Sunday, January 30, 2011

Deuss Ex Machina # 335 - Goodbye 20+First Century_Awake From Tales

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_335_--_Goodbye 20+First Century / Awake From Tales

24 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Herion-One Minute After The Sunset (Hypnos)
>2<-Herion-Two Minutes To Sunrise (Hypnos)
>3<-Port-Royal-Severnaya (n5MD)
>4<-Port-Royal-Geworfenheit (n5MD)
>5<-Black Sea Storm-Kayıp Bir Aşk (Bağımsız Müzik)
>6<-Black Sea Storm-Seçtiğim Yer (Bağımsız Müzik)
>7<-Saki-Rüzgar (Çimen Müzik)
>8<-Saki-Ses-Siz (Çimen Müzik)
>9<-Siya Şevê-Sev Diçe (Bağımsız Müzik)
>10<-Siya Şevê-Xapîn (Bağımsız Müzik)
>11<-Hüsnü Arkan-Senin Gibi (Ada Müzik)
>12<-Hüsnü Arkan-Önce Sen Sonra Sen (Ada Müzik)
>13<-Eileen Khatchadourian-Sari Siroun Yar (EBK)
>14<-Eileen Khatchadourian-Karouna (EBK)

Goodbye 21st Century / Awake From Tales
(335)
Son günlerin özeti kabilinden, değerlendirmeye ihtiyaç duyduğumuzda yanıbaşımızda aslanlar gibi duran bir veciz karşımıza çıkar. Al padişahım ve kaynak'ım. Kolay lokmaların, pek de hazmedilemeyen önermelerin birbirleri arasında paslandığı, takavite ayrılması gerekli olan söylemlerin ıstılıp bilâhare önümüze yeniden sunulduğu bir eşikte aynı tornadan çıkartılmışcasına tekerleme kabilinden hitabetler, sözlerim size değil sayın partililer reyting kaygımda ortak olan ötekisine göz sürmeler, gerdan kırmalarla süslü püslü azıcık altını kazırsanız ne menem şeylerin ortaya dökülebildiğini fark edebileceğiniz bir zamandan çalma tevatürü olarak ortaoyununun sergilendiği ahir zamanlar siyaseti. Siyaset demeye bin şahit isteyen mahalle aralarında, dipte köşede birbirlerinin yüzüne baktıklarında canım cicim olanların, kameralar karşılarında olduğunda istim koyverircesine birbirlerine demokrasi dersleri vermeye kalktıkları, kalkıştıkları bir aralık. Hengamenin orta yerinde çirkefleşmenin en niteliksiz örneklerinin sergilendiği, aslolanın değil de unutlup gidecek kuru sıkı şeylerin gündem diye kuru kalabalık yapıldığı bir seyrüsefer. Üstelik girizgaha ne hacet durmaksızın ezberlenmiş, töhmet altına alalımcılığın alenen türlü şekil bulmasında öylesine çok acelecilik peşinde takılı kalıyoruz ki, muktedirlerin bir sonraki hamlelerinin yıllardır seyrettiğimiz, uyuşturulduğumuz, yerimizden kıpırdamamıza bile izin verilmeyen sabitliğin devamı olduğunu fark etmeye yanaştırılmıyoruz. Her şeyin güllük gülistanlık olduğunu zannetmeye devam ededururken öte yanımızda yitirdiklerimizi belleğin makus talihi olarak adledilmiş unutuşlardan ayrı bir yere istiflemeye çabalanıyoruz. Ne kadar eksik ne kadar fazla bilemiyoruz ancak giderek kronikleşenin, düzgün ve işlevselliğe haiz bir demokratik ülke özlemini bir sonraki umutlanış dilimine kadar terki diyar ediyoruz. Karga tulumba. Al takke ver külah. İçinde yaşadığımız hayatın gerçeklerine karşı bu kadar da yabanıl kalmamızın daha da başka yorumlanabilirliği söz konusu değildir. Ne işittiğimizi bir şeylere yorabiliyoruz ne ötekisi olarak adlandırılmasına karşın diğer muktedirlerin sıraları geldiklerinde sergiyi sürdürdükleri, perdeyi daima açık tuttukları bu gösteri siyasetinden uzaklaşabiliyoruz. Göstergeler tersini işaret ediyorsa da bizler sürekli büyüyen bir ülkenin yalanlarıyla büyümeye devam ediyoruz. Büyüyormuş koskocaman kara deliklerle beraber bir ülke! diyesimiz geliyor. Onu da yutkunuyoruz. Neresinden tutsanız orasında bir hilkat garibeliğinin, gözlerden ırakta bir noktaya insanı, insanlığı karanlığa çekmeleri müspet kılma çabasını ve teşebbüslerinin ortalık yerinde bu kadarı da fazla demek için daha neyi bekliyoruz bunu düşünüyoruz. Düşünme başlı başına bir sorun karşısında yol katedebilmek için bir başlangıç teşkil etse de, kendimize mahsus durumda ülkemizde ortaya çıkan fikir adamlarının!, ekranları parselleyen yüzlerin değişmezliklerinin, sabitliklerini bir ömür daha çekmeye devam edeceğimiz nicelerinin varlıklarının karşısında avunurmuş, etkilenirmiş gibi yapmaya zorlanıyoruz. Hedefimiz 2023 ülkesini oluşturmak diye ifade edenlerle tam tersinden ne varmış canım bugün tartışıyorsak yarın biz de iktidar olduğumuzda aynı yolları takip edeceğiz, muasır medeniyete ulaşacağız diyenlerin ezberlerinde rollerimizi paylaşmaktan kaçınmamamız salık veriliyor. Tektipleştirilerek, suskunlaştırılarak, kendisini diğerinden ayrıştıracak olanın peşinde yemlenerek, harekete geçmektense obezleşmeyi yeğ tutuyoruz. Kalakalıyoruz. Kimi yazınsallar içinde yoruma çok açıktır ya haram olmasın hayat vecizi. Tutunuverdiğimiz dalların teker teker, parçalarına ayrıştırıldığı bu mizansende bahsedilen filler tepişir çimen ezilir tehditinin canlı tutulduğu, muktedirlerin kolkola lafazanlıklar sergiledikleri bir deryadır canım memleketimde varolan hayat. Varlığı sürdürülmeye çabalanan dertler toplamından mürekkep süreç. Öyle ya da böyle en moderninden muhafazakarına aynı sığ suyun farklı uçlarında birbirlerini işitmeden, anlamadan koştura duranların siyaset denklemlerine reva bulunduğumuz bir garibelik. Geleceğe dair çözümlerin tümü raflarda tozlanmaya terk edildi. Her daim kursakta bıraktırılaran, her mücadelenin idolocik olarak sınıflandırıldığı, onu öyle yapmasak çok daha uygar oluruz kısasına bağımlı tehditlerin seslendirildiği sahnelemeler ifade etmeye gayret ettiğimiz. Bütünü izah etmeye gayret ettiğimiz. Yerin altından can fışkıran, birer rakamdan çok, birer can, insan olduklarını unutmayacağımız Mutki'ye, adlarını bir türlü hatırlayamadığımız nice toplu mezarlara sessiz kalıp, belleğin unutmayacağı, göstere göstere alenen devletlu tarafından hedef haline dönüştürülen insanlar için adalet taleplerine nötr, en büyük dertleri ekmek mücadelesinin net karşılığı olan emekçilerin karşısında üç maymun, bunu yazmaya teşebbüs eden gazetecilerin kapı önüne konulması için vakit kayıp etmeksizin harekete geçildiği, toplu kıyımların yapılageldiği, öğrenci haklarına tomalardan yayılan soğuk su kadar kindar sertlikte, hak diyene tak hukuk diyene şrak diye yüzünde biten osmanlı tokadı olmaktan gayrısına artık çabalanabilsinler diye didinmeye devam etmeliyiz. Toplumsal olaylarda hakikatlerin araştırılabileceği bir komisyonun temellendirilmesi konusunda bile söz alıp öncül olmak isteyen milletvekillerinin şaşkınlıkla karşılandığı bir deryada bugünden çok daha iyisini, yarınlara emanet edeceğimiz bir ülkeyi ancak teşvik ederek, zorlayarak, direterek şekillendirebiliriz. Taşın altına elini koymadan sivri ucu benim bir taraflarıma dokunmuyor endişesizliğinin ulaştırıp hepimizi taşıyabileceği yegane yer tekrar etmekte de bir kere daha fayda var, dipsiz yârdır.Böylesine göstermelik tavizsizliklerin, hak taleplerine sessizliğin, medet diyenlere elinin tersini göstermelerin ve bir dolu söz öbeğinin koşturulduğu, bu kadar hiddetlice vurdumduymazlıklar karşısında don kişotluk, her ne kadar kıstırılarak, çimenin kaderine terk edilmiş görünsek de hala bizlerin vicdanlarında canlı duran en önemli etmen. Tasavvur eylenen şekillerden uzak, bağımsız olarak vicdanların hükmün, adil olanın şekillendirebildiği, gerçeğin ta kendisinin ne olduğunun sansürsüz ifade edilebildiği bir ülke özlemi içerisinde yakınmaktansa harekete geçebilmek tek şansımızdır. Bugün, yarın ve daima.

>>>>>Bildirgeç
Kahtalı Mıçê ve Xaço Dayı - Sırrı Süreyya ÖNDER*

Bu ülkede Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Aleviler ve cümle ‘ötekiler’ için kullanılan paslı bir cümle vardır.
“Onlar bizim zenginliğimizdir!” diye başlar.
Bir nevi kendilerini anapara, onları da faizi gibi gören, kibirli ve çirkin bir zihnin çıplak yakalanmış halidir.
İşin kötüsü, çoğu bu sevimsizliğin farkında değildir, matah bir şey söylediğini sanır.
Biraz daha gelişmişi, “benim çok ...... arkadaşım var” kalıbındaki boş yerlere sığdırır ötekini.

Hayatın iç acıları
Sırrı Özbek, Kahtalı bir hukukçudur. 27 Mayıs darbesinin tozu hubarı dağıldığında Menderes-Bayar ikilisi üzerine inşa edilmiş olan ‘düşman’ tezi berhava olmuştu. Darbeciler, biraz daha fazla düşmana ihtiyaç duyduğunda, memlekette Ermeni kalmamış olduğundan akla Kürtler geldi. Büyük toprak sahibi ağalar, kanaat önderleri ve aydınların yanında yoksul ama direngen Kürtler de sürgüne gönderildiler. Tarihe ‘Sivas Kampı/sürgünü’ olarak geçtiler. İşte Sırrı Özbek henüz 9 yaşındayken sürgüne gönderilen o yoksul Kürt ailelerinden birinin oğludur. Adıyaman Ortaokulu’nda Fen Bilgisi öğretmenliği yaparken bir yandan da hukuk öğrenimini devam ettiriyordu. Benim önce öğretmenim, 12 Eylül zindanlarında İsmail Sami Çakmak’la beraber avukatım, şimdilerde de onurlandığım dostlarımdandır. Adıyamanlıların “Ev iyisi değil, el iyisi” diye tarif ettiği insanlar vardır. Kendilerinden çok ‘öteki’ni gözetenlere, onlar için dertlenenlere kullanılır. Özbek’in, AK Partili Husrev Kutlu’dan Kürt hareketi temsilcilerinden Sabri Ok’a varan çok sayıda ‘el iyisi’ talebesi olmuştur.
Bize dersten önce, hayata dair ayrıntılardan birini anlatmaya başlardı. Hayatın iç acılarından, üçgenin ters açılarına geçerdi. Hayatı da üçgeni de unutmadıysak, Sırrı Özbek modeli öğretmenlere sahip olmamızdan kaynaklanır biraz da...

Kahtalı Mıçê ve sessiz harf sorunsalı
Siz belki de M. Ali Erbil’in Çarkıfelek programında bir sessiz harf söylemeye çalışırken kıvranmasıyla tanıdınız Kahtalı Mıçê’yi. Allah bilir kötü şakalar da yaptınız onun sesli, sessiz harf ayrımını bilmemesinden dolayı. Oysa o yıllarda bilinmeyen dil, bilinir ve konuşulabilinir olsaydı Mıçê size Kürtçenin bütün sesli ve sessiz harflerini bir solukta sayardı.
Ben hapisten çıktığımda, millet değil iş vermek, selam vermeye bile korkardı. Dostu akrabayı saymazsak, kapımı ilk çalan Kahtalı Mıçê olmuştur. 12 Eylül’den önce kasete okuduğu, bir Kürt ağıdı olan Memê Alan türküsünden dolayı hapislik, sürgünlük, işkence dahil başına getirmedik şey bırakmadılar. İşte o kapımı ilk çalan olmasının hatırına, Mıçê’yi Beynelmilel filminde oynattım. Okuduğu her Âşık Mahzuni türküsü için ayrı ayrı gördüğü eziyete, herkes adına bir özür dilemekti yaptığım...

Hakikat değil, hakikatli bir komisyon
Bu ülkenin cumhuriyet dönemi tarihi, yoksullar ve ezilenler açısından hiç de iyi çağrışımlara sahip değildir.
Dünyada böylesi acılara muhatap olan toplumların rehabilitasyonu için bulunmuş olan ‘Hakikat Komisyonu’ en etkili çözümlerdendir.
Ülkemizde bu işlevi görür mü emin değilim. Son yüzyıl acılarımızın tümünü, sadece satır başlarıyla saymaya kalksak ömür yetmez. Diri zalimlerin yüzüne, ölülerinin mezarına tükürsek, sadece tükürsek, ülkeyi sel alır.
Bu yüzden bize ‘hakikat’ değil, önce hakikatli bir insanlık hali lazım.
Ulus diyerek, devlet diyerek işlenen insanlık suçlarına topluca utanmakla başlayabiliriz mesela...

Kökünü Arayan Çınar
Sırrı Özbek, yarım asra sığan tanıklıklarını, bir hakikatli komisyona anlatır gibi öyküleştirmiş. Ülkemizde tanıklıkları kayıt altına almak için büyük özveri gösteren ve bu uğurda büyük sıkıntılar çeken Belge Yayınlarıda ‘Kökünü Arayan Çınar’ ismiyle yayımlamış. Sürgüne giden dokuz yaşındaki bir çocuğun ‘dokkız’ öyküsünü de bulacaksınız, Kahtalı Mıçê’nin yaşadıklarını da...
Ama yüreğiniz dayanırsa Xaço Dayı’nın öyküsüyle, Aşkabad’da adı Sürgün olan Kürt kızının öyküsünü okuyun.
Bize hakikatin kendisi mi lazım, devletli yalanlar mı yoksa, ona da siz karar verin.

* Kısa öndeyişimize taşıdığı meram bütünlüğüyle, bağlantılamaya çalıştığımız detaylara işaret eden önemli bir tamamlayıcı olarak 24 Ocak 2011 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanmış olan Kahtalı Mıçê ve Xaço Dayı başlıklı Sırrı Süreyya ÖNDER imzalı makaleyi, kurumun ve yazarın anlaşıylarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Kahtalı Mıçê ve Xaço Dayı - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Tek Devlet, Tek Millet, Tek Dil, Tek Parti İktidarı, İki Partili Meclis ve Sıfır Demokrasi - Serhat OVAYOLU - Jiyan
Bu Ülkede Hayat Dediğin... - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Mutki’de Birleşen Acılı Hikayeler - Nazan SALA / İslim UÇAN - Evrensel
İnsanlık Suçunu Görün! - Günlük
Mutki Kazılarında ‘Cemaat Generali’ - Birgün
Jandarma Çöplüğü: Nam-ı Diğer: “Vatan” - Yannis TİRAKİS - Kronik Muhalif
Bir Toplu Mezar İddiası Da Ardahan'da - Fakir YILMAZ - Birgün / Kronik Muhalif
Demokratız, Demokratsınız, Demokratlar... - Tayfun ŞEN - Köxüz
Dinle Büyük Adam - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Hem Muhafazakâr Hem Demokrat? - Okay GÖNENSİN - Vatan
Ortak Paydamız Nedir? - Oya BAYDAR - T24
Memleketimden Siyaset Manzaraları - Yücel SARPDERE - Evrensel
Kemalizm, Akp'yi Neden Altedemez? - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
İktidar Cüceleşince - Akın OLGUN - Birgün Pazar
Sessizleştirilmiş Kimlikler[Asuman Suner] - Seviyesiz - Seviyesiz Siyaset
Halkın Hakları Forumu - 2011 Sonuç Bildirgesi - Sendika.org
'Herkesin Anayasasını Hepimiz Yapmak İçin Konuşuyoruz' - Emek Dünyası
'Toplumsal Sözleşme' Ve 'Kardeşlik Sözleşmesi' Anayasa Nedir? - Veysi SARISÖZEN - Günlük
“Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı”na Yönelik Ortak Açıklama - Nor Zartonk
Berdil On Yaşında, Babası Hapiste... - Hasan CEMAL - Milliyet
Kokuşmuş Bir Ezber Masalı - Serpil ODABAŞI - Jiyan
Azınlık Politikası: Saldım Çayıra Mevlam Kayıra - Engin PAREV - BiaMag
'Dil Bedendir, Kültür Bedendir, Bedenime Dokunma' - ANF
KCK Sanıkları Salonu Terk Etti - Ntvmsnbc
Av. Meral Danış BEŞTAŞ: Müvekkillerimiz Geri Adım Atmayacak - ANF
Türkiye’nin Demokratikleşmesi, Kürtlerin Özgürleşmesi ile Mümkündür - Mahmut BALPETEK - Jiyan
Dersim 1938'e Dair "Yeni" Belgeler, Bilgiler - 1 - Hüseyin AYGÜN - BiaMag
1992-1993'te 22 Gazeteci Katledildi - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Türkiye'de Siyasi Cinayetler / Toplumsal Bellek Platformu Özel Yayını - Hikayenin Kadın Hali - Açık Radyo
Hasbelkader - Dilek KURBAN - Radikal
Dink Soruşturmasına İzin Çıkmadı - Evrensel
Dört Yıla Rağmen Umut - Ferhat KENTEL - Sansürsüz
Ağladıkça - Serpil DENİZ - Sendika.org
Ocak Ayı Vicdanları Sızlatır - E. Fuat KEYMEN - Radikal 2
Bu Yazı Şunlara Dair - Umur TALU - Habertürk
Uğur Mumcu'nun Oğlu Özgür Olur - Ezgi BAŞARAN - Radikal Pazar
Beyoğlu Ağır Cezada Değişen Bir Şey Yok! - Birgün
Pınar'a Sanatçı "Açılımı"! - Alınteri.net
Muktedirin Muhaliflerle Dansı - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Hayırcılık Fazla Böbürlenmesin - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Bir Tuzla da Samsun'da kuruluyor - Sendika.org
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Sabah Ve Habertürk 119 Gazeteciyi İşsiz Bıraktı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Torba Mı, Çuval Mı? - Asalettin ARSLANOĞLU - Radikal 2
Torba Yasası Eylemi - Kürşat AKYOL - BBC Türkçe
Kürt Memed’in Başına Gelenler - Mehmet AASLANOĞLU / Cumhur DAŞ - Evrensel
Böyle Gitmez !.. - Kemal ULUSALER - Birgün
Yoksulluk Politikalarına Halklar Direniyor' Ya Biz? - Murat IŞIK - Günlük
Meclisi Kuşatalım!.. - Alınteri.net
Kendini Yakmak - Yenal BİLGİCİ - Eski Usul / Başka Haber
El Şari’lin! (Sokak Bizimdir!) - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Olivier Roy, Tunus, Mısır ve Türkiye - Korkut BORATAV - Sol.org.tr
Mısır Protestolarına Dair - Gerçeğin Günlüğü
Mısır'da Sokağa İnenler Kimler? - BBC Türkçe
Egypt Protests - Live Blog - Al Jazeera English

Emanuele Errante At Myspace
Enrico Coniglio Official
Elisa Marzorati Official
Herion At Hypnos
Herion - Out And About Album Review - Textura
Port-Royal Official
Port-Royal At Myspace
Up The Royals! - A Port-Royal Interview By Michael HENAGHAN - Boring Machines Disturbs Sleep
Port-Royal-2000-2010 The Golden Age Of Consumerism Informative Via n5MD
Black Sea Storm Official
Black Sea Storm Facebook Page
Black Sea Storm - Onca Onsuz EP Review By Didier GOUDESEUNE - Derives
Saki Resmi Site
Saki Twitter Sayfası
Saki Çimen'in Rüya Orkestrası - Aslı DAĞARCIKOĞLU - Star
Siya Şevê Myspace Sayfası
Siya Şevê Facebook Sayfası
Siya Şevê “Pûç” Albümü Üzerine! - Na - Bijwen
Hüsnü Arkan Resmi Site
Hüsnü Arkan Myspace Sayfası
Günlerimiz Sevinçli Ve Mutlu Geçmiyor - Eray AYTİMUR - Radikal
Eileen Khatchadourian Official
Eileen Khatchadourian At Myspace
Eileen Khatchadourian Informative Via Azad-Hye

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos To: misak[@]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Memory Void Fallen Leaves By Yellowbagman
Yellowbagman / Robbie EWING Flickr Page

>>>>>Poemé
Yıkıcılar Geldiler - Metin ALTIOK

Ve evin yüzü burkuldu
Bir kıpırtı vardı şakaklarında.
Yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar.
Kiremitleri topladılar birer birer.
Tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
Ellerinde keserler.

Anımsar mısın denize karşı oturmuştuk.
İkimizde arkamızı dönmek istememiştik kıyıya.
Susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla.
İki sevgili vardı yan masada;
Umurlarında bile değildi deniz,
Alınları birbirine değecekti az daha.

Yıkıcılar geldiler,
Çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını.
Kör gözleri ve açılmış ağzıyla
Kaldı temelleri üstünde umarsız ev.
Sıra balyozlardaydı artık,
Çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için.

Benim göğüs kafesimde bir iskete,
İskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime.
Sıçrayıp duruyordu ordan oraya,
Duyuyordum kıpırtısını içimde.
Bir bulut geçiyordu senin gözlerinden.
Oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsın göğünle.

Yıkıcılar geldiler;
Düştü gürültüsüyle yüzü köhne evin,
Göründü bazı odaları ve iç duvarları.
Aynı renklerle boyanmış sofası, isli mutfağı.
Bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
Eski bir yaşantıyı simgeleyen

Çıkıp yürümüştük kıyı boyu
Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle.
Oysa sen yürümeyi sevmezsin.
Nasılda değişmişti görünüşü
Yıllardır görmediğimiz kentin
Yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin.

Yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları.
Yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı.
İş araçlarında artık,
Bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı.
Ve temizleyecekler kazılan yerlerde
Bizden kalan balçığı.

Kaynakça: Şiirceler.com

Sunday, January 23, 2011

Deuss Ex Machina # 334 - The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_334_--_The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another

17 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Konuklar: Yiğit A. - 13Melek ve Gönenç G. - Amme Hizmeti
>1<-Mîkail Aslan & Ilda Simonian-Sbidak Badankov Ağavnin (Kalan Müzik)
>2<-Aynur Doğan-Eman Eman / Eman Dilo (Arista / Sony Music Entertainment Türkiye)
>3<-Tülay German-Doğrul Koçum Doğrul (Kalan Müzik)
>4<-Karmate-Nayino (Kalan Müzik)
>5<-Marsis-Bu Dünya Bir Pencere (Kalan Müzik)
>6<-Ali Ekber Çiçek-Derdim Bir Değil (EMI Müzik Türkiye)
>7<-Arto Tunçboyacıyan-Herkes Kendi Gördüğüne Doğru Der (Svota Music / İmaj)
>8<-Bandista-Hiçbir Şeyin Şarkısı (Opzzz!)

"The Motto Should Not Be: Forgive One Another; Rather Understand One Another."
Emma GOLDMAN
(334)
Tâ derinlere işlenmiş ortak utançların adının sanının layığıyla bir türlü konulamadığı her şeyin görünüp hallice idrak edilmesi karşısında mevzuya uyananların yanında, bir o kadar da kafasını kuma gömülü tutmaya ısrarlı olanların bulundukları mevzilerden çelimsizce atıştıkları (öyle varsaydıkları), (hazımsız) yargılarını, (kötülük dolu) sövgülerini inat ekseninde yeniden düzenledikleri griliğin yankısı, kanırtılan yaradan sızdırılan kanın dehşetengizliğini duyumsatmakta. Hissedilmekte. Belleğe atfedilmiş olan unutuşlarımızın, her daim zikredilen "balık hafızalılığımızdan" dem vurulsa da esasında kazın ayağının hiç de öyle olmadığını idrak edebildiğimiz, yorgun düşmekten değil de meramı ortaya çıkartırken aynı kalıplardan, tek-tipleştirilmiş tornalarda kesilip biçilen, 'idolocik' yaklaşımlar sergilemeye devamda bileylenmişler olarak atanmanın vermiş olduğu yaralayıcılık, iş bu satıhda söz konusu ettiğimiz. Çıplak gerçeğin sadece gerçeklerin inatla talep edilmesi için didinedururken karşılaşmak zorunda kaldığımız izansız haysiyetsizlikler, üzerini örtelim unutulur nasıl olsa diyebilenlerin, derdin kendisinden, ötesinde berisinde saklı tutulanlar ile topu çalmak, zaman kazanmak için akla hayale gelmeyecek şeylerle vakit öldürenlerin ürkünçlüğünü bir kere daha yâd etme imkanına nail olduk. Elemiyla uğuldayan güruhtan "Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz" sözcükleri birbirleri arasında geçişler gösterirken; isimlerle tekrar edilip duruyordu. Biteviye bir köşeye kıstırmışlığa, dar alanda kısa paslaşmaların zorunlu kılındığı, adeletin terazisinin kefesinin bile çalınmaya çalışıldığı bir zamanda yeterince açık bir biçimde devletlûmuzun, muktedirimizin savsakladığını, yekpare düzlemde kendince oturtmuş olduğu birlik mitinin aslında hiç de öyle olmadığını, işine gelene öncelik, tanıdığa hamili yakınlık, tanımadığını ise bir o kapıya, bir bu kapıya süründürmek, talepleri bir kulaktan girip diğerinden mümkün mertebe teğet geçerek çıkmasını sağlamak olduğu konusunu ciddi ciddi ortalığa saçan çözümlemeleri hafsalamızın ücra noktalarında yankısını bulmasını sağladı. Nedendir bilinmez, niyedir anlaşılmaz bir biçimde hepimizin başına gelebileceklere dair endişeleri dillendirirken bile, iki kere düşünmemiz gerekliliğini hatırlatmakta bir beis görmeyenlerin maskelerinin altında sakladıkları; sessizliğe gömülü kalalım, neylerse güzel eyler muktedirim yaklaşımının daimiliği üzerine türlü çeşit ahkam yankılandı. Yankılanıyor. Bir yerlerde bu dizine dahil edilebilecek, yılmaksızın tekrar edilen cümlelerle ahkam kesilmeye de devam ediliyor. Oysa bilinmesinin belki de işitilmesinin herkes denilen ana çatıyı, bu topraklarda yaşamakta olanların tümünü ilgilendirdiği konulardaki ayrış(tır)ım(a)ların neden bahsediyorsunuz kuzum ne adaleti cicim hissiyatsızlığının taşıyıp derdest edeceği, helak olacağımız tek yer görmeye imtina edenlerin çoğunlukta olduğu dipsiz bir yârdır. Dibine nice isimsizin, isimlinin, mevki sahibinin ya da hiç bir şeyi olmayanın aynı koşullar dahilinden terk edildiği karanlığın ta kendisini oluşturulanlarca biçimlendirilen dipsiz, korkunç yâr. Önce bilmekten imtina ettik, sonra işittiğimize kayıtsız kaldık. Sonra işittiğimizin içerisinde bit yeniği arar olduk. Bit yeniğini ararken mantıklı olanları bir kenarımıza ayırmayı unuttuk. Belleğe atfettiklerimiz, yakıştırılanlar tamamdır da bu kadar mı cevapsız soruların yığıntılanmasına engel olamadık. Nasıl bir kötücül keşmekeşliğin, nasıl öncesinden planlanmış hin kurguların elele öncesi, sonrası ayrıştırılmadan insanlarımızı yaşamaktan alıkoyduğuna zihinlerimizi yoramadık diye; ahlanıp vahlanmanın vaktinin geçtiğini idrak edemeyişimiz bu hallerin uzağında duruyoruz yanılsamasından mıdır? O kendimizi hala korunaklı zannettiğimiz oysa muktedirin (ismi siz koyun) çevrelediği kameralarca anlık olarak takip edildiğimiz, her attığımız adımın nereden bakılırsa bakılsın önceden kestirildiği bir yaşayışta, gönüllü büyük birader gözetim evinde karanlıkta kalanlara daha ne kadar kayıtsız kalacağımızdır şu anda sorulması gerekli olan? Birisinin aidiyeti, ötekisinin meramların düz sathını aşındırıp duran söylemleri, diğerinin her türlü ayrımcılığa karşı çıkışı, berikinin vakti zamanında bütün bunları anlatmış olmasının da mı bu derin uykudan, bu kelimelerin kifayetsiz kalacağı hissizlikler ile kolkola unutuş ahdinden uzaklaşmamız için yeterli gelmeyecektir? Yoksa insanlığımızı da o yitirilenlerin terk edildiği karanlık vakitlere mi terk ettik. Vicdanımızı birisi için çokça atarken diğeri için reva görmeyip, esirgemek midir bizi o hazin yârın ucundan aşağıya yuvarlanmayı engelleyecek. Ocak ayı malumunuz olduğu üzere dertlerin üst üste yığıldığı ay. Hangi gününü açarsanız o günde ötekileştirilenlerin birilerince tam, kökten tükenişlerin resmedilmesi için kurban seçilenlerin, hedef haline dönüştürülenlerin ayı. Yoksunlaşmamızın, yoksullaşmamızın sadece madden değil fikriyat uzamından manen de sağlandığı bir ay. Kocaman sözlerin, derin anlamlı tahlillerin atılıp tutulduğu, yasın kederin ancak bir avuç insanın yüklenmeye devam ettiği bir ay. Konuşmak yerine yargılamaların, linç tertiplerinin, yok edişlerin, algıda bölük pörçük özenle terk edilmiş yaftalamaların yaldızlanıp parlatıldığı Michael Cashman'ın da dediği gibi eşitliğin ötekinin hakkını savunmaktan geçmesine karşın duyumsamaktan uzakta olanların dört köşeyi zapturapt altına aldıkları bir ay. Derdin şifâ bulmasının tek yolu konuşmaktan geçmektedir. Konuştuklarında batmadan, baltalamadan kırıp döküp saçmadan, hizaya çekebilmek için değil hakikatin vuslatına varabilmek için olabildiğince çablanmayı gerektirendir. Gün dönüşmeye, günler ayları, aylar yılları kovalamaya devam ederken varsıllığımızdan çok yoksunluğumuzu idrak etmemize vesile teşkil eden yüzsüzlüklerden, adaletsizliklerden yeni rotalar çıkartabilmek için elimizde kalan tek şey konuşmaktır. İnsafına terk edilmiş tek şey boğucu yaftalamaları, derin kaygıları, hüzünlü birliktelikleri, vicdanın katlini önleyebilecek tek şey daha fazla konuşmak ve konuşmaktır. Konuşmaktır yüksek perdeden göstere göstere Metin Göktepe, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Yasemin Cebenoyan, Hrant Dink, Musa Anter, Abdi İpekçi, Hasan Ocak, Muhlis Akarsu, Metin Altınok, Asım Bezirci, Hasret Gültekin, Abdullah Şimşek, Cemil Sönmez, Murat Kurt, Şerzan Kurt, Festus Okey, Aydın Erdem, Sibel Eser, Rozerin Aksu, Mizgin Özbek, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol, Aziz Tan adlarını bu satırlara dahil edemediğimiz karanlığa teslim edilen nice cana borcumuzdur. Adaletin birgün bu topraklarda da layığını bulabilmesi, silah tutan maşaların yanında gerçek faillerin yüzlerini cisimlerini düzayak haber sitelerinin okur yorumlarının arasında yer alarak gizliden gizliye saklı duran kindar, tehditkar yorumlarla ayrımcılığı fitilleyerek, alkış tutanların esas müsebbiplerini görebilmek adına çok daha fazla konuşacağız. Konuşmalıyız, tek seçeneğimiz, tek şansımız budur!

>>>>>Bildirgeç
19 Ocak 2011 Basın Açıklaması*

Hrant’ın açtığı yolda ilerleyen, onun derdini, fikirlerini ve mücadelesini sırtlayan dostlar. . . Hepiniz hoşgeldiniz!

Bugün Hrant Dink’in katledildiği 19 Ocak 2007’nin 4. Yılını yaşıyoruz. Bu 4 yıldır süren adalet talebimize devletten aldığımız yanıt: “Bu sayılmaz, bunu unutalım” oldu. Ama şu iyi bilinsin ki biz Hrant’ın katledilişini toplumsal bellek yitiminin kurbanı etmeyeceğiz. Bu siyasi cinayetin şahidi nesiller olarak bu olayın gerçek faillerini yargılayacak ve onlardan bunun hesabını mutlaka soracağız.

Katil kim?

Uğur Kaymaz’ı yaşından fazla kurşunla, Ceylan Önkol’u sahibinin bir türlü bulunamadığı havan topuyla, Metin Göktepe, Engin Çeber, Alaattin Karadağ, Aydın Erdem, Şerzan Kurt ve daha nicesini polis şiddeti ve işkenceyle katleden, binlercesini gözaltında kaybeden devlet ve devletin paramiliter güçleriydi.

