Sunday, April 24, 2011

Deuss Ex Machina # 347 - Gauzak Historia Konprimitutako Eta Gehiagoko Gora Grabatua

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_347_--_Gauzak Historia Konprimitutako Eta Gehiagoko Gora Grabatua

18 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Bjørn Svin-BooO (Rump Recordings)
>2<-Bjørn Svin-Browen (Rump Recordings)
>3<-Rumpistol-Through All This Madness (Rump Recordings)
>4<-Rumpistol-Don't Go (Rump Recordings)
>5<-Emika-Count Backwards (Kryptic Minds Remix) (Ninja Tune)
>6<-Kryptic Minds vs. Emika-Make You Sleep (Black Box)
>7<-I'mpty-Emanet Askılık (Music For Non-Musicians)
>8<-I'mpty-E.M. Cioran Remix (Enstrumantal) (Music For Non-Musicians)
>9<-Klatu-Zealous (Cut Records)
>10<-Myrkur-Transmission (Cut Records)
>11<-2562-Winamp Melodrama (When In Doubt)
>12<-2562-Final Frenzy (When In Doubt)
>13<-Joy O-Jels (Hotflush Recordings)
>14<-Joy O-Wade In (Hotflush Recordings)

Gauzak Historia Konprimitutako Eta Gehiagoko Gora Grabatua
(347)

