Sunday, October 26, 2008

Deuss Ex Machina # 229 - Omnis Motus, Quo Celerior, Ro Magis Motus

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_229_--_Omnis Motus, Quo Celerior, Ro Magis Motus

20 Ekim 2008 Pazartesi gecesi “bant kayıt” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Peter Broderick-Float (Type Records)
>1<-Machinefabriek-Dauw (Dekorder)
>2<-Machinefabriek-Fonograaf (Dekorder)
>3<-Jóhann Jóhannsson-The Great God Pan Is Dead (4AD)
>4<-Jóhann Jóhannsson-Fordlandia-Aerial View (4AD)
>5<-Peter Broderick-A Glacier (Type Records)
>6<-Peter Broderick-Something Has Changed (Type Records)
>7<-Maps And Diagrams-Back To Mono (Cactus Island Recordings)
>8<-Maps And Diagrams-Walnut Creek (Cactus Island Recordings)
>9<-Yuki Kaneko-Cu (Omoidemaigo Remix) (Magic Book Records)
>10<-Yuki Kaneko-Rut (Masaya Sasaki Remix01) (Magic Book Records)
>11<-Savina Yannatou-Sareri Hovin Mernim (ECM Records)
>12<-Savina Yannatou-Dunie-Au (ECM Records)

Omnis Motus, Quo Celerior, Ro Magis Motus Bölüm (229) – Değişmek, Zauri Olmadıkça Harekete Geçmemek, Ses Vermeden Hizada Durmak İse, Takati Kalmasın O Değişmenin. Interneti saçma sapan nedenlerle sansürlemeye devam eden zihniyete inat, Blogger’a sahip çıkın, sizde ses verin!!!. Hiçbir fikir zincirlenemez....

>>>>>Bildirgeç
Başımıza gelinceye kadar, mümkün mertebe nedensiz ve ani karşılaşmalardan uzakta durmaya çabaladığımız olguların, birbirleri peşi sıra kapılarımızı çalıp, yoklamaya tabii tuttukları hissine artık eskisinden de sık bir biçimde vâkıf oluyoruz. Karşılaşmalarımızı kendimizi daha da tekinsiz hissettiğimiz anlarımız dahilinde vuku buluyor olması da bu çemberin darlaşan, ölçüsünde ani değişimler gösterebilen bir fauna içerisinde cereyan ettiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Kanıksadığımız, tekil bir hat üzerinde ilerleyen ve değişimlerle, gelişimlerle de fazla yüz göz olmadan, rutinini sonuna kadar koruma ön tanımlı olan, hayat denilen üst yapının en tarumar edici yönlerini ortaya çıkartan deney bütününü de çağrıştırıyor tüm bu karşılaşmalar, gidiş gelişler, yoklamalar. İstemsiz bir hoşnutsuzluk belirse de, elimizde değil kabul etmeye devam edip, bir sonraki sahneyi çoktan kafamızda kurgulamaya devam ettiğimiz, ısrarcılığımızı koruduğumuz bir süreç. Düşüncelere daldıran, üzerinde kafa yorulması elzem olanların, elbette ki üstünlükleri ve sayıca çoklukları ise yadsınamaz bir gerçek. Bir tereddütten çok daha fazlasını veya belirli bir evre sonucunda ulaşılan ferahfezalığın sağlamış olduğu rahatlamanın daha karmaşığının da bir arada yaşanabileceği, deneyimlenebileceği bir yansı bütünü hâsıl olmakta, en üstünkörü bakışımla, “kuş bakışı”. Deneyim ve paylaşımların nicedir farklı yönlere doğru birbirlerinden en uzak noktalara intikal etmeye çabaladığı ahir zaman içerisinde, olguların karşımıza çıkarttığı kesişimler, yeniden kurgulanabilirliği, yeniden ama bu seferinde daha az hataya yer vermemizi sağlayacak çıkarımları tanımlamamızı, örnekleriyle beraber bizlere takdim ediyor. Gördüklerinden çıkarım yapmasını dileyene , isteyene.

Kelimeleri sadece birbiri ardına dizerek çözümlenebilecek, anlamlandırılabilecek bir durum da değildir tüm bu yaşananlar. Karşılıklı olarak “hayat” ile biriktirilen, belirli bir süreç dahilinde, kimimiz tarafından damıtılıp dikkatli bir biçimde, kimimiz tarafından da üstünkörü, hor kullanılan bir yaşamsal akittir, aynalamadır. Sığınmaya devam ettiğimiz korkularımız ve çekincelerimiz, zaruri değişkenlikler ve kişiliğimizi bulabilme sürecinin de başlangıç bileşenlerinin temellendirilmesinin sağlayıcısıdır. Feyiz alınması gerekli olanları keşfetme sürecidir de, inişleri ve çıkışlarının kesinleştirilemeyen kavislerinde. Üzerine söz söyleyebilmenin, kalem oynatıp birkaç tümceyi bir araya getirebilmenin son derece zor olduğu bir olguya, halet-i ruhiye ye değinmek istiyoruz imkanlar dahili, sözleri de bir araya getirmeye gayret ederek. Bütün bu yazınsal serzenişleri, tereddüt ve endişeleri, olması gerekmedikçe karşılaşılmak istenmemesinin haklı ve de geçerli nedenleri bulunan bir duruma: “acı”. Kelimelerin kifayetsizliğinin anlaşılabildiği, çeşitli yönlerden gerçek hayata takdim edildiğimiz bir dönemecin, tasvircisi, baş zebanisi ola gelen “acı”. Hemen hemen her şey, kurulu sandığımız düzen, alışageldiğimiz veyahut kanıksadığımız yaşam tarzı, haylazlığın bolca olduğu gençliğin, güzel günlerin, yaşam denilen yorucu maratonun daha en başında vurucu darbelerin müsebbibi, her şeylerin bir anda bal kabağına dönüştüğü vaktin “korkutucu yönetmeni” olarak atanan “acı”ya. Durmaksızın ilerleyen bir şeridin, kontrol edilememiş bir yüzeyinde aniden oluşan, bir yara gibi, acı da hüsnü kabulün dışında kalan muğlak bir durumu ortaya çıkartıyor, etki ve yoğunluğu hiç kestirilemeyecek kadar anlık değişimler göstererek, çözümlenmesi zor bir hale bütünleniyor, manidar kılınıyor.

Boşlukta beliren bembeyaz bir sayfanın tam da, orta yerine damlayan karanın karası mürekkebin ani yayılmasında olduğu gibi, acıda etkisi ve yoğunluğunu kaybetmeden, direnmeye devam eden bir süreç ortaya koyuyor, sessiz ve derinden kimi zamanda da sinsice. Ne kadar önünü almaya çabalarsanız da, kendi yolunu sizin çizip, korumaya çalıştığınız, çabaladığınız yol ile birleştirme konusunda ısrarcılığından taviz vermeden. Mürekkebin birdenbire tüm sayfada etkinliğini arttırması gibi, kafeslendiğimiz, tutsak edildiğimiz, içinden bir türlü çıkamadığımız dönemeçlerimiz dahilinde aslolanda acının giderek kanıksanması. Bazı şeyleri görmezden geldiğinizde hayatı devam ettirebilme sorununuz söz konusu olmaz iken, acıyı göz ardı edebilmek gibi bir lüksümüzün deyim uygunsa mümkün olmadığının farkına ne gibi bir hazinlikle yüz yüze kaldığımızda fark edip, işin geçmekte olduğunun bilincine varacağız? Koskocaman bir soru işareti. Acı, birey tedirgin olurken, düşüncelerin de beraberinde yeni katmanlar kazanması gibi, tek bir fazdan hareket etmeyip, derinleşen, yepyeni sorunlarla baş başa kalmamıza neden olan bir derinliği de imliyor olması, bu görmeme, duymama ve ilgilenmeme üçlüsünün normal addedilmesinden dolayı kanıksandığından ileri gelmekte tespitini takdirlerinize bırakıyoruz. Kesin olan ise hayat akışı içerisinde bir şekilde acıyla imtihanlara girmeye devam edecek olmamız geliyor. Modern zamanların su götürmez gerçekliği olarak da betimleyebileceğimiz, döngünün dahili ve harici odaklarında. Bildirgeçimizi, feylesof Friedrich Nietzche'den, şimdinin yaşayışına da etkisi devamlılık gösteren bir alıntı ile yapalım: “Çile çekmenin erdem, ikiyüzlülüğün erdem, intikamın erdem, vahşetin erdem, aklın inkarının erdem, buna karşın kendini iyi hissetmenin tehlike, öğrenme hırsının tehdit, barışın tehlike, acımanın tehlike, merhamet görmenin küfür, işin küfür, çılgınlığın tanrısallık, değişimin ahlaksızlık ve bozulma emaresi sayıldığı çağda! - Siz bunların hepsinin değiştiğini ve insanlığın böylece kendi karakterinde yanılmış olması gerektiğini mi sanıyorsunuz? Ah siz insan sarrafları, kendinizi daha iyi tanıyın!”

Teknik aksaklıklar nedeniyle iki haftalık mecburi bir aranın ardından Deuss Ex Machina geçtiğimiz Pazartesi akşamı 229. bölümüyle sizlere “bant” kayıtla ulaştı. Çözümlemeye çalıştığımız, nihai olarak olmasa bile en azından sözel belli başlı çıkarsamalar için alt yapı sağlamasına olanak sağlayacak müziklerden beslenen, tam da Nietzche’den alıntı yaptığımız söz dizininde olduğu gibi sabit fikrililiğin sonucunda bizleri nerelere taşıdığı konusundaki tespitlerine vurguyu sağlayan bir izleği paylaşmaya çalıştık. Mukavemet sağlanmasına dair örneklemelerimizi sunduk. İçinde bulunduğumuz yıl dahilinde, gün yüzü görmüş olan sınırlı sayıdaki kayıtlarından, bedelsiz olarak sunduğu ses dizilerine kadar deneysel müziğin sınırlarını genişleten Rutger Zuydervelt’in, Minimalist destekli Ambient masallarından oluşan albümü “Dauw”a kulak kabarttık. Çelişkilerle örülmüş olan gündelik yaşamın hızlıca koşturmacasından sıyrılabilmekte faydası, dinlencelikle sabit, mikro ses örnekleriyle donatılmış figürlerle bezeli “Dauw” ve “Fonograaf” ikilisi ile Dekorder etiketinden yayınlanmış “Machinefabriek” namlı kaydın heyecanını sizlere ulaştırmaya gayret ettik. Modernist klasik müziğin nev-i şahsına münhasır çalışmaları altında imzası bulunan İzlanda’lı Jóhann Jóhannsson’un beşinci albümü olarak Kasım ayı başında “4AD” etiketiyle yayınlanacak olan “Fordlandia” kaydından bir ön dinletiyi sizlerle paylaştık. Müzikal çeşitlemenin aşina gelmesine karşın, yabanıl bir form olarak soğuk iklimin tüm havasını da içeriğinde barındıran, kimi zaman kişisel, kimi zaman da genele kapıyı aralık bırakan bir çözümlemeyi sunan kayıttan, Yaylıların hakimiyetindeki “Fordlandia / Aerial View” ve salt müzikal olarak yitirilişlerin ardından yakılan ağıtlarla da benzeşlik gösteren “The Great God Pan Is Dead” parçalarıyla sonbaharın hüzünlü ama mağrur gelişini selamladık.

2001 yılından bu yana Niinu, Sound Tracks, Hut gibi farklı isimler altında kayıtlar yayınlayan, Yuki Kaneko’yu Deuss Ex Machina’ya konuk ettik. Biraz önce değindiğimiz çalışmaların elektronik yüzeylerle haşır neşir olunduğu, alışageldiğimiz deneyselliği japon enstrümantalizminden beslenerek kotarılan derin ambient rüyalara dönüştürüldüğü, Akira Kosemura, Yoshinori Sunahara ya da Ryuichi Sakamoto gibi öncüllerden de izlerini duyumsayabileceğiniz “Rut” albümünün yeni düzenlemelerininden oluşan “Hati” kaydından, doğal seslerin yankısını duyumsatan “Cu (Omoidemaigo Remix)” ve yayında da bahsettiğimiz üzere Takeshi Kitano gibi kült yönetmelerin filmlerinin fon müziği olarak tasvir etmeye çabaladığımız, Raster Noton bakışının Japonya cephesine yansıması “Rut (Masaya Sasaki Remix)” parçalarına yer verdik. Aynı müzikal izleği takip etmese de, Makedonya, Sırbistan, Bulgaristan, İtalya, Ermenistan ve Yunanistan'dan derlediği halk şarkılarını modern caz potasında harman eden Savinna Yannatou'nun ECM etiketiyle yayınlanan “Songs Of An Other” albümü ile finali gerçekleştirdik. Kostas Vomvolos'un prodüktörlüğünde gerçekleştirilen kayıt dizininden, “Sareri Hovin Mernim” ezgisine kulak kabarttık.

Birbirleriyle bütünleştikçe anlam kazanan müzikal seyrüseferden, haftalık albüm önerisi olarak sizlere geçtiğimiz günlerde “Type Records” etiketiyle yayınlanmış olan “Float” çalışmasının detaylarıyla, Peter Broderick'i sizlerin beğenilerine sunuyoruz.
Klasik müziğin modern zamanlara açılan arayüzü olarak değerlendirebileceğimiz, salt kompozisyonlarla örülü yapılar yerine, eldeki imkanlar dahilinde türlü çeşit elektronik, akustik enstrümanlarla desteklenerek, farkındalılığın önünü açmaya çabalayan kayıtlar silsilesine sahiplik eden, Modern Kompozisyonlar ve Modern Minimalizm disiplinleri sınırlarına da denk düşen, nahif kayıtlardan oluşan bir dinlencelik, Peter Broderick'in ortaya çıkarttığı sağaltımları daha kolay algılayabilmemizi sağlayacak tanım olarak ilk elden iletelim. Vurgulamaların denk düştüğü, çoğaltımlarla desteklenmiş ayrıntılamalar ile bir çeşit günce tasviri de kulaklarımıza çalınmakta. Yüzeysel kaplamalardan uzakta, olduğu gibi gündelikliğin sorunlarından beslenen bir anlatma çabasını da bu duruma ilave olarak ekleyebiliriz. Müziğin son zamanlarında unutturulmaya çalışılan, düşünsel bir platform olduğunun da hakkını veren bir kayıt bütünlüğü Peter Broderick'in solo kayıtlarında dinleyicilerle buluşmakta, ne eksik ne fazla. Alberto Iglesias, Max Richter, Jóhann Jóhannsson, Michael Nyman vd. gibi yeryüzünün tasvirlerine girişen, melodik olduğu kadar hüzünlendirici ani ses değişkenliklerine de yakın duran, klasik müziğin katıcıl, asık suratlı bir form olduğu yanılgısının üzerindeki çala kalemliği de aşmaya çaba sarf eden ses emekçilerinden birisi, Broderick.“Peter Broderick” Kuzeybatı Amerika'da yer alan Oregon eyaletinin Portland kentinden bir sanatçı. Yığın pop şarkılarının deneysel kurgu içerisinde kasıtlı deformasyonlarla, yeniden şekillendirildiği Grouper, kariyeri boyunca ağırbaşlı ve istikrarlı bir dinlencelik profili çizen M.Ward, folk müziğinin yenilikçi akımında önemli dinleyici sayısına ulaşan Horse Feathers gibi keşfedilesi cevherlerin yer aldığı kentin müzikal sahnesi tasavvur edildiğinde de Broderick'in oluşturmaya çabaladığı sentezin temel noktalarını anlamak daha kolay oluyor. Justin Ringle'ın 2004 yılında temellerini attığı, en başında bir solo kayıtlar düzeneği olarak tasarladığı folk “Horse Feathers” projesine 2005 yılında dahil olması ile Peter Broderick'in kariyerinin de başlangıcına ulaşıyoruz. Norfolk & Western topluluğu ile sahne deneyimi bulunan sanatçının, ekip içerisinde gitardan, mandoline, kemandan, viyolaya kadar çeşitli enstrümanlara olan hakimiyeti, vokallerde yakaladığı puslu havanın yarattığı atmosferle “Horse Feathers” folk'un orijinal kesitlerinden ilham alarak şekillenen, daha sonraları “yeni ucube, acayip amerikana” olarak anılacak olan janrın önemli temsilcilerinden biri olarak anılmasında katkısı yadsınamaz. Türler arası ses kolajlarına da merakını sürdüren, sanatçının bir sonraki durağı da Danimarka'nın medarı iftiharlarından, düş müziklerinin mihmandarları olagelmiş “Efterklang” ekibinin turne grubunda yer alarak kendini geliştirmeyi sürdürür. Bu çalışmalara paralel olarak da birkaç paragraf üstte son çalışması “Dauw”u takdim etmeye çalıştığımız Hollanda'lı Rutger Zuydervelt'in Machinefabrek takısıyla yayınladığı “Kruimeldief” ve “Huis” CD-R kayıtlarında, enstrümantal ses kesitleriyle konuk sanatçı olarak türlerden bağımsız iki çalışmada yer aldığının altını çizelim. Sesler arasında ufak değişkenliklerle farklı tarz ve türetimlere olanak sağlayan müzikal izleklerden damıtmış olduklarını ise Kning Disk etiketiyle yayınlanmış olan ilk solo çalışması “Docile” EP'si ile dinleyicilerle paylaşır.

Bir saatlik bir seans dahilinde ve tek oturumda kaydedilen çalışmada Broderick, ses sağlayıcısı olarak ağırlığı piyanoya atadığı bir kurguyu sunar. Atmosferik yansıları ile beraber, topyekun düşlerden beslenen, bir hesap kitap kaydı olarak da not düşülmesi gerekli olan melankolik bütünlük çalışmanın üzerinde ilginin de zamanla artmasını da sağlayan faktörlerden birisi olarak değerlendirilebilir. Durağanlaştırılıp ninni kıvamında tınılara yolu çıkartılan “Ceasefire”, gözlemlere dayanarak oluşturulmuş, ironi dolu bir kızgınlıktan tüme varan “Laden”, modern kompozitörlerin kayıtlarında oluşturdukları, düşünselliği barındıran, o izlekten hareket ederek şimdiyi savlayan “Query”, sessizliği yaran ufak tefek, ses kesitleriyle yapılandırılan, Broderick'in genç yaşına karşın, eldeki tüm imkanlarını kullanarak kotardığı benzeşsiz atmosferlere dahil edildiğimiz “Return” gibi parçalar “Docile”i birazdan değineceğimiz debut kayıt “Float”a ısınma turu olarak yeterli tatmini sağlayan bir dinlenceliği sunmayı başarır. Her iki çalışma arasında ise, yönetmenliğini Ilana Sol'un yaptığı “On Paper Wings” adındaki ve İkinci Dünya Savaşı zamanında geçen kocaları öldürülen dört Japon kadının dramını, tanıklıklarını sunan yapımın müziklerini hazırlar. Seslerin üstünkörü bir yaklaşımla fon müziği olmasından ziyadesiyle uzak, filmin de sağlamlaştırdığı savaş hallerine karşı muhalif bir eleştiriyi beraberinde sunan bir kompozisyon bütününü paylaşır. Deneysel müziğin, yaratıcılığa önem veren tüm yenilikçi müzisyenlere kapısını açan bir merkez konumlandırmasına oturtabileceğimiz, çağdaş elektronik müziğin odağı Type Records'dan yayınlanan “Float” albümüyle ilgili notlarımıza geçelim.Güzün kendini iyiden iyiye hissettirdiği günler içerisinde, derdest edilmiş, rayına türlü çeşit uğraşlara karşın bir türlü oturtulamayan, oldurulamayan yaşantıların, çektiklerini son derece rahatlıkla gözlemleyebileceğiniz, derinlemesine bir 'kayıp otoban' müzikali kulaklarımıza yayılmakta ilk elden, hemencecik. Hemen her bir yanılsamayı olasılık dışı bırakarak. Melodramatik unsurların yoğunluğunu Broderick'in Danimarka'ya taşınması gibi salt bir mekan değişikliğine bağlayan eleştiriler olmasına karşın, dinlediklerini son derece iyi bir şekilde, yeniden kotarabilen, farklılıklardan muazzam ezgiler türetebilen bir prodüktör için fazlasıyla bir ön yargı olacağını düşünmekteyiz, bu tespitin. Keza albümün açılışından sonuna kadar oluşturulan atmosfer, kullanılan ses kolajlarına dair derin açılımlar, resmin tümüne odaklandığınızda dinleyiciler için düşünselliği ön plana alan, melodramatikliği bir artı etmenden başka türlü görmememizi sağlayan bir ayrıntı haline dönüşüyor. Yükselen bir pusun ardılından başlayan piyano partisyonunun, ham bir mutluluğu filizlendirdiği, kar tanesinin hikayesini anlatan A Snowflake parçasıyla albüm açılıyor. Jóhann Jóhannsson'un klasik müziği, çeşitli elektronik enstrümanlarla aynalaması ile benzeşen, yaylıların da ana oyuncu olarak ön plana çıkartıldığı, doğanın seslerinden de fazlasıyla beslenen, sinematik Floating/Sinking çalışmasıyla kişiye özel bir günlüğün sayfaları arasında ilerlemeye devam ediyoruz. Nağmelerin dinginliğinde. Kesinleştirilmemiş bir öz tahlili hatırlatan A Simple Reminder, Rutger Zuydervelt gibi, Ambient kolajlamalarıyla da örtüştürebileceğimiz, yedi dakikalık süresi içinde, katman olarak atanan her bir enstrüman ile saydamlaştırılan, hızlı tını diziliminden, soluk alış seviyesine kadar değişen tempo dahilinde ilerleyen, banjo gibi daha öncesinden çok da fazla kullanıldığına şahit olmadığımız bir enstrümanın da kompozisyona dahil eden Stopping On The Broadway Bridge gibi, öznel tasarımlar ile karşılaşmanız da albümde mümkün.Modern Klasiğin ana yapısını oluşturan parçaların yerlerini sıklıkla değiştirebilen, ön plana çıkartılan piyanonun ses sınırlarını yeniden belirlemeye çalışan kolajlamayı da yansıtan, ismiyle müsemma Another Glacier’de Broderick’in folk kökenli vokalini de dinleyebilmeniz mümkün. Float albümün doruk noktalarından birisi olan, karanlık ve aydınlığı aynı düzlemde resmeden, gözlerin de hafif nemlenmesini sağlayacak kadar içtenlikle kotarılmış Something Has Changed, müziğin kelimelerle izah edilemeyecek yönelişimlerinde nasıl birer uhrevilik kazandığına dair önemli bir örneği teşkil ediyor. Bu doğaçlama kurgunun devamında zuhur eden, mekanik parçacıkların, vurmalılarla beraber devinime uğradığı, yer yer James Blackshaw’un Litany Of Echoes albümünde dinlediklerimiz gerçek hikayeler alt okumasına da sahip çıkan, minimalist caz deneyi Broken Patterns ile finale ulaşıyoruz. Float’un ilk şarkısı içerisinde yer bulan mutluluk formüllü tınının, ters yüz edildiği perspektiften aynı ana bu sefer başka bir haleti ruhiye içerisinde dönmeyi tasvir eyleyen, yüzünüze doğru esip gürleyen acının karşısında bir karar vermeniz gerekliliğini işaret eden An Ending, A Beginning ikilisiyle beraber Peter Broderick, simyasına aşina müziklerden, başkalaşmış modern zaman masalları ortaya çıkartıyor. Provakatif tahribatlarla dinleyiciyi, uygun gördükleri yola, hizaya çekmeye çalışan üreteçlerinin aksine, dinleyicilerin huylarına giden ses öbekleriyle verimli bir kaynak oluşturmaya çabalıyor. Hikayelerin devamı için Bella Union’dan önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan folk katmanlı “Home” albümünü de peşinen önerelim...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...


Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Peter Broderick Official
Peter Broderick At Myspace
Peter Broderick At Flickr
Peter Broderick At Play My Tape
Peter Broderick Float Album Review
Machinefabriek Official
Machinefabriek At Myspace
Machinefabriek Interview At Fant00m
Machinefabriek Dauw Album Review At Foxy Digitalis
Jóhann Jóhannsson Official
Jóhann Jóhannsson At Myspace
Jóhann Jóhannsson At 4AD
Jóhann Jóhannsson Fordlandia Review At 13 Melek
Maps And Diagrams Smeg At Myspace
Maps And Diagrams Hufvudskå At Youtube
Yuki Kaneko Official
Yuki Kaneko At Myspace
Yuki Kaneko Rut Album Review At The Milk Factory
Savina Yannatou Official
Savina Yannatou At Wikipedia
Savina Yannatou Interview At Roots World

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Look Both Ways Before Crossing The Street By Peter Broderick
© Peter Broderick’s Photos
Peter Broderick’s Photos Courtesy From Below Listed Site
0- Broderick's Myspace

>>>>>Poemé
Yalnızlığım – Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
(1914-2008)

Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım

Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.

Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim

Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
Anısına Saygıyla...

Wednesday, October 15, 2008

Bi'Daha Deuss Ex Machina # 180 - Seja Assim Bom No Fresco

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_180_--_ Seja Assim Bom No Fresco

13 Ekim 2008 Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
İlk Yayın Tarihi [13 Ağustos 2007]

>>>>>Musique
>1<-My My-Pelourinho (Playhouse)
>2<-Marcello Giordani-Maestro (Mule Musiq)
>3<-Matthew Dear-Elementary Lover (DJ Koze Remix) (Ghostly International)
>4<-Phreek Plus One-Astro Boogie (Compost)
>5<-Shrimpy-And The Olives Goes To (CD-R)
>6<-I:Cube-Deep End (1999 Original Mix) (Versatile Records)
>7<-Justice-D.A.N.C.E. (Because Music-WEA)
>8<-Justice-Tthhee Ppaarrttyy (Because Music-WEA)
>9<-Tricky Disco-Tricky Disco (Thizzy Disco Remix) (iO Music)
>10<-Robert Babicz-Humble (Systematic)

Seja Assim Bom No Fresco Bölüm(180) – Bellek Kartları “Aşırı Yüklenme” Dolayısıyla Servis Dışındadır.İbretlik Mum’a Muhtaç Kalmış Teknologlar Birliği (NoeTMna)

>>>>>Bildirgeç
Çerçeve. Bir sanrısız, isterseniz bol dikenli, arzu edenlere az çetrefilli dört başı mamur bir sınrılandırma. Tarifi tam olarak sözlüklerde yer alsa da „hayatın“ çerçevesi manidar ötelemeler ile bizleri karşılıyor.Halet-i ruhiyemizi ortaya çıkartan, nasıl oluyorsa oluyor, olduruluyor (şartlar el veriyor) bu hasbıhal içinde dahi dört köşenin içerisinde kalmayı başarıyoruz. Düzenli ve modern kurgunun getirdiği bizim de güle oynaya kabul ettiğimiz modernizm bu mudur? A dostlar. Dahilden ayrılma sorunsalının temelinde bu izole edilmişlik, tarafsız değil ama bilinçsiz bir biçem ile kendini sınrılandırma, kümeleşmeler ile kendini gösteriyor. Varlığını armağan armağan ediyor. Matematiksel bir izahat gibi gelecektir kimi okurlarımız için, geometrik eksenler ile bölümleşmemiz bu „saf“ çabalarımız neticesinde ortaya çıkıyor. İltifat etmek yerine itham etmek, dinlemek yerine toptan bakiyesini de kontrol ederek imha etmek, niteliğin dış cepheden botokslanmış bir örneklikle geçer not aldığı, neticede ferahladığımızı varsaymamıza olanak sağlayan her ne durum varsa bu „kitsch“lik ile toz toz toz duman. Azıcık seyreltilmiş bir bakış açısı ile fark edilebileceği üzere çerçeve „dört köşeli“ orta çağ giyotini olarak tanımlandırılabilir.

Sarf etmeye çabaladığımız her iyiye karşın en betinden bir kötülük karşımıza çıktığında fark edilir bu ayrışımların en hakikatli çerçevesi. Disipline etmeye çabalanmış olan yaşamsal reflekslerin resmen „mavi ekran“ vermesi gibi ani, sarsıcı bir biçimde ortaya çıkagelendir bu beklenmediklik. Hiç ümitlenilmese de, ötelenme ihtiyacı duyulan anlardır, bu çok katmanlı sert düşüşlerin seyrüseferi. Düz hatlar ile örülmüş yollarda poli poli poliyannacılığın kata yetmediği, sabit bir fikir gibi gelse de çerçevenin dışında kalmış fark edemediğimiz olgular bizi bu yol içinden anlamlı çıkışlar bulabilmemize yardımcı olabilir. Söz konusu bir seferde başınıza gelen yığınla sorun olunca ister istemez bu deforme yan yollar daha çabuk keşfedilir. Tekrara düşe düşe aynı yollarda ilerleyip, bir sonraki durakta başınıza geleceği beklemektense de yeğ olandır. Eni konu bir tümleşmedir aynı zamanda, paragrafımızın başında değinmiş olduğumuz üzere kümeleşmenin dışında tek başına durumu kotarabilmek içinde gerekli bir deneyimlemedir bu eşikler.

Keşfettiğiniz kimi zaman bir altmışlı yılların „teatral“ film sekansı, kimi zaman da seksenli yılların „gerçek yaşam“ çeşitlemeleridir.Bu öylesine bir tesadüfi olabilir ki, şimdilerde „brrr“ nidasıyla gazoz kapakçığı tokuşturan Nuri Alço’nun „hamasi“ duygular ile sertliği harman ederken sarf ettiği bir cümle, ya da Knight Rider’ın görece full teknoloji ile dolu olmasına karşın „telefon etmek“ için kabin amiri Michael’in dışarı adımlaması gerekliliği gibi detaylardan çıkarımlar neticede bu boğuntuya gelmiş ruh dehlizlerinde birer kolaylama sağlar. Kursiyerler olarak çabalamaya da devam ederiz öte yandan. Realist bir yaşam formu olarak televizyon ekranlarında sunulan „hijyen“ doruklardan manalar çıkarırız. A, B, C, D, E şıkları ile beraber. Çözümlemek, algı sınırlarında nereleri deşip geçerek, nasıl bir kontra atak yaparak çıkılması gerekliliği madeni hal ve gidişimizi de etkisi altına alır. En nihayetinde çıkıla çıkıla kaçak kat gibi çıkılmış bir çerçeve dışılığı görüntüsü elde edilse de anlamlandıramadığımız tebessüm bonusu, anlık bir kurtarımdan çok geri dönüşün en hakikatlisidir.

Müzikal dinlence kültürü içerisinde de yılların beraberinde buyur ettiği ses temaları belirli parametrik aralıkların ardından geri dönüşleri ile yeni nesil dinleyicinin de keşfetmesini olanaklı kılar. Kaotik bir modernizmin temelleri ile yansıtmasız ve sert sert soğuk savaşların, Dallas diyarlarına uzandırıldığı, Atari’nin ne demek olduğunu pac, pac pac man oyununda gördüğümüz bir neslin ahvali olarak, tanıklık ettiğimiz bir on senenin müziğini çerçeve dışından bir bakış ile bu hafta Deuss Ex Machina içerisinde sizlerle paylaştık. Italo Disko’nun çiğ seslerini millenyumu yedi geçe, yeniden kotarımı, albenili klasikleşmiş vokal tekniklerinin modern minimalizm üzerinde hangi biçemlere dönüşebileceği, basit bir melodik kotarımın detaylarında ne kadar çok ayrıntıyı beraberinde dinleyiciye paylaştığına odaklandık. Adı geçen program dizininden sizlere haftalık önerimiz ise „Justice“ topluluğu.


Justice - Cross Albüm Kapağı

Metodolojik besleniş noktaları ile seksenli yılların en hararetli müzikal spektrumunun bir tahlili Justice’in müziği. Öbek öbek serpiştirilmiş ara nağmeler, bir yerlerden tanıdık geldiğine kanaat getirdiğiniz ses sekansları ile mütemadiyen bir dönüşüm mimarlığı onların ürettiği müzik. Gaspard Augé ve Xavier de Rosnay ikilisinden müteşekkil topluluk, çerçevenin içerisinde olan bitenleri, o anda neler olabilir kurgusunuda eklemleyerek tamamen dışarıdan bir bakışı irdelemekte. Baskın teorik aksamlar ile bilindik ses temaslarının yerini tam manasıyla hangi saniyeden kesit girecek, hangi saniyede keyboardların seksenlerine ışınlanacağınızı belirleyen bir retorik almakta. İzlence kültürünün (Entertainment)’ın harcamakta beis görmediği ve handiyse tu kaka ka ka demekten dilinde tüy bitmiş olduğu elektronik müziğin “ana akımınının” derlenip toparlandığında nasıl etkin olabileceğinin de kanıtı. Keza ikili bu ters köşeye yatırma deneyimlemesini Franz Ferdinand, Death From Above 1979 gibi indie’nin haşin çocuklarına, Britney Spears ve Justin Timberlake gibi pop endüstrisinin ikon mertenesine ulaştırmaya çabaladığı büyük projelerinde de remiksler gerçekleştirerek “elektronik” tınının geri dönüşünde önceki ustaşları The Chemical Brothers, Daft Punk, Fatboy Slim’in izlerinde yürüdüklerini kanıtlıyorlar. Serbest dizgileme metodu ile oluşturulmuş bir kompilasyon aslında † (Bundan sonra Cross) albümü.

Temelinde kurgusu sağlam bir yol çizmeyi başaran Justice, albümün adını da “ikoncan”ların aklını havada kapacak bir biçimde dinsel sembol “haç” ile bezeyerek ve parçalarda da gerekli oynamalar ile tüketim toplumunun destursuz mabed takipçilerine eleştiri oklarını fırlatıyor. Tereddütsüz, can siperane bir biçimde. “Yaratılış” bölümü ile, katmerli bir biçimde var ettikleri müziğin seyrüseferinde (kısaca bir albüm boyunca biz dinleyicilerin nelerle karşılaşacağı) izlenecek rotayı berlirleyen bir giriş olarak albümün açılışında kulaklarımıza misafir oluyor. Elektro gitardan arta kalan ses kesitlerinin, boogie elektro ritimleriyle nirvana’ya ulaşmasını betimleyen “Let There Be Light”, kollektif bilincin frekansları arasında dolaşan, gençliğe çağrıyı Dans edin hele bir edin neler olacak diyerek tetikleyici bir beste aynı zamanda albümden yayınlanan ilk kırkbeşlik “D.A.N.C.E” parçası ile sürümcemeye düşmeden parçaları peş peşe sıralamaya devam ediyorlar.Daft Punk’ın elektronik müziğe armağanlarından (kendilerinin en çok beğendiğimiz üretim çizgileri aynı zamanda) kirli ses kolajları ile distorte dans müziği kurgusuna yakın duran “New Jack”, İngiliz müzik alemi içerisinde bir nevi hoş beşten sonra “evet şimdi yeni müziğiniz budur” bakıyoruz :-à Indie Disko takısıyla kutsadığı ses formundan ama o kritiklerin rüyalarını alt üst edebilecek kadar “ekstrem” gitarlar ile kurgunun Hayaleti’ni de keşfettiğimiz ikiz “Phantom” parçaları dön gel her ne biçimde isen geri geri gel denilen 80’ler müziğinin gerçek bir prodüksiyon ile asallığını koruyacağını da ispat etmeyi başaran bir çalışma haline geliyor. Gerçek bir deneyimleme olarak, 80’lerin sonlarında yaşamımıza giren partileme kurgusunu “Uffie”’nin vokalleri ile zamansız bir keyboard kompozisyonu olarak “Tthhee Ppaarrttyy” parçası ile Deuss Ex Machina’da sizlerle paylaşmaya çalıştık. Rock riffleri ile nispeten ilk dönem Warp Records elektronikasından esintileri barındıran “Waters Of Nazareth” ile dönüşüm tamamlanıyor. Berrak ve duru bir albüm değil kesinlikle “Cross” alabildiğince elastiki yapıları ile kulağı hiç elektronik müzikle tanışmamız olan dinleyicileri dahi etkilemeyi başaracak bir “haşarılık” ve “aşinalık” sahibi bir kayıt. Justice’de sadece tek bir kayıtlık bir deneyim değil, üstelik albüm kapaklarında değindikleri üzere “Devrim hiçte can sıkıcı olmayabilir, en azından cehennemden daha “funky” olacağı kesin tümcesi ile de desteksiz atmadıklarını, kendi yollarını biçimlendirmeye “ana akım” devricilerinden olmaya çabalayacaklarını belirtiyorlar. Keşfedin!

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Justice At Myspace
Justice At Because Music
Justice At MTV
Ed Banger Records
Justice D.A.N.C.E. Video At You Tube
My My At Playhouse - Ongaku
Marcello Giordani At Myspace
Mule Musiq At Myspace
Mule Disco Info At Word & Sound
Matthew Dear
Matthew Dear At Myspace
Matthew Dear-Deserter Live At Anti Pop Festival On Youtube
Phreek Plus One At Myspace
Compost Records
Compost Records At Myspace
Shrimpy At Myspace
Kaan Duzarat At Myspace
Kaan Duzarat At Herkes Dinlesin
Versatile Records
Versatile Records At Myspace
I:Cube-Les Archives Cubistes Vol 1 Info At Word & Sound
Technohead Aka Tricky Disco At Myspace
iO Music
Robert Babicz At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo - makina10.45[at]gmail[dot]com - Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8

>>>>>Info Go-R-Sel
...Poison’s Photoblog © 2007 PoiSoN

>>>>>Poemé

İkimizin Arasında – Can YÜCEL

Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,Hele ürksün fincancı katırları!

*İkinci Zafer Haftasına Giren Teknik Aksaklık Nedeniyle, Affiniza Siginarak Bir Tekrar Daha...

Tuesday, October 07, 2008

Bi'Daha Deuss Ex Machina # 191 - Başka Bir Groove Mümkün

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_191_--_Başka Bir Groove Mümkün

06 Ekim 2008 Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
İlk Yayın Tarihi [25 Kasım 2007]

>>>>>Musique
>1<-S.N.O-Disturbance (Earwax)
>2<-Benga & Coki-Night (Tempa)
>3<-Benga-Emotions (Tempa)
>4<-Skream & Cluekid-Sandsnake (Disfigured Dubz)
>5<-Bass Clef-1471 (Blank Tapes)
>6<-Plasticman-The Rush (A.R.M.Y.)
>7<-Zinc-Flim (Skream Remix) (Rinse Recordings)
>8<-The Bug Feat.Killa P & Flow Dan-Skeng (Hyperdub)
>9<-Appleblim-Girder (Skull Disco)
>10<-Skream-Deep Concentration (Tempa/Rinse Recordings)
>11<-Benga-Live Drums (Rinse Recordings)
>12<-MRK1-Trip Down The Nile (Planet µ)
>13<-Şevval Sam w.Up Bustle & Out-Istanbul’s Secrets (Kalan Müzik)

Başka Bir Groove Mümkün* Bölüm (190) – Gelir Geçer, Birbiri Ardında Çember Çember Daireler, Korkmadan Sesini Yükseltir Işık Tutmuş Haleler (KaOZ)

Barışarock 2007’de yer alan elektronik sahnesinin küratörü, Loststone’un önermesi.Affına sığınarak kullanıyoruz.

>>>>>Bildirgeç
Uzunca bir süredir kemikleşmiş giderek soyutlanmış bir bakışım tüm benliğimize hakim olmaya çabalıyor. Kaidelerin ve bunların yazılı olmayanlarının yer aldığı halk kültürlerinin birer birer set çekilerek yabancılaştırılması, unutturulması. Algıda seçkiciliğe ulaşmak için elimizdeki imkanları olabildiğince kullanmak yerine nasıl olsa sonu gelmezlere sığınarak, tüketmeye devam ediyoruz. Ancak şu noktada görünen odur ki sevgili okur ; giderek tükeniyoruz. Tükete tükete harcayacak kültürel birikimlerimiz, bizi biz yapan değerlerimiz teker teker eski oluyor. Mazinin derin sularında geride bırakılmış bir kayıp ada izlenimini taşıyor. Düşünsel gelişimlerden ziyade hep söyülüyoruz yinelemekte de bir beis görmüyoruz : « Maddi önceliklerimle örtüşen açılımlar daha çok ilgimizi çekiyor » Hal böyle olunca da, gerekliliği ve elzem olması bir yana bazen çok lazım gelen, iştah açan pek çok ayrıntı ancak sayfaların arasında keşifler gerçekleştirme şansımız ile orantılı olarak giderek bizden uzaklaşıyor. Keşif derken kazı kazan kartlarındaki bölücülükten bahsetmediğimizi anlamışsınızdır.

Yazılı olana gerçekliği ispat edilmiş çözümlemelere sadakattan, sözlü söylencenin dedikodu yüklemli özneleri ile bezendiği günümüz anlatımları, anlamalar ve çıkarımlar’ın daha çok ilgi toplaması da bu ayrıştırmayı daha derinlikli yapıyor. Meramını anlatmak için sadece 500 (yazıyla beş yüz) kelime dağarcığı ile anlaşan bir neslin ahvali olarak tabii ki böylesi okumalar zor gelecektir. Merkezci çıkarımların yerine çok rahatlıkla kullanılabilecek olan pek çok açılım daha öğrenme çabasının başında iken itirazlarımız yükseliyor. Ayrıntılara ve onların beraberinde sunduğu gerçekliğe karşıt bir duruşu savunmamız bekleniyor. İstekler ve beklentiler çok çeşitli olsa da öznesinde var edilmiş olan hazır kullan atmasan da bir kenarda dursun hegemonyası böylesi bir süreci de takip ederek kendine yeni taraftarlar, ilgili bilgisizler cephesi oluşturuyor. İyi olduğuna belki pek çoğumuzun kâni olduğu pek çok konu veya isim veya tür veya …. (siz doldurun) tamlamalarında ince bir düzenleme, bir yadsınamaz biçimde yanlış veriler ortaya atılıyor. Üstelik yeniden ve yeniden bitmek tükenmek bilmez bir çaba ile bir kaç sefer duvara yapışılsa da en sonunda o eşiği de aşacağına biat edilecek derecede ısrar ve itinayla.

Aidiyetlerin ve kişisel birikimlerin temellerini oluşturan ananevi doğrular, doğru bilinci oluşturan gerçeklik kısa sürede bu ön koşullu ve her daim ben haklı çıkarım diyen ön yargıların hem kurbanı hem de bozguna uğratılan öznesi oluyorlar. « Neslinbuk » sitesinde abidik gubidik gruplaşmalar ile başlatılan ayrıştırmalar giderek tonu ve dozu arttırılmış bir biçimde ucu bilakis içinde yazmaya hevesli onlarca insanın da yer aldığı kitlelerin önünü tıkamaya çalışıyor. Günlerdir gazetelerin sayfalarında yer alan onlarca haberdeki yitirilen yaşamlar birer metafor olarak kullanılarak nasıl doğru vatandaşlar olarak yaşamamız gerekliliğini ortaya koyamaya çabalıyor. Giderek birbirinden korkarak, giderek kendi aidiyetini, kimliğini, öteberisini bir kenara bırakıp tekdüzeliği benimsemek hiç olmadığı kadar sert bir biçimde asimile edilmeye, yontulmaya uğraşılması da yirmibirinci yüzyıldayız hala neredeyiz ? biz kimiz ? söylemlerini düşünmeye sevk ediyor. Hümanizma zaten çoktan yenilen yutulan bir şey olarak espri malzemesi oldu. Geriye kalanda oyun konsollarında oynamaya kıyamadığımız, savaşlar, takipler, adam öldürmeceler’in joystick sesleri « ciuv, ciuv yaşasın bir kaç level daha atladım ». Sahte bir gelişmişlikten ziyade gerçekten emek sarf edilmiş ve enikonu her konuda doğru ahkâmlara en çok ihtiyaç duyduğumuz, ilericliğin ötesinde bilginin doğruluğuna sahip bir tevazulu yaşam daha mutlu kılacaktır ; « multi kültürel » dünyamızı.

Jenerik olmak değil zaten amaç. Epi topu bir toplu iğne kadar yer kaplayan beşeriler için (öyle görüntülenmekte en son teknolojili earth, maps yazılımlarımızda) fezadan gelen bir mesaj olarak da algılayabilirsiniz tüm bunları. Halet-i ruhiyelerin daha da içinden çıkılmaz duvarlarla ördürülmeye çalışılmasına karşın, sesin gerçeğe ulaşabilmesi için tekil çabalar en nihayetinde bir bütüne ulaştığında, bütün bu kakafoniyi de izole edebilecektir. Galiba bütün temenni de bunun bir an önce gerçekleşebilmesi. Öncelik, itibar ettiğimiz değerlerin farklılıklarına, konuşma biçimlerimizde vurguladığımız kelimelerin ayrıklığına karşın hala tek bir dil ortaya çıkartabilmenin de mümkünatı. „En azından ümit hala, fakirin ekmeği“....

Müzik’de bu dehşetengiz handiyse milimi milimine düşünülerek kotarılmış bir yap boz izlenimi veren yaşanıtda bir ırama noktasını oluşturuyor. Yanlı ve bariz bir biçimde propaganda malzemesi olanlarından öte, içten içe doğruları paylaşan; ama sözel ama enstrümental anlamda üretimlerin, elitist olmak için yırtınmadan da bir şeyleri ortaya çıkarılabileceğinin mihenk taşı. Evet bildiğiniz „müzik“. Kimi zaman sıkıntılarımıza merhem olan, kimi zaman çözümsüzlüklerimizi aşabilmemiz için gerekli olan, ama bazen de yukarıda irdelemeye, merak uyandırmaya çabaladığımız hayat ile ilintisi her ne kadar çokta istenmese de çok kuvvetli olan ses yığınları. Yıkımın, özde ve sözde başlamasının karşısında, edebiyat, resim, heykel, sinema gibi gerek görsel gerekse de duyusal anlamda bariz bir karşı duruşun, olmasını istediğimiz tamlamasıyla „sağduyunun“ harcı.
Deneysel çalışın, farklı tematik noktalardan hareketle ayrı nüanslarını barındıran bir tür olan dubstep’de bu önerme dizini içerisinde Deuss Ex Machina’nın müzikal tını denizinden sizlere sunmaya çabaladığı bir diğer izlek olarak sizlerin beğenisine sunuluyor. Tüketilmekte olan düz elektronik hatların çok daha ötesinde, çok daha derinlikli bir ses teması „dubstep“. Alabildiğince genişleyen ve esnek yapısı ile 2 Step, UK Garage, Grime gibi öncüllerinden, Dub, Reggae ve Drum & Bass gibi bağımsız müzikal disiplinlerden feyz alınarak kotarılan, düzenlenen, yeniden yeniden kurgulanmaya imkan tanıyan bir seyrüsefer. Dinlendikçe, alternatif açılımların çokluğu hasıl olmuş bulunan tek düze ritimlere ne kadar çok dayanmışız sorusunu da gündeme getirmesi dahi başlı başına „türe“ bir artı puanı hak ettriyor. Ses denizi olarak yapılandırılmış enstürmental versiyonların isimsiz „dubplate“ plaklarından yayılamasının üzerinden de neredeyse yedi sene geçmiş olması, „dubstep“i keşfetmek için henüz geç kalmadığımızın da göstergesini oluşturuyor.

„Dubstep“in tanımlayıcısı veyahutta ön çıkışını gerçekleştiren isimler „El-B, Oris Jay, Zed Bias ve Steve Gurley (sanatçının prodüksiyonları Tempa etiketinden yayınlanmış bulunan Roots Of Dubstep toplama albümünde dinlenebilir.) olarak Wikipedia’da karşımıza çıkmakta. Farklı ses alaşımları ile kotarılmasına karşın genelin dışında duran, irdelemelik, tadımlık değil doyumluk kayıtlar olarak da değerlendirilmesi farz çalışmalar olarak kısa bir özet geçebiliriz bu kayıtlar için. 2001 yılında Soho’da faaliyete geçen Forward>> kulübü ve „Ammunition Promotions“ da „dubstep“ teriminin ilk defa duyurulduğu ve bugün dinlediğimiz onlarca prodüksiyonun, çalışın temellerinin atıldığı bir başlangıç noktası olarak değerlendirilebilir. Daha sert ritim örgüsü ve karaltılı tonlamaları ile UK Garage’ın da giderek gelişen alternatif yüzeyleri (Neo Dark Garage) ile evrilmeye devam eden „dubstep“ için de yükselişin başlangıcı olan mekanın, türün yaygınlaşmasındaki en büyük çabalarından birisi olan korsan radyo Rinse FM’de DJ Kode9 (Hyperdub etiketinin kurucusu) tarafından hazırlanan radyo programının da ulaşılabilirliği, meraklı dinleyiciler için yeni bir açılımın habercisi olarak „dustep“i daha kolay ulaşılır bir konuma taşımayı başarır.

Alt kültürün gelimesi de bu kulüp ve radyo programına paralel olarak daha farklı çalışmaların da önünün açılmasını sağlar. Şimdiden önemli kırkbeşlikler yayınlamış olan Skream’in çalıştığı plak dükkanı olan Croydon yerleşkeli Big Apple Records, Digital Mystikz (Coki & Mala), El-B, Zeb Bias, Loefah, Youngsta gibi „dustep“ ses eriminin geliştirilme aşamasında önemleri yadısnamayacak öncüllerinin, müziği paylaştıkları bir alan olarak tescillenir. DJ Hatcha’nın 2003 yılında Forward>> kulübünde gerçekleştirmeye başladığı, önce Benga ve Skream ardından da Digital Mystikz ve Loefah’ın devam ettirdiği 10“ „dubplate“ plaklar ile çalınan daha sert ritimlerden, daha minimalist ara bağlaçlarla şekillenen ama her bir prodüktörün / dj’in kendine özgü ses erimini de duyurmasını sağlayan geceler, yer altının sesinin de artık daha bir gür çıkmasına olanak sağlar. Güney Londra’lı ikili Digital Mystikz ile Loefah jungle bass’lerinden derlerdikleri sesleri, kendi dub skalalarında harman ederek giderek gelişen bir melodik zenginlik ortaya çıkartmayı başarırlar. Bunun sonucunda da DMZ Records’un temelleri atılır. Yukarıda saymaya çalıştığımız isimlerin yanısıra, Hijack, Pinch ve Vex’d gibi yeni isimlerin de prodüksiyonlarını yayınladığı ilgi çekici bir açılım gerçekleştirilir. Bütün bu yoğun çalışma düzeneğine karşın ve yayınlanan onca plağa rağmen „yer altı“ duruşu bugün bile pek çok sanatçının gerçekte kimler olduğu konusunda soru işaretleri barındırır. Sadece müziği paylaşmaya çalışan, birbiri ardına yayınlanmış bu kara plakların da birer manifesto haline dönüşmesini sağlayan biraz da bu kollektif üretim izlencesidir. Kimlikler yerine aslolan müziktir ve bu da çok özgün bir biçimde isimlerini dahi bilemezseniz pek çok prodüktörün özgün çalışlarını, kendi halet-i ruhiyesini ortaya çıkartan ayrıntıları barındıran bir harmanı beraberinde getirir. Müzik’te muhalifliğin, sesini gerektiğinde yükseltebilmenin de çok iyi örneklerinden birisi olarak „The Wire“ dergisinde de inceleme konusu olduğunun altını çizelim.

Bu birbiri ile çapraz biçimde ilerleyen kulüp geceleri, plak dükkanlarında tanışlıklar, yeni kesilen „dubplate“ plaklar ile giderek „dubstep“ kendi çehresi içerisinden Dünya’ya da yayılan bir müzikal form haline dönüşür. 2005 tarihli Skream’in „Grime Anthem“ alamet-i farikalı “Midnight Request Line” bu dönüşümün de fişekleyicisi olan plak olarak anılır. BBC Radio 1’in eklektik elektronika seçkicisi olan Mary Anne Hobbs’un türün şemantiğini ortaya çıkartan „Dubstep Warz“ adlı programının yayınalanmasını takib eden süreçte de bu gelişim ve yaygınlaşma giderek daha hissedilir bir biçimde artarak günümüze kadar devam etmeyi başarır. Artık „bass“ların yoğun bir biçimde kullanıldığı, aynı parça içerisinde bir kaç farklı düzlemin yakalandığı, dans ettirirken düşündürten nurtopu gibi bir müzikal izek ortaya çıkar.

Mary Anne Hobbs’un bu başarılı girişiminin ardından ise gerisi deyim yerindeyse çorap söküğü gibi gelir. Program içerisinde yayınlanmış çalışmalar „Wariror Dubz“ adıyla Planet Mu etiketinden yayınlanır. Daha üst paragraflarda betimlemeye çalıştığımız türlerin harmanında bir üst sınır olarak belirtebileceğimiz Burial’ın debut albümü de „dubstep“i alelade bir form olmaktan uzak, gerektiğinde ana akım ile de yollarını kesiştirebilen ama asla teslim olmayan, doyurucu bir müzikal kolaj olarak „The Wire“ tarafından da tescillenir. Sonar festivalinde „dubstep showcase“ ile tüm bu çalışmaların sağlaması, coşkun izleyeyici desteği, yoğun bir ilgi ile gerçekleştirilir. „Dubstep“de sadece Güney Londra içerisinde üretilen bir müzikal form olmaktan çıkarak Finlandiya’lı Tes La Rok, Amerika’lı Juju & Matty G. gibi daha yerel isimlerin de sesini duyurmayı başaran bir yapı haline dönüşür.

Keza aynı şekilde, yıllardır üretmiş olduğu, etkileşimli minimal techno müziği ile alternatif ses kuramcısı statüsüne yükselmiş bulunan Ricardo Villalobos’un setlerinde yer verdiği, daha önce bu sayfalarda sizlere tanıtmaya çalıştığımız Shackleton’un Blood On My Hands parçasına yaptığı düzenleme ile elektronik müzikte sınırların yersizliğini bir kere daha gözler önüne sermeyi başaran bir ayrıntı olarak aktaralım. Skream’in DJ Magazine dergisinde Ben Murphy’ye vermiş olduğu mülakkatta değindiği üzere minimal techno ve dubstep giderek birbiri ile örtüşen bir yapı ortaya çıkartmaya da başlar ( 01-08-2007 Ben Murphy-„From A Whisper To A Skream“) Kısacası „dubstep“ yapıtaşları sürekli olarak değişen, gelişen bir müzikal tür. Burial’ın son çalışması olan (2007 Kasım) „Untrue“ albümünün de çatısını oluşturan parçalarda olduğu gibi hayat ile hesaplaşmaları barındıran, gerektiğinde sesini yükseltecek kadar cesur, naifliği sadece dinlence olarak sınırlandırılmış, temposu ile dönüştürücü, aktivist, soluk alıp veren bir mekanizma. Gelişmişliğe paralel olarak perdelemeye çalıştığımız onca şeyin üzerine üzerine giderek bir yüzleşme sağlayan bir bağlaç. Tıpkı yıllar önce başlayan Techno, Drum & Bass gibi öncüllüğünü daha uzunca bir süre koruyarak ve gelişerek. „Dubstep“ Dünya’sına hepiniz hoşgeldiniz.

Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Dubstep At Wikipedia
Dubstep Forum
Forward>>
Month In Dubstep At Pitchfork Media
Tempa Records
Hyperdub
Hyperdub At Myspace
DMZ
Mary Anne Hobbs At BBC Radio 1
Rinse FM At Myspace
Benga At Myspace
Skream At Myspace
Cluekid At Myspace
Bass Clef At Myspace
Bass Clef At Blogspot
Plasticman At Myspace
Zinc At Myspace
The Bug At Myspace
Appleblim At Myspace
MRK1 At Myspace
Up Bustle & Out
Şevval Sam At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
http://www.dinamo.fm/ - makina10.45[at]gmail[dot]com
http://deuss-makina.blogspot.com/
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Lines & Loneliness © Monkeyfish

>>>>>Poemé
Susamak Özürlüğe – Philip LARKIN

Artık ayrılmak gerek, sevdiğim; ne yıkıcı,
Ne de acı gelsin bu bize. Eskiden
Pek çok ay ışığı vardı, pek çok kendimize acıma;
Bitirelim bunu burda; çünkü gün
Hiç böyle yiğitçe dolaşmadı gökyüzünde,
Yürekler hiç böyle susamadı özgürlüğe,
Dünyaları yıkmaya, ormanları yakmaya.
Tutamayız bunları, biz şimdi kabuklar gibiyiz
Tohumların büyüdüğünü gören bir başka iyiliğe.

Böyle olmasaydı, diyeceğiz; böyle söylenir hep.
Ama çözülsün daha iyi yaşamlarımız birbirinden,
Kendini rüzgârlara bırakmış, ışıklarla ıslak,
Rotaları çizili iki koca gemi, nasıl kopup
Uzaklaşırlarsa el sallayıp bir limandan,
El sallayıp nasıl kaybolurlarsa gözden.
Çeviri : Cevat ÇAPAN

*Teknik Aksaklıklar Nedeniyle...

Sunday, October 05, 2008

Deuss Ex Machina Podcast Vol.4 - Classic Plus Modern II By Cenk Akyol

Şehir kendi telaşesinde yol alıyor. Yaz bitimini takip eden ritüeller dizisi birer birer kendi rotalarında ilerliyor. Şehir yükünü alıyor, aheste aheste. Yapılacaklar, bir türlü yapılamayanlar, iki heves bir kalaslar, ardılı sıra sahnelerini bekliyorlar, suflörün teker, yalın yorumlarına kulaklarını dört açarak. Gürültüler Sonbahar mahmurluğuna yer olmadığını gösteriyor. Acele hem de çok acele...

Uzunca sayılabilecek bir süredir Avustralya’da yaşayan, Deuss Ex Machina içerisinde türetmeye çalıştığımız müziğin anlamına dair çıkarımlarla örtüşen, müzikal yorumları, kendine özgü seçkileriyle bütünlediği setleriyle ses veren, anlamlandırma çalışmaları gerçekleştiren arkadaşımız Cenk Akyol’u Sonbahar’ın varlığını iyice hissettirdiği şu günlerle de uyuşan son seçkisi ile paylaşmak istiyoruz.

City Centre Offices’ın münhasıran Ambient kolajlarıyla nam salmış Porn Sword Tobacco’dan, Fax etiketinin mucidi, bilinmedik ses kolajlarıyla pek çok dinleyiciyi Ambient’la tanıştırmış, üretkenliğine paralel kalitesini perçinlemiş Pete Namlook’a, Modern elektronik müziğin teorisyenleri arasında adını anabileceğimiz Ekkehard Ehlers’e, Klasik müzik ile elektronik alaşımları bir harman eyleyen, en son “24 Postcards In Full Colour” albümünü yayınlayan Max Richter gibi günümüz sanatçıları ile Claude Debussy, Georg Friedrich Handel ve Gustav Mahler gibi klasik müziğin önemli bestecilerinden birer buklenin yer aldığı 70 dakikalık bir seans dinleyicileri bekliyor. Sonbahar’ın da şanına yakışan, çişeltili bir seyrüsefer....

Cenk Akyol Myspace

Classic + Modern II - İndir-Download

Thursday, October 02, 2008

Deuss Ex Machina # 228 - Pornografia Macia Da Idade Nova

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_228_--_Pornografia Macia Da Idade Nova

29 Eylül 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Secret Rhythms 3 (Nonplace)
>1<-Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Wirklich Version (Nonplace)
>2<-Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Trittbrettfahrer (Nonplace)
>3<-Flying Lotus-Tea Leaf Dancers (Rae Davis Remix) (Warp Records)
>4<-Calmen-Zeppelin (Cymbidium Records)
>5<-Detektivbyrån-Rymden I En Låda (Danarkia Records)
>6<-Detektivbyrån-Kärlekens Alla Färjor (Danarika Records)
>7<-Säätiö Organisaatio-Tähtisumuun (Cymbidium Records)
>8<-Säätiö Organisaatio-Silhouette (Cymbidium Records)
>9<-Eleanoora Rosenholm-Tammen Varjossa (Fonal Records)
>10<-Liquid Liquid-Optimo (DJ Sample Remix) (Domino Recording Company Ltd.)
>11<-Barbara Morgenstern-Come To Berlin (Telefon Tel-Aviv Remix) (Monika Enterprise)
>12<-Telefon Tel-Aviv-Helen Of Troy (BPitch Control)

Pornografia Macia Da Idade Nova Bölüm (228) – Tahrib Edilen Yenileşme, Sınırsızlığın Kural Tanımazlığı, Neticesiz Kasıntılarda Baş Ağrıları, Botokslu Dünya’ya Hoş Geldiniz

>>>>>Bildirgeç
Belirtilemeyen saadetlerin, yaşanamayan ama özenilen güncelerin ortasında karşımıza çıkagelen bir kavram bizleri zorunlu olarak hızlıca akan zamanın akışı içinde, sürüp gittiğimiz hayatlarımızı yeniden konumlandırmamızı salık veriyor. Uyarılarını mümkün mertebe dikkate almamız için dürtüklüyor. Koşar adım ilerlediğimiz ahir güncemizde var ettiklerimiz ile hayallerimizi oluşturanların kesiştiği, dönüşümünü sağlamak için ortaya konan çabayı da simgeleyen bir durum bahsini açmak istediğimiz. Muğlaklıkla, bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılık veyahutta teamüller neyi gerektiriyorsa değil, başımızdakiler bize neyi reva görüyorlarsa ona riayet etmemizin elzem olacağına biat edenleri enterese etmiyor görüse de, aslında onları da ilgilendiren bir durum irdelemek istediğimiz. Anlaşılabilir kaygıları üzerimizde taşımaya devam ettikçe artan yüklerini daha fazla çekmeden önce düşünebilmek için bizlere bir kez daha şans sağlayan bir kavram zati şahanelerinize açacağımız. “Değişkenlik”. Muğlak bir karaltıdan ses veren, ne idüğü belirsiz değil, gerçekten yaşayışların rutinini değiştirebilen, aldığınız kararlar, bunların uzantısı olan sorumluluklar vs. gibi alt başlıklarda toparlanabilecek detayları da daha sağlıklı bir biçimde okuyabilmemizi olasılayan bir tanım. Takılı kaldıklarımızın bizlerden neleri götürdüğünü, bir plağın sonuna gelip takılı kalan iğne gibi olduğumuz yerde sayıp durmaya daha ne kadar devam edeceğimizin kararına vakıf olabilmemiz için işleyen bir mekanizma olan değişkenlik. Tam kararında ve tam vaktinde pek çok hatadan dönebilmek için, belirsiz aralıklarla kullanmamızın gerekliliği olduğu bir aparat haline dönüşen “değişkenlik”. Tik tak...

Kaybetmeye başladıklarımızın giderek yeri doldurulamaz büyük boşluklara yol verdiği zamanlarda keskin bir karar mekanizmasını harekete geçirmek gibi de algılanabilecek bir kavram “değişkenlik”. Yolların daraldığı, hatların kesildiği, buna mukabil hareket etmenin dahi zorlaştığı, bir karamsarlık tablosunun hasıl olduğu şimdimizde daha da çabuk bir biçimde uygulanması gerekli olanı simgeleyen bir kavramsal “değişkenlik”. Teknoloji bizlere vâkıf olmayı, hataları öngörebilmeyi öğretiyor görünse de, ister yazgı ister kör talih deyiniz veya modern zaman deyişleriyle “bug” nasıl tanımlandırırsanız tanımlayın bir şekilde hataya düşmeye devam ediyoruz. Pek çoklarında olduğu gibi yeni oldu bittilerle şekil şemal kazanan derin boşluklara yol veren hata zincirlemelerini birbiri ardına diziyoruz. Tıpkı domino efektinde olduğu üzere, bir tane yanlış tüm yapıyı bozguna uğratacak kadar yüksek bir reaksiyonu, sarsıntıyı harekete geçiriyor, durağan ritmi bozup aritmik bir hale çeviriyor ise, burada da aynı kaçınılmaz sonla karşılaşıyor olmamız bile, bazı şeylerin topyekün gözden geçirilmesini gerekliliğini bir kere daha hatırlatmaya yetip de artıyor. Tedbirsizliğin, gözü karalığın, muktedir olup eldekilerle yetinmek yerine “tüketim toplumunun gerekliliklerinden biri olan” aç gözlülüğün sınır tanımazlığı biraz da bu yaşadıklarımızın daha da can yakıcı bir hal almasını sağlayan dış etmen olarak değerlendirilebilir. Bir kaç tümce öncesinde değindiğimiz gibi takılı kalmaya devam ettikçe, olduğumuzdan daha da kötümserliğe sürüklenmemize neden olan kavram karmaşası, zihin tutulmasını aşabilmek için gerekliliği pek çok yönden teyit edilebilecek bir tanım “değişkenlik”. Mühim olanı vakti geldiğinde ertelemeden karaların alınıp, uygulamaya bir an öncesinde geçilebilmesi. Çünkü kaybedeceğimiz daha çok vaktimiz yok, maalesef. Tik tak...

Dikkat dağınıklığından başka mana veremeyeceğimiz hareketlenmelerle karmaşıklaşıp, içerisinde terk edildiğimiz, üzerimize kilit vurdurduğumuz açmazlarımızı aşabilmemiz için de gerekli bir olgu “değişkenlik”. Salt kişisel bir faydası olduğu için değil üstelik, içinde yaşadığımız her ne kadar öteki olarak dar kapsamlı bir sınıflandırmaya da tabii tutulsak da, fikirlerin özde yarayabileceği bir eşik atlatma meselesi olan “değişkenlik” burada bahsini ediyor olduğumuz. Hemen hemen aynı çekingenlikleri, aynı tereddüt ve problemlerin artık gelişigüzel kullanılmakta olduğu bir kavram haline dönüştürülen, içi koflaştırılan “kürselleşme”nin etkilerini minimumda tutabilmek için gereğini çok sonra anlayabileceğimiz bir değer olan “değişkenlik”. Muktedir olduklarımız kadar elimizin ulaşmadıklarına, zihnimizin eremediklerine de elbirliğiyle gerçekeleşecek bir imece ile çözümleme yolunu belirleyen tavırlara sapmamızı salık veren, değişimlerin olduğu gibi yerinden kendi kendine değil, devamlılığı sağlanacak bir dizi önlemle beraber harekete geçmeyle olabileceğini ilk kural olarak okuyabileceğimiz “değişkenlik”. Tekilleştiğimiz bir o kadar da yalnızlığın kollarına sürüklendiğimiz, karamsarlıkla çevreli bu güncelliği daha oluruna ulaştırabilmenin sacayaklarından birisi. Gözlerine fener tutulmuş kobay denekler gibi, her adımımız da bilinçlenip düzlüğe göre atmaya çaba sarf etmedikçe de döngünün dışına çıkabilmemiz imkansızlaşıyor. Dile gelen, bahsi açılması gerekenlere karşı hep bir imtina, hep bir özenle beraber öcüler çıkacak, kurcalamayın kardeşimlere emanet edilip, çekin çekin çekincelerimizden, bayram şekerleri gib janjanlı paketlere sarılmış acı reçetelere muhtaç ediliyoruz. “Ölümü görüp sıtmaya razı ediliyoruz”. Tekil bir farkındalılığın bile pek çok şeyin değişmesine olası kılabilecekken durup bir kere daha düşünmemiz gerekiyor. Emile Zola’nın Drefyus davası için kaleme aldığı ve her birbirine bağlantıladığı yazısında kaleme aldığı üzere: “-Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramaz.”

Birbirleriyle süreklilik arz edebilen, konumlandırmaları ile resmin görünmez kılınan yan unsurlarına dair detayları irdeleyebilmek için kaynakça olarak başvurduğumuz müzik de bize bu minvalde desteğini esirgemeyecek, hemen herkesin ulaşabileceği bir kültür metaforunu beraberinde getiren bir bağlaç olarak “Deuss Ex Machina”nın yapısı içinde değişkenliği savlamaya devam ediyor. Bu satırlarda onlarca paragrafa sıkıştırılabilecek konulara dair, öz çıkarımlarımızı, adımlarımızı belirleyebilmemiz için yol gösteren bir aracı haline dönüşüyor, mümkün mertebe. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı “canlı” olarak sizlerle beraber olan programımız dahilinde de, içerikle yazının örtüştürülebileceği bir seçki kotarmaya çalıştık. Warp Records’dan yayınlanmış olan ikinci uzunçaları “Los Angeles” ile hip-hop’un başatlığında alternatif seslerle yapılandırılabilecek türlü çeşit ses sentezine girişen “Steven Allison” aka Flying Lotus’un, girizgahı eski soul 45likleri ile donatıldığı, “Tea Leaf Dancers” parçasının “Rae Davis Remix”ini paylaştık. Caz ile eklektik-elektronik müziğin bileşkesinde Finlandiya’lı sanatçılara evsahipliği yapan “Cymbidium Records”un Fennofolk’08 sergisi için hazırladığı “Helsinki Cooler Vol.3” toplamasından ilk seçkimiz olan “Calmen” ile seyrüseferimiz devam etti. Deneyselliğin yakaladığı tavırın yanı sıra giderek bir klişe haline dönüştürüldüğü “modern müzik” dinlenceliğinde, Jusi Vento aka Calmen’i Max Richter ile St.Etienne aralığında kalan bir ses kontrastından derlediği “Zepellin” parçasını sunduk.

Geçtiğimiz programımızda da paylaştığımız Detektivbyrån üçlüsünün de yeni kayıtları olan “Wermland” dan iki kesiti bu harmana dahil ettik. Modifiye ettikleri glockenspiel, theremin gibi müziğin tamamlayıcısı olarak betimlenmiş enstrümanları, ana türeticiler olarak atadıkları kurgu, melodramatik unsurlarla bütünlendiğinde ortaya çıkan prodüksiyon bütünlüğü farklı dinlenceliklere meraklı olan dinleyicileri mahcup etmeyeceğinin sağlamasını yapmış olduk. “Helsinki Cooler Vol.3”den ikinci olarak 2005 yılından bu yana elektro-akustik ile caz sınırlarında kayıtlarını paylaşan Säätiö Organisaatio grubunun, naif tonlardan betimlenmiş, dans edilebilir kurgulara da kapısını aralık bırak iki çalışmasına kulak kabarttık. Geçtiğimiz aylarda debut kayıtları “Vainajan Muotokuva”yı derinlemesine mercek altına aldığımız, Mika Rättö, Pasi Salmi ve Noora Tommila’dan müteşekkil “fiction-pop” üçlüsü Eleanoora Rosenholm’un Fonal etiketiyle yayınlanacak ikinci albümleri “Älä Kysy Kuolleilta, He Sanoivat”ın habercisi olarak lanse edilen “Tammen Varjossa” ile Fin müzikleri seçkimizi tamamladık. Sunduğumuz parçada da olduğu gibi, seksenli yılların ardından adının anılması lanetlenmiş olan müzikal izleklerden beslenip kendi yolunu oluşturan bir izlek, eminiz daha uzunca bir süre dinlencelik listelerinde kendine yer bulmaya devam edecek bir alternatifi oluşturduklarını bir kere daha belirtelim. Programın finalinde ise, 99 yılından bu yana ürettikleri aksanlı IDM müzikleriyle, mihenk taşı olmuş ekiplerden “Telefon Tel-Aviv”i konuk ettik. 2009 yılının ilk günleri içerisinde BPitch Control etiketiyle yayınlanacak olan, “Immolate Yourself” albümlerinin tadımlığı olan, ses yelpazelerindeki yenilikçiliği irdeleyen “Helen Of Troy” (bir parça Modeselektor havası katılmış, yap-boz) parçasını ve Barbara Morgenstern’in yeni albümünden “Come To Berlin” parçasına yapmış oldukları düzenleme ile finale ulaştık. Muhtelif ses alaşımlarının katkılarıyla, makinelerle de ruhu olan müziklerin icra edilebileceği savımıza yeni önermelerle geliştirme imkanına haiz olduk. Güncemiz vasıtasıyla haftalık olarak paylaştığımız albüm önerimiz olarak sizlere programımızın açılışında yer verdiğimiz parçalarıyla, deneysel değişkenlerle örgüledikleri caz esanslı müziklerin mihmandarlığını üstlenen Bernd Friedmann ile Jaki Liebezeit’ın “Secret Rhythms” projesinin üçüncü çalışmasını paylaşıyoruz.

Bernd Friedmann (Burnt) ile Jaki Liebezeit’ın temellendirdikleri Secret Rhythms dizisi için söyleyebileceğimiz ilk şey, kelimenin her türlü anlamıyla geçmiş ile gelecek arası bir paralel oluşturma çabası olduğudur. Müzikal yönelişimlerdeki farklılaşmalar, gerek teknolojik gelişmişliğin, gerekse de bilgi anlamında bugün farklı çıkarsamalara olanak sağlayan unsurlardan damıtılarak ortaya çıkartılan bir senteze dönüşmesidir. Türler ve onların birbirlerine bağlantılandırıldığı enstrümanlar ailesi ile varedilmiş seslerle dolu dolu ilerleyen bir deneysellik de bu önermeye ilave edilebilir. Chris Sharp tarafından kaleme alınıp Wire dergisinde 2000 yılında yayınlanmış Burnt Friedmann makalesinde de bu minvalde açılımlar, sanatçının biyografisiyle beraber okura sunulur. 80’li yılların ortalarında, “Documenta” gibi modern sanatların Olimmpiyadları olarak tescil edilmiş bir etkinliğin, Sanat Okulu’na yazılmasında önemli bir nedeni teşkil ettiğinden dem vurulur. Müzikal keşiflerinin bir yanda da üretmiş olduğu çizimlerle de desteklendiği, kapak tasarımından içeriğine kadar özel olarak tasarlanan bir CD çalışması ile finalini verdiğinde, tasarladıklarını paylaşma evresine dahil olur. Mezuniyetinin ardından da deneysel ses ekipmanları’ndan ilham alan ses kolajları üzerine, çeşitli ortaklıklarla da şekillenen Holocaust Vol.1, SoundKadaver gibi isimlerle namzet Gummibox projesiyle kayıtlarını paylaşır. Bu ilk çalışmaları takip eden süreçte ise, Deneysel kurguya haiz olan TOXH, Ambient-Chill Out serisi Drome ve asıl büyük ilgiyi toplayacağı isminin de duyulmasını sağlayan “Nonplace Urban Field’s” projeriyle cazın elektronika tınılarında harman edildiği, dönemi içerisinden günümüze evrilerek “Nonplace” firmasının da temelini oluşturan bir kayıt silsilesinin üreticisi olur. Belirgin ses örgülemesi, kesitlerin bariz bir biçimde modifiye edilmesine olanak sağlayan, kah dub müziğine kah henüz çiğ olan techno’ya evrilebilen egzantrik müzikal izlekler Friedmann’ın müziğinin de kimlik tespitini kolaylaştıracaktır. Müziğin bir ritüel haline dönüşmesinin, seslerin salt bir fon oluşturmasından ziyade eleştirel sözsüzlüğün temsilcisi haline evrildiği, sınır ve sınırlandırmaların belirli kriterler dahilinde görmezden gelinerek, doğaçlamalara da olanak sağlayan bir disiplin olan “Krautrock”ın kutsal tesilisi içerisinde yer bulan Can topluluğundan yadigar Jaki Liebezeit’da “Secret Rhythms” projesinin diğer sacayağını oluşturuyor. Jaki Liebezeit, Can grubunun hem davulcusu, hem de ritm çıkartacak tüm aletlerden sorumlu üyesiydi. “Metronom” adı verilen yarı insan -yarı makine üslubunu geliştirdiği, çalmanın görece olarak kolay olduğu sanrısına karşı en ufak bir hatanın yer almadığı bir virtüözitelikle bütünlenen bir müzisyenlik karekteristik özelliği olarak Liebezeit’ı bugünlere taşır. Brian Eno, Depeche Mode, Primal Scream gibi grupların kayıtlarında konuk sanatçı olarak, geliştirdiği davul tekniğini farklı müzikal kesişimler içerisinde kurgulanabilirliğini, örnekleriyle paylaşır. Çalıştığı davul ekipmanlarının yanı sıra elektronik “drum machine”lerin de ruhuna nüfuz eden bir gözlemleme varedilenin ötesinde yeni sesler yakalayabilme prensibi, zamanla bir makine hassasiyetine ulaşan bir davulcu olarak saygınlığı beraberinde getirecektir.
Deneysel kurgulama alanında yetkinlikleri tartışılamayacak olan ikilinin ortaklığında hayat bulan Secret Rhythms’da bu minvalde, kuşak, müzikal izlek farklılıklarına karşın, dinleyicide tereddüt bıraktırmayacak kadar açık bir biçimde işlenen müzikal zenginlik üzerine yapılandırılır. Kolaylıkla hatim edilebilecek, seslerle bezenerek kah yumuşak bir dinlencelik, kah latin melodilerinde kulaklarımıza çalınan haşarılık, kah standart olarak addedilen caz vurgulamasına dahil edilen elektronik alaşımları ile “Secret Rhythms #1” (Nonplace 009) modern müziğin zorunlu olarak deneysellikle terbiye edildiği önyargısına karşıt da bir duruş beraberinde paylaşılır. 2006 yılında yayınlanan “Secret Rhythms #2” (Nonplace 019) bu kaşiflik dizgisinde ikilinin seslerle olan serüvenlerinin devamlılığı olarak hayat bulur. Sofistike durum müziklerinin yanı sıra, sadece belirli bir zümrenin o zamanlar alakadar olduğu “Dünya Müziği” içerisinden de muhtelif ses kesitlerine sınırlarını aralayan, hiç durmaksızın ilerleyen bir seyrüsefer misali her bir parçada yapılandırmaların sıfırdan, ama albümün genelini bozmayacak bir biçimde tahlillerle derinleştirildiği bir bütünlük arz edilir. Müziğe dahil edilegelen “Afrika Cazı”, Friedmann’ın yükselişini de pekiştirmiş olan Flanger projesindeki “dub” öğeleri, David Sylvian’ın vokal performansı ile batıcıl “Neo Romantic” gibi disiplinler bu mayanın daha sağlam kotarılabilemesini sağlar. Hem dinleyici için yeni eşikler hem de üreticiler için müziğin sınrılarındaki sonsuzluğa delalet olan bir çalışma.Geçtiğimiz Eylül ayı içerisinde yayınlanan “Secret Rhythms #3” (Nonplace 025) ile ilgili notlarımıza geçelim. 2001 yılında Köln’de ikilinin tanışmasından bu yana geçen süre içerisinde, tasarlanmış olanın dışına çıkılabilecek kadar yoğun ses alaşımlarından beslenerek evrilen bir çalışma “Secret Rhythms #3”. Projeyi tanımlayan ve hemen hemen tüm eleştirilerde de kendisine yer bulan, “gizli”liğin Batıcıl müziklerin farkına varamadığı ya da varmak istemediği müzikal açılımlara önem veren bir retrospektif olarak tanımlandığı bir dinlencelik. Elektro-akustik unsurlar ile bezeli albümlerin 2008 yılı içerisinde giderek yoğunluk kazandığı bir ortamda, eskiden yeni tasarımlar ortaya çıkartabilme çabası bu çalışmayı daha manidar kılıyor. Konuk listesinde yer bulan ve projenin “sextet” haline dönüşmesini sağlayan isimler de bu müzikal iklimlendirme çalışmasının daha en başından hataya meyil vermeyen bir yapıyla örgülendiğini açık seçik ortaya çıkartıyor. Flanger projelerinde Friedmann’a eşlik eden Hayden Chrisholm (klarnet ve saksafon), Philadelphia Caz sahnesinin önemli isimlerinden, Ursula Rucker ve King Britt gibi ana akıma da yakın duran sanatçılardan, “Nine Horses” gibi üst sınıf “audiophile”lar için yayınlanmış kayıtlara kadar uzanan müzikal kayıtlarda yer bulan Tim Motzer (gitar), ambient alaşımlarıyla destekli kompozisyonların türeticisi Joseph Suchy (E-Fuzz gitar) ve ilk albümlerinden bu yana ikiliye eşlik etmiş Morten Grønvad (vibraphone) gibi kendi alanlarında önemli çalışmalara imza atmış isimlerle beraber bir yıldızlar kollektifi haline dönüştüğünün de altını çizebiliriz bu yapılandırmanın. Tarzlar arasında bariz ayrıştırmalara ihtiyaç duyulmadan, eklenen her bir pasaj ile muğlaklığın biraz daha aşıldığı müzikal bir külliyat kulaklarımıza çalınıyor Secret Rhythms 3’de. Albümün açılışında yer alan “Morning Has Broken” “slide” gitarın mahir girizgahı ile naif bir intro’nun ardından, Friedmann’ın elektronik “dub” kesitleri ile Liebezeit’ın ritm perdelemelerinin, kompleks bir yapıya evrildiği, egzotik bir atmosfere dönüştürüldüğü dokuz dakikalık bir epik çalışma ile başlıyor. Krautrock’ın karakterinde yatan, deneysel kurgulamada, ses çıkartabilen hemen herşeyden faydalanabilir ilkesinden hareketle enstrümanların hakimiyetinde ilerleyen, dönüştüğü atmosferik unsurlarla beraber kah geçmişin saykodeliasına, kah günümüzün dub enjekte edilmiş technosuna kapısını aralık bırakan, tümleştiren “Gegenwart” ile doğal bir kayıt seansının takipçileri haline dönüşüyoruz. Sonraki adımlarını çoktan kafalarında kurgulamış olan üstatların daveti üzerine, sinematografik bir yolculuğa çıktığımız iletiliyor. Eleştirimizin başlarında da değindiğimiz üzere, müzikal gizliliğin coğrafyalarında keşifler, tadımlık kolajlara da yer veren bir proje Secret Rhythms. Beş dakikalık süresi içinde, Friedmann’ın Flanger’da da proje ortağı olan Uwe Schmidt’in aka Senior Coconut’un elektronika ile sağladığı ses hüzmelerinin, deneysel funk-kalipso ruhunun “caz” aynalamasını bulabileceğiniz “Trittbrettfahrer” basit melodilerle de çok mahir parçaların oluşturulabileceğine örnek teşkil ediyor. Geçmişteki iki kayıtta yer alan “Die Ehrliche Haut” ve “Wirklich Version” parçaları, orjinal hallerinin bir dubplate üzerinde yeniden düzenlenerek, yavaşlatılarak kotarıldığı, müzikal zamansızlığa işaret eden, türetilen tüm seslerin vakti geldiğinde yorumlanabilecek farkı yönleri de kapsayacağını ifşaa eden bir dizin haline dönüşüyor. Albümün finalinde yer alan “Sandale”parçasında da bu tümleşik yap-bozun son kısımı eklemleniyor. Durağanlaşan makine ritmlerinin solgun bir güz gününü tasvir etmesi kadar, dikkatlice dinlenildiğinde yağmur tanelerinin seslerini duyumsatan, halet-i ruhiye Friedmann ve Liebezeit’ın modern müzik sahnesi için neden bu kadar önemli olduklarının da yanıtını veriyor. Belirli düzlemlerde sıkışık tıkışık ritm döngülerinde, minimalizm tasvirleri gerçekleştirdiklerini varsayan, oluşturdukları karaşınlarla gürültü displininin de ahengini bozan, (liste uzatılabilir) yeni yetme elektronikacıların ders kitabı ehemmiyeti göstermeleri gerekli bir yayım, “Secret Rhythms”. Dinleyiciler içinde tüketilebilecek müzikal yolculukların dipsiz kuyusunda bir zihin toparlama, tekrardan uzak yeni keşifler gerçekleştirebilmeleri için iyi bir başlangıç vesilesi.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Burnt Friedmann Official
Jaki Liebezeit Official At CAN
Friedmann & Liebezeit At Myspace
Burnt Friedmann Interview At Cyclic Defrost
Can Review By Halil Turhanlı
Secret Rhythms Review At The Milk Factory
Flying Lotus Official
Flying Lotus At Myspace
Flying Lotus In Brussels
Calmen Official
Calmen At Myspace
Detektivbyrån Official
Detektivbyrån At Myspace
Detektivbyrån Review At The Almighty Oracle
Detektivbyrån Review At Limbo-Pillow
Säätiö Organisaatio At Myspace
Cymbidium Records
Eleanoora Rosenholm Official
Eleanoora Rosenholm At Myspace
Eleanoora Rosenholm At Boomkat
Liquid Liquid Official
Liquid Liquid At Wikipedia
Barbara Morgenstern Official
Barbara Morgenstern At Myspace
Telefon Tel-Aviv Official
Telefon Tel-Aviv At Myspace
Telefon Tel Aviv At Pitchork Media

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com - Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Spaceage By Marco Welt
© Marco Welt’s Photos
Liebezeit & Friedmann Photos Courtesy From Below Listed Sites
0 - 1 - 2

>>>>>Poemé
Düş – Tilki – Ted HUGHES

Bu gece yarısı anının ormanını düşlüyorum:
Yaşayan başka bir şey var
Saatin yalnızlığının ve parmaklarımın
Kımıldadığı şu boş sayfanın dışında.

Tek yıldız görünmüyor pencereden:
Daha yakın, karanlıkta
Daha derin bir şey
Yalnızlığın içine doğru ilerliyor:

Soğuk, karanlık kar kadar ince,
Bir tilkinin burnu değiyor dala, yaprağa;
İki göz bir devinimi belirtiyor,
Durup yeniden birer birer

Açık seçik izler bırakıyor karın üzerinde
Ağaçlar arasında, sonra dikkatle
Topal bir gölge bacağını sürüklüyor
Ve açıklığa çıkmaktan korkmayan

Bir gövdenin boşluğunda, bir göz,
Büyüyen derinleşen bir yeşillik,
Parlak, dikkat kesilmiş,
Kendi işini görürken, birden,

Sıcak, keskin tilki kokusuyla
Kafadaki karanlık boşluğa yerleşiyor.
Pencere hâlâ yıldızsız; saat işliyor,
Sayfa artık boş değil.

Çeviri: Cevat ÇAPAN