Sunday, February 27, 2011

Deuss Ex Machina # 339 - Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_339_--_Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei

21 Şubat 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Dustin O'Halloran-Quintette N.1 (130701 / FatCat Records)
>2<-Dustin O'Halloran-Fragile N.4 (130701 / FatCat Records)
>3<-Luigi Rubino-Last Dance (Prikosnovénie)
>4<-Luigi Rubino-Voice In The Eyes (Prikosnovénie)
>5<-Peter Broderick-Low Light (Cote Labo)
>6<-Peter Broderick-Eyes Closed And Travelling (Cote Labo)
>7<-El Iqaa-Rated Raqs-Things That Quicken The Heart (Self Released)
>8<-El Iqaa-Rahou-Resurface (Self Released)
>9<-Narcoleptica-Meantime (Sonic Reverie Records)
>10<-Narcoleptica-Ceilingeyes (Sonic Reverie Records)
>11<-Natalie Beridze / TBA-This Isn't Right, This Isn't Even Wrong (Monika Enterprise)
>12<-Natalie Beridze / TBA-What About Things Like Bullets (Monika Enterprise)
>13<-Radiohead-Bloom (Radiohead.com / XL Recordings)
>14<-Radiohead-Morning Mr Magpie (Radiohead.com / XL Recordings)
>15<-PVT-Light Up Bright Fires (Seekae Remix) (Warp Records)

Auttaa Ei Mutta Sattuu Ei
(339)
Sırtımız ağırlıklar altında çelimsiz bir oklavanın kırılganlığına varıyor. Her an yeni bir yükün altına ilişecekmişiz gibi durağan ve tedirgin edici hallerimizle birbirimizin yüzlerine bakmadan geçip gidiyoruz ta bir uçtan diğer uca. Birbirinin aynısı devinimlerle, hemen hemen aynı adımlamalarla. Azca korkarak, bolca içimizde biriktirerek. Çoğunluğunda ses çıkartmak için fırsatımız olduğunu bildiğimizde bile acaba bunu becerebilir miyim yargısına teslimiyet göstererek. Adımlamayarak, sesi yükseltmeyerek, rutin içerisinde dört bir yana dağılıyoruz. Modası geçmiş şeylere eyvallah çekmek! gibi reklamlarda bahse konu edilenleri bir anda aşabilecek sihirli değneğimiz maalesef yok. Korkularımız galebe çalarken, sürekli irileşirken; irin halini alan tamahkarsızlık, beklentisizlik ve boyunduruk altına almaların devamlılığındaki yüklenişlerimizin hepitopu yüzümüzde biriken bir kaç çizgi olduğuna kanaat getirmemiz bekleniyor. Yaşlılığımız mıdır bu kadar külfetin tam karşılığında oturtulan olarak sormak gereklidir diye düşünüyoruz. Sadece hayatın sunup bizleri aşındırdığı yüzeylerinde taşımak mecburiyetinde kaldıklarımız bile belirli bir ölçekte derinlikler barındırırken üstelik. Veya çok daha açık biçimde söylemleştirmeye çalışırsak kırışıklıklarımızın müsebbipleri olan sadece aldığımız yaşların toplamı değildir, yaşamakla yükümlü kılındığımız zorunluluklardır o izleri belirgin kılan. İçimize işleten. Toplama ekleterek simamıza dahil ettiren. Çehremizi dönüştürerek çıkamayıp içerisinde deblendiğimiz sorunlarla başbaşa kalakalmamızın vesilesi. Üstelik olduğumuz noktada rehavete kapıldıkça, ha bugün ha yarın hallederiz nasıl olsa diye bahis açtıkça sorunlarımız kendiliğinden bir odak olma halinden çıkarak ömrü hayatımız boyunca sırtlanacağımız yüklerimiz haline dönüşüyor. Ağırlığının altında ne nefeslenebildiğimiz ne de önümüzü görebildiğimiz. Önümüzü görsek bile daima yapılandırılmakta ve biçimlendirilmekte olan yeni setlerin ardılına ulaşmak için dört bir yanda didindiğimiz, çoğunluğunda berhava edildiğimiz, yıpratıcı yüklerimiz. Kimilerimizin yükü 1915'den bu yana gelmekte kimilerimizin 1934 veya 38'den. Kimilerimizin yükleri 1945'den kimilerimizin 1960'lardan. Kimilerimizin sırtlandıklarıysa 1980'lerden 1990'lara hatta yeni milenyuma kadar uzanan bir tarih aralığında yüklenilmişlerden mürekkeptir, tarihlenişimiz. Kaybettiklerimizin, yengilerimizin, üzüntülerimizin, uğradığımız haksızlıkların, adaletsizliklerin şifa yerine toptan zulümlerin çokluğunda kimler olduğumuz, kimlere dönüştüğümüz sorusunu da bilahare sırtlandığımızı düşündüğümüzde ne menem bir yüklenişin altında kaldığımız afaki bir biçimde ortaya çıkacaktır. Ya hâd bildirilecektir eşit aralıklarda. Ya hudut diretilecektir kuytu karanlıklarda. Ya zulüm yapışıp kalacaktır üzerlerimize. Ya adalet denen daima çok ama çok uzakta kalan bir ütopyamız olacaktır. Bir yükün altına girdiğimizde önceden bilmez olduklarımızı işiterek önümüze yeni rotaları, fişlemeleri, topyekün layığımızı tertipleyişini seyreyledikçe bu ağırlığın ulaştığı merhale hafızanın dağarcığının kapasitesini bile enikonu zorlamaktadır. Nihai unutuşlara gebe kalmaktansa, ya onu ya bunu (tıpkı bir taraftarlık münazarası gibi) seçmektense, eleştirebilirliği elbirliğiyle yükseltmeliyiz. O yüklerin altında kalakalanlarımızın, karşıtlarında keyfe keder duranların da aynı katarda yola koyulacak olduklarını işittirebilmeliyiz. Kademesi ivedi arttırılan, dozu sürekliliğinden dolayı azar azar değil bir gece ansızın yükselen yalnızlaştırma, kalabalıklarda ıssız bırakma, özünde yapmış olduğumuz hatalarımızı belirginleştirir. Unutulmasın diye çalakalem üstünü geçtiğimiz pek çok şey canlanıverir. Ahir zamanın çişelti dolu, gam yüklü güncesinde. Güncellik kadre gebedir. Bakiyesi sürekli dolgunlaşan. Kederin yoğunluğu azalacaksa ancak paylaşarak azalacaktır her şey bu kıssa üzerinden biçimlendirilebilirse yol almak da nispeten kolaylaşacaktır. Dilini salt kendine saklamasını, öğrenebilirliği olsa da resmiyet kazanamayacak, eğitim alınamayacak olarak sınırlandırılmasının açtığı derin ikilem muktedirin diline pelesenk ettiği özgürlüklerin sınırlarını da anlaşılır kılar. Dönüşüm ve gelişim bir noktada bireysel kazanımların çoğaltılabildiği, kendini tam olarak ifade edebildiği cümlelerle mümkün olsa da iş bu rahlede mümkünatsızlıklar, oldurmazlık ve mızıkçılıklar bir kere daha aşılmaz surları önümüze dikiverir. Memleketin acısı tükenmez doğusunda her yeni gün başka bir noktada çıkartılan, varlığını da yokluğunu da anlaşılabilir, hissedilir kılmak için o kaybedilenlerin nefeslerini içerimizde duyumsamamız gereken toplu mezarların varlığı yüklendiklerimizin aracısız. çırılçıplak bir başka teşviki mesaisini dimağımız içerisine yerleştirir. Can almaların elbirliğiyle gerçekleştirilebildiği, hayattan kaybedişlerin, izini silmelerin haftaların yıllara bağlandığı günlerde bir başlarına, anaların dillerinden yayıldığı gösterilerin yanı başlarında cereyan etmekte olan şirazesinden çıkmışlıktır yüklerimizin onulmazlığını bir şekilde cismanileştiren. Hesap sorulabilirliğin, sorumluların bir türlü tam maksadıyla bulunamadığı, toprağa karışmış insanları güneş ile buluşturmanın iş makinelerinin, vinçlerin kepçelerine terk edildiği, mizansen değil afaki aymazlıkların nerelerden kaynaklandığını bilmek yükümüzün ağırlığından bir nebze hafifleştirecektir. İçişleri bakanımızın yok öyle bir şey, sıfır sıfır diye efelendiği işkencenin varlığını sorgulayabilmenin bile devlet eline teslim edilmesinin tartışıldığı bugünlerde hiç değilse yakın geçmişimizin belleğinde yaratılmış olan ciddi kırılmaların hesap verilebilirliği sorgulanmalıdır, yılmaksızın!. Düşman işgallerinden kurtuluşları pekiştirmek adına memleketinde bir avuçtan az kalmış bir etnik kimliğe dahi hakaretamiz davranmaktan kendilerini alıkoyamayanların sergiledikleri ırkçılık dolu mizansenleri sorgulamaktır da aynı zamanda o yüklendiklerimizin değerini daha anlaşılır kılacak. Vicdan mertebesinde yazmak, taraf olmak konusunda cevval bir kaç isimden birisi olan yazara atfedersek bebeklerden katil yaratmak için maarifi devreye sokanlar nefreti canlı tutabilmek için yine çocukları başvurdukları bir ülke değildir layığımız. Filizlendirildikçe, eğitim boyunca zihinlerine işlenen yegane şey olan dört tarafımız düşmanlarla çevrili olduğu inatçılığı sürdürüldükçe yolumuz çok uzundur. Birbirlerinin yüzlerindeki çizgilerin manasını çoktandır keşfeden, tek kelime etmeden birbirilerinin dertlerini ve kederlerini hatmedebilen insanların varlıklarında. Öte yakalarda, diyarlarda seslendirilen nefrete ne kadar karşıysak buralarda fırsatı bulundu mu kaçırılmayan teşebbüslere de aynı oranda tepki gösterebilmeli kırgınlıkların, sert seslerin yaraları kanırtmaktan başkacasına müsade etmeyeceğinin altını çizmeliyiz. Bir güzel torbalanıp, kafeslenen, bir sabah ansızın mavilerin hücumuna ve gazabına uğrayan diline ve kalemine güvenip de iki satır yazdı mı yıllar yılı sürecek bir boyunduruğun, demir parmaklıkların ardılına yollanan insanların bolluğunda yıllar yılı yasaklanmış, sansürlenmiş olanların kupon karşılığında teslim edilmesinin hiç bir önemi yoktur. Gerçeklikte bu kadar hunharca engelleme, yıldırma, hayatta soğutma girişimi sözkonusu iken. Derdest etmek, pusmak, bir kenarda tıkılı kalmak ve sorgusuz sualsiz yaşarsan başına hiç bir şey gelmezcilik, eyyamcılığının bir korkutuculuğu olmayacaktır. Görmek isteyene. Esasen hedef tahtasının önüne dikilecek olanlarımız ayrılarak elendikten sonra da geriye kimsenin kalmayacağını bir saniyeliğine bile unutmadan, unutturmadan. Öcüler üreterek, çıkar gelir bizleri sonra ham yapar sulu zevzekliğine, kayıtsızlığına denk düşmeden muhalifliğin cephesinde yüklerimizi paylaşmalıyız. Direnebilmeliyiz hayatlarımızın iki dudak aralığından çıkanlarla, emir demiri keser argümanlarla beraber toptan zapturapt altına alınamayacağı bir dünyanın hala mümkün olduğunu idrak ettirerek. Tersi bir durumda korkularımızı kapsamakta olan doğal fay kırığından beter olacağını, tahakküm eylenecek bir şeyin de geriye kalmayacağını ifşaa ederek.

>>>>>Bildirgeç
“Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” – Sarphan UZUNOĞLU*

“Bugün gerçekleri göremedikleri için size alkış tutan nasırlı elleri yarın yakanızda hissedeceksiniz.”

Bu cümle Mahir Çayan’ın…

Cümle Çayan’ın Kızıldere Katliamı’nda devletçe katledilmesinden önceki dönemde Türk Solu dergisinde 22 Temmuz 1969 tarihindeki 88. sayısında Aren Oportünizminin Niteliği başlıklı yazısında geçiyor.

Aslına bakarsanız Türkiye’deki parlamenter sistemin dönüşümü için %51′i amaç olarak gören ve devrimci geleneği Marksizm’i tahrif ederek bir yere varmak isteyenler için Mahir Çayan’ın ilgili eleştirisinden bu gibi bölümleri alıntılamakta fayda var. Umuyorum ki bu yazıdaki alıntılamalardan bugün 2000′li yıllarda dahi solda yaşadığımız Oportünist-Devrimci tartışmasına bir bakış açısı getirecektir.

