Saturday, December 27, 2008

Deuss Ex Machina # 236 - Alcance De Mi Opinión

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_236_--_Alcance De Mi Opinión

22 Aralık 2008 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Replikas-Zerre (Peyote Müzik)
>1<-Andrey Kiritchenko-Sparkling Early Mornings (Spekk)
>2<-Andrey Kiritchenko-Wounded By Love (Spekk)
>3<-Message To Bears-Fall Together (Dead Pilot Records)
>4<-Message To Bears-At The Top Of This Hill (Dead Pilot Records)
>5<-Melodium-Eustachian Tube (Audio Dregs)
>6<-Melodium-Choanal Imperforation (Audio Dregs)
>7<-Yora-Adada (Yora-Self Released)
>8<-We Are From Japan!-Bleed (Zankyo Records)
>9<-We Are From Japan!-In Every Hive, A Queen (Zankyo Records)
>10<-Replikas-Gülmediğin Günler (Peyote Müzik)
>11<-Replikas-Vakt-, Kerahat (Peyote Müzik)

Alcance De Mi Opinión Bölüm (234) – "Gel, Gel, Ne Olursan Ol Yine Gel, İster Kafir, İster Mecusi, İster Puta Tapan Ol Yine Gel, Bizim dergahımız, Ümitsizlik Dergahı Değildir, Yüz Kere Tövbeni Bozmuş Olsan Da Yine Gel..." (Mevlana Celaleddin-i Rumi)

>>>>>Bildirgeç
Biçimsiz yakıştırmaların, önerme denilerek sunumlandırılan söylevlerin giderek ayrıştırıclığı, kör kör parmağım gözüne yaftasıyla beraber doruğa ulaştırdığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Seslendirilen her bir fikrin paylaşımlarıyla daha kolay yol alabileceğimiz doğrultusunda inanç taşımamıza karşın, kimi zaman münferit, kimi zaman da neredeyse toplumsal katmanların önemli bir kısmı tarafından da yürekten desteklenen biçimlendirmeler bütünü, bütün bu genellendirmeleri alt üst ediyor. Fikrin başta özünü oluşturan yardımcılık payesinin önemsizleştirilerek, aslolanın karşı olduğumuz, karşısında da durmamız gerekli olanları biraz daha ötelemek, hırpalamak olduğu konusunun altı çizliyor. Örnekler ile beraber, herhangi başka sorunlarımız yokmuşçasına yeni yeni incilerimizi keşfetme sürecine dahil oluyoruz. Anlamlandırmak bir yana bütün bu hengamenin ortasına ise nasıl düştüğümüzü ise bir türlü kesin ve net bir biçimde kestiremiyoruz. Tutumlar, takınılan tavırlar ile bahse konu edilenlerin sınırı dışında olanlardansanız haliniz daha da zor çıkmazlara açılıyor. Biçimlendirilebilir bir fikri paylaşım mekanizması yerine, sınırları çoktan kestirilmiş, daraltılmış bir alanda, direktiflerin pardon tenkitlerin korkunçluğuna teslim olmanız isteniyor. Sunulan tüm o ilericilik, tespit olarak addedilen söylemlerin birer baskı unsuru haline dönüşmesine göz yumuluyor. Tamlamalar artık belirli belirsiz istikametlerin doğrultusunda yaşayanları hedef gözeten bir isabetle saptanıp, yaygınlaştırılıyor. Çare aramak yerine daha fazla ötekileştirilip, sorunlara öz eleştiri yapabilmek yerine, sıkı sıkıya tutunmaya çalıştığımız zamanımızın totemlerine dönüşmesi bile başlı başına bir yazı konusunu oluşturuyor. En başından bu yana destekçi olmak konusunda bir tereddüt taşımayanların bile, herhangi bir konuda ortaya atılan yepyeni etiketli açılımda gizlenmiş olan kin birikimini fark edememesi de biraz da bundan ileri gelmemekte midir?

Düşüncenin, yaşamımızda ikinci, üçüncü derecede önem arz eden tuhaf bir detay olarak algılanması da bu eşiğin daha kolay aşılabilmesini sağlıyor. Biz sizin yerinize düşünürüz, biz sizin yerinize en doğrusunun kararını veririz, biz sizin için en iyisini yaparız, biz size en uygun olanını buluruz, olmadı uydururuzu da alt okuma olarak bu tanıma eklemlendirebiliriz. Farkındalılığı arttırmak yerine hazıra konmak dediklerinden de bir parça ilave edildiğinde, muğlak bir çeşniyi elde etmiş oluyoruz. Tüketim ve tükenmenin sonu gelmez bir cehalet sarmalına dönüşmesi, gözü kararmışlığın kabul edilirliğini de arttırmaya yetmekte, ha keza. Sözlü anlayış yerini zaten uzunca bir zaman öncesinden görselliği eğip bükerek oluşturulan kurgulara ev sahipliği yapan ilüzyonlara bırakmıştı. Kayıt edilmiş olan sunumun, çok daha afaki bir biçimde verilmek istenen mesajı taşıdığına olan itimat bunun daha çabuk biçimde, yaygınlaşmasını da sağladı. Dikkat etmediğimiz nicelerinin ortaya çıkarttığı kakafoni asıl konuların değil, sonradan montajlanmış kesitlerin hayatımıza yön vermesini sağladı, sağlıyor. Çekimser olmak bir yana, alternatifi sunmak bile bu başatlığın ezici hükümranlığında en başından nötralize edilmekte, yok sayılmakta. En başından bu büyük gücün ve onun sağladığı güvenin ardına sığınarak ortaya çıkan her yeni dönemeçte, var etmeye çabaladıklarımızın birer birer ortalık yerde delik deşik edildiğini fark etmek ise, ortak çabanın önemini bir kere daha hatırlatıyor. Toplumsal dinamikleri birbirinden ayrışık bir biçimde ele almak, ayırmaya çabalamak, en hafifinden nifak tohumları ekmek için sıraya dizilmek de düzeyin tutturulamamasına neden oluyor. Birbiri peşisıra ortaya çıkartılan bu betikler hala, ısrarla yapılandırmaları içten içe kemirmeye devam ediyor. Ötekileştirmek olarak açmaya çabaladığımız tüm alt başlıkların ana kilitlendiği nokta olarak bu durumun farklı tezahürlerini paydaşıyoruz. Yaşayarak da öğreniyoruz. Gününü kaçırmadan, her yeni adımda tozun dumanın birbirine karışmasında ortaya çıkan karaşınlıkla beraber.

Sözü bu noktada Murathan Mungan’ın Birikim dergisinde yayınlanmış olan “Müsamere Toplumu”na bırakalım: “Çeşitli kanallarda düzenlenen sözde halkın aydınlanıp bilgilenmesini amaçlayan açık oturum, tartışma programları çoktan birer “fikir müsameresi” oldu. Fikrin olmadığı, ama fikrin ekrandaki taşıyıcı figürlerin kişisel arızalarıyla seyirlik hale getirildiği programlar, tartışmanın yerine atışmanın, sataşmanın, kavganın geçtiği saldırganlık showlarına dönüştü.

Aynı zaman diliminde farklı tarihsel dönemlerin, eğrilerin postmodern anlamdaki yan yanalığını, bir aradalığını doğru konumlandırıp anlamlandırmak için, gene de kültürel sürekliliğin, toplumsal birikimin tarihsel bir perspektifte, olgular arasında diyalektik ilintilendirmelerle okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu tutum bana, hem içinde yaşadığımız çağın kaçınılmaz yan yanalığını, bir aradalığını bir sorumsuzluk, şuursuzluk hali olmaktan çıkaracak, hem de evrilme, ilerleme, tutarlılık, bütünlük kavramlarıyla ilişkimizi büsbütün koparmaktan alıkoyacak bir yaklaşım olarak görünüyor.

Benim gündelik dilin çoktan aşındırdığı “gösteri” ile “müsamere” gibi sıradan görünen iki sözcük arasındaki ayrım hakkında bunca söz alma ihtiyacım da bununla ilgili olmalı.” (Birikim Dergisi Ekim 2008, Sayı 234, Sayfa 46-48)

Karşıyız, karşı karşıyayız, karşıtlıklarında kaybolduklarımızın karşısındayız bu anlarda, sahipsizliğin ayyuka çıkarttığı detaylarda. Biriktirmek bir yana toptan kaybediyoruz elimizdeki son ümit parelerini. Karşıyız, olur olmadık zamanların birdenbire saatleri geri almasından muzdaribiz. Ahali olarak kendi sorumluluklarını yerine getirebilecek insanlarken sürekli itilip kakılıp hizaya çekilmek dışında hiçbir amacı olmayan direktiflerden ar duyuyoruz. Kendiliğinden gelişen bağlılıkların, aidiyet duygusunun alt üst edilerek sorgulanmasını endişe verici buluyoruz. Bir, iki derken ardı arkası hiç kesilmeyen bir biçimde sözleşmiş seçilmişlerin havalarda uçuşturdukları söylemlerin insanların daha fazla canlarını yakmasına ne kadar müsade edilebileceğine şahit olmak istemiyoruz. Karşıyız, herhangi bir konuda söylenecek onlarca söz varken, elimizde bunlar kaldı, yiyin birbirinizi savının artık kabul edilmesine tahammül etmiyoruz. Konuşmanın belirli bir noktasında takılı kalıp bozuk plak gibi aynı noktalarda vurgulu tona geçişlerle örülmüş beylik cümlelerin bugün olduğumuzu sandığımuz muasır medeniyete bizleri taşıyamayacağının idrakına varılması için daha çok karşılaşmalıyız. Sonradan...

Gerçek anlamıyla yoğunluğundan muzdarip olduğumuz yansıtılanlara dair çıkarımlarımız elbette ki, Deuss Ex Machina’nın da serüvenini, istikametini belirliyor. Sessizliğin izlerindeki kırılganlıklardan, düşüncenin derinlerine seyrüsefer imkanı sağlayan betimleme bulutlarına, kasvetin üzerine daha rahat gidebilmemizi sağlayan bileşkelerden bir derlemeyi ardımızda bıraktık. Altı hafta süren ayrılığımızın ardından, canlı yayında makinanın çarklarını döndürmeye devam ettik. Sözel birikimler ile anlamını kazanan, pekiştiren melodik öğelerden, dimağlardaki ötekileşmeye dikkatleri çeken müziklere kadar uzanan bir hattı takip etmeye çalıştık. Deneyselliğin körü körüne, zorunlu sınırlandırmalara sahipmiş gibi bir intibaa uyandırmasına karşın şıklığı sadece etiket olarak kullanmadan, idrak etmeye çalışılan konularda da yeni ufuklar keşefedebilmemizi sağlayan müzik, yine yeniden bize yardımcı olmaya da devam ediyor. Muktedirliği ezicilik olarak algılayan ikilemler dünyasında bir nebze ferahlık sağlıyor. 1993 yılında Barkın Engin, Gökçe Akçelik ve Orçun Baştürk’ün temellerini attıkları 1998’de Selçuk Arat ardından da 2000 yılında Erden Özer Yalçınkaya’nın (grubun grafik tasarımlarını üstlenmekte şu anda) ve 2006 yılında Burak Tamer'in katılımlarıyla beraber bugünkü grup formuna ulaşan alternatif üreticilerimiz arasındaki medar-ı iftiharlarımızdan Replikas’ı, beşinci stüdyo kayıtları olan Zerre’nin başatlığında, affınıza sığınarak yorumlarımızla beraber paylaşıyoruz.Replikas en başından bu yana tırnak içinde şehirli bir müziğin icrasını gerçekleştiriyor. Bir türlü aynı rotaya dahil edemediğimiz, edilemediğimiz sadece İstanbul’dan ibaret sandığımız müzikal cevherleri, kutsamadan, oldukları hallerine hürmet edip yeniden karmayı tercih eden bir dinlenceliği payaşmakta olduklarını ilk elden iletebiliriz. Kalıplaşmış giderek tekbir tezgahtan çıkmış izlenimi uyandıran soyut yaklaşımlarla örülü görünürde modern müziklerin (içleri kof) kapladığı müzikal coğrafyada, esamesi okunmasın diyerek gözlerden ırakta köşelere gizlenmiş olan müziğe iade-i itibarını sağlamaya çalışan bir genişletilebilirlik Replikas’ın müziğini açıklamaya yardımcı olacaktır. Doğu’nun köklerinde kendi deneyimleme yeteneğini, çoklu tasarlanabilirliği de sağlayan imece unsurunu, Batı’nın kurallara sıkı sıkıya bağlı olduğu matematiksel yapılandırma ve sıfır hataya ulaştırmaya çaba sarf eden bir müzikal profilin bileşkesini de keza duyumsayabilmek olası. Bir yandan şehirli yaşantı içerisinde karşılaşmak zorunda olduğumuz durumların akabinde geliştirdiğimiz tepkimelerin, savların izlerini de süre duran yapılandırmalar bütününü de mercek altına alan bir dinlencelik ihtiva eder, Replikas. Kalıplaşmaların önüne geçmeye çabalayan bir deneysellik, farklılaşmaya hiç olunmadığı kadar çabuk biçimde uyum sağlayan, toplumsallığın kilitlenip kaldığı, mavi ekranlar verdiği konularda sazı ve sözü eline alan bir toplam da ilave edilebilir. Bütün bu çözümlemeleri de adım adım ilerleyen bir müzikal rotaya dahil ettiğinizde ortaya Replikas’ın müziğinin ana resmi de çıkıyor.

