlıyor. Tek tek basamaklarını ördüğü grinin hakimiyetindeki, yağmurlu perili hayallerle dopdolu bir Dünya’nın içlerine davet ederek, inandırıldığımız yanlışları düzeltmek için bir fırsat daha sunuyor Burial: « Untrue »…

Burial, ‘Untrue’ albümünde pek çok elektronik tınıda karşımıza çıkan intro ve outroların uzunca tutulduğu, arada esasın tabir yerindeyse güme gittiği bir formülasyondan uzak durmaya devam ediyor. Senkronize bir akış oluşturmak için türlü çeşit numaralara başvurmak yerine emin olduğu ve dönüştürdüğü ses yığınlarını Soundforge programı içerisinde tümletiyor. Eğilip bükülmeden ana mesajını « müziği » ön plana çıkartıyor. Vokal kullanımındaki çeşitlemeleri ile de kimliği tam çıkaramadığınız (ne kadın ne erkek) bir melake ile zebani arasında bir çağrışım çeşitlemesi yaparak, onları Londra sokalarında gezindiriyor. Etkileşime açık çağrılar bırakarak fısıltılar, yoğun bass öğeleri, karaltılı flu sekanslar ve daha nicesi ile nitelikli bir dinlencelik ortaya çıkıyor. Burada bahsedilmesi gereken önemli bir hususu da paylaşmakta fayda var : Burial müzik eğitimi olmadan, profesyonel bir gelişime ihtiyaç duymadan seslerin kaotik dizilişleriyle müziğini oluşturuyor. Uzunca bir süre Burial’ın ‘The Bug, Aphex Twin hatta Kode9’ olduğu konusundaki sanrıları da vermiş olduğu röportajlarda ironiyle besleyerek yanıtlıyor. Kendi formunun da bir yol olduğunu göstermeye çabalıyor.


İkinci olarak « Untrue » karaltılı bir ses kümesi. Albüm daha hemen başında yalnızlaşmaya, ıramaya olan sebatçı karakterin peşi sıra iyi ol gittiğin yerde diyen « Archangel » albüm kayıtları sırasında Burial’ın annesine dinlettiği ön kayıtların ardından hayata geçirilmiş biraz daha eklektik, dönüşleri daha sert bir bass yoğrumasını barındırıyor. Bu esrarengiz soyutlanmanın nicelikli bir diğer örneği olarak da program içerisinde paylaştığımız « Near Dark » parçası sözü alıyor. Endüstriyel, egemen metropol yaşantısına hınzırca bir tavır almada beraberinde dinleyiciye ulaşıyor. Albümden yayınlanmış olan ilk kırkbeşlik olan « Ghost Hardware »’e ulaşıyoruz. ‘Drecxiya’nın seksenlerin sonunda oluşturmaya başladığı, atmosferik bir elektro tandansı içerisinde, varolmayan gezegenlerden, su altı yüzeylerine ulaşan birer metafor haline dönüşmüş yaratıklara uzanan bir çeşit harici Dünya atmosferinin bir yansıması olarak tecelli edecek bir çalış ‘Ghost Hardware’, dingin soyut ve akışı tam kotarılmış bir elektronik müzik güncesi.

Deneyselliğin ön plana çıktığı bir diğer kayıt olan, buhranın doruklarında çakılı kalmışcasına sizi içsel bir sorgulamaya meyil ettiren, « In McDonalds », UK Garage formunun akustik bir aynalanması, çişeltili bir karbon kopyası haline dönüşmüş bass kümeleri arasında, hissiyatlı bir diyalogu barındıran « Untrue », iğnenin pikaba değdiği ilk andan filmi başlatan, seremoniye dönüşen onlarca ses kesiti ile beraber bir ‘Two-Step’ klasiğine dönüşen « Homeless » ve Fısıltıların, sessiz çağrıların arından finalde, eski günleri yâd ettiren, yoğun ve enstrümentalist yönü daha da belirginleştiren bir güzelleme haline dönüşen dubstep ile yüksek ritimlere seyyahlık eden « Raver » ile albüm nihayetleniyor.

Burial, yılların getirdiği geniş bir dinlence birikimi ile önemli kayıtların altına imzasını atıyor. Son iki senede yayınlanmış olan iki albüm çalışması da bu minvalde değerlendirilmesi gereken, alt okumalarından, kullanılan dil ve müzikal tazelelik açısından ayrı ayrı dinlenmeyi hak ediyor. Internet çağının bütün eski alışkanlıkların yerine kendine yerleştirme çabasına inat, sosyalliğin sokaklarda olduğuna biat ederek. Sanal şövalyeliklerin ve kimliklerin değil, gerçek düş gücünün filizlendiği yaşantılardan beslenerek, ilham alarak ve yol göstererek. Kimsesizliğin sınırlarından, şehrin kakafonisine, çığlık çığlığa duygusallıktan minimal dans öğelerine uzanıyor... « Hayatın anlamı… »

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Burial At Myspace
Burial At The Wire Interview By Mark Fisher
Burial At Basatap By Kerem Balkır
Burial Boy 8 Bit Remix
Hyperdub
Hyperdub At Myspace
Amplive At Myspace
Andrew Bird
Andrew Bird Imitosis Remixed By Four Tet
Andrew Bird At Myspace
Bracken At Myspace
Bracken At Anticon
Thom Yorke
Fedayi Pacha At Hammerbass
Fedayi Pacha At Undomondo
Pole At ~scape
Pole At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm

http://deuss-makina.blogspot.com/

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8

---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel
Cracked Stone - By Smwarnke4
http://www.flickr.com/photos/smwarnke4/2140825811/
© Smwarnke4 http://www.flickr.com/photos/smwarnke4/

>>>>>Poemé
Fayton – Ece AYHAN

O sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şey
İncecik melankolisiymiş yalnızlığının
İntihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam
Caddelerinden ölümler aşkı pera'nın

Esrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablam
Çiceksiz bir çiçekci dükkanının önünde durmuş
Tüllere sarılı mor bir karadağ tabancasıyla
Zakkum fotoğrafları varmiş cezayir menekkşeleri cemekanda

Ben ki son üç gecedir intihar etmedim hiç bilemem
İntihar karası bir faytonun ağısı göge atlarıyla birlikte
Cezayir menekşelerini seçip satan alışından olabilir mi ablamın

Sunday, December 23, 2007

Elektronmaşina---Serial-3

ELEKTRONMAŞİNA----------------------------------------------dR.Warp Bildiriyor.

Müzik görece anlamlandırmaların yanı sıra betimleyemediğimiz içselliğimizi de yansıtan bir ayna. Derinlerimizde işleyen, bizi beklemekte olan ani çarpmalarda, yenilgilerde veyahutta hiç umulmadık sevinçlerimizde şevk edici, hayatın tortusu. Garipsenmeyecek olan modern yaşamın getirilerinden belki de en çok ihtiyaç duymuş olduğumuz.

Sözlerin realistliğinden satırların gerçekliğine geçelim değerli okurlar. Elektronmaşina birbirine bağlantılı olarak müzik ile hayatı birleştirmeye çalışacak. Sözel incelemelerden, sayısal çıkarımlara uzanan birer anektot halinde aşağıda da irdeleyebileceğiniz başlıklar altında sizlerin beğenisinde olacak.

Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...
Maşina Ayın Albümü
Mogwai – Original Soundtrack “Zidane:A 21st Century Portrait” (PIAS-Equinox Müzik)

Türler üstülük bakımından ele alınması gereken bir örnek ile karşı karşıyayız. 1996 yılından bu yana gizli bir teşkilat edasında, makromize ses mühendisliğini, keskin gitar riffleri, törpülenmemiş sekanslar ile tertip eden, haşa saygıda kusur edemeyeceğimiz Mogwai grubu Mr.Beast albümünün ardından bu sefer de Zinedine Zidane'ın "A 21st Century Portrait" dökümanterinin soundtrack çalışması ile sevenlerinin karşısında. Mogwai söz'ün kararında kullanmaları ve ekseriyet enstrümantal kompozisyonların içerisinde zerk edilmiş bulunan deneysel vokal yamaları ile kavramsal müziğin önderlerinden. Biteviye ve öylesine şekilden şekile girmiş formlar yerine, dinledikçe ayırdına varacağınız pek çok alt katmanı, hikayeyi, söz öbeğini ulaştırmayı bahsettikleri "ciddi gitar müziği" ile beraber dinletmeye devam ediyorlar. Bu minvalde bu satırlara sığamayacak pek çok ayrıntıyı Phonem kapsamında 28 Ekim tarihinde İstanbul'da paylaşmışlardı. Soundtrack, Mogwai'nin müziğini takip edenlerin bildiği üzere bir dökümanter için kurgulamış oldukları ilk özel çalışma.

