Sunday, November 29, 2009

Deuss Ex Machina # 276 - Crumbling Time Bomb In Her Refrigerator (1961)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_276_--_Crumbling Time Bomb In Her Refrigerator (1961)

16 Kasım 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Matías Aguayo-Ay Ay Ay (Kompakt)
>1<-Passion Pit-Swimming In The Flood (Frenchkiss Records / Columbia)
>2<-Passion Pit-The Reeling (Frenchkiss Records / Columbia)
>3<-Max Tannone-Jaydioehad-99 Anthems (Self Released)
>4<-Max Tannone-Jaydiohead-Lucifer’s Jigsaw (Self Released)
>5<-Mr. Chop-For Peter’s Sake (Five Day Weekend)
>6<-Mr. Chop-Good Life (Five Day Weekend)
>7<-Sygaire & Defcon-Yigitler (Derwis Bateri Versiyon) (Melting Pot Music)
>8<-Sygaire & Defcon-The Latest (Feat. Capitol A) (OM Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>9<-Parallel Dance Ensemble-Turtle Pizza Cadillac (ISM Records)
>10<-Parallel Dance Ensemble-Weight Watchers (Yam Who? Rework) (ISM Records)
>11<-Matías Aguayo-Desde Rusia (Kompakt)
>12<-Matías Aguayo-Ritmo Juarez (Kompakt)
>13<-Ben E. King-Stand By Me (Biscope Boot) (Self Released)

Crumbling Time Bomb In Her Refrigerator (1961) (276) – Birbirlerinin Aynısı Terennümler Hep Aynı Kapıyı İşaret Etmekte. Zaman Elden Avuçtan Yitip Giderken, Didişmekten Kısa Bir Mola Alıp Hayata Yansız, Tarafsız Gözlerle Bakamıyoruz. Bakmıyoruz. Bitap Düşmemek Artık İçten Bile Değil! Azıcık İzan Azıcık İnsaf!

>>>>>Bildirgeç
Kendi refahımızı, herkesin refahının güvence altına alınmasının dışında bir yolla güvence altına alamayız. Kendinizin mutlu olmasını diliyorsanız, başkalarının da mutlu olmasına rıza göstermek zorundasınız.” Bertrand Russel

Yaşanmış hemen bütün acılar dünyanın belleğinde özellikle saklı bırakılmış birer kalıtı tanımlandırır. Bizden sonrasına bırakılacak olan, tıpkı bizlere de bırakıldığı haldeki gibi bir ömür boyu sırtımızda taşıyacağımız. Saplantılı hataların bir şekilde yolundan alıkoyduğu, durmaksızın kör kuyulara insanları çekiverdiği anların belirginleştirildiği bir durumdur. Resimin tümüne baktığımızda ruhta açmış olduğu yaraların üzerinin kolaylıkla kapanır, acının görünür kılınmasının üzerinden yıllar geçmiş olsa da yeni bir yolun şekillendirilebilirliğinin mümkünatsız bırakıldığını kanıtlayandır. Acıların dahilinde ve sonrasında zaman durmuştur. Ne kendini tekrar edecek cümleler vardır, ne de yeniden ifadelendirme şansı. Ne bir kere daha günyüzü ne bir kere daha hayat. Tükenen beden olsa da ruhen ve esasında çöküşlerimizin gizli muhteviyatı acının dahlinde karşılık bulmaktadır. Hataların insani olmasına karşı acıda bir kademe daha kötücüllüğün baskın hale geldiğini, vehametin üstün çıktığını ileri sürebilmek mümkündür. Ötekileştirebilirlik, sözlere değer katmamak ve daimi surette bildiğini okumak, insani olanı anlamak yerine yargılamak bu kaçınılmaz sonun daha çabuk bir biçimde yaşanılmasına zemin teşkil etmiştir. Ayrıntıların arasında dört dönülerek aynı noktalarda hatalı arayışının neticelerinden birisidir de aynı zamada acı. Adına hayat denilen bu heyhulanın, bu girift karşıtlıkların merkezini kapsayanlar arasında kendine sıklıkla hatırlatandır. Zihin nadasa bırakılsa da, unutulmazlarda karşılığını bulabilecek, kendini hatırlatır bırakacak bir kalıt muhakkak karşımıza çıkacaktır. Sürümcemede bırakmadan, söze gereksinim dahi duyurmayan ve olduğu gibi halleriyle o anları, öfkeleri, o durumlara insanları nasıl çarçabuk sürüklendiğini anlayabilmeyi bu bırakılmış izlerde sürebilmek mümkün olur.

Görünenlerin, zaman mevhumunun durgunluğunu, aklın körleşmesini tanıklık etmemizi istermişçesine de yalınlığını göz önünde bulundurabiliriz. Saklı bırakılmış ne çok hatamızın olduğunu, anlamak yerine artık vazife olduğu üzere yargılamalarımızın devamlılığını sağlayabilmek için bu kakafonik güncenin içerisinde nasıl hala ısrarla köşebaşlarının tutmaya devam edildiğini idrak ettirendir. Gelişim sadece görünür olanı yeniden şekillendirmek, bina etmekle değil aynı zamanda geçmişin acısını anlamak için çaba sarf ederek mümkün olacaktır. Yadsına yadsına ötekileştirilene karşın küçük de olsa olumlu bir hamle gerçekleştirildiğinde durmaksızın aynı cephelerden kişilerin, kendilerine ait bölümleri tekrardan sufle edilmesine gereksinim dahi duymaksızın yargılayın, yargılayın, acımasızca yaftalayın çağrılarının karşısında insanlığımızı ne zaman kurtarabilirsek o zaman medeni olabileceğiz. Anlamsız bir biçimde tutarsızlıkların ısrarına karşın, en doğal halimizmişçesine katışıksız tahayyüllerin, belirginleştirilmeye çabalanan ayrıştırmaların ve “ötekisi işte ne olacak hepsi vefasızların!” koyu korkutuculuğunda üzerine düşünülmesi gerekli olan konu her daim bu acı tekrarlardan nasıl kaçınabileceğimizdir. Görünenlerin, hissedilenlerin nasıl hala insanlar üzerinde etkilerini koruduğuna zihin yorulabilmesidir. Anlamı ve bağlamından kopartılarak yaşananlara karşı argüman geliştirmek adına yaftalamaların cepheleşmeleri çoğaltarak, adını koyalım sulhu uzakta tuttuğunun anlaşılır kılınabilmesidir. Sakilliğe düşmeden, salt kendine yontmadan ortak akıl ile beraber tecrübelerin, olumlu bir yaşayış için zemin sağlamasına çalışılmasıdır. İş bu girinin ön kıssası kabilinden iletmek istediğimiz.

Anormalliğin normal olarak yansıtılmasına, aşinalık sağlanabilmesine verilen uğraşlara tanıklık edilen gündem dahilinde bu kısıtlı alanın sunduklarıyla beraber sözü esasa getirebilmek için elimizdeki son şanslarımızı kullandığımızı hatırdan çıkartmamalıyız. Ötesi berisi bulunmadan, sadece öbürlerini el üstünde tutmak, sadece bu tarafta olanları yerin dibine sokabilmek için bir çabalanımın değil, aksine gerçeklerin varolduğu gibi değiştirilmeden, yıpratılmadan, yaftalarla tutturulmadan anlatılabildiği, her dert ve acının karşısına işte bunlar da bizim yaşadıklarımız kıssası ile beraber daha fazla ayrıştırıcı yorumların getirilmediği, menfaat sağlanmayacağı öz sağaltıma ihtiyaç duymaktayız. Karşılıklı olarak güvenin tesis edilebilmesi için bir veya daha fazla tarafın elinden neredeyse aynı tornadan çıkmış güdümlü teşviklere ihtiyaç duymadığımızı, insan olanın karşısındaki insanı anlayabileceğine olan inancımızı sonuna kadar korumamız gerektiğini anlaşılır kılmalıyız. Tersi istikamette koşturulmaktan heba ettiğimiz onlarca yılın, argüman geliştirmek adına ortaya çıkartılan fakat ne hikmetse kendi başlangıç noktalarını bile çoktan kaybetmiş söylemlerin yeniden yüksek perdede avaz avaz tekrarlarına karşın mümkün mertebe yaşanmışlıkları sorgulayabilmemiz gerekmektedir. Konuşulabilir kılmamız lazım gelendir. Neden sorusuna ciddi ciddi yanıtlarımızı bulabildiğimiz vakit, birbirimizin acılarının hangisinin daha kutsal olduğundan, hangi şartlar altında anlaşılır kılınabileceğinden, hangimizin ehveni şêr sayılabileceğinin yadırgatıcı ayrımından emin olalım çok daha olumlusuna zemin hazırlanacaktır. Yargıların kendisinin mühim olan karşıtlığım konuşmasın! düzeyine indirgendiği, söylemlerin önce onlar başlattı! kolaycılığına kapılıp gittiği bir düzelemde siyasilerden çok yaşayan halka yani bizlere ödevler düşmektedir. Birbirimizin damarlarına basa basa manidar bir eğreltilik dahilinde yaralarımızı tedavi edemeyeceğimizi, toplumsal acılarımızı kanırta kanırta bir adım dahi olsa ilerleyemeyeceğimizi ifadelendirmeliyiz.

Ve anlam kazandırmalıyız bugün yaşadığımızı sandığımız, her seferinde bir zorlu sınavın tam ortasında kara yüzlerini göstermekten bir an olsun geri kalmayanların anladıkları değişim ve yüzleşme bütününün sınırları zorlayıcı, taşları yerinden oynatıcı bir fenalık olmadığını hatırlatmalıyız. Odağı şaşırmadan gerekçelerimizi öne sürebilmeliyiz. Konuşur kılabildiğimiz her vakit zamanın belirli bir evresi içerisinde saklı duran kalıtların, yaşanmışlıkların nelerden bizleri alıkoyduğunu anlaşılmasını mümkün mertebe anlaşır kılacağız. Anlatmaktan çekindiğimiz, anlamamazlıktan geldiğimiz her vakitte çözümsüzlüğün artacağından şüphe duymamalıyız. Şiddetin mazur görülebilir tarafının olmayacağı, elini korkak alıştırmadan kendisi gibi düşünmeyeni linç etmeye insanların teşvik edilmesinin yollarının aranır olmasının zamanında bu elimizdeki demokratikleşme çabaları son birer şans değildir de nedir? Sizler tanımlayabilir misiniz? Körleşerek, sağırlaşarak, birbirimizi anla(t)mak üzere yola çıktığımızı unutup didişmeye yol alınarak, rotanının o yöne birilerince inatla kırılıyor olduğunu ne vakit idrak edeceğiz? Su tesitisi kırılmazdan evvel gerekli olan önlemleri alamadıktan sonra bunca sözcük kumsala yüzeysel yazılmış ve ilk dalgada silinip gidecek olan bir temenniden ötesi olmayacağını da eklemeliyiz.

Demokrasinin kısmi değil gerçekten işlevselliğinin tanımlandırılabilmesi ancak halkların elbiriliğiyle kattıklarıyla şekillendirilebilecektir. Her bireyin teşebbüsleriyle beraber yılların oldurulmazlığına yeni gedikler açabilmek ve nihayetinde de ilerisini görebilmek mümkün kılınacaktır. Boynumuzda asılı bırakılmış, hizaya çekilmemiz için her birimiz için ayrıca biçimlendirilen yaftalardan kurtulabilmemiz, televizyon ekranından karşımıza çıkartılan, yıllar öncesinden başlayarak süregelmiş acıların ancak görünür kılınmasının karşısında nerelerde ne hatalar yapıldığını daha anlaşılır kıldığı bir evrede şimdi daha nitelikli sözleri söyleyebilmenin zamanıdır. Ekranda gördükçe “vah vah bunlar da mı olmuş?” kolaycılığına teslim olmadan görülmesi ve bilinmesinin gerekli olanların sadece küçük bir kısmının gösterildiğinin idrakını sağlamalıyız. Sunulanların sadece bir zamanların değil neredeyse şimdi tekrar canlandırılmaya çabalanan ayrıştırmaların öncülü olduğunu unutmamalıyız. İnsanları birbirlerine kin tutar hale getirmenin, birbirleri ile vurduya kırdıya uzanan biçimlerde karşı karşıya bıraktırmaların içinde yaşar olduğumuz karaşınlıktan asla kurtaramayacağını anlaşılır kılmalıyız. Yaşanan acılara bir yenisini eklemeden önce düşüncelerimizi pamuk ipliğine bağlı bırakmadan yaşamın üstünlüğünü açık ve seçik bir biçimde sunmalıyız. Gayret edilenin sonunda bir ayrıştırmayı değil bir birleştirmeyi ihtiva ettiğinin anlamını pekiştirmeliyiz. Yapılmış hataları yücelterek, kimilerinin adlarını hiç anmayarak durmadan aynı şekilsiz şemalsiz dar alanlarda boşa dört dönmekten vazgeçmenin hepimiz için gerekli olduğunu hatırlardan çıkartmamalıyız. Şimdi, şu anda soru işaretlerinin ardına sığınarak, acabalarla kaybına tepkisiz kaldığımız hemen tüm olguların üzerine düşüncelerimizi tanımlara kavuşturmalıyız. Acının tekrar vizyona girmesinden önce belki de son evre olan araftayız. Kısa notumuzun finalinde Radikal 2’de yazmış olduğu makalelerin bütününde pek çok farklı soruna dair yetkin gözlemlerini, nitelikli cümleleriyle beraber okurlarla paylaşan Karin Karakaşlı’nın ‘Yarasından Kanatmak’ yazısını sizlerle paylaşıyoruz:

Mayınları sadece Doğu’da döşemiyorlar. Toplumsal belleğimizin, susulmuş, susturulmuş anılarımızın orta yerine döşeli mayınlar var, varlığını ancak üzerine basıldığında öğrendiğimiz ve havaya uçtuğumuz. Eli kolu bağlı olan ikitdardır genelde. Düzen gereği birtakım pazarlıklar içine girmesi, kimi yerlerde taviz vermesi, stratejik hamleler yapması gerekir. Muhalefet ise sorumlu özgürlüğün alanıdır. Sözün en çok hükmünün geçtiği alandır burası aynı zamanda. Çünkü icraattan öte söylemle var eder kendini muhalefet. Görmezden gelineni görünür, duymazdan gelineni işitilir kılar.

Yıllardır CHP’nin muhalefetine maruz kalarak yaşıyoruz. Merkez sağ partilerin kendilerini tükettiği noktada, seçmenler alanın yeni adayı AKP’ye yönelirken Cumhuriyet Halk Partisi de sol ve muhalif rolleriyle başbaşa kaldı. Her ikisini de eğreti kıyafetler gibi taşıdı, sonunda da topyekün rafa kaldırdı. Geriye sadece tek bir soru kaldı: Bir parti, fikriyatta ve icraatta bu kadar yanlış olmayı nasıl başarır? Müthiş acıklı, müthiş hazin bir istikrar.

Gerçekte ise AKP’nin hem iktidar hem muhalefet olduğu bir düzende akıyor hayat. Bazen Cemil Çiçek-Bülent Arınç misali iki ses- iki duruş, çoğunlukla da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında tek ses-iki duruş seyreden bir düzen bu. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın “operasyonlar sürecek” ve “ölümleri durduralım” sözlerini sarf ettiğini hatırlatan DTP Başkanı Ahmet Türk, “Şimdi sormak istiyorum, hangisi Başbakandır? Hangisi gölgesidir? Bundan emin olmak istiyoruz” derken tam da bu düzene işaret ediyordu.

Islak ile kuru imzalar, uçuşan belgeler, cebren ve hile ile bir korku imparatorluğu yaratma gayreti, bir tutuklanıp bir bırakılan Albay Dursun Çiçek ve Meclis’teki açılım tartışmalarına arka plan oluşturan absürd dekor. Hani sanki şimdiye kadar korkulacak hiçbir şey olmadı. Ve bir yanda hayat akarken birilerini ısrarla ve hâlâ darbe yapabileceğini düşünmesinde, bunun çabasına girmesinde ve sonra bizim bu çabaları öylece okuyarak ve resmi, askeri karşı açıklamaları takip ederek yine günlük hayatımızı devam ettirişimizde korkulacak bir şey yok...

Ellerimin arasında başımı tutarken, kimi zaman aklımın akışkan bir sıvıya dönüşmesinden ve sonra da basbayağı akmasından korkuyorum. Aklımın akmasından korkuyorum. Anlamları yitirtirseniz, ortaya çıkan doğrunun da hükmü kalmaz. İşte en çok da bundan korkuyorum.
Hamaset çok tehlikeli bir alan. Muhalefete o dille karşılık verirken bile meşruiyet kazandırma tehlikesi var. Kısa vade, siyaset ve hitabetin cazibesi adına tercih edilebilir ama artık edilmemeli. Çünkü bedeli çok ama çok yüksek.

‘Biz konuyu kapattık’
Onur Öymen’in Dersim Katliamı’nın analar ağlamasın söylemine yenik düşülmediği için yaşanabildiğini olumlu örnek olarak tarihe yazdırması bile değil, sonraki bir sahnedir daha da ibretlik olan. CHP Meclis Grup Toplantısı’nda partili olduğu belirtilen bir vatandaş ayağa kalkarak, “Ben bir Alevi vatandaşım. Sayın Genel Başkan, bu Onur Öymen’in söyledikleri ile ilgili hiçbir şey söylemeyecek misiniz?” diye tepki göstermiş. Vatandaş tam da böyle sorar. Devamını şöyle okuyoruz: “Salonda kısa bir şaşkınlığın yaşanmasının ardından, Meclis görevlileri partili kişinin ağzını kapatmaya çalıştılar. Bunun üzerine Baykal, kürsüde, ‘Bırakın kapatmayın ağzını. Bırakın konuşsun. Biz o konuyla ilgili söyleyeceğimizi söyledik. Konuyu kapattık’ dedi. Bunun üzerine bazı partililer, Öymen’i protesto eden kişiyi tartaklamaya başladılar. Kısa arbedenin ardından partili vatandaşı görevliler dışarıya çıkardılar.”

Bir coğrafyayı halkından ayıran, sadece idamlarla, öldürmelerle değil, daha kaç kuşağı darmadağın edecek zoraki göçlerle de acıyı miras gibi devrettiren bir katliamın “Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok” diye onur listesine alınabilmesi, biraz da bu sonrasındaki konu kapatma pervasızlığından alıyor gücünü. Ve elbette o öğretilmiş cesaret diyeceğimiz derin kara boşluklarımızdan...

‘Kırıldık daha da kırılırız’
“Dersim’de olan biten bir isyanı bastırma boyutlarının o kadar ötesine geçmişti ki, isyanın lideri olarak darağacına gönderilen Seyit Rıza, vakarla çıktığı idam sehpasında tabureyi ayağıyla itmişti ve itmeden önce de şu sözleri söylemişti: ‘Evlâd-ı Kerbelâ’yık; Bî-Hatayık; Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.’ Yaşlı ve dinî kimlikli bir Anadolu insanının cellatlarına kendini asma fırsatı vermeden, işini kendi bitirmeden saniye önceki ruh halini hiç düşünebilir misiniz? ‘Kerbelâ çocuklarıyız’, ‘Hatasızız’ yani ‘masumuz’ dedikten sonra üç basit sözcük: Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir. Seyit Rıza’nın bu sözleri halk kültürünün içinde, özellikle Kürt ve Alevi yurttaşlarımızın bilinçaltlarına kazınmış olarak kuşaktan kuşağa geçmiştir. Bunu tabii ki faşistler bilmez ya da umursamazlar.”
Cengiz Çandar böyle anımsattı, ortak belleğimize nakşolunmamış bilgileri. Hep bir tarafın hikâyesi olarak kalan ve toplumsal kimliğimizde güve deliği olan acıları. Tamam faşistler umursamazlar ama sıradan vatandaşın birbirine bu kadar uzak kıtalar gibi bakması değil mi zaten her şeyi önce meşru sonra da tekrarlanabilir kılan? Dersim niye anlatılmaz? Niye ancak bunca insanın ruhu örselendikten sonra öğrenmek zorundayız her şeyi? Hem onların tepkisi neyi değiştirir Dersim, Sünni Müslümanın, Ermeninin, Yahudinin, Rumun, Süryaninin, Şafi Kürd’ün ve ateistin sorunu olmadıktan sonra?

Yarası olanın gocunması değil, o yaraya sahip olmayanın hicap duyması değil mi esas mesele? Hani şu bir türlü tadına varamadığımız demokrasi. Hep bize lüks bulunup hoyratça elimizden alınan. Ve bizim de şöyle bir türlü sıkı sıkı avucumzda tutamadığımız. Kendisi de Dersim sürgünü Cemal Süreya’nın koparılan köklerine, konuşamadığı Kürtçe’sine ve zaptedilmiş çocukluğuna selam edercesine o soylu, berrak Türkçeyle yarattığı şiir-vatanda saklı oysa bütün sır: “Biz kırıldık daha da kırılırız/ Ama katil de bilmiyor öldürdüğünü/ Hırsız da bilmiyor çaldığını/ Biz yeni bir hayatın acemileriyiz/ Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor/ Şiirimiz, aşkımız yeniden/ Son kötü günleri yaşıyoruz belki/ İlk güzel günleri de yaşarız belki/ Kekre bir şey var bu havada/ Geçmişle gelecek arasında/ Acıyla sevinç arasında/ Öfkeyle bağış arasında.”
Bildiğin an sorumlu olursun. En çok da senin olmayan yaradan. Yarasından kanatılan o yaradan. Ki sen açmamışsındır elbet. Ama kanatıldığını, kanırtıldığını gördüğün an, bir şey yapmazsan acıdan ve öfkeden taraf kalırsın. Pek kirlenir, çok azalırsın. Yazık olur çünkü Cemal Süreya ilk güzel günleri yaşamamızı beklemektedir hâlâ... 29/11/2009Azaldıkça dünyevi umudumuzun sınırlarını görebilmemize imkan sağlayan, ne ummuştuk ne bulduk sorusunun yanıtını içeriğinde barındıran bileşen bütünüdür mutluluk. Makul olabilmenin, kısıtlı da olsa elde olanlarla gerçekten yetinebilmenin karşılığını muhafaza eden bir mutluluk tanımından ise bugün tüketimin, dolayısıyla maddiyat ölçüsünde sağlanabilip, temin edilebildiği ölçüde de olumlandırılabilir bir olguya evrilmesi üzerinde sözlerimizi ilerletmek isityoruz. Kısıtlı getiriler ile beraber zar zor idare edilen günlerin içinde mümkün mertebe mutluluğa bırakılmış payın, şimdilerde bir onbeş dakikalık şöhretlere endekslenmesine dair teferruatlara girişebiliriz. Onbeş dakika içerisinde mutluluğu tüketip yolumuza devam ettiriliyoruz. Eskilerin sınırlı da olsa yetinilebilen mutluluğundan bugün görece daha fazla imkanın olduğu zamanımızda asgarisini bile oluşturamadığımıza dikkat çekmek istiyoruz. Varsa yoksa anı daha fazla köşeye sıkıştırmak için, birbirimizle kıyasıya mücadele edebilmek için elimizde tutmaya devam ettiğimiz kozlarımızı bir an öncesinden paylaşıma açma çabası hükü sürüyor Farazi bir didişme. Durmaksızın sıkıntıların deyim yerine uygunsa yağmur gibi çoğaldığı bir zamanda artık mutluluğa yer olmadığının kanıksatılmasından da bahis açabiliriz. Yokluğunu neredeyse aramıyor hale gelişimiz mutluluğu artık giderek daha mekanikleşen bireyler haline dönüşmemizden kaynaklanıyor olabilir mi? Sabah 06 gece 12 arasında sürüp giden bir koşturmacanın rutininde en son ne zaman mutluluğu hissetmiştiniz? Veyahutta mutluluğun kapınızı kısacık vakitlerde de olsa çalabildiğini hissettiniz? Önemsediniz mi yoksa nasıl olsa bir daha gelecek diyerek önünüzdeki karşılaşmalara açık kapı mı bıraktınız? Nasıl olsa önümüzde vakit bol diyerek, önem atfettiğimiz sorunlu gündelikliğimize kendinizi daha fazla kaptırdınız. Çemberin dışından mümkün mertebe daha iyisini, arzuladıklarımızı yazıya dökebilmeye gayret ediyoruz. İyi kötü pek çok ayrıntının tam ortası, bu girift saadetsizliklerin günyüzü bulduğu bir yaşamın içinde olduğumuzu yineliyoruz. Tepkimelerimizin bi’anlık gecikmelerde sahne aldığı ve mutlu olma durumumuzun otuzar saniyelik kollektif kahkaha efektinden bir adım öteye geçmediği yaşayışın dahilinde sürüp gidiyoruz bu devinimi. Yaşadığımızı varsayıyoruz. Yaşantımızın devamlılığını asık suratlarımızla beraber sürdürmeye devam ediyoruz. Taa ki bir sonraki dönemeçte karşılaşacağımız gülünüz komutunu tekrar duyumsanana kadar. Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak sunduğumuz 276. bölümü dahilinde bu kısa betimelemelerden hareketle kotarılmış bir kurguyu sizlere sunmaya çalıştık. Ekranların popüler olanın sınırlarını belirginleştirdiği, keskin bir dille olurun, olmazın belleklere nakşettirildiği görüntünün ilerisinde müzikal bir sunumla beraber mutluluğu formüle edebilmeye gayret ettik. Tınıların sunageldikleri düzenlenmemiş kurguların dahilinde yeni birkaç kelam ekleyebildiysek ne mutlu bizlere. Elektronik seslerin sınırlarında derlediği kurgularıyla beraber bu mutluluk formülünü mercek altına almayı başarmış, Köln techno sahnesinin ilk günlerinden bu yana djlikten prodüktörlüğe uzanan kariyeriyle takip edilesi isimlerden birisi olmuş Matías Aguayo’yu ikinci uzun çaları olan Ay Ay Ay’ın öncüllüğünde sizlere sunuyoruz.Techno, kapsamına eklentilenmiş yorumlamalar ile beraber yönünü ve değişkenliğini korumaya devam eden bir müzikal formu belirginleştirir. Muhteviyatında değişkenlik arz ettikçe kimi zaman endüstriyel bir ses şenliğinin tam ortasını, kimi zaman da dinlemeye doyulamayacak kadar kendini geliştirmiş müzikal kolajlara ev sahipliğini yapar. Kimi yerlerde makine müziği olarak tanımlandırılmasına karşın dinlencelikte ısrarlı bir kitlenin takip etmesini sağlayan öznelerden birisini oluşturan yaratım sürecinin sonuna kadar deneyimleyen üretimler ve kayıtlar technonun gelişimiyle beraber halen dinlenilen bir müzikal form olabilmesini sağlar. Elektronik seslerin türlü farklı yorumlarına aşina olunabilecek bir tasvir bu yapının belirginleştirici bir özelliği olarak anılabilir. Sağlamlaştırılan müzikal eşiklerde belirli aralıklarla iliştirilmiş döngülerin haricinde eklentilenen her bir ses öğesi bunu daha da anlaşılır kılacaktır. 1998 yılından bu yana yayınlamış oldukları kayıtlar ile beraber bu işin altından ustalıkla kalkmayı başarmış Kompakt’ın üreticilerle beraber keşfettiği sınırlar arasında değerlendirebileceğimiz technonun popüler ile buluşmasının önyargısız örneklerini anımsatabilmek mümkün. Technonun odağı üzerine yapılandırılmış, türetilmiş olan kurgulamalar ile beraber başta minimal techno olmak üzere pek çok farklı alt türün öncüllüğünü elinde tutmayı başarır. Kompakt bir noktada en başından bu yana ısrarla sürdürdüğü elektronik seslerle beraber dinleyicideki önyargıları kırmayı amaç edinen bir çizgiyi sağlamlaştırmaya çalışır. Yıllar boyunca ambientın çok köşeli, farklı haleti ruhiyelere hitap eden yapılarından, disko müziği temel alınarak oluşturulmuş eklektik-ilerici kurgulara, düşük yoğunluklu melodilerden en kudretli dans marşlarına kadar ayrıntılanabilecek müzikal yelpazenin ev sahipliğini üstlenir. Türetilen kurguların çeşitliliği aynı zamanda dinleyiciler için de farklı nüansların keşfedilir kılınabileceği bir devamlılığı ortaya çıkartır. Köln techno sahnesinin geliştirilebilirliğinin üzerine yol alınmaya başlanmış bir etiket olan Kompakt, bugün elektronik dans müziğinin yeterince iyi önermelerle şekillendirildiği popüler tasvirlerden, emin olun pek çok yerde duyamayacağınız kadar yeni deneysel müzikal kesişimlere yer veren bir çatı vazifesini gösteriyor.

1973 yılında Şili’de dünyaya merhaba demiş Matías Aguayo’nun techno yüzeyleri arasına iliştirdiği kurgularıyla beraber dans ettirir öznelerini paylaştığı kayıtlarını ilk elden bu kapsamın altına dahil edebiliriz. Müzikal estetiğin, baskın melodik kurgulara teslim edildiği, döngüleri arasında damıtılan seslerle beraber farklı olana dair yeni önermelerin kulaklara ulaştırıldığı bir müzikal seyyahlık karşımıza çıkartır. İyi bir dinleyici olarak başladığı kariyerinde öncesinde djlik ardından ise parti organizasyonlarında kendini göstermeyi, ismini duyurmayı başarır Aguayo. 90’ların ortalarından itibaren ivme kazanmaya başlayan elektronik dans müziğinin kendi dilini oluşturmayı amaç edinen ses türeticilerinden birisi haline dönüşmesini de bu dönem dahilinde Michael Mayer ile beraber gerçekleştirdiği Zimt gecelerinin (daha sonrasında ortak projelerinin çatısını oluşturacaktır.) müzikal kapsamından yola çıkarak belirleyebilmek mümkün olacaktır. 120bpm civarında seyreden müziklerin ana yapıyı belirginleştirdiği bir dinlencelik hasıl olacaktır. Dirk Leyers’la temellendirdikleri Closer Musik projesi bu bağlamda ilk dinlenebilir örnekler olarak Matías Aguayo’nun diskografisinde karşımıza çıkacaktır. 24 Mart 2000’de Kompakt etiketinden yayınlanmış One Two Three (No Gravity) kırkbeşliği bu türler arası geçişkenliğin deneyimlenebileceği bir kurguyu ihtiva eder. Analog elektronik seslerle yapısı belirginleştirilmiş melodik melankolik minimalist pop bileşenli One Two Three (No Gravity) tam da Kompakt’ın sağaltmaya çalıştığı birleşimleri içeriğinde barındırır bir örneği teşkil eder. 2003 yılına kadar sürecek bu ortaklığın yayınlanmış tek uzun çaları olan After Love girizgahtan bu yana açmaya gayret gösterdiğimiz, tanıma kavuşturmaya çalıştığımız müzikal derinlikleri dinlenir kılan bir toplama ulaştırır.Dettinger, Tobias Thomas ve Superpitcher gibi minimal techno kapsamında popüler müzikten beslenip kendilerine özgü ses bileşkelerini yapılandırma gayretkeşliği içerisinde bulunmuş prodüktörlerin kayıtlarıyla paralellikler barındıran bir dinlencelik ortaya çıkartılır. Mekanik döngünün dışına özenle ilintilenmiş Aguayo’nın saydam vokallerini duyabileceğiniz Closer Dancer ile kayıt açılır. Detroit technonun ambient sahasında yeniden şekilllendirildiği epik kurgu Departures ve bu bileşkenin dans müziği yansımasına sırtını vermiş olan Last minimalist elektronik müziğin adları anılası kayıtları arasında After Love’ı anabilmemizi sağlayan iki yetkin önermeyi oluşturur. Ambient tonlarının sıfır noktasını kapsadığı, dönem itibariyle çıkışının yeni yeni gerçekleştirildiği ambient techno disiplini dahilinde sınıflandırılabilecek olan Ride gibi özgün türetimlerin de kayıt dahilinde yerini edindiğini belirtmeliyiz. Durağan techno nağmesinde girift bir tonlamanın yakandığı minimalizm ile deneyselliği aynı potada harman edildiği You Don’t Know Me, bir noktada seskenlerin new-wave müziğinin derlenip yeniden düzenlenerek 2000’lerde şekillendirilmesine dair yetkin bir önerme olur. Aguayo’nun vokallerine özellikle kulak kabartmanızı salık veririz. After Love’ın kapanışını gerçekleştiren Giganten gerek melodik tasvirleriyle gerekse de örtüştüğü ses yüzeylerindeki lo-fi etkilerle beraber uzun sürede hazmedilebilecek bir kolajı ikili ortaya çıkartacaktır. Kademeler birbirleri arasında elden geçirilirken ortaya çıkartılan ses erimlerinin “elektronik müzik” olarak adlandırıldığı bir dönemin ürünü olarak, bu tarz yapılar elektronik müzik ise şimdi elbirliğiyle dinlemeye zorlandıklarımız ne menem bir şeydir? sorusunu beraberinde getirmekte geç kalmaz. Elektronik dans müziğinin kendine has duruşunu, gram fire vermeden korumayı başarmış bir mihenk taşı kaydı olarak yeniyetme dans müziği dinleyicilerine ve herşeyi çok iyi bildiklerini zanneden trend takipçilerine After Love’ı ithaf etmekteyiz.Kıta Avrupa’sını etkisi altına almaya başlamış olan Ricardo Villalobos, Lucien Nicolet aka Luciano ve Martin Schopf aka Dandy Jack gibi Şili’li prodüktörlerin kayıtlarının suna geldikleriyle benzeşen ama özgün ses örgüsünü de muhafaza etmekten imtina etmeyen bir prodüktör olarak Matías Aguayo’nun yolu 2005 yılında debut solo albümü olan Are You Really Lost?’a ulaşacaktır. Marcus Rossknecht’in yardımcı prodüktörlüğünde kaydedilen albüm, After Love’ın ardından Dirk Leyers ile çıkmış oldukları turne sırasında biriktirilmiş seslerden, özellikle Buenos Aires’de düzenlenmiş olan kamusal alandaki bedelsiz açıkhava partilerinde birbirlerine ilintilenmiş yerel müziklerle şeklinin tamama ulaştırıldığı bir kolajın taslakları üzerine bina edilir. Düşük yoğunluklu endüstriyel techno döngüsü ile girizgahın hemen ardından Aguayo’nun gecenin ruhuna biçtiği sözlerin birbirine çarpıştırıldığı, albümün ilk kırk beşiği olan De Papel ile kayıt açılır. Popüler müziğin dengeli bir bileşeni olarak albümün sağlama almaya çabaladığı derinliği daha ilk parçadan sağlamayı başarır, De Papel. Richie Hawtin’in minimal technonun sınırlarını enikonu belirginleştirdiği kayıt olan Spastik parçasından esintiler barındıran, bir örnekleşmeden de yeni bir kurguyu ortaya çıkartılabileceğini kanıtlamış Radiotaxi, rap müziğinin kökenlerinde yer edinmiş beatbox tekniğinin Matías Aguayo tarafınca çıkarsamalarından oluşturulmuş Drums & Feathers, hipnotik techno ritmleri arasında deneysel bir dinlenceliği sağlar. Albümün düşük tempolu, kulüpten ziyade ev dinlenceliğine uygun kısmına tekabül eden bölümün açılışını The Green & The Red parçası gerçekleştirir. Albümle aynı adı taşıyan Are You Really Lost? gerçek bir kayboluşu simgeleştirmeye gayret eden bir modern zamanlar parçası olur. Derinleştirilen katmanlarda Aguayo tarafından zerk edilen vurmalı sesler ve vokal kesitleriyle beraber Villalobos ve Luciano’nun yolu açmış oldukları psychedelic techno tasvirlerinin daha tempolu bir örneği kulaklarımıza ulaştırılır. Hipnotize edici ses tasvirlerinin belirgin kılmaya çalıştığı kurgumasalın finalini So In Love parçası gerçekleştirir. Geçmişin diskosunun kalınıtlarından yepyeni bir rotanın ortaya çıkartılmaya çalışıldığı altı daikalık parçanın dahilinde yüzeyler arası geçişkenliklerle beraber dans müziğinde yeni yönelimler kısmına eklemeler gerçekleştirilir. Matías Aguayo’nun yıllardır izini sürdüğü seslerin nihayetinde koca bir ses evrenini temsil ettiğini kanıtlayan bir “Kompakt klasiği” sanatçının diskografisindeki yerini alacaktır.

Derleyip yayınladığı nadide kayıtlarla müziğin bilinmeyen iklimlerdeki yansıları hakkında yeterince bilgi sahibi olabilmemizi sağlamış olan, Londra yerleşkeli Soul Jazz Records’dan sunulmuş olan A Night At The Tilehouse ve The 99 Seconds kısaçalarları Matías Aguayo’nun müzikal kaşifliğinin yeni sınırlarını ortaya tevazusuz net bir şekilde çıkartmayı başaran örnekleri oluşturmuştur. Minimal techno tabanlı ses erimlerinin giderek birbirlerini tekrar eden, kasvetli hemen hemen aynı ritmlerin boşlukta bir görünüp bir kayıplara karıştırıldığı ruhsuzluğundan ferahfeza bir noktayı belirler. Aynı zamanda kayıtları dahilinde sunmaya başlamış olduğu yerel ezgiler, vokal kesitleri ve müzikal tarzlardan da örneklerin damıtımına çaba sarf edildiği farklı bir söylem de yakalanmaya çalışılır. Bunun bir örneğini yıllardır sürdürmekte oldukları Bumbumbox partileri sırasında yerel djlerle beraber şekillendirdikleri Cumbia, Champeta gibi Latin Amerika’ya özgü müzikal disiplinleri eski sınıf house ve disko tınıları arasında oluşturdukları dengenin yansımasından hareketle oluşturulan Cómeme etiketinden yayınlanan kayıtlarda duyumsayabilmek mümkün olur. Bu yönelime dair daha detaylı bilgiyi de ağ bağlantılarında sizlerle paylaştığımız Aguayo’nun Carhatt Radio röportajında okuyabilirsiniz. Vokaller, vurmalılar ve gündelik seslerin asıllarına sadık kalınarak derlenerek, technoesk kurgu dahilinde yeniden canlandırılır hale dönüştürüldüğü Ay Ay Ay albümü ile ilgili notlarımıza geçelim. Debut albümün kayıtlarında da katkısını esirgememiş olan Marcus Rossknecht’in yanısıra Atom™ ve Surtek Collective projelerinden tanıyabileceğiniz Vincente Sanfuentes aka Original Hamster’ın konuk prodüktörlüğünde 11 parçalık bir yapılandırma ortaya çıkartılır. Matías Aguayo bu defasında Amerika ve Avrupa’da yaratım süreci boyunca şehirli bir imgelemi ortaya çıkartmış olan technoyu, yerel ezgilerle beraber çıkış noktasını oluşturan yeraltının özgün yaratımlarının sınırlarına geri çekmeyi başarır. Kurguyu ortaya çıkartan ses, alabildiğince müdanasız bir biçimde farklı bir müzikal seyyahlığı dinleyicilerle buluşturur.Dünya müziği gibi isminden ifrit olabileceğiniz bir düzayak tanımdan olabildiğince kaçınılarak, başlıbaşına kendi ifadelerini oluşturmaya gayret eden bir müzik ortaya çıkartılmaya çalışılır. Albüm boyunca bu durumu defaatle tecrübe edebilmek mümkün kılınır. Bumbumbox partilerinin eksik olmayan parçası olarak betimlenebilecek sirenlerin, farklı yönlerden parçaya iliştirilmiş beatbox parçacıklarıyla beraber techno “cancion” Menta Latte ile kayıt açılır. Vurmalıların ön plana çekildiği, bir nevi dans ayininin en hararetli anında duyumsanabilecek kolajlamayı hatırlatan Ritmo Tres ile bu organik ses katmanlarının arasında kulak misafirliğimiz devam edecektir. Elektronik alaşımlarla muhteviyatın tanımlandırıldığı minimalist yansıyı tersyüz etmeyi başaran, albümden yayınlanan ilk kırkbeşlik olan Rollerskate bu kısa önermeyi doğrularcasına ara bölümleriyle beraber topeykün farklı bir melodik odağı oluşturur. Vokal kesidinin üzerine eklentilenmiş beatboxlar ile beraber Detroit techno’nun soulfull akımına bir derece yakınduran önerme Desde Rusia gibi kulağını yeni seslerle tanıştırmak isteyenler için yetkin kayıtlardan birisini oluşturur. Afrika popüler müziğinden alıntılanmış ezginin Aguayo tarafından seslendirildiği Koro Koro, gidilmesi arzu edilen bu yeni sınırlarda dinleyici olan bizleri nelerin beklediğine dair yetkin birer ön dinlenceliği sağlamlaştırmakta. Serbest caz vezini içerisinde rahatlıkla değerlendirilebilecek olan, enstrüman ve vokal kullanımlarıyla beraber albümün deneysel kesişimleri arasında anılabilecek Ay Ay Ay, punk ruhunu bir anda albüme dahil eden Me Vuelvo Loca ile kaydın finaline ulaşırız. Yerel ezgilerden sözü açmışken belki bizlerin kulaklarına en aşina gelebilecek olan parça olan, akordeyon nağmeleriyle bezeli kıvrak akustiklerin güzellemesi olan Juanita parçasıyla beraber jenerik devreye girer. Matías Aguayo pek çoklarının teşebbüs edemediği bir alan olan deneysel detayların peşinde nevi şahsına münhasır bir müzikal yetkinliğin peşinde kayıtlarını dinleyicilerle buluşturuyor. Kompakt çatısı altında yayınlanmış olan müzikal bezeyişlerin yanında sırıtmayan, kendi özgün formunu ortaya farklı vurgular ile paylaşmayı amaç edinmiş bir dinlenceliği vaat etmekte. Kısa da olsa mutluluk tanımına bir katkı daha.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Yarasından Kanatmak – Karin KARAKAŞLI – Radikal 2
İçimizdeki Faşizm... – Kemal ULUSALER – Birgün
İzmirliden İzmirliye... – Ece TEMELKURAN – Milliyet
Travmalar Geçidi – Soli ÖZEL – Habertürk
Yol Ayrımı: Ya Öymengillerdensiniz ya da... – Ersin TOKGÖZ – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Sıradan Faşizmin Sıradışı Halleri – Kaçakkova – Serbest Yazarlar
Muhammed İsa Aşkına – Eleştirel Günlük
Türkün Lisanla İmtihanı – Necati SÖNMEZ – Birikim Dergisi
Zengin Ülkeler Niçin Tazminat Ödemeli – Amy GOODMAN, Naomi KLEIN – Democracy Now / Kısaltılmış Türkçesi – Gerçeğin Günlüğü
Uyarı Grevi! Uyarsa... – Boş Arsa – Açık Koyu
Bandista Popüler Propaganda Komserliğinden Bildirilmektedir – Tayfabandista.org
Elisabeth Frasier: The Cocteau Twins And Me – Dave SIMPSON Interview – The Guardian Music
“Zinc” dedi, çıktı evden – Sputnik – Kulak Maması
Fasitdaire’de Raster-Noton Kuşağı
Mika Vainio – Ununquadium Vandal EP İncelemesi
AOKI Takamasa – Ununtrium Rn-Rhythm-Variations İncelemesi
Grischa Lichtenberger – Ununbium ~Treibgut İncelemesi
NHK – Unununium İncelemesi

Matías Aguayo At Facebook
Matías Aguayo At Kompakt
Matías Aguayo At RBMA Radio
Matías Aguayo Ay Ay Ay Album Review – Andrew GAERIG – Pitchfork
Matías Aguayo Interview At Carhatt Radio
Matías Aguayo – Cómeme Label At Myspace
Bumbumbox At Myspace
Wolfgang Voigt Explaines Kompakt On Electronic Beats
Passion Pit Official
Passion Pit At Myspace
Passion Pit The Reeling Official Video At Youtube
Jaydiohead Official Project Page
Retro! A Jay-Z-and-Radiohead Mash-up Album - Ehren Gresehover – NYMag
Max Tannone At Myspace
Max Tannone On Beastie Boys
Mr. Chop Informative At Now Again Records
Mr. Chop At Myspace
Mr. Chop For Peter’s Sake Informative
Pete Rock On Wikipedia
Sygaire & Defcon On Melting Pot Music
Sygaire & Defcon Yigitler Video At Myspace
Sygaire At Myspace
Defcon aka Disco Diamant At Myspace
Parallel Dance Ensemble At Myspace
Parallel Dance Ensemble At Soul Seduction
ISM Records
Biscope At Facebook
Biscope At Soundcloud
Biscope At Electrotrash

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
Scrabble 23 – Poltergeist 23
Poltergeist 23 Flickr Page
Freedom/Szabadság – Sarkanylatvany
Sarkanylatvany Flickr Page

Matías Aguayo’ Photos Courtesy From Below Listed Web Site:
Kompakt.FM

>>>>>Poemé
Gece Geçtim Ömrümün Üstünden – Gültekin EMRE

Bir fotoğrafını bile görmediğim kentlerden, kasabalardan, köylerden
Geçtim, adını aklımda tutamadığım konaklama tesislerinde açık çaylar
İçtim, sorsanız haritada gösteremeyeceğim ırmaklardan döküldüm sana
Kötü çekilmiş resimler gibi günlerim, günlerim yanlış resimler gibi

"Güle güle, hayırlı yolculuklar!" beni benle başbaşa bırakan ıssızlığın
Molaya geç kalmış bir otobüs gibi soluk soluğayım sana gelirken
Hayatı yanlış sollayan bir otobüs elimden tuttu bu gece, haydi hayırlısı
Geçmişim göndere çekilecek yarın senin önünde, yarın ben yokum

Telgrafın telleri de "tedavül"den kalktı, kuşlarda kuşak çatışmaları
Yani içime su serp, yüzünde gül açsın, aşksız bir martıya dönmeyeyim
Yavrusunu yitirmiş bir kirpiye dönmesin sensiz günlerim, ortancamda
Ortak kaygılar, bendeki kamburu çıkmış bir azınlık ruhu, şimşeğin

Şaşırdığı yol, El Nino'nun okşadığı haritalardaki renk değişikliği bizi
De ilgilendiriyor, senin tarihin bana doğru ne zaman temel atacak
Çok eskiden de gelmiştim bu heryeri iyice yağmalanmış, ülkeye
Türkiye daha bir Türkiye miydi o zamanlar, sevdiğime yine burada

Şiirler yazmıştım da kimse karışmamıştı işime, ormanlar hep yanmış
Yakılmış, dostlar emekli olmuş, kışında bir karış yeri kalmamış bir
Kıyı şeridi gibiyim, akşam bekliyor beni ne yapacağım ben akşamla
Gece geçtim buralardan uykuna tutunup, düşlerine sarılıp, al işte beni

Kaynakça: Siir.gen.tr

Sunday, November 22, 2009

Deuss Ex Machina # 275 - Science Of Manipulating Emotion Through Sound

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_275_--_Science Of Manipulating Emotion Through Sound

16 Kasım 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: Arms And Sleepers-Matador (Expect Candy)
>1<-Sven Weisemann-Xine VI - Harbor Lights (Wandering)
>2<-Sven Weisemann-Xine XV - Suna's Flow (Wandering)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>3<-Teruyuki Nobuchika-Pola (Schole)
>4<-Teruyuki Nobuchika-Half Moon (Schole)
>5<-Arms And Sleepers-Simone (Expect Candy)
>6<-Arms And Sleepers-The Paramour (Expect Candy)
>7<-Signer-Unprotected Walls (Carpark Records)
>8<-Signer-Languidly Toot (Carpark Records)
>9<-Broken-Theory Effects (Ghost In The Machine / Tune Core)
>10<-Broken-Individual Design (Ghost In The Machine / Tune Core)
>11<-Dial M For Murder!-NYC (Now You Care) (Tapete Records)
>12<-Dial M For Murder!-Hello (Tapete Records)
>13<-Oracles Always Lie-If I Don't Know Everything You Don't Know Anything (Self Released)
>14<-Oracles Always Lie-Inside Our Own Cages (Self Released)

Science Of Manipulating Emotion Through Sound (275) – Takdim Edilen Görünülürlüğün Ayrıntılarında Saklı Sesler Yankılanıyor. Doğan Her Tını Yumağında Yeniden Biçim Ve Anlam Kazanıyor. Kaybedilenlerin Çokluğu Devrinde Yeni Eşikler İçin Ses Gelişimini Olabildiğince Sürdürüyor. Ya Basta!

>>>>>Bildirgeç
"İnsanların bilmeleri yetmez gözleriyle görmeleri de gerekir. Çünkü korkmaları gerekir; ama aynı zamanda, cezalandırılmanın kefilleri olarak tanık olmaları ve belli bir noktaya kadar bu işe katılmaları gerekir." Michel Foucault

Cümleler birer ikişer zihnin derinliklerinden dile getiriliyor, anlaşılır kılınıyor. Söze katılmış kelamlar bir noktadan sonra oldurulamazların karşıtlığında neleri önemsiyor olduğumuzu bir kere daha anlaşılır kılıyor. Yol keşfederek çetrefillikten düzlüğe adım atacağımıza daha da fazla sabit kalışlarımızı, girift yanlışlıkların tümünü birer ayrıntıymışçasına ele alışlarımızı her halükarda belirginleştiriyor. Handiyse vakitlice birbirlerimizin cümlelerinden ipe gönderileceklerimizi arayıp duruyoruz. Günah keçisi ilan edilecek birisini bulup, ölümcül hamleyi birer birer hayata geçirmek, ayrıştırabilmek için cümleler bina ediyoruz. Daha fazlasına teşvik ediliyoruz. Korunaksız bir biçimde sinire kesilmiş cümleler dolaşıma çıkartılıyor. Birisi diğerinden, ötekisi berikisinden hıncını alabilmesinin en makbul yolu olarak da kindarlıkla terbiye edilmiş cümlelerle yolunu kesiştiriyor. Farklılıkları görünür kılabileceğiz diyerek yola çıkartılırken giderek yaftalamaların birer esiri haline dönüştürülüyoruz, belki çoğu zaman bile isteye (aslında öyle demiyor olsak bile) çoğu zaman aynı kırmızı çizgilerle yüzyüze kalma durumuna teslim oluyoruz. Kayıtsız kaldığımız için her durumda bu belirsiz suların açıklarında kendimizi buluyoruz. Taşlar yerinden birer ikişer oynatılmasına, hamleler gerçekleştirilmesine karşı ısrarlı sabit fikirlilikler önümüze servise hazır bir biçimde çıkartılıyor. Bir an önce tüketilmesi için fitilini ateşlendirecek cümlelerin suflörlüğünde. Çanlar hepimiz için çalıyor.

Kadarjın dışında olan bitenlere dair çıkarsamalara girişmeden evvel birer birer hatalarımızla yüzleşmemiz gerekiyor. Düzgünlüğünden dem vurmaya itina gösterirken yaşamın tekrarını bir türlü kaçırmadığımız önyargılarca kapsanması karşısında donanımlı olmamız gerekmekte son kertede. Harap ettiğimiz belleğin, harap olmasına izin verdiğimiz yanılgıların önünü alabilmek için muğlaklıktan arınmalıyız bir şekilde. Saklanarak cümlelerin labirentlerinde ne bir adım atabileceğiz ne de olduğumuzdan daha makul bir seviyeye ulaşacağız. Yargıların tartışılamaz olduğu, verilmiş beyan ve kararların dahi incelenmeden onaylandığı bir zaman diliminde hiç değilse, kaybettiklerimizi geri toparlayabilmek için çabalanmaya, daha da diplere düşmeden birbirimize el vermeye ihtiyacımız var. Elzem olanın bir veya daha çok katmanda biriktirilen cümlelerimizin derinleştirilmesinde, açılabilmesinde olduğunu hatırlardan çıkartmadan. Yargılamaktaki aceleciliğimize karşı içimizden günahsız olanın ilk taşı atması gerektiğini hiç mi hiç yadsımadan. Korkulardan yeni duvarlar örmekten artık vazgeçmenin vakti olduğunu birer birer zihinlerimize işleyerek.

Yüzleşmeliyiz geçmişin tozlu sayfalarında, bilinmez kılındığına inanılan, ne söylersek yarım kalacak manidar sorunlarımızla. Beraberinde biriktirile biriktirile aynen dağ gibi yükselmiş sorularla. Arayıp bulabilmeliyiz, artık eskisinden çok daha fazla yanıtlarımızı. Değiştirilmeden, üzerine ilave edilmeden, olduğundan bir nebze olsun farklılaştırmadan neyse halimiz, bilahare onu bilmeliyiz. Anlamalıyız artık durmaksızın birbirimize karşı kifayetsizliklerimizin, yaftalamalarımızın, bizim adımıza konuşagelmiş yargıların da bir aşamadan sonra herhangi bir düzey arttırımını sağlamayacağı gerçekliğinin farkına varmalıyız. Olabildiğince yanıtlardan yolumuzu ayırmamalıyız. Yıllardır görmezden gelmemize salık verilenlerin karşılaşmak zorunda kaldığımız hayat tecrübelerinde bi'an gelir kapımızı çalabileceğini kendimizden uzak tutmadan, uzaklaşmadan idrak etmeliyiz. Bugün kimilerimize reva görülüp yapılanların yarın ne malum bizlerin başına gelmeyeceği konusunu es geçmeden. Derme çatma sistemsizliğimizin içerisinde düz yolun bulunabilmesi ancak şeffatli, hatasını kabul eden yanıtlara yol verilmesiyle sağlanacaktır. İnsanların aidiyetlerinden dolayı çektikleri çilelerin, üst üste eklendiğinde onlarca farklı katmanda meydana gelmiş hasarların onarılabilmesine zemin sağlama yüzleşmekten geçiyor.

Yüzleşmekten geçiyor belirli noktalarda yapılmış edilmişlerin hesap sorulabilirliğini ortaya çıkartabilmek. Katılaşmaktan nasır tutmuş, kirden artık göz önünde olanları bile göremez hale dönüştürülmüş vicdanların rahat bir nefes alabilmesi için. Kaçmak için değil, yapılan hataların bizleri nerelerde can evimizden vurduğunun anlaşılabilir kılınarak daha fazlasına müsaade etmeyeceğimizin anlaşılabilirliği için. Çok uzak olmamasına karşın nasıl bu kadar tarihimize yabancılaştığımızın idrakına ulaşabilmek için yüzleşmeliyiz. Söylemin ve eylemin her halükarda doğrusunu ortaya çıkartmak için çaba sarf edenlere yardımcı olmalıyız. Doğrunun sadece ve sadece doğrunun izlerini belirginleştirebilirsek işte o zaman demokrasimizin işlevselliğinden, kimin hangi kimlikte olduğundan, ne kadar vatanına bağlı kaldığının derecelendirilmiş ölçülerinden, arşınlarından ibaret tablolardan kurtulmuş olacağız. Korkuların bina edilememesi için yalın olanın, belki çoğumuz için de can yakıcı olanların karşısında dik durabilmeliyiz. Zamanın şartları ve genel geçerliliğine kaptırmadan kendimizi, yıllar geçse de üzerinden vicdanın bazı şeyleri unutmadığını anlaşılır kılmalıyız. Belirsiz kalıplardan aynı tekdüzeliğe çıkmaktan başkaca bir hali ortaya koymadığını bilerek, anlayarak.

Netice itibariyle evrenin başkaca köşelerinde, sorunların uzağında ehl-i keyf bir biçimde yaşamıyoruz. Yaşamımızı sürdürdüğümüz bu toprağın köklerinde filizlendirilmeye çabalanan ayrıştırmalara karşı dikkat çekmek istiyoruz. Nereye kadar sürecektir bu kinlenmeler, insanı düşündüren bir noktadan sonrasında da kilitleyen 'düşünce' kisvesi altındaki yargıların yüksek perdeden örneklerine kulak kabartarak, bu bağlamda zincirleme hataların çokluğunu işaret etmek istiyoruz. Uzakta duruldukça, görmezden gelindikçe, anlam yüklenmedikçe cümlelerin kof birer kirli propagandadan daha uzakta olamayacağının anlaşılmasıdır kesinleştirmeye çalıştığımız. Görünmesi gerekli olanların iyice karıncalı hale dönüştürülmesi, bağlamından kopartılmasıdır. Yıkıntı haline dönüştürülmüş, belleksiz kılınmış güncelliğin karşısında adam akıllı, derli toplu yeni sözler ortaya çıkartma zamanıdır şimdi. Yeksan edilenin, itham edilip boyunduruk altına almaların, aba altında yaldızlı sopa sallamaların acziyetinin anlaşılır kılınmasıdır, burada derlemeye çabaladıklarımızın kıssası. Üzerinde düşünmeden iliştirilen her cümlenin (görebilecek miyiz? orası hala muamma) geleceğimizden de çalındığının ispatlanmasıdır. İnatla linç ediyorlar klişesinin ardına saklı kalmaya devam edenlerin anlamayacakları, anlasalar da üzerine kafa yormayacakları keşmekeşliğin bir noktadan sonra insanı yok etmenin mazur görülemeyeceği farkındalılığının sağlanması hepimiz için en büyük kazanım olacaktır.

Aynı yerlerde dolaşa dolaşa kendimiz işitip kendimiz duyduğumuz sözleri hataların ortaya çıkartıldığı demeçlerin derinlerinde el birliğiyle hakikati aramalıyız. Bulduğumuzda ve fakatlara gereksinim duymayacak bir biçimde, amalarla üzerinde düzenlemelere girişmeyeceğimiz bir eşiği oluşturmalıyız. Unutturulmak istenenlerin aslında her birimizin fikriyatının belirli bir eksene oturtulmasının,anlaşılır bir dille hayata tutunmanın korkutucu kılınması ve yıl 2009 olmasına rağmen bütün bu hengamenin de devam ettiği gerçekliğidir. İstikrarlı bir biçimde esastan uzakta tutulmaya devam edildiğimiz müddetçe, yanılgıların asla peşimizi bırakmayacağı gerçeğidir. Derinleştirilen ayrılıklar, yakıştırılmasının bile yeterince kafi bir biçimde insanları huzursuz edebileceği bilinerek uygun bulunup, söze katılan yaklaşımlar toplumun üzerinde bir hayalet gibi dolaşıp, engelsiz bir biçimde vücut buldurulmaya devam edilmektedir. Kısaca tenkitlerle, hizaya çekilmeye çalışılmaktadır. Demoktratik açılım bahsinde çözüm seçenekleri arasına eklenmiş cümlelerin bugünün dünyasına reva görülmesindeki sakatlıktır aslında konuşulması gerekli olan. Yıllar boyunca bir adım dahi atılmayan konularda, enikonu kayda değer kimi gelişmeler kaydedildiğinde, zamanla ortak aklın terazisinde de karşılığını bulabilecek önermelere karşı bu kadar sığ argümanlar hala evla mıdır? Hak ettiğimiz midir? Müddeti dolmak nedir bilmez kişiselleştirilebilir kindarlıklar? Şimdi ve burada yaşadıkça ötesini anlamlandırmaya el verdiğince devam edeceğiz. Sözü Birgün gazetesinde güncele dair analizlerini okurlarıyla paylaşmış olan Özgür Mumcu'nun “Dersimi Almış Da Ediyor Ezber” adlı makalesi ile noktalayalım:

Siyasi tartışmaların ne doğuracağını önceden kestirmek zor zanaat. Kürt Açılımı’nın tartışıldığı meşhur Meclis Genel Kurul toplantısından bir Dersim tartışması çıkacağını ve bunun CHP’yi karıştıracağını tahmin eden olmamıştır sanırım.
Yıllardır üzerine düğüm üstüne düğüm atılan bir yumağı çözmeye çalışınca çekilen ipin, çözülen düğümün, yumağın neresine ne etki yapacağını bilemiyoruz. Yine bilemedik ve şansımıza Onur Öymen’in “Anaların ağlamasında milli çıkarlarımız açısından sakınca yoktur” konulu konuşması çıktı.
Meslek erbabı ve konuyla ilgilenenler bilir. Uluslararası antlaşmalarda kimi zaman bir kelimenin kullanılışı, bir sıfatın yeri, bir fiilin çekimi üzerine günlerce tartışılır.
Uluslararası antlaşmaların hazırlık aşamasında görev alan diplomatların dile, antlaşmanın konusuna, uluslararası siyasete hakimiyeti bu sebeple son derece önemlidir.
Buna rağmen görülüyor ki siyasetin belagat şehveti, tecrübeli olduğu varsayılan bir eski diplomata dahi Dersim’de de analar ağladı ama Dersim’in icabına bakıldı anlamına gelebilecek sözler söyletebiliyor.

DERSİM’İN NORMALLEŞMESİ
Öymen, Genel Kuruldaki olay yaratan konuşmasından sonra özür diledi ve benim de alevi arkadaşlarım var savunma kartını çıkartarak “Madımak Oteli’nde saygı duruşunda bulundum, cemevine gittim, aşure yedim” dedi. Bir çok yorumcunun tersine ben Öymen’in alevilere bir düşmanlığı olduğuna inanmıyorum. Zaten tüm bu hikayede sorun alevilik düşmanlığıyla ilgili değil. Asıl sorun farklılıkların şiddet yoluyla bastırılmasının içselleştirmesi ve iç çatışmalarda hukuk ve vicdanın çizdiği alanın darmadağın edildiği Dersim Katliamı gibi vakaların normalleştirilmesi. Halktan kopuk olarak tasarlanan bir milli çıkar kavramı için her şeyin teferruat olarak görülmesi ve bu yolda Öymen’in yaptığı gibi ABD’nin 11 Eylül sonrası vahşi politika tarzının benimsenip, örnek alınması.
Konuşma yapılıp çanak çömlek patladıktan sonra Öymen’in Akşam’a verdiği beyanat da bu durumu çok iyi yansıtıyor. Emekli diplomat kendisine sorulan “Yani kurunun yanında yaş da yanar mı diyorsunuz? Dersim’de ölen masum insanların başına gelenleri böyle mi değerlendireceğiz?” sorusuna önce “Maalesef” diyor ve sonra devam ediyor “Bakın, ben NATO’da da büyükelçilik yaptım. Operasyonlarda “yan hasar” dediğimiz bir durum vardır. Bunun olmaması arzu edilir. Geçmişte bu kadar dikkatli davranabildik mi, bunu tarihçiler söylesin.”

Yan hasar NATO ca ve İngilizce “Collateral Damage” diye bilinir. Bir uluslararası çatışmada öldürülen sivillerin can ve mallarına gelen zarar anlamına gelir. Deneyimli bir diplomatın daha çok uluslararası silahlı çatışmalarda kullanılan bir terimi iç çatışma için kullanmasını not edelim. Dersim’de olan biteni bir NATO operasyonuyla kıyaslamasını da onun altına yazalım.
Madem NATO jargonuyla konuşacağız Dersim hadisesini, o vakit şu iki kavramdan da bahsetmek gerekiyor. Orantılılık ve hedefte sivil/asker ayrımı. Öymen de gayet iyi bilir ki silahlı çatışmada askeri gereklilik aranır. Bu gerekliliğe uyulması için sivillerin uğradığı kasti olmayan zararın bir askeri hedefe saldırmak açısından elde edilecek askeri avantajla orantılı olması gerekir. Bu soğuk hukuki dil ise uluslararası çatışmaları yani bir devletin diğer devlet ordusuyla çatışmasını konu alır. İç çatışmalarda ise geçerli olan insanı daha çok koruyan insan hakları hukukudur. Dersim’de bu hukuki gereklere uyulduğunu iddia etmek imkansız.
Kaldı ki geçmiş trajedileri “O dönemin koşulları öyle gerektiriyordu” diye savunan bir anlayışın kendini savunmak için bugünün hukuk ve siyaset terminolojisine yaslanmasının tutarsızlığı ortada. Ölen masum insanların değerini öldürüldükleri zaman dilimine göre tespit etmenin sosyal demokrat hümanizmle bağdaşmayacağı da açık.

Öymen’in röportajında Dersim Katliamı için “Biz kimseyi üzmemek için bildiklerimizi kendimize saklıyoruz. Kimseyi rencide etmemek için tarihi kurcalamıyoruz” demesi de akılda kalıcı. MGK’da, Dolmabahçelerde falan devlet büyüklerinin “Gizli Yediler”, “Afacan Beşler” heveslerini tatmin etmelerine alışmıştık, şimdi de Öymen sadece kendisinin bildiklerini yine kendisine malum sebeplerle gizlemeyi yeğliyor. Sonrasında da yine aynı röportajda Dersim’i tarihçilere havale ediyor. Kastedilen Ermeni meselesinin havale edildiği tarihçiler olsa gerek. Her sorunu çözecek bu süper tarihçileri tanıyan var mı?
Öymen’in açıklamalarının en şahane yeri ise şu ifadede somutlaşıyor:
“Böyle önemli bir konu iç siyaset malzemesi yapılır mı?” Meclis Genel Kurulu’nda Kürt meselesinin çözümü konuşulurken Dersim’i örnek gösteren bir siyasetçinin Dersim’in iç siyaset malzemesi yapılmasına isyan etmesini herhalde mantıkbilimcilere havale etmek gerekecek.

SORULAR
Tüm bunlar ışığında Öymen’in, İhsan Sabri Çağlayangil’in tanıklığına göre zehirli gazlarla insanların mağaralarda fare gibi zehirlendiği bir operasyonu örnek göstermesi nasıl izah edilir?
Deniz Baykal ve Onur Öymen’in açıklama yanlış anlaşıldı demesi nasıl açıklanır? Memlekette milyonlarca insan ciddi bir zeka özründen mi muzdariptir ki iki kişinin anladığını anlayamamaktadır?

Daha üç beş ay evvel Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tunceli doğumlu olmasını diline dolayıp açıkça ayrımcılık yapan İslamcı basının aniden Alevi muhibbi kesilmesi ne kadar zavallıdır?
DTP’nin Dersim Katliamı için verdiği araştırma önergesini “Şimdi gündem dolu Borçlar Kanunu’nu görüşüyoruz” diye reddeden AKP’nin başkanı Tayyip Erdoğan’ın Dersim açılımı hakikaten kimin umurundadır?

Bu nasıl bir kördüğümmüş ki, tüm bir Türkiye siyaseti beceriksizce birbirine dolandı. “Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesini” desteklediğini ilan ettiği için Türkiye İşçi Partisi 12 Mart rejimi gölgesinde kapatıldığı için olmasın. Bu da NATO ordusunun başka bir yan zararı. /20 Kasım 2009/Hayat dönüştürülebildikçe, içeriğinde karanlıkta kalmış noktalardan arındırılabildikçe, temize çekilip daha bir yaşanılır kılınacak. Topyekün hataların neresinden dönebilirsek o kadar hızlıca bu sürecin işlevselliği sağlanabilecektir. Maruz kaldığımız yanılgıların aşmamız gereken duvarların önünde daha da fazla vakit kaybetmeden yola koyulmamız gerekmektedir. Öyle ya da böyle hayat akışını ve rotasını belirlerken bizlere düşen de mümkün mertebe ortak izanın, anlayışın tahsis edilebilirliğine olan inancı korumak, bugünden yarına işimizi bırakmamaktır. Yoksun kaldığımız her müdahalesizlik, her adımdan vazgeçiş bizleri bugün bulunduğumuz girift sarmalın dışarısına çıkışımızı mümkünatsız kılacaktır. Makul olanın tanımı üzerinde bir anlayışın bina edilebilmesi, tefrerruatlardan arındırılmış yalın bir yaşamsallığın olur kılınabilmesi için sözcüklere ihtiyaç duyacağız. Derdest edilmiş, yerlerinde saydırılmış tekdüzelik sınırlarının uzaklarında bu geliştirilebilirliğin temellendirilmesi bizlerin ilerideki yegane varsıllığı olacaktır. Dünyanın yaşam alanında ömrü hayatımızı sürüp giderken bizden sonralara verebileceğimiz makullüğün tanımı, içeriğinin doyuruculuğu bizlerin önünde bekleyen en büyük sınavları tanımlandırmaktadır. Gereksinim duyduğumuzdan daha fazlasını tükettiğimiz bu dünyada artık hiç değilse, yanlışlıkları, tahayyül ötesi pervasız duruş ve algıları, gerekli gereksiz hemen her an karşımıza çıkartılan ayrımcılık teşebbüslerinin üzerinden gelebilmek, aklın göstermiş olduklarını uygulanabilir kılmaktan geçecektir. Pusun gözlerin âma kıldığı zamanın getirdiği eşiğin ötesinde bir dirayetin varlığından söz etmek istiyorsak bunu ancak ve kata elbirliğiyle yapılır kılabileceğimiz hatırlardan çıkartılmamalıdır. Sorunları konuşur kılmadıkça, her zamanki gibi sırt çevirmeye, kulakları kapatmaya ve işitmemeye devam ettiğimiz müddetçe bu donuklaşmış çemberin vehametinde ayılıp nerelerde hatalar yapıyoruz sorusuna yanıt bulamayacağız.