2000 yılında Ada Müzik etiketiyle yayınlanan 'Köledoyuran' Replikas’ın müzik faunasının sınırlarını belirleyen ilk örnek olarak dinleyicilerle buluşur. Herşeyin birbirini takip ettiği seyir hattı içerisinde, zamanı da durduran bir dinlencelik albümün beraberinde yansıtılır. Replikas’ın canlı performansları ile adını duyurmasının, dinleyici kitlesi oluşturmasına da neden olan değişkenliği kararında kullanan, tanıdık gelen ses öğelerinden de faydalanma konusunda tereddütsüz yaklaşımların sergilendiği bir yapılandırma olur Köledoyuran. Bir kaç satır yukarıda açıklamaya çalıştığımız hallere göndermeleri barındıran Leylek, kraut-rock ile sessizliği paramparça eden gizlerin melodikasında yol alan, yıllar geçtikçe kuvvetini de arttırmış Akis, zamanın Erkin Koray’ı gibi kendilerine örnek olarak aldıkları sanatçıların ülkemiz sathında gerçekleştirmiş oldukları progressive rock öğeleriyle “arabesk” nağmelerin aynı partisyonlar içerisine dahil edildiği, zamanına göre gözlerden yaş düşürme, zamanına göre içlenip efkarlanmanın getirdiği gevrekliği anında sıfırlamaya imkan sağlayan cevvallik Seyyah gibi parçalar taşların yavaş da olsa oturmasını sağlamaktaydı. Kod Müziğin Aksi İstikamet toplaması içerisinde de yer bulan Gulyabani Müzik’de, Seyyah’da olduğu gibi geçmişe ayna tutan, dinamikliği ile beraber bir ayin havasına bürünen bir secere de keza karşımıza çıkmaktaydı. Henüz ilk tanışıklık olmasına karşın, yıllardır kulaklarda yer edinen tüm o alternatifi bir kerede idrak edebilmek içinde iyi bir fırsatı teşkil ediyordu, Köledoyuran. Hücüm kayıt tekniğinin kullanıldığı ilk kaydın tersi yönünde ilerleyen 2002 tarihli “Dadaruhi” albümüyle beraber bunu derinlemesine irdelemek de mümkün.

Kalıcı olmanın ne pahasına olursa olsun, dünyaya kazık çakmanın imkansızlığına, hayatın önemine dair çıkarımlara ev sahipliği yapan, durumdan vazife çıkartılabilecek Kemir Beni, belirli belirsiz bir dönemeç içerisinde giderek ağırlaşmaya başlayan sorumlulukların bizi çekip taşıdığı yerleri mercek altına alan, arap sanat musikisinden alışık olduğumuz seslerin geçidine de imkan sağlayan Kör Taşın Kıyısında parçası gibi sentezlenebilir müzikler ile kısa sürelerde uzunca bir yol kat edildiğinin sabit kanıtını oluştururlar, ekipçe. Albümün doruklarından birisini oluşturan, eller ehli keyif oldular, benim derdim çok dizesinin manasını bugün daha iyi çözümleyebilmemize olası kılan, zamanın ilerisindeki bir yaşam-durum değerlendirmesini, davul zurna ikilisinin de katkısıyla ağıtlaşan bir seremoniye çıkış verdiği Yaş Elli, elektronik seslerin dönüştürülebilirliğinden dem vurduran, yüksek ritm pasajlarını da karadeniz havalarına benzeştiren bir deneyimleme sahasını saptayan Karabasan, albüm tanıtımlarında kendine yer bulan seslerin oldukları ham hallerinden türetimlerle başkalaşımına da örnek teşkil eden, elektronik tınılayan melodilerin dehlizi içerisinde sesini duyurumayı amaçlayan saykodelik rock ağıdı kimlikli Ömür Sayacı, serbest radikalleri ile beraber dinleyiciyi kendi keşiflerine, manalarına çıkarım yapabilmesine olanak sağlayan bir deneyimin parçası haline getirmekteydi. Başından bu yana karşılık bulmuş dinleyici / üretici ilişkisinin sağlamlaştırıldığı bir kontrattı da aynı zamanda Dadaruhi, kayıp zamanların her daim sesi olagelecek. Kitlesiyle daima iletişimde kalacak. Matthew Herbert’ın son kaydı üzerine Pitchfork Media'ya verdiği röportajda olduğu gibi “Bu piyasa mantığında, kollektifler ancak tüketiciler veya müşteriler olarak tanımlanıyor. Bir seyirci kitlesini sürecin parçası olarak görebilmek neredeyse imkansız. Benim içinse albümün dinleyicilerinin albümün içinde olmaları çok önemli.” Farklı müzikal eşikler olsa da müziğin hakettiği karşılığı bulamamasını problem addedenlere önemli bir yanıtı teşkil etmişti, bu ikiz albüm dizini birbirleriyle bağdaşık bir biçimde.

Kalıplaşmanın önüne geçmeye çabalayan bir deneysel tutumun hayat bulduğu Replikas'ın müziğinde bir sonraki durak 2005 yılında Doublemoon etiketinden yayınlanan “Avaz” kaydı olur. Sonic Youth, Dinosaur Jr, White Zombie gibi grupların yapımcılığını üstlenen Wharton Thiers'ın yapılandırmaları kuvvetlendirdiği, organikliği ile dinleyiciyi yakalamış ilk iki albümün müzkal izleri üzerinde yeniden kotardığı, bir yeni yolu karşımıza çıkartırlar. Söylenmeyen sözlerin kimliğini müzikal yetkinlik ile bulduğu, dimağ belleten yansılarla beraber muğlak bir ayinin parçasıymışçasına birbirlerine ilintili bir atmosferin tümlendiği bir kayıt olur “Avaz”. İsmiyle müsemma bir şekilde, prodüksiyonda incelikli seslerin daha fazla duyumsandığı, ters köşelere yatırıldığı, sürprizlere geçit verilen bütünseliik kaydın daha rahat okunabilmesini sağlamakta. Müzik yazınsalının usta kalemi Murat Beşer'in albüm tanıtımı için kaleme aldığı makaleden alıntılayalım: “Avaz genel olarak ses örgüsü açısından post-punk/noise topluluk için köklere dönüşü ifade ediyor. Önceki albümlere göre daha fazla sözlü parçanın yer aldığı albüm, belirgin bir prodüksiyon farkını gözler önüne seriyor. Her bir parçada ustaca yaratılmış geniş alan hissi ve müziğin içine emdirilmiş katmanlar sayesinde yakalanmış boşluklar, topluluğun amaçladığı atmosferin sağlamasına büyük katkı koyuyor. ...yeni olanın şaşırtıcılığını, bir tür yaşama heyecanı olarak arayanlara, alternatif dinleyicilerin baş tacı biricik Replikas ve yeni albümü “Avaz” ile birlikte keşfedilecek nice yeni ve tuhaf dünyalar sunuyor.” Karaşınlığın imgesini gece olarak konumlandıran, soğuk elektronik tınılar ile çiğ akorlarla desteklenmiş bir hayal aleminin kapısına açılan, derdi tasayı taşıyan “Gece Kadar Rahatsız Etmiyor”, kaybolmuş, kaybedilmiş ruhun temsili geçit törenini yansıtan, İstanbu'un arka sokaklarını duyumsamayı kolaylaştıran İsimsizler, har vurulup harman savrulan katışıksız kindarlığı yerin dibine iteleyen, kelimelerin armonikası içerisinde defedilmesi gerekli olan şeytana (insana) mesajları ileten, albümün pik noktası Dayan, kraut rock'ının elektronika kapılarına dayandırıldığı enstrümantal yapılandırmayla kucaklaşan 70 Apartman Dairesi, yer yer serbest caz forumun da yakalanmasıyla Replikas'ın müziğine ilave ettiği yeni dönemeçleri de not etmemizi sağlıyor. Dadaruhi albümündeki Deli Halayı'nın devamlılığını, organik köprülemesinin detaylarından örülen Deli Halayı II, bütün bu hengamenin ardında müzikal nabzın nötre indirgendiği, kaçınılmaz olan mutlak sonumuzu huşu içinde karşılanmasını betimleyen Reddiye gibi öznel kayıtlar ile Avaz muntazaman eşiklerin ardılında koşar adım üzerimize üzerimize gelen gündelik dertlerimizin , esamesi gelmedikçe de bilinmeyen sorun yumaklarına dair sahici gözlemleri barındıran bir megapol güncesini barındırır.

