Friday, September 26, 2008

Deuss Ex Machina # 227 - As Máquinas Aborrecidas Perturbam o Sono

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_227_--_As Máquinas Aborrecidas Perturbam o Sono

22 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Mogwai-The Hawk Is Howling (Matador/PIAS)
>1<-Ryan Francesconi-Deep Rivers Run Quiet (Textura)
>2<-Ryan Frencesconi & Lili De La Mora-Green To Red (Textura)
>3<-Jesper Norda-Little Ones (April Archives)
>4<-Jesper Norda-Green And Red And Blue (April Archives)
>5<-Hauschka-Blue Bicycle (130701)
>6<-Hauschka-Rode Null (130701)
>7<-Detektivbyrån-Vänerhavet (P-Vine Records)
>8<-Detektivbyrån-Nattöppet (P-Vine Records)
>9<-Kırık Çizgi-Bugün (Self Released)
>10<-Kırık Çizgi-Esnek (Self Released)
>11<-Mogwai-Danphe And The Brain (Matador-PIAS)
>12<-Mogwai-The Sun Smells Too Loud (Matador-PIAS)

As Máquinas Aborrecidas Perturbam o Sono Bölüm (227) – Nereye Kadar Kulaklarını Tıkayıp, Gözlerini Yumup, Dilini Bağlı Tutacaksın ? Devredildiğimiz Zaman Hüzmesi Çok Daha Ayık Olmamızı Salık Vermekte İken...

>>>>>Bildirgeç
Hayat denilen olgular bütününün ayrıntılarından olan değişkenlerin sürekli bir devinim içerisinde birbirlerinden ne kadar da uzağa doğru bölümlenip, parçalandığının farkında mısınız? Birbirleriyle örtüştüğünde tamamlayıcı olanların nasıl da birden ve görünürde herhangi bir sorun olmaz iken kendiliklerinden harap bitap düştüğünü, düşürüldüğünü birbirleriyle var güçleriyle didiştiklerini gözlemlediniz mi? Bitmek tükenmek bilmeyen yanılgılarla örgülenip enikonu kördüğüm oldurulan sorun yumaklarının çoğaldığının ve ipin ucunun yakalanamadan elimizden kaçtığını hissettiniz mi? Eskisinden de çabukça berhava olduğumuzu, dahası bir günün hemen ilk saati içinde bizi bağlayan pek çok konuda, düşünmeden, harekete geçemeden, kararsızlıkla hemencecik pes ettiğimizin farkında mısınız ? Kesintilere uğraya uğraya, baskılarla didik didik, allak bullak edile edile, “terbiye” sınırları dahiline çekildiğimiz, koca duvarlarla çevrelendiğimiz mutlak memnuniyetin adını dahi zikretmeden sürüp gittiğimiz bir yaşam tantanasının tam da ortasındayız. İmdi. Farklılaşmayı beraberinde getirecek değişken ve rakamların sürekli farklılık göstermesine, bir artı bir eksi hanelere ulaşmasına karşın rutini bozulamayan bir yaşa(m)asallık. Tasarlanmış olan şekil, yaşayış biçimi gibi öngörülmüş, onaylanmış sahalarımızın içerisinde ne ederseniz edin de sesinizi yukarılara duyurmayın diyegelen bir yılgın tasvir bütünü. Yarım yamalak kalan, düzeltilmeyen bir bakışımın “korkutucu” sahiciliği karşısında insan düşünmeden edemiyor, en başından bu yana aynı noktada mıydık? Bir yanılgı dehlizinde içeriğin çoktan boşaltıldığı oyunun parçaları mıydık?

Bir haber kalıyoruz değişimden, bir haberiz iletişimden, noksanlarımızı düzeltmek bir yana ısrarla sarıp sarmalıyoruz soruların çözümlerini, kendimizden uzakta bir sanduka içerisinde görünmez kılınmasını dileyip-isteyerek. Ya da çözüme kavuşması için ilahi müdahalelerin yaşadığımız 21 yüzyılda pek sık olmadığını bilmemize karşın “el aman” demekten çekinmeyerek, vazifelerimizi üzerimizden atmaya gayret ediyoruz çabucak. Onlarla yüzleşmek bir yana giderek daha da sanallaştırıyoruz, “internet” denilegelen çapanoğlunun (!) nimetlerini kendimize göre yontup tahrip ettiğimiz kapsamı dahilinde. Oyunun içerisinde iliştirilmiş figüranlığımızın devamlılığını sağlıyoruz böylece, dengi bir daha zor keşfedilecek akış dahilinde, eğrelti eğrelti. Özgünlüğün bir kelime oyunu olduğu sanrısına kaptırıp giderek, hali hazırda tüketilmekte olan kimliklerden en makul olan birisine yamanıyoruz, yarım yamalak. Kendimizi olduğumuzdan farklı gösterme yarışında en ön safları zorluyoruz. İmgelerin keşmekeşliğinden, doğruları bulabilmek için gerekli olan çabadan soyutlanıp, sanal rahatlıkların cezbedici yanlarında kendimizi saflara dahil ediyoruz. Üretmeden tüketebilme kolaycılığına alışıyoruz. Kuşkularımızı dile getirmek istediğimizde dahi tahayyül edilebilenden fazlası karşıtlıkla sınavlardan geçiriliyoruz. Demokrasi dediğimiz halka ait olanın halk tarafından yönetilmesi, idaresi altında sorumlu olduğu alanlarda yaşamı daha kaliteli bir seviyeye ulaştırmasına ortak çabalarımızla vakıf olunabileceğine bile ayamıyoruz. Tutturduğumuz yollarımızda işin kitabında yazılanlarına göre yarım yamalak adımlar atmamızın avuntusuyla günlerimizi helak ediyoruz.

Değişkenler kendi rayında ilerlemeyi işaret ediyor olsa da, bu yarım ağızla ve kerhen uyum sağlama çalışmalarımız giderek artan bir ivme ile sekteye uğruyor. Mütemadiyen her seferinde daha belirgin bir hata reaksiyonuna çıkışlar sağlamlaştırılıyor. Ortaya çıkan büyük resimdeki hatalar ise görmesini bilen, gördüklerinden feyz alanlar için çok daha fazla detayı verecektir hiç şüphesiz. Buna ilaveten yabancılaşma da kaçınılmaz bir biçimde en yakın çevremizden (aile), süresi belirsiz bir an dahilinde kesiştiğimiz insanlarla paylaştığımız genişçe bir alanda etkisi de bununla beraber hasıl oluyor daha çabukça. Koskocaman bir karenin ortasında harflerden müteşekkil duvarlar örüyoruz, tarafeyn kimseciklere yaranamayan, etkisiz “eleman”. Kurmaya heves ettiğimiz düşük tümcelerimize kurban ediliyoruz. Kısacık vadelerde. Dönüştürülebilir rotaları takip etmek yerine, katı kurallara bağımlı kalmaya devam ettiğimiz sürece de bu tersliklerin bizlerin peşini bırakmayacağı ise apaçık ve acıtıcı gerçek olmaya devam ediyor. Çağ bilişim ve uzay diyor olsa da, insanlığımızdan uzaklaşan, giderek yayvanlaşan hemen bir örnek personalar haline evriliyor olmamız da bunu da olası kılmıyor mu? Gizlenip saklamadan, tüm acıtıcı gerçekliğiyle. Yarım yamalak, dımdızlak bırakılan her bir evre dahilinde bu daha da seri bir biçimde gerçekleşiyor. Hayat denen bu sahnelemede, bir veya daha çok katmandan mülhem bu eşikler tıpkı televizyondan görüş alanımıza dahil olan pek çok hatalı görüntü olduğu gibi kendine yeni yollarla hayatımıza dahil ediyor. Sarmalandığımız sınırı daha yükseklere taşıyor. Albert Camus’nun “Yabancı”sından bir alıntıyla bağlayalım bildirgeçimizi: ... “Anacığım sık sık, “İnsan hiçbir zaman bütün bütün mutsuz olamaz,” der dururdu. Gökyüzü elvan elvan renklerle boyanıp da, yeni bir gün ışığı hücreme sızı verince ona hak veriyordum.”...

Deuss Ex Machina’nın Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle buluşan 227. bölümünde de yukarıda kısaca değinmeye çalıştığımız örneklerin izlerini takip eden bir kurguyu sizlerle paylaştık. Sözlerle yarım kalıyor olsa bile müziğin eksiklerimizi tamamlaması temennisine sığınarak oluşturulan bir doğaçlama. Programın açılışında, ilgiyle takip etmeye, değerlendirdiği kayıtlar üzerinden alternatif okumaları keşfedebilmemizi olası kılmış Kanada'lı e-dergi Textura.org'un genel perspektifini de yansıtan debut toplama albüm “Kubla Khan”dan seçtiğimiz parçalara yer verdik. Ryan Francesconi'nin gitarın sağladığı melodik kurgular dahilinde, bütünlediği folk tınılarına kulak kabarttık. Ele alınış biçimiyle lo-fi sınırlarına da yaklaşıp, dinleyiciyle mesafesini kararında tutmaya çalışan “Deep Rivers Run Quiet” ve geçtiğimiz sene içerisinde “Eleven Continets” çalışmasını gerçekleştirdiği bir başka keşfedilmesi gereken isim “Lilli De La Mora”nın vokalleriyle bezenmiş olan naif pop baladı “Green To Red”i sizlerle paylaştık. Rotamızı İsveç'e çevirip, Jesper Norda'nın bir ritüel kıvamında kotardığı ve dinleyicilere ücretsiz olarak sunduğu “April Archives” serisinin üç numaralı kaydı “Little Ones EP”den iki kesiti sunduk. Durağan ritm döngüsüne nazire yaparcasına, heyecanını saklamayan , yalnızlığın paylaşımındaki zorluğu, eve dönün imgesiyle besleyen bir kurgu bütününü oluşturan “Little Ones”, güncelliğin sınırlarında dolaşıma çıkan, en son ürettiği sanatsal projelerinden birisine odak seçtiği PJ Harvey yerleştirmesinde kurguladığı gibi donuk bir havanın tasvirini gerçekleştiren “Green & Red & Blue” parçasına kulak kabarttık.

