Saturday, April 25, 2009

Deuss Ex Machina # 251 - [Klang Der Macht]

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_251_--_Klang Der Macht

20 Nisan 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week:Balkansky-Kuker (Kuker Music)
>1<-Balkansky-The Ninth Guest (Kuker Music)
>2<-Eskmo-We Have Invisible Friends (Ancestor)
>3<-Aftee-Sound Killer (Self Released)
>4<-Raadz-Persian Spheres (Lejal Globe)
>5<-The Widdler-Sensi Samurai (12" Mix) (Studio Rockers)
>6<-Markomen-Unitasker (Redvolume)
>7<-Balkansky Feat. Theodosii Spassov-Kuker (Kuker Music)
>8<-Lukki-Let The Bass Kick (Beatmorph Recprdings)
>9<-Saint VII-Swollen Shut (Anuerhythm Recordings)
>10<-Goth-Trad-Genesis (Soul Jazz Records)
>11<-Apotheist-Salvation(Dub Bullet Recordings)
>12<-Dub & Run-Classical (Dub & Run)

Klang Der Macht (251) - Gizemin Odağında İçşel Düşünceler Birbiri Peşinde Sıralanıyor. Sesleri Bir Düşüp, Bir Yükselerek, Varolanı Yeniden Tanımlayabilmek, Ne Olduğunun İdrakına Varabilmek İçin, Gecenin Karanlığının Refakatine Sığınıyoruz. ]Ben[z]gin[

>>>>>Bildirgeç
İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver. Halil Cibran

Ortaya çıkartılmaya çalışılan ifadenin özünün giderek köşeye sıkıştırıldığı, bir fiil tekrarlarına dayalı bir biçimde yenileştirilmiş engellemeler ile kısıtlanmaya çalışıldığı bir zamansalın içerisinde ikamet etmekteyiz. Yönlendirmelerin tekil hatlardan, öncüllüğü yaşayanlara teşvik etmesi bir yana, giderek daha da fazla kendi kabuğunun, sınırının, evinin hatlarında safdışı bırakılmasının yönelimleri ortaya çıkmakta, birbiri ardına süreklilik arz eden bir karaşınlıkla beraber. Kesinleştirilmiş, keskinleştirilmiş önyargıların yardımcılığında, önerilerin ve teşebbüslerin fikriyatından bile endişe duyulmasının açık bir biçimde dışa vurduğu bir eşik. Bulunduğumuz noktadan daha ilerisinde nelerin olduğunun, neleri bizlerin beklediğinin karşılığı olarak önümüze sunulagelmiş örneklerden ibret almamızın, hizalardan hiza bellememiz gerekliliğinin altını kalınca çizen bir biçimlendirme, değinmeye çaba sarf ettiğimiz. Birkaç kelam ile detaylandırmaya çabaladığımız.Taşın altına elini koymaya öncüllük etmiş insanları, hep aynı rotalar dahilinde ne etliye,ne de sütlüye karışmadan ötekilerle aynı noktalarda takılı kalmak ve değişkenlere kapalılıklarından da hicap duyanların seslenişlerini de mütemadiyen kısıtlandıran bir odak. İfadelerin, sabit fikirliliğinin getirip bizleri taşımış olduğu, aşılmaz duvarların eşiğinde varılan duraklardan. “Güncel hayat” kendine farklı yollar açabilmesi, değişime uygun hale getirebilmesi için insanlara imkan sunmasına karşın, söz konusunu ifadelendirme gayretine girişenlere karşı uygulanan yadsımanın, eleştirinin sertliği gibi caydırıcı unsurlar tam da arzu edilenin, kemikleşmiş, kalıplaşmış, ön yargıları kapsayan bir uzamı koruyup kolladığını ortaya çıkarmakta. Sözlerin, kıymetinin sadece varedilmiş olan düzenin kutsallığını işaretleyen, imgeleyen, yücelten, yergilere siper eden açılımlarla varedilebilen bir özgürlük! sahasını belirginleştirdiği ise ayan beyan bir gerçeklik. Payımıza ikramlık olarak sunulansa tüm o bizlerle yaşlanacak olan endişelerimizi bir kenara terk eyleyip, varlığı onanıp tescillenmiş tecrit edilmişliğimizi kutlayabileceğimiz bir zeminde hayatı sürdürmek olarak not edilip ilintilenebilir.

Artık takılabilecek kulp kalmadığından, herkesin birbirine düşman eylendiği, düşman belletildiği, ey halklar sizler doğuştan ayrısınıza kapının devamlı aralık bırakıldığı bir bakışımın ezici üstünlüğünde bir fazlasını düşünebilmek, dile getirebilmek bile olabildiğince zorlayıcı bir süreç halini almakta son tahlilde. Ana resimin ortaya çıkarttığı ayrıntılar, göz önünde bulundurulduğunda, bu sonuçların dahi irdelenebilmesinin ardından çokça çabanın, karşılıksız fedakarlığın yattığını irdeleyebilmek mümkün genişçe ve türlü okumaların pekiştiriciliğinde. Sürekli feryada figâna sığınıp, içinde tıkılı kaldığımız durumu kaderciliğe bağlayanların çoğunluğu, ötekileştirilmeden, bir kurbana gereksinim duymadan, hataların idrakına erip bunu dile getirmeye gayret edenlerin, nihai varış noktasındaki uçurumun özde korkuyu daha da fazlaca tetiklediğini bilincine varabilenlerin, en azından uyarmaya gayret edenlerin azınlığı oluşturduğu bir coğrafyada doğru ifadelerin üzerinde daha fazla kafa yormamız gerekmekte. Sözcüklerin sağlamış olduklarının ötesindeki gerçeklikle beraber tamamlayıcılığını ve doğruluğunu ortaya çıkartabileceğimiz yeni kelimeler türetebilmemiz lazım gelmekte. Lafazanlıklarla değil, gerçek icraatlara temel sağlayabilecek açılımlar şimdinin ihtiyaç listesinin en ön saflarını tutmakta, zamanın kaybedilebilirliğinin kalmadığı şimdilerde. Gerisin geriye sarıp durmaktan bir arpa boyu yolu alarak ilerleyemediğimiz, dahası birbirimize olan sorumluluklarımızı da yerine getirebilmemizin de giderek yokuşa sürüldüğü bir devri daim dahilinde, bilinç körelmesinden muzdarip olmamak için yollarımızı belirginleştirecek açılımlara sahip çıkmamızın gerekliliği ortaya çıkmakta. 'Zaman' artık masallardan dem vurulup, sonucunun çok öncesinden belirlenmiş hedefe eleştirilerin ortaya sürüldüğü eşiğin, çok daha ilerisini imlemekte. Sabit görüşlülüğün giderek yalpaladığı, biteviye çabalarla kötümserliğin de alenen yüceltilmeye çalışıldığı bir kurgunun ötesini ortaya çıkartabilmek şimdinin asıl büyük açılımı olarak karşımıza çıkmakta. Ulaşılabilirliği ne kadar engellenirse engellensin, doğrulara vakıf olmak için gerekli olan iradeyi sağlamak önem teşkil etmekte.

Geçmişin izleri üzerinde tekrara dayandırılan, birleştirildikçe devasa açıklıkları ortaya çıkartan korku tam da açılımları belirginleştiren ifadeleri sarmalayan bir yanılsamayı beraberinde getiriyor. Tecritin hoşgörülebilirliğin ötesindeki tevazuu ile karşılanmasının altında yatan nedenler arasında da rahatça ifadelendirilebilir bu bakış. Devinim ve zaman farklıklardan beslenmeyi, kendi içimizde bütünleşmiş ayrıntılardan yeni yollar keşfedebilmeyi olası kılar iken, ısrarcıl bir biçimde ötekileştirmeye, yeniden ayrıştırmalara girişmeye ne gereksinim vardır? Bugün düşünülmesi gereken önemli sorulardan birisi olmakta, cevabını en çok merak ettiğimiz. Durağanlığa saplı kalan bakışımlar, ikircikli yönelimlerle beraber, alttan alta yönlendirilen tasvirler birliğinde de hemen her konuda düşülen mazur görmüşlük, tedbirsizliğimizi de gözler önüne sermekte. Kararlara erebilmek, doğruları keşfedebilmek için çabayı desteklemeye daha fazla ihtiyacımız olduğunda nedense geri plana çekilişimiz, dokunmayan yaşasın! kutuplaşmasına dahil olmamız bu seyri daha vahimleştirmekte, içinden çıkılamayan bir girdaba kapı açtırmakta. Söylenmesi gerekli olanları dillendirebilmemiz için, acıya ne kadar daha yaklaşmamız ne kadar daha can yakıcılığa, susturulmuşluğa teslim olmamız gerekiyor? Tutturduğumuz bu hattın dışı, ötesinde berisinde, görülmesi gerekli olanlara kulaklarımızı, gözlerimizi en önemlisi vicdanlarımızın bütününü nereye kadar kilitli tutacağız? Sonsöz olarak Melih Altınok’un Birgün Gazetesi’nde, Salı günü yayınlanmış olan Türkan Saylan Altın Da Biz Tunç Muyuz? makalesinden bir bölümü iletelim:

“Irk, dil, inanç, sosyal ve ekonomik statü farkı gözetmeksizin her dönem insan hakkı ihlallerine karşı çıkmış ve şimdi de tepkilerini ortaya koyanları, yaşanan gelişmeleri Fikri Sağlar gibi, “Kimse diğerinden ‘ayrıcalıklı’ değildir. Dolayısıyla herkese ‘uygulanan davranışın’ eşit olması gerekir. Ancak bu eşitlik ‘kötü muamelede’ değil, insan haklarına saygılı davranışta sağlanmalıdır.” rezerviyle eleştirenlerin kaygılarını da anlıyorum.
Kaldı ki, Operasyonların başladığı ilk günden beri, yazılarımda, katıldığım programlarda, bu dava konusunda hemfikir olduğum insanlar tarafından yanlış anlaşılmak pahasına, tamamen aykırı olduğum cephelere dahil edilmeyi göze alarak, zanlılar için de adalet talep ettim; halen de bu tavrımı sürdürüyorum.
Ne var ki, son günlerin yükselen dalgasına kapılıp suskunluk sarmalını daha da derinleştirmeyi, medyada kelam etme tekelini elinde bulunduran ve demokrasinin gerekliliklerinden hiç de hazzetmediklerini her fırsatta açık edenlerin kamuoyu üzerinde estirdikleri ‘vicdan terörüne’ ortak olmayı kendime yediremiyorum.
‘Saygınlara’ kursağımızdan, özgürlüğümüzden kısıp sunduğumuz ayrıcalıkları yedirmemeli artık. İnanın 70 milyonun da saygın olmasının tek yolu bu.
Geleceğimizin, mutluluğumuzun, refahımızın teminatı olan demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne ihanet edersek, Yeniçağ’ın ısrarlı yazı dizisindeki slogan gerçek olacak: Ergenekon bir ‘Türk destanı’ olarak kolektif bilinçaltımıza kazınacak.”

