Sunday, August 30, 2009

Gaipten Gelen Muhabbetler - John Zorn, Kronos Quartet, Fedayi Pacha

Misak – Yeni bir yaklaşımda hoşgeldin Sühan. Baktık radyoda birlikte program yapamıyoruz, blogda yapalım dedik. Sözcüklerimizle okuyucularımızla buluşalım. Ne de olsa paylaşımda sınır tanımıyor Internet dediğimiz bizdeki karşılığıyla allame-i ulul arz deryası.

Sühan – Evet arz ve talep dengesi çok önemli. Aslında gerçekten bana da ilginç geldi bu yaklaşım. Umarım farklı bir deneyim olur okuyanlara da.

Misak – Program yapmadığımız süre boyunca yazımlarınla birçok kayıt biriktirdin üzerinden geçemediğimiz. Bazıları üzerinde karşılıklı olarak fikir teatrisinde bulunduysak da devamını bir türlü getiremedik, derine inemedik. Misal geçtiğimiz günlerde birbiri ardına yayınlanmış bulunan John Zorn, Fedayi Pacha ve Kronos Quartet’in kayıtları tam da o konuşmak istediğimiz Doğu-Batı sentezine dair neler yapılabileceğine örnek teşkil eden önemli eserlerdi. Her bir kayıt birbirinden bağımsız olarak görünse de aslında gerek sorulması gerekenleri, gerekse de teoride kalmış pekçok şeyin nasıl uygulanabilir kılındığını çok rahat bir biçimde dinlenilebildiğini gösterdi. Eski Avant Garde deneyselcilerden ki benim de epey bir süredir takip etmeye çalıştığım modern cazcı, John Zorn’un O’o albümüyle söze başlayalım. New York’ta Klezmer kültürünü canlı tutarken modern titreşimlerinden koşan biri. Bu yeni albüm de zaten senin de yazında belirttiğin gibi “Music For Romance” serisinin bir devamı. Sence John Zorn fikirlerini hangi yönlerde ilerletiyor?

John Zorn v Ljubljani from Sniffer Baltazar - Bal on Vimeo.



Sühan – Aslında burada cevap verirken iki yönlü açıklama yapmak lazım. İlk olarak bu albümün de dahil olduğu seriyi göz önünde bulundurursak John Zorn her zamanki çizgisinden biraz daha farklı olarak etnik alıntıları cazla birleştirerek bir bakıma World Jazz yapıyor.

Misak – Yahudi müziğinin en kolay biçimde adapte olunabilecek örneklerini barındıran bir disiplin olan Klezmer’in de bariz bir biçimde Yahudi toplumunun yaşadığı yörenin müziğiyle de bağdaşık bir biçimde geliştirildiğini görüyoruz. Senin bahsetmiş olduğun World Jazz’e paralel bir açılım değil mi bu?

Sühan – Hocam Havai’deki bir kuştan alıyor adını albüm, ne Klezmer’i ne İsrail’i. Şaka bir yana evet John Zorn’un Klezmer bağlantısının mutlaka bunda etkisi vardır ancak bence John Zorn çok daha geniş bir bakış açısıyla ele almış olayı. Aslında daha detaylandırmış diyebiliriz. Ancak bunu ilk yapışı değil. Sadece bu seri ile birlikte daha genel dinleyicinin de anlamlandırabileceği bir şekle sokmuş oldu. John Zorn’un makyajlanmış hali gibi. Eskiden Filmworks olarak da karşımıza çıkan bir bakış açısının farklı bir boyuta yönlendirilmiş versiyonu. Örnek olarak “Little Bittern” adlı çalışmada cazın tüm özellikleri bulunuyor ancak sadece bir org ekleyerek Klezmer çizgisini de vurgulamış. Yani farklı enstrümanları (Genelde org ve gitar)veya farklı sesleri (Po’o’uli adlı parçada kuş sesleri misal) kullanarak cazın yanına ilişkilendirmek istediği dünyaları eklemiş.

Misak – Bu dediklerini çok açık bir biçimde son dönemde yayınlanmış tüm tzadik kayıtlarında görmek mümkün.

Sühan – Ama Borgman Trio ve Bill Laswell kayıtlarının deneyselliğe daha yakın olduğunu unutma.

Misak – John Zorn’dan bahsediyorum. Senin bana dinlettiğin “Al Hambra” kaydı mesela.

Sühan – Evet. Bu serinin dışında ama bu seriden hiç de uzak olmayan bir kayıt. Hatta serideki bazı albümlerden daha çok uyuyor seriye. Ama nedense serinin dışında.

Misak – Onun da John Zorn’un New York gibi bir metropolde kendi özgün sesini koruma çabasının bir yansıması olduğunu düşünüyorum açıkçası. Diasporada yaşayan her Yahudi müzisyende olduğu gibi bir bakıma yaşadığı yeri İsrail’e benzetebilmeye çalıştığından da dem vurabiliriz. Ancak burada açılması gereken bir parantez varsa o da politik olmaktan ziyade bir aidiyetin yansıması ve devamlılığıdır.

Sühan – İsrail’e benzetebilmekten ziyade bence bulunduğu kültürü kendi öz kültürüyle yoğurmak derim ben. Çünkü ne kadar isterse istesin Amerika kültürünü hazmetmiş biri olarak o kültürün içinde de yoğun olarak Yahudi etkileşimleri olduğunu biliyordur. Zira Amerikan kültürü dediğimiz şey zaten aslında oraya göç eden diğer kültürlerdeki insanların oluşturduğu kollektif bir sunum. Bu sebeple John Zorn değiştirmekten ziyade her zaman yaptığı gibi bir nebze yön vermeye çalışıyor olabilir. Zaten bundan doğal bir şey de yok. Avant Garde kökenini de göz önünde bulundurursak alternatife ve farklıya yönelmesi, insanları da bu noktalara çekmeye çalışması (Zaman zaman daha geniş kitlelere de hitap etmeye çalışarak) aslında bence bu vizyona yönelik stratejik çalışmalar.

Misak – Bu arada radyoda konuştuğumuzdan daha hallice ve daha kapsamlı bir şekilde ilerliyoruz sanırım.

Sühan – Eee 60 dakikayla ve illa da parça çalmakla mükellef olmadığımızda çenemizin açılması kadar doğal bir şey yok. Ki zaten çenemizin bu noktalarda düşük olduğunu bilmeyen pek yoktur. Zamanında Mabbas’ın bile çenesini düşürmüşlüğüm vardı.

Misak – Yine rotamıza Amerika üzerinden devam edelim hazır başlamışken. 1978 yılında Quartet formuna çevirdiği projesiyle David Harrington’ın genel anlamıyla Avant Garde ile caz müziğini birbirine yakınlaştırdığı Kronos Quartet’inden “Floodplain” albümü yayınlandı geçtiğimiz günlerde. Biraz önce değinmeye çalıştığımız deneysel kapsamın üretilebilir ve fonksiyon kazandırılabilir önemli örnekleri arasında gösterebileceğim bir çalışma. John Zorn’un Klezmer’le dünya müziğini bağladığı gibi Kronos Quartet’te ustalık mertebesinde bize daha yakın duran hatta bizim de dahil olduğumuz bir coğrafyanın genel bir müzikal görünümünü ortaya çıkartıyor. Ağırlıklı olarak işin doğrusu kitabına uygun ilerletilen bir kariyerin odağında bu tarz bir Doğu Batı yaklaşımının tezahürleri nice olur ve sen de albümü dinlemiş hatta incelemiş biri olarak fikirlerini alabilir miyim?

Sühan – Şimdi... Bahsedeceğimiz albüm bana göre gönlümde bir mihenk taşı rolünü çoktan kaptı. Önce bu açıdan bir noktaya kadar objektif olabileceğimi da ekleyeyim. Kronos Quartet bundan önceki çalışmalarının çoğuyla zaten yeteneklerinin ve yol açıcı özelliklerinin neler olduğunu dinleyenlere kanıtladı. Böyle farklı bir çizgi belirleyip de genel müzikal anlayışı bu kadar etkileyen az grup vardır. Bu yeni albümlerinde ise kültüründe sel birikimi olan ülkelerin müziklerinden alıntılar yaparak ve bunları da kendilerince yorumlayarak bize kapılarını açmışlar. Bu kültürlerin içinde biz de varız, Azerbaycan da var, Sırbistan da, Mısır da, Etiyopya da, Hindistan da. Genel olarak bizim çevremiz olduğu için de ayrı bir etkilenme söz konusu mutlaka. Ancak yapılandırmadaki usta eli olarak nitelendirebileceğimiz o tını var ya, işte o her şeyi yapıyor dinleyene. 4 tane yaylının buram buram ağır kültür içerikli türküleri yorumlaması ancak bu ellerde böylesine etkileyici olabilir. Düşün Türkiye’den seçilen parça Tanburi Cemil Bey’in Nihavend makamında bir eseri. Böyle farklı matematiksel yapısı bulunan bir parçayı yorumlamayı düşünmek bile başlı başına bir cesaret.

Misak – Bahsettiğin odaktan ve cesaretten devam edersem, Kronos Quartet elimizin altında bulunup da değeriniv e kıymetini bilemediğimiz pek çok tınıyı modernize etmeyi başarıyor. Üstelik bütün bunları alabildiğince cesur bir biçimde Kronos Quartet namının sağladığı avantajları göz ardı etmeden ama asla orjinalini de bozmadan, dinleyiciye ulaştırıyor. Klasik olanın zamanla belli olduğu bir çağda, üstelik de kendilerinin zaten modern klasik olarak adledildiği bir dönemde, açıkçası dinledikçe neleri kaçırdığımızı gösteren bir örnek. Kendi açımızdan baktığımızda ise ancak birileri keşfedecek, biz de nemalanacağız. Bu bağlamda ufak bir dip not olarak Kalan Müzik’in çalışmalarının da paylaşmaya açtığı her bir tınının da ayrıca önem arzettiğini okurlarımızla paylaşmamız lazım. Kronos Quartet’in albümünde senin de çok beğendiğin “Getme Getme” parçası var. Bu parçadaki doğallık tam da aradığımız o engin Doğu-Batı bileşkisini sağlamıyor mu?

Sühan – Aslında tüm albümü özetlemek için bile tek başına o parça kullanılabilir. Öncelikle bugüne kadar dinlemediğim için kaybettiğim zamana hayıflandığım bir türkü. Fakat bu şekilde tanışmış olmam sebebiyle de ayrıca mutluyum. Azerbaycan yöresinin tüm duygusallığını yansıtan iki vokali içeriyor ve yerel çalgıların eşliğinde dört yaylının o muhteşem desteği ulvi bir sonuç çıkartıyor ortaya. Aslına bakarsak yıllar önce ilk duyduğumda beni çok etkileyen Dünya vatandaşlığı kavramını aklıma getiriyor. Sonuç olarak politikanın ve ayrımcılığın aslında birbiriyle kucak kucağa ortak hisleri paylaşan insanları ayrı düşürdüğü bir dünyada bence aslolan dünyalı olmak. Hayatlarımızın her anını çok benzer yaşadığımız Yunanlılarla yaratılan yapay ayrımdan tutun da (Ki “Hassiktir” küfrü bile ortak, buyur) “Getme Getme” adlı çalışmanın Djivan Gasparyan’ın düdüğünden çıkan tıpatıp benzer duygusallıkla tezat biçimde çelişen politik ayrımcılığın insanları getirdiği nokta artık tüm benlik sınırlarımızı zorluyor. Bu toprak, o toprak, şu toprak. Sonuçta hepsi dünya, hepsinin üzerinde tapu iddia ediyoruz hakkımız olmadığı halde. Birileri kendi kafasına göre bölüyor dünyayı. Afrika’da ve Arabistan yarımadasında cetvelle çizgi çekmeye kadar uzuyor bu yaklaşım. Oysa ben sınır göremiyorum teller hariç. Yürürken her şey aynı. Diller farklı, belki dışavurumlar farklı ama tüm duygular aynı. Kronos Quartet de burada bence çok değerli bir vurguyu yaratmış çalışmasıyla. Aynı acıyı yaşayan apayrı kültürlerin tepkilerinin benzerliği aslında özümüzde insan olduğumuzu ve farklılığın sadece yüzeyde olduğunu gösteriyor.



Misak – Bu pek çok açıdan küresel köy halini dışlayanların, empati yeteneğine sahip olmayanların, sürekli bir öteki yaratmaktan haz duyanların algılayabileceği bir derinlik değil kanımca. Kronos Quartet bu noktada tıpkı senin de sözünü ettiğin pek çok değerin, sözün ve müziğin sınırlar olmadan dinleyiciyi aynı şekilde etkisi altına alabileceği gerçeğini vurguluyor. Bu da zamanımızda kültürleri yaratan bir metafor olarak kullanılan batının an geldiğinde doğuya karşı pek ala ödün vermeden yüzleşebileceğini gösteriyor.

Sühan – Batı kültürünün aslı, onu yeşerten, hatta ortaya çıkmasında temel taşları oluşturan da bugün doğu kültürü diye ayırdıkları kültür zaten. Mısır kültürü olmadan Yunan felsefesinden bahsedilemez. Keza Mezopotamya olmadan da Mısır’dan bahsedilemez. Amerikan kültüründen çıkan Minimalizm, Hint kültürü olmadan yeşeremezdi. Sonuç olarak kültürlerin yarışı değil etkileşimi var sadece. Önemli olan kimin nereden geldiği veya nereye gittiği değil benzerlikler olmalı. Vurguyu nereye yaptığımız asıl konu. Benzerliklere mi bakacağız ayrılan noktalara mı? Zaten ne varsa başımıza şu Aristoteles yüzünden gelmedi mi şu dünyada. Bir kategorizasyon çıkardı, ortalık bombok oldu. Onun yolundan gideceğimize Bektaşi’nin, Mevlana’nın yolundan gitseydik fena mı olurdu? Kim olursan ol gel. Bundan daha güzel ve insancıl bir söz duymadım, duyacağımı da sanmıyorum.

Misak – Ortak çıkarsamaların varlığını kanıtlayabilecek ve senin de bahsettiğin gibi “Kim olursal ol gel” düsturunu gerçekçi kılabilecek açılımların ve sözlerin edilebilirliğinin üzerine daha fazla söz söylenebilir. Buna en yeni örnek olarak da saklı kaldığı kimliğinin arkasından tıpkı senin de sıklıkla bahsettiğin üzere Bryan Jones’un (Muslimgauze) nispeten daha rahat dinlenebilir Dub müziği formuna yakın duran bir isim olan Fedayi Pacha ve son çalışması “From The Oriental School Of Dub” var. “The 99 Names Of Dub” albümünde de bu bizim uzunca bahsettiğimiz kültürel birleşimleri bir odak altında toplamayı başaran kurgu ortaya çıkarmıştı. Keza yeni çalışmasında da öyle. Sıklıkla atfedildiği üzere Batı formunun bir dalı olan Dub müziği üzerinde riskli bir kolajlama olan Doğu sesi sentezinin çıkarttığı yeni fikirler hakkında düşüncelerin neler?