Katil kim?

5 yıl öncesine, Hrant’ın katledilişi öncesine dönelim. Dönemin AKP’li İçişleri Bakanı Cemil Çiçek, Ermeni Soykırımı ile ilgili konferansı düzenleyenler hakkında meclis kürsüsünden adeta “ölüm fetvası” veriyordu. Bir taraftan Hrant hakkında 301. Maddeden “türklüğü aşağılamak” suçundan dava açılıyor diğer taraftan tetikçi gazeteler ve gazeteciler “Susturun şu Ermeniyi!”, “Kim bu Ermeni?!” diye çığırıtkanlık yapıyor, ırkçılık kusuyor, katliam için gereken ortam hazırlıyordu.

Katil kim?

Egemen sınıfların tarih kadar eski karanlık senaryosu valilik binasında bir kez daha yazılmaya devam ediyordu. Dönemin kontrgerilla örgütü JITEM’in kurucusu Veli Küçük Hrant’ın mahkemesini izlerken, İstanbul Vali yardımcısının odasında iki MİT görevlisi Hrant Dink’e, dışarıda, kendilerinin de mani olamayacakları bazı kötü niyetli insanların olduğunu, “istenmeyen bir tatsızlığın” yaşanmaması adına çalışmalarını biraz” ehlileştirmesinin” “kendisi için iyi olacağına” dair nasihatlerini dillendiriyor, yani Hrant’a aba altından sopa gösteriyordu. Fakat Hrant tüm bunları bizlere aktararak “ehlileştirilemeyeceğini”, baskılara boyun eğmeyeceğini gösterdi.

Katil kim?

“Bir gece ansızın gelebiliriz” ve“Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye Agos Gazetesi önüne gelen, gözlerini kan, nefret ve intikam bürümüş güruh bizlere hiç yabancı değildi. Biz onları Sivas’tan, Maraş’tan, Beyazıt Meydan’ından tanıyorduk ve işte yine orada, Agos’un önündeydiler.

Katil kim?

Tarih 19 Ocak 2007’yi gösterdiğinde senaryoya TC devletinin tornasından çıkmış olan “17” yaşındaki o tetikçi girdi ve Türkiye sol tarihinde yapılan bütün katliamlarda olduğu gibi Hrant’ı korkakça arkasından vurdu. Ardından dönemin emniyet müdürü Celalettin Cerrah olayın siyasi ve örgütlü bir boyutunun olmadığını “basit milliyetçi duygularla işlenmiş bir cinayet” olduğunu söylüyordu.

Doğru basittir, tarihleri kan ve tarihleri katilam ve soykırım olanlar için bu cinayet basittir.

Burada Hrant Dink’e yapılan saldırı sadece ona değil; Hrant Dink nezninde bu topraklarda yaşayan tüm halklara yapılmış bir saldırıdır.

Takip eden bu 4 yıllık süreçte yapılması son derece zaruri olan soruşturmalar devlet ve onun yürütme organı AKP tarafından engellendi. Bugün devletin her zaman kullanmaktan çekinmediği şiddetini hükümet kendine has bir üslupla yönetmeye ve öğrencilere, emekçilere, devrimcilere, kadınlara saldırmaya devam ediyor.

Aynı katil Bursa’da 19 maden işçisini, Tuzla tersanelerindeki 131 işçiyi “iş kazası” diyerek katletti. Direnişteki tekel, UPS ve itfaiye işçilerine saldırdı. Üniversitelerde, liselerde hakkını arayanların karşısına çıktı. Kimi zaman cop, kimi zaman tekme, kimi zaman kurşun oldu. Mecliste, fabrikada, sokakta, okulda her yerde kendini farklı yüzlerle gösterdi.

Bu katliamların gerçek failleri, sözümüz size: bu ırkçı, katliamcı düzeniniz bizi ezip geçemedi; bizi aynılaştıramadı. Biz farklılıklarımızla, biz anadillerimizle, biz kültürlerimizle varız ve buradayız. Derdimiz kendi tornanızdan çıkardığınız o tetikçi değil, sizsiniz! Sizin o zorbalıklar üreten düzeninizi yıkıp o potansiyel tetikçilerden birer insan yaratmaya kararlıyız!

Bu topraklarda yaşayan halklar olarak her türlü sömürü ve tahakküm biçimlerini ortadan kaldırmış bir Dünya tahayyülümüz olduğunu bir kez daha duyuruyoruz. Katlettiğiniz her emekçinin, her kadının, her öğrencinin, her devrimcinin, her masumun hesabını soracağız! Hrant’ın hesabını soracağız!

Şimdi Hrant kadar cesur olma zamanıdır!
Şimdi canımız pahasına olsa da halkların kardeşliğini haykırma zamanıdır!
Hepimiz Hrantız Hepimiz Ermeniyiz!
Yaşasın Halkların Kardeşliği!

AKA-DER, Alınteri, BDP, BDSP, Devrimci Öğrenci Birliği, EHP, Ekim Gençliği, Emek Gençliği, EMEP, Emek ve Özgürlük Cephesi, ESP, Gençlik Muhalefeti, Kaldıraç, Nor Zartonk, Öğrenci Muhalefeti, Partizan, Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol, Sosyalist Parti, Sosyalist Umut, Yeni Demokrat Gençlik

* Kısa öndeyişimizin vurgulamlarıyla, öne taşıdığı meram bütünlüğüyle önemli bir tamamlayıcısı olarak 19 Ocak 2011 tarihinde İstiklal Caddesinde gerçekleştirilmiş meşaleli yürüyüş sonunda halka duyurulmuş olan bildirgeyi siz okurlarımızın dikkatine sunuyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
19 Ocak 2011 Basın Açıklaması - Kollektif / Nor Zartonk
Bilmek, Görmek İstiyoruz. Neredesiniz? - Hrant'ın Arkadaşları Adına Nükhet İPEKÇİ - Hrant İçin Adalet İçin!
Michael CASHMAN: Eşitlik, Ötekinin Hakkını Savunmaktan Geçer - Emir ÇELİK - Bianet
Siyasetler Üstü Suç Birliği - Rober KOPTAŞ - Agos / Hayat, Olduğu Gibi
Hangisi Bizimdir? - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel
Bir Hayalimiz Var Bizi İnsan Kılan! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Hrant Dink - Yiğit A. - 13Melek
Hrant Dink Ne? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Lütfen Biraz Utanç! - Ümit KURT - Bianet
Hrant Ve Hayat - Onur CAYMAZ - Birgün
Hrant'ı Kaldırmak - Yenal BİLGİCİ - Eski Usul / Başka Haber
Irkçılığa Ve Milliyetçiliğe 'Biiip' De! - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel / Kronik Muhalif
Hrant'ın Yolunda: Samimiyet, Çocuklar Ve Başka Şeyler... - Şükrü HATUN - Birikim
Adalet Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Utancın Dördüncü Yılı - Okay GÖNENSİN - Vatan
Hrant’ın Dili - Oya BAYDAR - T24
Her Kuşağın Bir Cinayeti Var - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Hrant Dink'i Anarken - Amberin ZAMAN - Habertürk
Reşat Altay "Dink Cinayeti" İçin İfade Verecek - Burçin BELGE - Bianet
Hrant’ı Vuran Çocuklar - İlker Cihan BİNER - Jiyan
Turgut UYAR'ın Gazetesinde 19 Ocak - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Serbest Cinayet Ülkesi - Nazım ALPMAN - Birgün
Ceyhan MUMCU: "Suikast Kararı Nisan 1992'de Verildi" - Birgün
Yarın 24 Ocak... - Mustafa KARA - Evrensel
Ben Uğur Mumcu'yum - UM:AG
Hatırla Ey Peri! - Umur TALU - Habertürk
Aydınlatılamayan Dava Dosyaları İncelenecek - Kronik Muhalif
Adaleti Aramak ve Gerçekle Yüzleşmek İçin - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Festus Okey Davasına ''Müdahil'' Olmaya Çağırıyoruz! - Göçmen Dayanışma Ağı - Savaş Karşıtları
Çocukları Kim Öldürdü? - Özgür MUMCU - Radikal
Ceylanke Parçe Parçe! - Sevda KARACA - Evrensel
Diyarbakır'la Yüzleşmek! - Alınteri.net
Duvarların Dili Çözüldü - Nazan ÖZCAN - Radikal 2
'Bölücü Liberaller Ve Destekleri: İsrail, Ermenistan, Yunanistan!..' - Veysi SARISÖZEN - Köxüz
Korucu Köyünde Toplu Mezar Var - Nazan SALA - Günlük
Mutki'deki Toplu Mezarların Mimarı General Korkmaz Tağma - ANF
Barikat Açılsın!.. - Alınteri.net
Orantısız Islık - Yücel SARPDERE - Evrensel
GS Terör Örgütü - Suat BOZKUŞ - Günlük
“Ma Pero Asimilasyone Re Vami Ne !” - Onur ÖNCÜ - Jiyan
İkidillilik - Necmiye ALPAY - Radikal 2
İleri Demokrasi Pilot Uygulaması - Bilgen SEÇKİN ÇETİNKAYA - Birgün
Neo Liberalizmin Demokrat AKP'si - Nusret CÜLAM - Turnusol.biz
Ucubenin Şahbazları - Meram - Post Express
Her İşte Bir Hayır Var Mı? - Sultan Seçik KUBİLAY - Bianet
Tutuklu TÖP ve SDP'lilerle Dayanışma - Turnusol.biz
Çabucak Kandırılanlar - M. DEMİRCİOĞLU - Atılım
Ölümün 47. Adı İsmail Şahin... - Yeşim YASİN - BiaMag
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Saldırıya Uğrayan Konveyör İşçilerinden Dayanışma Çağrısı - Jiyan
Taksim’de Genel Direniş Çağrısı - Evrensel
Kör nokta… - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Umutsuz İşsizde Artış, İşsizliği Kamufle Ediyor - Mustafa SÖNMEZ - Blog
DİSK-AR: Gerçek İşsizlik Yüzde 17.3 - Atılım
Üst Üste Koyarak... - Alınteri.net
Oyun Bitti - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Ortadoğu Üzerine - Tayfun İŞÇİ - Demokratik Dönüşüm / Köxüz


Mîkail Aslan Resmi Sitesi
Mîkail Aslan: Kainatta Yankılanmış Hiçbir Ses Kaybolmaz - AKNews
Mîkail Aslan Zernkut Albüm Tanıtım Sayfası - Kalan Müzik
Ilda Simonian Official
Ilda Simonian At Myspace
Ilda Simonian Official Videos Via Youtube
Aynur Doğan Resmi Sitesi
Aynur Doğan Vikipedi Maddesi
Kırdaşki (Kurmanci) Müzisyen Aynur Doğan’la Röportaj - Aysel YAŞA - Jarudiyar
Tülay German Vikipedi Maddesi
Tülay German Makalesi - 45Devir
Tülay German Years Of Fire And Cinders Belgeseli Resmi Site
Karmate Resmi Sitesi
Karmate Facebook Sayfası
Karmate Karadeniz Müziğini Öğütüyor - Gazete Yol
Marsis Resmi Sitesi
Marsis: Dünyadan Pahalı Bir Şey Olamaz - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet Dergi
Marsis Marsis Albüm Tanıtım Sayfası - Kalan Müzik
Ali Ekber Çiçek Resmi Sitesi
Ali Ekber Çiçek Biyografi.net
Ali Ekber Çiçek Derdim Bir Değil Albümü - Seyhan Müzik
Arto Tunçboyacıyan Official
Arto Tunçboyacıyan At Myspace
Arto Tunçboyacıyan Via World Music Central.org
Bandista Resmi Sitesi
Bandista Myspace Sayfası
Bandista De Te Fabula Narratur İndirme Bağlantısı

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos misak[at]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Unutmayacağz! - Affetmeyeceğiz! - Stensil - İstiklal Caddesi - dRWarp

>>>>>Poemé
Altı Kurşun - Yusuf HAYALOĞLU

İlk kurşun, uçuşan saçlarından
Yolarak ağarmış bir tutamı
Duvardan sekip yere düştü.

İkinci kurşun, omuz başından
Yırtarak adalesini neşter gibi
Canhıraş bir ses çıkardı.

Üçüncü kurşun saplanınca bileğine
Yüzünü dönerek haine
Dördüncü kurşunu
Buyur etti göğsüne.

Beşinci kurşun dağıtınca alnını
Kanlanan gözleri göremedi artık
Altıncı kurşunun
Yüreğine yol aldığını.

Dadandılar üstüne
Çığlıklar atarak, lakin
Ne olur, ne olmaz diyerek
İhtiyatı elden bırakmadan.

Ve gördüler ki
Duvara yapışmış kanlı saçın ucunda
Kırmızı bir gül uç vermiş, açıyordu
Yırtılmış adaleler ise
Kök salmıştı betona.

Ve gördüler ki
Çürütmek için, bileğindeki
Firari demir kelepçeyi
Gözpınarlarından boşanan
Umut mavisi dalgalar
Tuzlu bir deniz oluşturmakta.

Ve gördüler ki
Darmadağın alnından
Hışımla fışkıran yıldızlar
Çalarak ışıltısını, akan kanın
Yüreğinden havalanan güvercine
Güneşin doğduğu yeri göstermekte..

Kaynak: Gözleri İntihar Mavi
Kaynakça: Şiir Defteri

Sunday, January 16, 2011

Deuss Ex Machina # 333 - Itse Säilötyt Vaikka Elimet Noustava

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_333_--_Itse Säilötyt Vaikka Elimet Noustava

10 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Kristin Rule-Ending Illusions (Self Released)
>2<-Kristin Rule-Nature Of Reality (Self Released)
>3<-Yasushi Yoshida-Staircase (Midi Creative / Noble)
>4<-Yasushi Yoshida-Slow Bird Wonder Words (Midi Creative / Noble)
>5<-Klima-French Mittens (Second Language)
>6<-Klima-In My Room (Second Language)
>7<-Our Broken Garden-Share (Bella Union)
>8<-Our Broken Garden-Nightsong (Bella Union)
>9<-Tearwave-Can't Go Home (Projekt)
>10<-Tearwave-Shattered Fairytale (Projekt)
>11<-Tristeza-Raise Your Gaze (Sanity Muffin)
>12<-Tristeza-Newbury (Sanity Muffin)
>13<-The American Dollar-Signaling Through The Flames (Self Released)
>14<-The American Dollar-DEA (Self Released)

Itse Säilötyt Vaikka Elimet Noustava
(333)
Hâkir görülür cümleler, yapısını oluşturan kelimeler, katığı edilmiş tüm sesler. Bileşenleri dağıtıldıkça öteye beriye geriye ufacık bıraktırılmış, zerre umursamazlıkla terbiye edilerek üzerinin kapatılacağının varsayıldığı garabetlikler. Yoksunlaştırılarak değersizleştirilmeye çalışılan meşakkatli çıkışların nasıl tek hamleyle ivedilikle köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığını anlamak için kulak kabartmaktansa daha membanın en başında zapturapt altına alabilmek için durarak, fikir zerreciklerini oracıkta köşeye sıkıştırmanın, kimilerinin kendilerine yakıştırdıklarının dayanılmaz hafifliği!!, her türlü hinliğin pusu üzerimize çöküyor. Bir pus ki sözcüklerin enikonu seçilerek konuşulmasından, zihinde biriktirilmekten tıka basa doluluğa ulaşmış olan sorulardaki acabaların yeni fakatlar, yeni amalarla hemhal ettirilmesinin, yalıtılmasının, zorunlulaştırıldığı bir eşik. Bir pus ki korkuların üzerimize salına salına en azından bir otuz yıldır boynumuzda yer edinmesinin açmış olduğu yaralardan, o yarayı oraya yerleşik kılan "sicim ipinden" ayrıştırılamaması. Müsebbiplerinin, yaratıcılarının bir türlü ortalığa çıkartılamadığı, tam aksine giderek daha onore edilip, yollarına güllerin serilmesini seyrettiğimiz. Bir pus ki, sus ne konuştuğunu bilmeyen hadsiz, edepsiz denilerek sınıflandırılmaya çalışılanların muktedirin dilinde dimağında, sanrılarında yol açmaya çalıştığı şeylerin hemen tümünün ayrıştırmalardan varolan korkularımızın üstüne yeni korkular eklemekten uzakta bir sahicilik olduğunun farkına varılmaması için çevirilen ortaoyunlarına sahne olan. Kimseciklerin işitmek istemediğini duyumsatabilmek bir özverilik halidir. Vaktinin gelmesini bekleyedurarak, hiçbir kazanımın bizlerle buluşmayacağını bilerek bu pusun içerisinde yeni rotalar aramaya devam ediliyor. Hakikat başka diyarlarda yeniden şekillendirilmeye devam ederken, koyunluğa devam etmemiz, muhalifliğin uzaklarında "pembe panjurlu" hayallerimizle ama az katık, ama bol kötekle hayatlarımızı o halde idame ettirmemiz isteniyor. İstenç öylesine ters noktalardan yaşayanları sınamaya tabii tutuyor ki, neresinden bakarsanız orası birer birer kurumakta olan bir hayalsizlik, geleceksizlik haline evriliyor. Elimizde kalan ümit zerreciklerini torba yasanın merhametine terk ederek, hakkını aramaya çalıştın mı, haddini aşmanın hatırası olarak belleğinde yer edinecek tasarruflar neyse onunla buluşturularak, veryansın ettin mi daha gak demeden türlü çeşit sindirmelerle yüzyüze bıraktırılmaların, hukusuzluğun işlevselliğini ortaya çıkarttın mı onlar münferit hareketlerin sahibi olan çeşiti bol bulunan yardakçılar olduğu yanıtını en hafif tabiriyle katiller için bile bunun sineye çekilmesinin beklendiği bir aralık. Bir aralık ki hangi izin nereyi işaretlediği, hangi imin kimin geleceğinden ne çaldığının öneminin azaltılmaya çalışıldığı bir hengamenin ortak adı. Televizyon ekranlarından her yurttaşça özenle, vakitlice alınmasının mecburi bıraktırıldığı afyonun etkisinin azalmasını beklemeden hemen bir yeni bombardımanın yılmadan yeniden kervana koşulduğu zamanımızda durup da bir saniye sadece bir saniye gidişat nereye demek gerekmiyor mu? Hiçbir vicdanın ötesine berisine asla sığdırılamayacak olan hadsizliklerin tümünün oluruna bıraktırılmasının açtığı yaraları tartışabilmekten imtina edip, çözmekten uzaklaşıp görece bir kurgu masal olanın, geçmişe dair yaşamların, yaşayışların politize edilerek gündemde yer edinmesinin başkaca bir okuması mümkün müdür? Yoksa bütün kurtuluşumuz muhteşem olan atalarımız eksenli tartışmaların ardından bizlerle mi buluşacaktır. Yersiz yüzleşmelerden yerli yersiz çıkarsamaların olağanlaştırılmasından, sonra şimdilerde çözüm bekleyen sorunlar kendiliğinden mi hal yoluna girmesi beklenecektir? Ehveni şerlerin birbirlerini kollamak için fırsat bekledikleri, kutsal ortaklıklarını, aynı aşılmaz duvarlarını yurdun dört bir yanında yükseltmeye çalıştıkları izansızlıkların hiçbirinin bir sonuca ulaştırmayacağı açık iken ucubelik yarışının da bu yok yere tartışmaların pek de uzağında konuşlanamayacağı belirgindir. Dostluğun zerresi için bile özlem duyan halkların yakınlaşmalarının önünü alabilmek için daha hangi aşılmazlıklarla yüzleşmemiz lazım gelmektedir? Nice heykelin yapıtın had ve hududu aştığından dem vurulduğunu işitmemiz lazım gelmektedir? Güdülen kindarlığın gündelik siyasetteki olağan yansıması haline dönüştürülen ırkçılığın güzelce ambalajlanıp, albenisi arttırılmış bir milliyetçilik söylemiyle hazmı kolay bir kıvama ulaştırılması çabası da mı yeterli gelmemektedir, kötüye gidişatın eskisinden de ivedilikle bizi dibe çekeceğinin. Artık o konumlandırılmayan neredeyse unutturulmuş olan şeylerin bir sıradanlık kisvesi altında sineye çekilebilirliğinin, deneyimlenmesinden kimseciklere gına gelmemekte midir? Yeri yurdu bildiği topraklar içerisinde ana dilini konuşmasının akabinde başına ne gibi işler gelebileceğini kestiremeyenlere, yıllar önce sergilenmiş olan askeri vesayetin haddi hududu belirgin olan hizaya çekmelerinin devamlılığını bugün bambaşka açılardan yeniden sergileme gayreteşliğine ne buyurmak lazım gelmektedir? Sesini işitilmez kılmanın, yeri geldiğinde herkesten önce sahip çıkılmasına karşın bir o hassas noktada durdukları resmedilenlere şahin kesilmelerin, zindanlara tıkmanın yıllardır adının bir türlü doğru konulmadığı barışı sağlamayacağını bilmek bile iş bu noktada hakir görülen cümleleri, okunamaz şimdi bunlar yahu kolaycılığından ayılmayı mümkün kılıyor. Kılacaktır. Kaybetmeye alıştırıldığımız müddetçe, buradayım demekten çekindikçe, taşın altına görselliğin tamamlayıcısı bir şekilde laf olsun diye elini koymaktansa, yüreğini oraya yerleştirmenin gerekliliğini düşünmeyip sorgulamadıkça başka yerlerin çözümlemelerine, kendilerine yeni yollar bulmalarına, muktedirden hesap sormalarına bakarak çok iç geçireceğiz. Çok içten dertleneceğiz! Çok yarını tüketeceğiz, taa ki son yazısı zihinlerimizde belirene kadar. Işıklar çıkış için son defa yanana kadar...

>>>>>Bildirgeç
Resmi Ağızlardan Alınan Habere Göre! - Veli BAYRAK*

Bizde adettir! Bir haber, “Resmi ağızlardan alınan habere göre” diye sunulmadıkça haberin gerçekliği hep tartışılır! Örneğin hükümetin bir bakanı, kendi hükümetinden biri için “Tehlikeli ve deli mi” dedi! Bunu “Resmi ağızlardan alınan habere göre” diye sunmazsanız kimseyi inandıramazsınız! Öyle WikiLeaks mikileaks hikayedir! Asıl olan resmi ağızdan çıkan sözdür!
Örneğin bu ülkenin Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Obama’dan bir Türk astronotunun (Sanki varmış gibi) uzaya yollanması için destek mi istedi! Bunu da “Resmi ağızlardan yapılan açıklamaya göre” diye sunmazsanız kimseyi inandıramazsınız! Bu ülkede resmi ağızlar olmayan şeyi olmuş gibi, yaşanmış şeyi de yaşanmamış gibi göstermek için konuşurlar! Yoksa işsizlik oranının hiçbir istihdam yaratılmadan bir gecede düşürülmesini nasıl açıklayacaktık!
Bir haberin yayınlanmasından hemen sonra yalanlanma ihtimalinin çok fazla olduğu bir ülkede, dinleyici ya da okuyucuyu habere inandırmak için kullanılan sözcüklerden birisidir aslında yukarıda ki başlık. Kaldı ki bilinçli izleyici, inanamadığı bir haberi duyunca anında gösterebilmektedir tepkisini:
-Sayın seyirciler enflasyon tek haneli rakama düştü!
-Ohaaaaa!
-Resmi ağızdan yapılan açıklamaya göre son 50 yılın en düşük enflasyon oranı bu yılın son aylarında gerçekleşti!
-Her nedense çarşıda pazarda göremiyoruz bu düşüşü! Nasıl oluyorsa bu iş!
-Sayın seyirciler resmi ağızdan alınan bu haber, aynı zamanda güvenilir kaynaktan da alınmıştır!
-Bizde Saadettin Kaynak’tan alındı zannetmiştik! Kim ulan bu resmi ağız! Eee başkaaa…!
Pek tabii, resmi ağızlardan çıkan her söze kul köle olan yurdum insanı da yok değildir! Bunlar için aslında söylenen söz değil ağzın resmi olması önemlidir!
-Sayın seyirciler, resmi ağızlardan alınan habere göre bu yıl yapılması planlanan Kırk Pınar Yağlı Güreşleri’nde zeytinyağı ya da ay çiçek yağı yerine motor yağı kullanılacaktır!
-Hay maşallah!.. Hay maşallah!.. Fikre bak fikre!.. Biraz da Arap sabunu katsalar bari içine!
-Sayın seyirciler aynı resmi ağızlar Kırk Pınar Yağlı Güreşlerinin gelecek yıl yağdan tamamen arındırılarak Arap sabunu ile yapılacağını da söylediler!
Aslına bakılırsa bir haberi gizlemek ya da olduğundan farklı göstermek için kullanılan bir cümledir de yukarıdaki başlık. Örneğin bir yerde deprem olmuşsa ve binlerce ölü varsa, resmi ağızlar hemen burada devreye girerler! Amaç, halktaki panik havasını önlemektir:
-Sayın seyirciler, bugün öğleden sonra meydana gelen 7.4 şiddetindeki depremde çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti! Depremin yurdun dört bir yanından da hissedileceği söylenmekte!
-Hanım kendini camdan aşağı at! Ben de balkondan atlayacağım! Küçük oğlanı sen at büyük kızı ben atarım! Acaba kaç bin kişi ölmüştür depremde?
-Sayın seyirciler, resmi ağızlardan alınan habere göre ölenlerin çoğu zaten yaşlıydı ve deprem olmasaydı da bir süre sonra öleceklerdi!
-Buna da şükür! Hanım atlama vazgeç! Deprem yaşlıları vurmuş!
Birçoğumuz hep düşünürüz, bu resmi ağızlar kim ya da kimlerdir diye! Gerçekten de böyle ağızlar var mıdır? Varsa ağzı nasıldır, büyük müdür küçük müdür? Ağzında diş var mıdır mesela! Varsa fırçalıyor mudur? Ağzını yıkıyor mudur mesela, ya da çalkalıyor mudur? Bunları düşünmek gereksiz şeylerdir belki ama bu ülkenin sorunlarına duyarlı olan vatandaşın ağzından çıkan söz ile resmi ağızdan çıkan söz birbirini tutmayınca insan düşünmeden edemiyor:
-Kimin ağzı doğruyu söylüyor?
Duyarlı vatandaş “Kürt sorunu var” diyor, resmi ağzı “yok” diyor! Vatandaş eğitimde eşitlik istiyor, resmi ağız ‘Olur mu öyle şey’ diyor! Vatandaş hak hukuk diyor, resmi ağız gak guk diyor! Vatandaş çiftçi perişan diyor, resmi ağız ‘yalan söylüyorsun’ diyor! Vatandaş “geçinemiyorum” diyor, resmi ağız “Hadi canım sen de” diyor! Böyle olunca da insan düşünmeden edemiyor!
Resmi ağızlar tabiatı gereği resmi söylemlerde bulunmak zorundadırlar! Buna göre ülkede enflasyon vardır ama sürekli düşmektedir! İşsizlik had safhadadır ama hızla azalmaktadır! Ekonomik kriz kapıdadır ama kapı sağlamdır! Hayat pahalıdır ama insan canı ucuzdur! Zam yapılır ama gereksinimdir! Susuzluk büyük sorundur ama yağmur yağmadığındandır! Depremler felakettir ama yaralar yavaş yavaş sarılmaktadır! Trafik felçtir ama bir dizi önlemler alınmaktadır! Hukuk sistemi çökmüştür ama Anayasaya göre herkes eşittir! Demek ki neymiş; sorunlar, resmi ağızlardan çıkan resmi söylemler ile ifade edilmeye devam ettikçe her zaman olacaktır! Ta ki işçi ve emekçinin ağzı dikkate alınana kadar!..

* Kısa öndeyişimizin önemli bir tamamlayıcısı olarak 16 Ocak tarihinde Evrensel gazetesinde Veli BAYRAK tarafından kaleme alınmış olan "Resmi Ağızlardan Alınan Habere Göre!" başlıklı makaleyi, yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak siz okurlarımızın dikkatine sunuyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Resmi Ağızlardan Alınan Habere Göre! - Veli BAYRAK - Evrensel
Arası Ve Ötesi Yok!.. - Alınteri.net
Ez Li Vir İm! - Serhat OVAYOLU - Jiyan
Kürtler Olmasa... - Akın YILMAZ - Atılım
Kürtçe, Ayağa Kalk! - Bülent KALE - BiaMag
Batıdan Ses Çıkardılar: Şansekî Bidin Aştiyê / Barışa Bir Şans Verin... - Sesonline
Dil Yarası - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Tıngır Mıngır Totalitarizm... - Melih PEKDEMİR - Birgün
Yeni Dönem, Ulusalcılık Ve Milliyetçilik - Alper ERDİK - Sendika.org
Anayasa Sohbetleri 9: Vatandaşlık - Sevan NİŞANYAN - Köxüz
Faili Meçhul: AKP’den Önce, AKP’den Sonra - Jiyan
Baskı Yoğunlaşıyor; İhtiyaç Örgütlenme Ve Mücadele! - A. Cihan SOYLU - Evrensel
Dünyayı Anlamak İçin Geri Çekme Yöntemi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
CHP, ...Cak'lar ve İnkar - Nazım KAYALAR - Atılım
Büyük Alevi Kurultayı İradesi; “İnancımızdan Elini Çek” - Alevi Haber Ajansı / Haber Fabrikası
Çayan DEMİREL: Sistem Sizi Annenizden Uzaklaştırmaya Çalışıyor - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel
Michael CASHMAN: Eşitlik, Ötekinin Hakkını Savunmaktan Geçer - Emir ÇELİK - Bianet
Birliktelik Sorunsalı Ya Da Ucube Meselesi - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Heykelin Devamı - Okay GÖNENSİN - Vatan
Anayasa, Ucube, Cephe - Oya BAYDAR - T24
Merhaba Hizbullah - Özgür MUMCU - Radikal
Gerçek Katillerden Hesap Soruyoruz! - Kollektif - Nor Zartonk
Güvercinler Tedirgin, Katiller Dışarıda - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Dink Cinayeti Davası'nda "Sınır Belli; Devlet Uyumlu" - Bianet
1. Polis, Erhan Tuncel’i ‘Dink Vurulacak’ Diye Bağırtmış! - Nedim ŞENER - Milliyet
2. ‘Polis Bana Yakılmayacağım Sözü Verdi’ - Nedim ŞENER - Milliyet
3. Dink Sayemde Bir Yıl Daha Uzun Yaşadı - Nedim ŞENER - Milliyet
Said-i Nursi ve Hrant Dink’e Katlanamayan Zihniyet! - Balçiçek İLTER - Habertürk
'Benim Meskenim Dağlardır' - Özge MUMCU - T24
Festus Okey Davası: Tanıklardan Kapsamlı Bir 'Sanıklık' Çağrısı - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Kemiklere Yazı Yazanlar - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Garp’tan Gelen Âla Şark’tan Belen Bela! - Evren Barış YAVUZ - Haber Fabrikası
"Cüret Ettim!.." - Alınteri.net
Kimlik Ve Sınıf - Samim AKGÖNÜL - Radikal 2
SBF Öğrencileri Anlatıyor: Üniversite, Direniş, Gelecek... - Gönül İLHAN - BiaMag
Karın Doyurmayan Laflar Meselesi (1) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Köxüz
Halkı Kandırmamak İçin Aydınlar Ne Yapmalı? - Veysi SARISÖZEN - Günlük
"Haysiyet İçin Özgürlük Ve Eşitlik Odaklı Gazetecilik" Diyen Birinden Bir Açıklama - Sarphan UZUNOĞLU - İnsaniyet Meyhanesi
İşte Et İle Tırnak! - Umur TALU - Habertürk
Gıda Fiyatları Zirve Yaptı, Dünya Sancılı - BBC Türkçe
Torba Değil, Çorba - Kronik Muhalif
Açlık Ve Yoksulluk Sınırı Altında Yaşam - Volkan AKYILDIRIM - Sosyalist İşçi
Ağniyayı Şakirin, Fukarayı Sabirin - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Özgürlük Kotası - Tuğba ÖZSOY - Başka Haber
‘Torba’yla Tasfiye Olan Köşe Yazarları - Ümit ALAN - Birgün
İşte 'Torba'ya Konanlar - Atılım
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
İktisatçıların Ahlakı - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
UPS'de Direniş Kazanıma Doğru! - Alınteri.net
Bericap'ta Direniş Devam Ediyor - Evrensel
İçindeymişik, Yeşilmişik, HES'mişik - Sinan ERENSÜ - Birikim
Karadeniz Kanserden Psikolojik Olarak Etkilenmiş - Sendika.org
Küresel Isınma Ve Seller Magazin Haberi Mi? - Ümit ŞAHİN - Yeşil Gazete

Kristin Rule Official
Kristin Rule At Myspace
Kristin Rule - Yiğit A. - 13Melek
Yasushi Yoshida Official
Yasushi Yoshida At Noble
Yasushi Yoshida / Ten Must-Have Japanese Records - Evan - Swan Fungus
Klima At Myspace
Klima - Serenades & Serinettes Informative Via Second Language
Klima - Come Back To Me Video Via Youtube
Our Broken Garden Official
Our Broken Garden - Golden Sea Album Review - Mark BEAUMONT - BBC Music
Our Broken Garden - The Departure SOTD #138 - Rich HUGHES - The Line Of The Best Fit
Tearwave At Myspace
Tearwave Informative Via Projekt
Tearwave - Different Shade Of Beauty Album Review - Susan FRANCES - Absolute Punk
Tristeza Official
Tristeza Entry On Wikipedia
Tristeza - Paisajes Album Informative Via Darla.com
The American Dollar Official
The American Dollar - Free Winter 2010 Compilation Official Download Page
The American Dollar Yazınsalları - Dream Endless - Limbo Pillow

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Peace By Pedrosimoes7 / Pedro Ribeiro Simões
Pedrosimoes7 / Pedro Ribeiro Simões Flickr Page

>>>>>Poemé
Mendilimde Kan Sesleri - Edip CANSEVER

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, January 09, 2011

Deuss Ex Machina # 332 - Cyfiawnder Ydy Mae Arteffact Erbyn Yn Gallu

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_332_--_Cyfiawnder Ydy Mae Arteffact Erbyn Yn Gallu

03 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Papercut-My Melody (The Sound Of Everything)
>2<-Papercut-A Dream (The Sound Of Everything)
>3<-Rayess Bek Orchestra-L'Homme De Gauche (Forward Music)
>4<-Rayess Bek Orchestra-Schizophrenia (Forward Music)
>5<-Igor Boxx-Last Party In Breslau (Barcode Records / Ninja Tune)
>6<-Igor Boxx-Russian Percussion (Barcode Records / Ninja Tune)
>7<-Mikrokolektyw-Revisit (Delmark Records)
>8<-Mikrokolektyw-Lipuko (Delmark Records)
>9<-Jazzpospolita-Fashion For Orient In The 70's (Ampersand Records)
>10<-Jazzpospolita-Sea, Panther, Shallow (Ampersand Records)
>11<-Vieux Farka Touré-Slow Jam (Six Degrees Records)
>12<-Vieux Farka Touré-Aï Haïra (Six Degrees Records)
>13<-Khaira Arby-Feriene (Clermont Music)
>14<-Khaira Arby-Wayidou (Clermont Music)

Cyfiawnder Ydy Mae Arteffact Erbyn Yn Gallu
(332)
Çığlık çığlığa bir sessizlik girdabından diğerine seyrüsefer eyleniyor. Sessizleştirilmiş, sesleri kısıtlandırılmışlar için enikonu karar anlarının dökümü gerçekleştiriliyor. Önce birer birer sonra ivedi bir şekil yaratılmışçasına tekmili birden tek perdede cümbür cinnet halimizin görünürlükleri arttırılıyor. Kara gürültü, pusun içerisinde yankısını bulmaya devam ederken seslerini yitirmekten korkanların tümü bir daha asla demekte tereddütsüz davranabilecekleri yüzleşmeler ile karşı karşıya kalıyor. Yüzleşilen o ana kadar kendi haline terk edilmiş olan sorunların görünürlüğünün kanıtlanmış olmasıdır. Bizahati kanıtıdır. Yüzleşmek aynı zamanda belagatli küfürlere, sizinkileri! bizimkilerle aynı saflarda göremiyoruz ayrıştırmasına yol açan nedenleri fark edebileceğiniz bir çözümlemenin aracıdır. Bir şeylerin üzerinden yükselmemiz söz konusu olsa da, salt yükselmekten daha ehven olması lazım olan şeyler için taşın altına yüreğini koyabilmenin gerçekliğinin zihinlere işlenmesidir. O aralıklarda zihinlere işlenmekte olan. Yüzleşmek topyekün farkındalılık sağlamaya çaba sarf ederken ha bire muktedirce durmaksızın ötekileştirilmekten, boyuna derdest edilmekten, heder edilmiş olanların da yanında durabilmektir. Pundunu buldu mu, kılıfını uydurdu mu daha fazla fikriyatı köşeye sıkıştırmaların biz ve onlar ayrıştırmalarının kimselere bir fayda sağlamayacağı muhakkaktır. Görmekten imtina edilip, zamanın şartlarına göre kendilerine yeni konumlandırmalar gerçekleştirerek, mevkii oluşturanların hesap verecekleri kitlelerin halklar olduğunu unutmadan ilave etmeliyiz. Yıkıntıları altına kalakaldığımız saldırganlıkların, işittiğini anlamazdan gelmelerin, ne olacak canım ötekisinin haklarına sahip çıkacağız-lar lar'a dair savunuşların, varsa biz yoksa biz anlayışının tek bir arpa boyu yolu kazandırmayacağı belirgindir. Kaçırılan her teşebbüs, umarsızca tüketilen her hamle bitmeyip tükenmeyip resmen hem nalına hem mıhına giydirişler ile ortaya çıkan resmin karaşınlığını daha makul kılmayacaktır. Her sabah tozpembe hayallere uyanılmadığının, birilerinin haklarının üzerinin çizmelere doyulmadığının, zihniyetleri değiştiremiyorsak izole edilmişliklerini daha fazla yüzlerine vurmalıyız kararlılığının!, emeğinin mücadelesini verirken emekçinin, öğrenci olduğundan hakkını mı savunacakmış denilerek kestirmeden yaftalanmakta tereddütsüz yaklaşılan gençlerin protestolarına haklı bir savuma biçimiymişçesine, veririz ileri demokrasimizin en tanınmış ürünlerinden biber gazlarını ve coplarımızı, üzerine çeşitli televizyonlarca meşhur eylenen! eğreti tomalarımızla yanıtlarımızı şiddetinin her dakika afaki bir biçimde günyüzü bulduğu toprakta ikamet etmekteyiz. Yaratılmış olan şiddetin merhaleleri aşama aşama dönüşüme tabii tutulurken dipsizliğin ücra noktasında birbirini aynılaştıran cümleler kuruluyor. Görmekte olduğumuz susturmaların hiddetli yüzlerinin yanında paylaşmaktan gocunmadıkları her hallerinden belli olanların tektipleştirilmiş tornalarda sıralarını, köşelerini, ekranlarını doldurukları ezberlenmiş sözler, aba altından sopalar sallamalar sürdürülüyor. Aynılaştırılmış olanlardan biçimsiz haldeki muktedirin yalanları! sızıyor. İş bu aralıkta dökümü yapılan her ses bugünlerden, yarınlara emanet edilecek, yük edinilecek, öğrenilip ders alınacak birer kıssaya dönüşüyor. Zihinde öğrenmesi belki de epey yıllarca sürecek hayat derslerini birden belleğimizle buluşturuyor. İzleri çoktan silindi diye belletilmiş olan nice hakikatin, muktedirce aymazlıklarla dönüştürülmeye, yıllar yılıdır boynumuzda taşıyadurduğumuz sicim ipinin yaralarını anlaşılır kılıyor. Her sessizleştirilenin, her susturulanın bir yerlerde varlığını sürdürmeye yardımcı olan mücadelesinin okunabilirliğini, hikayeden değil gerçekten anlayabilmemizi sağlıyor. Gönül ferahlatmaktan çok daha fazlası için endişeleri dile getirirken, fenomenler öne sürerken bir yandan da sokağın sesine karışmak gerektiğini, unutturulduğu üzerine basa basa belirtilmiş olsa da babylon kulesinin, katmanları çok da belirli olmasa da her defasında çok daha fazla sözcüğün dilin duyumsatıldığı ortaya çıkıyor. Yorum yaşananlarla, yaşatılanlarla bütünleşiyor. Adlarını söyleyerek davaları, katilleri, karanlığı oluşturanların arkasındakileri bulma çabasını bir yana sürekli yokuşa sürdükleri ve toplumsal bellek platformunun hatırlatmalarıyla ikrar ettiğimiz falili belli katliamların hesap sorulabilirliğini ortaya çıkartmak söz konusuysa sokağın yanında durmalıyız. Bildik teraneleri ileri sürerek, neresinden bakılırsa bakılsın adaletin sağlanamayacağı bir yandan eli kanlıların serbest bırakılmalarını mümkün kılıp, öte yandan Mutki'de yıllar önce izleri kaybettirilmiş olan dokuz insandan arta kalanların günyüzü bulduğu tahkikatin dahilinde olayın sorumlularının kimler!! olduğunun ortaya çıkartılmadığı, tam aksine olayların üzerinin örtbas edilmeye çalışılarak, handiyse iyice çoraklaştırılmış bir iklimin yaşanılabilirliğinin söz konusu olamayacağını anlaşılır kılmak için sokağın yanında durmalıyız. Birbirlerine düşman kesilmekten gayrısının zaten gerçekleştirilmediği komşu ülkeler ile aramızda yeni duvarlar örülmesinin mübah sayılamayacağının iyice anlaşılır, dostluğun adını yüceltecek bir sanatsal yapıtın tanımı olarak ucube sıfatının halkları yakınlaştırmayacağını tam aksine, ellerini ovuşturup duran silah tüccarlarının, kandan beslenen yüzsüzlerin aşlarını çoğaltacağının bilinirliğini sağlayabilmek için sokağın yanında durmalıyız. Ve evet bu kadar kısaltılmış cümleler ile olsa dahi fazlasını aşağıdaki ağ bağlantıları içerisinde bulacağınız nice yanlışlık, zincirleme körlüğü beraberindeki hata kabul edememezliği, yanlışı yanlışla onarır görünmenin asla hakikatleri gizleyemeyeceği bir ülkenin oluşturulabilirliği için, Odtü'de öğrencilerce açılan 'başkaldırıyoruz' fiili hepimize örnek teşkil etsin. Duyumsatılmayan, işitir kılınmayanlar için hakları gasp edilenler, esamesi okunmayanlar, okunan esamede dış kapının en dış mandalı ilan edilenler, ayrısız gayrısız sürekli darp edilmekten başkasıyla da yüz göz olamayanlar için başkaca bir seçenek söz konusu değil...Şimdi ve burada!!!

>>>>>Bildirgeç
Nereye Kadar? - Merve TUNCAY*

60’larda darağacı, 80’lerde işkence vardı, bugün sözde demokrasi!

Düşüncelerini ifade ettikleri için tutuklanan öğrenciler, darağacında asılan, hapishanelerde işkence gören, okullarında kurşunlarla faili meçhul cinayetlere kurban giden, haklarını aradıkları için polis şiddetine, tacizine maruz kalan öğrenciler… Okudukları okullarda, eylem yaptıkları alanlarda, söz aldıkları konferans salonlarında sussunlar diye ağızları kapatılarak, sırtlarına coplar vurularak, yüzlerine biber gazı sıkılarak, polisin hakaretleri eşliğinde gözaltına alınan öğrenciler… Darağaçlarında idam edilen, işkencelerden geçen öğrenciler vardı dün. Polisin, devletin olduğu yerde kan biterdi o günlerde kampüslerde, alanlarda, mahkeme salonlarında… Kurutamadılar, kazıyamadılar muhalif öğrencilerin, gençlerin kökünü. Bugün de mücadele ediyor gençler adaletli bir hayat için. Kendilerini ifade etmek istiyorlar, parasız bir eğitim istiyorlar, ücretsiz ulaşım istiyorlar, demokratik bir üniversite, anadilde eğitim istiyorlar… Bu isteklerini dile getirdiklerinde bugün de baskılarla karşılaşıyorlar. Soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar, saldırılar… Ama asla vazgeçmediler, vazgeçmiyorlar, vazgeçmeyecekler haklarını arama mücadelelerinden. Ne geçmişte, ne bu gün, ne yarın…

“Dokunma yanarsın!”

Sadece son bir aya bakmak bile yeterli üniversitelerin ve üniversite öğrencilerinin durumunu anlamak için. İTÜ’ de başbakanı protesto eden 18 üniversite öğrencisi tutuklandı, YÖK’ün kuruluş haftasında üniversitelerde polis şiddeti ve biber gazı vardı, Haşim Kılıç’ın demokrasiden bahsettiği bir panelde Haşim Kılıç’a üniversitelerde demokrasi olmadığını söyleyen bir öğrenci ağzı kapatılarak önce susturuldu, sonra arkadaşlarıyla birlikte yaka paça dışarı çıkarılarak gözaltına alındı. En son hafızamıza yer eden görüntü ise Dolmabahçe, Beşiktaş, Kurtköy, İzmit’te bol gazlı, bol coplu, şiddetin hâlâ “orantılanamadığı”, öğrencilerin polis tarafından yerlerde sürüklendiği, tekmelenip yumruklandığı, üstlerine basıldığı, kadın öğrencilerin sözlü ve fiziksel tacize uğradığı sahneler oldu. Hükümet ve emniyet güçleri “görevlerini” yaptı. Demokrasi vurgusu yapan hükümet bunun yalnızca kendilerine hak olduğunu söylercesine kendisi gibi düşünmeyene aba altından copu, tekmeyi indirmeyi yine ihmal etmedi.

İçi boş söylemler

İfade özgürlüğünü hiç bir alanda yaşatamadığımız bir ülkedeyiz. Bir kelimeyi bu kadar çok kullanıp uygulamasını hiç görmediğimiz bir ülkede. Sadece üniversitelerdeki öğrenciler değil kendilerini ifade etmek istediklerinde engellenenler, yok sayılanlar, yok edilenler. Gazeteciler, aydınlar, Kürtler, öğretmenler, yazarlar, Pınar Selekler, Hrant Dinkler…

Var olduğuna inandırılmaya çalışıldığımız demokrasinin belli bir kesime uygulandığı bir ülkedeyiz. Partilerin kapatıldığı, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ellerine plastik kelepçe takıldığı, Kürtçenin mahkemelerde bilinmeyen bir dil olarak kabul edildiği bir ülkede.

Polisin bizi koruduğunu anlattıkları ama bunu bir türlü göremediğimiz bir ülkedeyiz. 1 mayıslarda, 8 martlarda, TEKEL ve öğrenci eylemlerinde “zor(balık) kullanma yetkisini” eline alan polisin uyguladığı şiddetin meşru gösterilmeye çalışıldığı bir ülkede. Kelimelerin anlamının kirletildiği bu ülkede herkes payına düşenle cebelleşirken öğrenciler denasibini alıyor hükümetten, rektörlerden, sistemden.

Sürünerek öğrenci olmak

Harçlar, ev kirası, yurt parası yol parası… “Sizin paranız mı var da yumurta atıyorsunuz?” diye soran Erdoğan yumurta paralarıyla öğrencilerin cebini düşüneceğine, öğrencilerin taleplerini dikkate alsaydı bu küçük hesabı yapmak zorunda kalmazdı. Bu nasihat öğrencilerin ekonomik koşulunu çözmez. Tıpkı üniversitelerdeki demokrasi sorunun başörtüsü meselesiyle çözülmeyeceği gibi… O zaman öğrenciler ona tekrar sorarlar: “Yumurta paralarını düşünen başbakan, parasız eğitim, ücretsiz ulaşım, barınma, anadilde eğitim ve öğretim hakkımızı engellerken, bizi süründürürken, haklarımızı aramak için alanlara çıktığımızda, her anlamda demokratik bir üniversite istediğimizde başörtülü arkadaşlarımızın da girebildiği anadilde eğitimin de verilebildiği, demokrasi konusunda hepimizin eşit olduğu, hepimizin fikir ve ifade özgürlüğümüzü rahatça ortaya koyabildiği bir üniversitede okuma hakkımızı, demokratik eğitim hakkımızı aramak için sözümüzü söylerken bizi neden susturmaya çalışıyorsunuz? Polisinizi, emniyet amirlerinizi neden üstümüze salıyorsunuz? Rektörlerinizle toplanıp bizim okuduğumuz üniversitelerle ilgili kararlar verirken sürüne sürüne öğrenci haline getirdiğiniz bir gençlik yarattığınız yetmiyor mu da, polislerinizin iplerini salıp, üstümüze saldırtıyorsunuz?”

Üzülmek yetmez, taraf olmak lazım

Yerlerde sürükleyerek düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen bir sürü haline getirilebilir mi gençlik? Ne zaman kim başarabilmiş ki bunu? Kendi geleceğine şiddeti, baskıyı reva gören bir zihniyetle hesaplaşma vakti hala gelmedi mi? Sadece üzülmenin, ah yazık demenin yeterli olmadığı bir dönemde taraf olmak lazım. Gençler böcek yerine koyulup gazlara boğulurken, aldığı darbeyle bebeğini düşürürken, copları sırtlarında, kasıklarında hissederken, sürüklenerek gözaltına alınırken, postallarla üstlerine basılırken yanlarında olmak lazım. Sadece kendimizi onların yerine koyarak soruna taraf olamayacağımıza göre, kendimizi onların yanına koymamız lazım ki dokunamasınlar gençlere ve geleceğe.

* Kısa öndeyişimizin tamamlayıcısı olarak 09 Ocak tarihinde Kronik Muhalif sitesinde Merve TUNCAY tarafından kaleme alınmış olan "Nereye Kadar?" başlıklı makaleyi, yazarın ve ilgili sitenin anlayışlarına sunarak sizlerin dikkatine sunuyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Nereye Kadar? - Merve TUNCAY - Kronik Muhalif
Sokaklar Gençliğindir - Başyazı - Atılım
Eğer AKP Önünde Olabilseydik, Diyecektik Ki... - BalıkBilir.com Facebook Sayfası
Üniversitenin Gerçek Sahipleri Konuştu - Kollektifler / Sendika.org
Ögrenci Hareketi Nereye - Çimen GÜMÜŞ - Jiyan
Vali Liseli Avında - Tamer DOĞAN - Bianet
Çöp Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Kürt Çocuklarını Sıraya Dizmek - Akın OLGUN - Birgün Pazar
Siyasette İkiyüzlülük - Nadiye GÜRBÜZ - Atılım
“Piyasa” Kürt Sorununu Çözemedi - Ferda KOÇ - Sendika.org
Gültan KIŞANAK: Başbakan Ya Milletin Ne Olduğunu Bilmiyor, Ya Da Dilin - Bianet
CHP'nin KCK Sınavı - Dilek KURBAN - Radikal
Sağırlar Tartışırken - Aydemir GÜLER - Sol.org.tr
Demokratik Özerkliğin Türkçe Medyası - Ragıp DURAN - Köxüz
Erdem Can: “İlgisiz Ama ‘Bilgili’ Murat Belge” - ANF / Sol Defter
Kirli Savaşın Kanıtları - Birgün
Milli Define Avı - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
Cumartesi Meydanı'nda Dedelerini Sordular - Atılım
Belediye Toplu Mezarları Yok Etti - Ferhat ARSLAN - Günlük
188 Cinayet Ve Adalet - Okay GÖNENSİN - Vatan
Bir Daha Ve Son Defa... - Aydın ENGİN - T24
Hizbullah Düzeni, Coplar Demokrasisi - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
‘Annemi Domuz Bağıyla Mı Öldürdüler?’ - Balçiçek İLTER - Habertürk
"Maraş'ta Katliam İzleri Hoşgörü Kültürüyle Silinir" - Emir ÇELİK - Bianet
Eğer Bunlar İnsansa... - Kaya AKYILDIZ - Birikim
Temel Demokratik Haklardan 'Silahlanma!' - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Tarihimizi Kendi Ellerimizle Kırdık - Vatan
İleri Demokrasinin Yeni Dönemi - Adnan BOSTANCIOĞLU - Birgün
Ne Yeter Ne Yetmez: Mücadele Daha Fazla Mücadele - Serhat OVAYOLU - Jiyan
Komünizm? Komünizm! - Murat ÇAKIR - Köxüz
Teşbihte Hata Var, Beyler! - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Dersim'den Loç'a Her Yerde Kapitalizme Öfke Büyüyor - Murat IŞIK - Günlük
Munzur Halkı Baraja Karşı Yürüdü - Yeşil Gazete
Tayyip Erdoğan Bu Anıt İçin Ucube Demiş Yıkılmasını Emretmişti... Tepkiler Böyle - Radikal
Başbakan'ın 'Ucube' Dediği Anıt Yıkılacak - Etkin Haber Ajansı
Ucube Zihniyet - Can DÜNDAR - Milliyet
"2011'de Romanlar Siyasetin Neresinde?" - Cumhuriyet
Samast’ın Tahliyesine Geri Sayım! - Ntvmsnbc
Samast Da Çıkabilir - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Hrant Dink Cinayeti 4. Yıl Raporu - Av. Fethiye ÇETİN - Nor Zartonk
Metin’i Öldürenler Sizi Koruyor, Mutlu Musunuz? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Susmayacağız, Metin Olacağız - Evrensel
Metin Göktepe Tebessümüyle Kalbimizde! - Erol ÖNDEROĞLU - BiaMag
Namus İpliği - Arif ALTAN - Günlük
Bağırmayan Yıldızlar! - Nazım ALPMAN - Birgün
Safir İle Sefil… Ak Adam İle Yerliler! - Umur TALU - Habertürk
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Direnen İşçiler Yürüdü - Sendika.org
CHP'li Buca Belediyesi Protesto Edildi - Turnusol
Sendika UPS'ye Girecek! - Alınteri.net
Asgari Değil, Sapsarı Ücret - Aziz ÇELİK - Birgün / Sol Defter
Sefalet Edebiyatı Değil - Ali E. BİLGİN - Radikal 2
Yine Zam Yine Protesto Yine Biber Gazı!... - Veli BAYRAK - Evrensel / Hayat


Papercut At Myspace
Papercut At Facebook
Papercut On Jumping Fish
Rayess Bek Official
Rayess Bek Informative On Wikipedia
Rayess Bek Interview On Re-Volt Radio
Igor Boxx At Myspace
Igor Boxx At Ninja Tune
Igor Boxx - Scott MORROW - Alarm Press
Mikrokolektyw At Myspace
Mikrokolektyw At Facebook
Mikrokolektyw - Revisit Album Review - John BARRON - All About Jazz
Jazzpospolita At Myspace
Jazzpospolita At Twitter
Jazzpospolita - Laszlo And Cousins Official Video Via Youtube
Vieux Farka Touré Official
Vieux Farka Touré At Myspace
Vieux Farka Touré - Fondo Album Review - Johnny LAIS - BBC Music
Khaira Arby At Myspace
Khaira Arby - Mali's Reigning Queen Of Song - Banning EYRE - NPR
Khaira Arby’s Timbuktu Tarab Reinvents Desert Blues - Lucid Culture


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – misak[nospam]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Başkaldırıyoruz! Kaynakça

>>>>>Poemé
Çiçekleri Umudumuzun - A. KADİR

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
yaşayın dünyayı doya doya,
açın kapıları, camları güneşe,
ne yeise kapılın, ne korkuya,
çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele.

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
bütün gündüzler sizin olsun,
yaşayın dünyayı doya doya.

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

Kaynakça: Şiir.gen.tr