Sunday, April 25, 2010

Deuss Ex Machina # 297 - Amser Yw'r Tân Yn Pa Rydym Llosgi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_297_--_Amser Yw'r Tân Yn Pa Rydym Llosgi

19 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Dead Western-The Farthest Sea (Discorporate Records)
>2<-Sam Amidon-Rain And Snow (Bedroom Community)
>3<-Sam Amidon-Relief (Bedroom Community)
>4<-Tunng-The Roadside (Full Time Hobby)
>5<-Tunng-Don’t Look Down Or Back (Full Time Hobby)
>6<-Inlets-Great Exit Lights (2 Syllable Records)
>7<-Inlets-Bells And Whistles (2 Syllable Records)
>8<-Kammerflimmer Kollektief-Time Is The Fire In Which We Burn (Staubgold)
>9<-Kammerflimmer Kollektief-Rotwelsch (Staubgold)
>10<-Senbeï-Heal (Banzaï Lab)
>11<-Senbeï-Fanny's Kitchen (Banzaï Lab)
>12<-DJ Tutan-Fool (MP3 / Bağımsız Yayın)
>13<-Zeki Müren-Mektup (DJ Tutan Light Mix) (MP3 / Bağımsız Yayın)

Download Episode # 297 İndir

Amser Yw'r Tân Yn Pa Rydym Llosgi (297) – Gözlerinde Birikmiş Olan Korku Duvarlarının Yansıttıkları. Ne Kadarına Tahammül Göstermek İstersen De Eninde Sonunda Dış Kapının En Dış Mandalı Olduğunu İdrak Ettirir. Yorumsuz Kalmak, Gördüklerini Kendine Saklamak, Zamanın Yakıcılığı Karşısında Tükenmeyi Beklemekten Gayrı Bir Seçeneğiniz Yoktur. Belki Olmayacaktır Hiç Bir Zaman Bir Kere Daha. Ama Barış Hemen Şimdi!, Unutuşlar Bir Daha Asla!, Yalnızlıklar Sonsuzluklar Mezarlığına Gömülecek Diyebilmek İçin Hangi Uyarının Nereden Gelmesini İsitifimizi Bozmandan Bekleyeceğiz? Ümitvâr Olabilmek İçin Nereden Başlamamız Gerektiğini Bir Kere Daha Düşünelim? [Kifayetsiz Terennümler Dosdoğru Kara Deliğe Ulaştırıyor. Sayfa 9-15)

>>>>>Bildirgeç
23,5 Nisan – Hrant DİNK
Sancılı on yıllardan çıkmış ulusun tarihinde çok önemli bir akgündür 23 Nisan. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” düsturunun meclis salonuna perçinlendiği gündür. Ve böyle bir günün “yaşam” denilen çocuğa ve geleceğe akıtılan mirasıdır. Türk Ulusu’nun belki de en akıllıca yaptığı öngörünün tarihidir. “Gelecek” ve “çocuk” ne de güzel buluşturulmuştur öyle. Ve de ne ustaca bir değerlendirmedir yıllar sonra 23 Nisan’ı sadece Türkiye ile sınırlı tutmayıp bütün dünyanın çocuklarıyla paylaşma düşüncesi. Türk çocuklarına da dünya çocuklarına da kutlu olsun.

Yeryüzünün dört bir yanına “savrulmuş” Ermeni Ulusu’nun tarihinde çok önemli bir karagündür 24 Nisan. Üç-beş Ermeni yan yana gelmeye görsünler. Alırlar ellerine pankartları dökülürler sokaklara hemen. Nedir bütün bunların sebebi, niçin yollara düşer bu insanlar 24 Nisan’da? Tarih, 24 Nisan 1915′in şafak vakti. Özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker alınırlar evlerinden. Götürülürler… ve bir daha da geri dönmezler. İşte, birkaç gün sonra bütün Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde gerçekleştirilen “Tarihsel Ermeni Dramı”nın başlangıcıdır bu tarih.

Kim nasıl anlayabilir bunu bilemiyorum, ama hem Ermeni olmak, hem Türkiyeli; hem 23 Nisan’ı yaşamak bütün coşkusuyla ve ertesi günün bir parçası olmak bütün hüznüyle. Kaç insan bu ikilemi yaşıyordur şu yeryüzünde? Ne anlaması kolay ne de anlatması.

Dilerim kimse de yaşamasın bu ikilemi bir daha. 23 Nisan nasıl daha bir coşkuyla yaşanır? 24 Nisan nasıl hafızalardan sildirilir? Bütün bunlar çözümsüz sorular değil aslında. 23 Nisan bütün çocukların olacaksa eğer ben derim Ermenistanlı çocukların da olsun bir biçimiyle. Çağırın onları da bu kutlamalara. Barıştırın çocukları birbirleriyle, tanıştırın. Sadece 23 Nisan da olmasın 24 Nisan’ı da katın içine. Daha da uzasın o günler, bütün nisanı katın, bütün baharı katın. Hadi siz beceremiyorsunuz diyelim, varolan kinler engel buna. Bırakın bari dünyayı çocuklara, onlar bu işi halleder, yeter ki engel olmayın siz.

Bir başka severim 23 Nisan’ları. Hem, bizim de hanımla evlendiğimiz gündür aynı zamanda. Gerdeğe girişimiz de 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan geceye rastlar. İlk çocuğumuza can verdiğimiz andır o. Ne 23 ne de 24 Nisan. 23,5 Nisan’dır belki de o an.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
23,5 Nisan – Hrant DİNK – Agos / Bianet
24 Nisan Ve Anlatılamayanı Anlatma Çabası – Rober KOPTAŞ – Agos / Biamag
İstanbul’lu Ermeni Aydınları Ne Oldular? – Oral ÇALIŞLAR – Radikal
24 Nisan Ve Onur – Vilma KUYUMCUYAN – Hertaraf – Taraf
Sözlü Tarihte 1915 Gerçeği – Ayşe HÜR – Tarih Defteri – Taraf
Taksim'de 1915 Olaylarına Anma Töreni – Ntvmsnbc
Özür Meselesi Ve Ruh Halimiz – Fatih ALTAYLI – Habertürk
Ahmet Türk’e Atılan Yumruk – Yasin CEYLAN – Radikal 2
Vazgeçilmez Liderler – Gündüz VASSAF – Radikal
Marksistsiz Marksizm – Ali ŞİMŞEK – Birgün
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
İmece Usulü Tecavüz.. – Delininbiri – Bir Deliden Nağmeler
Devlete Karşı Devlet Olmak – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Ulusal Özdil Vakası – Ragıp DURAN – Apoletli Medya
Yedi Benlik - Halil CİBRAN – Feelozof
Emek Bizim! İstanbul Bizim! – Kürşad KAHRAMANOĞLU – Birgün
İKSV’nin Plastik Lale Ödülleri Sahiplerini Buldu! – Emek Sineması Yeniden
Bu Duvarlar Biz Eserlerimizi Asalım Diye – Pınar İLKİZ – Futuristika.org
Bidoun: Art & Culture From The Middle East – UbuWeb

Dead Western At Myspace
Dead Western At Facebook
Dead Western Not Really Here At All Official Video At Vimeo
Sam Amidon Official
Sam Amidon At Myspace
Sam Amidon Takes On R.Kelly And Folk Ballads On His New Album – Interview By Michael H. MILLER – PaperMag
Tunng Official
Tunng At Myspace
Senbeï At Facebook
Senbeï Rage Against The Machine vs. Wax Tailor
DJ Tutan At Myspace
DJ Tutan At Soundcloud
DJ Tutan At Facebook
Zeki Müren Resmi Sitesi

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel

>>>>>Poemé
Kayıp – Süreyya BERFE

Seni yitirmedim, kaybettim.
Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim.
Gökyüzünün herhangi bir yerinde
herhangi bir gökyüzünde
kaybettim seni.

Kim kimi buldu ömründe?
Herkes başka bir günü düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan dünü düşündü.

Yeryüzünde hemen şurda
kaybettim seni.
Telaşla, korkuda kaybettim.
Hüzünde, coşkuda kaybettim.
'Mutluluktan ölebilirim' dedin, kaybettim.

Kim kimi tanıdı ömründe?
Herkes başka bir durumu düşündü.
Şöyle ya da böyle
ömründe olmayan umudu düşündü.

Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla
geçen günlerden birinde, geçmişte
kaybettim işte, zaman sustu.
Zifiri karanlık bir mağarada
ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu.

Tuesday, April 20, 2010

Dinleme Parkı - Özel Dosya - Carsten Nicolai Röportajı

Muhteviyatının çeşitliliğiyle beraber derinlerinde saklı bırakılmış keşfedilesi hayata dair imgeleri güncel elektronik müziğin kapsamına dahil etmeyi başaran bir isim Carsten Nicolai. 1994 yılında temellendirdiği Noton.Archiv Für Ton Und Nichtton’dan üretimleriyle kendisini Raster-Noton’un merkezine konumlandırmasına uzanan bir sebat kısa bir internet araştırmasının ardından karşımıza çıkacaktır. Bir fiil dinlenen her bir sesin yankısında saklı duran gerçeğe dair çıkarsamaları duyumsayabilmek mümkündür. Yıllardır sürdürülen gerek birbirleriyle kronolojik olarak da bağlantılanabilecek Frank Bretschneider ve Olaf Bender ile Signal, Ryoji Ikeda ile Cyclo ve Ryuicihi Sakamoto ile Alva Noto (Blixa Bargeld’in de özel konuk olarak kimi etkinliklere katıldığı) projeleriyle gerekse de Noto, Aleph-1 ve bizahati kendi adıyla kaydetmiş olduğu ses seyyahlıklarında dertlenilesi, derman bulunulası bir deneyim ortaya çıkartır Carsten Nicolai. Dinleme Parkı sitesinde güncel müziğe dair önemli eleştirilerin altına imzasını atmış bulunan Sühan Gürer’in aşağıdaki özel röportajı boyunca Carsten Nicolai’ye dair merak ettiklerimizi belirginleştiren bir okuma parçası olarak sizlerin beğenilerine sunuyoruz:









SG - Bir hayal dünyası yaratırken gerçek objeler ve sesler kullanıyorsunuz. Görsellik ve müzikal açıdan yaratım/üretim sürecini açıklayabilir misiniz?

CN – Bu aslında genel bir soru ve biraz da zor sanırım. Ama nasıl çalıştığımı biraz anlatayım. Her zaman birbirine paralel projeler üzerinde çalışırım. Stüdyodaki genel havam da bu şekilde. Aynı anda birkaç iş üzerinde çalışırım. Sabah ve akşamları okumakla geçiyor. Araştırmalarım da bu saatlerde oluyor. Gündüz saatlerinde bu ikisini pek yapmıyorum. Berlin’deki küçük stüdyomda 4-5 kişi çalışıyoruz. Test yapanlar, prototip çıkaranlar çoğunlukta. Temaları ortaya çıkaran insanlar da var. Yapılan işlerin açıklamalarını veya bu işlerle alakalı teklifleri yazma işi var. Gelecekteki projelerin yapılandırılması var. Aslında birçok şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorum. Çok yoğun çalışmam gereken bir projeye başladığımda ise kendimi izole ederim. Özellikle müzikle alakalı olduğunda kayıt bölümüne geçerim ve kendi başıma kalırım. Ayrıca projelerin temellerini oluştururken de yalnız çalışırım. Daha rahat konsantre olmam için bu gerekiyor. Fakat bu işleri deyim yerindeyse gerçekleştirirken birçok fikre, bakış açısına ihtiyacım olur. Bu yüzden de başta asistanım olmak üzere birçok kişiyle görüşürüm ve sonuca ulaşmamda bana yardımcı olurlar.

Aslında hepsi birbirine bağlı. Bazı projeler girift bir halde ilerleyebiliyor. Bazen bir diğer projede edindiğim deneyimi başkasında kullanıyorum. Hiçbir kesin çizgiyle ayırmıyorum çalışmalarımı. Stüdyoda herkesin her şeye ilgisi var ve hatta her işte parmağı da var. Belki insanların katkı yoğunluklarını sağlayan yetenekleri var ama genelde bir şekilde her işe katkı sağlıyorlar. Bizimkisi bir stüdyodan ziyade biraz açık bir labaratuvar gibi diyebilirim.




PROTOTYPE 6 / Alva Noto (DE) + Karl Kleim (DE) 2004 from IV design studio on Vimeo.

SG - Soyutlamanın müzikal ve sanatsal açıdan sizin için anlamı nedir?

CN - Bana göre soyutlamanın anlamı dünyayı anlamaya çalışmaktır. Dünyayı anlamaya çalışırken de modeller kullanırız. Modeller aslında doğanın prensiplerini anlamak için kullandığımız basitleştirilmiş bakış açılarıdır. Bu modellerle hayatın nasıl işlediğini anlamaya çalışırız ve bunlara ihtiyacımız var çünkü bize bir başlangıç noktası veya bir tanımlama sunarlar. Böylece kaybolmayız. Yaşayabileceğiniz en korkunç histir kaybolma ya da yönünü tayin edememe. Bundan yola çıkarak kendi etrafımızda hazırladığımız modeller önem teşkil eder.

Soyutlama burada modelleme safhasında olaya giriyor. Karmaşık olayları veya durumları sadeleştiriyoruz ve bu noktada bazı etkenleri veya noktaları soyutluyoruz. Ben de tüm çalışmalarımda bunu uyguluyorum. Her zaman sadeleştirmeye yöneliyorum. Bu bir müzikal çalışmam olabilir, bir sunumum olabilir ya sadece bir fikir de olabilir. Her zaman bir adım geriye atıp mümkün olduğunca sadeleştirmeye çalışıyorum. Yani işin özüne inmeye çalışıyorum. Benim için önemli olan da bu. Çekirdeğe indirgediğim tüm projelerimde neler olduğunu daha rahat takip edebiliyorum ve birbirleri ile olan olası bağlantıları da çok daha kolay biçimde görebiliyorum. Ne ifade etmek istediğimi ve nereye geldiğimi izleyebiliyorum.

Örnek olarak yıllardır müzikal açıdan ses dalgalarına odaklanmış durumdayım. Sade ve tek başına ses dalgalarına. Elbette bana neyin ses olduğunu sorabilirsiniz. Ses yaratmak için en temel yapıtaşlarına inmeniz gerekiyor. Saf bir ses dalgası doğada sıkça bulunmuyor. Algılaması da biraz zor ancak bazı elektronik enstrümanlar kullanarak hazırlayabilirsiniz dalga boyunu ve şiddetini ayarlayarak. Elbette akustik ortamın da önemi var. Bu konsept zaten temelinde indirgenmiş bir yapıda ve soyutlamanın temelinde de bana göre bu indirgeme işlemi var.

SG – Endüstriyel müzik “Duygu Mühendisliği” olarak da adlandırılabilir. Bu tanımlama aynı zamanda görsel sanatlar için de kullanılabilir. Bu bakış açısıyla alakalı olarak ne düşünüyorsunuz?

CN – Doğruyu söylemek gerekirse “Duygu Mühendisliği” terimini ilk defa duyuyorum fakat ne demek istediğinizi gayet iyi anladım. Bence ses ile ilgili olarak en hayran kaldığım nokta duygularımızı doğrudan ifade edebilme imkanı sunması. Aslında nasıl olduğunu da tam olarak anlamıyoruz ama yaşadıklarımız ve ortak paylaşımlar bize bunu gösteriyor. Bunu kelimelere dökmek de gerçekten zor. Sanki bir ses içimizdeki bir tele dokunuyor ve o tel hiç durmaksızın bir kimyasal reaksiyon başlatıyor beynimizden başlayarak.

Gerek görsel sanatlarda gerekse müzikte bu doğrudan etkileme amacı güdüldüğünde o eserin kalitesi ortaya çıkıyor. Bence bu hepimizin bir şekilde yakalamaya çalıştığı nokta. Bu kalite kavramını çalışmalarımın bir parçası haline getirmeye çalışıyorum.



http://vimeo.com/8930018 from psychomafia on Vimeo.

SG - Raster-Noton bir plak şirketi olmaktan öte bir sanat atölyesi gibi. Geleceği vizyon edinmiş ve sürekli devinimde bulunan bir projeyi andırıyor. Raster-Noton’u şekillendiren nedir ve projeler nasıl oluşturuluyor, anlamlandırılıyor ve sunuluyor?

CN – Biz Raster-Noton’u bir platform olarak görüyoruz. Büyük boş bir alan düşünün. Hepimizin bu alan üzerinde kendimizi ifade etmek için odalarımız var. Bu platform üzerinde sergi açabiliyoruz, iletişimde bulunuyoruz ve yayın yapıyoruz. Ayrıca dışarıdan bize fikirleriyle destek olan büyük bir kesim de var. Bunların içinde müzisyen de var, ressam da, desinatör de, plastik sanatçısı da. En basitinden bir albüm yayınlanacağı zaman bile buna basit olarak bakmıyoruz. Bu platformun temel amacı sanatçılara kendilerini ifade etmeleri, birbirleriyle iletişime geçmeleri ve sonuçta ortaya bir eser çıkarmaları için en uygun ortamı yaratmak.

Plak şirketi olarak aslında gayet basit bir mantıkta çalışıyoruz. Aslında hazırlananların sadece küçük bir kısmı halka sunuluyor. Sanatçıların zaten işin büyük bir kısmını hazırlamış oluyor. Ondan sonrası ise fikirler alarak, fikirler üzerinde oynayarak hazırlanıyor. Fakat bunun sunulması sanatçıya kalıyor. Bazı eserler sadece te bir tema üzerine yapılandırılmış olabiliyor. Bu sadece müzikal de olmayabilir. Kitap da olabilir tema olarak.

Yeri gelmişken şu ana kadar üretken ve orjinal fikirleri ne olursa olsun yayınlamaktan geri durmadık. Kitap da yayınladık, t-shirt de. Sanat okulu öğrencileriyle bir çalışma yaptık ve yayınladık. Sadece poster yayınladığımız da oldu. Ancak işin temelinde ve oluşumunda müzik elbette en büyük yeri tutuyor. Yaptığımız gösterilerin veya sergilerin hepsinde müziği de mutlaka tamamlayıcı olarak kullanıyoruz. Bunun özünde de her daim sesin nasıl bir ses olması gerektiği mantığı üzerinde yoğunlaşıyoruz. Gerçek ses arayışı da diyebiliriz. Hepimiz geleceğe bakıyoruz, sınırları zorluyoruz ve nerede önümüze çıkarsa aşmak için yollar arıyoruz. Bulamazsak destek istiyoruz. Yeni bir ses hem yaratma açısından bir güncellik getiriyor, hem de dinleti açısından.

SG – Ryuichi Sakamoto ile Doğu ve Batı müziklerinin kaynaştığı noktada alternatif müzik anlayışına sahip bir projeye imza attınız. Bu ortak paydaya nasıl geldiniz ve kişisel bakış açılarınızın sonuca etkileri ne oldu?

CN – Önce sondan başlayayım. Kişisel bakış açılarımız temel etki noktası oldu diyebilirim. Elbette sevmediğiniz şeyi yapmazsınız. Tabii sınırlar ayrı bir konu ama genelde beğeni de mutlak rol oynar sonuca ulaşırken.

Bu proje yaklaşık 8 yıl önce bir düzenleme çalışmasıyla başladı. Sonucu ise çok özgün bir parça oldu ve akabinde ikimiz de buna devam etmek istedik. Bugüne kadar 4 albüm kaydettik. En son albümümüz için çok yoğun ve iç içe bir çalışma dönemi yaşadık. Müzikal anlamda da güçlü bir yapı ortaya çıktı. Bir albüm çıkarmıştık “UTP” adında ve Ütopya temasından türetmiştik. “UTP 2” için de daha farklı bir müzikal yapı ortaya koymak istedik ve aklımızdan geçenleri paylaştık. Tabii Ryuichi Sakamoto benim sahip olmadığım özelliklere sahip ve ben de onda olmayanlara. Birlikte çok uyumlu bir şekilde çalışabiliyoruz. Bu projede bireysel olarak yapamayacağımız şeyleri gerçekleştirebiliyoruz. Benim melodi yazma özelliğim yok ve Ryuichi’nin de üretilen ses dalgalarını yapılandırma özelliği yok. İkimizin artıları üzerinden yola çıkıp sonuca ulaşıyoruz ve gerçekten içten bir çalışma oluyor. Bu bakımdan üzerinde çalıştığımız ne olursa olsun dirsek temasıyla çalışıyoruz ve sürecin kendisi de gayet rahat ilerliyor.

Şu anda herhangi bir proje üzerinde çalışmıyoruz ama önümüzdeki sene buluşup 5. albümümüzü kaydedeceğiz. Tabii herhangi bir engel oluşmazsa.




Alva Noto & Ryuichi Sakamoto - Trioon I from Karl Kliem on Vimeo.

SG – Son albümünüz “Xerrox Vol 2”’de, çalışmalardaki yoğun ses yapıları endüstriyel bir his verirken Drone da tüm sahneye hakimiyetini ortaya koyuyor. Bu serinin ilk albümüyle karşılaştırdığımızda Drone’un çok daha önde olduğunu vurgulamak gerekiyor. Konseptteki bu temel değişimin sebebi nedir?

CN – “Xerrox Vol 2” aslında tek bir parça olarak hazırlandı. Kendi başına uzun, güçlü bir parça olduğu fark edilebilir her ne kadar albümde küçük parçalara ayrıldıysa da. Evet bu albümde Drone çok daha ön planda ama iki albümde de herhangi bir vuruş olmaması teması üzerine yapılandırma var. Herhangi bir keskin müzikal seri de yok. Drone veya Crescendo, bu temanın doğal bir gelişim süreci. Aslında ilk albümdeki bakış açısını da biraz değiştirmek istedim. Fotokopinin nasıl başladığı ve ne şekilde sonuçlandığını anlatmaya çalışmıştım. Basit bir melodiyle başlayarak daha sonra bir ses duvarına dönüşüyordu. Küçük melodilerin oluşturduğu bir ses duvarı. Parçaları tekrar tekrar dinlediğinizde açıkça ortaya çıkıyor. Kafamdaki temelde de Noise vardı bunu gösterebilmek için. Drone’a yaklaşmış olabilir ama amacım Noise idi 2. albümde de.

Serinin 3. albümü üzerinde çalışmaya da yeni başladım. Yine bir nebze farklı bir yaklaşım sergileyeceğim. Hala aynı görsel temanın üzerine yapılandıracağım. Bir fotokopi makinesinin müzikal hikayesi.

SG – Alternatif duruşunuza zıt olarak Michael Nyman ile birlikte bir Opera bestelediniz, “Sparkie: Cage And Beyond”. Bu opera 1950’lerin ünlü konuşan kuşu “Sparkie”’den esinleniyor ve onun konuşmaları da albüm içerisinde yer alıyor. Bu proje hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

CN – Bu aslında çok komik ve güzel bir proje. Michael Nyman birlikte bir proje yapmak için benimle irtibata geçti. Elinde birçok materyal de vardı ama içlerinde biri doğrudan dikkatimi çekti. Bunlardan bir tanesi de bir kadının arka arkaya aynı şeyleri tekrarladığı bir ses kaydıydı. Bu kadın bir kuşa konuşmayı öğretmeye çalışıyordu. Kaydın sonunda da kuş konuşmaya başlıyordu. Bu kuş Sparkie’ydi. Bu muhabbet kuşu üzerine bir araştırma yaptım ve Michael da zaten birçok şey biliyordu. Kuşa öğreten kadının günlüklerini bulduk. Böyle bilgiler bize çok büyük açılımlar sağladı.

Opera fikri ise ilk olarak Michael Nyman’a bu kayıtları 1970’lerde gönderen George Brecht’ten geldi. Aslında opera diyoruz ama tabii bu aslında gerçekten bir opera değil. Belki yapısal olarak opera demek doğru olabilir fakat hiçbir tenorumuz yok hatta hiç arya söyleyen kimse yok. Sadece okuma pasajları var. Tabii kayıtları da olduğu gibi yerleştirmedik. Yeniden yapılandırdık, düzenledik, kestik, biçtik, ekledik. Bu opera bu sene ilk defa Mart ayında sergilendi daha şimdi daha komplike bir şekilde yayınlamayı düşünüyoruz. Bunun sebebi bu çalışmaya sebep veren materyal sadece bir performanstan ibaret değil. Tüm yaptığımız bu araştırma sonucu bir hayli yoğun bir bilgiye ulaştık. Bir kitap yayınlayacağız. Bu kitap Sparkie’ye konuşmayı öğreten kadının günlüğünü de içerecek. Elbette albüm projesi de bunun ekinde olacak. Aslında temel hazır fakat çalışmalarımız hala devam ediyor çünkü bunca veriye yakışır bir sonuca ulaşmak istiyoruz. Sonucu da herhalde önümüzdeki senenin başında görebilirsiniz.

Carsten Nicolai Official
Alva Noto Official
Raster-Noton Official
Carsten Nicolai Photos Courtesy From: Raster-Noton 2009: Alva Noto & Byetone / Nonevent Flickr Page

Sunday, April 18, 2010

Deuss Ex Machina # 296 - Por Que Esta Vida Ê Tan Grave

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_296_--_Por Que Esta Vida Ê Tan Grave

12 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-The Joker-Why So Serious? (Taken From The Dark Knight) (Warner Bros.)
>2<-Badawi-El Topo (The Index)
>3<-F-Another Place (7even Recordings)
>4<-F-Perspectives (7even Recordings)
>5<-Skepta-Stupid (Feat. Wiley) (Boy Better Know)
>6<-Skepta-UFO (Instrumental) (Boy Better Know)
>7<-Bombaman & DZ-Da Krink In Yo Hair (Badman Digital)
>8<-Cookie Monsta-Optimus Prime (Dub)
>9<-MRK1-Bleep Plan (Studio Rockers)
>10<-MRK1-Going Down (Studio Rockers)
>11<-Cyrus-In The Background (Eight:FX)
>12<-Cyrus-Junk Yard (Tectonic)
>13<-Benga & Walsh-Biscuit Factory (Biscuit Factory Records)
>14<-Breakage-Speechless (Feat. Donae'o) (Digital Soundboy Recording Co.)

Download Episode # 296 İndir

Por Que Esta Vida Ê Tan Grave (296) – Korkularımıza Yenik Düşmekten Bir Adım Dahi Olsa İlerlemeyi Başaramamış Olmamız Neyi Ciddiye Alıp Neyi Üstünkörü Geçmemiz Gerekliliğini Çok Düşünmemiş Olmamızdan Mı Kaynaklanmaktadır? Niteliklerimiz Tektipleşip Birbirinin Aynısı Kalıplara Dökülmeye Devam Ederken Yumruk Hangi Birimizde Patlayacaktır? İçimizde Ayrışmaya Tamam Mı, Devam Mı? [Salt Yumruk Değildir Boğazımızın Düğümlenmesinin Müsebbibi, Yitirdiğimiz Her Başlangıç Çabasının Heba Ettirilmiş Olmasıdır] (Kalıplaştırılmış Görüşleri Zincirlerinden Azad Edin El Kitapçığı)

>>>>>Bildirgeç
Tahammülümüzün Kilit Noktası – Emil Michel CIORAN

Merhamet dolu bir muhayyilenin yardımıyla bütün acıları kaydedebilen, herhangi bir ânın bütün üzüntüleri ve bütün bunaltılarıyla hemzaman olabilen kişi, -böyle bir varlığın olabileceğini farz edersek- o kişi bir sevgi canavarı ve gönül tarihinin en büyük kurbanı olurdu. Ama böylesi bir imkânsızlığı tasarlamamız faydasızdır. Bizzat kendimizi incelemek, kendi alarmlarımızın arkeolojisini yapmak kâfidir. Günlerin azabı içinde ilerlememiz, bunların seyrini acılarımız dışında hiçbir şeyin durduramamasındandır.; ötekilerin acıları bize, izah edilebilir ya da aşılması mümkün görünür. Yeteri kadar irade, cesaret ya da zihin açıklıkları olmadığı için acı çektiklerine inanırız. Kendimizinki hariç her acı, bize meşru ya da gülünçlük derecesinde anlaşılır görünür; böyle olmasa, duygularımızın değişkenliği içinde tek sabit şey matem olurdu. Fakat yalnızca kendimizin matemini tutarız. Eğer etrafımızda sürünen sonsuz sayıdaki can çekişmeyi, birer gizli ölüm olan bütün hayatları sevip anlayabilseydik, acı çeken varlık sayısında kalp gerekirdi bize. Ve geçmiş üzüntülerimizin tamamını mevcudunda bulunduran, mucizevî bir şekilde güncel bir hafızamız olsaydı, böyle bir yükün altında çökerdik. Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.

Kuvvetimizi, unuttuklarımızdan ve aynı andaki kaderlerin çokluğunu tasavvur etme yetersizliğimizden alırız. Evrensel acıyı o lâhzada anlayan ve hayatta kalabilen kimse olamazdı; her yürek ancak belli miktarda acıya göre yoğrulmuştur çünkü... Tahammülümüzün adeta maddî sınırları vardır; halbuki, her kederin yayılması bu sınırlara erişir ve bazen onları aşar.: Çoğu zaman hüsranımızın kökeni budur. Her acının, her kederin sonsuz olduğu izlenimi de buradan doğar. Gerçekten de öyledir., ama yalnızca bizim için, yüreğimizin hudutları için; yüreğimiz geniş bir alanın boyutlarında olsa dertlerimizi daha da büyük olurdu; çünkü her acı dünyanın yerine geçer ve her kedere başka bir evren gerekir. Akıl, beyhude yere bize rastlantısallıklarımızın sonsuz küçüklükteki boyutlarını göstermeye verir kendini; kozmogonik çoğalma eğilimimiz önünde başarısızlığa uğrar. Bundan dolayı hakikî çılgınlık, asla tesadüflere ya da beynin felâketlerine değil, yüreğin uydurduğu yanlış bir mekân anlayışına bağlıdır...


Soyut Zehir – Emil Michel CIORAN

Bulanık dertlerimiz ve dağınık endişelerimiz bile fizyoloji içinde yozlaştıklarından, ters yönde bir yaklaşımla onları zekânın manevralarına indirgemek önemli bir şeydir. Ya Sıkıntı –dünyanın gereksizce tekrar algısı, sürenin iç karartıcı dalgalanması-, tümdengelimli bir ağıt mertebesine yükseltilir, ona eşsiz bir kısırlık eğilimi sunulursa? Ruhun üstünde bir düzene başvurulmadıkça, bu ruh tenin içinde kaybolur –ve fizyoloji, felsefi sersemleşmemizin son sözü haline gelir. Anlık zehirleri, zihinsel değişim değerleri bağlamına oturtmak; gözle görülür bozulmayı bir araç işlevine yükseltmek; ya da bütün duyguların ve ihsasın murdarlığını kurallarla örtmek: Zihin için gerekli olan bir zerafet arayışıdır bu; zihnin yanında ruh –o dokunaklı sırtlan- sadece derin ve tehlikelidir. Zihin kendi başına ancak yüzeysel olabilir; kavramsal olayların işaret ettikleri alanlarda yarattıkları sonuçları değil, yalnızca bu olayların sıralanışını dert eden bir tabiatı olduğu için... Bizim hallerimiz zihni ancak değişik bağlamlarla oturtulabildikleri ölçüde ilgilendirirler. Böylelikle melankoli bağrımızdan yayılır ve kozmik boşluğa kavuşur; fakat zihin, ancak duyuların kırılganlığına bağlayan şeyden arındığında benimser onu; yorumlar onu; melankoli incelitilir ve bakış açısı haline gelir: Kategorik Melankoli. Teori, pusuda bekler ve zehirlerimizi ele geçirir; ve onları daha az zararlı kılar. Bu yukarıdan aşağıya bir değer kaybıdır; Saf başdönmelerine meraklı olan zihin, yoğunluklara düşman olduğu için...


Emil Michel CIORAN – Çürümenin Kitabı’ndan ( Précis De Décomposition) Aynı Adlı Bölümden Alıntılanmıştır. Sayfalar 29-30 ve 31 (Metis Yayınları 2000)
Emil Michel CIORAN – Çürümenin Kitabı Tanıtım Sayfası
“Tanrıyla Yüzleşen Edebiyat” – Sırma KÖKSAL – Radikal Kitap , 8 Ekim 2004

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...


Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Yumruk – Murat BELGE – Taraf
Yumrukla Uyanmak – Soli ÖZEL – Habertürk
Ahmet Türk ve 'Medyanın Ogün Samast'ları'... – Cengiz ÇANDAR – Radikal / Referans
‘Demokrasinin Güvencesi!’ – Adnan BOSTANCIOĞLU – Birgün
Trabzon-Samsun Arası 'Münferit Olaylar Bölgesi' Mi? – Vedat ÇETİN – Gündem Online
Mıgırdiç Margosyan: Zihniyet 100 Yıldır Değişmemiş – Mehmet Emin BOYACIOĞLU – Kronik Muhalif
Sabri UZUN: ‘Bana Bildirilseydi Hrant Dink Ölmezdi’ – Milliyet
Masumiyetin Ölümü – Bülent USTA – Birgün
Edward Said Haklı Çıktı – Mete ÇUBUKÇU – Radikal 2
Emek ve Özgürlüğün Anayasası İçin 1 Mayıs'ta Taksim'de – Ertuğrul KÜRKÇÜ – Bianet
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Ajans #10 – Yiğit – 13Melek
Kassandra ve Eflatun’un Mülkü – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Ontolojik Ayrıcalık – Kaçakkova – Mutlak Töz
Ev Krizleri – Fırat DEMİR – Suetkafa
Ece Ayhan’dan ABD’ye Bakışsız Bir Zombi Kara – Barış YARSEL – Futuristika!
Paylaşılamayan Müzisyenler – Erdem DİLBAZ – Muhteviyat
Herhangi Bir Şey – Oğuz ATAY – Günlük – Odeonblog

Badawi aka Raz Mesinai Official
Badawi aka Raz Mesinai At Blogger
Badawi aka Raz Mesinai On Dubwar Podcast: The Index Showcase Part 1
F aka Florent Aupetit At Myspace
F aka Florent Aupetit At Soundcloud
F aka Florent Aupetit On R.FM
Skepta At Myspace
Skepta At Grimepedia
Skepta Been There Done That Album Informative On UK Recordshop
Wiley At Myspace
Bombaman At Myspace
Bombaman At Badman Digital
Bombaman & XI Pres. Loetech Radio On Sub.FM 21.03.2010
Cookie Monsta At Myspace
Cookie Monsta At Twitter
Cookie Monsta Where’s My Cookie! Mix On Dubstepforum
MRK1 At Myspace
MRK1 At Twitter
MRK1 & Virus Syndicate vs. Zed Bias & Broke'N'English At MAH On BBC Radio 1 2008-10-01 At Mix Riot
Cyrus aka Random Trio At Myspace
Cyrus aka Random Trio At Facebook
Cyrus aka Random Trio – Crying Game On Youtube
Benga At Myspace
Benga At RBMA Radio
Walsh At Myspace
Walsh On GetDarkerTV
Biscuit Factory Records At Dubstepforum
Breakage At Myspace
Breakage – Speechless (Feat. Donae'o) Official Video
Breakage Interview By Richie BALBOA – Knowledge

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8 ---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Sten And Lex's "Poster Stencils" – Wooster Collective
Sten And Lex On Flickr

>>>>>Poemé
Defolu Çıkan Hayat ve İyi Yürekli Çocukların Serencamı – Yılmaz ODABAŞI

I
Uzun boylu ağrılara atıldım.
Sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım.
İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte:
“Dünyanın şavkı kendine,
efkârı bize mi? ” demekte;
kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte,
kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
düşmekteydiler.
Uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce
çürümekteydiler...

İyi yürekli çocuklar,
günlerin rahmine yaslarken düşlerini,
bazen apansız ölmekte,
ölmekteydiler...

Ama şalvarları gül desenli Döne’ler,
yeniden dillenip döllenmekte,
doğrulup yeniden dillenmekte
ve sokakların, a(damların) ,
kedilerin üstünden rüzgârlar esmekteydiler..


II
(Gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, Nizipli bir tüccar üşümekte;
kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “büsüvi”(!) istemekte ve
sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından
korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... İyi yürekli çocuklar düzine-
ler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay
ışığı ve iniltiler…Hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)

Sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
ve her aşkın künyesine bir gün dökülen küller...

Sonrası pazaryerleri: Patates, pırasa vs.
Taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da…
Bu ay da sürüm sürüm
turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda.

Defolu çıkmış hayat
kimin umurunda!

III
Kimin umurunda
yeni donlar giyen eski kadınlar
ve bilumum “öteki”ler.
Dolup boşalan kültablaları,
bozuk sifonlar, şerefsiz adisyonlar
ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar.

Kimin umurunda buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder…

/Sürerken ıssızlığın ödül töreni,
sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../

IV
“-Vay anasını bu maçı da alamadık abiler;
ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler! ”

İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte,
en pahalı düşleri dolara endeksleyip
en ucuz pazarlara sürmekteydiler.
Sonrası aşkın
ve şarabın şanına düşen gölgeler.

Gölgeler…
Kimin umurunda?
Yoruldu yorgunluk da;
aşk bir yana, düş bir yana!

Paranın sultası düştükçe,
düştükçe aşka,
ışığa ve şarkıya,
her şey hızla ayrışmakta.
Üstelik gün ortası, ışıkta!

Her şey pazar ve karmaşa...

/Sürerken ıssızlığın ödül töreni,
sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../

V
İyi yürekli çocuklar, o aşınmış saçaklarda, yollarda
ısrarla yanlış atlara binip,
ısrarla düşmekteydiler...

“-Yok yoluna geçti geçen günler
..k yoluna kaldı kalan günler geride!
Bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
Camları buğulu bir genelev odasında
vizite fiyatına...”

Solarken
gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...

VI
Sürerdi…
Yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat.
“Bu maçı da alamazken abiler”:
iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte,
büyüdükçe kirlenmekte,
kirlendikçe ölmekte,
öldükçe bilmekte,
bildikçe acımakta,
acıdıkça görmekteydiler
ki her fırtınadan ve anıdan geride
herkes figüran
yaşamın sahnesinde...

VII
Sahnesinde yaşamın,
kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler.
Minibüslerde ter ve çürük sperm kokusu.
Sahnesinde, aşklarla rus ruleti
ve tel kaçıran çorapların kederi(!)

Sahnesinde,
brüt bir yaşam,
net bir ölüm,
bırak rezil gündüzleri
geceye yaslan gülüm…

VIII
İyi yürekli çocuklar o mahallelerden
düzineler halinde geçmekteydiler...
Uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce
büyümekteydiler…

-İşte bu vuruşlar sürdükçe,
maç mı alınır ulan sayın abiler?
İpne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!

Aşkta,
düşte,
işte
birer
birer
inerken
beyaz
bayrakları:

/B i z i m ç o c u k l a r
b ü t ü n m a ç l a r d a y e n i l d i l e r.../

Kaynakça: Antoloji.com

Sunday, April 11, 2010

Deuss Ex Machina # 295 - Melancholy Descriptions Of Simple 3D Environments

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_295_--_Melancholy Descriptions Of Simple 3D Environments

05 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Hijak-Babylon Timewarp (Deep Medi Musik)
>2<-Goth-Trad-Cut End (Deep Medi Musik)
>3<-JSL-Badman Riddim (Boka Records)
>4<-JSL-Jack Cates (Boka Records)
>5<-Fused Forces-Jack Russell (Feat. DJ Cable) (Pesky Plates)
>6<-Starkey-Starting Gates (Planet µ)
>7<-Starkey-Stars (iTAL tEK Remix) (Planet µ)
>8<-Forensics-Trauma (Feat. Indi Kaur) (Bass Punch Records)
>9<-Forensics-All To Waste (Feat. Indi Kaur) (Bass Punch Records)
>10<-Dub & Run-Renegade Stares (Dub & Run)
>11<-XI-Trinary (Surface Tension Recordings)
>12<-XI-Ethereal Plus (Surface Tension Recordings)
>13<-Mite & Distal-Attempt At Yellow (Embassy Recordings)

Download Episode # 295 / İndir

Melancholy Descriptions Of Simple 3D Environments (295) – İnce Bir Sızı Kaplar Benliği, Kendiliğinden Oluşturulmuş Güvenlikli Duvarlarımızın Nasıl Da Çatırdadığı Meydana Çıkaran. Bir Anlığına Değildir Bu Hal Büyüdüğümüzü Fark Edemediğimiz Sürekliliğimizin Getirisidir Aslında Varolan. Bir Şekilde Hissedilir Kılınan [Ne Yaptık Ki? Dünyanın Pimini Çekmekten Başka! (Numarasız Kitap)]

>>>>>Bildirgeç
Kent Tutsakları – Kevin ROBINS*

Kent, son yirmi yıldan beri, artık sadece daha karmaşık uluslararası ulaşım sistemlerine değil, küresel bilgi ve iletişim ağlarına da entegre oldu. Şimdi artık kentsel mekan ve biçimin dönüşümünde küreselleşme ya da uluslar aşırı olmaktan söz edebiliriz. Manuel Castells, “bilgi kentini” ve hareket ile akış meydanlarının ortaya çıkışını anlatır ve mekan anlamının nasıl değiştiğini açıklar. Diğerleri de aynı süreci benzer biçimde açılmamışlardır. “Şeylerin artık fiziksel sınırlarıyla tanımlanmadıklarını” ileri süren mimar Bernard Tschumi, “patlayan şehir” olayına dikkat çekmektedir. Paul Virilio buna “aşırı korumasız kent” de: “belirli mekanları koruyan kesin sınırlar yerine, belli yollarla bilgi akışına izin verecek yarı geçirgen zarlarla örtülmüş mekanlar görüyoruz.”

Bu gelişmelerle, yerleşim ile hareket arasındaki tutucu gerilim kopar. “Mekan-temelli toplumların birbirinden ayrılması söz konusudur”: “Esas olarak, mekanların, dolayısıyla da toplumların toplumsal anlamarlı buharlaşıp yok olmakta ve kökeni, profili ve asıl amacı bilinmeyen bir hareket ve akış mekanının yeniden oluşturulmuş mantığı içinde eriyip kaybolmaktadır.” Hareket ve akışın zaferi karşısında, kent yöneticileri ve planlamacılar için, parçalanmış ve alt üst olmuş kentsel sistemi birleştirmek giderek daha zorlaşmaktadır. Yeni ağ türleri fiziksel ve sanal – geleneksel semt oluşumlarının yapılarını yıkar ve onları çok daha karmaşık biçimlerde yeniden oluşturur. Bu süreçte, kurulu kentsel topluluk biçimlerinin kültürü, mantığı ve duyarlılığı parçalanır. Öyleyse ana konu, yurtsuzlaşmanın yeni dinamiklerini yönetmenin mümkün olup olmadığıdır. Sorunumuz, sürat ve akışın, tutarlı bir kentsel anlayış içinde tutulup tutulamayacağıdır.

Eğer aşırı hareketlilik yön bozucu bir karmaşıklığın ve yerleşimde parçalanmaların nedeniyse aynı zamanda bir başka zayıflatıcı eğilimin de tam ortasındadır: kentsel planlama ve tasarımda bayağılık özellik ve farklılıkların homojenleştirici güçler tarafından yenildikleri anlayışı hakimdir. Bayağılığın kötülüğü, mekanın etkisizleştirilip gerçekliğinin ortadan kaldırılmasında yatmaktadır. Hareket ve akışın, mekanın kimliğini teslim aldığı görülmektedir.

(...) Bu gelişmeleri çok ciddiye almamız gerekir çünkü, kentsellikle ilgili duygu ve düşüncelerimize fazla yüklenmektedir ve yersizlik ve yönsüzlük duygularını besleyebilir. Le Corbusier’e göre, “modern kent, düz çizgileri ve dik açılardan oluşmuş geometrik bir düzen içinde olmaktır ve bu düzen ne kadar kesin olursa, insan da kendini daha mutlu ve güvenlik içinde hissedecektir.” Oysa hipergerçekliğin bayağılığında, kent artık açık ve anlaşılır olmaktan çıkar ve kentsellik güvensizlik duygularıyla anılır hale gelebilir. Bu dayanmaz noktaların yitimiyle elbette ırzına geçimle olasılığı belirir. Jean Baudrillarda, “iletişimin iğrenç hezeyanı” dediği, bir büyülenme ve baş dönmesi durumunu tanımlamaktadır. Bu dünyada “artık yabancılaşma dramının bir parçası değiliz; kendimizden geçmiş bir halde iletişim döneminde yaşıyoruz. Bu hipergerçekliğin bencilliğinin ötesinde veya dışında bir gerçeklik yok.: yabancılaşma da olamaz çünkü artık yabancılaşabileceğimiz herhangi bir özgün (gerçek) mekan ya da konum kalmadı. Post modern kentsel yeniden yaratım stratejilerinin tutucu ve savunmacı tepkileri var. Bu gerici bir tepki, çünkü post modern, modern öncesi bir yaşama geri dönüşü öngörüyor. Özellikle kendini evsiz diye tanımlayan bir dünyada, kendimize nasıl olup da mekanlar yaratacağız?” diye sorguluyor.

Kentsel yeniden üretim stratejileriyle, kent dokusu yamanıyor. ve kentsel duyarlılık “yeniden görüntüleniyor.” Belki de bazıları için “yeterince iyi kentler” üretmeyi başarıyoruz. Ancak bunun, kenti özgün bir biçimde yeniden görüntülemek olduğuna inanmayalım.

(...) Daha önceki pastoral romantizmde olduğu gibi, yeni “kent düşünde” de toplanan değerler ve çıkarlar orta sınıfındakilerin çok üstünde görülüyor. Sanat, kültür, tüketim ve cappucino bir yaşam biçimi vurgulamalarıyla moda olan yeni kentsellik, Post Fordizmin daha geniş siyasal programının ardındaki aynı toplumsal grubun tasarımıyla şekillenmiş görünüyor. Bu post modern gelişmeler, kentsel değerler ve duyarlılık açısından neyi temsil eder? Bunların belli bir işleve ve yaşam biçimine adanmış bir kamu mekanı olduğu kabul edilmelidir. Öteki işlevleri ve etkinlikleri engelle; ve uygun vizesi olmayan kır yoksunları ile “sapkınları” da dışlar. Eğer önceki kentsel düşte algılanan aynılığa karşı bir tepki ile beslenen farklılık ve çeşitlilik arayışı varsa, bu idealinin çok gerilerine düşer.

(...) Sorumuz, kentsel modernizm krizi bir başka biçimde karşılanabilir mi? Ve diğer gruplar için de kullanılabilir hale getirilebilir mi? Daha demokratik, daha az ayrımcı olabilir mi? Bence bu tür kentsel ütopyacılığa prim vermemeliyiz. Hatta kentsel modernliğin parçası olduğumuzu kabul etmeli ve modern kentin tüm çelişkileri ve belirsizlikleriyle yine de uzlaşmalıyız. Modern metropol her zaman yabancılaşma ve yönünü yitirme duyguları yaratmıştır, fakat ötekilerle karşılaşma ve dayanışma için yeni olasılıklar sunmuş ve her zaman “kentin canlılık, çeşitlilik, özgürleştiren farklılık ve devingenlik gibi özellikleri hep varolmuştur.” Bu karşıt eğilimler, hareket ve yerleşikliğin dinamikleri arasındaki gerilimi yansıtan eğilimler, birbirleriyle yakın ve mecburi ilişkide olmuş ve metropol yaşamının heyecanı için temel teşkil etmiştir. İdeali, toplum ve güvenliği, olumlu bir meydan okuma ve çekişme uyandıracak bir açıklıkla eleştirmek olmuştur.

Bu denge bozulmuş, istikrarsızlığa dönüşmüştür. Bu yüzden, kentsel sistemlerin birlik ve bütünlüğünü bozacak güçleri bilip, kabullenip, onlara karşı durmalıyız. Çağdaş kenti şekillendiren inanılmaz karmaşıklık, parçalanma ve kutuplaşma, aynılaşma ve bayağılaşma dinamiklerini görmezden gelemeyiz. Ayrılmayı daha fazla tehdit eden hareket ve akışın yeni teknolojilerini kabullenmezlik edemeyiz. Varlığımız giderek daha çok aracılarla gerçekleştikçe, mekanla sınırlı kimlikler ve toplumlarla ve mekanın kendisiyle olan ilişkilerimiz de temelinden değişiyor. Bireysel deneyimler, çeşitli bilgi mekanlarındaki, birden fazla yazılışa göre şekillenir: “her birimiz, aralarında hiçbir mecburi kimlik ve beraberlik bulunmayan, eşitsiz, parçalanmış ve süreksiz mekansal referanslar evreninde hareket ederiz.”

Yitik Ülke Masalları: Kimlik ve Yer Sounsalı Kollektif Kitabından
Kevin ROBINS - Kent Tutsakları: Post-Modern Kent’de Ne Olaki? Başlıklı Makalesinden Alıntılanmıştır.
Türkçesi Türkan YÖNEY Sarmal Yayınevi Ağustos 1996 Sayfa 74-78

Yitik Ülke Masalları: Kimlik ve Yer Sounsalı – Kollektif (Sarmal Yayınevi)
Yitik Ülke Masalları'nda Yahudilik, Sürgün ve Öteki Olmanın Ahlakı (Elizabeth Grosz), Yitik Ülke Masalları (Glen Bowman) Kent ve Tasarım (Donatella Mazzoleni) Kent Tutsakları: Post-Modern Kent'de Ne Olaki? (Kevin Robins) Popüler Edebiyat ve Ulusal Kültür (James Donald) ve Onun Öyküleri mi? Emperyalizm Hikayeleri ve İmgeleri (Gail Ching-Laing Low) adlı çalışmalar bu çalışmada yer almaktadır.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
1982 Anayasası'nın Liberal Taraftarları – Sungur SAVRAN – Radikal 2
Yeni anayasa Ve Liberalizmin Sefaleti – Merdan YANARDAĞ – Sol.org.tr
Önyargı Bağımsızlığı – Umur TALU – Habertürk
Bu İşte Bir MİT Yeniği Var – Nazım ALPMAN – Birgün
Demokrasi Öncesi – Etyen MAHÇUPYAN – Taraf
‘Alevi Açılımı Mı, Sünni Çalımı Mı?' Sorusunun Ötesinde... – Ece TEMELKURAN – Habertürk
"Silahlanmayı Bırakın, Kaynağı Topluma ve Barışa Harcayın" – Tolga KORKUT – Bianet
Kalabalıktan 'Sınıf' Olmaya – Tufan SERTLEK – Sendika.org
Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan Açıklama – Alınteri.org
Sinik-Sözde Solcu Kişilik Nedir (1) – Necmi ERDOĞAN – Birgün Forum
Sinik-Sözde Solcu Kişilik Nedir (2) – Necmi ERDOĞAN – Birgün Forum
Sinik-Sözde Solcu Kişilik Nedir (3) – Necmi ERDOĞAN – Birgün Forum
Hafakan Ruhu / Duvara Taş Atan Çocuklar – Pınar ÖĞÜNÇ – Radikal Cumartesi
Ferahlama Özdemir – Seviyesiz İnsan – Seviyesiz Siyaset
Avanti Musica: Politik Müzikte Yeni Arayışlar Ve Olanaklar – Tolga BİNBAY – Sol.org.tr
Avanti Musica II: Politik Müzikte İşitsel Eylemler – Tolga BİNBAY – Sol.org.tr
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri

Hijak At Myspace
Hijak At Deep Medi Musik
Goth-Trad Official
Goth-Trad At Myspace
Goth-Trad Live On Resonance FM At Spannered.org
Deep Medi Music – Releases Volume 1 Informative On STH Holdings
JSL Official
JSL At Myspace
JSL Dubstep Mix – January 2010 On Get Darker
Fused Forces At Myspace
Fused Forces At Twitter
Fused Forces At Soundcloud
Starkey Official
Starkey At Myspace
Starkey ‘Ear Drums And Black Holes’ Informative At Planet µ
Forensics At Myspace
Forensics At Blogger
Forensics – Exile Feat. Indi Kaur VIP Video On Youtube
Dub & Run At Myspace
Dub & Run At Last.FM
XI At Myspace
XI At Twitter
XI Interview - Oli MARLOW – Sonic Router
Mite At Myspace
Distal At Myspace
Mite & Distal – Forgotten Formula Dub On Soundcloud
Mite & Distal – Chocolate Circuit / Attempt At Yellow (EMB001) At Dubstepped.net
Embassy Recordings At Myspace

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel

>>>>>Poemé
Biliyor Musun Nereden Geliyorum? – Oruç ARUOBA

Oradan:
senin gideceğin yerden-
en dibinden
acıların
en içinden
sevinçlerin:
ikimizin gideceği yerden.

Oradan:
ikimizin olduğu yerden-
çevremizden gelen
etkilerden sıyrılıp,
kendiliğimizden
oluştuğumuz yerden.

Oradan:
bizim yerimizden-
ikimizin de geldiği yerden:
yenilgiden
üzüntüden
yeşillikten
mavilikten.

Biliyor musun
nereden?

Yaşamın en dibinden.
İçtenliğin en içinden.

Sen ve ben
neden
gelmişsek ve gideceksek
o yere, o yerden
kendiliğimizden,
gideceğiz ve geleceğiz
o yere
yeniden-

Sen ve ben
yeniden ve yeniden.

senin elin
serin elin
benim elim
derin elim

senin elin
benim elim
benim elim
senin elin

senin elim
benim elin

dingin elin
suskun elim

Gidiyorsun:
Bütün ışıklarımı göndersem seninle
aydınlanır mısın?

Friday, April 09, 2010

Deuss Ex Machina Podcast Volume 10 - Lost Transmissions Of The Ill Saint II By Cenk Akyol

Lost Transmissions Of The Ill Saint II By CenkAkyol

Akil adımlamaları çoğaltabilmek yerine akılsız başın getirdiklerine tamah etmek durumunda kaldığımız, idareten işleri hâl yoluna koyduğumuz sanrısını bir sonraki safhaya kadar saklı tuttuğumuz gerçekliği sürdürüyoruz. Deyim uygunsa günü gününe yaşıyoruz.

Günü günden resmen kaçırıyoruz. Girdabın hemen girişinde karşılaştığımız, kâh alaycı, kâh ironik olan toz pembe hayallerin nasıl birer birer kabusa dönüştüğünü idame ediyoruz. Ne doğru soruları tam zamanını bilerek soruyoruz, ne de olması gerektiği kadar sözcüklere sığınarak ne yapılması gerektiğine zihin yoranlara yardımcı oluyoruz.

En ufak bir tereddüt taşımaksızın gittiğimiz yolun en doğru olduğuna inatla biat ederek yaşamakta olduğumuz her ne varsa çekmeye de devam ediyoruz. Sonuna kadar.Makul olan budur kıssasını kendimizce biçimlendirerek. Ne kadar değer yargısı varsa hepsine bir alternatif oluşturabileceğimiz sorusunu aklımızdan olabildiğince uzakta tutarak kaosu canlı tutuyoruz.

Ne ki yaptığımız hataların bizlere bonus olarak eklentilendiğini unuttuğumuzdan bu yana her kademede bir kere daha dip burası mıdır sorusunu eklemlemeye devam ediyoruz. Oysa hiç bir şey pratik değildir, aklın öngördükleri, gözün gör dedikleri, kulağın işitir kıldıklarını önyargısız bir biçimde baktığımızda karşımıza çıkartabildikleri kadar.

Aleni olan, sümenaltı edilenlerin yanında daha ne kadar üç maymunu oynayacağımız çıkarsamasıdır. Nereye kadar bu gırtlak gırtalağa mücadelenin gereksinimimiz olduğudur. Biçarelik pek de uzun soluklu olmamıştır sadece akıl tutulmasının getirdiklerinin süresinin uzunluğu söz konusudur bu aralıkta. Makul olanı anlamlandırabilmek didinip de bir şeyleri değiştirebilmenin hala kâf dağının ardındaki bir ütopya olarak dillendirilmesidir burada yaralayıcı olan, akılsız başın peşinde seyrüseferi olağan kılan.

İşittiğimiz hemen her çözümleme, birbirine ilmiklenen hemen her cümle, duyumsamakta olduğumuz hemen her ses, seyirliğine katılmış olduğumuz hemen her görsel bir şekilde bu ulaşılmaz olarak en başından ötelenmiş olan hayali yakınlaştırmaya olanak sağlayan bir yolun tesisini mümkün kılar. Mümkün olanın nasıl da yakınımızda durduğunu hatrımıza en umulmadık anlarda düşürür. Galiba onun içindir ki bu kadar patavatsızlığın, anlamsızlığın ortasında hala nefes alabilmeyi sağlayan yegane dayanaklarımız olmayı başarır sanatsal çıkarımlar. En amatöründen en usta işine kadar ilerleyen bir yelpazede bütünleştirmeler.

Bir vakit yarattığınızda dinlemenizi salık vereceğimiz Lost Transmissions Of The Ill Saint II derlemesinde arkadaşımız Cenk Akyol bir çizgi dahilinde birbirileriyle hemhal ettirdiği müziklerle manidar bir bakış açısını dinleyicinin dikkatine sunmaktadır. Kaçındığımız müddetçe fark edemeyeceğimiz detaycıl öbekler bir yerde okumakta olduğumuz metnin tamamlayıcısı haline dönüşen bir bağlacı oluşturur. Ya da en sevdiğimiz seyirliği seyrederken arada kararmakta olan sahnenin ardından bizi nelerin beklediğini idrak edebilmemizi sağlayan bir yol göstericilik karşımıza çıkartmaktadır. Parça adlarının yer almadığı ama içeriğe dahil edilmiş hemen her üretici / grubun modern elektronik müzik çatısı altında mahirliklerini duyumsayabilmenize imkan tanıyan dinlenceliğini Deuss Ex Machina Podcast dizini altında sizlerin beğenilerine sunuyoruz. İyi Dinlenceler. Kim bilir belki de kendi doğrularınızı bulabilmeniz için bir kıvılcımı yakalama şansınız doğar.

“If you haven't heard the first one then prepare your mind for a heady mix! Its all about crucial dub tunes plus some illbient and abstract beats. High times or else just enjoy this flight.

Sutekh,
Namlook & Gaudi,
Dubadelic,
Motor,
Byzar,
Dj Spooky And Panacea,
King Midas Sound,
S.O.L.O.,
Sub Dub,
Material,
Mohlao,
Scan X,
The Curse Of The Golden Vampire.
320 kbps
!!!Woofer Advisory – Explict Bass!!!

You Can Still Download The First Mix: Lost Transmissions Of The Ill Saint I
Release Date: Mar 25, 2010

Esrarcengiz Makina Videoları Dizininden Bir Kesit

DJ Spooky @Plutopia SXSW 2010 From Scott Johnson On Vimeo.

Wednesday, April 07, 2010

Deuss Ex Machina # 294 - E'body Knows Every Day's Is A Wicked Black Game

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_294_--_Everybody Knows Every Day's Is A Wicked Black Game

29 Mart 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Takahiro Kido-Izze (Feat. Masaya Sato) (Plop)
>2<-Another Electronic Musician-Fnctnl (n5MD)
>3<-Another Electronic Musician-Fourteen Waters (n5MD)
>4<-F-Chillin' (7even Recordings)
>5<-F-Shift (7even Recordings)
>6<-Ikonika-Red Marker Pens (Good Ending) (Hyperdub)
>7<-Ikonika-Ikonklast (Insert Coin) (Hyperdub)
>8<-Troels Abrahamsen-Stop Making That Noise (Sony Music Entertainment Denmark)
>9<-Troels Abrahamsen-Our Hearts Are Dying (Sony Music Entertainment Denmark)
>10<-Midwest Product-Swamp (Ghostly International)
>11<-Michna-Triple Chrome Dipped (Ghostly International)
>12<-Post Dial-Next Big Thing (MP3 / Bağımsız Yayın)
>13<-Post Dial-Get It (MP3 / Bağımsız Yayın)
>14<-The Love Supreme-Bela Lugosi's Dead (Tirk)

Everybody Knows Every Day's Is A Wicked Black Game (294) – İçinde Yaşadığımız Tam Da Betimlenmekte Olan Şok Doktrinlerinin, Karmaşık Cümlelerle Taltif Edilen Kayboluşları Vesair Anlamlarından Iraklaştırılan, Issızlaştırılan Halleri Değil Midir? Düşündükçe Bu Derin Girdap Dahilinde Bir Kere Daha Aynı Sorularla Karşılaşıyoruz? Quo Vadis?

>>>>>Bildirgeç
/// “Artık iktidar tek parçadan oluşmuş, tek merkezli bir şey olmayıp, yayılmış, parçalanmış, uzlaşımların sürekli yığılması ve dağılmasından oluşmuş bir şeydir. Savaş artık iki ülkeyi karşı karşıya getirmemekte; sonsuz iktidarları karşı karşıya getirmektedir. Bu oyunda tekil iktidar merkezleri yarar sağlarlar, ama olsa olsa başkalarının zararına. Eski savaş silah tüccarlarını zenginleştirirken ve bu kazanç bazı ticari alışverişlerin geçici olarak kesintiye uğramasını kısmen önemsiz hale getirirken; yeni savaş gene silah tüccarlarını zenginleştirmekte, ama hava taşımacılığını, eğlence ve turizm sektörlerini, medyayı (reklam kaybı) ve genel olarak sistemin belkemiğini oluşturan tüm ikincil üretim sanayiini –inşaat piyasasından otomobile- sekteye uğratmaktadır (üstelik tüm dünyada). Savaş haberleriyle birlikte borsada bir yükselme oldu, ama bir ay sonra borsa olası bir barışa ilişkin haberlerle aynı şekilde yükselmeye devam etti. Ne ilk yükselmesinde bir “sinizm”den, ne ikinci yükselmede bir erdemden söz edilebilir. Borsa iktidarlar oyunundaki dalgalanmaları kaydeder. Savaşta bazı ekonomik güçler başka ekonomik güçlerle rekabet halindedir ve bu rekabetin mantığı ulusal güçlerin mantığını aşar. Devletlerin tüketimi (örneğin, silah satın alma) gerilimi gerektirirken, bireysel tüketimler mutluluğu gerektirir. Çatışma ekonomik açıdan oynanır.”

Savaşın olanaksızlığını dile getirmek entelektüel görevdir. Alternatif bir çözüm olmasa bile. Belki bir tek, yaşadığımız yüzyılın savaşın kusursuz bir alternatifine –“soğuk” savaş- tanık olduğu anımsatılabilir. Korkunç olayların, adaletsizliklerin, hoşgörüsüzlüklerin, yerel çatışmaların, yaygın tedhişin yaşandığı tarih, sonunda soğuk savaşın son derece insani ve görece ılımlı bir çözüm olduğunu –galipleriyle mağluplarının bile olduğunu- kabul etmek zorunda kalacaktır. Ama soğuk savaş ilan etmek entelektüel işleve düşmez.

Bazılarının entelektüellerin sessizliği olarak gördükleri şeye, belki de savaştan medya yoluyla söz etmekten duyulan çekingenlik yol açmıştır; bunun da basit bir nedeni var: Medya savaşın ve savaşın kullandığı araçların bir parçasını oluşturmaktadır, o yüzden yansız bir alan olarak görülmesi tehlikelidir. Hepsinden önemlisi, medyanın zamanı, düşünmenin zamanından farklıdır. Entelektüel işlev hep ya önce (olabilecekler üzerine) ya da sonra (olmuş şeyler üzerine) devreye girer; ritim nedeniyle, olmakta olan şeyler üzerine entelektüel işlevin yerine getirilmesi seyrek olarak gerçekleşir; çünkü olaylar, olaylar üzerine düşünceden her zaman daha hızlı ve daha sıkışıktır. Cosimo Piovasco di Rondô bu yüzden –çağın anlama ve ona katılma şeklindeki entelektüel görevden kaçmak için değil, yaşadığı çağı daha iyi anlamak ve ona katılmak için –ağaçlar üzerinde duruyordu.

Ama, savaş üzerine düşünce, taktik sessizlik alanlarını seçtiğinde bile sonunda bu sessizliğin yüksek sesle ortaya konmasını gerektirir. Sessizliği dile getirmenin, bir iktidarsızlık edinimindeki ikna edici gücün, düşünce eyleminin bireysel sorumluluklarından arınmayı getirmediği gerçeğinin içerdiği çelişkilerin bilinciyle. Ama ilk görev, savaşın günümüzde her türlü insani girişimi yok ettiğini; kendi görünürdeki sonunun (ve bir tarafın görünürdeki zaferinin) bile kendi ağları içinde takılıp kalmış ağırlıkların artık özerk oyununu durduramayacağını söylemektedir. Çünkü ağırlık “ağırlık olması nedeniyle bir yöne eğimli, bir yöne eğimli olması nedeniyle de bağımlıdır... ve inmek ister, çünkü bir sonraki nokta alçaklık açısından her defasında onu tutan alçaklığı aşar... Ağırlık asla yolundan döndürülemez” (Michelstaedter)

Bu iniş haklı çıkarılamaz, çünkü –türün hakları açısından- cinayetten daha kötüdür; bir savurganlıktır. /// Umberto ECO – Beş Ahlak Yazısı (Cinque Scritti Morali) Kitabından; Savaşı Düşünmek Başlıklı Makalesinden Alıntı Sayfalar 20, 24-26 (Can Yayınları / Düşünce: 27)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
“Demokratsız Demokrasi” Türkiye'yi Demokratikleştirebilir Mi? – E. Fuat KEYMEN – Radikal 2
Dikta Anayasasından Dikte Anayasasına – Melik PEKDEMİR – Yeniden Devrim
AKP’nin İşçi Korkusu, "Demokrasi" Aldatmacasını Açık Etti…! – Özgür MÜFTÜOĞLU – Bianet
Bataklıklı Yolda Tepeye Doğru Yürürken – Nihat Behram – Sol.org.tr
Tekel Direnişinde Ara Son - Sınıf Mücadelesi: 'Hep' Olan ve 'Yeni' Olan – Tanıl BORA – Birikim
Ahenkle Gel Ulan – Karin KARAKAŞLI – Kronik Muhalif
Ali, Topu Agop’a Atmayacak – Ünal ÖZMEN – Birgün
Onlar Padişahlığa Değil, Abdülhamid'e Karşı! – Hasan RUA – Radikal / Tartışı-Yorum
Köşe Yazarları Ne Yazar? – V. Kayhan BAYIRLI – Birgün Forum
Barbarlaştıran TV Haberleri Dizileri – Cüneyt UZUNLAR – Açık Koyu
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri


Takahiro Kido Official
Takahiro Kido At Myspace
Plop Records Official
Another Electronic Musician Official
Another Electronic Musician At Myspace
Another Electronic Musician At n5MD
F aka Florent Aupetit At Myspace
F aka Florent Aupetit At Soundcloud
Sonic Router 010: Turning The Spotlight On Florent Aupetit – Oli MARLOW – The Quietus
Ikonika At Myspace
Ikonika At Twitter
Ikonika Interview On K Magazine By Sam COLLENETTE
Troels Abrahamsen Official
Troels Abrahamsen At Myspace
Troels Abrahamsen WHT Informative On All Scandinavian
Midwest Product At Myspace
Midwest Product At Ghostly International
Midwest Product Swamp On Youtube
Michna At Myspace
Michna At Ghostly International
Michna Interview By Brian WHITEFIELD On Prefixmag
Ghostly Essentials: Avant-Pop One Informative On Ghostly International
Post Dial Resmi Sayfaları
Post Dial Myspace Sayfası
Post Dial – You Are Not Alone EP Değerlendirmesi – Yiğit – 13Melek
The Love Supreme At Myspace
The Love Supreme At Tirk
The Love Supreme Bela Lugosi's Dead – Out The Other

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
The Mountain – Rich GEMMELL

>>>>>Poemé
Kırmızı Afiş – Louis ARAGON

İstediğiniz ne şandı ne gözyaşı
Ne bir tören ne de cenaze marşı
Dile kolay on bir yıl, ne çabuk geçmiş yıllar
Silahlarınızdı tek kullandığınız
Ölüm Partizanların gözlerini kamaştırmaz.

Şehrimizin duvarlarındaydı resimleriniz
Sakal ve gecenin kararttığı, yabani ve tehditkar
Bir kan lekesi gibiydi afiş
Gelip geçene korku versin diyeydi
Telaffuzu zor isimleriniz.

Kimse size Fransız demez gibiydi
İnsanlar gün boyu bakmadan geçip giderdi
Ama karartma saatinde gezinen parmaklar
Fotoğraflarınıza "Fransa için öldüler" diye yazdılar
Ve artık farklıydı kasvetli sabahlar.

Kırağı tek renge boyamıştı herşeyi
Şubat sonunda, o son anlarınızda
Ve işte o an dedi ki içinizden biri:
"Ne mutlu herkese
Ne mutlu geride kalanlara
Kin duymadan ölüyorum Alman halkına."

Elveda acı ve zevk, elveda güller
Elveda hayat, elveda ışık ve rüzgar
Evlen, mutlu ol ve sık sık beni an
Sen ki güzellikler içinde yaşayacaksın
Herşey Erivan'da noktalandığı zaman

Parlak kış güneşi tepeyi aydınlatıyor
Tabiat ne güzel, yüreğim parçalanıyor
Muzaffer adımlarımızla gelecek adalet
Meline'm, ey aşkım, yetimim benim
Yaşamandır, çocuğunun olması senden dileğim.

Yirmi üç kişiydiler tüfekler çiçeklendiğinde
Vakitsiz giden yirmi üç yürek
Yirmi üç yabancı ama kardeşimiz de
Yürmi üç yaşam sevdalısı, ölecek kadar,
Düşerken Fransa diye bağıran yürmi üçler.

Kaynakça: BiaMag