Zidane "A 21 st Century Portrait", Douglas Gordon ile Phillipe Parreno'nun yönettiği ve Cannes Film Festivalinde yarışma dışı özel gösterimi gerçekleştirilmiş bir çalışma. Zinedine Zidane'ın 23 Nisan 2005 tarihinde Real Madrid ile Villareal maçının, sinematograf Darius Khondji tarafınadan idare edilen 17 farklı kamera ile gerçekleştirilen özel bir teknik ile çekimini barındırıyor. Bir futbol maçı süresinde gerçekleştirilen dış çekimlerin katkısıyla farklı bir kurguyu ortaya koymayı başarıyor. Kitlelerin afyonu temasıyla odaklanmış futbol endüstrisinin de yamacında farklı bir figürün, ustalığı ve yaşamsal verileri birer birer ekrana sunuluyor. Filmin etkisini arttıran unsurlardan biri de tabii ki onu daha anlamlı kılan müziği oluşturuyor. Stuart Braithwaite'in deyişi ile farklı şeylerde kullanılmış olan müziklerinin ilk defa yüreklerinden geçen bir işle bağlantılandırılması onları bu projenin içerisinde yer almaları konusunda heveslendirmeye yeterli kılmış. Sinematografik yansımaların betimlendiği çalışmadan sesler arasında işlenen naifliği, sizi o ana adapte eden ağır çekim “7.25” , klavyenin siyah/beyazlığını yalın, aynen daha önce tatbik ettiğimiz deneysellik ile bütünleyen “Time And A Half”, dinlemesi özen gerektiren, gerçek seslerin noise sularına salınıldığı yaklaşık yarım saatlik “Black Spider 2” albümde ön plana çıkan çalışmalardan. Hiçbiryerin müziğinde kendine yer bulmak isteyen okurlarımıza Mogwai -tüm albümleri- nin Zidane "A 21st Century Portrait" çalışması önerimizdir.
Maşina Ayın Kırkbeşliği
Move D – Anne Will Remixes Part 1 (Liebe*Detail Spezial)

Sesler arasında seyyahlığın sonsuzluğunu irdeleyen bir etiket Liebe*Detail. Farklı tematik yapılandırmaları ile şimdinin minimal techno sahnesinde çokça uygulanmakta olan Split EP geleneğinin de başatlarından. Plağın iki yüzünü, birbirleri ile ilintili prodüktörlere emanet ederek farklı ses temaslarının ortaya konmasını, nitelikli çalışmaların daha çok dinleyiciye ulaşabilmesi için bir aracı olarak kullanmaktalar. Minimal Techno’nun geniş tutulmuş bir özeti kıvamındaki çalışma dizininin ardından etiket bu sefer Spezial tamlamasını da ekleyerek yeni bir serüvenin başlangıcını veriyor.

Minimal elektronik müziğin giderek bir örnekleşmesinin aksine, ayrıntılarda işlenmiş olan yansımaları dinleyicilerle paylaşan bir isim Move D aka David Moufang serinin ilk konuğu. 1992 yılından bu yana gerek kendi etiketi olan Source Records ile gerekse de Jonas Grossmann ile Deep Space Network, Kai Kroker (aka Rawell) ve Jamie Hodge ile Studio Pankow ve Ambient’ın isim babalarından Pete Namlook ile elektronik müziğin enginliğinden sesleri ortaya çıkaran bir prodüktör.

Liebe*Detail etiketinden 2005 yılında yayınlanmış olan Anne Will’in Vincenzo, Argy ve Lawrence tarafından gerçekleştirilen remiksleri plakta yer almakta. Ağırlıklı olarak deep house sahnesinde ve Dessous Recordings etiketiyle yayınlamış çalışmaları ile dikkat çeken Vincenzo, orjinal versiyonu muhafaza ederek, kotardığı derin kurgusu ile parçanın house’a en yakın dönüşümünü gerçekleştiriyor. Ses kolajlamadaki yetisi ile Hamburg minimal sahnesinin medar-ı iftiharı olan Lawrence, kendi ses kompozisyonunu bu sefer de Anne Will içerisinde kullanmış sonuç ise House dinleyicilerini tatmin edecek kadar yetkin.Bu iki ismin yanı sıra Rum prodüktör Argy’nin de giderek daha kuvvetli bass düzeneklerinin menziline dahil olduğu nu skool versiyonu parçanın her prodüktörün elinde ne kadar farklı noktaları ulaştırabileceğinin kanıtını oluşturuyor. Çalışmanın ikinci ayağı olan Part 2 ise Denis Karimani (Remute), My My ve Jackmate’in düzenlemeleri ile 19 Mart tarihinde yayınlanacak.

Maşina Ayın Günce Sitesi
Alçak Basınç http://alcakbasinc.blogspot.com/
Internet, en yalın haliyle bile negatif yüklemlere açık bir platform olarak algılanabilmekte. Sözel ve Görsel olarak pek çok ayrıntının gelişigüzel bir şekilde salınıldığı bir uçsuz vâha. Böylesi komplike bir sistemin paramparça olmasını engellleyen çabalar biraz daha ön plana çekilirse sanırız vehamet duyulması gerekenlerden daha çok ilgilenebilinecek derin bilgi kapsüllerini gündelik yaşantımızda yardımcı olarak kullanmaya daha çok alışacağız.
Müzik’te bu çok katmanlı sunumlandırma biçemlerinden kendi doğrularını keşfedebilmiş isimler ile ses emektarları artık daha çabuk bizlerin beğenisine sunuluyor. Boyalı basın denilen ve ancak tek sütünda binlerce dolarlık promosyon materyali gözlemiyle sunulan, alınız tüketiniz daha da çok tüketiniz tenkitleriyle ambalajlanmış müziğin alternatifini böylesi web sitelerine, ağ güncelerine borçluyuz. Modern müziğin en geniş çaplı tanımlandırmaları, eğlendirici, ironik yanları ile çapıcı örnekleri, sözlerin karşısında hiçbir sahte imajın dayatılamayacağının altını çizen örnekler bir kaç tıklama uzağımızda.
Bu başlık altında sizlere mümkün olduğunca, ülkemiz sınırları dahilinde alternatif/elektronik müziklerin yazınsallığına boyut katan günceleri irdelemeye çalışıyoruz. Müziğin belirli bir zümre için değil, ilgili olmaya çabalayan, edinip bir kenara not etmeyi seven, yeterli İngilizce bilgisine sahip olmadan da şarkılar hakkında ayrıntılara ulaşabilmeyi kolaylaştıran örnekleri genişletmeye devam ediyoruz. Edeceğiz.
Bu sayımızın konuğu da, yıllardır Roll, Bant, Rolling Stone gibi müzik dergiciliğinin sayılı yayın organlarında yazıları ile katkı sağlamış bir isim olan Harun İzer’in Alçak Basınç güncesi. İzer, yazarlığının yanı sıra, seçkisi ile sadık bir dinleyici kitlesine vaazlar verdiği Dogztar gecelerinin de Dj’liği,İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda ise caz festivali projesinde ise profesyonelliğini konuşturmasının neticesini, tartımlarını, inceleme ve gözlemlerini bu çalışmada takipçilerine sunuyor.
Elektro’nun giderek eriyik bir hal içerisinde indie’nin sert gitarları içerisine harman edilmesinin neticeleri, geçtiğimiz sene 4.düzenlenmiş olan Phonem Elektronik Müzik platosunun ardından bilmediklerimize işaret eden kulis muhabbetlerine, daha yeni çıktı bunlar kabilinden yeni topluluklar hakkında detaylı yazılara ulaşabileceğiniz bir günce. Henüz ikinci ayında olmasına karşın (daha öncesi websitesi.blogspot.com) yalın ve temiz Türkçe ile kotarılmış bir müzik kaynağı arayan okurlarımıza öneririz.

Maşina TamPUAN
Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler
Lawrence-Playlist For February (Dial)
1.) Pigon – May In Little Albio Street (Dial)
2.) Daniel Stefanik & Tasnadi – Doch Nicht (Cargo Edition)
3.) Networldaquarium – Rox (Delsin Records)
4.) Convextion – Astrum (Down Low)
5.) Jerome – Boom Bap (Intacto)
6.) Pantha Du Prince – Asha (Dial)
7.) Move D – Anne Will (Lawrence Remix) (Liebe*Detail Spezial)
8.) Benjamin Fehr/ FFWD – Consequences (Villalobos Remix) (Catenaccio Records)
9.) Shed – Stars (Shawn Rudiman Mix) (Solocation Records)
10.) Rejected – SL3 (Rejected Music)

Elektron Maşina TamPuan

1.) Safety Scissors - Where Is Germany & How Do I Get There (Ellen Allien Germany Remix) (BPitch Control)
2.) Misc. – Camera Obscura (Cereal Killers)
3.) Onur Özer – Allegro Energico (Vakant)
4.) Gui Boratto – Atol (Hardfloor Remix) (Harthouse Mannheim)
5.) Klockworks – Glandula Piti (Klockworks)
6.) Automat – Prelude 4 (Karat)
7.) Claude VonStroke – Who’s Afraid Of Detroit ? (Kevin Saunderson Remix) (Dirtybird)
8.) Carsten Jost – Love (Dial)
9.) Ellen Allien & Apparat – Red Planets (BPitch Control)
10.) Serafim Tsotsonis – Wood Street (Klik Records)

Maşina Ağ Gezgini
Mogwai
Mogwai At Myspace
Zidane "A 21st Century Portrait" Official Site
Move D
Move D At Source Records
Source Records
Liebe * Detail
Anne Will Remixes Part 2
Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Mart 2007 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlamış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...

