Friday, January 30, 2009

Deuss Ex Machina # 240 - Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_240_--_Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente

26 Ocak 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Kira Kira-Our Maps To The Monster Olympics (Smekkleysa)
>1<-Popnoname-Nightliner (Kompakt)
>2<-Andrew Thomas-A Dream Of A Spider (Kompakt)
>3<-Flica-Spec (Self Released)
>4<-Flica-Awake (Self Released)
>5<-Kira Kira-One Eyed Waltz (Smekkleysa)
>6<-Kira Kira-Langt I Burtu Bua Vinir (Smekkleysa)
>7<-Lukid-Chord (Werk Discs)
>8<-Lukid-Fall Apart (Werk Discs)
>9<-Wireman-Perspex (Prime Numbers)
>10<-Wireman-Axiom (Prime Numbers)
>11<-Krystian Shek-Nuh In The Ark (Fax +49-69/450464)
>12<-Krystian Shek-From Russia With Love (Fax +49-69/450464)

Eu Prendo-O Sempre E Para Sempre Em Minha Mente (240) – Dünümüzde Biriktirdiklerimiz Bugünümüzü Yönlendiriyor, Aşınan Vicdanlarımızda Son Cebelleşmeler Vukû Buluyor.

>>>>>Bildirgeç
İzlekler, birbiri içerisinde çelişen tamlamalarıyla, birbirlerini tamamlayan yeni dönüşler ortaya çıkarıp yönümüzü daha da fazla kaybetmemize neden oluyor. İçinde sıkışıp kaldığımız handiyse nefes almayı ancak sağlayabildiğimiz güncenin içerisinde, nere bakarsanız yeni bir sorun yumağına vakıf olmamızı bile bunun bir yansıması olarak değerlendirilebiliriz. Söylem, sözcükler aracılığıyla bizlere manalı ve anlamlandırılır cümleler kurmayı öğütlemiş iken, birbirlerinden pek de farklı olmayanların çıkartmış oldukları kakafoninin seyrüseferine dahil oluyoruz. Olduruluyoruz. Kimsenin önemsemediği konuları nasıl uzun uzadıya, eğip bükerek, kendimize yontarak, tartışadurduğumuzu, gelmeye çalıştığımız ana konulara ise bir türlü birbirimizden kötülemekten, bir arpa boyu yaklaşamadığımızı fark ediyoruz. Her birimiz artık ölçümler içerisindeki sayısal haneleriz (reyting), yönlendirildiğimiz, kafa yormadan fikir sahibi olabilmenin promosyon ile takdim edildiği görece şatafatın, sersemleticiliğine kendimizi ellerimizle kaptırıyoruz. Dönemsel ileri geri salınımların bir yana, toplu olarak fikir birliğinden, açılımlardan, memnuniyet verici olacak ortak kararlardan uzaklaşıp, dikte edilmişliğin lütfettikleri ile yetinmeye çalışıyoruz. Tıkır tıkır çalışamayan ekonominin çarkları arasında, ekmeğin ne kadar zor elde tutulabildiğini idrak ediyoruz, gündelik akış içerisinde ekranlara çıkan müsriflik yarışmalarımızda çöp muamelesi yapılanları gördükçe, ihtiyaçları nelerin değiştirdiği, nelerin bizleri bu kadar körleştirip, hırsa teslim ettiğini anlamlandırmak istiyoruz. İmkanlarıyla yetinebilmek bambaşka bir şey iken, olmayan görgüsüzlüğümüzü de yemek sofralarında kinlenip, çemkirerek, yaban ellerde köyümüze dönelim, dön baba dönelim kavramsallığında herhangi bir şey olmamış gibi, kavga gürültünün hemencecik ardına halaya durmakta çözümü arayanların tam da ekranları parselledikleri günlerde, Quo Vadis?

Buna paralel bir başka sahnede, neredeyse cümbür cemaat yetkililerin topyekün bilgisi dahilinde olan ama seslerini çıkartmadıkları için karanlığa teslim edilmiş bir yurttaşımızın duruşmasında meydanın boş, ortamı da kendilerine uygun buldukları anda sahneledikleri, eylemimiz sadece ona değil bakınız nasıl birbirimize de tahammül edemiyoruz yollu, alt okumalı, kinlenmenin babam olsa tanımam şekil ve dönüştürücülüğünü yansıtan kavganın ardından manşetlerde karşılaştıklarımız da bizlerin gidişatın hiçte hayra alamet olmadığını bir kere daha anlamamızı sağlamakta, değerli okurlar. Medyamızın da medari iftiharı olan!, anlı şanlı puntolarla demokrasi, adalet, eşitlik, daha insancıl bir Türkiye özlemi içerisinde oldukları kapmanyaları sırasında bile anti tezini logosunun kenarına iliştirdiği söz öbeği ile belirginleştiren hürriyet namzetli yayının duyurduğu gibi ‘Ağır Abiler Sille Tokat’. Tam da bu manşet düşünemediğimiz, yıllardır da akıl edemediğimiz şeyleri fark edebilmemizi sağlıyor. Sizden, bizden ayrıştırmasının olmadığı bir ülkeyi tasavvur edebilmenin, ona ulaşabilmenin dahası birbirlerini anlayabilmek için çaba sarf edenler içinde bir uyarı levhası değilse nedir? nicedir? bu yüceltilmişlik. Nur Çintay Aköz’ün Radikal gazetesinde yer alan makalesinden alıntılayalım: “Daha onurlandırıcı bir ödül olamazdı herhalde! Bu ikisi, tam da ‘ağır abi’ sıfatının kendileri için kullanılması karşısında zevkten geberecek tipler değil mi? Bu ikisi, tam da ‘ağır abi’ sıfatının kendileri için hem de Türkiye’nin ‘en’ gazetesi tarafından manşette kullanılması karşısında coşkudan coşkuya savrulacak, neşeden, sevinçten, gururdan çatlayacak, ‘Oldum oğlum ben!’ diye zafer nidaları atacak, titreyerek ve sarsılarak hazzın hani var ya doruklarına yükselecek tipler değil mi? Hayal bile edemeyecekleri kıymette bir mükafat. En yüceltici, en taçlandırıcı olanı. Maddi işler yüzünden istedikleri kadar girsinler birbirlerine, işte geldi: Manevi değeri sonsuz ödül.”

Görüntüler birbirleri içerisinde, bir yönetmenin kurgusu gibi sürekli değişip dönüşerek devam ediyor. Her bir ayrıntıda yeniden kendini tanımlandıran konumlandırmalar, ayrıştırmalar, bölük pörçük itham ve değerlendirmeler, bilgi çağında olmamıza karşın kulaktan dolma bilgilere verdiğimiz ehemmiyetin artıyor olması da bu felaket düzeneğinin bizleri daha da fazla zorlayacağının ipuçlarını veriyor. Yıllar içimizden sadece bilgi ile ilerlemenin mümkünatının olacağını öngörenlerin, zorunlu ikilemlerin değil toplumca ilerleyebilmenin şartlarına evrilebilecek önermeler ile bir an evvel oluşturulmasını talep edenlerin, nabza göre şerbetin değil iradeye göre açılımların gerekli olduğunun vurgusunu yapan insanların nasıl teker teker yok edildiğini, sindirildiğini gösterdi. Yok edebilmek için hain pusuların varlığının herkesi birer birer bulabileceğinin kestiremesi oluşturuldu. Sessiz ve derinden ilerleyen bir görünmez korku çemberini yapılandırma çabasının detayı olarak. Çözümsüzlük kendi içerisinde yeni “korku kapıları” ortaya çıkartmaya çalışıyor iken, şimdi bunları da bir kere daha düşünmemiz icap etmekte, ediyor. 16 yıl önce aramızdan çekilip, karanlığa teslim edilen, yazdıklarıyla nasıl evrelerden geçtiğimizi birer birer belgeleri, dökümleriyle günyüzü bulmasını sağlamış olan bilinçlenmenin öncül isimlerinden Uğur Mumcu’nun ardından hiç değilse bunu becerebilmemiz gerekiyor.Sorularımız ile, yüceltilmiş olan dejenereliğin karşısında bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılıktan ziyade, kurtuluşu sağlayacak olanın her birey olarak taşın (sorunların) altına elimizi sokabilmemizin gerçekliliği hatr’a düşürmekte. Uğur Mumcu’nun bugünün araştırmacılarına da örnek olmasını dilediğimiz, insanlardan bağımsız bir biçimde sisteme dair problemlere değindiğini, bunları birer birer ifşaa etmeye çalıştığını da yazılarını incelediğinizde bulabilirsiniz. Örneğin, Ağca'yı, Çatlı'yı, Çelik'i ve bilimumlarını aslında genel örgütü ortaya çıkarmak için incelemişti, O örgutun adı da henüz muammaları ile gündemde de kendine ara ara yer bulan kısaca Kontrgerilla idi. Olayların en doğrusunu, sade cümlelerle, en yalın ve en doğrularını iletmekle görevini yerine getirenlerden birisiydi, Uğur Mumcu.

Sessizlik perdesindeki makul olarak addedilmişlerin deyim uygunsa köşeye kıstırıldığı dünyamızda; Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Sebahattin Ali, Metin Göktepe, Çetin Emeç, Hrant Dink, Kemal Türkler, Metin Göktepe, Musa Anter, Engin Çeber vd. gibi insanların ruhlarına karşı olan sorumluluklarımız da taşı ve altını gösteriyor. Hareklenebilmemiz için işaretlerin yeterince açık bir biçimde, yüzümüze ışıdığının altını çiziyor. Bu topraklarda birbirleriyle barışık biçimde yaşamların sürdürülebilirliğini, destur alınmadan evlerimize konuk olmaya devam eden derme çatma, çiğ yaşam sergilemelerinden daha mantıklı işler ortaya çıkartılması gerekiyor. El birliğiyle, zamanın gerektirdiğinden ne eksik ne fazla, onların inançları uğurunda feda ettikleri canlarının bi’şeyleri değiştirebileceği ümidi ile beraber.