Çayan’ın Oportünizm’e getirdiği tanımla başlayalım: “Kısaca özetlenirse, ülkedeki hakim ve tali çelişkilere göre oportünizm biçimlenir, kılık kıyafetini ayarlar. ”

Bugün Türkiye’de kimlik politikaları ve liberal terminoloji ile her geçen gün kendini kanıtlamak adına omurgasızlaşan “yeni sol” ya da tabirimle salon solculuğunun yarattığı bunalımı yaşıyoruz. Bu sol sol ile mücadele etmekte ve sol içerisinde birlik ve kolektif hareket bilincinin gerçekleşmesinin önüne geçmektedir.

Dahası, arkasına aldığı, öğrenci hareketlerine sadece “hobi” olarak ilgi duyan, “gençliğimiz de biz de yaptık”çı akademisyen tayfayı da ardına takıp bugün hepimize sosyalizm ve komünizm dersleri vermekte.

Birikim’in kapağındaki sloganı hatırlayın, hepimize yeni komünizmin demokrasi olduğunu söylüyorlardı.

“Sanayi devrimini tamamlamış, politik bilinci gelişmiş çok güçlü proletarya sınıfına sahip bir ülkede oportünizm, karşı güçleri büyütmek, kendi olanak ve gereçlerini olduğundan daha aşağıda değerlendirerek, vurulması gereken yerde vurmamak, beklemektir. Burjuva parlamentarizminin devamlı bir denge unsuru olmaktır. “

Bugün bize demokrasiden sürekli olarak sonuç beklememizi önerenler kimler? Ununu eleyip eleğini asanların sözleriyle nereye gidebiliriz?

Demokrasi yeni sosyalizm ya da komünizm değildir. Demokrasi devrimci mücadelenin önündeki liberal dilin ta kendisidir. Hele ki bahsedilen demokrasi %10′luk barajla Kürtleri dışarıda bırakan, Eşcinselleri içine almayan, kadınları %20 temsile mahkum eden bir demokrasi ise.

Şimdi hepimiz için düşünme zamanı. Sahiden liberallerle aynı safta demokrasi mi bekleyeceğiz yoksa devrim için gereken şartları mı oluşturacağız?

Kimse bize barışçıl devrimin gerekliliğine ilişkin sözlerden bahsetmesin. Arkadaşlarımız hapisteyken, polisin yumruğu askerin postalı kadınların ve çocukların suratında patlarken “Yeni sol” denilen dalgaya takılmak ve ondan çözüm beklemek gülünç. Elbette parlamenter sistemin olanaklarını kullanacağız; ama parlamenter sistemi tatmin mekanizması olarak kullanıp “Mecliste bir bağımsız sosyalist var” diye 5 yılda yaptığı üç konuşmayı alkışlamak hangimizin devrim anlayışına uyuyor? Tartışılması gereken, barajı nasıl geçeceğimiz değil, iktidara nasıl diş geçireceğimizdir.

Bitirirken sazı gene Çayan’a devredelim:

Kabaca -ana hatları ile- gelişmiş kapitalist, sosyalist ve geri kalmış ülkelerdeki devrim süreci içindeki oportünizmin belirgin niteliklerini belirttikten sonra, gelelim oportünizmin genel, değişmez kârakterine; hangi devrim sürecinde olursa olsun, hangi kılığa bürünürse bürünsün oportünizmin değişmez özelliği ideolojik mücadeleden kaçmaktır. Oportünizmin panzehiri ideolojik mücadeledir. Oportünizm proleter devrimcilerin karşısına hiçbir zaman açıkça çıkamaz.

* Meram kısmında derlemeye çabaladığımız cümlelerimizin devamlılığında okunabilecek, kadri mutlak ana akım medyanın sınırlarında işittirilmeyecekleri yazdıklarında karileriyle paylaşan bir basın emekçisi olan Sarphan UZUNOĞLU'nun Jiyan-Hayat-Gyank sitesinde yayınlanmış olan “Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” başlıklı yazısını, yazarın ve Jiyan sitesinin hoşgörülerine sığınarak sizlerle paylaşıyoruz....

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
“Bugün Gerçekleri Göremedikleri İçin Size Alkış Tutan Nasırlı Elleri Yarın Yakanızda Hissedeceksiniz.” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Herkes İçin - Özge MUMCU - T24
Nefret Müsameresi - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Arap Baharı Türk Darbesi - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
CHP Şizofrenisi - Alınteri.net
Galiba BOP'u Yedik! - Ayhan BİLGEN - Günlük
Muhalefetsizlik - Shelbyl - Komünal İşkembe
Emre Aköz ve “Gençlik” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Şer İle Hayır - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
İktidarı Protesto Hakkı Var Mı Yok Mu - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Son Bir Ders Vereceğim, Sonra Öleceğim! - Umur TALU - Habertürk
Türkiye İleriye Mi Gidiyor, Geriye Mi? - Mehmet TEZKAN - Milliyet
Sonuçlar, Olasılıklar ve Gereken Hamle - M. Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Görüntü Savaşları - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Devrimci Karargah İddianamesini Anlama Kılavuzu - Rıdvan TURAN - Jiyan
ÖDP: Kıbrıs Halkıyla Dayanışma Zamanı - ETHA
"Ulus Devletler Anadilleri Yok Etti" - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Erdoğan Döneminde 18 Kürt Çocuk Öldürüldü - Birgün
Hasan Ocak Cinayetinde Bir Tanık - Ruken ADALI - ANF
'Sonuna Kadar Soruşturacak Mısınız?' - Atılım
Mutki'de Bir Toplu Mezar Daha - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Jandarmanın Kaçak Kazı Yaptığı Yerde Kemik Çıktı - Evrensel
Yüzlerce Mezar, Binlerce Ceset (2) - Osman ÖZTÜRK - Birgün
Hükümetinizi Kaybetmediniz Ama Onlar Çocuklarını Kaybetti - Hakan ÖZTÜRK -Günlük
'Hakikatleri Araştırma Komisyonu Kurun' Yürüyüşü - ANF
Devlet Bize Bir Mezar Taşı Göstersin - Evrensel
Hani Şarkılar Özgür Olacaktı? - Ferhat TUNÇ - BiaMag
Zorunlu Hayat - Belgesel - Devlet Zoruyla Köyleri Bosaltilan Kürtlerin Hikayeleri - Eleştirel Medya Günlüğü
Kürt Meselesini 'Tanıyarak Dışlama' - Jülide KARAKOÇ - Birikim
"Özgürlük ve Eşitlik İçin Ayağa Kalkanlara Dayanışma Sağlanmalı" - Ekin KARACA - Bianet
Bakanlık Alevilerin Fişlendiğini Kabul Etti - Yeşil Gazete
EMEP: Kardeşçe Yaşam İçin Anadile Özgürlük - Evrensel
"Türkiye'de 15 Dil Tehlike Altında" - DurDe!
Bejan MATUR: İncecik Bluzla Emniyete Gittim, 1 Yıl Hapis Yattım - Ayça ÖRER - Radikal
Ufuk URAS: Ateşkesin Sürmesi İçin Somut Adım Atılmalı - ANF
İlla Ermeni Olacaksa Masis Kürkçügil Olsun - Burak COP - Jiyan
Ankara’ya Gayrimüslim Vekil Gider Mi? - Agos - DurDe!
Ayrılar Ayrı Yerde Aynılar Aynı Yerde - Ruşen ÇAKIR - Vatan
Direnmek - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Mahpushanelere Güneş Doğmuyor - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Devletin Cezaevi Politikası: Dün-Bugün-Yarın - Av. Sinan Varlık - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Voltaire'e Gel Voltaire'e - Özgür MUMCU - Radikal
Her Ebadda Voltaire Aranıyor… - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
‘Demokrasi Yuvarlaktır, Demokratlar Yavşak’ - Ümit ALAN - Birgün
Aczin Ötesi - Soli ÖZEL - Habertürk
'Avrupalılar Despotları Kucaklıyor, Türkiye'ye Şüpheyle Bakıyor' - BBC Türkçe
İffet - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
İktidar Tecavüzcüdür - Oya BAYDAR - T24
Kadınlar N.Ç. İçin Adalet İstedi - Atılım
Pippa Bacca Bir Kadın, N.Ç'de... Erkek Kim? - Delil KARAKOÇAN - Günlük
Kadınlar, Öncelikle Kendinizi Devletten Sakınınız - Aysun EYREK - Jiyan
Kadınlar Öldürülüyor - Yaşar SEYMAN - Birgün
Sesimizi Kim Duyacak - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
Darbecileri Korumayın - Evrensel
İçimizdeki Düşman! - Canan ESELER - Başka Haber
Cepheleşmenin Neresinde Duruyorsun? - Sol.org.tr
“Yüksek Kültür” vs “Aşağı Kültür” - Ernest GELLNER - Seviyesiz Siyaset
İflas Eden Paradigmanın Yerine: "Yeni Paradigmayı Oluşturmak" - Mete Kaan KAYNAR - BiaMag
Ruhun İpine Serili - Kollektif - Açık Koyu
Kick It Over! - Flagg - Etilen.net
Yunanistan Yine Genel Grevde - Bianet
Bazı 'an'lar Vardır! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
PTT Direnişi 50. Gününde - Alınteri.net
Uzel İşçileri Haklarını İstiyor - ETHA
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Slikozisden 49. Ölüm - Atılım
Açlık Sınırı 890 TL - ETHA
İnsanlığımdan Utandım - Zeynep KURAY - Birgün
Avrupa'da Aşırı Sağ Yeniden Yükselişe Mi Geçti? - BBC Türkçe
Dresden: No Pasaran! Zemin Nazilerin Ayaklarının Altından Kayıp Giderken - Levent KONCA - Birikim
Tufeyliler Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Hay Aksi! - Can DÜNDAR - Milliyet
Her Birinize ve Hepinize Tükürüyorum - Berrin KARAKAŞ - Radikal Hayat
Kemal Okuyan’ın Yazısı ve Devrim, Sol ve Sinizm - Foti BENLİSOY - Sol Defter
From Protest To Revolution - Dan HIND - Al Jazeera
Ortadoğu ve Arap Dünyası'nda Yeni Dönem - Fikret BAŞKAYA - Sendika.org


Dustin O'Halloran Official
Dustin O'Halloran At Myspace
Dustin O'Halloran - Lumiere Album Review - Jack - Altsounds.com
Luigi Rubino At Myspace
Luigi Rubino At Prikosnovénie
Luigi Rubino Theme / Glace Of Dust via Youtube
Peter Broderick Official
Peter Broderick At Myspace
Peter Broderick / Takumi Uesaka Album Informative On Cote Labo
El Iqaa Official
El Iqaa At Bandcamp
El Iqaa - Hema - The Ashraf Obsession
Narcoleptica At Myspace
Narcoleptica At Reverbnation
Narcoleptica / Sonic Reverie Records On ATPR
Natalie Beridze / TBA At Myspace
Natalie Beridze / TBA At Monika Enterprise
Natalie Beridze / TBA-What About Things Like Bullets Video - Stefan NICKUM - XLR8R
Radiohead Official
Radiohead - Lotus Flower Official Video via Youtube
Radiohead's 'King of Limbs': 9 Thoughts On 8 Tracks - Charles AARON - Spin
PVT Official
PVT At Warp Records
PVT - Light Up Bright Fires Live In Session - Luke SLATER - Drowned In Sound

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
"ICH" (I'm Dialog) By Rainer
Rainer Flickr Page

>>>>>Poemé
Çağrı - Bertolt BRECHT

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı
yağmurun,
Bulutların rüzgarla sökün ettiği.
Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla
gelmez;
Onu bulup getiren insanlardır.
Duman tüten topraktan bahar boyunca,
Dökülüp yükselir birden gökyüzü.
Ama barış ağaç değil, ot değil ki
yeşersin:
Sen istersen olur barış, istersen
çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
" Hayır yaşayacağız!" demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç
kişidir,
Yoktur karabasandan bir çıkarları
Dünyaya bakıp "ne küçük" derler,
Bir şeylerle yetinmezler acunda,
Para hesap eder gibi hesaplıyorlar
bizi,
Savaş da bu hesabın ucunda.
Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:
Korkunç oyunları, davranın, bitsin.

Söz konusu olan çocuğundur, ana:
Koru onu, dikil karşılarına,
Biz milyonlarca kişi
Savaşı yener miyiz?
Bunu sen bileceksin.
Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.
Bir de düşün "Yok!" dediğini:
Düşün ki savaş geçmişin malı
ve barış taşıyor gelecekten.