Thursday, December 20, 2007

Deuss Ex Machina # 194 - Özel Dosya - Karlheinz Stockhausen

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_194_--_Özel Dosya - Karlheinz Stockhausen
17 Aralık 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
>1<-Can-Pinch (United Artists Records)
>2<-Karlheinz Stockhausen-Klavierstück IV (1952-53) (Wergo)
>3<-Susumu Yokota-3D3 (Koplatiko)
>4<-The Beatles-Tomorrow Never Knows (Apple Records)
>5<-Can-Vernal Equinox (Spoon Records)
>6<-Karlheinz Stockhausen-Kontakte Struktur V (1959-60) (Stockhausen Verlag)
>7<-Karlheinz Stockhausen-Kontakte Struktur XI (1959-60) (Stockhausen Verlag)
>8<-Philip Glass-Akhnaten ACT 1 Prelude Refrain, Vers 1 & Vers 2 (Sony Classical)
>9<-Susumu Yokota-Saboten (Sublime Records)

Özel Dosya - Karlheinz Stockhausen Bölüm (194) – Egzantrik, Egzersiz, Dün ve Bugün birbirlerine ParaLeL Açılımlar, Seessiz Tomarla Issız Yığınlar (EaUTDVSS)

>>>>>Bildirgeç
Düşünsel egzersizler, usumuzun içerisindeki mekanik kaosu alt edebilmemiz için çaba sarf etmeye devam ediyor. Yüzeysel inanışlar, birbirleri ile çelişen oldu bitti tamam deyişler, menkul bir değeri olmasa da söz öbeği kontenjanı içerisinde daha da şişkinleşen, aymazlaşan kakafonik unsurlar, düşüncenin önüne set çekmeye « ısrarlarını muhafaza ederek » devam ediyor. Bu kesin ve net olan gürültünün şiddeti o kadar yüksek perdelerden tınlamaya başladı ki, düşünselliğin yerine genel bir kabul görü peydahlandı. Artık herkesin farklılıklarına dair ayrıntılar değil, dayatılanlar hepimizin normali olmaya başladı. Bilerek ama bilmeyerek bu gürültü içerisinde yalıtılmış özneler olarak yeniden kurgulandık, biraz daha gayretkeşlik ile sonunda herkesin aynı tınlaması, konuşması ve hatta (biraz ütopik de olsa) düşünmesi bile sağlanacağını belirlemek şimdi çok mümkün « Acı var mı efendim ? – Maalesef iliğimize kadar »

Ekran dediğimiz birbirinden farklı tematik unsurları izleyicilere ulaştıran, öğretici olması beklenen televizyonlarımızın içler acısı halleri de bu durum içerisinde değerlendirilebilir. Toplu bir paranoya, iki sentez, üç cümle ile beraber her bir şeyden haberdar olmaya çalışan bünyelere, aşırı doz tedavisi uygulanması da biraz da yukarıda açıklamaya çabaladığımız önermenin geçerliliğini sağlayan bir ayrıntı olarak okunabilir. Düşünmeden kâti karar vermeyi, yargılamak için sözün öneminin kalmadığı, linç etmek kadar kolayı varken düşünselliğin ne önemi var değil mi sevgili okurlar ? Birbiriyle zincirleme bir bileşke ile tüm bu ayırt ediciliği tetikleyen bir diğer etmen olan yazılı medyada bu tutarlı çelişimlerin devamlılığını sağlamada, şaryonun düzgün çalışmasına olanak sağlayan bir diğer ana unsur. Handiyse element. Zihinsel gelişimlerin paralel olarak sağlanabilmesi için daha çok farklı okumalara ve ne kadar onaylamıyor olursak olalım çözümlemelere ulaşmak için diğer seslere de ihtiyaç duymamız manidar değilse çitlembik midir ? Tahammül ettiğimiz her açılım ile beraber zihnimizde de alternatif bir açılım sağlayabimek bu işin kazanımı iken şimdi tabumuz olmaya ilerliyor.

Aidiyetlerimizin sorgulanmasından, genel geçer konularda dahil bölümlenmeye uğraştırılan toplumsal bellek « bel vermeye » başlıyor. Mümkünatlar sınana sınana, geçerliliği sorgulanamayacak olana yerini teslim ediyor. Ekranlar ile yazılı basın bal börek. Konuşma ve yazmanın biçemleri üzerinde kafa patlatmak yerine, inceden cımbızlanarak seçilmiş bir kaç cümle bütününü anlayabilmemiz için sirküle ediliyor. Yetişen akıl yetişemeyen hızla beraber birbiri içerisinde daha da karmaşıklaşarak anlamsız bir sonuca doğru ilerliyor. Son olarak geçtiğimiz günlerde usta piyanistimiz Fazıl Say’ın Süddeutsche Zeitung gazetesine vermiş olduğu mülakatın « Türkiye’den uzaklaşmak veya ayrılmak » okumalarına göz gezdirdiğimizde bir düşünsel açılıma karşı kötüleme, öyle değil efendim işin doğrusu söylemleri ortaya çıkartılıyor. Söz konusu isim Türkiye’nin Batı’da gerçekten kültürel anlamda ilericiliğini ortaya çıkartan bir prodüktör, üretici olsa dahi, serzenişte bulunmaya çalışması, insansı kimi kaygılarını (önemseyip önemsememek size kalmış) dile getirmesi dahil kendisi hakkında MEB tarafından dava açılmasını, birbiri ardına soruşturmaların izlemesini engellemiyor. Müzik eğitiminin yetersizliğinden, giderek kapalı bir toplum olma yolunda ilerleyen açılımların engelleyiciliğine, sansürüne dair bir hasbıhal. Durum beyanatı. Kanaatler ve savın ortaya atılmasından sonra açılımlar ve sesler çok çeşitli.Oysa düşünsellik ve anlamanın çok da kolay olabileceği yöntemler hala insanlığın elinde mevcut. Bilgi denilen ganimet ise ağ bağlantılarının önümüze sunduğu engin otobanın içerisinde keşif edilmeyi bekleyen bir sığınak. Anlaşılabilir olmak için denemekten, sesin farklı yönlerindeki tepkileşimlerinden, müziğin görece farklı anlamlarından, kurgunun insancıllığından ötesini beklemeyen bir yazarın serzenişleri olarak da değerlendirebilirsiniz tüm bu yazınsal dökümü.

Manasızlaşmaya başlayan hayat akışı içerisinde iki bukle de olsa iyi bir şeyler eklemeyebilme çabası içerisinde olan Deuss Ex Machina’nın genel çizginin dışında dahası uğraş isteyen seslerle haşır neşirliği de bu sebeplerden ileri geliyor. Düşünsel egzersizlerin bizleri daha da sağlıklı bireyler haline dönüştüreceğine olan sebatımız bir yana, artık okuryazarlığın sadece bilgi ağı içerisinde var olabilmek için 500 kelime dağarcığına sahip bünyelerden daha fazlasını ortaya çıkartabilmesi için de bir terennüm. bir teşebbüs oluşturmasını amaçlıyoruz. Bu minvalde geçtiğimiz Pazartesi akşamı Sühan Gürer’in konukluğunda gerçekleştirdiğimiz Deuss Ex Machina’nın 194.bölümü içerisinde de bu minvalde, çelişen, çarpışan, ayırt edilen ama asla bölümlenemeyecek olan müzikal destinasyonların ustası olmuş bir prodüktörü Karlheinz Stockhausen’i ölümünün ardından yâd etme olanağına haiz olduk.

Söylence kültürü içerisinde olabildiğince çok şeyi amaç edinmiş bir kompozitör, eğitmen, kurgucu, kuramcı ve akademisyen olan bir isim olan Stockhausen’i bir saatliğine de olsa sizlere taşıyabilmek bile başlı başına bir deneyim olduğunun altını bir kere daha çizelim. Söz konusu olan müzikal açılımların nispeten hazmedilebilir, düz akışlardan ibaret notaların dönüşmesinden çok, notalar ile kurgulanmış manifestolardan, sanatçının güncesinden detayların sanatını oluştururken kendisine olan etkilerine, modernliği ve elektronik müziğin çehresinin gelişimini gerek öğrencilerinin çalışmalarından, gerekse de ilerleyen paragraflarda değineceğimiz tekniklerini kullanan üreteçlerin çalışmalarını paylaşmaya, anlamlı bir düşünsel egzersiz ortaya çıkartmaya çalıştık.

22 Ağustos 1928’de Dünya’ya gelen Karlheinz Stockhausen (KS)’in çocukluğun geçtiği dönem deyim yerindeyse Dünya’nın zıvanadan çıktığı bir döneme tekabül eder. Mutlak bir karamsarlığın, savaşın yıkımının delicesine hakim olduğu bir coğrafya üzerinde, önce annesinin akli dengesini yitirmesi, ardından kardeşinin vefatı ve babasının İkinci Dünya Savaşı sırasında gidip dönemeyeceğini resmen beyan etmesinin ardından genç bir bireyin başına gelebilecek tüm olumsuzlukların en zor olanını birbiri ardına yaşamış bir birey karşımıza çıkıyor. Modern Avrupa kuramının temellerinin atılamadığı o vahşet günlerinin içerisinde, daima bu yıkımları biriktirmesi neticesinde ilerleyen dönemlerinde müziğinin içinde ortaya çıkacak olan yıkımsal icra biçimlerinin, sorgulatıcı düşünce alt metinlerinin, dahası bir normal bireyin başına gelse bile dünyası yıkılacak bir dizi gelişimin ardından sonuna kadar direnmesini sembolize eden, betimleyen çalışlar bir kompozitörün özetini ortaya çıakrtmak istediğimizde, KS’i daha iyi anlayabilmek için bize gerekli ipuçlarını da beraberinde sunuyor.


1947’den 1951 yılına kadar KS, Köln Müzik Akademisinde müzik pedagojisi üzerine eğitimini, ilham kaynakları olacak olan Hermann Schröder, Olivier Messiaen (analiz), Darius Milhaud (kompozisyon) gibi Alman Akademi sahnesinin önemli eğitmenlerinden alarak tamamlar. Bu eğitime paralel olarak da psikoloji bölümünü de beraberinde bitirir ve 1950’li yılların başından itibaren önce akademik çevre içerisinde ve okulunda icra edeceği bestelerinin üretimine yönelir. Schoenberg’in oniki ton tekniğinin karşı, « punktuelle » ya da noktasal müziği ortaya çıkartan kompozisyonlarını bu dönem içerisinde oluşturarak kayıt altına alır. Seslerin yoğun kullanımı yerine daha makul notasal çıkartımlar ile müzik ve ses ve sessizlik arasında belgelenebilecek bir kolaj ortaya çıkar. Bunun çarpıcı örnekleri arasında daha önce yayınlanmamış olan Punkte ve Kontra Punkte’ (1952) den de öğeleri barındıran Klavierstück I-IV kaydı bu dönemsel üretimlerine kulak kabartabilmeniz için önemli açılımlardan birisi olarak değerlendirilebilir. 1952-3 yılları içerisinde filizlenmeye başlayan Musique Concréte, Elektronik Teyp Müziği, Space Music gibi disiplinlerin etkileşmini de barındıran birer yapılandırma olarak da kurgulanabilir tüm bu çalışlar.

