Saturday, March 29, 2008

Deuss Ex Machina # 206 - Les Derniers Chuchotements De Krzysztof

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_206_--_Les Derniers Chuchotements De Krzysztof

24 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Port-Royal-Jeka (Judith Juillerat Remix) (Resonant)
>2<-Port-Royal-Spetsnaz (Destroyed By Stafraenn Hakon) (Resonant)
>3<-2 Curlies-Şimdilik Dayanamıyorum (Artist’s Own/ Free Release)
>4<-2 Curlies-Geriye (Artist’s Own/ Free Release)
>5<-Havantepe-Coral (Reef Dub) (Kreatur Musik)
>6<-Dub Kult-Slaptrack (Uncharted Audio)
>7<-Dave Gahan-Saw Something (Onur Özer Remix) (Mute)
>8<-Cyan 341-Heptagrammic (Uncharted Audio)
>9<-Dub Child-Take Me (Reso Remix) (Storming Productions)
>10<-Marlow-Dispute (Contagious Recordings)

Les Derniers Chuchotements De Krzysztof Bölüm (206) – Fısıldana, Fısıltıda Eşiğin Kenarında Bir Muntebir Ses Veriyor, DoReMi; Islık Sessizlikte Yankılanıyor (2001)

>>>>>Bildirgeç
« Bildiğini bilenin ardından git, bildiğini bilmeyeni uyar, bilmediğini bilene öğret, bilmediğini bilmeyenden kaç. »
Konfüçyüs

İmgelemlerin geçiş sıralarının karıştığını çok daha seri biçimde hissettiren bir döngünün içerisinde ses vermeye çabalıyoruz. Daraltılmış ve darlandığı için artık genişleyip daralacak bir pah dahi kalmayan bizler, giz dehlizlerinde kendi yolumuzu bulabilmeye çabalıyoruz. [deja vû] Olanca, varolabildiğince…dediğim dedik çaldığım düdük hezeyanları karşısında biraz ironik bir yaklaşım olarak değerlendirilse de Konfüçyüs’ün bakışımına bürünüyoruz. İlhâm ile düşüncelerimizde yerleşik tanımlar ve birikimlerden kesişimler kotarıyoruz. Bütün bunları özümüzde addediyor, birleştiriyor varsıllığın bilgi birikimi yerine para şıngırtıları ile takas edildiği günümüzde bir an olsun bulunduğumuz iç karartıcı ortamlardan ıramaya ve gerçeklik ağından uzaklaşmaya çabalıyoruz. Belki ütopyalar daha gerçekçi, daha dişe dokunur bir çıkışı bahşeder diyerek, dileyerek. Görünür halde olmuş denilen vakâların dahi bir esrar perdesi ardında, gösterilenden ötesine vakıf olmak için tüm bu süreci tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Kurguluyoruz ve deyim yerindeyse yoktan var ediyoruz. Bilgi dediğiniz hali hazırda ele gelir, kolay algılanır bir yumak olmaktan çoktan uzaklaşmış, metaforların sık sık kullanılageldiği, ipucunu kaçırdığınızda tüm şemayı bir daha gözden geçirmenizi gerektirecek kadar gizil bir hedef haline dönüşmekte olan bir yapıyı çözümleyebilmek içinse bütün bu hengame şart, kural.

Geçmiş ile köprüleme konusunda benzer pek çok örneği bir arada tutan bir belleğe sahip bulunsa da persona’nın çelişik, kuramları alt üst eden, çıkmazlara sapan durakları da her halükarda olasılıklar arasında atraksiyonlarımıza dahil olmakta. Söz’ü düzeysizleştiren, bir örnek torna çıkarımı olmuş, kalıplaşmış ve aslında ego tatmininden öteyi göstermeyen söz öbeklerini kendi muhteviyatımız, pardon gündelik yaşantımız içerisindeki olaylarda kullanmaya devam ediyoruz. Deyiş olmamasına karşın yenilikmişçesine ısrarla kelimeleri, eski olmamasına karşın yüz yıllık bir keşifmişçesine olmayan sahipsizliğimizin üstünü örtmeye çabalayan bir sahtekarlıkla olguları fikrimiz ve meşrebimizce eğip büküyor, aslında uzaklaştırıyor, belirsiz bir noktaya çıkmaya çalışıyoruz. Nefesimiz kesilmeden. Düzeyi arttıran ve dağarcığımıza gelişme imkanı tanıyan yeni açılımlara elbette ki önemsemeliyiz. Ama tümden bir kabul görü ile ne gelirse de eyvallah dememizin artık bizleri kurtarmayacağı da aşikar değil midir ? değerli okur. Yöneltilen ve ilgi alanımıza dahil olmuş her yaşam ayrıntısı üzerinde bir kakafoni oluşturmaktan, gerçek resme ne zaman ulaşıp durum tespiti yapabileceğiz. Söz konusu özellikle ve görece kısa bir süreç olan insan yaşamı ele alındığında, hakkaniyetsiz ve özenesiz bir heyhula bizlerin daralan sürelerini daha kolay heba etmesini sağlamıyor mu ?

Enikonu bir yakıştırma ve trend oluşturma evresinin ardından bir batımda on yüz milyon insanın aynı durumlarda, aynı tereddütleri, aynı kelimeleri kullanarak olayları irdelemeye ve tepki vermeye çalıştığını gözlemlememiz bile « Konfüçyüs »ün deyişini doğrulatıyor. Genellemelerin eskisinden de çabuk özümsenmesinin neticesi de biraz bu insanlığımızın uzağına düşen gölge yaşayışlara olan sebatımızdan dolayı değil midir ? Keşke ve amaların giderek daha çok tümcelerimiz içerisinde yer etmesi bile bu çöküşün ne kadar hızlı bir biçimde etkisini arttırdığını ortaya çıkartabilecek bir diğer ayrıntı olarak değerlendirilebilir. Kes yapıştır taktikleri ile edinilen bilgi tanelerinden mülhem derme çatma tümceler de bütünlüğü sağladığında 2000’lerin fantazyasına ulaşmış oluyoruz. « Ortak Akıl »a ulaşmayı tahayyül eder iken gerisin geriye şaryonun ucunda kalan bir çeyreklik film tabına sıkıştırılmış özerk bir sunum, alameti farikası belirsizlik olan yansı dünyasına girişimizi de sağlama alıyoruz. Bir kare « flaş flaş flaş » ve son…