Son söz; Manşet Karşıtlığı: "Katilin Sağcısı Solcusu Olmaz. Katil Katildir." (Uğur Mumcu)

Salt imgelerle, gündeme dair çıkarımlarla şekillendirmeye çalıştığımız güncemize paralel bir biçimde yoluna devam etmekte olan bağımsız müzik programımız Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı yayınlanan bölümündeki müzikal kolaj biraz da bu değerlendirmelerin izinde hareket eden bir dinlenceliğin ortaya çıkartılmasından ibaretti. Müziğin sadece gönül şenlendirici olmasının yanında alabildiğince gerçekliğimiz olan yaşamsal problemlere de ışık tuttuğunu, o sıkışık kaldığımız anların içeriğini daha verimli bir biçimde doldurabilmemizi sağladığına olan inancımızı pekiştirerek bir sunu yapabilmeye çalıştık. Yazmaya çabaladıklarımızdan daha mandiar olanları kısacık sürelerde bizlerle paylaşan müzisyenlerin dünyasından, ibretlik vesikalıklar edinmeye çalıştık. Dile pelesenk hale gelen kötümserliğin taşıdığı ücra noktalardan bir an evvel geri dönebilmemizin gerekliliğini duyumsamaya çalıştık, sizlerle beraber. Topluca, toplumca gerisin geriye ilerlerken, manidar gelen açılımların sade suya tirit belirli kesimleri kapsamadığının, aslında her birimizi de etkisi altına alıp, nötralize etmeye çalıştığının imgesine vakıf olmaya çalıştık. Melodilerin dünyasından gerçekliğin dünyasına ara bağlar oluşturmaya gayret ettik. Unutulmaya yüz tutan seslerin aslında içinde bulunduğumuzu sandığımızı asri zamanların yitirilmişlikleriyle örtüşmesine dair güzellemeleri elden geçirmeye çalıştık. Bunların deneysel kesitleriyle beraber konumlandırıldığında ortaya çıkartmış oldukları açılımların idrakına da sizlerle beraber bizde vakıf olmaya çalıştık. Zamanımızın müzikleri içerisinde üretmiş oldukları ile resmin genelini de gözlemleyebilmemize ara bir kapı sağlayan, kendimize dair notlar alabilmemizi de sağlayan atmosfer yüklemli, soyut müzik mihmandarı olan Kristín Björk Kristjánsdóttir’in Kira Kira projesini ikinci uzun çalarları olan Our Maps To The Monster Olympics’a dair notlarımızla beraber sizlerle paylaşıyoruz.Küçük bir ülke olmasına karşın modern müziğin tüm alanlarında ürettiklerinin haklarıyla bir yerlere ulaşmış olan müzisyenlerin yaşadığı bir hayal ülkesi olan İzlanda’lı bir sanatçı / küratör Kristín Björk Kristjánsdóttir. Deneyselliğin bir form olarak hayat bulduğu, sadece dinlencelik için değil, geçişleri ile tiyatro, sinema gibi sanatsal alanlarda da yansımalarını barındıran, türetimler gerçekleştiren toplu kollektivizmin taraftarlarından. Oluşturduğu caz üçlüsü ile karaltılı yapılandırmaların altında imzası bulunan Hilmar Jensson, son yayınladığı Fordlandia kaydı ile elektornik müzik ile klasiği birbirlerine iyice geçiştiren bütünleştiren kaydın altında imzası bulunan Jóhann Jóhannsson’la beraber Kitchen Motors kollektifinin kurucularından aynı zamanda. Biraz önce değindiğimiz türetilebilirlik üzerine de çeşitli varyasyonların göz önünde bulundurulduğu, deyim uygunsa hayatın tam kalbindeki ritmlerden kendi rotasını belirleyen bir melodik akış bütünü müziğinin alt yapısını oluşturmakta. Kendi başına yola çıktığı ilk zamanlardan bu yana alternatif seslerin sınırlarına yeni açılımlar gerçekleştirebilmekte de mahir olan bir yetenek, aynı zamanda Kristjánsdóttir. Keza Kitchen Motors’un da manifestosunda yer bulan kelimelerle ifade edersek, kendine yetebilen bağımsız alternatif bir yapılandırmayı oluşturur iken sanatçıların birbirleriyle iletişimine dayanan, üretilenin türetim biçiminden çok nihayetinde karşı karşıya kaldığımız sonuca odaklanmaya çaba sarf eden bir olumlandırılabilirlik üzerinde hareket eden yapı karşımıza çıkmakta. Tüketim toplumu haline dönüştürülmesinin önünü alabilmelerinin yegane yolu olarak da atayabileceğimiz bu önerme bütünü ile kendi üretimlerini ortaya çıkartan, üreten bir toplum olmanın getirilerini sonuna kadar kullanan bir sanatsal çoğaltıcı.

Bu önermelerden türetilenlerin barındığı ilk kaydı olan Skotta’yı Reykjavik yerleşkeli Smekkleysa etiketinden 2006 yılında yayınlanır. Müzik kutularından, glockenspiel gibi oyuncakların dünyasını duyumsatan mekanik çalgılara dahası oyuncaklara uzanan bir ses türeticilerinden müreffeh bir ses kurgusunu dinleyicilerle paylaşır. Detaylarda bütünleştirilmiş, bilgisayar üzerinden son hallerine evrilmiş olan seslerin, saha kayıtlarının da bütünlendiğinde ortaya çıkardığı, kendinden emin, soluk kesici, düşündürücü bir deneyselliği de bunun üzerine ilave ettiğimizde Skotta’nın müzikal çatısını da tanımlamış olacağız. Çiğ seslerin bir rüzgar geçişini çağrıştırdığı, elektornik dokunuşlar ile beraber duygusal bir sinematografinin yansıdığı “Romantic Accident”, múm’un kayıtlarındaki akustik ses öğeleri ile gitarların paydalamasını, elektronik ses yığınları ile tersyüz edilmesine odaklanmış olan “Drakula Darling”, ismiyle müsemma bir biçimde durağan bir havayı yansıtan, karbeyaz soğukların içinize işlemesine neden olacak kadar rafine bir gözlemle hareket eden “Epitaph”, elekto-akustik ses düzeneği ile de yakınlığının ispatını oluşturabilecek, durağan aksaklıkların ana resmi ortaya çıkardığı “Malfur Skinnytoe Junior” gibi çalışmalar ile Kira Kira türler arası geçişlere kapısı her daim açık olan bir dinlenceliği ulaştırmayı başarır. Modern alternatif müziği belirli sınıflandırmalarla darlaştırmaya çaba sarf edenlere inat, verimli birer örnekleme düzeneğiyle beraber.

İki sene aranın ardından İzlanda’da Smekkleysa, Japonya’da da After Hours etiketiyle gün yüzü bulan kayıt olan Our Maps To The Monster Olympics’da bu minvalde bir devamlılık arz eden, içeriğine ek olarak konumlandırılmış ses pasajları ile daha naif bir kurguyu ortaya çıkartan kayıt silsilesi olarak değerlendirilebilir. The Silent Ballet’dan Richard Allen’ın kaleme aldığı albüm eleştirisinde değindiği üzere, çocukların müzik kutusunun, kırılganlığını barındıran enstrümantal bir bütünlük arz eder. Morr Music etiketiyle geçtiğimiz sene dinlemiş olduğumuz Benni Hemm Hemm, Borko’nun önermelerine de kapı komşusu duran, dinlenmiş olan diğer İzlanda’lı ekiplerle de bir hemhallik barındıran detaylar bu kayıtta da kulaklarımıza ulaşmakta. Mitolojik yaşayışların izlerinden, deyişlerin ve söylencelerin de izlerini aramaya çaba sarf eden, bir yerel folk ağıdı gözüyle de bakılabilecek bir kayıt bütünü Our Maps To The Monster Olympics. Sessizliğin durağanlığını, iklimin paylaşmakta olduğu beyaz kesin ve keskinliği, mekanlardan bağımsız olarak dinlence listenize eklemenizi sağlayacak önermelerden beslenen bir yapılandırmayı da bütün bu çözümlemeye ilave edebiliriz. Albümün açılışında yer alan, yaylıların donuk bir buzdağının içerisinde dolaşmasını, sesin de yankılanmasını irdeleyen Sjarmaland Intro ile seyrüseferimiz başlıyor. Celesta gibi alameti farika olmuş akustik ses enstürmanlarından izler taşıyan, Sigur Rós’un son dönem kayıtlarında duyumsadığımız partisyonlarına selam duran bir kayıt düzeneği Melur Sjamur, seslerin altına gizlenmiş olan sürprizleri keşfedebilmek için bir vesile teşkil ediyor. Bir tavsir öznesi olarak doğanın merkeze konumlandırıldığı, bizahati Kristjánsdóttir tarafından sesi kazandırılmış mitolojik yaşayışların izlerini süren, yeni masallara eşikler açmaya çaba sarf eden bir müzikal değişkenlik Gremlin Holiday gibi parçalarda grup formuna giderek daha fazla yakaşıldığını kanıtlıyor. Gerek ses üreticilerinin çokluğu, gerekse de elden bir türlü bırakılamayan mahmurluğun ortaya çıkartmış olduğu melankolikliği hissettirmesi açısından. 8bit müziklere aşina olacakların da ilgisine mazhar olacak, vurgulamaların yer bulduğu Happahrolfur Salisu, bir sis bulutunun içerisinde kaybedilenleri arayan, Bless epik serüven içerisinde doğallığın korunarak da alternatifler sunmanın yollarını, çözümlemesiyle beraber sunuyor. Albümün en uzun parçası olan ve programımız içinde de sizlerle paylaştığımız Langt I Burtu Bua Vinir’de bütün bu anlattıklarımızın birbirlerine bağlandığı, tekilleştirildiği bir mizansen barındırıyor. Elektronik seslerin gidiş dönüşleri arasına sıkıştırılıp, yüz bulan alan / saha kayıtlarından, teknik olarak bir melodik pop parçasına evrime ışık tutan bir yansı kulaklarımıza çalınıyor, son kertede. Çocukluğun sınırlarından yetişkinliğin zorlu şartlarına geçişi irdeleyen ses karaşınlığı One Eyed Waltz kısacık süresi içerisinde, afallatmayı başarıyor. Albümün finalinde de elektro-akustik müziğin geçen sene yükselttiği deneyselliğin dinlenebilir formlarla da icra edilebileceği tespitini onaylatan Hjartafanturrin Skrajafur ile albüm nihayete eriyor. Kira Kira, bir tadımlık dinlencelikten çok daha fazlasını sunmaya gayret eden özel bir proje. Müziğin merkezinde, ses dünyasından gerçeklere dair göndermelerde bulunuyor. Kaçınılmaz olan yıkımlarımızdan, içimizi kaplayan karamsarlık dalgalarının bunaltıcılığından bir nebze uzakta kalabilmeyi, zihni toparlamayı da sağlıyor. Dinledikçe, kendi sözcüklerinizi bulabileceğiniz bir lügat ortaya çıkartıyor...Keşfedin...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları
Uğur Mumcu Işıktır – Geniş Açı – Hikmet Bila – Cumhuriyet
HDF ve Uğur Mumcu – Fikri Sağlar – Birgün
Uğur Öldürüldü. Gün Kanadı. Soğudu Dünya – Mobius – Mobius
Gelmiş Geçmiş En Bencil Kuşağız – Mayer Hillman Röportajı – Ebru Doğan – BBC Türkçe

Kira Kira Official
Kira Kira At Myspace
Kira Kira At Smekkleysa
Kira Kira At 13Melek
Kira Kira Review By Richard Allen At The Silent Ballet
Kira Kira Live At 12 Tónar Concert July 13 2007
Kitchen Motors Official
Popnoname Official
Popnoname At Myspace
Andrew Thomas At Last.FM
Pop Ambient 2009 Stream At Soundcloud
Pop Ambient 2009 Informative At Electronic Beats
Flica At mü-nest
Flica At Myspace
Flica At Norman Records
Lukid At Myspace
Lukid At Werk Discs
Lukid At Undomondo
Lukid – Catalunya Calling At RBMA Radio
Lukid Short Story Mix At We Are...
Wireman At Myspace
Wireman At Boomkat
Krystian Shek Official
Krystian Shek At Myspace
Krystian Shek War One Line Reviews At Musebin

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel The Silence Is My Peace – By Pieroma
© Pieroma
Kira Kira’s Photos Courtesy Official Site

>>>>>Poemé
Oğlum Ölüm – Refik DURBAŞ

Tenim kurudu hasretinden
Sulara adamıştım senin
Sulardan narin bedenini
Gözümde yaş kurudu oğul

Göklerin poyrazına
Bağışlamıştım senin
Ölümünü, benim ecelimi
Bağrımda taş kurudu oğul

Ateşin rahminden çalmıştım
Benim ihtiyarlığımı, senin
Sevdalara kurban ömrünü
Yaşmağımda kan kurudu oğul

Vazgeçtim ben ecelimden
Sen de gel vazgeç bugün olsun
Hayın ölümden, zalım ölümden
Canevimde can kurudu oğul