KS, elektronik müzik temasının oluşmasında duayenlerden birisi olan eklektist kurgucu « Edgar Varese »nin çalışmalarından da feyz alarak teorisyenliğe geçiş yapar.Bu noktada elektronik müzik tanımının da literatürde şu şekilde olduğunu belirtmekte fayda var ; « Elektronik müzik, en yalın tanımıyla, doğrudan ses şeridi üzerinde bestelenen müziktir. Yani besteci doğal sesler ya da frekans osilatörü yoluyla üretilmiş seslerle çalışmaya başlar, bunları ses şeridine geçer ; sonra da bu ses parçacıklarını daha hızlı veya daha yavaş tempolarda, daha alçak veya daha yüksek ses yüksekliklerinde, daha yüksek veya daha kısık ses seviyelerinde, ileriye ya da geriye doğru vb. şekillerde kaydederek bir müzik parçası oluşturur. Böylesi bir çalışma bütünüyle tesadüfi öğeler taşıyabilir ya da bütünüyle önceden planlanabilir. Veya, elektronik bir mekanizma yoluyla zaman, ses yüksekliği, ses seviyesi ile ilgili önceden planlanan düzenlemeler doğrudan ses şeridine geçirilebilir. Bu tür bir müzik KS, Pierre Boulez, Luciano Berio, Milton Babbitt ve başkalarınca yazılmıştır. » [Leonard Mayer’in Music, The Arts And Ideas (1967) adlı kitabındaki The End Of The Renaissance ? bölümünden alıntılanmıştır.-Türkçe kaynakça Hira Doğrul derlemesi Alışılmadık sesler kitabı (Dost Kitabevi)]

Yukarıda alıntıladığımız tanımlandırmanın sınırlarında, ince hesaplar ile kurgulanmış matematiksel açılımlar KS’in müziğini farklı noktalara taşıyabilmesini, belki bugün bahsetmiş olduğumuz elektronik müzik üretiminin de ilk çıkarsamaları olarak okunabilir. Dönemdaş olduğu pek çok prodüktörün işin doğasını bozması neticesinde eleştirdiği (önceden kurgu ile sonuca ulaşan yapıtlar) KS’in bu konuya biraz önceki makalede değindiği bir ayrıntıyı da sizlerle paylaşmak istiyoruz. « Her bir bölümde bir kristal gibi tek ve kendine yeten bir dünya yaratmak’tan söz eder KS, öyle ki, « her çalınışı birbirlerinden farklıdır ama aslında aynıdır. Tamamıyla döngüsel olacağı için başından, ortasından ya da sonundan çalınmaya başlanması hiç mi hiç fark etmemelidir. » (Francis Burt ‘An Anthesis’ inden a.g.k.). Farklılığının da temellerinde yer alan önemli bir çıkıştır da bu, sanatçının üretimine olan inancı, yapmış olduğu önermelerin yerleşikliği, yıllar öncesinden takındığı tavır ile avangard müziğin de anlaşılabilirliğini ortaya çıkartan pek çok saptama ortaya çıkamaktadır ki, bu satırlar arasında değinmeye ne sayfalar ne de birikimimiz yeterlidir.

Bu çoklu evreler arasında geçişleri de deneyleri de bol müzikal üretim döneminin ardından KS 1960’lardan itibaren vokal temelli prodüksyonlara bir geri dönüşüm gerçekleştirir. Gesang Der Jünglinge insan sesi kullanımındaki değişik varyasyonlar ile nasıl sonuçlara ulaşılabileceğini de ortaya çıkartan bir çıkarsama olarak değerlendirilebilir. 1970’li yıllarda bu birikimlerin ve önermelerin ışığında akademik çalışmalarına da teorisyeniğe de bir geri dönüşüm gerçekleştirir. Tek, çift ve üçlü melodili çalışmalar ile farklı prensiplerden hareket eden ama birbirleriyle paralel dinlencelikler de ortaya çıkartan, dahası nüanslar arsında ince tonlamaların keşfedildiği, sesin görece daha kolay üretilebilir olduğu bir dönemde üretmiş olduğu çalışmalar ile modern müziğin seceresinde yerini giderek sabitleştiren, öncül isimlerden biri olarak müzik tarihinde yerini alır. KS’in bu önermelerinin farklı okumalarını ve üretimlerini bugünün müzik sahnesinde önemli tını derleyicileri olarak savlayabileceğimiz, Susumu Yokota, Thomas Brinkmann, Pita ve ilk dönem kayıtları ile Scanner gibi isimlerin çalışmalarında irdeleyebilirsiniz.


80’li yıllardan itibaren akademik üretimlerin çıtasına ulaşmış bir isim olan KS’in kariyerinde önemli yer tutan Licht operasına da değinmekte fayda var. Haftanın yedi gününe ait farklı etiketlemeler, alt başlıklar ve önermeler ile bunları birbirine yedirdiği, Michael, Eve ve Lucifer karakterlerine özneler yükleyerek kotardığı Licht, insan sesinin kurgulama biçimleri arasında müzikle haşır neşirliğini ortaya döken bir deneyselliği beraberinde getirmekte idi. Tümleşik ve kavramın sabitliğine biat etmek yerine daima bir yenilik ortaya çıkartabilmenin de azmini KS’de görmeniz mümkün. Sofistike işler ortaya çıkartmak için derdest edilmiş kurgular ile alaşağı bir kakafoniyi sunmak yerine, üzerine düşünülmüş manidar kılınacak kimi ayrıntı öğelerini barındıran, düşünsel manada gerçek bir felsefik açılımın temsilcilsi olarak tanımlarsak sanırız KS’in ne kadar önemli bir kaynak olduğu konusunda bir intibaa uyandırabilecektir.

Tüm bu çalış prensipleri, devir değişse de geliştirmekten çekinmediği ve / veya eklemekten imtina etmediği yeni yapılandırmaları ile beraber KS’in bir başka önemli başarısı da aralarında Can grubunun temellerinde yer almış ‘Holger Czukay’ ve ‘Irmin Schmidt’ ikilisi, üçüncü dünya ritimleri/ müzik örgüsü temel oluşturan, hint ezgilerini elektronik filtrelerden geçirerek kotardığı albümü « Vernal Equinox » ile tanıdığımız ‘Joe Hassell’, minimalist kuşağın en çarpıcı icracıları arasında gösterilen, Hint ve Türk klasik müziğindeki pes sesli fonu (drone) yoğun biçimde kullanan başlangıç/son düşüncesinden arıtılmış « Dream House » yaptının mimarı ‘La Monte Young’ gibi onlarca kompozitöre eğitmenlik yaparak, gerçek bir çığır açıcı öğretici olması da kendisini 20 yy.ın önemli isimleri arasında anmamızı kolay kılıyor.

Çözümlemeleri ile sadece tek bir türe bağlı kalmamış, elektronik teyp müziğinden, tekli-üçlü notalar ile kotarılmış yapıtlara piyano kompozisyonlarına neo klasiğe uzanmış bir ömrü takdir edersiniz ki iki üç satır ile anlatabilmenin mümkünatı yok. Stockhausen’de (göçüp gitmiş olsa da) üretimleri ile Dünya’nın merkezine sinyallerini yollamaya devam ediyor. Bilinmezliğin, deneyimleme yetisinin, görece anlamlandırabilmenin tüm detayları ile keşfetmeniz dileğimizle…

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Karlheinz Stockhausen Official Site
Karlheinz Stockhausen Okunası Röportaj / Kritikler
Karlheinz Stockhausen On Wikipedia
Karlheinz Stockhausen On New Albion
Alışılmadık Sesler – Derleyen Hira Doğrul Dost Kitabevi Yayınları
Can Official Site
Susumu Yokota Official Site
The Beatles Official Site
Philip Glass Official Site
Sühan Gürer'in Stockhausen Anma Yazısı

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm
http://deuss-makina.blogspot.com/


Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
En El Ojo - By Namm
http://www.flickr.com/photo_zoom.gne?id=1781753116&size=l
© Namm / Pablo Flores http://www.flickr.com/photos/namm
Stockhausen Photos
1-) http://www.flickr.com/photos/oldvalvemic/
2-) http://www.flickr.com/photos/moogulator/
3-) http://www.flickr.com/photos/nematode

>>>>>Poemé
Sessiz Müzik - Sezai KARAKOÇ

Sen kış güneşi misin
Yakarsın ısıtmazsın

Bir ırmağın ortası yoksa
Seni mi hatırlayacağım

Bu dünyada olup bitenlerin
Olup bitmemiş olması için
Ne yapıyorsun

Sizin evin duvarları taştan
Dumanı da mı taştan

Seni kız arkadaşlarından
Sevinç gözyaşları içinde
Öpen olmayacak mı

Ezberlediğin şiir
Beklediğin adam

Wednesday, December 12, 2007

Deuss Ex Machina # 193 - 180 Sek. Fyrir Sólarupprás

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_193_--_180 Sek. Fyrir Sólarupprás