Çeviri: Attilâ TOKATLI
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, February 20, 2011

Deuss Ex Machina # 338 - Mynd Okkur Î Grátt Ský

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_338_--_Mynd Okkur Î Grátt Ský

14 Şubat 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Conquering Animal Sound-Crawl (Gizeh Records / Mini50 Records)
>2<-Conquering Animal Sound-Bear (Gizeh Records / Mini50 Records)
>3<-Klaustro-Yayanada (Bağımsız Müzik / MP3)
>4<-Klaustro-Neoplan (Bağımsız Müzik / MP3)
>5<-Tymphony-Mutsuzluklar (Bağımsız Müzik / MP3)
>6<-Tymphony-Fiery II (Bağımsız Müzik / MP3)
>7<-Near The Parenthesis-The Listening Surround (n5MD)
>8<-Near The Parenthesis-Voice And Radio Bureau (n5MD)
>9<-Baths-Lovesick Synthetic (Self Released / CD-R)
>10<-Baths-The Vapors (Self Released / CD-R)
>11<-How To Dress Well-Ready For The World (Lefse Records)
>12<-How To Dress Well-Endless Rain (Lefse Records)
>13<-James Blake-Unluck (Atlas Recordings)
>14<-James Blake-Limit To Your Love (Atlas Recordings)
>15<-Jamie Woon-Night Air (Candent Songs)

Mynd Okkur Î Grátt Ský
(338)
Hüzün hayatın inme geçirmesi halidir. Danışıklı bir randevulaşmanın neticesinde değil aniden yanıbaşımızda bitiverendir. Anı sıklıkla yoklayıp duran, çoğunluğunda nefesin, şevkin, sevincin koyu girdapta kaybedilmesi halidir. Işıksız kalmaların en sahicisindendir. Pekala yorumlanabilir bir biçimde nekahat dönemi olmayan, tedavisini çoğunlukla düşe kalka bulmak dışında başkaca bir seçeneğimizin olmadığı grilik dolu bir tertibattır. Yoksunlukla taltif edilen bünyede her zorunlulukta yeniden terbiye edilmeye muhtaç kılınandır. Bir mutluluğa bir hüzüne dolambaçlı yolların birbirine kesiştiği odaktır hayat. Hayatlarımız. Özen gösterilmesi lazım gelendir. Dikkatlice kulak ardı edilmeden uyarılarının işitilmesi, vicdan muhakemesinin ivedilikle, arada kalmışlığın bir an evvelinden aşılabilmesi için uyanık kalabilmenin, gördüğünü okuyabilme işittiğini hayra yorabilmenin gerekliliğini hatırlatandır hüzün. Boş boş bakmaktansa payımıza biçilmiş olanların açtığı yaraları onarabilmek için elele verilmesi gerektiğini yadsınamaz bir biçimde ortaya çıkartır bu aralıkta hüzün. Ben ben diye bitiveren cümlelerin sonuna eklenen nokta gibi varlığı kaçınılmaz, yokluğu mümkün olmayan bir durumdur. Teferruatlar adledilen hüzünle karşılaşmalarımız içerisinde artarak çoğalan kayıtsızlıklarımız yeni yokoluşları beraberinde getirmektedir. Yetişemiyoruz bu kadar hızlılığına hayatın. Kederin hacmen yoğunluğu tüm dipsiz kıyı boyunca arsız bir cehennemi çağrıştırıyor. Ateşi, neredeyse hiç sönmeyen, harı istikrarlı bir biçimde yüksekte tutulan. Sallanılıp yuvarlanılan bir başında bir sonunda karşılaşılabilecek bir durum olmadığından inmeye kadar uzanan bu çetrefilli hayat aracının yakınlarımızda ne kadar derinlerimizde olduğunu anlamlandırabilmek de mümkündür. Amma velakin ne meramın kendisi bu kadar derinliği kaldırabilir, ne de ifadelerimiz kifayetli, manidar bir sağaltımı beraberinde getirir. Her şey kendi döngüsü içerisinde yapılandırılmaya devam ederken, dönüştürülürken bu rahlede bizlere düşen kayıtsızlık dolu hallerimizden uzaklaşabilmektir. Teferruatlardan gocunmadan beslenen, öğrenen olmayı artık kabullenebilmektir. Yılmadan, süngüyü kafamıza gözümüze bir kez daha sertçe yemeden. Sallan yuvarlan diye dile gelir esamesi çoktan unutulmuş hafızanın derinlerine saklı bırakılmış nağme. Yığıntılanıp kısacık sürelere indirgenmiş olan bir hayat akışının ardılında saklı bırakılanlar özetlenir o kurgulamalarda. Her ne kadar, üstünkörü geçiştirilmişse de aslında tüm paylaştığımız yukarıdaki endişeleri barındırandır. Sallanıp yuvarlandıkça tıpkı şimdi ötelemeye, anlamazdan gelmeye, sağırlığımızı fark etmeyip uyduruyorlar ya diye topu taca atıp tutmaya inatla gayret ettiklerimizin yankıları gün yüzü bulmaktadır. Kimileri bunu eğlenceli bulur, kimileri ne o üç dakikada sorguya mı çekiliyoruz hemencecik diyerek çirkefleşir. Hadsizliği ile had bildirmelere girişir. Neticede sallanılıp yuvarlanılırken bile mücadele devam etmektedir. İyi ve kötülüğün arasında bitmeyecek olan. Dertlerin o toprağın insanlarının ortak bileşkesi, kaderi olduğu görmezden gelinir. Yanıtsız bırakılır. E peki ne yapılır. Sallanılıp yuvarlanılır. Emme basma tulumba gibi aynı köhneleşmiş lügatlar o odak dahilinde ezberlenir. Sıraları bile bozulmadan tekrar edilir. Taa ki bir sonraki mecburi karşılaşmadaki vuslata kadar. Emekçinin mücadele edip de kazanabildiği hemen tüm haklar bir gece ansızın torbalanır. Küflenen sistemsizlik içerisinde iyice derdest edilen hallere mecbur bırakılınır. Emek dediğinin karşılığı patronunun iki dudağı arasında vicdanı ile cüzdanının yanında kanunların hiç de tekin olmayacak yasalarıyla başbaşa bıraktırılır. Sallanılır yuvarlanılır. Oraya hak, buraya hukuk iliştiştirilir daha beteri bizim başımızda mütemadiyen sergilenir. Gazetecinin varsıllığı olan olayları farklı pencelerden, bir o kadar da farklı perspektif ve algılardan yorumlamak, kendice sunumlandırmak olduğunun unutulması istenir. Kimisi çetecilikle suçlanır, kimisi gerillaya hedef. Sözün üzeri bir güzel çizilir, hedeflere yeni hedefler eklenerek, katar yoluna devam eder. Burası da ifade özgürlüğünün mümtaz bir biçimde yaşandığı, gazetecenin hakkını, sözünü ve yüklendiklerini sonuna kadar savunabildiği özgürlükler ülkesi olur. Yiyerek sindirebilirseniz. Sallanılır yuvarlanılır. Yetmez yavru vatana dil uzatılır. Pabuçlar başa, ödenen bedelleri yıllar yılıdır sırtlanan, zorunlu uyumluluklarının karşılığında kardeşlerimize lokmaları haram olarak sayılır. Beslemelikten çok daha derinlerde bir yerde hüznün kanırtılığını idrak edebilecek kurgulamalar hasıl olur. Her kafadan bir ayar, her modelden bir muktedir dile pelesenk olanı tekrar edip durur. Had bildirir, yordam diyerekten de sopanın meşesini sallamaya devam eder. Sallanılır yuvarlanılır. Başkalarına model olunur ama buralarda yetmeyen, diriltmeyen, şifâ yerine hasta eyleyen bir darboğaz içine tıkandığımız yüksek sesle ifşaa olunur, gel gelelim bahse konu parçanın suçu olmasa bile sallanılır yuvarlanılır. Suzan Zengin, Nevin Berktaş, Vedat Kurşun adlarını sayamadığımız niceleri mahpuslukla yüzyüze kalır. İfade özgürlüğünün, sakat sürümü derme çatma versiyonu ile günlük güllistanlık bir ülkede yaşadığımız ahz-ü kabz olunur. Ödeşmek bitmez tükenmez hicranda açılan yaralar olur. Öte yandan zembereğinden boşalırcasına arsızca had bildirmeye girişmekten çekinmeyenlerden bir demet tosuncuk kitabevi basarak kimin ekmeğini yemektesiniz, hainlerle işbiriliği içerisindesiz diyerek kendi ölçülerinde milliyetçiliğin aslında nefret söyleminin en yalın örneğini oluşturan bir had bildirmeye girişir. Bütün olan biteni kameraya çekerek ifşaa etmekte beis görmezler. Bunun esamesi bildin bir bilemedin iki gün içerisinde unutulur. Ne de olsa çizgilerini aştın mı sana da haddi bildirecek birileri bulunur mesajı mealen değil hakkaniyetle zihinlere işlenir. Sallanılır yuvarlanılır. Doğa tarumar edildikçe doğa ananın varlığı bu hoyratlığa ses eder. İşitilen bir avuç duvara söylenmiş dört duvarın arasında kıstırılan laf olur. Santraller, inşaatlar hançer olur doğanın gövdesine saplanır. Tarih suların altına terk edilir. Unutuşlar dizgisinde bitmeyecek hüzün bulutlarına bir yeni daha eklentilenir. Sallanılır hiç bir yorgunluk gözlenmeksizin yuvarlanılır. Kısacası nitelik bozulur, kural kaide alt olur, biçim heba, demokrasi ise zulüm olur. Cennet vatanın dört köşesinde hangi muktedir baştacı edilmelidir bu konuşulur, durulur. 301'le daha önce yüzleşmekten kaçınanların, lafını saklamadan ihanetle suçlayıcı tavır belirleyenlerin de bir gün karşılarında o aşılmaz duvarı, toz kondurulmaz değerleri bulabileceği ilan olunur. Ah etmekten bir yerinden yanında durabilmek için çaba sarf edilmesi gerektiği işitmezden gelenlere rağmen tekrar iktibas olunur. Toz kondurmayanlar sallanır yuvarlanır. Bütüne baktığımızda bu kadar ağır hoyratlığa karşın daha sert ayak vurulur, el çırpılır nafile sallanılır yuvarlanılır. Plak çizik içerisinde, bellek delik deşik olur. Bitmez tükenmez sallanılır... yuvarlanılır... çok şükür!...

>>>>>Bildirgeç
Alınan Geniş Güvenlik Önlemleri!.. - Veli BAYRAK*

Yaşadığımız bütün deneyimler göstermiştir ki ülke insanı ne çektiyse alınan geniş güvenlik önlemleri yüzünden çekmiştir! Geniş güvenlik önlemleri altında futbol maçı oynanır yüzlerce taraftar birbirine girer! Yılbaşı kutlamalarında insanlar geniş güvenlik önlemleri altında taciz ve yankesici olaylarına tanıklık ederler! Deprem olur, alınan geniş güvenlik önlemleri altında yağma yapılır! Sel olur, geniş güvenlik önlemleri altında evleri su basar, insanlar sele kapılır! Geniş güvenlik önlemleri altında seçimler yapılır sandıkta ya da oy sayımında onlarca olay yaşanır! Geniş güvenlik önlemleri alınır yoksulun gecekondusu başına yıkılır! Doğa katledilir geniş güvenlik önlemleri altında, çevre yok edilir, ormanlar yakılır, hayvanlar öldürülür!

Gazeteciyim, yazarım dersin, tehdit ediliyor, ağır hakaretler işitiyorum dersin, geniş önlemler alınır yolun ortasında vurulursun! Koca dayağı yiyorum, devlet bana sahip çıksın dersin, geniş önlemler alınır, söz konusu koca tarafında onlarca bıçak darbesi ile insanların gözü önünde bıçaklanarak öldürülürsün! Yeni bir hastalık çıkar, yeni bir virüs! Geniş güvenlik önlemleri alınır onlarca kişi hastalığa kapılır, virüse bulaşır canından olur!

Aslında bu durum bu güne ait bir şey de değildir yurdum topraklarında. Çok uzaklara gitmeye de gerek yoktur! Bu ülkede 1979 da Maraş katliamı yapılmıştır alınan geniş güvenlik önlemleri altında! Çorum olaylarına bakın yetkililerin geniş güvenlik önlemleri altında olaya nasıl seyirci kaldıklarını görürsünüz! Sivas’ta, Madımak Otelinde, alınan geniş güvenlik önlemleri altında 37 insan yakılmıştır bu ülkede. Bu ülkede Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yüzlerce insan alınan geniş güvenlik önlemleri altında sözde faili meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. Alınan geniş güvenlik önlemleri altında yakınlarına bile haber edilmeden toprağın altına gömülen bölge insanları yıllar sonra yine alınan geniş güvenlik önlemleri altında çıkartılmıştır!

Bu ülkede bir olay, bir eylem, bir etkinlik yetkililer tarafından “Alınan geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleştirildi” diye açıklanmaya çalışılıyorsa bilin ki olay anlatıldığı gibi değildir! Siz bakmayın birilerinin “Havada kuş uçurtulmuyor” türünden demeçler vermesine! Havada kuş uçurtulmuyor denilen bu topraklarda 1977 1 Mayısında, alınan geniş güvenlik önlemlerine rağmen 34 kişi katledildi!

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da, yorba yasasına karşı Meclise yürümek isteyen emekçiler, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi alınan geniş güvenlik önlemleri altında biber gazına ve coplara maruz kaldılar! Kişi başına milli gelirin en düşük olduğu ülkelerden biri olan yurdum toprağının başkentinde, kişi başına düşen polis sayısının birden fazlayı bulduğu bir gündü o gün! Alınan geniş güvenlik önlemleri altında yüzlerce emekçi dört koldan sarıldı Kızılay ve Sakarya Meydanı’nda! Yüzlercesi alınan geniş güvenlik önlemleri altında tartaklanıp coplandı. Alınan geniş güvenlik önlemleri ve ileri demokrasinin nimetlerinden olsa gerek Temizlik İşçisi Serap Tuğral başına isabet eden gaz bombası nedeniyle beyin kanaması şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.

Alınan geniş güvenlik önlemlerine rağmen Türkiye’nin en büyük sanayi bölgelerinden OSTİM’de 17 kişi hayatını kaybetti. 2007’de Ankara’da Kurtuluş semtinde bulunan çok katlı otoparkta bir kamyon dolusu bomba, alınan geniş güvenlik önlemleri altında imha edilmiş ve yetkililerin söylediğine göre alınan geniş güvenlik önlemleri sayesinde Ankara o günlerde büyük bir patlamadan kurtarılmıştı! Oysa neredeyse şehrin ortasında kalan kocaman bir sanayi bölgesi canlı bomba olarak duruyordu orada! Otoparkta bulunan ve etkisiz hale getirilen bombanın Meclise olan uzaklığını gündeme getirerek ne kadar önemli bir işi başardıklarını anlatmaya çalışan yetkililer, neredeyse şehrin ortasında kalan ve ilçe büyüklüğünde ki Batıkent ve Macunköy arasına sıkıştırılan OSTİM sanayi bölgesinin insanlar için ne kadar büyük bir tehlike oluşturduğunu hesaba katmayı düşünmemişlerdi! Ya da düşünmüşlerdi de alınan geniş güvenlik önlemleri sayesinde bunun da üstesinden geleceklerini hesaplıyorlardı!

Bana gelince, bu yazıyı aile fertleri tarafından alınan geniş güvenlik sayesinde odamda yazıyorum! Yazıyı yazarken alınan geniş güvenlik önlemlerine rağmen bir kere elektrikler gitti, 2 kere de bilgisayarımı reset etmek zorunda kaldım! Siz siz olun alınan geniş güvenlik önlemlerine güvenerek kendinizi güvende hissetmeyin! Kendi önleminizi kendiniz alın, önleminizi kimseye aldırmayın!..

* Meram kabilinden uç uca getirmeye gayret ettiğimiz cümlelerimizin tamamlayıcısı olarak değerlendirebileceğimiz, Veli BAYRAK'ın kaleminden 20 Şubat 2011 tarihli Evrensel Gazetesi, Hayat sayfalarında yayınlanan Alınan Geniş Güvenlik Önlemleri!... başlıklı makalesini, kurumun ve yazarın anlayışlarına sığınarak sayfamıza iliştiriyoruz. İyi okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Alınan Geniş Güvenlik Önlemleri!..- Veli BAYRAK - Evrensel
Adalet Hakikatten, Hakikat Adaletten Doğar - A. Hicri İZGÖREN - Günlük
Dünyalıyız Hepimiz! - Gündüz VASSAF - Radikal Hayat
Özge Mumcu: "Basın Hem Siyasi İktidar Kıskacında Hem De Medya Tekelleşmesinin Baskısı Altındadır" - İlker Cihan BİNER - Jiyan
Yazar Nevin Berktaş Türkiye'de Hapiste; AİHM'de Haklı! - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Gazeteci-Çevirmen Suzan Zengin Serbest Kalmalı - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel
Göz Göre Göre - Ragıp DURAN - Dicle Haber Ajansı / Apoletli Medya
Birimize Bakan Hepimizi Görür - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Soner Yalçın ve Mehmet Metiner - Fikri SAĞLAR - Birgün
Korku, Korkumuz... - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Erdoğan’a İki Konuda Eleştiri... - Hasan CEMAL - Milliyet
Nereye Kadar? - Okay GÖNENSİN - Vatan
İki Yol, İki Ülke - Özge MUMCU - T24
Haftanın Tortusu - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
İçmeden De Sarhoş Olunabiliyormuş! - Evrensel
Elçi Anlamıyor, Ben Anlıyorum - Ömer YILDIZ - Sol Defter
Ergenekon Davası'nın Türkiye İçin Önemi - Mithat SANCAR / Ömer MADRA - Açık Radyo
Dün, Bugün, Yarın - Umur TALU - Habertürk
"Hem Rumlara, Hem Türkiye'ye Yenildik" - Şener LEVENT - Afrika / Birgün
Faşizmin ‘Öz’ Dili ve Özgür Kıbrıs! – Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
"Ayşe'nin Yavru Vatanı" - Birgün Pazar
Irkçı Hepar, Nezih'in Nefret Bayrağını Devraldı - Kronik Muhalif
Hepar'lı Gençlerden Kabalcı'ya İhtar - Kollektif - Ekşi Sözlük
Kepçeyle Mezar Kazılmaz, Gerçeklerin Üzeri Örtülür! - Elif GENÇKAL - Bianet
Bir Toplu Mezar Da Çaldıran’dan Ortaya Çıktı - Rawin STERK - ANF
Hakikat Komisyonu İçin Kanun Teklifi - ETHA
'Paslı Hançer Duygusu Yaşatacaklar' - Atılım
Sevdikleri Mezarsız Kadınlar Ülkesi - Balçiçek İLTER - Habertürk
Onların Ölümü "İstatistik" Değil - Ayça SÖYLEMEZ - Başka Haber / Bianet
Yavaş Yavaş Öldürüyorlar - Günlük
Bütün Bu Bayraklar, Ölü Çocukların Unutulmuş Bedenleri Üstünde Dalgalanır - Fatih YÜCEDİL - Jiyan
Kâtilin Robot Resmi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Nereye Gidiyoruz? - L. Doğan TILIÇ - Birgün
Anadili Yaralarına Kitaplar - Elvan KISMET - BiaMag
Süryaniler: AKP'nin Farklı İnanç ve Kültürlere Saygısı Yok! - ANF
Teyze Doğulu, Dili Yok - İrfan AKTAN - Başka Haber
Belediyeden Sosyal Ayrımcılık - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Şirince ve Mor Gabriel - Dilek KURBAN - Radikal
Şirince / Sevan Nişanyan - Nadya UYGUN - Jiyan
“İnsanlık”ta Sona Doğru - Yeşil Gazete
Ermenistan'dan Ragıp Zarakolu'na Onur Madalyası - Bianet
"Unutulan" Adam - Sarkis HATSPANIAN - Köxüz
Büyüsü Bozul(may)an Dünya - Ali SARIKAYA - Birikim
!f İstanbul'a: O Duyarlılığı Yemiyoruz! - !But Madi Götkuşakları - Birdirbir.org
Bu Defa Erkekler 'Artık Yeter' Dedi - Atılım
Erkekler Ocakta 17 Kadın Öldürdü - Burçin BELGE - Bianet
"Denizimizi Aldınız Derelerimizi Asla" - Rüya Arzu KÖKSAL Röportajı - Uğur BİRYOL - BiaMag
G20'ye 'Gıda Fiyatlarında Spekülasyonu Durdur' Çağrısı - BBC Türkçe
Küreselleşmeye Karşı Küresel Direniş - Nuray SANCAR - Evrensel Hayat
Yaşasın Sınıf Dayanışması! - Alınteri.net
Yeni Vesayet ve Karakter Aşınması - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Umut Ol! - Samut KARABULUT - Sendika.org
İçe Kapanma Arttıkça İşsizlik Düşmüş Görünüyor - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
İşsiz Sayısı 6 Milyona Dayandı - ETHA
Torba Yasa Nedir? - İşçilerin Sesi - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Dijital Aktivizm Sokakla Buluşur Mu? - Özgür UÇKAN Röportajı - Hayriye MENGÜÇ - Hürriyet Kampüs
Defne Devrimi'nin İstikbali - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
Perwer'den Tunus'a - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Bir Modelin İflasına Tanıklık Ediyoruz!.. - Alınteri.net
Mısır Sana Ne Diyor? - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Devrim Günlüğü - Marksist.org
İsyanlar Devrimlere Gebedir - Oya BAYDAR - T24
Diktatörler Katliam Yapıyor - HRW - Evrensel
Libya'da Ölü Sayısı 104'ü Aştı - BBC Türkçe
The False Anxiety Of Influence - Hamid DABASHI - Al Jazeera
Arap Diktatörleri ve Küresel Sermaye Arasında İttifak - Global Research - Gerçeğin Günlüğü


Conquering Animal Sound Official
Conquering Animal Sound At Myspace
Conquering Animal Sound - Kammerspiel Album Review - Chris TAPLEY - The Line Of Best Fit Klaustro Myspace Sayfası
Klaustro Last.FM Sayfası
Klaustro / Klaustrofobikleştirebildiklerimizden Misiniz? - Boran GÜNEY - Etrafta.com
Tymphony Resmi Sayfası
Tymphony / Selim Yörük Kişisel Sayfası
Tymphony - Mucizevi Tınılar - Merush Hanım
Near The Parenthesis Official
Near The Parenthesis Informative via n5MD
Near The Parenthesis - Japanese For Beginners Stream via Spotify
Baths At Myspace
Baths Informative via Anticon
Baths-Pop Music / False B-Sides - Review via Aerial Noise
How To Dress Well At Blogger
Rising: How To Dress Well - Ryan DOMBAL - Pitchfork
How To Dress Well - Love Remains Album Review - Calum MARSH - Coke Machine Glow
James Blake At Myspace
James Blake - James Blake Album Review - Alexis PETRIDIS - The Guardian
James Blake On BBC Sound Of 2011
Jamie Woon Official
Jamie Woon At Twitter
Jamie Woon Reveals New Single Lady Luck - Robin MURRAY - Clash!

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder.

Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos / Kaydınız Var Dinletmek İstediğiniz: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Peace Panda By Nina0307 Nina0307 Flickr Page

>>>>>Poemé
Biz Kaybettik Aşk Da Kazanmadı - Mahmoud Darwish (*Mahmud Derviş)

Bir Filistinli Yaranın Güncesi

1
Anılardan muafız biz
El- Kermil içimizde
Celile’nin otları kirpiklerimizde
Bir nehir gibi ona uzanaydık deme bana
Öyle deme!
Memleketin etindeyiz biz… Memleket de içimizde!

2
Yavru güvercinler gibi değildik haziran öncesi
Aşkımızın prangalar arasında parçalanmayışının
budur sebebi
Biz yirmi yıldır ey bacım
şiir yazmıyoruz ama
savaşmaktayız savaşmakta

3
Gözlerine düşen o gölge
haziran ayından
alınları güneşle kuşatmaya gelen
bir ilahi şeytan!
Bir şehit rengidir o
bir dua tadı
O ki öldürür ya da yaşatır
Her iki durumda da ah ki ah!

4
Gözlerinde gecenin başlangıcı
O uzun gecenin sonundan bir damlaydı yüreğimde
Bizi şu saatte bu mekânda birleştiren
dönüş yoludur
çöküntü çağından

5
Bu gece o sesin
bir bıçak, bir yara, bir sargı
kurbanların sessizliğinden gelen bir uyku
Nerede benim ailem
Sürgün çadırından çıktılar
ve yeniden tutsak oldular

6
Aşk sözcükleri paslanmadı ama sevgilim
esarete düştü benim-Ey aşk, ey aşkım benim
Rüzgârın silip süpürdüğü balkonları
evlerin eşiklerini
günahları bana yükleyen aşk!
Günlerden bir gün
kalbim sadece gözlerini alabilmişti senin
Ve şimdi vatanla zenginleşti kalbim!

7
Tarlakuşunun sesini
işgalcilerin cehresinde
parıldayan bir hançere dönüştüren nedir, biliriz
Kabristan sessizliğini
bir festivale, hayat bahçelerine
dönüştüren nedir biliriz

8
Sen şarkı söylerken
balkonların koptuğunu gördüm duvarlardan
dağın yamaçlarına kadar uzanmaktaydı alan
Dinlediğimiz müzik değildi
Göremiyorduk sözcüklerin rengini
Odadaydı bir milyon kahraman!

9
Kanımda, onun çehresinden bir yaz
ve müstear bir nabız
Eve döndüm utana utana
yığılıp kaldı yaramın üstünde şehit
Doğum gecesinin sığınağıydı
İntizardı
Ve ben bir bayram devşiriyorum onun anısından!

10
Çiğ ve ateş, gözleridir onun
Kendisine fazla yaklaştığımda şarkılar söyler
Sessizlik ve dua an’ı, buharlaşır kucağında
Ah, dilersen şehit diye adlandır onu
Genç mi gençti barakadan ayrıldığında
Geri geldi sonra
Geri geldi
bir ilahi çehre!

11
Bu toprak emer şehitlerinin derisini
buğday ve yıldız vaat eder yaza
Tapın bu toprağa!
Tuz ve suyuz biz onun bağırsaklarında
savaşan bir yarayız bağrında

12
Kanın boğazımda ey bacı
Gözlerimde ateş
Kurtuldum halife kapısında şikâyetten
Tüm ölenler
ve gündüz eşiğinde ölecek olanlar
kucakladılar beni, bir bomba yaptılar benden!

13
Ahbapların evi metruk
İliklerine kadar çevrilmiş Yafa
Beni aramaya koyulan
sadece kendi alnını bulabildi benden
Bu ölümü bana bırak ey bacı
bu yitip gitmişliği bana bırak
ki bozgunun üstüne bir yıldız öreyim ondan

14
Ey mağrur yaram
Ne benim vatanım bir bavul
ne de ben bir yolcu!
Ben âşık, toprak maşuk!

15
Anılara daldığımda
nedamet otları yeşerir alnımda
hasretini çekerim uzak bir şeyin
Özleme teslim olduğunda
benimserin efsanelerini kölelerin
Sesimden çakıl taşları
kayadan nağmeler yapmayı yeğlerim ben!

16
Alnım gölge taşımaz
Göremem gölgemi
Tükürürüm ben
geceleri alınları aydınlatmayan yaraya!
Gözyaşını bayrama sakla
sevinçten ağlayacağız sadece
Alanda
düğün ve hayat koyalım adını ölümün!

17
Yarayla büyüdüm ben
Geceleri nasıl çadıra dönüştüğünü
asla söyleyemedim anneme
Ne kaynağımı yitirdim, ne adresimi, ne de ismimi
Onun eski püskü giysilerinde
bir milyon yıldız görmemin budur sebebi!

18
Sancağım siyah
Liman bir tabut
Sırtım bir köprü
Ey içimize yıkılan dünyanın sonbaharı
Ey içimize doğan dünyanın ilkbaharı
Çiçeğim kırmızı
Liman açık
Kalbim bir ağaç!

19
Lisanım bir su şırıltısı
kasırgalar ırmağında
Güneşin aynaları ve buğday
savaş alanında
Belki yanlış ifade ettim kimi zaman
ama-tevazu bir yana – harikaydım
kalbimi sözlükle değiştirdiğim an!

20
İkiz olduğumuzu anlamamız için
düşman lazımdı mutlaka
Meşe kökünde oturmamız için
rüzgâr lazımdı mutlaka
Çarmıha gerilen efendi
yarasını yitirmiş, ödlek bir çocuk olurdu
çarmıh tahtında büyümeseydi!

21
Bir sözüm daha var sana
henüz söylemedim
Ay’ı işgal ediyor balkondaki gölge
Memleketim bir destan
Ben çalgıcıydım orada
oldum bir çalgı teli!

22
Arkeolog taşları inceleme derdinde
kendi gözlerini arıyor efsane harabelerinde
Kendi kendini kanıtlama derdinde:
Gözleri olmayan basit bir yolcuymuşum ben!
Bana ilişkin tek bir harf dahi yokmuş medeniyet kitabında!
Ama ben usul usul dikiyorum ağaçlarımı
Ve de söylüyorum aşk şarkımı!

23
Hezimetin sırtında taşıdığı yaz bulutu
Serabın ipine seriverdi
Sultanlar neslini
Cinayet gecesinde öldürülen ve dirilen ben
İşte iyice yapıştım toprağa!

24
Sözü eyleme dönüştürme vaktim geldi benim
Toprak ve tarlakuşu aşkımı kanıtlama vaktim geldi
Bu zamanda gitarı parçalar sopa
Ben, bir ağaç peyda oldu olalı ardımda
Sararıp durmaktayım aynada!

Çeviri: Lütfullah GÖKTAŞ
Kaynakça: Antoloji.com

Sunday, February 13, 2011

Deuss Ex Machina # 337 - Percées De Lumière

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_337_--_Percées De Lumière

31 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Kara Güneş-Gece (Bağımsız Müzik)
>2<-Kara Güneş-Diloy (Bağımsız Müzik)
>3<-Viya-Huzur İsyanda (Clinical Archives / Opzzz! Oppa Tzupa Zound Zystem)
>4<-Viya-Viya (Clinical Archives / Opzzz! Oppa Tzupa Zound Zystem)
>5<-Gevende-Sanki (Baykuş Müzik)
>6<-Gevende-Kadibostan (Baykuş Müzik)
>7<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Tzar Tak (Tzadik)
>8<-Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits-Hutriel (Tzadik)
>9<-Dubioza Kollektiv-Domacica (Self Released)
>10<-Dubioza Kollektiv-Vidi, Vidi, Vidi (Feat. Losa) (Self Released)
>11<-Dinar Bandosu-Noy! (Ütopya Müzik)
>12<-Dinar Bandosu-Milena (Ütopya Müzik)
>13<-Kultur Shock-High-Low (Kultur Shock Records)
>14<-Kultur Shock-Don't Shoot Me (Kultur Shock Records)
>15<-Sakin-Ikarus Başarsa (Rakun Müzik)

Percées De Lumière
(337)
Bir resim diğerine ulaşmadan önümüzden akıp gidiyor. Akan görüntüleri saydamlaştıran gözümüzün önüne getiriveren beyaz cam birden bire olağanlığın, sıradanlığın resmi geçişlerinden bir diğerine daha mümtaz ev sahipliğini gerçekleştiriyor. Kutsandıkça görüntüler, söylemler giderek ayarı kaçmış, hiddeti çoğalmış dengesini buluyor. Defaatle yinelenmesine karşın tepkimelerin eskisinden de az bir biçimde karşı tarafta olan izleyiciden geçtiği şen kahkahalar eşliğinde yayın masalarında kutlanıyor. Kanıksanan nedir? Neresinde bunca zamandır çözümsüzlük girdaplarına terki diyar eylenirken ses edilmemiş, yalnızlaştırılma evrelerinde yeni merhalelerin aşılması, gıybet eylenmesi için imece çalışmaların davullu zurnalı gerçekleştirildiği bir ortamda bu kadar uyuşturan, düşünmekten izleyeni alıkoyan nedir? Her daim sözcüklerin yavan kalması için muktedirlerin, muktedir olmaya heveslilerin atıp tutmaktan gayrısına, kadrolu yorumcu olmaktan ötesine, fitilin ateşleyicisi olmaktan uzak olmayan hallerine kolayca sığınır olduk, alıkonulduk. Gösteri bir şekilde devam ettirilirken, hayat akışını bulmayı sürdürürken hangi heveslerin peşinde koşadurarak bu kadar vasıf aşan verili kontenjana gözü kapalı atlayacak bir şekilde sağır duymaz uydururur, yola hizaya çekilir olduk. Tersinden baksanız, meramları hiç anlamıyor görünseniz bile belirli bir noktasında alıkonuluşun anahtarı hemen her şeyin şaka gibi adledilmesi üzerinden geçtiğini görmek mümkündür. Mümkündür, başkalarının hayatlarını alabora eyleyen şeyler size hiç değmesin. Mümkündür başkalarına zulüm olan şeyler için bahis dahi açılmasın. Mümkündür çomak sokmaya doyulmayınca daha ne yaparız da hizadan bu mendeburları ayırırız böylelikle de hizayı bozanları keşfederizciliğin yılmaz neferi olanların yanında durulduğunun idrak etmek için güneşe dikkatli bakmanın gerekli olduğu gerçeğinin bir an hatırdan çıkartıldığının bilindikliği. Mümkündür yalnızlaştırılıp, izole edilenin sadece o eziyetlere maruz kalmışların değil koskocaman bir toplum olduğunu anlamlandırabilmek için çok sonraları vah vahlandığımızda aklımıza düşen haller bütününde karşımıza çıkanları vakitlice değerlendirmediğimiz. Pek çoklarının geçer bu da geçer, o da geçer bugün ona paşam yarın şuna ağam dediğimizde, köprüyü her geçişimizde malumun ilamı olan dayılara selam durmanın gerekliliğinden alıkoyamadığımız için kendimizi şakalarla cebelleşmek de, geçtiğimiz meramlarımızda değindiğimiz bir avuca kalıyor. Tornistan duygu sağanağından kaynaklanan bir sağaltma, bir tek kendi canına kast edilmiş gibi heveskar olunmaksızın hedef haline dönüştürülenlerin yanında şaka gibi kalan hallerin tümünü okuyabilmek için sadece vicdanı takip etmek bile yeter de artar. Esasa gelmeyen, türlü eşit mavralarla vakit öldürenlerin ağızlarında sakız eylenenler için geçerli bulunabilecek tek hakikattir şaka gibi. Değerlendirmeye allah göstemesin!!! meyil ettiğinde ilk çıkıştan kaçmaya odaklı sözler. Odak haline dönüştürülmeleri kiminde 1, kiminde 4, kiminde 10, kiminde daha da fazla yıllar boyunca adaletsizliğin, adalet tecellisinin mümkünatsızlığından bahsederken takınılan o bilindik tavırlar. Tavır alındığının bir anlık unutuşlarında punduna getirildi mi çoktan atı alanların üsküdarlara yollanması. Ya da yerin altına canlı, yarı canlı ölüme terk edilen hayatlar. İster öyle ister böyle yitirilip gidenlerin de birer can olduğunu ve bügün dahi hesaplarının sorulamadığı bir aralığı işaret eden hayatlar. İstemezükçülüğün ha bire mermerden daha katıcıl olan mozaiklerini sahiplenirken kullandıkları veciz tümceler. Elele dipdibe kırdırılan onurlar, vicdanlar, çoktan kayıtlardan silinen hayatlar. Hep münferit diye algı odağına hitaben dikte ettirilen kimliğinden dolayı sıfatlar yakıştırmalar. Ne birini ne diğerini sahiplenmeden doğru olunamayacağına inanmamız beklenen., beklentisizilikle dopdolu grilikler. Anlamıyoruz, Amed'in diline sökün ettirilenlerle, İstanbul'un güneşinin çalınmasını. Hopa'nın doğasına taaruz edilmesinden, Kıbrıs'ın izole edilmiş halinde, araya sıkış, tıkış bırakılmış besleme sözcüğünün orta yerdeki derin yaranın kanırtılmasına. Bir yanı ilericilik metaforlarında sözümona muasırlaşırken ötesinin buna ulaşmasının yolunu susmak ve itaat etmekten geçtiğinin gelip şaka gibi ilaç kabilinden sunulmasını. Oturduğumuz yerde basit bir basın taramanın neticesinde bir anda ömrünüzden ömür alınmasına karşı ses çıkartılmamasındaki nüktedanlığın kolaylıkla devam ettirilmesini ve bütün her şeyin hengamede gündemin toz bulutunda kaynatılmasını. İleri demokrasiye haddinden hızlıca geçerken önce o sonra bu diye yaftalanıp dara sokulduğu f tipinde bir oraya bir buraya bütün haklarından feragat edilmesinin insanların, insanlık onurunda açtığı acziyetin şaka kabilinden değerlendirilmesi. Ne olacaktı canım o da efendi olsaydı diye kestirilip atılması. Mahkemesinde bi'umuttur değişir belki bazı şeyler dediğinizde yüzünüzde patlayan şamarın okkalı devletümüzün hakkaniyet bilir, hak yemez yargısının alışılmış tokadının acizyetini gösterir kindarlığıdır bizlere kalan. Yıllar yılı süregiden, arapsaçından hallice türlü çeşit oyalamalarla sadede bir türlü getirilmeyen bir sosyoloğun başına gelenlerin, tam beraat ettiğini düşünürken yine yeniden aynı romanın sahnelenmesi için yılmaz neferlerin vakitlice sahneyi kapsamasının tam da işaret etmek istediğimiz dakiklikte ekranlara rücu etmeleridir. Her daim şaka olarak değerlendirilen. Şaka yollu geçiştirilen acziyetlerin yerinde adaleti talep etmenin hala mümkünatsızlığıdır derinlerimizde bir yerlerde bizleri sarsan. Derdest eyleyen. Kendi yağında kavrulan bir derginin meram kısmında, hem kendini yermek, eleştirileri göğüslemek adına kaleme aldığı İstikbal Marşı dizelerinde memleketimizin en asli, en dokunulmaz satırlarının tahrif edildiğini zanneden, münferit vatandaş şikayetini kaale alanların serbest piyasalarında, serbest düşünceyi linç eder halleri midir komiğe kaçan. Komik olarak değerlendirilmesi her durumda beklenen. Adı konulmasına gerek olmayan bir sansürün seslendirilmesi sadece öteden bu yana aşina olduğumuz devletten değil de özel müteşebbis ve bir kültür dağıtıcısından kaynaklanıyor olması mı herkesleri suspus eyleten. Sağırlaştıran. İş bu raddede kimilerince yaşadığımız hemen her şey şaka zaten kısacık sürelerde linçler, yokediş, talan, torba, yafta, ithamlar gırla giderken bizler yanmaya devam eden cehennemimizde cennetin önüne çekilen seti yıkmaya çalışıyoruz? Başarabilecek miyiz? İşin o kısmı şakayı bir kenara bırakıp, başka diyarların sokaklarında seslerini yükselten, ama öyle, fakat böyle diyerekten en başta kendini zehirlemeden, durdurmadan oyun bozanların çoğalması ile söz konusu olabilecektir. Anlayana, anlamak isteyene....

>>>>>Bildirgeç
Büyüyünce Ne Olacaksın? - Karin KARAKAŞLI*

Oldum olası şu natürmort denen tablolar ürpertmiştir beni. Hani şu oturma odalarının yemek masası karşısına denk gelirler ya... Ya da işyerlerinde sıkıcı gri duvarlara rastgele asılmış dururlar. Türkçe karşılığı, içimdeki sıkıntıya denk geliyor: Ölüdoğa.

Hiç hareket yok. Zorlama, yapay bir kompozisyon içinde sepetinde armut, elma, nar, özenle kırıştırılmış masa örtüsü ve saydam yüzey dokusu verme becerisini kanıtlasın diye illa bir cam şişe ve bardaklar... Bir sonraki karede belki bir darbeyle parçalanacak hepsi. Zaten böyle bir nizam içinde donuk halleriyle duruşlarında tekinsiz bir şeyler var. Hayat böyle bir hizalandırma eşliğinde yaşanmaz ki... Meyve, tabak çanak için bile olsa. Ama işte yakalanmışlar bir kez. Kurtuluş yok, tutsaklar o sabit ana.

Buğday Tarlası ve Kargalar

Ölüdoğa zaten bana sıkışmışlığı, tutsaklığı anlatır en çok. O nedenle daraltır, bunaltır. Ona gözünü dikmiş ve bir yemek sofrasında oturmuş aile bireylerinin bitmemiş hesaplaşmalarını dil içi şifreler halinde birbirilerine karşılıklı tıslayışlarını işitirim. Ya da işinde bunalan gencecik bir adamın bir an için başını kaldırıp o mükemmel meyveleri seyredişini görürüm. Ölü balık gözleriyle bakar tabloya.

Bir hayat tercihi belirler tablolar. Onları aksesuar ya da duvar süsü mü görürsünüz, yoksa ruhunuzu mü ürpertir bir resmin derinliği? Buna göre de yaşanır biraz hayat. Misal, Van Gogh sevecekseniz, fırtınayı göze alacaksınız demektir. ‘Buğday Tarlası ve Kargalar’ tablosunu hatırlayın bir an. Nasıl da büyük bir yalnızlık duygusuyla doldurur insanı o bomboş, göz alabildiğine uzanan buğday tarlaları. Ya gökyüzü? Fırçaların haşin darbesinde kıvamlaşmış da her an başınıza çökecek gibidir. Alçaktan uçan kargalar, fırtınanın yakın olduğunu müjdeler sanki. Doğanın dönüşüm anıdır bu. Bir eşikte durur ve ürperir insan tablonun karşısında.

‘Buğday Tarlası ve Kargalar’da yollar ayrı yönlere uzanır. Tıpkı geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizin birbirine kimi zaman tezat şekilde uzayıp gidişleri gibi. Yollar da hayat kadar belirsizdir, bir tercih, bir seçim dayatır durmadan: Bu hayatı nasıl yaşayacaksın?

Hayatın arka sokaklarında

Oysa bize öyle sorulmaz. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulur, babamızın, annemizin, eşin dostun mesleklerini yinelememiz beklenir. “Aferin” alırız arzu edilen yanıtı verdiğimizde. “Büyüyünce sosyolog olacağım” demesi beklenmez pek kimseden. Ama işte bazılarımız beklenmeyeni yapar. Sosyolog olur, hem de sosyolojinin tarifini hayatı pahasına yaparak olur bunu. “Özgür, ahlaklı, mutlu bir yaşam nasıl mümkün olabilir sorusu, çocukluğumdan beri beni meşgul ediyordu. Bu sorulara yanıt bulmak, toplumu, kendimi anlamak ve özgürlük alanımı genişletmek için sosyoloji okudum. Bu arayışla, okul yılları boyunca, bilgi-iktidar ilişkisini, bilimin kurumsallaşma biçimini, dokunulmayan kutsallıkları, dil ve davranış kalıplarını sorgulayarak kendimce bir patika çizmeye çalıştım” der.

Pınar Selek böyle dedi. Ve ölüdoğa resimlerine bakmayı değil, arka sokaklara dalmayı seçti. Andıçların kol gezdiği en zorlu siyasi dönemde en tabu, en cısss konuya elini uzattı. Kürt sorununu muhataplarından dinledi, muhtemelen de anlaşılır kılacaktı ki gözaltına alındı. Görüştüğü kişilerin isimlerini vermesini istediler, vermeyince işkenceye uğradı. Ama esas işkenceye daha biraz zaman vardı.

Kendisine sorguda tek bir soru yöneltmedikleri Mısır Çarşısı patlamasının bombacısı alarak dünyaya ilan edildiğini, cezaevinde televizyon ekranından öğrendi.

İsmimizi veriyorlar da sonra onun içini biz dolduruyoruz ya, işte o doldurma işlemine hayat diyorlar. Şiddetin her türlüsüne karşı mücadeleye ve barış diline adanmış bir insanı katliam sanığı niyetine hedef tahtasına koyduklarında aslında o hayata kastettiler.

Oyunun kuralları

Ettiler de ne oldu? Pınar, hayatın ta kendisi oldu. Bilirkişi raporları patlamanın bombadan değil tüpgazdan olduğunu kerelerce kanıtlarken, karartılan deliller, sahte tutanaklar, yalan ifadeler sapır sapır dökülürken o yaşamaya da, yaratmaya da devam etti. Ama yeni bir ders öğrenmişti. Yapılanın nedenini de yine en iyi o anlattı. Savunma niyetine oyunu ifşa etti: “Oyunun kuralıymış, öğrendim. Eğer şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışırsan, suçlu ilan edilirsin. Üstelik suçun şifreyi yüksek sesle söylemeye çalışmak olmaz. Tam da senin karşı durduğun, mücadele ettiğin bir tutum sana mal edilir. Örneğin bir rahibeysen, fahişelik yapmakla suçlanırsın. Hayatını İslami değerlerin canlı tutulmasına adamış bir insansan, boynuna içki ya da uyuşturucu tüccarı yaftası asılır. Ya da bir antimilitarist olarak bombacılıkla suçlanırsın. Ve bu öyle kriminal bir tarzda yapılır ki sen savunmaya itilirsin. Yani bir odağın üzerine yürürken, kendinle uğraşmaya başlarsın. Suçlamalar sürekli tekrarlanır, tekrarlanır... Bunlar iddia biçiminde de verilse, çamur izini bırakır ve herkes sana baktığında bu suçlamaları hatırlar. Artık sen asla eski kimliğini sürdüremezsin. Bir düşünce suçlusu değilsindir. Barış suçlusu da ilan edilmezsin. Savaş örgütü, seni terörize eder ve yeni bir kimlikle milyonların karşısına çıkarır.”

İlla bir tablo varsa Pınar’ınki Van Gogh’un fırtınalı resimlerine yakışır. Bir mektubunda “Gece manzaralarını ve gece ortamının özelliklerini, gecenin gerçek karanlığı içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuşatmakta” diye yazmış Van Gogh. Pınar, hayatın karanlıklarına tıkılmak istenenleri ışıl ışıl parlatmayı seçti. Görmeyene göstermeyi, iktidar mekanizmalarını kamaş kamaş sergilemeyi seçti. Hani şu ‘Yıldızlı Gece’de yıldızlar minik gezegenler misali döner ışıldar ya, Pınar bütün bunları sevgiyle yaptı, kötülüğün elini ayağını dolaştırdı.

“Ben, iyi niyetli en küçük bir çabayla bile iyileşeceğimize inanıyorum. Ama bitiremiyoruz. Ve suyun kirlenmesini, havasız kalışımızı sadece izliyoruz” dedi bir de. O tabii ki izlemekle yetinmedi hayatı. Ben de ona bakmaya doyamadım, sevmelere kıyamadım. Hikâye bundan ibaret.

* Meramda denkleştirmeye çalıştığımız konuların tamamlayıcısı olarak, 9 Şubat Pazartesi günü adalet talep ettiğimiz, takipçisi olduğumuz Pınar Selek'in davasında karşılaştığımızda kesik cümlelerle ancak vicdanımızı aydınlatıyorsunuz diyebildiğimiz sayısı görece azalmış olan vicdanlı fikir yazıcısı Karin KARAKAŞLI'nın Kronik Muhalif sitesinde kaleme aldığı Büyüyünce Ne Olacaksın? başlıklı makalesini siz okurlarımızın beğenisine sunuyoruz. Tüm diğer alıntılarımızda olduğu gibi gibi Kronik Muhalif ve Karin KARAKAŞLI'nın anlayışlarına binaen...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Büyüyünce Ne Olacaksın? - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
İkinci Hrant Dink Davası: Pınar Selek - Alper GÖRMÜŞ - Taraf / Jiyan
Türkiye: Aktivistin Yargılanması Bir Adalet Parodisi - İnsan Hakları İzleme Örgütü - Nor Zartonk
Selek: Bu Kan Davası Sembolik Bir Savaşa Dönüştü - Miraç Zeynep ÖZKARTAL - Milliyet
Sevil Atasoy, Pınar Selek Konusunda Rahat Mı? - Balçiçek İLTER - Habertürk
Selek İçin Kritik Eşik - Dilek KURBAN - Radikal
Üç Mahkeme, Tek Soru: Ey Adalet Neredesin? - Selda TUNCER - Birikim
Gerçek Nerede? - Turgay OLCAYTO - Evrensel
Fosseptikte Yüzenler - Nazım KAYALAR - Atılım
Mutki: Devletin Kanlı Elini Bırakmak - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Toplu Mezar İtirafı - Evrensel
EMEP: 'Toplu Mezarlar Utanç Tablosudur' - ETHA
"Dersim'de Topluca Gömülmüş 230 Kişinin Kemikleri Bulundu" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Bir Bildiği Varmış!.. - Alınteri
Ne Kadar Uzun Sürüyor Böyle! - Umur TALU - Habertürk
Her Yerde Onlar Var: ‘Birileri’ - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Acil Yanıt... Acil Adım... - Filiz KOÇALİ - Günlük
Kışanak: Hükümet Toplu Mezarlar Konusunda Sağır Rolü Oynuyor - Birgün
"Hrant'ın Arkadaşları" Devleti Affetmeyecek - Elvan KISMET - Burcu ÖZKAN - Bianet
Hrant'ı Neden Özlüyoruz? - Tanıl BORA - Birikim
Dink Sorusuna Ek Süre - Radikal
Bir Katilden Bir Çocuk Yaratmak! - Nazım ALPMAN - Birgün
'Besleme' Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Kıbrıs Türklerine Irkçı Tehdit: Ya Sev, Ya S.ktir Git! - Kronik Muhalif
'Türkiye Kıbrıs Türk Halkına Kılıç Çekti' - Ntvmsnbc
Lefkoşa-Ankara Hattında Yüksek Gerilim - BBC Türkçe
Kuzey Kıbrıslılar Neden Sokakta? - Bianet
Ultra-Liberalizmin Beslemeleri - Yalçın YUSUFOĞLU - Köxüz
Metal Yorgunluğu - Sami ÖZBİL - Atılım
Ne Ka Devlet O Ka Birey - Sezai SARIOĞLU - Günlük
Örnek Ülke Türkiye - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Tam Antidemokratik Türkiye - Canan SAKA - Jiyan
Muhteşem Meclis!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Adam Gibi Bir Muhalefet - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Suzan Zengin'e Özgürlük! - Alınteri
Erkek Medyanın Yan Etkileri - Özge AYIK - BiaMag
Testi ve Kubur! - Gün ZİLELİ - Köxüz
Çelebi: Bu Bir Sömürü Rejimidir - ETHA
KTÜ'de Öğrencilere Polis Saldırısı - Sendika.org
HES’ler İşçileri Öldürüyor, HES’ler Yaşamı Yok Ediyor - Jiyan
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Ölü, Suçlu ve Evli... - Zeynel Abidin KAPLAN - Sendika.org
Sonunuz Tarihin Çöplüğü Olacak! - Evrensel
“Ben Nesli”nin Hayatı Torbada! - Canan ESELER - Başka Haber
CHP’nin İkiyüzlü Siyaseti - Burak ÖZ - Birgün
'Torba' Sineye Çekilmeyecek - Atılım
Torba Yasalaştı - ETHA
Belleksizler Partisi (Mi) - Akın OGUN - Birgün Pazar
Ulusal Güvenlik - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Irkçı Refleks ve Sol - Yücel Yüksel MERT - BiaMag
Ezbere Dünya - Okay GÖNENSİN - Vatan
Tahrir Meydanı Mucizesi - Slavoj ŽIŽEK - The Guardian / Sol Defter
Bu Bir Devrim Mi - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Tahrir Meydanı’ndan Sakarya Meydanı’na… - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Ortadoğu'nun Üzerinde Dolaşan Hayalet - Ahmet İNSEL - Birikim
Mısır, Devrim, İnternet - Seviyesiz - Seviyesiz Siyaset
Mısır ve Tunus Halkına Selam - Alınteri
Orta Doğu'da Eylemler - Özel Dosya - BBC Türkçe
Algeria Protesters Push For Change - Al Jazeera