Laf kalabalığının ötesinde makul olana dair her hafta düzenli, düzensiz bir biçimde bu sayfa aracılığıyla sizlerle paylaşımda bulunmaktayız. Geçilen günlerin üzerine söylenebilecek olana dair kelamlarımızı eklemeye, anlaşılabilir kılmaya var gücümüzle devam ediyoruz. Farklı seslendirmeler aslında olduğundan da başka bileşenlerin hikayeleri değil buralarda konu ettiklerimiz. Bizahati yanı başımızda cereyan eden gündelik gelişme ve söylemlerin, devamlılığında da başka cephelerde açmaya çabaladıkları göçüklerdir. Makul olanı tarumar etmeye, dili lal kılmaya çabalayan anlaşmazlıkların görünür kılınabilmesine çabalanmadır. Deuss Ex Machina’nın Pazartesi akşamı canlı yayınlanan 275. bölümü içerisinde de bu bağlantılardan hareketle kurmaya çabaladığımız bir seçkiyi sunduk. Her bir müziğin aslında hayat ile olan bağlantıları ve hayata dair söylemleri ihtiva ettiğine dikkat çekebilmeye gayret göstererek. Seslerin tahayyül ettikleri alanın tam da şu vakitlerde konuşmaya ihtiyaç duyduğumuz şeyleri açığa çıkartan birer eşik olduğundan ilham edinerek söze yeni bir şeyler katabilmeye çalıştık. Makulun çerçevesi üzerinde o kadar fazla değişik talepler karşımıza çıkmakta, lafazanlıklar peydahlanırken hiç değilse sesin sağlama aldıklarında, sunageldiklerinde yalın tanımlamaları anlatabilmeye gayret ettik. Müzik doğası gereği en kolay biçimde dinleyici olanlara gerekli olan sözleri çağrıştıran bir olguyu tanımlandırmasından da hareketle bu muhteviyatı derinleştirdik. Deneme şansımız pek çok kere kapımızı yoklamıyor asri zamanlarda. Onun içindir ki yansıtmaya çalıştığımız müzikal bileşenler dahilinde bu tarz çıkışları duyumsatabilirsek ne mutlu bizlere. Farkındalılığı sağlayabilecek ve düzenlemelere girişebilmek için gereksinim duyduğumuz şeylerin başında sözü anlaşılır kılmanın rotasından da ayrılmadan bunu bir adım daha ötesine taşıyabilmek hepimiz için önemli bir yolun tanzimini ve oluşturulabilirliğini ortaya çıkartacaktır. Bu kıt kanaat cümlelerin refakatinde sizlere 2006 yılında Boston, Massachusetts’de Max Lewis ve Mirza Ramic tarafından kurulmuş olan Arms And Sleepers projesini takdim etmek istiyoruz.Sese kattıklarıyla beraber alternatif müzik dağarcığını geliştirmekten bir an olsun imtina etmeden yola koyuldukları projelerinin son kayıtları olan Matador albümüne dair notlarla beraber. İyi Dinlenceler.

Deuss Ex Machina’nın başlangıç noktasından bu yana savunageldiği müzikal çeşitlilik dahilinde, ön plana taşımayı amaç edindiği kısım bağsız ve bağımsız müzikler olagelmiştir. Müzikal disiplinlerin sağladığı alanların limitlerini genişletmeyi amaç edinen, oluşturdukları kurgular dahilinde duyulmamış olanı ortaya çıkartmaya gayret eden üretimler ve üreticileri konu etmeye çalışıyoruz. Tüketilebilirliği üzerine kurulmuş genel geçer müziklerden ziyade, farklı olanı tanımlandırma gayretkeşliğine girişmiş sesler bu alanı daha geniş bir açıdan irdeleyebilmemize imkan sağlamakta. Popüler müziğin kısacık süreleri dahilinde nispeten birbirine benzeşen örneklerinin uzağında muhteviyatlarına eklenmiş her bir ara kesidin varlığıyla beraber dinlenmemişi ortaya çıkaran müzikler buradaki konumumuzu daha bir anlaşılır kılacaktır. Hayata dair söylenebilecek sözleri bazı zamanlarda bu müzik örneklerinin arasında arar dururuz. Kimi zaman bir kasvetin sınırlarından geri dönebilmek, kimi zaman bir sevince vesile teşkil etmesini temenni ederek ama illa ki de hayatla bağlantı kurmaya çabalayarak kulak kabartırız. Dinlence listesine dahil ederiz. Sesin sağlamaya çalıştıklarının birer mekanik yansıdan gerçekliğin yalın ve süslenmemiş hallerini ortaya çıkartmaya çalışırız. Arms And Sleepers projesi de ilk elden bu tasvir peşinde koşaduran bir müzikal yapılandırmalar bütününü çağırıştırır. Belirginleştirilir. Tını yoğunluğu dahilinde elektronik seslerden yola çıkılarak oluşturulmuş, ara bağlaçlarında ilintilenen ses unsurlarıyla beraber dinlenceliğin görsel bir yansımasını ortaya çıkartılır. Kademe kademe çözülen müzikal yüzeyler çoğu zaman gerçekliğin yansımasını ihtiva eder. Ne eksik ne bir fazla. İçeriğin belirli bir aşamadan sonra dinlendikçe açılabildiği dehlizler barındırır. Fake Chapter Records etiketinden yayınlanan debut kısa çalar Bliss Was It In That Dawn To Be Alive gerek bu geliştirme süreci gerekse de müzikal bileşimlerin başlangıç noktasında ilk dinlenebilir örnekleri barındırır. Sinematografik yansı ve katmanlar arasında yola çıkartılmış olan ambient ile elektronika arasında seyyahlık eyleyen bir kurgu kayıt boyunca dinleyicilere ulaştırılır. Grubun kuruluş sürecinde ortaya çıkartılmış olan David Lynch ilhamlı hikayenin tematik müzikleri olarak da tanımlandırabiliriz. The Art Of Noise’in zamanın önemli kayıtlarından birisi olmuş Ambient Collection albümünün ses yelpazesine yakın duran Beneath Bricks And Books ile kayıt açılır. Kirli seslerin izleri üzerinde hareket ettirilen nağmelerin, akustik elektronik denglemesinde, başarılı vokallerin yardımcılığında oluşturulmuş kasvetli havanın hissedilir kılındığı A Mission To Prague, grubun ismiyle müsemma bir biçimde kapsadıkları seslerden mürekkep bir yansıyı oluşturan Arms/Sleepers ile kaydın katmanları giderek daha da derinleştirilir. Muğlaklıkta bıraktırmayacak bir biçimde kartlarını açık oynama yolunu tercih eden Arms And Sleepers’ın The Tiny Mixtapes’de yayınlanmış olan albüm eleştirisinde de değinildiği üzere Vangelis’in The Blade Runner film müziğinden ilham edinilmiş, neredeyse aynı noktalarda hareketle tasvirinin ve şeklinin kazandırıldığı A Girl Named Clive, son dönem içerisinde sizlerle paylaştığımız aAirial gibi bütünüyle elektronik seslerden hissiyatlı müzikler kurgusu ile aynı rotayı takip eden Moscow Pop ve düşünsel dinlenceliğin önemli kayıtları arasında anabileceğimiz kendi ayakları üzerine yol almaya çabalayan bir müzik ekibinin daha siftah kısaçalarında defaatle dinlenebilirlik barındıran bir yapılandırması Untitled ile çalışma nihayetlenir. Yoksun bıraktırılmış sessizliklerin izlerinde yeni yaklaşımların serginlenmey çalışıldığı bir güzelleme olur Bliss Was It In That Dawn To Be Alive.
Kurmacayla gerçeklik arasındaki müzikal seyyahlıklarının bir sonraki durağı Expect Candy etiketinden sunulan Black Paris 86 albümü olur. Taşların artık yavaştan yerine oturmaya başladığı, müzikal geçiş sınırlarının çeşitliliğinin arayışlarında elektro-akustikten, triphopa, shoegazeden de spacepopa uzanan bir çeşitlendirmenin vuku bulduğu kurgulama ortaya çıkartılır. Gözü kapalılığın, görmezden ve anlamazdan gelmelerin giderek daha bir karamsar havayı solttuğu hayat rutininde kadraj dışılığını hakkaniyetli ses işçilikleriyle beraber dinleyicilerle paylaşır Max Lewis ve Mirza Ramic ikilisi. Karaltılı gelecek beklentisine karşı hala bir umudun yaşatılabilirliğine dair önermelerin canlandırıldığı bir kayıt olur Black Paris 86. Akustik gitar kesidinin üzerine yerleştirilmiş elektronik seslerin aksak nağmeleriyle vücut bulan Greetings From Tokyo ile kayıt açılır. Temize çekilmiş bir elektronik senfoni tahakkümü altında yolu belirginleştiren Lausanne parçasıyla beraber kaydın derinlerine doğru müzikal bir seyirlik başlar. Yaşanılan günlerin acı tatlı betimlenebilirliği üzerine detaylarla kotarılmış, içeriğin salt bir ambient-rock öğesinden alabildiğince daha fazla hissedilir hallerine dönüştürüldüğü bir kurgu ortaya konulur. Triphop nağmelerinin belirgin kıldığı bize de yakın duran bir müzikal imgelemin canlandırıldığı, albümle aynı adı taşıyan Black Paris 86 ile albümün sözsüz, konuşmasız bölümü finale ulaşır. Konuşmalı bölümün ilk parçası olan Seems (If Ever) çiseltili ortam müziği kesitleri ile gecenin yankısını duyumsayabileceğiniz, iç parçalayıcı bir melodramatiği dinleyene ulaştırır.

Şansın insana gülebildiği anların, bu sefer oluyor dediğimiz o kısa nefesliklerin, ruh tazelemelerinin canlı halinden mülhem 71 Fragments Of A Chronology Of Chance, grubun dışarıdan aldığı ilk katkılar arasında anabileceğimiz, Adam Arrigo’nun prodüktörlüğünde kaydedilmiş olan ve bu duru ses pasajlarının post rock müziklerine ulaştığı bir eşiğin canlandırıldığı Warm, endüstriyel tını hüzmelerinde melodik bir kesidi belirginleştirir. Albümün üçüncü ve son bölümü gizli olarak adlandırılmış bu dört bir yanında ayrı derdin ortaya çıktığı dünyanın karaltılı geleceğine dair çıkarsamaların yer aldığı bir sonucu tanımlar. Morr Music ve City Centre Offices gibi Almanya yerleşkeli pop ile gitarlı müzik müştemilatları olmuş etiketlerin sunduklarını örnek olarak gösterebileceğimiz bir müzik tasviri oluşturulur. Girift halin tasavvur edildiği, Matt Lajoie’nin konukluğunda sesler arasında kademe kademe artan bir hüzün paylaşımının mümkün kılındığı Butterflycatcher, bu tasvirin devamlılığını sağlayan Like A Typewriter From A Moving Train, caz serbestlemelerinden de yola çıkılarak kurgulanmış deneysel izleğin hissedilebileceği bir diğer yansı Rooftops/Lanterns ile albümün kapanış parçası olan We're All Paris Now (Pt. 3)’ye ulaşılır. İnişli çıkışlı ses tasvirleri arasında bağlantısız bir müzikal formun oluşturulup meramın ortaya konulduğu bir kayıt olur Black Paris 86. Mirza Ramic’in deyişiyle Arms And Sleepers kapsadıklarını anlaşılır kılan bir deneyim ortaya çıkartılır. “Arms And Sleepers, dünyanın bugünü, geçmişi ve hatta geleceği üzerine pek çok anlam ifade ediyor benim için. Savaşın ve ölümlerin çokluğuna (Arms=Silahlar) ve bütün bu olanlara karşı bunları yoksayanları (Sleepers=Uyuklayanlar) çağrıştırıyor. Muhteviyat derinleştirilirken bir yandan da içeriği sağlama alan cümlelerin müziklerini daha anlaşılır kıldığını da biz eklemeliyiz.Bu çıkış kaydının yanısıra Arms And Sleepers’ın sınırlı bir dinleyici kitlesi ile paylaştığı elektronik hüzmelerin giderek daha ağırdan ele alındığı, deneyselliğin ön plana çıkarıldığı özgün kayıtları da vardır. Kendin türet felsefesi üzerinden hareketle kotarılmış olan Cinématique, Lautlos ve Motorist kayıtlarını bu bağlamda sunulmuş örnekler arasında anabiliriz. Beslenme noktalarının sinematografik, belirli anların görünür, hissedilir kılındığı pasajlardan ele alınarak sunulan çeşitlilikte, hem müziklerinin gelişim sürecini hem de daha farklı noktalarda müziklerinin tezahürlerini duymak mümkün kılınır. Sadece ve sadece 35 adet basılmış olan Cinématique bu kayıt dizininde irdelemeye çalışacağımız önemli bir örneği oluşturur. Jóhann Jóhannsson, Max Richter ve Ulrich Schnauss gibi elektro/klasik minimalist bestecilerin türetimleriyle bağdaşık izler ihtiva eden ama ambiyansın daha doygun bir biçimde müziğin genelinde karşımıza çıkarıldığı bir önermedir, Cinématique. Birbirleri ile bağlantılı toplamda 11 şarkılık bir zaman akışıdır. Yaşam tasviridir aynı zamanda. Teknik ifadeler ve cümlelerin yetersiz kalacağı kendi içerisinde manaların ve okumaların gerçekleştirilebileceği kayıtta, ton dengesiyle gürültünün minimize edilmiş halini canlandıran Mimema, klasik müziğin minimalist kuşağı içerisinde pekala yer edinebilecek olan By The Harbor, akustik gitarın kendi başına kullanıldığı bir anı tasviriyle de kısa süresine karşın sorulara yanıt bulduran Ankara (A Memory), drone ses teması ile beraber dokunaklı bir ağıda dönüştürülen Embassy Theme II ve This Place Was My Home..., damla damla biriktirilen bir elektronik ses hüzmesinde karıştırılan piyanonun sahneyi kapsamsıyla beraber büyülü bir dünyanın kapısını tekrar baştan dinlemek üzere kapatan So Why Pause? gibi önermelerin günyüzü bulduğu bir kayıttır. İsmiyle bağdaşık bir biçimde dinleyicide zihinsel bir idman gerçekleştirmesine vesile olacak kadar yoğun ses tasvirleri, deyim uygunsa canlandırılası görüntüler barındırır.Arms And Sleepers bir yerde rüya müziğini, hayatın anlaşılabilir kaygılarıyla beraber yeniden yorum katma yolunu tercih etmiş bir proje. Manidar bir biçimde üretkenliklerinin dinleyicileriye sıklıkla paylaşma yolunda ilerleyen amatör ruhun devamlılığını sağlayan bir harman projenin müzikal disturunu daha belirgin kılacaktır. Expect Candy şirketinden yayınlanan Matador, bu halleri derleyip toparlayan bir yapı ortaya çıkartacaktır. Fanatik ayrıştırmaların, hayat mücadelesinde unutulup gitmiş pek çok nitelikli şeyin tekrardan zihinlerde canlandırılabilirliğini sağlayabilecek kadar kendinden emin müzikal bir rotanın takip edildiği, dinleyicinin şaşırtılmaya küçük detaylarda yapılan yeni eklemeler ile beraber sağlandığı bir kayıttır Matador. Seslerin daha da belirginleştirildiği, ifadelerin muallaktan kurtulduğu mikro elektronik ambiyans müziği Orly ile kayıt açılır. Dingin havanın bir biçimde devamlılığını sağlayan, spacepop Matador albümün genelinde duyumsayacağımız üzere popüler olanın da iyi bir biçimde işlenildiğinde ortaya nasıl da farklı bir dinlencelik sunulmasına imkan sağladığını belirginleştiren bir örnek olur. Ağ bağlantılarında yer almakta olan David Altobelli’nin çektiği video klibi de tamamlayıcı olarak izlemenizi salık veririz. Parçanın ana metnini de ortaya çıkartmayı başaran kadın erkek vokalinin karşılıklı olarak derdini görünür kılmaya çabaladığı bir aşık atışması hali The Architekt, elektronika ile rock müziğinin kesiştiği tefekkür alanının canlandırılabileceği bir diğer örnek olan Twentynine Palms beş buçuk dakikalık süresi boyunva tavizsiz bir biçimde müziğin doygunluk noktasını ortaya çıkartmayı başaran dört başı mahmur bir kaydı simgeler. Özellikle parçanın ikinci kısmında yer yer Radiohead’in In Rainbows albümünde denemiş olduğu gibi deneysel yüzeylerin akıbetinde hayat yorumlamalarını duyumsayabilmek mümkün. Albümün doruk noktalarından birisini oluşturan, kısa kesitlerin ve sözlerin ilk kez bu kadar fazla anlam kazanabildiği bir parça olan Helvetica sıradadır. Sıradanlığı yıkmaya en alt tonlardan piyano melodisi ile başlayan kurguda anlam bulan her tını bir noktadan sonra şu hengamede yenik düştüğümüz, aciz kaldığımız durumları manidar bir perspektiften ele alan bir yorumu paylaşılır kılar. Bir menkıbe haline dönüşen kişi kendini bilir kıssasının duyurulduğu, elektronik pasajların artık daha da az görünür olduğu The Notwist parantezi Simone, sinematografik kurgunun belki de en hissedilir kısmını oluşturan deneysel elektronika Kino ile Matador albümünün sonuna yaklaşırız. Berrak bir ses hayaleti evrilip çevrilerek bir nihai sonun hazırlığı gerçekleştirilir: Words Are For Sleeping. Geceye yakışan bir müzik tasvirinin nasıl olması gerektiği konusunda altın oranın yakalandığı The Paramour, caz müziği ile egzantrik hiphopun birbirlerine aynalandığı, sonuçta tekilleştirildiği bir yorumla kayıt nihayetlenir. Arms And Sleepers, küçük detayların keşfinin dinleyiciye bırakıldığı, nitelikli bir müzik neşriyatı gerçekleştirmekte. Dönemeçler arasında iletilen her ses ile beraber fark edilmesi elzem, baş uculuğa layık bir grup imgesi ortaya çıkartmakta. Karşı konulamayacak bir biçimde insanın içini kemiren sorulara yanıt bulmak isteyenler, zihni dağıtmaktansa daha fazla meşgale arayanlar için biçilmiş bir zihin jimnastiği Arms And Sleepers müziği. Anlamak, anlam kazandırmak, hayattaki yabancılıklardan, kendi ettiklerimizle yüzleşebilmek ve arınabilmek için biçilmiş rakslar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Dersimi Almış Da Ediyor Ezber – Özgür MUMCU – Birgün
Seyit Rıza’nın Torunu Besime Arı – Oral ÇALIŞLAR – Radikal
Teşekkürler Öymen! – Mithat SANCAR – Taraf
Gereği Yapılmıştır – İçeriden Kumandan – Erkan GOLOĞLU – Radikal
Kalıcı Barış İsteyenlere – Sadık VARER – Özgür Gelecek
Türk Solunda Otorite Kompleksi – Gündüz VASSAF – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Dersim Katliamı: Ağlayacak Ana Kalmamıştı! – Server LAÇİN – Serbest Yazarlar / İşçi Mücadelesi
Kim Soykırım Yapar, Kim Yapmaz? – Barış ÜNLÜ – Radikal 2
“Medenî”lerden “İlkellik Eleştirisi” – Kenar – Kenardan
"Virgül Edebiyat Eleştirisinin Eksik Tarafını Tamamladı" - Mustafa Aslantunalı Röportajı – Bawer ÇAKIR – BiaMag
Sözcükler ve Görüntüler – André BRETON – Surrealism
Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan ve Ömer Kavur - Abdullah TARIK ÇAKIR – Keep Talking
Kompileyşın #14 – íí – 13Melek
Dylan Ettinger – Fruit Bats (Curious Lacunae CS) – Review – Henry
Ahleuchatistas – Of The Body Prone – Review - Mersenne

Arms And Sleepers Official / Myspace
Arms And Sleepers At Blogger
Arms And Sleepers At Twitter
Arms And Sleepers At Youtube
Arms And Sleepers The Motorist EP Eleştirisi – Dream Endless – Limbo Pillow
Arms And Sleepers Matador Album Review – Vivan HUA – Redefine Magazine

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>Info Go-R-Sel
This Old World – Pope Saint Victor (Victor Huckabee)
Pope Saint Victor (Victor Huckabee) Flickr Page &
Good Acts Wanted – Indiebozz
Indiebozz (Roberto Magnanini) Flickr Page

Arms And Sleepers' Photos Courtesy From Below Listed Web Site:
Expect Candy

>>>>>Poemé
Kan Var Bütün Kelimelerin Altında – Cemal SÜREYA

Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay söyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte durup dururken şurda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık bir gün olabilir cumartesi
Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızlaırn göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimeleirin ardında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır bellepin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında

Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde

Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde

Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde

Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Kan var bütün kelimelerin altında
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
İşte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda

Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında

Kaynakça: Epigraf:delft

Kısır Döngünün Dışından Elektronik Sesler: Sublime Porte'den Haber Var


Basic Channel, Chain Reaction külliyatı, Bvdub, Echospace, Joergmueller ve Claro Intelecto gibi özgün prodüksiyonlarıyla beraber dubtechno bağlaçlı müziklere kulak aşinalığınız varsa, İstanbul sahnesinden, lokal müzik yayıncısı Sublime Porte sizleri mutlu mesut edecek bir yayını sunacak.

Cism'den yayınlanmış Harem EP'si ile 2007 yılından bu yana dubtechno seslerinden beslenerek temellendirilen kayıtların altında imzası bulunan Havantepe'nin yeni projesi Derivate'in siftah kaydı Lagrange Points EP 28 Kasım 2009'da Sublime Porte sitesinde dinleyicilere sunulacak.

Geçtiğimiz hafta Deuss Ex Machina'da paylaştığımız Sven Weisemann'ın Xine albümünde olduğu gibi Ambient janrı ile bağdaşık kurgular ihtiva eden, technonun kudretini kulaklara taşıyan hem dans ettirir, hem düşündürür Lagrange Points parçasını Sublime Porte'nin Myspace sayfasından dinleyebilirsiniz.

Yerli elektronik müzik sahnemiz adına heyecan verici, özgün seslerini koruyarak yeni bir şeyler üretenler için uğraşıp didinerek, çatı olmayı sürdüren Sublime Porte net etiketini takip etmenizi salık veririz.

Sublime Porte
Sublime Porte At Myspace
Havantepe At Myspace

Sunday, November 15, 2009

Deuss Ex Machina # 274 - The Big Sleep In Search Of Hades

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_274_--_The Big Sleep In Search Of Hades

09 Kasım 2009 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Album Of The Week: 2562-Unbalance (Tectonic)
>1<-Léo Ferré-Thank You Satan (Barclay)
>2<-Jay Farrar and Benjamin Gibbard-Big Sur (F-Stop/Atlantic)
>3<-Jay Farrar and Benjamin Gibbard-Breath Our Iodine (F-Stop/Atlantic)
>4<-Metavari-Twilight Over Akaishi (Crossroads Of America Records)
>5<-Metavari-Io, Apollo, And The Veil (Crossroads Of America Records)
>>>>>Myspace Keşifleri / Talents From Myspace<<<<<
>6<-BOP-Nothing Makes Any Sense (Med School)
>7<-BOP-Random Thoughts (Med School)
>8<-Harmonia & Eno '76-By The Riverside (Appleblim & Komonazmuk Remix) (Amazing Sounda)
>9<-Antipop Consortium-Volcano (Lavaflow Mix) (Big Dada Recordings)
>10<-2562-Lost (Tectonic)
>11<-2562-Dinosaur (Tectonic)
>12<-Fever Ray-Seven (Martyn's Seventh Mix) (Rabid Records)

The Big Sleep In Search Of Hades (274) – Uzlaşı Fikren Gerekli Görünenleri Anlayabilmek İçin Elzem, Bir Yardımcı. Konuşulanları Bir Biçimde Yargılamadan Edinebilmek İçin, Bir Aracı. Karaşınlığın Ortasında Yeniden Başlangıç Noktasına Dönülmesi İçin Yapılanlar Mı Yolumuzu Düze, Zihnimizi Berraklığa Taşıyacak? Hades’in Kapısını Çalmaktan Usananlar Ayyuka Çıksın!

>>>>>Bildirgeç
Mukabele edilen fikir olgusunun, esastan uzaklara denk düşürülmesine, türlü çeşit karaşınlıkla beraber taçlandırarak gözlerimizin önünde yeniden şekillendirilmesine çabalanıldığı bir eşikteyiz. Sözün çıkış noktasını çok daha önceden belleğimizden silmiştik. Geldiğimiz yeni eşikte oluşturulmaya çabalanan, gedik ve yolların nasıl oluyor ise oluyor dar kapsamlara vehmedildiğini öngörmekteyiz. Şifai çözümlemeler yerini zaman zaman kindarlıkların pejmürdeliğine, lafın düzünün tersinin birbirlerine karıştırıldığı kafa karışıklıkları ile dolu bir yanılgılar evresine duhul ettirilmekte. Pek çoğunda, üzerinde ortak bir yolun bulunmasına çaba sarf edilmesi gerekli olan konuları, bu kısır döngü içerisinde yitirip gittik. Önem atfetmediğimiz, kendi kendiliğinden çözüme ulaşacağını varsayarak zamanın akışına bırakmak dışında kılımızı kıpırdatmadığımız olgularda bu keskinlikler peşimizi bırakmaz hale geldi.

Bir akışın içerisinde olabilirliği istisnai bir biçimde bulunan hadiselerin meydana gelmesime artık enikonu şaşırmaktan da geri durmamamız az da olsa bu sebepten kaynaklanıyor. Sözsüzlüğümüz ile ifratın sınırlarına ulaşıyoruz hızla. Karaşınlık makul! olanı yeniden tanımlandırıyor. Yapılandırılmaya çalışılan her çabanın karşısında mutlak surette oldurulamazlar konduruluyor. İki arada bir derede kalına kalına nerelerde hata yaptığımızı bile bir türlü tartışma zeminine taşıyamıyoruz. Tartışma adabından uzaklaştırlıyoruz. El etek çektiğimizi sadece düşünsel bir geliştirme olanağı değil aynı zamanda geçmişimiz, günümüz ve geleceğimizin topyekün ipotek altına alınması olduğunu bir kere daha belirtmeliyiz. Sözü anlamaya gayret göstermeden, fikire itimat etmeden, dile pelesenk olmuş yanlışa yanlış diyemedikten sonra döne döne kendi etrafımızı kaplayan bir duvarın inşaasına ortak oluyoruz. Harcını görmezlikten geldiğimiz, işitilmez olarak yaftaladığımız, dile getirilmesine bile manidar bir biçimde karşıt olduğumuz sözcükler ile beraber sağlamca harcını kardığımız duvara.Konumlandırma, konuları elden geçirme, zihinlerde bâki kalmış acabalara çözüm yollarını bulamadıktan sonra daha uzunca bir süre varlığını koruyacağına kani olduğumuz duvara.

Derinlemesine bir ayrıştırmanın uzunca süredir üzerinde elbirliğiyle kotarılmasına çabalanan yansımalarını da muhteviyatında barındıran bir duvar. İzahat ve anlaşılırlığın üzerine çekilmiş engellemelerin, kırmızı çizgilerin makul olanın ne demek olduğu konusunda bile tek bir an olsun ardımızı bırakmadığı şüphelerle birleşim noktası oluşturan duvar. Kanıtlanmaya çabalanan ötekilerin elinden, dilinden ne çok çektiğimizi açmaya özen gösteren, bir şekilde bizlerin iyiliği için de yapılandırıldığına biat etmemiz istenen duvar. Kaybettiğimiz zamanın, anlam ve bağlamından koparıp uzaklara taşıdığımız çözümlemelerin, mesnetsiz yargıların, nefret söylemlerinin birbirlerine kavuştuğu duvar. Dört bir yanımızda düşman olduğu savının üzerine daha da korunaklaştırılan, kelimelerin bariz bir biçimde manasızlaştırılmasının müsebbipleri arasında anılabilecek duvar. Yekpare ve tek, yıkılmaz, dönüştürülemez, zamanın gereklerinin karşısında tadil edilemez bir olguyu simgeleştiren duvar.

Yirmi yıl önce devri kapatan Berlin Duvarı'nın yıkılışının bu seneki kutlamaları sırasında insan ister istemez yerkürenin dört bir yanında bina edilmiş görünür / görünmez duvarların varlığı karşısında düşüncelere dalmakta. Birisini yıkmak için verilen mücadelelerin yoğunluğundan, edilen sözcüklerde karşımıza çıkan ortak dilden, izandan bir başkasının yapımı sırasında nasıl da sıradan bir olguymuşçasına karşılanılıp uygun bulunduğunun ikiricikli halleriyle karşılaşılmakta. Yıllar boyunca süregiden açmazların insanoğlu üzerinde hangi etkilerle, böylesi durumların karşısında buna benzer önlemlerle kendini korumaya çabaladığını anlamamıza vesile teşkil eden bir turnusoul kağıdı işlevini sağlamakta. Demokrasinin işlevselliğinde manidar bir biçimde yapılmaya çalışılan müdahalelerin, kimliğinden bağımsız olarak salt insan olarak yaşam sürebilmenin nasıl zorluklara gebe bıraktırıldığını, ilkel ideolojik takdimlerden ve riyakarlıklarla donatılmış baskıların uzağını tahayyül etmekten ıraklaştırıldığını, düşünselliğin pek farklı yüzeylerinde, çoğu zaman iltimas göstermek bir yana giderek ağır cezai müeyyidelere kapı aralatıldığı bir duvar metaforunu ortalığa sermekte. Bir örnekleştirilmiş, zaman uzamında değiştirilip insanın elinde bulunması elzem haklarının unutturulması, baskı altına alınması konusunda bir yardımcı öğe haline dönüştürülen bir imgelem olan duvar.

Hatalardan ve acılardan ders almak yerine aynı kör kuyulara tekrar düşmekte bir beis taşımayanların sürüklemeye devam ettirdikleri, devamlılığını başka başka noktalarda yeniden oluşturmaya gayret ettikleriyle, varlığını sürdüren bir metafor. Takip etmeye çabaladıklarımız artık internet denilegelen bir bilgi ağının içerisinde çeşitli başlıklar altında belleğimiz ile buluşmak için hazır ve nazır bulunmakta. İş ki sözün doğrusunu, yapılanların hatalarını anlamak için çaba sarf etmekte. Birkaç tıklamanın ötesinde, ulaşılabilir bilgiler ipin ucunun çoktan kördüğüm olmuş halini anlamamız için yeterince açık bir kaynağı bütünlemekte. Fikriyatın kıyısından köşesinden bağlantılanmış olan her kaynakçada insanlığımızın utanç verici hallerini okumak mümkün. İsrail'in yıllardır istikrarlı bir biçimde yapımını sürdürdüğü Batı Şeria'nın yaşam damarlarını tıkamaya varacak kadar iç içe katmanlaştırılmış haliyle oluşturduğu duvarın varlığıyla söze başlayabilmek mümkündür. Yaşam sahasının daraltılmasından, adım atılacak alanların bile deyim yerindeyse önceden tespit edilip uygun bulunmuş bir kısıtlıkla şekillendirildiği bir ayrıştırmadır duvar haddızatında. Güvenlik bahanesi ile topluca bir halkın açık hapishanede yaşamaya mahkum edilmeye çalışılmasıdır burada söz konusu olan. Yadsınması gerekli olan bir tarafın diğeri üzerinde kurmaya çalıştığı psikolojik baskının derece derece arttırılmasıdır. Görmek isteyenler için, sorunların çözümlenmesini değil bilakis daha fazla derin ayrılıklara neden olacağı çok belli bir yapıdır. Ezcümle güvenlik duvarı vesair başlıklar altındaki onun tamamlayıcısı olarak adledilmiş uygulamalar bütününün görünen kısmıdır. Aysbergidir.

Duvar imgesinin gerçek hayatta olduğu kadar internet üzerinde de varlığını kanıtlayan bir uzamı olarak zikredebileceğimiz Büyük Çin Ateş Duvar'nı da bu bağlamda örnek olarak paylaşabiliriz. Çin Bilgi İşlem Bakanlığının çatısı altında kurulmuş olan Ateş Duvarı ile sansürün varlığını gözlemleyebilmek bir kere daha mümkün kılınır. Rejimin tehdit olarak gördüğü kelimelerin aranmasından herhangi bir ağ sitesinde yer alan haber yüzünden yine tehdit unsuru olduğu kurumun çizdiği çizginin dışına çıkmış bir makale, yazı veyahutta resmin yer aldığı sitelerin engellenmesinin, en kısasından sansürün resmiyet kazandırılmış halini ortaya çıkartan bir örnektir: Büyük Çin Ateş Duvarı. Birbirlerinden farklı görünse de aslında ortak payda da fikrilerin paylaşılmasından, konuşulur kılınmasından endişe edildiğini ortaya çıkartan bir örnektir bu Batı Şeria'dan başlayarak geliştirilmekte olan Utanç Duvarı gibi.

Kısaca değinebildiğimiz bu iki türün yanında bir görünüp, bir kaybolan duvarların varlığından da bahis açıp ilave cümleler katabiliriz. Yoğun bir biçimde nefreti takdis etme sözkonusu olduğunda aşılmaz duvar imgesini kullanabileceğimiz örnekleri çoğaltabiliriz. Dışlanmışlığı aynı zamanda da ötekisine husumet besletmek için giderek daha fazlaca üzerine oynanan öteki adledilen, herhangi bir sorun sırasında kötü ile ilişkilendirilmekten bir an dahi vazgeçilmeyen bir durum aslında iliştirmeye ve derinleştirmeye çalıştığımız satırlarımız aracılığıyla sunduklarımız. Ürkütücü olan toplumun geniş katmanlarınca da benimsenen bir görüşmüş aldatmacasına sıkı sıkıya bağlar kurulan, birilerinin haklarından layıkıyla geleceğiz derken, yaptıkları vavelya ile neredeyse ortalığı tozu dumana katmaktan başkaca bir amaca hizmet etmeyen bir önyargı zincirlemesi vuku bulmakta. Bu durumu yüzeysel üstünkörü bakışımın, kendisine benzemeyenden öc almasının yeni bir şekli olduğunu da ekleyebiliriz. Ekranlarda birbirlerine geçmiş görüntü karaşınlığının ortasında çıkagelen vurgulamaların, gönderme kisvesi altında yaftalamaların, eksiğimiz kalmış gibi yıllardır üzerine bir hamle gerçekleştirilmemiş olan sorunlara karşı duyarlılık sergilenecek beklentisi içerisindeyken tam tersi köşeye yatırılmaların mahcubiyeti ile bir kere daha karşı karşıya bırakıldık. Dilin ayarının nasıl kaçırıldığını, sözü açılımın gerekliliklerinden nasıl başkaca taraflara çekilebileceğini görmek bile yılın 2009 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda bazı konuları hala aşamadığımızı, oluşturulan görünmez duvarların artık belirginleştirilme vaktinin geldiği sonucuna bir kere daha ulaştığımızı ortaya çıkartmakta. Nasıl olmasın ki?

1937-38 yılları arasında Dersim’de gerçekleştirilen kıyımın şimdilerdeki Kürt açılımının çözüm yollarından bir seçenek olarak kullanılmasını, örnek olarak sunmak ne demektir? İnsanların üzerine günlerce bombaların yağdırıldığı, ülkenin dört bir yanına sürgüne yollandığı, binlercesinin öldürüldüğü kırımın, satır aralarındaki özü barış olan bir açılım dahilinde seslendirilmesinin, üstelik yapısından dolaylı olarak, sıklıkla sosyal demokrasiden bahis açan bir partinin, halkını temsil ettiğini öne sürebilen milletvekilinin demeçleri karşısında ne ilave etmeye çalışsak eksik kalacaktır. Orta yol bulamadan tepelemesine nefret tohumları ile elde edilecek birkaç seçim puanın herhangi bir üstünlük sağlayamayacağı, üstelik ırkçılığın tırmandırılması dışında da bir amacı olmamasına karşın savunulma konusunda yalnız olunmamasıdır can yakıcı olan. Harap edilen duvarların yerine yenilerinin eklenebilirliğinin eskisinden de kolayca olduğunu bir kere daha hatırlatılmasıdır acı olan. Fırsat bulunduğunda nasıl bir iklimin hepimizi beklediğinin ve nasıl dar bakışımın resmi söylem haline dönüştürülebilirliğidir yürek burkan. Kindarlığın görünür hale dönüştürülmesinden sonra 180 derece geriye dönüşlerin ve özürlerin altından sopa gösterilmesidir, zihinleri yorgun düşüren. Sözün berhava edilmesinin, lafazanlığın ve sesi daha fazla çıkanın takdis edilmesidir iş bu raddede düşüncelere daldıran. Duvar karşımızda durmakta. Unutmaktan, dile getirmekten çekindiğimiz müddetçe varlığını korumaya devam edecektir. Notumuzun tamamlayıcısı olarak Ümit Kurt’un kaleme aldığı ve Birikim Dergisinde yayınlanmış 'Hafaza-i Beşer Nisyanla Malûl Mü?' başlıklı makalesini sizlerle paylaşıyoruz.

“Geçmişi tarihsel olarak dile getirmek, o geçmişi ‘gerçekte nasıl olduysa, öyle’ bilmek değildir. Buna karşılık, bir tehlike anında parlayıverdiği konumuyla, bir anıyı ele geçirmek demektir”.
Walter Benjamin

Madem Benjamin’le başladık, onunla devam edelim. Üstad şöyle diyor: “Mücadele etmemiz gereken kişilerin yüzleri maskelidir”. ‘Geçmiş’ fikri ve ‘geçmiş zaman’ kavramı zihnimizde biraz buna benzer bir çağrışım uyandırıyor galiba. Yüzleri maskeli olan kişiler aslında bizleriz, bizim suretimizde cisimleşen ve otantik sahibi “biz” olan geçmişimiz. Çoğu zaman kurtulmak istediğimiz, yüzleşmekten ödümüzün koptuğu, kuytulara terk ettiğimiz; ama bir şekilde dönüp dolaşıp bizi bulan ve iyileşecek yaraları olduğu umudunu taşımak istediğimiz için “bugün” ve “şimdi” olarak kalan geçmiş. Ve onun hemen arkasından gelen ve aynı düşünce trenine binen diğer hayati kavramlar: ‘(tarihle)yüzleşme’, ‘(tarihle)yüzleşme korkusu’, ‘hatırlama’, hatırlamanın yarattığı ‘travma’ ve bu düşünce havzasındaki en sarsıcı kavram; belki de en devrimci pratik ‘hafızanın başkaldırısı’. Bu başkaldırı kendi hikâyesini, kişiliğini, kimliğini, varoluşunu ve köklerini arayanların bir başkaldırısıdır. Bu başkaldırının biricik muhatabı, geçmişi hasıraltı etmek, tarihlerinin zifiri karanlıklarını örtmek ve hafızalarını adeta kefensiz hayaletlere çevirmek isteyenlerdir. Tarihin tahrif edilmiş bu özel yorumuna, geçmişin kamburundan kurtulmak saikiyle her türlü siyasal ve sosyal araçları kullanarak geçmişi hatırlatabilecek her şeyi inkâr etmek, engellemek ve bastırmak stratejisine, resmi ideolojilerin bu en büyük payandasına verilecek hegemonik kodlar ve cevaplar özellikle 1980’lerden sonra “hafıza patlaması”, “hafızanın intikamı”, “hafıza konjonktürü” nosyonlarında ete kemiğe bürünür. Bu her biri engin anlam dünyalarına tekabül eden parolalar, geçmişle hesaplaşmak kavramı ile bütünleşir ve yeknesak hale gelir.

Türkiye’nin geçmişle hesaplaşma konusundaki ürkekliği ve adeta Kafkavari korkularının siyasal ve toplumsal tarihimizin üst üste yığılmış nisyan katmanlarını daha da derinleştirdiğini söylemek mümkün. Nedenleri ve sonuçları üzerinde yeterli derecede kafa yorulmamış, acılarıyla/korkularıyla yüzleşme cesaretini gösterememiş, mağdur bıraktıklarıyla bir diyalog sürecine girmemiş, onlarla karşılaşmaktan imtina etmiş olayların ve dönemlerin kaba bir envanteri bile bize “nisyan katmanları” ile ilgili yeterli fikir veriyor. TC kuruluşuna giden yolu başlangıç noktası olarak alırsak, hiç şüphesiz ilk sıraya “Ermeni Tehciri” diye sunulan olaylar bütününü koymamız gerekir. Bu labirentten ilerlediğimizde, ana durakları “Milli Mücadele/İstiklal Harbi”, “Tek Parti döneminin kurulma sürecindeki hesaplaşmalar”, “İstiklal Mahkemeleri”, “Kürt isyanları ve tenkil-tedip hareketleri”, “6/7 Eylül olayları”, “1 Mayıs 1977”, “Kıbrıs ve Türk Mukavemet Teşkilatı”, “27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbe ve rejimleri”, “ülkücülerin istihdam edildiği gayri nizami operasyonlar”, “Sivas katliamı”, “28 Şubat süreci”, “1984’ten günümüze Güneydoğu’daki gayri nizami harp” (Mithat Sancar, Geçmişle Hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne, İletişim Yayınları, 2007, s. 255-6) olan uzun bir güzergâh çıkıyor karşımıza. Bu bağlamda kalkış noktamız siyasal toplumumuzu ve vatandaşı olduğumuz devleti “geçmişle hesaplaşma” ile ilişkilendirirken, böyle bir ilişkilendirmenin bam telini hatırlama ve hesaplaşmanın neden gerekli olduğu, nasıl bir işlev gördüğü, hangi yordamlarla yapılabileceği, hangi yöntemlerin hangi tarihsel şartlar altında ne gibi sonuçlar doğurabileceği ve bu sonuçlarla nasıl mücadele edilebilineceği gibi konular üzerine yoğunlaşmak olmalı.

Yukarıdaki anlatılanlardan mürekkep bu süreci “negatif bir geçmiş” olarak isimlendirebiliriz. Buradaki negatiflik paradoksal gibi gözükse de esas itibariyle geçmişle kurulacak ilişki unutma ve bastırma üzerinden değil; aksine hatırlama ve hesaplaşma kavramlarıyla özdeşleşiyor. Radikal, dönüştürücü ve hukuksal bir iç sorgulamayı gerektiren böyle bir geçmişle hesaplaşma perspektifi “hedefi belirlenmiş bir muhasebe iradesini dışa vurur” (Mithat Sancar, Geçmişle Hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne, İletişim Yayınları, 2007, s.30). Bu yaklaşıma göre, geçmişle hesaplaşmayı insan hakları, demokrasi ve hukuku devleti ilkelerine dayanan bir siyasal kültür ve sistem inşa etmek ve daha da önemlisi toplumsal barışı tesis etmeye yönelik ‘demokratik bir proje’ olarak görmek gerekir.

Bu bağlamda şiddet, baskı, haksızlık ve acı birikimleriyle yüzlememiş ve hesaplaşmamış olmak, günümüze toplumsal kutuplaşmanın daha da derinleşmesine, hukukdışılığın bir norm haline gelmesine, öfke, nefret ve linç kültürünün yerleşik hale gelmesine yol açıyor. Bu durumun izdüşümlerini Türkiye’nin siyasal ve toplumsal tarihine geriye dönüp bakarak görmek mümkün. Bu nedenle, Türkiye’nin hiç vakit kaybetmeden “hatırlama kültürü” üzerine payandalandırılan bir geçmiş politikasına ve bu geçmişte yaşanmış tüm zülüm ve haksızlıkların cezasız kalmamasını sağlayacak bir geçmişle hesaplaşma sürecine girmesi gerekiyor. Bundan kaçınmak, bunu ertelemek unutulanın, unutturulanın ve en nihayetinde bastırılanın sadece ve sadece tahrip gücü daha yüksek bir biçimde geri gelmesini sağlar. Toplumsal/kolektif hafızası bastırma ve unutma ile şamil olan Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesinin ve hesaplaşmasının sağlanabilmesi adına yapılması gerekenlerin en başında resmi ideolojinin, onun bütün aktörleri ve araçlarının; bu unutma ve bastırma eğiliminin ürettiği rıza mekanizmasını meydana getiren toplumsal ilişkilerin bütün boyutlarıyla sorgulanması elzem. Bu sorgulama aynı zamanda yeni bir toplumsal demokratikleşme projesinin ve medenileşme sürecinin de fitilini ateşleyecektir. Ancak şunu unutmamak gerekir ki: Türkiye’de böyle kapsamlı bir geçmişle hesaplaşma sürecinin uç vermesi güçlü bir toplumsal talep ve demokratik bir siyasal irade gerektirir.

Türkiye’nin geçmişle ilişkisinin tarihine egemen olan Tanıl Bora’nın deyimiyle “nisyan katmanları”nın harcını “unutma” ve “bastırma” (hem de devlet eliyle) oluşturur. Nisyan kültürüne karşı hatırlama kültürünün ve geçmişle hesaplaşma politikasının hayati gerekliliğini tartışmak tüm vicdanlara bir çağrı; sorumlu, olgun ve etik bir birey olmak adına Kantçı bir çaba ve son kertede Türkiye’de toplumsal demokratikleşme ve bir arada yaşama iradesinin tohumlarının atılması ve yeni nisyan katmanlarının önüne geçilmesi açısından onurlu bir başlangıçtır. Böyle etik-vicdani bir çaba ve irade toplumun normalleşmesi, geçmişiyle yüzleşmeyi bastıran ve bunu meşrulaştıran baskıcı ve kıyıcı rejimlerin meşruiyetlerinin sorgulanması adına da insani bir girişimdir. Buradan hareketle, bu başlangıç egemen iktidar ilişkilerini, kapsayıcı bir doktrinisazyon süreciyle içselleştirilmiş resmi ideolojiyi ve toplumsal ilişkilerin altında yatan algı, çıkar ve beklentilerin yerini ve ağırlığını sorgulamayı içeriyor.

Ve bitiriyoruz. Murat Belge’nin deyimiyle Türk(iye) toplumunun kurucu ideolojisi olan, geçmişle yüzleşme zaafımızın yegâne müsebbibi ve belki de geçmişe dair travmatik korkularımızın en korunaklı barınağı, bu kör milliyetçiliğin salyalarını her yere akıttığı, ruhumuzu ve zihnimizi çölleştirdiği şu günlerde geçmişimizle yüzleşmeye ve hesaplaşmaya; “nisyan katmanları”nı eritmeye her şeyden çok ihtiyacımız var. (22.02.2009)Yarısında bırakılmış olan onlarca cümleyi nasıl toparlayacağız? Birbirinden uzakta konumlandırılmış hemen hepsi aynı ortak dertlerden mürekkep kelime öbeğinin altında kalanlarla yüzleşebilecek miyiz? Yoksa beklentilerimizi bir sonraki bahara mı bırakacağız? Pek çok defasında da olduğu gibi. Yine yeni ve yeniden. Tamamına erdirilmiş her bir cümle aslında hayat yolunda almaya başladığımız mesafelerin görünür kılınmasını sağlar. Bir yerde kronolojik olarak sıralanmış bir hayat güncesidir. Dert ve keder olduğu kadar sevinçlerinde yer bulduğu bir bileşkedir aynı zamanda. Kullanılan yöntemlerle beraber kişiye özgün olabileceği gibi herkesi de kapsayabilecek yönler keşfedilebilir. Yazılanların birbirleri ile oluşturdukları yapıda anlatılmak istenenin ufak da olsa bir kısmı su yüzüne çıkartılır. Takdim edilen, taklit edilip bir örnekleştirilenin yanında taze bir önermeyi de barındırır. Her ne kadar yarıda kalmış görünse de aslolan noktaların nerelere iliştirilmesi gerekliliğinin hatırlardan çıkartılmaması gerekliliğidir. Günler akıp gittikçe biriktirmeye başladıklarımız, başkalarının bakışımlarında ne kadar yer edinecektir? Eklenen sözler düşüncenin özünde neleri önemsediğimizi, yansıtmak istediklerinizi son derece iyi bir biçimde sunacaktır. Giderek grileşen bir iklimde varolmasına özlem duyulan şifai çözümlemeler de ha keza. Pekala gündelikliğin getirip bıraktığı noktalarda düşünmeden karar almaları aşabilmemiz için gereksinim duyabileceğimiz nefeslik molalar bu cümle dizininde yer almakta. Yol uzun, dert çok hangisine yanayım diyeceğimize mümkün mertebe söze kavuşturup, içeriğini tamama erdirebildiğimiz her cümle ilerisini görebilmemiz için bir yol sağlayacaktır. Kendiliğinden bir gelişim olamayacağının, hakkın temininin öylesine bir boşvermişlik ile söz konusu olmayacağının da hemen hepimizin zihninde belirgin olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda cümlelerin önemi daha fazlaca belirginleşmekte. Gündem maddelerinden, kulak aşinalığına sahip olduğumuz epey fazlaca müzisyenin okunası müziklerine dair kaynakçalara ulaşmamızı sağlamış, fikri genişletmelerde hakkını anmadan geçilmemesi gerekli olduğunu düşündüğümüz sarardıkça güzelleşen müzik kültürü dergisi Roll, içinde bulunduğumuz Kasım ayında vedasını okurlarıyla paylaştı. 144. sayfasıyla toplamda ise 150 sayılık bir külliyat içerisinde sunduklarıyla beraber yarıda bırakılmış nice cümlemizi toparlamamıza imkan sunmuş bir derginin vediasında da bizlere sunduklarının önemini bir kere sizlerle paylaşmalıyız. Deuss Ex Machina’nın müziği bağsız ve bağlantısız üretimlerden derlenerek şekillendirdiği yapısının harcında kattıklarından dolayı bir şükran borcunu herşeyden önce okurları olarak iletmeliyiz. Yıllardır sundukları çözümlemelerin, müzik denilince akla gelenin sadece tüketilip unutulan bir fon tamamlayıcısı olmadığını bizlere bir kere daha hatırlattıkları için. Sararan her yaprakta, alternatif sesler ile yerlü üretimleri dahası pek çoğu gözümüzün önünde bulunmasına karşı anaakım medya tarafından paylaşılmamış nice ses emektarını görünür kıldıkları için minnettarlığımızı paylaşmalıyız. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Dinamo 103.8’de canlı olarak yayınlanmış olan Deuss Ex Machina dahilinde yukarıda kısaca değinmeye gayret gösterdiğimiz, Roll dergisinin çağrıştırdıklarının üzerine kelamlarla donatmaya gayret ettiğimiz bir bölümü ardımızda bıraktır. Ne çok yarım, devrik cümleyle imtihanımız olacağını bir an olsun unutmadan, müziğin kulaklarımıza sunduklarını çeşitlendirmeye devam ettik. Bu bağlamda elektronik dans müziğinin sacayakları arasında yer alan techno ve dub müziklerinin izleri üzerinde şekillendirdiği, alameti farikası haline dönüşen melodik kurgulamalarıyla dubstep müziğinin vitrinini oluşturan projelerin altına imzasını atmış Dave Huismans’ın 2562 projesini ikinci uzunçaları olan Unbalance’ın rehberliğinde sizlerle paylaşıyoruz.Detroit Techno, Belleville Üçlüsü olarak da anılan Juan Atkins, Kevin Saunderson ve Derrick May tarafından simyasının oluşturulduğu bir müzikal izlek. 70’li yılların deneysel akademik elektornik seslerinden, şehrin müzikal kapsamını geliştirmiş soul, rhythm & blues ve ağırlıklı olarak da funk öğelerinin çatısı olagelmiş Motown Records’a, Kraftwerk gibi günümüz müziğinin yaşayan efsaneleri arasında rahatlıkla anabileceğimiz, ürettikleri albümleriyle elektronik müziğin rahatça ulaşılabilirliğini sağlamış grubun müziklerinden esintiler ihtiva eden bir bileşke detroit techno’nun ilk dönemini oluşturur. Dozu kararında ayarlanmış sert ritimlerin tekrarlarında ilintilenmiş olan robotik seslerin, endüstriyel tınılarla düzenlemelerinin hayat bulduğu bir makina müziğidir. Referans noktası olarak alınan ses öğelerinin kimi parçalarda daha fazla ön plana çekilebildiği, katmanları arasına iliştirilmiş bağlaçların varlıklarıyla beraber salt bir dans müziği rutinin dışını da belirginleştirilmesine ihtimam gösterilmiş bir tür. underground müziklere özgün bir şekilde uzunca bir süre neredeyse sınırlı sayıdaki plak kayıtları içerisinde varlığını sürdürmüş, daha sonraki evrelerinde karşımıza çıkan Underground Resistance kollektifleri gibi anonim kimlikleri altında paylaştıkları kayıtlarla beraber aşina olunmamış techno müziğinin hudutlarının genişletildiği örneklerden de dem vurabiliriz. Kollektif kimlik müziğin bir ticari meta olmasının dışında dinlenilmesi için özel bir çabanın gerekliliğini taşıyan, edinilen her bir kayıt aracılığıyla, içeriğin üreticinin hayal gücünün sınırsızlığında şeklini bulduğu bir müzikal disiplinde alternatiflerin de yapılandırılmasını kolaylaştırır. Ses tek bir kanaldan ilerletilmektense oldukça derinleştirilen kurgulama biçimlerinin günyüzü bulduğu kayıtlar bu anonim üreticilerin ellerinde şekillendirilir. Yönü belirginleştirilen müzik zamanla, minimalden, endüstriyele ve elektroya, idmden, dubtronicaya kadar değişken formlarda arz edilen alt dallara ulaştırılır.

Dave Huismans’ın 2562’ya uzanan seyrüseferinin başlangıcında da techno’nun Avrupa’yı etkisi altına aldığı doksanlı yılların başlangıcında üretilen örnekler ilk elden karşımıza çıkar. Quadrophonia, Joey Beltram, Speedy J, Rene & Gaston, Fierce Rullin' Diva gibi dönem içerisinde yayınladıkları kayıtlarıyla nam salmış üreticilerin dinleyicisi olarak Huismans’ın elektronik müzik ile yolu kesişecektir. Resident Advisor’a vermiş olduğu röportajda da değindiği üzere zamanla detroit technoya, Clone Records ve Rush Hour gibi Hollanda’nın öncül elektronik dans müziği etiketlerinin çalışmalarına kadar ilerletilen bir keşfetme ve özümseme dönemini ardında bırakacaktır. Detroit technonun yanına, drum and bass ve idm gibi yeni önermeler ihtiva eden müzikal türlerin eklenmesiyle beraber Huismans’ın daha sonra kayıtlarında karşılaşacağımız müziğinin bileşkesinin çıkış noktalarını belirginleştirebilmek mümkün olacaktır. Bu birikim bir sonraki evresini djlik kariyeri ve zamanla müziğini oluşturmasına zemin sağlayacak olan bilgisayar ve yazılım edinimi ve öğrenimi süreçleriyle geçilecektir. Havasından mıdır suyundan mıdır yoksa bize sundukları nitelikli müzik cevherleriyle gönlümüzde apayrı yeri bulunan Bristol’ün dubstep türünde isminin anılmasını sağlayan Rob Ellis a.k.a DJ Pinch’in Tectonic Recordings etiketinden yayınlanan Channel Two / Circulate kırkbeşliği 2562’nun ulaşılabilir ilk örneğini oluşturacaktır.Horsepower Produtcions, Loefah, Digital Mystikz, D1, Hatcha gibi dubstepin İngiltere’de fitilini tutuşturmuş grup ve sanatçıların çalışmalarının uzağında olmayan bir örneğini tanımlandıran Channel Two kırkbeşliğin a yüzünü oluşturur. Teknoesk kurgunun aksak ritmler deryasına transfer edildiği örneğin katmanlarında oldukça minimalist bir yaklaşım sergilenmesine karşın dinleyen tarafında olan eski dinleyiciler için önemli kısa geçişlerin yer aldığı bir epik kurgu ortaya çıkartır, Huismans. Basic Channel, Maurizio gibi dub techno’nun yapısını belirginleştirmiş projelerin izlerinin üzerinde ilerleyen Circulate dans ettirir kurgusu ile beraber nitelikli bir üreticinin daha elektronik müzik sahnesinde ismini duyurmasını sağlayacaktır. 2007 yılının Ekim ayında yayınlanan ikinci kırkbeşlik Kameleon / Channel One bir önceki müzikal girizgahın devamlılığını sağlayacak, öte yandan da Huismans’ın ilintilemeye gayret gösterdiği ses harmanına dair yeterli bir bütünlüğü ortaya çıkartacaktır. Vurmalılar üzerine bindirilmiş olan endüstriyel kesitlerin Detroit technosu ile dubstepi birbirlerine yakınlaştırdığı Kameleon, Benga’nın debut albümü olan Diary Of An Afro Warrior’ın kapsadığı seslerle yakınlık barındıran bir kurgunun hayat bulduğu Channel One ile nihayetinde debut albüm Aerial’a ulaşırız. Tectonic Recordings etiketinden yayınlanan kayıt dahilinde techno ile dubın birleşimlerini, Güney Londra’ya özgü bir disiplin olarak kimi kaynaklarda yer edinmiş olan dubstepin genişletilebileceği sınırları belirginleştirme gayesiyle yola çıkılmış bir albüm olduğunu ilk elden iletebiliriz. 2562 mahlası altında sunulan tüm yapımlarda olduğu gibi technonun zaman tünelinden apartılmış geçişlerini de, dubstepin iflah olmaz deneyselliğini de yeterince verimli bir biçimde sunulduğu bir kayıt olur Aerial.

Bir şekilde çevirmenlik vazifesi gösterir. Dar bir alanda ve sadece sınırlı bir kitleye hitap etmektense olabildiğince çok dinleyiciyi dusbtep disiplini üzerinde meraklandıracak yetkinlikte vurguların ortaya çıkartıldığı bir çalışmadır Aerial. Dijital dub ile egzantrik ambient yansılarının birleştirildiğinde çıkan sesin karşılığını oluşturan Redux ile albüm açılır. Yer yer sinematografik ambient öğeleriyle geri beslemesi yapılan parçada oldukça dingin bir başlangıcın sağlandığını da belirtebiliriz. Yüksek ekolu basların, Dominik Eulberg gibi doğa seslerinin peşinde koşturan minimal technocuların sıklıkla el altında tuttukları bileşenler ile buluşturulduğu, ilerlediği her saniye boyunca gelişmeye devam eden bir tını hüzmesinin ortaya çıkartıldığı Morvern, isimsiz dubplatelerde yayınlandığı günden bu yana dub ile technonun birbirlerine uygunluğunun takdim edildiği Moog Dub gibi parçalarla albümdeki sesler arası serüven devam eder. Albümün doruk noktası olarak kısaca tanımlayabileceğimiz Techno Dread Berlin ile Croydon arasında bağın kuvvetli özgün yansımasını gösterir bir şarkıdır. Döngülerin sürüklediği parça dubstepin endüstriyel yüzeyleriyle de son derece uyumlu bir dinlenceliği sağlar. Greyscale’de bu havanın daha somut bir biçimde Basic Channel, Rhythm & Sound eksenine uyarlandığı bir düzenleme olarak, 2562’nun nev-i şahsına münhasır kurgusunun tescilli örneklerinden bir diğeri olarak kayıtta yerini alır. Albümün kapanışında yer alan The Times bütün bu disiplinler arası geçişkenliklerin özünü ortaya çıkartan bir kurguya ev sahipliği yapar.2562’nun ikinci albümü olan Unbalance 2 Kasım tarihinde Tectonic Recordings etiketiyle dinleyicilere sunulur. Aerial albümünün açmış olduğu müzikal yolun bir sonraki durağını temsil eden Unbalance, dubstepin dönüştürülebilirliği üzerine de bir manifesto kabilinden değerlendirilebilecek detaylarla ortaya çıkartılmış bir bütünlüğe sahiptir. Dans müziğinin birbirine benzeşen kurgularının ötesinde, var edilmiş her sesle beraber daha farklı bir dinlenceliği ortaya çıkartan, rutine düşülemeyecek kadar fazlaca seçeneğin sunulduğu bir müzik türünün kapsadığı alana dahil edilmiş seslerle 2562 yeni dönemeçleri belirginleştirmeyi başarır. Geliştirmeye devam ettiği ses kolajında bir yanıyla geçmişi öte yanıyla da geleceğin müziğini duyumsayabilmek mümkün olur. Üstelik bunu sadece bir albüm bedeli karşılığında herkesle paylaşır. Flashback aksak ritmlerin Detroit techno kuşaklarının üreticilerinin sıklıkla kullanageldikleri partistyonlarının paralelinde bir bakışı ortaya çıkarttığı kurgu ile albüm açılır. Yitirilen zamana dair gidip geri gelen vokal kesidinin suretinde bir sorgunun gerçekleştirildiği Lost bir bakıma Burial gibi kısa kesitleri birleştirdiğinizde kendinize özgü bir resmi oluşturmanıza imkan sunan üreticinin sunduklarıyla beraber rahatlıkla dinlenebilecek bir odağı temsil eder. Vurgular endüstriyellik ile takdis edilmişse de bir noktadan sonra yazının en başından bu yana değindiğimiz yeni müziğin illa ki kalıpların dışına çıkacağız derken derbeder bir hale büründürülmemesine önemli bir örnek olur Lost.

Flying Lotus, Samiyam, Hudson Mohawke gibi rap ile akıllı dans müziği motiflerinden farklı alaşımlar yakalamaya gayret eden üreticileri takip edenler için biçilmiş kaftanlardan birisini oluşturan Dinosaur, kuvvetle muhtemel sıkı bir “battle” parçası olma yolunda ilerlemekte. Albüm ile aynı adı taşıyan dub techno özünde deneyselliğin ortalığa salındığı, sonik seslerle derinliğinin arttırıldığı Unbalance, akıllı dans müziğinin seceresine rahatlıkla dahil edilebilecek kadar eklektik yapısıyla beraber giderek farklılaşan bir 2562 kurgusunu dinlemeye devam ederiz. Kullanılan sesler artık enikonu sertleştirilmiş vurgularla kulaklara misafir olur. Bunun bir yansıması olan Who Are You Fooling?, Cabo San Roque’nin Luciano’ya teslim ettiği Calypso parçasının ağırlaştırılmış bir halini de çağrıştırır. Techno odağına bir adım daha fazla yaklaşıldığı, çevik bir manevra ile acid house’a da göndermelerin bulunduğu albümden yayınlanmış olan ilk kırkbeşlik olan Love In Outer Space ile finale ulaşırız. Tekil katmanların birbiri ardına sahne aldığı, elektronik dans müziği külliyatı içerisinde de kendine has bir yer edinebileceğinin şimdiden garantisini verebileceğimiz, ambient techno Escape Velocity 2562’nun müzikal değişimler peşinde koşmaya devam edeceğinin kanıtını oluşturmakta. Dave Huismans, burada yer veremediğimiz A Made Of Sound projesiyle gerekse de 2562 mahlasıyla yayınladığı kayıtlarda elektronik seslerden genişçe bir resim oluşturmayı başarmakta. Yukarıda bahsi açılmış disiplinlere kulak aşinalığı bulunanların ısrarla edinmelerini son söz kabilinden paylaşabiliriz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hafaza-i Beşer Nisyanla Malûl Mü? – Ümit KURT – Birikim Dergisi
Dersim Katliamı ve CHP’nin Vicdanı – Leyla İPEKÇİ – Taraf
Kürtlere Vuralım – Nazım ALPMAN – Birgün
38 – Dersim Katliamı Belgeseli – Çayan DEMİREL
Genel Bakış – Seviyesiz – Seviyesiz Siyaset
Baklayı Çıkarmak – Kaçakkova – Serbest Yazarlar
Şiddeti Fark Etmeyen Toplum – Orhan TEKELİOĞLU – Radikal 2
Gerçek Sosyalizme Bir Şans Daha - Slavoj Žižek – Radikal
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Değerlendirilesi Güncel Makale ve Yazılar
Onurun Yüzü – Karin KARAKAŞLI – Radikal 2
Benim Kalemim Var... – Cahit AKIN – Kaynağım İnsan
Gençliğimizi Roll’dun Gittin – Dolphinished Monkey Business – Alter[ed] native
Grischa Lichtenberger – Unubium / ~Treibgut EP Kritiği – Okan AYDIN – Fasitdaire
Roedelius - Works (1965 – 2005) – Nolan MICRON – Castles In Space
Kraftwerk: In Praise Of Electronic Beatles – Alan McGee – The Guardian / Music

2562 / A Made Up Sound Official At Myspace
2562 Dubstep In The Arena Interview – John Citizen – Resident Advisor
2562 RBMA Interview – Video At Vimeo
2562 Fact Mix # 81 At Fact Magazine
2562 Unbalance Album Review At Bass Music
Léo Ferré Official
Léo Ferré At Wikipedia
En Uzlaşmaz Fransız: Léo Ferré – Donat BAYER – Radikal 2
Jay Farrar Official
Ben Gibbard At Wikipedia
Jay Farrar and Benjamin Gibbard Official One Fast Move Or I’m Gone
Jay Farrar and Benjamin Gibbard Interview – Mike Ragogna – The Huffington Post
Metavari Official
Metavari At Myspace
Crossroads Of America Records Official
BOP Official
BOP At Myspace
BOP At Med School
BOP Cast On Hospital Records Podcast Via I-Tunes
Harmonia & Eno‘76 – Tracks & Traces Album Review At The Big Takeover
Roedelius / Cluster Harmonia At Myspace
Harmonia & Eno ’76 At RCRD.LBL
Harmonia & Eno ’76 Remixes Critic On Kompakt.FM
Antipop Consortium At Myspace
Antipop Consortium At Big Dada Recordings
Antipop Consortium - Flourescent Black Albüm Eleştirisi – Sühan GÜRER – Dinleme Parkı
Fever Ray Official
Fever Ray At Myspace
Martyn / 3024 Official
Martyn At Myspace

Enternasyonel Gürül/(tü)Gürül Çağlama Clicks,Cuts,Micro,Id,Neo Galactica,Space Tunes, Indie,Mini-m@l,Textart,64 Bit Konvasiyonel Techno Musikileri-Esenlikle Dinleyiniz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – makina10.45[nospam]gmail[dot]com – Makina
Her Pazartesi Gecesi 22:00 -23:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Dale Grimshaw – Annar_50 - Jonathan Darby – Annar_50
Generation Undone / Jonathan Darby Exibition Informative
Annar_50’s Flickr Page

2562 Photos Courtesy From Below Listed Web Sites:
D - S - P -

>>>>>Poemé
Yüzde Yüz/süzlük Yeni Bir Yüz Artık – Yılmaz ODABAŞI

"götürür
uykulu atları onları
çarmıhlar çıkmazına
"
-Lorca-

(artıktık artık):

uğultuların artığıyız be çocuk
spermlerin, rahim kanlarının, eski dolunayların
kesilip yakılmış yapanıl ağaçların, susan dağların
aldatılmış avuntuların, kirli lavaboların, anlaşılır günahların
ezberlerin, "ilk"lerin, dinmeyen şehvetlerin
ve kimsesiz özlemlerin, tanıdık kederlerin, zalim yenilgilerin
apansız sevinçlerin, gündelik zaferlerin;

-zaferler tiner gibi uçucu, yenilgiler kalıcıdır...-
*
bayat yenilgilerle
tükürülmüş hayatların gündüzlerinde
ve miyop gözlerinde, yorgun gölgelerinde
artık
artıkların da artığıyız biz
geceleri bir yıldız ansızın kayarken gökte
düşün ki milatların tortusuyuz biz...
*
daha yorulur günler, güller anısı, dikeni kalplerimizde
hasretim tabutunu da taşır
kaç bahar vurulur hırslı, telaşlı günlerimizde?

bakabilsek utanacak, duyabilsek ağlayacaktık
ne upuzun yaşayacak cesaretimiz
ne an'lara, günlere iz bırakacak sabrımız kaldı
herkes geldi ve gitti
vicdanlarımızda yalan yanlış nice iz kaldı...
*
çok inançlar: kutsayıp tapınışlar
yok! yok inançlar: tükenerek, savrularak kalışlar!
çok aşklar : yok aşklar...
*
yüzde yüz/süzlük yeni bir yüz
artık
tükürülmüş
hayatların
gündüzlerinde
böyle
savrulacaktık!

karaya
vurmuş
yaralı
martılar
gibi
yalnız
yaşayacaktık!
*
yaşayıp
yaşamdan
çok
şey
umarak
yetişkinler ormanında kaybolacaktık!

kaybolacaktık
kaybolmakta yeni bir yol var sanarak...
*
iradesiz iştahlarımızla
vicdanlar emzirip günleri avutacaktık
sanal aşklar, nankör şehvetler arasında
ağrıyarak körleşen duyularımızla
buruşturup yılları anısız kalacaktık...

hayatlarımıza hükmeden dişliler arasında
günlerimizi ihanetle kutsayıp
özgürlüklerimizi domates gibi satacaktık

artıktık
artık
satacaktık... satacaktık!
*
saman balyaları gibi oturup yılların sofrasında
ağrılarla uyuyup çağrılarla uyanarak
zaaflarımızla kol kola dolaşacaktık
1+1+1=0
artık yeni artıklar olacaktık