Friday, May 30, 2008

Bi'Daha Deuss Ex Machina # 156 Algo En Mi Mente Que Sea Demostración Destruye Todo

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_156_--_Algo En Mi Mente Que Sea Demostración Destruye Todo

26 Mayıs 2008 Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
İlk Yayın Tarihi [15 Ocak 2007]

>>>>>Musique
>1<-Drum Cult-Radio (2020 Soundsystem Remix) (Dirt Crew Recordings)
>2<-Brandon Plank v Pink Floyd-The Wall (Plank's In The Wall Remake) (Unreleased*)
* Track Played For The Promotion*
>3<-James Flavour-Da Ride (Jimpster Remix) (Dirt Crew Recordings)
>4<-Justin Martin-The Fugitive (Buzzin' Fly Records)
>5<-Sarah Goldfarb-Homodiskotekus (Treibstoff)
>6<-The Knife-Like A Pen (Christoffer Berg's Club Mix) (Rabid Records)
>7<-Moonbeam-Cobalt Sun (Regular)
>8<-Zahn-The Need For Faith (Enemy Records)
>9<-Robot Needs Oil-Ssssnake (Art & Craft Recordings)

Algo En Mi Mente Que Sea Demostración Destruye Todo-Bölüm(156)-Kesinleştirilmemiş, Doğrultular Zihni Kurcalayan Denklemler Anında Çözümler Azz Sonra

Not: Söylenecek çok söz, dinletilecek çok tını mevcut, elde olmayan karaşın yağmurundan mütevellit program bir hafta mecburi izine ayrıldı; Deuss Ex Machina özürlerini dinleyicileriyle paylaşır. Pazartesi akşamı buluşabilmek üzere...Müziğinize Sahip Çıkın...Müzik Play, Pause, Stop'dan ibaret değildir...

>>>>>Bildirgeç
Allame-i Ulul Arz'den Ara Nağmeler;
Drum Cult
Dirt Crew Recordings
Dirt Crew Recordings DJ Sets/Live PA's Downloads
Brandon Plank
James Flavour
Buzzin' Fly Records
Justin Martin
Sarah Goldfarb
Treibstoff
The Knife
Moonbeam
Regular
Zahn
Enemy Records
Robot Needs Oil
Art & Craft Recordings

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[at]dinamo.fm - Dinamo - misak[at]dinamo.fm
Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info gör/sel Geliş-Me/Yen-İDeN Şekille-NMe
Photo Stuart Lee's 3AM From Kyoto Website © 2000-07 Stuart Lee

>>>>>Poemé
Sonsuz Şiir - Yehuda AMICHAI

Çağdaş bir müzede
Eski bir sinagogda
Sinagogun içinde
Ben
Kendi içimde
Yüreğim
Yüreğimin içinde
Bir müze
Bir müzenin içinde
Bir sinagog
İçinde o
Ben
Kendi içimde
Yüreğim
Yüreğimin içinde
Bir müze

Kenan Hanok Çevirisiyle

Saturday, May 24, 2008

Deuss Ex Machina # 213 - Ay Tutulması: Yesterday Was Terrific

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_213_--_Ay Tutulması: Yesterday Was Terrific - Today Is OK

19 Mayıs 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/) & Orhan Kaman
>1<-Borko-Spoonstabber (Morr Music)
>2<-Cesare Picco-L’orologio (Blumargot)
>3<-dEUS-The Architect (V2 Records, Inc.)
>4<-Junkie XL-Cities In Dust (Nettwerk)
>5<-Louis XIV-Guilt By Association (Atlantic)
>6<-Louis XIV-Tina (Atlantic)
>7<-R.E.M.-Supernatural Superserious (Warner)
>8<-Stephen Malkmus & The Jicks-Dragonfly Pie (Matador)
>9<-The Grid-8 Miles From Memphis (Some Bizzare)

Ay Tutulması: Yesterday Was Terrific - Today Is OK Bölüm (213) – Bir Ses Yaygın Bir Çeperi Sarsıp Bir Döngünün İçerisinde Birbirine Kavuşmaktaydı. (HdRZZ)

>>>>>Bildirgeç
Günce odağının ve onu sımsıkı bir biçimde çehreleyen, çetrefilleştiren genellendirmelerin izininden giderek, çıkış noktasını kaybeden/ettirilen, “düzey”e dair bildirgeçimiz vasıtası ile bir kaç kelam etmek istiyoruz, huzurlarınızda.Bir tarafta kıyam-felaket tarumar ediciliğin tüm gümbürütüsü ortalığın altını üstüne getirirken, sessiz bir iş bitiricilik bilincinin nakış nakış örgülendiği, alabildiğince çarçabuk bir biçimde konumlanan; yapılandırılan itham etmelerin daha da fazla bir biçimde “genel”i tanımlayacak demirbaşlar olarak addedildiği, listelendiği günümüzde “düzey” varsıl dönemeçler içerisinde yaşadığımız sanrısıda (sanal gerçeklik), asıl zenginliklerimizden (birikim, kültür, düşün) ne kadar uzağa düştüğümüze dair önemli tespitleri muştulayan, artık ucu kesik olsa da yanması için hâla umut beslenen bir metaforu temsil ediyor.

Tespit edilip seçkinleştirilen, ancak “olur” diyenlerce tenzip buyurulanların konuştuklarını duyduğumuz, büsbütün bu hilkat garibeliğinde çarçur edilen, kozmetik yanılsamalar ile dengelenmiş izlenimi uyandırılan ama koskocaman bir karaşının ortasında nereye ve nasıl ilerleyebilmemiz gerektiği konusunda en ufak bir detay dahi barındırmayan yaşantı içerisinde “düzey” sabit döngülerimizde rotamızı olumlu bir biçimde şaşırmamızı sağlıyor. Tesadüflerin birbirlerini perçinlediği, atılacak her yeni adım ile beraber yeniden şekillenebilen bir yap-bozun parçalarını imliyor. Düzensiz akışı ile düşünde mukayese imkanı tanıyor.

“Düzey”, enikonu çekincelerin perdelediği, imgelemlerin sırasında yapılan müdahaleler ile filmin bir ortasını bir sonunu görüp durduğumuz güncemiz içerisinde döngünün aracı bağlarına, ana çıkışlarına ulaşabilmemizi de sağlıyor. Hali hazırda pek çok konuda olduğu gibi, neresinde bulunduğumuzu dâhi tam olarak kavrayamadığımız bu mega-ultra-hiper yaşamsallığı, genelinde Dünya’mızı bir nebze olsun düzeltiyor. Acının artık su götürmez bir biçimde her türlüsüyle yaşam erkine tekmeyi bastığı günümüzde, düzensiz başkalaşımlar, kendini o durumun bizahati ortasında olduğu konusunda empati kurabilme yeteneği hiç değilse sonumuzu daha hayırlı kılacak bir düzeyi, bilinci de sağlayacak bir manevra haline dönüşüyor. Telkin ve uyarıları ne kadar duyumsayabilirsek o kadar seri, o kadar süresiz biçimde. Nitelikten çok niceliğin insanlığın artı puan hanesinde yer/öneminin değiştirildiği modernizmimizi de daha sağlıklı inceleyip, eleştirebilmemiz bu bağlaçlar / türetimler vasıtası ile gerçekleşiyor. Bir çerçevenin dahilinde olanlara karşı değil, hiç değilse değer verdiklerimiz için böylesi bir çaba içerisinde olsak, anlayabilmek için çakralarımızın kurslar vasıtasıyla açılmasını dileyip türlü şekillere gireceğimize, dört köşeli simsiyah bakışımızı engelleyen “at gözlüklerimiz”den kurtulmayı deneyebilsek yüzeysel olarak değil, gerçekten bir düzey arttırımınının sözünü edebilir miydik?

Popülist kültürün, mümkün olduğunca farklılıkları anlaşılmaz birer mit olarak sunmaya devam etmesinin de bu tarz bir yeknesaklığı sağlamlaştırdığını belirtebilir miyiz? Tüm okumaların ve görece daha kolay bir biçimde ulaşılagelen yönlendirici, disiplinlerarası yorumları üstten bir bakış ile asallığının da uzağına atamasına yol açan etmenleri tartışabilir miyiz? Yoksa bültenlerde bize aktarılanlara istisnasız bir biçimde biat etmeye devam edip, bir türlü ilerlemeyen hatlarımızın darlatımında, başkalarının hayatlarına, enstelasyonlarına seyirci mi kalmalıyız? Sosyolog ve araştırmacı Armand Mattelart ile kültürel uygulamaların siyasal-toplumsal boyutu üzerine pek çok yazın kaleme almış Erik Neveu’nun Bilgi Üniversitesi Yayınlarından yayınlanmış “Kültürel İncelemelere Giriş” kitabından alıntılayalım: “Margaret Thatcher entellektüelleri “geveze sınıflar” şeklinde tanımlamaktan hoşlanıyordu. Amerikalı eleştirmenlere gelince, onların durumu Reagancı “muhafazakâr devrim”den beri çok daha rahatsız edicidir. 1960-1970’li yılların örgütsel yapıları ve aynı dönemdeki hareket ütopya ve ideolojileri geniş ölçüde geçmişe aitken, kazanan liberalizm ve ahlaki ve siyasal muhafazakârlık ideolojisidir. Kısa erimli ekonomik verimlilik anlayışları, üniversite kurumları ve basının işleyişine, medya alanına erişime kadar artan bir ağırlık kazanır. Bu koşullar altında, kuramcılığın başarısı, çok etkileyici bir her şeyi “göreceleştirme” ve “yapılanları yıkma” gücüyle donatılmış kavram ve yazarların ısarla talep edilmesi, uydurmalardan büyülenme (“Körfez Savaşı Olmadı”), toplumsal Dünyanın bir metinler ve söylevler kaleydeskopuna indirgenmesi, anlamı derinlemesine siyasal olan bir entellektüel mizaçı ifade eder.Gellner’in acımasız sözüne göre, Amerikan üniversitelerindeki eleştirel öğretim üyeleri kendi geçici güçsüzlüklerini bir “felsefi düşler ülkesi”nin inşasıyla telafi ederler...Ama bu köktenciliğin etkililiği çok kuşkuludur. 11 Eylül suikastları sonrasında Bush yönetiminin ulusal güvenlik ve “haklı savaş” çevresinde seferber olması ve bu kuşatılmış alanların gücünü daha da azaltırken, aynı zamanda Birleşik Devletler’deki çok sayıda muhalif entellektüelin iki iki yüzlülüğünü de gözler önüne serdi” (a.g.e. s.100-101)

Klişe bir tabirle de olsa vâredilen bu düzlemi (alıntılanan makaleden belirli parantezler veya alıntılamalar ile ülkemizin durumuna paralellikleri de irdeleyebilmek/okuyabilmek mümkün) aşabilmek için kırk fırın ekmek yememiz gerekli olsa da, genellendirme anlayışımızdaki düzeyi daha da esnetebilmek henüz elimizde. Olasılıkları tartışarak, yeniden ama yılmadan birbirlerine farklı açılımları deneyerek...Yoksa estetize edilememiş bir istikrar muhabbeti etrafında dolanıp kalacak nesiller olarak “kurgu”nun figüranları haline dönüşeceğiz. İçsel arttırımlar ile genel bir düzey arttırımı, varedilebilecek çözüm önerilerini de mümkün mertebe daha kolay anlaşılabilir, eleştirinin odağında bulunan tüm yapı taşıyıcılarını simgeleyen medyanın boş vakit geçirticiliğinden daha mantıklı ve yapılandırıcı bir paralele çekilebileceği ise apaçık karşımızda.
Geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle buluşan “Deuss Ex Machina” içerisinde çaldığımız seçki ile bu minvalde bir düşünsel egzersiz tefrikasına yol açabilecek kayıtları paylaştık. Proodos güncesinden yazılarını takip ettiğimiz, müzik yazını konusunda deneyimlerini, farklı türlerden kolajları ile anlaşılabilir bir dille paylaşan “düzey” arttırıcı Sühan Gürer ile kadim dost Orhan Kaman’ın katılımlarıyla beraber “Ay Tutulması” dizinini Dinamo 103.8’e taşıdık. Yazınsal biriktirmelerden, dinlendikçe farklı çağrışımlara yol açan melodik öğelerle bütünlenen bir dinlence ortaya çıkartmaya çalıştık. Deneyimlenmemiş ses öğelerini, aşina gelen tını yığınları ile harman eden, çekincesiz bir biçimde güncelin ötesi bir müzikal izlek oluşturan kayıtların mümessili Morr Music etiketinden geçtiğimiz Mart ayı içerisinde yayınlanmış olan “Celebrating Life” albümü ile Borko aka Björn Kristiansson’u haftalık kayıt önerimiz olarak sizlerle paylaşıyoruz.

Borko’yu puslu bir platonun girintili çıkıntılı yüzeylerinde seyrüsefer eyleyen bir müzisyenin hayata dair çıkarsamalarına ve detaylarına yer veren bir proje olarak tanımlayabiliriz. Indie’yi karaşın bir elektronik tını etkileşimine bariz bir şekilde açabilecek kadar deneysellik sularında gezinen bir tümevarımcı olarak da keza. Bir kaç dakika içerisinde gelişimini tamamlayan, tüm derdini dinleyiciye açılan kartlar / sözler / sesler ile paydalayan space-pop tınılarına aşina olan dinleyiciler için de merak uyandırıcı yapılandırmalara da yer veren bir kayıt “Celebrating Life”. 2001 yılında Resonant etiketinden yayınlanmış olan “Trees & Limbo” kısaçaları ile
Björn Kristiansson akustik öğelere sırtını dayayan elektronik neşriyatının ilk denemelerini dinleyicilerle paylaşır. Vugulanan yapılandırmalar ile kaydın dönem içerisinde birbiri ardı sıra dinlence listemize dahil olmuş múm, Seabear, Ampop, Sigur Ros gibi İzlanda’lı grupların Kıta Avrupa’sı üzerinde etkisini arttırdığı müzikal deneyselliği taşıyan bir gizli cevher olduğunu belirtelim. Reykjavik’de özel bir okulda müzik hocası aynı zamanda da çeşitli film/ tiyatro oyunlarına müzikler hazırlayan Kristiansson’un “Celebrating Life” kaydında kendi gösteren sinematografik yansıların da temelleri, disiplinlerarası bir üreticinin altı yıllık bir süre dahilinde gerçekleştirdiği örneklemeleri de bu minvalde uzun soluklu bir gözlemci ile karşı karşıya olduğumuzun da altını çiziyor.
Morr Music’in basın bülteninde yer alan sanatçının, çocukluğunda dinlediği Progressive Rock plaklarından, Jim O’Rourke’un melodik akışlarına, kulağına ve elektronika’nın ılımanlaştırıcı öğeleri ile birbirlerine geçiştiği alamet-i farika kayıta dair notlarımıza geçelim: Bir çember dahilinde kendini tekrar eden vokal örneklemi üzerine yapılanan yarı akustik-yarı elektronik tıpkı Lo-Fi’ın sınırlarını belirleyen bir güzergahta ilerleyen, son çıkışlardan önce devinimini tamamlayan bir hikaye başlatıcısı halini alan, melankolik giriş parçası “Continental Love” ile albümün sınırlarına dahil oluyoruz. Jimmy Tamborello ve Ben Gibbard ikilisinden müteşekkil The Postal Service’ın “Give Up” kaydında yer alan parçalara benzeş bir nevi kayıp kardeş parçası olan, programımızın açılışında paylaştığımız “Spoonstabber”, buzlu camın ardında hayal meyal görünüp kayıplara karışan gölgelerin geçişlerine izin veren,bir döngünün tam merkezinde kalakalmışlığı irdeleyen, çocuksu ismine karşın deneysel caz sınırlarına uzanabilecek kadar derinleşip ciddileşen “Shoobaba”, kaynaşıp buharlaşan bir su seremonisinin, çanoyunu (glockenspiel) ile saflarını ilerletip post-rock tamlamasına dönüştürüldüğü, albümün geneline hasıl olmuş “melankoliyi” iyice hissettiren “Sushi Stakeout” ile hayatın tüm o zamana karşı mücadelesinde bir “mola”yı ertelememizi salık veren bir yapıta dönüşümüne hayranlıkla kulak kabartıyoruz.

Düzeyler arası geçişlerin ince elenip sık dokunduğu “Celeberating Life”da sürprizlerden bir diğerini “Lionel Richie”nin “Hello” parçasının ilk mısralarından alıntılayarak gerçekleştiren Borko’nun “Dingdong Kingdom” parçasına ulaşıyoruz. Daha öncesinde kayıtta yer alan iki çalışmayı tümleten üçlemenin son halkasını oluşturan bir “prolog”. Popmatters’da “Jer Fairall” imzasıyla yayınlanmış olan incelemede değinildiği üzere, 70’li yılların televizyon fon müziklerine benzeş, ıramaya yüz tutulmuş bir günceyi, hatıratı tekrardan ucundan kıyısından hatra düşüren bir bağlaç olarak bizim de kendi yorumumuz ilavesiyle takdim edeceğimiz “Summer Logic”, Morr Music başta olmak üzere, alternatif ses akımlarını derleyip, dinleyicilerle buluşturan plak şirketlerinden yayılan müziğe dair tek bir örnek istenildiğinde rahatlıkla önerilebilecek bir çalışma olarak “Hondo & Pondo”yu önerebiliriz. Akustik enstrümanlar ile donatılmış partisyonun, süre geçtikçe bir orkestral cümbüş ya da âyine dönüştürüldüğü keskin hatlara bağımlı kalmadan, düzeyin ve dozun sürekli arttırıldığı bir tasvire bürünen post-endüstriyel-punk-melodika ile Borko’nun bakış açısı ile hayatı adımlamaya devam ediyoruz. Biçimsiz itiş-kakışlar ile sürekli kırdırlan insalığımızın surlarında bir ışık aramaya çıkıyoruz. Özlemlerle dolu..dolu...

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Borko At Morr Music
Borko At Myspace
Borko Celeberating Life Review At PopMatters
Cesare Picco Official
Cesare Picco At Myspace
dEUS Official
dEUS At Myspace
Junkie XL Official
Louis XIV Official
Louis XIV At Myspace
R.E.M. Accelerate Official
R.E.M. Accelerate Review At Spin
Stephen Malkmus Official
Stephen Malkmus At Matador
Stephen Malkmus At Myspace
The Grid At Myspace
Not. Parça dizini içerisinde yer alan ağ bağlantılarından Proodos güncesinde yer alan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8

--------------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Dsc02117 - By Thirstyfish © Thirstyfish’s Photos
Borko Photos Courtesy From Belowed Sites M M

>>>>>Poemé
Neyi Anlatıyorum Ben Bir Ozan Çırağı Bile Olamazken
Yılmaz ODABAŞI


Işıdı
Öfkemde dolandı gün allı-mor
Neydi az önce
O zifiri karanlık
Ağarmadan ortalık

Selam civan dost
Bozkır mı uyanan
Güne dönmüş çorak toprak
Seslerle hele yokla kendini

Bahçesi olurmuş acılar ülkesinin
Tomurcuksuz, çiçeksiz
Çocukları oyuncaksız, şekersiz

Önceleri böyle değildi insan
Bir alageyik seker ormanda
Mağrur, atik
Acılar yürür insanlarla yollarda

İnsan,

İlkyaza vuran
Öfkeye gül sunan
Doğruya dost, eğriye düşman

Sevda olmalı
Karanın karanlığında
Pusatsız
Sevda olmalı
Bir uçtan bir uca ağlamaksız

Ve haber haber olmalı
Ölümün sesi toktur
Çocuklar duymamalı

Bak civan dost
Mevzilenmiş acı
Bilenir toprağın avuçlarında

Birşeyler demelisin artık
Neyi anlatır duvaklı güzellikler
Neyi anlatıyorum ben
Bir ozan çırağı bile olamazken

Saturday, May 17, 2008

Deuss Ex Machina # 212 - (Are You) The One That I've Been Waiting For?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_212_--_(Are You) The One That I've Been Waiting For?

12 Mayıs 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week-Gnarls Barkley-The Odd Couple
>1<-Gnarls Barkley-Who’s Gonna Save My Soul (Atlantic/Warner)
>2<-Gnarls Barkley-Neighbours (Atlantic/Warner)
>3<-Pendulum-Midnight Runner (Warner Music UK)
>4<-Pendulum-Propane Nightmares (Warner Music UK)
>5<-R.E.M.-Houston (Warner)
>6<-R.E.M.-Accelerate (Warner)
>7<-Nick Cave & The Bad Seeds-Albert Goes West (Mute Records)
>8<-Nick Cave & The Bad Seeds-Dig, Lazarus, Dig!!! (Mute Records)
>9<-Portishead-We Carry On (Live At Coachella) (Island Records)
>10<-Portishead-Machine Gun (Live At Coachella) (Island Records)
>11<-Spank Rock-Bump (Switch Remix) (Ninja Tune)

(Are You) The One That I've Been Waiting For? Bölüm (212) – Parçalanmış cam kırıklarının arasında, görünür görünmez bir imge takip ededurur. Şifahen sorarsın, kimsin en beklenmedik zamanda alt üst ettiğin herşeyi?

>>>>>Bildirgeç
Arıza, sekteye uğramışlığımızın nazarı dikkatimize çaldırıp kapattığı uyarıcı. Düzleşip giderek tektipleşen hayatımızın görünmez çarklarının topuğunda yer alan uyarı levhası. Olabildiğince hırpalanan akışın, yeniden olağana çıkarılabilmesi için gerekli olan çabaya deva olamadan, yeniden yeniden mavi ekran çıkmasının tanımı, arıza. Yüksek ilerleyişlerimizin getirisi olarak türlü çeşit evham ve çelişkilerimiz ile bir bıçak sırtı ve dahası birbirini takip eden ucu çoktan kaçmış çorap söküğünün devamlılık sağlayıcısı olan. Donanımsal olarak türlü çeşit yaşanmışlığa karşıt tez geliştirebilen bünyenin de yetişemediği anlarda tezahür eden sarmal. Fasit bir dairenin içerisinde yer edinen takınaklarımızı birer ikişer ortaya çıkartan da bilakis tanıdınız "arıza". Sessiz ve tekrarında da aynı oyunu göstermekten çekinmeyen. Olabildiğince naif biçimlendirmelere ve şimdiki zaman içerisinde iştigal etmesine karşın "arıza" zaman zaman geleceğimizi de etkileyen bir eşiği oluşturuyor, dönüşüyor. Deneyimlerin paylaşımı yerine, ısrarla üzerinde durduğumuz ve sorumluluğu üzerimizden atmaya çalıştığımız soru ve sorunların yansıtıcısına dönüşüyor. Az ödüllü yabancı oyuncuyu işaret ediyor. Kelimesi kelimesine böyle tanımlandırabilmek elde edilen verilerin ışığında, arıza'nın kay(ıp)bedenlere mâl edilmişliğini de arşınlayabilmemizi kolaylıyor, sonuçlarına ulaşabilmemizi, sorunları aşabilmemiz için elimize birer ikişer çıkarımalar bahşediyor Zihnin labirentlerinde kendi paradokslarını sergilemekten imtina etmeden, canlı düello içerisinde donanımsız , olduğumuz gibi hallerimizle karşılaşmamızı simgeliyor.

Durağanlığın anlaşılabilirliği daha da zorlaştırdığı giderek bulanıklaşan bir seyrüseferin ortasını imleyen bir kelime "arıza". Kesintisiz bir karmaşanın içerisinde ben nereden düştüm sorusunu da levhalar ve yönlendirmeler ile tarumar edilmeden önceki son kapılarda katılımcı olan bizlere gösteregelen. Tanımsız ve tarifsiz mutsuzlukların üzerine yapılandırılan modern güncenin üzerine yapışık kalan "bug" hanesi. Toplumsal teammüllerin ve deneyimlerin ustaca manevralarla paylaştırılmasından ısrarla imtina edilip, öcü ilan edildikçe dahası ve dahası çokça karşılaşacağımız bir buluşma noktasına ulaşmış oluyoruz. Tedbirsizliğin ve öteki'ne muhakkak bir kulp bulmanın dayanılmaz bir şekilde, janjanlı ambalajlarda sunumlandırılması belki de kolay bir biçimde bu değişimleri ve aslolan "arıza"yı fark edememizi sağlıyor. Çekinceler ile asıl soruları sormamamızı sağlıyor. Münferit olarak söylenegelen, bir şekilde zararsız olarak addedilmiş problemler bile bir şekilde "arıza" olarak tanımlandırılarak daha kolay bir durumun içerisinde az sonra kurtulabileceğimizi zannetmemiz sağlanıyor, isteniyor. Problemi ortaya çıkartan nedenler ve arkasından yayılan söz kakafonisi bu durumu daha da çetrefilli bir biçimde işlemeye devam ediyor. Anlamların asıldan uzaklaşması ve geçerliliğini yitiren bir hatırat haline dönüşmesi el birliği ile sağlanıyor. Sorun ve buna neden olan arıza bir şekilde sümen altı ediliyor.Yanıtısız problemler çözümsüz bilmeceler halinde nötralize edilip insanlığımıza armağan ediliyor. Birer ikişer kutuplaşmaların ardılı sırada olan bir şekilde gümbürtüye giden insalığımıza oluyor. Yıllar öncesinden Alman varoluşcu filozof, Friedrich Wilhelm Nietzsche'den alıntılayalım: "Sahiden kirli bir ırmaktır insan, kirli bir ırmağı içine alıp bozulmadan kalmak için, zaten bir deniz olmak gerekir " Suflörün çağrısına ihtiyaç duymadan açık bir şekilde tarif edilmiş bu tümce, giderek daha da karmaşıklaşan 21. yüzyıl personnasını daha kolay anlayabilmemizi sağlıyor.

Arıza mütecaviz bir yapıyı oluştururken, gerçekliğimiz çoktan format değiştirmiş bilemediklerimizin yepyeni halet-i ruhiyelerini ortaya çıkarmaya devam ediyor. Kronikleşip, derinleşen sabahlara kadar dert ettiren kederin de bağlayıcısı haline dönüşüyor. Alacalı bulacalı fevkaladenin fevkinden bir mutluluk çemberi içerisinde yaşamadığımız bu kadar aşikar bir biçimde ve alenen ilan edilmesine karşın, bildiğimizden çekindiğimiz, kirli su(la)rlarımızın dışına çıkmamamız için önümüze konulan avutucu öğelerle tembih edildiği gibi "eyvallah" dememiz, küçük arızalar içerisinde çehrelenmemizi sağlıyor. Dört bir yandan toparlanacak nefes alacak bir boşluk bırakılmadan oluşturulan bir çehreleme, kafes kafes. Oyun alanımız dört duvar dahlinde tanışıklar, çekirdek aile ve zaman öğütücümüz haline dönüşen televizyonlardan yansıtılanlardan ibaret . Oysa, gerçek dışarıda çok daha yalın bir biçimde hayatın akışını belirliyor. Her hangi bir süre kısıtlaması, reyting kaygısı olmaksızın vâr edildiği gibi. Ekrandan ulaşan, tetkiklerle çok öncesinden deneyimlenmiş, artık bir şekilde kopyalaşma yolunda ilerleyen yapay sendromlar, bitmek tükenmek bilmeyen kısır galiz hırs küplerinden mülhem temaşacılar ve temsiller ile oluşturulan "arıza" lar kanıksanmışlığımız üzerinde son eklemelerini gerçekleştiriyor.

Geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle beraber olduğumuz programımız “Deuss Ex Machina” içerisinde de “arıza” kavramının odak ve yansılarına değinen, paralelinde birer söz söyleme eylemi gerçekleştiren müziklerden bir seçki gerçekleştirdik. Alanların daraltılıp köşebendler arası sıkışımışlığından uzaklaşıp ferahfeza’ya bir adım daha atmaya çabaladık. Haftalık öneri dizinimiz içerisinde de eğlendirici oldukları kadar da, gözlemlenebilecek yaşamsal arıza kayıtlarına karşı da fikriyatlarını mütemadiyen paylaşan, paslaşan ikili Gnarls Barkley’yi son uzun çalarları “The Odd Couple”a dair notlarımız ile sizlerle paylaşıyoruz.

Ani bir kavis ile takvimlerimizde 2006 yılına geri dönüyoruz. Seri bir biçimde akıp giden görüntüler eşliğinde (ki aynı zamanda Hermann Rorschach’ın 1920’li yıllarda karakter tahlili için geliştirdiği mürekkep testidir) Elektronika ile Motown Soul’unun kesişimini barındıran, kısa süresi dahilinde olabildiğince verimli bir biçimde “arızalılığa” dair vurguları irdeleyen söz yumağı ile kulaklarımıza çalınan, gözlerimize seyirlik sağlayan “Crazy” parçası ile serüvenimiz başlıyor. İsimleri çok sınırlı / meraklı bir dinleyici kesim dışında “ilk defa” alternatif akımlarla da haşır neşir olabilen bir “popüler müzik” şarkısı deyim yerindeyse ortalığın tozunu kaldırdığı zaman dilimindeyiz. 2004 yılında Jay Z’nin The Black Album’ü ile The Beatles’ın The White Album’ünü birbirlerine harman ederek, okumalardan çok daha farklı yansıtmaları dinleten bir deneysel “Grey Album” projesinin mimarı, MF Doom ile beraber Warp Records‘un abstrakt denemelerle örülü hip hop’a ev sahipliği yaptığı “firması” Lex Records etiketinden “The Mouse And The Mask” albümünü yayınlamış olan, Gorillaz’ın “Demon Days” albümünün prodüktörlerinden DJ Danger Mouse (Brian Burton) ile Atlanta’lı hip hop kollektifi OutKast gibi hip-hop gurularının mezun olduğu “Dungeon Family” projesinin üyelerinden ve devamında “Goodie Mob” topluluğu ile Amerika’da kariyerine devam etmiş vokalist/rapper Cee Lo Green (Thomas Callaway)’den müteşekkil bir ekip Gnarls Barkley.

1998 yılında Danger Mouse’un eğitim gördüğü Georgia Üniversitesinde “Goodie Mob” performansının ardından ikilinin tanışıklığı gerçekleşir, ortak çalışmaları ise 2003 yılında Lex Records için Jemini ile ortaklaşa gerçekleştirdikleri, vokallerde ise Cee-Lo’nun yer aldığı “What You Sittin' On?” parçasının düzenlenmesi sırasında olur. Kayıtlar sırasında Danger Mouse elinde bulunan beş altı parçalık bir demo kaydın paylaşımı sırasında, ki bunlar “"Just a Thought," "Necromancer" ve "Storm Coming"in ilk altyapılarıdır. Gnarls Barkley projesinin de temelleri atılmış olur. “Rolling Stone” dergisine 2006 yılında vermiş oldukları mülakatta Cee-Lo’nun değindiği üzere, “Ses örnekleri ve canlı enstürmanlar ile kotarılmış bir yumak-Norman Whitfield döneminin Temptations’ı ile Kraftwerk’ın ortak kayıtlara girişmesi-aynı zamanda çalkantılı çocukluk günlerine de bir geçidi” teşkil eder. “Bu parçalarda yer alan müzik, çocukluğuma geri döndürmüştü, İçselleştirip bunlarla ilgili bir kaç kelam edebilirdim, Danger’ın da benimle aynı hissiyatı paylaştığını ve paralelimde bir müzikal lehimleme ile gidişatımızı belirleyebileceğimizi düşündüm.”

Bu ortak çalışmanın ilk ürünü olan ve biraz önce değindiğimiz “Crazy” ile müjdelenen “St.Elsewhere” kaydı da gerek müzikal geçişleri gerekse de sözler arasında kurgulanan alt okumaları ile farkına varamadığımız arızaların gün yüzü görmesine vesile olduğunu bir kere daha belirtmekte fayda var. Naif duruşları ile Rock müziğin alternatif aksamları arasında yepyeni bağlamlar ortaya çıkartmış “Violent Femmes” cover’ı “Gone Daddy Gone”, 60’lı yılların garaj-rock günlerinde göndermelerle şekillenmiş, ezcümle kendine yabancılaşmış bireyin içindeki canavarla karşılaşmasını irdeleyen “The Boogie Monster”, Motown dönemi soul orkestralarının vokallerinin izlerinde seyrüsefer eyleyen ama sözlerinde şizofrenliği irdeleyecek kadar komplike bir yapıyı barındıran “Who Cares?”, Funk’ın çiğ endüstriyel tekno ile birleştirildiğinde nelere kadir olabileceğini ortaya çıkartan, felsefik “Storm Coming” gibi örneklerin çoğaltılabileceği kayıtlardan bir popüler müzik antolojisi oluşturabilmeniz de olasılık dahilinde.Bu deneysellik bağına sıkı sıkıya tutunmaktan imtina etmeden yollarına devam eden Gnarls Barkley ikilisinin yeni durağı olan “The Odd Couple”da “St.Elsewhere”in açmış olduğu yolu takip eden ama asla tekrar etmeyen bir kurgu bütünlüğü ile modern müziğin sınırlarını bir pah daha genişletmeyi başarıyor. Uncut dergisinde yayınlanmış olan albüm kritiğinde değinildiği üzere Saykodelik Soul’un günümüzde en elle tutulur örneklerini barındıran bir kayıdın altına imzalarını atıyorlar. Albümün adında da yer alan “tuhaf”lığı çeşitli yönlerden eleştirilere karşı da bir yanıt olarak değerlendirmeyi başarmaktalar. MTV kültürünün direkt merkezinde yer alan tüketici kitleye hitap eden, olabilecek her türlü kılık vasıtası ile sanatçı algısındaki değişimleri, sterilize bir hayattan öte sizden birisi vurgusunun altını kalınca çizmeyi, ucuza kaçan her türlü maymun iştahlılığın uzaklarında olduklarını kanıtlamaları için yeterli verileri barındıran bir kayıt: “The Odd Couple”. Hoşgeldiniz kabilinden önceki kayıttan yadigar makinistin filmi sarması ile başlayan façası düzenlenmiş bir chill out melodikası “Charity Chase” ile albüme giriş gerçekleşiyor. Bir yitirilişin ardından gerisin geriye ruhunu nasıl onarabileceğini, kimlere emanet edeceğini düşünen, irdeleyen aksak ritmin donuk ve matlaşan belki de izlerini komple silmek isteyen bir vokalde tümletilen “Who’s Gonna Save My Soul?”, albümden yayınlanmış olan ilk kırkbeşlik olan Funkadelic’in 70’li yıllarda yakaladığı funk alaşımını duraksamaksızın 2008’e adapte eden “Run”, Sam The Sham & The Pharoahs un "The Hair on My Chinny Chin Chin" parçasından kesitlerle desteklenmiş, gündelikliğe ironik gönderileri ile “Whatever” sürprizlerin gani olduğu kayıtta her an herşeyin olabileceğine dair ipuçlarını veriyor. Sesler bütünlenirken, Cee-Lo’nun benim hiç arkadaşım yok ama böylesi daha “cool” betimlemesinde trendsetterlar tarafından yaygınlaştırılan farklı olun kıvamına, hem nalına hem mıhına bir yanıtı belirginleştiriyor. Hepi topu 2 dakika 18 saniye içerisinde.Danger Mouse’un pordüksiyonda karaltılı sulara yönlendirdiği, folk tınısı ile başlayıp elektronikayla buluşan, “ballad” “No Time Soon”, programımız içerisinde de paylaşmış olduğumuz “Neighbours” gibi weird-pop surlarında birer çözümleme imkanı sağlayan, Cee-Lo’nun girebileceği vokal yeteneği ve en masum konumlarında bile komşuluk ilişkilerinden doğan marazalara değindiği çalışması ile finale uzanıyoruz. Radiohead’in “In Rainbows” albümünü, muazzamlaştıran perdenin arkasındaki isimlerden biri olarak tanımlandırılan, kayıt mühendisi, prodüksiyonel dehâ Nigel Godrich’in ellerinde şekillenen “A Little Better” ana akım’a mesafeli bir duruş ile çalışmayı sonlandırıyor. Endişe ve tereddütleri, gerekli olduğunda açılmayan telefonlarla, kötü günde görünmez kılınan arkadaşlıklara göndermeleri, ölmek üzereyken aklına neler takılacak sorusu ile önümüzdeki çalışmalarda da güncenin içerisinde ayrıntıları, arızaları, noksanlarımızı paylaşmaya devam edeceklerinin sözünü verir gibi bir veda ediyorlar. Sorular ve alt okumaları ile bir fenomen olarak tanımlanmaktan kaçınarak, arızaları oldukları gibi paylaşarak...Sonsöz, “Yalnızlık hiçbir zaman bir yoksulluk değil, büyük bir meziyettir”. Jan Tschichold

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Gnarls Barkley Official
Gnarls Barkley At Myspace
Gnarls Barkley Album Review At Uncut
Gnarls Barkley Album Review At Proodos
Pendulum Official
Pendulum At Myspace
R.E.M. Accelerate Official
Nick Cave & The Bad Seeds Official
Nick Cave & The Bad Seeds At Myspace
Portishead Official
Portishead At Myspace
Spank Rock Official
Spank Rock At Myspace
Switch At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - www.dinamo.fm - misak[nospam]dinamo[dot]fm
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 --------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Sel Silencio - By Lints
© Lints Photos
Gnarls Barkley Photos Courtesy From Belowed Sites C,R,Z

>>>>>Poemé
Ellerimde Bir Göztaşı – Can YÜCEL

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mi
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
Sabahçı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
Ağardım, nişanlayınca gece ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğdugu, öldüğü dağdi Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Friday, May 09, 2008

Deuss Ex Machina # 211 - Olhar Para Fora Quer...

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_211_--_Olhar Para Fora Quer Apenas Saber Que Alguém Pôde Se Importar

05 Mayıs 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Portishead-Hunter (Island Records-Universal)
>2<-Portishead-Nylon Smile (Island Records-Universal)
>3<-Windsor For The Derby-Let Go (Secretly Canadian)
>4<-Windsor For The Derby-Forgotten (Secretly Canadian)
>5<-Fikret Kızılok-Anadoluyum (Grafson-Kalan Müzik)
>6<-Fikret Kızılok-Leylim Leylim (Kalan Müzik)
>7<-DDR-Kötülüğe Tapanlar (Radyo Eksen Performans) (Artist’s Own)
>8<-DDR-Tanklar ve Yığınlar (Artist’s Own)
>9<-Yora-Okul Yolu (Artist’s Own/CD-R)
>10<-Sakin-Laleler Beyaz (Rakun Müzik)
>11<-Sakin-Denek Hayatım (Rakun Müzik)
>12<-R.E.M.-Sing For The Submarine (Warner)
>13<-Foma-Her Şey Ortada (Pasaj Müzik)

Olhar Para Fora Quer Apenas Saber Que Alguém Pôde Se Importar Bölüm (211) – Işıklar sönüp yanıyor. Yalnızlığın çetrefilli kollarında bir ışık var mı? ümid hala lafta mı?. (NoiSZ)

>>>>>Bildirgeç
Giderek basiretimizin de bağlanması yanılsamasıyla (kandırmacasıyla) beraber bir şekilde tartışıl(a)mayan kavramlar arasına dahil ettiğimiz, ettirildiğimiz, olağanlaştırılıp, sıradan ön tanımlandırmaları yüklenerek, yüklemin yükünün ve mizacının hafifletildiği kanaatine varmamızın istenildiği bir olgu olan “şiddet”e odaklanmak istiyoruz. Kendimize ait dünyamızın sınırlarından, kamusallığa geçiş yaptığımız eşikten itibaren türlü çeşit formasyonları ile durmaksızın hayatlarımızı işgal / iştigal eden bir kavram olan “şiddet”. Farkına varalım (veya nispeten çoğalan bir yüzdenin sahiplendiği) hiç de oralı olmayalım olasılıklar dahilinde, hayatımız içerisinde karşılaşma ihtimalimizin hiç de yabana atılmayacak kadar çok olduğu bir durum tanımlayıcısı. Malumu ilan gibi değerlendirebileceğiniz, ama üzerinde ısrarla durulması gerekli olan bu kavram dönüşmeye çalıştığımız modernizm eşiği beşiği, dünyası içerisinde ve her bir adım atma, fikir beyan etme teşebbüsümüzde bizleri olduğumuz (sandığımız) güvenli alanlarımızdan dışarı çıkmamamız konusunda bir kere daha ikilemde tutmaya devam ediyor cemil cümlemiz topyekününde. Sessiz ve usulca, belki de usulsüzce (durum ve şartlara göre). Kişisel değerlerimiz ve fikirlerimiz ile değil de daha çok genellendirmelerin peşinde koşagelen/giden bir toplum haline dönüştürülmemize de olası çıkışları bağlantılayan bir ana arter vazifesi göstermesi de bununla ilintilenebilir mi? Artık olduğumuzdan daha çabuk bir biçimde farklılığa tahammül edemediğimizi, en azından hazmedemediğimiz gerçeğini bile şiddetli bir şekilde savunduğumuzun farkına varamamamız da biraz da bu perdelemelerin kanıksanmasından ileri gelebilir mi? Olabilir mi?

Keyfiyetin bir şekilde bütünleştirildiği bu çoktan seçmesiz ve her seferinde daha da sertleşen bir sarmal haline dönüşen(türülen) yapının evreleri arasında tespitler de durumu biraz daha izahatli bir şekilde açıklamaya yardımcı olacaktır. Görselliğin yaygınlaşması neticesinde en hakiki, en öz doğrularımızı bizlere nakış nakış, tevazusuz bir biçimde “kafamıza çaka çaka” gösteregelen sonuçta bu doğrudur tespiti ile beraber bizden sadece kabul etmişliğimizin akti olarak tekdüze diplomalarımızı almamızdan başka bir çaba göstermememiz gerektiğinin de altını kırmızı kalemle çizen bir göstergeç olan “televizyonlarımız”, okuduğunuz editoryal kadromuzun beş on beş çayında değerli patronumuz ve mahdumlarının onaylayan bakışları ile rafine hatta yok edilmiş, yazanın da burunundan fitil fitil getirilmiş dahası yazının değiştirilmesinin ardından sadece tek bir cümlesinden (1) doğruyu bulabilene ödül olarak çeşit çeşit tabak, çanak yok yok daha iyisi bizden biri olmanız için (gülme efekti) ihale vermeyi taahüt ediyoruz ödüllü anlamlandırılmamış masallar dizisi manşetleri ile yekünden daha fazla şiddetin şekilleri konusunda türlü çeşit tezlerin sunulduğu 3. sayfalardan çok ana sayfanın her bir yerinden dikte ettirildiği otokontrolsüz “boyalı basınımız” aracılık konusunda yeterli tüm verileri bünyesinden iletmeye devam etmekte.Şiddet, bu mecralarda alternatif türetmeleri ile beraber gündelikliğin de sınırlarını çevrelemeye, çitlemeye devam ediyor. Kimi örnekte pasif bir çekingenliği sunarak, kiminde ise de kanalize ettiği problemlerde başrolü paydalayarak, ayırdına varılamadan diğer problemlerle bütünleştirilerek. Çekincelerin, pasifize edilmiş bir karaşınlıkla, sus pus edilmesine daha çok çaba sarf ettirilemesi için de örnekleri doyumsuz bir şekilde çoğaltılıyor. Birbirinin foto fotokopisi alıntılamalar ile var edilmiş ön yargıların daha da perçinlenmesi sağlanıyor. Ses ve kelamlar topyekün olumsuzlandırılıyor. Kasti fauller ise görmezden geliniyor. Bir şekilde oluruna bırakıldığında şiddetin kendi kendini yok edeceğine kanaat getirmemiz, düşündüklerimizi kendimize saklamamız gerekliliği her durumda salık veriliyor. Oysa düşüncenin alternatifleri ile birlikte paylaştırıldığında ve kârinin özgürce kendi fikri tayin edebilmesine izin verildiğinde, gerçek sorunların çözümlenebilmesi de daha kolaycıl olması kadar doğal bir yöntem varken bu çaba ne kadar gereklidir ? İşin o kısmı ise toptan meçhul, zâyi.

Düz mantık ile tebaamızın bizden beklediği budur klişesine sığınmadan yeni okumalar için çaba sarf eden, farklılığın yüzeylerinde neler olup bittiğine dair çıkarsamaları açığa çıkartan yayınları ise olabildiğince diğerlerinden ayrıştırmaya devam etmeliyiz, tenzih etmeliyiz. Ne kadar önlenmeye çalışılsa da, yönlendirilse de...aslında gerçek resme odaklanmamamız için, her halükarda rüyalar alemindeymişçesine mutlu mesut yaşayan insanlar olduğumuz konusunda ısrarlarını sürdüren, giderek bir paradoks halini almış olsa da “medyanın” henüz tüm safhaları zapt edilmemiş olduğundan farklılıklarımızı da görebilmemiz için çaba sarf eden, şiddet sarmalının neticesinde yine yeni yeniden halkı/mızı etiklediğinin bilincinde çıkarsamaları paydalayan örneklere de haksızlık etmeden devam edelim. Herşeyden önce belli açılımlar ile aslında ne oldu sualine de el cevap yanıtlara ulaşabilmemiz için ısrarlarını ise takdir etmeliyiz. Demokrasinin işlevsellik kazandırılabilmesi için bu topraklarda en temel problemlerimizi tartışabilmemiz gerekliliği bir kere daha apaçık bir biçimde ortaya çıkıyor, onların vasıtası ve çabalarıyla. Tezahür edilen şiddet portresinin nedeni ve niyesine de ancak böyle böyle çıkışlar ile ulaşabileceğimiz ise gün gibi aşikar.Bir ülkede yaşayan ve o ülkenin anayasası içerisinde de belirtilmiş, tanımlanmış olan en temel haklardan birisi olan toplanış, ortak problemlerin açık edilmesi, fikir teatrisi gibi ‘doğal’ ve demokrasinin gereği bir ses duyurma çabası,‘1 Mayıs’ı kutlamak isteyen emekçilere karşı sergilenmiş « orantılı şiddet !»in ardından bir kere daha « vicdan » nerelerde bırakılmıştı sorusu hatırlara düştü. Şiddetin giderek artan bir biçimde yoğunlaştırılmasına neden olan her bir adımda, seri bir biçimde emeğin hakir görülmesinden, emekçiliğin savunulmasına çaba sarf edenlere, desteğini esirgemeyenlere karşı alınan tedbirlerin caydırıcı olmaktan çok cana kasıt biçiminde işlenmesi gibi, yargıların da daha en başından itibaren « demokrasi sadece bize tek bize » anlayışı ile kesişimi aslında resmin gizlenemeyecek yönlerini ortaya çıkarttığının da bir kere daha farkına varmış olduk. Hak zaten verilmezdi…Geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak yayınlanan Deuss Ex Machina içerisinde de bu minvalde yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız şiddet sarmalının yansımaları, oluşturduğu halet-i ruhiyeye göndermeler ile yapılandırılmış bir seçkiyi sizlerle paylaştık. Müziğin yaygın bir çaba ile bizlere takdim edildiği, salt eğlendirici unsur olmasının dışında da, söylemek istediklerimiz için bir tümletici vazifesi göstermesine dair örnekleri derlemeye çalıştık. Kişisel bir not defteri edasıyla kaleme alınmış, nükteli, iğneli ve bu kadar derinlerimize kadar işlenen şiddet olgusunun paralellerinde mahmur sözleri de arzı endam eden, kasvetin acı gerçekliği ile müziği bütünleştiren bir ekip olarak 14 yıllık dinlenceliği sürdüren “Portishead” topluluğunu 10 yıl aranın ardından yayınladıkları üçüncü stüdyo kayıtları olan “Third” vasıtasıyla sizlerle paylaşıyoruz. 90’lı yılların müzikal çehresinde yaşanan değişimlerin, yeni deneyselliklerin ve dahası aşina olunan ancak yeterli kayıtlara ulaşılamayan müzikal türlerin sıfırdan türetilerek farklı yollara çıkarıldığı bir dönemin yadigâri bir ekip Portishead. Namına trip-hop denilen ve bağlantılı bulunduğu elektronik müzik soyağacının alternatif dallarından birini oluşturacak, disiplin tanımlayıcılarından, tıpkı Massive Attack, tıpkı Tricky, tıpkı Morcheeba vd. gibi...

Massive Attack topluluğu ve Tricky gibi nev-i şahsına münhasır isimler ile çalışmış olan Geoff Barrow’un “insanların plak kolleksiyonlarında yerini alabilecek, adamakıllı sözlerle, ilgi çekici bir müzik” üretmek olarak tanılmadığı “Portishead” bir serüven olarak 1991 yılında temellendirilir. Guaridan gazetesinde Third albümü için vermiş oldukları mülakatta değindiği üzere, aslında bir erkek vokal arayışında ısrarcı olan Barrow, “Beth Gibbons”ın ekibe dahil olması sürecinde nasıl bir kayaya çarptığının farkına varamadığının altını çizer. Vokal ve herşeyden sorumlu prodüktörün yanısıra, melodik aksamlarda akustik çıkarımları daha da seri bir biçimde “örneklemeden” kullanmalarını sağlayan caz gitaristi “Adrian Utley” ile üçlü son şeklini alır. Hip-hop’un Amerika’da endüstriyelleşmiş tüketim çılğınlığı hallerinden uzak eskitilmiş noktalarına sıkı sıkıya tutunan deneyselliği sonuna kadar kullanan, zaman zaman salon müziklerine, zaman zaman da en şuh kahkahaların ardına saklanmış gözyaşlarını ileten ağırlaşmış bir melodramı bütünleyen bir form olan Trip-Hop ve Bristol kültünün şeklen atağa kalktığı dönemde debut çalışmaları olan “Dummy” kaydı yayınlanır.

Mihenk taşı denilegelen müzik dergilerinin kronolojik albüm listeleri arasında bir şeylerin değiştiğine işaret eden müzikler kategorisinde hemen hemen herkesin ortak beğenisine mazhar olmuş bir kayıttır “Dummy”. Yeknesak ritimler ile dahili ve harici ses oyunları, geçişler ile kanalize olduğu, alıtnıladığı hayata dair yaşanmışlıklara göndermeler barındıran bir çalışmadır kendileri. Kurgunun gerçekliği ile hayatın sahte maskelerini alaşağı etmeye çabalayan bir hesaplaşma durumuna değinilir albümün bütününde. Her bir şarkıda birbirlerini delip de geçen ses köprülemeleri ile bunu daha sıkı bir şekilde deneyimleyebilmeniz de olası; naif uzay atmosferi içerisinde hayatı ne için yaşadığını sorgulatan “Mysterons”, kayıpbedenler klanının gizli marşları arasında gösterebileceğimiz, yalnızlık paylaşılmaz vecizli “Numb”, hesaplaşmaların artık cılkının daha henüz çıkartılmadığı “feysibuk”suz günlerde aşk’ın nelere yol açabileceğini imleyen, inleten “Glory Box” ile uzanıp giden dinletiden geriye bambaşka düşüncelere kendini kaptıran insanlar olarak ayrışabilirsiniz. Keskinliği bu kadar sene sonra dahi hala aynı saflıkta olması da ayrıca bahsedilmesi gerekli bir ayrıntı olarak belirtmeliyiz. Bu yakın çevreleri haricinde pek de tanınmayan müzisyenlerin açmış oldukları eşiğin farkına varılması da bir o kadar tez olur. 1995 yılında henüz prestiji sapasağlam olan “Mercury Müzik Ödülleri”nde kazanılan başarı, birbiri ardına gerçekleştirilen performanslar ile yanıstız sorulara yer bırakılmamıştı. Bristol’un grisi tüm Dünya’da yankılanıyordu. 1997 yılında yayınlanan ikinci uzun çalarları olan “Portishead”de önermelerin, verilmiş olan payitahtların doğruluğunu ispat edercesine cesurca müzikal atılımları, bir nebze olsun hafiflemeyen aksine daha da seri bir biçimde “pulp fiction” tadının yakandığı, kurgu zannedilmiş olsa da gerçeği ısrarla gösteren yansıları ile bir başka başyapıt olarak dinleyicilerle buluşur. Rolling Stone dergisinde yer alan makalede James Bond müziğinden etkilenildiği izlenimiden dem vurulan ama bu seferinde rollerin tamamen değiştirildiğine göndermeler yapıldığı belirtilen, kaçacak deliğin kalmadı sen benimsin söz yumaklı “All Mine”, nefes nefes kalmanın eşliğinde sizinle beraber sigara tellendiren Gibbons ile karşılıklı olarak inkar edilmemiş yüzleşmeleri paylaşan “Undenied”, bir bitmemişlik ve sonsuzluk döngüsü içerisinde inkar edilemezliğin ayırdına varan bilinci işleyen, sayıklamalı melodi düzenekli “Over”, havanın kurşun gibi ağırlaştığını orkestrasyon desteği ile taçlandıran “Mourning Air”, plak çizikleri ileri geri yönlendirmeleri arasında çıkan çığlıklarda hayat ikilemlerini göstere göstere gelen “Only You” gibi parçalar ile alternatifi betimlemek konusunda epey yol aldıklarını ispat ederler. Takvim yapraklarının yıpratıcı etkilerine nazire yaparcasına, Gibbons’ın vokallerine “default” olarak yerleşmiş yanık ses formunun daha uzunca bir süre dinleyicilerin başucunda yer alacağını da...

Üstüne üstlük bütün bunların sağlaması olarak yayınlamış oldukları bir buçuk saate yaklaşan süresi ile “Roseland NYC” canlı kaydı ile müreffeh metropol insanlarının kusurlu yanlarında iç sesleriyle yüzleşebilmelerine de yol açtıklarına dair duyumlar hali hazırda dillendirilmekte. Üstünden yıllar geçse de.Dinlendikçe, kendini yeniden şekillendiren şehvetin, aşkın, gizemin, şiddetin farklı tezahürler ile derdest edilmesinde karşılaşılabileceği en doğru tanımlandırmalar ile iliştirilen parçalar birer giz çözümleyici, feylezofik tümleçler olma yolunda ilerledikleri de savunulabilir. Hatta öyledir kim bilebilir? Bu çalışmanın yayınlanmasının ardından ise deyim yerindeyse her bir üye bir yana dağılır. Beth Gibbons gruptan Adrian Utely nin desteği ile Talk Talk’tan Paul Gibbs ile beraber Out Of Season albümünü yayınlar. Geoff Barrow 2002 yılında Ashley Anderson ve Fraser Stuart ile kurmuş olduğu “Invada Records” etiketi ile yakından ilgilenme şansına nail olur. Uncut dergisine vermiş olduğu mülakkatta değindiği üzere koskoca 4 seneyi müzikal tek bir nota çıkartmadan, icra etmeden geçirdiği bir dönemdir de aynı zamanda.
Bu kadar uzun süreli bir aranın ardından geri dönüşlerinin hikayesi de keza mülakat içerisinde değinilen bir anektotu alıntılayıp paylaşalım. “2003 yılında kaydettiğim (albümde yer alan en eski kayıt) “Magic Doors”u Beth’e göndermiştim. Vokal kayıtlarına kadar herşeyi tastamam ve ileride düşündüğümüz albümün için bir temel olması açısından elimizde olan tek kayıttı. Belirli bir baskı altında kalmadığımız için tüm durumlarda bir ileri yedi geri gibi ilk noktadan uzaklaştığımız da çok sık oluyordu. Taa ki, 2006 yılında bağlı olduğumuz plak şirketi içerisinde A&R sorumlumuz başka bir şirkete geçeceğinin haberini alana kadar. Yerini kimin alacağından ve bizleri nelerin beklediğinden emin olmak için bir MD, içinde yedi adet kayıt ile plak şirketine taşındık, dinlettik. Bir senenin ardından geri döndüğümüzde tekrardan kayıtlarımızı dinlettik, arada elediğimiz bir kaç tane yerine yeni bir kaçına bırakmıştı. Emin olduğum bir konu ise bu geliş-gidişler olmasaydı, albümü de yapabilmemiz olanaksızdı.” Kesin ve net olan ise bir şekilde Portishead’in varlığının eskisinden de sağlam bir biçimde kendini gösterdiği bir kayıt haline dönüşecek bir yapıtın ortaya çıkmış olması gerçeğini belirtmeliyiz. “Third” tam da bu minvalde ortaya çımış gündelik şiddetin farklı tezahürlerinde kendini kaptırıp giden metropol insanına yardım eli uzatan bir kayıt haline dönüşüyor.

Sessiz ve derinden beslenen, köprülendiği alıntılandığı, önceki kayıtlarda bir şekilde esinlenip tasvirlere girişilmiş ses örneklerinin ardıllarına doğru bir serüven ortaya çıkartma gayesi olarak tanımlayabiliriz “Third”ü. Biçare bir sürümcemede kalmışlığın üzerinde, kimilerine ruhsuz gelmiş bir melankoliyi daha elle tutulur bir hissiyatla bütünleştirdikleri bir kayıt da keza. Capoera ustası Claudio Campos’un bir öğretisi olarak Portekizce kulağımıza çalınan “Onların koyduğu kuralların farkında olun. Ne verirseniz size geri dönecek. Bu dersi öğrenmeniz gerekiyor. Layık olduğunuzu alacaksınız” öğretisi ile kademe kademe sınırlarımızdan uzaklaşıp,titreşimlerin arasına dahil oluyoruz. Bir şekilde bağlantımız kesiliyor. Farkına varamadığımız değişimlerimizi, birer birer yaşanmışlıklarımızı hatra düşüren bir vakurlukla “sessizliğe” çekiliyoruz. “Silence” bir ayini tanımlarcasına, neleri kaybettim ve ne istediğimi biliyor muydun? soruları ile boş kalplerimizle akıttığımız gerçek gözyaşlarımızdan dem vurup delip geçmekte beis görmeyen bir giriş gerçekleştiriyor. Sıkı sıkıya saklanmış endüstriyellik ile Beth Gibbons’ın vokallerinin yüzeyler arasında geçiştiği, birbirlerine harman edildiği “Hunter”, “Sen herhangi bir şey söylediğinde gülmeyi seviyorum, ama gülüşümü bulamıyorum, bunu değiştirmek için bir şeyler bulmalıyım, aynı zamanda çaba da sarf etmeliyim, niye seni buna layık gördüğümü de bulmalıyım, çünkü sensizlikte ne yapacağımı bilemiyorum.” sözlerine layık bir biçimde, gerilip gerilip geri dönen perküsyon, formülsüz “psychedelic” vuruşlar ile şekillenen programımız içerisinde de paylaştığımız “Nylon Smile” ile albüm sürümcemede bırakmadan yolunu çiziyor.Folk tınısının dehlizlerinde, Adrian Utely’nin ön planda olduğu girişi ile ilerleyen partisyonun hemen akabindeki yüzeyinde ilerledikçe kesiklerin çoğaldığı elektronika ile sarmalanan, albümün de kuvvetle muhtemel Third öncesindeki Portishead’e ışık tutan çalışması “The Rip” , pek çoğumuz için alışık olmadığımız kadar hızlıca ilerleyen bir garage-kraut rock kırması halinin yansıması, Barrow’un da “uzunca bir süredir daha sert müziklerle iştigal ediyorum, örneğin Om gibi, kendi plak şirketimdeki çalışmalarda olduğu gibi.” tümcesini tamamlayan arızası temize çekilmiş bir “Can” kaydı olarak teknik olarak tanımlayabileceğimiz “We Carry On”, Yüreğimdeki zehiri benden alacak, itaat ettiğim o sesin sahibi kurtarıcımı gördüm sözlerinde Beth Gibbons’ın yerini tatminsiz güncelin yaşayan bir mahdumesinin veryansınlarını duyuran, hali hazırda albümden yayınlanmış olan ilk kırkbeşlik de olan “Machine Gun” deneysellik evresindeki eksik halka da tamamlanıyor. Minimalizmin kuvvetli akademik çalışmalarda kulaklarımıza çalınmış emprovize sertliği son derece iyi bir biçimde işlev kazandıran ses döngüsü ile sözler bütünleştiğinde başka bir tanıma ihtiyaç duymadan parçanın içinde kayboluyorsunuz. Sinyal transferini takiben bir eklektik caz seremonisine dönüşen kurgusu ile neye dönüştüğümüzü, nelerden imtina ederek bu hallere büründüğümüzü dert edinen sözleri ile mizansenden ötesine de geçilebileceğine tanıklık edebileceğiniz “Magic Threads” ile albümün sonunda yer alan “Threads” parçasına ulaşıyoruz. “Psychedelic-Rock” kesinlikle böylesi bir tanımla anılması gerekli olduğu kadar aşikar bir biçimde,açık bir şekilde akıp giden bir finale dönüşüyor. Tüm alarm sesleri zembereğinden boşalırcasına uyararak, önlem almamızı salık veriyor. Yıllar öncesinde bıraktığımız acılı nağmelerin sahipleri, trip-hop’un yaygınlaştırıcı isimleri arasından sıyrılarak, arkalarında bırakarak, izleri çok çok sonra da kendini gösterecek bir başyapıtın altına imzalarını atıyorlar. Sarmalın en zor dönemecinde yüksek sesle ağlayarak , ağlatarak, ikrar ettirek tek tek...Portishead...

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Portishead Official
Portishead At Myspace
Portishead At Last.FM
Portishead Interview At Guardian
Portishead Review At State Of Mind
Portishead Review At Canınızı Sıkmak İstemem
Windsor For The Derby Official
Windsor For The Derby At Myspace
Fikret Kızılok At Vikipedi
Fikret Kızılok At Idefix
DDR Official
DDR At Myspace
Yora At Myspace
Yora Karşılaşma 2 Gökyüzünde Video At Last.FM
Sakin Official
Sakin At Myspace
R.E.M. Accelerate Official
R.E.M. Accelerate Review At Proodos
Foma At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
info[nospam]dinamo[dot]fm - http://www.dinamo.fm/ - misak[nospam]dinamo[dot]fm
Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Experimenting - By CharlieStyr
© CharlieStyr’s Photos
Portishead Photos Courtesy From Belowed Sites P R TD

>>>>>Poemé
Anadolu – Ahmet ARİF

Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım...
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu'yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri...
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda...
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa'da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne - üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?