Sühan – Senin beni Fedayi Pacha ile tanıştırdığından beri kendisiyle dirsek temasını hiç koparmadım. Yeni albümü çıktığında ise yine senden aldım haberi ve ondan beridir dinlemeyi bırakamıyorum. Bir haftada en az 10 kere dinlemişimdir. Albümün bahsedilecek birçok özelliği var. Bunlardan ilki Fedayi Pacha tarafı. Öncelikle St. Etienne Dub Collective’den çıktığından beri dinlediğim kayıtlarında prodüksiyon ve ifade gücü açısından çok aşama katetti. Bunun yanında artık birlikte çalıştığı insanları da dikkatle seçtiği ve bunun da duruşuna etki edeceğini anladığı kesin. Diğer özellik ise Dub’ın geçmişinden gelen duruşunu albümün çok etkili bir şekilde kavramış olması. Dub eskiden beri bir duruşa sahiptir. Bir başkaldırıdır, hayrıkıştır, yakarıştır. Politizedir. Özellikle Avrupa’da yeşeren (Başta İngiltere ve 1995 sonrası Fransa’da) Dub akımı doğrudan aktivisttir, tepki koyar. Bu bakımdan Alternative Rock’la benzer bir yapı barındırır. Bob Marley’den tutun da Deadbeat’e kadar hatta Burnt Friedman ve Bill Laswell’a da uzanan bir politik altyapı görüyoruz. Bunda da genel olarak sisteme başkaldırı var. Dünyanın bugün geldiği materyalist düzeneğe içten bir nefrettir beslenen parçalarda. Örnek olarak Fedayi Pacha’nın albümündeki “Pyramids (The Sun)” adlı parçada sözlerdeki yoğunluk tarihi öven ama günümüzde tarihin manipülasyonuna ve nasıl sisteme bir araç haline getirildiğine dem vuruluyor. Vokalde dem vuran da yılların anticisi Alexander Hacke olunca olay daha da bir anlamlı hale geliyor.



Misak – Fatih Akın’ın “İstanbul Hatırası” filminin de ana oyuncularından birisiydi Alexander Hacke ve bize görmemiz gerekenleri olabildiğince naif bir biçimde sunmayı başarmıştı. Elinizin altında durup ve kulaklarınızla işitip kendi dilinizi oluşturmak dururken hep aynı noktada sabit kalmamamız gerektiğini vurgulamıştı. Keza Fedayi Pacha’ya yapmış olduğu misafirlikte de bu bağlamda sözün bittiği yerdeki ne varsa açık ve seçik olarak sunmayı tercih etmesi tutarlılığının da bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Ses elbette farklı yorumlanabilir. Vurgular ve üzerine yapılan makyajlamalarla daha da modernize edilebilir. Ancak neticede ortaya çıkan şey etkileyicliğinden asla bir şey kaybetmeyeceği “Pyramids (The Sun)”’da bariz bir biçimde kendini göstermekte. Bunun yanında Fedayi Pacha aksak ritmi (9*8’lik) Dub’ın köklerinde bulunan muhalif karakteriyle beraber farklı bir dil oluşturmanın peşinde. Keza “9 Mantra In 1 Box” parçasında olduğu gibi Mantra’ları peşi sıra inanılmaz detaylı bir şekilde birbirine ilintilenebildiğini görmek mümkün. Senin de albümü dikkatle dinlemiş biri olduğunu bildiğimden bu tarz iki ucu boka batırmadan başarıyla dengeleyen Fedayi Pacha’nın genel anlamıyla modern müziği, öznelinde de bu başından beri konuştuğumuz Doğu-Batı algısının nasıl muntazam bir şekilde işlenebildiğini kanıtlamakta. Bu önermem hakkındaki düşüncelerin ne?

Sühan – Fedayi Pacha ilk albümünden beri albümlerinde açıkça belirttiği üzere Doğu ezgilerine düşkün. Zaten bu albümün adında da gayet ortaya koymuş bu bakış açısını. Bu etkilenme gerek Balkan müziklerini temel alıyor, gerekse Orta Doğu’ya hatta Hindistan’a uzanabiliyor. Velhasıl tüm bu etkileşimin temelinde “Beton dünyası” haline gelen ve insancıl özellikleri çok güzel bir şekilde betimlediğinin düşünüldüğü Doğu kültürlerine duyulan özlem yer alıyor. İnsanlar artık insan olduklarının farkına varamıyor bugünlerde. Durup düşünmek yerine durmaksızın makine gibi kurulmuş hayatlarında karınca misali bir o yana bir bu yana koşturuyorlar. Alacağımız zevklerin bile bize paket programlar halinde sunulduğu düşünülürse özellikle sanatçıların bu konudaki açmazı açıkça ortaya koymasından doğal bir şey olamaz. Bu noktaya geldiğimizde ise müzik türleri açısından incelediğimizde Dub elbette ön saflarda yer alıyor zaten doğum noktası da böyle bir müzik kültürü olduğu için. Her ne kadar günümüzde Dub Elektronik müzik türleri arasında yerini alıyor olsa da aslında doğuş noktası olan Jamaika’da bu şekilde algılanmıyor ve yapılmıyordu. İlginç olarak John Zorn müziğini alıp Havaii’ye götürürken Fedayi Pacha da Jamaika’dan kalkıp Orta Doğu’ya gidiyor. Sonuçta temelinde sürekli bir etkileşimin ve devinimin olduğu dünyamızda insana, insani duygulara, gerçekten hissederek yaşamaya duyulan özlem kendini farklı noktalarda farkılı yöntemlerle gösteriyor. Aslına bakarsan Kronos Quartet’in yaptığı da bundan farksız. İnsan olduğumuzu ve sadece belli sınırlar içerisinde yaşadığımızı bize en iyi hatırlatan duygu acıdır. Kronos Quartet bu noktanın üzerinde durarak da benzer bir hissiyatı bahsettiğim farklı yöntemle anlatmış. Sonuçta ise hepsi aynı kapıya çıkıyor. İnsan olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. 50-70-90 sene yaşayacağız eninde sonunda ve bunu “Metropolis” filmindeki gibi ya kurulu saat modunda yaşayacağız, ya da hayat denen nehre bir parmak atıp akışını kendimiz için belli oranlarda değiştirmeye ve yaşadığımızı gerçekten anlamaya çalışacağız. Ne yediklerimiz, ne de giydiklerimiz bunu değiştirmiyor. Yaşayışımız ve kendimize veya çevremize kattıklarımız bizi insan yapan. Günümüzün tüketim evreninde bunu biraz sıkça unutuyoruz galiba. E unuttukça da bazı sanatçıların çıkıp da tekrar kafamıza bunu vura vura hatırlatmaları doğal oluyor.

Misak – Valla şimdilik bu kadar yeter. Saat bayağı geç oldu. Bu fikir teatrisinin benzerlerini ilerleyen günlerde farklı sanatçılar ve çalışmaları üzerinden tekrar edebilmek üzere.

Sühan – Böyle çalışmalar çıktıkça üzerine konuşacağımız daha çok şey olduğu kesin. Ama uykumun geldiği de kesin.

Wednesday, August 26, 2009

Yırtık Cd Kabı# 12 - GAS - Nah Und Fern

Gas – Nah & Fern (Kompakt)

Ön tanımlama ve yargılarla giderek dar alana sıkıştırılan modern yaşamın sertliğinde, kaybolmak üzere terk-i diyar eylenmiş ses öğelerinden ne gibi çıkarımlar türetilebilir? Aşina olunan tüm ses yelpazesi kulaklarımıza çalındı ikilemi içerisinde, şimdilerde duyumsadığımız kurgulamaların neredeyse tamamının birebir tıpkısının aynısı form ve yapılandırmaları, ufak tefek makyajlar ile sunumlandırıldığı elektronik müzik saflarında, mevkisi türler üstü olan çalışmalar, kaybolmuş izlenimi uyandırılan çoğaltımları yeniden keşfedebilmemize, hatırlayabilmemize vesile teşkil ediyor. Tıpkı birazdan değineceğimiz Wolfgang Voigt’in GAS olarak yayınladığı çalışmalarda hasıl olan deneyselliğin yol açtığı çeşitlilik ve ufuk açıcılık gibi.

Elektronik müziğin “techno” yamaçlarında şekillenen “acid” vurgusu ile güçlendirilen yüzeylerin minimal kompozisyonlarda bütünlendiği, “Köln Sound” ekolünün yaratıcıları arasında rahatlıkla tanımlanabilecek bir prodüktör Voigt. GAS projesi ise birbiri ardına kayıtlarının yayınladığı süreç içerisinde, kendi içerisinde çelişen ve mücadele etmek zorunda olduğu “Techno” sarmalarından bir nebze olsun nefes alabilmek üzere, eskilerde dinlemiş olduğu geleneksel Alman müziklerini (Polka, Schlager vd.) yönelmesi neticesinde ortaya çıkan bir oluşum. Hem geçmişler bağlarını kopartmayan hem de günün imkanlarının da yardımıyla daha modernist olabilen bir müzikal yönelişim. 2006 yılında Mono.Kultur dergisine verdiği röportajda da Voigt’un değindiği üzere GAS, “İçşel bir çelişimin, çözümlemesi”. Biriktirilen melodik aksamlar, geçmişten alıntılanan ses kümelerinden beslenen “tanımsız” müzik dizininin ilk kaydı “GAS” yayınlandığında takvimler “1996”yı gösteriyordu.

Almanya’nın kara ormanlarından ilham alınan, kimi zaman işitsel bir dinlenceliğin yanında, görselliği hafızanızda canlandırmanız için tüm verileri de içerisinde barındıran bir ses enstelasyonu olan kaydı takiben, mikroskobik ses dalgalarının tevazusuz bir biçimde yinelendiği, yerel müziğin özünden alınanların makinelere hakim olan üreteç tarafından türetilen yeni seslerle harman edildiği bir devam kaydı olarak “Zauberberg”, “drone” tanımına belki de pek çoğumuzun ilk kez tecrübe etmesine olanak sağlayan “Königforst” ve çemberi tamamlayan öğe olarak da takdim edilen, melodramatik techno seslerinin de ses yelpazesine dahil olduğu “Pop” ile modern müzik sahnesinde önemli eşiklerin aşılmasına olanak sağlayan bir yapıt ortaya çıkmıştı “Bin Yayla” etiketinden. Voigt’ın kurucusu olduğu Kompakt etiketi şimdi bu zamansız müzikal izleği neredeyse 13 sene öncesinin orjinal haline sadık kalarak “Nach Und Fern” adıyla tekrardan dinleyicilerle buluşturdu. Fazla söze gerek bıraktırmayan bir nevi gündelik kirlilikten arınma ayinine dönüşen bu başyaptı kaçırmamanızı salık veririz.

GAS aka Wolfgang Voigt At Kompakt
GAS aka Wolfgang Voigt At Myspace

Bi'Daha Deuss Ex Machina # 258 - While My Voices Violently Bleeds

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_258_--_While My Voices Violently Bleeds

24 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi *tekrar edilmiş programın parça dizinidir.
[Pazartesi gününe denk gelen internet kesintisi nedeniyle iki ay önceki programımızı sizlerle tekrar paylaştık]
[İlk Yayın Tarihi : 29 Haziran 2009]

>>>>>Musique
>1<-Susumu Yokota-A Ray Of Light (Oen Sujet Remix) (Lo Recordings)
>2<-James Blackshaw-Key (Young God Records)
>3<-James Blackshaw-Fix (Young God Records)
>4<-Kronos Quartet-Wa Habibi (Nonesuch)
>5<-Kronos Quartet-Kara Kemir (Nonesuch)
>6<-Micah Blue Smaldone-Mortissa (Honest Jon's Records)
>7<-Rick Tomlinson-Surfin' UAE (Honest Jon's Records)
>8<-A Hawk And A Hackshaw-Türkiye (Leaf)
>9<-A Hawk And A Hackshaw-The Man Who Sold His Beard (Leaf)
>10<-Sir Richard Bishop-Solenzara (Drag City)
>11<-Sir Richard Bishop-The Pillars Of Baalbek (Drag City)
>12<-Fairuz Derin Bulut-Benim İçin Üzülme (Doublemoon)

While My Voices Violently Bleeds (258) – Mütereddit Bilinç Genelin De Sus Pusa Kavuşmasını Sağlamakta. En Düşük Tını Değişikliğine, Yorum Farkına İzinin Olmadığı Bir Dünya’da Yitirdik, Yenildik Derken Sonunda Tükeniyoruz Da...(Boşlukta Çığlıklar / Karadul)

>>>>>Bildirgeç
Resmedilmiş olan gerçeklik tüm yönleriyle beraber farkına varamadığımız özneleri, zihinlere düşürüp, sorular sordurmakta. Akış eskisinden de hızlı bir biçimde gelişip ilerler iken, giderek katıcıllaşan, sert ve seri bir biçimde önyargı duvarlarıyla şekillendirilmesine karşın hala ve henüz sorular sordurabiliyor olması en azından önemli ayrıntıları da keşfedebilmemizi kolayladığından bahsetmeliyiz öncelikle. Bir biçimde bilgiye ulaşılmakta yanılsamasına karşın, edindiğimiz, belleğimize kattığımız nice küçük bilgi kırıntılarının da nasıl birer, ön tanımlandırmanın ötesini sunmadığının, aksine tekil düşünce, tekçe yön hizasına çekildiğimizin gerçekliğini de hatırlardan çıkartmadan. Ballandıra ballandıra anlatılan küresel köy hikayelerinde ise sadece sıramızın ne zaman bizlere geleceğini bilmediğimiz bir kurgunun seyirci / oyuncu / takipçileri olarak iz üzerinde ilerlemekteyiz. Yönlendirmelerin takdirlerine bırakılmış olduğu büyüklerimizin uygun gördükleri kırmızı hatların dahilinde olagelmiş olanları çözümleyebilmek, idrak edebilmek ve gerektiği anlarda müdahalede bulunabilmek bu bağlamda kazanımları da mümkün olanın en asgarisi seviyesine indirmekte. İndirgemekte. Kabul edilebilir buyurulanların ardından ortaya çıkan, öne sürülen fikirlerin hemen tümünde, biz sizden evlâyız, denedik budur kolaylamasının, kurcalamayın sözün gerisini sonrası çok fena olur levhalarının gölgesinde fikirler münazara alanına iliştiriliyor. Kısa, kısıtlı eklentiler, tüm sözümona doğruculuğu imdinin lügatına dahil etmekte. Teşebbüs edilmeye, çaba sarf edilmeye, bir adım daha ilerisine odaklanmış olmaya olan inancın kırılmasını müteakiben, gereği düşünülüp altına iki satır karar yazılmadan infaz edilen bir özgürlük daraltımından da dem vurulabilir. Görmekte olduğumuz veya gördüğümüz sanrısına kapıldığımız görünenlerin pek şenliksiz geçişlerinde , resmi geçitlerinde. Yaralayıcı olan giderek daha fazla bir biçimde, özgürlüklerin kısıtlanması bir türlü sözün dönüp dolaşıp mevuzunun hasbıhal edilmesi gerekli olana, esasa gelmemesi olduğunun da altını çizebiliriz. Kesinlikler, aşırılıklar, fazlasına tahammül edemeden sınırlandırmalar, gelişigüzel tanımlar ve tanımlandırmalar, normal olarak addedilmeye başlanan yanlış genellendirmeler hep bu izlek içinde zihinde yeni çoğaltımlar ortaya çıkartır. Neredeyse eksiksiz bir kurgunun ortaya çıktığı, herkesin kendi sahnesini ezbere bildiği bir mizansen sunulur. Vuslata beş kala kaba saba gülücüklerle, yitirilenleri yâd edemeden, yitirilenlerin değeri anlaşılamadan süreç geçip gider taa ki kısa bir mola sesi işitilene kadar. Vardiyanın tamamlandığı duyurusuna kadar. Ne kadar yalın bir biçimde sunulmuş olsa da yazınsal ve veya kurmacalı metinlerin satır aralarında karşımıza çıkan durumların sahiciliğinin, zamanımızda ispat edilip kanıtlanabilirliğinin ortaya çıkaması sözü daha fazla uzatmaya da gerek bıraktırmıyor. İfşaatların tümü sonunda gerçeklerle buluşuyor.