2004 yılından günümüze kadar uzanan süreç dahilinde yayınladığı kayıtlar ile klasik müziğin “kitabına” uygun formüllerini manipüle ederek kotardığı, deneysel tını izlekleri ortaya çıkartan Volker Bertelmann'ın altıncı stüdyo kaydı olan “Ferndorf”dan iki farklı temayı sizlere sunduk. Piyano'nun baskın bir biçimde yön belirlediği, eklenen yaylı partisyonları ile muğlaklığını aşan “Blue Bicycle”, sanatçının deneysel kurgulama becerisine örnek teşkil edebilecek nitelikte incelikli bir ses işçiliğinden evrilen “Rode Null” çalışma hakkında umarız ipuclarını sizlere ulaştırmıştır. Anders Flanders, Jon Nils Emanuel Ekström ve Martin Molin'den müteşekkil “Detektivbyrån” topluluğunun debut çalışmaları olan “P-Vine Records” etiketli “E-18” albümüne yer verdik. Seslerin doğru biçimde kullanıldığında ortaya çıkan uyumunu, benim diyen enstrümantalist ekiplerden daha vurgulu bir biçimde irdeleyen, ses çıkartabilecek her türlü edevatı çekinmeden kullanan bir kolaj ekibin müziklerini kısaca tanımlayacaktır. Glockenspiel gibi başlı başına bir inceleme konusu olabilecek, dinleyicide şevk uyandıracak kadar uygun tonların türeticisi bir enstrümana sırtını dayayan “Vänerhavet” sonbahar fonuna da birebir örtüşen bir kayıt olarak seyrüseferimize dahil oldu. Bu çalışmanın yanı sıra geçtiğimiz günlerde yayınlanan ikinci albümleri olan “Wermland” ile ve grubun müziği ile ilgili nitelikli bir makaleyi “Limbo Pillow” sitesinde inceleyebilirsiniz. Programın final bölümünde ise Eskişehir’de kurulmasını müteakiben İstanbul sahnelerinde de sesini duyurmayı başarmış, alışılageldik imkansızlıktan bizde çıkmıyor böyle müzik, sesler diyenlere nazire yaparcasına denemeyi elden bırakmayan “Kırık Çizgi” ekibini konuk ettik. Temmuz ayı ortalarında yayınlanmış olan “d.i.y.” albümlerinden 70’li yılları çağrışım olarak kulaklarla yeniden buluşturan, sözleriyle de takdir edilesi “Bugün” parçasına dikkatinizi çekmek istiyoruz. Bütün bu isimlere ilave olarak sizlere altıncı albümlerinin henüz dumanı üzerinde iken, yıllardır istikrarla bezeli ve değişmeyen bir alışkanlık haline dönüşen müzikleriyle, müziğin ardında bahsetmeye çalıştıklarımızı bizlerle buluşturmak konusunda ısrarcı tavırlara sahip üreticilerin de merkezinde konumlandırdığımız ekiplerden “Mogwai”yi son çalışmaları The Hawk Is Howling'in rehberliğinde sizlerin beğeninize sunuyoruz.Grinin tonlarının ezici bir hakimiyeti altında bulunduğumuz bir yerkürenin içerisinde yaşamımızı idame ettirmeye çalışıyoruz. Endişe duyduklarımız neredeyse huzur içinde bulunduğumuz anlardan iki katı bir süreye tekabül eden bir gerçeklik bahsini ettiğimiz. Kuralların en nominal hakları bile ezici bir biçimde ellerinde koz olarak belleyenlerin izan ve insafsızlığına kurban edilmeye her an hazırda bekletildiğimiz bir gri alan. Tanım ve türetmeler belirli bir ayrıştırmayı gerektiriyor olsa da pek çokları için bir video oyun içerisinde alt edilebilecek kadar kolay lokmalar olarak bellendiğimiz asri zamanlar. Çok fazla ümide kendini gebe bırakmadan, hayatın acıtıcı yönleriyle boğuşa dururken bir de böylesi bir elektronik gözlerle çevrili Dünya varsıllığında sürüncemede kalmış yaşayış bütünü enikonu rengini belli ediyor. Olması gerektiği gibi değişiklikler, olması gerektiği gibi yaşayışlar en iyimser tahminle bile ütopik olarak sınıflandırılmaya devam ediyor, kendi korkutucu istikrarını da koruyup kollayarak. Bir de bu tasviri tamamlayan “gürültü” öğesi bulunmakta, endüstriyelleşmenin getirisi olarak her bir yanımızı saran, sarsan, nefeslerin tutuklu kalmasını sağlayacak kadar yüksek perdelere ulaşabilen bir ses yığını. Sözlerin karaşın bir gizil, bir kakofoni içerisinde kaybolup esas duyulması gerekenlerin perde arkasında kalmasını sağlayan bir engelleyici. Stuart Braithwaite ve Dominic Aitchison tarafından 1995 yılında Glasgow’da temelleri atılan, Martin Bulloch, John Cummings, Barry Burns’un da dahil olmasıyla beraber, modern müziğin şeklini şemâlini, yukarıda kısacık da olsa değinmeye çalıştığımız girizgahtan ilham alındığını düşündüren albümler silsilesi ile bizlerle paylaşan “Mogwai” sözün kifayetsiz kaldığı anlarda elinizin altında bulunması gereken bir cevheri tanımlıyordu, eminiz hala da pek çoğumuz için öyle.

Bir kaç senelik bir gönül eğlenceliğinden çok, Pink Floyd gibi Rock müziğin içeriğine zerk ettikleri teatrallikten, Joy Division gibi hakikatin sokaklarına taşınan emekçilerden ve My Bloody Valentine gibi gürültü kavislerine zerk ettikleri yoğun melodik sığınakları ile shoegaze disiplininden de devşirilen külliyat bütünü, Mogwai’nin ilk albüm kayıtları olan “Young Team”in de özünü oluşturmaktaydı. Tabii ki bu kısıtlı satıralar içerisinde grubun tüm külliyatına değinebilmek imkansız. Olabildiğince altı çizilmesi gerekli olan paylaşımlarının, tıpkı bir yap-boz gibi birbirine tutturulduğunda ortaya çıkan “resime” odaklanmayı daha uygun buluyoruz. Bu ilk kayıtta olduğu gibi seslerin belli belirsiz bir görünüp kaybolduğu alaşımlardan, devamında sözsüzlüğün destansı suskunluklarla süsleme yeteneğine sahip olan bir ekibe evrilmesi bu sefer ki bahsimiz. Zaten Mogwai de alfabetik bir düzenekten irdelenemeyecek kadar çok üretimleriyle anılmayı bileğinin hakkıyla elde eden bir soluklanma odağı. Oluşan yoğun kirlilikten biran olsun uzağa gidebilmek için, zihinlere yardımcı olacak çeşitliliğin sağlayıcıları. Bunu henüz ikinci uzun çalarları olan “Come On Die Young”ın öncesinde yayınladıkları No Education = No Future (Fuck The Curfew) kısa çalarının ardılında yatan durum ile detaylandırabiliriz İskoç hükumet'inin Güney Lanarkshire’da yaşayan gençlerin suça bulaşmasının önünün alınabilmesi için okul çağındaki tüm gençleri kapsayan düzenlemesi, sokağa çıkma yasağının, insan haklarına aykırı bir durum teşkil ettiğinin altını çizen, İskoçya İnsan Hakları Derneğinin de katkılarıyla üretilen bir dizi projenin belki de en çok hatırda kalan örneğini oluşturan sağlam bir muhaliflik “Mogwai”nin hamurunun daha o zamanlardan ustaca karıldığının ispatını oluşturuyor.Arthur Baker ve Steve Albini gibi ellerini attıkları ekipleri ihyâ etmiş prodüktörlerden ikisiyle beraber Yom Kippur’da seslendirilen bir Yahudi ilahisi olan “Avinu Malkeinu” yu 20 dakikalık bir epik çalışmaya dönüştürdükleri deneyselliğin odağı “Mogwai” aynı zamanda. Sözlerin sakınıldığı, ikiyüzlülüğün bariz bir gösteriş şamatasıyla çevrilip, yağmalandığı bir Dünya’ya da sanırız bu kadar kesin ve net olarak derdini paylaşabilen çok sınırlı sayıda müzikal icracısı olduğunun altını çizebiliriz gönül rahatlığıyla. Kısacık bir kesit dahilinde bile onlarca kez dinlenildiğinde farklı keşiflere yol veren “Mogwai” grubunun burada anılması gereken önemli kayıtlarından bir diğeri de 2006 yılında yayınlanmış olan “Mr. Beast” albümüne de değinelim. Stuart Braithwaite’ın sözlerine kulak kabartalım “Canlı performanslarımız sırasında, dinleyicilerle paylaştığımız kayıt dizininden farklı olarak daha yüksek yoğunluğa ulaştığımızı fark ettik. Albümlerimizi oluşturan müzikten farklı tınlamak yerine, içimize daha çok sinen ve herhangi bir nedene de dayanmadığına inandığımız, canlı performans sırasında nasıl ki yüksek seslere ulaşıyorsak, bunu muhafaza edeceğimiz bir kayıt ortaya çıkartmaya çalıştık.” Post-Rock külliyatı içerisinde dur-kalk dur-kalk anahtarına sahip olan belirli bir süre sessizliğin korunmasının ardından gürültü tasvirlerine girişen, ama bunu eline yüzüne bulaştıran, klişe haline devşiren ardıllarına karşı da bir duruş olduğunu düşünebiliriz bu sözleri. Ya da muğlakta bırakılmayacak kadar kartlarını açık oynayan, tıpkı dinleyici içerisinde bulunan endişeler gibi daha iyisi yapılabilir mi? sorusuna yanıt arayan birer müzikal kaşifliğin izlerini bulabilirsiniz. Kesin olan şu ki, “Mogwai” hayata karşıt sesler türetmeye, eskisinden farklı rotalara sapabilmeye daha çok elverişli bir iklime dahil olduğunun gerçeğini belirtebiliriz.Sözü kararında kullanmalarına olan sebat, ekseriyet enstrümantal kompozisyonların içerisinde zerk edilmiş bulunan deneysel vokal yamalarıyla kavramsal müziği tanıma kavuşturduklarını da belirtmeliyiz. Biteviye ve öylesine şekilden şekle girmiş formlar yerine, dinledikçe ayırdına varacağınız pek çok alt katman, hikaye ve söz öbeğini ulaştırdıkları "ciddi gitar müziği" ile beraber dinlettirme konusunda yetenekleri ile modern müziğe önemli bir ivme kazandırdıklarını belirtmeliyiz. Sınırlara bağlı, bağımlı kalmadan, yenilenme zamanı geldiğinde kabuğunu tereddütsüz değiştiren, bir türlü etiketlenemeyen müziklerindeki seyrüseferlerinde son durak olarak şimdilik, 6. stüdyo kayıtları olan “The Hawk Is Howling” çalışması yer alıyor. Albüm 2007 yılının Eylül'ü ile 2008 Mart'ı arasında Andy Miller'ın prodüktörlüğünde, 10 yıldan uzun bir süre önce No Future = No Education (Fuck The Curfew) EP'sini kaydettikleri Chem19 stüdyolarında, hummalı bir sürecin ardından kulaklarımıza misafir olur. Sözlerin derdest edildiği, ya da kişiselleştirmekten okunamaz hale dönüşmüş bulunan resimli bir romanın, aurası, atmosferine uygun enstrümantal pasajların birbirleri ardında öne sürüldüğü bir kayıt olduğunu ilk elden belirtmeliyiz. İnişleri ve çıkışlarıyla grubun çiğ halleriyle dinleyiciyle buluştuğu, özgün denemelerinin de temellerini attıkları “Come On Die Young” albümü ile 2006 tarihli Douglas Gordon ve Philippe Parreno'nun yönetmenliğinde kayda alınan “Zidane: Bir 21.yy Portresi” filminin de müziklerinde ortaya çıkartılan deneyselliğin bir harman edildiği bir kayıt silsilesi “The Hawk Is Hownling”. Wired Magazine'den Scott Thill'in “Come On Die Young” dönemi ile benzeşmeyi Stuart Braithwaite'a sorduğunda bunun baştan tasarlanmış bir şey olmadığını, tesadüflerin bu kanıyı güçlendirdiğini ama 99'dan bu yana ilk defa tüm üyelerin ortaklaşa müzik yazımına girişmesinin bu düşünceyi doğuran bir etmen olabileceğinden dem vurur.Primitif bir bakış açısıyla, bu sayfalarda adını sıkça andığımız Pitchforkmedia'nın kendi içerisinde dolaşıma çıkardığı ön kritikte 4.9 gibi vasatiden düşük bir not verilmesinin nedenlerinden birisi olarak da anılan ve bizzat bir isimsizin Mogwai sitesine yolladığı albüm eleştirisinde de en büyükce paragraflardan birisini oluşturan ve siz ne hakla bizim Morrison'ımızı şarkılarınızda kullanırsınız yollu tespitlerin yer aldığı, amma velakin albümü dinlediğinizde kazın ayağının hiç de öyle olmadığının aşikar olduğu “I'm Jim Morrison, I'm Dead” ile albüm açılıyor. Piyano'nun öncüllüğünde, partisyonda ilerleyen her bir saniye içerisinde nihai döngü olan, Mogwai'nin de kimliği haline dönüşen ses karaşınına çıkan deneyselliğin tutku ve pişmanlıkların, tpkı Morrison’ın yaşamının hızlılığına göndermeleri, sevinç ve hüzünlerin aynı saflıkta birleştirildiği bir deneyime evrilmesini irdeleyebilmeniz mümkün iken, en hafif deyimiyle ağır takılacağım deyip “duvara toslamış” Pitchforkmedia diye düşündürüyor. Gitar partisyonunun tıpkı, drone metal gibi nevi şahsına münhasır kayıtlarında karşımıza çıkan, agresyon ile aynı damardan beslenen, günümüzde yetiştirmeye doyamadığımız kutsal totemlerimize de oturaklı eleştiriyi barındıran klibi ile hassas personaların damarına basmaktan geri durmayan “gürültü hüzmesi” “Batcat” ile albümün derinlerine dahil oluyoruz. Çiğ bir elektronik deneyinine, “Zidane” soundtrack’inin de belirli seksanslarında kulaklarımıza çalınagelen görünmez kılınan ses partisyonlarının devamı olarak algılayabileceğimiz, görüntünün hafızanızda oluşmasını kolaylıkla sağlayabilecek kadar, gerçekçi “Danphe And The Brain” ile Mogwai’nin müzikal odak olma konusunda neden bu kadar önemli olduğuna dair pek çok önemli veriyi paylaşıyor, çekinmeden. Umudun her ne olursa olsun devam ettirilmesi gerekliliğine dair önermeyi muştulayan, didaktik üniforması ile post rock disiplinin de içini dışına çıkartan işlerin yanında, hakiki sevinçlerden ezgiler çıkartılacak ise böylesi bir tasvir ile gerçekleştirilmelidir güvenine sahip “The Sun Smells Too Loud” proto-In Rainbows kayıtları arasında hatim edilecek bir şarkıyı ardımızda bırakıyoruz.