Dilini kıstırarak, tonlamasını bile değiştirmeden farklı bir kelam olan sergüzeşt sözcüğünün fısıldadığını duyumsar gibiyiz. Derinlerden yükselip gelen bir sağaltım değil, handiyse öylesine başına buyruk bir başına bırakılmış kelime tarlasından seçilip, dilin ucuna gelmiş gibi çıkıveren bir kelime. Sözcük öbeğinin orta yerinde ne macerasıdır bu diye düşünedururuz. İstemsiz, çelimsiz, hacimsiz bırakıldıkça, birilerinin en umulmadık zamanlarda gırtlağımıza çöreklenmesinin mecazi yoklamasıdır diye akla düşüverir ilk başta. Sözcüklerine bu kadar sahip çıkmaması için cız belletilmiş olan bir ahvalin sonunda kendi rotasını oluşturup bir şeylere teşebbüs ettiği mi ima edilmektedir. Veryansın ederken bile yaftalamalara doyamadığından karşısındaki her kim olursa olsun alt etmekten başkacasına kapısı, derdi olmayanların zamanında tercihli bir yolun tesisi midir? Ya da öyle olmaz böyle hiç olmaz diyerek resmen kuşa döndürülen hakların etraflıca dolaşılabileceği, etrafından söylem geliştirilebileceği bir manevranın kendisi midir? Nedensiz, niyesiz ısrarlı ama ve fakatlara gebe kalmaksızın olduğumuz yerden bir başkasına tahakküm eylemeden önceki son duraklarımızdan birisi içerisinde dört dolanıyoruz. Dört bir yanda dört bir yöne dolaştırılıyoruz. Oyalanır bir defasında da farklı bir şey çıkabilir diye bekleyedurduğumuz vuslata erer miyiz sorusunun tam da karşılığına denk düşen bir düşünme biçimi karşımıza çıkartılır. Tıslayıp, varolan, varlığını kutsiyetlerden tamamen ayrı tutulmaya inatla çaba sarf edilen sergüzeştin sınırlarında. Söylemi nakledenin ekran başında buyurmaya doyamadıklarının, göstermeye ölüp bittiklerinin birer mizansen değil birer hakikat olduğu gerçekliğinin karşımızda yükseldiğini hatırlarız, aniden. Pattadanak yüreğimize indiriverilen ani şok dalgalarının boyunda bütün bu hengame ve kakafoni dehlizinin merkezinde kendimizi başkalarının yerine koyabilmeye de var gücümüzle çabalanırız. Öyle de olmalıyız zaten diye söylenedurur kimilerimiz. Empati dediğimiz neşriyatçılığın yağdanlıktan hallice olduğu, kendin pişir kendin uydur kolaycılığında mutlak doğruların dışında başlı başına farkındalılık sağlayabilecek şeylerin varlığı iş bu rahleden ayan beyan ortalığa serilir. Ortalıkta gezinip duran sözcüklerin deryasında hiç de bir başına bırakılmamış, aksine zebanilerden hallice başında belli bir vakitte bekleyduranların varlığının görünür kılındığı dokunulmaz, aşılmaz hatların varlığı anlaşılır kılınır. Kendinize saklayın bütün bildiklerinizi az sonra haplaştırılıp, uyutulmanıza devamlılık için sizlere özenerek oluşturduğumuz palavralardan derlediğimiz haberler, neşriyatlar sizlerle beraber olacak alt okuması capcanlı olarak tüketicilerinin beklentilerine sunulur. Janjanlanarak, mürekkeplenen kağıdın, aydınlatılmaya bir heves iki kalas koşulan beyazcamın ortayerinde bütünün ne kadar yarım yamalak bırakıldığının idrakına ortak oluruz. Az birazcık dikkatkle baktığımızda. Bakındığımızda. Korunaklı değilizdir artık, asri zamanın hemen herşeyi her an canlı olarak naklettiği, nakşettiği neşriyatının karşısında. Topyekün bombardımanının karşısında. Önce bi'sicim halinde başlayıp arkası yağmurun en şiddetli merhalesi olan doluya ulaşan bu enformatif sözümona bilgilendiriciliğin içerisinde kaybetmeye mahkum adledilenleriz. Kaybettiğimizi en başından kabule zorlananlarız. Ne o öyle ısrarcıl hak mücadeleleri, söylem geliştirmeler vesair anlamlarıyla beraber dönüşütürme çabaları, iyiye ve güzele doğru. Sözcüklerden sakınıp lâl kalmayı olağanlaştıran, bakarkörlüğün türlü varyantları üzerinde, yeni çözümlemeler gerçekleştirilen bir eşikteyiz. Hizipçiliğin atbaşı gittiği bir memlekette salt sorun nedir sorusuna aman aman bir yanıt, doğru düzgün bir muhatap bulunamıyorsa bu biraz da eğlendirici, vakit öldürücü olarak savlanmış olan, aslında kumpasların kralını sergileyen neşriyatçılığın şeklini sürekli yeniliyor olmasından ileri gelmektedir. Dönüşüme doyamayan bir yapılandırma biçimleri, okumaları felç ederek, kamufle ederek başkaca sözcüklere imkan tanımıyor olmasını buraya pekala ilave edebiliriz. Şekil değiştirilirken, kutsalların üzerinde biriken bir