Kara Güneş Resmi Sayfası
Kara Güneş Facebook Sayfası
Kara Güneş Röportajı - Wrzl - Dergi.biz
Viya Resmi Sayfası
Viya - Huzur İsyanda EP via Clinical Archives
Viya Yeni Albümü 'Huzur İsyanda'yı Peyote'de Tanıttı - Milliyet
Gevende Resmi Sayfası
Gevende Myspace Sayfası
Gevende - C.E.T. Baykuş Sessions
Cyro Baptista Official Site
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits At Myspace
Cyro Baptista's Banquet Of The Spirits - Caym: The Book Of Angels Volume 17 Informative via Tzadik
Dubioza Kolektiv Official Site
Dubioza Kolektiv Informative Via Wikipedia
Dubioza Kolektiv - 5 Do 12 Official Download Page
Dinar Bandosu Myspace Sayfası
Dinar Bandosu Vikipedi Sayfası
Dinar Bandosu - Leyla Halid
Kultur Shock Official Site
Kultur Shock At Myspace
Kultur Shock Interview By Judith GENNETT via Roots World
Sakin Myspace Sayfası
Sakin Röportajı - Avaz Avaz
Sakin Dağıldı Mı? - Ayhan ABAYHAN - Hafif Müzik

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[at]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Sometimes It Rains By Horriblecherry
Horriblecherry Flickr Page

>>>>>Poemé
Şair İşçidir - Vladimir MAYAKOVSKI

Bağırırlar şaire:
"Bir de torna tezgâhı başında göreydik seni.
Şiir de ne?
Boş iş.
Çalışmak, harcınız değil demek ki..."
Doğrusu
bizler için de
en yüce değerdir çalışmak.
Ve kendimi
bir fabrika saymaktayım ben de.
Ve eğer
bacam yoksa
İşim daha zor demektir bu.
Bilirim
hoşlanmazsınız boş lâftan
kütük yontarsınız kan ter içinde,
Fakat
bizim işimiz farklı mı sanırsınız bundan:
Kütükten kafaları yontarız biz de.
Ve hiç kuşkusuz
saygıdeğer bir iştir balık avlamak
çekip çıkarmak ağı.
Ve doyum olmaz tadına
balıkla doluysa hele.
Fakat
daha da saygıdeğerdir şairin işi
balık değil, canlı insan yakalamadayız çünkü.
Ve doğrusu
işlerin en zorlusu
yanıp kavrularak demir ocağının ağzında
su vermektir kızgın demire.
Fakat kim
aylak olduğumuzu söyleyerek
sitem edebilir bize;
Beyinleri perdahlıyorsak eğer
dilimizin eğesiyle...
Kim daha üstün, şair mi?
yoksa insanlara
Pratik yarar sağlayan teknisyen mi?
İkisi de.
Yürek de bir motordur çünkü
ve ruh, onun çalıştırıcısı.
Eşitiz bizler
şairler ve teknisyenler.
Vücut ve ruh emekçileriyiz
aynı kavganın içinde
Ve ancak ortak emeğimizle
bezeriz evreni
marşlarımızı gümbürdeterek
Haydi!
laf fırtınalarından
ayıralım kendimizi
bir dalgakıranla.
İş başına!
Canlı ve yepyeni bir çalışmadır bu.
Ve ağzıkalabalık söylevci takımı
değirmene yollansın dosdoğru!
Unculuğa!
Değirmen taşı döndürmeye laf suyuyla!

Türkçesi: Ataol BEHRAMOĞLU
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, February 06, 2011

Deuss Ex Machina # 336 - All That We See Or Seem Is But A Dream Within A Dream

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_336_--_All That We See Or Seem Is But A Dream Within A Dream

31 Ocak 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Cem Karaca & Dervişan-İhtarname (Yavuz Plak)
>2<-Cem Karaca-Oy Bana Bana (Yavuz Plak)
>3<-Fairuz Derin Bulut-Kervan Geçmez (Ada Müzik)
>4<-Fairuz Derin Bulut-Sinek Saz (Ada Müzik)
>5<-2/5 BZ-Bitecek (Bağımsız Müzik-MC)
>6<-2/5 BZ-Şaka Etmiyorum (Bağımsız Müzik-MC)
>7<-Grup Ses Beats Spezyal
>7.1<-Intro
>7.2<-Moğollar-Deli Çoban (Grup Ses Edit) (CD-R)
>7.3<-Moğollar-Dağ Ve Çocuk (Grup Ses Edit) (CD-R)
>7.4<-Grup Ses Beats-Atom (CD-R)
>7.5<-Grup Ses Beats-Hani Bana Dolar (CD-R)
>7.6<-2/5 BZ-Ampul (Gözel Records)
>7.7<-Grup Ses Beats-Civcivilude (CD-R)
>7.8<-Grup Ses Beats-Püf De 2011 (CD-R)
>7.9<- Karakan-Evdeki Ses (Mercury / Universal)
>7.10<-Grup Ses Beats-Eğri (CD-R)
>7.11<-Grup Ses Beats-Gel Git (CD-R)
>7.12<-Kabus Kerim-Faşo Ağa (Bağımsız Müzik)
>7.13<-Grup Ses-Ersengalaktik (CD-R)
>8<-Kaptan Nob-Golb.Hop98 (Bağımsız Müzik / MP3)
>9<-Kaptan Nob-Funky Resonance (Bağımsız Müzik / MP3)
>10<-Egyptian Hip Hop-Rad Pitt (Moshi Moshi Records)
>11<-Egyptian Hip Hop-Native (Moshi Moshi Records)
>12<-Edip Akbayram & Dostlar-Zalim Zalim (Burç)

All That We See Or Seem Is But A Dream Within A Dream.– Edgar Allen POE
(336)
Eğreti duruyoruz. Şüphe taşımaksızın olup bitene yorum getirmek konusunda daimi bir endişe içerisindeyiz. Neresinden başlarsak acaba diye kararsız kazımlığın üzerimizde bıraktığı etkileşim, sonuçların net bir şekilde okunmadan üstünkörü yargıların ve tasvirlerin birbirini takip ettiği bir düzleme ulaştırıyor. Yorum fakirleştirildikçe, birbirinin aynısı hale dönüştürüldükçe, kendin pişir kendi söyle argümanlarının bir gıdım ötesini göremiyor oluşumuzu sağlamlaştırdığını söylemek mümkündür. Biat ettirilmesi talep edilenin; uğursuz değerlendirmeler, yersiz yaftalamalar, giderek çirkefleştirilen söylemler olduğunu tekrar belirtme bile başlı başına bir zul örneğidir. Zulüm şeklini değiştirirken, bir yanıyla demokrasi masallarında yeni bölümlerine geldiğimizi sanırken, aslında gerçekçil olanın bir kabus halinin devamlılığını imlediğini belirtmekte fayda vardır bu aksin. Aksin yönü değiştirilirken söz hakkı konusunun nasıl da yutulduğundan dem vurabiliriz pekala. İşitmekten korkmuyoruz ne kadar demokratik insanlarız cancağazımlar içerisinde boğuntuya getirilenlerin, karşılıksızlaştırılmaya çalışılanların kendilerince hepitopu lafazanlık! örneği olduğunu bilen bir avucuz. Söze kıymet biçmektense olan biteni değer yargıları içerisinde değerlendiriyor görünüp daha en başından safdışı bırakabilmenin türlü çeşit yollarını arşınlamalarından bile bu okumayı sağlamlaştırmak mümkündür. Mümkündür payımıza biçilmiş olanların yaralayıcılığının eğrisi giderek keskinleşmektedir. Kine ve kindarlığa bu kadar kolayca kapılan muktedirlerin huzurlarında işitilmeyecek olanların hepsi hepimizin ortak geleceğini şekillendirecek olan dertlerdir. O dertlerdir boğuntuya getirmeye gereksinim olmayacak kadar afaki bir biçimde yaşam denilegelenin kılcal damarlarını tıkayandır. Ne kadar meymenetsiz biçimde tavır alırsak o kadar layıklarıdır diyebilmenin mümkün olduğu bir zaman diliminin içerisinde ucu kimlere dokunursa fereyat figan edileceğini merakta kaldığımız açmazlarımızdır bu kıssacık meram sahasından iliştirmeye çalıştığımız. Yok edilmekten fazlasına reva görülmeyen, ha bugün ha yarın diye kırk yılda onların uygun bulduğu bir aralıkta işitiyoruz işte diye dayattıkları bir masal aleminin içerisinde demokrasi tıpış tıpış ayağımıza gelmeyecektir. Reva görülmeyen haklar, izleri sürülmeyen davalar, sonu bir türlü getirilmesin, neticesi ortaya çıkmasın diye ortaklaşa gerçekleştirilen suskunluklar, saman altına itelimcilikler çerçevesinde, işitmekten geliniyor işte dertleriniz tiyatrosu artık yenmemektedir. Birbirimize saydırıp döktürmekten çok daha alasını yapabilecekken, sürünün içerisinden ayrılmasınlar da ne olursa olsun bencillliğinin, insan yerine konulmamamının kabusunda ikame etmekteyiz. Ve düşlerin kapısında 'âkibet-endiş' tüm kabusları aşmaya didişen bir avucuz. Bir yerinden yamansa öte yerinden yeniden harlanacak, dağılacak olan düzensizliğin düzeninin, nasıl dört koldan savunulduğunu idrak etmiş bir avucuz. Bir gıdım sonra bir gıdım daha diye haklarından feragat edilmesi beklenen, bu doğrultuda, kuru gürültüde esasa bir türlü dahil edilmeyenlerin yanındaki bir avucuz. Bir avuç pek sözcüklerle taltif edilmese de muktediri başlı başına korkutandır. Bir avuç saman altından su yürütmeye her an teşne olanların alışamayacakları soluktur. Nefesi tükenmeyecek olan, korkulara galebe çalmaktan başkasına müsammaha göstermeyenin dilini usulca sokacak eşek arısıdır. Doğru okunması lazım geleni adı bilinmeyen bir dil olarak sınıflandırmaya heveskar olanların bu eğridir diye okutturunca muktedir olduğu yanılsamasını yüzüne çarpandır bir avuç. Belleğin, unutulur nasıl olsa şartlanmışlığına yapışık duranların irin dolu tertiplerinde, sağırlaştırıcı karanlıklarında, ruha eza çektirecek kuyularında, at koşturdukları sahalarında varlıklarını yitirenlerin, sözleri cisimleri kayıttan silinenlerin artlarında açtıkları boşluğun özlemini duyduğumuz, yaşanılır, torbasız, dayatmasız bir düşün kapısındaki, sabit durdurulmaya çabalanılan kinle beslenmiş, kabus duvarlarını yıkarak sağlanabileceğini idrak etmeye çabalayan bir avucuz. Felsefik çıkarsamaların yanında gerçeğin daha kuvvetli seslendirilebileceği bir eşikte bekleşen bir avucuz. Bir yap bozun en ulaşılmaz parçasıymışçasına sınıflandırılanların peşinde daha bir ömür arşınlamanın gerekliliğini düşüneduranlardanız. Bir avucun ürkütücülüğünün, başka diyarlarda ses verildiğinde haktır olarak değerlendirilmesine karşın bizim yaşadığımız sahalarda duyumsatılmasının yassah hemşerimcilik kotasında değerlendirilmesinin ardında yatanların işte bu eğrelti bakışımın statükosu olduğunu işaret etmekteyiz. Mağdur edilen her bir emekçinin, hakkından muaf tutulan her bir öğrencinin, ötesini düşünmemesi için ekranlardan sunulan pembe parıltının yanılsamasında oyalanması istenen kitlelerin, geleceği çalındıkça, yerli yersiz oraya buna konumlandırıldıkça esas dertleri neydi bunların yahu diye anlamaz dinlemezden gelmelerin bizleri bir sonuca ulaştırmayacağı kati bir sonuçtur. Ötekisinin de öte diyarlardakiler kadar hakkının olduğunun idrakına ulaşamayanların, zahmet edip yıllar sonra huzurlarına davet etmeyi uygun bulduğu kayıp yakınlarının, işkencehanelerde başına gelmeyen kalmayanların haklarını teslim eden aihm kararlarının, güvencesiz çalışma koşullarını direten torba yasasının, buna karşılık çıkartılabilecek her sesin bile baştan baştırılması gerektiğini düşünenlerin atı alıp üsküdar'a dört nala gittiği bir zamanda sarsılıp düzelmenin, kurunutuların değil hakikatlerin seslendirilebildiği bir ülkenin vakti zamanı gelmemiş midir? Bilginize!

>>>>>Bildirgeç
Bizim Annemiz Cumartesi, Ya Sizinki Mr. President? - Sarphan UZUNOĞLU*

Ajans haberinin spotuna buyrun: “Başbakan Tayyip Erdoğan önemli bir açılım daha yapıyor. Erdoğan, saat 17.00′de çocukları kaybolan ‘Cumartesi Anneleri’ni Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisi’nde kabul edecek.”

Çocukları kaybolan ne demek? Bu çocuklar pazarda, Migros’ta mı kaybedildi? Maça gidip tribünler boşalırken kaybolan çocuklar mı bunlar? Kaçı çocuk, kaçı baba, kaçı ana? Bugün bizim annelerimizin günü, devletten can alacaklı olanların, devletten acısız bir ömür alacaklı olanların…

Cumartesi anneleri devletçe yalnız bırakılsa da halk hep oradaydı...

“Boşuna çekilmedi bunca acılar” diyen ozanın sözleri doğrudur bazen. Her hareket, her direniş gün gelecek sonucunu bulacak. Ama nasıl? Hakikat Komisyonu’nun kurulmasını reddeden, Mutki’yi görmezden gelen, Hizbullah’ı salıveren polis dostu bir Başbakan, bugün Cumartesi Anneleri’ni ağırlayacak…

Dolmabahçe’deki çalışma ofisi sık sık ağırladığı ensesi kalın insanların ardından bugün yüreği kocaman analarımızı ağırlıyor. Hanım Tosun orada olacak… Başbakan’ın ayakta karşıladığı U2′nun albümünün kapağında anacak denli önemsediği Cumartesi Anneleri kendi yurtlarında ilk kez insan yerine konulacaklar belki de.

Bu bir adımdır. Peki neden bu adım için bunca yıl geç kalındı…

İstanbul’da olduğum her Cumartesi, Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine katılırım.

Etrafımızdaki, yanıbaşımızdaki o polisler ki çoğu o anaların evlatlarının katillerine amirim, şefim, x, y, z diye seslenmektedirler…

Garip bir öfkeyle bakarlar orada olup bitene.

Şimdi Tayyip Erdoğan’ı düşünüyorum. Sade bir vatandaş olarak İstiklâl Caddesi’nde yürüyor.

Ne derdi Cumartesi Anneleri’ne? Onların önünde durup zahmet eder miydi dinlemeye ölenleri?

Yoksa, “Polisin bir bildiği vardır, iyi ki kaybetmişler!” mi derdi.

Soru ve sorun tam da burada. Başbakan ikincisini derdi. Başbakan’ın yeni açılımı demişler Cumartesi Anneleri için. 120 milyon dolarlık uçak alımıyla Kürtlere açılan Başbakan umarım elektrikli coplarla Cumartesi Anneleri’ne açılmaz.

Ananın hakkına ve emeğine, kardeşin göz yaşına zulmedene ne bu dünyada ne cennette yer yoktur. Siz demiştiniz ki onların arkasında kim olduğunu biliyoruz. Her Cumartesi Annesi’nin ardında bir başka Cumartesi Bekleyeni durur. Biz o sokaklarda onurun, vicdanın nöbetini tutanlar olarak hep arkalarında durduk…

Sizin garip imalarınıza rağmen…

Şimdi karşınızda Cumartesi Anneleri var, sahi Mr. President, yüreğiniz sızlamıyor mu?

* Meram kabilinden uç uca getirmeye gayret ettiğimiz cümlelerimizin manidar bir biçimde tamamlayıcısı olarak değerlendirebileceğimiz, Sarphan UZUNOĞLU'nun Jiyan-Hayat-Gyank sitesinde 5 Şubat 2011 tarihinde yayınlanmış olan "Bizim Annemiz Cumartesi, Ya Sizinki Mr. President?" başlıklı makaleyi sitenin ve yazarın anlayışlarına binaen Deuss Ex Machina'ya iliştiriyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bizim Annemiz Cumartesi, Ya Sizinki Mr. President? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
O 12 Kaybın Hikayesi… - Zeynep KURAY - ANF
Kayıp Yakınları, Büyük Umutlarla Ayrılmadı - ETHA
Hakikatler Erdoğan'ı Susturdu - Günlük
Statüko - Serpil ODABAŞI - Srpl.info
Muktedir Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Halkımı Dinlemiyorum, Gözlerim Kapalı - Efe YILMAZ - Jiyan
Yüzbaşı Hikmet Ve Demokrasinin Ruhu - Bahadır KALEAĞASI - Radikal
'Türkiye Modelinden' Ne Kastediliyor? - Altuğ AKIN - BBC Türkçe
Halklar Mersine, ‘Model Türkiye’ Tersine! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Memleketten Kürtçe Manzaraları - Kronik Muhalif
Kaç Partili Türkiye? - Altan ÇARIKÇI - BiaMag
Son Çıkan Kapıyı Çeksin - Sezai SARIOĞLU - Günlük
Bi Dur Ya! - Umur TALU - Habertürk
Aydınlar Ve İktidar - Oya BAYDAR - T24
Kimliğin Sen Değilsin - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
İsyan ve Neşe 'SU' Olup Aktı: Yaşasın Derelerin Kardeşliği! - Kronik Muhalif
Hopa'da HES'e Geçit Yok! - Sendika.org
Üç Mahkeme Tek Soru: Ey Adalet Nerdesin?! - Selda TUNCER - Bianet
Hüseyin İçin Adalet İstiyorlar - Atılım
1 Şubat’ta İpekçi’nin Mezarında - Nazım ALPMAN - Birgün
Abdi İpekçi Mezarı Başında Anıldı - Sol.org.tr
Dink Cinayeti: Mahkeme İstanbul Polisini Cansiperane Koruyor - Erhan ÜSTÜNDAĞ - Bianet
Dink Ailesinden Hükümete Altı Talep - Funda TOSUN - Agos / Nor Zartonk
Hasbelkader - Dilek KURBAN - Radikal
Özgür Pınar Özgür Kalmalı! - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel Hayat
Adalet Sınavı, Barış Sınavı! - Hasan CEMAL - Milliyet
Tutuklu Gazeteci Suzan Zenginden Mektup Var - Gerçek İnatçıdır
Hıncallaşmak - Serdar AKİNAN - Akşam
Hıncal Uluç: Bir Provokatörün Köşe Yazarı Olarak Portresi... - İsmet BERKAN - Hurriyet
Zift Gibi Katılaşmış Vicdanlar - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
İlk Yumurta Davası 10 Şubat'ta - ETHA
Önce Hapse Atacaklar, Sonra Yıkacaklar - Sevan NİŞANYAN - Köxüz
Mutki: Devletin Kanlı Elini Bırakmak - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Bir Toplu Mezar Da Diyadin’de - Evrensel
Sınırdaki Ölümlere Kim ‘Dur’ Diyecek? - Kronik Muhalif
TÖP ve SDP’liler İçin 314. Madde’den Hapis Cezası İstendi - Jiyan
Ergenekon Ve Sosyalistler - Alper ERDİK - Sendika.org
İşçi Katliamının Ardından - Alınteri.net
Beypazarı'na Savrulan Mazıdağı!.. - Tuncel FİKRET - ANF
Babacan’ın Doğruları, Eksikleri, Yanlışları - Korkut BORATAV - Sol.org.tr
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
İşten Atılan Gazeteciler TGS’nin Çağrısıyla Toplandı - Evrensel
OSTİM'in Gelişi Davutpaşa'dan Belli (İş Kazaları Raporu Ocak 2011) - Sendika.Org
Riyâkarlar Cenneti - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Tahrir’de Hak, Kızılay’da Dayak - Can DÜNDAR - Milliyet
Emekçi Hakkını Arıyor Bunun Neresi Yasadışı - Birgün
Torbaya Girmemek İçin... - Nadiye GÜRBÜZ - Atılım
Torba Yasa'ya Trajik Yanıt! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Çapa ve Cerrahpaşa, 655 İmzayla "Performans"ı Protesto Etti - Elif GENÇKAL - Bianet
Tayyip Mısır’a Değil Ankara’Ya Bak! - Jiyan
Uzun Erimli Bir Politik Şahsiyet: Tarık Ziya Ekinci - Gün ZİLELİ - Köxüz
Şekiller - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Ortadoğu'nun Üzerinde Dolaşan Hayalet - Ahmet İNSEL - Birikim
Ekmek İntifadası Korkutuyor - Cam MCGRATH - IPSNews / ETHA / Atılım
Ehlen Ve Sehlen - Nuray SANCAR - Evrensel Hayat
Tahrir Meydanı'na Kayıtsız-Şartsız Bir Selamı Çok Çok Görenler - Hakan ALBAYRAK - Yeni Şafak
Mısır, Siyasal İslam'ı Da Değiştirir Mi? 'Bilinmeyen Sular' - Ece TEMELKURAN - Habertürk
‘Arap Dünyası Ateş Almış, Yanıyor’ - Noam CHOMSKY - Jiyan
Devrimci Dalga – Herkese Mübarek Olsun! - Ömer MADRA - Açık Radyo
Mısır'a Bakıp Türkiye'yi Görmek - Koray ÇALIŞKAN - Radikal
Goldstone Report Details A Massive Crime Scene In Gaza - Naomi KLEIN - The Nation / Alter Net
Atina'nın Taşı Toprağı Altın Değilmiş... - Malcolm BRABANT - BBC Türkçe


Cem Karaca Resmi Sitesi
Cem Karaca Vikipedi Sayfası
Cem Karaca / 'Türkiyeli Rock'a Kaç Var? - Göksan GÖKTAŞ - Radikal
Fairuz Derin Bulut Myspace Sayfası
Fairuz Derin Bulut / Peyote
Fairuz Derin Bulut / Sinek Saz / Yüxexes Performansı
2/5 BZ Tumblr Sayfası
2/5 BZ Opua Dişın / Düzenin Yedi Ceddine / Etilen Sosyete
2/5 BZ / Gözel TV Tumblr Sayfası
Grup Ses Myspace Sayfası
Grup Ses Mixcloud Sayfası
Grup Ses Beats / Mersenne / Undomondo
Moğollar Resmi Sitesi
Moğollar Vikipedi Sayfası
Moğollar / Turkish Progressive Music Page
Karakan Wikipedia Sayfası
Kabus Kerim Soundcloud Sayfası
Kabus Kerim Twitter Sayfası
Kabus Kerim / Yağmurun Sesiyle Uyanan Adam / Sona ERTEKİN / Bugün Bu Gece
Kaptan Nob / Barbar Konan / Ali Slayer Soundcloud Sayfası
Kaptan Nob / Barbar Konan / Ali Slayer Myspace Sayfası
Kaptan Nob / Barbar Konan / Ali Slayer / Voconut Tumblr Sayfası
Egyptian Hip Hop Myspace Page
Egyptian Hip Hop / Informative / Moshi Moshi Records
Egyptian Hip Hop / Introducing... / Greg COCHRANE / BBC Radio 1 Newsbeat
Edip Akbayram Vikipedi Sayfası
Edip Akbayram / Turkish Progressive Music Page
Edip Akbayram & Dostlar / Zalim Zalim / Youtube

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos : misak[at]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Affliction By Daniela Munoz SANTOS
Daniela Munoz SANTOS Flickr Page

>>>>>Poemé
Şafak - Carlos Drummond De ANDRADE

Sarhoştu şair, tramvaya binmişti.
Bahçeler arkasından söküyordu şafak.
Neşeli pansiyonlar huzurla uyuyordu.
Geçen evler de sarhoştu, ne olacak!

Ne varsa ortalıkta, onarılmazdı.
Kimseler bilmiyordu ama yıkılacaktı dünya
(bir tek çocuk biliyordu bunu, söylemiyordu),
yıkılacaktı dünya sekize çeyrek kala.

Son düşünceler! Son telgraflar!
Zamirleri ustalıkla kullanan José,
erkeklere bayılan Helena,
iflas bayrağını çeken Sebastiao,
ağzını bile açmayan Artur,
çekip gideceklerdi sonsuzluğa.

Şair körkütük sarhoş gerçi
ama bir çığlık duyuyor şafakta:
Dansa var mısınız hadi
tramvayla ağaçlar arasında?

Tramvayla ağaçlar arasında
dansedin kardeşlerim!
Müzik olmasa da ne çıkar
dansedin kardeşlerim!

Sanki kendi kendilerine
sıra sıra doğuyor çocuklar.
Dünyanın en güzel şeyidir aşk
(aşk ve aşkın sonuçları).
Dansedin kardeşlerim, dansedin!
Ölüm arkadan gelsin!

Çeviri: Ülkü TAMER
Kaynakça: Şiir.gen.tr