Belirgin yörüngeler dahilinde seyrüsefer eyleyen bir programdan daha fazlasını sunmanın gayretinde olduğumuz Deuss Ex Machina'nın, Pazartesi akşamı canlı olarak yayınlanan bölümünde eklektizmin sınırları dahiline enikonu ilinitenmiş olan olan dubstep tınılarından derlenmiş bir seçkiyi oluşturduk. Seslerin bizlere iletmiş olduğu metaforlardan beslenerek evrilen, güncellik paralelini seslendirmenin çabası içerisindeki tınılar ana eksenimizi oluşturdu. Salt melodik akışlardan ziyadesiyle uzak, sesleri üzerine bina edilmiş aranjmanlarda şimdiyi duyumsatacak seslere kulak kabarttık. Mümkün olanlar, mümkünat dahilinde olmayanlar, olumlandırılabilir hayaller, ulaşılamayacakmışçasına engellemeler, çevrelemeler ile gözden ırak konumlandırılmış olan konularda sözcüklerimizi tamamlayacak müziği arama konusunda ısrarcılığımızı sürdürmeye devam ettik. Yarıda bırakılmış cümlelerimizin tamama erebilmesi, tamamlanabilmesi için gereksinim duyduklarımız müziğin dahilinde hep varlığını korudu İletmeye, ilintilemeye çaba sarf edilen güncel yaşamın tam da kendisinde, pay biçilmiş olan hayatın fonu olmaktan çok daha ilerisini, bizahati hayatın merkezini kapsamaya devam eden bir bütünlükten dem vurabilmeye çaba sarf ettik. Aslolan detaylarında gizli saklı kalmış, keşfedilmesiyle beraberinde dinleyiciye yeni çözümlemeler getirmeye imkan tanıyan müziklerin çizgisinde Deuss Ex Machina'yı ilerletmeye imkanlar dahilinde devam ediyoruz. Varedilen sesler alabildiğince, olabildiğince genişçe bir alanda düşünselliği beraberinde getirmekte. Düşünceleri toparlayıp düzene kavuşturabilmek için ihtiyaç duyulanı sağlamakta. Elektronik seslerin dahilinde, böylesi nitelikleri üzerinde taşıyabilen ve her bir dinleyişte fikri jimnastiklere zemin sağlayan disiplinlerden, son gözdemizi oluşturan dubstep janrından; çıkış albümü olan Kuker'i yayınlamış Bulgar sanatçı Ivan Shopov'un Balkansky projesiyle sizlerin beğenisine sunuyoruz.Müzikal türlerin birbirleriyle geçişkenliği söz konusu olduğunda, bunu alabildiğince canlı bir biçimle örnekleştirmeye zemin sağlayan bir disiplin karşımıza çıkar. 90'ların başında şeklini almış, ravelerin nefeslerinden, Jamaika'nın kendine özgü ses iklimine ve sistematiğine, oluşturulan yapıların sınırları söz konusu olduğunda genişçe bir alanı kapsamasına imkan sağlayacak avant caz'dan en deneyseline müziklerden derlenmiş parça kesitleriyle bütünleştirilen bir tür olan Drum & Bass, zamanın müzikal önermelerinden bağımsız bir biçimde kendi rotasını giderek saydamlaşan bir zeminde sürdürmeyi de, bugüne ulaşmayı da başaran disiplinlerden birisidir. Muhteviyatına eklenmiş seslerin çoğaltımlarıyla beraber, yönü ve rotası değişkenlikler arz eden bu yapının, şimdinin elektronik müziğinin temelinde de payının olduğundan da dem vurabiliriz. Kendini tekrar eden bir düzeydense, farkılaştırılan her bir detaycıl eklentiyle beraber kimi zaman ortam müziğinin mahmurluğuna, kimi zamanda endüstriyelin başta yadsınagelmiş soğuk tını kümelerinden bileşkelerin tümü bu disiplinde kulaklarımıza ulaştırılır. Farklılıklardan beslenerek geliştirilen ses alaşımları muhteviyatın da daha sağlam bir biçimde yankı bulmasına imkan sağlayacaktır. Aksak ritmler ve yüksek bass kesişiminde sözcülerin vokallerinden, ragga tonlarına ulaşmış jungle, techno'nun çiğ halleri üzerine yamanmış anime filmlerden diyaloglar ile “amen breaks”lere ev sahipliği yapan tech-step, bütün bu elementlerle kotarılmış ses düzenekleri ile bağlar bulunduran endüstriyel tınıların odağı dark-step, post rave güncesinin ortam müziği olmuş hardcore techno'nun jungle ile kesişmesinden türetilen breakcore gibi alt disiplinler müziğin seri bir biçimde tek bir ana hattan farklı noktalara evrilebileceğine önemli örnekleri teşkil eder. Bu bağlamda Shopov'un müzikal kariyerinde de benzer terennümlerin izlerini, kayıtları aracılığıyla duyumsamak olası. Yönlendirilen ses bağlaçlarının yardımcılığında, drum and bass'in keskin köşeleri arasında bir türetim mekanizmasını yapılandırma gayreti ortaya çıkarır. 16 yaşında üyesi olduğu Hardcore Metal ekibinde bas gitar çalarak, müzikal kariyerinin temellerini atar. Bu grupta üyeliği dahlinde bilgisayar ile üretilen müziklere merak salmasının ardından da, kendi müzikal izleğini oluşturma kararını verir. Güzel Sanatlar Akademisindeki, Resim Eğitimi sırasında tanıştığı Valeri Sholevski a.k.a Ogonek ile benzeş fikirlerinden hareketle ortak kotarabilecekleri müzikal projelerinin temellerini atar.

2002 yılında Bulgaristan dahilinde drum and bass'in yaygınlaşmasında paylarının olduğunun çeşitli makaleler aracılığıyla teyit ettiğimiz etkinliklerin altında ikilinin imzaları yer alır. Performanslarının bütününde, gerek DJ’lik gerekse prodüksiyonlarını paylaşma imkanına, dönem itibariyle alternatifin sınırlarında dolaşan eklektik bir müziğin, görece kabul edilebilirliğini de arttıran çabalar olarak ifade edilebilir. Ivan Shopov’un kendi yazısında da değindiği üzere; dinleyicilerin beklentilerine karşılığını layıkıyla yerine getirebilen incelikleri öğrenmelerine, dinleyicilerin üzerinde etkisini merak saldıkları yeni yetmelik kayıtlarını da nasıl kıvama getirebileceklerini de ortaya çıkartan canlı bir deneyimleme sürecinden geçerler. Üretmiş oldukları müziklerini de paylaştıkları ve çeşitli yerel sanatçıları da dahil ettikleri buna benzer konserler, dinletilerle beraber gerek ikilinin ortak projelerinin, gerekse de Cooh ve sonrasındaki Balkansky projeleri gibi Shopov’un solo çalışmalarda irdelenmeye çalışılan müziğin sınırsızlığını ortaya çıkarttıklarını belirtebiliriz. 2002 yılındaFEM’02 adıyla yayınlanan ilk ‘bootleg’ kayıtlarında da bu benzeşsiz yön bulma çalışmalarına kulak kabartabilmek mümkün. Birbirlerinin de takipçisi olmuş altı dizinlik seçkide, ön plana çıkmayı başaran kayıtlardan Drum and Bass Massacre albümünde bu okumayı kuvvetlendiren unsurların yer aldığını belirtmeliyiz. Dönem içerisinde doruk noktasına gelmiş, belirli bir doygunluğa ulaşmış olan drum and bass’in kat ettiği yeni rotalara da ışık tutan, çıkış noktası olan İngiltere’nin haricinde alternatife odaklanan prodüksiyonların nitelik olarak, yeterliliğinden şüphe duyulan bir zaman diliminde, kendi ayakları üzerinde yeterince güçlü durmakta olan bir kayıt ortaya çıkartılır. Aksak ritmlerin coşkun bas kütleleriyle harman edildiği seriye alınmış “amen breaks”lere ev sahipliği yapan We’ve Lost, caz performansının arasında bir görünüp bir kayıp olan sert bağlaçların, kararlı bir dark step’e evrildiği Red Flag (Fuckatamackata), endüstriyel alaşımı ile beraber yer yer Nine Inch Nails gibi alanının mihenk taşı ekiplerinin, elektroniklerle bütünleştirip sundukları kayıtlarla benzerlikler ihtiva eden Sweet Beat Part II (Sofia DNB) ve ağırlıklı bir biçimde Batı drum and bass’inde kullanılagelen Bollywood vokalinin ardından yüklenen, kuvvetli sert basları paralel bir biçimde deneysellik harmanına evirdikleri Indiikata gibi parçalar burada bahsetmeye çaba sarf ettiklerimizden daha fazlasını barındıran bir kaç küçük örnek olarak iletilebilir.Ivan Shopov’un solo projesinde paylaşacaklarının da bir ön izlemesini barındıran bu kayıt silsilesinin ardından 2006 yılında G2 Recordings etiketiyle Love In Cage EP’si yayınlanır. Kuvvetli endüstriyel tınıların yer yer gürültü eksenine havale edildikleri bağlaçlar ile techstep’e haiz olan bileşkelerin tüm yapıda hakim kılındığı Love In Cage parçası ile çalışmanın A yüzü tamamlanır. Nispeten eklektik tını kümesinde deneysel caz unsurlarına sırtını vermiş olan Breath Stop parçasında da Shopov yüzeylerin arasında geçişlere imkan sağlayan saydam bir müzikal yetkinliği dinleyicilere ulaştırmayı başarır. Bu çalışma aynı zamanda Mary Anne Hobbs gibi eklektik elektronik müziğin geleceğini okumakta pekte mahir olmuş programcının da listesinde duyurulan, İngiltere’de de Cooh isminin tanınmasına olanak sağlayacak bir kayıt olur. Trouble On Vinyl’dan Fransız sanatçı Julien Salvi’nin Redeyes olarak 2006 yılında yayınlanan Rivers Of Dub parçasının b-yüzü olarak yayınlanan Remaker parçasına da kısaca değinmeliyiz. Pist fatihi olarak tanımlanan, dinleyicileri sarmalayan kudretteki parçalarla aynı kulvar üzerinde şekillendirilmiş, technoesk vurgusuyla drum and bass’in ne olduğu konusunda endişe duyan diğer müzik takipçilerini de etkileyebilecek kadar kudretli bir prodüksiyon anlayışını irdeler, Shopov. Tüm parçaların birer birer yerlerine oturtulduğu, dinlenilen müziğin tadımlık olmasından da fazlasına sahip olan yetkinlikte ve önemde örneklerden birisidir, Remaker. 1999 yılında temeli atılmış “Hard Music And Sound United” kollektifinin 2008’de hayata geçirdikleri net etiketi üzerinden de Cooh’un ücretsiz olarak paylaşılan çalışmalarına ulaşabilmek de mümkün. 02 katalog numarasıyla yayınlanan Orgonek ile paylaştıkları kısa çalarda yer bulan Green Tong parçası, Shopov’un müziğindeki değişim konusunda önemli açılımları beraberinde getirir. Eskitilmiş bir müzikal disiplin olarak tanımlanmaya çaba sarf edilen, drum and bass’de tüketilebilecek ne kadar cevherin olduğuna dair örneği ortaya suna bilmiş cesaretli bir parça olur Green Tong. Rave günlerinin özlemini duyanlar için biçilmiş kaftanlığı üstlenen 05 katalog numaralı Booster EP’si dahilinde de yönelimleriyle beraber Goldie gibi isimlerin zamanında gerçekleştirmiş oldukları devinim ve atılımların şimdilerde nasıl başka diyarlarda üretime dönüştüğünün de sağlamasını gerçekleştirir.