karış tozunun dahi alınmadığı, tabulaştırmaların zincirleme bir biçimde gerçeklik haline dönüştürüldüğü, sabitlendiği bir kesit, kesişim bu savı derinleştirebilecektir. Destekleyecektir. Anlamak ve anlamlı bir biçim ve hal dahilinde sonuca ulaşabilmek için elimizdeki yegane şans olarak duran konuşmanın, konuşabilmenin dile sahip çıkmanın, nasıl da popülist söylemlerde laçkalaştırıldığını ortaya çıkartmakta neşriyat tabiriyle yayınlanan tahakkümler, muhtedir sözcülerinin danışıklı çemkirmeleri. Biteviye; pire için yorganı değil evi komple yakmaya namzetliğin bu kadarına da pes dedirtecek örnekleri yaşanır. Yaşatılır. Defaatle değiştirmeye çabalarsınız, işin doğrusu sizlerin zannetiğiniz gibi değil aslı budur diyerek anlatmaya gayret etseniz de tarafınız belirli, alacağınız en müsait yanıt da ret cevabı olacaktır. Muhalif olmanın, muhalefet etmenin kimsenin tavuğuna kışt dememenin bir şekilde sağlanabildiği bir ülke hala ütopyadır diye düşünmemiz en başından programlanmış, sığ belleğimizin kapsamında unutuşlara terk edilen diğerlerinin yanında bekleyecek yenilerinin de olduğunu ifşaa eder. Yıllar yılıdır aşılmaz engeller olarak resmedilmiş sabitlikler karşısında bugün söz söyleyeceksek dokunanın yandığını bilerek gerçekleştireceğiz. Bilerek anlayarak, anlamsız gelen çekimser tutumların değil layığıyla vaktinde öten horozlar misali konuştuğunda mangalda kül bırakmayanların demokratlıklarının ne kadar doğrudan yana olduğunu anlayabileceğimiz süreçler karşımızdadır. Bu neşriyat dizini içerisinde. Sergüzeşt olarak aksettirilenin hiç de romansa uygun, uydur kaydır değil bir gereklilik olduğunun dahası üzerini çizmeye, halının altına süpürmeye gayret ettiklerinin şimdiki zamanda konuşulması en mühim konular olduğunu idrak ettirebilmek sınavımız. Malumdur her çabalanımda illaki fransız kalanlardan olacağımız tahripkar, yırtıcı, yaralayıcı bir biçimde yüzümüze çalınacaktır. Büyük felaketin üzerinde bunca sene geçmesine karşın bırakın makulen konuşabilmeyi hala, ısrarlı bir biçimde ötekisinden öç almayı, adını ağızlara almamayı makul olarak öneren bir devinimdir yaşadığımız. Kural kaide koyucularının, hukuğun bütününü çiğnemekten bir münferit dilekçeyle anında vazgeçebildikleri, "kararsız kazımlığı" oynarken en makul hak olan vekillik hakkını nasıl da çapanoğlundan hallice bir merhaleye taşıdıklarını acı bir tecrübesine vakıf olmaktır. Az kaybetmişiz gibi bir gencin daha solmasının hangi kanunun, hangi engellemenin kutsallığındann daha önemli olduğunun kararınıysa sizlerin engin sağduyusuna bıraktığımız ortaoyunun sonunda teskin edici bile olmayan bir sonuçlandırma önümüze çıkartılır her şeyin YaSaK olduğu bu coğrafyada. Saman altı edilen dosya yığınlarının altında saklı tutulan, yıllar geçip de ortaya çıktığında "münferit canım onlar" olarak adledilen vicdan yaralarının dramatikliğinin acısı okunmaktadır. Okunacaktır. Belleğimizi tarumar, delik deşik eylemek konusunda mahir olanların insana dair, insana ait olanı simgeleştiren demokrasiyi nasıl da ters köşeye yatırmak için ellerini ovuşturarak fırsat kovaladıklarını aynalayacaktır. Fırsat bu fırsat diyerek yeni söylemler altında bıkıp usandığımız! yaftaların katarına iliştirdikleri sözcülerinin teyakkuz halindeki saldırılarına muhatap olmanın hazinliğiyle karşılacağızdır. Anlamlı vecizlerini yükseltip durarak belli ölçüler içinde anlaşılır endişelerin üzerinin örtülmeye çalışıldığı giz perdesinden sıyrılabilmek için çabalanmanın vakti gelmemiş midir? Yeksan eylenip her defasında, yere kapaklanmak konusunda engin tecrübelere dahil edildiğimiz şimdiki zaman içerisinde nöbetleşe öfke değişimlerinin, kumpasların, alavere dalaverelerin, sığ sularda hezeyana kestirme çıkarsamaların, en kifayetsizi de "muktedir oyunlarının" da bir sonu olduğunu işittirebilecek miyiz? Beyaz, mavi yakalı emekçi, öğrenci, işli, işssiz "sadece vatandaş" olarak bu kumpas kakafonisinde gerçeğe birgün ayacak mıyız? Gerçekliğin neşriyatına geçiş yapabilecek cevvaliği vakitlice gösterebilecek miyiz? Yoksa tatlı gelen bu tozpembelik olarak aksettirlen masallar deryasında layığımızla hayatlarımızı idame ettirmeye devam mı edeceğiz...


>>>>>Bildirgeç
Hukuk Tiyatrosu - Dilek KURBAN*

YSK’nın önceki gün açıkladığı ve daha önce veto ettiği BDP’nin yedi milletvekili adayından altısının seçimlere girmelerinin önünde hukuki engel kalmadığına ilişkin kararı sürpriz olmadı. Zira MHP dışındaki partilerin, basının, kamuoyunun tepkisini çeken, Kürtlerin büyük bir öfkeyle sokaklara dökülerek ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan kitlesel gösterilerde bulunmalarına yol açan böylesi gayri meşru bir kararın arkasında durmanın mümkün olmayacağı belliydi.
Demek ki, ne demokratik ne hukuki açıdan hesap verme yükümlülüğü olan YSK gibi bir bürokratik kurum dahi, kamuoyu algısını önemseyebiliyormuş. Mutlak bir yasal koruma zırhıyla kuşatılmış YSK’nın bile, en azından bazı durumlarda, kamuoyu baskısından çekindiğini görmek, kuşkusuz, olumlu bir gelişme.

Gerekçe
Öte yandan, YSK’nın son kararına ilişkin gerekçesi, hukuki nedenlerle alınmış olduğu izlenimi verilen bir kararın, yeni oluşan hukuki gelişmelerle yeniden değerlendirildiği savına dayanmakta. Kurul, adayları veto ettiği ilk kararının da, vetoyu kaldırdığı kararının da hukukun gereği olduğunu savunuyor, dayanak olarak da kararların oybirliğiyle alınmasını gösteriyor. Oysa her iki kararın da on bir üye tarafından oybirliğiyle alınmış olması, bu iddiayı tartışılır kılıyor. Seçimlere iki aydan az zaman kala, Kürtlerin bağımsız milletvekili adaylarından yedisinin, sürecin itirazın artık mümkün olmadığı bir aşamasında oybirliğiyle veto edilmiş olması, dayandığı hukuki gerekçelerin geçerliliği bir yana, başlı başına siyasi bir karardı. On bir kurul üyesinden hiçbirinin ilk karara muhalefet şerhi düşmemiş olması zaten epey şüphe uyandırıcıyken, bu üyelerin tamamının daha sonra kararını değiştirmiş olması da sürecin başından sonuna siyasi olduğunun ikrarı anlamını taşıyor. YSK’nın yazılı açıklamasında kararın oybirliğiyle alınmış olduğuna dair vurgu, bu ikrarı daha da görünür kılıyor.
YSK’nın açıklamasında, yeni hukuki gelişmelerin, veto edilen adayların memnu haklarının iadesine dair kurula sundukları yeni belgeler olduğu belirtiliyor. Oysa bu belgelerin hangi koşullar altında alındığını hepimiz biliyoruz. Ertuğrul Kürkçü, seneler öncesinde almış olduğu mahkûmiyet nedeniyle siyasi hakları üzerinde bir kısıtlama kalmadığına dair bir tavzih belgesi alabilmek için mahkeme mahkeme dolaşmış. Üstelik, memnu haklarının iadesine yönelik bir yargı kararını yıllar önce almış olmasına rağmen. Keza, Leyla Zana ve Hatip Dicle, YSK’ya adaylık adaylık başvurularını sunmazdan önce Van ve Diyarbakır’daki mahkemelerden bu yönde bir karar almaya çalışmış, ancak başaramamışlardı. Zira yeni TCK altında mahkemelerin böyle bir ‘karar’ verme yetkileri bulunmuyor. YSK’nın vetosu, bazı hâkimlerin vicdanını rahatsız etmiş olsa gerek ki, bir mahkeme, ‘eski kanuna göre’ Zana ve Dicle’nin yasaklanmış hakları olmadığına dair bir tespitte bulunmuş. Sebahat Tuncel’e ilişkin ise bir mahkeme, önceden 1 yıl 4 ay olan ertelenmiş cezasını yeni TCK’daki düzenlemelere uyarlayarak 6 aya indirdi. Aslında, kanun değişikliklerinin sanığın lehine uygulanması gereğince, mahkemenin bu kararı kendi inisiyatifiyle zaten almış olması gerekirdi, ama sonuçta burası Türkiye...

Sağduyulu kararlar
Bütün bunlar, YSK’nın ‘eksik belgelerin’ ibraz edilmesi halinde veto kararını gözden geçireceğine ilişkin kararın ardından, BDP’lilerin gerekli belgeleri edinmek için farklı illerdeki mahkemelerin kapısını aşındırdığı bir gün içerisinde oldu. Sonuçta, YSK’nın keyfi, gayri meşru, anti-demokratik ve gayri hukuki kararının yol açtığı toplumsal gerilime ve siyasi çözümsüzlüğe çareyi, birkaç sağduyulu hâkimin aldığı kararlar buldu.
Hukuk kılıfına büründürülmüş siyasi bir kararın geri çevrilmesi için olmayan hukuki belgeler üretmek zorunda bırakılan BDP’liler dahil hepimiz, gözümüzün önünde oynanan bu hukuk devleti mizansenine seyirci olmaya maruz bırakıldık. Kralın çıplak olduğunun hepimiz farkındaydık tabii, ama hukuk devletinin bekası adına, bu mizansende bize biçilen rolü oynamaya razı olduk. Hukuki bir kararın, yeni hukuki gelişmeler ışığında, hukuki başka bir kararla geri alındığı yalanına, hepimiz çaresizce ortak olduk...