Serdar Akar’ın “Maruf” ve Kutluğ Ataman’ın Perihan Mağden’in romanından uyarladığı “İki Genç Kız” filmlerinin sahneleri arasında duymuş olduklarımızı bir “soundtrack”in vaad ettiğinden fazlası olarak dönüştürdükleri Film Müzikleri'de bu diskografinin diğer bir ayrıntısını oluşturur. Kozmopolit kent yaşantısı ile Anadolu’nun kesişimini, iki filmin izlerinden hareketle kotarılanlardan türetilmiş olan bilmeceler kafalarda heyecanlı beyin jimnastiklerine sebebiyet veren dördüncü albüme de kısaca değindikten sonra, Kasım ayı içinde yayınlanan beşinci stüdyo kaydı “Zerre”ye dair notlarımızı iletip kenara çekilelim. Yola koyuldukları ilk günden bu yana daimi bir müzikal geliştirme gayesi üzerinde yol alan Replikas'ın, Zerre'si yaklaşık üç yıllık bir gündemi kapsayan, yaşanan değişimlerden,en hafif deyimiyle yara bereler içerisinde kalmamıza neden olan toplumsal olaylardan izler barındıran, sadece sözel manada değil müzikal kompozisyon bütünlüğü olarak da üst sınırları zorlayan bir zaman kaydı. Sözlerin gizi yansıttığı, gizli kalması zorunlu kılınmış detaylara dair açılımlarda bulunan, iz sürmekte olan bir kayıt tamlaması, anlatılmaz yaşanır kabilinden sadeliğini sadece kapağın formlarında bırakan bir tavrın simgesi haline dönüşen bir bütünlük arz etmekte. Murathan Mungan’ın aynı makalesindeki “Her şeyin bir gösteriye dönüşmesinin, her gösterinin bir yapıntılaştırılmasının tarihi üzerine kurulu ‘gösteri toplumu olma’ kavramının, Batılı toplumların evriminde içerdiği süreç, burada (ülkemizde) kat edilmemiştir çünkü. Böyle bakıldığında, Türkiye bir “gösteri toplumu” değil, “müsamere toplumu”dur.” çıkarsamasının üzerinde, kendi adımlamaları ve açılımları ile tam tersini kotarmaya çalışan bir mekanizma karşımıza çıkmakta “Zerre” albümünde.Albümün açılışında temaşa eden elektronik ses örnekleminin, davulun haşmetiyle bütünlendiği, ayağı sapasağlam bir ritm döngüsüne evrildiği, mekanik yaşantının getirisi olan unsurlarına dirket eleştiriyi de konumlayan “Bu Sıkıntı” ile enstrümantal bir giriş gerçekleştiriyoruz. Eleştirel muhalifliğin tavan yaptığı, direkt mesaj kaygısı yerine sözlerin aralarına serpiştirdikleri kelimelerle işi dinleyicilerle de paslayan, Avaz albümünde ivmesi yükselen noise-rock tınılarıyla da uzaktan hemşeri olan, albümle aynı adı taşıyan “Zerre”, gidişin hal olmadığından dem vuran yeterince açık sözleriyle bir rock’n roll manifestosu haline dönüşen “Bugün Varım, Yarın Yokum” parçası gibi birbirleriyle ilintili bir temsil kulaklarda yer etmekte. Teknolojinin iyi kullanıldığında ortaya çıkarttığı şaşırtıcılığı da fark ettirecek kadar detaylar üzerinde çalışılmış olan, döngülerin birbirlerinin üzerine yapılandırılarak oluşturulmuş bir bütünden ibaret “Dulcinea”, minimalist elektronik yaklaşımı ile Replikas’ın müzikal portföyünde çeşnilerden bir diğerini oluşturur. İsmiyle müstesna bir şekilde birleşen doğaçlama ses çemberindeki kırılmalara ev sahipliği yapan, yayvan bir döngü içerisinde amaçsız bir biçimde ilerleyen düşünceleri bir potada biriktiren, dinleyici için yeterli veriyi barındıran sözleri ile ötekileştirilmeye dair açılımları getiren epik “Vakt-i Kerahat”, sazın merkeze alındığı ilk kayıtlardaki Doğu-Batı sentezinin en olgun örneğine dönüşmüş ağıt “Bozuk Düzen” ile açıklaması onlarca makale sürecek bir dönüşümü seslerin dünyasından derledikleri ile dikkat çekerek başarırlar. Kabuslar var elinde gitmekten beter, Gecenin içinde bekleyenler, Duymaktan beter, Odaların içinde süzülenler, Gölgeler içinde gizlenenler dizeleri gibi “karanlığın” tasvirlerinde bulunan bir grotesk masal “Gülmediğin Günler”, John Zorn’un Tzadik etiketi altında toparladığı geleneksel melodilerle avant garde, deneysel caz kesişimlerine imzalarını atan kayıtlarla da benzeşen, melodikası trafiği şusu busu bir yana kademe kademe ilerleyen akışı için en başından birkaç kere dinlenmeyi hak eden bir çoğaltım “Eksik” ile finale ulaşıyoruz. Replikas’ın daha önce konserlerinde yer vermiş olduğu eski adıyla Harbiye parçasını “Ruh-Feza” adıyla takdim edildiği bir final. Cereyan eden tüm seslerin ortaklaşa bir senfoni içerisinde yeniden, yinelenerek bir dönemecin başında durmaksızın ilerlemeyi simgelediği, Replikas’ın pek çok dinleyici için neden bu kadar önemli olduğunun da yanıtını derinlerinde saklayan bir kurgu ile sonlanır. Günler gelişi güzel ilerlerken, sözler tek bir kaynaktan çıkmışçasına tektipleştirilirken, Replikas her daim olduğu üzere kuralları alt üst etmeye, yeni bir şeyler söylemeye devam ediyor. Takip ettikleri, öncülleri olmuş gruplar, isimler kadar sahici, yakıcı, düşündüren, imrendiren bir müzikal tertibatla.....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...


Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8

---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Untitled By David
© David
Replikas Photos From
-1- -2- -3-

>>>>>Poemé
İnsan Neyle Yaşar? – Bertolt BRECHT

Sayın baylar bize hep ders verirsiniz.
“Aman, günah, ayıp, kötü, yanlış.”
Aç karnına kuru öğüt çekilmez.
Önce doyur beni, ondan sonra konuş.
Sende göbek, bizde ahlâk nedense.
Şimdi bizi iyice dinle bak;
İster şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, sonra ahlâk.
Artık vermek gerek, unutmayın sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

İnsan neyle yaşar?
İnsan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan.
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalı,
İnsanlığı unutmalı insan.
Katı gerçek budur, kaçınılmaz.
Kötülük yapmadan yaşanamaz.

Efendiler, bize ahlâksız dersiniz,
Kötü kadın, utanmaz fahişe.
Aç karnına suçlanmak hiç çekilmez,
Önce doyur beni, ondan sonra söyle.
Sende şehvet, bizde edep nedense.
Şimdi bizi iyice dinle bak;
İster şöyle düşün, istersen böyle:
Önce ekmek gelir, arkadan ahlâk.
Artık vermek gerek, unutmadan sakın,
Tüm nimetlerden, payını yoksulların.

İnsan neyle yaşar?
İnsan neyle yaşar: Ezip hiç durmadan.
Soyup, dövüp, yiyip yutarak insanları.
Yaşayabilmek için hemen unutmalıi
İnsanlığı unutmalı insan.
Katı gerçek budur, kaçınılmaz.
Kötülük yapmadan yaşanmaz.

(Türkçesi: Tuncay Çavdar)
(Kaynakça: Roll Dergisi Sayı 135. Sayfa 63)

Friday, December 19, 2008

Deuss Ex Machina # 235 - Where's My Money Dubstep Set By Sühan Gürer

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_235_--_Where's My Money Dubstep Set By Sühan Gürer

15 Aralık 2008 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest Of The Week: Sühan Gürer (Proodos / Dinleme Parkı)
Album Of The Week: Caspa-Ave It: Volume 1 & 2 (Sub Soldiers)
>1<-The Others-Bed Bugz (Veri Lo Records)
>2<-Skream-I (Loefah Remix) (Tempa)
>3<-Caspa-Noise Disorganiser (Pitch Black)
>4<-Stenchman-Signs (Heavy Load)
>5<-Skream-Fick (Tempa)
>6<-DZ-Down (True Tiger Recordings)
>7<-Kid Sister Feat. Kanye West-Pro Nails (Rusko Remix) (Fool's Gold)
>8<-Rusko-Hammertime (Sub Soldiers)
>9<-TC-Where's My Money (Caspa Remix) (D-Style Recordings)
>10<-Caspa-My Pet Monster (Digital Soundboy Recording Co.)
>11<-Skream-Make Me (Tempa)
>12<-Skream-Lightning (Tempa)
>13<-Caspa-Louder (Pitch Black)
>14<-Bar9-Malicious Thoughts (Audio Freaks)

Download / İndir

Where's My Money Dubstep Set By Sühan Gürer Bölüm (235) – Durdurulamayan Yelkovan Peşinde Akrebin, Gitmek İsteyip De Gidilemeyeni, Kavuşulamayanı Çağrıştırıyor. Biri Hızlı, Öteki Temkinli, Mücadele Hengamede Devam Ediyor...

>>>>>Bildirgeç
Geçiş ve görüntüler, yığınlar halinde akıntının tersi yönde ilerlemeyi kendine destur edinen kitleleri gözlerimizin önüne seriyor. Rahatsız edici bir sessizlik sınırlandırmasının dışında afaki ses dalgaları yayılıyor, dört bir yana, dört ayrı koldan. Biteviye bir deneyimlemenin çok daha ötesinde gerçekten oralarda toplanmaya neden olan erkin, idenin, farklılıklarını imleyen, ama bir o kadar da etkileyici kılan yönlerin de artık uluorta konuşulur kılınması, gözlenebilmesi bile baskın olanın uzağındaki seslerin yükseltildiği koca alanları daha da manidar kılıyor. Sıfırdan varolmak dedikleri de sanırız böylesi bir şey değerli okur. Oluşturulan imtiyazsız tepkime, kimseciklerin kampına dahil olmadan, aidiyetleri de sorun etmeksizin, inanılıp sebat edilmiş, ama varlığına şahitlik edilemeyen toplumsal dinamiklerin farkına varılmasını da sağlıyor. Sessizliği aşabilmenin, izole edilmişliği yerle yeksan edebilmenin, yegane yolunun imece usülü olan gürültüyü çıkartmakta olduğu bilincinin de ha keza. Sözcüklerin kendilerine hazır ve nazır biçilmiş anlamlarını genişleten bir çabanın yansıması olarak değerlendirilip, anlam katılabilecek bir biçimsellik. Ortalık yerden, oldurulamazlara karşı bir duruşu sergileyebilmenin heyecanı ile beraber. Topyekün varız veyahutta hiçbirimiz yokuz. Sonuçları çok bariz bir biçimde idrak edilebilecek kadar açıkça kendi yolunu çizen bir nümayiş bu, adı üzerinde, görüntülerin gerçekliğinde vuku bulan. Sterilize edilmiş, giz perdesine düğümlenmiş, susturulmaya da, sus paylarıyla avutulmaya da alıştırılmış insanların artık bu uğrusuz mizansenlerin figüranları olmadıklarını, gümbür gümbür ilan eden bir manifesto. Popülist siyasallığın ve popüler kültürün de mayasını kardığı bu dolambaçlı, görünüşte avutucu olan ama çıkışı pek nadir bulunabilen labirent dehlizlerini aşabilmenin yolu hataların sorumluluklarını ortaklaşa alabilecek kadar cesurca birbirleri arasında pay edebilenlerin becerebileceği ise aşikar.

Popüler kültür varedilmiş sınırlandırmaların ötesindekini aramamamızı salık verir, birbiri ardılınca dizili olan görüntülere ev sahipliği yapan televizyonlar aracılığıyla. Toplumsal ilerlemenin yegâne baş aktörü olabilecek bir metadan kitlelerin, bütün olan bitenden sadece bilmesi gerektiği kadarını o da doz aşımı olmamak kaydıyla, limitinde, asgari bilgilendirme ile paylaşan, dertsiz tasasız pasif bir ileteç haline dönüşmüş olması da boşuna değildir. Deneyimlemenin handiyse sıfıra indirgendiği, var edilmeye çalışılan açılımları, umursamazlığın enginliğine terk edildiği, bir şeyler ortaya çıkartmaya çaba sarf edenleriyse küçümsemeye sonuna kadar yıldırmaya ve hakir görmeye dayanan, gördükleri kadar gerçekliği sorgulamadan kitlelerin kabul etmesini dayatan bir vasıta olarak görsel medya iş bu popüler kültür seceresinde tamamlayıcılık vazifesine tüm imkanlarını seferber ederek devam ediyor. Körü körüne, körlemesine biçimsizliği alenen yenilik olarak satmaya gayret ederek. Biçimsizliğinin uzunca bir süre evveli kaybetmiş olunduğu, inandırıcılık sağlamaktansa allayıp pullayıp süsledikleri , görmezden gelinmesi için daha fazlasına da müsammaha gösterecekleri bir seyirlik dizilimi içinde varlığını sürdürmekte televizyonlar. Popüler kültürün tespit ettiği, şeklen yönlendiriciliğini de tescil ettirdiği ekranlar, mütemadiyen bu istikrarsızlığı, genel gidişattaki olumsuzlukları görmememiz için mekanizmasını ve kumpaslarını sergilemeye ise şimdilerde hiç olamadığı kadar kuvvetli bir cepheyi oluşturmakta. Gündelikliğin kendi soru ve sorunlarının çığ gibi büyümesine karşı mamafih bir Neşe Harikalar Diyarında platosunda yaşamımızı sürüp durduğumuz masalına daha ne kadar inanacağız ? Ne kadar ötekinden berikinden saklanmaya çalışılan, zamanı gelmiş olan ve bir şekilde konuşulması gerekli olan fikirleri, önerileri birbirimizle paylaşmaya başlayacağız? Sadece içimizden birilerine fayda sağlamasının ilerisinde genele de faydalı olabilecek açılımları oluşturacağız. Durma bilmeden tepkimeyi oluşturana kadar çaba sarf etmemiz gerektiğini nasıl idrak edeceğiz ?