Thursday, January 22, 2009

Deuss Ex Machina # 239 - Memorabilia: Sireli Yeğpayris

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_239_--_Memorabilia: Sireli Yeğpayris

19 Ocak 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Meral Okay-Kilitli Vicdanlara (10 Aralık 1999) (Tililili Projesi)
>2<-Djivan Gasparyan-Khandvat Tuner (7th December 1988) (All Saints)
>3<-Ilda Simonian-Ben Bülbülüm (Kalan Müzik)
>4<-Kim Tak Building-The Song Written By A Rabbit (Harbour Records)
>5<-Kim Tak Building-The Deer By The Lake (Harbour Records)
>6<-Tomasz Bednarczyk-So Fragile (Room40)
>7<-Tomasz Bednarczyk-Mi.Ti (Room40)
>8<-Gregor Samsa-Ain Leuh (Live At VPRO) (The Kora Records)
>9<-Gregor Samsa-Three (Live At VPRO) (The Kora Records)
>10<-Serra Yilmaz-Sırtlayıp Getirenlere (18 Ekim 1996) (Tililili Projesi)
>11<-Klimek-For Said Murad & Mazen Kerbaj (Anticipate Recordings)
>12<-ISIS-Holy Tears (Daymare Recordings)

Memorabilia: Sireli Yeğpayris Bölüm (239) – “Kardeşim Hrant yetim bir halkın çocuğuydu. İşte biz o yetim çocuğu kaybettik.” Halil Ergün – 19 Ocak 2009

>>>>>Bildirgeç
Hayatın tüm acı gerçekliğine karşın, bir nebze de olsa ümidimizi koruyabilmemizi sağlayan faktör olarak aktarabileceğimiz, karaşınlığın sınırlarına asılı kalmamamızı sağlayan bir olguya değinmek istiyoruz. Oldurulabilirliği bir yana, düşünsel anlamda bile bir adım ötesine vakıf olabilmek için de gerekli olanı sağlayan bir olgu olan hayaller, iş bu güncenin ana konusunu oluşturuyor. Yerle yeksan edilmesi için elbirliğiyle çaba sarf edilen modernliğimizin sorunlarına da bir ümit, çözüm olabilecek bir yansı bütününü sağlayan, hayaller. Her yeni eşikte, her yeni günde karşılaşmak durumunda kalıp, sesimizin daha da kısılmasına karşılık gelen sorunların çokluğu karşısında, dirayetli bir biçimde düşü, düşünceyi birbirine bağlantılayan bir yapılandırmayı sağlayan, hayaller. Olması gerektiği biçimlerde, oldurulamayanların, olumlandırılamayanların merkezindeki baskıcılık, hayali elimizden alınacak son kale olarak görmesine neden oluyor. Her seferinde başkalaşmış yeni görüngüler ile beraber sus pus kalmamızın gerekliliği hatırlatılıyor. Elzem olarak tanımlandırılan sessiz kalmanın, bildiğini kendi özünden bile saklamanın makbul addedildiği bir dönemeçte, çok bilinmeyenli bir denklemi çağrıştırıp es vermekte, hayaller. Bu geldiğimizin muasır medeniyet olmadığının altını çiziyor, kalınca bir tespit işaretçisiyle beraber. Birbirine ilintilendirilen geçişler, ait olduğunuzu sandığınız, bir bileşkesi olarak kendinizi ait hissettiğiniz bir ülkede, yalnız konulduğumuzun altını dolduruyor. Hayaller ile gerçeğin birbirilerine sert bir biçimde çarpıştırarak, insancıllığımızdan koşar adım uzaklaşmamıza dair tüm alt yapılar kotarılmaya çalışılıyor. Ne ki, giderek daha da sertleşen bir iklime evrilmesinin de hızlılığıyla beraber, cümbür cemaat.

Öngörülebilir bir ilerleyiciliği sağlayabilmek için yegane gereksinimimiz olan karşılıklı konuşmanın, sözün birbiriyle karşılaşmasının takdiminin de önüne yeni engeller çıkardığımız gerçeği de karşımıza çıkıyor. ‘Hayal’ olarak sınıflandırılmasına karşın, hakikatin anlamlandırılması için gerekliliği olan en kolay açılım olan fikri münakaşayı dahi kendimizden uzakta koymamız bizleri de bu şeridin içerisine dahil ediyor. Özgürlüğümüzün sağladığı, olduğu gibi ortaya açık ettiği cümlelerle doğrularımızın ardı sıra ilerleyebilmek yerine, her yeni gün tabularımıza yeni bir eklenti daha gerçekleştiriyor olmamız da biraz da bu hayal gücünü kaybettiğimizden ileri geliyor olmasın sakın? İsteklerin ortak, dileklerin de tüm insanları kapsadığı bir ortama ulaşabilmek, bu kadar mı zor, okuduğundan, dinlediğinden anlam çıkarabilmek bu kadar mı zor, yüzyüze baktığınız insanların kimliğine bu kadar takılı kalıp, arkasını, önünü bilmeden herşeyin üzerine onlara birer işaret fişeği göndermemek bu kadar mı zor? Alelacele bir biçimde kesin yargılara da varıp, topyekün itham etmeye çalıştığımız bileşkemiz, bir zamanları dile pelesenk olmuş sözlerindeki gibi mozaik değil mermer’den ibaret bir bütüne mi sahip olduğumuz çıkarsamasına inanmamızı gerektiriyor. Yıllar ilerliyor olsa da, iyeliğimizi kotarmak, esenliğimizi sağlayabilmek yerine içimizde sürekli bir öteki yaratmaya çalışmanın getirisi ne olacaktır? Sorunların birbirileriyle oluşturduğu tanım, birbiriyle ilintililenmiş olan eşleştirmeler nereye kadar gerçek resmin uzağında tutacak hepimizi ayrıca bir soru olarak zihinlerimizde yer işgal ediyor. Dönüp dolaşıp, aynı yerde, aynı anda, aynı sözcüklerde takılı kalmamızı sağlıyor. Malumatfuruşluğa kendini kaptıranların deyim uygunsa kopardıkları yaygaranın, nasıl hayallerimizi elimizden çalmaya devam ettiklerini, gün gelecek onu da mumla arayacaksınıza kapısını aralık bıraktırdığını söylemek çok mu hayalperestlik olur, imdinin vardığımız noktasında?

Bu hayal imgeleminin gerçek ile imtihanında önemli bir miladı teşkil eden bir tarih olan 19 Ocak’ı da bu minvalde değerlendirmemiz gerekir. Ötekine olan tahammülün sınırlarının belirlendiği acının gün yüzü gördüğü 19 Ocak. İmgeleri, dili, açılımları vesair tüm değerlendirmeleriyle bu toprakların kökü içerisinde yer alması gerekirken, bir küfür tanımı olarak addedilegelmiş ermeniliğin ne olduğunun, ne kadar öteki olarak önyargılara teslim edilmişse de, asıl olanın içte taşınan niyet olduğuna inatla sahip çıkılması için biat etmiş, bu uğurda çok sesliliği savunmuş, olguları allayıp pullamadan, hayallerin bir zaman gerçeğe dönüştürülebileceğine sebat etmiş bir insanın, karanlığa teslim edildiği tarih 19 Ocak. Hayal dediklerimizin darlatılmış kapsamının çok daha ötesinde bir dünyanın kurulabileceği gerçeği üzerine kafa yoranlar için bir miladı teşkil eden bir tarih 19 Ocak. Muktedir olduğumuz, kendimizi ait sandığımız yurdumuzun içerisinde, neye ne kadar yakın olabildiğimizi, neyden ne kadar uzakta, göz ve gönülden ırakta tutulduğumuza işaret eden bir tarihti 19 Ocak. Hrant Dink, bildiklerimizden daha çoklarını söyleyebilecek bir kudreti işaret ediyordu, sözleriyle. Kusurlarını örtmek bir yana saklanıp gizlenmeden bu cemaatin kendi içerisinde soyutlanmasından ise, gerçek bir işlevsellik yakalamasına dair çözüm önerileri getirmeye çalışan bir imece yapılandırmasını temellendirmeye çalışan bir öncü, bir kâniydi. Bütün bunları düşünmek, hayallerin(mizi)ide yaşama geçirebilmek ise hala elimizdeki en önemli ödev, ölümünün üzerinden geçen iki yılın ardından. Sokağa daha çok çıkabildiğimiz, özünde aynı konulardaki endişeleri paylaşan, dert edinen, sorunların çözümü için kendisinin de fikrine sahip çıkılmasını dileyenlerin ortak temsilcisiydi, sözün hası, ezcümle.

Bu satırlar dahilinde birinci tekil şahısla notlarımızı, girilerimizi oluşturmamaya çabalamıştık. Ancak Hrant Dink’in kendime göre bir kaç cümlelik Ekşi Sözlük entrimi, buradan da sizlerle paylaşmak istiyorum. Taklıp bir kaç kere daha okuyabilmek, belleksizliğimizin, içselleştirilmeye başlanan ayrımı milliytetçilik duygusunun giderek ırkçılığa doğru evrilmesinin önünü alabilmek için bir küçük hatırat teşkil etsin diye, ötekinin de senden, ondan bir farkının olmadığının, senin kadar bu ülkeye sebat edip, senin kadar sıkıntılarına da en az sevinçleri kadar ortak olduğunun idrak edilebilmesi için, hala hayatı olumlandırabilmek için; “Ayrıştırmaların her türlüsüne karşı olabildiğince anlaşılır bir dille yazmaya, anlatmaya ve öteki dediklerimizi tanıtmaya çabalamış bir insan. Evet çok düz gelebilecek bir tespit ama her şeyden önce insan. karşılıklı olarak konuşulabileceğine, dış mihrak denilegelen (diasporaları vd.) başkalarını ortak etmeden dertlerimizi kendi aramızda paylaşıp çözümleyebileceğimize inanmış bir "insan". Ellerin bangın bangır bağırmasına, iletilerin (anladınız siz onu) sağlı sollu gelmesine inat durup dinlenmeden olayların üzerine, çözüme gitmeye çalışmış bir "insan". Anadolu'nun yurttaşları ile kucaklaşacağı günlerin özlemini betimlemiş bir "insan". Çözümsüzlük üretmenin yol almak olarak algılandığı bir coğrafya içerisinde konuşmayı ön planda tutmaya çalışmış bir "insan". Yazdıklarından cımbızla seçilmiş bir kaç cümle ile hedef haline dönüştürülmesi bile onu bildiklerini sayıp dökmekten alı koyamamış bir "insan"dı. Neticesinde katil zanlılarını savunanların hala kindarlıkları ile beraber ekranlarda yeni cürümleri işletmek için adına yüklemler taktıkları, meşreplerince kullandıkları "insan". Ve neredeyse pek çok önemli makamdan "insan"ın bilgisi olmasına karşın yitirilen bir "insan". Dip not almanın ötesinde "emir demiri keser" diyenlerin göz göre göre yitirttiği "insan". Söyleyin hala mı "Yabancı" bu "İNSAN"?”

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları
Su Çatlağını Bulanda... – Fikret İlkiz – Bianet
Tililili Projesi – Bianet
Fotoğraftaki Çocuk - Agos Gazetesi Baş Yazısı – Zelzele
Bugün 19 Ocak - Yıldırım Türker – Radikal
19 Ocak: Soğuk Eller ve Kurşunları – Güven Gürkan Öztan – Radikal
Hrant’ı Okumak ve Okuduğunu Anlamak – Nükhet Everi – Serbest Yazarlar
19 Ocak Azınlık Günü Olsun – Zeynel Lüle – Referans Gazetesi
... - Sedürt - Lordlar Kamarası
Unutsal – Radnor – Bozuk Kaset
Hrant Dink Söyleşisi : Gözünüzü Seveyim Benim Köküm Burada – Neşe Düzel – Bizim Hrant

Djivan Gasparyan Official
Djivan Gasparyan At Wikipedia
Djivan Gasparyan At Libra Music
Ilda Simonian Official
Ilda Simonian Interview By Serhan Yedig At Müzik Söyleşileri
Kim Tak Building Official
Kim Tak Building At Myspace
Harbour Records Official

Tomasz Bednarczyk Official
Tomasz Bednarczyk At Myspace
Gregor Samsa Official
Gregor Samsa At Myspace
Gregor Samsa At VPRO
Klimek At Myspace
Klimek / Sebastian Meissner At Random Industries
Klimek / Intifada Offspring
ISIS Official
ISIS At Myspace
ISIS Sgnl05

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel *IMG2081 By Garageolimpo / Alper Tecer
Whole Set
© Garageolimpo / Alper TECER
>>>>>Poemé
Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır – Tuğrul KESKİN

Yürürdüm, sakin ve yaprak döken sokaktan
İçinde aşk olan şeyleri arıyordum
İçimde sevgili yanması
Yürürdüm,yanıbaşımda bir sakız sardunyası
Konuşurdum usul ve uzun günler boyunca
Bi bakardım yüreğim de uçuk kızarması

- Yüreğim niye bu kadar ağzım ki.

Susardım sonra susardım sonra susardım
Büyük ağaçların altında oturur susardık
Arkadaşlar sevgilim ve yeni bir nehir

Bir ses; acılarınıza dönün şiir oradadır

Acıyı yanında bilmek olgunlaştırıyor insanı
Fesleğenin, fesleğen olduğunu öğretiyor birden
Şaşırıp kalırdık
Akşam vapuruna yetişememenin erdemiyle
Dağılmış pazarlara öteberi almaya giderdik

Dönerdim, ayakla çiğnenmiş sakız sardunyası
Anlamsız karmakarışık olurdu yüzüm
Bu yüzü bir kere görmüştüm işsizliğimde
İpekyolu düşü vardı, marlboro yoktu
O hayat, foss modernizm hiç yoktu
Her şey işte düşsel kitaplarda anlatılan

O kitap elinde van'a giderdik
Van kalesine çıkardık ellerin üşürdü
Ellerinin içi üşürdü hohlardım gün boyu
Konuşurduk sonra konuşurduk sonra konuşurduk
Kars kalesinde leblebi satardı bir adam
Adamın çehresini
Sonra nasıl bıçaklandığını çorum yolunda

Okuduğumuz kitaptan iki harf silinirdi
İki harf bir ölü askeri anımsatan
Korkardık, ayak izlerimiz karla örtülürdü

O zaman tut ki ben çok çirkindim
Sen çok güzeldin cesur ve bambaşka
-En güzel yerlerin oraların
Emer iki Ağrı yapardım onlardan
Çay içerdim karşısına geçip, dalardık ovalara

Uyanırdık, onlarca geyik binlerce kuş arasında
Üstümüzde bir rengi eksik gökkuşağı

O ilk ses; acılarınıza dönün şiir oradadır.
Kaynakça

Saturday, January 17, 2009

Deuss Ex Machina # 238 - Tree Of Conscience

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_238_--_Tree Of Conscience

12 Ocak 2009 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Actress-Hazyville (Werk Discs)
>1<-The Sight Below-Without Motion (Ghostly International)
>2<-The Sight Below-A Fractured Smile (Ghostly International)
>3<-Havantepe-Melody For Penelope (Sublime Porte)
>4<-Sines-Test Four (Echodub)
>5<-Sines-Beneath Me (Echodub)
>6<-Actress-Doggin’ (Werk Discs)
>7<-Actress-I Can’t Forgive You (Werk Discs)
>8<-I’m Not A Gun-9th Day (Palette Recordings)
>9<-I’m Not A Gun-Longing Mind (Palette Recordings)
>10<-Oracles Always Lie-At Least I Have Tried (Self Released)
>11<-Oracles Always Lie-There Is Not Much Left Behind (Self Released)

Tree Of Conscience Bölüm (238) – Baskın olan kaybettiğimiz vicdanlarımız. Herşeyi tartıp biçip medeniyete kavuşturduk ama düşünmesi bile tehlikeli olanı her an yanıbaşımızda tutmaya devam ediyor. Vah medeniyet vah!

>>>>>Bildirgeç
Sözcükleri birbirleriyle ilintileyebilmenin giderek zorlaştığı bir eşikteyiz. Dönemeçlerin keskinliğinde kelam edebilmenin zorluklarının da idrak edilebildiği bir deneyselliğin içerisindeyiz. Kendi evreninde tüm hızıyla sürüp gitmekte olan yaşantıların, nasıl aniden sıfırlandığının bilincindeyiz. İftihar etmekte olduğumuz insanlığımızın, modernliğimizin neresinden bakılırsa bakılsın vermekte olduğu en önemli sınavlarından birisinin içerisindeyiz. Hiçbir yere kaçışın olmadığı bu hengamenin, yangın yerinin tam da ortasındayız. Kelimelerin ardılında verilmiş olan manaları fazlasıyla gözardı edip, daha da dibine vurduğumuz güncenin fasitdairesi şimdiki durduğumuz nokta. Herkesin her bir bireye karşı neredeyse otomatiğe bağladığı eleştirilerinin artık deyim yerindeyse kinlenme patlamasına ulaştığı bir izleğin hamisiyiz. Karşılaşmaya korktuklarımızın çekincelerimizi gideremediğimiz, açmazlarımıza çözüm bulup aşamadığımız her bir sorunun, nasıl da önü alınmaz bir biçimde derinleştiğinin ortaya çıkarttığı bir şeridin seyircisiyiz. Karar anı; önü arkası yekpare bir bütünlükle ayrıştırıcılığın getirip kapılarına terki diyar ettiği bir dünya düzeni, dahilinden kıvranmakta olduğumuz. Rutinimizde tekrarladığımız, tekrarlarına alışkın, bağımlı kaldığımız. Bir tükenmişliğin aynası olan, gayri resmi seyir defteri haline dönüştürülen güncelliğimiz. Biçimlendirmeler sorunların maalesef karmaşık yığınlar tepelemeler halinde birikmesine engel teşkil etmiyor. Dünya, bombaların hakimiyetinde yeni eşiklere ulaştırılıyor. Aşama aşama, sessizliğin çığlıklarını duyumsamayanların üç maymunluğunda. Postakrostiş bir kramp dizilimi, kangrene doğru koşar adım yol alan, yok olmaya yüz tutan.

Kabul edilmez olarak sınırlarımızı çizdiğimiz konulardaki, en ufak detaylandırma veya çözümlemede nedendir hemen koruma kalkanlarımızı devreye sokuyoruz? Düzen kendini yenileştirirken, insanın da içinden nelerin silindiğini fark edebiliyor muyuz? Pratik kurgulanabilir, düzenlemelere bağlı kalmayı, bir şeylerin değiştirilebiliriliğini sınamaktan imtina ederek, tahribatı, yakıp yıkmayı yok etmeyi tercih ediyoruz. Yarattığımız ötekilerin çanlarına ot tıkmak yeni anlayışımız, yeni düzenimiz oluyor, harfi harfine.Zaman ilerliyor da ilerlemesine yerimizde sayan, insanlığımızın gelişmişliği, akil duruşu diye bir yanıt geçiriyoruz şimdilerde, içimizden. Çoksesliliğin açılımlarının yerinin giderek tekdüzeliğin kandırmacalarına bırakıldığı düzlemden ortaya çıkan ölümlerden bahsediyoruz. O resmi kayıtlardaki istatistik olarak geçiştirilmeye çalışılanlar. Rakamların önümüze serdiği, kuru kuruya bağnazlıkların, sonsuz kinlenmelerin, öteki addetmenin neticede acıları ortaya çıkartan ölümler, kısa süren yaşamlar olduğu gerçekliğidir. Gözlerimize inen perdelemelerle daha basite indirgenmiş, kanıksanmış uzaktaki hayattan kopan her bir canın bedeli, bizleri rahat mı bırakacak sanıyorsunuz? Topyekün, kendilerini sessizliğe elleriyle teslim eden yaşantılarımızın herhangi bir garantisi kalmıyor, şu anda böylesine bir derin ayrıştırmanın imdisinde. Susmak, herşeyin üstünü örten bir muamma dalgası olarak algılarımızı şekillendirmeye devam ediyor. Üzerine bombaların yağdırıldığı insanların varlıklarına şahitlik ediyor olmak, herşeyin karşılıklı kindarlığın üzerinde şekillendirildiğini gözlemleyebilmek, tepkimeyi yeni ölümler istemek üzerine kurgulamanın neticesinde, kötülüğün turnusol kağıdı halinden başka çıkarımı kalmadığının farkındalılığını sağlayabilecek miyiz?

Doktrinler, tezler karşılığında ortaya çıkartılan anti-tezlerin taşıdığı odak, masumiyetimizin ezlden bu yana kirletilmesinde son aşamaya geldiğimizi ortaya çıkartılmasıdır ha keza. Görünmez, bilinmezliği olan aysbergin görünür kılınmasıdır. Ufkun sınırlarına varılmasıdır. Dirliğimizi sağlayabilmek için de ,muasır medeniyetimizi sürdürebilmek için de, teknolojinin gelişmişliği karşısında da, bağnazlıkların görece azalıyor sanrısıyla yaşamımızı sürdürüyor olsak da, aslolan tek dişi kalmış canavarlarımıza her yeni gün, yenilerini imece usulüyle eklemlememizdir. Bir zamanların mağduriyetinin artık göz göre göre, hesapları değiştirdiği, kendi kurallarına göre yaşama imkanına sahip olunabileceği ya da tercihe bağlı olarak ölümün seçilebileceği bir evreye girmiş bulunuyoruz. Karşıtlığında kendine yer bulacak olan savaşımın da terörizmi körüklemesi, dinselliği motif olarak her bir eyleminde kurgulaması da bu ve benzeri ayrıştırmaların çoğalmasına sebebiyet veriyor. Paylaşmadığımız üzerinde yaşamımızı süre durduğumuz kara parçalarında ötekine nefes aldırmamak üzerine kurulmuş bir çarkın sınırlarının, dar alanda kıstırılmaktan başka bir şeyi betimlemediğine vakıf olunmadıkça, gerekçesi olarak ne sunulur ise sunulsun sonuçta öldürme eyleminin, korkutuculuğu, can yakıcılığı afaki bir biçimde karşılaşmaya hazır olunacak sonumuza sevk ediyor bizleri. Kinimiz, sevgimizden daha da büyük bir bütünlük arz ediyor son kertede, bu evrede, bu evrende. Sorunlarımızı sizli, bizli koalisyonlarla ayrıştırmak yerine acı gerçekliğin ortaya çıkarttığı resme odaklandığımızda bunun cevabına da ulaşacağız. John Pilger'in New Statesman için kaleme aldığı, “Sessizlik Yalanı Gazze'yi Yutuyor” makalesinden de olduğu gibi alıntılayalım: “Zira Gazze'de yaşananlar çağımızın tayin edici anı; ya savaş suçlularına sessizliğimizle dokunulmazlık bahşederken kendi aklımızı ve ahlakımızı kaybedeceğiz, ya da bu bize sesimizi yükseltme gücü verecek.” Kudretli olduğumuzu sandığımız modern dünyanın sınırlarında daha fazla acı çekmemek, çektirmemek için. Kahrolsun X'ler Y'ler demeden günahsızlığımızı tartabilmek, sonra ilk taşı atabilmek, gerçekle yüzleşebilmek için...

Sanat böylesine dehşetengiz günler içerisinde seslendirilmesi gerekli olanların, zamanında iletilebilir yansımalarını barındıran bir çatıyı oluşturur. Açmazlar öylesine çok iken, sesler susturulmuş iken bile sanat içeriğini oluşturan muhalifliğinden de taviz vermeden, hataların üzerine gidebilmeyi, soluksuz kalmış dünyamızın endişe verici kördüğüm anlarında, anlayışlarımızı, yeniden gözden geçirebilmeyi mümkün kılar. Öylesine bir bağlaç oluşturmak da değildir üstelik, üstünkörü yarım yamalak, olduğu gibi tüm disiplinlerin feveranları ile gözlere inen perdelemelerin bile aralanabileceği bir yansı bütünü izlek ortaya çıkar, her bir açılımda, sunumda, yazınsalda, notada vesair iş-te. Muhalifliğin tanımına da yeni önermelerin eklenebilmesini sağlar. Anakronik olarak içselleştirilmiş, detaylandırmaların doğru yanlışlarını anlayabilmemizi olası kılar. İş bu güncenin ana çatısını oluşturan, her seferinde farklı bir rotasından izleği, hayat ile ilintilemeye gayret ettiğimiz müzik de bu minvalde dilimiz döndüğünce de bahsetmeye çalıştıklarımızı tamamlayan bir yapıyı sağlar. Olabildiğince genişleyip, esneyebilen, düz mantığın kör gözüm parmağıma sabitlenmesinin dışını aralayıp, düşündüren bir yapılandırma ortaya çıkartır. Müziğin sınırlandırılmamış örneklerine dair çıkarımlar gerçekleştirmeye çalıştığımız, sözünü etmeye değer bulduklarımızı paylaşma gayretinde olduğumuz bağımsız müzik programımız Deuss Ex Machina'nın Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz bölümü içerisinde yukarıda öz olarak belirttiklerimizden hareketle bir seçki oluşturmaya çalıştık. Kimliğin önemsizliğinden hareket ederek, anonimliği ortaya çıkartan yansımaların, yüksek teknolojiye nazire yaparcasına bağlı kalınan analog enstrümanlardan damıtılan seslerin, disiplini olan techno'nun türlü farklı yönelişimine göndermelerini barındıran “Hazyville” albümüyle Actress'i haftalık albüm önerimiz olarak sizlerle paylaşıyoruz.
Salt müzikal bir disiplin olmasının yansıra, içeriğindeki değişkenlerinin çokluğu ile çağdaş elektronik müziğin sınırlarının yeniden tanımlandırılabilmesini olası kılmış bir kaynak techno. 80'li yılların ilk çeyreğinden bu yana gelişimini sürdüren bir müzikal izlek için tanımlama sanırız yanlış olmayacaktır. Kollektifliğin getirisi olarak ortaklaşa kotarılan, isimsiz plakların yüzeylerine kazınan melodi kesidi, endüstriyel tını yığınları ile bütünlendiğinde ortaya çıkartılan sentez, bugün dinlediğimiz “elektronik müziğin” alt yapısını da oluşturmaktaydı. Ulaşılabilir bir form olmasının dışında, içeriğe eklemlenmiş mesajları ile toplumsal değişkenlere dair alt okumalara, politik göndermelerle, zeki hicivlerin merkezi olarak konumlandırılmış bir tür techno. Deyim uygunsa hayal gücünün müziği. Etrafı çoktan sarmış olan buhrana, kasvete karşın bir varoluş deneyimi, sosyolojik, politik ve bir çok yönden aktivist. UR (Underground Resistance), Blake Baxter, Drexciya gibi ana akımla taban tabana zıt, yaratılmış olanın değerini daha iyi anlamlandırılabilmesi için kendilerini geri planda tutmayı bilen bir kolajlama sanatı üstatlığı technoyu derinlemesine incelediğimizde karşımıza çıkan tespitlerden birisi olduğunun altını çizebiliriz. Notasal eleştirilerini sağlamlaştırmak için laf ebeliğinin cambazlarına kapısını aralatan, ses kesitlerinden derledik mizansenlerle de kendi sözcüklerini kotarmaya çalışan alternatif dilin varlığını da belirtebiliriz. Bütün bu cümleler, ismi dışında herhangi bir bilgiye ulaşamamış olduğumuz Darren J. Cunningham'in projesi olan Actress'in kayıtlarında kulaklarımıza çalınanların çağrıştırdıklarından mülhem bir serbestleme. 2004 yılında temellerini attığı, Werk Discs etiketinin hem kurucusu, hem de yenilikçi isimlerin çalışmalarını paylaşabilmesinde yardımcı bir kaşif olduğunu da ekleyebiliriz belki Actress'i ve müziğini detaylandırma çabasında.

2004 yılında yayınlanan “debut” kısa çalar No Tricks bu çözümlemenin örneklerini barındıran dinleti bütününden menkul bir kayıt olacaktır, sanatçının diskografisinde. Çoğunlukla yer altının müziğinin ana eksenini oluşturan hip-hop’un eli yüzü düzgün, akıllı dans müziği kolajlaması olan Credit Da Edit içeriğin farklı yüzeylerinde tazelik barındıran bir açılımı bütünler. Eski sınıf Detroit technosuna haiz olan ses kesitinin üzerine yapılandırılan, 2step kurgu Bassline FM, DJ Cam gibi enstrümantalistlerin izinin takipçisi olan, aynı dönemin ürünü olarak tanımlayabileceğimiz sert karaşınlık Linear Tae Fuck gibi çalışmalar, yüzeyler arasında geçişlerin olduğu bir miksteybi hatırlatır pek çok zaman. Saydam bir tabakanın üzerinde bir belirip, bir kaybolan melodika yığınından oluşan, tasvirlerle izahatinin zor olduğu bir deneyimi vaad eden Giid, dub techno’nun sınırlarını temsil eden bir doğaçlamayı oluşturan Cross Dresser gibi zamanının ilerisine odaklanmış bir dinleti, kayıttan dinleyicilere ulaşır. Alternatif bir açılımın peşi sıra ilerleyen bu güzergahın devamı ise yaklaşık dört sene sonrasını bulacaktır. O ara dönemde, Cunningham ya da Actress Werk Discs etiketiyle sınırlı sayıda basılan idm, electro, grime ve dubstep üzerine şekillendirilmiş Grim Dubs serisi ve Radioclit, Disrupt, Zomby, Lukid gibi yeni isimleri keşfettiğimiz kayıtların yayınına odaklanır. Her biri birbirinden bağımsız rotalarda yukarıdaki değindiğimiz müzikal disiplinlerin harmanıyla örgülenmiş alternatif müziğin de kapsamlı, detaylarda tamamlanan bir kayıt dizini ortaya çıkarılır.Geçtiğimiz kasım ayı içerisinde yayınlanmış olan Hazyville ile ilgili notlarımıza geçelim. İstikrarlı bir biçimde kayıtlar yayınlayan Werk Discs’in ses kimyasını da barındıran, Detroit Techno’nun sihiriyle, elektronika, enstrümantal hip hop, downbeat gibi alt disiplinlerden beslenerek şeklini kazanmış, tümü canlı olarak özel seanslarda kaydedilmiş bir albüm, Hazyville. Durağanlaşıp, tekrarlara dayalı olarak kendi içerisinde ağır bir mağlubiyet almakta olan minimal techno’nun aksine, değişkenlerle fazlasıyla oynanması ile ortaya çıkan deneysellik en azından bir süreliğine daha, techno’nun özünde aksamanın olmayacağı konusunda endişelerimizi yersiz kılmayı başaran bir önermeyi barındırıyor çalışma daha en başından. Ritmik öğeleriyle bir yandan Chicago House’un kuvvetli unsurlarına ev sahipliği yapan, endüstriyel ses döngüsünün (loop) techno’nun karakteristik baskınlığında hemhal olduğu Again The Addiction, saha kayıtlarından elde edilmiş seslerin manipüle edilmesiyle elde edilen altyapının dub techno’ya bağlantılanmasını irdeleyen, program içerisinde de paylaştığımız Doggin’ parçasıyla albüm katmanları arasında ilerlemeye başlıyoruz. Perküsyonun ritmi sağlamlaştırdığı, Ricardo Villalobos’un daha çok setlerinde yer verdiği etnik-eklektik techno’nun bir başka yüzünü karşımıza çıkartan, deneyi bu sefer Actress tarafindan Detroit üzerinden bağlantılandırıldığı Ivy May Gilpin gibi öznel kayıtlar kulaklarımıza çalınıyor.

2004’de yayınlanan debut kısa çaların izinden hareket eden ve geçtiğimiz yıl içerisinde en çok bahsettiğimiz prodüktörlerden birisi olan Flying Lotus’un Los Angeles kaydında yapmış olduğu hip-experimental harmanının, naif bir örneğini tanımlandıran I Can’t Forgive You ile Underground Resistance’ın isimsiz plaklarına bir geniş dönüş gerçekleştiriyoruz. Saydam tekno yüzü bir tarafında, hip hop ile elektro bileşkesine diğer yanda ev sahipliği yapan kayıtları hatırlatmayı sağlıyor.2002 yılında vefat eden James Stinson dışında ekibin üyeleri konusunda duyumlar dışında bilgi sahibi olamadığımız Drexciya ekibinin, zamanında fırtınalar kopartmış olan elektro bağlaçlı technosunun da izlerini barındıran, yapılandırması ile başka zamanların seslerinin birbirleriyle uyumlu bir sinematik bütünlüğü ortaya çıktığı Crushed, elektronun çiğ kurgusunun, akıllı dans müziği formundaki kesitleri karşılaması neticesinde ortaya çıkan, albümün de isim parçası Hazyville ile finale ulaşıyoruz. Organik döngünün, keskin yüksek ritmli tech-funk’a evrildiği Green Gal parçasıyla Actress hem eskilerin özel kayıtlarına dair özlemi gidermemizi sağlıyor, hem de elektronik müziğin dans edilebilir kurgularında da nitelikli işlerin çıktığını bir kere daha hatırlatıyor. Techno’nun ait olduğu kültürünün çalakalem kopyalarına ev sahipliği yapmakta ısrar eden sonradan minimalistlerin başına darısı....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçaları:
Sessizlik Yalanı Gazze'yi Yutuyor - John Pilger - New Statesman - Radikal
Barışı Bir Tek İsrail ve ABD İstemiyor - Norman Finkelstein - Açık Radyo
Çalıntı Topraklar Üzerinde Uzatmaları Oynamak - Gilad Atzmon - SolFaSol
Dayanışma Gönüllüsü V.Arrigoni Gazze'den Yazıyor: İnsanca Kalın - Sendika.org
İsrail'den Mesajınız Var - Mert Ataol - Serbest Yazarlar
Sözler İsrail'i Yaralamıyor - Güney Yıldız - Tarık Ali Röportajı - BBC Türkçe Servisi
Hüzün Kayıtları - Uğur Kutay - Birgün

Actress At Werk Discs
Actress At Myspace
Actress Review At Boomkat
The Sight Below At Ghostly Int'l
The Sight Below At Myspace
Thom Yorke Likes The Sight Below
Havantepe Official
Havantepe At Myspace
Havantepe Winterschlaf EP From Sublime Porte
Sines At Echodub
Sines At Myspace
Anechoic Chamber Comp. At Echodub
I'm Not A Gun - Takeshi Nishimoto Official
I'm Not A Gun - John Tejada Official
I'm Not A Gun Mirror Review At Beatportal
Oracles Always Lie At Myspace
Oracles Always Lie At The Sirensound

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel *Save Gaza! By *Enchanted © *Enchanted
Actress Photos From:
Becky Maynes Flickr Page &
Discogs.com Database

>>>>>Poemé
Çağcıl Söylen – Bertolt BRECHT

Akşam savaş alanına çöktüğünde
Düşmanlar yenilmişti
Telgraf tellerinin tınıları
Haberi uzaklara taşıdı

Dünyanın bir ucunda için için yandı
Bir haykırış, gökkubbede parçalanarak
Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan
Ve esrik göğü aşan.
Bin dudak ilençle soldu
Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı.

Dünyanın bir başka ucunda
Bir sevinç, gökkubbede parçalanarak
Büyük bir sevinç, bir eğlence, bir çılgınlık
Rahat bir soluklanma, gerinme
Bin dudak eski bir duayı söyledi
Bin el inançla birleşti.

Gecenin geç saatlerinde
Sayıyordu telgraf telleri
Savaş alanında kalan ölüleri-
O zaman dost ve düşman sessizleşti.

Yalnız analar ağladı
Her iki yanda.

Turgay FİŞEKÇİ’nin Çevirisiyle

Sunday, January 04, 2009

Deuss Ex Machina # 237 - Life In A Glasshouse – Report’08

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_237_--_Life In A Glasshouse – Report’08
"Sene Devir Oldu, Baki Kaldı Tınılar"

29 Aralık 2008 Pazartesi gecesi ‘canlı’ gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Guest: Sühan Gürer (Proodos / Dinleme Parkı)
>1<-Machinefabriek-Fonograaf (Dekorder)
>2<-Aidan Baker & Tim Hecker-Hymn To The Idea Of Night (Alien8 Recordings)
>3<-Koushik-Out My Window (Stones Throw Records)
>4<-Pivot-In The Blood (Warp Records)
>5<-Benga & Coki-Night (Tempa)
>6<-iTAL tEK-Wind Tunnel (Planet µ)
>7<-Why?-The Hollows (Live At Eli’s Live Room) (Anticon / Tomlab)
>8<-Nine Inch Nails-21 Ghosts III (The Bull Corporation)
>9<-Mogwai-Danphe And The Brain (Matador / PIAS)
>10<-Portishead-Third (Island Records)

Life In A Glasshouse – Report’08 Bölüm (237) – Günler birbirilerini kovalayıp geçiyor, hayat hataya mahal vermeyen bir dakiklikle. Ne çok ümidimiz vardı oysa hayata geçirmekte aceleci davrandığımız, ne çok istek ve temenni, bir cam kubbenin içinde tıkılı kaldık...

>>>>>Bildirgeç
Çark tüm hızıyla dönüyor. Hızı ve rotası kestirilmiş olanın peşi sıra gidip geri gelen bir çemberleme, devamlılığı sağlayan bir yönergeler bütününden mülhem yapısal karşımıza çıkıyor. İçinde geçiniyor, geçinip gidiyormuşçasına kendimizi kaptırıverip gittiğimiz bir yapılandırma. Durağanlaşmadan, sonu ne olur bilinemeden gidilen bir seyahat gibi dönemeçlerin keskinliğinde çokça vakıf olamadığımız bir çark, etrafımızı sarmalamakta. Öngörüler ve beklentilerimiz aksini gösteriyor olsa da, en azı temenni, yokuş yukarı çıkmak için tersinden hareket ettiğimiz bir duruma çıkartıyor, bu çark ve onun getirdiği yaşamsallık. Farkına varmak yerine ısrarcılığımızla dar alanda kıstırılmışlığımızın simgelesi de olan çark. Tükenme deyiminin, sonuna kadar hakkını verdiğimiz bir mücadelenin sahasını oluşturuyor bu çark haddizatında. Bir örnekleşmeye başlayan, farklı seslerin tek bir ses haline indirgenmesini sağlaya duran bir hengamenin de merkezinde konumlandırılan bir evren, aslında. İdeyi oluşturan, zeminlerin artık eskisinden de zor bir biçimde kurgulanabildiği bu evrende, açmazlarımızı da simgeleyen, kimler olduğumuzu da açık seçik beyan eden, günlerin önünü arkasını belirginleştiren, kapsayan bir olgular dizini karşımıza çıkmakta. Sessizliğin içerisinde yol almaya çalışmak kadar ürkütücü, ahalinin gelgiti içerisinde tek başına ayrıştırılmanın eziciliği kadar gerçekçi, hiç gidilemeyen, gidilemediğinde de kanıksanması daha kolay olan acıların, yanı başınızda kopan çığlıklarını duymak kadar sahici bir çark bu devinim. Çarkın dişlileri bir gün sizi de kapabilir!

Asgari müşterekte birleşmeyi unutan bir neslin ahvali olarak daha fazla dibe batmamak içinde farkına varılması gerekenleri işaretleyen bir süreç, bu debelenip durduğumuz. Görülmesi gerekli olanları süs, püs yığınından arınmış bir biçimde idrak edebilmek için faydalanabileceğimiz bir görüngü tümleteci. Pundunu bulduk mu, kulbunu takmaktan geri kalmadığımız, her halukarda kendimizi haklı görmenin dışında da fikirlerin olduğunu anlayabilmemizi sağlayan bir bağlaç. Öyle ki, çoğunlukla geleneksel bir söylem haline getirilen sınırlandırmaların dışına çıkabilmenin bile belirli bir riske bağlantılandığı, bir zaman diliminde çarkın varlığını da kanıtlamış olacağız. İçselleştirmenin getirisi olarak belki daha fazla hataya meyil edeceğiz, ancak sonuç ne olursa olsun kırk kere doğrudur bu denilerek sunulanın da çok da doğruyu belirtmediğinin idrak edeceğiz. Durumun vehameti karşısında, bana dokunmayan yılan bir yaşasın kisvesinden kurtuluşumuzu da sağlayabileceğiz. Dünya denilen şu sahnenin üzerinde figüranlıktan kurtulabilmeyi de deneyebileceğiz belki kimbilir? Sorunun içerisinde bile kendi yönünü tayin eden bir bakışıma sahip bir imge çark. Duraksız bir koşuşturmacayla nihayete ermiş bir senenin ardından ortaya çıkartılabilecek detaylandırmalar bütününü de kavislere girmeden açıklayabilmek için kullanmaya başvurduğumuz bir 'simge' olarak betimleyebiliriz. Birbiriyle ilintili olan, her bir adımda, her yaşanan günde karşılaşmak zorunda kaldığımız 'sorun' gerçekliğini de ortaya çıkartabilen bir bütüne ulaşıyoruz. Çarkın dişlileri arasında seyrüseferimizi sürdürmeye çabalarken. 365 gün altı saat, ardılımızda kaldı, söyleneceklerin daha en başında olduğumuzun da farkındayız, bu satırların aracılığı ile sizlerle uzunca zamandır konuşup, dertleşmemiz de biraz da bu çarkın devinimine hız katabilme gayesiyle sürüyor. Her bir yeni adımda, her bir tümcede, olabildiğince kartları saklamadan, açık bir biçimde, fikrimizi paylaşma gayesiyle.

2007 yılının değerlendirmesinde kaleme aldığımız üzere, giderek grileşen, hatları keskinleştirilen, biz, siz, onlar ayrıştırmalarına girişilen bir evrenin varlığından dem vurmuştuk. Geçen bir senenin ardında hala aynı noktalardaki eksikliklerin varlığını koruyor olmasını, istisnasız bir biçimde ötekileştirmenin artık çok olağan bir şekilde lince doğru evrilmesinin seceresini ortaya koyan nice hatalarla karşılaştık. İlerletilmeye çalışılan açılımların aslında var edilmeye çaba sarf edileni de zora soktuğunu çeşitli kere çoklu karelerde irdeleme imkanına sahip olduk. 21. yüzyıl içerisinde olmamıza karşın eskilere terk edip, ardımızda bıraktığımızı sandığımız kafatasçılığının yeniden sahnelemesine tanıklık ettik. Sesler ekip, sessizliğin çok daha fazla yaygınlaşmadan durumun fecaatliğine dair çıkarımlar gerçekleştirdik. İşitilmesi bir yana konuşulması üzerinde bile problem bulunan konularda daha söylenecek şeylerimiz olduğunun farkına vardık. Kesintisiz bir biçimde hayatımızı etkisi altına alagelen olguların izlerindeki çoruşmalara, kakafoniye ulaştık. Dipsiz bir kuyu halini alan Avrupa Birliği maceramızın nihayetinde bu senede nadasa bırakıldığını, getirilerinden birisi olan demokratik açılım taleplerinin bile duyulmaz olarak sınıflandırıldığını idrak ettik. Emeğin saygınlığının 2008 'de arttırmasını beklerken 1 Mayıs'da yine yeniden Taksim'in kuşatılıp, emekçilere geçilmez kılınmasını gözyaşı bombalarının başrolünde, hazır ve nazır teyit ettik. Ekonomik dengelerin daha fazla rayından çıkmasının ardından, hamdolsun bizi teğet geçen bir krizle burun buruna geldik. Bir tümce öncesinde bahsettiğimiz emeğin ne kadar da kolay gözden düşürüldüğünün, istatistiki bilgiler haline dönüştürüldüğünü de, işten çıkartılmalarla beraber yeniden fark ettik. Fark ettik ki, korumaya çalıştığımız bu çarkın aslında başkalarının oluru olmadan, ne bir adım ileri, ne bir adım geri götürülebildiğini de ha keza. Mecazi olması bir yana fikir denilegelen bütünün sunumlandırılmasında vaha görevi üstlenen, bilgi dediğimiz şeyin en ham halini de, en yoğunlaştırılmış makalelerini de bir arada bulabileceğiniz internette geleceğin ön izlemesini de geride bıraktığımız yılda, yüzlerce yeni sitenin engellenmesi ile beraber yaşadık. Bilgiye ulaşabilmek için tünellerden, geçitlerden, ayarlamalardan geçilebildiği bir bilgi kaynağımız oldu vesselam. Kıstas yerini kıssaslara bıraktı.

Dünyada yankısını kısa sürede bulan “umut” dalgalanmasının ne kadar kısıtlı bir sürede haşat edildiği gerçeğini de idrak ettik. Bir şeylerin değiştirilebilirliğine olan sebatın, gerçekten istenildiğinde başarı olarak geri döneceğine olan tutkunun süresinin, kutsal dengelerle örgülenmiş çarkın, talimatnamesine şartsız uyulmasından geçtiğini öğrendiğimiz ana kadar olduğuna dair çıkarsamaya tosladık. Baştakini, umudun ne kadarının kaldığını ise 20 Ocak 2009'dan sonra görebileceğiz. Popülizmin dümdüz ettiği, başlıklara taşıdığı, dışlaştırdığı, dış kapının mandalı bellediği insanların başlarına gelenlerin günyüzü bulduğu bir 2008'i geride bıraktık. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)Genel Sekreteri, Tayfun Görgün'ün 10 Ekim'de açıkladığı gibi hukuksuz cezalandırma bir devlet politikası halini aldı. Muhalifliğin tamamiyle sindirilmesine çalışıldığı, pek çok konuda olduğu üzere, işkencede de gözleri görmez, kulakların duymaz kılındığı, çalışıldığı, çok sesi çıkanın bir şekilde susturulduğu bir düzenin, cânı nasıl kolay bir biçimde zapt edebildiklerini şahitlik ettik. Türkiye'de Engin Çeber, Yunanistan'da Alexandros Grigoropoulos'un ödedikleri bedelin, gün gelir hepimizin kapısını da çalabileceği gerçeği ise en büyük derslerden birisini uslara düşürdü, ahir zamanımızda. Mahşerin gözlerimizin önündeki canlandırılmasıydı bütün bunlar bildiklerini kendine saklayıp susmanın, sıradanlaştırılan çarkın içinde diğerleriyle herşeye evet diyebilmenin, yaşamak için öncül olduğunun alt yapısıydı. Öyle ya, ses etme konuşabilme ve diyalektik oluşturabilmek uzay çağında daha mümkün değildi, olur alınmadan. Yılın son günlerinde yaşanan Gazze Katliamı da, bu karaşın 2008 tablosunu daha da vahimleştiren bir yönü ortaya çıkarttı. İnsanlığımız, yıllardır süren gücü yetenin güçsüzü ezmeye devam ettiği kanlı bir finale daha imza atılıyordu. Sözün bittiği yer tabirinde bir evre daha açılıyordu, uzunca bir süre daha etkisi yadsınamayacak bir biçimde etkisini an itibariyle daha da korkutucu bir görünüme evrilen.Son sözü, Birgün Gazetesi yazarlarından, NTV Haber Müdürü olan Mete Çubukçu'nun Radikal'e verdiği yeni yıl temennisi tamamlasın: 2008 iyi başlasa da sonu pek iç açıcı geçmedi. Ekonomik kriz keyif kaçırdı, İsrail’in Gazze’deki çocuklar üzerine ‘döktüğü kurşun’ tuz biber ekti. Bu karamsar hava 2008 ’in en iyi haberi olan ‘Obama rüzgârını’ bile durdurdu. 2009’da enseyi karartmayayım ama insanlık alemi olarak vicdanımızı, adalet duygumuzu, ilişkilerimizi bir kez daha gözden geçireceğimiz bir yıl olsun.

Müzik, bu birbirleriyle en başında bağlantılı görünmeyen, ancak dikkatli bakıldığında çarkın işlevini yitirmesine neden olan durumları irdeleyebilmemize, sağlıklı yorum getirebilmemize, resmin genelini anlayabilmemize yardımcı olan bir bağlantıyı sağlıyor. Değişkenlik arz eden makamların birbirleriyle oluşturdukları ses dehlizleri, yeni rotalar, yeni düşünceleri beraberinde getiriyor. Hiç olmadığı kadar çoğalan bir biçimde muhalifliğin ön plana çıktığı, gündelik dilin içinde kendine yer bulan söylemlerin üzerine giderek alternatifi kotarmaya çabalayanların çoğaldığı bir dinlencelik kulaklarımızda yer etti.Uzun uzun, nağme nağme. Kimi zaman düşündürücü bir egzersizi sundu, kimi zaman zihin dağıtan bi kurguyu, doğaçlamalarla şekillendirilen bir mizansenden, hayatın gerçek kesitlerine uzanan laf ebeliği dolu göndermelere, imtiyasızlığını sonuna kadar kullanan biat etmek yerine alternatifi geliştirebilmek konusunda deneyselliğin kapılarını aşındıranlar 2008'in müzikal izleğini oluşturdu Deuss Ex Machina dizininde. Birazdan göz gezdireceğiniz 45'lik listemizde de bu minvalde, yol gösterici olmuş, çeşitli kereler programımız içerisinde yer vermeye çabaladığımız çalışmalardan bir derlemeyi bulacaksınız. İliştirilen notlar ile beraber, dinlemek için bir öneri bütünü.Çünkü bu satırlardan ne kadar yazılırsa yazılsın, müzik en doğru mesajını dinleyiciye ulaştığında karşılığını bulan bir önerme. Çünkü müzik, yaşamanın daraltılmış sahalarından daha geniş bir perspektifi yakalayabilmemizi kolaylaştırabilecek kadar içselleştirebileceğiniz tınılar bütününden menkul. Deuss Ex Machina'nın da çatısını oluşturan, kaynakça olark faydalandığımız, sizlerle paylaşmaya çabaladığımız müziklerin kulağımızı birazcık da olsa daha farklı olana açabilmesi temennisiyle. İyi Dinlenceler...
01 – Portishead – Third (Island Records)

Kişisel bir not defteri edasıyla kaleme alınmış, nükteli, iğneli ve derinlerimize kadar işlemiş olagelen şiddet sarmalının paralelinde şarkı sözlerinin arzı endam ettiği, kasvetin beraberinde getirdiği acıların anatomisini ortaya çıkartan detaylardan beslenen bir ekol ekip, Portishead. Kurşuni griliğin göğün ve yerin platolarını kapladığı bir zaman diliminde, sözlerini sakınmadan, çıkışlarını sağladıkları trip-hop eksenini riske girip yeni yüzeylere taşımaları bile başlı başına önem teşkil etti üçüncü albümleri olan Third'de. Varolanın dışındakilere kulak kabartmamızı sağladılar. Geoff Barrow, Adrian Utley ve Beth Gibbons, deneysellikte ustalaşmanın getirisini de her bir parçasında ayrı bir zevk alınacak, zamanımız katastrofunu de dillendiren bir masal haleti ruhiyesine büründürerek Third'ü kulaklarımıza ulaştırdılar Bitmeyecek bir kalp çarpıntısında umutsuzluğun çoraklaştırdığı insanlara düşünme imkanı sağladılar. Yılın En İyi Albümü.02 – Mogwai – The Hawk Is Howling (Matador – PIAS)

Stuart Braithwaite ve şürekasından müteşekkil Mogwai topluluğu No Future = No Education (Fuck The Curfew) kısa çalarını da kaydettikleri Chem19 stüdyosuna 10 yılın ardından geri döndüklerinde, çiğ melodilerle beslenen, gürültü hüzmelerinin izdüşümlerine kapısını aralatan The Hawk Is Howling albümüyle geçtiğimiz senenin önemli kayıtlarından birisinin altına imzalarını attılar. Sınırlara bağımlı kalmadan, yenilenme zamanı geldiğinde kabuğunu tereddütsüz biçimde değiştiren, etiketlenemeyen müziklerindeki seyrüseferlerinde, sözü de kararında kullanarak yeniden şaşırtmayı başarırlar. “Lanet olasıca vurdumduymazlığın, neredeyse gerçek amâlardan daha görmez insanların kalp yaralarındaki kabuk bağlanmışlıklarının eziciliğine inat ederek, direniş sözü geçtiğinde o ne ola ki zırvalamasının diyarlarında Mogwai çişeltileriyle, duru bir uyanışı simgeliyor. Teşvik ediyor.Durduk yerde hiçbir değişim olmaz biraz da siz çaba sarf edin demeye getiriyorlar sözü, ki hiç haksız değiller...”03 – Nine Inch Nails – Ghosts I – IV (The Null Corporation)

Ürettiği çalışmalar ile modern müziğin mihenk taşları arasında yer alan Trent Reznor’un, fikir olarak son derece önemli ama değeri maalesef anlaşılamamış “Year Zero” kaydının üzerinden altı ay geçmiş iken, Interscope etiketiyle olan ihtilaflı ayrılığının ardından ekibiyle ortaya çıkarttığı “Ghosts I – IV” enstrümantal detaylandırmaları yeni eşiklerin muştulayıcısı olan bir kayıt olarak dinleyicilere ulaşır. Geçişleriyle tını dehlizlerine açılan, melodik yapıların da çoğu zaman ütopik yansımaları dirilttiği tonlamalardan beslenen bir bütünlük ilk bölümden itibaren kendini gösterir. Albüm kaydı sırasında Reznor’un değindiği gibi, bir parça oluşturma sürecinde, önceliği görsel malzemelerden esinlenmeye, onların çağrıştırdığı yer, imgelem, durumlar üzerine odaklanarak tıpkı bir soundtrack gibi detaylarda büyüyen kompozisyonlar dizisinin yapılandırılmaya gayretlerinin de sağlamasıdır. Kendi müzikal evrenlerine dahil olduğunuz Nine Inch Nails akışlarıyla pek çok şeyi açıklamaya vakıf olan birer methiye haline dönüştürüyor. Her bir hayaletin karakterinde başkalaşmış, mekanikleşmiş insallık hal ve gidişlerine sert eleştirilerde bulunuyor. 04 – WHY? – Alopecia (Anticon – Tomlab)

İçeriğin giderek boşlanması, birbiri ardına benzeşen aynı akorlardan türetilmiş bir müzikal disiplin haline dönüşen ‘indie’nin 2008’de vasatı aşmasını sağlayan önemli kayıtlardan birisine değinmek istiyoruz. Jonathan Wolf, Josiah Wolf, Doug McDiarmid aka Douq ve Austin Brown dörtlüsünden oluşan WHY?, 2005 yılında yayınlanmış olan “Elephant Eyelash” kaydında tertipledikleri Bay Area Rock band formuna yaklaşan bir evrim geçirmelerinin ardından gün yüzü bulan Alopecia ile ne kadar ciddi olduklarını bir kere daha kanıtlamayı başardılar. Sözlerin derinlerinde günyüzü bulan çelişkileri, bunları tamamlayan folk kesitlerinden, rockabillylere, elektronika kümelerden, alaşımın kökünde yer bulan hip-hop’un alameti farikası olan laf ebeliğinin incelikleri ile bütünlemelerinin neticesini de kısa sürede almayı başarırlar. Yaşamın sert duvarlara çarpa çarpa ilerlediği bir zamanda, pusun ardılında ortaya çıkanları fark etmek için kimi zaman uyarıcı, kimi zaman da yönlendirici bir vazife Alopecia’ nın Deuss Ex Machina’nın da başatlarından birisi olmasını sağladı.05 – iTAL tEK – Cyclical (Planet µ)

Dinlemiş olduğunuz müziğin geçmişin önemli çıkışlarına benzeştiği anları teyit ettiğiniz olur mu? Saf formüllerle örgülenmiş, birbiri içerisinde değişkenlik arz eden yapılandırmaların üretim safhalarını da merak ettiğiniz oldu mu? Elektronik müziğin giderek bir popüler meta haline dönüştürülmesinden siz de muzdarip misiniz? Bu soruların bir veya birkaçına yanıtınız evet ise, Alan Myson’ın “iTAL tEK”i Cyclical albümünde derlediği ses öğeleri ile elektronik müzik dinleyicilerini tatmin edecek bir bütünü ortaya çıkartmayı başardığını belirtelim. 90’lı yılların elektronik müzik algısındaki Leftfield seslerini, deneysel bileşkeleri ile akıllı dans müziği sularına dolaştıran, partisyonlar arasına serpiştirdiği “bass” kümeleri, “dub” öğeleri, filmlerden derlenmiş konuşma alıntılarından oluşan katmanlar iTAL tEK’in müziğini daha rahat mercek altına almanızı sağlayacaktır. Mike Paradinas’ın Planet Mu etiketinden yayınlanan Cyclical bu minvalde, değişkenleri süreklilik arz eden bir sentezi barındırır. Ambient’ın ham partikülleri, illbient’ın matematiksel kurgusu, technonun orjinaline bağlı kalınan tezahürleriyle beraber bir başyapıt haline dönüşür. Birbirleriyle geçişlerinden tutun da özenle hazırlanmış kapak çalışmasına kadar tam bir bütünlük ile beraber.06 – Benga – Diary Of An Afro Warrior (Tempa)

Güney Londra’nın Croydon semtinden çıkan Benga (Beni Uthman ya da Benga Adejurno) geçtiğimiz sene içerisinde yayınladığı Diary Of An Afro Warrior albümü ile elektronik müziğin en keşfedilmeye müsait formlarından birisi olan dubstepi daha anlaşılır kılmayı başarır. Kendine referans olarak aldığı James Brown’dan, Michael Jackson’a pop müzik ikonlarından, elektronun ham yansımalarına, aksak ritmlerin müzikal aynalaması olan breakbeat’e, elektronik müzik dinlenceliğinin atalarından “house” müziğe kadar pek çok farklı kaynaktan beslenen bir kolaj müziğinin yapısında kulaklara çalınanların kısa bir özetini sağlayacaktır. Benga aynı zamanda, Dubstep’in salt bir kolaj, bir ardıl, bir dönemeç olmadığını başlı başına farklı bir metodoloji ile kendine sürekli yeni elbiseler biçen bir terzi edasıyla yeniden formüle edilebilen bir ses yelpazesi olduğunun altını kalınca çizer. Sadece albümden Coki ile beraber kotardığı ve François Kevorkian gibi duayenin bile listesine dahil olup, oluru almış Night adlı parça bile, dans müziğinde kurgulama tekniği ile farklılığın peşinde koşmak isteyen elektronik müzik takipçilerine yeterince açık bir şekilde yardımcı olunduğunun kanıtını oluşturur. Sonuca bağlarsak da, dubstep Benga gibi prodüktörlerin çabalarıyla gündemde kalmaya, birilerinin müzikal inatlarını kırma konusunda kulak aşinalığı sağlamaya devam edecek görünüyor. 07 – Pivot – O Soundtrack My Heart (Warp Records)

2007 yılında Battles gibi kendi yolunu çizmeye çaba sarf eden math-rock ekibine benzeşen bir izleğin yolcusu olan Avusturalya’lı Pivot topluluğu O Soundtrack My Heart’da dinlendikçe kuvveti artan bir deneysel enstrümantalizmi dinleyicilerle paylaşmayı başardılar. Ağustos ayı ortalarında yayınlanan O Soundtrack My Heart’da bu minvalde deneysellik ile imtihan etmesi gerekenlerce yakınen mercek altına alınması gerekecek kadar ustaca türeyen seslerden mükellef bir izlek ortaya çıkartırlar. İlham edindikleri ve her fırsatta dile getirdikleri Jean Michael Jarre’ın Oxygene, Les Chants Magnétiques’in kapaklarında kendine yer bulan “Dünya” figüründen, sanatçının new-age disiplinine kattığı orkestral yansılara, bir başka vazgeçilmez grubumuz olarak her fırsatta değinmeye çalıştığımız Autechre gibi soğuk metalik duvarları döven, giderek sertleşen, iznasız ve nedensiz infazlara girişen insanlığımıza dair çıkarsamalarda bulunan endüstriyel-tekno kuşaklarına, yıllardır grupların yerlerini nadiren de müziklerindeki coşkunluk ile yaklaşmaya çalıştığı post punk topluluğu Talking Heads gibi gruplara sırtını dayayan, onların müziklerinden beslenerek farklı deneyimlere girişen bir kolaj kulaklarımıza ulaştı. Başından sonuna kadar bir muhalif manifesto.08 – Koushik – Out My Window (Stones Throw Records)

Birbirine benzeşip neredeyse aynı tornadan üretilmiş bir örnek stereotiplerle, görsellik ile ses arasında uyumsuzlaşan görece zenginlik klişesine takılı kalıp sokağın sesi olmaktan uzaklaşan, toplumsallıktan yüksek sosyeteliğe terfinin farklı bir yönü içinde turnusol kağıdı halini alan hip-hopu, orjinalliğindeki yaratıcılığa da sadık kalarak, gerçek biriktirmelerle örülen bir müziğin mihmandarı Koushik. 1960'lı yılların popüler müziğini referans olarak aldığı ise hemen hemen tüm eleştirilerde karşımıza çıkartılan ilk çözümleme. Popüler müziğin en nahif zamanları, aynı zamanda da en üretken olunduğu, dönemsel bir kurgu yığınından ziyade ikibinlerin ortasında hala tüketilen, üzerine fikir teatrileri gerçekleştirilen mihenk taşı yıllarından beslenmek çok da yanlış bir tercih olmadığının kanıtı olarak Koushik’in Out My Window kaydını gösterebiliriz. Yönlendirmelere gerek duymadan, kartlarını açıkça oynayan bir dinlencelik sahası sağlayan çalışma, gündelik yaşama farklı perspektifler ile bakışıma dair çoğaltımlar barındırması açısından da Deuss Ex Machina’nın paylaşmaya çalıştığı Müzik-Hayat bağlantısını da son derece kıvrak bir biçimde irdelemeyi başaran bir öznellik taşır. 09 – Aidan Baker & Tim Hecker – Fantasma Parastasie (Alien8 Recordings)

Cevapsız kalmış soruların çokluğu bazen ürkütücü boyutlara ulaşıyor. Temas edilen her bir yeni eşiği birbiri ardına tahayyül edilemeyen, kestirilip atılamayan yeni problemlere geçitler vererek güncemizi sürdürüyoruz. Sürünüp duruyoruz. Kuru gürültünün ortaya çıkarttığı toz dumandan gerçekliğin asgari bileşkelerini aramaya çıkıyoruz, tüm o kakafoninin yalıtımına karşın. Kanada’nın deneysel elektronik müzik konusunda öncüllüğüne dair pek çok çıkarımı da Deuss Ex Machina’da sizlerle paylaşmıştık. Geçtiğimiz yılın önemli kayıtları arasında göstereceğimiz Fantasma Parastasie’de tam da yukarıdaki cümleciklerimiz içerisinde cereyan edeni imleyen, gözlemleyen bir bakışımı paylaşıyor. Fennesz’in gitar ile kotardığı emporvize ses dalgalanmalarının izinde ilerleyen, muktedir olan seslerin ayrıntıları üzerinde çalışmalar kayıt eden Tim Hecker ile deneysel ambient üçlüsü Arc ve tanımsız bir üst kimlik halini yavaş yavaş elde etmiş olan ambient-drone-metal harmanının öncüllerinden Nadja grubundan, Aidan Baker’ın işbirliği, deneyselliğin hayat ile ilintisini hipnotize edici bir sunumlandırmaya eviren bu kayıdı ortaya çıkarttı. Sessizliğin hakim sürdüğü gecenin karanlığında, dertleşen, hayat hesabına dair anlamlar çıkartabilmenize olanak sağlayan bir başyapıt olduğu ise su götürmez bir gerçek.10 – Machinefabriek – Dauw (Dekorder)

2008 yılı içerisinde üretkenliği ile deneysel müziğin farklı tezahürlerinde anlam kazandırma çabası içerisinde bulunan Rutger Zuydervelt’in masterclass’lığını tescil ettirdiği Dauw çalışması da geçen yıldan anılmayı hak eden bir başka önemli yapıtı oluşturdu. Minimalizmin çağdaş örneklerine de göz kırparak, ilintili olduğu ve içeriğinin kuvvetlenmesini de sağlayan ambient kıvılcımlarından kotarılan, masallarından oluşur çalışma. İçerisinde Zuydervelt’in enstrümanların rotalarının tıpkı Boomkat’de yer alan yazıda da olduğu üzere Mogwai’nin post-endüstriyel rock’u ile Philip Jeck’in yapılandırdığı, pikaplarla kotardığı “crunchy” deneyselliğinin asgari müşterekte buluşmasının mimarlarından olur. Sözün manasız kaldığı, dinlenip hazım edildikçe derinlerine inilen bir melodik kesit yığınını paylaşır, Zuydervelt. Yaklaşık yarım saat süren Ambient Senfonisi “Singel”in tınılarına kadar ulaşacak bir serüven, zamanın durağanlaştığı bir izlekte.

11-45 In Alphabetical Order

2sleepy-Art Fraud (Esthetic Music)

AGF-Dance Floor Drachen (AGF Produktion)

Autechre-Quaristice (Warp Records)

Autistici-Volume Objects (12K)

Bar Kokhba Sextet-Lucifer: Book Of Angels Volume 10 (Tzadik)

Bella Koshka-Slow Dancing On The Ocean Floor (Bella Koshka Music)

Borko-Celeberating Life (Morr Music)

Burnt Friedman & Jaki Liebezeit-Secret Rhythms 3 (Nonplace)

Claro Intelecto-Metanarrative (Modern Love)

Deadbeat-Roots And Wire (Wagon Repair)

Detektivbyrån-Wermland (Danarkia)

Distance-Repercussions (Planet µ)

Fennesz-Black Sea (Touch)

Flica-Windvane & Window (Mü Nest)

Flying Lotus-Los Angeles (Warp Records)

Gel Sol-IZ (Psychonavigation)

Gnarls Barkley-The Odd Couple (Atlantic)

Grouper-Dragging A Dead Deer Up A Hill (Type Records)

Heaven And-Sweeter As The Years Roll By (Staubgold)

Hercules And Love Affair-Hercules And Love Affair (DFA - EMI Records)

Ilyas Ahmed-The Vertigo Of Down (Time-Lag Records)

Jacaszek-Treny (Miasmah)

James Blackshaw - Litany Of Echoes (Tompkins Square)

John Zorn-Dreamers (Tzadik)

Max Richter-24 Postcards In Full Colour (130701/FatCat)

Neon Neon-Stainless Style (Lex Records)

Nick Cave And The Bad Seeds-Dig!!! Lazarus Dig!!! (Mute Records)

Peter Broderick-Float (Type Records)

Ratatat-LP 3 (XL Recordings)

Renfro-Mathematics (Meltwater Records)

R.E.M.-Accelerate (Warner)

Sian Alice Group-59:59 (The Social Registry)

Sigur Ros-Med Sud í Eyrum Vid Spilum Endalaust (EMI)

Virus Syndicate-Sick Pay (Planet µ)

Yair Etziony-Flawed (Spekk)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar... (12 Ocak 2009’da görüşebilmek üzere...)

Okuma Parçaları :
Yarısı Dolu Bir Bardak: Türkiye – Can Dündar – BBC Türkçe Servisi
Yeni Yıla Övgü – Yıldırım Türker – Radikal
Filistin! Filistin! – Kacakova – Mutlak Töz

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Banksy: Detail By Eddiedangerous
© Eddiedangerous
All Album Artworks: From Discogs.com Database

>>>>>Poemé
Karşılığını Bulamamış Sorular İçin – Haydar ERGÜLEN

Serin rüzgârlar taşır
Bir dostumun yüzünü yakan mevsim
İncelmiş bir hayatın kederiyle
Sessizce durur anıların yamacında
Renginden su alan resim

Odalara sığmazdık odalar dar
İçinde gizli bir ses ölürken
Dönenip durdu heves
Dağlar dağlar

Saatleri biz sustururduk
Korkusuyla kendi sesimizin
Yokederdik kardeşliğini
Gündüzle gecenin

Karardı baktıkça gözler
Balkon derinliğindeki dağlara
Heves yollara düştü
Tedirginlik korkulara

Yüzün gecikmiş bir mektupta
Anlaşılır dürüst ve ıslak
Yitirilmiş bir anıyla çıkageldi
Güneyin ılık sokaklarından

-Her ses bir renge yakışır
Su kendi bildiğince akar
Hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum
Ne kadar acemi harcı olsa da
Ölümle karşılanmalı bazı sorular.

1979