Sunday, December 26, 2010

Deuss Ex Machina # 330 - That Sleeping River Has Seen The Bombs That Just Sank Into Its Phlegmatic Walls

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_330_--_That Sleeping River Has Seen The Bombs That Just Sank Into Its Phlegmatic Walls

20 Aralık 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Forest Swords-The Light (Olde English Spelling Bee / No Pain In Pop)
>2<-Forest Swords-Glory Gongs (Olde English Spelling Bee / No Pain In Pop)
>3<-Ra Cailum-September (Wonder Beat Tapes)
>4<-Ra Cailum-Waterfalls (Wonder Beat Tapes)
>5<-Keep Shelly In Athens-Don't Be Afraid (Forest Family Records)
>6<-Keep Shelly In Athens-Cremonia Memories (Forest Family Records)
>7<-Invite∆yupi-Wings/Silence (Guerilla Records)
>8<-Invite∆yupi-Scamp Girl (Guerilla Records)
>9<-Darkstar-Deadness (Hyperdub)
>10<-Darkstar-When It's Gone (Hyperdub)
>11<-Lukid-Makes (Werk Discs)
>12<-Lukid-Spiller (Werk Discs)
>13<-Gold Panda-Peaky Caps (Ghostly International)
>14<-Gold Panda-You (Dam Mantle Remix) (Ghostly International)
>15<-AFX-Custodian Discount (Warp Records)

That Sleeping River Has Seen The Bombs That Just Sank Into Its Phlegmatic Walls
(330)
Sessizliğin sınırlarında işitilmez olarak adledilip sınıflandırılanlar yeniden canlandırılmaya, görünür kılınmaya ve mümkün mertebe atfedilmiş olan şeylerin, çoktan üzerine ölü toprağı gezdirilmiş bilindiklerin yeniden hatim edildiği, ikrar edilenlerin her birimizi ilgilendiren konular olduklarını duyumsayabildiğımiz vicdan mesellerinin birbiri ardına görünür kılınmasına şahitlik ediyoruz..Görünenlerin içerisinde imdinin boş laflarla havanda haybeye su dövmekten başkasına hizmet etmeyen, söz tâ meclisten içeri birfiil kendin pişir kendin hazmet muğlaklığına / ayrıştırıcılığına teslim edilmiş, aynı klişelere teslim olunmuş sahnelemelerin vakit kaybından, illa ki öteki yaratmanın kindarlığına koşulsuz teslimiyetten gayrısına yol açmadığının afaki olduğunu fark ettirmektedir. Bir yerinden başlamak gerektiğini düşünmekten bile kendilerini alıkoyanlar kutsalları olarak savladıkları, her cümlelerinde kullanmaktan kaçınmadıkları milli birlik ve beraberlik kıstaslarına sımsıkıya bağlı, bağımlı kalarak tolere edilmesi gerekli olan şeyleri bile üstü kapalı birer tehditvari yaklaşım olarak sınıflandırmaya doymak nedir bilmemekte olduklarını zihinlerimize işlemektedirler. Tehdit unsuru olarak atfedilmişlerin bırakınız adlarının anılmasını, herhangi bir mecrada sunumlandırılmasından, seslendirilmesinden bile duyulan rahatsızlıklar henüz taslak aşamasında olan önermelerin bile paldır küldür ortadan kaldırılması gerektiğini işaretleyen, hedef haline dönüştüren bir 'karaşınlığı' ortaya koymaktadır. Çözüm önermesini işitmektense, çözüm olarak sunulagelmişleri duyumsamaktansa varolanı daha da kötümser kılacak ara eşikleri arşınlamanın, hala o dar patikalarda kendi sesini bile duyumsayamadan ilerleme , yol bulma çalışmalarının bizi nereye götüreceğini kestirebilmek için pek de müneccim olmak gerekmemektedir. Belirlenmiş sınırların çoktan kırmızıya çalındığı, o kırmızılığın her iki anlamıyla da bir tehdit unsuru olarak ele alınmaya, yaşatılmaya mümkün mertebe devam edildiği zamanımızda esasen sorunların çözümünü yine dayatarak, yüne suskun puskun muktedirin sağladıklarından, her durumda birbirlerine irrite olup sataşanların bile söz konusu bilinenlerin bilindik şüpheliler olarak sınıflandırılan, tek bir çatı altına ötelenmeye gayret edilen bütün isimsizler olduğunda nasıl da hemencecik birbirlerinin aşlarına katkıda bulunmaya hevesli olduklarını fark ettikten sonra daha ne bekliyorsunuz diyerek zihnimizden geçirmekteyiz. Daha nereye kadar ötelemeye devam edilecek bu kadar hızlı bir şekilde yaşamakta devam ettiğimiz hayatlarımızı prangalar ve tehditler altında tutmakta ki ısrarcılığınız. Kolaylarına geldiği için bir kısım münferitin rahatlarını bozarak her defasında seslerini duyurabilmek, kendilerini zannedildikleri hallerdeki zararlılardan bir an önce ayrıştırmaya çalışarak çoğu zaman muktedirin çizdiği sahanın ötesine yaşananları duyumsatmaya gayret ettikleri süreçlerde nereye kadar kulaklarınızı tıkalı tumaya, gözlerinizi ama kılmaya inatlşamayı katık ederek devam edeceksiniz. Alenen görünen köylerin kılavuza gereksinim duymadığını bir kere daha hatırlatmakta fayda var. Ortalıklarda fol çok, yumurta bol iken meydanı boş bıraktırmayacak olan muktedirin hücumları arsızlığı şirazesinden çıkmış had bildirmelerini gözönünde bulundurulduğunda artık tolere edilemeyecek seviyelere ulaştığına delalet ediyor. Makul bulunan sineye çekip susmaksa muktedirden dökülen follar, falsolarla açık verdiklerinden yeni cümleler kurmak, bu arsız çemberlenmeyi, çevrelenmeyi ve izoleliği aşmaya elbette yardımcı olacaktır. Defalarca yinelenmesine karşı bu ülkenin zenginliği olarak tornada şekillendirilmiş kalıp cümlelerle, sahip çıkılan ötekisinin dilinin makul bir şekilde muktedirin sınırlandırmasının ötesinde yaşanılır kılınması çabasına karşıt olarak türetilen teori ve fenomenlerin aklın alabileceğinden de ötesini işaret ettiğini ilk elden iletebiliriz. Fenomenlerle, gerçekliği birbirinden ayrıştırmadan benim izin verdiğim alanın içerisinde 'bilinmedik bir dilin' dolaşımına tabii ki izin vermeyeceğim garabetliği önümüzde heybetinin öfkeyle beslenerek karıldığı handikaplardan birincisini oluşturmaktadır. Tanımlandırılarak belirli bir teori haline dönüştürülmeye çaba sarf edilen kamusal alanın dahilinde o ana dilin adının zikredilmesi, konuşulmasını, öğrenilmesini ve böylelikle sınırlandırılarak, izole edilerek, tahribat ve tahakkümlerle sonuçsuz bırakılarak resmileştirilerek bir örnekleştirilmiş o dilin varlığını kamusal alanın sınırları dahilinde dört bir yanında duyumsayabilme çabasında daha doğal ne olabilir. Yoksa o da mı "idolojik" ve "provakatif" eylemler dizininde yer alanlardandır. Adı bir türlü yazılamayanlar, ismen de olsa senede bir gün bile bahsi açılmayanlar için çözüm önerisi olabildiğince tüm işleri yokuşa sürmek midir? Evlâ olan bu mudur bu kadar kolay mıdır? Peki ya 300 haftadır oturma eylemi gerçekleştirerek kiminde coplanarak, çoğu zamanlar ötekisinin yardımcıları olarak körlükle, aymazlıklarla yaftalayanlarca "vatan haini" olarak tanımlandırılmaya çaba sarf edenlerce "resmi hedef" olarak atanmaya gayret ettirilen, bırakınız karanlığın çözümlenmesini, üzerlerini toz kaplamış olan kayıp dosyalarının tek bir tanesinde bile anlamlı bir sonuca ulaşılmadığı Cumartesi Anneleri'nin varlıklarını, seslerini de mi işitmezden gelmeye devam edeceklerdir? Neyi anlattıklarını niye bu kadar dertleri olduğunu tam olarak çözemiyorum diyebilen muktedirin karşısında ömrü hayatımız boyunca bir insanın başına gelebilecek olan kötü şeyle, yok oluşla, bir insanın izini kaybederek yaşamak zorunda bıraktırılan onlarca insanın vicdanlarına karşı hala bir hesabımız yok mudur? Bunca yıldır bir arpa boyu yolu ilerlememek için nedenlerimiz nelerdir ve hangi ulu neden ile neden bir insanı topyekün kayıp olarak tasnif etmeye sevk ettirebileceğinin mantıklı bir yanıtı mevcut mudur? Sözün kıssası sadece bu iki örnekte olduğu gibi bu kadar insan eliyle kotarılmış fecaat, felaket varken birilerin ağzılarında çikletmeye doyamadıkları Marduk felaketinin esamesi mi okunur. Okunmalıdır, sakilleştikçe giderek vurdumduymazlığa teslim oldukça ha bugün sonumuz gelmiş ha yarın sonumuz gelecekmiş ne fark eder? Ne ne ne ne ne ne ne...
>>>>>Bildirgeç
Neredesiniz? - Yıldırım TÜRKER*

Daha birkaç yıl önce zor durumdaki Arjantin’e bakıp gururla, “Biz Arjantin olmayız!” diye haykırıyordu ya muktedirlerimiz. Haklı çıktılar. Arjantin olamadık.
Plaza de Mayo analarının gülen yüzlerini gördük ilk olarak, daha geçen gün. Evlatlarını, yakınlarını kayıp edenlerden hesap sormalarının yolu açıldı çünkü.
Bizim Başbakanımız ise ‘Cumartesi Anneleri’ için, “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor” deyivermişti. O acılı insanları kendisine muhatap kabul etmedi. Bununla da kalmayıp onları neredeyse zanlı ilan etti.
Başbakan’a cevabını veren Ramazan Amca olmuştu. Ramazan Doğan, geçen ağustos ayında yüreği iflas edip ölene dek her cumartesi Galatasaray Meydanı’ndaydı. 95 yılında henüz 13 yaşındayken askerler tarafından Mardin’deki evinden alınıp götürülen, bir daha da izine rastlanmayan Seyhan Doğan’ın babasıydı. Cumartesi insanlarının Ramazan Amcası ölümünden bir ay önce meydandan Başbakan’a seslenmişti:
“Doğan 9 yaşındaki kardeşi Hazni ile birlikte gözaltına alındı. Olayın hemen ardından eşim Asiye Doğan, Dargeçit’teki Tabur’a giderek ‘çocuklarım nerede?’ diye sordu. ‘Merak etme, gelirler’ diye cevap verdiler. Eşim ertesi gün tekrar Tabur’a gitti bu sefer ‘senin çocuklarını bıraktık, eve gittiler, bir daha gelme’ dediler. Birkaç gün sonra 9 yaşındaki oğlum Hazni’yi serbest bıraktılar. Hazni bütün olanları bize anlattı. Çocuklara işkence yapmışlar, filistin askısına asmışlar... Ama Seyhan’dan bir daha haber alamadık. Annesi her gün Seyhan’ı soruyor, dilekçeler veriyordu. Aramaktan vazgeçmeyince onu da gözaltına aldılar 11 gün kendisinden haber alamadık. Gözaltındayken ağır işkence gördü ve sağlığı bozuldu. Seyhan diye diye öldü. Eskiden Galatasaray’a o gelirdi. Şimdi onun yerine ben geliyorum.
Bizim bilgimiz dışında nüfus kütüğümüze Seyhan’ın öldüğünü yazmışlar. Başbakan bizi suçlayacağına bu kaydı düşenleri araştırsın. Benim oğlum daha çocuktu, onu benim kucağımdan alıp götürdüler. Başbakan ne yaptığımı bilmiyorsa söyleyeyim; ben oğlumun kemiklerini arıyorum...”

300. oturma eylemi
Dün, Cumartesi Anneleri 300. kez Galatasaray Meydanı’ndaydı. 300. kez insanlara ulaşmaya çalıştılar. Okudular:
“300 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbetlerinin açıklanmasını, faillerinin yargılanmasını istiyoruz.
300 haftadır devleti yönetenlerse, bizi görmemekte, duymamakta ısrar ediyor.
300 haftadır bizleri suçlamak dışında bir şey yapmıyorlar.
300 haftadır ‘evlatlarımıza, eşlerimize, kardeşlerimize, anne ve babalarımıza ne oldu?’ sorumuzu yanıtsız bırakıyorlar.
300 haftadır bize kulak tıkayıp failleri koruyorlar.
Yakınlarımızı gözaltında kaybedenler, onların hayatlarını korumakla yükümlü olan devletin güvenlik güçleriydi.
Yakınlarımızı kaybedenler, devletin en üst makamlarınca teşvik ve destek gördüler, cezadan muaf tutuldular.
Devletin tüm organları, kaybedilen yakınlarımızın ve başlarına gelenlerin toplumsal bellekten silinmesi konusunda tam bir mutabakat sağlamış durumdalar.”

Kısa tarihçe
27 Mayıs 1995 Cumartesi günü ilk olarak Galatasaray Meydanı’nda toplanmışlardı. Sayıları 30’u aşmıyordu. Sonra her cumartesi günü saat 12’de meydanda toplanıp oturma eylemi gerçekleştirdiler. Sayıları arttıkça arttı.
98 yılının ağustos ayından başlayarak düzenli olarak polis saldırılarına uğradılar. Coplarla, biber gazlarıyla hırpalandılar. Gözaltına alınıp dayak yediler. 13 Mart 1999 günü her hafta tekrarlanan oturma eylemlerine ara verdiklerini açıkladılar.
Ancak 10 yıl sonra, 31 Ocak 2009’da oturma eylemleri yeniden başladı.
Cumartesi insanları olmasa kayıpları; gözaltına alındığı bilinen, görülen ama yetkililerce reddedilen; nefretle parçalanmış bedenleri kim bilir hangi ırmak yatağına, hangi ormana, hangi çukura atılıvermiş olanları bize hatırlatacak kimse kalmayacak. Ellerinde oğullarının- kızlarının çoğunluk yoksul bir fotoğrafçı dükkânında çektirilmiş soluk vesikalıklarından büyütülmüş suretleriyle, binlerce yıl yaşlanmış analar, babalar, kardeşler, evlatlar oturuyor Galatasaray Meydanı’nda. Onlar, belki hâlâ rüyalarında, kayıp evlatlarının bir akşam vakti hiçbir şey olmamış gibi kapıyı çalıverdiğini görüyor. Sevdiğinin ölümünün yasını bile tutmasına izin verilmemiş, kimseden hesap soramayacağını bilerek hayatta kalanlar.
Öte yanda, bir yakını kaybolmadığı için şükrederken her geçen gün kaybettikleri artan insanların toplumu.

* Kısa meramımızın tamamlayıcısı olarak; Radikal Gazetesi'nin 26 Aralık tarihli nüshasında Yıldırım TÜRKER imzasıyla yayınlanmış olan "Neredesiniz?" adlı makaleyi, yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Neredesiniz? - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Anneler 300. Haftada Yine Yakınlarını Sordu Devlet Yine Sustu - Berivan TAPAN - Bianet
Anaların "Can Yolunur Canından" - Dursun Ege GÖÇMEN - BiaMag
Canan KAFTANCIOĞLU: "Katilleri Koruyan Bir Sistemin Utancıyla Yaşamak İstemiyoruz" - Burçin BELGE - Bianet
Sizin Anneniz “Cumartesi” Değil Mi? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Onlar Hâlâ Bekliyor - Okay GÖNENSİN - Vatan
Siz Hiç Çocuğunuzu Kaybettiniz Mi? - Balçiçek İLTER - Habertürk
Analarımızı Öldürmek İstiyorlar - Alınteri.net
Genelkurmay'a Suç Duyurusu: Dur Diyelim Tabii Ama Düşünelim De…. - Ayşegül DEVECİOĞLU - Bianet
Kardeşliğimizin Harcı: Unutmamak İçin Tekrarla! - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
"Özerklik Önerisi Demokrasiye Suikast Değil, Katılımcı Demokrasi" - Bianet
Diyarbakır'da Ne Tartıştık? Ya Da Türkiye Bölünüyor Mu? - Ali BAYRAMOĞLU - Yeni Şafak
Haluk Gerger: Türkiye Çözümsüzlük Girdabında Çırpınıyor - Atılım
Dil Yarası - Akın OLGUN - Birgün
Kürtçe Bir 'Anadil' Değildir - Necmiye ALPAY - Radikal 2
Masal Dil Kürtçe, "Büyük Ülke" Türkiye, Yahut TRT 6 - Ahmet ALIŞ - Birikim
Kürt ‘Kürdüm’ Demez, Dersek Biz Deriz - Ümit KIVANÇ - Taraf / Jiyan
Türkiye’nin Türk-Kürt Sorunu - Oya BAYDAR - T24
Lütuf - Etyen MAHÇUPYAN - Zaman
Gülten KIŞANAK: 'Bizim 'Resmi Dil'le Bir Sorunumuz Yok' - Ntvmsnbc
Numan KURTULMUŞ: 'İnsanlar Kendi Dillerini Konuşursa Türkiye Bölünmez' - Cumhuriyet
EMEP: İki Dilli Yaşam Neden Olmasın - Evrensel
Bu Kafayla Özerklik De Böler, Anadil De! - Ayhan BİLGEN - Köxüz
'Kürtler Sussun' Partiler Birleşti - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Nereye Elinizi Atsanız Elinizde Kalıyor… - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Sivilleşme Ve Demokrasi - Maya ARAKON - Kronik Muhalif
Yeter Yetmez - Özgür MUMCU - Radikal
Türkiye'de İşkence Yoktur: Lancet'e Mektuplar... - Şahika YÜKSEL - BiaMag
12 Eylül Yargılanacak Mı? - Hüsnü ÖNDÜL - Atılım
Ökkeş Şendiller’in Yumurtası - Mahmut BOYNUDELİK - Yeşil Gazete
Maraş: Adaletin Uğramadığı Kent - Kronik Muhalif
Sessiz Ölüm... - Sadık KAN - Birgün Forum
Sol Liberalizm Ve Diğerleri... - Uraz AYDIN - Mahmut EŞİTMEZ - Foti BENLİSOY - Yurtsuz
“Demokratik Özerklik: Alternatif Bir Sol Proje” - Zeynep Gambetti - Birgün / Sol Defter
Utancı Beklerken...- Tuğçe ÖZSOY - Başka Haber
Giden Geri Gelmez - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Sipariş Hattı - Umur TALU - Habertürk
'Hepimiz Ermeni'yiz', 'Yüzbinler' Ve Utanma Duygusu... - Ayşe GÜNAYSU - Köxüz
Asgari Ücretlinin Bir Günü - Osman Nuri ORHAN - Sendika.org
Asgari Değil İnsanca Yaşam İçin Mücadelede Bulunuyoruz - Başak TURAN - Birgün
DİSK: Gerçek İşsizlik 17,3 - Etkin Haber Ajansı
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Kot İşçileri Ankara’da Hak Arayışında - Emek Dünyası / Jiyan
Torba Yasada Ne Var Ne Yok? - Sol.org.tr
"Haklarımızı Torbalatmayacağız!" - Alınteri.net
AKP’li Vekil De Torba Yasaya İsyan Etti - Vural NASUHBEYOĞLU - Evrensel
Sayılar Ve Hayatlar - Bilge SEÇKİN - Birgün
AFX / Aphex Twin Returns With New Album - In The Mix
Tricks Or Treats: Aphex Twin - Come To Daddy - Adam KIVEL - Consequence Of Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Detail From "Men At Work III By Abdulnasser Gharem" - dR Warp
Edge Of Arabia Official Site

>>>>>Poemé
Manşet - Murathan MUNGAN
Hayatıma manşet istiyorum.
Birkaç manşete ihtiyacım var, günler tekdüze
Karton filmlerden yapılma bütün serüvenlerin
içinden geçtiğimiz karanlık tünel bizim olmayan gündelik
Büyük bir köy artık bana tanınan, dünya!
ölüm tek ticaretin
Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
sanal gerçeklikler için vurguna inmiş manşet
Gözlerimize attıkları bandın sakladığı karanlık
kimsenin ofsetinde kazınmıyor yalan sarmal grafik
kendine çevriniyor
Biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
Rekabetten başka yapacak bir şey bırakmıyorlar bize
Şerefin, haysiyetin, adaletin ve ümidin
eski moda öyküsüne bir biletim var, alıp cezalı bir biletle
değiştiriyorlar. Sesim hiçbir metinde tanınmayacak böyle
giderse.
Aşık olmak istiyorum.
Kendileri koyuyorlar kuralları. Naklen yayınlamak
istiyorlar bütün duygularımı. Güzel pişmanlıklar yaşamak
istiyorum, bırakmıyorlar, sterilize ediyorlar hemen yaşadığım
her anı. Hilesiz kuşlar bile kartpostallarda tuzağa düşürülüyor,
Tebrik ediliyor; poz verdiriliyor kanatlarına.
Pozdan putlar yaratılıyor her yanda, afişlerde, ekranlarda,
vitrinlerde, sokak pozlara tapmaya zorlanıyor insanlar.
Zorlandıklarını hiç anlamıyorlar.
Her yerde bela var. Olmayacak yerlerde üşüyorum.
Çarşaflarımı denetliyorlar ben yokken. Pencereme konan kuşları
takibe alıyorlar. Tek kişilik bir içbükey zaman bile
bırakmıyorlar bana.
Çıkmasam odam gömleğim oluyor. Çıkmasam sokaklar tundra.
Aynaya bile şebekemi gösteriyorum.
Bakın kimseyi dövmek istemiyorum. Aktör de olmak
istemiyorum. Vücuduma ve ruhuma muhtacım. Rahat
bırakmıyorlar. Yerimi bilmeliyim gitmeden önce. İzmarit olmak
istemiyorum. Gençken ve yeniyken bir şeyler denemeliyim. Önce
bir manşet bulmalıyım kendime, her şeye bir manşetten
başlamalıyım.

O zamanları anlatmak istiyorum.
Zamanı öğrenmeye çalışırken yitirdiğimiz zamanları.
Ölümden anlayan bir yanımız vardı gene de
Sesimiz açılırdı. Uyurken korkardık. Sıçrardık uyku
arasında ya da birinin elini tutardık
Gecenin koyu kibrinde gölgelense de erden masumiyetimiz
gelip geçerdik her şeyin yanı başından
derinleşmekti en büyük tehlike
Bağışlanırdık. Gençtik. Gençlik kaba cephane.

hiçbir şeyin içimize fazla işlemesine izin vermezdik
kahkahayla baş etmeye çalışırdık gözümüzle göremediğimiz
her şeyle, ölesiye korkardık
kendi içimizden tanımadığımız biri çıkacak diye günün
birinde

anonim bakış için rehin verdiğiniz gözler
önünde
geçip giden yazıp duran söyleyip eyleyen
ben değilim
duru suyun arı mantığın dingin optiğin
önünde
görülmek görünmek gözükmek isterim
çok mu zor çok mu olanaksız bilmek isterim
karşı durduğum şeyler vardır hayatta
manifestoya varmadan daha kısa mesafelerde
çözgüsü atkıya daha kolay dolanabilecek bir dolu yol
derin çözümsüzlükte
adı konmamış gizli bir sözleşme saklı madde
imha ve imla

ne çöllerde yiten geç dönemin mecnunları
ne teneke kutularda biriktirdiğim madeni paralar
en büyük günahımı işlemedim daha
elementlerin minimal kullanımı
daha yolun başındayım, yakında

şimdiki zaman yalnızca çarşı
pop ve popcorn zulmün bütün ayları
iki bin yıllık kadim şehirlerde işkenceciler emniyet
müdürü, katiller vali, Bağdat naklen bombalanıyor tarih ekrana
çıkıyor, şifreli çantalarda taşınıyor parçalanmış haritalar, zulme
çalışıyor devletin ve sermayenin bütün kanalları, polisler
gazeteci, sarı kartlı muhbirler, satılık şeref koltukları,
eski bir alınlık: Geçmişi anlamayan onu bir daha yaşamak
zorundadır
hem ortadoğudayız hem viyana kapılarında
kuşe bir gravürde dağılıyor kimlikler değerler özsu; katil
hep başkası çıkıyor kara piyasada kapalı iktisat
her yıl geriye çalışıyor infilaka kadar körlük
infilaka kadar kötülük
herkes birbirine düşman olursa sistem mümkün oluyor ve
buna, hayat işte, deniyor
şairler biliyor sonuna geliyoruz büyük duvara
herkes bir manşet bulmalı parçalandığı fragmanlara
bugünlerden bir gün çıkacaksak eğer, çıkılacaksa,
gömdüğümüz şeyler olmalı bugünlere, bir gün başka gözler
bugünleri yeniden okuduğunda bizi görsünler diye, birkaç
manşetlik kaba cephane
ne yalnızca siper ne barikatta verdiğimiz ölüler
şiir gizimizi herkesin gözleri önünde kaçırır geleceğe
kolay kirlenmeyecek mecralar deltalara vurur akıntısı
çıkarız çıkmalıyız acemi şiirler büyür başkalarının okuduğu
olduğu yerde
bizi de oldurur derin teorisiyle
tekin olmayan şiirlerin kotuma altına aldığı yarınlar
saklar kendi çocuklarını da
eski ve kara bir şarkı yineler kendini başkalarının
kaderlerinde:
"kendini ele verdiğin yerde
başkasına ihanet etmiş olursun
yapma n'olursun!
bizi almazken bizim kurduğumuz şehirler
biz söyleriz başkalarına kalır kelimeler
varsın olsun sen gene de
yapma n'olursun!"

yarım bırakılmış bir fragman gibi,
parçalanmışlığın sunduğu acemilikler gibi
mükemmel olmaktan özellikle kaçınmış şiirler gibi
söylenebilecek binlerce sözden yalnızca birkaçı gibi
kirletilmiş kayıtsızlığın her vahşeti mümkün kıldığı bir
dünyada
hayatımızın başına çekin kendi manşetinizi

1991-1994 Ludwigshafen-İstanbul
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, December 19, 2010

Deuss Ex Machina # 329 - Verta Käsissään / Viha Silti / Heidän Sydämissään

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_329_--_Verta Käsissään / Viha Silti / Heidän Sydämissään

13 Aralık 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Shackleton-International Times (Fabric London)
>2<-Shackleton vs. Kasai Allstars-Mukuba Special (Congotronics)
>3<-Muslimgauze-Full Metal Yashmak (Staalplaat)
>4<-Muslimgauze-Straps Sticks Of Dynamite Around Her Body (Staalplaat)
>5<-Badawi-Ocean Of Tears (For Rav Carlebach) (ROIR / Reachout International Records)
>6<-Badawi-Yashar (ROIR / Reachout International Records)
>7<-Grup Ses-Kurtalan (Bağımsız Müzik / MP3)
>8<-Grup Ses-1 Artı 1 (Bağımsız Müzik / MP3)
>9<-Cengâver-Afrodizyak Etkisi (Music For Non-Musicians)
>10<-Cengâver-Make It! (Music For Non-Musicians)
>11<-Melodica Deathship-Bang Out! Cannonxs (Self Released)
>12<-Melodica Deathship-Blaxck Shjip Coming Prt 2 (Self Released)
>13<-Da Crime Posse-Der Weg Den Du Ghest (Mercury / Universal)
>14<-Karakan-Kan Kardeşler (Mercury / Universal)

Verta Käsissään / Viha Silti / Heidän Sydämissään
(329)
Bir anlık değil bu toplumsal devinimin, çabalanımın tünelin ucunda ortaya çıkarttığı düşünsellik betimlemesi. Dur yolcu hele bir soluklan tersine giden bunca şey dahilinde senin de bizzat payına bir şeyler düşmüyor mu ezcümlesi okunmakta o aralığın yansıttıklarında. Düşüncelerini çok zaman öncesinden tektipleştirmiş olanların karşısında durmaksızın geliştirilerek, sözcükleri sınırlandırılmış, düşünselliği engellerle tarumar edilerek enikonu, nasıl olsa iyice köşeye sıkışıtırırız şiarından ötesini görmeyenlerin gözlerine inen perdelerin aralanmasına sebep olacak savaşımı. Aralıktan yansıyanlar bir hadisenin içerisinde diğerinden çok farklı bir noktada konumlandırılmış gibi görünüyor olsa da tüm yeterlilikleri, kullanım imkanlarına karşın muktedirliğin nasıl da kolay yoldan hakir görmeyi beraberinde sürdürdüğünü okuyabilmemize vesile teşkil eden süreçlerin içerisinde yaşıyoruz. Sesini çıkarttın mı hizaya geçirilmen için birilerinin devreye girmesinin, ilk önce bennn ayar vereceğim koşturmacasının başka bir açıklaması var mıdır? Ehveni şer diye umulanların dahi nasıl da fırsat bu fırsat diyerek suyu kaynatmaya eskisinden de cevval bir biçimde soyundukları, düzeneği takip ettiklerini görmek düşündürücüdür. Ayrısız, gayrısız hepimizin el birliğine! ihtiyaç duyduğumuz sahnelerde pat diye ortadan el ayak çekmelerin, yalnızlaştırmaların dikâlasına şahitlik ediyor olmak da mı kimsenin zoruna gitmemektedir? Senin fikrin sana, benim fikrim bana faydalıdır zehirinden yaşadığımız bu topraklar ne zaman kurtulacaktır? Ne zaman görünürlüğü bu kadar arttırılarak, belirginleştirilmiş olanların tümü inatlarından zerre vazgeçmeyenlerin kendilerini kandırdıkları ayaklar baş olduğunda kıyamet kopacaktır yanılgısından pekala uzaklaşabilmemizin mümkünatlar dahilinde olduğu gerçekliğidir iş bu satıhın dahilinde irdelemeye çalışadurduğumuz. İnsanı nefessiz, düşüncesiz, fikirsiz bırakabilmek söz konusu olduğunda kindarlıklarla yarışılmaya devam edildikçe muhalifliğin bütün cepheleri için, şirazesinden çıkarak limitlerini aşmış ayak takımları, hangi fikirlerin uğruna ne işler gerçekleştirdiklerini bilmeyenler, keyiflerinden yaz kış dinlemeden e(k)mek mücadelelerine sahip çıkar görünen sözde! işçiler, yıllar yılı aymazlıklarla dozu arttırılan şiddeti, yoğunluğu fazlasıyla çoğaltılarak eziyetlerin bini bir paraya, haklarından mahrum bırakılarak, neredeyse tanımlandırılamayan bir kavim haline dönüştürülmeye çalışılan yaşayışlar, bütün bunlara ilave olarak kullandıkları dillerine "bilinmeyen bir dil" ibaresinin yakıştırdıklarının en küçük fikir tespitlerine karşı aba altından sallanan nice sopaların yürek burkuculuğuna kayıtsız kalmamız değil midir bizlerden istenen. Tüm bu noktalar birleştirildiğinde ortaya çıkan kargacık burgacık görüngünün tüm sathında. Müesses nizamın yekpareliği, mermerliğinde hizalarını istiflerini bozmadan olan biteni görmezden gelenlere inat muhalifliğin, kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanan müktedirlerin dimağları dahilinde, acı bir aydınlanmayı sağlamasına çabalamalar lazım olandır. Her kazanım kimileri için çoktan kolay lokma olarak sınıflandırılıp, susturulacağına neredeyse dünden daha emin konuşulan halkın müesses nizamdakilere kendileriyle aynı topraklarda yaşayan halk üzerine indirilmeye bir türlü doyulmayan copların, kalkan yumrukların, atılan biber gazlarının, kıstırılıp karanlığa teslim ettirilen canların, yığıntılanan dağ gibi iftiraların ve tenkitlerin anlaşılırlığı, açtığı yaralardan nasıl da sistemle uyumlu olrak insanlığı çiğnediklerini gözlerin önüne serecektir. Sermelidir de yıllar yılıdır gıdım gıdım bahşedilmiş hakların da nasıl birdenbire size bu hak tanımlandırılmamıştır kördüğümüne, başlama noktasına gerisin geriye teslim edildiğini bir an olsun hatırdan çıkartmadan. Unutmadan, utanmadan. Reva olarak lütfedilmişlerin! hemen tümünün aslında statükonun sabitliğini daha çok semirten bir sonuca ulaştırmaktan başkasına hizmet etmediğinin okumasını mümkün kılacaktır. Çekirdek ailenizde konuştuğunuz dilin bir günlüğüne de olsa adının yükseltilmesi!! ehmemmiyet gösterilmesi muktedirin anadilinin kıyısında, yanında anılmasının yol açtığı asabımızı bozmayın, daha fazla kendinize zulüm ettirmeyin!! sonucudan başka bir sonucu olmadığını idrak ettirecektir belki birilerinin kıt zihinlerinde heveskar bir biçimde şekillendirmeye doyamadıkları, oradan oraya sürdükleri, yollarını kesmeye nizamsız bir bütünlükte el birliğiyle koştukları asıl yaşanılır yaşatılabilir demokrasi mücadelesinin kuru sözle değil eylemle olabileceği gerçeğini hatırlatacak umursamaz göründükleri haklarından sadece bir günlüğüne feragat ettiklerinde kendilerini nasıl da köşeye sinmiş hissedebileceklerini fark ettirmektir bu bahis dahilindeki nihai aynalama, yüzleşme evresinde. Keza halkın temsilcisi olarak seçilmiş olmasına karşı muhalifliğini de korumaya devam eden!!! sesini çıkartan milletvekiline karşı devlet eliyle uygulanmış şiddetin unutkanlığını meclis kürsüsünde yüzümüze gösterdiği değneklerle birilerinin zihinlerine kazıyarak yeniden belirginleştiren kadın vekilin sözlerinin arasında duran "kusur, panzerden su sıkan değil, burada o tazyiki yaratan anlayıştır." cümlesinin gerçekliği üzerinde az biraz zihinlerini yormalarının gerekliliğini işaret etmektir. Edebilmektir. Her muhaliflik eden bir gün o can yakıcı, acı verici, tedirgin edici yıkımları yaşayacaktır gazlamasının neticesinde insanlığın tam da yerlerde süründürüldüğü Hayata Dönüş (operasyonu) ve Kahramanmaraş katliamlarının yıllar sonra bile neden bu kadar önem arz ettiklerini, nasıl eskisinden de beter halde cepheleşmelerin, şiddetin ivmesi arttırılırken insanların devekuşları gibi görmezden gelmelerinin sağlandığının ortaya serilmesi, o hep yakaladığımızı sandığımız muasır medeniyet seviyesine ulaşabilmek için önce bu boynumuza geçirilmiş ilmiklerin tümünden ciddi ciddi hesap sorulması gerekliliğinden geçtiğini bir kere daha ikrar etmeliyiz. Dahası yıllar yılları kovaladıktan sonra anma etkinliklerini bile, şirinlik muskası olarak uluorta kullanılmaya başlayan "reyiz" kalıbının aslına rücusu, şerliklerle dolu yüzünü bir kere daha Kahramanmaraş'ta gösteren elleri kanlıların! şiddetinin, tahammülsüzlüklerinin göründüğünü fark ettirmek, paylaştıkları muktedirliğin sorumsuzluklarında kendi paylarını da hissedilir kılacaktır. Yüzü olanlarının yüzlerinin kızaracağı ise muhakkaktır. İncitmekten, yakıp yıkmaktan, sindirmek için her yolu mübah sayanlar arasındaki ortaklıktan daha gerçekçil bir çıkarsama bizleri beklemektedir. Ucunun kendimize dokunmasını beklemeden yeterince söze, sese karışmak; hizya sokulduğumuz sınırların dışında olan bitenlerin tümü için daha çok ses vermek. Uyumadan, uyutulmadan...

>>>>>Bildirgeç
Demokrasi Korkusu... - Mithat Fabian SÖZMEN*

İstisnasız herkesin kendini demokrat olarak tanımladığı ve demokrasi sınırlarının piyasa bayraktarları tarafından çizildiği bir dünyada gerçek demokratın da demokrasinin de tanımını yapmak güç. Ben Immanuel Wallerstein’den ilhamla şu tanımı benimsedim: “Demokrat, sınıfsal ve kimliksel olarak eşitsiz konumdaki insanların kolektif kararlara katılma konusundaki kaçınılmaz dezavantajlarını gidermeye çalışır.”

Malum, öğrenci eylemleri gündemin tepesinde uzun süre yer aldı. Ortada öyle aman aman bir öğrenci hareketi olduğu söylenemez. Fakat iktidarın demokrasi algısı o kadar sığ ki yetersizliğini teşhir eden irili ufaklı her türlü harekete karşı orantısız bir tepki gösteriyor. Kimin demokrasi tahayyülünün ne kadar olduğunu da bu “Resmi” tepkilere verilen reaksiyonları gözlemleyerek görebiliriz.

DEMOKRATİK, PARASIZ,ANADİLDE EĞİTİM’İN YANKILARI

Taleplerini YÖK’ün kaldırılması ve “Parasız, bilimsel, anadilde eğitim” olarak formüle eden öğrenci gruplarına karşı hükümetin ve polisin tepkisi medyada farklı biçimlerde yer aldı. Polis şiddetinin doğmamış bir bebeğin canını alması sadece 2 gazeteye (Evrensel ve BirGün) manşet olabiliyormuş, onu gördük mesela. Doğan medyası ve ulusalcı basından birkaç gazete de tek dertleri AKP olduğu için hadiselere küçük de olsa ilk sayfadan yer verdi.

Holding gazeteleri kurumsal yapılar dolayısıyla onların hangi olaya nasıl tepki vereceğini biliyoruz. Ben dikkatimi kendini solda konumlayan yazarlara çevirdim. Murat Belge’nin bu isimler içerisinde her zaman ayrı bir yerde olduğunu düşünürüm. Fakat övgülerim 10 Aralıkta Taraf gazetesinde yayınlanan ‘27 Mayıs Arifesinde’ başlıklı yazısıyla birlikte sona eriyor. Belge özetle, öğrenci eylemlerinin AKP’yi gerekirse bir darbeyle alaşağı etmeyi planlayan klik tarafından örgütlendiği, öğrenci gruplarının bu amaçla kullanıldığı düşüncesini dillendiriyor ve bugünü 27 Mayıs öncesine benzetiyor.

Zaten biliyorsunuz bu ülkede herkes derin ilişkiler içerisindedir! Bu sebepten memleket Sherlock Holmes’tan geçilmez! Bir eylem yapılıyorsa arkasında mutlaka derin güçler vardır (Eskiden iç-dış mihraktı, artık yeni joker Ergenekon). Çünkü çok demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Muhalif olunacak herhangi bir durum yok, her şey süper!

Hrant Dink’e Nazi benzetmesi yapan, “Anadilde eğitim olamaz” diye höyküren, seçim barajını indirmeyen, 12 Eylül kurumlarını olduğu gibi devam ettiren, kentsel dönüşüm projeleriyle emekçilerin yaşam alanlarına tecavüz eden, tarihin en büyük işçi düşmanı partisi AKP sayesinde ‘Demokratikleşiyoruz’ ya o yüzden bu ‘İstikrara’ ket vuranlar ancak hainler olabilir.

VAKİT KARİKATÜRİSTİYLE AYNI ÇİZGİDE OLMAK…

Bu ülkede “Parasız Eğitim İstiyoruz” pankartı açtığı için aylarca hapis yatan, anayasal hakkını kullanırken polis şiddetine maruz kalarak karnındaki çocuğu yitiren arkadaşlarımız var. Bu ülkede anadilinde eğitim göremeyen milyonlarca insan var. Bu ülkenin üniversiteleri polislerle, “ideolojik takıntılı akademisyenleri barındırmayacağım” diyen rektörlerle dolu (Düşünsenize David Harvey Türk olsa hocalık yapamayacak).

Ve böylesi bir ortamda, bu yapının sorumlularını protesto ve teşhir edenleri darbecilerin yedekçisi olmakla itham edebilen aydınlar var. Kısaca şunu demek istiyorlar: “Bu ülkenin tek demokratikleştirici unsuru AKP’dir ve AKP’ye muhalefet eden her odak derin güçlerin maşasıdır. AKP’ye muhalefet yapılacaksa onu da biz, sınırlarını kendi belirlediğimiz çerçeve içinde yaparız.”

Ehven-i şer olduğu gerekçesiyle AKP’ye demokrasi havarisi muamelesi yapanların anlamadıkları şey şu: Demokratik hak ve özgürlükler iktidarlar tarafından bahşedilmez. Halkın, özgürlüğü, hakları için mücadele etmesi gerekir. “10 yıl önce Kürt diyemiyorduk, artık diyoruz, AKP ah sen ne güzelsin” diyenler, bu AKP’nin başarısı değil, Kürt hareketi ve Türkiye solunun 40 yıllık mücadelesinin eseridir. Hiçbir iktidar, örgütlü sınıf ya da halk mücadelesi neticesinde mecbur bırakılmadıkça ayrıcalıklarından ödün vermez. Belirleyici olan iktidarın adı değil halkın örgütlü mücadelesinin tıynetidir.

Aydınlarımızdan beklediğimiz de muhaliflere karşı iktidarı savunmaları değil, muhalefetin varsa eksik yanları onları düzelterek bizle beraber antidemokratik yapılara karşı mücadele etmeleridir. (Burada iktidardan kastım AKP’sinden CHP’sine, TSK’sından TÜSİAD’ına tüm sömürgen bloklardır) Yönetici, sömürücü iktidar bloğuna değil halkın öz örgütlülüğüne bel bağlayan, baştaki demokrasi tanımına dönersek, sınıfsal ve kimliksel olarak eşitsiz konumdaki halkın kolektif kararlara katılımını sağlayan, hatta o yapılanmayı bizzat örgütleyen aydın benim için gerçek demokrattır.

Vakit gazetesi karikatüristiyle M.Belge’yi aynı çizgide görmek üzücü, fakat Başbakanla aynı hatta olduklarını görmek daha üzücü çünkü adam bayağı dövlet! Belge, en fazla ima eder. Erdoğan soruşturmalardan suçlamalardan söz ediyor. Baksanıza Öğrenci Kolektiflerinin yasadışı örgüt üyesi olduğuna dair ‘Belge’ varmış ellerinde. YASADIŞI ÖRGÜT ÜYELİĞİNİN BELGESİ! Evet, yanlış duymadınız. İllegalite tarihinde bir ilk!

Gevezeliği bırakıp açık konuşalım. Ya “Aslında özgürlüğü, haklara saygıyı severim demokrasiyi değil. Yığınlardan korkarım.” diyen Tocqueville kadar açık sözlü olun ya da yeni anayasaya “Ülke devrim sürecindedir. Bundan mütevellit AKP’yi eleştiren herkes haindir” diye bir madde ekletin, herkes rahat etsin! Öğrencilerin talepleri, ülkenin sorunları, üniversitelerin hali ortadadır. YÖK’ün kapatılması ve parasız, anadilde eğitim gibi şu anki iktidarın tahayyül dahi edemeyeceği demokratlıktaki talepleri için sokaklara dökülen, protestolar düzenleyen öğrencilere darbeci, darbeci yamağı diyecekseniz de şunun adını koyalım: Sizdeki darbe falan değil düpedüz demokrasi korkusudur!

* Kısa meramımızın tamamlayıcısı olarak Evrensel gazetesinin 19 Aralık 2010 tarihinde Mithat Fabian SÖZMEN imzasıyla yayınlanmış makaleyi, yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Demokrasi Korkusu... - Mithat Fabian SÖZMEN - Evrensel
Düzenin Yeni Bekçileri: Polis Şiddeti ve Medyadan İki Portre - Ahmet BEKMEN - Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol
Yumurta! - Yıldırım TÜRKER - Radikal
‘Malum Çocuklar’, ‘Malum Siyaset' - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
Yumurta Adresini Bilir! - Şeyhmus DİKEN - Birgün
Velev Ki Öğrenciler İdeolojik - Emre ÖZTÜRK - Radikal 2
“Demokratikleşme Yalnızca İktidar ve Yandaşı İdeolojiler İçin..” - Haber Fabrikası
Her Sertlik Mertlik Değildir! - Umur TALU - Habertürk
Örnek Ülke Türkiye - Özgür MUMCU - Radikal
Özgürlük İstiyoruz! Kimliğimiz ve Emeğimiz Ayrı Değildir! - Evren Barış YAVUZ - Demokrasi ve Özgürlük
Şiddetin Dili - Oya BAYDAR - T24
Hamdolsun - İlyas BAŞSOY - Birgün
Nereye Kadar? 60’larda Darağacı, 80’lerde İşkence Vardı, Bugün Sözde Demokrasi! - Merve TUNCAY - Kronik Muhalif
Reilly: Diyaloğa Girmemek Barışı Zorlaştırır - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Haklısın Kardeşim - İbrahim ÇİÇEK - Atılım
'İleri Demokrasi'nin Tehdidi: Partiniz Kapanır! - Kronik Muhalif
Kürtçe ve Tankla Korunan Put!.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Genelkurmay Becerememiş Bir De Ben Yazayım - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
AKP ve CHP’nin Muhtıra İle Sınavı - Aydın ENGİN - T24
Sevahir BAYINDIR: "İşte T.C. Kimlik Numaram" - Ntvmsnbc
BDP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, Koltuk Değnekleriyle Çıktığı Kürsüde Bakan Kavaf'ı İstifaya Çağırdı - Internet Haber
Fiili Durumlar - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Anadilde Yasak Sürüyor: Kürtçe Yabancı Dilden Bilinmeyen Dile Dönüştü - Sait ÇETİNOĞLU - Köxüz
Xwedê Çwa Rzî Be? - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Ez Zimane Gele Kurd İm / Ben Kürt Halkının Diliyim - Sosyalist Demokrasi
İki Dil Bir Postal - Tuğçe DEVECİOĞLU - Jiyan
Yüksekova: Tek Kurşun, Tek Kurşun - Nazım ALPMAN - Birgün
Kardeştik Biz... - Ömer YILDIZ - Sol Defter
Bir Sabah Bir Halkı Astılar - Alınteri.net
"Alevilik Okutulsa Dahi Din Dersi Zorunlu Olamaz" - Berivan TAPAN - Bianet
Medya Kürt İllerindeki Katliam Haberlerini Karartıyor - Sendika.org
Maraş Katliami Unutturulanlar - Belgesel
Tarihte Bir Sayfa: KA(h)RA(man) MARAŞ - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Alevi Bir Grup, Maraş Olaylarının Yıldönümünde Olayları Kınıyordu... Bozkurt İşareti Yapan Grup Harekete Geçince! - Radikal
İşte 'Normalleşen Türkiye'nin Fotoğrafı: Ökkeş Şendiller Yine Maraş'taydı! - Sol.org.tr
Hiç Kimse Yatağında Rahat Uyumasın - Ayça SÖYLEMEZ - Başka Haber
Hayata Dönenler - Ertuğrul ÜNLÜTÜRK - Evrensel
Diri Diri Yakanlar Cezalandırılsın - Atılım
19 Aralık Ve Hafızasızlık - Halil SAVDA - Köxüz
Katliamlar Günü 19 Aralık - Kaan Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
Yol Arkadaşım - Leyla ALP - Emek Dünyası
"Hayata Dönüş'ün Gerçek Bilânçosu; 122 Ölümdür" - Alper TURGUT - BiaMag
Hayat Geri Gelir... - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Nefesim Yok, Sesim Ol! - Alınteri.net
Bakan: "İşçi Gerekirse 16-18 Saat Çalışacak!" - Adil Medya
İşçiler Akp'nin Torba Yasasını İstemiyor - Dilem TAŞTAN / Pelin ÖZKAPTAN - Birgün
TEKEL İşçileri Bir Yıl Sonra Yeniden Ankara’da - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Gençlere İnsana Yaraşır İş Kapısı Kapalı - F.Serkan ÖNGEL - Mesele / Sol Defter
Soru Asgari Ücretse Cevap Geçim Sıkıntısı - Asena AKARSU - Evrensel
Yoksulluğu Tartışmalı Mıyız? - Immanuel WALLERSTEIN - Binghamton.edu / Sendika.org
Orta Sınıfın Temel Motivasyonu “Asr-ı Saadet” Özlemi - Süleyman ARIOĞLU - Başka Haber
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Keşke Türkiye'nin Başına 68 Gibi Bir Hareket Gelse - Serbay MANSUROĞLU - Birgün
Bu Dünyada Yerleri Yok, Günleri Var - Erkan ERSÖZ - BiaMag


Shackleton Official
Shackleton At Myspace
Shackleton Artist Profile - Fabric London
Shackleton - International Times via The Fader
Kasai Allstars At Myspace
Kasai Allstars via Crammed Discs
Mukuba Special / Rubaczech Release Info via Boomkat
Muslimgauze Official
Muslimgauze Informative via Wikipedia
Muslimgauze - Mersenne - Undomondo
Muslimgauze - Elektronik Müziğin İslami Yüzü - Sühan GÜRER - Proodos
Muslimgauze - Sulaymaniyah Album Review - Henry SMITH - Brainwashed
Badawi Official
Badawi Informative On ROIR
Badawi The Index Showcase Prt. 1 - Dubwar Podcast
Grup Ses At Myspace
Grup Ses At Mixcloud
Grup Ses - Mersenne - Undomondo
Cengâver Myspace Sayfası
Cengâver Bandcamp Sayfası
Music For Non-Musicians Röportajı - Eylül AKINCI - Gönenç GÖÇMENGİL - Reset!
Melodica Deathship At Myspace
Melodica Deathship At Blogger
Melodica Deathship - Doom Your Cities, Doom Your Towns Album Review - Conor MCCAFFREY - State
Da Crime Posse - Ekşi Sözlük
Karakan - Ekşi Sözlük
Cartel - Dökümanter Haber - Dailymotion

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Democracy - Sheevey
Sheevy' Flickr Page

>>>>>Poemé
Rüzgarı Acıtan Doğu - Bejan MATUR

Geldim
Suskun ve kederli
Bıraktım kendimi toprağına
Kalbim bekle diyordu
Bir tapınak bu geç olmadan
Ama geciktim
Gölgesi kalmış duvarların
Kendileri gitmiş uzaklara

Doğu diyorum bazan
Rüzgarı acıtan doğu
Yeter mi anlamama
Avunmak için
Dörtlükler ve haritalar
Topladım çantama
Taşlar biriktirdim
Saçlarımı uzattım kahırla

Senden konuşan
O tuhaf kalabalığın ortasında
Baktım dağ göllerinin derin uykusuna
Görünen tüm yollara baktım
Gücüm yok
Acıyan yaralarını sormaya

Orada
Tanrının biliniyor kuşlar
Kadınlar tanrının biliyor kuşları
Ve soruyorlar ona
Tanrım ne yaptık sana
Kuşlarının kanatlarını mı kırdık
Ne yaptık sana

Tanrı sessiz
Annem kadar sessiz
Bakarak
Neden bekliyorsunuz burada
Diyordu kalanlara

Ah sevgili ten
Neden bekliyorsun burada
Alıp kokunu git
Git
O acı rüzgarın ardından

Kaynakça: Toplumdusmanı.net

Sunday, December 12, 2010

Deuss Ex Machina # 328 - Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_328_--_Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd

06 Aralık 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak:
13Melek (Ses) vs. Deuss Ex Machina (Zikir)
Konuk: Yiğit A. - 13Melek
>1<-A Silver Mt. Zion-Sit In The Middle Of Three Galloping Dogs (Constellation)
>2<-Rachel's-Water From Same Source (Quarterstick Records)
>3<-Balmorhea-Remembrance (Western Vinyl)
>4<-Max Richter-On The Nature Of Daylight (130701 / FatCat)
>5<-Ólafur Arnalds-Til Enda (Erased Tapes Records)
>6<-Rökkurró-Skuggamyndir (12 Tónar)
>7<-Victoire-A Door In The Dark (New Amsterdam Records)
>8<-On Your Horizon-Isolation (Bağımsız Müzik / MP3)
>9<-Oracles Always Lie-At Least I Have Tried (Bağımsız Müzik / MP3)
>10<-Slint-Good Morning Captain (Touch And Go Records)

Dduw Bendithia Ein Democratiaeth Peryg Bywyd
(328)
Tezahür eden orantısızlıklarla taltif edilmiş beher durum şimdi önü alınmaz bir biçimde dünden teşne olduğumuz, içinde bata kaldığımız, nefessizleştiğimiz balık hafızalılığımız üzerinde sarsıntılar gerçekleştiriyor. Silkinebilmek için ayağımızın, burnumuzun dibine kadar yakınlaşmış olan problemlerin görünürlüklerini arttırıyor. Kaçış iş bu raddede yok! bilmiyordum diyerek sıra savmaların da. Önemi yok onların adamı bu sözcükleri söyledi, berikininki şunları seslendirdi diğerlerinin fırsat bu fırsat diyerek neler neler karıştırdıklarının. Muktedirlik karşısında her seslendirmenin, karşıt duruşun tam da bittiş noktasından, hemen ardından sıkış tıkış kalakaldığımız heyhulanın ötesine ulaşabilmek için daha fazla çalışmamız gerektiği ortalığa saçılıyor. İmler çoğunluğun anlayabileceği bir şekilde birer birer sunulup copa, gözyaşartıcı bombaya, sindirmeyle sivrileştirilirken, ipuçları alenen dolaşıma çıkartılmışken, ellerini ivedilikle yaftalamalara çekinmeden uzatabilenlerin, öç alma disturuyla beraber durmaksızın cephelerini geliştirdiklerini hafızaya işletiyor. Hala bilmezden gelmelere inatla, körolası ısrarcıl bir damarla sahip çıkılsa da hatırlatılanlar esasında kaybetmekten heder olduğumuz demokrasi mücadelesinin muasır devletler seviyesine ulaşmasında daha ne kadar çok yolumuz olduğu okumasını manidar kılıyor. Tahlilere düşülecek vakitlerden ise eylemlerle daha fazla belirginleştirilecek, 'iğneyi de çuvaldızı da' beraberimizde taşıyacağımız günlerin ortasından ilerliyoruz. Hiç olmadığımız kadar vicdan sorgulamalarına yakın, içinde bulunduğumuz keşmekeşlik düzeninin orta yerinde kendimize yakın bulduğumuz yönleri tayin edebilmeye vesile olmasını temenni ettiğimiz günleri arşınlıyoruz. Hak olarak reva görülmeyenleri seslendirenlerin "hala mı ses çıkartıyorsunuz" dan "beyinsizler"e uzandığı bir yarılmanın tarafgirliğini hissediyoruz. Dalavereden başkasına hizmet etmeyen sözcüklerin bol nihilizm soslu göndermelerin ortasında hangisinin daha patolojik olduğunu anlaşılır kılma mücadelesinde düzlükleri koşaradım geçiyoruz. Herkesin birbirini tehdit olarak gördüğü zamanda yaşadığı sıkıntıları duyumsatmak için daha ne yapması gerekiyorsa onu da tereddütsüz bir biçimde yapabilecek insanların varlıklarını bir kere daha hissediyoruz. Eğitim alanında bile fırsatçılığın topyekün gemiyi azıya aldığı, elinde avucunda yoksa ne gereği var eğitimin denilerek akıl verenlerin bol olduğu, imkanları yıkıntılar altına terk etme tahrip etmenin ötesinde neredeyse lütuf gibi sunulmuş her şeyin sadece nizami olarak taraftarlara nasip olduğu bir zamanda kimseciklerin epeydir anlamlandırmadığı bir gerçeği hatırlatıyor öğrenciler. Bugün onlara ne kadar uzaktan bakıyor görünsek de, hak aramanın adının karşılığına sistemin devamlılığını sağlayanların sunabildikleri tek yanıt hakaret olduğu gerçeği. İstisna olarak değerlendirilemeyecek kadar acıtıcı olansa, hamile bir kızın hayatının nasıl dar edilebileceğinin bir lince dönüştürülmesi için nasıl da kocaman kocaman puntolarla belirli yerlerden güdümlü güdümlü laf salataları yapıldığının açmakta olduğu onulmaz yaralarıdır, payımıza düşürülenler. Dedik ya kimilerinin dediği değil nasıl bu kadar bağnazlığa, vicdanları açıktan satılmışlığa dünden razı gelenlerimiz olabileceği noktasıdır bünyeyi tereddüte koyan. Değiştirmek istenen topyekün bu ülkenin yarası bir türlü kapatılamayan herhangi bir sorununa karşı elimizde avucumuza bırakılanların istisnasız bir biçimde kinlerin toplamıyla çözümsüzlük üretmekten başkası olamayacağı gerçeğinin hüzünbazlığıdır. Payımıza düşürülenler ne gerek var ki elini taşın altına koymanın ger(ç)ekliliğinde işaret fişeği olarak muştulanan yapmayının, aba altından sallanan sopaların birgün hepimizin payına düşürüleceğinin dehşetengizliğdir. Ha keza millet(in) meclisi işlevselliğini, seçilmiş insanların bizleri temsil ettiğine inandırıldığımız bir çatı altında bilinmeyen dilde zikredilen cümlelere tahammül gösterilmeyeceğinin belagatli halleridir o kıssada okumakta olduğumuz. Yıllardır yok saymak dışında başkaca bir ilerlemenin sağlanamadığı bir konuda resmi söylem kendi kanalını kurarken öte yandan oradan yükselen muhalifliği hakir görmek için nasıl bir sebebi olabilir? Ya da aylar, yıllardır işitilmekte olan e(k)meğin sorununda, sağır duymaz uydururlarla hemhal olunmasındaki tezcanlılığı sezinleyebilmek de mümkündür. Mümkündür kıstasları içerisinde, dayatılanlara karşı ses çıkartmak zorunda hissedenlerin sınırlandırılmış özgürlüklerinden daha fazla feragat etmelerinin istendiği bir ileri demokrasiyi yaşaya duruyoruz. Ezilenlerin ezenlere mücadelesinde bir kere daha ezilmişlerin haklarına karşı muhalifliğin yumurtalar ile canlandırıldığını, yok edilmesini, "bırakınız birbirlerine düşsünler bizler de işimize bakalım diyenlerin" ekmeklerine yağ sürüldüğünün farkındalılığını yaşıyoruz. Benim solcum senin solcun ötekisinin beklentisini yarıda bırakan solcularlarlar silsilesi içerisinde asıl zarar gören birleştirilmesi için çaba sarf edilmesi gereken konularda, mücadeleyi temellendirmeden önce hemen koruma kalkanlarının devreye giriyor olmasıdır. Öznel korunaklılık gibi bir şeyin olmadığı şimdilerde istem dışı bir biçimde ayrımcılık isteyeceğimize hiç değilse fikir münazalarında birbirimizi daha yakından işitsek olmaz mıydı diye bir şerh de koymamız lazım gelmektedir, ileri demokrasinin çuvaldızı kabilinden kendimiz , bulunduğumuz noktalar söz konusu olduğunda. Bu çok katmanlı güllük gülistanlığı yaşadığımızı varsayıyoruz. Görüyoruz, biliyoruz ama temelinden farklılaşmaya başlayan, keşke oralarda dediklerinizi bizimkiler de deseydi dediğimiz dünyadaki diğer örneklerden, hallerden içimizde yarım bıraktırılmış 'demokratlığı' avutmaya zorlanıyoruz. Evet uzak diyarlar, mekanlarda, bir yerlerde, yerkürenin herhangi bir köşesinde bir şekilde adı konumamış veya konulmuş adaletsizliklere karşı ses çıkartmak, elini taşına altına koyanların varlığı bir nebze yalnız olmadığımızı ifşaa edebilir. Pekiyi bu satıhda birbirimizin gırtlağına çökmek için sistem içinde sinsice fırsat kollayanlarımızın bolluğu, sistemsiz, geçimsiz, sağırlaşmış, öfkesi burunundan taşarken bile isteye vurdumduymazlığı azıya almışların çoğunluğunda, o hiçbir türlü laftan anlamayan sistemin muktedirlerinin sol gösterip her defasında sağ vurmaları içerisinde nereye kadar suskunluğu muhafaza edeceğiz? Another Brick In The Wall'dan yansıyanların geçerliliğini koruduğunu bir kere daha hatırlatarak sözü tamamlayalım: Hey Öğretmen! Rahat bırak biz çocukları, hepsi hepsi, yalnızca duvardaki birbaşka tuğla, hepsi hepsi, yalnizca duvardaki bir başka tuğlasın sen.

>>>>>Bildirgeç
Satılık Demokrasi - Kristin ROSS*

Bugün, gezegenin neredeyse bütün liderlerinin sloganı demokrasi (geriye kalanlar da er geç zorla hizaya getirilecek). Çağımızı Rimbaud'un yaşadığı olağandışı andan ayıran ise, soğuk savaş denen şey ve onun sona ermesidir. "Demokrasi"nin gelişimi bakımından, batılı yönetimlerin "komünizm"in karşısındaki kefeye "demokrasi"yi başarıyla koyarak sağlama aldıkları büyük kazanç için ne söylesek az kalır. İşin aslına bakılırsa, kelimenin kontrolünü tamamen ellerine geçirdiler; önceki özgürleştirici tınısından eser bırakmadılar. Aslında çok az insanın yönetmesine ve deyim yerindeyse, halk olmadan yinetmesine izin veren sistemleri, yani kendi işleyişinin sonsuz yeniden üretiminden başka her olasılığı safdışı bırakmayı meşrulaştıran bir sınıf ideolojisi olmuştur demokrasi. Denetlenmeyen ve devlet düzenlemelerinden kurtulmuş bir serbest piyasa ekonomisine, komünizme karşı amansız bir muhalefete, sayısız egemen ülkeye ve onların içişlerine askeri yollarla veya başka türlü müdahale etme hakkına, bütün bunlara "demokrasi" adını verebilmek gerçekten inanılmaz bir marifet. Piyasayı demokrasinin bariz bir koşulu haline getirebilmek ve demokrasinin kaçınılmaz olarak piyasayı gerektirdiğini düşündürmek, çok büyük başarı. Buna en azından Fransa'da, 68'e gösterilen tepkiyle beraber, François Furet'nin büyük ölçüde antidemokratik himayesi altında Fransız devriminin sabırlı bir şekilde gözden düşürme çabasına maruz kalması, 1776'nın makbul devrimiyle karşılaştırılarak karalanması ve en nihayetinde Stalinizm ve Pol Pot cinayetleriyle ilişkilendirilmesi de epey katkıda bulundu. "Reel sosyalizm"in son bulmasıyla birlikte, bizim de artık, görünüşe bakılırsa, kopuş veya çatışma anlarıyla işimiz kalmdaı; öyle ya, toplum artık kesintisiz "demokratik" karar, diyalog, tartışma ve toplumsal ilişkilerin sürekli düzenlenmesine uygun bir konumda olabilirdi. Rimbaud'nun ait olduğu an, "demokrasi" şiirinde gördüğümüz üzere, "demokrasi iparatorluk" çağını başlatmıştı: Geliştirilen halklar veya kurumlar için önceden yazılmış bir geleceği getirmek üzere tasarlanmış doğal, kaçınılmaz bir proje. Fakat "demokrasi", "Satılık" şiirinde gördüğümüz üzere, iç cephede de iş başındadır: İç cephede bir toplumda başlıca sistem ekonomidir, yani insan gücünün çok ötesinde olan devasa bir tarihsel güçtür, ve sessiz bir mutabakat, mümkün olan dünyalar içinde en iyisini ekonominin ürettiği dengenin tanımladığını bildirmektedir bize.

Siyasetin dilinin sürekli bulaşmasından mıdır bu? Demokratım diyebilir miyim ben?

Şu veya bu yasanın, parti veya devletin "başarısız" veya "yetersiz" demokrasisini aşamacı bir düşünceyle eleştirmeye yetmez bu şüphesiz. Böyle bir şey yapmak, sözgelimi Robert Mugabe'nin Zimbabwe'de seçim sürecini göz göre göre ele geçirmesinin, eleştirilmesinden son derece memnun olan bir sisteme tıkılıp kalmak, ama demokratik ritüellere saygı gösteren ekonomik olayların -IMF'nin dayatmaları gibi örneğin- aynı süreci hayata geçirmesi karşısında sessiz kalmak demektir. Aslında, seçimlerle veya çoğunluğun iradesiyle bağlantılı demokrasi anlayışı tarihsel olarak çok yeni bir anlayıştır. "Temsili demokrasi" denen şey -bugün için seçimler, serbest siyasal partiler, serbest bir basın ve elbette serbest piyasadan oluştuğu söylenir- aslında oligarşik bir biçimdir: Ortak işlerle ilgilenmesi için kâhya veya yeddiemin yetkisi verilmiş bir azınlığın temsili. Günümüzün bütün "gelişmiş endüstriyel demokrasileri" aslında oligarşik demokrasilerdir: Dinamik bir oligarşinin zaferini, büyük servete ve servete tapınmaya odaklanmış, ama seçenekleri sınırlayarak orta ve üst sınıfların soyunun devam etmesini sağlayan seçimleri kullanıp mutabakat ve meşruiyet inşa eden bir dünya yönetimini temsil ediyorlar.

Bana kalırsa, bir yandan kelimenin, özgün, geniş anlamını korumanın nasıl hayati bir zorunlulu olduğunu da vurgulayarak, durumun böyle olduğunu itiraf etmeli, yani demokrasi diye bir şeyim olmadığını veya daha doğrusu demokrasinin başaşağı çevrildiğini kabul etmeliyiz hepimiz. Yönetim biçimi anlamındaki demokrais anlayışına hapsolup kalırsak, kelimeyi çoktan sahiplenmiş bir dünşamana bırakmaktan başka seçeneğimiz kalmaz. Fakat tam da demokrasi bir yönetim biçimi olmadığı için, bir tür yapı veya kurum olmadığı içindir ki, herhangi bir kimsenin veya herkesin ortak meselelerle ilgilenebilmesi anlamındaki demokrasi bizzat siyasetin öbür adı haline gelmektedir. Bu anlamdaki demokrasi var olabilir de olmayabilir de, kendisini alabildiğine çeşitli biçimlerde yeniden gösterebilir. Bir biçimden ziyade bir an, en iyi ihtimalle bir projedir. Kamusal hayatın sürekli özelleştirilmesine karşı verilen mücadelenin adı olarak demokrasi, tıpkı Rimbaud'nun pek çok sloganındaki aşk gibi, yeniden icat edilmeyi beklemektedir.

* Kısa meramımızın tamamlayıcısı kabilinden Metis Yayınları tarafından yayınlanmış; Metis Defterleri dizisinin ilk derlemesi olan "Demokrasi Ne Âlemde?"den Kristin ROSS'un Satılık Demokrasi makalesinin sonuç kısmı, yayınevinin anlayışlarına sığınılarak sayfamıza alıntılanmıştır. (Sayfalar 101-103)

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Aman Amirim!.. - Alınteri.net
Çığlığı Duyuyor Musunuz? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Orantısız Liberallik ve Bir Bebeğin Başlatılmayan Hayatı - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Hangi Faşizm? - Erdal GÜVEN - Radikal
Men Dakka Dukka - Okay GÖNENSİN - Vatan
Sepet Sepet Yumurta... - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Radikal 2 / Bianet
Cennet Polislerin Ayakları Altındadır - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
Şımartırsan Tepene Çıkar - Mehveş EVİN - Milliyet
Yumurtanın Ak’ı, Demokratın Sarısı - Umur TALU - Habertürk
Sayın Başbakan Gençlere Karşı Yanlış Yoldasınız! - Hasan CEMAL - Milliyet
SBF Öğrencileri Yapmaları Gerekeni Yaptılar - Cengiz ÇANDAR - Radikal
Cürmünüz Ne? - Cenk YİĞİTER - Sendika.org
"Öğrencileri Tel'in"de Liderliği Türköne, Aköz ve Beki Üstlendi - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
İçiniz Acımaz Mı Sizin - Ferhat KENTEL - Taraf
Öğrenci Protestoları ve Demokratikleşme Menüsü - Meryem KORAY - Birgün
Karar Verildi: Çocukları Ezecekler! - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Beki ve Sağlık’tan “Orantılı Protesto” Tarifleri - Esra KOÇAK - Jiyan
Kadınlar Polisten, Medyadan, Siyasetçilerden Özür Bekliyor - Burçin BELGE - Bianet
Yumurta Kolesterol Açısından Masummuş. Afiyetle Efendim! - İç Mihrak
Sokak Kemalistler ve Neoliberaller’e Bırakılamayacak Kadar Mühimdir - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Yumurta ve 'Başbelası 68 Kuşağı' - Şerafettin HALİS - TBMM Tutanakları - Sendika.org
Roni Marguiles - Ged - Ekşi Sözlük
Kollektif Bir Faşizm - Cahit YILMAZ - Taraf
Korku - Rıdvan AKAR - Cnn Türk
Yüksekova’daki Olay İnfaz Girişimi Mi? - Evrensel
Günay’a Plastik Kelepçe Fırlattı - İsmail AKTAŞ - Serdar BENLİ - Hürriyet
Gülten Kaya: Artık Üzülmeyin Olur Mu - Radikal
Hayata Dönüşe Kamuflaj: Kanı Helal Yurttaşlar! - Murat UTKUCU - Birikim
Hacer ARIKAN: Adalet İstiyorum, Hakkım Değil Mi? - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet
Ergin'den Mektup Var! - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Acıyı Soğuran Kalkanlarımız: Kimliklerimiz - Ramazan KAYA - Köxüz.org
Oğlumuz Erdal'a... - Evrensel
Dün Ağladılar, Bugün Yok Saydılar! - Kronik Muhalif
Dink Davası, Utanma ve Rehine Layık Görülen Adalet - Talin SUCİYAN - BiaMag
Dink Davası Tanığı "Bile Bile" Kaybedildi - Birgün
İyi Milliyetçilik-Kötü Milliyetçilik - Anıl ÖZTÜRK - Jiyan
İnsanoğlu İnsanın Kutsal ‘Küfrü’: Ermeni Köpekler! - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
UPS Direnişi Soğuk Dinlemedi - Alınteri.net
Amed-İstanbul TEKEL İşçisi Omuz Omuza - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Kişisel Hafızalarımıza Darbe! - Birgün
Devlete Karşı Bir Demokrasi… - Tayfun ŞEN - Köxüz.org
"CHP Tabanı Solcu" Mu? - Cemil AKSU - Birikim
Güncel Bir Yazı - Mesut ODMAN - Sol.org.tr

Three (A) Silver Mt. Zion Official
Three (A) Silver Mt. Zion At Constellation
Three (A) Silver Mt. Zion On Protest Music, Montreal & Being The Only Jew In The Room - Matthue ROTH - Jewcy.com
Rachel's Official
Rachel's - Systems/Layers Album Review - Joe TANGARI - Pitchfork
Rachel's / Odd Ambient Post-Rock On WNYC
Balmorhea Official
Balmorhea At Myspace
Balmorhea - Remembrance (The Blantom Museum) Video On Vimeo
Balmorhea Üzerine Notlar - Yiğit A. - 13Melek
Max Richter Official
Max Richter At Soundcloud
Max Richter Üzerine Notlar - dRWarp - Deuss Ex Machina
Max Richter - 24 Postcards In Full Colour - Albüm Değerlendirmesi - Yiğit A. - 13Melek
Ólafur Arnalds Official
Ólafur Arnalds At Myspace
Ólafur Arnalds - Til Enda via Erased Tapes' Soundcloud Page
Rökkurró Tumblr Page BağlantıRökkurró At Myspace
Rökkurró Interview On Clash Magazine
Victoire Official
Victoire At Myspace
Victoire - Cathedral City Album Review - Brian HOWE - Pitchfork
On Your Horizon Myspace Sayfası
On Your Horizon Bandcamp Sayfası
GSMH: On Your Horizon Üzerine Notlar - Yiğit A. - 13Melek
On Your Horizon - John F. Kennedy Has Never Forgotten Laika Video On Youtube
Oracles Always Die Myspace Sayfası
Oracles Always Die Facebook Sayfası
GSMH: Oracles Always Die - Yiğit A. - 13Melek
Slint Informative At Wikipedia
An Essay About A Song: Slint's 'Good Morning, Captain' By Nick Sylvester - Presentzine
Slint - Good Morning, Captain Live At Koko On Vimeo

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ideology Of Dialogue-Shapoor Shakhdar
Shapoor Shakhdar Flickr Page

>>>>>Poemé
Kim Susturabilir Bizim Türkümüzü - Yusuf HAYALOĞLU

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki bu hasreti,
Semahların seyrinden alıp gelmişiz,
Biz ki onu sitemkar anaların
Kirpiğinden derlemişiz;
Süzülsün de acının derin izler bıraktığı
Gül yanaklardan,
Yere dökülsün istememişiz!

Bizim türkümüzü rüzgâr söyler her gece
Ay vurdukça parıldar,
Gün doğdukça hız alır.
Nevruz ateşleriyle sağaltarak
Çırpınan yarasını,
Can havliyle, kardaş,
Kan içinde bir kartal gibi,
Vadilere saldırır!

Türkülere ilişmeyin!
Türküler nehirdir, gecenin bağrına akar.
Fazla eşelemeyin kardaş,
Taşınca ne siperler kalır,
Ne dev barikatlar.
Deşmeyin diyorum... deşmeyin!..

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki nice amansız badirelerde,
Serden geçmişiz.
Biz ki, ilmikler boynumuza takılıyken bile
Türkü söylemişiz.
Sonra ırmak boylarında gövertip,
Körpe otların serinliğinde,
Dağlara emanet etmişiz!

Biz ki her yangının külünden,
Diri canlar yaratmışız.
Biz ki mazlumların defterine
Kanlı resimlerle sıralanmışız.
Banaz yaylasından Kerbela'ya
Kar götürsün turnalar!
Ölürüz sanma kardaş,
Dostun attığı gülden yaralanmışız...

Türküleri dövmeyin!..
Türküler gökyüzüdür, karanlığa yıldızlar çakar..
Üstümüze gelmeyin kardaş,
Namuslu bir delikanlının
Alnında kavga ışıldar!
İncitmeyin diyorum... incitmeyin!..

Kim susturabilir bizim türkümüzü, kim?
Biz ki Karacaoğlan'ı aşkla,
Veysel'i toprakla yüceltmişiz...
Biz ki Köroğlu'nun narasıyla nice beyleri
Yere çökertmişiz!
Yine de masum bir bebek gibi,
Avuç-avuç sevdamızı,
Kalanlara vasiyet etmişiz...

Adam dediğin, sapına kadar yiğit olmalı,
Ne karıncayı incitmeli,
Ne de ozanları yakmalı...
Öyle sansar gibi pusu kurup
Punduna getirmek de neymiş?
Adam dediğin, kardaş,
Yüreği varsa eğer,
Getirip ortaya koymalı!..

Türküleri yakmayın!..
Türküler çiçektir, en umutsuz zamanlarda açar.
Kavgayı uzatmayın kardaş,
Yüzyıllardır tuz döke-döke
Çürüdü bu yaralar,
Kanatmayın diyorum... kanatmayın!..

Kaynakça: Şiir Perisi

Sunday, December 05, 2010

Deuss Ex Machina # 327 - Vi Måste Ta Tillbaka Makten Från Stånd

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_327_--_Vi Måste Ta Tillbaka Makten Från Stånd

29 Kasım 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Ólöf Arnalds-Surrender (Feat. Björk) (One Little Indian)
>2<-Ô Paon-Sainte Patronne De Rien Pantoute (Self Released / Ô Paon Music)
>3<-Ô Paon-Le Dernier Mot (Self Released / Ô Paon Music)
>4<-Islaja-Ihmispuku (Fonal Records)
>5<-Islaja-Pimeyttä Kohti (Fonal Records)
>6<-Head Of Wantastiquet-On Earth As It Is In Heaven (Conspiracy Records)
>7<-Head Of Wantastiquet-All High Souls (Conspiracy Records)
>8<-Hayvanlar Alemi-Stamina (Sublime Frequencies)
>9<-Hayvanlar Alemi-Hayalgücü Spor Kulübü (Sublime Frequencies)
>10<-Hallogallo 2010-Drone Schlager (Vampire Blues)
>11<-Hallogallo 2010-Blinkgürtel (Vampire Blues)
>12<-Nine Inch Nails-Terrible Lie (TVT Records / Universal)

Vi Måste Ta Tillbaka Makten Från Stånd
(327)
Yoksunlaştırıldıkça, mütemeadiyen zapturapt altına alındıkça, hâddin hududun bildirilmesinde gram sekme yapmaksızın zorbalıklarla dakikası dakikasına yüzyüze kaldıkça içinde yaşadığımız şu mavimsi küre giderek grileşiyor. Her yerinden apayrı patlak veren eşitliksizlikler, en hakikisi benim bildiklerim ötesi yalancının dikâlası yaklaşımının korkunçluğu manidar görüngülerde zihinlerimize işleniyor. Hızlandırılmış tefrikalarda gözümüzün önüne getirilenler biraz daha manidar oluyor, haliyle. Haliyle kelimesi kelimesine doğruculuk dışındakilere kulak vermememiz konusunda sıklıkla hizaya geçirilip, hazır ol/öl'de sabitliğimizi korumaya çalışanların alışkın olmadıkları bir sahneleme cereyan etmekte. Kıvılcım saçmakta. Kaynağın orta yerinde durmamıza karşın nasıl bilinmezliklere kendimizi kaptırıverdiğimizi tıpkı o kuralcılığı korkulara denk düşürenlerin istedikleri haleti ruhiyeleri sırtımızda taşımaktan hala yorulmadığımızı okuyabilmemizi de bütünleştirmekte. Öyle ya da böyle eğreltiliğin, eğri bıraktırılmış olan doğruların, her seferinde bu defası son bir daha asla denilse de nasıl olsa pundu bulundu mu, belleksizliği yaşama biçimi haline dönüştürenlerin, koz sayanların ellerinin altında tuttukları bir ayrıştırmalar yığını olduğunun da altını çizmeliyiz. Düşünce sabitliğe teslim edildikçe, değiştirilmez olarak adledildikçe yarışın bir parkurunu kazanmak değil sonuca gidebilecek miyiz sorusunu zihinden ötelemedikçe ne duyulursa, ne duyurulursa, ne bilinirse o kadar çok, o kadar hüzünbaz bir biçimde yerimizde saymaya devam edeceğiz. Kendimize ucunun dokunmasını bekleyedurarak, kaçırmakta olduğumuz nice fırsatları göz önüne getirdiğimizde demokrasinin geliştirilebilirliği, dünya jandarması halini istikrarla sürdürmek isteyen ülkenin nasıl da bu uğurda her yerde, her an yeni bir oyunu sahnelemeye hazır ve nazır olduğu, bilinmesi gerekenlerin değil kitlesel afyonlamanın bir parçacığı olarak inkişaf ettirilen, nakil ettirilip, gözümüze sokulan tüketim hızlılığı dışında başkaca bir şeye kafa yormayınız, ne yapacaksınız bürokratlarımızın siz sade vatandaşların bilmemesi gerekli şeyleri bize ulaştırdığı not parçacıklarını öğreniyor olmanız gibi güzide çıkarsamalar bu kaotik griliği daha rahat çözümlemeyi beraberinde getiriyor. Tiksinti verici bir biçimde pandora'nın kutusundan lağım kokuları yayılıyor. Her daim yok sayılması, gözden ırakta tutulması gerekli görülenlerin okunmasına zemin sağlıyor. Hiddeti arttırılan hâd bildirmelerin, ucu açık bırakılmış tehditlerin, tuzaklarla ağzına kadar dolu beyin yıkamaların, ucu ucuna denkleştirilmiş irin yüklü propagandaların sonunda mıyız? Sonucunda bellekte derdestliğe terfii ettirilmiş olan her ne varsa yerli yerline oturtulacağı bir sahnelemenin başlangıcında mıyız? sualleri bu girizgah içinde canlanıyor. Canlandırılıyor. Canlılığı kanıtlanmış zincirleme hatalar segmentinde yeni fenomenler ortaya çıkartılıyor. En hafif tabiriyle kolaycıllığa teslimiyetlerini and içerek vermişlerin yalan!, engellerle donatılarak şifrelenmiş parametrelerin altında saklı tutulanların bütünü diyere saçmaladıkları söz öbekleri iş bu rahlede gerçekliklerini bir kere kanıtlıyor. Görmek için ki illa bir kesime ait olmadan, belirli bir 'etiket' takıntısına sımsıkı, despotlukla bağımlı kalmayan tüm ötekiler için irdelenesi bir cevheri sunuyor. Bir cevher ki Pax Americana'nın nasıl bu kadar girift bir biçimde kimselere hak tanımadan kendi doğruları uğruna yaşayışlar arasına nifak tohumları ektiğini, gerektiğinde herkesi birbirine düşürmekten geri kalmadığını anlamlandırabilmemizi mümkün kılıyor. Sızıntı elbette devam edecek, o dört duvarların arasında, 3 milyon kadar seçili insanın! girebildiği kısıtlandırılmış ağın derinlerinde hepimizi ilgilendiren nice şeyler dökülecektir. Dökülmelidir aralıksız bir biçimde konuşmaktan çok korkulara teslim edilmiş, aman sus konuşma yerin iki kulağı var ondan da birisine yakalanırız tedirginliğini aşabilmek için. Hakkını muhafaza edebilmek için canlarını dişlerine takanların nasıl dımdızlak ortalık yerde marjinalize edildiği yanılsamasının önünü alabilmek dahası yaşatılabilir demokrasi dediğimiz şeyin belirli zümrelere ait bir kazanım değil, dileyen herkesin hakkı olduğunu idrak ettirebilmek için bu köhneleşmiş, kokuşmuş sistemsizliğin, fişlemelerin ifşaatlarına, derin kulak, derin yazışmalara ihtiyacımız var. Üstelik oralarda cümlelere dökülenlerden daha fecîlerini yıllardır yaşayarak öğrenmemize karşın suskunluğumuzu yırtamayışımıza karşı okkalı bir şamarı oluşturabilmesi, bir kalk borusu oluşturabilmesi için gereksinim duyduğumuzdur. 'Devlet ciddiyetine sahip hiç kimse bu iddialara sahip çıkmaz' diyerek kendini konu dışı konumlandıranların izin verdikleri! demokratik iklimde, bir tarafta açılım anlatılırken öte tarafta haksızlığa karşı seslerini duyurabilmek için en tabii insanlık hakkı olan protesto eylemine girişen öğrencilere biber gazıyla müdahalenin kifayetsizliğini anlamlandırabilmek de mümkün olacaktır. 30 yılın üzerine bırakınız çözülmeyi, neticelendirmeyi bir arpa boyu yol bile alınmadan resmen göstere göstere katili zaman aşımından beraat ettiren, cinayet dosyasını unut gitsinlere teslim eden acizyeti fark edebilmek sözkonusu olacaktır. Şark kurnazlığının yılmaz bekçilerinden, köşesini bildiklerini paylaşmak dışında hedef göstermek, tükürdüğünü yalamamak için cümlelerinin ardına sığınan ve hala ne menem bir şeydir ki bir hakkı teslim edebilmeyi kendine zul görmekteyken, halkın değerlerine son derece saygılı, halkla kaynaşmış bir elit olarak sırasını savabilenlerin gerçek yüzlerini fark edebilelim. Manşetlere taşıma konusunda ikircikli davranılan e(k)mek hakkının mücadelesinde yalnızlaştırılanların gerçek dertlerine bir zahmet canı gönülden kulak verebilelim, sendikanın hakkını korumam gerekiyor diyerek ayar vermekten de başkasını bilmeyen işi kitabına uydurup, saman altından su yürütenlerin tenkitlerinin bir yerde iflas ettiğini idrak edebilelim. Bir sızıntı, yaşadığımız yerkürenin tüm adil olmayan koşullarını paldır küldür düzeltip, herşeyi yerli yerine sihirli bir şekilde oturtmayacak. Ama o öyle olmayacak böyle olmayacak diyerek daha baştan koyvererek, kaybedecek vaktimiz hâla kaldı mı diyerek kendiliğimizden bu griliği sorgulamaya başlayabiliriz. Hiç değilse daha adilane, şifreli kriptolarla şunlarla bunlarla şaşkın şaşkın bakılmayacak, oralara saklı bıraktırılmayacak kadar derin vicdan yaralarımız belirginleşmeye devam ederken....


>>>>>Bildirgeç
Diplomaside Yaşanan 11 Eylül: Kelepçelenmiş Bir Sanal Dünya! - İsmail Ekin ÇAM*

WikiLeaks’in açıkladığı belgelerin ardından, ortalığın karışması ve yaşanan kaos, diplomaside 11 Eylül olarak yorumlandı. Peki, neden 11 Eylül? İkiz kulelere yapılan saldırıların ardından dünyanın ciddi bir değişim geçirdiği ortada. Başını El Kaide’nin çektiği uluslararası terör örgütlerine karşı başlatılan mücadele ile Afganistan ve ardından Irak savaşının çıkması yanında; çoğunluğu batı devletleri olmak üzere birçok ülke, 11 Eylül ardından politik yapılarını 3 kelime etrafında şekillendirdi.

Terör, demokrasi ve güvenlik. Özellikle, terör ve demokrasi devlet liderlerinin ağzından düşmeyen iki kelime haline geldi. Bunun yanında güvenlik ise yeni yaratılan dünyanın yardımcı oyuncusu konumuna getirildi. Ortaya çıkan korku dünyasında ihtiyaç güvenlik oldu. Devletler güvenlik harcamalarını fazlasıyla arttırdılar. Bilim ve teknolojiden faydalanılarak yeni güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. İnsanlar da yeni dünyanın yarattığı korku üzerine bu önlemlere destek verdiler. Kameralar, dinlemeler, aramalar, polis - asker ve gizli servis gibi güçlere verilen sınırsız yetkiler… Devletler, artık “vatandaşların güvenliği” adı altında neredeyse bütün bireyleri, kurumları ve sokakları kontrol altına almaya başladı. İnsanlar da devletlerinin sağladığı güvenli ve huzurlu dünyada(!) yaşamlarına devam ediyorlar.

Huzur ve güven
Bu huzurlu ve güvenli dünyanın yanında, uzun bir süredir başka bir dünyanın içinde daha yaşamaktayız: Sanal dünya. İnternet, sunduğu özgürlüklerle artık birçok insan için yaşamın vazgeçilmez bir parçası oldu. Kimi ülkeler interneti, elektrik – su gibi vatandaşlık hakkı olarak tanımaya bile başladı. Başta medya olmak üzere birçok kurum ve şirket artık internet üzerinden yollarına devam etmekte. Bankalar, para dünyası internet üzerinden yönlendiriliyor. Aynı zamanda internet, insanlar arasındaki en önemli iletişim aracı haline de gelmiş durumda.

Dünyanın neresinden olursa olsun birçok kişi birbirleriyle olan bağlarını ve sosyo-kültürel paylaşımlarını sanal dünya üzerinden gerçekleştirmekte. Tabii bu iletişim ve paylaşım kimileri tarafından tehlike olarak da görülüyor. Özellikle gençlerin oluşturduğu kitleler bir araya gelmek, örgütlenmek için interneti bir araç olarak kullanmakta. Eylemler, tartışmalar, seçimler artık sanal dünya içerisinde toplanarak gerçekleştiriliyor. İnsanlar internet sayesinde daha rahat ve hızlı bir biçimde haberleşip, kararlar verebiliyorlar. Bu da gençlik ve isyan hareketlerinin yeni dağları, sokakları haline getiriyor interneti. Devletler de, bugün sanal savaş kavramını konuşmakta ve bunu tehdit listelerine yerleştirmiş durumdalar. Kelepçelenmiş dünyamızın içinde sınırsız bir özgürlük sunuyor bize internet.

Peki, dünyamız huzurlu ve güvenli(!) bir yaşama doğru yol almaktayken, sanal dünyanın başıboş bırakılması beklenebilir mi?
Wikileaks belgelerinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton yaptığı basın toplantısında ilk olarak güvenlikten bahsetti. İnsanların hayatlarının ve güveliklerinin tehdit altında olduğunu belirtti. Kimi Amerikalı devlet yetkilileri Wikileaks’in terör örgütü ilan edilmesi gerektiğini söylediler. Bu açıklamaların ardından, geriye ne kalıyor? Sanal dünyayı terörden temizlemek ve oraya demokrasi götürmek… Bir şeyleri hatırlatıyor gibi. “Diplomaside 11 Eylül” benzetmesinin tam bu noktada pek de yanlış olmadığı düşünülebilir sanırım.

Kaçınılmaz gelecek
Önümüzdeki yıllarda, 11 Eylül sonrası ortaya çıkan politikaların, dünyada arttırılan ve yeniden oluşturulan güvenlik önlemleri gibi benzeri uygulamaların, sanal dünyada da gerçekleştirilmesi kaçınılmaz gözüküyor. Takipler, dinlemeler, aramalar ve sanal polislere verilen sınırsız yetkiler… Dünyamız gibi internet alemini de yeni bir dönem bekliyor gibi. Kelepçelenmiş bir sanal dünya. Bir gün bilgisayarın başındayken, web kameramız aniden açılıp kimlik kontrolü yapılırsa şaşırmamak gerek. Sonlandırmadan önce klişe bir gönderme ile Orwell’ı analım mı? Neyse, yapmayalım.

* Bir paragraflık meram kısmızın tamamlayıcısı olarak yer vermediğimiz detaylara dair cümleleriyle, İsmail Ekin ÇAM'ın Radikal Gazetesi'nde 01 Aralık 2010 tarihinde yayınlanmış makalesini yazarın ve Radikal gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Diplomaside Yaşanan 11 Eylül: Kelepçelenmiş Bir Sanal Dünya! - İsmail Ekin ÇAM - Radikal
Altan TANRIVERDİ: "WikiLeaks'in Galibiyeti Domino Etkisi Yaratabilir" - Birgün
Anlatılan, Gizli Öznelerin Hikayesidir… - Koray LÖKER - Express
Wikileaks'in Aynasında Türkiye'nin Düzeni - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Bianet
Mümkünlü, WikiLeaks'e Karşı - Ümit ALAN - Birgün
Allah’ın Belası Geçmiş Ya Da Wikileaks! - Hasan CEMAL - Milliyet
WikiLeaks'in Hakikati - Nilgün TUTAL - Bianet
Noam CHOMSKY: Belgeler Filtreden Geçiyor - ANF
Noam CHOMSKY: Siyasi Liderler Demokrasiye Öfkeli - Red Haber / Kronik Muhalif
John Pilger Utanç İçinde - Etkin Haber Ajansı
Hiçbir Şey Eskisi Gibi... - Umur TALU - Habertürk
Sızdırın, Kızdırın! - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Komünistler Moskova'ya - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Rüya Ve Riya Ülkesi - Halil BERKTAY - Taraf
30 Soruda WikiLeaks? - Erdal GÜVEN - Radikal
ABD Gözünden Türkiye'de AKP İktidarının 6 Yılı - BBC Türkçe
Foruma Gelen Öğrencilere Polis Saldırısı - Sendika.org
Erdoğan'ın Polislerinden, 'Çapsız Siyaset' Saldırısı - Kronik Muhalif
Devletin Kapının Önüne Koyduğu Öğretmen Öldü - Serkan OCAK - Radikal
Değişen Bir Şey Yok - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Ziya HALİS: "Alevilere En Büyük İyilik Onları Özgür Bırakmak" - Berivan TAPAN - Bianet
Bitmeyen Çifte Standartlar - Ragıp ZARAKOLU - Köxüz
Korkun, İran Olmayız, Türkiye Oluruz! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
Türkiye: Duygusuz Olarak - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Çoğunluk Olarak Az - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Economist: Süryanilerin Durumu AKP'nin Çabalarını Hiçe Sayıyor - BBC Türkçe
Bir Göz De Sen Ol! - Evrensel
Dil'e Söz Kesmek - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Özgürlük Duvarına İşemeyen Bir Sosyalist Demokrasi Mümkün Mü? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Yeni Dönem ve Tekel - Alınteri.net
İşçileri Haklı Çıktı! Pazar Günü 8. Meşaleli Yürüyüşe Çağırıyor - Sol Defteri
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Sermaye İşsizliği Silah Olarak Kullanıyor - Murat IŞIK - Günlük / Sendika.org
Mızrak Çuvala Sığmıyor - Alınteri.net
Nilgün TÜRKLER: "Ülkemi Değil Yönetenleri Lanetliyorum..." - Sol.org.tr
Türkler Davası Düştü Mü Düşürüldü Mü? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kürt ve Türk Aydınları Miroğlu'nun Tehdit Edilmesini Kınadı - T24.com
Medya Neden Ve Nasıl Ele Geçirildi? - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
Beynimi Tıklıyorum, Bilincim Kapalı - Ümit KIVANÇ - Taraf
Kutsal Aile’den Wikileaks’e - Oya BAYDAR - T24.com
Tüketicilik, Mücadelecilik Ya Da Her İkisi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

Ólöf Arnalds Official
Ólöf Arnalds At Myspace
Ólöf Arnalds - Surrender Official Video via One Little Indian
Ô Paon Official
Ô Paon - Le Dernier Mot - Brandon - Stereogum
Ô Paon At Last.FM
Islaja Official
Islaja At Myspace
Islaja - Keraaminen Pää Album Critic - Aaron LEITKO - Pitchfork
Head Of Wantastiquet At Myspace
Head Of Wantastiquet At Conspiracy Records
Head Of Wantastiquet - Dead Seas Album Critic - Richard FONTENOY - Freqzine
Hayvanlar Alemi At Myspace
Hayvanlar Alemi - Guarana Superpower Official Informative via Sublime Frequencies
Hayvanlar Alemi Official Downloads via Free Music Archive
Hallogallo 2010 / Neu! 2010 Official
Hallogallo 2010 Informative - Mersenne - Undomondo
Hallogallo 2010 / Konser Duyurusu 08.12.2010 Bronx Pi
Nine Inch Nails Official
Nine Inch Nails - Pretty Hate Machine RM Album Critic - David BUCHANAN - Consequence Of Sound
Nine Inch Nails - Top:10 - Cem Berk AYDIN - Avaz Avaz

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ego Trip - By Sick Sad M!ke
Sick Sad M!ke's Flickr Page

>>>>>Poemé
Ölü Sirenler - Edip CANSEVER

Gerçekte duymadığım sesler bitti
Öğleye doğru bir gökgürültüsü yalnız
Karıştırdı ortalığı bir süre
Gök akıttı bir parça yağmurunu
Ve deniz kuşları umutsuz
Arıyorken kokularını gölgelerinde
Sıyırdı bir iki bulutu güneş de
Yığılıp kaldı yorgun
Denizin gözbebekleri üstünde.
Bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
Gökgürültüsünü de barındıran içinde
Duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
Tiz bir çıngırağı andıran
Benzeyen zil sesine de
Daha önce unutmuşum gibi denizde
Yankılanıp durdu ara vermeden.

Hangi dili öğreniyordum? Mutluluk
İki tek ağustosu çarpıştıran
Sızdıran kanını bu yaz gününe
Yaşayan bir mutluluk? Ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
Bekletip durdu da acısını bunca yıl
Şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.

Görmüşüm daha önce de bir Lidya kralının boynunda
Bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
Yıllarca beklemişti kendini
Yeşimden sapı olan bir kılıçla
Bense ne içimi yakan rüzgarı
Ne denizdeki yangını, ne gökgürültüsünü
Duymuş gibi olduğum sesleri de değil
Yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
Bir çürük dişle alnımdaki
İki üç kırışığı yedeğine takmış da.

Özledim ilkelliğimi dalgalarında
Buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
Gördüm, bekliyordu kendini de o da
Germiş de al kıskacını Lidya kıralı gibi
O turuncu ruh, değişken
İzledim onda ilk oluşumu sanki
Hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.

İşledim payıma düşen her görüntüyü
Kamaştı gözlerim kıyıya varınca
Rüzgarın itişiyle kumlarda
Durmadan yer değiştiren
Sayısız siren iskeleti
Çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
Dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
Tarihin onlara bağışladığı
Bu garip raslantıdan
Doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
Kemikleri som altından.

Sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
Şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
Tanrım! tunç bir kapı kilidi
Bronz bir sokak
Kumlar içindeydi. Ve bu çakıl taşı
Kimbilir kimin külrengi kalbi
Tanrım!
Neden herkes başka tarafa bakıyor
Neden herkes başka biriydi.

Yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
Şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
Arı kümeleri taşların arasında
Ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
Uçuşuyordu da
Ağır ağır yanıyordu da şehir
Yanmayan kadınlar gördüm
Nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
Tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
Ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
Konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
Ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
Bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
Ölüm müydü konuştukları? Ölümdü anlaşılan
Silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
Bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
Bir büyü gösterilirdi
Bir kuyu sezdirilirdi
Hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.

Akşam geri verince bana gözlerimi
Şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
Bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
Bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
Dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
Ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
Bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.

Kaynakça: Şairbul.com