10 Aralık 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-PJ Harvey-Dear Darkness (Island Records)
>2<-PJ Harvey-Silence (Island Records)
>3<-PJ Harvey-The Devil (Island Records)
>4<-Sigur Rós-Salka (XL Recordings)
>5<-Sigur Rós-Hljómalind (XL Recordings)
>6<-Battles-Tonto (Live At FRF 2007) (Warp Records)
>7<-Odd Nosdam-Freakout 3 (Anticon)
>8<-Odd Nosdam-Kill Tone (Anticon)
>9<-MRK 1-Slope (Planet µ)
>10<-MRK 1-Trip Down The Nile (Planet µ)
>11<-Pole-Sylenstein (Deadbeat Remix) (~scape)
>12<-Shantel-Koupes I’ll Smash Glasses (Essay Recordings)

180 Sek. Fyrir Sólarupprás Bölüm (193) – Dimağ Bölünmüş, Ayırdına Varılamayan Gerçeklik Sonsuz Uykuya Gerisin Geriye Çekiyor. Acıya Dayanamayan Bünyeyi (PrTN)

>>>>>Bildirgeç
Müstakil bir devinim içerisinde kendi yolunu bulabilmek en büyük kazanım, kitleler ve çağların hızlılığında vesair muğlaklığında. Gün dediğimiz kavramın artık uzatılabilecek bir yanı olmamasına karşın kimilerimiz için vakit yetişmez, yetişmiyor. (24/7 Offline) Dakikaların birbirini kovalaması bir buhranın bir telâşesinin, ardı arkası gelmeyecek bir zil sesinin sonsuzluğuna ulaşacağımız gün dönümlerine yaklaşmaması için kasım kasım kasılınıyor. Hızı son derece iyi bir biçimde ayarlanmış bir koşu bandında geri geri gitmeye çalışmak gibi, olanaksız ve yorucu bir biçimde. İleri hameleler her halûkarda kaç saniye kaybederim diye tartılıp düşünüldükten, belki iyice emin olunduktan sonra atılıyor. Cömertçe harcayabileceğimiz, hovardalık zamanlarımız geçmişte kaldı. Son tren de hareket etmek üzere. « Acele » gişelere yöneliniz.

İvedi hareket etmek ile giderek robotlaşan, yalnızlaşan ve ötekine tahammül etmek yerine boyunduruğu altında ezmeye meyillenen insanoğlu için zaman kavramı her daim can alıcılığını koruyor. Düşünmelerimiz bile şehr-i Stanbul’un trafik akışı gibi bir anda karmaşıklaşıp kaotik bir görüngü sergileyebiliyor. İçerisine düşmüş olduğumuz ağ içerisinde bir hamster, bir deney zımbırtısı olmak belki heveskar ve maceraperver yaşayışları mutlu ve mesut kılabilir, ama ya ötesi. Korunaklı kıldığımız ve kendimizce açığımızı barındırmayan, kem gözlerden gizleyen ; koruma kalkanlarımız maalesef bu aralıklarda görünmez kalıyor. Etkisi geçici olarak servis dışını işaret ediyor. Süremiz yeterli olmadığından kendimiz için önemli bulunan bu unsurda bile şarjımızı (pardon uykumuzu düzenli alamadığımızdan, dedikodu yapmak için resmi geçit ünlülerini ekran karşısında yakalamya çalışıp debelenmekten, günlük hareketliliğin kendisi politikken ısrarla ve değişmez bir özgüvenle onu gözardı etmekten, kimliğimizi bile tam tanımlayamıyorken, öteki hakkında ahkam kesmekten, ele avuca sığdırıp hiddetli hiddetli eleştirmekten) tam olarak yapamıyoruz.

Güzellik dediğimiz kavramın bile sırf içerisinde müdahil olamadığımız anlarda karşıt bir biçimde kınıyoruz. Yontuyor, kaotik bir biçem ile kötülüyoruz. Tıpkı bir buton varmışcasına veya ulaşacakmışcasına. « Hepimiz Kınamacıyız ». Kendimiz ile ilgili bilgileri xyz sitesinde afişe etmekten çekinmezken (üstelik kayıp ettiğimiz süreyi göz önünde bulundurduğunuzda ekonomistleri ve yüce yüce değerlendirmecileri çıldırtan bir süre kaybı, onlar için en en önemlisi olarak lanse edilen maddi kayıp söz konusu – alın size bir patlak nokta vakit kaybına ithafen) verilerimizin anlık akış içerisinde gerçekten çözümlülüğe yardımcı olabilecek konularda kullanmamayı « Sarı Çizmeli Mehmet Ağa » formülü ile idare etmeyi tercih ediyoruz. Tenkitleriniz için 8’i tuşlayınız. İyi Günler.

Zamanda bu arada önlenemez bir biçimde su gibi akıp gidiyor değerli okur. Şimdiden bir onbeş dakikanızı heba ettirmeyi başardık. Koskoca bir üçyüzaltmışbeşgün ve altı saatlik blok içerisinde yitirilen küçük bir dilim de olsa, iş görüşleri paydalamak, yönelişimleri aktarmak olunca umarız ki bir süreliğine kayıp zaman önemini yitiriyor ve nötrleşiyordur. Kalıplara bağlı ve yaygın olanın aksine yavaşlamaya meyil edenlerin bir durağından seslenmeye çabalayoruz sizlere. Önemli gelebilecek ayrıntıların, akışın hızı içerisinde göz ucuyla bile yakalanabilmesi için bir yerde tüm bu çaba. Öylesine değil, keşfedebilmenin getirmiş olduğu artılar, gidilen yolda ilave edilen her bir yeni araç ile yaşam öğretileri bizleri müziğin içerisinde de farkı temas noktalarını yakalayabilmesini olanaklı kılıyor.

Müzik de kendini bu soyutlanmış düzlemler yumağı içerisinde çoğu zaman, zamansız, mekansız bir formüle ile dinleyicilerle buluşur. Kâti olanın değil, süreklilik arz eden, ipuçlarını vermesine karşın, dinleyicinin bilincinde oluşturulmasına izin verilen muğlak bir coğrafik açılımlar bütünü olarak da değerlendirilebilir - müzik. Dinlenilen her tınıda, her bir kompozisyonda bu farklı tartımlar, damakta ve bellekte ayrı izler bırakan açılımlar, genel geçerliliğin karşısında durağan ama gelişmeye de çokça elverişli bir zihin jimnastiğini imdinin beşerine sunar. Tavizsiz ve olduğu gibi. Tek yapılması gereken kulaklarımızı dört açarak, seslerin arasında bizlere bahşedilmiş olan ayrıntıları yakalamak, kendi yorumlamalarımız ile farklı okumaların tadına varabilmek. Zamanın hoyrat bir biçimde tüketilmesine karşın işe yarar bir biçimle, bilerek ve isteyerek. Değerli olana ciddi anlamda vakit ayırarak. Müziğin ayırdına varmak isteyenleri çift kulaklıklarımızla baş başa bırakıyoruz.

Bu tümleşik yapı ile giderek mekanikleşen insani yapıyı da hiç olmazsa bir süreliğine daha olduğu gibi, hatasıyla sevabıyla, bunların getirisi/götürüsü olabilecek değişkenler ile açılımlayabilmek için ihtiyacımız olan bir durum müzik. Keskin köşeleri ile bi’örnek değiştirilemez olan yargıları aşmaktan tutun da, zihinde hiç vakıf olamadığımız yönelişimlerin ve anıların izlerini süremeye hep bu tını dehlizleri vasıta ve aracı oldu, yıllar yılı. Söz konusu müzikse detaylandırmak ve istediğimizi alabileceğimiz onlarca çeşit olunca, metropol insanları olarak kaçış noktalarımızın sayısı da alabildiğince çoğalıyor. Geçtiğimiz günlerde kaybetmiş olduğumuz ve detaylandırdığı müzikal komponentler ile kurulmuş düzeneğe karşıt bir manifesto’yu oluşturmuş, bizhati kendisi bir alamet-i farika olan Karl-Heinz Stockhausen’de bu minvalde incelip, kalınlaşan ses formları ile muğlak bir bileşkeden daha fazlasını dinleyenlere ulaştırdı. Tıpkı yukarıdaki satır ve paragraflar içerisinde değinmeye çabaladığımız gibi zaman ve süreklilik kavimlerini zorlayarak, bilerek ve isteyerek.

Deuss Ex Machina’nın Dinamo FM’de serüveninin 193. durağı olan programı içerisinde de bu çağrışımlara denk düşen, metafor olarak da kullanılabilecek parçalar ile bir izlek ortaya çıkartmaya çalıştık. Ümitsizliğin tavan yaptığı, görece anlamlı bir çıkışa hasret kaldığımız anların kurgularından, mutlak olmasa bile en azından bir süreliğine yüzümüzde gülümseme bıraktırmayı başaran deneyselliklere kulak kabartma imkanımız oldu. Süre baki kalmakla birlikte tını bereketinden iyi bir seçki daha ortaya çıkartabilmek için çabalamaya devam ettik. Bu birbirleriyle alaşım halini alan, belki nefes alan sözlerin ve müziklerin içerisinde bir tanışı sizlerle yeniden bir araya getirmek istiyoruz. Soğuk bir iklimin içerisinde, bemebeyaz sessizliği yıllardır işleyen bir ekip olan İzlanda’lı Sigur Ros bu haftaki önerimiz olarak sizlerin beğenisine sunuyoruz.

Doğanın bemebeyaz bir örtüye bürünmesi neticesinde ortaya çıkan sonsuzluk vaatli bir manzara. Issızlığın ortasına düşmüşcesine, yalın ve tedbirsiz ama içerisinde oldukça alışılan bir muğlak durum. Ortaya çıkan bir simya tüm bu sinematografik suretin üzerinde kendini evririp çevirerek yankılanmaya devam ediyor. Giderek yükselen bir akustik seremoniden neredeyse fısıltıya dönüşen bir masalsı niniye uzanan bir dönüşüm. Çağrışımın zamanı da yok üstelik, bembeyaz olan platomuz gibi bir görünüp bir yok olan bir tını sağanağı. Sigur Ros’un üretmiş olduğu müziği de tanımlayan yegane çıkarım da bu sanırız. Yıllardır üretmiş oldukları sesleri açmaya kalktığınızda hatra düşen ilk tümceler. Soğuk bir mevsimin yalapalayan yalnızlığı içerisinde dolu dolu hayat dersleri barındıran, keşmekeşi içte yaşanılan tedirginliğin yansıması olan bir proje. Bir yaşam öznesi. Üstünkörü bir bakışım yerine yürek dağlayıcı bir imgeleme yöntemi ile dolu dolu, gözyaşı terbiyecileri.

Reykjavik’de 1994 yılında Jonsi Birgission (gitar ve vokal), Georg Holm (bas), August Ævar Gunnarsson (davul)’un Jonsi’nin kız kardeşi olan Sigurros’ün doğduğu yıl kurdukları projenin temeline indiğimizde bu cümleler bizi karşlılıyor. Yıllanmış bir şarap gibi tüketildikçe, zevk alınan, incelikli bir ses oratoryosu onların müziği. Kakafoninin baskınlığında şehre teslim olmuş modern yaşam formlarına karşı hala sessizliğin seslerini sunma çabası. Bir delilik iki Don Quixote’luk.1997 yılında yayınlamış oldukları « debut » albümleri « Von »da olduğu üzere ümidi hiç yitirmeden. Uluslararası başarıyı beraberinde getiren bugün bahsettiğimiz modern rock müzik külliyatının temel taşlarından birisi olan « yeni bir adım » « Agætis Byrjun » müziğin varsayımsal bir olgudan öte tamamiyle kendi üreticilerinin nezdinde farklı temalara bölümlenebileceğinin bir kayıdı olarak takdis edilmişti. Başta Radiohead olmak üzere etkileşim ve yönlendirmeler ile istisnalarında kaideyi bozabileceği gerçeği ortaya çıkmaktaydı. Geçmiş zaman, geçişli zaman…

Yada dinleyicilerin kendi sözlerini yazabilmeleri için bomboş bir kartonetle çıkmış olan ( ) albümü gibi, İzlandaca’nın bir kolu olan « Hopelandik » dilinde söyleyişler ile temcit pilavı gibi sunulan örnekleşmiş ve kalıplaşmış müzik algılarının da ötesine geçip duyduğunuzu değil, yüreğinizde şekillenmiş olan sözleri yazamanıza cesaret veren bir çıkış Sigur Ros’ü mihenk taşı yapan.Tabii ki sadece bunlar değil Jonsi, Georg, Kjartan Sveinsson ve Agust’un yerine 99’da gruba dahil olan Orri Pall Dyrason’dan oluşan Sigur Ros’u önemli kılan, müzikal formasyonlarının doyuruculuğu, yüreğe gerçekten işleyen tını yumaklarının yoğunluğu ve galiba en önemlisi böylesi bir müziği sahne üzerinde de aynı etkiyle paylaşmaya devam etmeleri onları çağımızın öncül topluluklarından birisi olarak anmamızı olası kılıyor.

Geçtiğimiz günlerde ikili disk formatında yayınlanmış olan « Hvarf-Heim » albümü de 2005 yılında yayınlamış oldukları « Takk » albümünün devamlılığını oluşturuyor. Birbirini takip eden ama asla birbirini tekrar etmeyen bu müzikal ses işçilerinin son kayıtlarının üzerinden bir geri çekilme dönemleri olmuştu. Bunu albümün kritiğini yapan pek çok eleştirmenin de yazısında irdelemek mümkün. Artık iyice tanınan bir grup olan Sigur Ros için de bir ırama noktası gerekliliği bizahati grup üyelerince seslendirilmesi her güzel şey gibi bu topluluğun da sonuna mı ulaşılıyor. Sesler yarım mı kalacak sorularını beraberinde getiriyordu. İkili albümün ilk yüzü olan Hvarf « Gözden Kaybolma » bu dönemi simgeliyor. Yalın ve yalpalamadan bir ses duvarı örererek, içinde bulunulan duruma da atıflar gerçekleştiren bir kayıt timsali. Üçü daha önce gün yüzü görmemiş grupça yeniden yorumlanmış ikisi de grubun çıkış yaptığı 2000’lerden seçilmiş parçalardan oluşan bir bölüm « Hvarf ». 2002 tarihli bir kayıt olan, tümleşik armoni içerisinde buz kırılması gibi bir çağrışım ortaya çıkartan, Jonsi’nin orman cini kostümü içerisinde ses verdiği Salka, bir rock şarkısının sadece gitar riffleri ile örülmediğine şahitlik edebileceğiniz, eski kayıtları dinlemiş dinleyiciler için çokta tanıdık gelebilecek « Hljomalind » turnayı hala onikiden vurduklarını beyan ediyor. Yüksek perdeden, gümbür gümbür deneysellik ile beraber…serince…

Programımız içerisinde paylaştığımız bu iki parçadan gayrı, hatıra kutularında dönen balerinleri aklınıza düşüren bir melodika ile seyrüsefer eden, birden bire kendini dönüştürüp müzikal kökleri bağlamında ataları olan Pink Floyd’un saykodelik köklerine uzanan, grubun değişmeye başlayan müzikal yönlerinden birini irdeleyen « I Gær », on yıl önceki versiyonundan farklı bir potansa erişmiş bulunan, dinginliğin açılımına, kasvetin doruğunda dahi ümidi yitirmemeyi salık veren, Apparat’ın kayıtlarında duyumsadığımız Compelxachord’dan bu yana en iyi yaylı düzenlemeyi barındıran « Von » ve bu parça gibi on dakikaya yaklaşan süresi ile İzlanda’yı gözlerinizi kapattığınızda zihninizde canlandırmayı olası kılan, sonuna doğru delişmen bir « noize » yumağına dönüşen « Hafsol »un yeni düzenlemesi ile ilk yarıyı tamamlıyoruz. Bellekte birikmiş olan tüm düşüncelerin sağladığı yeni önermelerin huşusu içerisinde…

Çalışmanın ikinci diski olan « Heim » ise adının karşılığı sözlük karşılığı üzerine ‘ev’i temsil ediyor. Sigur Ros topluluğunun 2006-2007 içerisinde izlanda’da vermiş oldukları konser performanslarından derlenmiş kayıtlar ile hem daha dinginleşen, hem de sorgulatan bir müzik dinleyicilerle buluşturuluyor. Keskin hatlara sahip olmadıklarını belirtmiştik, bu altı şarkılık dizilim içerisinde de giderek muğlaklaşan, naif ama taviz vermemeyi tercih eden bir müzikal portre karşımıza çıkıyor. Piyano’nuun genel akışı belrilediği Samskeyti, bir diğer İzlanda’lı topluluk olan müm’dan aşina olduğumuz sakin havanın yansıması olan Staralfur, enstümantal yönelişimi iyice ortaya çıkartan ve fişsiz performanslar içerisinde ayrı bir yere şimdiden yerleştirebileceğimiz Vaka finaline doğru giderek yükselen vokal performansı ile dinleyiciyi mest etmeyi başarıyor. Aynı durumu pekiştiren diğer bir örnek parça da « Agætis Byrjun ». İş bu sefer caz doğaçlama ile folk çizelgesi arasında gelip giden bir melankoli düzlemine yönelmekte. Finalde yer alan « Von » ise İzlanda’nın derinlerine doğru teklifsiz bir davet. Giderek içeriye doğru, çekincesiz ve zamansız bir düzleme gözü kapalı olarak gitmek artık pek bir olası. Hatta gerçek.

Deneyimlemenin nicesini, yıllardır yayınlamış oldukları kayıtlar ile durup nefes almadan ispat eden « Sigur Ros » bu olgunluk dönemi çalışı içerisinde de önermelerini sorgusuz sualsiz beher albüm bedeline sunmaya devam ediyor. Zaman akışının tedirgin edici unsurlarına karşın halen celallenerek, sözlerin bağlayıcılığını bu sefer çokta önemsemeden, enstürmantal nitelikleri ile dört başı mamur bir tüketimlik. Ama bir sefer ama çokça dinleyişte ve her seferinde farklı bir okumaya, hayale, soyutlanmaya yolunu bağlayarak, gözyaşlarını biriktiren bünyelerde boşaltım sağlatarak. Hayat gibi acısını, idrak noktalarını, kederin vermiş olduğu yıkıma karşın dayanma gücü bahşeden olgulara ithafen sekiz notadan mükellef bir kılavuz…

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Sigur Rós
Sigur Rós At Myspace
Sigur Rós Heima
Sigur Rós Heima Trailer
PJ Harvey
PJ Harvey At Myspace
Battles
Battles At Myspace
Odd Nosdam
Odd Nosdam At Myspace
MRK 1
At Planet Mu
MRK 1 At Myspace
Pole
Pole At Myspace
Shantel

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[at]dinamo.fm - www.dinamo.fm - misak[at]dinamo.fm
http://deuss-makina.blogspot.com

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel-
Children Of Iceland By Tom Craggs
http://www.flickr.com/photo_zoom.gne?id=1337019480&size=l

© Tom Craggs http://www.flickr.com/photos/tomcraggs/

>>>>>Poemé
Işığın Örümcek Ağı – Osip MANDELSTAM

Işığın örümcek ağı içindeyim şimdi.
İnsanlar saçlarının bütün gölgeleriyle
ışığa, soluk mavi havaya, ekmeğe
ve Elbruz'un doruğundaki kara hasretler.

Ve kimseler yok bana yol gösterecek.
Tek başıma neyi arayabilirim?
Gözyaşı döken bu parlak taşlar
bizim dağlardan değil.

İnsanlar kendi gizleri olacak
ve onları sonsuza dek uyanık tutup
soluğunun parlak saçlı dalgasında yıkayacak
şiire hasretler.

Çeviri: Cevat ÇAPAN


Wednesday, December 05, 2007

Deuss Ex Machina # 192 - Ay Tutulması (Part Sezgisel)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_192_--_Ay Tutulması (Part Sezgisel)

03 Aralık 2007 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer
>1<-Federico Aubele-La Esquina (Eighteenth Str.Lounge Music)
>2<-Orgone-Who Knows Who (Ubiquity Records)
>3<-Dave Gahan-Use You (Mute Records Ltd.)
>4<-Coburn-We Interrupt This Programme (Stanton Warriors Remix)
(Data Records)
>5<-Luke Vibert-Comfycozy (Planet µ)
>6<-The Killers-All The Pretty Faces (Vertigo)
>7<-Mando Diao-If I Don't Life Today, Then I Might Be Here Tomorrow (Capitol Records) >8<-Daft Punk-Around The World / Harder Better Faster Stronger (Virgin Music)
>9<-Dave Gahan-Depper And Deeper (Mute Records Ltd.)
Ay Tutulması (Part Sezgisel) Bölüm (192) – Gece Birbirini Kovalıyor. Kasvet ve Düşün, Yalnızlık ve İzafiyetin Kaos ve Serzenişin; Ay Tutuluyor Yorgun Bedenlerde Karnaval (TriPeSK)
>>>>>Bildirgeç
« Bağdat- Bağdat’ın en eski terzisi Kadir Nasır Sadık’ın mütevazi dükkanının duvarları, 50 yılda biriktirdiği parçalarla süslü : Yaşamını ve Irak’ın çalkantılı tarihini yansıtan gazete haberleri ve fotoğraflar.

Usta, 72 yaşında, okuma yazması yok. « Bunlar benim anılarım » diye anlatıyor, « 1957’de burayı ilk kiraladığımdan beri hiçbir şey değişmedi, aylık kirası beş dinardı o zaman. » Aynı ütüyü 50 yıl kullanmış, 30 yıl önce aldığı dikiş makinesi de hâlâ baş köşede. Yıllar geçtikçe kirası 35 bin dinara çıkmış, çevresiyle birlikte tüm dünyası yıkılmış ve ömrünün geçtiği, Bağdat’ın en güzel pazarı Raşit Sokağı artık büyüsünü yitirmiş. Müşteri yok artık, esnaf da öğleden sonra kepenk indirip evine dönüyor. Kadir Nasır dükkânı açtığı günden beri her çeşit fotoğrafı toplamış ; politikacılar, ünlüler, film yıldızları ve Arap şarkıcıların dev bir mozaiğine dönüşmüş kolleksiyonu.

Siyah saçları, derin bakışları ve takım elbisesiyle kendi portresi de aralarında. Darbeci Abdülkerim Kasım Paşa’nın fotoğrafı, işteki ilk yılını hatırlatıyor. Arşivine son eklediği parça, Saddam Hüsseyin’in yakalandığı gün çekilmiş fotoğrafı. Zaman değişmiş ama değişmeyenler de var : « Amerikalılarla ilgili bir şey söylemiyorum ; onlar işgalci ve ben onlara iyi ya da kötü diyebilecek özgürlüğe sahip değilim. Sessiz kalıyorum, tıpkı Saddam zamanı yaptığım gibi. » (AFP-Gazeteler 03 Aralık 2007)

Haber metninde karşımıza çıktığı gibi fotoğraf giderek bir tarihsel anımsatma aracına dönüşüyor. Dörtgen standart veya portre, veyahutta kafanıza estiği gibi herhangi bir biçimde çekilmiş, kadrajlanmış, ana makinenin içerisine haps edilmiş olan fotoğraf bir bellek yoklaması gerçekleştiriyor. Anımsanacak en tatlı anların yanında, bu da olmasaydı keşkeleri beraberinde getiren bir izlek biçimi sonuçta elimize geçiyor. Tonlu tonsuz, ön hazırlıklı veya hazırlıksız onlarca baskı fotoğraf elimizin altında, evimizin kıysında köşesinde bizlerin onları yâd etmesini bekliyor. Ya da Terzi Kadir Nasır Sadık gibi belirli bir amaç içerisinde bir dizilim ile yaşadığımız günlerin kronojisini çıkartan projelere dönüştürülüyor. Hiç bir beklentiye bağlı kalmadan. Yıllar önce zamklandığı eski duvarlardan sesini yükselterek. Hikayenin zarfıdır belirli bir bakış açısına göre fotoğraf. Bir tamamlayıcı, aidyeti sorgulatan nerelere varıldığını gösteren bir kanıt. Bir delildir aynı zamanda yıllanmışlığa inat unutmak istemediklerimizi hatıratımızda „canlı“ tutmamızı olası kılan.

Kasvetin, boğucu belirsizliklerin ortasında, bir kare bizlere pek çok şeyi anlatır. Yansıtılan ve sunulmuş olan özneleri ile dolu dolu paragraflar bakar yüzümüze, yüzümüze. Zihinsel bir idmanın da başlangıcıdır, bu ilk tesadüfler. Bir çöl kıvamından birdenbire zenginleşip yemyeşil bir ovaya (vahâya da) dönüşen yine o karedir. Hiç belli etmeden. Sözün bittiği yerdir çoğu zaman. Dile pelesenk olsa da, terazi lastik jimnastik gibi bir tekerleme değildir ha keza, daha doyurucu daha kederlendirici çoğunda da zırıl zırıl ağlatıcı. İçselleştirdiğimiz yalnızlıklardır çoğu zaman o kareler. Belleksiz kaldırılmaya mahkum kaldığımız dijital dünyada olabildiğince yalın bir anlatımdır tüm o fotoğraflar. Çelimsiz de değilizdir de hani, mozaiğin eksik parçalarıyız kimi zaman, zaman zaman da kadrajın dışında kalmış ya da son anda dahil olmuş bir gölge tamamlayıcıyızdır pek çoklarında. Çaktırmadan, plan mılan yapmadan.

Hissiyatın idrak edildiği, herşeyin başında olduğumuz ilk saniyelerden, yaşamın finaline vakıf olduğumuz kimbilir görece belki de üstten kendimizi izlemeye devam ettiğimiz bir slayt gösterisidir, hayatın ara bağlacıdır: fotoğraf. Kimliksiz kalmış, izole edilmiş, tek haneli rakamlardan müreffeh yarınlara doğru koşan, kimilerimiz için çok geçerli bir önerme olacak „barkod insanlarız“. Okutucumuz olan tüketim merkezlerinde, vaktimiz geldiğinde görünüp yoklamada hazır kalmamızın da resimlerini barındırır bu dünya. Saadet dediğin de nedir ki a dost bir kaç kredi kartı ve sonu gelmeyecek bir kampanyanın afişi. „Yiyiniz efendiler çatlayana patlayan kadar yiyiniz, tüketiniz.“ Unutunuz artık tüm o mazileri, ne de olsa demodedir analog resimler, anlık serüvenler. Hiç kimseciklerin vakitleri yoktur eski saatlerden bir koyu muhabbet için. Anlamsız geliyordur bu serzenişler o dijital kötülemenin bile en değerli olmasının taçlandırıldığı, aslansın, kaplansın olmadı tigasın günlerinde. Günümüzde. Kurulan diyaloglarda kendimizi soyutlamaya devam ediyoruz, tüm bu gerçekliği iliğimize kadar hissetmişken, dert etmişken. Varsın olsun diyoruz, an gelir bunlar da bu koskoca tantanalar da gelip geçer. Öyle değil mi? Kadir Nasır Usta, dimağ bir yerlerde yaralansa da fotoğraflar bize gerçekleri sunmaya devam edecek. Hiç bir baskıya marûz kalmadan. Yalın ve çırılçıplak. Gözlemlenecek yine peşi sıra bu satırlarda, unutulacak çoğu zaman barındırdığı yollarda, ama saydamlaşan sesler gibi hareketli görüngülerde tıpkı fotoğraflar gibi anılarımızı yaşatmaya devam edecek sonsuza kadar. Müdahil etmeye çalışıp yoldan çıkartmaya çalışsak da ısrarla ve sûkutla.

Atfedilmiş olan gündelik yaşantı içerisinde kendi çelimsiz çıkışlarımız elbette bir çığlık vazifesi göstermez. Ancak bütün resmi içine alan bir tablo ortaya çıktığında sesin şiddeti ve bu ahesteliğe karşıt olarak çıkan tını yığını ol’ denilen zamanların uyanışını barındırır. Kötülüğün adil olmasını beklemek kadar yaralyıcı olsa da yüzleşildiğinde hayat pek çok olumlu yönü de kazanmanızı sağlar. Fotoğraf’da bu aracılardan birisi olarak değerlendirilebilir. Kaybettiğimiz onlarca nesnelliği, yaşamı, içerisinden çıkmamakta direndiğimiz ahir yalnızlıklarımızı, kararsız kazımların çokluğunda beklemeden yol almamızı sağlayacak bir açılımdır tüm bu yönelişimin düz izahı. Fark etmezseniz de orada bir bellek var „ram“ lerle „byte“larla ölçülemeyen, değeri kestirilip atılamayan. Yaşanan ve yaşatılan. Konuşmak ve yazmak gibi bu ve benzeri açılımlar bizleri belki daha olurunda bir yaşama taşımaya tek başına yeterli olmasa da düzenli, ılıman, vahşileşerek değil daha evcimen birer bireye dönüşmemizi kolaylıklı kılar. Çünkü kaybettikçe, yitip gidenlerin ardında durum değerlendirmesine oturduğumuz her saniye aslında kendimiz için yeni olumlamalarımızı keşfetmemizi de sağlar. Ümit kendini bu aralık perdeden yine gösterir. Hiç gitmesini istemediğimiz şekilde. Yardıma muhtaç olduğumuz her anda „imdâdımıza“ yetişmesini bekleyerek. Süresiz ve düzensiz...

Bu birbiri içerisine paralel ilerleyen kurguları tabii ki daha farklı formlar ile müzikte de duyumsamanız mümkün. Tabiiliğinde üretilmiş, gerçeklik ile de bütünleşen, ama sevindiren ama hüzünbazlığı ile oyundaki pozisyonumuzu açık eden şarkılar, melodiler tını yığınları; hülasa ses bizlere yukarıdaki önermelerin içerisinde de tamamlayıcı olarak ulaşır. Deuss Ex Machina’nın serüveninin en başından geçtiğimiz günlerde ardımızda bırakmış olduğumuz dört senesi içerisinde yüklemleri, anlatım farklılıkları ile müziğin salt müzikten ibaret olmadığını deneyimleye çalıştık. Tıpkı bir fotoğraf karesinde bize sunulan engin bir dünyanın alt okumalarında olduğu gibi sözel açılımlar baş yardımcımız oldular. Nefesimiz kesilmez ise daha uzunca bir süre daha sizlere ulaşma gailesinde olan projemiz içerisinde, programımızın yegane destekçilerinden birisi olmuş olan Proodos güncesinden Sühan Gürer’i konuk ettik. Tazelemeleri ile güncel olan müzikal seçkiden herkesin nabzına göre şerbet sağlayan bir inceleme sitesinin yaratıcısı olan Gürer’in „Ay Tutulması“na fonetik destekler ile programımıza taşıyarak sizlerin beğenisine sunmaya çalıştık.
Proodos güncesi içerisinde duyurusu yapılmış, önerilmiş, eleştirilmiş çalışmaların ay sonunda değerlendirilmeleri neticesinde birer örnek parça ile bir toplama albüm kıvamına dönüşmesi olan „Ay Tutulması“nın Kasım ayı seçkisi ile siftahımızı da yaptık. Birbirleriyle bağlantı oluşturabilecek, öncül ardıl parça dizini ile müziğin oluşturduğu geniş etkiden payımıza biçilenleri değerlendirme imkanı bulduk. Vasıfsız değerlerin ön plana çıktığı modern zamanlar içerisinde hâla eskinin kıymet-i harbiyesine kafa yoran, sesler asallığımızı oluşturdu. Bu seçki dizisinin ilk önermesi olarak da sizlere yaklaşık 27 sene içerisinde yayınlamış oldukları 11 stüdyo kaydı ile modern müziğin şekillenmesinde katkıları yadsınamayacak, pek çoğumuz için de dış kaynaklı pop müzik seceresinde ilk dinlenmiş ekiplerden birisi olan Depeche Mode’un sesi, öncüsü, belgeleyicisi ve delisi Dava Gahan’ı „Hourglass“ albümü ile sizlerin beğenisine sunuyoruz.


Kavramsal bir bakışım içerisinde kimi değerlerin yeknesak bir biçimde elendiği zamanların müziğinin altında imzası olan bir ekibin, sesi olan Dave Gahan’ın solo projesi de bu minvalde, hayat ile örtüşen, çatışan, modern insanın kıyas kabul görmez bir biçimde egosal sorunlar yaşamasına, pek çok konuda olduğu gibi ikilemlerde kalmasına ve dahası tökezlemesine dair anektodlar barındıran bir gönderme, acil durumda elinizin altında bulundurun kaynağı. İçsel geçişleri ile pek çoğumuz için uzak bir ihtimal dahilinde bulunsa da „o durum“ anında nelerin bizleri beklediğini, bu durumların içerisinden başarıyla sıyrılmış bulunan Gahan’ın vokallerinde yürek yakıcı bir canlılık ve yaşanmışlık ile yoğruması 2003 yılında Siouxsie & The Banshees’den Knox Chandler ile beraber kotardığı Paper Monsters „debut“ kaydının da üzerinde yeni önermeleri eklemesi Hourglass’i daha kuvvetli bir biçimde yansıtan bir çalışmaya dönüştürüyor.

Yurtdışında yayınlanan ve fikirleri genel kabul gören bir kaç müzik dergisinin incelemesinde tekdüzeliğe doğru yol alan bir proje kaydı olarak değerlendirilip, hatra binaen not verilmesine karşın, Dave Gahan ısrarla olması gerektiği gibi, burkan, sersemleten, sorgulatan bir çalışmanın altına imzasını atmakta. Andrew Philpott, Christian Eigner ile beraber Mayıs ayı ortalarında temelleri atılmış „Hourglass“in Beck, The Kooks ve Air gibi isim/grupların albümlerini düzenleyen (miksleyen) Tony Hoffer’in elinde dikilen elbisesi ile Depeche Mode’un da ilerisi için incelikli ipuçlarını barındırmakta. Söz konusu olan Depeche Mode ise zaten bütün önermeler geçersiz kalacak olsa da new wave ile başlayan, elektro pop ile süre giden, alternatif rock’ın mezhebinde de işler kotaran, yetmeyip bir de elektronik müzik ile haşır neşirliği olan bir ikon grubun liderinden de yolundan sapacak, deneysellikler beklemek biraz abes kaçacaktır. Tekdüzelik olarak addedilen, üretilmiş müziğin çıtasının yüksekliğinden dolayı bir beklenti eksikliği ise emin olunuz ilk dinlenceden bu yana tekrar dinlemeye bu kadar hevesli olunabilecek pek az kayıt mevcut 2007 sonbaharında.

Geçmişle bir bağlaç vesilesi gösteren, çoğul katmanlı elektronik aksamın ince bir endüstriyellik ile şekillendirildiği, gözlerinde benim için gerekli olanı gördüm, arkadaşlığını geri istiyorum diyen bir karakteri nakş eden „Saw Something“ ile albüm açılıyor. James’in „Say Something“ine tezat bir yaralayıcılıkla. Albümden yayınlanmış ilk kırk beşlik olan, Trent Reznor’un Nine Inch Nails’inden kulak aşinalığına sahip olduğumuz elektro endüstriyel girişimli profesyonel betimelemelerin bir devamı olan „Kingdom“, içten içe bir öteleme, gerçek bir durum değerlendirmesi beratına sahip bulunan, sevi temasını eklektik drum machine partisyonlarında birleştiren bir görsel temas olarak dinleme imkanına sahip oluyoruz. Çalışmadan ikinci kırk beşlik olarak „Saw Something“ ile beraber yayınlanacak olan „Kingdom“ parçasının klibi de Dave Gahan’ın 70’lerin sonunda idol olarak bellediği Sid Vicious’un sevgilisi Nancy Spungen’u öldürdüğü Chelsea Otelinde gerçekleştirileceğini de bir dip not olarak takipçilerimize iletelim.

Giderek unutulan, medet umulsa da kendisinden haber alınamayan mucizevi çıkışların mazide kalmasına içerleyen, bir epik açılım olan „Miracles“da Gahan’ı David Sylvian kostümü içerisinde, yarı elektro akustik bir ses düzenlemesinde dinliyoruz. Uzunca bir paragraf olarak bildirgeçimizin başında paylaştığımız haber metnindeki gibi unutulmuş fotoğraf ve anıların üzerinde ayakta kalmaya ısrar eden, yâd etmeyi bilip, gelecekten de korkusu kalmamış bir bilgeliğin demleri olarak betimleyebiliriz bu çıkışı. Kirli bir gitar örneklemini, yanlış bir yerdeyim, kapalı kaldım üstelik sesini daha bir gür duyuyorum ama bir türlü sana ulaşamıyorum sözlerinde tetikleyen, sonunda sadece seni kullanacağım bütün problem çözümüm bu diye buyuran synthlerin coştuğu bir psikolekto pop parçası „Use You“.

Tonal yapısının akustik minimal çehresi içerisine yerleştirilebilecek olan nihayetinde eskilerden „In Your Room“un ters köşesi olarak bir kenarda bekletildiğini düşündürten „Insoluble“, sonsuz bir bitimi, yitip kaybedilmeyi en son andaki şüpheleri ortaya saçan çığlıkların yakarışı „Down“ ile Dave Gahan’ın ikinci solo çalışması olan „Hourglass“ tamamlanıyor. İdareten değil, yarım yamalak hiç değil; tekrardan dönülüp dinlenilesi bir yıl sonu hediyesi „Hourglass“. Müziğin enginliğinde geniş geniş takılan bir ses kolajı üzerine daha iyisini sanırız önümüzdeki Depeche Mode albümlerine kadar duyamayacağımız lirik oyunlar, sesli köşe kapmalar. Gelişmeye, halen devam eden bir itinayla ve özenle anın fotoğraflarını çekmeye devam ediyor, Gahan. Yakından baktıkça kendi dertlerinize de merhem olacak dermanlar için...

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Dave Gahan
Dave Gahan At Myspace
Dave Gahan Kingdom Video At Youtube
Dave Gahan Album Review At Proodos
Federico Aubele
Federico Aubele At Myspace
Orgone At Beyond Jazz
Coburn At Myspace
Stanton Warriors At Myspace
Luke Vibert At Brainwashed
The Killers
The Killers At Myspace
Mando Diao
Daft Punk
Daft Punk Alive Official Site
Proodos

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.
Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[at]dinamo.fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[at]dinamo.fm
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8-
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Bağırıyordum Gecede – Tadeusz ROZEWICZ

ölüler vardı
gözlerinde
gülen sessizce

bir karanlık bıçak
gömülüyordu gövdeme
soğuk ve yaşamasız

deşiyordu karnımı

Çeviri: Özdemir İNCE