Korkularla yüzleşme zamanı geldiğinde bir an için bile endişeye mahal bırakmadan harekete geçmenin, o kaçınılmaz anlara dahil olmanın daha dayanıklı insanlar haline dönüşeceğimizi işleyen, ismindeki vurgulamanın daha çok kaçmanın imkansız olduğu gerçeğinden başka bir anlam aramanın saçmalığın daniskası olacağı “I Love You, I Am Going To Blow Up Your School” parçası ile hayat-müzik paralelinde önemli bir eşiğin daha aşıldığını hissediyoruz. Ambient tonlarının durağan sessizliği ile başlayan doruk noktasında ise handiyse yekvücut olan enstrümanların çağrılarına ulaştığımız deneyim olarak müzikal karakterini tanımlayabiliriz. Xylophone gibi dinleyende naif bir tolerans sınırı çizdiren, çarçabuk geçen heveslerin bir nebze olsun yavaşlamasına olası kılan enstürman ile donatılmış, şu satırları yazmaya vakıf olduğumuz zaman dilimi dahilinde İstanbul’u kapsayan esinti ile dinlendiğinde etkisi kat be kat artan bir içe dönüş, ya da bir veda parçası olan “Thank You Space Expert” ile finale ulaşıyoruz. İçinde olup, bir şekilde akışa dahil olduğumuz hızlı metropol yaşantısındaki daralmayı, içimizde birike birike irin haline dönüşen tasvirlere gerek bıraktırmayan griliğin hakimiyetine karşın bir başkaladırıyı simgelen, alışdığımız “Mogwai” hüzmelerinin tadını da barındıran “The Precipipe”, nice hallere bürünürlerse bürünsünler, bu beş hayaletin ortaklaşa türettiği müzikal tasvirlerin yerinin pek doldurulamayacağı aşikar hale geliyor. Lanet olasıca vurdumduymazlığın, neredeyse gerçek amâlardan daha görmez insanların kalp yaralarındaki kabuk bağlanmışlıklarının eziciliğine karşı, direniş sözü geçtiğinde o ne ola ki zırvalamasının diyarlarında “Mogwai” çişeltileriyle, duru bir uyanışı simgeliyor. Teşvik ediyor.Durduk yerde hiçbir değişim olmaz biraz da siz çaba sarf edin demeye getiriyorlar sözü, ki hiç haksız değiller...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...



Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

"No Belongs Here More Than You" Gallery - By Moral Debate
© Moral Debate’s Photos
Mogwai Photos Courtesy From Below Listed Sites M G W

>>>>>Poemé
Yokluğun İklimi - Odisseus ELİTİS

I
Dünyanın bütün bulutları günah çıkardı
Yerlerini tasam doldurdu

Ve saçlarımın içinde üzgün düşüverince
Pişmanlık duymayan elim

Bir acının düğümüne bağlandım.

II
Saat unuttu kendini akşam olurken
Anıdan yoksun
Ağacı sessiz
Denize doğru
Unuttu kendini akşam olurken
Kanat çırpmalardan yoksun
Yüzü kımıltısız
Denize doğru
Akşam olurken
Sevgiden yoksun
Ağzı kararlı
Denize doğru

Ve ben içinde, kendime çektiğim durgunluğun.

III
Öğle sonrası
Ve onun imparator yalnızlığı
Ve rüzgârların sevecenliği
Ve atılgan çekiciliği
Hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey
gitmiyor.

Bütün alınlar çıplak

Ve duygu yerine bir duru cam.

Çeviren: Herkül MİLLAS
Kaynakça

Friday, September 19, 2008

Deuss Ex Machina # 226 - Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_226_--_Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza

15 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Koushik-Out My Window (Stones Throw Records)

>1<-Koushik-See You (Stones Throw Records)
>2<-Koushik-Be With (Stones Throw Records)
>3<-Why?-These Few Presidents (Anticon)
>4<-Why?-Simeon’s Dilemma (Anticon)
>5<-Fujiya & Miyagi-Hunderds & Thousands (Full Time Hobby)
>6<-Fujiya & Miyagi-Dishwasher (Full Time Hobby)
>7<-Shingo Suzuki-Insider Your Love (Origami Productions)
>8<-Shingo Suzuki-Shayo (Feat. OL’K) (Origami Productions)
>9<-Infinite Livez vs. Stade-Man Machine (Big Dada Recordings)
>10<-Ben Mono Feat. Jemeni-Jesus Was A B-Boy (Marlow Co-Remix With Comixxx) (Compost Records)
>11<-Saul Williams-The Ritual (Fader Label)
>12<-Saul Williams-Sunday Bloody Sunday (Fader Label)

Comprensione Di Saggezza Di Conoscenza Bölüm (226) – Anlaşılabilir Kaygıların Çevirdiği Dolaplardan Şüphe Duyan Zihin Herkesin Fişini Çekmeye Davet Ediyor.

>>>>>Bildirgeç
Aynanın buğulu camına akseden suretindeki değişimleri, farklılaşmayı çözmeye gayret ediyordu. İlk elden simasını değiştiren, yaşanmışlıkların taş beyazı kestirttiği saçlarına odaklanmıştı. Kırlaşmanın artık son evrelerinde, pamuk tarlası misali kafasını kaplayan , tıpkı herhangi bir karikatürde kendisine yer bulan konuşma balonu misali öbekleşen, bakımını da aksattıkça, daha da gürleşmiş olan saçlarına göz atıyordu. Yüzünde artık orta yaşların tam da ortasında olduğunu belirten yaşam çizgileri, kırışan karışan halet-i ruhiye'nin eşlikçisi kırışıklıklarda bu tablo içerisinde kendisine yer buluyordu. Mâziye uzanan bir düş görü içerisinde kendi hayalleri peşinde koşmasının üzerinden ne kadar çok zaman geçtiğini hesaplamaya çalışıyordu. Kendine dert edindiği, aslında ortaklaşa bireylerin tümünü ilgilendiren bir dönüşüm çalışmasının temellerini atmaya çalıştıkları günlerde ne kadar da genç olduğu hatırına düştü. Bireysellikten çok daha fazlası için, toplumsal gelişebilirliğin biraz daha kolaylaşabilmesi için, yaşamanın istemsizce baskı ve yönlendirmelere ihtiyaç duyulmadan özgün yol/çizgisini bulması konularında halkın esas “söz sahibi” olması gerektiği konusundaki dirayeti tartışıp, uygulanabilirliği için türlü çeşit yöntemleri tartıp durduğu zamandan ne kadar uzaktaydı. Ne kadar ıraktaydı. Üzerinden uzunca bir zaman geçtiği ise kesindi. Tıpkı yıllanmışlığın beraberinde görsel bir tarihi de oluşturmasına olanak sağladığı, değişimleri ve hayal kırıklarını, şenliklerin ardından kopan fırtınaları, biçarelik içerisine mahkum edildikleri o karar anlarının acısı, soğukluğunu zihnine işleyen makineye, gözlerine odaklandı. Neler görüp, neler geçirip ders alması gerektiği konusunda uslanmayan bir yaramaz çocuğun gözlerindeki ateşi, çoktan zâyi etmiş bir çift hayat teşrifçisi, eşlikçisi gözler. Tükenmiş olan sadece feriydi gözlerinin, duraksamasını ve kendini incelemeyi bir kenara bırakıp hayatın şimdi içine dalma vaktiydi. Yeniden ve yılmadan.

Üzerine düşmekten, fikir yürütmekten, teammüllerin baskınlığına karşın biat etmekten imtina etmediğimiz, tıpkı kısacık türetmemizde olduğu gibi zaman hızlıca ilerliyor olsa da içimizde bir yerleri kaplayan bir olguya değinmek istiyoruz. Yaşlandıkça fark etme ivmemiz azalacağına, giderek ağırlaşan, teyakkuzda olduğumuz her an karşımıza yeni ve yeniden çıkabileceğini düşünmekten alıkoyamadığımız bir olgu. Anlatımların harci- alem dinleyiciler için çok da öngörülebilir bir anlamı barındırmıyor görünse de, anlama ve düşünme evresinde kulaklarımızı tıkmaya devam ediyor olduğumuzdan fazla değil bir kaç dakikalığına üç maymunluktan sıyrıldığımızda, anlamların günümüze de uygun yansılarını keşfedebileceğimiz bir olgu. Yıllar birbirini hızlıca kovalıyor görünse de ve üzerinden yaklaşık olarak 28 sene geçmiş olmasına karşın toplumsal gelişmişliğimizin nerelerine ket vurulduğu, hangi canları yaktığına tanık olabileceğiniz, hangi fikirlerin hala tabu halinde dolaştığına tanıklık edebileceğiniz bir olgu. Darbe kelimesinin sözlük anlamında karşımıza çıkan yıkımdan çok daha fazlasını betimleyen bir türetme. Hasıl olduğu şafak vaktinden bu yana bir kendini gösterip, birden kayıplardaki gri bir gölge edasıyla görünmez kılındığı ama bir yandan da tavırlarının devam ettirildiği bir sürecin tanımı. Olduğumuzdan belki çok daha ilerisine ulaşabileceğimiz bir muasır medeniyet çizgisinden nasıl alaşağı edildiğimizin, dahası geleceğimizin de ipotek altına alındığına dair tüm başlangıçları gözlemleyebileceğimiz bir sürecin tanımı. Halk’ın kendi kendini yönetmesi olarak kısaltabileceğimiz “demokrasi” nin çanına ot tıkama eyleminin baş ismi olarak da aksettirebileceğimiz bir olgunun merkezini işaretcisi “darbe”. Mustafa Kemal Atatürk’ün önemli deyişlerinden birisi ve açıldığı ilk günden bu yana da meclis çatısı altında, duyurulan, anılan bir tümce bütünü olan “Egemenlik Kayıtsız ve Şartsız Milletindir.” vecizinin herşeyi afaki bir biçimde ilan etmesine karşın, ladesin çekincesiz bir şekilde birilerince çekilmesinin figürü olan “darbe” burada bahsetmek istediğimiz.