Elimizdekilerin seçim ve seçtiklerimizin can acıtıcı hatalarının ruhda oluşturduğu zerre kıvamındaki zararın artık tepkimeyi sağlamasını beklemeksizin, nedenlerimizin peşini aramaya koyulabildiğimiz gün bu tersyüz edilmiş eşikleri de aşabileceğiz. Ötekinin, berikinin başına gelenlerin sadece onlara mahsus olmadığının, sadece ona ve onlara tabii olanlara bahşedilmediğinin, tıpkı zamanımızında bir yar halini almasına sebebiyet veren girdap gibi herkesi bu etki alanının içine çektiğini de bir zahmet farkına varacağız. Gün gelecek kolaycılığın ve yaldızlarla süslü avutuculuğun yerinde dolambaçsız, dolaysız, sahteliğin yerinin olmadığı bir dünya hayalini kurmak çok mu ütopik? bunu takdirlerinize bırakıyoruz. Söylemlerin peşi sıra gidebilmenin, bilinçlenerek önümüze yeni eşikler açabilmek için deneyimlerden faydalanmanın, söylencenin, popüler kültür zemininden daha çok düşünsel zemine çekilebilmesinin yollarını arayarak başlayabiliriz. Farklılıklarımızın ayrıştırıcı olmasından ziyadesi ile bütünleştiriciliği sağlamak için tartışabiliriz. Dünyanın hiçbir köşesinde yaşamların, yaşam alan- larının öncüllüğünde, sorgusuz sualsiz yargısız infazlarla yok edilmemesi için çaba sarf edebiliriz. Evet en azından bunu yapabiliriz. Aksi takdirde sürdüğümüz yaşantılarımızda, ilerici olduğumuzu sandığımız asri zamanımızda belirli sürelerde yaşam süren hayat formları olmanın ötesinde bir şey olamayacağız. Sözü dilbilimci, akademisyen, siyaset bilimci ve savuncusu olduğu konular arasında en çok yorum ve açılım getirdiği kimlik olan, anarşist olarak tanımlandıran Avram Noam Chomsky'nin vecizi ile bağlayalım: 'Karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalarla yüzleşmekte acze düşersek, modern biyolojinin büyük isimlerinden birisi olan Ernst Mayr’ın spekülasyonunu doğrulamış olacağız: Yüksek zekâ, evrimsel zamanın geçici bir anından daha uzun süre hayatta kalma becerisine sahip olmayan evrimsel bir hatadır.'

Gündemin karabulutlara teslim olduğu, neredeyse ümitsizliğin bir çıkarsama olarak hemen benimse, kabul et, uygula kolaycılığına kendi elleriyle teslim ettirdiği girift güncede, müzik hala bu baskınlık ve yıldırma doluluğu aşabilmek, biraz daha salim düşünmek için gerekli olanı sağlamayı sürdürüyor. Sadece eğlendirici bir dinlenceliğin yanında daha makul işlerle ortaya çıkan, sözcüklerimizle sizlere iletmeye çalıştıklarımızda olduğu gibi, fikir teatrilerine zemin sağlayan çalışmaları sizlere ulaştırıp, dinletmeye devam ediyoruz. Yönelimleri ile dans kurgusunun çok da uzağına gitmeyen, tekdüzeliği aşabilmek için farklı müzikal izleklerden beslenerek evrilen bir müzikal disiplin olan Dubstep'i bu sefer de Proodos güncesinden Sühan Gürer'in seçtikleriyle beraber mercek altına aldık. Kurgusunun dahilinde eklektik seslere de kapısını aralık bırakan dubstep'in 'müziği' zenginleştirme konusundaki açılımlarına dair yeterli önermeyi de seçki dahilinde irdeleme şansını yakaladık. Standartlara bağlı kalınan, aynı kalıptan değişikliğin uzağında tekdüzeliğe kendini kaptıran elektronik müzik'de Dub, Reggae ve Techno gibi disiplinlerden beslenerek rotasını belirleyen harmanlar elbette ki alternatifi arayanlar için de yeterli bir başlangıcı sağlayacağı ise hiç şüphesiz bir gerçek. Alamet-i Farikasını da oluşturan sinematografik ses kesitleriyle, pist fatihi, enerjik müzikal komposizyonların üreticileri arasında kendine sağlamca bir yer edinen Gary McCann aka Caspa'yı Deuss Ex Machina'da haftalık önerilerimiz dizininde sizlerle paylaşıyoruz. Yoğunluklu bas kümelerinin hanesinde, deneyselliği de kıvamında kullanmaktan kaçınmayan, “jump-up” tekniği olarak tanımlandırılan aksak coşkunluğun merkezindeki çalışmalara dair detayları, geçtiğimiz sene müzikal ortağı Rusko ile beraber Fabric'in ilgiyle takip edilen dj miks serisinde yayınlamış oldukları baştacı kayıttan da faydalanarak sunalım.Dubstep elektronik müziğin sacayaklarını birbirine ilintilenmesini sağlayan bir bağlacı teşkil ediyor. Enstrümantal yapılandırmalar ile gerçekliğini sözlerin kuvvetinden alan, Virus Syndicate örneğinde olduğu üz're sokağın sesiyle özdeşleştiren, endüstriyelliği dans müziği kurgusu içinde kullanmaktan imtina edenleri bile yolundan alı koyacak incelikli işlere geçişleri barındıran çerçevenin devamında Caspa'nın türetmiş olduğu müziğe ulaşmış oluyoruz.Giderek yükselen hız döngüsünde, diyalogların alıntı yapıldığı esas filmin atmosferinden, içeriğine dahil edildiği yeni biçiminde değişik örneklerine dönüşmesi prodüktörün ilk elden çalışmalarında en çok karşımıza çıkan unsurunu oluşturuyor.Veya diğerlerinden ayrıştığı noktaları daha kolay keşfedebilmemizi kolaylaştırıyor. Öncülü olmuş Ragga, 2step, UK Garage disiplinlerinin kayıtlarında da kulaklarımızda yer etmiş, çalışmalarda kendine yer bulan bu diyalog kesitleri, ha keza anonimliği, amatörlüğün deneye açıklığını ifşaa ediyor. Kollektif üreticilerden, bizzat popüler kültürün tarumar edilmesine dair göndermelerini bu kayıtlar dizininde irdelemek mümkün kılınıyor, haddızatında. Kullanılmaktan kaçınılmayan sesler bir yerde söylenme zorunluluğu olan şeylerde, üreticinin dilini de oluşturuyor. 1982 Islewood doğumlu Gary McCann'i 'Caspa' olarak müzikal kariyerindeki adımlamaları da bu minvalde sözlere beis bıraktırmadan, çıkan üretimlerin izlerini takip ederek çözümlenebilecek bir bütünlüğü karşımıza çıkartmakta. Ergenliği boyunca babasının plak koleksiyonundaki kayıtlardan 50'lerden 80'lere uzanan ama özellikle punk müziğin öznel kayıtlarına, ardından okul günlerinde tanıştığı jungle'a birbirlerinin müzikal olmasa da sundukları alternatif çeşitlilendirme'de paralel müzikal disiplinlere kulak kabarttığını Fabric'e vermiş olduğu röportajdan öğreniyoruz.

Kendine asıl branş olarak basketbol’u seçmesine karşın birbiri ardına gelen sakatlıklar yüzünden, 18 yaşında ilk pikaplarını temin eder. Yedekte bekleyen, ilgisine daima mazhar olmuş müzikte şansını denemek isteyecektir, genç Caspa. Bir yandan DJliğini geliştirirken diğer yandan da prodüksiyonlar için el alıştırmalarına da başlar. Dubstep prodüktörlerinin hemen pek çoğunun elinin değmiş olduğu Fruity Loops programı ile ilk çalışması olan “Bassbin” kaydını üretir. Parçayı dubstep tanımlaması yerine dark garage, dub garage türetmelerini kullanmakta olan BBC 1-Xtra radyosunun programcısı J Da Flex’e ulaştırır. Amatör üreticiler kuşağında parçanın yayınlanmasının ardından da Caspa’nın yolu çizilmeye başlayacaktır. Sanatçının deyişiyle bir dubstep öncüsü olan DJ Lombardo dan gelen teklif ile ‘Fragile Beats’ etiketiyle sözleşme imzalar. Ardından, bugün bahsettiğimiz ‘dubstep’ tınısı üzerinde hemen tüm alt türevlerinin resmi yayımcısı konumuna ulaşmış bulunan Rinse Fm’de yayın saati. Fragile Beats’de çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da kendi dubplate’lerini üretebilmenin de yollarını aramaktadır. Bilgisayar başında üretilen sayısal bir ses örnekleminden, tüm seslerin eşit olacağı bir yapılandırmaya doğru evrilmek en büyük çabasının da zeminini sağlayacaktır. Stüdyoda çalışmakta olan ve daha sonra da kurucusu olacağı ‘Storming Productions’ etiketinden çalışmalarını da yayınlayacağı Search & Destroy, Dub Child gibi üreticileri gözlemleyerek kendi müziğinin ana yapısını da oluşturur.2005 yılında artık kendi çizgisini oluşturmaya başlayan Storming Productions etiketinin takipçisi olacak half step ve dubstepe kapılarını aralayan, ağırlıklı olarak kendi çıkışını da hızlandıran yöntemi deneyeceği, amatör isimlerin ilk kayıtlarını yayınlayabilme şansını en başından sağlayacak olan Dub Police etiketinin temellerini atar. 2006 yılında ulaşılabilir ilk çalışması olan 'For The Kids EP'si gün yüzü bulur. Willy Wonka & The Chocolate Factory filminden alıntılanan, makineler giderek vahşileşiyor kesiti üzerine yapılandırılan, grotesk sesler, kuvvetli bas kümeleriyle bütünlenerek For The Kids parçasını kısa sürede dinleyicilerdeki gereken yansımasını bulur. “Jump Up” olarak sınıflandırılacak olan, sert melodilerin seremonisi olan bir giriş parçası olur. Jungle'ın ilerlediği dönemlerde popülerliği artmış olan MC kültüne, arkaik yüksek ritmli ses kesitlerine sırtını dayayan Jeffrey And Bungle ve Minimal Techno kayıtlarında da karşımıza çıkmış olan dünyanın öte ucundan bilinmez ezgilerle elektronik müziğin bi'harman edilmesine dayalı olan, prodüksiyonların dubstep yorumlaması olarak kısaca değineceğimiz Cockney Flute parçası ile bir kısa çalar üzerine üç farklı yüzeyde seyrüsefer eyleyen kayıt ile Caspa'nın salt bir müzikal izlekten daha fazlasına çaba sarf ettiğini açıkça ortaya koyacaktır. DMZ ve FWD>>> gibi kulüplerdeki performansları sırasında deneyimleme imkanına sahip olduğu ve bir dubstep plağının ilk defa hit mertebesine ulaştıracak olan “Cockney Violin / Dub Warz” kırkbeşliği Dub Police 006 etiketiyle yayınlanır. Crouching Tiger, Hidden Dragon filminde kullanılan temalardan birisi üzerine kotarılan parça, yaylıların saf melankolisini dubstepin karaltılı sularına taşımayı başarır. Giderek gelişen bas yoğunluğu ile ‘pist fatihi hayalet ünvanı’da (plaklarında kullandığı imgeden dolayı) Caspa’ya daha ilerisini oluşturabilmesini sağlamak için gerekli olan özgüveni sağlar.