* Meram kısmının kapsamı altında denkleştirmeye, anlaşılır kılmaya gayret ettiklerimizin tamamlayıcı bir öğesi olarak Dilek KURBAN'ın Radikal Gazetesi'nde 23 Nisan 2011 tarihinde yayınlanmış "Hukuk Tiyatrosu" Başlıklı makalesini, yazarın ve kurumun anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Hukuk Tiyatrosu - DilekBağlantı KURBAN - Radikal
Kabile Devletine Doğru - Kadir CANGIZBAY - Birgün
YSK Vetoları Üzerine - Cüneyt UZUNLAR - Muhavere
Hep Birlikte Vurun Abalıya - Tayfun İŞÇİ - Köxüz
YaSaK Sökmedi, AKP Gelsin! - Vedat İLBEYOĞLU - Evrensel
Haklara ve Halklara Düşman Bir Hukuk - Oya BAYDAR - T24
Hak Verilmez! Alınır! - Mehmet Şafi Ekinci - Jiyan
Bunun Neresi Hukuki - Onurkan AVCI - Birgün
ÖDP'nin Seçim Yasağı Devam Ediyor - Elif KALAYCIOĞLU - BBC Türkçe
Ne Pus Biter, Ne Pusu - Umur TALU - Habertürk
Nefret Söylemi: Medya ve Arkası - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Ahmet Şık 'Tımarhane Mevzuatı'nı Anlattı: Deli Gömleği Giymeyeceğim - Başka Haber
Ahmet Şık Kimdir, Başına Gelen Nedir, Bundan Sonra Ne Olur? - Sabırla, İnatla Mermere Vuralım - Ertan KESKİNSOY - Bir + Bir
23,5 Nisan - Ümit KIVANÇ
24 Nisan ve Hatırlamak - Vartan ESTUKYAN - Bekir AVCI - Sevdiye ERGÜRBÜZ - Jiyan
Bu Bir Soykırım Yazısıdır - Aris NALCI - Çay Bahçesi
"Kaymakam Ermeniydi, Öldürdüler..." - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
'Utancımızdan Kurtulmadan Aydınlık Olmaz' - Atılım
'Anılarımı Unuttuğum Zamandır Benim Ölümüm' - ANF
‘Meçhule Gidenler’ Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
'Ermeniler İçin Her Gün 24 Nisan' - EHA
Sığınacağın Bir Gelecek Kaldı Mı? Yoksa Düşünmek Acı Çekmek Mi? - Hasan CEMAL - Milliyet
Nar: Yarı Ermenice Bir Tarih Anlatısı - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Diyarbakır Cezaevi İşkence "Sorumluları" Açıklandı - Nilay VARDAR - Bianet
Diyarbakır Cezaevi | Tarihin En Büyük İşkence Soruşturması - Kronik Muhalif
Manik Depresif - Özge MUMCU - T24
Gençliğe Hitabem - Kaan SEZYUM - Radikal Hayat
Gençliğe Hücum - Nazım KAYALAR - Atılım
‘Her Çocuğa Bayram Yok’ - Evrensel
Yine Patlama Yine Çocuk - ANF
Ağın Bilge Salozları - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Ciddi Basını Internette De Görmek İstiyoruz! - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Orantı Bozukluğu - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
20 Yılda 757 Kişi Gözaltında "Kaybedildi" - Bianet
"Ben Sinemacı Değil Sosyalist Doğdum" - Elif KEY - Habertürk
Düzene Mecbur Olmak - Ömer YILDIZ - Sol Defter
CHP Seçimlerde Ne Vadediyor? - BBC Türkçe
Solumuzun Demokrasi Fetişizmi - Alper ERDİK - Sendika.org
Kimin İradesi, Hangi Demokrasi? - A. Cihan SOYLU - Evrensel
Seçim Öncesinde Anayasa Tartışmaları - Ali BİLGE - Açık Radyo
Arkadaşlar, Hazır Mıyız? - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Seçim Düzlemine Girdik... - Alınteri.net
Neo-12 Eylül Koşullarında Seçim - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Siyasette Süpermarket Tarzı, Gençlik ve Seçim - Yavuz ODABAŞI - Radikal
'Komünizmle Mücadele'de Yetişip Bugüne Damga Vurdular - Gürkan HACIR - Akşam
Metal Zafer - Şebnem TURHAN - Radikal
ODTÜ’lü Öğrencilerden Casper İşçilerine Mektup - