Sunday, October 31, 2010

Deuss Ex Machina # 322 - A Missing Sense: Resistance

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_322_--_A Missing Sense: Resistance

25 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Onmutu Mechanicks-Catatonic (Echocord)
>2<-Burger / Ink-Flesh & Blood (Kompakt Klassiks)
>3<-Burger / Ink-Bring Trance Back (To Las Vegas) [Blue Hotel] (Kompakt Klassiks)
>4<-Nicolas Jaar-Angles (Circus Company)
>5<-Nicolas Jaar-Marks (Circus Company)
>6<-Pantha Du Prince-Sonnensturm (Original Mix) (Rough Trade)
>7<-Pantha Du Prince-Lay in A Shimmer (Fata Morgana Version) (Rough Trade)
>8<-Tufan Demir-Back To Fine (Lust Und Freu.de Musik)
>9<-Tufan Demir-Quiet Days In A Room (Lust Und Freu.de Musik)
>10<-Gold Panda-Vanilla Minus (Ghostly International)

A Missing Sense: Resistance (322)
Gecenin karanlığı gündüzün üstünü hissedilir bir biçimde kaplamaya devam ediyor. Karaşınlık öylesine bir hızla yeni rotalar belirliyor ki afaki bir kararsızlık kendimizi o ışıksızlığın labirentlerinde bulabilmemize vesile oluyor. İçinden çıkılamıyor, dışarıdan görülemiyor. Neresine yamanayım derseniz orasından yalanların sızdığı bir mizansene figüran kabilinden ortaklık gerçekleştiriliyor. Gece, kinin ve kasvetin enikonu açığa çıktığı, kuyruklu yalanlarla yaşamanın, daha da mümkün olmadığını belleğe kazıyor. Bellek unuttuğunu varsaydığı, kendisinden uzakta tutulduğuna artık kani olduğu korkuları bir kere daha gördüğünde artık bütün bunların bir oyundan çok hakikat haline dönüştüğüne hayıflanıyor. Hayıflanıyor insan durmaksızın aynı eşitliksiz, aynı pejmürde, aynı kepazeliklerle donatılmış olan şeylerin nasıl ısıtılıp ısıtılıp tekrardan önümüze sunumlandırılabildiğinin, hala yenilebildiğinin ispatına bu kadar keskin tonlarla çaba harcanabildiğine inanmak istemiyor. İstemiyor veryansın ettiği şeylerin makul karşılanmasını. Karşılaşmak istemiyor biteviye aynı dönemeçlerdeki sonunun uçurum olduğunu bildiği yarların kenarlarını, kıyılarını. Ne kıyıların, ne merkezlerin adamı olmayanların, gönülleri bu kadar kolaycıl bir biçimde satın alınamayacak olan kendisi gibi diğerlerinin tereddütlerini bir zahmet göstermelerinin vakitinin geldiğini hissetmek istiyor. Bilmek istiyor bu toprakların her daim istiminin en sonuna kadar yükseltilmiş rahatsızlık verici düzleminden bir çıkışın oldurulabilirliğini, mümkünatını. Mümkünatsızlık engellerine takılı kala kala, korkulara yenilerini eklemenin, işittiğine kifayetsiz bir bütünlükle yanıtsızlıkla çekimserlik arasında ilaveten bol kepçeden vurdumduymazlığın limitini doldurduğunu belirginleştirebilirliğini görmeyi talep ediyor. Talep ediyor yoksunluklarımızın, yoksulluğumuzun, belirli aralıklarla hırpalanıp durmamızın, ses yükselttiğimizde başımıza olmayan! şeylerin getirilebileceği gerçeğini bütün bunlarla beraberce cümbür cinnet hep beraber ne kadar da demokratik olduğumuz ironiğinin koskocaman bir safsata olduğunun günyüzüne kavuşmasını bekliyor. Kavuşmaktan çok ayrışmaların temellendirildiği, sevgiden çok kinin yüceltildiği hemen her durumda öfkesini azami seviyede tutanın sözünün geçerli olduğu bir yalancı dolmalar memleketinin geçerliliğini kaybetmesinin elbirliğiyle sağlanabileceğini zihnimizden uzaklaştırmamalıyız. Böylesine kolay bir biçimde korkularla yaşamak mecburiyetini dikte edenlere hiç değilse bu kadar dayanıklı ve tek bir kelimeyle tanımlandırılabilecek direnişi, direnci sağlamlaştırabiliriz. Makul olarak önümüze getirilmiş olanların, çoğunlukla kontrolden geçirilip gerekli düzenlemelerin yapıldığı kurmacalıklarla donatılarak her daim yeniden şekillendirildiği kumpaslar diyarında hiç değilse bunun üzerine düşünmeliyiz. Düşünmeliyiz ki emeğinin karşılığını edinmek isteyenler için türlü çeşit üçkağıdın döndüğü yurdumuzda, çoğunlukla isimlerini dahi bilmediğimiz insanlarla bir sabah ayazında aynı kör kaderi paylaştığımızda onlara bugünkü gibi uzaktan bakamayacağımız gerçeğini fark etmeliyiz. Düşünmeliyiz ki nüfusumuzun önemli bir kısmı için değişmez adledilmiş şeylerin üstten indirgemecilikle nasıl çizginin öte tarafına geçirildiğini anlamlandırmalıyız. Elleri silah tutanların, kalemlerinden kan damlayanların, ölümlerin çoğunu istatistiksel bir veri olarak (kolaymış gibi bir canın bedellendirilmesi, manalandırılması gibi) ortaya koyarak daha fazla savaş endüstrisinin ekmeğine yağ sürme gayretkeşliklerinin korkunçluğunu ifşaa etmeliyiz. Hesaplaşmaktan zerre vazgeçilmediği izlenimi verilen öyle ya da böyle azınlık olmaktan da öte artık numunelik kıvamıyla pamuk ipliklerine sarılıp sarmalanan yaşayanların şimdilerde rahat bırakılmadıklarını paylaşmalıyız. Bir kez daha olmasın diye didinedurduğumuz, milli bütünlüğümüz için mutlak tehdit! olarak sınıflandırılmışların da en az ötekiler kadar bu ülkenin sıkıntılarını çektiklerini, gerektiklerinde canlarını ortaya koyduklarını hiç belli olmadan kumpasın kralı, kör vicdanların azman teşvikleriyle karanlıklara teslim edildiklerini ve sadece bunun bile hesabının bir insan canına verilen önemi göstermesi açısından ne kadar da hazince olduğunu daha kalın seslerle okumalıyız. Okumalıyız ki, vicdan körelmesine ve unutkanlığa bel bağlayanların bir piyonu çocuk kapsamına almalarının utancına ortak olmayalım. Çocuk olanın! eline silahı verenlerin onu o raddede kötülüğü ortaya koyması için cesaretlendirenlerin, hatıra fotoğrafı çektirip tutulduğu cezaevinde iyice semirtenlerin vicdanlarını gördüğümüzü duyuralım. Her an bir ötekisi için aynı sonun gelebilirliğini, daha önce kaybedilmiş tüm toplumsal belleksizliğimize yenik düşmüş, karanlıkça yaşam hakları zapt edilmiş düşünür, yazar, siyasetçi, akademisyen ama her şeyden önce insanların nasıl da kaderlerinin aynı ellerce birleştirildiğini öğrenelim. Öğrenelim ki gecenin karanlığı gündüzün bütün ihtişamını, yaşam enerjisini, mücadele iklimini yerle yeksan edemesin.
Çıtkırıldımlıkla işi gücü olmayan bir yurdumuz olsun!...


>>>>>Bildirgeç
Efendiler Değişirken - Mustafa TOKDEDE*

Adına referandum denilen trajedik oyun sonrası ülkeyi kimlerin yöneteceği belli oldu. Demokrasi, demokratikleşme adına yapılan bu referandumda oy verenlerin çoğunluğu neyi oyladıklarını bilmezken, partiler de birbirlerini suçlamak dışında ne oylandığını anlatmadılar. Referandum denilince dünyada ilk akla gelen ülke İsviçre’dir. İdaresi yarı halk yönetimi olan İsviçre’de referandumlar çok sık olur. Hoşunuza gitmeyen konuları yüzbin imza toplayarak halk oylamasına taşıyabilirsiniz. Oylanacak konu hakkında partiler öyle milyonlarca para harcayarak şehir, şehir dolaşarak laf cambazlığı yapmaz, halk da o cambazları dinlemez. Evlere gelen oylama zarfı yanında küçük bir kitapçık bulunur. Bu kitapçık tamamıyla tarafsız hazırlanmış olup hiç bir tereddüte meydan vermeden oylanacak konuyu anlatır. Seçmen bu kitapçığı okuyarak oy pusulasını doldurup postaya verir. Ne ülke gündemi durur, ne milyarlar harcanır, ne politikacı aylarca şehir şehir dolaşır, ne de oylanacak konu saklanarak demokrasicilik taklidi yapılır.
Küçük bir referandum dersinden sonra gelelim asıl konumuza. Toplumsal ilişkiler her şeyden önce ekonomik ilişkilerdir. Her dönemde egemen olanlarla, egemen olunanlar arasında sınıfsal mücadele sürerken egemenler arasında da iktidar mücadelesi sürmüştür. Egemenler arasında bu mücadeleyi kazanan kısım kendi hukukunu dayatır. Bu mücadele bütün toplumlarda kendisini göstermiştir. Örneğin krallık döneminde aristokrasi ile burjuvazi egemenlik için çarpışmıştır. Fransa’nın en uzun süre (72 yıl) tahtta kalan aristokratik kralı XIV. Louis yeşeren burjuvaziye karşı o meşhur sözünü söylemiştir. (l'État c'est moi) Devlet benim. Bugünün anlamıyla yasama, yürütme ve yargı da bana aittir demek istiyor. Osmanlıda olduğu gibi, padişah aynı zamanda peygamberin halifesidir. Durum böyle olunca yetki de tamamıyla padişaha ait olmuştur. Osmanlı yetki paylaşımını yani taht kavgasını devamlı kanlı çözmüştür. Burada saymakla bitiremeyeciğimiz taht kavgalarında en çok değer verdiklerimiz bile (Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim) kardeşlerini öldürmekten geri kalmamıştır. Bugünü düşünecek olursak, ülkemizde bir efendi değişimine gidilmektedir. 90 yıldır içimize kurumlarımıza, okullarımıza, aydınlarımıza beynimize giren kemalizm düşüncesi ve efendileri giderken, inşallah maşallah kültürüyle gündemimize oturan AKP efendileri koltuğu teslim almaktadırlar. Darbelere alışık olduğumuz ülkemizde umulanın tersine efendi değişimi kansız olmaktadır. Burada vurgulamak istediğim, her iki tarafın da ortak inancı Amerikan emperyalizminin desteği olmaksızın bu değişime dur diyen darbenin olamayacağı. ABD’nin onayı olmaksızın hiçbir siyasal partinin iktidarda kalamayacağı. Bu gerçeği bilen taraflar ülkedeki efendi değişiminin de iç dinamiklerle olmayıp, tümüyle dış dinamiklere bağli olmasının kabulüdür. Burada ki sorumuz nasıl oldu da ABD 90 yıllık kemalizm düşüncesinden ılımlı islama geçiş yaptı? Tabii bu sorunun yanıtı kemalizm ve AKP’yi anlamaktan geçiyor.

Kemalizm neydi, ne oldu?

Bütün siyasal ideolojiler kendi varoluşlarına meşruiyet kazandırabilmek için kendilerini bir doktrin ile ilişkilendirirler. Kemalizm, Osmanlı’nın çöküşü ve Cumhuriyet'in kuruluşu yıllarında, yeni bir burjuva devlet oluşturma sürecinin ideolojisidir. Ülkede yabancı işgal güçlerinin olduğu zamanda bir antiemperyalist dil kullansa hatta kurtuluş savaşını bir antiemperyalist savaş olarak lansetselerde uygulamaları ile kapitalizmin kuyruğuna takılmışlardır. O dönemde solcular kemalist, kemalistler solcu gibi görününce kemalizm sol olarak anlaşılmış ama devrimci bir sol ile uzaktan yakından bir akrabalığı olmamıştır. 1923 yılında cumhuriyet ilan edilmiş, devletin adı değişmiş ama Osmanlı İmpatorluğu’ndaki köklü devlet anlayışı, halka olan baskı ve yabancılaşmadan vazgeçilmemiş. Çünkü TC’nin kuruluş süreci ve öncülüğünü yerli bir burjivazi değil, Osmanlı bürokrasisinden gelen ve Osmanlı anlayışını benimseyen asker-sivil bürokrat kadrolar yapmıştır. Osmanlı’nın yüzyıllar süren asyatik-despotik rejimi aynen cumhuriyet rejimi altında devam etmiştir. Osmanlıya haraç veren halk, TC’ye vergi vermeye başlamış, askere alınmış ama cahil görüldüğünden hiçbir işe karıştırılmamış. Kendi gibi düşünmeyen muhalif gruplar çok acımasızca yok edilirken, etnik gruplara ya Türksün, ya yoksun anlayışı ile yaklaşılmış. Türk milleti dışındaki milli azınlıkların varlığı inkar edilirken en basit demokratik milli hak talebi kanla bastırılmış, hakkını arayanlar ya hapse tıkılmış, ya da katledilmiştir. Gerçek rejimin niteliği gizlenerek, bilinmesini istedikleri tarihi maaşlı tarihcilere yazdırarak okullarda okutup gelen nesiller yanlış bilgilendirilmiştir. Cumhuriyet ile, Osmanlılıktan soyunularak Türk ulusu olma serüveni devrim olarak tanımlanmış. Cumhuriyet ilan edilmiş, halk yaşasın cumhuriyet sesleri ile sevinmiş. Fakat halk ne Cumhuriyetin muasırlaşma ve modernleşmesini, ne de daha önceki osmanlıda olan ıslahat-meşrutiyet ve tanzimat hareketlerinden farkını anlayamamış, neden bu kadar sevinmesi gerektiğini bilememiş. Evet, işgal bertaraf edilmiş Cumhuriyet ile devlet kurtarılmış, Osmanlı’dan bu yana süregelen reform hareketlerine ivme katılmış, ama asıl önemli olan TC’nin yurttaşları olacak insanlara nasıl davranılmış, modern toplum adına nasıl bir düşünce akımı ortaya konulmuş bu gibi soruların üstü açık kalmış. Cumhuriyet yönetimi ise, cevap üretmekte zorlandığı bu safhayı tabulaşma yoluyla aşmaya çalışmış. Bir toplumda bir şahıs, bir ideoloji, bir doktrin tabulaştırılırsa, o toplum tabuları konuşamaz, eleştiremez, fikir yürütemez o toplum sadece konulan tabulara boyun eğer. Bir çocuğa gittiği okulda hiç bir somut nedenlere dayanmayan bu tabular anlatılırsa, çocuk bu tabuları gerçekten varmış gibi algılayarak hayatını bu yönde sürdürür.