Temcit pilavı gibi sürekli aynı badireleri, aynı görüngüleri, aynı durumları karşılayan, karşılaşan, karşılaştıran ve kuşatılan bireyin bilginin özüne vakıf olabilmesi de arayıcı, sorgulayıcı yönünü koruyabilmesi ile orantılı olarak değişim gösterebilen bir unsur. En basitinden Doğu-Batı kavramlarının birbirleriyle olan temas noktalarından, bir ortak çıkarsama, farklılığın yüzeyleri arasında bir durum tespiti yapabilmek bile özellikle onbireylülikibinbir sonrası yaşanan travmatik gelişmelerle, gündelik yaşantı içerisinde dahi hiç ayrıştırılamamasına rağmen bir öteki kavramının yaratılmasına kadar uzanan türlü çeşit problemat ile karmaşıklaşan bir yapı ortaya çıkartmıştı ve bilgi bunu teyit etmeye aracılık etmişti. Ayrıştırmaların daha da derinleştirilmemesi için zihinlerin açıklığına sığınarak, sözle, söylenceyle sağlanabileceği ise şimdiki zamanlarda gün gibi aşikâr. Bu kavramlar arası ilintili, itiş kakışlı paraleller içerisinde müzik’de bu bağlamda, ileteç olmasının yanısıra ortak noktaları ortaya çıkartabilmemiz için bir araç vazifesi gösteriyor.Belki de hayat denen şu oyunda daha rahat rol alabilmemizi, karşı olduğumuz veya bize hiç uymayacağını düşündüğümüz kavramlarda bile belirli bir yol alabilmemizi kolaylayan, anlaşılır kılan bir disiplin. Belki de bir hediye…

Alışılageldik düz hatlar ile şekillendirilmiş, kendi tekrarının farkında dahi olmayanların sürekliliğini sağladıkları müzikal şemalardan uzak durmaya, elverdiğince çaba sarf eden program dizisi olarak seyrüseferine devam etmekte olan programımız « Deuss Ex Machina » geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanmış olan bölümünde de yukarıda betimlemeye çalıştığımız bilgi kuramından, modern sesler arasında bir bağlantı kurabilme çabasına aracılık edebilecek bir programı ardında bıraktı. Söylencenin ve edinilmiş tını dağarcığının kurallar ile sabitlenmeye çalışılan tektipliğine tezat oluşturabilmek için çoklu katmanlardan ses türeten, söz söyleyen, gelenekselliği modernliğin 1 ve 0 ları ile harman edebilen bir tezahür paylaşıma açıldı. Deuss Ex Machina’nın ana eksenini oluşturan, « önerme » çeşitliliğinden sizlere bu hafta, model olma savının dışına çıkabilen, kurguda gündelik sıkıntılardan, sevi yoksunluğundan dem vuran bir ikiliyi 2 Curlies projesini takdim ediyoruz.
Biçare bir bilinmezliğe teşkil eden, anlaşılır kılınması için çokça çaba sarf edilen, içine girildikçe, evreler aşıldıkça sonsuz bir döngüdeymişçesine düşüncelere sevk eden bir konu « sevi ». Hayatın belki de en önemli tamamlayıcılarından bir diğeri, bir tanımı ve yönergesi olmamasına karşın hemen hemen herkesi etkisi altına alabilen bir olgu ; öyle ki çoğu zaman içinden çıkabilmekten, bir rüya olmasından imtina ederiz. Tıpkı bilgi’de olduğu gibi kendi doğrularınızı veya yanlışlarınızı görebilmek için ayrıca çaba sarf edilmesini gerektiren bir dönemeçtir keza. İşte bu noktada devreye giren bir çözümleyici vazifesi gösteren bir proje « 2 Curlies ». Modern zaman ilişkilerinde yaşanan naif, ayrıksı durumları, kendi içimizde karşıtlıklarımızdan dem vuran örnekler ile besleyen bir yapının temsilcisi olmaya en güçlü adaylardan. Solo projesi olan Onor Bumbum namı ve melankolik tınılarla müzik kariyerine başlamış olan Onur Uzunismail ile müzikal deneyimleme ve üretim konusunda farklı tezleri ile dinleyiciler için daimi bir alternatifi kulaklarımıza sunan Jean Pierre Smadja aka Smadj ise projenin ardında yer alan isimler.

Detaylar ile çerçevesi oluşturulmuş müzikal cenahın tını destekleyicileri arasında yer alan bir prodüktör Smadj. Kültürel çözümlemeleri, Tunus asıllı olması dolayısı ile Şark (ud, kaotik ses dalgalanmaları, akustik yansıtmalar ile iç içe geçen arap kültüründen yansımalar ve oryantalizm), yaşadığı ve üretimini gerçekleştirdiği Paris ile Batı’nın (modern ekipmanlar, daha çok megapol kültürünü yansıtan elektronik tınılar, kentli müziği) prensiplerinden kesişimler ortaya koyabilen çok çok iyi bir gözlemci olduğunu en başından belirtmeliyiz. Bu 1994 yılında temellerini atmış olduğu « Tatoom » grubundan bu yana ise sürekli bir istikrar ivmesi ile beraber sanatçının temas ettiği tüm çalışmalara taşımaya devam ettiği bir özellik olduğunu belirtmeliyiz. Geçtiğimiz programlarımız içerisinde yer vermeye çabaladığımız Sofi Hellborg gibi cazcılar ile deneyselliği ya da Burhan Öçal gibi geçmişin izlerini takip eden tazeliğini uzunca bir süre koruyacak melodik önerme çalışmalarında katkılarını ilgili çalışmalarda sizler de teyit edebilirsiniz. 2006 yılında Doublemoon etiketinden yayınlanmış olan S.O.S. Project kaydında Buzuki Orhan Osman ve Savaş Zurnacı ile beraber oluşturduğu trio ile elektronik seslerden beslenen bir Türkiye müziği çalışmasında da imzası yer almakta. Bununla ilgili olarak Arzu Haktan Güvenilir’in Radikal gazetesinde yer alan kritiğinden alıntılayalım « "Türk müziğini çok seviyorum. Müzikal kültürünüzün zenginliğini ve farklılığını öğrenmeye çalışıyorum. Bunların arasında en çok sevdiğim bölge Balkan. Beni elektronik altyapıyla çalmaya itiyor. Aynı şekilde roman kültürünü de seviyorum. Buzuki, ud ve klarnet bir aradayız, çünkü birbirimize özel enerji veriyoruz" »
Onur Uzunismail ya da daha tanıdık gelen namı ile Onor Bumbum’da 2004 yılından bu yana kentli, melankolik ve benzerlerinin tekrarladığı hatalara geçiş vermeden ironik yaklaşımı ile kendi dilini oluşturabilmeyi başarmış bir genç prodüktör. Türler arası geçiş noktalarını parçaları içerisindeki yapılara çok iyi monte etmeyi başaran Onur’un çıkışı da 2005 yılı sonlarında gerçekleştirilen Nokia Supersound yarışmasında duymuş olduğumuz « Bi’ Dur » parçası ile olur. Gündelik bir dilden beslenen, gidenin ardından söylenebilecek tüm sözleri hatırı sayılır imgelerden de destek alarak kotaran, akustik ile elektronika arası bir çizgiye ulaşan bir kolaj, alternatif sesler türetme konusunda daha fazlasının da bizleri beklediğinin habercisi haline dönüşmekteydi. Birbiri ardında çıkagelen Üçgün, Kuğu, Uyu Uyan ve Vurursun Patlar parçaları ile bu dönüşütürücü kimliği derli toplu anlayabilmemizi sağlayan diğer sürümler olarak dinleyicilerin beğenisine sunulan çalışmalar olarak yeri gelmiş iken belirtmeliyiz. Üretilmiş olan müziğin, ilke olarak elektronika sınırları içerisinde dolanmasına karşın metropol içerisinde sesini yitirmek, endişelerini paylaşmak isteyenlerin sözcülüğünü gerçekleştirmesi de uzun uzadıya bahis edilmesi gerekli bir diğer ayrıntıyı oluşturuyor. Onur Bumbum proje olarak şekillenmesinin yanı sıra, ekibe dahil olan pek çok ismin de destekleri ile canlı performans grubu olarak da yansımalarını türlü çeşit mekanlarda dinleyicilere ulaştırabilmesi de Onur Uzunismail’in « 2 Curlies » projesinden öncesini merak edenler için yeterli referansları sağlayacağını belirtmeliyiz.
İş bu iki müzik üretecinin, farklı temas noktalarından beslenseler de ortak bir çıkarım gerçekleştirmelerine aracılık sağlayan « 2 Curlies » debut çalışmasına dair notlarımıza geçelim. Tanıtım metinlerinde iki koca çocuğun oyuncakları ile oynamalarına dikkati çeken bir alt başlık karşımıza çıkmakta. Özgün formunun yakınlarında dolaşsa da Smadj’ın ud’undan yüklenen akustik pasajların daha tok bir yapıyı elektronika’ya taşımasını mimleyen « Geriye » ile dinlence başlıyor. Klikler ile minimalizm çehresine yakın duran bir giriş ile Onur’un vokallerinde yerleşik halde bulunan « Ghost » figürünün tezahürü « Dokun Bana » melankolik kurgunun çalışmada ön plana çıkan yüzeylerini oluşturuyor. Yüksek temposuna rağmen aynı ölçüde durağanlığı da barındıran, ses kesitinde kullanılan « soulfull » öğeleri ile space pop sınırlarına dayanan « Something To Say », Smadj’ın provakatif dans öğeleri ile Parizyen bir havayı bütünlediği elektro-ambient kolaj « Odysée » Onur’un bir diğer projesi olan Buggy Boy’un rafine edilmiş bir örneğini dinleyiciye taşıyor. Keskin virajları ile geniş bir müzikal katalog içerisinde gezindiğimizi hissettiren, içerikten « downtempo » sayfasına geri dönüşü, eskilerden bir parça olan « Uyu Uyan » ile gerçekleştiriyoruz. Geçişlerin çokça kullanıldığı, dans müziği formuna en çok yaklaşılan, ses örneklerinin bir tınlamayı da beraberinde getirdiği memnuniyet verici bir çoğaltım « Başka » ile albümün finaline ulaşıyoruz. Program içerisinde de paylaşmış olduğumuz, düşük yoğunluklu bir veda edememe durumunu irdeleyen, durup bir düşündürten bir çıkarım olarak da tarafımızca tescilli final « Şimdilik Dayanamıyorum » muhteviyatı tekrardan dinle, kulak kabart, dans et vs. için play tuşuna yönlendiriyor dinleyiciyi. Gerisi….

