Sunday, August 29, 2010

Deuss Ex Machina # 314 - In The Absence Of Lies That Declarated Us Should Be True

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_314_--_In The Absence Of Lies That Declarated Us Should Be True

23 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-S U R V I V E-Chem Trails (Bathetic Records)
>2<-Evenings-Friend [Lover] (Self Released)
>3<-Evenings-Still Young (Self Released)
>4<-LAKE R▲DIO-Lynetta Putnam (Endless Field Studios)
>5<-LAKE R▲DIO-Joining You (Endless Field Studios)
>6<-123-Damla (Aisha Records)
>7<-123-KDA (Aisha Records)
>8<-Jamie Lidell-You Are Waking (Bill Youngman Remix) (Warp Records)
>9<-Jamie Lidell-I Wanna Be Your Telephone (Tiga Party Like It's 19909 Remix) (Warp Records)
>10<-Games (Oneohtrix Point Never & Joel Ford)-Everything Is Working (Hippos In Tanks)
>11<-Games (Oneohtrix Point Never & Joel Ford)-Heartlands (Hippos In Tanks)
>12<-Armonycoma or slt-Subhuman (Music For Non-Musicians)
>13<-Armonycoma or slt-Taşın Taşlığı (Music For Non-Musicians)
>14<-DJ Koze-Blume Der Nacht (Pampa Records)

In The Absence Of Lies That Declarated Us To Be True (314) – Zihninden Geçeni Kendine Saklaman, Saklaman Gerekeni Zihninden Geçirmemen Gerekiyor. Ne O Düzenin, Ne Bu Düzenin Düzenleyicisi, Onaylayıcısı, Vakur Ve Mağrur! Yancısı, Yolcusu Olmasan Da Olamasan Da Biteviye Bu Girdaba Elini Verip Kolunu Kaptıranlar Arasında Sıranın Sana Gelmesini Beklemen, Her Birimize Pay Ediliyor. Dönüşümün, Hesaplaşıp, Verilmeyen Hesapların Sorulabilirliğinin, Layığıyla Yaşanabilir, Sözcüklerle Çoğaltılabilir Bir Demokrasinin Temellendirilebilmesi, Aşılmaz Olanın Aşılması İçin Salt Sağduyuya İhtiyacımız Olsa Da Asıl Getirinin, Rant Ve Reyting'den Mürekkep Olduğunu İdrak Etmemiz Talep Ediliyor. Artık Bu Çekilen Nutukları Anlamamız Ortalığa Saçılan Demeçlerde Açık Ediliyor. Sen Sus Gözlerin Konuşsun! Sıranın İçerisinde Bir O Bir Bu Yana Hızlıca Tasnif Edilmekten, Arada Sırada O Da Çoğunlukla Lazımgeldiğinde Oy Uğruna Yüzüne Bakıldığından, Anlatmak İstediğin Sorunu Değil Senin Hangi Taraftan Olduğunu Anlaşılabilmesi İçin Deneyimlerden, Aşamalardan Geçmen İstisnasız Öne Sürülüyor. O Aralıkta Dert Dermanından Uzaklaştılarak Nadasa Terk Edililyor. Dert Bizde Derman Kayıp Zaman!Kaybetmekten, Kayıp Edilmekten, Kayıp Halini Mükerrer Biçimlerde Korumakla Yükümlü Kılınıp, İşitilmez Kılınmaktan, Diyalogsuz Konulmaktan, Dımdızlak Bırakılmaktan, Bir Mozaiğe Dahil Edilip Bir Mozaikten Dışarı Atılmaktan, Hatasızlık Kullara Mahsus Olmasa Da Büyüklerimize, Harcın Temel Unsurlarına Lekesizliğimizi İspata Çalışmaktan Artık Yorulmadık Mı? Durmadan Aynı Tereddütlere Bel Bağlanmaktan, Bir Adım Dahi Atılamamasını Yapılıp Edilen, Bitirilip, Tüketilen, Hızlıca Gündemin Tozunda Yitirilen Pek Çok Şey Gibi Yine Mi Unutmayı Sürdüreceğiz. Unutmaları Alışkanlık Haline Getirmekten Yeni Sözcükleri Dizmeye İmkan, Olanak, Çıkartılacak Yeni Sonuçlar Konusunda Bu Kadar Kısır Oluşumuz Bu Kabullenişten Mi İleri Gelmektedir? Ne X Ne Y Ne De Z Demeden Önce Konumlandırıldığımız, Dört Başı Betonarme Dört Duvarlarımız Arasında Asıl Sormamız Gereken Layğımız Bu Mudur? Sorusunu Sorabilmektir. Etliye, Sütlüye Karışmayan Her Ne Olursa Bağlı Olduğu Klandan, Cemiyetten, Cemaatten Ayrısını Düşün(e)meyen Yaşayışlar Olarak Sonumuz Nice Olacaktır? Kolaydır, Hain Olmak, İhanetin Birini Bırakıp Diğerine Sarınmak. Kolaydır Oradan Buradan Güdümlerle Hareket Ettiğini Varsayanların, Demediklerini Koymayanların Esas Demokratlıklarını! Gördüğünüzde, Aslında Yüzlerindeki Maskelerini Çıkarttıklarında Ortaya Çıkanın Hilkat Garibesini Bile Solda Sıfır Bırakacağının Anlamlandırılmaması. Kolaydır Düzenek Diye Tutturulmuş Olanın Aslında Kırk Yamalı Bohça Olduğunu Bilmezden Gelmeler. Toplumsal Histerilerle Gafil Avlanacak, Soyu Kurutulacak, Lekesizliğin Devamlılığını Sağlayacak, Yeterince Yamuk Değil Biraz Daha Fazla Üzerine Yük Bindirelim Kolaycılığına Aşina Olanlarımız İçin Muktedirliğin Bariz Bir Hastalık Olduğu Muhakkaktır. İmler, Üstü Açık Kapalı Göndermeler, Manzumeler, Köşe Kadılarının Dillerinden Düşmeyen Tekerlemelerinde Zikredildiği Gibi Tarih Tekerrürden İbarettir. Yerseniz! Sıkıntının Çözümü Boyunlarında İlmiği Yıllardır Taşımaya Mecbur Bırakılmış Olanlarımız, Arsızların Üstün Oldukları Yanılsamalarına Bağlılıkları Kadar Şefaate İhtiyaç Duymaksızın Kendi Ayakları Üzerinde Durabilenlerin Kurabilecekleri Bir Dünya Mümkündür. Evet Hala Mümkündür!
[Hayat Kolay Lokma Değildir! Hile Hurdacıların Tıka Basa Yedikleri Hurmalar Bir Gün Gelir Bir Taraflarını Tırmalar. / Yükselen Çığlık İronik Değil Bildiğin İsyandır El Kitabından]

>>>>>Bildirgeç
Herkese Bir Hain Lazım! - Umur TALU*

Milletin yüzde 90’ı, yüzde 10’un hain olduğundan emin.
Yüzde 90’ın bir yarısı da, diğer yarının hain olduğundan emin.
Herhangi bir taraf için, hainlerin kümülatif oranı yüzde 55.
Mustafa Denizli’nin meşhur “yüzde 51”inden de yüksek.
Zaten referandum da muhtemelen böyle tecelli edecek:
Ya yüzde 45 evet, yüzde 55 hayır…
Ya yüzde 55 evet, yüzde 45 hayır.
Sonuç, milletin bir bölümünün ötekinin hainliği hakkında fikrini değiştirmeyecek.

***

Her iki bölüm de bir öteki için daha uygun, daha saygın sıfat bulamıyor.
“Hain” her kalıba geliyor, her kaba uyuyor.
Millete eskaza lider mider gider olmuş nice sivil ve asker şahsiyet de hep öyle belledi.
“Hain”i tahkim için sık sık, “döl, sünnet, soy, sop” gibi kavramlara başvurmaları bilimsel titizliklerinden!
Başkasının köküne, şeyinin kökenine aşırı ilgili zevatın, kendi kökü, kökeni üstüne alabildiğine meraksızlığı ayrı konu.
Yoksa, 1071’de gelindiğinde burası boş arazi değildi Hocam! Ne öyle bir günde gelindi, ne iki günde yerleşildi.
Göçlerle, cenklerle, dört koldan, harman olunduğunda… ne hanedanlar kurarken, ne yeniçeri ne hareket ordusu yürütürken “saf”lık hükümran değildi.

***

Belki de, dünyada “birlik, beraberlik, bütünlük, aynılık” üstüne en çok nutuk, teori ve yalan üretilmiş, en çok teselli bulunmuş, en çok slogan, tezahürat, gurur tüketilmiş ülke.
Şaşırtıcı ve acı. Acıtıcı.
Çünkü, birbirine asgari güvenmeyen, birbirine asgari sevgi ve saygısını yitirmiş, birbirinin kökenine, soyuna sövmeye alesta, birbirinin hakkına tükürük bezesi…
Ne dinin kardeşlik, ne cumhuriyetin eşitlik ilkelerini sindirebilmiş bir kalabalık hali…
Demokrasinin hak ve özgürlük saygısını kabullenememiş bir sosyaldemokratikhukuk sureti.
Sosyalist misin, hainsin idi.
Dindar mısın, hain.
Kürt müsün, hain.
Alevi misin, hain.
Ermeni, zaten! Bir CHP’li “cumhuriyetçi” milletvekili “Cumhurbaşkanı soyunda Ermenilik var” diyebildi aşağılamak için; ve “muhafazakar” Cumhurbaşkanı, bunun “aşağılama, hakaret” olduğuna dair, bu ülke hukukuyla dava kazanabildi.
Cumhuriyetçi de hain, liberal de, demokrat da.
Yukarıdaki “hainler”in neredeyse hepsi için de bir öteki hep hain.
Milyonlarca yıllık evreni, binlerce yıllık dünya tarihini, yüzlerce yıllık kendi tarihini, dünü, bugünü, yarını; evrenin, dünyanın, ülkenin, milyonlarca insanın bin bir rengini izah edebilmek için ne büyük, ne ortak bir sözlük!
Astronotu olmayan, onu bırakın bir sirk dahi kuramayan beceri ikliminde, ne çok “hainolog” yetişti.
Kimi köken kazıyor, kimi iddianame yazıyor, kimi andıç düzüyor, kimi hakikat büzüyor, kimi tetikçi diziyor.
Ve kimileri de, bir hain listesinden diğerine “ara transfer”:
Daha önce hain diyenler bağrına basarken, eskiden kanka çıkanlar kanını istiyor.
Hainlere karşı hassasiyet ispatının ananevi yolu, ötekinin imhasını, infazını talep.
Bazen bağıra bağıra, bazen kitlesel histeriyle, bazen köşede pusuda bekleyen bereli çocukla.

***

Ülkenin milyonlarca ezileni, aşağılananı, horlananı var.
Bunun sınıfsal bir şey olduğunu idrak etmek içinse mektep yok.
Aşağılananların kendini saygın görebilmesinin yolu; işinde, aşında kendini aşağılayan sisteme diklenmek değil, bir başka aşağılananı aşağılayıp kendi üstünlüğünü ırkla, dinle, mezheple, soyla ispat etmek.
Kendi ruhunu, kendi sesini, kendi kalbini kaybetmişlerin en büyük ziyafeti; kendine esasta çok benzeyen bir başkasını “öteki ve hain” menüsünde yiyip bitirmek.
Ayranın yoksa içmeye, düşmanın olacak biçmeye!
Hadi evet ya da hayır deyin!

* Yazdıklarıyla ağır kakafonik sataşmaların, muktedirlik oyunlarından arasında sesi duyulmayanların sözcüklerini köşesine taşıyan, bu grilikte bile soluk alabilmemizi, işin doğrusu nedir sorusunu anlayabilmemize yardımcı olan Umur TALU'nun 25 Ağustos 2010 tarihinde Habertürk Gazetesi'nde yayınlanmış olan makalesini yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınırak, değinmeye çabaladığımız meramımızın bir tamamlayıcı okuma parçası olarak Deuss Ex Machina'da sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Herkese Bir Hain Lazım! - Umur TALU - Habertürk
Taraf Olma Veya Olmama Hakkı - Ahmet İNSEL - Radikal
Oy Verme Oi Ver (Çıkartma) - İç-Mihrak
Engin Ardıç’ın Dinmeyen Öfkesi - Sema ÖZDEMİR - Jiyan-Hayat-Gyank
12 Eylül’de Cezaevi Önünde - Erkan GOLOĞLU - Radikal
12 Eylül'le Hesaplaşma Değil, Pekiştirme - Başak TURAN - İnan MUTLU - Birgün Pazar
Referandum Ve Büyük Tehlike - Ferda KOÇ - Sendika.org
AKP ve Referanduma Karşı “Örtülemeyen” İtirazlar - Hasan RUA - Bloknot
Ne Kadar Önemli? - Mesut ODMAN - sol.org.tr
Tıp İlerledi Cemil Bey, Tedavisi Mümkündür - Ümit KIVANÇ - Taraf
Kaplan: Hükümet Dink'i Koruyamadığını AİHM'de Kabul Etsin - Burçin BELGE - Bianet
“Türklerin Pis Kanı” Meselesini Artık Öğrensek - Baskın ORAN - Irkçılığa Ve Milliyetçiliğe Dur De!
Hrant Dink'e Büyük Nefret Söylemi - Süreyyya EVREN - Birgün
Aynı Düşün Çocukları - Erin DÜLGERYAN - Kronik Muhalif
Merhaba Dünyalı, Biz Bakanız - Özgür MUMCU - Birgün
Devlet Bakanı Nereye Bakıyor? - Mehmet MUTLU - BiaMag
Sünnet Merakı - Okay GÖNENSİN - Vatan
Demokrat Yargı - Ferhat KENTEL - Taraf
Başbuğ Ve Koşaner'in Konuşmalarından 15 Nokta - Türkiye’nin İşi, Değişime Bu Kadar Kapalı Zihniyetlerle Gerçekten Zor! - Hasan CEMAL - Milliyet
Ceylan Önkol Patlayıcıya Vurmadı; Korunmaya Çalışırken Öldü - Semra PELEK - Bianet
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Güvencesiz Ve Örgütsüz Bir Yaşama ‘Evet’ Mi ‘Hayır’ Mı? - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Kod Adı: Saadet Zinciri - Şule YILDIRIM - Birgün
İskele Sallanıyor... - Alınteri.net
Türkiye'de Açlık Sınırı Asgari Ücretin Üzerinde - Marksist.org

S U R V I V E At Myspace
S U R V I V E At Bandcamp
S U R V I V E At Last.FM
S U R V I V E : Dark As Night Compilation MC / Bathetic Records
S U R V I V E / LLR2 - We Fucking Love Music
Evenings At Myspace
Evenings At Bandcamp
Evenings At Last.FM
Evenings Remixed By Prizes - Delicious Scopitone
LAKE R▲DIO At Endless Field Studios
LAKE R▲DIO At Bandcamp
LAKE R▲DIO At Last.FM
You Should Be Listening To… LAKE R▲DIO - Mishka Bloglin
LAKE R▲DIO The Weather EP Review - Killed In Cars
123 Resmi Sayfası
123 Myspace Sayfası
123 Röportajı - Mix Dergisi
123 - KDA Videosu - Vimeo
Aisha Records Resmi Sayfası
Jamie Lidell Official
Jamie Lidell At Myspace
Jamie Lidell - I Wanna Be Your Telephone EP Review - AJ RAMIREZ - PopMatters
Games (Oneohtrix Point Never & Joel Ford) At Myspace
Games (Oneohtrix Point Never & Joel Ford) Official Tumblr Blog
Games (Oneohtrix Point Never & Joel Ford) - Everything Is Working Informative - Boomkat
Oneohtrix Point Never At Myspace
Joel Ford aka Airbird At Myspace
Armonycoma or slt Myspace Sayfası
Armonycoma or slt / Music For Non-Musicians Resmi Sayfası
Armonycoma or slt - Tribute To Cem Karaca
DJ Koze Official
DJ Koze At Myspace
DJ Koze At Kompakt
Outside The Box: DJ Koze - Eike KÜHL - Resident Advisor

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Plumnet - Vitroid (Masakazu "Matto" Matsumoto)
Vitroid (Masakazu "Matto" Matsumoto)'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Öldürme Özgürlüğü - Yevgeni YEVTUŞENKO

Özgürlük Anıtı'nın rengi şimdi
Bir ölümcül donuklukla eşittir
Kurşunlandı özgürlük, onun sevgili adı
Sandı alındı bağımsızlığı geri -
Amerika, kendi kendini vuran!

Tam da öyle işte, kendi kendini!
Sıkıysa çık dışarı bu korkulu
Her taşına kâbuslar sinen ülkede
Ve daha korkuncu bu gidişle
Ormanlara kaçıp gizlenmek sonu.

Toprakta o bildik koku
Şu evrensel ünü olan Dallas'tan,
Yaşamak nasıl da tekinsizlik dolu
Ve işte senin en büyük utancın bu.

Kim inanır masallara, hangi çağdayız
O soylu fikir zevahirinin ardından
Silah yağının fiyatı yükselirken
Yaşamın düşürdüğün bedeline bak sen!

Katillerdir cenazende yas tutanlar da
Hissedar olmaya her karış toprağına
-İşte yine, bir daha, hadi bir daha-
Başaklarında kurşun tanelerinin
Dalgalandığı Teksas tarlalarına.

Şapkalarının altında haince
Tarıyor gözleri karanlığı
Senin o katil çetelerinin
Tutmuşlar her kapıyı
Ve işte cesedi bir ikinci Kennedy'nin...
Amerika nedir bu, oğullarını koru!

Ve çocukları, başka ülkelerdeki
Ve onların kulübelerini küle döndüren
Yakıyor tıpkı onlar gibi, ateş ve bombaların
İnsan hakları bildirini senin de.

Bilinci olmaya söz verdiydin dünyanın
Şu hale bak, dipsiz utancın kıyısında
Vurduğun, kral değil sözündür
Onurundur, Vietnam'a attığın her bombada.

Bir ulus çıldırıyorsa, yaptıklarını
Mümkün müdür kınamak el kadar
Üstünkörü barış sözleriyle.

Tek yol senin için yine utançtır
Tarih çamaşırhanede aklanmaz ki
-Yok henüz, keşfedemedin
Böyle bir çamaşır makinesini-
Kan hiç paklanır mı Amerika!

Nerendedir Amerika utancın senin
Söyle nerede saklı o
Sanki kaçan bir köle
Kölelerin içinde.

Tut ki Raskolnikov'dur dolaşan baştan başa
Deliliğin kanlı baltası elinde
Kendisini yine kendi yargılayan
Planlı katliamlarıyla
Canilerden geçilmiyorsun Amerika.

Hey Abe, iyi ihtiyar
De bana ne yapıyor ülkendeki insanlar?
Kaçıncıdır sıralıyor tek bir gerçeği:
Anlaşılır ancak kesildiğinde
Yüce bir ağacın yüceliği.

Lincoln oturuyor güneşe karşı
Mermer sandalyesinde kanayarak.

Aslında odur canavarların
Bu kaçıncı kez vurduğu.

İşte o kurşun delikleridir
Amerika
Yıldız diye koydukların da
bayrağına.

Urbası kurşunlarla lime lime
Özgürlük Anıtı, ey sen
O kadın, o ana yüreğinle
Kaldır başını ölümlerden
Aç ağzını, yum gözünü
Toptan lanetle bu
Kahrolası öldürme özgürlüğünü.

Hey Özgürlük Anıtı, sen, kaldır şu
Yeşile kesmiş yüzünü boğulduğun kandan
Kafa tut özgürlüğün cellatlarına
Ve ama alnından artık
Bir damla kan akıtmadan.

1968
Çeviri: Ülkü TAMER
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, August 22, 2010

Deuss Ex Machina # 313 - Methu Dod O Hyd Ffordd At Hafan

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_313_--_Methu Dod O Hyd Ffordd At Hafan

16 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Bas Van Huizen-Passievetriest (Self Released)
>2<-Sadece Bu Yeterli Değil-Potasyum Siyanid (Music For Non Musicians)
>3<-Sadece Bu Yeterli Değil-Engizisyon (Türkçe) (Music For Non Musicians)
>4<-Eleven Tigers-Open Mirror (Soul Motive)
>5<-Eleven Tigers-With A Little Patience (Soul Motive)
>6<-aKido-Carrousel (Nordique Records)
>7<-aKido-Paper Chase (Nordique Records)
>8<-iTAL tEK-Moment In Blue VIP (Planet µ)
>9<-iTAL tEK-Infinity (Planet µ)
>10<-Timonkey-Open Road (Muti Music)
>11<-Timonkey-The Day Fungus Took Over (Muti Music)
>12<-Clubroot-Remember Me (Lo Dubs)

Methu Dod O Hyd Ffordd At Hafan (#313)
Sözcükler Sonsuz Bir Boşlukta Kendi Titreşimlerini Katmerleyerek Gelişmeye! Yankılanmaya Devam Ediyor. İş Bu Ahvalin Dahilinde Nicesinden Ayrıştırmayıp, Hepi Topu Dört Köşe Suntalamdan Mürekkep Yontulmaz, Biçimlendirilemez, Düzeltilemez Yargılar Seslendiriliyor. Tiz Çığlıkları Kamufle Edebilmekse Ancak Ve Kat'a Daha Yüksek Perdeden Laf Ebeliği Yapmaktan Geçiyor. Doğru Çizgisini Çoktan Kaybetmişken, Şimdi Kât Ettiğimizi Sandığımız Yoldan Geriye De Dönemiyoruz. Ne Bir Teşebbüs, Ne Bir Eylem Varsa Yoksa Olduğumuz Yerde Birbirimize Laf Yetiştirme Telaşlarındayız, Tam Mutlak Doğruların Olmayacağını Bilmemize Karşın Üstünkörü İşittiğimiz Yalanlarla Avunmaya Alıştırılıyoruz. Bağışıklık Kazanıyoruz, Yaşamın Her Şeyden, Her Olgudan Daha Mukaddes Olduğunu Unutarak Allah Ne Verdiyse Birbirlerine Sille Tokat Giydirenlerin, Şarlayanların, Ellerinde Cetvel Boy, Pos, Ellerinde Kalem Soy, Secere, Zihniyet Dökümlerine Kilitleniyoruz. İzlenceliğin Bilgilendiriciliğinden Arsızca Kopartılan Küçük Kıyametlerimizin, Hikmeti Anlaşılmaz Kör Dövüşlerinin Şaşkınlığına Katılıyoruz.. Midemizde Yanma Hissi Uyandıran, Düşündükçe Daha Ne Kadar Alçalacaklar Acaba Diye Düşündüklerimiz Henüz Alt Sınır Eşiğine Yaklaşıp Burası Artık Bir Son Diyemeyeceğimizi Yanıklandırıyor. Çoğaltılan Argümanlar Kişilikler Değişse De Hep Aynı Vurgulara, Varolan Düşmanlara, Bitmeyen Efsanelerin Kurgusuna Zemin Oluşturan Dayanaksız Öfkelenmelere, Pir-U-Pak Olmasalar Da Lekesiz Olduklarını İlan Ederek, Her Birinin Taşı Atmak İçin Birbirlerine Yüklenmesine Kadar Uzanıp Giden Çetrefilli Bir Hale Ulaşılıyor. Bangır Bangır Yumruğunu Masalara Vura Vura, O, Diğeri, Öteki, İşte Şu, Ha Bu, Yok Yok Onun Yanındaki Esas Kötülediğimizdir Diyerek Bir Orta Oyunu İcra Ediliyor. Dün Payımıza Dağıtılan Yaftalama Kartlarının Bugün Hiçbir Geçerliliğinin Olmadığı Acı Bir Buruklukla Beraber Dimağlara Kazınıyor. Ne Menem Bir Şeydir Ki Durmadan Sığınılan Ötekisinin Kimliği Bir Türlü Değişmese De İstikamet Hep Aynı Belaltını İşaret Ediyor. Aynı Şark Kurnazlığı İle Yüzü Bir Yerlere Dönük Olsa Da Alenen Yalan Söyleyebilen Çiçek Gibi Siyasetçilerimiz Mevcudiyetlerini Korumayı Israrla Sürdürüyorlar. İletişim Çağının Gereği Olan Konuşabilmenin Yerini Cazgırlığın Arsızlığına Terki Diyar Ediyoruz. Biçimlendirmeler, Aynı Tornada Kesilmiş Klişe, İyi Niyet Kisvesi Kaplamalı Cümleler Bile Bu Biteviye Kinlemenin Yaratmış Olduğu Paslanmayı Silmeye Yetmiyor. Yetmeyecek. Dahası Daha Önceden El Birliğiyle, Sırayla Silinmişler Gibi Bir Gün Yeniden Sıranın Kalanlara Gelebileceğinin Korkusu Her Şeyi Daha Da Ürkütücü Bir Eşiğe Çiviliyor. Kaydedilen Her Anektot, Yaşanılanların Üzerine Bina Edilen Her Kindarlık Yeni Bir Felaketin Dört Bir Yanımızı Yokladığını, Vakit Kolladığını Alenen İfşaa Ediyor: Kırılacak, Ayrışacak, Dövüşecek, Yitirilecek Ve Silinecek Son Bir Zerre Kalmayana Kadar Sindirmenin İnatla Sürdürülme Gayesidir Asıl Tehditkar Olan. Kopan Küçük Çaplı, İşittiklerini Doğru Bile Olsa Engellenemez Bir Biçimde Israrla Savunmaya Devam Edebilenlerin Yeri, Yurdunda Kıyamın Oluşturacağı Esas Tehlikenin Farkında Mısınız?

>>>>>Bildirgeç
İnsanlar Özgürlük İstiyor Mu? / İnsanların Özgür Olmalarını İstiyor Muyuz? - Wendy BROWN*

Halkın kendi kendini yönetmesine inananlar için son fakat belki hepsinden daha ciddi bir engel daha var. Yukarıda belirttiğimiz gibi, demokrasinin iyi bir şey olduğu varsayımı, insanların kendi kendilerine yasa koymak istedikleri ve demos'un yönetmesinin hesap vermeyen ve temerküz etmiş siyasal iktidarın sunduğu tehlikeleri dengelediği varsayımına dayanır. Fakat bugün için hangi tarihsel kanıt veya felsefi düstur, Dostoyevski'nin dediği gibi, insanların "ekmek yerine özgürlük" istediğini öne sürmemize imkan tanıyor ki? Geride bıraktığımız yüzyılın bütün göstergeleri, piyasaların baştan çıkarmaları, disipliner iktidar ile gitgide daha sınırsız ve düzensiz olan insan coğrafyasının ürettiği güvensizlikler arasında Batılıların çoğunun ahlakçı, tüketimci, uyuşmacı, lüks düşkünü olmayı, ne olması, hayatlarını şekillendirme görevi konusunda ne düşünmesi ve yapması gerektiğini bir başkasından duymayı tercih ettiğine işaret ediyor. Geçtiğimiz yüzyılın ortasında Herbert Marcuse'nin kurtuluşun geleceği adına çözülmesi gerektiğini öngördüğü bilmece buydu.** Şayet insanlar özgürlüğün sorumluluğunu istemiyorsa, siyasal özgürlük projesine uygun eğitim almamış ve cesaretlendirilmemişse, bu arzu ve yönetimi üstlenen siyasal düzenlemeler bakımından ne anlama gelir bu? Toplumsal ve ekonomik iktidarın yanı sıra muktedirlerin istismar edebileceği hangi zaaflara yol açar bu durum? Platon, kendi siyasal varoluşunun sorumluluğunu almış ama uygun biçimde hazırlanmamış ruhların çöküşe ve denetimsiz ahlaksızlığa yol açacağından endişe etmişti, ama bugün daha bariz ve kaygı verici bir tehlike söz konusu: halkın faili olduğu faşizm. Demokrasinin kabukları içinde demokrat olmayanlar barındırılırken, gitgide daha ufuksuz ve baskıcı bir küresel peyzaj içinde kaygı ve korkularıyla kıvranırken ve kendilerini tokatlayan güçlerin yapıp ettiklerinden habersizken, başkalarının özgürlük veya eşitliklerinin peşinden gitmek için oy kullanıp mücadele etmeleri nasıl beklenebilir ki?

Öyleyse, bir yandan, demokratik özgürlüğe pek de can atmayan halklar sorunuyla, bir yandan da arzu etmediğimiz türden demokrasilerin -yani teokrasileri, imparatorlukları, terör veya nefret dolu etnik temizlik, birbirinden kopuk topluluklar etnisite veya göçmenlik durumuna göre katmanlara ayrılan yuttaşlık, acımasız neoliberal ulus-sonrası yapılanmalar veya demokratik süreçler ve kurumları sınırlandırarak toplumsal sorunları çözmeyi vaat eden rejimleri iktidara getiren "özgür" toplumların -bulunması gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Sürdürülebilir bir gezegenden ziyade kısa vadeli mutluluklara, barıştan ziyade sahte güvenlik önlemlerine yönelmiş, ortak gelecekleri için zevklerinden veya nefretlerinden fedakârlıkta bulunmaya istekli olmayan halkların bulunması sorunu bu iki olasılığın çizgilerini çizmektir.

Rousseau bozulmuş bir halkı kamusal hayata yönlendirmenin güçlüğünü öylesine derinden anlamıştı ki, kendisinin demokrasiye bağlılığının genelde böylesi bir halkı demokratlaştırma projesine dayandığı görülür. "Birisini özgür olmaya zorlama" fikri pek çok biçimde anlaşılabilir, ama bu biçimlerin hepsi taahhüdü gerçekleştirmek için özneyi özgürleştirme taahhüdünü askıya alma noktasında buluşmaktadır. Ayrıca günümüzde insanları kendi kendilerini yönetmeye veya kendilerine hükmeden iktidarlara başarıyla kafa tutmaya zorlayacak bir şey hayal etmek pek kolay değil.

* Metis Defterleri Dizininde Yayınlanmış Olan Demokrasi Ne Alemde Başlıklı Derlemeden; Wendy BROWN'ın "Artık Hepimiz Demokratız..." Başlıklı Makalesinin "İnsanlar Özgürlük İstiyor Mu? / İnsanların Özgür Olmalarını İstiyor Muyuz?" adlı kısmından alıntılanmıştır. Sayfalar 62-64 (Metis Defterleri-1 / Demokrasi Ne Alemde? İstanbul 2010 Orjinali Démocratie, Dans Quel État? / La Fabrique Éditions 2009)
** Herbert MARCUSE; One Dimensional Man, New York, Beacon, 1964; Türkçesi: Tek Boyutlu İnsan, Çev. Aziz YARDIMLI, İstanbul, İdea

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Cemil ÇİÇEK: Sünnetsiz Terörsitler Var - Internet Haber
Cemil Çicek'in İnsanlığı Tamamen İflas Etti! - Kronik Muhalif / Atılım
Cemil Çiçek Irkçılığa Devam Ediyor - Sendika.org
Karamanın Koyunu Ele Verir Soyunu!. - Umur TALU - Habertürk
Kafatası Kulesi - Gündüz VASSAF - Radikal
Ahmet DAVUTOĞLU: Mysterium ÷ Ministerium - Emrah GÖKER - Birgün
Bu Neonazi, Hrant'a Değil Ama Bazılarına Çok Benziyor - Selami İNCE - Birgün Pazar
Devlet Kendine Yakışanı Yapmıştır - Arat DİNK - Taraf
AİHM Savunması Üstüne - Rober KOPTAŞ - Agos / Bianet
Hrant Konusunda Alternatif Savunma - Ümit KIVANÇ - Taraf
Hrant Dink Yaylası! - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Utanmayı Becerebilmek - Erkan GOLOĞLU - Radikal
‘Bazı Ermeniler’ Ve Akp’nin ‘Nefret’i - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Barışa Evet - Mithat SANCAR - Taraf
Kürtler ve Tabiat: “Dağ Kavmi”nin Dağlanmış “Doğa”sından Bakmak - Ramazan KAYA - Birikim / Davetsiz Misafir
“Ne İstiyoruz” Meselesi (3) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Her Yer Asker... - Kemal ULUSALER - Birgün
Rusya Ve Ermenistan'ın Askeri İlişkileri Derinleştirme Kararı - Murat BAYKARA - BBC Türkçe
Ey Siz Sahipsizler... - Ahmet ALTAN - Taraf
Ben Referandumda Evet Demeyeceğim - Sırrı Süreyya ÖNDER - Bianet
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
“İtaat Et Veya Yok Ol” - Korkut BORATAV - Sol.org.tr
Faust ve Mephistopheles'le Rıhtımda Karşılaştım - Aysel SAĞIR - BiaMag
Beyaz Türklerin Korkuları Ve Ergün POYRAZ Vakası - Mehmet Hayri ZAN - Mehmet Hayri'nin Defteri
Foucault’nun Ölümü - Jean Baudrillard – Siyah ‘An’lar - Anagram

Bas Van Huizen At Myspace
Bas Van Huizen At Etherkreet
Bas Van Huizen At Bandcamp
Bas Van Huizen - Plooibaars Album Review - Richard ALLEN - The Silent Ballet
Sadece Bu Yeterli Değil Bandcamp Sayfası
Sadece Bu Yeterli Değil Last.FM Sayfası
Music For Non Musicians Myspace Sayfası
I'mpty Myspace Sayfası
Armonycoma Myspace Sayfası
Ağaçkakan Myspace Sayfası
Eleven Tigers Official
Eleven Tigers At Bandcamp
Eleven Tigers - Cloud Are Mountains Album Review - David STUBBS - The Quietus
aKido Official
aKido At Twitter
aKido - Gamechanger Informative - Monoeits - Beautiful Noise
iTAL tEK At Myspace
iTAL tEK At Soundcloud
iTAL tEK At Planet µ
Timonkey Official
Timonkey At Myspace
Timonkey At Muti Music
Clubroot At Myspace
Clubroot - II - MMX Album Review - Dominic UMILE - Pop Matters
Clubroot Interview - Sonic Router

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Loosing My Mind - Erin Marie HALL
Erin Marie Hall's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yokluğun İklimi - Odisseus ELİTİS

I
Dünyanın bütün bulutları günah çıkardı
Yerlerini tasam doldurdu

Ve saçlarımın içinde üzgün düşüverince
Pişmanlık duymayan elim

Bir acının düğümüne bağlandım.

II
Saat unuttu kendini akşam olurken
Anıdan yoksun
Ağacı sessiz
Denize doğru
Unuttu kendini akşam olurken
Kanat çırpmalardan yoksun
Yüzü kımıltısız
Denize doğru
Akşam olurken
Sevgiden yoksun
Ağzı kararlı
Denize doğru

Ve ben içinde, kendime çektiğim durgunluğun.

III
Öğle sonrası
Ve onun imparator yalnızlığı
Ve rüzgârların sevecenliği
Ve atılgan çekiciliği
Hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey
gitmiyor.

Bütün alınlar çıplak

Ve duygu yerine bir duru cam.

Çeviri: Herkül MİLLAS
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, August 15, 2010

Deuss Ex Machina # 312 - Sny V Zrkadle Odbore Sú Úplne Zlyhanie L'udstvo

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_312_--_Sny V Zrkadle Odbore Sú Úplne Zlyhanie L'udstvo

09 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Klang vs. Deuss Ex Machina Vol.2
Konuk: Seda NİĞBOLU - Klang - Açık Radyo 94.9
>1<-Thavius Beck-(Music Will Be) The Death Of Us All (Mush)
>2<-Salem-Water (Merok Records)
>3<-Salem-Frost (Audraglint Records)
>4<-Mount Kimbie-Ruby (Hotflush Recordings)
>5<-Wild Beasts-Hooting & Howling (Forest Swords Rework) (Self Released)
>6<-Balam Acab-Heavy Living Things (White Label)
>7<-Burial & Four Tet-Moth (Forest Swords Rework) (Self Released)
>7x<-oOoOO-Sedsumting (Disaro)
>8<-Nine Inch Nails-Survivalism (Remixed & Featured Saul Williams) (Interscope / Nothing)
>9<-Cold Cave-Life Magazine (Prurient Remix) (Matador)

Download # 312. Bölümü İndir

Sny V Zrkadle Odbore Sú Úplne Zlyhanie L'udstvo (312) – Kullanımı Kısıtlı Olan Tüketim Nesnelerinin Kimisinde Ufak Da Olsa Belirtilir. Miadı X Ya Da XX Ayla Sınırlı Olup Doğada Çözülmektedir Kısası İle Dönüşümün Nihai Sonucu Açıklanır. Bir Çözümlemedir Sınırlandırılmış Olan Sürenin Sonunda Yok Olup Gidecektir, Tüketmeye Doyamadığımız, Elimizin Altında Bulundurmaktan Gocunmadığımız, Fakat Ne Zaman İşimiz Bitse Nereye Koyacağımızı Şaşa Kaldığımız Şeyler İçin Nitelikli Bir Çözümdür; Yokoluş. Hem De En Az Zararlısından. Günün Beynelminel Akışı İçerisinde Öylesine Vukuatlar İle Yüz Yüze Kalmak Mecburiyetinde Oluyorsunuz Ki İnsan İster İstemez Bu Çözülme, Yok Olma Olgusunun Keşke Hiç Tınlanmadan Sürekli Yeren, Sürekli Geren, Sürekli Ezip Biçen, Sürekli Ayırdığı Parçaları Daha Da Fazla Bölüştürerek Sindirmeye İmkan Olmayacak Porsiyonlar! Halinde Önümüze Lök Diye Bırakılmış Olan Taşlar İçin De Geçerli Olsa Diye Düşündürmektedir. Ufkun En Sonuna Kadar Da Gidilse, Bir Kaç Vakit Sonra Kıyamet Kopacak Olsa Da Asla Yerini Terk Etmeyecek Kati Yargılardır Burada Değinmeye Çalıştığımız. Üzerine Her Eklenen Yeni Söylem İle Beraber Bir Türlü Aşılamayan Duvarların Müessif Sahibesi Olan Argümanlardır. Yüzünüze Karşı Demediğini Bırakmayanların, Ölümünüzün Ardından Hala Taramalı Tüfek Gibi, Durmaksızın Aynı Nakaratlarını, Bol Salyalı Yaftalamalarını, Aleni Olsa Ne Fark Eder (Kime Hesap Verilecek Ki) Göstere Göstere Nefret Söylemini Sürdürmeleri İçin Her Fırsatı Kollamalarını Açık Eden Bir Aralıktır. Bu Ahval Dahilinde Yankılanmasının Kolaycıl Kılındığı Kin Kusmaların Hala O Bize Böyle Demişti, Aslında Öyle İyi Niyetli Bir Adam Değildi Bildiğin Milliyetçiliğin Neferlerindedi, Az Daha Gitsek Neredeyse Nazi Subayı Zatı-Keferenin, Neredeyse Hık Demiş Burnundan Düşmüş Örneğiydi Gibi Midesi Olanın Midesine Ağrı Saplayan, Aklı Bol Olanın Ömrünü Tırpanlayan Bir Savunma Mekanizması, Apaçık Kafa Göz Yaran Taş, Faili Belli Faili Meçhule Kurban Edilen Hrant Dink İçin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Açılmış Olan Davada Ülkemiz Tarafından Sunulan Savunma Metnindeki İbarelerdir Bütün Bunları Düşündüren. Yok Olmasına İmkan İhtimal Bulunmayan Mükerrer Nakaratın, Dahası Ülke Sınırları İçinde Hrant Dink'e Açılan Davanın Bilirkişi Heyeti Olarak Görevlendirilmiş Kişilerce Ortada Anlaşılmayacak, Şüpheye Düşürecek Bir Durum, Yazılarda Herhangi Bir Kin Unsuru Barındırıp, Türklüğü Tahkir ve Tezyif Etmek Gibi Bir Amacının Bulunmadığı Açıklanmış, Herşey Apaçık Net Bir Biçimde Belirtilmiş Olsa Da Aslolan Yalnız Ve Yalnız Hoyratça Heder Edilen Ülkemde Düşmanlıkların Devamlılığıdır. Arsızca Kini, Mutlak Ötekisini! Karanlığa Teslim Edilip Canı Alınmış Olsa Bile Bir İnsanı! Hala Tehdit Olarak Görerek, Daha Fazla Rencide Ederek Yok Olmayan, Doğada Çözülmeyen Milliyetçiliğin (Her İki Tarafta Da Varlıklarını Sürdürmekte Olan Şahinler) Sürdürülebilirliğinin Üzücü Yansımasıdır. Düş Tarlalarında Yankılanmasını Umduğumuz Barışın Üzerine Bile İsteye Daha Fazla Beton Dökülmesi, Dostluğun Filizlenmesini En Başından Engellemektir. Bandista Bu Eşikte Sözümüzü Tamamlar: "Bir Kez İkna Olunca Milliyetçilik Harcı / Farklı Olana Sözü “Defol Git Pis Yabancı” / Mozaikten Haz Etmez De Mermer Bile Yunanca / Lakin Her Dilde Faşizm “Beton Millet Sakarya”...

>>>>>Bildirgeç
Hrant DİNK'in "Ermeni Kimliği" Başlığıyla Agos Gazetesi'nde Yayınlanmış Yazı Dizisinin Son Üç Kısmı Aslında Ne Denildiğini Gerçekten Anlamak İsteyenlere!

Ermeni'nin 'Türk'ü
23 Ocak 2004
Küresel ve evrensel değerlerin yerel değerleri tahakküm altına aldığı çağımızda, kültürel kimliğini tam anlamıyla yaşamak bir yana, kimliğini bir nebze yaşatabilmek için dahi Diasporanın özel çaba göstermesi gerekir.
Bu özel çabanın ise her zaman için özel nedenlere ve araçlara ihtiyacı vardır.
Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir.
Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.
Dolayısıyla onlara kimliklerini korumayla ilgili insanlığın tanıdığı hak bir miktar ayrımcı ve pozitiv durumda olmalıdır.
Hakikaten de, Yahudiler bu pozitiv hakkı layıkıyla kullanabilmiş ve kimliklerini korumada onlara bahşedilen toleransı çok iyi değerlendirerek, dini inanışlarından aldıkları "Tanrının ayrıcalıklı halkı" ünvanını dünyadan aldıkları "Yeryüzünün ayrıcalıklı halkı" noktasına kadar taşımışlardır.
Ne var ki aynı durum Ermeni halkı için sözkonusu olmamıştır.
***
Dünya Yahudi soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti Ermeniler'den esirgemiş, bu ise Ermeni kimliğinde en büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.
"Hakkı esirgenmiş Ermeniler" bundan böyle kimliğini "Gerçekleri talep etme inad"ı üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat Diaspora Ermeni kimliğinin temel düsturu haline dönüşmüştür.
Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür.
İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni Diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır.
Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.
***
Dünyanın gerçekleri hâlâ kabul etmemiş olması bir yana, Ermeni kimliğini asıl tahrip eden, Türkler'in bu konuda kıllarını bile kıpırdatacak bir yaklaşım içinde olmamalarıdır.
Nitekim kıyaslandığında görülecektir ki, Yahudiler'in bugünkü seviyeye erişmesinde asıl etken kendi becerilerinden ziyade, onlara soykırım uygulayan Alman halkının sonradan oynadığı şefkatli roldür.
Soykırım sorumluluğunu üstlenen Almanlar'ın Yahudiler'den özür dilemesiyle birlikte bu halk yaşadığı travmayı üzerinden atarak ruh sağlığına kavuşmuş ve ancak bundan sonra kültürel kimliğinin açılımlarını sağlayabilmiştir.
Ne var ki Ermeni halkının travmatik hastalığı hâlâ sürmektedir ve kimliği asıl kemiren ve tüketen de bu sağlıksız ruh halidir.
***
Ermeni kimliğini analiz ederken "İslam" ve "Türk" olgularının bu kimlik üzerinde oynadığı rolün hakkını teslim etmek gerekir.
Sonuçta Ermeniler'in bin yılı aşkın süre İslamla ve Türklerle yaşanmış bir biraradalığı mevcuttur.
Öyle ki, Ermenileri Batılı Hıristiyanlar'dan ayıran önemli özelliklerden biri, onların öteden beri İslamlarla birlikte yaşamış olmalarıdır. Batılı Hıristiyanlar daha ziyade Hıristiyan-Hıristiyan'a yaşarken, Ermeniler çoğu kez İslamlarla yan yana, kimi zaman da iç içe yaşayarak farklı bir deneyimin sahibi olmuşlardır.
Bugünün güncel tartışmalarında çok söylenegeldiği gibi Avrupalı Hristiyanlar, Müslümanlar'ın da içinde yer aldığı çokkültürlü bir yaşam biçimine henüz yeni yeni adapte olurken, Ermeniler Doğudaki Hıristiyan milletler gibi (Süryaniler, Keldaniler v.s) bu realiteyi iyi ve kötü yönleriyle uzun süre yaşamışlardır.
Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken "Türk" olgusudur.
***
Ermeni'nin ve Türk'ün birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerinden etkileşimleri öyle iki kelimeyle geçiştirilecek bir sıradanlıkta değildir. Asırlar süren ilişkilerde birbirinden alınan o kadar çok iyi ve kötü kimlik donanımları sözkonusudur ki, kimi zaman davranış biçimlerinde birini diğerinden ayırmak hayli güçtür.
Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915'te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz, bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.
Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla.
İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama- Ermeniler'in kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün gözükmemektedir.
Özellikle Türkler 1915'e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir.
***
Sonuçta görülüyor ki işte "Türk" Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir.
Asıl önemli sorun ise Ermeni'nin kimliğindeki bu Türk'ten kurtulup kurtulamayacağıdır

'Türk'ten Kurtulmak
30 Ocak 2004
Ermeni kimliğinin "Türk"ten azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Türkiye'nin (devlet ve toplum olarak) Ermeni ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Ermeni ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir.
Bu tutum hemen olmasa da, zaman içinde "Türk" unsurunun Ermeni kimliğinden uzaklaşmasına yol açabilir.
Ne var ki bu şıkkın gerçekleşmesi şimdilik zor bir olasılık.
İkinci yol ise bizzat Ermeni'nin "Türk"ün etkisini kendi kimliğinden atması.
İlkine göre bu ikincisi, daha bir kendi iradesi ve inisiyatifine bağlı olduğundan, gerçekleşme ihtimali daha fazla.
Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.
***
Ermeni dünyasının bunu nasıl başarabileceği ise tamamiyle mevcut duruma yeni bir anlayışla bakabilmesiyle ilişkilidir.
1915'e bakmak örneğin...
Ermeni dünyası yaşadığı tarihi dramın gerçekliğinin farkındadır ve bu gerçeklik bugün dünya ülkelerinin ya da Türkiye'nin kabul edip etmemesiyle değişecek değildir. Onlar kabul etmese de Ermeni ulusunun vicdanında olan bitenin adı başından beri kazınmıştır. Dolayısıyla Dünya'dan ne de Türkiye'den bu gerçekliğin tanınmasını beklemek Ermeni dünyasının yegane hedefi olamaz.
Gayrı herkesi kendi vicdansızlığıyla başbaşa bırakma zamanı gelip de geçmiştir.
***
Bu gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdani sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan -"İnsan" kimliğimizden- alır.
Dolayısıyla gerçeği kabul edenler, asıl olarak kendi insanlıklarını arındırırlar.
Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız'ın, Alman'ın, Amerikalı'nın ve ille de Türk'ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayrı bu hatadan uzaklaşmanın ve "Türk"ü Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir.
Ermeni kimliğinin çektiği bunca sancı artık yeterlidir, sancıyı bundan böyle biraz da insanlık denen aleme terketmek gerekir.
***
Kimliksel dinginliğini "Türk"ün olumsuz ve kayıtsız varlığına kilitleyen Ermeni dünyasının, tüm ortak performansını dünya üzerinden "Türk"e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye ayırması, ne yazık ki kimliğin uyanışını erteleyen koca bir zaman kaybından başka bir şey değildir.
Ermeni dünyası, kimliğinin geleceğine bundan böyle, öylesi kavramlar yüklemelidir ki bu kavramlar bu ulusun körelmiş üretim yeteneğini tekrar fişekleyebilecek iticilikte olsun.
İşte bu nedenle, "Kendi acısını sırtlayacak ve gerekirse mahşere kadar da onuruyla kendisi taşıyacak" bir anlayışı Ermeni kimliğine hakim kılmak en temel yönelim olmalıdır.
Aksi durumda Ermeni dünyası kendini başkalarının gerçeği kabul edip etmeme insafına zincirlemiş olur ki...
Bu da gerçek tutsaklığın ta kendisidir.
***
Ermeni dünyasının kendisini "Türk"ten kurtardığında, kimliğinde bir boşluk yaşayacağını ve özellikle de Diaspora Ermenileri'nin kimliksel çözünürlüğünün hız kazanacağını sananlar aldanırlar.
Ermeni kimliğinde "Türk"ten geriye kalacak boşluğu dolduracak çok daha yaşamsal bir olgu sözkonusudur o da bizatihi bağımsız Ermenistan devletinin varlığıdır.
Bundan onbeş yıl önce var olmayan bu yeni heyecan, artık her türlü etkinin ve etkenin üstünde Ermeni kimliği üzerinde büyük bir rol oynamaya namzettir.
Ermeni dünyasının geleceğini, bu minik ülkenin gelecekteki refahına ve içinde yaşayanların mutluluğuna endekslemesi aynı zamanda kendi kimliğini rahatsız eden sancılardan kurtuluşunun da bir işareti olacaktır.
***
Ermeni kimliğinin "Türk"ten kurtuluşunun yolu gayet basittir:
"Türk"le uğraşmamak...
Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır:
Gayrı Ermenistan'la uğraşmak.

Ermenistan'la Tanışmak
13 Şubat 2004
"Türk"ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur.
Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun.
Bu farkındalığın asıl sorumlusu ise Diaspora'ya yayılmış Ermenilerden ziyade Ermenistan yönetimleridir. Ermenistan hükümetlerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve gereğini yerine getirmeleri aslolandır.
***
Ne var ki 12 yıllık bağımsızlık döneminde Diaspora ile Ermenistan ilişkilerine bakıldığında, Ermenistan hükümetlerinin henüz bu sorumluluğun bilincine yeterince varmadıkları görülür. Birkaç gösterişli "Pan Armenian Buluşması" dışında işlevsel bir "Diaspora-Ermenistan buluşması" mekanizması dahi kurulamamıştır.
Ermenistan'ın Diaspora ile ilişkileri bazen Diaspora'nın bazen de Ermenistan'ın inisiyatifinde ağır aksak yürütülmüş, kalıcı ve daha ziyade Ermenistan merkezli bir kurumlaşmaya gidilememiştir.
***
Oysa Ermenistan'ın çoktan özel ve çok güçlü bir Diaspora Bakanlığı kurmuş olması gerekirdi. Bu bakanlık sayesinde de dünyanın en ücra köşelerine dahi dağılmış ve dağılacak tek Ermeni bireyinin dahi nasıl kucaklanabileceği temel bir kaygıya dönüştürülebilir, sonrasında bu kaygı doğrultusunda hareket edilir ve buna göre projeler geliştirilebilirdi.
Bunun yapılmamış olması hâlâ büyük bir eksik olarak gözüküyor. Bu kaygısızlığıyla Ermenistan kendisinin ne denli bir ana kök olduğunun farkında değil ki Diasporadakiler'e de bunu hissetirebilsin.
Bu da gösteriyor ki Ermenistan elbette layık ama Ermenistan yönetimleri henüz Diasporalıya layık değil.
***
Ermenistan'ın Diasporalı bireyle kuracağı birebir ilişkinin Diaspora Ermeni'sinin kimliğinde ve kimliğin yeni cümlelerinin kuruluşunda oynayacağı rol çok büyüktür ve tartışmasızdır.
Bugün Diaspora'da açık tutulan Ermeni okullarının, dil kurslarının, sosyal ya da kültürel kurumların ya da diğer tüm kollektif faaliyetlerin yegâne amacı Ermeni kimliğini yeni kuşaklara taşımak, korumak ve mümkünse geliştirmektir. Bu amaç için milyonlarca dolar harcanır. Sonuçta elde edilen, bilinen ama konuşul(a)mayan bir dil ile arada bir kilisesine giden ama o kadarla yetinen bir kimliktir.
Oysa diğer taraftan öyle bir gerçek vardır ki bunun gereğini yerine getirmek artık kaçınılmazdır.
O da Ermenistan'la Diasporalı'nın kuracağı moral diyaloğun bizatihi kendisinin en doğal okul olduğudur.
***
Diasporalı gencin bu okullarda okumamış, bu kiliselere gitmemiş olsa da bir kez Ermenistan denilen doğal okulla tanışması kimliği için çok şey ifade eder.
Diaspora gencine on yıllar içinde eğitimle ve kiliseyle verilen Ermeni kimliğiyle, o gencin Ermenistan'ı bir kez ziyaret ederek edineceği kimlik arasında ikincisinin lehine ağır basan bir köklülük söz konusudur.
Bu dediğimizin ne denli doğru olup olmadığını denemek o denli pahalı bir şey değildir. Bir kenara ayırılacak üç beş kuruşla bir gencin yıllık tatilinin 15 gününü Ermenistan sokaklarında geçirmesi pekala sağlanabilir.
***
Ermenistan'ı ziyaret eden ve öncesinde Ermeni kimliğinden bir hayli de uzak gözüken gencin, 15-20 günlük bu sürede edinmiş olduğu kimliğin nasıl damardan absorbe edildiği görülecektir.
Artık o dakikadan itibaren gencin bu kimliğini dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun unutması bir daha olanaksızdır.
Gayrı o kimlik ona damardan şırıngalanmıştır...
Dolayısıyla gençler için Ermenistan'a özel seyahat turlarının düzenlenmesi birincil derecede kimlik kazandırıcı faaliyettir. Bu çalışmalar ne pahasına olursa olsun her yerde yıllık programların
başına alınmalıdır.
***
Ermeni kimliğin doğrudan Ermenistan'dan edinilecek cümleleri, kelimelerle anlatılamayacak denli zengin kazanımlardır.
Bu durum, saksıda yetiştirilmeye çalışılan narin bir bitkinin kendi toprağı, kendi suyu ve kendi güneşiyle tanışmasına da benzetilebilir.
Denemesi bedavadır... Herkese önerilir.

* İlk Olarak Agos Gazetesi'nde Yayınlanmış Yazıların Tümü, Radikal Gazetesi'nin İnternet Sitesinde "Hrant Dink'i 'Yakan' Yazılar" Başlığıyla Sunulan Haberden, Önemli Bir Okuma Parçası Olarak Deuss Ex Machina'ya Alıntılanmıştır.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Hrant Dink'i 'Yakan' Yazılar - Radikal
Türkiye, Hrant'ı Bir Kere Daha Öldürdü! - Kronik Muhalif
Hrant Dink'i Bir Kez Daha Vurdular! - Radikal
Hükümet! Bu Yazı Da Seni Tahrik Ediyor Mu? - Oğuzcan ÖNVER - Yazan Yöneten
Bu Savunmayı Hazırlayanlar, Bu Savunmaya Göz Yumanlar, Müesses Nizam İdeolojisini Meydanda Yerip AİHM Önünde Çığıranlar, Hepsi İstifa Etsin. - Aethewulf
Ermeniler, Süryaniler Ve Gebe Keçi Hakkı - Roni MARGULIES - Taraf
“Ne İstiyoruz” Meselesi (2) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Kamplaşmanın Şişirilmesi: Referandummania - Süreyyya EVREN - Birgün
Konuşan Demirel Ve Dinleyen Hâkimler - Erkan GOLOĞLU - Radikal
12 Eylül Anayasası: İslamcı-Darbeci İttifakı - Mustafa PEKÖZ - Birgün Pazar
Referandumda Her "Evet" Her "Hayır" Aynı Değil - Tolga KORKUT - Bianet
Işık İsitiyorum, Karanlık İstemiyorum - Orhan MİROĞLU - Taraf / Her Taraf
Derin Devlet Ve Derin Bilgisizlik - Deniz CANAN - Sendika.org
Bir Başka Terör - Okay GÖNENSİN - Gazete Vatan
Ne Yaz Ne Konuş - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Haritayı Açıp Yer Beğeniyorlar - Mehveş EVİN - Milliyet
Fındık İşçileri: Yoklukla Ayrımcılık Arasında - Çiçek TAHAOĞLU - BiaMag
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Ey Köle: Ya Sev, Ya Terk Et! - Umur TALU - Habertürk
Türkan Albayrak'tan Faşist Saldırıya Yanıt! - Alınteri.org
Hakkından Vazgeçmediği İçin İtilip Kakılan Taşeron Eylemci - Ece TEMELKURAN - Habertürk
'Dayak Cennetten Çıkmadır!' - Gündüz VASSAF - Radikal
İnsan Üstüne Sorular - Yanıtlar - Turgay FİŞEKÇİ - Turgay'ın Bloğu
Türkiye'nin 12 Eylül'leri - Schottky - Acâyiphâne


Meet The Bands Whose /\/ /\ /\/\ € $ Are Made Out Of $¥ /\/\ ß 0 \ $ - Sian ROWE - The Guardian
Thavius Beck At Myspace
Thavius Beck At Mush Records
Thavius Beck On Wikipedia
Thavius Beck - To Make Manifest - Youtube
Thavius Beck Interview - Rajbot - UGSMAG
Salem Official
Salem At RCRD.LBL
Salem Informative - \m/etal\m/inx - Sickness Still Abounds
Salem: New Band Of The Day - Paul LESTER - The Guardian / Music
Mount Kimbie At Myspace
Mount Kimbie At Facebook
Mount Kimbie Interview: "A Dream Going On And On" - Felix L. PETTY - Dummy Mag
Mount Kimbie On Resident Advisor - Podcast # 216
Wild Beasts Official
Wild Beasts At Myspace
Balam Acab At Myspace
Balam Acab - Bubblin' - Shawn REYNALDO - XLR8R
Balam Acab / Opinion On Drag Music / Ghosts In The Machine - Joe COLLY - Pitchfork
Tri Angle Records Official
Forest Swords At Myspace
Forest Swords At No Pain In Pop
Forest Swords Mixtape - The Feeder
Forest Swords Informative - Mersenne - Undomondo
Burial At Myspace
Burial Interview: 'Only Five People Know I Make Tunes' - Dan HANCOX - The Guardian
Four Tet Official
Four Tet At Myspace
Four Tet - There Is Love In You - Si HAWKS - BBC Music
Nine Inch Nails Official
Nine Inch Nails At Myspace
Nine Inch Nails Unofficial Page
Trent Reznor To Score David Fincher's Facebook Movie, The Social Network - Lindsay EANET - Paste Magazine
Saul Williams Official
Saul Williams At Myspace
Saul Williams At Twitter
Cold Cave At Myspace
Cold Cave At Blogger
Cold Cave On Matador Records!
Prurient On The History Of Rock Music
Cold Cave – “Life Magazine (Prurient Remix)” - Brandon - Stereogum


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Showroom - Aurélien Guichard
Aurélien Guichard's Flickr Page

>>>>>Poemé
Ölü Bir Gürültüyüm - Adnan SATICI

Büyüdüm ey girdap, yanılmayan yasa büyüdüm
Bedelsiz bir askerim ve senin surlarında
Cankuşum kafesinde, yüreğim yurdunda değil
Selinden kopan bir damlayım, yitmek yolunda
Birgün kavuşacak toprağım da yok
Sonsuz boşluğa dökülüyor kanımın şelalesi,
Ölü bir gürültüyüm yalnızca
Ya da bir ölünün çürüyen sesi
Çürüyorum ey girdap, ürkülecek yanım yok.

Pusatsızım ey yasa, hançer belimde değil
Boğazımı paslı bir hırıltıyla yırtıyor gurbet
Tanık yok. Oysa kentin ortasında cinayet
Sinsice gizledim katilimi yüzümün gölgesiyle.
Duyarlı çocuklar uykusu için
Katlanmaksa bu işte.
Düşürmedim gecenin tenhalığına beyaz bir leke.
Katlanıyorum ey cani ey kahreden açlığım
Umarımı eriterek geçen günlere
İntiharı düşünsem; ne bir şakağım var, ne de bir mermi
Sormuyorum bile birgün... Birgün biter mi?

Sormuyorum bile. Su olsam döner miyim
Koptuğum dağlarıma, en derin yatağıma
Güz öncesi resmime, en eski çerçeveme
Anlıyorum ey yasa, yargıçlar yanıtlamaz
Kırık bir asa olur, körün tek karşılığı
Attığı her adımı saydıran kaygı
Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklar.
Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yoktur
Bin kez daha tövbeler, beni bağışla
O geçmiş yoktur... O geçmiş yoktur...
Koru ölü sesimi ey çağdaş dua.

Olmadı öyle bir şey, tek bir çiçek vermedim
Filizi olduğum ilkyaz anaya
Yollara düşmedim hiç, dağlarda ölmedim hiç
Kanayarak söylemedim hiçbir şarkıyı
Sevmedim hiçbir şeyi, bir şeyden iğrenmedim
Bu kadarı yetmez mi yüzümü anlatmaya
Olmadı öyle bir şey, öyle bir geçmiş
Dayadım ağzımı kuruttuğun çeşmeye
Çıldırırsa bilincim suyu beklerken
Küflenmiş tırnaklarım çökerse gırtlağına
Suçsuzum ey yasa
Çünkü bütün ölüler dışındadır yasanın.

Kaynakça: Şiir Akademisi

Sunday, August 08, 2010

Deuss Ex Machina # 311 - Gyászos Jelek És Szálló Műholdak

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_311_--_Gyászos Jelek És Szálló Műholdak

02 Ağustos 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Ses Bütünlemesi: "Tzadik" Etiketi Özel Yayını
>1<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Kwanzaa (Tzadik)
>2<-Jamie Saft-My Biggest Fear (Tzadik)
>3<-John Zorn-Piopio (Tzadik)
>4<-John Zorn-A Tiki For Blue (Tzadik)
>5<-Masada Quintet Featuring Joe Lovano-Haamiah (Tzadik)
>6<-John Zorn-Sacred Dance (Invocation) (Tzadik)
>7<-John Zorn & Masada String Trio-Symnay (Tzadik)
>8<-Koby Israelite-Shmekeria (Tzadik)
>9<-Scott Johnson-Americans III. Continental Divide
>10<-Masada Quintet Featuring Joe Lovano-Serakel (Tzadik)

Gyászos Jelek És Szálló Műholdak (311) – Kelimenin Tüm Alt Anlamlarını Karşılayan Bir Sıcaktır Gidiyor. Neresinden Bakılırsa Orasında Bir Yamanın, Bir Yaranın, Bir Eksiğin, Bir Gediğin Bulunduğu Günümüzün Tamamlayıcısı Kelime. Ne Olduğumuz, Nereye Doğru Koştuğumuz İse Haliyle Olduğumuz Yere Mıh Gibi Çakılı Kalmamızla Parallelikler Gösteriyor. Düşünsel İdmanlar Yerini Salt Serinliğin Özlemine Terk Ediyor. Öyle Ya Da Böyle Gündemin Hararetinin Asıl Bunalmakta Olduğumuz Havanın Isısının Yanında Çok Daha Önemli Olduğu Gerçeği İse Afakidir.Gerçekliğin Düşündürücü Etkisi Bütün O Sıcakların Etkisini Bir Anda Hükümsüz Kılıyor. Hükümsüz Bırakıyor, Yaftalamalara Doyulamayan, Bizlerin Yerine Karar Verenlerin İse Her Yeni Gün Kazanı Daha Da Hevesle Kardığı, Ateşin Altını Harladığı Bir Gündemin Ucundayız. Sıcak Dedik Ya, Duymadan, Anlamadan, İşitmeden, Kalben Karşılık Vermeden Cepheleşmelerin Önü İstisnasız Bir Biçimde Geliştirilmeye Devam Ediyor. Yorum Olarak Getirmek İstediklerimizi İse Her Şekilde Kendimize Saklı Kalması Gerektiği Janjanlı, Ucu Fiyonklu Paketlerle Tenkitlerle Arzı Endam Ediyor. Alın Siz Onlarla İdare Edin, Oyalanın Ne İşiniz Var Sıcaklarla Değil Mi? Koskocaman Hayal Kırıklıkları, Onarımı Neredeyse İmkansız Can Kırıkları, Muktedirin Muhalife Olan Düşmanlığının Yaratmış Olduğu Fay Kırıkları, Toplumumuzun İçten Dışa, Dıştan İçe Linçle Karıştırılıp Hamurunun İyice Serleştirildiği Mermer Kırıkları, Mozaiğin Hayal Olduğu Gerçeğinin Bir Sümela'da, Bir Yanı Başınızda Duyumsatılmasının Hüzünlendirici, Dehşetengiz Çoğaltımları Gibi Farklı Okumalar Mümkünken Salt Sıcak Mıdır Bizleri Etkileyen? Korkunun Hakim Dil Olarak Atanması, Ötekileştirilenin İstisnasız Fikrini Paylaşmasının Değil Susturulmasının Asıl Özne Olarak Sunumlandırıldığı Bir Eşikte Kopartılan Tantanaların, Hasılı Esası Konuşturmayan Bir Buhranı Ortaya Döktüğü Meydandadır. Beyler, Memurlar Arasında Mütemadiyen Mükerrerleşmiş Al Gülüm Ver Gülüm Kavgalarının, En Şahannesi Bizimkisi Yakarışlarının Ne Yaşadğımız Sıkıntılara Zerre Ehemmiyetin Verilmediği Gerçeğini Hatrımızdan Çıkartması İmkansızdır. Kolayca Yem Haline Dönüştürülen, Beğenmiyorsan Çek Git, Beğenmiyorsan Tercih Etmeyi Düşünmeyecektin, Beğenmiyorsan Emir Demiri Keser, Beğenmiyorsan Burası Türkiye Yok Öyle Diye Uzayıp Giden Hezeyanların Toplamı Emin Olunuz Şu Dakika Başı Sıcaklığın Ne Olduğunu Bildiren Duyurulardan Daha Çok Terletendir. Daha Fazla Düşündürendir. Görmesini Taraf Olmadan Anlamasını Israrla Sürdürenler, Sürdürmeye Çabalayanlar İçin...
[Hayalin H'sini Çoktan Unutmuş, Yazgısı Daima Karaya Çal[dırıl]anlar Cemiyetinin Mersiyelerinden Alamet-i Fukara Polemikler Terennüm Evi Yayını]

>>>>>Bildirgeç
Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ *

Hikâyelerimiz var, içlerinde ecellerinin davranmasına gerek kalmadan ölüveren daha doğrusu öldürülüverilen çocuklar, kadınlar, gençler, yaşlılar. Artık savaşa doymuş bir toplum olmuş olmamız gerektiğini kanıtlayacak kadar. Ölümle yüzgöz olmanın gururunu yaşayan bunca insanın, şaşalı ölüm karşılamalarının sıradanlaşmasının bir sebebi de türlü mekanizmalarla yaratılan unvanlı ölüm madalyaları. Faili meçhullerin buruk ve ne yazık ki hep hüzünlü olacak yakınlarına “unutma” telkini veren adalet sisteminin, bir şey yapamama utancından göz temasını esirgeyeceğiniz hasta tutukluların bürokrasinin kollarında ölüme terk edilişlerinin, doğduğun yerde asılı duran “devlet” nezdinde hayat ederinin, onursuz “hayata dönüş” operasyonunun, yakılanların, asılanların, aşağılanların ve daha nelerin müsebbibi biraz senin suskunluğun, biraz benim pratiksiz duyarlılığım ve hepimizin modern çağ takıntıları; koşuşturmaları, es geçişleri… Ama en çok da yasa koyucuların, “düzen” kuranların; düzenbazların. “Kürt açılımı mahlası” ile sözde barış çabasını yıllardır keşfedilmemiş bir şeymiş gibi gündeme sokan, intikam üzerine kurulu savaş istikrarını ise şartlara uygunluk gösteren söylemsel kışkırtma ile sürdüren iktidarın sihirli değneği şimdi anayasal düzenlemede. İslamcı ideoloji teorisinden, uhrevi çıkarlara hizmet eden pratiklerde bu ülkeye özgün iktidar taktikleri. İman dolu halk vekilleri halkın sofrasına, savaşı reva kılmak için dinsel içerikli milliyetçilik hassasiyeti (Şehitlik mertebesi gibi), icraatlarının dokunulmazlığı için de devletçilik katıklarıyla katıldılar. Bariz olarak gösterilmek istenen “Hak biliriz.” üzerinden sürdürülen politikanın davranışları da doğal olarak birkaç gün önce izlediğimiz Tayyip’in gözyaşları ile örneklendirilebilir. O yüzden abartmanın pek lüzumu yoktur. (Ne ölülerimizi ağzına almasın şeklinde asi tutum ne de duygudaşlık içerisinde Tayyip’in sözde hassasiyetine kapılma!) İyidir, hoştur, yakışır kıvamında bir yorum fazlasıyla manidardır.

Anayasa reformunun konuşulduğu şu günlerde referandumda vereceğiniz “Evet” ve “Hayır” yanıtları her şeyin değişeceği ya da değişmeyeceği şeklinde iki seçenekmiş gibi önünüzde. Bu arada çocukların ölümlerini seyrediyoruz. Abdullah Akçay bürokrasinin kollarında ölüme hazırlandı. Kışladaki atış talimi, Canan’ın piknik yaptığı alanda bir kurşunun kafasına isabet etmesiyle hedefini buluyor. Oğuzcan gene bir başka kışladaki patlayıcılarla hayata veda ediyor. Ceylan, Mehmet Nuri… Savaş hali her iki tarafa da ardı arkası kesilmeyen ölümler getiriyor. Bazen de öldürmüyor, süründürüyor. Fatma Tokmak, eşinden miras “suç” la müebbet hapis cezası alıyor. Gazeteciler, aydınlar, sanatçılar düşüncelerinden dolayı yargılanıyor, tutuklanıyor. Gene bu arada referandum için çeşitli kampanyalar yürütülüyor: “Yetmez ama Evetciler.”, “İki Hayır Birdenciler.”, “Boykotcular”… Herkes birbirinin tavrını ucube buluyor. Yıllardır sol cenahın bu ve benzeri kutuplaşmalar içerisindeki gölge boksu bitmek bilmedi. Yasa çalışmalarının tam teşekküllü bir adalet arayışına girmesi öncelikle iktidarın işine yaramaz. Tarafı belli adaletin eleğine takılanlar da genellikle teferruat olarak görülenler değil midir? Bir bakıma denilebilir ki referandum için karar verme tercihiniz bundan sonra olacaklar için de rıza göstereceğinizin önkabulüdür. (Bu reddediş iktidarın adının sadece AKP olmasından da ileri gelmemelidir.) Sonrasında ne parti tüzükleriniz ne ideolojilerinizin paradigmaları ne de yol gösterici, kuramcı efendibabanız sizi kurtarabilir olacaklardan. Ve tüm bu tartışmaların ortasında acı hikâyelerimiz hala devam ediyor.

Anayasa reformunun bu derecede ilgi görmesinin bir diğer sebebi de 12 Eylül hesaplaşması gibi bir vaadi içeriyor olması. Son bir kaç yıldır popüler bir geçmiş örneği olarak kolektif hafızanın gözdesi haline gelen 12 Eylül mağdurlarının kendilerini bugünün hizmetkârı olarak görmeleri hissiyat olarak kaçınılmaz. İhtiyacımız olduğunda çağırdığımız, tonajı düşük acılarla harmanlayarak yüzlere çarptığımız bir kezzap gibi. Buradaki düşüncem geçmişi geçmişte bırakarak, “unutma”nın kollarında huzura kavuşmak değil elbette. Ama bugün yaşanılanlar yedekte bırakılmayacak kadar fena şeyler değil mi? Tayyip Bey’in bugün için dökecek gözyaşısı yok mu? Sanat ve en çok da medya aracılığıyla kolektif hafızanın ezberi haline gelen 12 Eylül’ün bugüne taşınarak bir hesaplaşma derdine girilmesinin nedeni başka bir seçenek olmamasının dışında hiçbir vicdana ait değildir ve samimi bir jest de değildir. Pek tabii dünyada görülen bir çok örnek gibi devletlerin geçmişlerini kabul ederek yollarına devam etmeleri daha akıllıcadır. Her şeyden önce oldukça müşfik duran bir kıyaktır. Nazi rejiminin suçunu kabul eden Almanya gibi. “Willy Brandt’ın 1970’te Varşova’da İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında katledilen Yahudiler için anıtın önünde diz çökerek Nazi yönetimi tarafından işlenen korkunç insanlık suçlarından dolayı özür dilemesi, geçmişle ilişki konusunda ‘Alman özel yolu’nun bir ifadesi ve ‘eşsiz bir ritüel’” (1) olarak tarihe geçmesi gibi. AB’ye üye olmak isteyen Polonya’nın, Polonya’lı Yahudilere yaşattıkları acıların sorumluluğunu kabul etmeleri gibi. Tony Blair’in, İngiltere’nin fetih politikalarından dolayı, ABD Başkanı Bill Clinton’un, “Afrika’da yaklaşık 250 yıl önce Amerikalılar tarafından gerçekleştirilen köleleştirme hareketinin sorumluluğunu üstlenip” (2) özür dilemesi gibi. Kanada ve Avustralya Devlet Başkanlarının da benzer bir şekilde geçmişte atalarının yerlilere yapmış oldukları eziyetlerden dolayı utançlarını ilan etmeleri gibi. Arjantinli eski diktatör Jorge Rafael Videla’nın, tam 34 yıl sonra bugün, öldürülen ve kaybolanlar için yargılanıyor olması gibi. Ve dünyanın birçok yerinde kurulan Hakikat Komisyonları gibi…

Dünya’nın gözyaşlarımızın biriktiği bir yer olduğunu ve bu mezbahada kollarını kavuşturup durmanın ya da kılıç çekmenin eşit derecede beyhude hareketler” olduğunu söyleyen Cioran kadar ümitsiz değilim. Ama kılıç çekenlerin bir zaman sonra akıllarını birer yük olarak görmelerini, sadece “evrende birer nokta olarak yer işgal etme” ile eş görebilirim. Tüm tercihleri bir yana bırakın. “Can” yitiminin fena çok fena bir şey olduğunu bilmeyen, ısrarla anlamak istemeyen bir hükümetin hukukuna sırtımızı dayayabilir miyiz? Hadi dayadık diyelim, başımıza ne hal gelecek kestirebilir miyiz? Demem o ki artık iş başa değil, ayaklara düştü.

1- Mithat Sancar, Geçmişle Hesaplaşma “Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne”, İstanbul: 2. Baskı, İletişim Yayınları, 2008, s. 80
2- Sancar, s. 81

* Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ'nin kaleminden Radikal Gazetesi'nin internet sitesindeki Tartışı-yorum başlıklı bölümünde yayınlanmış makaledir. Yazarın ve Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak, önemli bir okuma parçası olarak Deuss Ex Machina'ya alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Anayasa Reformu, 12 Eylül Ve Bugün - Filiz GAZİ - Radikal / Tartışı-Yorum
Evet, Hayır, Evet... - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Hangi Yurttaşlık Gömleğini Giyeceğiz? - Emrah GÖKER - Birgün
Kimliklerin İç İçe Geçtiği Bir Ses - Ferhat KENTEL - Taraf
Halkların Kardeşliğine Hapis Cezası - Sendika.org
Lanet Olsun... - Sezgin TANRIKULU - Bianet
Fişleme Ve Tecrit Demokrasisi - Nihal KEMALOĞLU - Akşam /Sendika.org
Kahverengi Nasyonal Sosyalist Cephe - Cemil ERTEM - Taraf
Erdoğan Sakine Muhammadi Aştiyani'yi Kurtar! - Avaaz.org
Öğretmen Hamallık Yaparken Öldü - Ferhat AKGÜN - Radikal
Baydemir Ne Dedi, Kim Ne Anladı? - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Munzur Hayattır, Bu Hayatın Akışını Durduramazsınız! - Aysel KILIÇ - Birgün
Fındık: Irkçılığa Ve Sömürüye İyi Gelir - Sol.org.tr
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Tabutları Doldurduk, Yaşasın Sınıfımız! - Umur TALU - Habertürk
Gürcü Gençlere 'Yurtseverlik Kampı' - Tom ESSLEMONT - BBC Türkçe
Fısıltılar Tahran'da - Mehmet BİNAY - BiaMag
Muasır Medeniyet Seviye Tespit Sınavı - Elmira CANCAN - Muhteviyat


Cyro Baptista Official
Cyro Baptista At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits - Infinito Album Review - Joel ROBERTS - All About Jazz
Jamie Saft Official

Jamie Saft At Myspace
Jamie Saft At Twitter
Jamie Saft - A Bag Of Shells Album Informative - Jazz Loft
John Zorn At Wikipedia
John Zorn / Official Myspace Page
John Zorn / The Stone NYC
John Zorn / Hips Road Edition
Exploring The Topography Of John Zorn’s Continent - Nate CHINEN - The New York Times
John Zorn - Masada: Live In Sevilla (2000) - 3 Brain Karnak Interloper
John Zorn - Tradition And Transgression - John BRACKETT - Indiana University Press
Masada For Beginners At Wikipedia
Masada Quintet Featuring Joe Lovano - Stolas: Book Of Angels, Volume 12 - Album Review - Troy COLLINS - All About Jazz
Masada Quintet Featuring Joe Lovano - Rikbiel - Youtube
Koby Israelite Official
Koby Israelite At Myspace
Koby Israelite Notları / Deuss Ex Machina
Scott Johnson Informative On Wikipedia
Scott Johnson Informative On Tzadik
Scott Johnson - Americans Album Informative At SFGate.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Biennalexxx - Mau:::
Mau:::'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Hani Benim Gençliğim - Yusuf HAYALOĞLU

Hani benim sevincim nerede;
Bilyelerim, topacım,
Kiraz ağacında yırtılan gömleğim?
Çaldılar çocukluğumu habersiz..

Penceresiz kaldım anne,
Uçurtmam tel örgülere takıldı..
Hani benim gençliğim nerede?

Ne varsa buğusu genzi yakan,
Ekmek gibi, aşk gibi,
Ah, ne varsa güzellikten yana,
Bölüştüm, büyümüştüm.
İçime sığmıyordu insanlar..

Bu ne yaman çelişki anne,
"Kurtlar sofrasına" düştüm..
Hani benim direncim nerede?

Hani benim övüncüm nerede;
Akvaryumum, kanaryam,
Üstüne titrediğim kaktüs çiçeği?
Aldılar kitaplarımı sorgusuz..

Duvarlar konuşmuyor anne,
Ve açık kalmıyor hiçbir kapı..
Hani benim gençliğim nerede?

Daha kapılmamışken rüzgara,
Tatmamışken rakıyı,
Şiire yeni-yeni başlamışken,
Koştum, dağlara koştum;
Daha öpmemişken hiçbir kızı..

Yağmurları biriktir anne,
"Çağ yangınında" tutuştum..
Hani benim bilincim nerede?

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, August 01, 2010

Deuss Ex Machina # 310 - Každý Červené Srdce Svítí Směrem K Rudé Slunce

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_310_--_Každý Červené Srdce Svítí Směrem K Rudé Slunce

26 Temmuz 2010 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Harold Budd & Clive Wright-Prelucid (Darla Records)
>2<-Asuna + Opitope-Mirage Of A Liquid (Students Of Decay)
>3<-Asuna + Opitope-In The Small Train (Students Of Decay)
>4<-Monoceros-Pizzicato Spoon (Imaginary Nonexistent Records)
>5<-Monoceros-Camper (Imaginary Nonexistent Records)
>6<-Arp-Alfa (Dusted) (Smalltown Supersound)
>7<-Arp-From A Balcony Overlooking The Sea (Smalltown Supersound)
>8<-Autolux-Transit Transit (ATP Recordings)
>9<-Autolux-Highchair (ATP Recordings)
>10<-My Sleeping Karma-Lakshmi (Elektrohasch Schallplatten)
>11<-My Sleeping Karma-Tamas (Elektrohasch Schallplatten)
>12<-DDR-Tanklar Ve Yığınlar (Peyote Müzik)

Každý Červené Srdce Svítí Směrem K Rudé Slunce (310) – "Konuşmaya Değer İnsanlarla Konuşmazsan İnsanları, Konuşmaya Değmez İnsanlarla Konuşursan Kelimeleri Yitirirsin. Sen Öyle Biri Ol Ki Ne İnsanları, Ne De Kelimeleri Yitir." Kǒng Fūzǐ (Konfüçyüs) Farkındalılığı Arttırmak Bir Yana Zar Zor Bina Edilmişin Topyekün Yıkımına Müsammaha Gösterildiği Günlerde İkame Ediyoruz. İçerisinden Dışı Dışarısından İçi Neredeyse Sağır Duymaz Uydururlarla, Kurtlarla, Şahinlere Bırakılmış Bir Kâbus Canlandırılıyor. Ne Emek Verilen Kelime Amacına Ulaşıyor. Ne De (Hasılı) Kelam Edebileceğiniz İnsanlar Ortalık Yerde Bırakılıyor. Ne De Olsa Yanlıdır, Ne De Olsa Yanlıştadır, Ne De Olsa Haindir, Ne De Olsa Odur, Ne De Olsa Budur. Tartışılması Asıl Gerekli Olanın Derinlerine Batıp Kaldığımız; Irkçılık Bataklığı Olduğunu Fark Edebilmek Neden Zor Gelir Yoksa? Kimliklerimizin Hangisinin Diğerinden Üstün Olduğunu, Hangisinin Taşın Altına Elimizi Sokmamız Gerekmeyen Olduğunu, Hangi Durumlarda Nasıl Tepkimler Verilmesinin Uygun Olacağının Bildirildiği Bir Mizansenin Sathındayız. Susmanın Gereklerini Yerine Getirirken Yerimize Kararı Çoktan Vermişlerin Ölen Canlarda, Yıkılan Hayatlarda, Zaten Yokken İyice Silinen Yaşam Alanlarında Nasıl Kötülüğü Yücelltikleri Aşikardır. Son Bir Haftadır İşitilenler Sağda Solda Yazılıp Çizilenlerin Ezcümlesi Aslen Barış Adını Unutturmaktan Gayrısını Amaçlamadığı Son Derece Nettir. Yıkıntılarla, Yıkımlarla Artık Mozaiğin Mermer Haline Dönüşümüne Bağışıklık Kazanmış Durumdayız. Suskun Kalabilmenin Ehven Olduğunu, Her Olumsuzlukta Galebe Çalanın O Olduğu Konusunda Artık Yalnız Değiliz. Muktedir Olanların Hınçlarını Alabilmek İçin Nasıl Punduna Getirdikleri Her Durumu Kullanmaktan Çekinmediklerini Biliyoruz. Gerçekten Görebilmekten, Afrasız Tafrasız Ve İnce Hesapsız Konuşmaktan Nasıl Alıkonulduğumuzu Şimdilerde Bir Kere Daha Fark Ediyoruz. Yüzümüz Kızaracağı Yerde Oh Olsunlar, Beter Olsunlar Diyebilmeyi Tarih Tekerrürden İbarettir Kıssasına En Kestirmeden Bağlayanların Âmalıklarını Seyretmeyi Sürdürüyoruz. Ne Kelimeleri Ne De İnsanları Yitirmeden Artık Bir Tiz Çığlık, Uzaktaki Bir Düşünce, Bir Türlü Yakınlaşamadığımız Ufuk Çizgisi Kıvamına İndirgenen, Çoktan Yaftalamalarla Savunulmasının Da Mazallah Önümüzdeki Günlerde Unutturulabileceği Apaçık Ortada Olan Barışın Yokluğuna Alışabilecek Misiniz? Yoksun Kaldığımız Şartlandırılmışlıklar İle Düşünmesi Bile Korkutucu Keskin Bakışımların, Ellerde Sopalar, Dillerde Hakaretlerin Doludizgin Gittiği Bir Cehennem Midir Alayımızın Hakettiği?
[Küçük Harflerle Konuşabilmek Kelimelerin Değerini Asla Kaybettirmez / Fasikül 15:34)

>>>>>Bildirgeç
Pro Patria Mori: Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) Ya Da Vahşetin Estetiği - Derviş Aydın AKKOÇ*

"My friend, you would not tell with such high zest
To children ardent for some desperate glory,
The old Lie; Dulce et Decorum est
Pro partria mori.”
(Wilfred Owen, 1917)

Tüm toplumlar “savaş kurbanlarını” şu ya da bu şekilde estetize etmişlerdir. Siyasi, hukuki ya da dini bir değer uğruna “hayatını ortaya koyan” ve ortaya koyduğu bu hayatı, savaş esnasında yitiren kişiler ya tanrılaştırılmış ya da kahramanlaştırılmışlardır. Gerek Antik Yunan’da gerekse Roma İmparatorluğu’nda “vatan için ölmek” (pro patria mori) genel siyasi düşüncenin önemli bir bileşenini oluşturuyordu. Patria, yani vatan, Yunan’daki polis ya da Roma’daki respublica kavramlarıyla doğrudan ilişkiliydi. Öte yandan vatan için ölmeye, siyasi ve hukuki söylemin bir parçası olması hasebiyle manevi bir içerik yüklenmişti. Kantorowicz’in belirttiği üzere Antik dönemde patria salt coğrafi bir anlama sahip değildi. Vatan kavramı daha ziyade yurttaşların (politai) içinde yaşamlarını sürdürdükleri “evren” (kosmos) anlamında kullanılıyordu. Bu kosmos, Yunan’da polis, Roma’daysa respublica’da cisimleşiyordu. Bu nedenle vatan için ölmek, aslında yurttaşların siyasi bütünlüğünü ifade eden polis ya da respublica için ölmek demekti. Örneğin geniş bir alana yayılan Roma İmparatorluğu kendi “bütünlüğü” içinde bir kent (polis) olarak tasavvur ediliyordu. “Roma’nın gittiği her yer Roma’dır” söylemi de, bu duruma atıftı. Kantorowicz’e göre, Romalı bir asker Galya, Suriye ya da İspanya’daki bir çarpışmada hayatını kaybettiğinde pro patria (kahraman) olarak ölüyordu. Ne var ki, Roma İmparatorluğu bir patria, vatan değildi. Patria’dan ziyade orbis Ramanus (Roma dünyası) vatan kavramının yerine geçiyordu. Bir başka ifadeyle bu geniş imparatorluğun savunulması esnasında yaşamını kaybeden insanlar respublica Romana (Roma siyasi bütünü) adına hayatlarını feda ediyorlardı.

Yunan’daki polis ya da Roma’daki respublica uğruna ölenlere karşı büyük bir “saygı” duyuluyordu. Kantorowicz’e göre, bu saygının altında yatan saik başlangıçta “ölülerin geri döneceğine dair dini korkuyla” alakalıydı. Söz konusu dinsel korkudan hareketle daha sonra ölülerin yarı-tanrılaştırılması süreci yaşandı. İÖ V. yüzyılda savaş kurbanlarının estetik-mitik kurgulanma süreci son şeklini aldı. Savaşlarda ölenler için ilk defa “resmi mezarlar” yapılmaya başlandı. Ölüler, mezarlar ya da törenlerle onurlandırılıyordu artık. Epik şiirlerde, felsefi anlatılarda, dinsel söylemlerde savaşçıların “cesaretleri”, “fedakârlıkları” ve “kahramanlıkları” işleniyordu.

Ne var ki, bu onurlandırma pratikleri tek taraflı değildi. Şöyle ki, resmi onurlandırma sadece zafer kazanmış güçler için değil, mağlup güçler için de geçerliydi. Savaşta hayatını kaybedenlere yönelik olarak karşılıklı saygı duyuluyordu. Sözgelimi Homeros İlyada adlı eserinde kendi halkı olan Akhaları savaşçılıkları ve erdemleri bakımından överken, düşman güçlerin başında yer alan ve ağır bir hezimete uğrayan Hektor’u da övüyordu. Zira düşman, düşman da olsa hâlâ insandı. Düşmanın düşman olma hali, onun belli bir “estetik bütünlüğe” kavuşturulmasını gerekli kılıyordu. Bu nedenle Antik dönemde savaşçıların cesetlerine yönelik estetik bir hassasiyet geliştirilmişti. Ölüm, belli bir kutsallık tasarrufuyla güzelleniyordu.

Antik çağın “savaş kurbanı” ve savaşçı imgeleri, Ortaçağ’a girişle birlikte çözülmeye başladı. İmge ikiye bölündü. Ortaçağ’da insanlar polis ya da respublica için değil, efendisi ya da lordu için ölüyordu bu defa. Manevi içerik, bir başka anlam ve değerler kümesi tarafından yeniden kurgulanıyordu. Daha sonra Hıristiyanlığın da etkisiyle vatan için ölmek ile Tanrı için ölmek arasında bağ kuruldu. Vatan ve Tanrı kavramları birbirlerinin muadili olarak tahayyül ediliyordu. Kişinin hayatını “Tanrı’nın Krallığı” uğruna feda etmesi ile dünyevi krallık uğruna feda etmesi arasında paralellikler kuruluyordu. Ölenleri nitelemek için şehitlik kavramını kullanmak yaygın bir hal aldı. Zamanla efendi ya da krallar adına ölenler ile Tanrı adına ölenler arasındaki ayrım silikleşti. Böylece Antik dönemin vatan kavramı niteliksel bir değişim geçirdi; coğrafi anlamda ülkeye, siyasi anlamdaysa devlete göndermede bulunmaya başladı. Vatan kavramının devlete ve siyasi iktidara olan mesafesinin ortadan kalkmasıyla imgenin bölünmüş yapısı yeniden birleştirilmiş oluyordu. Dönemin sonuna doğru insanlardan hayatlarını talep eden siyasi iktidarlar, hem Tanrı’ya hem de siyasi temsil olarak krallığa vurgu yapıyordu.

Modern devlet paradigmasına geçişle birlikte vatan kavramının Ortaçağ’ın sonlarında kazandığı anlam, Weber’in ifadesiyle “büyüsünü” yitirdi. Mistik unsur olarak Tanrı kavramı vatan kavramının çeperlerine itildi. I. ve II. Dünya Savaşlarında vatan için ölmeye atfedilen tarihsel ve kültürel anlam, büyük ölçüde dağıldı. Bu durum oldukça ürkütücü bir düzeye ulaştı. Öyle ki, Kantorowicz’in gözlemiyle “bir askerin hayatını, hayat kaybına eşdeğer herhangi bir manevi karşılık olmaksızın istemek üzeriyiz” (Devlet Kuramı, Dost Kitabevi, s. 125). Modernliğin ölme ve öldürme biçimlerindeki kritik eşik de, burasıdır. Siyasi iktidarlar egemenlikleri altında olan yurttaşlarından hayatlarını talep ederken, talepte bulunduğu hayatların karşılığını sunma hususunda kifayetsiz kalmıştır. Herhangi bir yeni değer yaratamamışlardır. Geleneksel şehitlik anlayışını modern ölümlere uyarlayarak, ölümü “ulusal onur”, “vatanseverlik” gibi söylemlerle telafi etmeye çalışmakla yetinmektedir modern siyasi iktidarlar.

Vatan sözcüğünün modern yeniden değerlendirilmesiyle, sözcüğe yüklenen anlamlar Antik modeldeki kullanım biçimine tuhaf bir biçimde geri döndü. Vatan mefhumu siyasi iktidar olarak, dünyevi devletle ilişkilenmeye başladı. Lakin Antik dönemin düşman ve savaş kavramlarına değer bahşeden unsurlar ya yapısal dönüşümlere uğradı ya da büsbütün ortadan kalktı. Geleneksel yiğitlik ve kahramanlık söylemleri tuzla buz oldu. Zira düşman kavramının insan kavramıyla olan ilişkisi kesildi. Modern anlamlandırmada düşman, “onura” sahip değildir. Düşman, onurdan ziyade belirleyici sıfat olarak “hayvanlık” çağrışımlarını da barındıran kahpelikle tanımlanır. Öyle ki, düşman terörle mücadelede olduğu gibi “düşman statüsüne” dahi çoğu zaman sahip olmayabiliyor. Düşman cephede konuşlanır, hayvanlarsa inlerde. Düşmanlar göğüs göğse çarpışmada öldürülüyorken, hayvanlar inlerinde avlanıyor artık.

Bu durumun yansımasını Türkiye’deki “kirli savaşta” gözlemleyebiliriz. Kürt Sorunu özelinde öldürülmüş “savaşçıların” burunları ve kulakları kesiliyor; gözleri oyuluyor. Cesetlere yapılan kötü muamelelerle cesedin temsil ettiği düşman kuvvetler aşağılanıp, çirkinleştiriliyor. Bu durum bir de-estetizasyon, yani çirkinleştirme süreci olarak değerlendirilebilir. Fakat bana öyle geliyor ki tam tersi biçimde de değerlendirilebilir. Öyle ki, modern savaş ve düşman gerçekliğine uygun yeni bir estetiğin tedavüle sokulduğu kanaatindeyim. Bu estetik vahşetin, çirkinliğin estetiğidir. Öncelikle ve sadece korkuyu eksen almaktadır bu estetik. Varlığıyla dehşet saçan, kanı donduran vahşet estetiği modern devlet aklının tezahürüdür. Modern devlet, M. De Sade’ın güzellik ve çirkinlik arasında yaptığı ayrımın geç de olsa farkına vardı gibi: “güzellik basit bir şeydir, olağandışı olan çirkinliktir. Güzellik basit anlamıyla çarpıcı olamaz. Çirkinlik, çürümüşlük çok daha sert bir darbe yaratır, çok daha güçlü sarsar” (Sodom, Çiviyazıları, s. 57). Türkiye’de “çirkinliğin gücü” 1990’ların ortalarında keşfedildi. Bugünlerde yeniden görünür hale geldi. PKK üyelerine ait cesetlere yönelik çirkinleştirme uygulamalarının, Kürt toplumunda “sarsıcı” ve “sert bir darbe” yaratma amacıyla gerçekleştirildiği vakıadır. Cesetlere birer leş muamelesi yapılarak, mücadele edilen insanların, insan olmaktan kaynaklanan itibarları ellerinden alınıyor. Bu durum da anlaşılırdır zira Antik dönemin karşılıklı saygı anlayışı, yerini topyekûn bir saygısızlığa bıraktı.

Türkiye’de Kürt Sorunu özelinde Kantorowicz’in gözleminin geçerli olduğu kanısındayım. “Herhangi bir manevi karşılık olmaksızın” askerlerden yaşamları isteniyor. Vatan için ölme fikri sıcaklığını, seferber edici gücünü halen muhafaza etmektedir. Fakat mesele burada değil. Asıl sorun, vatan kavramından anlaşılan tasavvurun belirsizliğindedir. Coğrafi olarak vatan için mi yoksa siyasi birlik olarak “vatanın bölünmez bütünlüğü” için mi askerlerden yaşamları talep ediliyor? Tanıl Bora, Türk milliyetçiliğinin söylemsel olarak vatan sözcüğüne yüklediği anlamın “haritalardan” ve “kilometrekarelerden” ibaret olduğunu belirtiyor. Bu tespite katılmamak mümkün değil. Harita olarak vatan, devlete dolayım kurmanın da yegâne vasıtasıdır. Bu tasavvurda Türk kimliği dışındaki çeşitli etnik unsurların kültürel çokluğu bir zenginlik değil, zillet belirtisidir. Terk-i diyar etmek zorunda bırakılanlar diyardan olduğu kadar haritalardan da sürülmüş, silinmişlerdir.

Vatanın bölünmez bütünlüğü esprisi ile “devletin bölünmez bütünlüğü” esprisi arasında kurulan bağda bir müphemlik söz konusudur. Türkiye’de vatan için ölmek ya da öldürmek devlet için ölmek ve öldürmek anlamına geliyor. Fakat hâkim ideolojik söylem tam da bu durumu peçelemek üzere işliyor. Zira niçin ve neden savaştığı hakkında pek bir fikri olmayan insanları, ölmeye ve öldürmeye şartlandırmak, başka türlü mümkün değildir. Vatan sözcüğü siyasilerin muhayyilesinde haritadan ibaret olduğu için, terörle mücadele esnasında ormanların yakılması gibi uygulamalardan imtina edilmiyor. Ormanların yakılmasıyla birlikte insanların yanı sıra, hayvanların da varlığı silinip gidiyor.

Devlet özgülünde gerçekleşen süreç, bir bakıma PKK için de geçerli. PKK de yılları bulan bu savaşta militanlarından hayatlarını talep ederken eski “manevi karşılıkları” epeyce bir aşındırdı. Gerillalar niçin ölmektedirler? Bu soru aslında Türkiye kamuoyunda bir başka önemli sorudan sonra geliyor: PKK ne istiyor? PKK’nin siyasi talepleri, militanlarının ölme ve öldürme gerekçesidir. PKK tarafından öne sürülen gerekçelerin belirsizliği, dahası politik taleplerin mütemadiyen değişmesi, sanırım Türk halkından önce Kürt halkı nezdinde kimi soruların sorulmasına neden olacak, oluyor. Hakikaten Kürt gençleri niçin ölüyor? Parçalanmış bir vatan imgesi olarak Kürdistan için mi, kültürel-anayasal haklar için mi, devrim için mi, “demokratik özerklik” için mi? Niçin bu ölmeler, öldürmeler?

Wilfred Owen’ın dizeleri bugün her zamankinden daha bir çarpıcı. Şaire göre, vatan için ölmek (pro patria mori) “eski bir yalandır”. Bu yalanın böyle şevkle dile getirilmemesini talep ediyor Owen. Bilhassa da bu yalanın yaratacağı “umutsuz şöhrete” heves eden çocuklara karşı…

* Pro Patria Mori: Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) Ya Da Vahşetin Estetiği - Derviş Aydın AKKOÇ'ın kaleminden Birikim - Aylık Sosyalist Kültür Dergisi'nin internet sitesinde yayınlanmış makaledir. Yazarın ve Birikim dergisinin anlayışlarına sığınarak Deuss Ex Machina'ya alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Pro Patria Mori: Vatan İçin Ölmek (Öldürmek) Ya Da Vahşetin Estetiği - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim
Komşuma Dokunma! - Necmiye ALPAY - Radikal
Linç Kültürünü Aşmalıyız - Yaşar SEYMEN - Birgün
Bu Kimin Savaşı? - Burcu KARAKAŞ - Bianet
İnegöl Ve Dörtyol’da Fail Belli - Irkçılığa Ve Milliyetçiliğe DurDe!
Çözümsüzlükten Irkçılık Batağına! - Mithat SANCAR - Taraf
'Sarhoştum Hatırlamıyorum' Teranesi - Kemal ULUSALER - Birgün
Sarhoş Amigoların Asayiş Olayı! - Sendika.org
Haydi Türkiye Üzüme! - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Kürtlerin Hedef Alındığı İnegöl Bir Göç Kenti - Bianet
İşte Devlet'in Rolü! - sol.org.tr
Demokratik İnfial - Bülent USTA - Birgün
Ölüm Siyaseti - Etyen MAHÇUPYAN - Taraf
Medya "Taş Atan Çocuk" Demekte Israrlı, Çocuğu Dinlemiyor - Bianet
Uyuma Medya, Erol Zavar Da Ölüyor! - Ersin TOKGÖZ - Radikal
Herkese Demokratik Özerklik! - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Radikal 2
Cephelerden Notlar - Umur TALU - Habertürk
Şenay DÜDEK: Ahmet KAYA'ya büyük haksızlık yaptık! - Sevilay YÜKSELİR - Sabah
Ham Kasetteki Düdek - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Türk Nasyonal Sosyalizminin Kısa Tarihi - Murat UTKUCU - Birgün
Vahşetin Resimleriyle Dans - Mehmet SOYLU - Kronik Muhalif
Semih KAPLANOĞLU: "Vicdan Zamanı Taşır, Artık Hesaplaşalım" - Berivan TAPAN - BiaMag
Ölüme Edebiyat - Gökhan KARAHANER - Futuristika!
Parayla Çocukluk Ne Kadar Kolay... - Dolphinished Monkey Business - alter[ed]native
Az Uçuş Sertifikası - Aglea - Ztopya
Hayır De! - Wolfgang BORCHERT "Sonra Yapılacak Tek Şey Var" - Eleştirel Günlük


Harold Budd & Clive Wright Interview At The Echoes Blog
Harold Budd & Clive Wright Informative On Darla Records
Harold Budd Official
Harold Budd At Myspace
Clive Wright Official
Clive Wright At Myspace
Asuna + Opitope - Sunroom Official Album Informative At Students Of Decay
Asuna + Opitope - Sunroom Album Review - David MURRIETA - The Silent Ballet
Opitope Official
Opitope At Myspace
Monoceros Official
Monoceros At Myspace
Monoceros Tales From Late Night Remixes Official Informative On Inrecs
Arp At Myspace
Arp At Smalltown Supersound
Arp Rootmix / Minimal Mix For Two Turntables At Root Strata Blog
Autolux Official
Autolux At Myspace
Autolux At ATP Recordings
My Sleeping Karma Official
My Sleeping Karma At Myspace
My Sleeping Karma - Ahimsa - Live At Underground -Köln (28.03.2010)
DDR Resmi Site
DDR Myspace Sayfası
GSMH: DDR - Yiğit A. - 13Melek

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
They No.55 - Zhangxiaophoto / Xiao Zhang
Zhangxiaophoto / Xiao Zhang's Flickr Page

>>>>>Poemé
Devran Ters Yöne Dönüyor - Bülent ÖZCAN

Dönüyor devran dönüyor,
Devran ters yöne dönüyor...
İşkence, açlık, kıyım var;
Devran ters yöne dönüyor...

Zindan içinde zindanlar,
Kurşuna dizilir canlar,
Ölür nice genç insanlar,
Devran ters yöne dönüyor...

Hiroşima, Halepçeler
Zincirler ve kelepçeler,
Ana babasız bebeler,
Devran ters yöne dönüyor...

Tarih kör topal ve sağır,
Duymaz seni bağır bağır;
Gözyaşı, zulüm ve kahır,
Devran ters yöne dönüyor...

Kaynakça: Şiir.gen.tr