Position Chrome, Offkey, Commercial Suicide, PRSPCT, Obsessions, Lb, gibi önemli drum and bass odaklarından yayınlanmış Cooh mahlaslı diğer kayıtlarda da bu önermeleri destekleyen yüzeyler ile karşılaşmak, deneyselliğin elektronik müzik üzerindeki uyumuna dair çıkarımlar gerçekleştirebilmek pek ala mümkün. Deneysellik bahsinden dem vurmuş iken, Iva Shopov'un aynı zamanda The Stoyan Yankoulov Quintet ile etnik öğelerden beslenerek kotarılan drum'n'jazz projesinde, ve Bulgaristan'ın önemli avantgard-caz sanatçılarından olan Theodosii Spassov ile beraber ortak projelerde de isminin geçtiğini, ortak çalışmaların altına imza attığını belirtmeliyiz. Bu çoğul katmanlı, öğelerin sürekli yer değiştirildiği, alternatif alaşımlardan, seslerden beslenilerek kotarılan, müzik kaşifliğinde, Balkansky projesiyle dubstep'in sınırlarından bir dinlenceliği şimdilerde dinleyicilere ulaştırıyor. Geliştirmenin, üreticinin türetebilirliği ile sınırsızlandırıldığı bir disiplin olagelen dubstep'de Ivan Shopov'un ortaya çıkarttığı kayıtlar, bu önermeyi kuvvetlendiren detaycıl örnekleri barındırmakta. Sub Division Media etiketinin alt kollarından olan Subtrakt şirketinden yayınlanan East Operations Part 1 kısa çalarından Balkansky'ı irdelemeye devam edelim. Rave günlerinin unutulmazları arasında yer bulan sert ritmleri kapsamış Hardocre-Gabber Techno sinyallerinin üzerinde kolajlanmış teknoesk vurmalıların bileşiği olan Hipnoza parçasıyla EP açılır. Kuvvetli endüstriyel ses dönüşümleriyle kıvrak bir dans parçasına evrilmeyi ortaya çıkartan, vuruşların aynen drum and bass'de olduğu üzere sertliğini koruduğu aralık pasajlara da sahip United parçasıyla çalışmanın rotası belirlenir. DJ Pinch, Headhunter, Peverlist gibi Güney Londra'nın alternatifi olarak daha karanlık, yoğunlaşmış yüzeyleri müziklerine taşıyan Bristol odaklı sanatçıların üretimleriyle benzeşen Hitroza parçasıyla bu tadımlık kayıt nihayetlenir. Shopov, geçmiş ile bağlarını kopartmadan şimdinin müziğini ortaya çıkartmaya çaba sarf eden bi'prodüksiyon anlayışıyla sesleri birbirlerine lehimlemeye, Kuker Music etiketiyle yayınlanan çıkış albümü 'Kuker' ile devam eder.Müziğin genelgeçer bir “trend” olarak tüketilebilir olduğu yanılgısının dışında uzun soluklu bir kayıt diziniyle beraber muhtelif bağlantılar barındıran zamansız bir müzik 'Kuker'in çatısını oluşturur. Bir süreklilik arz eden deneyselliği sonuna kadar kullanan, önceki yayınlanmış kayıtlardan ve Cooh'dan ayrı olarak fazlasıyla Balkanların müzikal kapsamasına önem veren bir bütünleştirme kayıt boyunca dinleyicilere ulaştırılır. Sentez olarak tanımlandırmanın haksızlık olacağına kani olduğumuz, benzeri nadir bulunacak bir kompozisyonu ihtiva eden Cross ile albüm açılır. Balkanların şen şakrak havasını ve müziğini manipüle ederek, aksak dub ritmlerine terki diyar eylendiği parçayla, albümün ismiyle de bağdaş bir biçimde geleneksel maskelerle bütünleştirilen modern zaman kurgusunun içeriğine buyur ediliriz. Bir yanı geçmişin melankolik yansısında albüm boyunca beş şarkıda konuk olarak yer almış Theodosii Spassov'un performansı ile anlamını pekiştirmiş Where Are You From gibi kayıt türevleri sağlanmaya çalışılan imgeler geçişini son derece açık bir biçimde dinleyiciye yansıtır. Çoklu kültürel terennümlerin bir diğerini içeren, kısa süresine karşın alabildiğince geniş bir perspektiften detaylarda birleştirilmiş kesitlere kulak kabartılabilecek, karaltılı epik Surva gibi parçalar, deneyselliğin kolaycıl bir biçimde dinleyene tesir edebileceğine önemli bir örneği teşkil eder. Deuss Ex Machina içerisinde paylaştığımız albümün isim parçası olan Kuker'de de etnik seslerin nispeten şehirli bir müziği ortaya çıkartan dubstep içerisinde nasıl vurgusunu kaybetmeden kurgulanabileceğini ortaya çıkartır. Seslerle meramını anlatan Shopov'un, dubstep'in yanısıra düşük tempo müziklerde de maharetini sergilediği, Spassov katkılı At Dawn parçasını buna örnek olarak gösterebiliriz. Nahif bir ezginin, 'seher vaktini' suretlendirdiği, aksak elektroniklerle akustik enstrümanların uyumluluğunu, zorlayıcı herhangi başka bir düzenlemeye, makyaja ihtiyaç duyulmadan paylaşımı, dünya müziği olarak adlandırılan bir meta olarak tüketicilerin ilgisine sunulan müziklerden ayrışan bir öznelliği, kendine haslığı barındırmakta. Burial gibi dubstep'e nefes katmayı başarmış bir prodüktörün çıkarımlarına paralel olarak şekil bulan, statik tekno döngüsünde minimalist bir kompozisyonun resmedildiği Fairy Dance parçası da albümün doruk noktalarından birisini oluşturur. Theodossi Spassov'un virtüözitesini konuşturduğu, dubstep'in sinematografik unsurlara yakınlığını bir kere daha us'a düşürten Ida Ida ve ardılından gelen yaylıların melankolik bir havayı pekiştirdiği, electronica parçası The Ninth Guest ile finale ulaşırız. Tümleşik, birbirine geçişken seslerin, hayatı bizzat içerisinden duyumsatan bir mizansenin duyumsatıldığı The Green Balkans parçasıyla döngü nihayete erer. Ivan Shopov, 'Balkansky' projesiyle unutulmaya yüz tutan sesleri hatırlatmaya çalışıyor. Bariz bir ayrıştırma veya etiket takıntısından uzakta, içeriğinden dinleyicilerin kendi müzikal çıkarımlarını gerçekleştirebilecekleri bir dinlenceliğin takdimini yapıyor. Şehrin ritmini, eksantrik tâli seslerle ustaca harman ediyor. Meçhule karışan kelimeleri hatırlamamıza vesile teşkil ediyor.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Türkan Saylan Altın Da Biz Tunç Muyuz ? - Melih ALTINOK - Birgün
Söylenmeyenlerin Gerginliği - Necmiye ALPAY - Radikal
Nerde Bizde O İngilazca? - Ece TEMELKURAN - Milliyet
Ağlamayı Unutmayın - İnönü ALPAT - Sendika.org
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Balkansky At Myspace
Balkansky Official At Facebook
Balkansky At Last.FM
Balkansky Review At Boomkat
Cooh At Myspace
Ogonek At Myspace
Hard Music And Sounds United Official
Eskmo Official
Eskmo At Myspace
Eskmo Ancestor Mix
Aftee At Myspace
Raadz Official At Radio 2
Raadz At Myspace
The Widdler At Myspace
The Widdler At Soundsnap
The Widdler Interview At Can You Feel The Heat?
Markomen At Myspace
Markomen At Virus B-23
Lukki Official At Shift Recordings
Lukki At Myspace
West Coast Dubstep
Saint VII At Myspace
Saint VII At Soundcloud
Anuerhythm Recordings At Myspace
Goth-Trad Official
Goth-Trad At Myspace
Goth-Trad Live At Resonance FM At Spannered.org
Apotheist At Myspace
Apotheist At Soundcloud
Dub & Run At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-mal,Textart,Dubtronica,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
İstanbul - Vedat TÜRKALİ

Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul

Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul

Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok

Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir

Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez

Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı

Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı

Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın

Kaynakça: Büyük Türk Şiiri Antolojisi,Ataol Behramoğlu,Sosyal Yayınları
Ağ Kaynakça: Epigrafdelf

Thursday, April 16, 2009

Kültür Mozaiğinde, Ortak Uzamda Yaralamalar, Neticesiz Bir Girdabın İçine Çekiyor.

Türkiye'de Yaşamayı Hak Etmeyen Azınlıklar (Ekşi Sözlük) başlığından uzantı;

Yaşama geçirilmeye çalışılan [bir noktada başarılı da olunan] kutuplaşma çabalarının tezahürünü barındıran söylemce bütünü. Kendi özünden ayrı tutmaya devam, kendisi ile benzeşliklerine karşın olabildiğince tek taraflı bakabilmenin getirmiş olduğu körlemesine inanışın temsili. Kısacık tümce içerisinde arz edilmeye çabalanan. Birleşimlerden çok daha fazla ayrıştırmalarla hep kendini sadece kendini üstün olarak tanımlamaktaki ısrarcılığın vesikası. Ne geldiyse bu ülkeye hep [her türlü] azınlıklar elinden, yüzünden, gözünden geldi diyebilmenin kimilerince modern dünyaya uyarlanmış; meşruluğu meçhul okumasıdır. Yanılsamalarla, sürekli bir ötekinden kin duymaya, kin kusmaya, kimliğini sorgulamaya, ortak değerlere inanışını irdelemeye ve mercek altına almaya karşı geliştirilen yegane argümanımız şimdilerde bu mudur? Bu kadar kafalarını kuma gömüp, sürekli kendileri gibi olmayan insanların bu vatanın öz sahip ve sahibelerine neler ettiği mitlerinden, kurmacalarından gına gelmemiş midir? Neresinden tutulursa tutulsun, bakılırsa bakılsın, paylaşılırsa paylaşılsın, yeri geldi mi hayvandan da aşağıda tutulan, yeri geldi mi küfür olarak kullanılmaktan çekinilmeyen, ağzının payına uygun olarak sahiplerince siz bir susar mısınız?, Biz çan çan konuşurken diyerek ne gelirse elden, dilden çekinmeden hizaya çekme gayretkeşliği içinde olanlar, bir dakikalığına da olsa bu betimlemelerin kendilerine reva görüldüğü bir iklimi düşünsünler. Kendilerini sizli, bizli, onlu vs. gruplaşmalara dahil etmeden, sadece elindeki kısıtlı imkanlarıyla ve çabalarıyla daha farklı olumlandırılabilir bir ülkeyi düşleyen azınlıklara [genel anlamıyla] nereye kadar ikircikli bir tezgahın oyuncuları muamelesi gösterecekler. Yüzleşmekten, konuşmaktan çekindikçe kendilerine yeni sığınılacak argümanlar geliştirmenin sadece zamanı ötelemekten başka bir işe yaramadığının farkına ne zaman vakıf olacaklar? Korkuyu diri tutmaya çaba sarf ederek daha fazla bu topraklara kendisine bağlılık konusunda şüphe taşımayanları daha ne kadar sıkıştıracaklar. Sorguya suale boğacaklar. 
Hep mi hiyanet, hep mi ihanet, hep mi oyun, hep mi katakulli be kardeşim! El insaf!

Bi'Daha Deuss Ex Machina # 214 - In The Beginning There Was Grain

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_214_--_In The Beginning There Was Grain

13 Nisan Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
İlk Yayın Tarihi: [Canlı Olarak: 02 Haziran 2008]

>>>>>Musique
>1<-Rechenzentrum-Simulacrum (Mutek_Rec),
>2<-Ital Tek-Cyclical (Planet µ)
>3<-Cyrus-Bounty (Tectonic)
>4<-Reso & Rogue Star-No Such Things As Fate (Urban Graffiti)
>5<-TRG-Horny (Reso Remix) (Subway)
>6<-SPL-Sober (Habit Recordings)
>7<-Darqwan-Universal Wan-Ting (Planet µ)
>8<-Plastician Feat. Skepta-Intensive Snare (Soul Jazz Records)
>9<-Headhunter vs Ekelon-Timewarp (Planet µ)
>10<-Silkie-Dam 4 (Soul Jazz Records)
>11<-Hijak-Nightmarez (Tectonic)
>12<-Skream-Nemesis (Tempa)

In The Beginning There Was Grain Bölüm (214) – Tersine Giden İşler Sentezlenen Domino Efektleri İnadına Yeniden Israrla (RoKuuN)

>>>>>Bildirgeç
...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler

Rechenzentrum At Last.FM
Rechenzentrum At Myspace
Weiser Music
Mutek Festival

Ital Tek At Planet µ
Ital Tek At Myspace
Cyrus (Random Trio) At Myspace

Reso At Myspace
Reso At React FM

Rogue Star At Myspace
Urban Graffiti At Myspace
TRG At Myspace

SPL At Myspace

Darqwan aka Oris Jay Official
Darqwan aka Oris Jay At Myspace
Plastician At Myspace
Skepta At Myspace
Headhunter At Myspace

Ekelon At Myspace
Silkie At Myspace
Hijak At Myspace

Skream At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
www.dinamo.fm - misak[nospam]dinamo[dot]fm - http://deuss-makina.blogspot.com

Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Dubstep One Love - By R.M.Koolhoven
© R.M. Koolhoven’s Photos

>>>>>Poemé
Söyleyecek Bir Şey Yok – Philip LARKIN

Uluslar için, ayrık otları denli cılız,
Göçebe kavimler için, kayaların arasında,
Kısa boylu, asık yüzlü kabilelere
Ve parke taşları gibi kenetli ailelere
Fabrika kentlerinde karanlık sabahlarda
Ağır ağır ölmektir yaşam.

Ve tüm ellerindeki
Yaratma ya da kutsama,
Sevgi ya da para ölçme yolları
Ağır ağır ölmek yollarıdır.
Mızrakla domuz avlayarak ya da
Garden parti vererek geçen gün,

Tanık iskemlesinde ya da
Doğum masasında saatler
Hep ağır ağır ilerler ölüme doğru.
Ve kimine bunu söylemek
Hiçbir şey demez, kimine de
Hiçbir şey bırakmaz söyleyecek.

Çeviri: Şavkar ALTINEL - Roni MARGULIES
Kaynakça: Siir.gen.tr

Saturday, April 11, 2009

Deuss Ex Machina # 250 - Slowly, Clearly And Calmly [Spæcial.Case]

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_250_--_Slowly, Clearly And Calmly [spæcial.case]

06 Nisan 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week:Color Cassette-Forever Sparrow (Autres Directions In Music)
>1<-Rafael Anton Irisarri-Hopes And Past Desires (Immune)
>2<-St. Kilda-You Are In Every Dream (Phantom Channel)
>3<-St. Kilda-Clutching At Straws (Phantom Channel)
>4<-Hammock-Maybe They Will Sing For Us Tomorrow (Darla Records)
>5<-Hammock-This Kind Of Life Keeps Breaking Your Heart (Darla Records)
>6<-Color Cassette-Angels In Ashes (Autres Directions In Music)
>7<-Color Cassette-Forever Sparrow (Autres Directions In Music)
>8<-Trespassers William-Red (Gizeh Records)
>9<-Trespassers William-I Could Go Back (Gizeh Records)
>10<-Mogwai-I’m Jim Morrison I’m Dead (Matador/Wall Of Sound)

Slowly, Clearly And Calmly (250) – Geceleyin Gözün Işığı Söndüğünde, İnsan Bir Kandil Yakar Kendine; Yaşarken Ölüye Dokunur Uykusunda; Uyanıkken Uyuyana [Clemens Alexandrinus, Stromateis, IV.143 (II.310.21)] Herakletios / Fragmanlar (Kabalcı Yayınları) (sf.80-81)


>>>>>Bildirgeç
Akıllı konuşur, çünkü söylemek istedikleri vardır. Aptal konuşur, çünkü bir şeyler söylemek zorunda olduğunu sanır. Platon

Kendi sınırları içerisinde konumlandırmaya, manâ katmaya çaba sarf ettiğimiz hayatımızın seceresini dökmeye kalktığımızda, en kuytuda beklettiğimizi sandığımız, oysa hiç ayrılamadığımız bir olgunun varlığını keşfederiz. Bitmek tükenmek bilmeyen bir karaşınlık içerisinde durumunu ve sahnesini hiç tereddütsüz bir biçimde bekleyen bir olgu. Eşiğin kenarında, hayat sahnesine dahil olan, sorunsalları çözebilmekten çok daha karmaşıklaştıran bir yapı, bahsetmeye çalışacağımız. Her bir dönemecinden farklı okumalar gerçekleştirilebilecek, hayatın bizahati kendisini olumlandırabilmemize engel teşkil eden bir olgu; ümitsizlik. Kademe kademe artan bir ivmeyle beraber, başlanan hayat mücadelesinde her bir soluğumuzun peşisıra bizleri takip etmekte olan ümitsizlik. Fikrin kendisini temellendirmekte aşılan yolları bir anda sıfır noktasına gerisin geriye çekebilen bir bağlaç, ümitsizlik. Duyumsatılmak istenenin kendisini, fikrin özünde yer bulan hatalardan dem vurmak yerine, onu tabulaştıran yapının, ayrılmaz parçalarından olan ümitsizlik. Nicesinde ilerlemeye, iletmeye çalıştığımız sözlerin, çıkarımı vesairi unsurların daha en başından rafa kaldırılmasını mümkün kılan bir olgu, ümitsizlik. Ne gereği var düşüncelere, ne gereği var öncül çıkışlara, ne gereği var bahsini açmaya çabaladığımız önerilerle ilerleyebilmeye, olduğumuz noktada sabitliğimizin teminatı haline dönüştüren ümitsizliğe sıkı sıkıya sarılmak durur iken. Teşebbüslerin kendisinde daha en başında kırılması elzem olan, dile getirilmesi, işlevlik kazandırılması gerekli olan dönüşümlerin hemen tümünde, toplumsal teammüler kapsamında bir öteki ne der?'e feda ediyor olmamız da durumu daha karmaşıklaştırmakta. Münferit olarak tanımı yapılan fikirler bir noktadan sonra da genelin bakışında normalleştirilmesiyle beraber, insanın özünü kapsayan bir ümitsizlik dalgasıyla karşı karşıya kalmamıza sebebiyet veriyor. İçten içe, döngünün de tamamen sathı dahilinde kendimiz söyleyip kendimiz işittiğimiz bir izolasyona maruz kalıyoruz. Eni konu, düz ayak. Sözcüklerin bizlere sağlayabileceğinden daha azıyla, grileşen bir ümitsizlik iklimine uyum sağlamaya çalışıyoruz.

Bu durumda veryansın etmek ise en kolay çıkış yolumuzu, kaçış alanımızı oluşturuyor. Kolaycılığın ta kendisine, içeriği boşaltmaktan başlanıyor, çoğu zaman. Meşrebimizce ifadelendirmeye de gayret gösterdiğimiz çıkışlarımız, suskunluğa teslim ediliyor. Mahir olan bilinenlerin, ulaşılmışların ötesini keşfedebilmek, bir sonraki adımda karşılaşılabileceklere dair önermelerde bulunmak, yeni zeminleri temellendirmek iken, böylesi bir çizginin sınırlarında kalmak olumlandırılıyor.Karşılaşmaya aşina da olduğumuz, görünmez duvarlar ile çevrelenmemiz deyim uygunsa müspet kılınıyor. Biat edilmesinin zorunlu kılındığı açılımsızlıklara alternatifler getirebilmek dahi düşünülemez bir eşiği tanımlıyor. Bir şeylere bağımlı kalmadan, insanın kendi rotasını çizebilmesinin önü alınmaya çalışılıyor. Gerçekliği göz kararı yanılsamalarla şekillendirilmiş, tüketilebilir mutluluklarla da ümitsizliği aşabilmemiz şart koşuluyor. Har vurup, harman savurabileceğimiz kıyıda köşede beklettiğimiz son 3-beş kuruşumuzla beraber. Yoksunlaşıncaya kadar, yoksullaşıncaya kadar sürekliliği sağlanacak bir devinimin şemasını ortaya sürüyor. Ümit sadece maddi olanaklarla elde edilebilir bir metaya dönüştürülüyor. Beklentileri tanımlandırabilmekten uzakta, gündelik rızkımıza düşen amorti paylaşımlara ortaklık ediyoruz, kaçıp saklandığımız veryansınlarımızda. Önceden kestirilebilir, fikir yürütülebilir veya alternatifi oluşturup yenileştirilebilirlikle beraber ümitsizliği en düşük mertebeye indirebilmek mümkün iken tam tersine odaklanmak nereye kadar gerçekliğin soğuk yüzünden ayrı tutacak insanlığımızı orası henüz meçhul bir muamma. Topyekün farkındalılığın arttırılabilmesi, bugün geldiğimiz konumdan daha ötesindeki cereyan edenlere kulak kabartabilmemiz için, şimdikinden daha fazla çaba sarf etmemiz gerekliliğini ise ilk elden iletmek mümkün. Tavizsizliğin alıp başını yürüdüğü, sesin ve fikirsel çıkarımlarına olan tahammülün aşağı seviyelere indirgendiği bir coğrafyada, farklı olana çaba sarf etmek, ümitsizlikleri aşabilmek için teşebbüste bulunmak zorunlu bir ödev halini alıyor. Yapılacaklar listesinde en hakiki öncelikli duran kısmından, somut bir neticeye varabilmek için.

Velhasılı kelâm, gelip kapımızı yoklamadan izini kaybettirmeyen bir olgu ümitsizlik. Kendiliğinden yitip tükenecek bir yapı da değil üstelik. Gelinen noktalardan daha iyilerine vakıf olabilmek için elde kalan son şanslarımızı değerlendirmek ise tamamiyle bizlere kalıyor. Kendi içerimizde didişip durup, sonraki hamlelerimiz için elimizdeki kozlarımıza takılı kalmaya devam ettikçe de uzunca bir sürenin daha boşa geçeceği şu anda bir gerçek. Sonuçlandırılamayan çabaların, ötekileştirilen, yersizleştirilen , benliğinden kopartılan, manasız bir biçimde eğrilip bükülen, tektipleştirilen, sessizleştirilen, sesleri kısılan, kaale alınmayan herkesi de kapsamı altına aldığını ise örnekleri ile irdeleyebilmek mümkün. Ümidi hakkaniyetle taşıyabilmek ve kuvvetlendirebilmenin, zıddı olanı ağırlaştırabilmek için fazlaca dil dökmemiz, konuşmamız gerekiyor, eğrisiyle doğrusuyla, yengilerden dersler çıkartarak. Yazımızı Taraf Gazetesi’nden Etyen Mahçupyan’ın kaleme aldığı “Müstahak Olmak” başlıklı yazısından altını ile tamamlayalım:

AKP’ye oy verebilecekken vermemiş olan ‘liberal’, ‘demokrat’ ve ‘solcuların’ vicdanları artık rahat. Çünkü Cemil Çiçek tam da kendisine yakışan bir değerlendirme yaptı ve hem Kürtleri hem de siyaseti nasıl algıladığını parti sözcüsü olarak gayet açık bir biçimde ortaya koydu.

Çiçek herhangi biri değil... AKP’nin vazgeçemediği bakanlardan biri... AKP’nin iktidar olabilmek için kendisini bağımlı kıldığı kişilerden biri... Dolayısıyla Iğdır’da seçimi DTP’nin kazanması üzerine söylediklerine de önem vermek gerekiyor. Çiçek şöyle demiş: “Iğdır’ı aldılar...” Siyaseti birtakım kalelerin fethedilmesi olarak algılayan, Kürt kimliğinin taşıyıcılarını ise siyaseten öteki ve tehlikeli addeden yaklaşımın bir kez daha seslendirilmesine tanık oluyoruz. Anlaşılan Çiçek kendisini ve geldiği cenahı bu ülkenin ‘asıl’ sahibi sandığı için, kendisinden olmayanların herhangi bir yerde seçim kazanmasını da ‘vatan toprağı elden gidiyor’ diye değerlendiriyor. Oysa bu bakışın kendisi, zaten Çiçek gibi kişilerin bu ülkenin gerçek sahibi olamayacaklarının da kanıtı. Çünkü AKP’ye de nüfuz etmiş gözüken söz konusu ‘tür’, bu toprakların kültürel mirasını taşımaya müsait değil. Ancak bu mirası törpüleyerek, ganimet olarak savurarak, kültürü çoraklaştırarak ayakta kalabilen bir ‘tür’ bu...

Nitekim Çiçek cümlesini hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde şöyle kurmuş: “Iğdır’ı aldılar, yani Ermenistan sınırındalar.” Bunun anlamı Çiçek’in kafasındaki Türkiye sınırının DTP’nin kazanmış olduğu belediyeleri dışarıda bırakacak şekilde çizildiğidir. Bu kafa mı reformları yapacak? Bu kafayla mı AB yolunda ilerlenecek? DTP’nin kazanması “Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardım olmaz”mış... Sanki on yıllar boyunca hiçbir güvenlik sorunu yokken bile oraya ‘güvenlik açısından sorunlu’ bölge muamelesi yapılmamış gibi... Sanki devlet kendi zihniyetindeki sorunlu güvenlik kaygısını o bölgeye yansıtıp binlerce köyü boşaltmamış, bir milyondan fazla insanı zorla yerinden etmemiş gibi.

Bu zihniyet, ayrımcılığın ve siyasete nüfuz etmiş olan açık veya gizli ırkçı eğilimlerin yaşayıp beslenmesi açısından uygun bir ortamın varlığına işaret etmekte. Çiçek herhangi biri değil... AKP hükümetinin sözcüsü... Eğer AKP’nin zihniyeti gerçekten buysa, daha büyük bir oy düşmesine de müstahak demektir.
” (03 Nisan 2009)

Salt yazı altına alınanların biteviye tekrarlarına dayanan kurgulamanın dışını da arşınlamaya, seslerin rehberliğinde devam ettik. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı 'canlı' olarak sizlere sunduğumuz Deuss Ex Machina'nın 250. bölümünde bu çıkarımdan hareketle oluşturduğumuz bir kurguyu paylaştık. Sesleri ayrıştırmadan, oldukları ham halleriyle işlemeye odaklanmış kayıtlar çatımızı oluşturdu. Birbirlerinin tekrarına dayalı melodik akışların, nasıl mahir ellerde yenileştirilebileceğine dair örneklemeler yaptık tekleyen tümcelerimizle beraber. Müziğin görece bir eğlendirici işlevinin yanında, hayata dair dikkat kesilmemiz gerekenleri de işleyen bir bütünlüğe sahip olduğunun altını bir kere daha çizme imkanına sahip olduk. Sesler ile olan imtihanlarımız, karşılaşmalarımızın 2003 Kasım'ından bu yana süregiden seyrüsferinde alternatifin tanımına yeni eklemeler gerçekleştirmeye gayret ettik. Keşfedilen her yeni müzik ile beraber gündelikliğin etkisi altında kaldığımız unsurlarına karşın, varın ki,bir ütopya olsun, diri tutulması gerekenleri, zihinde öncelik sağlanması gerekli olan sorunsallara dair küçük de olsa bir şeyler iletebilmenin, farklı okumalara girişebilmenin telaşesi içerisinde olduk. Ümitsizliğin karşımıza çıkartmış olduğu, detaylarından arındırılmış, iki kere kontrol edilip “görülmüştür” damgasını taşıyan gri-siyah değişmezlerin, olmazların, kabul edilemezlerin dünyasında, vicdanın doğrularının peşinden ilerleyebilmek ise en büyük dayanak noktamızı, zeminimizi oluşturmakta. Taşın altında her daim eli bulunanların, alternatifi tanımlayabilenlerin, sınırlandırılmışlıkların avucutuğuyla da yetinmeyenlerin safları dahilinde Deuss Ex Machina yolunda ilerlemeye devam etmekte. Bu vesileyle, programımızın destekçisi, dinleyicisi, katılımcısı, yericisi, eleştireni, ses vereni, söz kesmeyeni, kulak kabartanı, eni konu meraklılarına, yol göstericilerine ise teşekkürlerimizi iletmek isteriz. Sesimizin tekil olmadığını ispat ettiğiniz için. Gerisin geriye ilk başlangıç noktasına seyyahlık seçkimizin içerisinden de sizlerle Jasonn Corder'i paylaşmak istiyoruz. Elektronik tınılarla bezediği ortam müziği ile, dans ettirir kurgu dizilerine, detaylandırmaların baskın bir biçimde irdelendiği mikro minimal tınılardan, son çalışması olan Color Cassette'in kapsamını da oluşturan yenilikçi folk akımlarına uzanan, çok katmanlı üretici, ses tasarımcısı ve söz yazarını son çalışması olan “Forever Sparrow”un rehberliğinde sunuyoruz.Birbirlerine seri bir biçimde bağlantılanmış ses kesitleri üzerinde, çoklu hayat hikayeleri barındırmak üzerine temellendirilmiş bir yapı Jason Corder’in müziğinin ana eksenini oluşturuyor. Basit bir kurgu dahilinde şekillendirilen tını kümelerinin arasına serpiştirdiği melodik kesitler ile dinleyicinin gerçek Dünya ile bağlantısını tesis etmekte, zihninde sorular sordurmakta, hayli zamandır. Bağlantısız biçim ve öncüllükteki elektronik deneysellikten ilham edinen, farklılaştıran, kendi yorumunu dahil edebilen ve paylaşıma açan bir müzisyen, Corder. Ses yapılandırmalarının üzerine eklemlenen her bir detaycıl nokta, nota, örneklem ile beraber derinleşen bir müziğin icrası karşımıza çıkıyor. Döngüler alelalede dizilmiş intibası uyandırmasına karşın, olabildiğince, daha fazlasını sunmaya çaba sarf eden müzikal yetkinlik kulağa hitap ediyor. İçten içe bütünleştirilen parçaların, dinleyiciler tarafından tamamlanıp, devamlılığının sağlanabileceği bir yapı ortaya çıkıyor. Yüksek frekanslarda eklenen sesler, dahili bas kümeleri ve dub öğesinin harmanı ile ortaya çıkartılan “Zen Savauge” projesi bu minvalde sanatçının ilk çalışması olarak 2003 yılında yayınlanır. Doğallığın karmaşasındaki tanımsız güzelliğin aranması ve keşfedilmesi fikrinden yola çıkılarak kotarılan Inconnu kısa çaları Subsource net etiketi üzerinden yayınlanır. Melodik kurgunun, zamanın minimalist yaklaşımlarıyla haşır neşir kılındığı, puslu havayı yansıtan seri ortam müziği göndermeleri barındıran ara kesitlerle bütünleştirildiği kompozisyonlar ile kotarılan çalışma elektronika dinleyicisi için kuvvetli bir bütünlüğü ihtiva eder. Kalıplaşmış, müzikal sentezlerin dışını arşınlayabilmek için gerekli olan çabaların önünü almaya çabalayan tekdüzeliği de aşmaya gayret gösteren çalışmanın ardı yayınlanan Contrast albümü de Subsource’dan dinleyicilerle buluşturulur. Deneysellik ile bağlantılandırılan akıllı dans müziği formüllerinden, tutarlı bir biçimde sergilenen neo-glitch ses erimlerinden beslenen, internet üzerinden ücretsiz bir biçimde indirilebilen nadide kayıtlardan birisi olur, Contrast. Lexington, Kentucky’li sanatçının kayıtları dahilinde ortaya çıkartmaya çalıştığı işitsellikle beslenen sinematografik yansımaların da ilk örnekleri arasında anıla/ bahsedilebilir. Popülerliğe doğru seyrüsefer eyleyen techno’nun dinamik tavizsizliğine göndermeler gerçekleştirerek, tersyüz edilen kolaj teknikleriyle beraber maksimize edilen gürültü kavisleriyle dub kesişimini ortaya çıkartan bütünlük, daha sonrasında Off The Sky’ın temellerini oluşturacaktır.