Şekilciliğin giderek önem kazandığı, içi iyice boşaltılan bir gelişmişlik yanılsaması ile sarılıp sarmalandığımız güncemizde, sorunların temel çıkış noktalarını da işaret ediyor bugünden 28 yıl önce gerçekleştirilen “darbe”. Kağıt üzerinde anlaşılır kılınsa da insan hakları konusunda endişelerden dem vurmanın da, bir öğünde aynı yemeği paylaşıyor olsanız da, aynı aşa ekmek doğradığınız insanlardan ayrı olduğunuzun belirli belirsiz sürelerde hatırlatılmasına yol veren alt kimlik-üst kimlik tartışmaları da, biteviye bir kurguyu barındıran dizilerin bitmeyen reklam kuşakları gibi sürekli güncellenen, içine ilaveten yeni korkularla desteklenerek revize edildiği mahalle baskısı kavramının da ve en önemlisi düşüncelerini açık, seçik ifade edebilmenin bile belirli kaidelerle sadece sınırlı bir zümreye ait olduğu sanrısının altının bir kere daha çizilmesi bile bu endişe verici sürecin bir şekilde yaşatılmaya devam edildiğini gösteriyor netekim. Bu satırlar dahilinde paylaşmaya çalıştığımız tümcelerde olduğu gibi örülen her yeni duvarın bir diğerini tetiklediği bir ülkede anlaşılabilir bir açıklamaya dahil ulaşamıyor olmamız da 28 yıl sonrasında hala mı korku egemen tüm benliğimize sorusunu zihinlere düşürüyor , teker teker ? Son söz Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Birliğinin “TMMOB 12 Eylül’ü Yargılamaktadır” duyurusundan alıntıladığımız, altına imzamızı eklediğimiz sözlerle gerçekleştirelim. “Demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa hayata geçirilmedikçe, sosyal hukuk devleti egemen kılınmadıkça, ekonomi ve dış politika ülke ve halkın çıkarları yerine belli çevrelerin güdümünden çıkartılmadıkça, 12 Eylül Anayasası ile gasp edilen grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkı bütün çalışanlara yeniden tanınmadıkça ve cuntacılar yargılanmadığı sürece 12 Eylül'ün yarattığı tahribatları aşmak mümkün olmayacaktır.TMMOB, 12 Eylül ile başlayan Türkiye'nin kapitalist küreselleşmeye eklemlenme sürecinde "Bir başka Türkiye, Bir başka dünya"nın mümkün olduğunu bilmekte ve mücadelesini bu yönde sürdürmektedir.”

Bütünleştirildiğinde oluşan geniş resmin farkında olmaya çaba sarf eden Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı, dinleyenlerin de şahit olduğu üzere teknik aksamalara rağmen finaline ulaşmayı başardığımız program dizini içerisinde bu türetimlerle de birebir olmasa da düşüncede örtüşecek, birleşecek dile getirdikleri ile düşündüklerimizi de tamamlayan müzikçilerden bir kolaj ortaya çıkartmaya çalıştık. Anticon etiketinin medarı iftiharlarından “Why?” ekibinin sınırlı sayıda basılan canlı kaydından “These Few Presidents” ve içeriği ile başucu kayıtlarımızdan birisi olan “Simon’s Dilemma”parçalarını paylaştık. Steve Lewis ve David Best’den müteşekkil elektro-pop’un varolması gerektiği iklimlerin şartlarını paylaştıkları projeleri olan Fujiya & Miyagi’nin üçüncü stüdyo kayıtları olan “Lightbulbs”a uzandık. Harareti artan bir Notwist soundunda cereyan eden elektrik akımından beslenen, lo-fi “Hunderds And Thousands” ve Pitchfork Media sitesindeki kritikte de değinildiği üzre çağdaş Serge Gainsbourg yorumlaması olarak etiketlenen “Dishwasher” ile ikilinin usatlaşan yorumlarına kulak kabarttık. Bu senenin sürpriz dinlenceliklerinden birisi olan, Japon sanatçı/dj Shingo Suzuki’nin debut kaydı olan “The Abstract Truth”a yollandık. Batı kurugusuna yakın duran ritmik altyapılar üzerinde Japonca vokaller ile oluşturulan deneysel bakışımlara meraklı dinleyicilerimiz için küçük bir tadımlığı sunduk. Deuss Ex Machina’nın finalinde ise geçtiğimiz sene içerisinde dijital olarak yayınlanan, bu yıl içerisinde de nihayet “hard cover” olarak arşivimize ekleyebildiğimiz çalışması “The Inevitable Rise And Liberation Of Niggy Tardust”la çağdaş ozanların hakikatlileri arasında açık ara öncül olan Saul Williams’ı konuk ettik. Endüstriyel üretim cevheri Trent Reznor ile ortaklaşa gerçekleştirilen ve her birinin bir diğerinde aşılmaz olarak gördükleri müzikal duvarların tamamen serbest stil olarak çalşılması neticesinde daha kolay bir biçimde kotarılmasına / aşılmasına olanak sağlanan çalışmadan, U2’nun en iyi olduğu zamanlarda paylaştığı, dinlenceliğin sadece kurgudan ibaret olmadığının yanıtı “Sunday Bloody Sunday” parçasıyla nihayetlendirdik seçkiyi. Haftalık albüm önerimiz olarak da sizlere, geliştirdiği ses erimi ile yıllanmış müziklerden ilham alıp günümüze dair müzikal hikayeler ortaya çıkartmaya çalışan Ontario, Kanada’lı Koushik Ghosh’u ilk stüdyo kaydı “Out My Window”un yayın arifesinde sizlerle paylaşıyoruz. Birbirine benzeşip neredeyse aynı tornadan üretilmiş bir örnek stereotiplerle, görsellik ile ses arasında uyumsuzlaşan “karizmatik zengin” klişesine takılı kalıp, sokağın sesi olmaktan uzaklaşan, toplumsallıktan yüksek sosyeteliğe terfinin farklı bir yönü içinde turnusol kağıdı halini alan hip-hop’un orjinalliğindeki yaratıcılığa sadık kalarak, gerçek biriktirmelerle örülen bir müziğin mihmandarı “Koushik”. 60'lı yılların popüler müziğini de referans olarak aldığı ise hemen hemen tüm eleştirilerde karşımıza çıkartılan ilk çözümleme. Popüler müziğin en nahif zamanları, aynı zamanda da en üretken olunan, dönemsel bir kurgu yığınından ziyade ikibinlerin ortasında hala tüketilen, üzerine fikir teatrileri gerçekleştirilen “mihenk taşı” yıllarından beslenmek çok da yanlış bir tercih olmasa gerek. Koushik'in 14 yaşında, abisine özenerek adım attığı DJ'liğin de çatısını oluşturduğu müziğin, alt yapısında gerekli olan ses yığınlarına dair yeterli verileri elde etmesini sağladığını ise kendisi sık sık röportajlarında belirtmekte, kurduğu kısacık cümlelerde: “Dinlediğim parçalarda, kendi tınılarıma ekleyebileceğim neler olabilir tasasına takılı kalan bir dinleyiciyim. Çiğ Disko, 80'lerin Soul müziği, Fransız Folk müziği gibi değişken hatları takip ediyorum. 60'ların da müziğiyle ilgili olduğum da bir gerçek. Prince Paul, Beach Boys, Sly Stone, My Bloody Valentine, Funkadelic, Marley Marl, George Harrison ve şimdilerde “Kanye West” gibi isimlerden ilham alıyorum. Bu tarz bir dinlenceliğin yanında da neredeyse takıntılı bir biçimde Madlib, Jay Dilla ve Doom'un müziklerini evirip çevirip kesintisiz dinliyorum. Bütün bunlar ile nasıl bir yol tutturabildiğim ise gri bir alan. Kesinlikle.” Belirli bir modellemeden uzakta, salt müzik dinlemeye / keşfetmeye hevesli bir takipçinin ulaşabileceği en iyi damıtımı ise “Text Recors” etiketinden, kurucusu Four Tet'in de desteğiyle yayınladığı ilk kısa çaları olan “Battle Times” ile çözümleme yoluna gider. Taslaklar ve dinlenenlerin harmanı ortaya çıkartılacaktır, Koushik tarafından.

Kendi kendine oluşturduğu, neredeyse kısıtlı bir düzenekten kotardığı kayıt bütünü aynı zamanda da Koushik'e “Stones Throw Recordings”in de kapısını aralatacaktır. İflah olmaz bir altmışlı yıllar folkunun fanatiği olan Peanut Butter Wolf'un Madlib ile ortaklaşa bir konser için geldikleri Kanada'da gerçekleştirilen tanışıklığın ardından ise “One In A Day” ve “Be With” kısa çalarları birbirini takip eden günlerde peşi sıra yayınlanacaktır. Tüm bu kayıtların derli toplu olarak bütünlendiği toplama albüm ise 2005 yılında dinleyicilerle buluşur. Sözlerin derinlerde bir yerden kaydedildiği izlenimi barındıran, varla yok arası vokallerle desteklenerek şekillenen, folk alaşımı ile naif bir modellemeye sırtını dayayan, albümün de açılışını gerçekleştiren “Be With” ile kayıt açılır. Bir dakikalık süresi içerisinde deneysellik ile “big band” formunu bütünleyen “Homage” kaydı ile enstrümantal yönelişimlerin çıkışına doğru bir geri bildirim kulağa ulaşır. Canlı seanslar sırasında ortaya çıkan, anlamlandırması biraz da zor olan bir huşu dalgasının yayılmasını sağlayan, eksantrik ballad “One In A Day”, Eski bir kaydın devri düşürülerek oluşturulduğu intibasını uyandıran, “trip-hop”un Koushik'de uyanan yansıması olarak savlanabilecek “Back To The End” ile bir “mixtape” dahilinde en beğenilen şarkıların resmi geçidinin tam ortasında olduğunuzu hissettirmesi bile başlı başına müzikte alternatife kulak kabartmak isteyen dinleyiciler için önemli bir besleme noktasını oluşturduğunu belirtebiliriz. Çalışmanın 11 ile 14. parçalarına tekabül eden son bölümünün ise yukarıda bahsettiğimiz “debut” kırk beşliğe ayrıldığını belirtelim. Hararet dozu giderek artan bir ivme ile yapılandırılan, caz müziğinin ahali arasında da kolaylıkla dinlenebilir örneklerini beraberinde getirmiş olan “brass band” formunun az ve öz elektronik nağmeler ile kesiştirilmesinden mülhem “Battle Rhymes For Battle Times”, Koushik'in taşıdığı kimliklerden bir diğeri olan Hint'liliğini dejenere edilmiş bir batı-doğu sentezlemesi baştan savması olarak ele alan “füzyon”culara yanıtı olarak da değerlendirilebilecek “Ew” çalışmasıyla, bir resmin parçalarını teker teker keşfederek onlarla sıfırdan bir tablo oluşturmanın hikayesini çağrıştıran kayıt olarak “Kosuhik”in müziğine verimli bir giriş imkanı sağlanır. Ağustos ayı içerisinde dijital olarak ulaşılabilir kılınan, debut albüm “Out My Window” ile ilgili notlarımıza geçelim. Dub ve Reggae'nin doksanlı yıllar içerisinde keşfedilerek, önce jungle şimdilerde dubstep'e varan bir dönüşüme uğraması gibi, Kosuhik'in payda ettiği, bölümler arasında geçişlere olanak verdiği Hip-hop'da sadece yüksek ritmlerle kotarılan bir “floor-filler” olması hatasına düşmeden, Deuss Ex Machina'da parçalarına ayrıca özenerek yer verdiğimiz Anticon Kollektifi, Flying Lotus, Samiyam gibi modern neşriyatçılar ile Four Tet, Caribou gibi aynı odaklardan beslenerek saydam bir akıllı dans müziği icrasına girişen sanatçıların oluşturmaya çabaladıkları enstrümantalliğin ulaşılabilir örneklerinden birisinin altına imzasını atmaya çalıştığını ilk elden iletebiliriz. Formların ve sürelerin bağnazlaştırıcı özelliklerine fazla takılmadan, neredeyse her dinlediği, refere ettiği isimlerin çalışmalarından da birer bukleyi barındıran bir kayıt bütünü “Out My Window” da kulaklarımıza ulaşmakta. Sitar ile benzeşen enstrümantal bir kolajla örgülenen, durağan bir düşük tempo melodikası “Morning Comes”la kayıt açılıyor. Yukarıda da değindiğimiz ve ilk dönem kayıtlarını da dinlemek isteyenler için de açılan bir kapıyı imleyen “Be With” ile müzikler arası deneyselliğin farklı yüzleri arasında seyyahlığın derinlerine doğru inişimizi gerçekleştiriyoruz. Saykodelik ruhuna biat etmiş kayıtlar silsilesi içerisinde kulak kabarttığınızda hiçbir falsoya yer vermeden kendini dinlettirmeyi başaran, kendisinin de dahil olduğu The Free Design parçalarına yeni düzenlemelerin gerçekleştirildiği “The Now Sound Redesigned” albümündeki kayıtlarla paralel bir hatta ilerleyen, “Lying In The Sun”, Motown Soul'u ile yukarıdaki açılımların kaynaştırıldığı “Coolin” paçaları ile “Koushik” zamansız metaforlar, sesleri bir kaybolup bir dirildiği vokal tümlemeleriyle zamanın ruhunda bir yolculuğa dahil ettiriyor dinleyenleri. Yaşadığı çevrenin de güncesinden etkileşimini alan, akustik yoğunluğun tavan yaptığı “See You”, hip-hop'un enstrümantalliği ile bir dirhem folk öğesi katılmasının yanıtını bulan “Nothing's The Same” aksak ağırdan alan bir melodi kurgulamasıyla muğlak bir pop baladından daha fazlasını paylaşıyor. Sentez nasıl olmalıdır sorularına yanıt arayanlar için yeterli cevapları içeriğinde barındırarak. City Centre Offices etiketinden yayınlanmış olan kayıtların bütünlüğü imgelemine fazlasıyla sadık kalan, deneysel ses kesitlerinin bu sefer plaktan sağlanan “scratchlerle” sağlandığı, çok düşük yoğunluklu melodram “Ifoundu”, 60'lı yılların popüler müziğini deneyimleyebileceğiniz, önemli örneklerden birini tanımlayan, eklektizmin de dans edilebilir bir kurgu yoğunluğuyla büyüleyici bir atmosferi yakalayabileceğini ortaya çıkartan “Bright And Shining” ile finale ulaşıyoruz. Bu genel başarı grafiği ve dorukların yaşandığı yılların izlerini takip ediyor olmasına karşın, modern beşerilerin kaygılarına da kulak kabartan metaforların mucidi kabilinden elini geliştirmeye devam eden “Koushik”in bu sözlerden çok daha fazlasını irdeleyebileceğiniz uhrevi “Out My Window” parçası ile albüm tamamlanıyor. Son birkaç senedir hasıl olan müzikal akımlar arası duvarların sınırsızlaştırılması, tek bir türe bağımlı kalınmadan fazlaca disiplinden esinlenilerek kotarılan sesler müziğin geleceği içinde umudumuzu koruyabilmemizi sağlıyor. Hayat akışı içerisinde arka fon olmasından daha fazlasına vakıf olmak isteyen, musikişinaslar için olduğu yıldızlara boğdurulmamış bir deneyim vaat ediliyor. Kulak kabartın.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Koushik At Stone Throw Records
Koushik At Myspace
Koushik Album Review At Weiss
Koushik Interview At Pardon My Hindi
Why? At Anticon
Why? At Myspace
Why? Interview At Pitchfork Media
Fujiya & Miyagi At Myspace
Fujiya & Miyagi Review At Alçak Basınç
Fujiya & Miyagi Interview At Time Out Istanbul
Shingo Suzuki Official
Shingo Suzuki At Myspace
Infinite Livez Official
Infinite Livez At Myspace
Stade Official
Stade At Myspace
Ben Mono Official
Ben Mono At Myspace
Ben Mono At Compost
Saul Williams Official
Saul Williams At Myspace
Saul Williams At Radikal