Dub Police’in kurulumu sırasında Myspace üzerinde bir arkadaşının tavsiyesi üzerine Rusk ismiyle kayıtlarını yayınlayan Chris Mercer aka Rusko ile yolları kesişir. Dub müziğinin etkileşim sahasına dahil olmuş bu genç yeteneğin kayıtlarını yayınlamak için Londra’ya davet etmesi ile ikilinin daha sonra aşağıdaki bağlantıdan genişçe irdeleyebileceğiniz üzere ortak çalışmalarının da temelleri atılır Solo projelerin yanında, birbirlerinin parçalarına remiks düzenlemeleri, Djliğini yaptıkları gecelerin hemen tümünde back 2 back çalışları ile kısa sürede Fabric gibi elektronik müziğin meta mabetleri arasında rahatlıkla anabileceğimiz kulübün ilgisini çekerler. Kendi yollarını ve üretmiş oldukları ses bütünlüğünü korumak kaydıyla ortaya dubstepin öncül ve ardılı olmuş ses erimlerinin de bileşkesini oluşturan bir çalışmayı Fabric Live dizininin 37. kaydı olarak yayınlarlar. Eklektik ses kesitlerinden , sinematografik yansılara, melodik akışlardan yüksek ritimlerde coşkunluğa meyil eden endüstriyel tınılara kadar, işin açığı dinleyerek manası ortaya çıkabilecek bir çalışmayı ortaya çıkartırlar. Caspa’da dubplate’lerini konuşturabileceği resmi bir kaydın sahibi olur. İkilinin çalışması ha keza, bilgisayarda düzenlenmeden olduğu gibi bir canlı performansı yansıtması açısından da ayrıca önem arz eder. Böylesine özenli çalışmanın sonucunda da 2007 yılının en başarılı toplama albümlerinden, birisi olur kayıt. Caspa’nın rutini bozmaya odaklandığı, alabildiğince genişletilebilir üretim çizgisi ve Rusko’nun House, Techno gibi dans ettirir kurgularıyla birleştirilebilen denemeleri neticesini de gösterir.Pitch Black etiketinden yayınlanmış olan Louder çalışmasındaki çiğ endüstriyelliğin, ragga formlarında yeniden kotarıldığı Big Headed Slags parçasına da ev sahipliği yapan Ave It : Volume One kaydı, ‘Storming Productions’ çatısı altındaki üçüncü platform olan “Sub Soldiers” etiketinden yayınlanır. Shackleton ve Geiom’un Bhangra, Sitar gibi enstümanlardan derledikleri ses kesitlerinin üzerine bezedikleri müzikal kompozisyonlara Caspa’nın yorumu olan “Tribal Bass” gibi bir parçayı da aynı kayıtta duyumsamanız olası. Rusko ile ortaklaşa gerçekleştirilen çalışmalara örnek de teşkil eden, tersine ilerleyen gitar kesitinin üzerine reggaetón tınılarıyla bezendiği “hit” Custard Chucker, puslu bir techno melodisinin 2step forumunda yansıtıldığı “Velvet Rooms” parçalarıyla rave günleri ile şimdinin müziği arasında paralel önermeler ortaya çıkartılır. Kurguyu ön planda tutan, müziği de bu minvalde derinlemesine bir ilerlemeye tabii tutan Caspa’nın Ave It: Volume Two çalışması için de aynı önermede bulunabiliriz. Hardcore çağının 2000’lerdeki yorumu olan ‘The Terminator’ gibi kuvvetli bir parçanın yanı sıra, Fabric Live çalışmasının da açılışında yer bulan, perküsyonların çiğ bir aynalamada bass yığınlarına evrildiği “Born To Do It”, new age melodisinden ‘dubstep’in kirli ama kararlı, zorlamadan kendi içerisine dönüştürücü kuvvetliliğine evrimini irdeleyen ‘Scared Of The Unknown’ gibi parçalar en başından bu yana sürekli bir devinim arz etmekte olan dubstep ses eriminde alternatif rotaların devamlılığına işaret etmekte. Caspa gerek solo, gerekse de Rusko gibi isimlerle ortaya çıkarttığı çalışmalarda müziğin sınırlarına yeni önermeler eklemeye gayretkeşliğini gösteriyor. Müzikal uyumluluğu sorgulayan, hayatla ilintisini araştıran bağlantılar ile bu denemeleri çoğaltmakta ısrarlı görünüyor. 21. yy rave kültürüne hoş geldiniz. Detaylar az sonra...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
İncelenesi Makaleler
Yunanistan'da Noel, Eylemler ve Demokrasinin Akıbeti - Foti Benlisoy - Bianet
Yunanlı Gençler - Nikos Raptis - Türkçesi : Çiğdem Dalay - Açık Radyo
Buradayız / Her Yerdeyiz / Geleceğin Resmiyiz! - Atina Ekonomi ve İşletme Fakültesi İnisiyatifi - SolFaSol
Yunanistan - Yıldırım Türker - Radikal
Bir İnsan Herşeydir!!! - Arzu - Serbest Yazarlar
Yunanistan'dan Öğrenecek Çok Şey Var! - Çağatay Aktürk - Çağatayca
Kıyamet Gününü Geciktirmek: Bu Yüzyılın Meydan Okumaları - Avram Noam Chomsky - Znet Türkiye

Caspa At Myspace
Rusko At Myspace
Rusko At BBC Radio 1 Essential Mix
Rusko BBC Radio 1 Essential Mix Download
Storming Productions At Myspace
Dub Police At Myspace
Sub Soldiers At Myspace
Caspa & Rusko Interview By Simon Hampson On Cyclic Defrost
Caspa & Rusko Informative On Fabric London
Caspa & Rusko Q&A For XLR8R
Caspa & Rusko B2B At Dubstep Forum Awards On Get Darker
The Others At Myspace
Veri.Lo Records At Myspace
Keep Watch Vol.3 The Others & Roguestar For Mishka NYC
Skream At Tempa
Skream At Myspace
Magnetic Man (Skream + Benga + Artwork) At Myspace
Stenchman At Myspace
DZ At Myspace
True Tiger Recordings At Myspace
Kid Sister At Myspace
Fool's Gold Official Blog
TC At D-Style Recordings
TC At Myspace
Bar9 At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Kardeşimsin Alexis
© Kardeşimsin Alexis Blog
Caspa & Rusko’s Photos Courtesy From Belowed Web Sites or Pages:
-1- -2- -3-

>>>>>Poemé
Yirminci Yüzyılın Portresi - Czeslaw MILOSZ

Kardeşçe bir özen dolu, gülümsemenin ardında,
Nefret eder, iktidar diyalektiğinin kurbanı gazete okurundan.

"Demokrasi"ye çağırır hep göz kırparaktan.
Yalnızca nefret eder insanın bedensel zevklerinden,
Hiç unutmaz yiyip yiyip çiftleşenleri,
Tümünün boğazını kesivermektir derdi.
Genel öfkeyi durdurmak için önerisi: dans ve garden-parti.

"Kültür!" der "Sanat!" der, ama bunlarda gördüğü
Bir sirktir, ne fazlası ne eksiği.

Tamamen tükenmiştir, bitmiştir.

Uykusunda ya da ameliyat masasında, "Tanrım, ah Tanrım!" der
Kendisini Mithra ile İsa'ya tapınmayı birleştiren Romalı gibi görür.
Eski inançlara bağlıdır hâlâ bağlıdır, bazen de kendini şeytanın elinde sanır.
Geçmişe saldırırsa da istemez tümden yıkılmasını,
Korkar kafasına başka dayanak bulamamaktan.
İskambili, satrancı, en çok da kendiyle tartışmayı sever.

Bir eli Marx'ın yazılarının üstündedir, ama gizlice İncil okur.
Tükenmiş kilise ayinlerini alaycı gözle izler.
Dekoru: At eti rengi yıkılmış bir kent.
Elinde: Ayaklanmada öldürülmüş bir "faşist" oğlanın not defteri.


Okay GÖNENSİN’in Çevirisiyle

Sunday, December 14, 2008

Elektronmaşina---Serial 11

ELEKTRONMAŞİNA-------------------------------dR.Warp Bildiriyor.
Halet-i ruhiyetimiz ve dahası vaziyetimiz, karamsarlığın bizlerin peşine takılmış bir sabitlik haline dönüştürüldüğü günlerden geçiyoruz. Enikonu darlaşan, kelimelerin izahatına sığınılmasına gerek dahi bırakmayacak gerçek görüngüler hayatımıza ortak yollara çıkmakta. Deneysel bir güncenin tasvirinden, yüzdeyüzdoğal olana doğru yol alıyoruz. Kapasite dediğimiz ve kendi kendimize kotardığımız bilgi dağarcıkları ile bu çelişkilerden kurtulabilmek için de şansımız ve süremiz giderek daralıyor. Her yeni dönemeçte olduğu gibi , bahar adı koyulamamış bu heyhulaları aşabilmemiz için bizlere bir fırsat teşkil etsin, yön göstersin. Kutular açıldığında 1 Nisan şakamız olsun, kalsın.

“Bu birbiri içerisinde çelişen ve çelişmeye de devam ettikçe hayatı içinden çıkılması zor bir sarmal haline dönüştüren açılımların arasında bir nebze olsun nefes alabilmemizi olası kılabilecek bir sunumu gerçekleştiren “müzik” bizim bu satırlar içerisinde temel çözücümüz. Kelime dağarcığımız, hiç belli edilmemiş bir resmin yansıması, bir sonra çıkacak karedeki çözümleme aracımız.Elektronmaşina burada bir aracı olmaktan gurur duyarak sizleri selam eder.Sözel inceleme kısımlarının yanı sıra, listeleme metodu ile de merak uyandırabilecek parçalar için küçük bir takip listesi sizlerle olacak. Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar”

“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...”

Maşina Ayın Albümü
Zi Punt – Nudge Nudge (Elec-Trip Records)

İstanbul’un modern, alternatif, elektronik aksamlar ile bağlantılı müziğinden bir yapı oluşturmak, dinleyicilerle paylaşmak konusunda çabalayan etiketlerden birisi Elec-Trip Records. Etiketin temellerinin atılmasından bu yana yayınladığı ve/veya üzerinde çalıştığı her proje ile adından ve müziğinden söz ettiren, alternatif müzikteki sayılı prodüktörlerimizden birisi olan Oğuz Kaplangı Uğurcan Sezen ile beraber geliştirdiği, Reuben De Latour ve Chi K.’nın da katılımlarıyla gelişen Zi Punt projesi ve ilk kayıtları “Nudge Nudge” ile Elektronmaşina’da ayın albümü olarak sizlerle paylaşıyoruz.

Zi Punt adını, İstanbul Calling serisi içerisinde, etnik öğelerden beslenen elektronika tınıları ile donanmış kayıtlar ile ilk tanışlıklığımız gerçekleştirmiştik. Oğuz Kaplangı’nın Uğurcan Sezen ile temellerini attığı Chi K’nın vokalleri ile tümlenen “elektronika” vs “sufidelic” ses eriminin İstanbul Calling içerisinde karşımıza çıkan örneklerinden , daha organik ses elementleri barındıran ve şehrin şimdilerinin müziğinde dönüşümünü barındıran bir yön değişikliği olduğunu belirtmeliyiz. İşin mutfak (prodüksiyon) kısmında yer alan Sezen’in yanı sıra gruba İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nin eğitmen kadrosunda yer alan Reuben De Latour’un aka Orange in Ocak ayında projeye dahil olması ile “Zi Punt”un kadrosu da şekillenir.

Canlı performansa son derece uygun yatay geçişleri ile tek bir türe bağımlı kalmadan “eğlenceli” bir kurgu “Nudge Nudge” da kulağımıza çalınmakta.Albümün de açılış parçası olan, türdeşi olduğu pek çok batıcıl örneğinden daha fazlasını barındıran, isminde olduğu gibi “dürtüp” uyandıran “Nudge” ile dinlence başlıyor. Keskin hatlarla örülü, elektro gitar’ın synth’ler ile dönüştürülmesini betimleyen, doygun ritim coşkunluğuna sahip diskoesk kurgunun temsilcisi “Majestic Bear”, albümün gizli çıkış parçalarından birisi olan boogie elektro ritimlerin, gitar tonları ve türlü çeşit ses örneklemi ile toparlandığı, Miami Vice’ın 2000’li yıllara uzanmış haline düşündürten “Sleepless”, uykusuzluğa ironik bir dille çözüm önerilerini beraberide dillendiriyor.

Breakbeat’in son birkaç sene içerisindeki müzikal değişimine paralel bir çizgiyi mimleyen, vokoder ile değişime tabii tutulmuş vokallerin “Haçienda”yı ayağınıza kadar getiren örneği “Any Old Way”, Italo Disko’nun şaşâsını ara pasajlar ile kurguya dahil eden, gitarın tüm haşmeti ile elektro sınırlarına taşıyan, şöhretle dolu dolu yılların harcanmasının ardından bir durum muhasebesi yapmaktan bile çekinenlere ithaf edilmiş “Burn”, Justice”den devir alınan, temponun iyice coşkun bir hal aldığı, dans etmenin ise farz kılındığı bir parça olan “Zift Phunk”ilk elde öne çıkan çalışmalar oluyor. Sözün özü, yerli üretimlerin giderek daha çok sesini yükselttiği bir dönemde, alternatifi arayanlar için deneyimlenmesi gereken bir müzikal çeşitlilik. “Zi Punt”un bir “ritüel” olarak müziğin farklı cephelerinden toparladığı seslere kulak verin, eminiz pişman olmayacaksınız…

Maşina Ayın Kırkbeşliği
Various Artists – 4th Bouquet (Styrx Leaves) (strx leaves 04)

Çoğulcu yapılandırmalara imkanı, deneysel kurgunun hemen hemen her alanından bir seçkiyi üretilmiş olan müziğin içerisinde vurgulamaya imkan tanıyan bir tür minimal techno. Dans öğesi bütününde farklı çağrışımları beraberinde getiren bir yapılandırmayı dinleyicilerle paylaşmakta. Her ne kadar form olarak uzunca bir süredir tüketim alanında dahil olsa da, bir çok eleştirmene göre artık kabak tadı veren aynı yüklemli, ses kesitli ve bir örnekleşme ile kendini tekrara düşüren bir disiplin olarak lanse edilmiş olsa da (keza pek çok kayıt bu sözleri teyit edercesine vasata dahi ulaşamadan silinip gidiyor) minimal techno kurgusunda alternatifleri üretmeye devam ediyor. Yeni önermeler ile değişkenliği kuvvetle muhtemel deneysel yapılandırmalara daha çok sırtını vererek, kısacası dönüşüme kapısını hala aralık tutarak.

Bu geliştirme ve üretim şablonu içerisinde alternatifi kotarabilen, tekdüzeliğe en azından şu ana kadar yayınladığı çalışmalar ile kapalı olduğunu ilan etmiş bir etiket olan Sytrax Leaves, techno ile dub’ı, house ile ambient’ı kapsayan, değiştiren ve prodüktörlerin üretim yetilerini sergilemelerini kolaycıl kılan serbestlik ile arz-ı endam etmelerini sağlayan kayıtların mümessliği görevine toplama plakları serisinden “4th Bouquet” ile devam ediyor. Elektronmaşina içerisinde çeşitliliği sağlama çabamızda da bize büyük kolaylık sağlayan çalışma ile ilgili notlarımıza geçelim. “4th Bouquet”de Havantepe, Lawrence, Leftover ve Quantec’in son çalışmalarından birer örnek yer almakta. Havantepe, Sublime Porte etiketinin de kurucuları arasında yer alan, dub öğesinden beslenen, dans edilebilir olduğu kadar da dinlencelik işlerin altına imzasını atan yerli prödüktörlerimizden İsmail Genç’in projesi olduğunu belirtelim. Ambient katmanları, techno’nun alameti farikası olan kudretli bass yığınları ile bütünleyen “Air” ile çalışma açılıyor. Deep House ile kurguladığı yapılandırmaları ile Hamburg’un medarı iftiharı Lawrence, yönünü Chicago’ya döndürdüğü, eskileri de yâd etme şansı tanıdığı “Shipwrecked”, DeepChord ve Echospace’in çalışmalarında aşina olduğumuz karaltılı ses kurgusunu yakalamayı başarmış bir başka yeni isim olan Quantec’in minimal techno’ya ambient kolajlanırsa sorusunun yanıtı olan “Circular” ile tür ve tarzların keskin köşelerini kıran, deneyen ve ileten bir öncüllük sizlerin beğenisine sunuluyor.Maşina Ayın Sitesi
Bozuk Kaset

Dinlediğimiz çalışmalardan yapmış olduğumuz çıkarsamalar, hayatın daha kolay anlaşılır bir hale bürünmesine vesile olan bir aracı. Teknolojinin durdurulamaz bir ivme ile hızlandırılmış ilerici tavırlarına ve tüket tüket formülüne karşın, müzik ve hatırlattıkları hala elimizde bir şansın daha bulunduğunu gösteriyor. Sindirmiş olduğumuz ve içşelleştirdiğimiz çalışmalar kurguyu daha iyi anlayarak diğer dinleyicilerle paylaşabilmemizi kolaycıl kılmakta. Bu minvalde Elektronmaşina içerisinde sizlerle paylaşmak istediğimiz Bozuk Kaset güncesi de böylesi bir türetme ve şarkıların ardına bakabilmemizi sağlayan yorumları ile takip edilesi bir site olarak sizlerin beğenisine sunuyoruz.

“Radnor” ve “Selofan”’dan mülhem bir yazınsal türetme sitesi olarak tanımlayabileceğimiz Bozuk Kaset içerisinde keşfedilenler ile yâd edilenleri bir çatı altında okyabilmeniz mümkün. Alternatif / Indie müziklerinde seçkilerin anlaşılır bir dille, yeterli örnekleriyle paylaşımların yanı sıra, değerlendirmelerde daha çok gözden kaçmış alt okumalara kafa yoran, gerektiğinde ülkenin dinlediği ve benimsediği müziklere dair eleştirel makalelerle de karşılabileceğiniz bir seçki söz konusu. Tümden yargılamak yerine anlaşılır açılımlar ile örneklemeler ile ilginç detayları ortaya çıkarttıklarının da altını çizelim. Müziğin sağı solu olmadan en direkt açılımlarına dair önerilere meraklıysanız, kültürün kütür kütür tüketilmesinden uzak bir anlayışa sahipseniz, Bozuk Kaset ayarlarınızı düzeltmeye hazır ve nazır...


Maşina TamPUAN
Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örneklerHercules & Love Affair (DFA) – Chart For Groove Magazine

1. Ferrara-Love Attack (Ariola)
2. Bam Bam-Where Is Your Child (Tresor)
3. J.M. Silk-All In Vain (Jack Trax)
4. Bostro Pesopeo-Falls (Hercules & Love Affair Rmx) (Permanent Vacation)
5. Chilly-For Your Love (Idjuts Edit) (Polydor)
6. Amant-New York Nights (Paris Int’l Records)
7. Thompson & Lenoir-Can’t Stop The House (House Jam)
8. Madleen Kane-Cherchez Pas (Uniwave)
9. Jorge Ben Jor-Oe Oee (Nagoya)
10. Yellow Magic Orchestra-1000 Knives (A&M Records)

Elektron Maşina TamPuan

1.) Havantepe-Air (Styrax Leaves)
2.) The Others-Bushido (Caspa Remix) (Dub Police)
3.) Selim Demirdelen-No Out (Elec-Trip Records)
4.) Onor Bumbum & Smadj-Geriye (CD-R)
5.) Art Of Noise-Moments In Love (Caspa Remix) (Dub)
6.) Arman Akıncı-Untitled #2 (CD-R)
7.) Zi Punt-Any Old Way (Elec-Trip Records)
8.) Dave Gahan-Use You (Maps Remix) (Mute)
9.) Dubchild-Take Me (Reso Remix) (Storm)
10.) Kode 9 vs.Badawi-Den Of Drumz (ROIR)

Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Nisan 2008 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...

Tuesday, December 09, 2008

Deuss Ex Machina Podcast Volume 5 - Lost Transmissons...

Deneysellik kendi içerisinde merkezden uzaklaştıkça özgürleşen bir yapılandırmayı temsil eder. Bir veya birden fazla katmandan beslenerek üretilen işler, ana akımın da kendi sınırlarının dışında olup biteni anlayabilmenize yardımcı olur. Standart olarak sunulanın, dar kapsamlılığını aşabilmeye de yardımcı olur. Müziği de bu çözümlemeyle beraber takip etmek, kulak kabartmak gereksinimi duyduğunuzda da önünüzde iki yol çıkacaktır. Türetilmiş ve tüketime sunulmuş olan hazır kayıtlar dizininden veyahutta bir seçkicinin ortaya çıkarttığı, birbirleriyle örtüştürdüğü, seyrüseferlik haline getirdiği, alternatifi oluşturduğu sentezler arasında bir tercih. Dinamik kurgulara da zemin sağlayan, ve her ne olursa olsun deneyselliğin zor dinlenilir olarak sınıflandırmış ön yargıyı makule indirme konusunda yardımcı olan bir yapılandırma olan ikincisi, deneysel müziği anlayabilmek için gerekli olan kendi çözümlemelerimizi gerçekleştirme konusunda yardımcı olacağı ise şüphe götürmez bir gerçek. Üstelik son derece yaratıcı dinlencelik seçenekleriyle beraber. Geçtiğimiz Ekim ayı içinde, Makina güncesinde sizlerle paylaştığımız, alameti farikası olmuş seçkileriyle bu alanda nam salmış Cenk Akyol’un Lost Transmissions Of The Ill Saint güzellemesi de deneysel müziğe merak salmış ancak neresinden başlaması gerektiği konusunda kararsız olanlar için yeterince rahat dinlenir bir yapıyı sağlamakta. Ninja Tune’un kadim üyelerinden Vadim Peare aka DJ Vadim’in Mille Plateaux etiketinden yayınlanmış olan Electric Ladyland III’de yer bulan Andre Gurov Units namlı Unrelated Circumstances parçası, hip-hop’un deneysellikle buluştuğu kayıtların türeticisi, illbient mihmandarı DJ Spooky’nin karaltılı parçası Muzique Mechanique Dub, Atari Teenage Riot gibi modern müzik sahnesinde dijital hardcore deyimini kazandırmış Alec Empire’ın nispeten durağan sularda gezdiği Cities Of Light, Alman elektronik müziğinde bugünkü yakalaşımın yakalanabilmesinde çabalarının yadsınamaz olduğu, dönemdaş oldukları Plaid, Boards Of Canada, Funkstörung gibi önemli ekipler arasında anacağımız Mouse On Mars’ın karakteristik türetimini yansıtan odaklardan Schunkel gibi öne çıkan çalışmalardan örgülenmiş olması bile, seçkiyi elektronik müziği doğru okunabilirliği için yeterli olanı sağlayan bir çaba olarak değerlendirilmeyi hak ediyor. Deuss Ex Machina’nın bir hafta arasında dinleyiniz, dinletiniz…


Lost Transmissions Of The Ill Saint Tracklist - Parça Dizini

01.Andre Gurov Units - Unrelated Circumstances
02.Techno Animal - Low-Tech Resistance Mix
03.Dj Spooky - Muzique Mechanique Dub
04.Alec Empire - Cities Of Light
05.Andre Gurov - Credits vs Merits
06.Andre Gurov - Inmate 5360
07.Dj Cam - Lost Kingdom
08.Mouse On Mars - Schunkel
09.Spectre - Ne Cede Malis
10.Teledubgnosis - Operations Manual
11.Prince Charming - A Very Special Offer
12.Techno Animal - Baka (Spectre remix)
13.Philosophy Major - The Secret Retreat Beneath Sitra Ahra
14.Dj Spooky - Soon Forward
15.Angelo Badalamenti - Dub Drive
16.Curd Duca - Excerpt From The Soundtrack Of ” The Subversion Agency)

Cenk Akyol Myspace
Cenk Akyol Lost Transmissions Of The Ill Saint İndir - Download

Photo Courtesy From S8 Flickr Page

Thursday, December 04, 2008

Deuss Ex Machina # 234 - Frequenze All'interno Delle Lingue Perse

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_234_--_Frequenze All'interno Delle Lingue Perse

01 Aralık 2008 Pazartesi gecesi yayınlanan programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Virus Syndicate-Sick Pay (Planet µ)
>1<-Kosha-Rise Of Jah (Mixing Records)
>2<-Blazin Beats-Bitch (Mixing Records)
>3<-Distance-Headstrung (Planet µ-Chestplate)
>4<-Rumblejunkie-Dope Angel (Antiserum Remix) (Sub.Mission)
>5<-Virus Syndicate-Live At The Apollo (Planet µ)
>6<-Virus Syndicate-Dippin’ (Planet µ)
>7<-MRK1-Infection (Earwax)
>8<-Ebola-Neck Sprain (Proboscus)
>9<-Eero Johannes-We Could Be Skweeeroes (Planet µ)
>10<-Kode 9 vs. LD-Bad (Hyperdub)
>11<-Secret Agent Gel-Wednesday (Low Motion)
>12<-Rumblejunkie-Dope Angel (Sub.Mission)
>13<-Kosheen-Guilty (Plastician Remix) (Dubplate)
>14<-Radiohead-The Gloaming (DJ Shadow Remix) (White Label)

Download Set-İndir

Frequenze All'interno Delle Lingue Perse Bölüm (234) – Büyüyoruz Kendi Dengimizin, Bellediğimiz Sınırlarımızın Dışında, Bambamşka, Başkalaşmış Dillerin Üzerinde Dere Tepe Dümdüz Giderek, Ardılına Bile Bakmadan, Acının Ne Kadar Kolay Unutulduğunu Hatıralara Kazıyarak...

>>>>>Bildirgeç
İmkanlar elverdiğince kurgulanabilir mizansenler bütününden ayrıştırılan farklı imgelemlerin ortaya çıktığı gündelikliği ve yaşamı daha anlaşılabilir kılmaya yarayan bir olgu hakkında iki kelam etmek bir kaç satır da olsa yorum yapmak istiyoruz. Başkalaşıp, değişimin hızlıca dönen çarkının arasında, kendimizi kaptırıp gitmişken, dönüp de bir durum değerlendirmesini yapabilmenin kolaycılığına da kapı aralatan bir ayraç olan dil, kullanılabilirliği ile beraber idelerimizi anlaşılabilir çözümlemelere, hataların açmış olduğu yaraların hızlı bir biçimde iyileştirilebilmesi için gerekli olanı sağlayan bir yardımcı olarak yaşamımızı kapsıyor, kaplıyor. Yönelişimlerimiz kendi içerisinde birbirlerinden de ayrı odakları işaret ediyor olsa da, dil aslında tüm bu ayrıntılamalarımızı sağlıklı sorgulayabilmemiz için bir vesile teşkil ediyor. Düşüncenin önünde biriktirilen yarım yamalak dizilmiş kelime öbekleri, manidar birer cümle, fikriyat haline dönüşümünü sağlıyor. Giderek ironikleşen biçimlerde tezatların birbiri ardına sahne aldığı günümüz içerisinde de; bu minvalde çıkarımlar sağlayabilmek, sorgulara teşebbüs edebilmek, gidip geri dönemediğimiz eşiklerdeki hatalarımızın sonuçlarını öngörebilmek, tektipleştirilmiş bir düşünce girdabında kendimizi olduğumuz gibi, illa bir hazır kalıba sokmadan da ifade edebilmek için dil yardımıza koşuyor. Tekinsiz bir rayından çıkmışlığın kanıksandığı, sözlerin de birbirlerinden ayrıştırılamayacak bir biçim ve anlayışla bu duruma destek olduğu karaşınlığı aşıp , ilerimizi görebilmek için de sanırız dilden başka sığınabileceğimiz bir çatımız yok. Oluştuğu gibi, olduğu gibi, tüm seçeneklerin zihnimizin sınırlarıyla belirlendiği bu olgu, izansızlığın alıp yürüdüğü zamanımızda, değerlendirmek için artık son bir şansımızın kaldığına dikkati çekiyor. Olanbildiğince gerçekliğin acıtıcılığına da dem vurduran ince nüanslarıyla topluca, tek perdede. Sözcüklerin bizlere sunduğu zenginlikle yoğrulmuş dilimizden başka herhangi bir şeyimiz yok elimizde, son kertede.

Genişletilmiş, geliştirilmiş kelimelerle zenginleştirilmiş olan dil, düz mantığın sabitliğiyle yapılmış, kalın duvarları da aşabilmek için vesile teşkil etmekte. Zihinde belirmiş, ortaya çıkartmaya çalışılan soru ve sorunların çözümlenenebilirliğini arttıran çabaların bütününü de pekiştiren bir deneyimleme sahasını oluşturduğunu da bu tanıma eklemleyebiliriz. Söylenceye dahil olmuş tek başına bir kelime bile dilin yapısını sağlamlaştırdığını önerirsek, dil hayatın zor şartları altında sadece ve sadece kendi seslerini duyurabilmeye çalışanların, belki bir yerlerde yankı bulacak önerileri duyurabilmelerine de aracılık eden yapılandırmaların tümünü kapsadığını da belirtebiliriz. Bu eşikte zor olan ise sözlerle, birbirlerine tutturulan dilin kapsayıcı tüm imkanlarına gözlerini kapatarak, bir tek üstün amaçlarının istikbalini düşünerek, bulanıklaştırmaya çabaladıkları, diğerleri olarak tanımladıklarını, kendilerinin imkan ve olanaklarına da sahip olmayan keza aynı sınıfsal zeminden de saymadıkları insanlara reva olarak gördüklerini hiçbir beis duymadan ifade edenlerin, dikte edenlerin çokluğunun ortaya serdiği gerçeklik Dünyası ile yüzleşmek kalıyor. Muktedir olanların seslerinin, sözlerinin bize göre en başta sayılması gerekli olan dillerinin çatallaşmış, köhneleşmiş zihniyetlerini yansıtıyor olması, tekrara ve korkuya dayalı olan sözlerin altındaki asıl manalarını konuşmaktan kaçınmak zorunda bırakılan bir toplum haline evriliyor olmamız bile, soru'nun önemini arttırıyor. Kelimeler kaçınılmaz bir biçimde mazur görülmeyen, önemsenmeyen, görüşlerin teker teker damgalandığı bir dile doğrudan evriliyor. Sözlerin karamsarlığının alenen ifşaa edildiği, mutlak doğru olarak sunumlandırılanın ise sorgusuz, sualsiz bir biçimde kabul ettirilmesine dayanan bir döngüye ulaşılıyor. Körü körüne, körlemesine.

Alternatifi aramanın çokta uzaklarda olmadığının bilinmesine karşın devamlılığı sağlanan bu durum neticede var edilmeye çalışılan dilin kendi yapısını, ifade çeşitliliğini de yaralamaya, tökezletmeye teşebbüs olarak da ele alınabilecek sonuçlara ulaştırıyor. Düşüncenin içten geldiği gibi iletiminin ve paylaşımın önü alınmaya çalışılıyor her halükarda, fırsatta. Yönlendirmeler içten içe bu biriktirilen değişkenlikleri giderek kanıksamamıza neden oluyor. Gündelik koşuşturmacanın ardından, yığınlar halinde önüne dikiliverdiğimiz, gözlerimizi dörder dörder açtığımız, televizyon ekranları da çelişki, çözümsüzlük olarak neticeye bağlanan aracılığıyla beraber bu döngü tamamlanıyor. Dahilde sıkışık kaldığımız hanelerimizde, bir de dilin beraberinde getirmiş olduğu düşüncelerin yalın ve sahici yanı olagelmiş unsurlarla yüz göz olmadan yaşamımızı idame ettirmemiz vurgulanıyor. Alt mesaj olarak durmaksızın ilerleyen bir devinim ile beraber, tüm o alt yazılar, görüntü karmaşası ve gerçekliğin de çarpıtılmaya son derece müsait olan habersiz haber - kuşak yayınlarının yardımcı rolleri ile beraber. Olduğumuz noktadan bir adım daha ilerisine ulaşabilmek için ise bu zincirleme düzeneğin dışındaki noktalara ulaşabilmemiz gerekiyor, ortak çabayla. Aynen, Ludwig Wittgenstein'ın “Tractus Logico Philosophicus” yaptınında kaleme aldığı üzere, Dünayı resmedecek, dili aramamız gerekiyor. Sizli, Bizli ayrıştırmalara bağımlı olanı değil, hepimizi çatısı altında kapsayacak bir dil yapılandırmasına ulaşana kadar sürecek bir değişim ve arayış. Önyargıların örmüş olduğu nato kafa nato mermerliğin aşılabildiği, çözüme kavuşturulabildiği bir dil arayışı.

Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı sizlerle paylaştığımız bölümü içerisinde, yukarıda kısa da olsa değinmeye çalıştığımız dil olgusunu, endüstriyelliğin getirisi olan yabancılaşmanın etkilerinden , alternatif seslerin çoğaltılmasının gerekliliğine olan sebatla da ilişkilendirebileceğimiz bir seçkiyi sizlerle paylaştık. Müziğin salt bir yaşam fonu oluşturan izlencesinin dışında, alt okuması yapıldığı süreçte dinleyiciye, değişken çözümlemeler sunan bir yapıyı barındırmasına da öykünerek, yenilikçi formlar içerisinde elektronik müziğin şimdisine göz atma imkanına sahip olduk. Hayat güncesine de dair gözlemlerin fazlalaştığı, tereddüt ve endişelerin de üzerine giden betimlemelere zemin sağlayan , sözel açılımlar gerçekleştiren, bir yandan da popüler müziğin kapsamı alanını genişletmeye, bahsi açılmayan konulara dair anektodların aktarımını üstlenen yapılandırmalara sahip müzikler çatımızı oluşturdu. Salt tüketim kültürünün, dinle, hızlıca tüket sindirmeden unut gitsin, nasıl olsa yenisi var anlayışına karşı duruşu irdeleyen, seslerin sınırlarını zorlayan deneyselliklere de ev sahipliği yapan, dub-reggae müziğinin İngiltere'den yayılımını gösterdiği dubstep, moshstep, grime gibi disiplinlerin müziği taşıdıkları açılım bütünü bugün geldiğimiz noktada, sınırlı sayıda üretilen kayıtların da en az popüler müzikler kadar ilgi toparlayacağını, eksik olarak gördüğümüz unsurların tamamlandığında beklentileri karşılayan bir müziğe doğru evrilebileceğini ispat eden önermeleri barındırıyor. Kurgu, gerçek hayata doğru da yakaştıkça, şatafatın, parıltılarla cilalanmış popüler müzik icrasının olumlu yönde geliştiren yüzeylerine ulaşmak da görece kolaylaşıyor. Sırasıyla Ragga, Jungle, UK Garage gibi rave kültürünün gelişimi sürecinde bir parçasını oluşturmuş müziklerde, seslerini duyduğumuz MC'lerin son açılımlarından birisi olan, milenyum başlangıcından bu yana kayıtlarını yayınladıkları Grime disiplininden, 2008 yılının sonlarında yayınlamış oldukları ikinci albümleri olan “Sick Pay” kaydının da rehberliğinde “Virus Syndicate” grubunu sizlerin beğenisine sunuyoruz.Etkileşime girdiği aksak ritimler, yüksek bas kesitleri, ses örneklemeleri ile beraber şehrin müziğini yansıtan bir kurguyu barındıran Grime'ın geçişleri ile yer yer hip-hop'un hafızalara kazınan, hayatın gerçekçi yönlerine göndermeleri de barındıran bir kolaj olduğunu ilk elden belirtebiliriz. Ne sadece eğlence, ne sadece eleştiri ve yergi, ikisini de kararında birleştirebilen bir bileşke. Sasha Frere Jones New Yorker dergisinde yazdığı makalede belirttiği üzere, Grime doksanlı yılların sonunda raveleri tekrar gün yüzüne çıkaran, Amerika'lının hip-hop dediği müziğin İngiliz aksanıyla yeniden kotaran, nadiren yavaşlayan vokallere/rap'e dayalı bir müzik. Hip hop hala dans müziklerine nazaran sert bir müzik. Grime ise tam tersine müziğe kendinizi kaptırdığınızda hareketlenmeyi de barındıran bir tür. Doğu Londra menşeili, Dubstep, 2step, UK Garage, Moshstep de olduğu üzere Grime'da önyargıya sahip müzik dinleyicisini de etkileyebilecek ayrıntılara sahip bir müzikal formu sunuyor. Dahilinde farklı yönelişimler de barındıran, ağırlığı Londra'lı sanatçılardan oluşan Grime'a alternatif müziğin mabedi olma konusunda, Londra'nın ardından ikinci söz sahibi olan Manchester'ın adının geçmesini sağlayan ekip olarak Virus Syndicate'i gösterebiliriz. Ekip, kurucusu olduğu Contagious Recordings etiketiyle yayınlamış olduğu kısaçalarlar ile breakbeat'den, dubstep'e uzanan bir çizgide bahsetmeye çalıştığımız müzikal izleklerden işler paylaşan, 2003 yılında Sidewinder ödüllerinde En İyi Grime prodüktörü ödülünü kazanmış, Mark Foster aka MRK1 ve Gunchester kollektifinin üyeleri arasında yer alan JSD, Goldfinger ve Nika D adlı üç MC'den müteşekkil bir proje. 2Stepin kırılgan ritmlerini hip hop'dan soul'a evrilen bir düzlemde yeniden kotaran ara bağlaçlar ortaya çıkartan bir icrai sanat topluluğu olarak türün gelişiminde, Wiley, Roll Deep gibi sanatçılarla paralel bir hatta, alternatifler ortaya koydukları seyrüseferlerine girişirler. Diğer yandan da Tony Wilson ve Factory Records gibi zamanın Londra indie müzik sahnesine yanıt olarak Happy Mondays, Joy Division ve New Order gibi alternatifleri türetmiş bir kentin yeni yetmeleri olarak bu devinimde yeni kuşak olarak söz sahibi olurlar. Açılan eşiğin izleri üzerinde kendi yollarını çizerler. (JSD'nin UK Hiphop.com'a verdiği röportajdan alıntılanmıştır.) 2006 yılında günyüzü bulan debut albümleri The Work Related Illness çalışması, müzikal değişkenlere sıklıkla başvurulduğu, jungle ve dub müziğinin de yapılarını oluşturan eleştirel bütünlüğe sahip, karakteristik 'ses' kimliklerinin de tanımlanmaya çalışıldığı bir deneyselliği barındırır.Planet Mu etiketiyle yayınlanan çalışma, İngiliz MC'liğinin ulaştığı gelişmişliği mercek altına alan, zekice kotarılmış söz bütünlüğüyle, ortaya çıkartılan müziklerdeki ince nüanslarla bütünlenmiş bir yapıt olarak kısa sürede dinleyicilerin ilgisine mazhar olur. Amerikan, yer altı rapinin içselleştirdiği, konularda, detaylarda benzeşen sözcüklerin vokal kısmlarına gelindiğinde, üç sanatçının tarafından belirlenen yönler doğrultusunda evrildiği, geliştirildiği, öfkenin paylaşıldığı bir iletim halini alırlar. Albümün açılışında kendisine yer bulan, kasvetli havanın yansıtıcısı olarak MRK1'ın prodüksiyona iliştirdiği koro kesitinin, güncel sokağın sesini yansıtan örnekle bütünlendiği, “Seni uyarıyorum, bir gün yasını tutacaklar” sözcükleriyle beraber, gerçek bir yer altı albümü deneyimine buyur ediliriz. Ses kesitlerinin kullanımındaki zenginliğin yansısı olarak, kuvvetlenen bir sinematik yansıtıcılık da parçanın bu kasvetini duyumsatır. Sabah 9 akşam 5 gerçeğini ti'ye alan, gündelik koşuşturmacanın çarkları arasına kendini kaptırmadan da yaşanılabileceğini ironik bir dille inceleyen, caz yoğunluklu 2step parça Clockwork “gerçek kesit” olarak çalışmada yerini alır. Gözlemlere dayalı olanı, bilinip de pek fazla sözü edilmeyen yaşayışların dünyasını irdeleyen, vokal geçişlerinin arasına yerleştirilip egzantrik bir tümevarıma ulaşmayı kolaylaştıran, yükselen çiğ melodi katkılı, Karma gibi parçalar, Grime'ın gösterişe ihtiyaç duymadan, direkt olarak mesajını paylaşan prodüksiyonları arasında özel olarak anılabilir. Finalde yer alan Tim Burton'ın Batman filminin, Danny Elfman tarafından yazılan ana müziğinden kesitlerin, yoğun bass kümeleri, vurmalılarla yapılandırıldığı, vergi uzmanı ile olan karşılaşmayı hicveden tefrika Taxman parçası da bu değerlendirmemize eklenebilir diğer bir örneği teşkil eder.
Keskin hatlara sahip, işlenen konuların şehrin arka sokaklarında yaşanan olaylara dair vurgunun da üzerine ısrarla baskı yapan Virus Syndicate’in şimdilik son durağı olan Sick Pay albümü hakkındaki notlarımızı iletelim. Alttan ilerleyen ses alaşımlarının üzerine, Jamaika’nın toasting kültüründen de ilham alarak oluşturulan, ağırlıklı olarak hip hop ile karşılaştırılmasına da neden olan laf ebeliğinde bu çalışma içerisinde de artan bir ivme ile yeni tarzlar deneyimleyerek yola devam eden, MC triosu karşımıza çıkmakta. MRK1’ın dubstep’in sınırlarına bir nebze olsun daha da yaklaşan denemelerini de duyumsamanız mümkün. Melodilerin kaynaktan edinilmiş hallerinin üzerinde, yenileştirilmiş ses efektleri ile harman edildiğinde elde edilen sentetik örneklemeler, yerini daha organik, olduğu gibi işleyen kirli bir ses formuna bırakıyor. Sesler çeşitlendirilirken, parçaların vuruculuğunu arttırmaya vesile teşkil eden, sözlerde politik, toplumsal çarpıklıklardan, gündelik hayatın parçası olan sorunlar, aşk gibi ortak konulara dair çıkarsamalara dahil olduğu bir secere oluşturulur. Virüsün yayılımına dair göndermeleri barındıran, aksak vurmalıların, endüstriyel ritimlerle buluştuğu hoşgeldiniz kaydı Doorway ile albüm açılıyor. Bizim sanat müziğimize de benzeyen, eleştirilerde Arap müziği olarak kayıt altına alınan, kanun , keman ikiliğinin pasajı üzerinde, bir önceki çalışmanın kapanış parçası olan vergi memurunun dönüşünü, iğneleyici sözlerle harman eden bir curcuna Taxman Returns ile albüm, denyselliğin çok da zorlayıcı olmadan dinleyiciye buluşturulabileceğini kanıtlıyor. Yüksek bas kümesinin, hararetli bir dans pisti canavarına evrimini işleyen moshstep; Vibrator, bhangra’nın sahne aldığı, karikatürize edilmiş bir sahnenin canlandırıldığı ismiyle müsemma Dippin’, işin canlı performans kısmına en çok yaklaşan, geçmiş müzik türlerine de selam çakmayı ihmal etmeyen bir dinlenceliği sağlayan Live At Apollo, son sekiz senedir dinlemekte olduğumuz alternatif elektronik disiplinlerin tümüne dair bir ön izleme yapabilmenizi de sağlıyor.


'Hemşireyi ara, dilimde çok büyük bir yara var, hiç kimsenin çözemeyeceği, fakirliğinden onur duyan' dizelerinde olduğu gibi kültürel olduğu kadar, genelleme ve ön yargılara takılı kalmışlığa da muhalif göndermeler kulaklarımıza çalınmakta. Endüstriyel gitarların geçen hafta Deuss Ex Machina'da incelediğimiz Distance’ın çalışmasında kendine yer bulduğu gibi dolu dolu kullanıldığı, yaşadıkları Manchester’dan seslerini duyurmaya devam edecek olmalarına dair terk etmek olmaz ana fikirli yapılandırmanın çehresinde şekillenen Won’t Give Up ile finale ulaşıyoruz. Çalışmanın ilave şarkılar hanesinde, son dönemde yıldızları parlayan dubstep kollektifi Various Productions’ın ters yüz ettiği Apollo ve Neva Argue’nin moshstep yorumuna da kulak kabartmanızı salık veririz. Virus Syndicate, enerjik yapısının dahilinde pek çoklarının diline pelesenk olmuş tekerlemelerden daha mantıklı sözler sarf etmeye gayret eden bir kollektif. Müziğin kalıplara takılı kalmış örneklerinin ötesinde alternatifi arayanlar içinse biçilmiş kaftan. Keşfedin!.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Virus Syndicate At Planet µ
Virus Syndicate At Myspace
Virus Syndicate & MRK1 At BBC Radio 1
Virus Syndicate’s JSD Interview On UK Hip Hop.com
Kosha At Myspace
Kosha At Pyro Radio
Blazin Beats At Last FM
Mixing Records
Distance At Planet µ
Distance At Myspace
Rumblejunkie At Myspace
Rumblejunkie At Virb
Sub.Mission At Myspace
MRK1 At Myspace
MRK1 At Wikipedia
MRK1 “Totally Unauthorized” Sampler
Ebola At Myspace
Eero Johannes At Myspace
Eero Johannes At Planet µ
Kode9 Official
Kode9 At Myspace
Kode9 At Barefiles
Kode9 vs Flying Lotus On Rinse FM
Kode9 vs LD At Dubstep Forum
Hyperdub Official
Secret Agent Gel Official
Secret Agent Gel At Myspace
Kosheen Official
Kosheen At Myspace
Kosheen At Ekşi Sözlük
Plastician At Myspace
Guilty Remix At Chemical Ltd.
Radiohead Official
DJ Shadow Official
DJ Shadow At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Parrhesia - Through Language In Vienna
© Parrhesia Civil Language
Virus Syndicate Photos From
-1- -2- -3-

>>>>>Poemé
Dağınık Gazel – Yılmaz ODABAŞI

“Eski güzel şeylerden değil,
yeni kötü şeylerden başlamak gerekir.”
-Water Benjamin-

Göç
geçer...

Geçer ayrılıklar baladı.
Siyah bir orman olur gençliğimiz.
Bize böyle pay kalır.
Bize böyle pay kalır...

Ağla sömürgem... Belki dönemem!
Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır;
kış yanar, düş üşür yüreğimde.
Ağlarım, gözyaşım beyaz kalır...

Sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri.
Bin “hawaar “parçalar gecenin döşeğini.
Ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır;
Dıngılava’da peştamallı çocuklar havuzlara işerler;
gözlerinde bir mahmur özlem kalır...

Derken bir Ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır.
Yollar da giderek uzaklaşır... Giderek uzaklaşır.
Fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır,
kuşlar inkâr edilir, gökyüzü yağmalanır;
ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...

Ağla sömürgem!
Ağla ve kucakla kumral delikanlını.
Buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır.
Şimdi Kızılay’da oturmuşum hasretin kancasında;
geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır...

Ağla sömürgem... Sen hep mağlup bir ağlayışta,
ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta.
Bak, çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler.
Ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta,
özleminle hâlâ bir yakarışta...

Ağla, ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır.
Buralarda nem var; nem varsa sende kalır!
Daha çağırırken beni,
anı bile kalmaya tenezzül etmeyen dağ dorukları,
sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları…

Ben gittim
ve yittim!

Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır,
yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır.
Burada yıllar küfürle uğurlanır.
Ben büyürüm içindeki haylaz çocuk uslanır…
Ve günler geçer, herkes gider, pistler boşalır;
sahnede bir kurtlar, bir ben bir klasik dans kalır.

Ağla sömürgem... Buralarda döne döne-
mem! Artık bir yeşile dolmasak da anılardan haz kalır.
Sen de bir zaman duyarsın
bir gün bir taze mezar kazılır:

Ardından bir dağınık gazel ile, kül ile
Ankara’da bir ölü yılmaz kalır...