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Onor Bumbum Official
Smadj At Myspace
2 Curlies At Myspace
2 Curlies At Last.FM
2 Curlies Review At Reset! Magazine
2 Curlies vs Talvin Singh At Ghetto
Port-Royal Official
Port-Royal At Myspace
Havantepe At Myspace
Havantepe At Kreatur Musik
Dub Kult At Myspace
Uncharted Audio
Onur Özer At Myspace
Cyan 341 At Myspace
Dub Child At Myspace
Dub Child & Marlow At Storming Productions
Marlow At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Flight Of Fancy - By Mar00ned
© Mar00ned

>>>>>Poemé
Kımıltılar Düşesi – Barış PİRHASAN

...onun tozlu alnından, memelerinden doğduk
çatlayan kasıklarından, baldırlarından doğduk.
Kımıltılar düşesi büyük bir dağa benzer
Çelik çomak oynayan ufaklıklara benzer.
Gök gürler: kımıltılar düşesi ıslanır
Yağmur yağar, kımıltılar düşesi ıslanır
Yel eser onun saçlarını savurur
Buz tutar bütün gölleri donar
Kımıltılar düşesi buzun altında yaşar
Yaz gelince balık olur
Kış gelir yorganına sarılır
Yücedir
Görkemlidir
Her sorunun yanıtını bilir
Bir pericik ondan hesap sorar
Onu bacadan uçurur
Yağan kurum kımıltılar düşesini boyar
Yaşlılar onu arar
Gençler onun peşindedir
Şu bitirim onu kovalar
Bacaklarını ürperten kımıltılar düşesidir
Kasıklara sıcak bir yel üfürür
Sertleşen organlar onun buyruğundadır
Seyiren gözleri o anmıştır
Tavşan deliğinde gizler bulur
Bıyıklarını oynatır
Tren kazalarından sorumludur
Petrol şirketlerini millîleştirir
Tramvayda kız sıkıştırır
Kusurludur
Zayıf yanları vardır
Çay ister
Aç kalmaya gelemez
Çabuk susar
Çöllerden nefret eder
Devecibaşıdır
Üşür
Düzensiz bir cinsel yaşamı vardır
Motosikletin ön demirine oturur
İster ki sırtında çelik kaslar olsun
Sıcacık et ister
Kükürt kokusuna dayanamaz
Bir genç kız köyünden kaçar
Gece bir ağıla sığınır
Kımıltılar düşesi saldırır ona
Pantolonunu yarım sıyırır
Yaralanan kızın gözlerinde dolaşır
Saçlarını dudaklarına sokar
Gidip bir yalıya yerleşir
Acı çekmeyi özlemiştir.
Savaşlar çıkartır
Ölenlere ağlar
Kilisede tanrıya yakarır
Kımıltılar düşesi tanrıya inanmaz
Dikkafalıdır
Et çisini derken yüzü kızarır
Gülerken dişlerini gösterir
Adama terini koklatır
Koltuk altında günler kısalır.
Kımıltılar düşesini her yerde görüyorum
Hizmetçinin yüzünde görüyorum
"Budala"da kımıltılar düşesi var
Nâzım Hikmet kımıltılar düşesine tutkundur
Emile ona benzer
Saçları sarıdır
Bıçak gibidir
Bir damarı vardır
Su yolları, kadınları, körükleri vardır
Ona dayanamıyorum.
Kımıltılar düşesi seni seviyorum
Kımıltılar düşesi beni kaçır
Kımıltılar düşesi küçük bir kız değilim artık
Kımıltılar düşesi her şeyim sana armağan
Bu şiir sana armağan....

Saturday, March 22, 2008

Deuss Ex Machina # 205 - Ay Tutulması, Bahar Karşılaşması

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_205_--_Ay Tutulması, Bahar Karşılaşması

17 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
>1<-Roomful Of Blues-Big Mamou (Alligator)
>2<-Joe Bonamassa-Sloe Gin (Premier Artists)
>3<-Fauna-14th Floor (Artist’s Own/CD-R)
>4<-Oh!Custer-Post (Artist’s Own/CD-R)
>5<-Grand Pianoramax Ft. Mike Ladd-Showdown (ObliqSound)
>6<-The Young Republic-Girl In A Tree (End Of The Road)
>7<-Nada Surf-See These Bones (Barsuk)
>8<-Nada Surf-Beautiful Beat (Barsuk)
>9<-The Audition-Heaven For The Weather (Victory)

Ay Tutulması, Bahar Karşılaşması Bölüm (205) – Yoğunlaşmalı Enginliklerde Ses Dehlizleri Karmaşıklaştı, Sesimiz Sözümüz Kısaldı. Bahar Mahmurluğunda Ay Tutulması (n400B)

>>>>>Bildirgeç
Bir haftalık yoğun karmaşa, aksilikler silsilesi, bildirgeçimizin heba olmasını sağladı...
Affınıza sığınarak...

Not. parça dizini içerisinde yer alan sanatçı / grup adlarına tıkladığınızda Proodos güncesinde yayınlanmış, verimli ve bol örnekli kritiklere ulaşabilirsiniz.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Roomful Of Blues Official
Joe Bonamassa Official
Joe Bonamassa At Myspace
Fauna At Myspace
Fauna At Blogosphere
Oh!Custer At Myspace
Grand Pianoramax At Obliqsound
GP aka Leo Tardin At Myspace
The Young Republic Official
The Young Republic At Myspace
Nada Surf Official
Nada Surf At Myspace
The Audition Official
The Audition At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel My Post-it Bots! - By Bryan Bruchman http://flickr.com/photos/subinev/68237952/

>>>>>Poemé
Hangi Gezegende - Kenneth REXROTH

Bütün kırlarda aynı anda
Belli belirsiz denize doğru esiyor ılık hava;
Donuk suların üzerine sürükleniyor
Güz sisi çizgi çizgi;
Beyaz balıkçıllar bekleşiyor mavi bataklıkta;
Havada yüzüyor dağlar:
Tamalpais, Diablo, St. Helena.
Avcılar Tepesi’ne tırmanırken
Dağlarla denizin birbirleriyle
Sarmaş dolaş oluşunu seyrediyoruz elli mil ötede.

Çarpık bir bacadan yukarı doğru,
Gözlerim tam küçük bir mağaranın
Düzeyine gelince, iki beyaz baykuş
Havalanıyor sessizce, yüzüme yakın.
Gün ışığından şaşkın, dönüp duruyorlar,
Sonra kayboluyorlar uçurumun oyuklarında.

Bütün gün yeni bir dağcıyı seyrediyorum,
Açık sarı saçlı, güvenli,
Tatlı bakışlı bir genç kızı.
Yavaş yavaş, ustalıkla tırmanışını
İnceliğini hiç yitirmeden.
İpleri toplarken,
O olağanüstü günbatımında,
Bana dönerek yumuşak bir sesle,
“Kim bilir, gün ne güzel batar,” diyor,
“Satürn’de, bütün o aylarla, aylarla.”

[Kaynakça:Siir.gen.tr] Çeviri: Cevat ÇAPAN

Friday, March 14, 2008

Deuss Ex Machina # 204 - Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_204_--_Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque

10 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Fauna-Emptiness (Artist’s Own/CD-R)
>2<-Fauna-Dreamless (Artist’s Own/CD-R)
>3<-Yora-Karşılaşma 2 (Gökyüzünde) (Davul Edit Ver.) (Artist’s Own/Demo)
>4<-Yora-Adada (Live In Peyote) (Artist’s Own/Demo)
>5<-Proudpilot-Yourself Is The World (Artist’s Own/Demo)
>6<-Bella Koshka-Relic (Bella Koshka Music)
>7<-Bella Koshka-Stitches (Bella Koshka Music)
>8<-Raz Ohara & The Odd Orchestra-Happy Song (Get Physical Music)
>9<-Raz Ohara & The Odd Orchestra-One (Get Physical Music)
>10<-Hercules & Love Affair-Easy (DFA/EMI Records)
>11<-Hercules & Love Affair-Time Will (DFA/EMI Records)
>12<-Zi Punt-Nudge (Deniz Cuylan Remix) (Elec-Trip Records)

Sono Libero Parlare La Mia Mente Dovunque Bölüm (204) – Talihsiz, talihli dönemeçsiz kestirmeden kifayetsiz, durulamadan beklenen anlık seyirlikler (Çb4S3a)

>>>>>Bildirgeç
Sararmaya yüz tutumuş, bi’yerlerde unutulmuş hatıratı barındıran bir günlüğün sayfalarını keşfedercesine, her bir satırda, kelime aralığında gündelikliğimizin gizlerine vakıf olmaya çalışıyoruz. Durağanlaşmanın, sesin soluğun kısılmasının vd. nicelerinin baskınlığında, bize yol gösterecek anektodlar arayıp duruyoruz. Keşfin ve kentin izlerinde, derinlerinde, işlenmiş ve kodlanmış çözümlemlenmeyi bekleyen ipuçlarının rehberliğinde-paralelinde. Bir dönüşememenin ve gerisin geriye aynı noktaya sabitlenmişliğin, daha açık tanımıyla bir şekilde çivilendiğimiz fasitdairemizin çehresinin dışına uzanabilmek için gerekli bir aracı olarak bellemiş olmamız da boşa değildir, değerli okur. Yaşam süremizi tetkik eden sayacımızın hızını durduramamış olsak da nispeten ardımızdan kovalayanımızın da çok olmadığını anladığımız anların tadını çıkartmaya çalışıyoruz. İmdinin keşiflerinde…

Üstünkörü ve alelade gibi bu satırlar vasıtasıyla sıkça yararlandığımız iki tamlamanın da çok ıraklarına bakabilmemiz için bir gereklilik de arz ediyor okumak, yazılmışından yeni rotalar ortaya çıkartabilmek. Keşfetmekten de kasıt biraz da bu değil midir? Okuduğumuz ve idrak alanımızda etkileşime tabii tutulmuş her bir bilgi kırıntısı, motto, şiir dizesi, deyim ve ötesi, sizlerin tahayyülüne kalmış söz öbekleri bu karaşınlaşan, kasvet sarmalının dışarısında olanı ve biteni algılayabilmemizi de kolaylaştırmakta. Teknolojisine servetlerimizi döktüğümüz yetişkin oyuncaklarının/mızın kısa mesajlarına, dahili hafızalarına dahil olamayacak kadar derinden, işleyiş ve işlevsellik bakımından en az birkaç tur da fark atabilecek bir yoğunluk bahsetmeye çabaladığımız. Yüzeysel yaklaşımların, enikonu bir örnekleşmenin getirisi olarak alternatif düşüncenin, seslendirilmesine bile ket vurulduğu bir sair zaman diliminde, belki bir ütopyanın alt okumaları bütün bu hengame ve söz yığını.

Yorumlayabilen ve yorumlanabilen pek çok konuda olduğu gibi, yazılmış hatıratlar da kesinti ve imlâya, tarihin getirisi olarak düzenlenme ihtiyacı duymuş olsa da, içeriğinde bizlerle olanca çok detayı ileten birer mesaj taşıyıcısı olduğunu da belirtmekte fayda var. Önceden planlanmış bir üretim şekli olmasa da içeriksel olarak çok kere yarı bilimsel bir öneri bütünü, hayat atlası da o satırlar arasındadır, oradadır. Tatbiki ve yaklaşık örneklemelerin harfi harfine uygulanması bir yana, bazen düşüncesi bile zorlayıcı hale gelebilen durumlarda bir yol gösterici ve bir başlangıç noktası teşkil etmesi de öyleyse doğaldır. Friedrich Nietzsche’den alıntılarsak da bahsetmeye çalıştıklarımıza bir parantez açabilme imkanımız olacaktır: “Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.” Türlü çeşit problemin sarıp sarmaladığı, birbiri içerisinde karmakarışık bir yumak halini almaya başlayan gündelik zihin meşguliyetlerimizi, kısacası sorunlarımızı çözümleyebilmek için birer bağlaç teşkil edebilmesi de aladır, yeğdir.

Rengini çok da belli etmeden hareket etmeye çalışan, düşündüğünü tartmadan konuşabilen üstelik bütün bunları da kartları göstermeden gerçekleştiren profesyonel personaların arasına ilişmeden yönlerini tayin edenleri betimlemeye çalışıyoruz. Devir hız çağı olsa da yetinilen ve yaşanılanlardan ders almadan hareket etmek, en büyük noksanımız olarak dimağımıza uyarı mesajları verirken, bahsedilmemiş bir rahatlık takısı “kayı[p]bedenler klanı” rumuzunu taşıyan bir silsile içerisindekileri zaten ziyadesiyle endişelendiriyor. (bkz. Son birkaç haftanın günlük gazeteleri) Oldu bittilerin sen anlamazsın versiyonları ile makyajlandığı bir modern zamanda altıkırkbeş gibi, bizi düşünmeye sevk etmiş, tedbirli olmaya meyil ettirmiş bir kitabevinin izlerinden feyz alarak yön tayini yapabilmek de biraz bu kasvetli karamsarlığın önüne geçebilmek için bizlere şevk veriyor. Tasvip edilenlerin, onaylanmışlıklarını sorgu ve suale tutan, çekiştiren bir kurgu. Her verileni makbulümüzdür diyerek değil, dinleyip tartıp farklı yollarındaki kesişimlerinin bizlere neler kazandıracağını, ne gibi ufuklara ulaştıracağını veya tersini sorgulatabilen bir evre.

Sanal sarmalın çarklarını döndüren gerçek bireylerin adımlarındaki izleri takip etmeye çalışıyoruz. Heyhulası içerisinde karmaşıklaşan sanal ağ gibi, gerçek hayatın sorumluluğunun giderek arttığı, derdin tasanın bir “tag” olamaktan öteye ulaştığı “problem”e dönüştüğü şimdiki zaman diliminde ayrıntılarda belleğimizi toparlamaya çalışıyoruz. Her türlü çekinceye ve denenmemişliğe rağmen “korkmadan” üzerine giderek, açmazlarımızı oluruna getirmeye çalışarak. Bu sair güncelerin satırları arasından kendimize uygun olanları alıp, yorumlarımızı eklemeye çalışıyoruz. Asla yaşayamadığımız günlerin izlerinden, gelecekte karşılaşılacaklara bir iki isabetli yol çıkartmaya çalışıyoruz. Biteviye ve yerinde sayan bir izlek ortaya çıkartma, kurgunun ön tanımlı olduğu bir seyrüseferi sunmaktan imtina eden “Deuss Ex Machina” nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirilen 204. bölümünde, bu minvalde çağrı ve çağrışımlara olanak sağlayan müziklerden bir seçki oluşturmaya çalıştık.
Belleğin ötelediği, ama burada asıl konumuz olan müziğin bize sıklıkla hatırlattığı gibi gerçek yaşamı sorgulatan, ironiden beslenip eleştirel yaklaşımlara da kapılarını sonuna kadar açan tür ve tarz karışımı müziklerden dirsek temasında olan Minneapolis’li Bella Koshka grubu debut, çalışmaları “Slow Dancing On The Ocean Floor” dan notlarımız ile haftalık önerimiz olarak sizlerin beğenisine sunuyoruz. “Bella Koshka” grubu kolaj edilmiş bir müziğin sınırlarının çok kesin hatlarla belirlendiği açılımlar içerisinde, hâla alternatifin tükenmediğine işaret eden, geçmişin izlerinden de ayrıntıları barındıran, melankolik olduğu kadar da 2008’de olduğumuzun da vurgusunu yapan modernist bir müziğin üreticileri arasında kendilerini göstermeye çalışan yeni kuşak ekiplerden. 2006 Sonbaharında kemancı, Hillary Davis ile vokallerin sahibesi (The Cocteau Twins’den Elizabeth Frasier’ın Minnesota temsilcisi) Laura Boland tarafından temelleri atılan Bella Koshka, yerel topluluklardan Matte Franklin (Davul), Matt Vanelli (Gitar), Timothy Ritter (Bas Gitar)’üçlüsünün de dahil olmasıyla şimdiki kadrosunu oluşturur.

Elektronik takısının çok dikkatli kullanılması gerektirdiği bir halet-i ruhiyeyi tamamlayan, tanımlandıran alternatif bir ses eriminin sağlanması da ekibi, yerel müzik sahnesinden ilerilere taşımaya yardımcı olan bir diğer etmen olduğunu belirtmeliyiz. Rift dergisinden Rich Horton’a vermiş oldukları mülakatta Hillary Davis’den alıntılayarak devam edelim. “Laura, İtalyanca ve Rusça üzerine eğitim almaktaydı, Bella güzelliği, Koshka ise dişi kediyi tanımlandırıyordu. Grubun temelini attığımız günlerde ortaya çıkagelen bu kelimeler oluşturmak istediğimiz müziğin de paralelini de tamalayan bir bileşke ortaya çıkartıyordu.” İkili olarak başlayan ve daha çok amatör kayıtlar şeklinde ilerleyen üretim süreci içerisinde, Kid Dakota’dan Darren Jackson ile tanışmaları kayıtların/albümün prodüktörlüğünü teslim etmeleri, bugünkü yapılarına ulaşıp grup formuna yaklaşmalarının da ipuçlarını temsil ediyor. Jackson’ın efektler ile kotardığı melodik sekanslar, gitarların doygun geçmişten gelen, ötekileştirilmiş ham hallerinin düz yapıları nasıl farklılaştırıp bi’örnek olmaktan alıkoyduğunu parçaları dinlediğinizde daha rahat betimleyen bir bütünlük ortaya çıkarttığını fark edilebilir. Bu iki kişilik olarak başlayan, stüdyo içerisinde Jackson’ın prodüktörlük yetisi ile geliştirilen ve son kertede “Slow Dancing On The Ocean Floor” a dönüşen kayıttan parçalar ile ilgili notlarımıza geçelim. Ambient’ın kaotik çehresinden alıntılanmış izlenimi veren, hayal meyal şekillendirilmiş bir keman sesinin dönüşüp durduğu ve önümüzde bizleri bekleyen ses kolajı için bir giriş teşkil eden “Compass” ile albüm açılışını gerçekleştiriyor. Bas gitarın fonda elektronik katmanlar ile bütünlendiği, Elizabeth Frasier’ın ses tonuna çok yaklaşmış bir vokal olan Laura Boland’ın devreye girmesiyle beraber, kişisel bir defterin sayfaları arasındaki döküntüleri imlemeye başladığımız “Relic”, 80’lerin new-wave’ine kestirme bir geçiş olanağı sağlayan, yaylıların piyano ile sahneyi paylaştığı, dinlencelik olduğu kadar da sinematografik öğeleri de barındıran “Fiction”, iki dakikalık süresini son derece iyi değerlendiren, eleştirel bir yaşam anektodu folktronica sınırlarından “Paint The Sky”, bu durağanlaşmış ses ekolünü devam ettiren, Sigur Ros’un şarkı/masal yaklaşımlarına paralel bir evreyi temsil eden “Coma” dış kakafoniden bağımsızlaşmanızı da sağlayan bir yapılandırmayı barındırıyor. Endüstriyel çeşniyi, mûm’un akorlarından derlenmiş izlenimini çok rahatça sağlayan bir denklemleme ile tanımlandıran, sanırız göller bölgesine kıyısı olan her müzisyeni etkisi altına alan melankolik yansımaları barındıran “Replicant”, yaylıların akustiği sağlamlaştırdığı elektronik helezonlar ile bezeli bir kurmaca / hayal / gerçek melodikasına dönüşen, albümün en yaralayıcı parçaları arasında gösterilebilecek “Treasure”, elektronik ritim dehlizinin idm durağına uğrayan bağlı ve bağlantılı olduğu space-popunu da imleyen, programımız içerisinde de paylaştığımız “Stitches” albümün finaline uzanmamızı sağlıyor.
Dünden kalmış olan, eskiyen alışkanlıkları, düşünceleri birbiri sıra hatırlatmayı çok rahatlıkla başaran, terennümlerden mülhem bir “debut” çalışma ile Bella Koshka’yı karşılıyoruz. Güncel dertleri çok iyi biçimde işleyen, işlevsellik kazandırdıkları ve giderek daha organik yapıları da müziklerine kanalize ettikleri bir dönemin henüz çok başında olmaları, iyi bir müzik ortaya çıkartmalarına bir mani teşkil etmediği ise aşikâr.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Bella Koshka At Myspace
Bella Koshka At Tinderbox
Bella Koshka Album At Amazon
Bella Koshka At Youtube
Fauna At Myspace
Fauna Blogosphere
Fauna At Alogorithm Music
Fauna Review At Proodos
Yora At Myspace
Yora At iSound
Yora At Ychorus
Proudpilot
Raz Ohara & The Odd Orchestra At Myspace
Raz Ohara & The Odd Orchestra At GPM
Raz Ohara At Myspace
Hercules & Love Affair At Myspace
Hercules & Love Affair Official
DFA At Myspace
Zi Punt At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Illusion Diffusion - By Guilherme Oliveira
Bella Koshka Photos Courtesy From Below Listed Sites
1, 2, 3

>>>>>Poemé
An ve Masal – Bejan MATUR

Güneşin ve suyun tadıyla
Uçunca bulutların tarlasına
Orada gece yok
Gece olmuyor uzaklarda

Boynumda gümüş bir kafes
Sadakatsiz bir cariye gibi
Uzanıp kıvrıldım ayın ortasına
O bir dede
Ben bir tanrıça
Günlerce uçtuk alacakaranlıkta

Boynum ince
Kalbim boş
Sürdüm yüzümü ağaçlara
Rüzgara sürdüm gözlerimi acıyla
Geçtiğim yollar
Ve uçtuğum
O gecesiz gökyüzü
Bulutların tarlasında oturan
Tanrı kadar yorgun
Fısıldadılar:

An ve masal
An ve masal

[Kaynakça]
Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiyat (96)

Thursday, March 06, 2008

Deuss Ex Machina # 203 - Una Vecchia Vigilanza Sullo Scrittorio

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_203_--_ Una Vecchia Vigilanza Sullo Scrittorio

03 Mart 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest : Oğuz Kaplangı & Chi K. / Zi Punt / Elec-Trip Records
>1<-Zi Punt-Small Time Crooks (Elec-Trip Records)
>2<-Norrda-I Know (Tan Tunçağ Remix) (Elec-Trip Records)
>3<-Oğuz Kaplangı-Buzz-Phorus In Secrecy (Elec-Trip Records)
>4<-Zi Punt-Who Knows (Elec-Trip Records)
>5<-Selim Demirdelen-No Out (Elec-Trip Records)
>6<-Chi K.-Name (Elec-Trip Records)
>7<-Zi Punt-Any Old Way (Elec-Trip Records)
>8<-Portecho-Looseyourhead (Elec-Trip Records)
>9<-Zi Punt-Sleepless (Elec-Trip Records)
>10<-Zi Punt-Nudge (Elec-Trip Records)

Una Vecchia Vigilanza Sullo Scrittorio Bölüm (203) – Titreşimler, Salınıp Duran Aksine Baskı Kuruyor. Yokolan İmgende Kayıp Aranıyor (eAXu9P)

>>>>>Bildirgeç
Belleği yoklamanın, yoklanan hatıratı çoğaltmanın, üzerinden asırlar geçmiş gibi gelse de asıl çok yanımızda, yanı başımızda duran olguları canlandırmanın bir yöntemi, yardımcısı olan bir tanım “ritüel”. Keşmekeşlik içerisinde, kesmeşeker kıvamında eriyik bir hale dönüşmek zorunda kalan gündelikliğin dışında arada bir hatırlananları simgeleyen bir kavram bütünü. Günü gelmiş olduğu için değil sadece, biyolojik takvimimizde de kendini belli ettiği için farklı çıkarsamalarını gerçekleştirebileceğimiz günler bütünü, tümü. Didaktik, tekdüzeliğin sınırlarından çelimsiz bir anlama / anlamama olgusuna kendisini kaptıran modern beşerlerin geri besleme noktası. Pek çok şeye üstünkörü bir bakışım ile zaten dar olmasından sürekli yakınılan bir zamansızlık kavramı içerisinde, “rütel” durağan ve görece sakin bir evreyi ortaya çıkartmakta. Hazırlanmadan, öylesine ani, çat kapı eşliğinde duhul edilen zaman tamlaması, tamamlayıcısı…

Dönüştürülen, birbirleriyle ilintilenen önermelerin bütününde de karşımıza farklı bir imgelem ile çıkan bir yol ayracıdır aynı zamanda “ritüel”. Devrik, takıntılı tümcelerin anlam karmaşası gibi kendini hemencecik ele vermeyen, çözmesi biraz zahmetli olsa da edinilen her yeni çıkarsama ile farklı katmanlar ortaya çıkartabilmemiz olası, dahası da yaşanası bir olgu bütünü, yaşam tümleticisi. İmgelerin giderek sanal bir kurmaca haline dönüşmeye başladığı, tek eğlenceliğimiz olmaktan bir türlü çıkmayan – fişini çek diji- renkli ekranın vasati bir görünümünden daha feylezofik bir durum da söz konusudur iş bu dizin içerisinde. Aniden çıkagelir demiştik, bir hazırlanmaya es bırakmadan olabildiğince, kalabildiğimizce düz hallerimizle bizleri bekleyen bir durum aslına bakarsanız “ritüel” değerli okur. Bölüşmüş ve ayrıştırılmış değil, ham halleriyle tadımlık bir keşfin çağrısı da kelimenin özünde bizleri bekler, denemişlikten bir pah uzaklaşabilmek için…

“Ritüel”i anlam bakımından kuvvetlendiren, değerini arttıran veya algıyı kolaylaştıran en önemli ayrıntılardan birisi olarak da yaşadığımız kentleri örnek gösterebiliriz. Gelişmişliği giderek grileşmeye başlayan, bir örnek toplu konut izlerinden, -ağaç nerde?- koskocaman avmler ormanının çehreyi iyice daralttığı, çerçevenin en dışında kalanların her zaman olduğu gibi görünmez kılınmaya çalışıldığı, tekrardan sakınmayan bir hata zincirlemesine sahip olan kentlerimiz. Onlarsız ne var olabilirdik, ne kendimize yeni seviler keşfedip hayatımızda değişiklikler yapabilirdik, mutlu olabilirdik. Ne konuştuğumuz konularda ardılımızda bir fon bulabilirdik, ne de kelimelerin kifayetsizliğinde en derin mesajları veren şehir görünümlerine ulaşabilirdik. Dahası bu kakafoni içerisinde pek farkında olamasak da birbirimizin birer tamamlayıcısı olduğumuzu algılayabilirdik. Sözlerin sihri ile yazılmış kelamlar gibi, insanlarının vakıf ettikleri işler, yerine getirdikleri ritüeller ile manidar kıldığı, yaşanılması ehven de olsa kolaycıllaşan şehirlerimiz. Gündelikliğin uzağında, ama birkaç adım öteye uzandığınızda döngüsünü yeniden yeniden kurabilen bir “ritüel” odağı.

Şehr-iStanbul’da bu minvalde kesişimleri, anlık süprizleri, sevinçleri ve göz yaşları ile bir bütün halinde yaşamsallığı paydalayan bir “ritüel” çehreleyicisi. Gerçekliğin acı taifesinden, eskiyi mumla aratan bir imgelem ortaya çıkarmış olsa da İstanbul, yenilenmenin illa ki ezici bir eskiyi silme operasyonundan ibaret olmadığını kanıtlamak istercesine, arada göstermeyi esirgmeyen yönleriyle hala yaşatan konumunu devam ettiriyor. Hissettiriyor. Çözümlemenin getirisi olarak, ayrıştırılmış bir sterilizasyondan uzaklaşan, bariz melankolik, deneysel ve sesi soluğu olan bir “ritüel”in taşıyıcısını ortaya çıkartıyor bütününde, şimdilerde. Kesin kuralların ve değişmez önyargıların insanlar tarafından dipdiri tutulduğu yer kürede, latife olsun diye değil gerçekten farklılığa bu kadar kucak açabilen kent sayısının da bir elin parmaklarından daha az olduğun altını çizelim.

Deuss Ex Machina programı içerisinde de müziği bir “ritüel” olarak ele almak, derinlerine indikçe, yaşanılan şehir ile bağlantılayabilmek, hayattan kesitlerin notalardaki karşılıklarına dair çıkarsamaları yapabilmek en büyük gailemiz. Sözlerimiz dönüp dolaşıp, başka başka kapılara çıkarmış olsa da bizleri aslolan mevzumuz “müzik” olduğunu ise sık sık belirtiyoruz, bu satırlar aracılığıyla. Dönüşen ve evrilen kent kültürü içerisinde, müziğin şekilcilikten kurtarılıp alternatif yollarında karşımıza çıkan işler bu çatıyı oluşturabilmemizi, daha sağlam yapılandırmalar kotarabilmemizi sağlıyor. Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz programımız içeriside de bu minvalde, 2002 yılından bu yana yayınladığı ve/veya üzerinde çalıştığı her proje ile adından söz ettiren alternatif müzikteki sayılı prodüktörlerimizden biri olan “Oğuz Kaplangı”yı Zi Punt projesindeki ekipdaşı “Chi K.” ile beraber konuk ederek sizlere tanıtmaya çalıştık. Son çalışmaları “Nudge Nudge” albümüne dair notlarımız ile “Zi Punt”u hafta önerimiz olarak sizlerle paylaşıyoruz. Geçtiğimiz 2007 yılının Ağustos ayı içerisinde Elec-Trip Records etiketinden yayınlanmış olan İstanbul Calling Vol.2 toplama albümünü sizlere önerimiz olarak paylaşmıştık. Hemen hemen her sokağında farklı bir melodinin yankılandığı, türler arası geçişlerin bile çok dikkat edildiğince algılanabilecek kadar iç içe geçmiş olduğu kent müziğinden ara pasajlar toplama albümde dinleyicilerle buluşmuştu. Yürürlükte olan üretim kolaycılığından ziyadesiyle uzaklaşmış, ses odaklı, tıpkı şehrin tüm bu alacası bulacası içerisinde kaybolmaya yüz tutmuş pek çok ayrıntısında olduğu üzere, dimağı besleyen nitelikli kesişimler ve sözel açılımlar kaydı olarak sunumlandırılmıştı. Bu toplama içerisinde Uğurcan Sezen ile Oğuz Kaplangı’nın temellerini attığı “Zi Punt” projesi de çalışmalarını dinleyicilerle paylaşmıştı. Hüseyin Bitmez’in “Her Daim” parçasını soluğunuzu tutarak dinleyeceğiniz, tasavvufi ayrıntılar ile donanmış remiks, Evren Uysal’ın Dünya’nın kaynaklarını tüketmemizi sorguladığı “A Votre Santé” parçasına drum & bass çeşnili düzenleme ve zamane teranelerine dair göndermeleri, caz vurgulu elektronika ile duyuran “Who Knows” parçası ile ilk kulak aşinalığımız sağlanmıştı. Birbirleri ile uyumlu melodramatik ses öğelerinin elektronik türler ile harman edildiği, kurgunun sadece tek bir yönüne bağlı kalınmadan, deneysel işlerin de artık dinleyicilerle buluşabildiğine dair çıkarsamalar yapabilmemiz sağlanmıştı. Etnik öğelerin kararında kullanıldığı, sufidelic takısı ile doğunun, funk öğeleri ile batının müziğinden de kesitlerin aktarıldığı ve elektronik müzik ile anayol’a bağlantılandığı bir çehre Zi Punt’un ilk dönemini oluşturmaktaydı.

Radyo Odtü’nün kurucu kadrosunda yer alarak radyoculuktan (müziği oluşturmanın ve temel birikimleri elde edebilmenin en önemli basamağı) seyrüseferine başlamış bir isim olan Oğuz Kaplangı’nın müzikal geçmişine kısa bir bakışımda da pek çok farklı yönünü keşfetmek olasılık dahilinde. Hemen hemen içeriğine katkısının bulunduğu her projede, farklı yönelimler ile alternatifi dinlemek isteyenlere yol gösteren bir müzik adamı profili karşımıza çıkmakta. Gitarını konuşturduğu türler ötesi Rebel Moves günlerinden, keskin hatlar ile birbirlerinden ayrıştırılmış ve çok ufak müdahalelerin bile kötücül sonuçlara yol açtığı etnik elektronik müzik içerisinde Techno Roman Project gibi işin hakkını veren cesur projelere, geçtiğimiz iki yıl içerisinde, elektronik müziğin ülkemizde de olabildiğince iyi üretilebileceğine kanıt olan Deniz Cuylan ve Tan Tunçağ’ın Portecho projelerinin prodüktörlüğüne uzanan geniş bir skala da “müziği” dinlemek isteyenler için gerekli olan atılımların altında imzasını görüyoruz. “Zi Punt” un geçtiğimiz günlerde yayınlanmış debut albümü “Nudge Nudge” da yine yeni yeniden önermeleri derleyerek, trendler ile görece ana akım içerisine dahil edilmiş “electro-rock” disiplininde işin ehli bir kayıt bütünü olarak dinleyicilerle buluşuyor. Birkaç satır öncesinde değindiğimiz üzere Kaplangı’nın Uğurcan Sezen ile temellerini attığı Chi K’nın vokalleri ile tümlenen “elektronika” vs “sufidelic” ses eriminin İstanbul Calling içerisinde karşımıza çıkan örneklerinden, daha organik ses elementleri barındıran ve şehrin şimdilerinin müziğine dönüşümünü barındıran bir yön değişikliği olduğunu belirtmeliyiz. İşin mutfak (prodüksiyon) kısmında yer alan Sezen’in yanı sıra gruba İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nin eğitmen kadrosunda yer alan Reuben De Latour’un aka Orange in Ocak ayında projeye dahil olması ile “Zi Punt”un kadrosu da şekillenir.

Canlı performansa son derece uygun yatay geçişler barındıran, ses öğeleri kullanımı ile deyim yerindeyse “sıkı” bir müzik “Nudge Nudge” albümünde dinleyicilerle buluşmakta. Sadece elektronik, sadece rock, sadece alternatif gibi tek bir etiketi kabul görmeyen bir müzikal izlek. Rolling Stones dergisinin Kasım sayısında dinleyicilerle buluşan Electro-Trip Vol.1 İstanbul dan Elektronik Açılımlar toplama albümünde dinlediğimiz, albümün de açılış parçası olan, türdeşi olduğu pek çok batıcıl örneğinden daha fazlasını barındıran, isminde olduğu gibi “dürtüp” uyandıran “Nudge” ile dinlence başlıyor. Keskin hatlarla örülü, elektro gitar’ın synth’ler ile dönüştürülmesini betimleyen, doygun ritim coşkunluğuna sahip diskoesk kurgunun temsilcisi “Majestic Bear”, albümün gizli çıkış parçalarından birisi olan boogie elektro ritimlerin, gitar tonları ve türlü çeşit ses örneklemi ile toparlandığı, Miami Vice’ın 2000’li yıllara uzanmış haline düşündürten “Sleepless”, uykusuzluğa ironik bir dille çözüm önerilerini beraberide sunumlandırıyor. Electro-clash’in müzik dünyasında yükseldiği günlerden yadigar, kirli ses kolajları ile distorte dans müziği kurgusunu irdeleyen, Chi K’nın vokalleri ile 80’lere ışınlanmamızı sağlayan, eleştirel tonlu “You’ve Got It All”, Breakbeat’in son birkaç sene içerisindeki müzikal değişimine paralel bir çizgiyi mimleyen, vokoder ile değişime tabii tutulmuş vokallerin “Haçienda”yı ayağınıza kadar getiren örneği “Any Old Way”, Italo Disko’nun şaşâsını ara pasajlar ile kurguya dahil eden, gitarın tüm haşmeti ile elektro sınırlarına taşıyan, şöhretle dolu dolu yılların harcanmasının ardından bir durum muhasebesi yapmaktan bile çekinenlere ithaf edilmiş “Burn”, sadık dinleyicileri arasında hala gözde bulunan bir tür olan, bugün dinlediğimiz onlarca farklı türde tınının ilham kaynakları arasında gösterilen “New Wave”in Zi Punt yorumuna ulaşabileceğiniz, hafif karaltılı bir durum muhasebesi “Occasionally”, elektro ile rock’ı bir potada buluşturan, çaldıkları her dinleti ile kutsadıkları insanlara yeni eşiklerle buluşturan “Justice”den devir alınan, temponun iyice coşkun bir hal aldığı, dans etmenin ise farz kılındığı bir parça olan “Zift Phunk”, aksak ritimlerin çağrısını, iletken bir melodika ile yansıtan programımızın açılışında paylaştığımız “Small Time Crooks”; bizleri müziğin görece farklı yüzeylerinden bir dinleti bütününe ulaştırıyor.

Uzunca bir çalışma dönemi sonucunda, derlenip biriktirilen ses öğelerinin alternatif mizansenler le dinleyicilere sunulduğu bir kollektif “Zi Punt”. Türler arası geçiş özelliklerini son derece kıvrak bir biçimde dengeleyebilen, bununla kendilerine yepyeni bir ses örgüsü oluşturabilen bir ekip. Yerli üretimlerin giderek daha çok sesini yükselttiği bir dönemde, alternatifi arayanlar içinse deneyimlenmesi gereken bir müzikal çeşitlilik. “Zi Punt”un bir “ritüel” olarak müziğin farklı cephelerinden toparladığı seslere kulak verin, eminiz pişman olmayacaksınız…

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Elec-Trip Records
Elec-Trip Records At Myspace
Zi Punt At Myspace
Zi Punt At Last.FM
Chi K. At Myspace
Reuben De Latour At Myspace
Istanbul Calling At Myspace

Norrda At Myspace
Norrda Infinite Face Video
Selim Demirdelen At Myspace
Portecho At Myspace
Portecho At MTV Türkiye

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm http://deuss-makina.blogspot.com/

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Phunk! - By Ricardo Brasilia
© Ricardo Brasilia
Zi Punt Photos Courtesy From Elec-Trip Records

>>>>>Poemé
Yol İkiye Ayrıldı – Robert Frost

Yol ikiye ayrıldı güze batık ormanda,
Gezemediğim için üzgünüm ikisini de
Bir gezgin gibi tek başına, uzun süre
Durdum, baktım en uzaktaki yola
Bükülüyordu çalılıkların arasında;

Ardından ötekine saptım güzellikten nasipli,
Kim olsa onu seçmez miydi zaten,
Çimenlerle kaplıydı fethedilmekti niyeti;
İşin doğrusu yolların her ikisi de
Gerçekte eşit ölçüde aşınmıştı,

Ve ikisinde de seher eşit uzanırdı
Yapraklara, ayak altında kararmamıştı renkleri
Âh, ilkini bir başka güne bıraktım!
Anlamadan bir yolun başka bir yola kavuştuğunu,
Kararsızdım gidersem dönemem asla geri.

Anlatacağım derin bir âh ile bu durumu
Yıllar yılı her yerde her zaman:
Yol ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben--
Daha az katedilmiş olanı seçtim,
Ve bütün ayrımı yaratan da buydu.

Tuğrul Asi Balkar’ın Tercümesiyle