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Blowing For Neptune, The God.By Cosmonautirussi © Cosmonautirussi
Koushik Photos Courtesy From
Stones Throw Records
>>>>>Poemé
Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası – Nihat BEHRAM

Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
kızım benim, nazım benim,
gurbetelde sazım benim,
yalazlanmış can tanem,
körpe dalım bir tanem..
Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
seziverdin de sanki
acılandın uykunda,
sızlandın huysuzlandın..
Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
Kolsuz kanatsız kalmış
geceden beri başucundayım..
Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..
itiraf etmeliyim ki yavrum
çekip gitse de bir bir
ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
içimi dişleyen düşünceler,
senin bir gülücüğün şimdi
yaşamam için bana yeter.
Geceden beri başucundayım..
İşte, sabaha dayandı gün!
Aşsız, işsiz, kuruşsuz
bir ıssız bayırdayım.
Bebeğim, canımın kıvırcığı,
boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
üzüm tanem, nar tanem,
acar yanım, bir tanem..
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
sızım benim, gizim benim,
gurbetelde izim benim;
ateş almış taş altında kalmışız,
gün olur hesabını sorarız elbet.

Thursday, September 11, 2008

Deuss Ex Machina # 225 - Ay Tutulması: Zahiri Devinim

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_225_--_Ay Tutulması: Zahiri Devinim

08 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (http://proodos.blogspot.com/)
Album Of The Week: Pivot-O Soundtrack My Heart (Warp Records)
>1<-Heaven And-Scarlet Woman (Staubgold)
>2<-Opeth-Coil (Roadrunner)
>3<-Ketz-Walktrough (Ketz)
>4<-Pivot-In The Blood (Warp Records)
>5<-Stanton Moore Trio-(Late Night At The) Maple Leaf (TelArc)
>6<-Steinski-Jazz (Illegal Art)
>7<-Heartthrob-Blind Item (m_nus)
>8<-Asian Dub Foundation-Burning Fence (Naive)
>9<-One Day As A Lion-Last Letter (Anti-)

Ay Tutulması: Zahiri Devinim Bölüm (225) – Saydamlaşan Görüşler Zahiri Bir Devinimi Harekete Geçiriyor. Tek tek teğelleyerek...

>>>>>Bildirgeç
Ortaya konan görüntü ve buna bağlantılı olarak seçim ve seçeneklerin giderek daha azaldığı bir Dünya tasvirinin ortasını, hem de tam merkezini kapsayan bir konuya değinmek istiyoruz. Birleştirilmek yerine parçalarını bir daha toparlayamamak üzere bilinçli bir şekilde dağıtmaya en hafif deyimiyle telef etmeye ısrar ettiğimiz bir konuya. Her birimiz için farklı bir tezahürü ortaya çıkartıyor olsa da, bütünlüğüne ve ana resime odaklandığımızda geleceğimizi de şekil ve şemal olarak ortaya çıkartan, yerkürede işgal ettiğimiz sürecimizin en hafifiyle güncemizin eksiksiz gelişimini sağ ve salim sağlayan bir unsur değinmek istediğimiz, belki bir kaç kelam ve tümcenin desteğiyle beraber. Hasıl olan gelişmişlik seyrüsferi içerisinde nicedir adı anılsa da salt bir kavram olmaktan öteye, ileriye “gerçek” olarak çıkartılamayan, getirileri üzerinde konuşulmayan bir değer olan “barış” güncemizin bu haftalık konusu. İçeriğinde eklemlenen her bir ayrıntısı ile aslında nerelerde takılı kalmaya devam ettiğimiz bir şekilde irdelemekten, ısrarla görmezden gelmeye devam ettiğimiz, üzerimizde eğrelti duran bir giysi haline aldığını “metafor” olarak sunabileceğimiz bir kavramsal “barış”. Ortak çıkarımların bütünleştiriciliği yerine bireysel çıkarsamların daha fazla fişeklendiği ahir zaman güncesinde, şimdi daha fazla gözümüz kulağımız gibi üzerinde titrememiz, ön planda tutmamız gerekli olan “barış”.

Tasvirlerin ağrılıklı olarak acı hatıraları çağrıştırdığı bir yerküre içerisinde, belki de olumlu yönlerimizi derleyip toparlayan bir arabirimi temsil ediyor “barış”. İlerimizi görebilmek için, ilerleyebilmek için, fark edip de müdahil olduklarımızın peşinde daha ısrarlı durabilmemiz için, yenilir yutulur cinslere indirgenemeyecek kadar bıçağın sipsivri haliyle benzeşen içinizi karartan, gönülleri yaralayan sorunların çözümlenebilmesi için elzem olan bir takviye “barış”ı daha anlamlandırılabilir kılıyor. Birbiri ardına ilerleyen güncenin ayrıntılarını irdelediğimizde kimi zaman kulaklarımıza da çalınan, bir hayalim var imgelemini de çağrıştırıyor. Yönelip de, eskisinden de kat be kat daha geriye doğru düştüğümüz şimdinin düşününde, yaşamsallığında hep bir arka planda tutmaya çalıştıklarımıza aynayı tutmakta, “barış”. Sözlüklerin bizlere bahş ettiği manalarına dem vurmak değil burada amacımız. Açmazlarımızın iyiden iyiye çevremizi dört bir koldan sarmaladığı günümüzde biraz daha geniş bakabilmeye, hemen alevlenip çok kısa süreler sonunda tüm o dediklerimizden pişman olmamızın önüne geçebilmemiz için bir fırsat alt okumasının üzerinde durmak istiyoruz. Ahalinin de kabul ettiği, bir şekilde artık üzerine çok da kafa yormadığımız, eski zamanlardaki “sulh”un sağlanabilirliği üzerine kafa yormak asıl derdimiz. Çünkü geçtiğimiz Cumartesi akşamı yaşananlar, bir topun peşi sıra 90 dakikalık salt bir mücadeleden ibaret değildi. Yaşanmışlıklar kadar iliklerimize sinmiş olan bir ortaklığın, umarız bu sefer biraz daha uzun sürecektir hatırlanması ve üzerine eğinilmesi, gündem deyip durduğumuz geçişler seremonisi içerisinde hatrı sayılır bir biçimde zamanı yavaşlatmayı da başaracak bir ayrıntı bütünlüğünü beraberinde getiren bir deneyim olarak gerçekleşti.

Sizler ve onlar, ikilemler ve endişelerin, sadece küçük porsiyonlar halinde ısrarla kafalarına kodlanmış halleriyle düşmanlık besleyenlerin de fark edebileceği üzere (kesin olmamakla birlikte hala bir ümit) bir şeylerin “barışa” bir şans daha sağlayabilmenin zemin yoklamasıydı. Karşılıklı olarak birbirlerimize yaşattığımız sıkıntıların, aslında ve sadece kendi halinde yaşayan normal insanları etkilediğini bir kere daha gözlemleyebilme şansıydı. Mümkünlük mertebesinde derece derece. İçtenlik ile bazı şeyleri değiştirmek istediğinizde hala bazı şeyleri rayına oturtabilmek için elimizde imkanların olduğunun da canlı göstergesiydi. Alt etmemiz gereken nice problemler olmasına karşın fikir teatrisine bir oturup, iki dem, üç cümle eyleme döktüğümüz, konuştuğumuzda insanlığımızın ne kadar yakınında durduğumuza dair alametler karşılaşmasıydı. Olması gerektiği kadar naif bir biçimde, algıda tüm seçkiciliği ortaya apaçık bir biçimde seren detaylar ile dolu dolu.Gündelik yaşamın belki de en çok üzerinde durulması gerekli olan politik sıvamalardan, anlık tahlillerden arındırılmış, birebir ve doğrudan ilişkinin başlangıç noktası olarak imgelemek de bu karşılaşmayı biraz daha manidar kılıyor. Öyle ya, kimsenin kimseye edemeyeceği kötülükleri birbirimize etmekten başka şu yerkürede ne gibi faydalarınız olmuş ki? diye soracak ileriki nesillerimiz için, denemekten yılmadığımızı da gösterebilmemiz için, ve tarihe bir şerh daha atabilmemizi sağlayan bir gelişmeydi, Cumartesi gecesi hasıl olan. Çatısı altında bulunduğumuz diyarları biraz daha “barış”ın saflarına dahil edebilmek için bir başlangıç, bir deney. Ezcümle, insan olmanın zaruri gerekliklerinden birisi olan “empati” kavramının can bulmasıydı. Beyhude çabalar ile kaybedilecek zamanlarımızın çok da fazla kalmadığının ispatı. Son söz “Şu anda yarının artık bugün olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Çok geç kalmış olmak diye bir şey vardır. Sayısız uygarlığın beyazlamış kemikleri üzerinde şu acıklı sözcükler yazılı: Çok geç. Eyleme geçmezsek, merhameti olamadan güce, ahlaklı olamadan kudrete, kavrayışı olamadan kuvvete sahip olanlar için ayrılmış zaman koridorlarına sürüklenecegimiz kesin." - Martin Luther King

Deneysel izleğin yazınsal olduğu kadar işitsel çıkarsamalarına dair örneklemlerinden beslenen bir yapıyı oluşturmaya gayret eden Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sizlerle buluşan Ay Tutulması bölümünde de çoğaltımlarımıza yenilerini ekleyebilme imkanına sahip olduk. Proodos güncesinden tanıdığımız Sühan Gürer’in geçtiğimiz Ağustos ayının müzikal gündeminden de kesitleri sunduğu, eleştirilerinden beslenen saatlik bir seçkiyi sizlerle paylaştık. Markus Detmer’in kurucusu olduğu avangard deneysel müzik müştemilatı; Staubgold etiketinden yayınlanan Heaven And’in Sweeter As The Years Roll By albümünden Alexander Hacke’nin vokallerde konuk olduğu art-rock “Scarlet Woman” parçası ile saydam bir art rock parçasını sizlere sunduk. Proodos güncesinin önemli bölümlerinden birisini oluşturan “Myspace Keşifleri” dizininin Ağustos ayı konuğu olan Hırvatistan’lı Ketz’in debut kaydı “Walkthrough” albümü ile sözlerinde kendini geliştirmek isteyen, bu minvalde örnek aldığı isimler arasında da U2, Leonard Cohen, Bob Dylan gibi ana akımı dize getirmeyi başarmış ikonların yollarını takip eden çalışmasından bir kesiti sizlere sunduk. Bir dönemsel kayıt olarak, müziği farklı boyutlarıyla takip etmek isteyen dinleyiciler için önemli bir kayıt olarak değerlendirebileceğimiz “What Does It All Mean 1983-2006 Retrospective” albümü ile Steve Stein aka Steinski’yi de Ay Tutulmasında sunmaya çalıştık. Modern dans müziğinden, eklektik ses kesitleri ile bugün farklı yönlerine de uzandığımız hip-hop’un, breakbeat’in hemen tüm kayıtlarına da ilham uyandıracak kadar çeşitlemelerden beslenen, cut & paste tekniğinin bu nadir işlerinden birisi olan çalışmadan, “Jazz” parçası sözlerimizden daha fazlasını sizlere sunacaktır. Programımızın finalinde ise yıllardır istikrarlı bir şekilde seslerini duyurmaya devam eden, deyim uygunsa ortalığı yıkıp geçen sahne performansları ile ortalığı şenlendiren, politik öfkeyi, öteki olmanın türlü çeşit yönelişimlerine dair aksaklıkları paydaş, paylaştıran Asian Dub Foundation’ın “Punkara” albümüne kulak kabarttık. Sözü One Day As A Lion projesi ile geri dönüş gerçekleştiren Zach De La Rocha’nın “The Mars Volta” eskisi Jon Theodore ile kurguladıkları gerçek dünya şarkısı “Last Letter” ile finale bağladık. Sizlerle bidirgeçimiz vasıtasıyla paylaşmakta olduğumuz haftalık albüm seçkimiz dizininde Doksanlı yılların sonundan bu yana faaliyetlerine devam eden Avustralya’lı grup Pivot’u henüz dumanı üzerinde tüten ilk uluslararası kayıtları olan “O Soundtrack My Heart” vasıtasıyla sizlerle paylaşıyoruz. İyi Dinlenceler.Deneyselliğin son derece rafine zevklere sahip olan elit dinleyiciler için olduğu sanrısı uzun zamandır, müziğin bu farklı yönlerini keşfetmek isteyenler için önemli bir handikapı işaret etmekteydi. Farklı temas noktalarından beslenen ve genel kabul görmüş olan müzikal izlerden çok daha detaylı bir çalışma prensibiyle ortaya konan bu tarz müzikal yapıtları dinleyebilmek için belirli şartlara haiz olunması gerekliliği gibi bir kural-kaide yazınsalının varlığından söz edilegelirdi. Her hangi bir müzikal disiplinde kendine yol açmaya çalışan Deneysel müzikler söz konusu olduğunda. Caz müziğin sabit hatlarını manipüle edilmiş ses kesitleri ile doğal hallerinden ırayan, endüstriyellik aşılaması ile kentsel seslerin de duyumlanmasına olanak sağlayan ekipler arasında hatırı sayılır bir dinleyici kitlesiyle buluşmuş olan “Triosk” grubundan davulcu Laurence Park ile kardeş gitarist Richard Park’ın ekipdaşları olan klavyeci Adrian Klumpes, yerel sanatçılar basist Neal Sutherland ve “turntablist” Dave Bowman’ı da dahil etmeleriyle şekillenmeye başlayan bir proje “Pivot”. Biraz da ana akım medyasının üzerinde eğilmesini “grunge”dan sonra bu “x kuşağı” kendini ne dinleyerek hizaya çekiyor sualine yanıt veren bir müzikal disiplin olarak kısaca anlaşılabilir kılınabilecek “post rock” sularında seyreden bir modifiye, gezici bir enstrümantal yolculuk müziklerinin de ekibin ilk kayıtları olan “Make Me Love You” (SRP039-Sensory Projects) ile dinleyicilerle buluşur. Burada belirtmekte fayda var, yıkımdan sıfıra inmeden var olunmayacağına kani olunan grunge akımının aksine (hala gönlümüzde engin bir yer kaplamaktadır) post-rock’da sesler birer anlatıcı olarak konumlandırılır. Enstrümantal dehlizler ile birbilerine bağlantılanan her bir şarkı ile münnecim olmadıkça kani olunamayacak kadar derinleşen, aslında problemlerin çokluğunu bariz bir şekilde farkına varabilmemiz için, kendi imgelerimiz ile doğrularımızı bulabilmemiz için farklı bir yapılandırmayı taşıdığının da altını çizmeliyiz.

Avustralya içerisinde hatrı sayılır bir başarı sağlayacak kadar üzerine yazılar yazılmış, ilgiyi toplamış debut kayıtta da Pivot bizahati bu eklektik yapıyı, soru ve sorun yumağına dair açılımları anlaşılabilir kılmak için gerçekleştirilmiş ortak deneyselliğin bir tezahürünü oluştururlar. Yaylıların daha çok Kuzey Avrupa gruplarından deneyimlediğimiz duygusal yönelişimlerinden beslenerek türetilen, serbest stil caz ile harmanına mesken eden Artificial Horizon, birazdan değineceğimiz “O Soundtrack Of My Heart”ın da öncülü olarak kısaca betimleyebileceğimiz akustik ile elektroniğin hemhal olduğu “Incidental Blackcloth”, belirli bir sayıklamanın kendi içerisinde dönüşmesine şahitlik eden, döngüler ile kotarılan, boşluğun son derece kıvrak bir davul partisyonu ile krautrock sınırlarına taşındığı “I May Be Gone Some Time” ile Triosk’dan aşina olunan müzikal yapılarının ileriki kademelerine de bir geçiş imkanı sağlarlar. Albümün finalinde kendine yer bulan, Four Tet, Caribou gibi müziğin melodik kurgularında dolaşan, akıllı dans müziği formundan hareketle kotarılan “”Helps None But Hurts None” gibi klasikleşmeye meyilli parçaları ile anlaşılabilir insani endişeleri de paylaşan, nihayetinde çok deneyimli olunmasına karşın bazı durumlarda kendini tekrar etmekten, insani kusurlarını da göstermekten kaçınmayan bir başlangıç kaydı gerçekleştirilir. Birbirini takip eden bir sürecin meyvesi olarak da addedebilecğeimiz “debut” kaydın ardından da grubun müzikal kimliğinin oturma sürecine dair çeşitli tasarılar ve değişkenlikler yaşanır içten içe. Şubat ayı sonlarında Warp Records’un Myspace sayfalarından ekip ile uzunca bir süreli kontrat ve albüm anlaşması imzalanması duyurusu sürecine kadar geçen sürede, Pike kardeşlerin haricinde bulunan üyeler Laptop sanatçısı Dave Miller ile bayrak değişiminde gruptan ayrılırlar. Dave Miller ile Laurence Pike’ın “Roam The Hello Clouds” projelerinin de tanışık olduklarını kısa bir dip not olarak iletebiliriz. Grubun bildiğinden emin olduğu müzikal yansılarla korunaklı sularından, hemen hemen her üyenin farklı bir tavrın yakalanmasına olanak sağlayan çeşitliliğin de bir süre sonra karmaşanın tam ortasına düşürmesi midir neden bilinmez ama, Pivot’da yaşanan bu değişimin ardından oluşan müzikal izlek değişikliği pek çok eski dinleyicisi için de değişim ve deneysellik ile bir sınavlarının da olduğunun habercisi olacaktır.Ağustos ayı ortalarında yayınlanan “O Soundtrack My Heart” da bu minvalde deneysellik ile imtihan etmesi gerekenlerce yakınen mercek altına alınması gerekecek kadar ustaca türeyen seslerden mükellef bir izleği ortaya çıkartıyor. İlham edindikleri ve bunu her fırsatta dile getirdikleri Jean Michael Jarre’ın Oxygene, Les Chants Magnétiques’in kapaklarında kendine yer bulan “Dünya” figüründen, sanatçının new-age disiplinine kattığı orkestral yansılara, bir başka vazgeçilmez grubumuz olarak her fırsatta değinmeye çalıştığımız Autechre gibi soğuk metalik duvarları döven, giderek sertleşen, iznasız ve nedensiz infazlara girişen insalığımıza dair çıkarsamalarda bulunan endüstriyel-tekno kuşaklarına, yıllardır yerlerine pek az grubun müziklerindeki coşkunluk ile yaklaşmaya çalıştığı post punk topluluğu Talking Heads gibi gruplara sırtını dayayan, onların müziklerinden beslenerek farklı deneyimlere girişen bir kolaj kulaklarımıza çalınıyor. Bariz kurallara sığınarak kasti faüllere girişmeden de oyunun sonuna kadar sizleri kendisine bağlayacak kadar çoklu segmentli bir deneyim vaadinin dinleyicilere ulaştırdıkları ise afaki bir gerçek. Statik bir elektronika döngüsünün manipüle edilmesiyle kotarıldığı, güz’ün kasvetli yönünü kısacık süresi dahilinde paydalayan “October” ile albüm açılıyor. 18 Mayıs tarihinde albümün de tanıtım görevini üstlenen ilk kayıt olarak yayınlanan “In The Blood” ile kaydın derinlerine doğru serüvenimiz başlıyor. Gitar ritmlerinin ilk bir kaç dakika boyunca kendini gösterdiği, buzlu bir camın arından birikmiş müzikçilerin de ani bir kararla müdahalede bulundukları izlenimi uyandıran, sonlarına doğru atonal gitar pasajına kendini teslim eden ve yoğunlaştıkça güzelleşen parça ile müzikte hissiyat kavramının ne demek olduğunu irdelemek isteyenler için önemli bir fırsatı oluşturuyor. Jean Michael Jarre’ın müziğine yaklaştıkları anları da betimleyen albümle aynı adlı “O Soundtrack My Heart” parçası değişkenliğin en olumlu yansılarından birisini oluşturmakta. Ötelenen her bir sesin bir kimlik kazandırılmasına çalışıldığı, süresi ilerledikçe “öfke”yi de son derece ustaca kotaran manevralar ile geçtiğimiz sene içerisinde “Battles” ekibinin açtığı yolu devam ettirecek bir gruba daha kavuştuğumuzun ispatı gerçekleşiyor. Warp gruplarıyla devam edelim; Harmonic 313 aka Mark Pritchard’ın Detroit teknosu ile hip-hop’u birbirine harman ettiği sonik deneyi içerisinde duyumsadığımız elektronik bağlaçlarla aynı formdan ilerleyen “Fool In Rain” dene ilerle kotar üçlemesinde, naif bir başarıyı simgeliyor. Yağmur metaforunun dijitalize seslere devr edildiği, Jarre, Vangelis gibi yıllar önce bu ortaya attıkları müzikal yoğunluğun günümüz Dünyasına taşıyan bir kurgu bu parçada hasıl olmakta.İlk albümlerinin atmosferini oluşturan müziğe de en çok yaklaştıkları “Sweet Memory”de caz saflığı ile elektronika’nın kesişimine dair öznel bir çıkarım gerçekleştiriyor. Partisyonlarda kendine yer bulan ağırlaştırılmış, ağıtlaştırılmış havanın yanı sıra, hep bir umudu da taşımak, düşünmek zorunda olduğumuzu da ileten bir büyü “Sweet Memory”. Ortaya karışık olarak her yeni çıkan parçada “en punk benim” kimliğine sahip olmayı zavallı bir moda deyişine dönüşütüren andaval yeni yetme elektrock pespayeliklerine de usturuplu bir ağızınızı toplayın yanıtı olan “Didn’t I Furious” ile hedefi tam onikiden vuruyorlar. Endüstriyel kesitler ile punk damarının gösterişten uzak, olduğu gibi hallerine dair önemli bir veriyi paylaşmakta parça aynı zamanda. Bu tavrı paylaşan “Nothing Hurts Machine” parçasıyla da muhalifliğin Pivot ekibinde de tıpkı diğer Warp Records sanatçılarında da olduğu gibi ön tanımlı olarak yer aldığının ispatını gerçekleştiriyorlar. Sesler değişkenlik gösteriyor olsa da referans olarak add ettikleri isimlerin izlerini, iyi gözlemlerle kendi ses erimlerine birleştirdikleri bir tümleme kulaklarımıza çalınıyor. Rock gitarının elektronika içerisinde nasıl kurgulanabilir endişesini yersiz kılacak kadar da kendilerinden emin bir tasvir ortaya çıkıyor. Albümün finalinde ise melodramatik tasviriyle dinginleşen elektroakustik “My Heart Like Marching Band” ile ufuk çizgisinde bir yokoluş vuku buluyor. Sıfatların ve söyleneceklerin dinleyicinin kendisince de çoğaltılabilecek kadar derinleşen bir yapılandırma, bir müzik Pivot’un albümünden yayılıyor. Kesin hatlarla ayrıştırmak yerine, bir seans ortasında kaydedile kaydedile ilerleyen müzikal günceyi tanımlıyor velhasıl kelam. Tıpkı olağan yaşantılarımızdaki inişler ve çıkışlar gibi, açıkça kartlarını saklamadan, hizaya çekmek için fırsat kollamadan, emir yağdırmadan......