Kemalizm kendisini sivil, bürokrat askeri her kesimde görmüştür. Kemalist CHP programına, devrimcilik, laiklik ilkelerini katarak bir makyaj yapsada milliyetçilik ilkesi daha ağır basmış, ‘’Ne mutlu Türküm diyene!” felsefesi ile ezilen ulus ve azınlıklara diğer mezheplere hayatı yaşanmaz hale getirmiş. Kemalizmin kendisini en iyi ifade ettiği kurumlardan biri de ordu olmuştur. Cumhuriyeti korumak, ilkelerini sürdürmek adına yapılan darbelerde en büyük zarar sola verilirken, komünist tehlikeye karşı köylere cami yaptıran, Kur’an kursu açtıran; yani bugün bile dillerinden düşürmedikleri irtica “şeriat tehdidi” dedikleri canavarlarını kendi elleri ile büyüttüler. Bütün darbelerin ülkeyi çok gerilere götürdüğü bir gerçek olarak bilinirken, yine bütün darbeler ulu önder Atatürk’ün kurduğu TC’yi kollama ve koruma adına yapılmıştır. Yaratılan kemalizm tabusu askeri darbelerin gıdası olmuştur. Kemalist ordunun tarihinde görülmemiş bir şekilde komplo, katliam, çete ve darbe planları içerisinde tartışılıp teşhir edilmesi kemalizmin geldiği noktaya işaret etmektedir. Tarihin garip cilvesi, yaratılan bu gerici-yobaz çark elbette birgün dönüp sahibini de vuracaktı; bugün yaşananlar bu gerçeğin ta kendisi. Kemalistler komünizm korkusuyla, komünizme karşı herkesle çıkar temelinde anlaştı, her yolu mübah saydı. Şimdi kemalizm ortaklığa girdiği kokuşmuş düzenin, kokuşmuş unsurları tarafından yeniliyor. Kemalizm ne oldu sorusu ise, doğduğunda buzhaneye konulmuştu, dokunulması eleştirilmesi kanunlarla korundu. Bugün ise ben ergenekonun avukatıyım diyenle, Dersim katliamında da analar ağlıyordu diyen kafaların içinde. Doğanın diyalektiğine bile ters düşmüş gelişememiş, kurulduğunda ne ise bugün de öyle kalmış.


İslamın ılımlısı AKP
Düzenin partisini tanımak için düzene bakalım. İnsanları işsiz yoksul bırakıyor, dünyayı kirletiyor ama aynı düzen gelin işsizliğe çare arıyalım, dünyayı temizleyelim diyor. Yani dünyayı pislerlerken milyarlar kazananlar, temizlemek için de milyarlar kazanma planı yapıyır. Her türlü değer yargısı kar üzerine kurulmuş bu düzenin adı kapitalizm ve AKP’de bu düzenin yarattığı bir partidir. Düzen AKP’yi yaratmış, AKP’de düzenin en iyi taşeronu olduğunu ağa babalarına ispat etmiş. Yargı reformu, demokratikleşme adı altında anayasayı değiştirirken, ergenekonu devreye sokarak kemalistleri bertaraf etmiştir.

Her dönemde kapitalizmin yarattığı yoksulluk ve eşitsizlik toplumlarda büyük tepki çeker. Bunu çok iyi bilen burjuva partileri genelinde antikapitalist sloganlarla yola çıkarlar. AKP iktidara gelmeden önce mağduriyet duygusu, yoksulluk edebiyatı yapmış ama kendileri hiç bir zaman mağdur ve yoksul olmamıştır. Onlar bu kirli düzeni değişik şekilde cilalayarak halka yutturma çabasında olmuşlardır. Halkın yoksulluğunu kapitalizmde değil faizci sistemde aramış. Yani kapitalizme karşı değiller ama faizciliğe karşılar. Yoksulluğa karşılar ama yoksulluğu yaratan düzene karşı değiller. Dağda kayak yapan, denizde bikini ile güneşlenen zengin kadını ötekileştirirken, aynı dağda, özel plajda ve yatlarda aynı keyfi süren türbanlı zengin kadınını yaratmış ve onlara sahip çıkmıştır. Yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşayan hiç bir sosyal yaşantısı olmayan toplumun büyük bir kısmını temsil edenlerede türban hediye ederek onları sosyalleştirmiş. Artık onlar evde oturup AKP programları dinlemenin yanında, sokağa türbanları ile çıkabilecek kendi sınıfsal yoksunluklarını bu şekilde gidereceklerdir. 8 yıllık iktidarında toplumun çok büyük kesimine yoksulluk ve işsizlik dışında bir şey getirmezken, kendilerinin iktidar olma, koltuklarını sağlamlaştırma babında çok yol katetmişlerdir. Kendi ekonomisi, kendi bürokrasisi, kendi zengini, kendi üniversitesi, kendi eğitim ve sağlık sistemini yerleştirdikten sonra kendi yargısını da oluşturmuştur.
Bunları gerçekleştirirken de özellikle TC tarihinde görülmemiş yeşil sermayenin Avrupa işçilerinden olan vurgununa, deniz feneri soygununa seyirci kalmıştır. Her ne kadar kemalistlerle olan çatışmaları laiklik ile din çerçevesinde görünsede çatışma egemenlik çatışmasıdır. Nasıl oldu da bu değişim gerçekleşiyor sorusunun yanıtı ise anlatımın içerisinde. Ilımlı islam modeli emperyalistlerin çıkar ve isteklerine göre öngörülmüş bir modeldir. Gerek AB uyum yasaları, gerekse ABD’nin yeni dünya projeleri bu değişimi gerekli görmektedir. Konuyu biraz daha açarsak emperyalistlerle sıkı bir ekonomik entegrasyon içerisinde olan yerli kapitalistlerimiz ve yabancı sermaye Türkiye’deki siyasal rejimin batıda ki gibi bir yapıya kavuşturulmasını istemektedirler. Bunun anlamı ise, Türkiye’de siyasal rejimin darbelerle sekteye uğratılmayacağı, askeri bürokrasinin elinden alınıp yerli ve yabancı işbirlikçilerinin hegomanyasında çalışan sivil bürokrasiye teslimidir. Yapılan bir efendi değişimidir.

* Dikkatle okunası makaleler kabilinden, geçtiğimiz zorlu gündemin detaylarına dair çıkarsamalara yer verilen makale Artı İvme Dergisi (16.10.2010) ve Radikal Tartışı-Yorum (18.10.2010) sitelerinde yayınlanmıştır. Yazar Mustafa TOKDEDE ve ilgili neşriyatların anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Efendiler Değişirken - Mustafa TOKDEDE - Artı İvme / Radikal Tartışı-Yorum
Somut Durumun Softaca Tahlili - Alper ERDİK - Sendika.org
Çıtkırıldım! - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Başka Cumhuriyetlerin İnsanlarıyız - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan.us
Halk Cumhuriyeti Böyle Mi Olur? - Ender İMREK - Evrensel
Cumhururet Bayramı!.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Teokratürk Cumhuriyet Haftası - Zihni - Sezi-Yorum
İktidarın Diyalektiği Ve Yaratıcı İnsan - Zahit ATAM - Birgün Pazar
CHP: Taban Mı, Fincancı Katırları Mı? - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet - Mustafasnmz.blogspot.com
Yeni Rejimin Sol’u Nasıl Oluşturuluyor? - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Sosyal Medyadan Memleketi Kurtarmak - Efe YILMAZ - Jiyan.us
Medya Sokağı Ve Kaos Bekçiliği - Nuran AYDIN - Kronik Muhalif
Yeni Anayasa Beklerken Yine "Gizli Anayasa" Geldi - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Anayasa Sohbetleri 3 - Din Konusuna Devam - Sevan NİŞANYAN - Agos / Sevan Nişanyan Blog
Halkımızın ‘Gerçek’ Değerleri - Zeynep GAMBETTİ - Her Taraf
Bu Kimin Yasağı? - Dilek KURBAN - Radikal
Vicdani Retçi Süver 'Sibirya Hücresine' Atıldı - Zeynep KURAY - ANF / Kronik Muhalif
RSF: Dink Davası Ağır, Aksak, İradeden Yoksun - Bianet
Ogün Çocuk, Devlet Büyük! - Umur TALU - Habertürk
Ogün Samast'ın Çocukluğu - Bejan MATUR - Zaman
Yasa, "Taş Atanları Değil Kurşun Atanları Korudu!.." - Fikri SAĞLAR - Birgün
Kemal AYTAÇ: Katil ‘Çocuk’ Olunca Dava Divana Mı Kalacak? - Sol.org.tr
Hrant'ın Arkadaşları - Kaçakkova - Mutlak Töz
Kafası Karışanlara Hrant Davası Kılavuzu - Ümit KIVANÇ - Taraf
Faili Meçhuller: AKP İktidarının 50. Yıldönümünü Mü Bekliyor? - Özgür MUMCU - Radikal
"İki Basit Görünen Adım Eylemsizliği Uzatabilir" - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Hani “İğrenç Yalanlar”dı? - Can DÜNDAR - Milliyet
Amidalı Surp Giragos'un Çanı! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Ahtamar Ermeni Değil Türk Kilisesi! - Gökçe FIRAT - Türk Solu!
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Tekel İşçileri, İşçi Sınıfının Talepleri Ve Güvenli Gelecek Mücadelesi - Yunus ÖZTÜRK - Sol Defteri
Türkan Albayrak Açlık Grevine Başladı - Emek Dünyası
"İnsanlık Onuru"na Sahip Çık! - Müslüm KABADAYI - Sendika.org
Borusan Çoruh Aksu Vadisinden Defol! - Borusan'ı İfşa Edelim! - Internationala Forum


Onmutu Mechanicks aka Arne Weinberg / Diametric Official
Onmutu Mechanicks - Nocturne Album Review - Jacob ARNOLD - Gridface
Onmutu Mechanicks - When You Return Soundclip via Youtube
Burger / Ink Wolfgang Voigt Official
Burger / Ink Jörg Burger Official
Burger / Ink - Las Vegas 2010 Informative On Kompakt.FM
Burger / Ink - Las Vegas 2010 Album Critic - Philip SHERBURNE - Beatportal
Nicolas Jaar At Myspace
Nicolas Jaar At Resident Advisor
Nicolas Jaar - Marks & Angles EP Informative On Wordandsound.de
Pantha Du Prince Official
Pantha Du Prince At Myspace
Pantha Du Prince - Lay In A Shimmer EP Review - Richard BROPHY - Juno Plus
Tufan Demir Official
Tufan Demir At Soundcloud
Tufan Demir Informative On RBMA
Gold Panda At Myspace
Gold Panda At Soundcloud
BBC Sound Of 2010: Gold Panda - BBC News

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled - By Mats_60
Mat_60's Flickr Page

>>>>>Poemé
Hücremde Ayışığı - Refik DURBAŞ

Sesimi sesinin üstüne koyma
kara gecede, karanlıkta, acılı
yüreğimde yeşerdiyse de alevi ölümün
kan boğmadı daha korkuyu
kırılmadı kin ve öfkenin fidanı

Sesini sesimin üstüne koyma
ağzımda prangası tutuklu rüzgâr

Yanlış arama ölümden başka
kurşuna dizilen resimlerde
acıyla örülmüşse cesetler
ve ağlıyorsa hücremde ayışığı
üzgün değilim, hüzünlü asla

Yanlış arama ölümden başka
sırtımda falakası tutuklu rüzgâr

Yüreğimde mezarlar açma artık
kazıdım hücremin duvarına çünkü
zamanı kucaklayan öfkemi
acıdan üretilen sesimi
gençliği damıtılmış günlerimi

Yüreğimde mezarlar açma artık
elinde kırbaçları tutuklu rüzgâr


Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
korkuyu mu bekliyor o nöbetçi
niçin hiç konuşmuyor yıldızlar
şafak söktüyse nerde kar filizleri
uyusam uyansam her yerde bahar

Çıplak taş, demir kapı, sessizlik
sesimde zincirleri tutuklu rüzgâr

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
deli rüzgâr, çıplak suyun rahminde
artık ne hücrem, ne yalnızlık
eskisinden düşmanım karanlığa
ama hâlâ yanıyor yüreğimde işkence

Tek değilim artık, çoğaldım ölüme
yüzümde kelepçesi tutuklu rüzgâr

-Söyle kim hak kazandı ölüme

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, October 24, 2010

Deuss Ex Machina # 321 - Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ...

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_321_--_Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ...

18 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-The Black Heart Procession-Drugs (Remix By Eluvium) (Temporary Residence Limited)
>2<-P Jørgensen-July/Julee (Remix By Pawn) (Under The Spire)
>3<-P Jørgensen-For Hanne and Ruth (Remix By Rameses III) (Under The Spire)
>4<-Sproatly Smith-Flowers Made of Winter (Reverb Worship)
>5<-Sproatly Smith-The Ballad of Tam Lin (Reverb Worship)
>6<-Yes Alexander-These Arms Of Mine (Self Released)
>7<-Yes Alexander-Atlas (Self Released)
>8<-The Echelon Effect-In The Continuum Of Time (Glidescope)
>9<- The Echelon Effect-Nobility Of Loneliness (Glidescope)
>10<-The Best Pessimist-Two Against All (Self Released)
>11<-The Best Pessimist-This Silence Will Never Left Us... Goodbye, My Reliance (Self Released)

Tämä Hiljaisuus Koskaan Jättänyt Meitä ... (321) – Siz ve Biz. İkilemlerin yoğunlukla yaşanmasına neden olan ve sorun ne olursa olsun muallakta kalan kısımlar için aşılamaz bir yıkım noktası olarak ayrışmaları sağlamlaştıran bir görüngü tamamlayıcısı. Sizin görüşleriniz, bizim beklentilerimiz. Sizin karaşınlığınız, bizim düzensizliğimiz. Sizin yoksunluğunuz, bizim endişelerimiz. Birbirileriyle sırt sırta veren, aynı düzlem içerisinde karşılaşılan herhangi bir değişkenlik unsuru taşımıyor olsa da temelde aynı sorunların çoğaltımındaki izansızlığa zihin yoranların taraflaşması, taraftarlaşmasıdır bu kıssada değinmeye uğraştığımız. Gırtlağımıza kadar, çakılı kaldığımız bataklığın derinlerine doğru tüm çıkış yollarını tüketmiş gibi koşaradım ilerlememizin başka bir izahını dimağ almamaktadır. Takındığımız tavırların birbirimizi yermek maksadıyla, dip köşeye sıkıştırabilmek ana ekseniyle, vur denilince çıngarın, ipin ucunu iyice kaçıran sataşmalara denk düştüğünü görmektir bu aralıkta can yakıcı olan. Benzeşsiz bir tasvirler yığınına ihtiyacımız da yoktur üstelik. Elbirliğiyle kaybedenler kulübünü yeniden tesis ediyoruz. Kay(ıp)bedenlerimizle, yılgınlıkla terbiye edilmiş, yorgunluk nedir bilmeden girişilmiş tüm muhabbetlerin köküne kibrit suyu dökmeye hazır ve nazırız, çıkar peşinde cümlecikler kurmaktan gayrısına tenenezzül dahil etmediğimiz. Başka yerlerde olsa insanım diyeni ortalığa dökecek kadar gündem maddesi varken, bu kadar kolaycıl bir biçimde işleri göklere havale edip aradan sıyrılmak lüksünü kim biz/size tahsis etti? Hiçbir korunaklılık bu kıyamet düzeninde daha farklı bir sonuca bizi götürmeyecekken, dertlerimizi, tasalarımızı, tasarımlarımızı olduğu gibi biz/sizlerle beraber heder edilmesini mi seyreyleyeceğiz? Kayıtsız kaldığımız her an heder oluşumuzun hiddetine daha da yaklaşıyoruz. En küçük izana bile uzak düşmelerimizin yegane müsebbibi bu ayrışımın derinleştirilmesindeki paylarımızı gözden geçirmenin zamanı henüz değil midir? Çark içerisinde böylesine seri bir biçimde akış sürerken, yıkım şekillendirilirken kenardaki oyuncular olmayı daha ne kadar sürdürmeyi planlıyor/uz/sunuz? Derdimiz birkaç cümlelik notun dahilinde çözülemeyecek kadar sabırla ilerlenmesi gereken bir mücadele alanını karşımıza çıkartıyor. Sadece onu, sadece bunu, sadece şunu tartışmaktan kendimizi alıkoyabildiğimiz vakit kıskaç içerisinden kurtuluşu da temellendirmeyi başarabileceğiz.Öteki ihtimali aklımıza getirenlerin, saman altından suları yürütmeye devam edenler olduklarını da hatrımızdan çıkartmadan. Bir an olsun koyvermişliğimiz gözden uzakta tutmaya çalışmalarımız, işitmez kaldığımız, çekimserliğimizi ilan ettiğimiz şeyleri düşününce bu yorumu daha fazla çeşitlendirebilir, kendi doğruları/m-n/ız için uygulamaya koyulabilirsiniz, kim bilir? Bellek unutmaya programlanmış olsa da aslında dipte bucakta kalmış olan hafıza zerreciklerinin asıl maksadı bu kadar griftleşen, tortusunu almayı unuttuğumuz bilginin özüne ulaşabilmemizi mümkün kılan birer anahtar olduğunu yeniden hatırlatmalıyız. O zerrecikler arasında saklı duran Tekel işçilerinin önce 4-C boyunduruğu altına alınması, haklarından mahrum bıraktırılması sonra da bağlı bulundukları Tek-Gıda İş sendikası tarafından dımdızlak ortada konumlandırılmaları fark edilebilir. Durmaksızın aynı teksir makinesinde yazılmış gibi görünen manifesto kıvamlı söylemcelerin, gerektiğinde eylem yaparız hissiyatsızlığının, emeğin hakkını aramaktan kaçınılmasındaki bit yeniklerini görebileceğiniz bir aralıktır, 4-C davası ve beraberinde normal olarak adlandırmaya çoktan hazır bulunduğumuz durumların toplamı. İçeriğinin muamma olması bir yana yıllarca bu ülkede kimlikleri doğru düzgün tanımlandırılmayan kim varsa onun başına reva getirilenlerin tekrarlanmasına zemin sağlayan KCK davasının tutarsızlıkları da o kesişim içerisinde zihni doldurmaktadır. Düzeni sağlamak adına yaptırımların gelenine paşa gidenine ağa denilerek konumlandırılmış olan her ne varsa tıpkı yitirdiğimiz tüm renklerimiz gibi mozaiğimizi istenen kıvamda kaskatı mermeri çağrıştırdığını eklemeliyiz. Hakların mücadelesini siyaset zemininde, halkla beraber arşınlamak sözkonusu iken yalnızlaştırma politikasının, haklarını dağlarda arasınlar hiddetinin, şahinler olarak tanımlandırılan tüm kesimlerin ekmeklerine yağ sürülmesinden başkası olmadığını ise Wikileaks'in açıklamasına gerek yoktur sanırız!! Verilmeyen kıymetler, edinilmeyen dersler, değiştirilemez doğrular arasında siyasi bir simge olmaktan uzakta kendi halinin belirginleştiricisi olarak değerlendiren örtünme biçimi için bile kopartılan kıyam meramlarını bile dikkat ettiğinizde fark edebilir/sin/iz. Eğitim alabilmek için şartlanmışlıkları aşmanın yolu güçbela tesis edilirken bunca kakafoni pek manidar değil midir? Yarınlarımız öte taraflarda, gizli saklı çoktan neoliberal düzlem dahilinde şekillendirilirken, öğütülmeye ant içilirken durmaksızın aynı konular etrafında dolaşmaki sorunun çözümündense daha fazla ne kopartabiliriz eyyamcılığına yakın durmak zul değil midir? İlköğretim çağı ve öncesinde küçük insanların bir örnekleştirilme çabasını, örtünme biçiminin vakit kaybedilmeden daha dimağlarını yapılandırma yolunda ilerleyenlerin karşısına çıkartılmasının garabetliği ise bambaşka bir muammadır. Keza parasız eğitim hakkından tutun da, uygulanabilir bir hak olarak tanımlandırılmış olan anadilde eğitim taleplerine kulak tıkamayacak, devekuşu rolüne bürünmeyecek ücretisiz tahsis edilen ders kitaplarında yer alan vahim hatalara, Şerzan Kurt'un bile isteye karanlığa teslim edilmesine neden olan aymazlıklara vd. kadar esas sorunlar dururken neden bu mıntıkanın dışını arşınlayamıyoruz. Ya bir solukta okuduğunuzda kendi/n/m/izi insanlığımızı sorgularken bulduğumuz değme ortaoyuncularını ortadan çatlatırcasına resmen karaşın bir muammalar komedisine dönüştürülmeye çabalanan, katilin bulunmasını değil ortalıklarda ne kalmışsa onun da üzerine ölü toprağı serpmeyi uygun bulunduğu Hrant Dink davasının piyonu olan tetikçi için talep edilenler, hatıra zerrecikleri arasında can yakıcı kısımları oluşturmaktadır. Bir caniden, çocuk yaratma uğraşının, sebepsiz yere insan canını almanın günah sayıldığı bir coğrafya dahilinde görmezden gelmelerin, tevazu göstermelerin, yüceltmelerin bir sonunu görebilecek miyiz? Veyahutta "Hrant'ın Arkadaşları'nın" çağrılarında değindikleri gibi "Her keresinde adalet umudumuz biraz daha incinse de, her keresinde acımız, mücadele isteğimiz ve öfkemiz biraz daha artıyor. Savsaklanmış, ciddiyetsiz ve değersizleştirici her tavra bir yenisi eklendiğinde, biz; mağduru, takipçisi ve tanığı olduğumuz bu utanç davasını, bu vicdan kavgasını daha da bilenerek sürdürme azmiyle doluyoruz." cümle dizininden kendi payımıza bir şeyler çıkartabiliyor muyuz/musunuz? Fark edebiliyor muyuz? tersine doğru evrimimizi sürdürdüğümüzü. Bu satırlar elbet solgunlaşacaktır, okunup unutulacaktır ama bir şekilde hatırlatmalarımızın, tüm paylaştığımız sorunlarımızın resmi geçidi dahilinde elimizdeki mücadele kartını daha ne kadar süre göz ardı etmeyi onaylayacağız/caksınız?
Hala mı Siz ve hala mı Biz????

>>>>>Bildirgeç
Gündelik Yaşam Ve Selamet - Emmanuel LEVINAS*

Tüm çağdaş felsefeyi oyuna sokan bir çelişki bu şekilde çözülemez mi? Her ikisi de apaçıklık iddiasındaki deneyimlere dayanan daha iyi bir toplum umudu ile yalnızlığın umutsuzluğu aşılamaz bir antagonizm içinde ortaya çıkarlar. Yalnızlık deneyimiyle toplumsal deneyim arasında yalnızca karşıtlık değil, çatışkı da vardır. Bunlarda her biri evrensel bir deneyim mertebesinde olduğunu ve diğerini açıklayabileceğini, onun özgün bir deneyimin yozlaşmış bir hali olduğunu gösterebileceğini iddia eder.

Yalnızlık duygusu sosyolojinin ve sosyalizmin iyimser inşacılığının tam da bağrında tutunmakta ve tehdit etmektedir. Bu duygu iletişimin getirdiği sevinçleri, kollektif eserleri ve dünyayı barınılır kılan ne varsa her şeyi, Pascal'ın sözünü ettiği oyalanma, yalnızlığın basitçe unutulması olarak geçersiz kılmaya imkân tanır. Dünyada yerleşmiş bulunma, şeylerle meşgul olma, onlara bağlanma olgusu ve hatta şeylere hâkim olma özlemi yalnızlık deneyiminde değersizleştirilmekle kalmaz, dahası bir yalnızlık feslefesi tarafından açıklanır da. Bu açıklama uyarınca, şeylere ve ihtiyaçlara ilişkin kaygı bir düşüş, bu ihtiyaçların kendilerinin ima ettikleri nihai sondan bir kaçış olmaktadır. Bu kaygı sonuçsuzdur; elbette kaçınılmazdır, ama aynı zamanda da aşağı düzeyde ve kınanası olanın damgasını taşıyan bir hakikat olmamalıdır.

Fakat tersi de eşit derecede doğrudur. Pascalvari, Kierkegaardvari, Nietzschevari, Heideggervari endişelerin ortasında korkunç burjuvalar gibi davranıyoruz. Veyahut da deliyiz. Kimse bir selamet yolu olarak deliliği önermeyecektir. Shakespeare'in trajedisindeki soytarı, deli, dünyanın tutarsızlığını ve ahvalin saçmalığını açıkça hisseden ve dile getiren kimsedir. Trajedinin baş kişisi değildir, onun aşacağı hiçbir şey yoktur. O, kralların, prenslerin ve kahramanların dünyasında bir açıklıktır ki, bu açıklık sayesinde deliliğin esintisi o dünyayı boydan boya kat eder - ışıkları söndüren ve perdeleri yırtıp atan fırtına değildir. Uzun günlerimizi dolduran ve bizi benzerlerimizle ilişkilere atmak üzere yalnızlığımızdan söküp alan uğraşılar bütünü boş yere düşüş, gündelik yaşam, hayvanilik, alçalma ve müptezel maddecilik olarak nitelendirilmektedir. Hiç de önemsiz değildir bu uğraşılar. İlksel zamanın kökeni itibariyle bir ekstaz (dışarıda durmak) olduğu düşünülebilir, sonra tutar kendimize bir saat satın alırız; varoluş çıplaktır çıplak olmasına ya, yine de mümkün mertebe usulünce giyinmek icap eder. Ve endişe hakkında bir kitap yazınca bu kitap birileri için yazılmıştır, kaleme alınışından yayımlanışına dek tüm aşamalar katedilir ve bu arada bazen de bir endişe tüccarı gibi davranılır.

İdam mahkumu son yolculuğu esnasında kılığına kıyafetine çeki düzen verir, son bir sigarayı kabul eder ve kurşunlanmadan önce bir iki anlamlı laf eder.

Bunlar, bazı realistlerin idealistlere yönelttikleri itirazları hatırlatan kolay itirazlardır. Onlar yalan bir dünyada yiyip içtikleri, nefes alıp verdikleri için idealistleri kınarlar. Görünüşte, daha az göz ardı edilebilecek itirazlardır bunlar; bir davranışı bir metafiziğin karşısına koymazlar, bir ahlakın karşısına dikerler. Birbiriyle çatışan bu deneyimlerden her biri bir ahlaktır. Onlar birbirlerini hatayla değil, sahici olmamakla itham ederler. Endişeden çok ekmek bulma uğraşında oluşlarıyla seçkinlerin karşısında yer alan kitlelerin bu reddiyelerinde safdillikten başka bir şey vardır. Ekonomik problemden yola çıkan bir hümanizmi harekete geçiren büyüklük vurgusu, işçi sınıfının hak arayışlarını hümanizm payesine yükselten gücün kendisi işte burada kaynaklanır. Basitçe, sahici olmayana bir düşüş, hatta bir oyalanış veya hayvaniliğimizin meşru bir gereği olan bir davranışla izah edilemeyecek olan budur.

İyimser ve inşacı bir sosyalizm için yalnızlık ve endişeleri, dayanışmayı ve zihin açıklığını çağıran bir dünyada devekuşu misali başını kuma gömmektir, toplumsal bir dönüşüm döneminin gölge-fenomenidir, lüks ya da atık bir fenomendir; yörüngesini yitirmiş bir bireyin tuhaf rüyası, kollektif bünyedeki bir çıkıktır. Ve hümanist sosyalizm, yalnızlık felsefesinin kullandığı hakkı eşitçe kullanarak ölüm ve yalnızlık endişesini, yalan dolan ve gevezelik ve hatta mistifikasyon ve aldatıcı belagat, esas meseleden kaçış ve yozlaşma olarak niteleyebilir.

***

Sartre'ın felsefesinde meleklere yaraşacak türden bir şimdi vardır. Varoluşun tüm ağırlığı geçmişin üzerine atıldığından, şimdinin özgürlüğü maddenin üstünlüğü yer alır zaten. Bense, maddenin tüm ağırlığını şimdinin kendisinde ve onun ortaya çıkma özgürlüğünde tanıyarak, hem maddi yaşamı ve onun varolmanın anonimliği üzerindeki zaferini hem de onun bizzat özgürlüğü yoluyla bağlandığı trajik kesinliği tanımak istiyorum.

Yalnızlığı -öznenin kendine zincirlenişi olan- maddeselliğe bağlamak suretiyle, dünyanın ve dünyadaki varoluşumuzun, öznenin kendisine verdiği ağırlığın üstesinden gelmesinde, maddeselliğinin üstesinden gelmesinde -yani kendi ile ben arasındaki bağı çözmesinde- hangi anlamda temel bir yola çıkış noktası oluşturduğunu anlayabiliriz.

* Emmanuel LEVINAS'ın Zaman Ve Başka adıyla yayınlanmış konferans dizisi metinlerinin derlemesinden; II. bölüm Gündelik Yaşam Ve Selamet başlıklı bölümünden (Sayfalar 82:86) Metis Yayınlarının anlayışlarına sığınırak sizlerin okumasına sunulmuştur. (Zaman Ve Başka / Sunuş ve Yayına Hazırlayan: Zeynep DİREK / Türkçesi: Özkan GÖZEL / Metis - Tarih Toplum Felsefe: Ekim 2005)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Alamet-i Kıyamet - Dream Endless - Limbo Pillow
İkinci Tekel Direnişi - Sendika.org
“Tek bir TEKEL işçisi de kalsa 4 C’ye karşı mücadele etmezsem şerefsizim” Diyen Türkel Nerede? - Sahil İNCEAĞAÇ
Tekel İşçileri Şişli AKP'ye Yürüdü - İkinci Tekel Direnişi
Diyarbakır Kelepçesi - Nazım ALPMAN - Birgün
Kibar Bir 12 Eylül Üslubuyla Basıldılar - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Ez Li Vir İm - Kaçakkova - Mutlak Töz
Etnik Metnik, Kart Kurt, Unsur Munsur - Suzan SAMANCI - Taraf
Kürtler Yargılanırken - Şeyhmus DİKEN - Köxüz / Birgün Pazar
"KCK Davası Bir Skandal, Hepsinin Tahliyesi Şart" - Ece YILDIZ - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
KCK Davası Ve Dreyfus Olayı - Mithat SANCAR - Taraf
Baskın Oran: Ana Dilde Savunma Lozan’dan Beri Haktır! - Jiyan
Başörtüsüne De Anadilde Eğitime De Cemevlerine De Evet! - Cengiz ÇANDAR - Radikal
“Asıl Azınlık Bizleriz” - Sol.org.tr
'Dil Yarası' Sorununu Çözmek Devletin Görevi! - Kronik Muhalif
Özgürlük İçin... - Yeniden Devrim
Halkevleri Eğitim Hakkı İçin Eylemde - Sendika.org
Sanki Bir Elden Çıkmışlar Gibi... - Kemal ULUSALER - Birgün
Günün Modasından Konuşmak - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Bu Toprak Benim, Senin Değil! - Umur TALU - Habertürk
İlk Öğrendikleri Kelime 'Sus' Olan Çocuklar - Dilek KURBAN - Radikal
1984'ten 2002'ye - Günay ASLAN - Birgün
Mesai Saatinde Ölmek Yasak! - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Ya Cevap Verin, Ya Hesap! - Hrant İçin Adalet İçin
'Ogün Samast Oley' Diyen Gençler İçin, Yeniden: Sol - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
Yargı Dink Davasında 3 Yıl 9 Aydır Tanık Arıyor! - Bianet
Alper Taş: “Trabzonspor Samast’ların değil, Koyuncu’ların takımıdır” - Jiyan
Protokollerin Ardından Bir Yılda Neler Oldu? - Aris NALCI - Agos / Nor Zartonk
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Medyada Ezilenin Sesi: Medyasözlük! - Bawer ÇAKIR - BiaMag
'Şerefsiz'in Kılıfı Hazır! - Kronik Muhalif
'Buradaki Bütün Çocuklar Senin Kardeşin'- Güney ÖZDEMİR - Sendika.org
Iraq War Logs: Live Reaction And WikiLeaks Address - David BATTY - The Guardian
Fidel Castro: Nükleer Kıyamet Kapıda - Global Research / Gerçeğin Günlüğü
Maske Suratlar - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

The Black Heart Procession Official
The Black Heart Procession At Myspace
The Black Heart Procession - Blood Bunny / Black Rabbit İncelemesi - Dream Endless - Limbo Pillow
Eluvium Official
P Jørgensen Official
P Jørgensen At Myspace
P Jørgensen Soundtrack_Remix Page On Soundcloud
Pawn At Myspace
Rameses III Official
Sproatly Smith At Myspace
Sproatly Smith / Reverb Worship
Sproatly Smith On Last FM
Yes Alexander Official
Yes Alexander At Myspace
Yes Alexander Interview At The Sky Report
The Echelon Effect Official
The Echelon Effect At Myspace
The Echelon Effect - Mosaic On Post Rock Community
The Best Pessimist At Myspace
The Best Pessimist On Last FM
The Best Pessimist Discography via The Sirens Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hong Kong Street Art - Stencil Revolutionaries - Rig
Rig' Flickr Page

>>>>>Poemé
Kara Yılan - Sezai KARAKOÇ

Güneşin yeni doğduğunu sana haber veriyorum
Yağmurun hafifliğini toprağın ağırlığını
Ve bütün varlığımla kara yılan seni çağırıyorum
Seni çağırıyorum parmaklarımdan süt içmeye
Pamuğun ağırlığını yapan dağın hafifliğini
Sana haber veriyorum yeni doğduğunu güneşin

Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk
Günahlarım kadar ömrüm vardır
Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum
Saçlarımı acının elinde unutuyorum
Parmaklarımdan süt içemeye çağırıyorum seni
Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Seni süt içmeye çağırıyorum parmaklarımdan
Kara yılan kara yılan kara yılan kara yılan

Kaynakça: Epigraf

Sunday, October 17, 2010

Deuss Ex Machina # 320 - Silmad Vaikus

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_320_--_Silmad Vaikus

11 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Date Palms-Psalm 5 (Root Strata)
>2<-Hessien-Five Sisters (Zelienople Remix) (Handstitched*/Fluidaudio)
>3<-Hessien-Breaking Webs (Konntinents Analogue edit) (Handstitched*/Fluidaudio)
>4<-Two Bicycles-You Will Speak, I Will Sing (Self Released)
>5<-Two Bicycles-Fall (Self Released)
>6<-anbb-I Wish I Was A Mole In The Ground Extended (Raster-Noton)
>7<-anbb-Katze Featuring Veruschk (Raster-Noton)
>8<-David Sylvian & Ryuichi Sakamoto-World Citizen (I Won't Be Disappointed) (Samadhisound)
>9<-David Sylvian-Sleepwalkers (Featuring Nakamura / M / Brandlmayr) (Samadhisound)
>10<-Swans-Little Mouth
>11<-Swans-Reeling The Liars In
>12<-Holy Sons-Burrow Away
>13<-Apparat-It's Gonna Be A Long Walk (Shitkatapult)

Silmad Vaikus (320) – Herkes bir diğerini vicdanlı olmaya davet ediyor. Belirli bir düzlem içerisinde sıkışıp kalmış gibi aynı teraneleri koftiden yüksek ses ile söylersek daha makulane bir biçimde karşılanacakmış gibi, şakacıktan üslup!! atışmaları yaşanıyor. Merkezden en uzakta yaşayanlara kadar herkesi ilgilendirenleri değil sorunlarımızı tümden çözmüşüz gibi vicdan muhasebesine, gayrısından çok çektiğimiz ayrıştırmalara, kinlenmelerin nelere mâl olduğunu bildiğimiz senaryolara indirgeniveriyoruz. Tekrar ediyoruz, çemberin içinde boşa döndürülüp duruyoruz. Basitleştirmedikten sonra kelamlarımızı ne yazarsak yazalım herdaim aynı bol yıkımlı tufanla yeniden karşılaşacağımızı bilmemize karşın sorun mabadında yankıların daha fazla kısılmasına mâni olamıyoruz. El birliği, kol birliği ve zihin birliğini bir kenara terk edip kalemlerimizden damlayacak olan caka satmalarla, en şatafat ihtiva eden betimlemelerle vicdanın tesis edilebilirliğine ısrarla alıştırılmaya gayret ediliyoruz. Oysa hepimiz de biliyoruz ki, devlet bize neyi emretmişse, neye yol vermişse sadece ona karşı sorumluluğunu yerine getirmiştir. Yerseniz! Bizler yani fani halk kırıntılarının dirençlerini kıran, sorumluluktan ziyade kafasını kuma gömmesine neden olan soru / sorunlara kulaklarını kapalı tutmaktadır. Tutmaya da devam eder. Yapı dahilinde kitlelerin mütemadiyen yesinler birbirlerini kolaycılığına bu kadar kolay sahip çıkılmasının başkaca bir okuması mümkün değildir. Genellendirmeler, tuttuğuna giydirmeler, yakıştırmaların en insafsız olanlarından tespit taneleri çalışmaları hep bu kurumsal! yapının, nasıl da gecekondu şekliyle sonradan yamalanıp durduğunu, kat, ek çıkıldığını ve tam manasıyla yamalı bohçadan beter hale dönüştüğünü ortaya çıkartır. Korkularımız bir an olsun eksilmiyor. Yoklamada hep bir fazlasıyız. Geleceğimiz durmak nedir bilmeyen cenderelerde yeni sınamalara denk tutuluyor. Yönlendiriliyor. Parçası olduğumuz, yaşamakla mükellef olduğumuz hayat dahilinde türlü tuhaflıklar birbirlerini zincirleme tetiklerken, yapıyı sarsarken durup kenarda kıyıda ne kadar da "mesut bahtiyar" olduğumuzun mukabelesi içerisini arşınlıyoruz. Yanılsamalarımız o kadar karmaşık ki, aymazlıkların hemen tümünde gösterilmesi gereken tepkimeleri bile işitmezden gelebilmek hala olasılıklar dahilinde olduğu bir ülkeden bahsetmekteyiz. Çamur kıvamına artık resmen dönen, tadı tuzu enikonu kaçmış açılım teranelerinin halleri, oldurulmazları olabilir kılacak mücadeleyi tek bıraktıktan, muhterem büyüklerimizin gösterdiklerine, kayıtsız şartsız itaat taleplerine uyduktan sonra hangi vicdan bu onulmazlıkla yüklü duvarları aşmamızı sağlayacak. Ümit taneciklerini birer balon metaforu kıvamıyla pat diye yüzünüze hizalayarak patlatan bir sistemsizlik hangi yaramıza merhem olacak bilenimiz var mıdır? Keskinleştirilen söylem biçimlerinden, ütopik yaklaşımlarla az sabredin diyebilenlerin tevekkül dolu! hallerinden geriye kalan sıka sıka kırılan dişler, sıkmaktan heder olmuş deliği tükenmiş kemer, bitse de yerine yenisi çıkmayacak olmasına ramak kalan dildeki tüyün esamesi üzerinden mi tahliller, yorumlamalar gerçekleştireceğiz. Kimliklerimizi, yaşadığımız rutini bir kenara terk eylediğimizde ortaya çıkan hüzünlendirici tablo mu geleceğimizi düzlüğe çıkaracak olmasını ümit ettiğimiz. Aynı durakta biriktirildiğimiz, tektipleştirildiğimiz. Meram dönüşümlerin birbiri peşisıra çatkapı getirildiği bir eşiği gösteriyor. Herkes bir diğerinden ne kadar daha fazla vicdanlı olduğu muhasebesinin dökümleriyle doluyor. Ekranlara bağımlı bıraktırılmış kitleler, çerçevenin kenarında olan bitenlere, kadraj dışında tutulanlara bilahaber bıraktırıldığı sürece de farkındalılığı tam ve eksiksiz bir biçimde anlaşılır kılamayacağız. Yoksun bıraktırıldığımız, mahrum konulduğumuz hayallerimiz değildir sadece bütünü birbirine yakın tutan denklemlerin, elemanların, olay ve olguların tamamen rotasını şaşmasıdır. Yoldan çıkartılmasıdır. Kolaycıl bir biçimde ölümleri mutlulukla kutsamaktan, yaşanan derbederlik dolu halleri doğanın insiyatifine terk etmekten, hakkını aramak zorunda olanları tek başlarına bırakmaktan, azaldıkça daha mutlu olacağımızı sandığımız sevinçlerimizden uzak kalmaktan bahsettiğimiz bir diyar ile gelecek ne kadar yakındır? Ne kadar tekindir? İşitmekten korktuğumuz gerçeklikleri önemsemedikten, ilgilenip çözüm yolları bulamadıktan sonra sayfalarca ahlansak, vahlansak ne değişecektir? Zaten o eşiğe varıldıktan sonra, bu kadar kıyamet alameti belirdikten sonra hala kılımız kıpırdamıyorsa, vicdan muhasebesini öte tarafta yapmaya devam ederiz!!!
Meeeh
[Bağlantısız muhaliflik hizaya çekmek için fırsatlarını kollayan sistemin gediğinde açılacak yaralarla şekillenir? Nuh ile uslanacağımızı sananlara kötekle girişmek farzdır / fokurdayan fotokopi metninden]