Jason Conor'ın Opus Zine sitesine verdiği röportajda da değindiği üzere, gökyüzünün sınırsızlığından ilham alınarak, detaylarda zenginleştirilen ve dub öğesinin yanısıra diğer elektronik seslerden örnek ve yüzeyler barındıran bir çoğaltımı simgelemekte, Off The Sky. Autoplate gibi zamanının ötesinden elektronika-ambient müziklerine ev sahipliği yapmış önemli internet etiketinden yayınlanan Studies Of Lifeform In Transit, bu dizin içerisinde yayınlanan ilk kaydı oluşturur. Yaşamını sürdürdüğü kent , yörenin seslerinden derlenerek kotarılmış gündelik kayıtların izeleri üzerinde zamansız manipüleler ile beraber şekil kazandırılan deneysel kurgu çalışmanın içeriğini oluşturur. Müziğin alelalede formu yerine yaşam akışının bir parçası olması prensibinden hareketle kurgulanan bir ortam müziğinin hasıl olduğunu belirtmeliyiz. Parçaların birbirleri içerisinde geçişleriyle beraber, mevsimsel değişkenlikler , dönüşümler dinleyiciye ulaştırılır. Tam da Conor'ın değindiği üzere sınırsızlığı imgeleyen bir sesler kolajı ortaya çıkartılır. Görsel ile beslenerek geliştirdiği sesli anlatımlarının devamında paylaşılan, Caustic Light EP'si de elektro-akustik partisyonların ortaya çıkartıldığı, geçmişin temelleri üzerinden bina edilmiş yaşamın zorlu dönemeçlerine göndermeler barındıran bir kurguyu taşır. Gitarın birazdan değineceğimiz Color Cassette projesinde ortaya çıkan,farklı biçimlerde kullanılabilirliğinden de yola çıkılarak türetilen ses dizinleri melodik unsurların, ön planda pek ala kurgulanabilir olduğunun ispat eden bir çeşitlemeyi beraberinde getirir. Birbirinden ayrıştırılamayacak kadar bütüncül bir kompleks tasarımı dikkatleri çeker, kısa çaların genelinde. Genel ikliminde. Seslerin somut kümeler biçiminde, birbiri ardına diziminden çok, eklenen her bir ses ile verilmek istenen mesajı daha rahat çözümleme imkanı sağlayan bir tutarlılık, vakurluk göze çarpar.Autoplate'den yayınlanan üçüncü 'Off The Sky' kaydı olan Cumulae Movement'da benzeş bir altyapının üzerinde çeşitlemeleriyle beraber akustiğin, doğal seslerle harman edildiği bir epik kompozisyonu imler. Gündelik değişkenlikleri, hava durumu ile ilintileyen, benzeştiren bir ses tasarımcısının, bulutların hareketlerini ön planda tutarak kurgulayıp sunduğu bir izlek ortaya çıkartılır. 27 dakika civarında seyreden süre boyunca, minimalist pasajların, elektro-akustik aynalamalarda kırılganlığına dair önermelerde bulunur. Hissedilir bir biçimde yavaş, sakin ama doğanın özündeki değişimlerin dakikliğini de vurgulayan bir çabanın mahsülüdür, kayıt. Alan kayıtlarındaki mahirliğin bir diğer yansıması olan The Geist Cycles albümü 2007'de Databloem şirketinden yayınlanır. Paylaşıma açmış olduğu elektro akustik deneyselliğin üzerine eklemlendirilen endüstriyel kavislerin günyüzü bulduğu bir kayıt olacaktır, The Geist Cycles. Yaşamın kendiliğinden sunduğu, ayrıntıları tamamlayan arka plan seslerinin (tüm o geçişkenliği ile doğal hayatın bir parçası haline dönüşen, yağmur, rüzgar, pus, sıcaklık) müzik aletlerinde yeniden tanımlandığı bir deneysellik ortaya çıkartılır. GAS'ın ileri sürmüş olduğu değişkenleri geri plana ittiğinizde ortaya çıkan müziğin, pop müziğin farklı bir tezahüründen ibaret olduğu söylemiyle de akrabalıklar barındıran minimal dub tekno disiplinlerinden edinimler barındıran, zamansızlığı ortaya çıkartan ses yığınılarıyla beraberinde hayatın da finalinin ardından bizleri nelerin beklediğine kafa yoran bir alt metin karşımıza çıkar. Bir çok yönden tesiri uzun süren bir deneyimlemenin merkezidir, The Geist Cycles'ın içeriğindeki müzik toplamı. Ambient müziğinin hemen tüm katmanlarından işlevsel örneklemelere girişen Jason Corder, Off The Sky projesinin yanında, Matteo Zini'nin Opium projesinde, Sonbaharın müzikal yansımaları üzerinden çeşitlemeleri barındıran Autunno albümünü, Ian Lizandra'ın Beta Two Against projesi ile gerçek seslerden mülhem bir meditasyon müziğini ileri süren Further To Find Closer çalışmasını ve Kanada'lı Archipel etiketinin kurucusu olan minimal techno teorisyenlerinden Jean-Patrice Remillard ile Social System adı altında Besides I Rest Now kayıtlarını gerçekleştirir. 2007 Temmuz ayında bu çalışma ile ilgili olarak Trendsetter dergisinde Elektronmaşina sütununda şu tespitlerde bulunmuştuk. “Archipel’in sunduğu çalışmalar türlerin birbirleri arasında harman edilerek kotarılması neticesinde artık iyice puslu bir görünüm arz eden müzikal disiplinler arası ayrıştırmaların olanaksız kılındığı bir müzikal izleği ortaya koyuyor. Social System ikilsinin Besides I Rest Now EP'si de bu minvalde değerlendirilebilecek bir alameti farika ürünü. Jason Corder’in ağırlıklı olarak ezcümlesi “Ambient” tonlu müziklerin icrasını gerçekleştiren bir prodüktör olarak katıldığı Epsilonlab’ın Amerika turnesi içerisinde Jean-Patrice ile tanışması neticesinde Social System’in temelleri atılır. Kolajları üzerinde daha hareketli “layer” lar kurgulamak arzusunda olan Corder için Pheek çalışma ortağı olarak önemli bir çözüm ortağı olacaktır. Birbirini takip eden süreç içerisinde farklı noktalardan, ve sadece internet üzerinde haberleşerek kotardıkları Autumn>Spring albümü ile geniş bir ses yelpazesini dinleyicilerle paylaşırlar. Seslerin örgülendiği yapılar içerisinde ani dönüşümler, varsayımsal hikayeler barındıran fısıltı türevi yaklaşımlarla beraber, kimi zaman hızlı hızlı akan melodik yığıntılar elektronik müziğin şekillendirilmesindeki sınırsızlığı da ortaya koymayı başarır. Besides I Rest Now’da bu beraberliğin bir devamı olarak algılanması gereken tamamlayıcı çalışmalardan. Archipel’in müzikal seyyahlığı ile de örtüşen paylaşım micro-house alaşımlı “Tried And True”, ambient ses altyapısı ile Coroder’in müzikal geçmişine geri dönüşün ardılından Pheek’in egzantrik dans melodilerinin bütünlediği “Oh Slow Crickets”, Hawtin’in mekanik ama düşünsel, yalıtılmış ama organik çizgisinin bütünleştirildiği Detroit Techno “Therefore I Say I Rest” melodik yansıtmaları ile başarılı bir geri dönüşümü sağlıyor Elektronik müziğin ayrıntılama merkezi Archipel turnayı 12’den vurmayı başarıyor.”