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Pivot Official
Pivot O Download My Heart
Pivot At Myspace
Pivot O Soundtrack My Heart At Bleep
Pivot In The Blood Video At Dailymotion
Pivot O Soundtrack My Heart Review At Cyclic Defrost
Heaven And At Staubgold
Heaven And At Myspace
Opeth Official
Opeth At Myspace
Ketz At Myspace
Ketz Official Album Download
Stanton Moore Official
Stanton Moore At Myspace
Steinski Official
Steinski At Myspace
Steinski Review At Pitchforkmedia
Heartthrob At m_nus
Heartthrob At Myspace
Asian Dub Foundation Official
Asian Dub Foundation At Myspace
One Day As A Lion Official
One Day As A Lion At Myspace
Not. Parça dizininde yer alan bağlantılardan Proodos'da yayınlanmış olan incelemelere ulaşabilirsiniz.

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Shut Me Out By Haydnseek Bill Ohl
© Haydnseek Bill Ohl
Pivot Photos Courtesy From
Warp At RCRDLBL Site
Makinations Page At Flickr

>>>>>Poemé
Varış - Nicolas Guillen

Buradayız işte!
Söz bize ıslak ulaşır ormanlardan,
ve canlı bir güneş yükselir damarlarımızda.
Yumruğumuz güçlüdür,
güçlü kavrar kürekleri.

Yayılıcı palmiyeler uyumakta gözün derinliklerinde.
Katıksız bir altın damla gibi, çığlığımız bizden uzaklaşmakta.

Ayağımız,
sert ve kocaman,
ezer ıssız yollardaki
sıralarımıza dar gelen yollardaki tozu.
Suların kaynadığı yerleri biliriz,
ve severiz suları kanolarımızı ittirdikleri için kırmızı gökler altında.

Şarkımız sade
bizim şarkımız
ruhun derisi altındaki pazuya benzer.

Sabaha sisi biz getiririz,
ve geceye ateşi,
ve bıçağı, ayın sert bir parçası gibi,
barbar derilere lâyık olanı;
bataklıktaki timsahları biz getiririz
özlemlerimizi boşaltan yayı,
tropiğin belini
ve berrak aklı biz getiririz.

Ah, yoldaşlar, buradayız işte!
Kent bekler yaban arılarının
bal petekleri kadar narin saraylarıyla;
caddeleri kuru, dağlarda yağmur yağmadığında ırmaklar nasıl kurursa,
ve evleri gözlerini diker bize korkulu pencereleriyle.

Eskil insanlar süt ve bal verecek bize
ve yeşil yapraklarla taçlandıracaklar bizleri.

Ah, yoldaşlar,buradayız işte!
Güneşin altında
terli derimiz yenilenlerin ıslak yüzlerini yansıtacak,
ve gece boyunca, yalımlarımızın ucunda yanarken yıldızlar,
kahkahamız ırmaklara ve kuşlara uyanacak.

Çeviri : Ali Cengizkan

Monday, September 08, 2008

Elektronmaşina---Serial-10

ELEKTRONMAŞİNA-------------------------------dR.Warp Bildiriyor.

İstemsiz bir biçimde elimiz avucumuz gitmiyor, ne işe ne güce. Belirsiz bir duraksama içerisinde hasıl olduğumuz boşluk anları sarıp sarmalamış dört başı mahmur megapol güncemizi. Sesler artık daha da cılız çıkıyor. Sözel ifadeler yerini sanal kurmacaların telaşsız, 30 saniyelik görüngülerine bırakıyor. Ekranlarımızda bizlere bahsedilmiş olan ile tamim etmemiz, üzümü yiyip bağını da sorgulamamız tembihleniyor. Uzaklardan, artık pelesenk olmuş bir tanıdıklık ile hatırlanıyor; “1984” ah Orwell ah...

Bu birbiri içerisinde çelişen ve çelişmeye de devam ettikçe hayatı içinden çıkılması zor bir sarmal haline dönüştüren açılımların arasında bir nebze olsun nefes alabilmemizi olası kılabilecek bir sunumu gerçekleştiren “müzik” bizim bu satırlar içerisinde temel çözücümüz. Kelime dağarcığımız, hiç belli edilmemiş bir resmin yansıması, bir sonra çıkacak karedeki çözümleme aracımız.Elektronmaşina burada bir aracı olmaktan gurur duyarak sizleri selam eder.Sözel inceleme kısımlarının yanı sıra, listeleme metodu ile de merak uyandırabilecek parçalar için küçük bir takip listesi sizlerle olacak. Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar

“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...”
Maşina Ayın Albümü
Autechre – Quaristice (Warp Records) (Warp 333 CD)

Yazıyla on altı yıllık bir kariyerin sahipleri olan bir ikili; Rob Brown ve Sean Booth. Elektronik aksamlar arasında kotarmış oldukları kompozisyon bütünlemeleri ile modern müzik seceresinde dönüm noktalarının pek çoğunda adları görebileceğiniz bir mucizenin, Autechre’nin üç senelik bir aranın ardından dokuzuncu uzun çalarları olan “Quaristice” ile Elektronmaşina’da ayın albümü olarak sizlerin beğenisine sunuyoruz.

Genel kabul görünün çok daha dışında “niş” işler peşinde koşanların yıllardır takip ettiği bir ekip olan “Autechre” son çalışmalarında başladıkları noktaya geri dönümü, seslerin özüne inmeyi yeniden yeniden derleyip toparlamayı, bir kere daha deneyimledikleri bir kayıt seçkisi ile dinleyicileri selamlıyorlar. Türetmiş oldukları alt tanımlandırmalar ile disiplinler arası bir bağlaç, müziklerini kotardıklarında kullandıkları matematiksel ses yüklemeleri ile soyut müziğe bir çıkış, modern denilen elektronik tınılar dünyası içerisinde daha parça başlar başlamaz içi cız edip kuytulara saklananlara mesajlarını bildikleri tüm yöntemleri de aracı eyleyerek bütünlüyüp taçlandırıyorlar “Quaristice” albümünü.

Bir alt kültür formu olmaktan çoktan ayrışmış bir kulak aşinalığınına sahip olan elektronik aksamın en durgun formunu betimleyen “Altibzz” ambient’ın orjinalliğini, Æ tescilini barındıran ses öğelerini kararlı ve karaltılı bir kurguda irdeleyen “The Plc”, teknonun soyut müzik yansıması “Simmm”, warp-rephlex-planet mu üçlemesinin en doyurucu örneklerini paylaştırdığı akıllı dans müziği zamanlarında bir seyyahlık vaat eden, tutumu ile çok şeyin yıllar geçse de değişimden etkilenmeden kurtulacağını imleyen; “Tankakern”, aksak ritimlerin karşılıklı dönüşümleri veya burada çarpıştırılmaları neticesinde daha da yaralayıcı bir hale bürünen “Chenc9” önermelerin halen canlı ve yorumların evriminin de sürdürülebilirliğini kulaklarla paylaşıyor. İstisnasız bir biçimde 2008 yılı içerisinde en çok tartışılacak, dinlenecek, şifreleri ardında kaybolunacak bir çalışma.
Maşina Ayın Kırkbeşliği
Geiom - Zalim Maar Daala (Berkane Sol) (Brk005)

Elektron-maşina dizini içerisinde sizlerle paylaşmaya çalıştığımız “dubstep” tanımlandırma ve kuralların üreticilerinin beklentilerine göre tamamen sıfırdan kurgulanabilecek bir esnekliğe sahip bir form olarak giderek güncel elekronik müzik dinlenceliği içerisinde ağırlığını hissettiriyor. 90 ların ortalarında müzikal kariyerine başlamış bir isim olan “Kemal Joory” ya da birazdan değineceğimiz çalışmasındaki mahlası ile “Geiom”da dubstep’e alternatif ses açılımları getirmeye çalışan örnekler arasında kısa sürede yayınladığı kayıtlar ile dikkatleri üzerine çekmeyi başaran prodüktörler arasında yer alıyor.

Geiom’un müzikal serüveninin başlangıcında Neo Ouija ve City Centre Offices gibi, alternatif elektronik müziği sunumlandırma çabası içerisinde önemli kayıtları dinleyicilerle buluşturan etiketleri görüyoruz. Özellikle 2001 yılında Neo Ouija etiketinden yayınlanmış olan keskin yüzeyler arasında titreşimler ile yapılandırılmış avant-idm-tronika “Sellotape Flowers” kaydını sanatçı ile yeni tanışacak okurlarımıza bir başucu kaydı olarak öneriyoruz. 2001-2006 yılları arasında deyim yerindeyse bir kaybolma / dinlenme dönemi geçiren sanatçı; Kode 9, Youngsta ve Oris Jay’in sahne aldığı FWD>> kulübünün Nothingham’da gerçekleştirmiş olduğu gecede “dubstep” in müzikal çehresi ile tanışır. Bunu takip eden süreç içerisinde de hali hazırda bir kenarda yayınlanmayı bekleyen çalışmalarını Kode 9 ile paylaşır.

Geiom, kişiye özel kesilmiş kalıp plaklar (dubplate) ile müziğin yayılımı gerçekleşen bir tür içerisinde farklı bir soluğu da beraberinde taşır. Endüstriyel çoğaltımlardan, idm’in geçmişte kaldığı varsayılan kolajlarını yeniden canlandıran yapısallara, aksak ritimler ile ait olduğu Paki kültüründen ses örneklemlerini dubstep formu içerisinde bütünlemesi bu durumu biraz daha açıklığa kavuşturacaktır. “Zalim Maar Daala” kırkbeşliği de biraz da bu minvalde deneyselliğe kulak kabartmak isteyenleri memnun edecek bir bütünlük arz ediyor.Pakistan depremi ardından düzenlenen bir yardım gecesinde tanışmış olduğu Paki, Khalid’in Hintli musikâr, Mohammed Rahfi’ye ithafen oluşturduğu bir demo cd’nin içerisinden bizahati Geiom tarafından seçilerek yeniden yaratılan bir parçanın düzenlemesi çalışmada yer alıyor. Khalid’in vokallerinde, 70’li yılların kült filmlerinde çokça kullanılan ses kullanımını, müzikal formlar arasında geçişler ile sentezin gerektiği ölçülerde kullanıldığında batı enstrümantasyonları ile dinlenmeye doyulamayacak örneklerinden birisine dönüşebilmesinin bir belgesini teşkil ediyor.