>>>>>Bildirgeç
"Sözde" Vatandaşlar! - Muhsin KIZILKAYA*

"Sözde vatandaşlar" nankördür.
Vatanın ekmeğini yerler, suyunu içerler, havasını solurlar, toprağını ekerler, denizine girerler, ağaçlarını keser kereste yaparlar, pamuğundan yatak döşek yorgan yapar uyurlar, derisinden ayakkabı yapar giyerler, taşından dört duvar örer ev yaparlar, yetmez hayvanlarına ağıl yaparlar, televizyonunu seyrederler, radyosunu dinlerler, köprüsünden geçerler, vakvaklarını ürkütürler, tilkilerini kendilerine mal ederler, tavuklarının yumurtalarını yerler, öküzlerini çifte koşarlar, ineklerinin sütünü içerler, postacılarını meşgul ederler, bilgisayarlarını kullanırlar, mail atarlar, gazetelerini okurlar, futbol maçlarını seyrederler, lokantalarında yemek yerler, kahvelerinden okey oynarlar, zurnaları eşliğinde halay çekerler, filmlerini seyrederler, sigarasından tüttürürler, apartmanlarında otururlar, gazetelerinin verdiği kuponları keserler, mankenlerine bakar ağızlarının suyunu akıtırlar, güzelim televole, kaynana, gelin ve damat bulma programlarını hiç kaçırmazlar, kasaplarından kıyma alırlar, seyyar satıcısı arabası yapar çorap, firkete satarlar, hamal olup mallarını taşırlar, tellak olup zenginlerini keselerler, sandalyelerine otururlar, ağaç gölgelerine kusarlar, sokaklarında yürürler, caddelerinde dükkan açarlar, çarşılarında alışveriş yaparlar, pazarlarında her türlü zerzevat satarlar, döner keserler, bulaşık yıkarlar, kebap yaparlar, lahmacun satarlar, çiğ köfte yerler, yer temizlerler, camilerinde imam olurlar, minarelerinde ezan okurlar, cemaatle namaz kılarlar, seçime girerler, seçilirlerse meclise girerler, kanun teklifi verirler, deniz seyir ve oşinografi dairesinin nimetlerinden yararlanırlar, hava durumundan nasiplenirler, kabotaj bayramında törenlere katılırlar, kurtuluş günlerinde temsili düşman kuvveti rolüne bürünürler, askerlik yaparlar, karavanadan beslenirler, banka kuyruklarına girerler, dul ve yetimlere verilen maaşlardan yararlanırlar, belediye otobüsüne binerler, kapının önünde durmamaları, durdukları takdirde otomatik kapının çarpması konusunda uyarılırlar, hamile ve çocuklu bayanlara bazen yer verirler, fortçuluk yaparlar, yere tükürürler, gaz kaçırırlar her yeri kokuturlar, berberlerinde tıraş olurlar, hamamlarında yıkanırlar, saunasına girer terlerler, en çok da otlu peynirinden yerler, zeytinlerinin çekirdeklerini rastgele yere atarlar, mağazalarının vitrinlerine bakarlar, futbol maçlarında tezahurat yaparlar, işkembe çorbasını yapar, kelle paça ayıklar satarlar, hastalandıklarında hastanelerine giderler, doktorlarını meşgul ederler, hemşirelerine sarkarlar, ilaçlarını poşet içinde alırlar, midyesini satarlar, nohutlu pilav yapar, arabalarla sokaklara dalarlar, çiçek satarlar, çocuklarını dilenci yapıp başımıza musallat ederler, tavşan gibi ürerler, tazı gibi koşarlar, tilki gibi kurnazlar, öküz gibi yerler, vatanın her karış toprağında serbestçe dolaşırlar, istedikleri yerde gecekondu yaparlar, arazi işgal ederler, hırsızlık yaparlar, tuvaletlerini kullanırlar, pisuarlarına işerler, türküsünü söylerler... velhasıl bu cennet vatanın bütün nimetlerinden eksiksiz bir biçimde yararlanırlar.
Sonra da kalkar yemek yedikleri kabı berbat ederler.
Ey "sözde olmayan" vatandaşlar! Siz siz olun "sözde vatandaşlara" karşı uyanık olun.

*Muhsin KIZILKAYA'nın keleme aldığı "Sözde" Vatandaşlar! başlıklı makale, makalelerinden derlediklerini paylaştığı "Kuyruktan Uyruğa" kitabından yazarın ve kurumun anlayışlarına sığınarak alıntılanmıştır. (* Sel Yayıncılık /2005) Sayfalar 153-4

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
İzlenesi
Sehnsucht Nach Istanbul (İstanbul'a Özlem) - Yüksel YAVUZ - Arte (via Youtube)
Okuma Parçası
Aynı Yerde Ayrı Yaşamak - Günay ASLAN - Gunayaslan.com
Kentin Hafızası - Ulviye DİKMEN - Turnusol.biz
"Devlet Ne İşe Yarar Baba?" - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Kavramsal Bir İrdeleme - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Ey Özgürlük - İlyas BAŞSOY - Birgün
Burası Türkiye, Türkçe Konuşsana - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Anayasa Sohbetleri 1 - Dil - Sevan NİŞANYAN - Agos / Nişanyan Blog
Anayasa Sohbetleri 2 - Din - Sevan NİŞANYAN - Agos / Nişanyan Blog
Neden Endişeliyim? - Binnaz TOPRAK - Radikal
Açılımın "İkinci Baharı"na İbretlik Medya Manzaraları - Ceyda ULUKAYA - BiaMag
Kusturica, Geçmiş ve Vicdan - Mithat SANCAR - Taraf
Duvar - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Lazca ve Asimilasyon - Sadık VARER - Turnusol.biz
Kutsal Bakire'de Cuma - Baskın ORAN - Radikal 2
Birinci Sınıf Yurttaş, Birinci Sınıf Emekçi - Ferda KOÇ - Sendika.org
Kürtler Giremez Türkler Çıkamaz - Birgün
Oğlu 16 yaşında Dağa Çıkan Babanın Öyküsü! - Hasan CEMAL - Milliyet
Barışa Köprü Olmak - Ceylan SAĞLAM - Atılım
"Bu Dava Kardeşliği Yargılıyor" - Birgün
Zalimin Zulmü, Mazlumun Allahı Katilin Avukatı, Siyasinin Halkı - Veysi SARISÖZEN - Köxüz.org
Devlet Hrant Dink Sorularına Yanıt Verdi: Cevap Yok - Berivan TAPAN - Bianet
Karalama, İnsaf, Vicdan, vs. - Necati SÖNMEZ - Bianet
Karalama Kampanyası Bu Kez Bianet’ten! - Leyla İPEKÇİ - Taraf
Taner İle Cahit - Can DÜNDAR - Milliyet
“Sol” Üzerine Spekülatif Düşünceler - Ergin YILDIZOĞLU - Sol.org.tr
En İyi Devrimci Ölü Devrimci - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
Orada Bir Gün Kalmaktansa… - Alınteri.net
İşçi Türkan Albayrak'ın Direniş Çadırından Notlar - Hatice EROĞLU AKDOĞAN - Sendika.org / BiaMag
Taraftar Grupları UPS İşçileri İçin Birleşti - Sol.org.tr
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Bakan "3 Gün" Diye Övünürken Madencilerin Cesedi Beş Aydır Yok - Tolga KORKUT - Bianet
Patronsuzlar: Mücadeleye Devam - Aykan SEVER - Birgün Pazar
Tophane Saldırısı Ardından Belirlenen Resmi Açıklamanın Bir Reddi - Süreyyya EVREN - Birikim
Extramücadele Ağrılara Karşı: Memed Erdener Söyleşiyor. - Deniz GÜL - Being At Odds
Kimiz, Neredeyiz Biz? (Sakin Miyiz?) - Meram - Express


Date Palms / Gregg KOWALSKY Official
Date Palms / Marielle JAKOBSONS Official
Date Palms At Myspace
Date Palms Dream And Drone - Rachel SWAN - East Bay Express
Hessien Official
Hessien - Obelisk / Stelea Album Informative On Fluidaudio
Hessien - Skurjn Video On Handstitched* Vimeo Page
Two Bicycles At Myspace
Two Bicycles At Bandcamp
Two Bicycles Informative On CBC / Radio 3
anbb Official Page At Raster-Noton
anbb At Myspace
anbb - Mimikry Album Review - Colin BUTTIMER - BBC Music
David Sylvian Official
David Sylvian At Wikipedia
David Sylvian - Sleepwalkers Album Review - Jude CLARKE - MusicOMH
Swans - My Father Will Guide Me Up A Rope To The Sky Informative On Young God Records
Swans At Myspace
Swans Are Not Dead - Seda NİĞBOLU - Klang #175
Holy Sons Official
Holy Sons At Myspace
Holy Sons - Mersenne - Undomondo
Apparat Official
Apparat At Myspace
Apparat - Exclusive Track Sayulita Download Page via !K7' DJ Kicks

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Profile - Remed Art
Remed Art' Flickr Page

>>>>>Poemé
Anladın Mı? - Neyzen TEVFİK

Hicran destanını kendinden oku,
Mecnun'dan duyup da rivayet etme.
Aşkın Leyla'sını gördünse söyle.
Söz temsili bulup hikayet etme.

Yüz bin Leyla doğar alemde her gün,
Senin aradığın zevk, sefa düğün.
Tutacağın işi önceden düşün;
Daha ilk adımda nedamet etme.

Sevdanın oduna pek güvenilmez,
Tutuşurşan eğer kolay sönülmez.
Bu yolun hükmüdür geri dönülmez,
Canına kıymazsan seyahat etme.

İyi bak kabına, olmasın delik,
Boşuna taşırsın ,gider gündelik.
Anında olmalı, ettiğin iyilik,
Alem duysun diye, inayet etme.

Kabe'den maksadın varmaktır yara,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır'ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Muhabbet herkesin aklını çelmez,
Gönül viranesi kolay düzelmez.
Alemden çekinme bir zarar gelmez,
Sen kendi kendine hıyanet etme.

Şen şatır gönlüne hicran dolmasın,
Gençliğin gülşeni gamla solmasın.
Neyzen gibi aklın yarda olmasın,
Özründen çok büyük kabahat etme.

Kaynakça: Epigraf

Sunday, October 10, 2010

Deuss Ex Machina # 319 - Opium Nights (Sell More, Kill More)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_319_--_Opium Nights (Sell More, Kill More)

04 Ekim 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Case PTCHWRK / w. Heval OKÇUOĞLU & Sinan TINAR
>1<-Foals-XXXXXX (Live At Liars Club) (Transagressive Records)
>2<-Best Coast-Our Deal (Black Iris)
>3<-The Chordettes-Mr. Sandman (Cadence)
>4<-Tennis-South Carolina (Fire Talk)
>5<-Figurines-Hanging From Above (Morningside Records)
>6<-The Gun Club-Sex Beat (Lolita)
>7<-Grinderman-Heathen Child (Mute Records Ltd.)
>8<-Desmond & The Tutus-Your Girlfriend (Awesomeland Records)
>9<-The Dead 60s-Riot Radio (Deltasonic Records)
>10<-The Black Angels-The Sniper (Blue Horizon)
>11<-The Black Belles-What Can I Do? (Third Man Records)
>12<-Ariel Pink's Haunted Graffiti-Round And Round (4AD)

İndir / Download # 319

Opium Nights (Sell More, Kill More) (319) – Israrcıl yönlendirmelerin gerisinde oldu bittilere terk edilenler gündemin tortusunda karşımıza mütemadiyen çıkıyor. Elden, dilden ve gözden ırak konumlandırılıp, saman altından yürütülen sular, eğriliğinden şüphe duyulmayan devenin hala düz olduğuna inanmamız beklenen demeçlerin, kavganın eksiksiz, izanın yarım yamalak bıraktırıldığı olayların belirginleştirildiği bir sahneler bütünü hayatımızı kapsıyor. Kapsananan varlığımızı sürdürmek zorunluluğu içerisinde bulunduğumuz devamlılığımız (ki adına hayat denilegeliyor) da değildir sadece. Ulaşabildiğimiz muasırlığımızın ne kadar da narin yapılı, darbelerle şeklinin enikonu bozulduğunu anlamlandırabileceğimiz detaylar barındıran bir ibret vesikasıdır. Tam budur. Mütemadiyen uygulanan susturmalar, düşündüğünü kendine sakla tenkitleri, sokağın sesinde ortaya çıkartılmış olan en ufak bir muhalif tavır bile alenenen muktedirin canını sıkmaya yetiyor da artıyor. Öylesine bir köşede unutulması beklenen, sineye çekilip üzerine soğuk suların içilmesine ısrarcıl olunan konuların hemen tümü varlığını sürdürüken bizlere düşen nedir? Ulaşmak istediğimiz demokrasinin herkese eşit bir biçimde paydalandığı, işi el üstünde tutlup, lazım olana değil, ayrıcalık sahibi hamili kartı bulunana değil herkese aynı tavrın takınılıp sürdürüşebileceği bir ülkenin hayali hala çok mudur? Dert etmekten gayrısına nail olamadığımız ayrıştırmaların, emek haklarının mütemadiyen çiğnenmesinin, bir faşistin elindeki kanı temizlemek için elbirliğiyle uğraş verilirken ötekisi için resmen toz kondurmamanın kimselere bir faydası dokunmayacaktır. Gırtlağımıza kadar batırıldığımız yalanların değil hakikatlerin, eğrinin değil doğrunun bulunabilmesi mücadele kararlılığı ile söz konusu olacaktır. Her şey dönüşürken bizim kuytumuzda sıkışık kalmamızın, olan bitenin tam ortasında kalanlardan pek bir farkının olmadığını kısa dönemde yazmaya gayret ettiğimiz tüm meramlarda yazıya dökmeye gayret ettik. Hala ters istikamette ilerlemekte olduğumuz bilgisine iyi kötü hepimiz vakıfken bulunduğumuz anı sorgulamanın gerekliliğini bir kere daha tüm sağduyu sahiplerine hatırlatmak isteriz. Gündem dahilinde sadece kıvrak zeka ürünü zokaların görünür kılındığı, yem olarak önümüze atılan kalıplaşmış kinin sürdürüldüğü, istiflenmiş talihsiz demeçlerin her nedense aynı anda birbiri peşisıra duyurulduğu zamanımızda çerçevenin kenarında kopan fırtınalardır asıl eğilmemiz gereken. Düşüncenin kıstaslar altında özgürleştirildiği, ilk kırmızı çizgiyi geçenin eline bir daha kalem almasının mümkün olmadığı bir demokrasi mi bizleri medeniyet kulvarında ön plana taşıyacak. Üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesine rağmen en ufak bir çözümleme şansı yakalanamayan, faili meçhul tanımının ne demek olduğunu yeniden düşünceli bir şekilde yâd etmemize imkan sağlayan karanlıklar mı? Politik tavrını açıklamaktan kaçınmayanların birbirleri üzerinde uyguladıkları baskın çıkma, en haklı olma durumunun insafsız kördöğüşünün üstüne bizahati devlet eliyle boykot diyen kesimlere uygulanan şirazesinden çıkmış şiddetle mi? Dengesizlikler diyarında olduğumuzun farkına ulaştıran, bin yıldır yaşamaktan (o kadar ağır çileler çektirilmesine, insan olanın ruhunu donduran, taş kesen uygulamalara rağmen) zerre miskal gocunmayan bu yurdun sahipleri arasında rahatlıkla anabileceğimiz Aleviler için "mum söndü" olgusu gibi inanılmasınin yaralayıcı olduğunu düşündüğümüz yaftalamaların, yakıştırmaların üzerinden eğlencelik çıkartmaya gayret edenlerle mi? Cana kastın önünü alamayanların, hala yaşanılır kılınan toprağı daha fazla sömürmesine olanak sağlayacak nükleer, termik santrallerin birbiri peşisıra devreye sokulmasıyla mı? Söze değer vermeyi bir kenara bırakarak, kavga döğüşün yıkım şiddetini orantısız bir biçimde arttırarak mı? Düşünce Özgürlüğü İçin 7. Buluşma kapsamında söz alan Noam Chomsky: "Haklar verilmez bunlar kazanılır ama kazanılan hakların nasıl korunacağı da önemlidir. Günümüz medyasında işe gelmeyen, popüler olmayan ve söylenmesi 'yakışık almayan' fikirler bastırılıyor." "Şimdi ifade ifade özgürlüğünü yeniden kurmak gibi çok zorlu bir görev var önümüzde". Bize düşen şu noktada daha iyisine ulaşmak için, taşın altına elimizi koymak için var mıyız, yok muyuz?
[Kararsızlıkla yitirilen zamanın telafisi akla inanarak, doğru sözden sakınmayarak elde edilir.]

>>>>>Bildirgeç
Bir Türkiye Polisiyesi 'Demokrasi' - Akın OLGUN*

Yasaklarla yoğrulmuş bir ülkeye aykırı düşmüşüz. Fişlenmişiz ve sicilimize hep “kirli” yazılmış.
Çığlıklar devretmişiz kör hücrelere ve gözyaşlarımız sessizce düşmüş yaralarımıza.
Akıbeti belli olmayan kaç yara var içimizde bilemezsiniz. Bedenlerimizi sorguculara teslim ettiğiniz ve üç maymunun taklidini yaptığınız o günden bu yana yok ediliyoruz hiç durmadan.
Bu köhne zincirler kaç bileğe oturdu biliyor musunuz?
Karanlık köşelere sürüklenen kaç ceset var haberiniz var mı?
Suçluluğunuza iman etmiş olanların öfkesi ve nefretiyle tanıştınız mı hiç?
Kısık sesle, ezop cümleler kurup yüksek sesle konuşuyormuş gibi yapmamız neden?
Demokrasi ha geliyor, ha gelecek, az kaldı yolda vari bir niyetçilikle yine görmezden geliyoruz tüm olup biteni. Kötünün iyisi anlayışına teslim edilmiş kabulcülükle baskılara makul bir neden bulmaya çalışıyoruz.
Hadi daha açık konuşalım;
Bir Türkiye polisiyesi gibi izletilen bu demokrasi anlayışı hiç mi rahatsız etmiyor?
Her sisteme uyum sağlamanın demokrat olmak olduğunu, uyum sağlamayanların demokrat değil tutucu ve gerici oldukları varsayımına hangi yöntemle varıyorlar?
Parasız eğitim isteyen ve bu yüzden ağızları kapatılarak derdest edilen üniversite öğrencilerini hangi “evet”in içine koyuyorlar?
Protestodan öcü gibi korkan ve bu yüzden derdestçi polis ordusu ile dolaşan siyasiler hangi demokrasinin temsilcisi? Duymak istemedikleri ne ki bu kadar korkuyorlar?
Konuşma hakkı olan ve konuşma hakkı olmayanlar yer değiştirse her şey çok açık ortaya çıkacak. Türkiye de sorun gerçekten konuşması gerekenlerin değil, konuşmayı iş olsun diye yapanların sistemin köşelerine yapışmış olmaları. Sistemin torbacılarından ve meydancılarından bir türlü sıra gelmediğinden gerçek iç ediliyor.
Yine sürükleniyoruz saçlarımızdan. Yine sesimizi duyurabilmek adına çırpınıyoruz.
Her hakkını isteyenin üstüne gazlanmış bir linç güruhu salınıyor. Polis artık kendisinin yapamadığını sivil faşistlere yaptırıyor.
‘Sol’ seslere tahammülsüzler yine.
Siyasileri protesto eden gençlere örgüt damgası vurup cezaevlerine doldurmaları bu yüzden.
Sadece kendi protestocularını seviyorlar. Mevziye sürdükleri yandaşlarını alkışlayıp, onları demokrasi kahramanı ilan ediyorlar.
Paşabahçe işçisi direniyor hem de tek başına. Direniş çadırından kafa tutuyor haksızlığa. Tek nasırları İsrail olan ve sokağa dökülüp yüksek perdeden slogan atanlar her nedense ortalıkta gözükmüyorlar. Sivil organizasyonları sadece yandaşı oldukları yapının icraatlarını örgütlemekle meşgul.
“Bir avuç” dedikleri sol muhalefetten korkmaları boşuna değil. Yüzlerine vurulan her gerçek onları inanılmaz rahatsız ediyor olmalı. Tutukluyorlar, fişliyorlar, tehdit ediyorlar ama ayrık otları hep karşılarına çıkıyor.
Bu çatışma biat kültürü ile her türlü baskıya karşı direnen kültürün kavgası. Hangi tarafta olduğumuzu artık yüksek sesle dile getirmeliyiz.

*Akın OLGUN'un kaleme aldığı makale Birgün gazetesi'nin 10 Ekim 2010 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yazarın ve kurumun anlayışlarına sığınarak önemli bir okuma parçası kabilinden sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Bir Türkiye Polisiyesi 'Demokrasi' - Akın OLGUN - Birgün
Demokrasi Oyunları - III Bin - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Devletler Yeni Sansür Yolları Deniyor, Birleşmek Tek Çare - Tolga KORKUT - Bianet
Saldırıya Karşı Hep Birlikte Mücadele - Sendika.org
Bak Şu Konuşana! - Umur TALU - Habertürk
Söylemiyle ‘Evet’ - Halil BERKTAY - Taraf
"Miloseviç’i Bulmak”- Özcan ÖZEN Sol Defter / Sendika.org
Noam CHOMSKY: Mücadele Edilmeden Haklar Elde Edilemez - Evrensel
Slavoj ŽİŽEK: Mesaj Belli: "Ya Sev Ya Terk Et!" - Birgün
Noam CHOMSKY: Kürt Sorunu Küresel Bir Sorun - Sol.org.tr
Ceylan'dan Kalanlar - Seda Ayaz A. - Radikal 2
Hiç - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Anter: "Hükümet Kürtlere İkiyüzlülük Yapmasın" - Berivan TAPAN - Bianet
Antika Pazarı ve Köhnemiş Sistem - Mithat SANCAR - Taraf
Anadilin "Dilemma" Hali! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Kimi Kum Gibi Ezip Geçtik? - İlker Cihan BİNER - Jiyan
Mehmet Ali Erbil'den 'mum söndü' - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Referandum Ve Alevifobi - Sefa Feza ARSLAN - Radikal 2
Taksim'den Tuzla'ya Yüzleşme... - Ferhat KENTEL - Taraf
Bir Liberalin Tophane Hayatı ve Ogün Samast - Selami İNCE - Birgün
Özgürlük - Yücel SAYMAN - Evrensel
Boşverdiks - Metin MÜNİR - Milliyet
Düşman Olarak Aydın - Ahmet İNAM - Akşam
Solcu Zombilerle Nasıl Baş Edilir? - Melih PEKDEMİR - Birgün
"II. Tekel Direnişi" Başladı! - Emek Dünyası / Kronik Muhalif
Tekel İşçileri Tek Gıda-İş'in Önünde Süresiz Oturma Eylemi Başlattı! - Alınteri.net
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Daha Yeni Dünya Düzeni - Ergun ÇAĞLAYAN - Sol.org.tr
“Milyonlarca Yurttaş Sistemden Dışlanıyor” - Jiyan
Sıra Aksu Talanında - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
3. Köprüye Karşı, 2 Milyon İstanbullu Eylemine Yurttaş Katkısı - Yüksel SELEK - Yeşil Gazete


The Patchwork Crew' Official
Foals Official
Foals At Myspace
Foals At Sub Pop Records
Best Coast At Blogger
Best Coast At Myspace
Best Coast - Crazy For You Album Review - Larry FITZMAURICE - Pitchfork
The Chordettes Informative On Wikipedia
The Chordettes At Singers.com
The Chordettes - Mr. Sandman (Mr No Hands Wobbly Remix) Download Via Mr No Hands' Soundcloud
Tennis At Myspace
Tennis / New Band Of The Day By Paul LESTER - The Guardian
Tennis Live At Daytrotter Session 09/24/10
Figurines At Myspace
Figurines At The Indie Music Database
Figurines At Facebook
The Gun Club Informative On Wikipedia
The Gun Club Informative At From The Archives
The Gun Club - Sex Beat Live Via Youtube
Grinderman Official
Grinderman At Myspace
Grinderman - Worm Tamer (Later Live... With Jools Holland) (via CanalRST) - Undomondo
Desmond & The Tutus Official
Desmond & The Tutus At Myspace
Desmond & The Tutus At Twitter
The Dead 60s Informative On Wikipedia
The Dead 60s At Myspace
The Dead 60s At Last.FM
The Black Angels Official
The Black Angels At Myspace
The Black Angels - Telephone Video Directed By Oswald James On Vimeo
The Black Belles Official
The Black Belles At Myspace
The Black Belles - What Can I Do? On Indieshuffle.com
Ariel Pink's Haunted Graffiti On 4AD
Ariel Pink's Haunted Graffiti At Myspace
Ariel Pink's Haunted Graffiti - Before Today Album Review - Mark RICHARDSON - Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Politique Française - Môsieur J. [version 4.0b]]
Môsieur J. [version 4.0b]] Flickr Page

>>>>>Poemé
İşkence Tutanağı - Yusuf ALTUNEL

bilgisayarımın katil vantilatörü
öldürüyor sessizliğini gecenin
yüreğimi teslim almış korkular
fırlıyor yırtık göğsümden
sokakta her araba geçişinde

ölüm coğrafyası okuyor
öğretmenler gözleri kanlı
işkencede inliyor gözaltında
kaybolan zanlı
silah ve miğfer dökülüyor dizeye
hece nasırlı
dersimiz edebiyat
utanç içinde sanat
tecavüzcülerin elinde
dökülür tohumu kanın
buz renkli geceye
tuzlu gözyaşları karışır kurbanın

gece yükseltir sesini
yüreğimi kelepçelerim
apoletler didikledikçe beynimi

ormanda infaz edilmiştir
pırpır alacalı düşler
orospunun birine sunulur
sorgu sonrası gülüşler
sigara, rakı ve esrar kokar
sokakları işkencehanenin
ışığın kaynağı elektrik aşağılıktır,
askısı elbisenin aşağılık
gözyaşları boğar geceyi
inleyen, bağıran, haykıran sanık
boşunadır çırpınışlar,
tüketir söz kimliğini
şarjör boşalır
ufuktan boy veren
güneşin başına
sonra
sonra derin
sonra uzun
sonra vicdan kadar ağır
sonra ekmek kadar keskin
sonra işte
öylesine bir ölüm

toprak altından kemikler boy verir
ayaklanır insan hakları
bulutlar öfkeye gebedir
avrupanın bir kentinde
ölümün sayılarına alışkın görevliyi çarpar
taburun birinde çevrilen karanlık manyetolar
doktor kontrolündedir işkence
yüzünü gizler
diplomalı bir günde erkanın önünde
hipokrat adına edilen yeminler
kurşunlanır beden
yakılır kemik
tutuşur halay
tilililer kıvılcımlanır
bir şahini kopartır
güvercin maviden
usulca soyunur
suya girer
dal gibi ince ,
gelin
sonra derin
cehennem kadar derin
muştu tohumları ekerim

kışı yaza vuran alıcı kuşlar
birazcık da bu taraflara çıkın gelin

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, October 03, 2010

Deuss Ex Machina # 318 - Reeling The Liars In...

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_318_--_Reeling The Liars In...

27 Eylül 2010 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Nico Muhly-Twitchy Organs (Decca / Bedroom Community)
>2<-Armen Nalbandian-Plush Safe (Self Released)
>3<-Armen Nalbandian-The Radiant Child (Self Released)
>4<-Balam Acab-See Birds (Moon) (Tri Angle)
>5<-Balam Acab-Regret Making Mistakes (Tri Angle)
>6<-Teams-Confetti (Amdiscs)
>7<-Teams-Sunbells (Amdiscs)
>8<-Guilty Ghosts-The Canal (Words+Dreams)
>9<-Guilty Ghosts-Top Prize Fighter (Words+Dreams)
>10<-Secret Colors-Eyelid Paintings (Digitalis Limited)
>11<-Secret Colors-Dusk (Digitalis Limited)
>12<-Piano Magic-When You Are Gone (Second Language)
>13<-Piano Magic-Amongst The Books An Angel (Second Language)
>14<-Zola Jesus-Trust Me (Souterrain Transmissions)
>15<-Zola Jesus-Night (Souterrain Transmissions)
>16<-Salem-Redlights (IAmSound Records)

İndir / Download # 318

Reeling The Liars In... (318)
Klişelerimizin demirbaşlarından birisidir birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde diyerek kervan gibi dizi dizi dizilen cümleler. Cümle değil belirli bir noktadan sonra sırtımıza istiflediklerini fark ettiğimiz ağır yüklerimiz. Her defasında başka bir anlam okumasına ihtiyaç duyduğumuzda yine yeniden sahnelenmeye başlayan, tekrar edilmekten gocunulmayan bir girdap belirleyici. Görmemizin engellenmesi, ezilmişliğimizi unutmamızı, hakkımızı melun melun! aramak yerine olduğumuz yerde kendi mezarlarımızı kazmamız yeteneğini salık veren bir klişe yığını. Kabul etmek bir yana en ufak itirazda boynunuza iliştirilecek yağlı ilmiğin, baskın olanın sesi cılız kalana uyguladığı bir düzenek. Amacınız ayrıştırarak daha çok karaşınlık çıkartmak değil oysa ki, her defasında bilerek lades demenin önünü alabilmek olsa bile birlik ve beraberliğimizi koruyabilmek her şeyden daha üstündür. O kadar! kıssasıdır yüzünüze çemkirilip durulan. Tahammülsüzlüğün tavan yaptığı durumlarda mütemadiyen sergilenmeye doyulmayan ötekileştirme ortaoyununda sahneyi kapsayandır. Karanlığın adımlarını duysanız dahi elinizin kolunuzun bağlı kaldığını simgelemekte istikrarlı olanların ellerindeki en büyük kozdur. Ne onu ne bunu kabullenmeden sadece doğru olanın sesinin irtifa kazandırılması böylelikle bir kere daha yokuşa sürülmektedir. Et tırnak kadar olmasa da birbirilerinden ayrışmaz olarak adlettiğimiz kanaat sahibi isimlerin birbirilerine yakıştırıp durdukları, ilkokul seviyesini fazlaca aşmayan sataşmaları, ifrat tefritte kalmanın yansıyışları bu aralıkta değerlendirilebilir örneklerden birisidir. Ortak izanı tahsis edip, gerçeklikte olan bitene müdahil olmayı unuttuklarından bu yana tutunageldikleri yeni sahalarının adıdır. Birlikte hak aramanın önemini, vaat edilenlerin artık kurtlu kurabiyeler olduğunu idrak etmekten uzak kalmayı sürdürür olmayı kendilerine yedirdikçe daha fazla üzerimize binecek yüklerin müsebbibi olanlar şimdi kalemleri aracılığıyla hesap görmeye çalışıyorlar. Bitmek tükenmek bilmez kinlenmelerin sahipleri olmaktan kıvançlı olanların ellerini daha fazla ovuşturdukları barış sürecinde topu daima taça çıkartan sisteme karşı ses çıkartmamak da bu hazin tablonun içinde görebileceğimiz derin sorunlarımızdan birisidir. Bir yansısıdır. Artık korkularımıza alıştırıldığımız eşikleri yoklamamamızın daha hayırlı olacağına inanç göstermemiz gerekli olduğunun duyumsatıldığı. Çok zamandır istatistiksel nümerik haneler haline dönüştürülmüş koskocaman bir savaş endüstrisinin gediklilerinden birisi olan bu kirli oyunun sürdürülmesine karşı çıkmak o ürpertici bütünlüğü, duvarı daha belirginleştirmektedir. Göz göre göre yaşanmışlıkları sildiğimiz, esamesini okumaktan kaçındığımız her kim olursa olsun bu topraklarda yaşamış, yaşamaya devam eden yapımızın özünü oluşturan tortunun öğeleri insanların, yıllar sonra gerçekleştirdikleri ayinin rövanşını daha görkemli gümbürtüler ile süslenmiş namazlarla geçiştirmektir bizlere asıl lazım olan değil mi? Yok sayıldıkça, bellekten silindikçe, sanki işe yarayacakmış gibi inatlaşmanın istikrarla devam ettirildiği zaman mevhumunda yaşatılan acıları anlamlandırabilmek için daha kaç zaman geçmesi lazım gelmektir? Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerin sınırlarında değil mi muhterem büyüklerimiz. Kadirşinaslığı unuttuktan, içimizdeki hainleri ayrıştırmaktan, aramaktan, tasvip etmediğimiz birisine yapılanları oh olsun diyerek karşılamaktan alıkoymadığımız müddetçe iradelerimizi sürünün bir parçası olmaya devam edeceğiz? Taa ki tükeninceye kadar, taa ki dertsizliğimizden zil takıp oynayana kadar! Meeeh!!!
[Yoksun bıraktırıldığımız düşlerimizin peşinde koşmak için illa yönlendirmelere ihtiyaç yoktur, içinize bakmanız kafidir! Bukletinden alıntılanan, eğrilip bükülen cümlelerdir.]

>>>>>Bildirgeç
Türkiye Cumhuriyeti Paradigması Son Kalesinde - Atalay GİRGİN *

Son kalesinde olan “Türkiye Cumhuriyeti” değil. Çünkü o, bugüne dek ne denli ilan edilmemiş olursa olsun, siyaset ontolojisi açısından çoktan miadını doldurmuştur. Referandum sonuçları da, tabir-i caizse, üzerine “tüy dikmiş”tir bunun… Ne gidecek bir kalesi vardır artık ne de herhangi bir kaleye ihtiyacı… Şimdi ondan geriye kalan, bu yazı bağlamında kısaca değinilecek olan, üç şey var: Birincisi “Türkiye Cumhuriyeti” kavramı. İkincisi “Devlet” ve üçüncüsü ise “Türkiye Cumhuriyeti”nin on yıllar öncesinden “iflas” etmiş paradigmasının son sığınağı, belki de mezarına dönüşen o “son kale”…

Cumhuriyet: Cumhurun iyeliği yanılsaması

Birincisi, yani “Türkiye Cumhuriyeti” kavramı, her yere iliştirilmekten, herhangi bir yerde neliği ve gerçekliğiyle var olma olanağı bulamayan kavramlardan birine dönüşmüştür artık. Elbette ki, “Türkiye Cumhuriyeti” kavramının bu hale dönüşmesinin / dönüştürülmesinin, her geçen gün görünüşe mahkum kılınıp içerikten sürgün edilişinin temel nedeni, salt her yere iliştirilişine indirgenemez. Çünkü bu yalnızca bir sonuçtur.

Asıl olan, öncelikle bu kavramın, “Osmanlı bakiyesi” topraklar üzerinde kurulan ‘yeni devlet’in sıfatına ve şekline ilişkin, 1789 Fransız İhtilali ve sonrasındaki siyasal gelişmelerin de etkisiyle, toplum nezdinde meşruiyet yaratmaya dönük siyasal - ideolojik bir bilincin oluşması / oluşturulması ve yaygınlaştırılmasına hizmet amacı ve işleviyle kullanılmış oluşudur. Ancak bu amaç ve işlevle toplumsal (ve aynı zamanda tarihsel) gerçekliğin hakikati arasındaki farklılıklar, ne denli görülmek ve gösterilmek istenmese de dönem dönem nükseden fiili ve potansiyel sorun alanları olarak varlığını korumuştur. Bunların da etkisiyle, ‘yeni devlet’in kuruluşundan itibaren hem kitle iletişim araçları hem de eğitim kurumları aracılığıyla bu yönde yapılan sürekli vurgulara rağmen, söylemden ve yanılsamalı bir bilinç hali yaratmaktan öteye geçilememiştir.

Toplumsal gerçeklik, ideolojik kabullerin ve söylemin rengine boyanıp değiştirilememiş; tüm inkâr ve yok saymalara rağmen tek dillilik ve tek kültürlülükten ibaret ‘deli gömleği’ne hapsedilememiştir. “Türkiye Cumhuriyeti” denilmekle de ne devlet sabahtan akşama cumhurun iyeliğine geçebilmiş, ne de “Türk” bu devletin siyasal ve coğrafi sınırları içerisinde yaşayan cumhurun yegâne sıfatına dönüşebilmiştir.

Keza söz konusu gerçekliği ve hakikati, ne referandum sonuçları ne de bunları cumhurun “devlete el koyması”, bir nevi onu iyeliğine alışı olarak değerlendirme akl-ı evvelliğiyle malûl her cenahtan avenenin, efendilerininkinden bile daha yükseğe çıkıp göğü tutan sevinç çığlıkları değiştirmeye kadirdir. Çünkü başlangıcından bugüne dek, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve insanın insanı sömürüsü koşullarında, cumhurun iyeliği söyleminin de bunun üzerine bina edilen cumhuriyet anlayışının da cumhurun ve cumhuru oluşturanların bilincinde yanılsamalar yaratmaktan öte temel bir işlevi yoktur. Velhasıl; cumhuriyet, cumhurun iyeliği yanılsamasının adıdır. Türk’ün iyeliği ise, eğer inanırsanız, bu dünyanın ve öte dünyanın, tüm evrenin her metrekaresinde, her santimetrekaresinde ilelebet payidar olacaktır; hatta ondan başka hiçbir şey olmayacaktır…

Devletin amacı değil, işlevi vardır

İkincisi devlet. Tüm kurumlar ve araçlar gibi, devletin de, amacı yoktur; işlevi vardır. Kendisinden beklenen ya da istenen işlevleri yerine getirebildiği sürece varlığını sürdürür. “Antik imparatorluk”lar için olduğu gibi, “modern devlet” sıfatını taşıyan ulus devlet ya da devlet uluslar için de geçerlidir bu... Birincisi, fethi fetihle finanse etse bir nevi haraca dayansa da ekonomik ve siyasal olarak egemen/yönetici sınıf ve sınıflar açısından, her ikisinde de devletin temel işlevi, organlarının, alt kurumlarının uyumlu işleyişiyle, öncelikle üzerinde kurulu olduğu siyasi-coğrafi sınırların ve içerisinde doğup geliştiği toplumsal yapının ve sistemin, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehdit karşısında varlığını korumasına, sürekliliğini sağlayıp mevcut sınıfsal güç dengeleri değişmeksizin gelişmesine hizmet etmektir.

Kimilerine göre ulus devlet, kimilerine göreyse devlet ulus olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti başlangıçtan bugüne yaşanan süreç içerisinde kendisinden beklenen işlevleri zora dayanan zapturapt yöntemlerinin dışında sağlayamamıştır. Kaldı ki, salt siyasal, askeri, bürokratik, vb. bir örgüt / kurum olarak bunun daha ötesini başarabilmesi de olanaklı değildir. Çünkü devletin işlevselliğini, yani temel kurumları arasındaki uyumu, eşgüdümü sağlaması amacıyla oluşturulan eldeki paradigma, ne siyasal coğrafi sınırlar içerisindeki toplumsal gerçekliğe uygundur ne de onun değişimine paralel olarak ortaya çıkan ve karşılaşılan sorunları, kendini yenileyerek çözebilmeye…

Bunun elbette, bazıları (örneğin dogmatiklik; Atatürk tabusuyla sorgulanmazlık zırhına alınmak, saplantılı bir biçimde, on yıllar öncesinden bir biçimde ifadeye bürünmüş kabuller ve sav sözlerle belirlenmiş statükoya değişmezlik atfetmek, vb. gibi) inkar edilmeye çalışılan, bazıları da (imparatorluğun genellikle yenilgi ve toprak kayıplarıyla sonuçlanan savaşlarla küçülmesi, egemenliği altındaki farklı etnik unsurların bağımsızlık talep ve isyanlarıyla sarsılması, vb. gibi) gerçeklikten kaynaklanan ve hem eğitim hem de yazılı ve sözlü söylemlerle nesilden nesile aktarılarak neredeyse toplumsal bir paranoyaya dönüş(türül)en “içerde ve dışarıda düşman görme ve bölünme korkusu, kaygısı” gibi, üzerinden atlanıp geçilemeyecek önemli nedenleri vardır. Bir de bunların üzerine, ABD kongresinin 1947 yılında aldığı “Türkiye ve Yunanistan’ı komünizmle mücadelenin kalesi” kılma kararı sonrası akıttığı mali kaynaklarla, bilumum araç kullanılarak, asker, memur, din adamı demeksizin birçok etkili ve yetkili kişi devşirilerek (1) “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurdurulup yalan ve iftiralarla, düşmanlık söylemleriyle toplum içerisinde yeşertilen ve yaygınlaştırılan komünizm fobisini eklemeyi de unutmamak gerek… Paralel bir sürecin ordu ve istihbarat teşkilatı içinde yaşandığını da… Dahası bu sürecin etkisini ve günümüzde yaşananları anlamak için, hala siyasetten bürokrasiye dek önemli kurumlar ve mevkilerde egemen ve söz sahibi olan kadroların birçoğunun hem siyasal-ideolojik bilinç olarak bu fobiyle yetişmiş hem de “efendi” için “Komünizmle mücadeleden ‘Ergenekon’a evladı makbul” kalabilmiş olanlar olduklarını da… Keza bunların, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin, hem kurucu yönetici ve kadrolarınca dile getirilen, eğitim başta olmak üzere çeşitli kurumlar aracılığıyla toplumun içselleştirmesi için uğraşılan, laiklik, çağdaşlaşma gibi anlayış ve değerleriyle hem de paradigmasının kabulleriyle bazen açıktan, genellikle de (son yıllara dek) örtük bir biçimde çatışma içerisinde olduklarını da…

Bilindiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, içerisine düştüğü açmazdan, acz durumundan, “modernleşme” çabalarıyla kurtarılmaya çalışılan “antik bir imparatorluğun” yıkıntıları üzerinde kurulmuş, başlangıçtaki yönetici kadroların tüm reddiyelerine rağmen bir biçimde onun devamı olan “modern bir devlet”ti. Ama kuruluşundan bu yana, toplumsal, siyasal, vb anlamda sürekli değişen dünya, bölge ve ülke gerçekliği karşısında paradigması iflas etmiş, süreç içinde (hatta yaklaşık 50-60 yıllık bir süreçte planlı bir biçimde ki, asıl bunu planlayıp sabırla, bir başka devlet ve toplum yapısı içinde icra edebilen, o toplum içinden devşirmeler yetiştirip temel kurumlarında söz sahibi kılabilen, onlardan bazılarını kendi siyasal projelerinin “eş başkanlığına, yöneticiliğine” atayıp, pardon seçtirip, sonra da hiçbir şey olmamış gibi, o projeyi rafa kaldırıveren devlet, büyük devlettir) yönetici ve kadrolarının önemli bir çoğunluğu her geçen gün cumhuriyetin değerleri ve kabulleriyle çatışma içerisindeki kişilerden oluşan bir devlete dönüşmüş, dönüştürülmüştür. İşte referandum sonuçları, bir başka anlamıyla da bu “modern devlet”in egemenlerce ilan edilmemiş miadının gecikmeli bir ilânıdır. Keza, ne dün ne de bugün, kavramların ve söylemin ötesinde söz konusu devletin, yalnızca cumhurun değil, aynı zamanda Türk’ün iyeliğine de haiz olmadığının ilânı… O halde bir soru: Peki; bu devletin iyeliği kimdedir/kimlerdedir?

“Modern devlet”te kuvvetler ayrılığı biçimseldir

Modern devlet demişken: Kuvvetler ayrılığı prensibi, Montesquieu’dan bu yana, bir hukuk devleti olduğu varsayılan “modern devlet”in karakteristik özelliklerinden biri kabul edilir. Devlet erkinin, tek bir elden değil, birbirinden bağımsız olması gerektiği belirtilen / varsayılan yasama, yargı ve yürütme organları aracılığıyla uygulanması, egemen kılınması esasına dayanır. Bu üç kuvvetin birbirlerine ilişkin denetleme ve etkileme işlevlerinin olağan dönemlerdeki rutin seyri, “bağımsızlık” vurgusunun fazlaca sorgulanmasını gündeme getirmez, hatta bunu pekiştirir.

Oysa ister olağan dönemlerde olsun isterse olağanüstü dönemlerde olsun, yasama, yargı ve yürütmenin birbirinden bağımsızlığı mutlak değil, görelidir. Dahası, her türden söyleme ve görünüşe rağmen, bunlar arasındaki eşgüdümü sağlayan, ‘bağımsızlık’, ‘tarafsızlık’ yanılsamasını güçlendiren; istisnai dönemler ya da gelişmeler dışında, söz konusu kurumların “ortak bir akıl”la düşünüyor, söylüyor ve eyliyormuşcasına uyumlu çalışmalarını olanaklı kılan, egemen ideolojiye, daha doğrusu genel anlamda egemen / resmi sosyal siyasal-ideolojik paradigmaya tabilikleridir. Paradigma varlığını, geçerliliğini ve işlevini sürdürdüğü sürece bu kuvvetler arasında, genellikle, bir çatışma ya da birbirleri üzerinde egemenlik kurma girişimleri gözlenmez. Çünkü o görünmez bir el gibi çalışan, insanı, toplumu, dünyayı; ekonomik, sosyal, siyasal, vb. ilişkileri anlayıp anlamlandırmayı koşullayan, bir bilinç haline dönüştürülmüş ve kabulleri sorgulanmaz, hatta en azından başlangıçta kuşkulanılmaz bir şekilde eleştiriden muaf kılınmıştır.

Aslında olağan ya da olağanüstü dönemlerin tamamında tüm göreliliğine rağmen ısrarla bağımsızlığından söz edilen ya da ısrarla bağımsız olmadığı ve bağımsız olması gerektiği vurgulanan, sık sık siyasallaştığından yakınılan kurum, yargıdır. Hiç kimse yürütmenin ve yasamanın da birbirleri karşısındaki bağımsızlığından söz etmez, tartışmaz nedense... Oysa yürütmenin, yani hükümetin ister koalisyon isterse tek parti temelinde oluşmuş olsun, bir azınlık hükümeti olma hali hariç, her daim yasama organı nezdinde çoğunluğa dayanan bir egemenliği vardır. Bu anlamda yasama organı, özellikle milletvekilliğinin parti genel başkanlarının iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı olduğu koşullarda, çoğunluğu itibariyle yürütmeye tabidir. Hele hele ezici bir çoğunluğa dayanan tek parti hükümetleri dönemi söz konusu olduğunda, yasama organında yer alan muhalefet partileri ve onlara mensup milletvekillerinin tabir-i caizse salt dolgu malzemesine dönüştüğü koşullarda, yasamanın yürütme karşısında bağımsızlığından söz etmek, tam anlamıyla abesle iştigaldir.

Ancak böylesi bir tablo, yine de şu iki koşulda, güvensizlik, bunalım ve çatışmaya neden olacak bir sorun olarak algılanmaz: Bunlardan birincisi, tüm göreliliğine rağmen mevcut egemen ekonomik, sosyal, siyasal, sınıfsal ilişkiler ve yapıların varlığını sürdürmesidir. İktidar partisinin, yürütme organını, açıktan ya da sözüm ona gizliden, kendisini destekleyenlere hatta yandaş ve doğrudan yakınlara ekonomik kaynak ve rant aktarmada bazı ayrıcalıklar sağlamada kullanıyor olması, bir yere kadar ihmal edilebilir; göz yumulabilir bir durum olarak algılanıp değerlendirilebilir egemenlerce. Hele hele “Bal tutan parmağını yalar” anlayışının meşru ve mubah farz edildiği bir toplumda, iktidara oy verenlerin yanı sıra toplumun farklı kesimleri de görmezden gelebilir bunları… Hatta böylesi icraatları nedeniyle yargılanıp hüküm giyme kaygısı altında, yargı üzerinde tasarrufta bulunarak aklanma hesapları yapmalarını da… İkincisi ise, egemen sınıfın toplumun alt sınıflarını denetim altında tutması, yönetmesi, denetlemesi, vb. aracı olan devletin, resmi siyasal ideolojik paradigmasına bir halel gelmemesidir.

Paradigmanın son kalesi

Ne var ki, Türkiye gerçekliğinde on yıllardır inşa edilen ve yaşanan süreç her iki koşul açısından da hem toplumsal hem de kurumlar arası ilişkiler anlamında güvensizlik, bunalım ve çatışmayı körükleyecek denli sorunludur. Birinci koşul şimdilik bir yana… İkinci koşul açısından durum vahimdir. Kurumlar arası işleyişte uyum ve eşgüdümü sağlayan “paradigmanın iflası” ve geçersizleşmesinin de etkisiyle, yürütmenin, öncelikle yasama organındaki çoğunluğuna, bunun yanı sıra uluslararası aktörlerin ihtiyaçları açısından da konjonktürün uygunluğuna dayanarak yargıyla giriştiği çekişmenin her geçen gün ayyuka çıkan bir kavgaya dönüşmesini kolaylaştıran da budur zaten…

Paradigma ve kabulleri, yıllardan beri adım adım birçok kurumdan sürgün edilip Atatürk heykelleri, büstleri, tabloları ve sözleri ardında can çekişmeye terk edilmiştir. Bu süreçte devletin, birçok kurum ve kuruluşta, bayram söylevlerinin hamaseti dışında geçerliliği olan, kendisine halel getirilebilecek egemen bir paradigması da kalmamıştır. Bir yanda bunlar gerçekleşirken, diğer yanda da yargı, hem paradigmanın kabulleri hem de “Türkiye Cumhuriyeti”nin kuruluş sürecindeki değerleriyle varlığını sürdürebildiği istisnai kurumlardan birine dönüşmüştür, belki de sonuncusuna...

Oysa “Son kale”sinde paradigma kazansa bile kaybedecek olandır. Çünkü o varlığın dününden seslenmekte, değişen toplumsal gerçekliğin sorunlarına, değişmeyen kabullerle çözümler sunmaya çalışmaktadır. O “son kale”yse, ne denli direnirse dirensin, o direniş, hatta ardından gelebilecek olası bir zafer (ya da yenilgi) ne denli destansı olursa olsun, sisteme ve onun hukukuna teslim olacaktır. Çünkü kapitalizmin sınırları içinde kalan, mevcut sınıfsal ve toplumsal ilişkileri yeni bir toplumsal proje temelinde değiştirip dönüştürmeye yönelmeyen her türlü reddiye ve karşı çıkış için, sisteme, onun egemenlerine ve hukukuna teslimiyetten öte bir yol yoktur. Gerisi laf-ı güzaftır. Referandum sonuçları da şimdilik, bir başka seçenek bırakmamıştır zaten, “son kale”sine paradigmanın…


(1) Bu süreçte, işi iyiden iyiye azıya alıp yüzleri bile kızarmadan, gönüllü devşirmeye dönüşenler, Amerikan Büyükelçiliği’nden “Komünizmle Mücadele Derneği” için açıktan açığa para istemekten ve almaktan geri durmamışlardır. Keza bu beslenme, pardon fonlanma süreci 1980 sonrası da devam etmiştir.. Bu devşirmelerin yaşayan en ünlülerinden birinin, kameraların karşısına neredeyse her geçtiğinde manik-depresif ruh halleri sergilemekten geri durmayan ve hizmetlerine mukabil, “efendi”sinin koruma ve gözetiminde ömrünün son demlerini sürmekte olduğu bilinmektedir.

* Felsefe Öğretmeni, Atalay GİRGİN'in kaleme aldığı makale Radikal gazetesi'nin internet sitesinde yer alan Tartışı-Yorum bölümünde yayınlanmıştır. Atalay GİRGİN'in ve gazetenin anlayışlarına sığınarak, önemli bir okuma parçası kabilinden sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Türkiye Cumhuriyeti Paradigması Son Kalesinde - Atalay GİRGİN - Radikal / Tartışı-Yorum
'Arkamızda Acılarımız, Arkamızda Vicdanlarımız Var...' - Atılım / Kronik Muhalif
Taş Atan Çocuklar, En Az Sizin Kadar Masum! - Semra PELEK - BiaMag
‘Korku İmparatorluğu’nun ‘Bilimsel’ Temeli! – Ender HELVACIOĞLU - Bilim Ve Gelecek / Sendika.org
“Demokratik” Korku Cumhuriyeti - Alınteri
Sonuna Kadar Gidiyorlar İşte! - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Müslümanlar, Aleviler, Solcular ve İstisnalar - Markar ESAYAN - Taraf
Büyük Anneannemin Dili - Çiğdem TOKER - Akşam
Evden Uzakta... Ama Nereye Kadar? - Pınar SELEK - BiaMag
Mardin - Tophane Hattı - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Tarlabaşı İmdat Çağrısı / S.O.S. Veriyor!: İstanbul Bir Tarihi Alanını Ve Kimliğinin Bir Parçasını Daha Kaybetmek Üzere… - Birdirbir.org
"Romanları Aşağılamak Artık Suç; Hükümet Örnek Alsın" - Semra PELEK - Bianet
Ararat'ın Öte Yanı - Zafer YÖRÜK - Bianet
Ahtamar Kadar - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
AKP ve MHP Arasında Sureler Savaşı - Radikal
Barışın Güzergâhı - Mithat SANCAR - Taraf
Bir Kez Daha: Değişim Değil Değişinim - Melih PEKDEMİR - Birgün
Kürtçesi Olmayan Kürt Türkçesiz Türk Gibidir - Ufuk COŞKUN - Taraf / Her Taraf
Liceli Çoban Kızın Ölümüyle Erdoğan’lar! - Hasan CEMAL - Milliyet
Eğer Ceylansanız…! - Mehmet Şafi EKİNCİ - Jiyan
Uzlaşmaya Çağrı - E. Fuat KEYMEN - Radikal 2
Bir Hafıza Anıtı, Diyarbakır 5 nolu'ya Dair! - Şeyhmus DİKEN - Birgün
Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Istırap! - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Memleket Medya’lamaları - Gamze KABİL - Kronik Muhalif
Albay Ali Öz Dink Cinayeti'nden Üç Yıl Sonra Ağır Cezalık! - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Solda Yenilenme Mi Dediniz? - Zafer AYDIN - Radikal 2
Grev Güncesi – Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Sabah Atv'de Grev 1 Yaşında - Şule YILDIRIM - Birgün
Hafakan Ruhu / Bağırsak faaliyetine göre ücretlendirme - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Cumartesi
İşsizlik: Kimin Sorunu Kimin Çözümü? - Soldefter.com / Jiyan
UPS Direnişi 159. Gününde - Alınteri


Nico Muhly Official
Nico Muhly At Bedroom Community
Nico Muhly - I Drink The Air Before Me Album Informative On Boomkat
Armen Nalbandian Official
Armen Nalbandian At Myspace
Armen Nalbandian - Quiet, As It's Kept Recording Session Via Vimeo
Balam Acab At Myspace
Balam Acab At Last.FM
Balam Acab - See Birds EP Review - Joe COLLY - Pitchfork
Teams At Bandcamp
Teams At Amdiscs
Teams Informative On The Sky Report
Guilty Ghosts Official
Guilty Ghosts At Myspace
Guilty Ghosts - The Engima Variatons Review - Daniel KROW - The Decibel Tolls
Secret Colors At Myspace
Secret Colors At Digitalis Limited
Secret Colors - Dreamersss Review On Friendship Bracelet
Piano Magic Official
Piano Magic At Myspace
Piano Magic Yine Büyüleyecek - Zülal KALKANDELEN - Müzik Yazıları
Zola Jesus Official
Zola Jesus At Myspace
Zola Jesus - Stridulum II Album Review - Spencer GRADY - BBC Music
Salem Official
Salem - King Night Album Review - Douglas BAPTIE - The Music Fix
The Salem 'Witch House' Trials - Eavvon O'NEAL - The Village Voice Music

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Nazar Boncuğu (Afiş) - Asla Yeterince Paranoid Olamazsın - İç Mihrak

>>>>>Poemé
Şaire Sordular - Yusuf HAYALOĞLU

Şaire sordular: Hep gezersin de yerin yurdun neresidir?
Meskenin, mekanın yok, bu böyle neyin nesidir?
Şaid dedi: Mekansızım ki hiçbir kötülük kapımı çalmaya
Çal kapısını şiirimin ki orası mekansızın adresidir!

Şaire sordular: Hep yazarsın da nedir bunun değeri?
Yahut değer mi bu kadar parçalamaya ciğeri?
Şair dedi: Halkım için koşturdum ben şiirin atını sevda yoluna
Atın bir değeri yok ama altındandır eğeri

Şaire sordular: Ne kattın bunca yıldır çocuklarının aşına
Birkaç mısra için koca ömrünü harcamadın mı boşuna?
Şair dedi: Kendi çocuklarıma ekmek bulamadım ama
Sebep olmadım aska hiçbir çocuğun gözyaşına!

Kaynakça: Yusuf HAYALOĞLU - Dur... Ağlama Gözlerim / Ağaç Kitabevi Sayfa.61