Özgürlük tanımının nerelere kadar darlaştırılabileceği, hangi kıstaslara göre uygun olup olamayacağını veyahutta kimlere nasip olmasının gerektiği gibi ayrışımları da çözümlemek mümkün. Ekranlardan 7 / 24 yayınlanan görüntülerin de yardımlarıyla beraber. Farkına varmaktan çekindiğimiz, dile getirsek de bir türlü sonunu getiremediğimiz konulardan birisi olagelmiş olan özgürlük kavramının zümreler arası bir mücadelenin el altında tutulan kozları gibi gösterildiğini, zamanı gelince kullanılabilirliğinin akılda tutulduğunu bildiğimiz karaşınlık ortaoyunu, ortalaması, orta malı iş bu görüntülerin içerisinden duhul olmakta, yaşantılarımıza.İran'da seçim sürecinin ardından ortaya sürülmüş olan demokratik! sonuçların eleştirilebilirliğinden dem vurmanın bile ne kadar zor ve katı bir tepkime ile karşılandığını ilk elden bu duruma örnekleyebiliriz. İnsanların bilinçlerinde oluşturulan demokrasi açılımlarının henüz nasıl da ip incecik sicimlere bağlı ve bağımlı bırakıldığının, fikirleri savunabilmenin bile oluşturulan sistemsizliği alt üst edebileceği korkusuna neden olduğunu idrak edebilmek açısından önem arz eden bir bütünlüğü ortaya çıkartır. Kıstırılmışlığın, yok sayılmanın, kuralların ağırlaştırdıklarının artık insanların gırtlağına kadar geldiği gerçeğini ortaya çıkartan bir düzine detayı önümüze serilmesine vesile teşkil etmişti, son birkaç haftadır yaşananlar. Ve vesair namlara sahip 'sosyal paylaşım' siteleri aracılığıyla, kimseciklerin müdahalelerine, gözetimlerine, sopalarına, sözlü ikazlar ve uyarılarıyla karşı karşıya kalmadan kendine yetebilenleri seslerinin daha gür çıkabildiği özgür toplumlar olabilmenin çabasını görmek bu kadar zor mudur? Neda'nın özgürlük yazısını elinde taşıdığı için yaşadığı ülkede kim vurduya gitmesinin hesabı sorulmamalı mıdır? Demokrasinin gerçekten tam anlamıyla, tüm anlamları ile karşılığını bulabileceği hak arama mücadelesinin nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, şu vakitte ortaya çıkan direnişle sonuna kadar arayabilenlerin, ısrarlı varlıkları bu espirisi çoktan kaçmış dünyada hala bir umudun yeşertilebileceğini hatırlatıyor. Herşeye rağmen, her körlüğe, her bağnazlığa, her aymazlığa rağmen. Toplumsal dinamiği, tüm bu gözetilmiş ayrımcılıkların insanlara neler ettiğini açıklaması da o görüntülerde mevcut. Olması gerektiği kadar demokratik olabilmenin, bağlı bulundukları şartların altında dahi bir nebze değişkenlik barındırabilen, sözün geçerlilik sağlanabileceği, nihayetinde de halk denen kavmin de yöneticilere hiza gösterip, sorular sorabilecekleri bir eşiğin varlığı ispatlanmasıdır, insanı düşündüren akışkan kayıtların ortaya çıkarttıkları.

Özgürlüğü ve buna bağlı olarak özgünlüğün bireylerin taleplerinin, karanlıkta bırakılan tüm sorunların çözümlenebilmesinin anahtarını barındıran sorgulanabilirliğin ve talepkâr olabilmenin bir diğer örneği olarak da Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi çatısı altında uzunca tartışmalar kopartan, Askeri Darbenin mimarlarının yargılanabilirliğine imkan sağlayacak geçici maddenin düzenlemesinden dem vurabiliriz. 12 Eylül 1980'den bu yana varlığını sürdüregiden, her daim oldurulamazcılığın kabulünün zorlatıldığı, dayatmaların deyim uygunsa tekmili birden halkın hizaya çekilerek, esas duruşta ezberlere taşındığı, kazındığı bir dönemin üzerinden 29 sene geçtikten sonra bir karara varabilme olgunluğundan nihayetinde bahsedebilmek bu çıkarsamaya eklemlenebilmesini sağlamakta. Bir koruma kalkanı olarak tanımlandırılmış olan, askeri kurulun dokunul(a)mazlığı, insan haklarının hâlâ tam düzenlemeyen ayrı ayrı sorunlarının temelinde o günlerden bu yana süren derme çatmalılığı, asayiş sağlayacağız denilerek daha farklı oluşumların zeminin sağlamlaştırıldığı veya temellendirildiği durumun, geleceğimizden de neleri alıp götürdüğünün, demokrasi deneyiminin nasıl halktan uzaklaştırıldığının bariz tanımlamaları ve evrelerini ortaya çıkartıyor olması bile bu konuyu ön plana getirmekte, nihayetinde birşeyler oluru neyse o duruma istisnasız bir biçimde bırakılmadan sonuca taşınabilir mi sualini de akla getirmekte ? 12 Eylül 1980'in yaşadığımız toplum üzerinde yaratmış olduğu ayrışımların hemen tümünde fitilin en baş ateşleyicisi olduğu gerçeğini de ha keza. Kazanımların ve hakkın üzerlerinin nasıl birer ikişer, ses çıkartılmadan saman altına sürüldüğünün, insanların birbirlerine olan itimatlarının, beyan ettiklerinin, görüşlerinin de nasıl birer, sistemin köstebekliğine dönüştürüldüğünün, fikriyatın bileşkesinde her ne durumda olursa olsun özgünlüğünün korunması gerekliliği, fikrin savunulması gerekliliğinin üzerinde derin izler bırakmış olan engellemelerin ortaya çıkartıldığının kanıtlanabilmesi için yüzleşmek gerekir. Gerekendir. Zamansal bir duraksamanın, biteviye aynı hatalara ısrarlı düşmelerin neticesinde sonuçsuz bırakılmış olan hemen tüm soruların yanıtlarının günyüzü bulabileceği, konuşulmaktan ötesinde türlü çeşit bahanelerle yola koyulamayan sivil anayasa girişimlerinin de başlayabilmesi için yüzleşme gerek, yüzleşebilmek tüm saklı bırakılmış, unutturulmuşlarla. Resmedilmiş olanın bir masaldan fazlasını artık ortaya çıkarttığının bilincine vakıf olabilmek için. Siyasetin ısrarcıl aymazlıklarına artık daha çok izin, tahammül gösterilmemesinin birilerine ispatlanması için. Hangi şartların ısrarla aynı noktalara gerisin geriye dönmemize vesile teşkil ettiğinin seceresini çıkartabilmek için. Pek çok farklı mecrada bu konu ve izleri üzerinde yorumlamalar, gereksinimler ve bir türlü bitmeyen tereddütlerin işlendiğinin altını da çizmek mümkün. Son söz kabilinden, Şermin Topçu'nun Gazeteport sitesinde yayınlanmış Hadi Aklan Netekim! Başlıklı yazısından bir bölümü paylaşalım:

Darbe çığırtkanlığı yaparken darbeden ümidini kesip aniden darbe sorgulayıcı rolüne soyunan Deniz Baykal, biraz da ne yapacağını bilememenin verdiği çaresizlikle 12 Eylül darbecilerinin yargılanması gerektiğini söylemiş. Memleket bu öneriyle çalkım çalkım çalkalanıyor.

Ertuğrul Özkök başrol oyuncusu olmaktan geri kalmak istememiş, dün bir yazı yazdı: Yoksa bunlar 92 yaşındaki Kenan Evren’i hapse mi tıkmak istiyorlardı? Bir de üstüne üstlük hızını alamayıp bugün de Kenan Evren’le yaptığı telefon konuşmasını yazmış. Tam da beklendiği gibi konuya Kenan Evren’in zatürree’sinden girmiş. Diyor ki “O yaşlarda zatürreenin ne kadar tehlikeli olduğunu bilenlerdenim” Bizlere de bu muhteşem tespit üzerine “bravo” demekten başka yapacak bir şey kalmıyor!

Ne diyor Kenan Evren: “Referandum yapın. Eğer halk evet yargılansın derse bu işi yargıya bırakmam intihar ederim. Çünkü bu kara lekeyle yaşayamam”.

29 yıldır sadece Erdal Eren’in idamı kara lekesiyle bile yaşamını sürdürebilen Kenan Evren bu kadar da iddialı konuşabiliyordu. Bizim kuşağın katlinin kara lekesiyle 29 yıldır lafta değil gerçekten “paşalar” gibi yaşamını sürdüren Kenan Evren bu yaşında bu kadar iddialı konuşabiliyordu. İşkence görmüş on binlerce insanın alnındaki kara lekesiyle yaşayabilen Kenan Evren bu lafları edebiliyordu. O zaman intihar etmeyi aklanmak sayıyorsan Kenan Evren, gel kendini aklayacak bir harekette bulun. 17 yaşında idam edilmesini sağladığın Erdal Eren’in hatırına akla kendini. İşkencede öldürülenlerin, sakat kalanların onuru için akla kendini. Ama bunu referanduma sığınarak falan yapmaya kalkışma!

Hatırla ki bu milletin yüzde 92’si elleri titreyerek korku bokuna senin anayasana “evet” dediler. O yüzden sakın referanduma sığınma. Gel akla kendini! Gel vazgeç madem öyle bu lekeyle yaşamaktan! ” (27 Haziran 2009)

Detaylar, güncele dair bilip kendimize sakladığımız şeyleri daha farklı bir biçimde irdeleyebilmemizi, gerçeğin ta kendisini bulabilmemize vesile teşkil eder. Yüzeysel, üstünkörü bir çabalanmanın, kulaktan dolmalığın ötesinde bilgiye vâkıf olabilmenin açılımlarından birisi olan detaylar üzerinden ilerlemenin salt yazılanların birer bilgi topaçlamasından, edinimiden daha fazlasını sağladığı ise aşikar. Bildiğimizi sandığımız bölümlerin tekrardan gözden geçirilmesine neden olan detaycıllık, aslolanın “ansiklopedik” bir metin biriktirmesinden çok, içselleştirebileceğimiz hatrımıza baki kalacak örneklemleri içerdiğinin, vurgulamalar ve bulgular doğrultusunda yeni önermelere girişebilmemizi kolaylaştırır. Ayrıştırılmış ve birbirlerinden farklı odakları imgeleyen yazınsallığın, görselliğin ve işitselliğin bütünlendiğinde aynen diğer sanatsal / gündelik tasavvurlarda olduğu gibi hayata dair bir tık fazlasına zemin oluşturduğundan, eklenenler ile yeni bir derlemeye imkan sağladığını belirtebiliriz. Temcit pilavı gibi aynı noktalamalara ,vurgulamalara haiz olarak bırakılmış sözcüklerin ardılından bahsini açmaya sıklıkla başvurduğumuz, diğer yanlarında olan biteni anlayabilmek için detaylar bizlere yol gösterir. Farkına varalım veya önem göstermeyelim ama bir boy aynasında kendini sürekli seyretmekten, iltifatlar ve ithamlar ile dolu dolu mono kanallı / monolog bir yaşamdan da ötesini işleyebilmek, hayatın kendimize bıraktırdığı sorunlara ve sorularla nihayetinde yüzleşebilmek bu eşiklerde ne kadar birikim sağlayabildiğimizle orantılanarak , orantılı olarak gelişim gösterir. Hatalardan, doğrulardan, eksiklerden ve fazlalardan bahis açılacak ise önceliği içimizde ne kadar tamam olduğumuz sorusunun yanıtını arayarak başlayabiliriz. Detaylamaya başladıkça, sözcüklerin izlerini sürdükçe, vurgulanmaya başlanalardaki hataların neler olduğuna dikkat kesilebildikçe, hayatta kendimizi yeniden konumlandırabilmeyi de sağlamamız mümkün olacaktır. Bir tespit düzeneğinden, nükteli eleştirilerden, imalı sözlerden öte bu sayfa aracılığıyla paylaşmaya gayret ettiklerimizin hemen tümü, amatörce bir müzik tanıtma çabasından ötesi değildir. Deuss Ex Machina'yı bu minvalde profesyonel site / ürün olgusundan da ayıran budur. Hatası ve sevabıyla sözcüklerin bize sağladıklarının dahilinde, detaylara başvurmaktan çekinmeyen bir bütünleştirme ve keşfetme çalışması , çabalanması bu sayfayı ve radyo programının düşe kalka sürekliliğini sağlamakta. Koşul ve şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun (Radyo'nun teknik anlamda son bir aydır yaşadığı problemler, yazılanların vakitlice tamamlanaması ve sair problemlerin giderek ivme kazanması) müziğin detaylarında ilerlemek bir kaç satır da olsa kelam ekleyebilmek hâlâ en büyük gailemiz. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı 'banttan' yayınlanan 258. bölüm dahilinde de kapsamı giderek genişleyen bir müzikal sunumu ortaya çıkarmaya çalıştık. Ambient kulvarında açtığı gedikler ile nam salmış Susumu Yokota'dan, modern klasik müziği söz konusu olduğunda adı anılası, gitarist James Blackshaw'a, Mısır'lı gitarist Omar Khorsid'e ithafen giriştiği Kaddak el Mayass (The Freak of Araby) güzellemesiyle Sir Richard Bishop'a ve ülkemizden Arabesk parçalarına iliştirdikleri seslerle alternatif bir okuma gerçekleştirmiş Fairuz Derin Bulut gibi ekip ve sanatçılar aramakta olduğumuz detaylara dair birer vesika teşkil ettiler. Haftalık olarak sizlere sunduğumuz albüm seçkisinde rotamızı Neutral Milk Hotel eskisi davulcu Jeremy Barnes'ın kurucusu olduğu, Heather Trost'un katılmasıyla, zamanla doğu/batı harmanlamasına evrilen projesi A Hawk and A Hacksaw'ı son uzunçalarları olan Délivrance'ın rehberliğinde sizlerle paylaşıyoruz. İyi Okumalar...İtinalı bir biçimde tersyüz edilen sesler zaman(ma)sal bir müzikal devinimi ve dinlenceliği beraberinde ulaştırmakta. Kurmacanın sağlamlaştırdığı, harmanlamaya eklenen her bir sesin varlığıyla beraber de müzikal sunumun çeşitlendirilebilirliği ortaya çıkar. Vurguların kimi zaman kakafonik yansımalardan kimi zaman da alelade dizilmiş izlenimi uyandıran kısa ses pasajlarının birbirlerine iyice lehimleyerek kotarıldığı bir devinim hasıl olur. Geçişlerde geçmişin izleri üzerinde yukarıdaki not boyunca iletmeye gayret ettiğimiz detaylardan yeni yollar bulunmasına benzeş çıkarsamaya imkan sağlayan bir düzenek tercih edilir. Müzik, akışın dahilinde değişiyor olsa da aslolanın betimlenen her bir kavisin içerisinde mümkün mertebe zamanın getirdiklerine dair birer çözümlemeyi de ihtiva ediyor olduğu gerçeğidir. Uygulamalı tatbik edilmesidir. Ayrıntılanan melodilerin, zamansızlaştırılan seslerin, çağrılarının bir yerlerden de tanıdık gelen vokal kesitlerinin bütünleştirildiği, kendiliğinden gelişim gösterdiği bir form olarak ‘disiplin’ soy ağacında yerini alan deneysel-folk-eklektizminin de bu minvalde benzeşen bir yapıda muhteviyatının kotarıldığından bahsedebiliriz. Çok bilindik formüllere bağlanmadan, aynı enstrümanlarla nasıl farklı yorumlamalara girişilebileceğine dair önemli bir örnekleme A Hawk And A Hackshaw. Dönemi içinde başlı başına bağımsız bir müzik düzeneğini oluşturmuş Neutral Milk Hotel’in kimi nağmelerini dolgun bir kıvama ulaştıran sesler ile benzerlikler barındırabilen yönleriyle A Hawk and A Hackshaw farklılığı sentezlerde arayan, deneysellik öğesini de müziğin merkezine konumlandıran bir proje / grup / çatı. Jeremy Barnes tarafından 2004’den bu yana sürdürülen müzikal çeşitlilik tüm ifade etmeye çalıştığımız, bütüncül katmanlarıyla birleştirilebilen, sözcüklerin tamamlayıcılıklarına ihtiyaç duymadan da enstrümantal yüzeylerinde tamama erebilen bir çeşitlendirmeyi sağlamakta. Kat'a gidilememiş yerlerin müziğinin yansıtılmasını da başarmakta tıpkı kendisine isim olarak alıntı yaptığı Cervantes’in Don Quixote başyaptının benzeşsizliğinde olduğu gibi iddiasını dinledikçe dinleyiciye taşıyan bir yapılandırmanın da altından başarıyla kalkar. Leaf Records etiketiyle yayınlanan “debut” çalışmadan itibaren bu süreçi irdeleyebilmek mümkün. Fransa'nın bir sayfiye yöresi olan Saumur'da derlenerek, birleştirilerek kotarılan bu ilk kayıtta, müzikal eşiklerin ham hallerinin kurgunun merkezine konumlandırıldığı bir dinlencelik ulaştırılır, tek kişilik Jeremy Barnes orkestrası tarafından. Kurguda muhtelif ayrıştırmalardan, aykırılıklardan beslenilerek sayfiyenin kakafonisi bir ezgi haline dönüştürülür incelikli bir ses ustalığıyla. Değişken saha kayıtlarından tutun da gövdeye eklenmiş olan her bir akustik öğenin kıvamı son derece iyi kotarılmış bütünlüğe ulaşabilmiş olması da bu ilk kaydı önemli kılmaya yeterlidir. Laternadan esinlenilerek yapılandırılmış bir ses kesidinin modern minimalist kompozitörler kuşağının ses yerleştirmelerine yakın duran, izini bu tarifi dinleyene göre değişebilen müziğe montesi ve halet-i ruhiyesini imgeleyen Maremaillette albümün müzikal iklimine dair bir fikri de verecektir. Hüznü yerle yeksan eden, doğaçlama bir doğu (çingene müziği) - batı (kabare müziği) buluşmasına ev sahipliği yapmış Romceasca, Black Firs, Cotton Woods, At Dusk üçlemesinde olduğu tamamen kurgulamanın bir doğaçlama ekseninde yorumlandığı kısa pasajlara uzanan, albüm boyunca süren müzikal hengamenin de içinden çıkabilmeyi sağlamlaştıran bir kayıt süregider.

İsimsiz debut kaydı müteakiben yayınlanan Darkness At Noon albümü, Jeremy Barnes'ın ileri sürmeye çaba sarf ettiği müzikal kesişimlerin yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı bir geçiş kaydına dönüşür. Tek kişiye bağlı olan bir üretim aşamasından, Dan Clucas (Trompet ve Kornet), Mark Weaver (Tuba) Jospeh Garcia (Ud) ve ilerleyen dönemde grubun daimi üyesi olacak Heather Trost (Keman) gibi isimler projeye dahil olmalarıyla bu çözümlemede ilk önemli safha aşılır. Melodik öğelerin yanında deneysellik dozu kuvvetli bir biçimde muhafaza edilmeye devam edilen Darkness At Noon'da bu sefer müzikal rota Transilvanya bölgesi olacaktır. Etnik-folk müziğinin seceresi dahilinden alıntılanmış yerel tınılara bağlar bulundurulan bir modern zaman melodikası ortaya çıkartılır. Zamanı durağanlaştıran, hayret verici biçim ve tavırlarla aklın bir köşesinde devamlı çalmaya devam eden bir ayin-i ruhani havası kaydın dahilinden dinleyiciye takdim edilir. Bir metafor halinde karanlığın sınırlarında kopan kahkahaları, aynen yaşamları boyunca sürekli bir o yana bir bu yana sürülüp duran çingenelerin durumuna işaret fişekleri yollayan bir başlangıç olan dikkat çekici Laughter In The Dark ile çalışma açılır. Enstrümantal yoğunluğuyla beraber Klezmer kültürünü modernize etme gayesinde olan 'Tzadik' kataloğuyla aynı hattan ilerleyen The Moon Under The Water ve A Black And White Rainbow parçaları gibi örneklerle A Hawk And A Hacksaw'un ses kapsayıcılığı, türetilen geçmiş gelecek birlikteliğine dair önemli açılımları temsil eder. Bir konseptin sınırlandırmasından öte eklentilenenlerin detaylarındaki değişkenlikler ile bir yanı daima canlı bırakılan ses erimi kotarılır. Albümün kapanışında yer edinen Amerika'lı folk sanatçısı / zanaatkarı Derroll Lewis Thompson'ın Portland Town parçasına yapılan düzenleme gibi hayat ile müziği buluşturan, duvarların da alaşağı edildiği gerçek bir gözlem sunumu gerçekleştirilir. Yaşayışın kendisinin nasıl hızlıca geçip gittiği elden avuçtan kaydığı konusunda derslik bir dinlencelik sağlanır parçanın özerk yapısı dahilinde. Seslere verilen önem ve bileşeyi oluşturan sentezlemenin kalıpların dışında tutulmasına uygulanan imtinalı kayıt dizilimi, dönemdaşları olmuş Beirut, Gogol Bordello, Amsterdam Klezmer Band vd. namzet batılı grup ve üretimlerden bir nebze olsun orjinaline daha yakın duran, daha can yakıcı, daha şenlikli bir tasvirler bütününe ev sahipliği yapmasına imkan tanır, A Hawk And A Hacksaw projesinin.Türetilen her bir kayıt aynı zamanda tarihe düşülen de birer nottur, A Hawk And A Hacksaw külliyatı kapsamında. Kimi zaman unutulanların hatırlatılması işlevini gösterir. Kimi zaman hüznün duygu dolu yansılarını ihtiva eder. Düzenek ve çark işletilir iken durağanlaştırılmış imgeler paylaşılır. Veryansın edebilmenin, hakka sahip çıkabilmenin, sevdanın ve acının nasıl birbirlerine bağlı kapı komşuluğunu gerçekleştirdiklerini ortaya çıkartan önermeler, dışavurumlar belirginleştirilir. Müziğin kökleri boyunca tüm Doğu Avrupa müziği semalarında seyrüseferine devam eden grubun 2006 tarihli Fanfare Ciocărlia grubu ile ortaklaşa kaydedilen The Way The Wind Blows albümü de bu bağlamda yenilikçiliğini eldeki tınıları manipüle etmeden olduğu hallerine en yakın bir biçimde duyumsayabileceğiniz bir denklem ve deneyimleme olarak tıpkı diğer çalışmalar gibi Leaf Records etiketinden yayınlanır. Detaycıl tasvirlere ihtiyaç bıraktırmayacak kadar hızlı bir biçimde, birbirlerinden ayrıştırılamayacak kadar bütünleşik bir tek parça hakimiyeti, bütünlüğü albümde dinleyicileri bekler. Müzikal hissiyatı en doğal şekliyle kayda ekleyen ekip çalışması boyunca bizlerin de aşina olduğu Çingene Müziği'nin kökenleri hakkında farklı okumalara da imkan sağlayan bir devinim gerçekleştirilir. Calexico'nun Amerikan kıtası folklorik öğe ve tavırlarının Balkanlardaki esintisi olan In The River güzellemesi ile beraber bu evrene dahil olunur. Ağıt formuna yakınduran meşakkatli, hızlıca akıp giden dünyayla hesaplaşmanın ezgisi The Way The Wind Blows, serbest cazın Osmanlı müzikal renklerinden yeniden konumlandırılmasına zemin sağlayan God Bless The Ottoman Empire, ilk albümde yer edinen tumturaklı, kallavi deneysel pozisyonun değişiklik geçirmiş hali; yaylıların baskınlığında The Sparrow, laternanın içine hapsedilmiş melodikanın, tıpkı o topraklarda yaşayanların hemen tümünün gönlünde yer edinecek kadar şeffaflaştırıldığı, yaşamlarının gelgitlerine değişimlerine içeriden, bir yorumun getirilmeye çalışıldığı Salt Water gibi kademe kademe arttırılmakta bir beis görülmeyen müzikalitesiyle mihenk taşı bir yapıt kotarılır. Keza buna benzeşen bir diğer kayıt olan ve aşağıda ağ bağlantılarımız üzerinden Undomondo sitesinden yorumları okuyabilecek olduğunuz Macaristan'lı The Hun Hangár Ensemble kollektifi ile kaydedilmiş kısa çalarıda bu bağlamda (DVD görsel desteğiyle beraber) diskoteğinizde uzunca bir süre dinleyebileceğiniz bir diğer seçki olarak dip not olarak iletelim.Mayıs ayının ortalarında yayınlanan Délivrance albümü gerek bu biriktirilenlerin, gerekse de The Hun Hangár Ensemble kollektifi ile adımlanan yeni eşiklerin birleştirildiği, yorumların daha Doğu'ya hatta sınırlarımıza kadar ulaştırıldığı derinlemesine müzikal kronolojiyi sağlamlaştırdığını belirtmeliyiz. Bir akademik tanım taşımamasına karşın, akla Kalan Müzik çatısı altında sunulmuş olan değerini bilemeyip de yıllar sonra keşfettiğimizde nerelerde imiş bu müzikler sorusunu getiren nadide örneklerle beraber rahatlıkla dinlenilebilecek bir albüm ortaya çıkartılır. Herşeyden önce hayat ritüelinde yerini almış, sese bürünmüş yaşamların, medeniyetlerin ve etnik toplulukların şimdilerdeki küresel köy olduk biz geçelim hemen Dünya vatandaşlığına, tek kimlikliliğine çıkarsamasına biraz yavaş olun uyarısını taşıyan, kendi has vurgularıyla oldukları gibi kültürel kimliklere hala ihtiyaç duyulduğunu ortaya çıkartan bir düzeneği hissettirir, ilk birkaç dinleyişin hemen ardından. Sorunların çözümü görmezden gelinerek, varlıklarının yok sayılarak, üstlerine baskı kurularak sağlanamayacağı aşikar olan genel anlamda Çingenelerin, özel anlamıyla da Balkan etnisitesine dahil olan herkeslerin dikkatle kulak kabartmasını gerektirecek kadar kendinden emin vurgular, önermeler barındır, sadece notaların bahşettiği tılsımlı seslerin yankılarıyla beraber. Rembetika: Aşk, Gurbet, Hapis ve Tekke Şarkıları (Kalan Müzik, 2007) toplama albümünde de yer edinmiş olan Foni Tu Argile (Nargilenin Sesi-Yedikule) parçasının A Hawk And A Hacksaw'a özgü yorumlaması ile çalışma açılır. The Hun Hangár Ensemble üyesi Balázs Unger'in virtüözitesini Kálmán Balogh ile beraber çaldıkları cimbalom enstrümanının performansına sahne olan Kertész gibi örneği de albümlerin oluşturmaya çabaladığı ortak dili pekiştiren bir doğu-batı harmanı olarak değerlendirebilmek mümkün. Bu yönde devamlılığı sağlayan, The Man Who Sold His Beard D.Avrupa Klezmer müziğinin kendine has yoğunluğunun kuvvetli bir yorumla canlandırıldığı, Heather Trost'un kemanı ile kollektif üyelerinin karşılıklı olarak atışmaları şeklinde süregiden parça finaline kadar temposu düşmeyen bir kompozisyonu kulaklara ulaştırır. Daha sonrasında yer bulan hayat imgelemini ortaya çıkartabilecek kadar kuvvetli bağlaçlara sahip, kemanı parçanın en başından sonuna kadar taşıyan deyim uygun ise enstrümanın konuşturulduğu, hüzünlere yol açıp ışığın yakalanmasını simgeleyen nefes kesici bir finale imza atılan, Raggle Taggle gibi geleneksel parçaların zamanımıza taşınmasına vesile teşkil edilir. Kendi dilini oluşturmuş bir yapını üzerine eklenmiş olan her yeni partisyonun nazar-ı dikkati cezbeder biçimde geleneksel ile modern arasına köprülenmesine örnek olabilecek Turkiye, hem müzikal yetkinliğiyle hem de güçlü dans ettirir öğeleriyle beraber Délivrance'ın ses kesişiminin doruğa ulaştığı bir odağı oluşturur. Mutluluğun olduğu kadar da acının, dünyadan öte tarafa göçmenin, final anının resmedildiği, folklorik yansının kasveti de irdeleyebileceği özgün bir tonlama Vasalisa Carries A Flaming Skull Through The Forest parçasıyla çalışmanın finaline ulaşılır. Anonim bir ezgi olan Lassú doygun bir dinlenceliğin de tamamlanması için nihai, vakur bir sonu gerçekleştirir. A Hawk And A Hacksaw'un, Jeremy Barnes ve Heather Trost ikilisinin bir müzikal keşif projesinin yanısıra, kültürlerin uygun bir potada birleştirildiği evrede ne kadar çok şeyi hatırlatabildiğinin kanıtını ortaya çıkartır Délivrance albümü. Son kertede bu çalışma kuralların, müziklerin disipline edilebilirliği gibi ön şartları, iyice meta haline indirgenmiş olan Dünya Müziği kavramının da hakkını fazlasıyla veren bir önerme olduğunu belirtmeliyiz. Esef miktar ile gündelik olarak tüketilesi, zihinlere ilaç niyetine takviye kabilinden... Takdimimizdir...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hadi Aklan Netekim! – Şermin TOPÇU – Gazeteport
12 Eylül’ü Unutmamak – Fikret İLKİZ – Bianet
12 Eylül’ün Yardım ve Yatakçıları da Yargılansın! – Melih PEKDEMİR – Birgün
Madımak’ta 2 Gün – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Biz ‘Öteki’ Olduğumuz İçin O Günü Yaşadık – Serdar DOĞAN – Devrim SEVİMAY – Milliyet
Grev Güncesi – Sabah / ATV Emekçileri

A Hawk And A Hacksaw Official
A Hawk And A Hacksaw At Myspace
A Hawk And A Hacksaw At Leaf
A Hawk And A Hacksaw / Jeremy Barnes Interview At The Quietus
A Hawk And A Hacksaw / Heather Trost Interview At Layabozi
A Hawk And A Hacksaw & The Hun Hun Hangár Ensemble Review At Undomondo
Susumu Yokota Official
Susumu Yokota At Myspace
Susumu Yokota At Lo Recordings
James Blackshaw At Myspace
James Blackshaw Interview At Pitchforkmedia
James Blackshaw A One Man Orchestra At NPR Radio
Kronos Quartet Official
Kronos Quartet At Myspace
Kronos Quartet Floodplain Album Review At BBC Music
Micah Blue Smaldone Official
Micah Blue Smaldone At Myspace
Rick Tomlinson At Last.FM
Open Strings Early Virtuoso Recordings From The Middle East, And New Responses At Honest Jon’s Records
Sir Richard Bishop Official
Sir Richard Bishop At Myspace
Sir Richard Bishop The Freak Of Araby Review At Pitchforkmedia
Fairuz Derin Bulut At Myspace
Fairuz Derin Bulut Arabesk Albüm Eleştirisi Limbo Pillow

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------

>>>>>Poemé
Yürek Çağrısı – Adnan YÜCEL

Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere
Tatlı su göllerine akamıyorum
Yüzüm yüreğim deprem dalgası
Bu gül kıyımlarına bakamıyorum
Her sevi bir türküdür bağrımda
Her öfke bir ağıt
Ağıtlar kuşatmış dört yanımı
Kendi türkülerimi haykıramıyorum

Şarkılarla bezeniyor ufuklar
Yüreğim patlıyor dağbaşlarında
Yüreğim
Sancımı duyar mısın yaralarında
Kuş seslerinde yas nağmeleri
Şarkılar sabır ve çile makamında

Mendilimde öfke çıkınımda bilinç
Uykusuz kalır mısın kitaplarıma
Dudaklarımda hüzün
Avuçlarımda sevinç
Kulak verir misin çığlıklarıma
Dağları aşarak gelmişim sana
Demir kapıları kırarak
Işık olur musun karanlıklarıma

İsterim ki senden
Yaylalarda otlak olasın
Ovalarda ırmak olasın
Yayılasın göğsümün kırlarına
Sarasın beni sarasın

Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz
Zamanın billur çağlayanı
Gürül gürül akarken avuçlarımızda
Bir damla yağmur adına
Yakarmış dağbaşlarında yüreğimiz
Gökyüzünde sanılmış bütün yaşam
Gökyüzüne çivilenmiş ellerimiz

Ateşler yine parlıyor dağlarda
Dolular yine kırıyor çiçekleri
Gecenin karnına inerken şafağın tekmeleri
Bulutları delen ışıklar
Ezik ve kinli
Aydınlık iri
Sanki kocaları işkencede kadın gözleri

Nasıl kapanır bu kanayan yara
Nasıl anlatılır ki sana bu hal
Terimde tuz gözyaşımda bal
Bağdaş kurar mısın soframa
Gözlerimde umut yüreğimde aşk
Ölümleri boşlayıp düşer misin sevdama

İsterim ki senden
İnancıma aşık olasın
Zindanıma ışık olasın
Yürüyesin gönlümün yollarına
Sorasın beni sorasın

İnce kabukları zorlanıyor zamanın
Gelecek damlıyor yorgun havuzlara
Damlalarla yılların gelin yüzü
Suların üstünde koskoca bir çağ
Umutlar sığmaz oluyor alanlara

Baharda gazel dökme bahçelerime
Ben yaşamayı bilmez miyim
Çocuklarım okul yollarında
Okullarım sabah kollarında
Sanki güzellikleri görmez miyim
Papatya beyazlığında ölüm sarısı
Karanfil kıvrımlarında kan
Bu çiçekler uğruna ölmez miyim
De gülüm ben seni sevmez miyim

Bahar değil acı yükleniyor dallarıma
Yapraklarımda ayrılık
Meyvelerimde gurbet
Vuslat olup gelir misin kollarıma
Ellerimde kış saçlarımda kar
Cemre olup düşer misin toprağıma

İsterim ki senden
Yılgınlıkta inanç olasın
Zulme karşı direnç olasın
Gömülesin aşkımın sularına
Göresin beni göresin

Göresin ki destan edesin
Söyleyesin dillerden dillere
Bir türkünün dizelerinde
Bir kavalın nağmelerinde
Alıp başını gidesin
Bağrı yanık yeller üstünde
Güneşin rengiyle düşesin ufuklarıma
Kırasın karanlıklarımı kırasın

(2 Temmuz 1993’de göz göre göre öldürülen 37 cana ithafen...)

Sunday, August 23, 2009

Deuss Ex Machina # 264 - 17.08.99 Memorabilia Humanitarian

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_264_--_[17.08.1999] Memorabilia Humanitarian

17 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Tomasz Bednarczyk-Night (12k)
>2<-Tomasz Bednarczyk-Shimokita (12k)
>3<-Sleeping Me-Northern Pacific (Phantom Channel)
>4<-Chihei Hatakeyama-A Stone Inside The Box (Room40)
>5<-Chihei Hatakeyama-Small Pond (Room40)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>6<-36-Inside (3six Recordings)
>7<-36-The Box (3six Recordings)
>8<-Cheju-Leaving At Dawn (Distant Noise Records)
>9<-Cheju-Sitka (Distant Noise Records)
>10<-Harold Budd & Clive Wright-On Ships That Sail Away (Darla Records)
>11<-Harold Budd & Clive Wright-Ribbons Everywhere (Darla Records)
>12<-Motohiro Nakashima-Family (Schole)
>13<-Motohiro Nakashima-Tragedy Of Our Field (Schole)
>14<-Karmate-Lazuri Nani (Z / Kalan Müzik)
>15<-Karmate-Sular Akar Doldurur (Z / Kalan Müzik)

[17.08.1999] Memorabilia Humanitarian (264) – Bir Anda Olup Bitenin Üzerinden On Sene Geçti. Bir Anda Yitirtilip Gidenlerin Üzerinden Koskocaman Bir On Sene Geçti. Bir Anda Tüm Zamanlar Durdu. Sessizliğin Girdabına Teslim Olan Yaşama Hakkı Şimdi Üzerine Bina Edilen Prefabrike Yaşamların Köşeye Sıkıştırılmasıyla Ezilmeye Daha Da Acıtılmaya Çalışılıyor. Pes Ki Sözcükler Yetersiz. Pes Ki İnsanlık Hala Yaşamı Devletlerin Üstünde Tutmamaya Direnç Gösteriyor. (Vurgun Acılar Herkesin Kapısında Yatar. An Ki Çalmasını Beklemeden Tedbir Alabilenlere Ne Ala Dünya!)

>>>>>Bildirgeç
...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
10 Yıl Sonra – Bilgehan BAYKAL – Birgün
Zelzeleydi, Oldu Deprem! – L.Doğan TILIÇ – Birgün
17 Ağustos 1999 – Canario – Flying Dutchman
Mam Aram’ın Yatacak Yeri Yok – Serhan ADA – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Ya Tabu Ya Barış! – Ragıp DURAN – Apoletli Medya
Vicdanın Filmleri – Karin KARAKAŞLI – Radikal 2
Via Campesina’dan Honduras Halkına Destek Çağrısı – Gerçeğin Vakanüvisleri – Gerçeğin Günlüğü
300 “Solcu” Spartalı – Kaçakkova – Mutlak Töz
Komşu Uyaaaaan!! – Koray Aykanat – Artperest
Nur Ein Klein Wenig – Mersenne – Undomondo

Tomasz Bednarczyk Official / At Myspace
Tomasz Bednarczyk At 12k
Tomasz Bednarczyk Albüm Kritiği – Fasitdaire – Nota Bene
Sleeping Me Official / At Myspace
Sleeping Me Lamenter Album At Bandcamp
Phantom Channel At Myspace
Chihei Hatakeyama Official
Chihei Hatakeyama At Myspace
Chihei Hatakeyama At Room40
36 Official / At Myspace
36 Official Album Download Page
Cheju Official
Cheju At Myspace
Distant Noise Records Official
Harold Budd Official
Harold Budd At Myspace

Clive Wright At Myspace
Harold Budd & Clive Wright – Candylion Album Review At The Silent Ballet
Motohiro Nakashima Official
Motohiro Nakashima At Myspace
Schole Official
Karmate Official
Karmate At Kalan Müzik
Karmate At Facebook

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
Untitled © Kahvemolasi.net

>>>>>Poemé
Unutulmuş Bir Yaz İçin – Haydar ERGÜLEN

anımsa bizim unutulmuş bir yazımız vardı
kıyısından çocukların dokunarak geçtiği
yaz kirli denizlerin körfezine çekildi
biten o yaz mıydı düşün istersen
bir taşra melankolisine kaptır kendini
-şimdi anımsanması gereken birşeyler vardır
bir çığlık kadar sessizlik de anımsanır
hoyrat sevinçlerle sularında yüzülen
olağan duygularla yüreği örten
bir aştan geriye suskunluk kalır-

yazdan ne kaldı sana yazdan ne kaldı
birkaç dize ölü ozanların gezindiği
kimsesiz romanlara sığınan yürek ağrısı
denizle aranızda ortak dil gibi
usulca çoğalan yaz kederleri
-her zaman paylaşılan duygular vardır
yeri gelince ölümler de paylaşılır
bölüşmek bir ölümü dostluğu ve şiiri
benzemez beyaz evlerden mavi sulara
aynı pencereden iki yabancı gibi bakmaya-

yaz bitti mi diye sorma yaz çoktan bitti
yedeğinde karartılmış sevgiler taşıyarak
nasıl özlendiğine tutkunlar gibi şaşarak
korkarak geldiği yollardan geri dönmeye
sıradan geçen bir yazın yanına gitti
-bir aşkta sıradan yazlara da yer vardır
sıradan bir aşkın sözlüğü gittikçe daralır
artık ne fısıltı gibi ilk ürpertiler
ne geceyarısının büyülü güzelliği
ayrılıklar gelir kapımıza dayanır-

incelik gibi bu şiiri bıraktı yaz giderayak
bir ozan olsam bana sorulmaz derdim
sorulsa da o yazdan inceliğin hesabı
yazık ödenmemiş bir borç gibi karşımda
uçucu bir yazdan kalanların toplamı
-de ki o umutsuz duruşunun ardında
kendinden bile sakladığı yaraları
gün gelir onulmaz özlemler gibi
ıslıkla söylenen bir aşk türküsü olur
unutulmuş yazın kırgın yolcusu
sevdalı yüreğini kıyıya vurur.
(1980)

Sunday, August 16, 2009

Deuss Ex Machina # 263 - Times When I Know You'll Be Sad

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_263_--_Times When I Know You'll Be Sad

10 Ağustos 2009 Pazartesi gecesi "banttan" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Max Richter-Henry May Long Soundtrack (Mute Song International)
>1<-Pillowdiver-Nineteen (12k)
>2<-Pillowdiver-Twenty Seven (12k)
>3<-Stephan Mathieu + Taylor Deupree-Largo (Spekk)
>4<-Stephan Mathieu + Taylor Deupree-Solitude Of Spheres (Spekk)
>5<-The American Dollar-Bump (Yesh Music)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>6<-Alpine.-To Stark (Highpoint Lowlife)
>7<-Alpine.-Harmed (Highpoint Lowlife)
>8<-Max Richter-Interiror Tears An Idea (Mute Song International)
>9<-Max Richter-Dinner And The Ship Of Dreams (Mute Song International)
>10<-Ólafur Arnalds-Raein (Erased Tapes Records)
>11<-Ólafur Arnalds-Lost Song (Erased Tapes Records)
>12<-Message To Bears-November (Dead Pilot)
>13<-Message To Bears-Autumn (Dead Pilot)
>14<-Pertegò-Dova (Collapsed Records)
>15<-Pertegò-Summer Night Games (Collapsed Records)

Download Episode / Kaydı İndir

Times When I Know You'll Be Sad (263) – Maruzatları Elden Bırakalı Çoktur Geçip Gidenin, Adı Sanı Anılmayanın, Suskunlarla, Suskunluklarla Terbiye Edilmeye Çalışmaların Karşısında Yengiler Ve Kayıplarımız Çoğaldı. İçerik Boşaltılırken Acı Çekmek Şarkılarda Kalmış Bir Detayı Canlandır, Uyarla, Kandırıveriliyor. El Yordamıyla Göz Şirretiyle [Özgürlüğü De Kontörlerle Satın Almanın Vakti Geliyor Mu? 3Ge4Ge/Yüzsüzler Sayfa 2009-08]

>>>>>Bildirgeç
Tasvir zamanı belirsiz bir güncenin içinde olup biteni kavrayabilmek için elin altında, zihinin kıyısında tutulması gerekli görüleni pekiştiren bir anlamlandırmaya kapı aralatır. Vesile teşkil eder. Sorunun tam kendisi üzerine yoğunlaşabilmek için belki en çok ihtiyaç duyduğumız kıvılcımın kaynağıdır. Konuşup diriltmek gerekir iken çekingenlikleri, bir tur daha çekimser kalmamanın gereksinimini duyumsatandır. Çok düze indirgenemeyecek çelişkilerin, çekincelerin, yanlış addedilmiş olanın doğruluğuna katışıksız bir biçimde biat etmenin getirmiş olduğu kör noktalardan ırayabilmenin anahtarıdır. Yarımağız sözleri, göz göre göre artık daha fazla israf etmemek gerektiğini işaret edendir. Medeniyet diye yırtınıp durup, en olmadık kararların peşinden koşar adım, düşünmeden gitmemek gerektiğini duyumsatmaktadır tek tek tektipleştirilmişliğin sundukları tasvirler. Bütününe odaklanıp, yeniden bina etmek yerine hataların ısrar ve körlemesine takipçiliğinin sürdürülür kılınmasının getirip taşıdığı sahalarda, farklı oldurulana, farklısın etiketinin ilntilendiğine bir kerecik de olsa şans tanınmasıdır. Sırası bir türlü getirilemeyenin, söze bir türlü bağlanamayanın, idrak etmekten ise inkar etmenin daha kolaycıl kılındığı gereksiniminin her daim hazır tutulduğu bir zamanda, gördüklerimizin gerçekliğini belirginleştirendir. Tasvire katılımı ve eklenmesi sağlanmış her bir detay önümüzde bakmak, karşılaşmak, anlamak zorunda olduklarımızı sanrılarından arınmış bir biçimde zihne duhul ettirmeyi sağlar. Sağlamlaştırır. Dikte edilmiş, uygunluk çizgilerinin hatlarına sabitlenmiş olanın, sınırların kesinliğinde çabalarla asılı kaldırılmış bilinmezlerin, dokunulmazların aslında neyi gizlediklerini fark edebilmemizi sağlayandır, tasvirler. Giderek daha çok keşmekeşe teslim ettirilenin, ucu kayıp ettirilen iplerin ve çözümlerin nerelerde ardılımızda bıraktırılıp, unutulmaya yüz tutturulduğunun yanıtını da barındırır. Aynı çatı altında pek çok diğer benzeştirici ve idrak ettiricinin yanında. Sözün kendisinin kıymet-i harbiyesinin manalandırılmasında ne gibi yollara çıkarttırabileceğinin, ne denilmek istenildiğinin anlam katılmasında bu eksikleri fazla da olsa, görmek için kısıtlı bir zaman tanınmış olsa da, giderek ve isteyerek balık hafızalılığa teslim olmamız bahsinde duraksayabilmek ve bir kereliğine de olsa – ne oluyoruz diyebilmenin de kestirmesidir? Eskisinden de hızlı bir biçimde giderek kanıksama eşiğinin daha kolay yakalandığı, ne olursa olsun tepkinin aynı doz ve taşımlarda istikrarlı bir sürdürülebilirliğinin sağlandığı asri zamanın şartları altında uzlaşılabilecek, ehemmiyet gösterilmesi gerekli olanı hatırlatacaktır tasvir. Öylesine de değil üstelik, herkesin elini bir an evvelinde altında sokacağı taşın, fikrini belirteceği sahanın varlığının kanıtlanabilmesidir, bu düşün ve hülasası yaşamsal metafor diziliminin eğrilik büğrülüğünü görmezden geldiğimiz vakit ulaştığımız çıkarımda. Özet kabilinde.

Miadı dolmak nedir bilmeyen önyargı tiradlarının, öfke kusmalarının, çözümsüzlük dayatımlarının ve nasıl oluyorsa oluyor bir türlü bitmez düşman bellemelerin ulaştırdığı kıyılarda tasvir edilmiş, artık eli kolu tutmakta olan, söze kavuşturulan kimin ne kadar çok faydası dokunacağından, ne kadar ötekisine üstün gelmesinin tek başına yetersiz kalacağından, farklı olanın da en az o öz damarda beslenen adının verildiği bir yurdun halkı kadar buralara, topraklara ait hissedecekleri bir ülkenin özleminin duyulması ve çabalanımının gerekliliğini ilk elden göz önüne gelmekte. Detaylarda kaybolmanın, sorunun tam da ne olduğunu anlayamadan 'dön baba dönelim' ha bire etrafında amaçsızca dolanalımın, etkisini anlayıp dinlemeden gelen her önermeye istisnasız karşı çıkmanın olur addedildiği şimdilerde hiç değilse elden avuçtan kayıp yitirilen zamanın farkına da vararak bir dönüşümü sağlamanın gereği ortalanmakta. Tek bir doğrunun asla olamayacağı gibi, atfedilmiş söze getirilip o tasvirin içerisine duhul ettirilmiş her bir unsurun, yaşayışın, ananenin vd. bu bağlamda kulak verilmesi elzemliliğini düşündürmekte. Hepimizin tektipleşmesinden ise olabildiğince bu özü sağlamalaştıran katkılarımıza vesile teşkil eden, detaylardan bir yolun sağlanmasının önceliği ise tartışılamaz. Birinin deyişi, ötekisinin seslenişi, berikinin katmaya çabaladığı güzellemesi, oradakinin ısrarla üzerine vurgu yaptığı serzenişi, şuradakinin tıpkı ötekilerinin düşündüğüne kapı aralattığı, geçiş sağlatan düşüncesi bu hamurun (tasvirin) daha düzgün şekillendirilir kılınabilmesini sağlayacaktır. Vakıf olduklarımız, görüp geçirdiklerimiz birbirimize olan sorumluluğun bir an evvelinde artık düze çıkartılmasını işaret etmekte. Daha ne kadar fazla kayıba, üzüntü ve gözleri ,yürekleri dağlayan gözyaşlarına ve istemezükçülüğün sert sessizlerini “babalarının mallarıymışçasına” kullanmaya semirtmeye devam eden rantçılığa, gözü karalığa müsaade edeceğiz şimdi düşünülmesi ön planda olan kısım budur. Nicesinde ayrışa ayrışa, susa pusa bağlana bağlana birbirlerimizin ne dediğini değil neye hizmet ettiğini düşündüğümüz teorilerinden bir adım ilerisine ilerleyemeyişimizin bir neden olarak değerlendirmeye dahil edebiliriz pek ala. Konuştuklarımızın insana hitap etmesinden, olanın ve bitenin tümümüzü alakadar ettiğini anlayabilmemiz için ne kadar çaba sarf etmemiz gerektiği ise çok uzun bir süreci tanımlandırmakta. Tutunup kalınan sabitliklerin nasıl yolun tam ortasına kos kocaman engeller türetmesinden da bir paye çıkartılabilir, belki. Çepeçevrelendiğimiz korunaklı dünyalarımızın ötesinde yaşanılanların, yaşamaya mecbur bırakılanların, tenkitlerin istisnasız handiyse gündemin her anında farklı bir yüzünde karşılaştıklarımızın bu uzun yolun daha nerelerinde durduğumuzu da anlam ve mana katabilmemizi sonuçlar çıkarabilmemize de neden olacaktır. Yorumsuz bırakılan teşebbüsler kıyıda kenarda bırakıla / unutula / tüketile açılımların manasızlaştırılması, etkisinin sürekliliği sağlanıp devamlılığı getirilmediği için duvarlarla hemhal olmaya devam edeceğiz. Duvara karşı yapayalnız ve sessiz.

Tekmili birden sorunların, kavram kakafonisi içerisinde artık çok daha fazla sorgulanamaz kılındığı ve biteviye kendimiz çalıyoruz kendimiz açılıyoruz söylemlerinin sahneye konulduğu zamanın siyasetinin görmezden gelmelerinin, körlemesine belirli rutinlerin dışına çıkmamasının örneklerinin, yadsımalarını ve tasvirlerini de söze getirebilmek mümkün. Haftalardır üzerine yorumlar getirilmeye çabalanılan, her bir yönde onlarca farklı kalemin, sözcünün, düşünürün fikirlerini sunabilmeye çabalandıkları, kelamlar ile bir rayına oturtmaya çalıştıkları Kürt Sorunu'nun açmazlardan çok uzakta olmadığını kanıtlayan bir durum hasıl oldu. Tasvirin kendisinde hala eksik kaldığımız noktaların, ötekisi denilegelenden hala ve ısrarla çekingenliğimizi koruduğumuzu, 'sert sessizlere' sahip çıkanların sözlerinden etkilendiğimizi bir kere daha öğrenmiş bulunduk. Ermeni asıllı Kürt müziğinin çınarlarından olan Aramé Tigran'in ölümü ardından, vasiyet ettiği Diyarbakır'a gömülme isteğinin karşısına, bu durum provake edilebilir gibi düz bir bakış ile bir anda açılımların bazılarını hala! kapsamadığının idrakına ulaştık. Görmekten imtinayla ve ısrarla uzaklaşılan bu topraklara aidiyet duygusunun hiç kolay olmadığının altı bir kere daha kalınca çizilmesine vesile edildi. Ne de olsa ötekiliğin en alt kademelerinde her an karşımıza çıkartılabileceği, korkulması, ayıplanması, gözden uzakta tutulması gerekli olan etnik kimliğin bir üyesinin buralara her daim olduğu üzere fazla geleceği, bu ülkeyi gönülden sevebileceğine kani olmak menfii bir çabaymış gibi sunulmaya çalışılması son dileği bile uygun bulunamaz addedilmesi bu çetrefilliliğin herkeslerin düşünmesi zorunlu olduğu bir tasvire ulaştırdığından dem vurmalıyız. Kimliği ne olursa olsun buraları kendin mesken edinen, buralarda sese söze karışan, ortak düşüne ve izanda yol almaya çaba gösterme, emek sarf etmenin karşısında, onlar bizden değil demenin hala âlemi var mıdır? Birkaç gün öncesinde alkış kıyamet zikredilen 'bu toprakların tüm kültürleri tüm değerleri bizimdir,içimizi hepsi aynı şekilde etkiler.' sözü de açılım sırasında anılıp sonrasında rafa kaldırılacak, bildiğin okunmasından ötesinin de asla mümkünatı olmadığının beyanatı mıdır? Yoruma açılabilir, üzerinde düşüncelerin belirginleştirilip net bir biçimde ifade edilebileceği, söylemlerin tantanasından çok icraatların neticelerinde bunlarla bu şartlarla buraya kadar gelebildik, bu kadar muasır medeniyet çizgisine ulaşabildik denileceğinin öncül tasviri midir? Karar ve yanıtlar bizim. Bu açılımlar resmi geçidinde, külliyatı ile sunduklarında ilginç detayları belirginleştiren, açmazlarda sorulması gerekli olanlara dikkat çeken okumalara girişen yazar Nuray Mert'in Radikal gazetesinde yayınlanan “Gözü Yaşlı Meclis” başlıklı makalesinden sözcükleri tahayyüleri ve ötesini sizlerle paylaşalım:

Bugün, ‘tarihsel momentum’ dediğimiz, ABD’nin Kuzey Irak’tan çıkış koşullarıdır. Dün başka şeydi, yarın bir başka şey olacak, ama ‘tarihsel momentum’ dediğimiz şey, hep düne kadar eli güçlü olanın, elinin sıkıştığı yerdir. Velev ki, düne kadar eli güçlü olan, bugün itibarıyla, ufukta beliren daha büyük çıkarlar adına hareket ettiğini düşünsün, hedefine ulaşma yolunda işi, dün ezdiğiyle acilen barışmadan geçecek. Dün ‘Kürt mürt yoktur, daha sonra, varsa var, hepsi Müslüman değil mi, maraza çıkarmanın ne âlemi var?’ diyenler bügün Ağrı Dağı Efsanesi okuyacak.

Keşke böyle olmasaydı, ama siyaset böyle işler. Meclis’te ağlayanlar, liderlerinden duyduklarını ilk kez duydukları, hislerini bastıramadıkları için değil, siyasetin ‘sahne duygusu’ ile ağlaşıyorlar. Sahne sanatçıları bu ‘duygu’ya aşinadır, rolünün hakkını verebilen sanatçılar sahnede olduğu süre boyunca neyi veya kimi oynuyorsa odur. Sahiden ağlar, sahiden kızar, insan kendini rolüne inandıramıyorsa, kimseyi inandıramaz, kötü oyuncu olur. Siyaset de, sahne duygusu gerektiren bir iştir. Siyasetçiler, zannedilenin aksine, söylediklerine önce kendi inanan insanlardır. Karizmatik liderler önce
kendileri, kendi dehalarına inanmasa, bunca insanı inandıramaz, yeterince tesirli olmazlar. Buraya
kadar işin içinde samimiyetsizlik yoktur.

Ama, siyasetin sahnesi, sanatın sahnesi gibi masum değildir. Sanatın sahnesinde, binbir kılığa ve ruh haline bürünme kabiliyetinde olan insanlar, kendi bedeni ve ruhu üzerinden, bize insanlık hallerini sergiler. Oyun biter, perde iner. Kazançlı çıkarız, bilet parası dışında da bedel ödemeyiz.
Siyaset sahnesinde olanların, her zaman hepimize paylaştırılan bedelleri vardır. Ve bilin ki, o sahnede oyun ne kadar dramatikleşirse, perde arkası o kadar karmaşıktır. Dahası, siyaset sahnesinde, iddia ‘sahicilik’ olduğu için, sahne duygusu fazlasıyla sırıtabilir.

Duyduklarından habersiz olmaları imkânsız bir heyetin, bunca zaman bambaşka telden çaldıktan sonra, iki gün önce Meclis’te gözyaşlarına boğulma sahnesi ruhumu bulandırdı. Rolüne kendini iyice kaptırmış, yönetmeye kendini beğendirmeye kitlenmiş ama, alelacele yazılmış bir senaryoyu, kötü bir sahnede oynamaya çalışan, bu kötü oyuncular, adalet duygumu incitti. Kürt meselesi, şiir kasedi dinleme seyrine girdi.

Ama bunları söylemekten de rahatsız oluyorum. Ben diyorum ki, bırakalım bu hamaset ve samimiyetsizlik üzerinden gitmeyi. Muhalefetin hamasetini savuşturmanın yolu, açık konuşmaktır.
Gelinen noktanın vehameti, mevcut hükümetin sorumluluğunda olmadığına göre, itirafından gocunmanın da anlamı yok. ‘Bildiğiniz daha iyi bir yol varsa beri gelin’ dersiniz olur biter. Ama tabii, bugüne kadar ‘Rabbena, hep bana’ demiş, bu tavırda hâlâ sorun görmeyen bir anlayışın da bunu demesi zor. Mesele budur. Böyle devam ederse de, çıkış yolu uzaktır."
(16.08.2009)


Kesin olan bir şey var ki artık hayal dünyasında yaşamıyoruz. Düşlerin sağlamlaştırdığı geleceğe dair özlemleri hemen hiç duymuyoruz. Görünür kılındığımızı varsaydığımız sanal ağlar dahilinde kendini ilerletmek zorunda hissetmeyen, gerçekliğin soğukluğunda hıza ve zamana kilitli kalmış bireyler hali içerisinde bulunuyoruz. Kesinleştiremiyoruz, nelerden taviz verdiğimizi. Karar veremiyoruz bir türlüsü hangisinden yana tavır almamız gerektiğini, gerekliliğini. Nicesinde farkındalılığı sağlayabilecek olanı ötelemeye devam ettikçe; çekimser bir çemberin içerisinde dört dönüyoruz. Çıkarsayamıyoruz, nasılın ve niyenin uzunca süredir esamesini okumadığımız gibi, bu sınırlandırılmışlığı bir türlü aşmayı düşün, taşın yola çıkartamıyoruz. Düzlük dediğimizi yanlış algılıyoruz. Soruların cevaplarını yeni sorulardan türettiklerimizde arıyoruz. Gerçek olanın ezici bir biçimde sınırlandırmaları tetiklemesine ses etmiyor, aksine buralara henüz ulaşmadı herşey güllük gülistanlık yanılsamasına tutkuyla bağlı kalıyoruz. Söze lafazanlıkların yüksek perdelerden eklemlendiği oyunların unsurları olarak başlıyoruz. Çıkışlara, avam olarak hep beraber mani olmanın vakurluğunu yaşıyoruz. El birliğiyle, zamanı tüketip sonrasında daha fazla ıvır zıvırdayız, birbirimizin gırtlağındayız, en eçişler bücüşleriz yarışmalarına dikkat kesiliyoruz. Kesilmekle kalmayıp hayalleri oralarda yaşamakla bir tutuyoruz. Kendi kendine oluşturulan bir beğeni düzleminden, herkeslerin beğendiği sanrısında ilintilenmiş kadük davranışlarla tepkisiz, sesi azca çıkan bireyler halinde seyirliğimizi, pardon hayatımızı sürdürüyoruz. Ne denilirse kabul edilebilirlik sınırları dahilinde olduğu imasını duyumsadığımız anda benimsenmesinden daha kolay bir tektipleşme herşeye aynı tondan yaklaşıma daha sahici bir örnek olabilir mi? Etkin olanın unutturmaya yüz tutturduklarına, beklentiler arasından çoktan çıkarttıklarına tekmili birden uyum gösteriyoruz. Düşüncenin derinlerinde saklı duran fikriyata ve dolayısıyla hayallere de bir şekilde set çekmek kanıksanıyor bu akışta. Her yan , dört cephede hummalı çalışmaların neticesinde. Sıradanlığın kolaylaştırılmış sürümlerinde hiç yoktan tepkimelerle vakit öldürür iken aslında nelerin döndüğünün idrakını bir sonraki nesillerin sahasına terk -i diyar eyliyoruz. Bekleme yapmadan en hızlısından. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı sunduğumuz Deuss Ex Machina programımız dahilinde bütünleştirmeye çalıştığımız işitsel unsurlar ile beraber kısaca söz etmeye çalıştığımız bu hayal imgesinin sonuna nasıl ulaştığımızı sesli olarak irdelemeye çalıştık. Teker teker dönemeçlere saklı bırakılmış seslerin izlerinde, çözümlemelere girişmeye gayret ettik. Elektronik müzik sekansının öte ucra köşelerinden deneysel akustik / modern kompozisyonlar disiplinlerine varan bu ses yığıntılamasında, gerçeklerin nereye kadar etkinliğini koruduğunu, yanılgıların nasıl kolayca bir şekilde özümsenebildiğinin tahlillerine ulaşmaya çalıştık. Makina'nın çarkları arasında ışıldayan sesleri hayallerin onlarca detayında yeniden şekillendirebilme gayesinde Modern Klasik ile Rutini Bozan Ses tasvirlerinin bileşkesine ev sahipliğini yapan kayıtlara imzasını atmış olan Max Richter'i son çalışması Henry May Long Soundtrack'inin refakatinde sizlere sunuyoruz.
Katmanların birbirlerine denk tutulduğu, oluşturulan kompozisyonların bütününde irdelenen ses imgesi söz konusu olduğunda ana akım klasik müzikten farklı olanların da kapsama dahil edildiği bir kolajlama imgesini ortaya çıkartır minimalizm / yeni klasik faunası. Türlerin arasında geçişkenliğe imkan sağlaya duran teorilerin şekillendirilebildiği, son tahlilde farklı olanın tanımlandırılabildiği bir müzikal yaratım sürecinin başatlarından. Var edilmiş olanın sınırlarının ötesini arşınlamak söz konusu olduğunda en bol seçeneğin ileri sürülebildiği bir müzikal kaşiflik dizini karşımıza çıkartılır mahir üreticilerin çalışmaları ve kayıtları boyunca. Yeknesak rutinin ambalajın sadece görünür kılınan yüzünde yapmış olduğu ezici değişkenliklerin ulaştırdığı seriye bağlanmış otomatik bireyler argümanının içerisinde nelerin koptuğu ve nelerin döndüğü konusunda yeterince fikir edinilebilecek birer sunumlandırma kulaklara ulaştırılır. Ses, tüm albenisiyle beraber modern çarkların dişlileri arasında sıkışıp kalmış bireyin argümanlarını, sözlerini ve düşününü görünür kılmayı olası kılan bir düzenek halini alır. Kasvetin ve kederin modern zamanları kapsamasından, yoğunlaşmasından dem vurulan alt okumalara imkan sağlanır. Elde olan, olabildiğince az enstrüman kullanımının, somut bir biçimde ortaya çıkartılmış iş veya kayıt dizisinin gerçekliliğinde herhangi bir eksilmeye meyil vermemesi olduğundan dem vurabiliriz. Sesin işlenebilirliği üzerinde ilk teşebbüslerden bu yana kendi rotasını daimi bir biçimde ilericilik diskuruyla bütünleştirebilen minimal elektronik / akustik çoğaltımlar bugünün sanatsal türetimlerinin de öncüllüğünü elinde bulundurmakta. Yorumuna ve fikriyatına birazdan değineceğimiz Max Richter'in projeleri boyunca karşımıza çıkarttığı öz tasarımlar, edebi metinlerin seslendirilmesi gibi farklı odaklardan beslenerek geliştirilmeye devamlılığı sağlanmış bir yapılandırmayı ortaya çıkartır. Terry Riley, Phillip Glass, Steve Reich, Le Monte Young ve Michael Nyman gibi öncül kompozitörlerin 60'ların ortalarından 70'li yılların hemen tümü boyunca derinleştirmeye çabaladıkları bu ses denizinin kıyılarında dolaşmakta olan bir ses tasarımcısı, geçmiş ve gelecek arasında bağlar kurmaya, sözler sarf etmeye çabalayan bir kompozitör Max Richter. Tümleşik döngülerin içerisine iliştirdiği her bir sesin haznesiyle beraber yavaş yavaş şekillendirmesini tamamlayan dönüşümler gerçekleştiren bir sesli tarih dinlenceliğinin de altına imzasını atar bu prodüktör. Çeşitlendirmesini sağladığı müzikal akışların derinlerine gizlenmiş olan hayalleri yaşanmışlıkları tüm olağanı tanımlandırmış ama tamamıyla değişken bireyler haline dönüşmemize vesile teşkil eden aşama ve dönüşümleri mercek altına alan bir dinlencelik ilk elden önümüze sunulur. Uzunca sayılabilecek bir dönem boyunca klasik müzik ile haşır neşir olmuş Max Richter’in erken dönem elektronik müziği keşf etmesinin ardından birbirlerine paralel olarak ilerletilen bir türetim ve yaratım sürecinin izlerinin üstüne yapılandırılmış bir seyyahlıktır bütün o kayıt silsilesinin içerisinde duyumsadıklarımız. Edinburgh’dan London Royal Academy Of Music’e, oradan da Floransa’da ismi gizli kalmış cevherlerden birisi olarak kısaca betimleyebileceğimiz erken dönem elektronik müzik icracısı / deneysel müzik kompozitörlerinin arasında kendine has bir takipçisi kitlesi bulunan Luciano Berio gibi bir üstadın tedrisatından geçmesi, Max Richter’in müziğiyle ilk defa tanışacaklar için nerelerden beslenmiştir sorularına yanıt verecektir. Klasik müziğin formlarını esneterek oluşturduğu öznel bakışımın Philip Glass ve Michael Nyman gibi dönemdaşlarıyla hemen hemen aynı dönemlerde Terry Riley ve La Monte Young’dan esintileri barındıran kompozisyon ve icralar ortaya çıkartmış olan Steve Reich’ın Six Pianos parçasının yorumlanması temeliyle kurulmuş olan Piano Circus sanatçının ilk sahne deneyimini sağladığı proje olarak kariyerinin başlangıcını imler. Piano Circus’un bu temellendirmesi üzerinden Amerikan Minimalist kuşağının prodüktörlerinden ortam müziği denilegeldiğinde adı ilk anılacak isimlerden Brian Eno’ya ve 90’ların başından itibaren kurguya ekledikleri delişmen öğeler, çiğ sesler ile techno’nun karanlık sularında akıllı dans müziği kesitlerinin icracıları olmuş The Future Sound Of London (FSOL) ikilisinin kayıtlarına kadar uzanan bir yeniden yorumlama ve kurgulama yolunda ilerletilen bir dizi konserin çevresinde ilerletilir. Bu süreç dahilinde Max Richter, bir yandan eğitimini tamamlarken öte yandan da birbirleriyle taban tabana zıt durduğu varsayılan ses öğelerine haiz müziklerin ilintilenmesine, harman edilmesine vesile teşkil eden denemelerin de olabilirlik sınırlarını zorlamayı ısrar ve itinayla sürdürecektir. 2002 yılında “Amorphous Androgynous:The Isness” adlı FSOL’in kült çalışmalarından birisi olan kaydın prodüktörlük kısmında epeyce emeği geçer. Kaos dolu bir zamanın imgelendiği yer yer psychedelic rock öğelerine karaltılı ses pasajlarına ev sahipliğinin altından rahatlıkla kalkmayı başaran bir proje olarak elektronik müziğin farklı bir odağını temsil edecek kayıt ortaya çıkartılır.