Maşina Ayın Sitesi
My Own Kaos

Mecraların yaygınlaşması, müziğe eskisinde olduğundan daha çabuk ve seri bir biçimde ulaşabilmemizi, dinlediklerimize yenilerini katabilmemizi olası kılıyor. Fark edemediğimiz ve dahası ilgi alanımızda olmasına karşın ulaşma zorluğu çektiğimiz sanatçılar, kayıtlar veya taze işlerden haberdar olabilmek ağırlıklarını her geçen gün daha da çok arttıran günceleri derlemeye, ve sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz.

Günce dünyası içerisinde pek çok paylaşımcıdan daha da eski bir maziye sahip bulunan bir isim olan Ali aka Nick Jett’in elektronik tınıların, bağışıklık sahibi bulunduğu detroit yöresinden ağırlıklı techno harmanından seçkilerine yer verdiği bir günce olan “My Own Kaos”u Mart sayımız içerisinde takip edilesi günce olarak sizlerle paylaşıyoruz. Başlı başına bir site formu ile başlamış ardından kısa bir süre izini kaybettirmiş güncelerden birisi olan My Own Kaos içeriğini oluşturan çalışmalar ve girilerde, dans müziğinin gizli cevherlerinden kısa notlar ile keşfedilme sürecine aracılık eden bir izlek ortaya çıakrtıyor. Red Bull tarafından düzenlenen Music Academy programında 2006 yılında ülkemizi temsil etmiş olan Ali’nin özel seti de site aracılığıyla okur ve dinleyicilerin beğenisine sunuluyor. Alternatif olana biat edilmiş tekno neşriyatçıları hakkında detaylı bilgiler için ağ listenize dahil etmenizi salık veririz.

Maşina TamPUAN
Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler

Martyn (3024) – Feb’08 Picks For Beatport
1. Combo-90 Degrees (Brendon Moeller Tribal Dub) (303Lovers)
2. Martin Landsky-Rugged (Poker Flat Recordings)
3. Carl Craig-Darkness (Planet E)
4. Martyn-Twenty Four (3024)
5. Kevin Saunderson-Bassline (Loco Dice Remix) (KMS Records)
6. Rick Wade-Theory Of A Varice (Yore)
7. Flying Lotus-Tea Leaf Dancers (Warp Records)
8. Martyn-Velvet (3024)
9. Jamie Woon-Wayfaring Stranger (Burial Mix) (Live Recordings)
10. Commix-Faceless (Marcus Intalex Remix) (Shogun Audio)

Elektron Maşina TamPuan

1.) Autechre-Simmm (Warp Records)
2.) Björk-Unison (Ital Tek Remix) (Dub)
3.) Alex Smoke-Clapface (Hum & Haw)
4.) Benga-Killerstep (Benga Beats)
5.) Geiom-Canopy Desire (Berkane Sol)
6.) Nine Inch Nails-Guns By Computer (Saul Williams Remix) (Interscope)
7.) Battles-Atlas (Warp Records)
8.) Cotti & Cluekid-Darth Vader Anthem (Dub)
9.) Boxcutter-Bug Octet (Planet µ)
10.) Arman Akıncı-Untitled #3 (CD-R)
Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Mart 2008 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...

Friday, September 05, 2008

Yırtık Cd Kabı# 10 - Alamaailman Vasarat-Maahan


Alamaailman Vasarat - Maahan (Silence)
Sürekli gelişebilmek için, türler arası saydamlaşan cevherlerden faydalanmak ve bunu alabildiğince kendi öznenizi oluşturan temellerinizle harmanlayabilmeniz gerekir. Yüzeysel bir devşirmelikten ziyade; anlayarak gelişen, adım adım da olsa ötekinin sınırlarını yoklayan ve bolca gözlemleyen bir düzenek ile müspet sonuçlara ulaşmak söz konusu olabilir. Anlık kararların öylesine çabuk verildiği bir zaman diliminde yaşayan biz beşeriler için biraz zorlayıcı olsa da aslolan, bütün bu çalışmayı geniş bir zaman dilimine yayarak gerçekleştirebilmek, neticesinde bizleri denenmemişin sınırlarına biraz daha yaklaştıran açılımlara ulaşabiliriz. Bu tarz bir çalışma düzeni, dikkatimizi cezbedemeyen ayrıntıların an geldiğinde ne kadar önem arz ettiğini ortaya çıkartıyor. Vesselam denemek güzeldir, korkmadan adım atabilene, sınırların ötesine geçebilene, emek harcayanlara bir mükafattır.

Bu yöntemler bütününü, 2000 yılından bu yana uygulayan Finlandiya’lı bir ekip olan Alamaailman Vasarat’ı son çalışmaları olan Maahan’ı da sayfalarımıza konuk ederek sizlere aktarabilmeye çalışalım. Türlü çeşit metal müziğinin kök saldığı bir coğrafya olarak hafızalara kazınmış olan Finlandiya’nın deneysel dönüşümler ile kimi zaman en hareketli tını yığınlarına, kimi zaman da Orta Dünya’nın söylencelerinin günümüze taşınmış örneklerine uzanan geniş bir dinlence bütünü kulağımıza çalınmakta. Bahse konu olan ve 1997 yılında Jarno Sarkula (Bass) ve Teemu Hänninen (Davul)’nun çabaları ile temelleri atılmış bir proje olan grup içerisinde de ara bağlantılar ile enstrümental bir dinlencelik ortaya çıkartılmakta. Bu formu yakalayabilmelerinin temelleri arasında Alamaailman Vasarat’a evrilirken de Jarno Sarkula’nın gitar’dan soprano saksafona geçişinin bir ara bağlaç olduğunu belirtebiliriz. Amaç değişik bir form yakalayabilmek olunca da gruba katılan her bir üye ile belirli bir tarzın içerisine sığdırılamayacak türler harmanı ortaya çıkagelir. Finlandiya’lı progressive rock topluluğu olan Höyry Köne’nin üyesi de olmuş müzisyenlerin de bu proje içerisinde yer aldığını bir dip not olarak belirtelim. Bu deneysel yaklaşım prensibinin ilk meyvesi olarak 2000 yılında Laskeuma etiketinden (2002 Silence) „Vasaraasia“ albümü yayınlanır. Yazımızın ilk satırından itibaren bahsetmeye çalıştığımız geliştirilmekte olan bir tür harmanı olan albüm ile (İskandinav akustiği ile Kebab-Kosher-Caz-Film-Traffic-Punk) Alamaailman Vasarat grubu, derinlemesine bir sondajın neticesinde karşıtlıklardan yeni bir form yakalamayı başarır.

Dinlendikçe kendi içinde açılımları da barındıran ve giderek bir örnekleşmeye başlamış bulunan müzikal etiketlemenin de önünü almaya çalışan bir çalış bütünü olan ilk kaydı takiben 2003 yılında „Käärmelautakunta“de Alamaailman Vasarat’ın çizgisini koruyan yapısı ile takipçileri için gerekli olan müzikal zenginliğin bir devamı olarak değerlendirilebilir. John Zorn ve şürekasının yıllardır Tzadik çatısı altında yayınlamış ve üretmiş oldukları çoğulcu caz deneyselliğine de Fince bir yorumlama olarak savlarsak pek de yanlış olmayacaktır. Yorgun bir düş müziğinden, bir anda şekillenmeye başlayan heavy metal tonlarına oradan da klezmer’e uzanabilmek pek alışılageldik olmasa da, dinlendikçe hoşnut kalınabilecek bir deneyimi vaat etmesi bile başlı başına müzikal anlamda değerlendirilmeyi, grubun müziğinden zevk almanızı kolaycıl kılacak bir diğer ayrıntıyı oluşturuyor. Buna güzel bir örnek olarak da Lentävä Mato’yu aynı çalışmadan önerebiliriz.

„Tanrı’nın Çekici“olarak Türkçeleştirebileceğimiz mahlasları bulunan Alamaailman Vasarat’ın ortak çalışmalar ve film müzikleri harici olan üçüncü kaydı olan „Maahan“a değinelim. Yayınlanmış olan iki çalışmanın birleştirildiğinde ortaya çıkardığı yapbozun türlü çeşit enstrümanlar ile kutsanıp düzenlendiği bir çalışma „Maahan“. Kollektif bir ses oluşturabilmek için geçerli olan tüm kuralların alt üst edildiği, dahası gözü kara bir deneyselliği, uygun bir tefrika ile yönlendiren, yetiştiren, dinleyiciye buluşturan bir derleme kayıt. Yüzeylerin keskinliği kadar merak ettirici yönelişimlerden de feyz alan bir giriş ile albümün açılışı gerçekleşiyor. Yüksek tonlu gitar riffleri ile bir anda „Addams Family“ film müziğinden kesite ulaştığınız, süregiden döngüsü içerisinde yeni katmanların eklemlenmesiyle Fante’nin romanlarında yer bulan mekanları gözünüzün önüne getiren Kyyhylly, coşkun dalgalanma efektleri ile klezmer’in sınırlarını ters köşeden bir bakışa ulaştıran Helmi Otsalla, inişli çıkışlı trafiği ile demoralize olmuş bünyeleri dahi şenlendirecek bir kıvraklığa ulaşarak albümden de öne çıkmayı başaran çalışmalarından birisi olmayı başarıyor.

Caz deneyselliğinde uç noktaları betimleyen, son bir kaç sene içerisinde yayınlanmış pek çok kayıtta karşımıza çıkmış bulunan metal tonların vücut bulduğu Luiden Valossa, Naapurin Talossa, albümün doruk noktalarından bir diğeri olarak öne sürebileceğimiz enstrümental yoğunluk ile donanmış Katkorapu ile ska-metal’in icrasına da vakıf olmayı başarıyoruz. Uzun sözün kısasına gelirsek de, dinlediği müzikte deneysellik arayan, türler arasında geçişlere kulağı aşina olan, dans etmeyi seven, Dünya kültürlerine karşı özel merakı olan gibi verileri sizlerin de ekleyebileceği onlarca farklı tamlamayı, isteği bütünleyen bir proje Alamaailman Vasarat. Keşfedin...

Albüm eleştirisi daha önce Trendsetter Dergisi Şubat 2008 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...

Wednesday, September 03, 2008

Deuss Ex Machina # 224 - Ne Mentez Pas à Vous-Même

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_224_--_Ne Mentez Pas à Vous-Même

01 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Izumi Misawa-Hakoniwa (Symbolic Interaction)
>2<-Izumi Misawa-Pray For Rain (Symbolic Interaction)
>3<-Max Richter-Circles From The Rue Simon-Crubellier (130701)
>4<-Max Richter-Berlin By Overnight (130701)
>5<-Ai Aso-Hunderd Years (Pedal Records)
>6<-Ai Aso-Not Late Yet (Pedal Records)
>7<-Gregor Samsa-Rendered Years (Own Records)
>8<-Gregor Samsa-Ain Leuh (Own Records)
>9<-Koushik-Morning Comes (Stones Throw Records)
>10<-Koushik-Out My Window (Stones Throw Records)
>11<-The Long Lost-Woebegone (FlyLo’s King Cosby Remix) (Ninja Tune)
>12<-Alias-Autumnal Ego (Anticon)
>12<-Alias-Dead Watch (Anticon)
>12<-Ulrich Schnauss-Stars (Maps Remix) (Domino Recording Company Ltd.)

Ne Mentez Pas à Vous-Même Bölüm (224) – Tersine Giden İşler Sentezlenen Domino Efektleri İnadına Yeniden Israrla Deneysellik, Yalansız Dolansız...Gideceği Yere Kadar

>>>>>Bildirgeç
...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...


Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo - makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
© Tavolafiamminga’s Photos

>>>>>Poemé
Okul - Aziz NESİN

Mapus damı bana çok sey öğretti
Ama en çok sabretmeyi
Yalnızken kalabalık olmayı
Kalabalıktayken de kendimle kalmayı
Ve sürekli kavga edip
Durmadan kendimle barışmayı
Hiç göçünüp yüksünmeden
İhanetlere katlanmayı
Bes metrede beşbin metreyi yürümeyi
Ve duvarların darlığında
Dünyaları dolaşmayı
Ve hepsinden de çok
Bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
İnsan olmayı insan olmayı