Çeşitlendirilebilir ve farklı okumalara imkan sağlayan müzikal seyyahlığın ulaştığı son nokta olarak Jason Corder'in diskografisinde yer edinen Color Cassette projesiyle ilgili notlarımızı iletelim. Türler arası ses deneylerine imkan sağlayan bir müzikal disiplin olan Ambient'ın merkeze yerleştirildiği bir eksende ilerlemekte; Color Cassette. Jason Corder'in müziğinin çıkış noktasında kurgularını içerisine dahil ettiği, ilerlemesine imkan sağlayan gözlemlerini damıtan bir yetkinlik karşımıza çıkmakta. Ses doğal halleriyle kesitlerde varlığını korur iken, eklenen yeni-folk takılarında başkalaşmaya, başka bir gözle seyredebilmeye imkan sağlayan bir müzikalite yansıtılmakta. Üstelik daha önceki kayıtlarının pek çoğunun aksine, daha fazla ses emektarının el verdiği bir kollektifliği de yapısında barındıran bir oluşum halinde, Color Cassette. Türetilen her yeni tını alaşımıyla beraber, kaotik güncemizin içinde yer bulamayan düşünselliğin zeminini yoklayan, geniş zamanlı bir hikayelendirme çıkış çalışmasında ortaya çıkartılır. Jason Corder'in yanında, hissiyatlı gürültü kumpanyası Set In Sand'ın üyesi Lendin Hopes'un başatlığında(Davul, Elektronik Enstrümanlar), Lindy Mourn (Çello), Ann Hess (Keman)'ın konukluklarında “Small Town Smoker” şekillenir.Andrew Johnson ve Craig Tattersall ikilisinin (The Remote Viewer) kurucusu oldukları Mobeer Records çatısı altından yayınlanan albümün açılışında, elektronik nağmelerle durağan pop akımının türeticileri olan Mûm grubunun çalışmaları ile benzeşen Acrost Ponds parçası yer alır. Yağmur çişeltisinin deforme edilerek kurguya eklendiği, elektronika nağmelerinin giderek yerini folk öğelerine terk etmesine olanak sağlayan geçiş çalışması Candles In Car View, İzlanda'nın mesafeli duran, deneysel pop müziği figürlerindeki geniş ses yelpazelerinden esintiler içeren; Cassiamonopia ve çiğ elektronik seslerden evrilerek oluşturulan harmanlamanın ev sahipliğine aracılık eden Passing Time Too gibi melankoli dozu kademe kademe yükseğe çekilen bir toplama ulaşırız. Bu 300 adetlik sınırlı sayıda yayınlanan kaydın ardından Fransız net etiketi, plak şirketi ve elektronik fanzin yayımcısı 'Autres Directions In Music'den Forever Sparrow albümü çıkagelir. Sınırları belirli, vurguları çoktan tanımlanmış bir müziğin tekrarından ise, olabildiğince farklısını türetebilme gayreti içerisinde olan Jason Corder ve şürekasının bu kaydı da, yeniliklere açık bir hikayelendirmeyi odağa taşıyan detaylandırma çalışması olarak değerlendirilebilir. Tılsımlı Ormanın içlerinde kaybolmuş bir çocuğun, yaşadığı değişimin neticesinde serçeye dönüşmesini ve bu olağanüstü Dünya'da yaşamayı tercih etmesini irdeleyen bir eksenin etrafında çözümlemelere girişilen bir çalışma, Forever Sparrow. Albümün resmi tanıtımında da geçen, Alis Harikalar Diyarında ve Peter Pan gibi özgün hikayelerin, yapılarıyla ilintilenebilecek bir kurgunun müzikal yansımalarını barındırdığı ise rahatlıkla iletilebilir. Gerçek Dünya’nın kuralları ile boğuntuya, oldu bittiye getirilen kısıtlamalarının nicesinden daha da fazla bir biçimde insanları etkisi altına aldığının çözümlemesini yaptığımızda, bir ütopya olarak düne ait öngörülerin ve mesudeliğin hala önemli bir istek olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Melodika ile beraber yüzeylerin arasına nakş edilen akustik enstrümanların elektronik seslerle bütünlendiğinde ortaya çıkartmış olduğu geniş saha ise bu öykünmeleri fevkalade bir biçimde betimlemeyi olası kılıp, derleyip toparlamakta. Akustik öğelerin minimalist elektronika kuşaklarıyla beraber sadelikle çevirili halini duyumsatan, Black Nest Waters ile albüm açılır. Geçtiğimiz yazılarımızda yer verdiğimiz Kira Kira’nın müziklerinde sıklıkla kullanmış olduğu “glockenspiel” benzeri doğal ses üreteçlerinin izleri üzerinde iletilen pop melodikasının drone kesitlerinde yorumlandığı Once Upon A Timid Willow bir beş dakikalığına sizi de bu efsunlu ormanın derinlerine çekmeyi başarıyor. Bu kurgunun yapılmasına vesile teşkil etmiş, öykünülen çocuğun sesiyle yankılanan, ritmini yakalayan hülyalı pop şarkısı Lost At Least At Last gibi deneysel seslerden menkul, müstesna bir dinlenceliği sunmayı da aynı çalışma dahilinde başarırlar. City Centre Offices etiketiyle yayınlanmış pek çok indietronica kaydı ile bağları bulunan, The Notwist gibi mihenk taşı olmayı başarmış grubun üretmiş olduğu son çalışmalarında da irdelemiş oldukları somut enstrümanların buzlu bir camın ardından yankılanmasıyla, sinematografik, hassas bir dengeyi yakalamayı başardıkları Angels In Ashes parçası albümün odak noktalarından biri olarak değerlendirilebilir. Sonsuzluğu da çağrıştıran derinlikli drone-pop aranjmanı Forever Sparrow yaylıların kilit noktalarda parçaların vuruculuğunu arttırmasına önemli bir örnek teşkil edecektir. Pus yüklemli bir ortamın tasvirine girişildiği, elektro-akustik kesitlerin vokal örnekleriyle beraber parçayı dönüştürüp finalinde psychedelic bir ağıda dönüştürdüğü Ballad For A Yeller Bastard Bird ile finale ulaşırız. Dönüşümlerin, seslerin, keskinleştirilmemiş deneysel müziklerle şekillendirilmiş çalışmanın nihai sonunda da bu tasvirin, bu Dünya’nın sonuna ulaşıyoruz. Akustik gitarın geri planında yer alan elektronik gölgelemelerle beraber Animal Collective’den teslim alınan şu dizeler duyuluyor, gitmeye karar verdiğinde,[duraksamadan] sadece git. Jason Corder, millenyum sonrasının elektronik müziğini şekillendirmeye devam eden, nadide kayıtların altına imzasını atıyor. Deneysel tasvirler bütününden, dans edilebilir kurgulara, nihayetinde son çalışmasının büyük bir kısmında yer bulan neofolk’a varan bir çeşitlilik, farklı müzikal eşiklerin temas noktaları üzerinde denemelere girişiyor. Ümitsizliğin eni konu çoraklaştırdığı, derdest ettiği gündelik yaşamdan bir ırak noktayı, yeniden ümidi yeşertebilmeyi teşvik ediyor. Hatr’a düşürüyor. Yılın kendine has özgün kayıtlarından birisi; Takdimimizdir.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Müstahak Olmak – Etyen MAHÇUPYAN – Taraf
Kilitliyiz... – Kemal ULUSALER – Birgün
‘Su Verdi Bana!’ – Nuray MERT – Radikal
Festus Okey – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Gaddar ve Hain Ermeniler – Erkan GOLOĞLU (İçeriden Kumandan) – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Color Cassette Official
Color Cassette At Myspace
Color Cassette At ADIM
Color Cassette Forever Sparrow Review At Cyclic Defrost
Jason Corder / Off The Sky Official
Jason Corder / Off The Sky At Myspace
Social System Official
Rafael Anton Irisarri Official
Rafael Anton Irisarri At Myspace
Rafael Anton Irisarri Review At 13Melek
Rafael Anton Irisarri Hopes And Past Desires Official Video
St.Kilda / Graham Richardson At Phantom Channel

St.Kilda / Graham Richardson At Myspace
St.Kilda / Graham Richardson EP Review At Opus Zine
Last Days / Graham Richardson At n5MD
Hammock Official
Hammock At Myspace
Hammock Album Review At Reset! Magazine
Trespassers William Official
Trespassers William At Myspace
Trespassers William Different Stars Album Review At Limbo Pillow
Gizeh Records Official
Mogwai Official
Mogwai At Myspace
Mogwai The Hawk Is Howling Album Review At Makina!


Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;

Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------

>>>>>Info Go-R-Sel Ambient – By Gustav KLIM
© Gustav KLIM’s Flickr Page
Jason Corder-Color Cassette Pictures Courtesy From
A & CB

>>>>>Poemé
Eski Ormanlara Mektup – Haydar ERGÜLEN

Bir mektup göndersen de açıp okumasam

Ben hangisiyim; sen demekten başka
sana ulaşamayan zarf efendilerinin,
aç beni, başka pulum yok, başka mektubum
yok, yoksul olduğum söylenecek yoksa sana
annemin bir gül olarak terkettiğinden beri
beni gönderdiğin mektuplar ormanına

Şehri karıştırmıyorum, seni yanlış anlarlar
kendimi karıştırıyorum, uçmaktan yanayım
ruhunu parmaklarında dolaştıran perinin
tevekkül penceresine konduğu eski ormanlarda

Hangi yüzüğünden düştüm bu yolculuğa;
bilseydim, sen gönderseydin, ben o mektuba
yazılacak kadar aransaydım dilinin ormanında
açmazdım yine, yine yüzükler kazanırdın;
bana suluboya bir orman göndereceğini bile bile,
`peri ve eşek' mes'elini yazdığımı bile bile,
ormanlara dair Şiirler okumak için
ayrı ve birleşik Şehirler kurduğumuzu bile bile,
açmazdım bu sırlara layık olmayan Şehri
içinden çıkacak ormana

Bana orman gönderme, içinden Şehir çıkar;

Beni bir mektuba gönder, içinden birine
almamış gibi yaparım, vapura binmem,
yoluna inmem, ormanların sisi çökmeden önce

Mektupların perileri
perilerin ormanları biriktirdiğine
yüzüklerin parmaklarda sessizce eridiğine
inanırım, eski orman tadı sinmiştir
açılmayan mektuba

Gönderilse de

Eski ormanlara mektup.

Saturday, April 04, 2009

Deuss Ex Machina # 249 - She Dreamt She Was Totally Alone In An Empty Field

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_249_--_She Dreamt She Was Totally Alone In An Empty Field

30 Mart 2009 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilen programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week:Pan•American-White Bird Release (Kranky)
>1<-Jacaszek-III (Gusstaff)
>2<-Jacaszek-IV (Gusstaff)
>3<-Pan•American-There Is Always The Thrill Of Just Beginning (Kranky)
>4<-Pan•American-So That No Matter (Kranky)
>5<-Building Castles Out Of Matchsticks-Promise Me Just One More Night (Trace Recordings)
>6<-Building Castles Out Of Matchsticks-Tell Me A Story (Trace Recordings)
>7<-Birdengine-Monster In Town (Self Released)
>8<-Birdengine-And Accidents Fell From The Sky (Self Released)
>9<-Anneke Van Giersbergen-Valley Of The Queens (Feat. Arjen Lucassen) (Jammm)
>10<-Anneke Van Giersbergen-Beautiful One (Feat. Niels Geusebroek) (Jammm) >11<-Duman-Yalan (Sony/BMG Müzik-Türkiye)
>12<-Duman-Helal Olsun (Sony/BMG Müzik-Türkiye)

sHe Dreamt sHe Was Totally Alone In An Empty Field (249) - Bir Noktanın Sonunda, Çiğ Kargaşanın Yanıbaşında, Bitmeyecekmişçesine Koşturmanın Ortasında, Issızlığın Şifrelerini Arayıp Duruyoruz. Sahi Nerede Dinginliğimiz?, Envai Çeşit Sevinçlerimiz...[SOLD OUT]

>>>>>Bildirgeç
İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe. Friedrich Wilhelm Nietzsche

İçerisine dahil olmaya çabaladığımız zaman eşiğini tarumar eden bir biçimsellik barındırır, karanlık. Değişkenlere fazlaca ırak bir biçimde varlığını sürdüregidendir. Belirsizliğin ani çıkışlarında olduğu üzere, tekinsiz anların kollayıcısıdır. Aniden ortalığa çıkandır. Ortaya çıkan suskunluğun kanlı canlı tasviridir. Sessiz kalmanın zorunlu kılındığı anların da tam merkezini kapsayandır. Somut yalnızlığın dış sesidir, karanlık. Ne kadar uzaklaşmaya çabalarsanız çabalayın sizinle yolunu kesiştirmesiyle de, gerçekliğin sınırlarını belirleyen olmaya devam edendir, karanlık. Hatırı sayılır bir üstünlük sağlayan belleksizliğimizin daimi yardımcısıdır. Ortaya çıkartılan önermelerin daha dinlenilmeden yargılanıp, unutulmaya terk edildiği gündemimizin içinde, hakikatin hasıraltı edilmesine vesile teşkil eyleyendir. Mutlak doğruların olmadığı asri zamanımızda dayatmaların bağlacıdır aynı zamanda. Hemen hemen hayati her olgunun bir noktasında karşılaşılandır, ha keza. Deneyimler ve yaşananlar ne kadar çoksa da, bir o kadar da bilinmezliği tutarlı bir şekilde işleyendir. Kasvetin taşıyıcısı haline dönüşmesini de bu minvalde değerlendirebiliriz. Topyekün tutarlı bir istikamet belirleyebilmekten uzak olmaya çaba, direnç gösterilmeye de devam edildikçe, elbirliğiyle; neticesi meçhullere ulaşan bir karanlığın içinde kalmaya devam edeceğimiz ise apaçık bir gerçek. Bir zamanların kurgu olarak tasarlanmış romanlar içerisinde cereyan edenler şimdinin ayan beyan gerçekliği haline dönüşmesi de bu tedirgin ediciliğin beslediği karanlık ile ne kadar içli dışlı olduğumuzu gösteriyor. Hayata karşı verilen mücadelelerde, yenilgilerimiz çoğalıyor, yengilerimiz azalıyor. Saatleri kurulmuş düzenekler halinde, adına yaşamak dediğimiz bütünlüğün içerisinde, kendimizden uzak tutmaya çalıştıklarımızın çoğaldığı bir karanlığı gözlemleyebilmek, varlığına dair vesair cümlelerle ifadelendirebilmek de bu şartlar altında mümkün. Sağlama alamadığımız, dönüşümünü sağlayamadığımız dahası anlama konusunda çaba göstermeyip sırt çevirdiğimiz açılımların tümünün getireceği eşiğin, karanlıktan pek de farkının olmadığını ifade etmemiz ise elzemdir iş bu noktada.

Sözün özü, sözcüklere verdiğimiz değerin karşılığını da imgeleyen bir aynalamadır; karanlık. İşaret edendir. Ortaya çıkartmaya çaba sarf ettiğimiz, kendimizce mana biçtiğimiz gerçekliğin tezahürüdür. Beklentilerin çokluğu karşısında bir türlü sıraya, hizaya sokamadığımız, rotasını belirleyemediğimiz önceliklerimizin çarpmaktan kaçamadığı duvardır, makus talihimizdir. Kanıksanmış olanları aşılmaz duvarların ardında saklamaya devam edilmesinin, kaçınılmaz neticelerindendir. Öylesi, böylesi diye diye sonunda ikilemlerin ortasında dut gibi kalakalmanın membaasıdır. Kasveti boyunduruğu altında tutmaya devam ettiren, bilgilendikçe, farklı gözlemlerin pekiştiriciliğinde aydınlanmanın mümkünat dahilinde olmadığının, bilakis yok sayılmaya devam edilmesinin karşılığındadır, karanlık. Ne gereği vardır incelemeye, ne gereği vardır ilerlemeye demenin vesikalığıdır, karanlık. Bir yandan tereddütü, öte yandan çekincelerin tabulaştırılmasından kaynaklanan sorunsalların birbirine geçiş sahası halinin korunması da bunu daha da kuvvetlendirmektedir. Biteviye bir döngünün dahilinde, içinden çıkmayı mümkünatsız olduğu yanılgısıdır. Oysa ortak çabayla, birbirlerinin farklarını gözeterek, dile gelenleri değerlendirmeye alarak, müstakbel muhaliflikten de, karanlıktan da ırayabilmek mümkün. Mesnetsiz şişkinliklerle bezeli, sözüm kime ona, buna, şuna; benden gayrı herkeslere telmaşa klişesinden uzağı ortaya çıkartabilenlerin çabaları bunu daha mümkün kılacaktır. Deyim uygunsa kolaycılığın zihniyeti köreltmekten de ötesini sunamadığı bir zaman diliminde, bütün bunların hayata geçirilebilirliği daha da önem kazanmakta haddizatında. Böylelikle de bir türlü peşimizi bırakmayan, farkına artık varılası tehlikenin de üzerine, üzerine gidilebilmesini sağlayabileceğinden dem vurmak da afaki bir gerçektir. Sözün kıymet bilinirliğinin yanısıra, dillendirilmesi şart olanların da sırasının gelebilmesini sağlayıp, öncelik atayabildiğimizde karanlığın kapsamının dışına ulaşabileceğiz.

Ortaklaşa çabanın, birbirlerinden ayrılmaması önemli olan bileşkelerinin, bütünlüğü meydana getiren (kimilerince hala yok sayılan, alttan alta yerilen) mozaiğin sağlam tutulabilmesi için, bir adım ötesini daha korkusuzca keşfedebilmek, hataların en başından dönebilmek için eleştirileri ortaya koymadan, bu sınırlandırılmışlığın ötesini arşınlayabilmenin na mümkün olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Sözüm ona eleştirilerin yapıcılıktan ziyade, zaman kaybettirmekten başka da bir anlama kapıyı açık tutmadığına dikkat çekebiliriz. Derinleşmeye başlayan ayrıştırmaların gün gelip de bizleri de, ötekisi olarak tanımlamayacağı gerçek bir gözlem iken, polemiklerin peşinde takılı kalmanın getirdiklerine dair çıkarsamaları da sizlerin takdirlerine bırakıyoruz. Birgün Gazetesi'nde yayınladığı makaleleriyle takipçisi olmaya çabaladığımız L. Doğan Tılıç'ın geride bıraktığımız hafta sonu gerçekleştirilen yerel seçimlerin öncesindeki tespitleri, son sözümüz olarak paylaşıyoruz:

“Bugünden yarına “devrim” olmayacağı açık. Ancak, bir o kadar açık olan da şu: Gündelik hayatın her aşamasında “devrim”ler yapmak, bu devrimlerle hayatı küçük küçük ama görünür biçimde değiştirebilmek gerek.
Yarından sonra, sandıklar açılıp da sayıldıklarında, sosyalistler de neyi nasıl yaptıklarını, yapamadıklarını bir kez daha düşünecek. Umarım, genel bir sol siyasal iklim yaratabilmek için çalışmanın önemi daha iyi görülecek.
Yarından sonra, dilerim olmaz, ama olur da yönetmeye talip oldukları yerleri kaybederlerse, küçük hesaplar peşinde koşmanın nasıl kocaman bir eksiye dönüştüğünü -solun ortak hanesine yazılan- farkedecekler. Umarım, farkedecekler.
Solda büyümenin bir diğerinin aleyhine olmadığını, sosyal demokratından sosyalistine, solun tüm renklerinin aynı uygun iklimde serpilip gelişebileceğini, solun bütünü büyümeden tek tek solların büyüyemediğini kavrayacaklar. Yarından sonra, umarım, en azından düşünecekler bunu!
Sol büyüyecekse eğer; darbelerle, katakullilerle, karanlık karmaşık ilişkilerle birlikte anılmayacak. En yüce değerin emek olduğu, hiçbir kimliği bir diğerine feda etmemeye özen gösterirken, sınıf ekseni üzerinde yürümek gerektiği unutulmayacak. Eşitlik istenecek; ama adalet, özgürlük, hoşgörü ve bunların hepsini içeren bir kavram olarak ahlak baştacı edilecek.
Kazanılan, bir tek yer bile olsa, onu başka yerlerin parmakla göstereceği bir örneğe dönüştürecekler.
Kazanılan birkaç yerse, onları birbirine bağlayacak, entegre edecek, dayanışma içine sokacaklar.
Yarından sonra, umarım, Hint masalındaki kuyu kurbağası Kup Madruk gibi dünyayı yalnızca bize görünenden ibaret saymaktan vazgeçilip, birbirimizle konuşarak, birbirimizi anlamaya çalışarak yürünecek.” (28 Mart 2009)

İletme gayreti içerisinde olduğumuz ve bu satırlar vasıtasıyla sizlerle paylaşmaya çaba sarf ettiğimiz konuların devamlılığını sağlayan yegane unsur olarak, ele almaya devam ettiğimiz müziği Deuss Ex Machina içerisinde yapılandırmaya devam ettik. Konumlandırılmış tam doğrulardan bahsetmektense, imtina edinilen, çekinilen, söze pek kavuşturulamayan ayrıntılarda yeri geldiğinde sesimizi oluşturan vurgulamalara haiz müziklere başvurmaya devam ettik. Kaynakça olarak edindiğimiz, öğrenmeye de çaba sarf ettiğimiz, birbirinden farklı noktaları imleyen, kulaklara seren müziklerin çağrısında, sesin taşıdığı mesajlara odaklanmaya çalıştık. Zorlayıcı şartlandırmaların getirip taşıdığı ahir zamanımızın, kendine has değişkenlerinin nasıl tarumar edildiğine dair ses örneklemeleri çatımızı oluşturdu. Sözün içeriğini, kuvvetini ortaya çıkartan enstrümantal tasvirleri de buna eklemleyebiliriz. Deneyimlenmesi muhtemelen, yanılsamalarımızın ötesine de vakıf olunabilecek çıkarsamalara imkan sağlamasının da yollarını aramaya gayret ettik. Bi'taraf olmadan resmin görünmeyen kısımlarında işlenenleri, hataları ve yaşamları; Bertaraf olmadan da müziğin ulaşılmaz addedilen köşebaşlarında sonuca ulaştırabilen, özenli kayıtlarına kulak kabarttık. Deuss Ex Machina'nın 2003 Kasım'ından bu yana sürekliliğini de sağlayan, ötekileştirilmiş sesleri kapsayan, bağsız ve bağlantısız güncesinde bir adım daha ilerisinin izlerini sürme gayretinde rotamız Chicago'lu Kranky Records ile kesişiyor. Zamanının ilerisinde bir müziğin şeklini kazanmasında çabalarının, isimlerinin sıklıkla zikredilmesine sebep olan Labradford grubunun vokal / gitaristliğini yapmış Mark Nelson'ın solo projesi olan Pan•American'ı son çalışması Kranky etiketli White Bird Release'in başatlığında sizlerle paylaşıyoruz.Betimlemeleri canlandıran bir müzikal eşik ilk elden karşımıza çıkmakta, gerek Labradford projesi- gerekse de Pan•American'ın sunduğu çalışmaların bütünlüğünde. Kalıplara sıkı sıkıya bağımlı kalmış , teknik detaylandırmalar haricinde son derece yavan bir biçimde ilerletilmeye çalışılan, neredeyse de birbirinin tavizsiz turnusol kağıdı işlevi gösteren post rock ekiplerinden farklı bir odağı temsil etmiş, bir grubun sacayağı Mark Nelson. 1992 yılında temelleri Robert Donne, Carter Brown ile Richmond, Virginia'da atılan Labradford, deneysel nüvelerden beslenerek geliştirilmiş, çoğul ortam seslerinden de feyz alarak şekillendirilen ama sadece tek bir disiplin içerisinde asla değerlendirilemeyen bir grup olarak müzikal dizinde yerlerini almalarıyla hikayeninbaşlangıcına ulaşırız. Detaylandırılan kesitlerle beraber ilerleyen, manipüle edilmiş gitar sesinin kimi zaman minimalizme dayanan bir sadelik sınırı boyunca ilerlediği, çoğu zaman sözcüklerden bağımsız bir biçimde seslerle hikayenin paylaşıldığı bir zamansızlığı seslendirmeleriyle kısa sürede ilgiyi üzerlerine toplamayı başarırlar. Çıkış kaydı olarak Kranky etiketinden '94'de yayınlanan Prazision albümü bu minvalde, adı yâd edilesi kayıtlardan ilki olarak dinleyicilere ulaşır. Müzikal yetkinliği sunabilme çabasında da, gerçek hayatın kırılganlığına, sertliğine ve acımasızlığına dair göndermeleri de barındıran, en başından bu yana üretmek istedikleri müziğin bir tezahürü olarak derinleşerek evrilen bir zamane masal kaydının altına imzalarını atarlar. Karanlığın içerisinde yankılanırcasına sert seslerden gecenin karanlık yüzeylerindeki sert sessizlikle karşılaşmalarımızı duyumsatan, 80'li yılların sağlam ekipleri Neu, Spaceman3 gibi öncüllerin izlerini referans alan bir siftah kayıt gerçekleştirilir. Post Rock'ın kapsamını ve tanımını gerçekleştiren ünlü müzik yazarı Simon Reynolds'ın işaret ettiği, blues'a çalan gitarlar ile pop melodikasını puslu bir giz ortamında eriten, eviren, denemelere girişen ağıtsal duruşun sergilendiği A Stable Referance albümü Labradford'un kademe kademe yükselen müzikal odak oluşturma öncüllüğünü tesciller. Nelson'ın da Pan•American projesinin başlangıcı olarak iletebileceğimiz, Labradford ekibinin, en çok öne çıkmış kaydı olan Mi Media Naranja albümü de bu istikrarlı çeşitlendirmenin bir sonraki durağı olur. Somut bir zamansızlığın, durağanlaştırılmış beklentilerin gerçeğe büründüğü bütünlükte, girift bir yalnızlığı ortaya çıkartan denemeler kolajını barındırır. Üçlünün ilk kayıtlarından farklı olarak eklenen yaylılar, Fender Rhodes – Elektro Piyanosunun kullanımı gibi faktörlerle beraber melodramatiği ortaya süren yeni bir eşiğin sınırlarına varılır. Daha fazla kişiselleştirilebilen, her dinleyişte farklı okumalara olası kılan bir gerçeklik kurgusu vuku bulur, nihayetinde. Değiştirilebilir ayraçlara sahip bulunan, hayatın kendisinde iyisi, kötüsüyle yer edinmiş problemlerden ilham alınarak kotarılmış, çözümlemelere dair vurgulara da itinayla sahip çıkılan, yorumlar getirilen “ses yerleştirmeleri” Labradford'un müziğinin karakteristik yapısını da tanımlayacaktır.Deneyimlenmiş ve paylaşıma açılmış her bir albümün ardından ortaya bambaşka fikirler ve müzikal yönelimler sunma gayreti içerisinde olan Labradford grubu üyeliği sırasında temelleri atılan bir proje olur Pan•American. 1997 yazında Mark Nelson’ın kayıtlarına başladığı, dinlemekten keyif aldığı dub ve techno müziklerine paralel olarak, elektronik aletlerle üretilebilen müziğin sınırlarını keşfetmekle geçirilen sürecin ürünü olacak debut albümün çalışmalarına yoğunlaşır. ’98 yılında Kranky etiketiyle yayınlanan Pan•American albümü bütün bu önermeleri kapsayan, mikro ses örneklemlerinden, sesin organik detaylarına yoğunlaşan pasajlara kadar farkılaşıp, derinleşen bir önerme olarak sunulur. Dub müziğinden sıklıkla örneklerle karşılaşabileceğiniz, türetebilirlik açısından Labradford’un kapsamış olduğu geniş müzikal çeşitlilikle de bağlar bulunduran bir deneysellik ortaya çıkartır, Nelson. İncelip durağanlaşan düşük yoğunluklu kompozisyonların arasına serpiştirilen gitar / pedal örneklemlerinin, aynalanmış halleriyle şekil bulan Starts Friday ile çalışma açılır. Albümün gerisinde de dinlenilecek olan tını bütününün de karşılayıcısı olan parça, Rhythm & Sound gibi zaman çizelgesiz dub harmanı- minimal techno ikilisiyle bağlantılı grubun türetimlerinin de devamlılığında dinlenebilecek nadirlikte önermeler arasında yer alır. Gitar kesidinin üzerine bina edilmiş olan ‘eklektik dans’ vurgulamalarına ev sahipliği yapan, perküsyonların sürekli bir aynalamaya tabii tutulduğu, parçanın adı üzerinde de vurgusu yapılan; yeniden konumlandırmanın müzikal karşılığını barındıran Remapping gibi parçalar Pan•American'ın ilk dönemi içerisinde sunmaya gayret ettiği önermelerine, yetkinlikleriyle esaslı bir açılımı sağlar. Bu çıkış kaydını müteakiben yayınlanan 360 Business / 360 Bypass albümü minimal-techno'nun deneysellikle bileşkesini sunmaya gayret eden bir dinlenceliği ileri sürer. Kayıt boyunca kendini göstermekte olan elektronik seslerle, Labradford'un müziğinde geçişleriyle paylaşmış olduğu kollektif minimalist bakışımın “dub” sürümünü elde etmeyi başarır, Nelson. Dönemin, öncül çıkışlar ortaya çıkartan, Wolfgang Voigt, Mortiz Von Oswald, Stefan Betke, Thomas Brinkmann gibi Alman prodüktörlerinin çalışmalarından izler barındıran, tekrara düşmeden kendi özgün yorumunu da ortaya çıkartmayı amaç edinen 360 Business / 360 Bypass bu minvalde, zamanın ilerisinden bir albüm olur. Teğet geçen akustik enstrümanların mikro ses örneklemleriyle büyükçe bir döngüyü ortaya çıkarttığı, çiğ hallerdeki Detroit Techno mizanseni; Steel Stars parçasıyla albüm açılır. Minnesota'lı Slow-Core topluluğu Low'dan Alan Sparhawk ve Mimi Parker'ın vokallerde ağıt yaktıkları, bembeyaz bir alanın tasvirine girişilen, minimalist bir rüyayı imgeleyen, dinleyiciyi parçanın içerisine dahil ettiren, Code parçası gibi detaylarda değişim sunulur. Chicago Underground Trio'dan, Kornist müzisyen / serbest caz sanatçısı Rob Mazurek'ın konukluğunda gerçekleştirilen Double Rail parçasında da, bilim kurgu filmlerinden ilham edinilmiş bir uzay melodramından, son derece iyi biçimde ayarlanmış, emprovize bir dub deneyimlenmesi gerçekleştirilir. Parçanın içlerine gizlenmiş küçük ses kesitlerindeki eklektik bakışım ile elektronik müzikle şekillendirilmiş bir “post-rock” icrası ortaya çıkartılır. Keza zamanın müzikal ikliminde de daha önce duyulmadık, pek çok alternatifi ortaya çıkartan Kranky dinleyicisini fazlasıyla memnun edecek, diğerlerini ise şaşırtacak kadar gerçeklikten beslenen, doygun bir kayıdın odağıdır; 360 Business / 360 Bypass.

Ambient kıvamının diri tutulduğu, gölgelemelerde gürültüden yola çıkılarak inişli-çıkışlı, minimalist kuşaklara yer verilen 2002 tarihli The River Made No Sound'da dub-techno üçlemesinin son durağını oluşturur. Sentetik seslerin daha fazla manipüle edildiği, derdest edici, sarsınıtılar ile şekillendirilmiş bir tekno-masal ortaya çıkartır, Nelson. 2004 yılında yayınlanan Quiet City albümün de hazırlığı, bir ön dinlenceliği olarak addedebiliriz, bu çalışmayı. Labradford ekibinin 2001 yılında paylaştıkları son albümleri olan “Fixed::Content”in ardından, Mark Nelson'ın türetimlerinin, dans edilebilir formların uzağında, düşündüren kayıtlara doğru rotasını çevirdiğini paylaşabiliriz. Quiet City bir yanıyla drone vuruşlarının hakimiyetini ortaya çıkartırken, canlı enstrümanların kullanımıyla da gönül telini titreten bir duygusal bütünlüğü paydalamakta. En başından bu yana üretilen müziklerin topyekün sınırlarının dışını somutlaştıran, belirginleştiren bir ayrışım noktası; Quiet City. Gitmek ve bir daha dönememek üzerine kurulu bir alt metine sahip olan, bileşkesine dahil edilen her bir ses ile gerek bu yoksunluğun nedenlerini ortaya dökegelen, hayata karşı biriktirmelerin ardından sessiz kalınan anlardaki karanlığı ortaya çıkartan, işleyen, onlara yeniden makinelerle manalarını ifade eden bir günce kaydı olarak da değerlendirilebilir, albüm. Labradford'un bıraktığı noktadan teslim alınan eklektik dokunun, yeniden kotarılmasının yansımalarını da albüm boyunca, aralıklı olarak kompozisyonlara dahil edilmiş sesler ile anımsayabilmek da cabası. Quiet City'nin ardından 2006 yılında Mosz'dan yayınlanmış olan; For Waiting, For Chasing, Pan•American diskografisinin içerisindeki en belirgin kişisel kayıt hüzmesini içerir. Doğumunu bekledikleri Lincoln bebeğin, anne karnındaki kalp atışlarını kayıt altına almasının ardından ortaya çıkagelen, belgesel nüktelere sahip bir “iz” oluşturmayı amaç edinir, Nelson. Albüm içeriğinde karşılaştırılan enstantaneler ile beraber, durmaksızın ilerleyen bir hayat oluşumunun evre, evre katettiği aşamaları ortaya seren kompozisyonlar ortaya çıkartılır. Sert gitar seslerinin, rezonansa uğratılmış elektronik kesitlerle tümlendiği yer yer kasıtlı bir biçimde saha kayıtlarıyla birleşen yankı, fısıltı, sinyal vb. seslerle kolajlandığı bir deneyimleme imkanı sağlanır. Albüm ilk parçasından, sona kadar geçen süresi dahilinde benzeşsiz bir yaşam / vedâ / ümit üçlemesine dair açılımlar dinleyiciyle buluşur. Kelimelerin gerçek manasıyla kifayetsiz kalacağı, dinleyenin duyduğu sesler karşısında da, kendi içşel çıkarımlarıyla okumalara girişebileceği, pek çok farklı yönden deneysel elektronik müzik söz konusu olduğunda tedirginlik duyanlar için giriş olarak ele alınabilecek bir çalışma For Waiting, For Chasing.Bu belgesel kayıt mahiyetinde oluşturulan yapılandırmanın üzerinden 3 sene geçtikten sonra, Nelson durağan seslerin tarlasında nadasa bıraktıklarından derleyerek şekillendirdiği White Bird Release albümüyle geri döner. Mart ayı başlarında dinleyicilere ulaşan kayıtta sanatçı, Dünyalar Savaşı, Dr. Moreau’nun Adası, Görünmez Adam gibi bilim kurgu romanlarıyla tanınan Herbert George Wells’e Bilim Adamı Robert Hutchings Goddard tarafından kaleme alınan bir mektubun satır aralarında betimlediği fikren pek çok şey yapılabilir, yalnız daha öncesinde bütün insanlığı etkisi altında tutumaya devam eden ilk adımı atabilme tereddütü aşılması gerekliliği sözünden hareketle temellendirilen bir yapının üzerinde seslerle kendi yorumunu oluşturur, Mark Nelson. Sırasıyla, Dub, Lo-Fi, Minimal Techno, Ambient, Enstrümantal Deneysel Caz, Emprovize Drone ve Glitch türlerine uzanan ses yelpazesinin damıtımı halinde ortaya çıkartılan bileşke, kaydın tüm yüzeyleri arasında kullanılarak, geçmiş ile hesaplaşmak konusunda bakiye bırakmayan bir dönüşümü de gerçekleştirir. Sesler metinden alıntılanan her pasaj, her satırdan yola çıkılarak, zamanı sorgulayan, insanlığımızın geldiği noktayı sorgulatan bir tümleşik açılıma kavuşturulur. Sade bir gitar akorunun girizgahının ardından serpiştirilen Fennesz, Ambarchi gibi glitch mümesillerinin temsil ettikleri doygun gürültü akışlarına havale edilen fikir güzellemesi; There Can Be No Thought Of Finishing ile çalışma açılır. Hedeflenen başarıların, odakların sınırına ne kadar yaklaşmaya çaba sarf edersek edelim; her daim bir adım uzağına düşmemizi, notaların gizil sınırlarında detaylandıran, elektronik betiklerde post rock tepkimesi; For Aiming At The Stars’la en başından bu yana paylaştıklarımızın özetini duymanız da olası.

Geçişleriyle yüksek gürültü frekanslarının minimalize edilmiş, ortam müziğin hattında seyrettiği, doygun bir aynalamanın mesele üzerinde daha fazla düşünebilmeye imkan sağladığı; Is A Problem To Occupy Generations, Ambient kolajında Brian Eno’nun zamanında gerçekleştirmiş olduğu, çoklu katmanlarda detaylara odaklanmış tasvir müziği ile benzeşen So That Matter, albümden fazlasıyla ön plana çıkan yetkin önermelerden bir diğerini oluşturur. Gündelikliğin özünde saklı kalan, yitirip ardımızda bırakmaya çalışsak da bir türlü vakıf olamadığımız açmazlarımızın getirip bıraktığı tereddüt anlarını irdeleyen, drone akustiği ile doğa seslerini birbirlerine kavuşturulduğu çekincesiz albümün en yüksek noktası There Is Always The Thrill Of Just Beginning pek çok yönden bu kelimelerle ifade ettiğimizden fazlasını paylaşacak, sunacaktır. Albümün finalinde yer bulan In A Letter To H.G. Wells 1932 kompozisyonunda da yazar ile bağlantı kurulmaya, tıpkı metinlerde iletmeye çalıştığı gibi bilgiye önem verilmesiyle tıkanmaları aşabileceğimiz sonucuna göndermeler barındıran bir manifestosal yapılandırma ile nihayete ulaşılır. Pan•American ve ardılındaki isim, Mark Nelson elindeki tüm imkanlarıyla dinledikçe zihne işlenen, sorular sorduran bir armonin peşisıra dinleyicilere kayıtlarını sunmakta. Zamane genel geçerliğinden zerre etkilenmeden, uzun soluklu dinlenilecek, çıkarımlar gerçekleştirilecek bir başyapıt White Bird Release. Tıpkı daha öncesindekiler gibi...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Utanmaz Adamlar ve Seçmenler - Enver AYSEVER - Birgün
Tarih Öncesi Hayvan - Özgür MUMCU - Birgün
Seçimler, Sandık ve Her Daim Olan Yaşam Üzerine - Ender BÜYÜKÇULHA - Sendika.org
Çamlıhemşin Seçim Hikayesi - İdris Lütfü MELEK - Turnusol.Biz
Gettolaşan Türkiye - Yıldıray OĞUR - Taraf
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri


Pan•American Official
Pan•American At Myspace
Pan•American White Bird Album Review At Pitchforkmedia
Pan•American White Bird Album Review At Pop Matters
Labradford Official
Labradford At Myspace
Jacaszek Official
Jacaszek At Myspace
Jacaszek Pentral Album Review / Informative At Joilet.Blox
Building Castles Out Of Matchsticks Official
Building Castles Out Of Matchsticks At Myspace
Building Castles Out Of Matchsticks Interview At Autres Directions
Birdengine At Myspace
Birdengine At Woodland Recordings
Anneke Van Giersbergen Official
Anneke Van Giersbergen At Myspace
Anneke Van Giersbergen At Ekşi Sözlük
Duman Official
Duman Fan Page At Myspace
Duman Hiç Boş Durmamış - Eray AYTİMUR - Radikal

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Upsidedown2 – Mert ŞAHBAZ
© Mert ŞAHBAZ's Blog Page Called Thank You.

Pan•American’s Main Picture & Album Cover Artworks Courtesy From Discogs.com Database

>>>>>Poemé
Soluk Soluğa - Cevat ÇAPAN

Uzun, karanlık bir çığlığın da ardına düşebilir insan,
Titrek, eğri büğrü bir yazının çağrısına da uyar.
Bırakıp her şeyi döner -
Aşk bir buluşmadır çünkü,
Her zaman gecikmiş bir buluşma.

Bitmeyen bir kavuşmadır da aşk -
Araya her zaman bir şeyler girer:
Bazen kendi sevincinin kanat gölgesi,
Bazen nabzın hızı, yüreğin titreyişi,
Tüylerin telaşıyla besleniyor gibidir -
Araya her zaman bir şeyler girer:
Çalışma saatleri, karşılıksız sorular.
Nereden bilebilir insan
Bunların hepsinin de aşk olabileceğini?

Çoğu kez aldatıcıdır da,
Bakarsın, herkes onun askeri, onun şehidi.
Oysa aşk hiçbir zaman bir yarış değildir ki.
Bu yüzden yanılır hep
Sayın muhbir vatandaş, köftehor okur, arsız yetkili.
Sararmış bir fotoğraf olarak da çıkabilir karşına,
Borulu bir fonoğraf kılığıyla da.
Bakarsın, ona da dadanmış
Gündelik hayatın sosyolojisi.

Yeniden duyulur bazen o uzun ve karanlık çığlık.
Çağıran o titrek yazı yeniden belirir -
Çünkü aşk en eski köprüsüdür Balkanların, en eski.