27 Mayıs 2002’de BBC Radio 3’de Verity Sharp ve Fiona Talkington ikilisi tarafından hazırlanan Late Junction programının devamlılığı olarak tanımlandırılmış Late Junction Records etiketi altından, Richter debut albümü olan “Memoryhouse” yayınlanır. Kişisel gelişimi ve eğitimi boyunca neredeyse takipçiliği yapmakta olduğu tüm müziklerin birer buluşma noktasını oluşturur “Memoryhouse”. İşlenmiş yapıların, harman edilmiş ses kesitlerinin geçmişin izlerini yeniden tanımlandırdığı eklenen her bir yapılandırmada bir soru devinimi müzikal eşiklerle beraber hatra düşürülür. Nereden geldiğimizin hikayesinin barındığı kayıtta nereye gittiğimiz sorusu çözümlenmeye çalışılır. Sözcüklerin tanımsız kalacağı bir müzikal şölen albümün hemen her parçasının birbirlerine zincirleme eklenmesiyle beraber dinleyiciye ulaştırılır. Max Ricter belirgin ve tanımlandırılmış olanın dışında modern klasik müziğin sınırlarına yeni yorumlamaları sesi kimi zaman görselleştirerek, kimi zaman da alıntıladığı metinlerin vurgulu okumalarını dahil ederek yeni bir biçim ortaya çıkartmaya gayret eder. Albümün açılışında yer edinen Europe After The Rain kirli yağmur çiseltisinin üzerinde ilerletilmiş yaylıların can alıcı bir biçimde sahneyi tamamladığı dramatiklik unsurunu ön plana çeken bir başlangıcı gerçekleştirir. Mininmalist kuşağının ses parametlerinin doygun bir aynalanmasından mürekkep Laika’s Journey kısa süresine karşın etkileyiciliğini koruyan bir çalışma olarak kayıtta yerini alır. Kuşatılmış bir şehirden kaçmayı planlar iken son nefesini vermiş sevgiliye ağıt olan albümün de en dokunaklı kısımlarından birisini oluşturan Sarajevo gibi zamanın bariz bir biçimde dondurulduğu, o acı verici anın tanıklığının dinleyicinin usunda canlandırılmasına imkan sağlayabilecek kadar sahici bir biçimde duyumsatıldığı bir iletici haline dönüşür. Ulrich Schnauss, Arovane gibi melodi elektronika birleşimini son derece kararında dozajlarda bütünleştirmeyi sağlamış üreticilerin kayıtlarının paralelinde ilerleyen bir güzelleme halini alan Untitled (Figures) ile albümün katmsanal çeşitliğinde bir başka evreye dahil oluruz. Minimalist ses yelpazesinin technoesk damarlarında damıtılmış döngüye ekli halde kulağa misafir edilen keman partisyonun bu parçayı daha da kuvvetlendirdiğinde dem vurmalıyız. Geçmiş ve gelecek karşılaştırılmasında modern klasik müziğin yönelişimleri hakkında fazlasıyla detayı bir arada sunan bir yapıt olduğunu da iletmeliyiz. BBC Filarmoni Orkestrası’nın albümün kuvvetini de arttırdığı yorum dinamiğini belirginleştiren November kararlı dönüşleriyle beraber sonbaharın uhrevilik dolu melodramatiğini bütünleştiren bir deneyimi ortaya çıkartır. Albümün finalinden bi’önceki parça Last Days’de de bu orkestral zenginliğin devamlılığını sağlayan bir kurgu hasıl olur. “Memoryhouse” içinde kesit olarak aktarılanların ve tüm zaman kırılmalarında işlenmeye devam edilen insanlık hallerinin can alıcı bir biçimde yoğunlaştırıldığı, insanın insana ettiklerinin manalandırılmasına zemin teşkil eden çok yoğun bir ses trafiğinin sergilendiği bir deneysel çalışma halini almasını sağlayan bir belge kayıt olacak, anılacaktır “Memoryhouse” ne eksik ne fazla. "Dünyanın kirine pasına bulanmış gözlerle bakınca, bir tünelde kaza geçirmiş trenin yolcularına benziyoruz; kaza yerinden artık tünelin girişindeki ışık görülemiyor, çıkıştaki ışık ise henüz öylesine küçük ki, onu seçebilmek için bakışların sürekli arayışta olması gerekiyor ve hatta, bir girişin ve çıkışın da olduğu kesin değil. Çevremizde, yine de, duyularımızın karmaşasında, ya da aşırı duyarlılığında, ucubelerden başka bir şey görmeyiz ve her birimizin o andaki ruh haline ve aldığı yasaya göre değişen, insanı hayran bırakan ya da yorgun düşüren bir kaleydoskop oyunu seyrederiz. Şimdi ne yapacağım? ya da: Neden yapmalıyım bunu? soruları, böylesi yerlerde sorulacak sorular değildir." Franz Kafka’nın Mavi Oktav Defterleri’nden alıntılan pasaj Max Richter’in ikinci albümü olan “The Blue Notebooks”un kapsadığı derinliği nadide bir biçimde belirginleştiren bir örneklemi tespit eder. Yol sunar. Teskin edici sakinliklerin, giderek fazlaca insansı kaygıların ve tereddütlerin belirsiz bir noktaya, bir zamana kadar rafa kaldırılıp beklettildiği zamanımızda içsel bir hesaplaşmanın vaktinin nice olabileceğini işleyen bir ses dünyası ortaya çıkartılır. Resim ve metin beraberdir. Sözlerin kıymetinin anlaşılabilir kılınmasının bariz bir biçimde dengelenebildiği örneklerden pek azında bu hakkaniyet ve gerçekçilik karşımıza çıkar. Çıkartılır. Max Richter’in Tilda Swindon’ın daktilo vuruşlarının arasında serpiştirilmiş okumasının tam arkasına iliştirilmiş olan On The Nature Of Daylight parçasıyla beraber bu gizem dolu çelişkilerin bariz bir biçimde irdelendiği bir metaforun içlerine nüfuz etmeyi başarırız. Sesler soru sormanın vaktinin çok öncesinden geldiğini hatırlatmaya devam edecektir. İlerleyen sekansların bir başka bölümünde ortalığa yeniden salınan daktilo sesi Kafka’nın yazısının sese büründürülmüş halinin, Jóhann Jóhannsson gibi minimalin klasik müzik hatlarında çağdaş tasvirlerine buyur edildiği Shadow Journal gibi bir önermeye ulaştığını işitebilirsiniz. Vakıf olunabilecek değerlendirmelerin hiç birisinin yanına yaklaşamayacağı, dinleyenin tüm yanıtları kendisinin bulabileceği şekillendirebileceği bir komut satırıdır, Shadow Journal. Herşeyin bireye bıraktırıldığı bir seçimin ana hattı. Ortam müziği nüvesinden esintiler ihtiva eden ‘Arvo Pärt’ın kutsal minimalizm teorilerinin iç kıyıcı, yürek burkucu örneklemlerinden aşağı kalır yanı bulunmayan, kısa süreli bir meditasyon Iconography ile temellendirilmiş ayrıntıların üzerinde işlenmiş detaylarla haz almak mümkün kılınıyor. Bu hattan devam eden Organum ise önceki parçadaki döngünün tersyüz edilip sinyal hassasiyetine indirgendiği, drone müziğin gürültüsünün raksına zemin sağlayan bir yapı. Albümü tamamlayan The Trees parçası ise tüm hatlarıyla klasik müziği itinayla işlenildiğinde şimdilerde de icra edilebilir bir form olduğunu kanıtlayan, zengin orkestrasyonu ile beraber hayatın zihne kazıdığı herşeye karşı biriktirilmiş olan sorumlukların sorgulanabilirliğini işleyen, dinlenildikçe farklı yönlerden etkisine maruz kalınan bir tılsım haline evrilir. Max Richter’in belirgin bir biçimde sesin arkaik yüzeylerini, tüm katıcıl bakışımlara sahip olanları bile meraklandıracak bir yetkinliğin taçlandırıcısı olan bir albüm çalışı, hayat güncesi olacaktır; “The Blue Notebooks”. 40 dakikalık süre içerisinde genel bir hayatı çözümleme imkanı da yanınıza kar kalacaktır.Max Richter’i günümüz müziğinde bir adım ilerisine taşıyan üçüncü çalışması “Songs From Before”un gerek müzikal kapsamsallığı gerekse de işlenilen edebi metinin daha dokunaklı hallerine sırtını verdiği bir kayıt olarak kısaca açabiliriz. FatCat Records’un alt etiketlerinden olan 130701’den gün yüzü bulan çalışmada Richter, Harumi Murakami’nin yazınsalından beslenerek projesini temellendirir. Arvo Pärt, Michael Nyman gibi müzikal sınırların ötesini belirlemiş yaratıcı / kompozitörlerin izlerinin, baskın bir uzakdoğu seremonisinin uzağında olmayan lirik kesişimlerin birbirlerine örüntülenip tekleştirildiği bir deneyim ortaya çıkartılır. Çalışmanın anlatıcısı olarak avant-garde ozan Robert Wyatt’ın okumalarının da bu etkiyi daha da sağlamlaştırdığını belirtmeliyiz. Kesin olan bir şey ise elektronik nağmelerin iyi bir kompozitörün ellerinde onlarca farklı açılımı beraberinde getirebilecek kadar hakkaniyetli, hasassiyetinden tek bir doz bile aşağısına indirgenemeyecek kudrete sahip kolajlara imkan sağlayabileceği gerçeğini ortaya çıkartır. Albüm boyunca süregiden elektronik gelgitler, mekanı daha da derinleştiren, zamanı neredeyse unutmamıza imkan sağlayabilecek kadar masalsı bir bütünlük karşımıza çıkarmakta, kulaklara buyur edilmekte. Robert Wyatt’ın yağmurun çişeltisinde eklentilediği sözcüklerin üzerine serpiştirilen minimalist kadrajın yansıtıldığı Harmonium, küçük mücevher kutusu içerisinde hapsedilmiş Alis’in son çığlıklarına vakf olmanıza neden olabilecek kadar sahici bir bakışın yansıtılmasına vesile olur. Autumn Music ikilsi de albümün yükselişini, görselliğe ihtiyaç duyulmadan sözcüklerin yüreğe dokunduğu, notaların kalbe işlendiği bir yapıyı ihtiva eder. Ağır başlı bir melodram sekanslarının arasına dahil edilen her bir döngü ile yeniden yaratılan atmsofer “Songs From Before”un nitelikli çözümlemelerle ustalık yolunda ilerleyen bir kompozitörün yıllar sonra bile değerini koruyup, defaatle dinlenilebilecek bir kaydını tanımlandırır. Hayata dair herşeyin hemencecik anlatımına, vurgu ve betimlenmesine zemin teşkil eden teknolojinin aslında pek farkında olmadan da mahremiyetin tümü üzerinde belirgin bir ayrışıma yol açtığından dem vurabiliriz. Kısacık tümcelerle olgular ve yaşananlar, hissedilenler ve düş kırıklıklarının betimlendiği bir hız çağındayız. Kelimeler birbirleri arkasına dizilip önümüze serilirken tasvir etmeye çalıştığımız kişiselliğimizin en ücra noktalarında açıklar vermeye de devam ediyoruz. İlerliyoruz ilerlemesine, iletiyoruz iletmesine herşeyi amma velakin giderek daha çok mekanikleşen, aynı rutinleri yerine getiren, daha çabuk tüketen bireyler haline dönüşüyoruz. Richter’in “24 Postcards In Full Colour” başlığını taşıyan dördüncü albümünü bağlamda çekimserlikten uzak ama olabildiğince içini döken bir kayıt olduğunu iletelim. Hızın kendimize uygun bulduğumuz biçimlerini, müzikal yansılarda o çağın bir parçası haline dönüşen ayrılmaz uzvumuz halini alan cep telefonlarının melodileri üzerinden şekle şemale kavuşturulan bir dinlencelik sağlanmakta Richter tarafından. Melodi kısalığına bakılmaksızın bir seyyahın ani dönüşleri, ilerlediği güncesi içerisinde karşılaşıp zihninde yer edinmiş anılarının canlılığını hatırlatan, süresi geçirilmekte olan ömürlerin sağlıklı bir tahliline imkan sağlayaduran 24 kesit yer almakta kayıtta. 24 fotografik imgelem içerisinde haps edilmiş olan zamanın detayları karşımıza çıkartılmakta. Diğer çalışmalarından aşina olunabileceği üzere melankolinin farklı tasvirlerinin müzikal eşiklerde yorumu kulaklara ulaşmakta. Birbirleri içerisinde iletkenlikleriyle toplu halde bir zaman taramasına buyur eder Max Richter dinleyeni. Tonal yetkinlik, çeşitlendirilebilir sesli düşünceler için son derece uygun bir başlangıç olan The Road Is A Grey Tape ile kayıt açılır. Uykunun kendini ele verdiği mahmur anların ışıdığı sağaltım Lullaby From The West Coast Sleepers, kıvılcımlı bir ortam müziğinin piyano tuşesinde diriltildiği Circles From The Rue Simon-Crubellier, banta kayıtlı ortam müziğinin mikroskobik açılımlarında keman nağmelerinin melodramatikliğini işleyen A Sudden Manhattan Of The Mind gibi çözeltiler kaydın kapsadığı bir kaç dakikalık süreler içerisinde çoğunluğu farkındalılığı arttıran bir resmin belirginleşmesine imkan sağlanır. Kompozisyon dizinin en can alıcısı olan Berlin By Overnight parçasını da bu minvalde yarıda bırakılmış bir hayat tasviri olarak görebilme mümkünatlar dahilinde. Gidilen yerlerin yerel imgelerini de belli belirsiz bu harmana eklenildiğinde de elde edilen koskocaman bir çözümlemenin hala mümkün kılınabileceği gerçeği. Hiçbir şey olduğundan daha iyi veyahutta daha kötü değil iken kanıksanmış hataların peşinde ısrarla vakit kaybetmeye, dahası zaman öldürmeye ne kadar daha devam edeceğimizi hatırlatan bir uyarı kaydı olduğunu da iliştirebilir, Max Richter’in dinleme alışkanlıklarını modern çağa uydurduğu öz hikayelendirmelerinde.Bütün bu kayıtların yanında çeşitli sanatsal enstelasyonlar ve düzeneklere özel kurgulamalar, oyunlara özgün müzikler gibi yaratım yönünü geliştirmesine imkan sağlayan işlerle de haşır neşir olmakta olan bir isim Max Richter. Derek Jarman’ın 1970 ile 1983 yıllarında çekilmiş ama yayınlanmamış The Art Of Mirrors’una ve Ari Folman’ın Valse Avec Bachir filmlerine yaptığı film müziklerini de özenle tüm diskografisini takip etmek isteyenler için biçilmiş iki önemli kayıt olduğunu kısaca iletelim. 2008 yılı içerisinde 19. yüzyılda geçen bir drama olan Henry May Long’un müziklerinin ulaşılabilir kopyalarını Mute Song International etiketiyle dinleyicilerle paylaşır sanatçı. Filmin içeriğinden bağımsız biçim ve durumların da layıkıyla irdelenebileceği bir devamlılık kaydıdır herşeyden önce, “Henry May Long” Soundtrack’i. Kemanın kendi başına ağıdı çağrıştıran partisyonun yan unsurlarda eklenmiş her bir ton ile beraber durağanlaştırılmış bir tasvirin zemin bulduğu, ışıldadığı Ocean House Mirror ile kayt açılır. “24 Postcards In Full Colour”den kısalıklarına hakim olunan kesitlerin vuku bulduğu, filmin sekansları arasında da bağlayıclık gösteren Stairs Abyss Starlight, Exit Top Hat Greeting ve Waiting For Sunlight Evening üçlemesi zor olanın henüz yapım aşamasında olduğunu imleyen bir bütünlemeyi, soğuk puslu tasvilerin zamansızlığının halen bulunduğunu sergileyen bir bütünleştirme projesini ortaya çıkartır. Ses kademe kademe evrilip, klasik senfoninin ham hallerine de geçiş gösterirken çıkarttığı değişkenliğin vücut bulmuş hali Interior Horses film müziklerinin tek başlarına da etkileyiciliklerini korumasının öne çıkan bir önermesini oluşturur. Explosions In The Sky gibi post-rock’ın adam akıllı icra edildiği birkaç gruptan birisi olan ekibin çişeltili akustiğinin modern klasikteki yorumu olan Dinner And The Ship Of Dreams ile kayıt nihayetlenir. Max Richter tespitleriyle beraber mümkünatlar dahilinde olanın ötesinde sınırları genişletmeye gayret etmekte. Kah durağan ritmlerle kah mekanik alaşımlarla ve somut seslerle hayallere ulaştırdığı bakışımlarla beraber. Şimdiki zamanda geçmişin müziğinin üzerine eklemledikleri ile beraber var edilebilecek yeni tümcelere kapı aralatmakta. Jóhann Jóhannsson gibi klasik müziğin en modernleştirilebilir tasvirlerinden, Ólafur Arnalds gibi pop naifliğinden de esintiler ihtiva edebilen bir kurgulamaya kadar yenilikçi cephede kendine has bir yer edinmeyi başaran ama bir yanda da geleceğe ve gelecekte yer edinecek yeni üreticilere de yol gösterebilecek bir potansiyeli ortaya çıkartmasının üzerinde yük oluşturduğu aşikar bir prodüktör. 2. jenerasyondan olup da gelecek yıllara dair “klasik minimalist müziğe” ve onun modern türevlerine yeni yollar açması en muhtemel kişi nihayetinde Max Richter. Mahirliği ile kotardığı her bir çalışmasında yeni rotalar keşfedebilmeniz, kendi kelimelerinizi bulup çıkartabilmeniz temennimizle...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gözü Yaşlı Meclis – Nuray MERT – Radikal
Rızasız Bahçe – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Bunamadan Barışalım – Yıldırım TÜRKER – Radikal
Ulus Devlet Kıskacında ‘Ötekinin’ ‘Ötekine’ Yaptığı – Uçanbalık – Uçan Balık
Gürültü – Nihat BEHRAM – Sol.org.tr
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Yazının Başlangıç Noktası – Semih GÜMÜŞ – Radikal Kitap
Gülen Ve Ağlayan Maskeler – Cüneyt UZUNLAR – Serbest Yazarlar
Düşsel Varlıklar: Konuşur Vaziyette Söyleşi Kişisi Ya Da Kurma Kolunu Çek Bırak – Ozan K. – Arch Proscenium
Hildur Gudnadóttir – Without Sinking Albüm Kritiği – Dream Endless – Limbo Pillow
Two Lists For Friends – Squashed – Motel De Moka
Sunn O))) Exclusive Interview Transcripts: Stephen O'Malley - Joseph Stannard – The Wire

Max Richter Official
Max Richter At Myspace
Max Richter At FatCat Records
Max Richter 24 Postcards In Full Colour Official
Max Richter 24 Postcards In Full Colour Albüm Kritiği – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Max Richter Songs From Before Albüm Kritiği – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Max Richter Interview At Cyclic Defrost By Eve Klein / Oliver Laing
Max Richter Henry May Long OST Albüm Kritiği – Y. – 13melek
Minimalizm – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Pillowdiver At Myspace
Pillowdiver At 12k
Pillowdiver Sleeping Pills Review At Textura
Stephan Mathieu + Taylor Deupree At Spekk
Stephan Mathieu + Taylor Deupree Transcriptions Album Review By The Milkman At The Milk Factory
Stephan Mathieu Official
Stephan Mathieu At Myspace
Taylor Deupree Official
Taylor Deupree At Myspace
The American Dollar Official
The American Dollar At Myspace
The American Dollar Ambient One Albüm Kritiği – Dream Endless – Limbo Pillow
Alpine. Official
Alpine. At Highpoint Lowlife
Ólafur Arnalds Official / At Myspace
Ólafur Arnalds Found Songs At Erased Tapes Records
Ólafur Arnalds – Burak Kartal – Tramvay Durağı
Message To Bears Official / At Myspace
Message To Bears At Dead Pilot Records
Message To Bears Departures Album Review At Norman Records
Pertegò Official / At Myspace
Pertegò At Collapsed Records

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel V Words By Glass Arrow
© Glass Arrow’s Flickr Page

Max Richter’s Photos Courtesy From Below Listed Site
1-) Border.Se
2-) Zeuglator’s Flickr.Page
3-) Bmayaa’s Flickr Page

>>>>>Poemé
Buluşmak Üzere – Can YÜCEL

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım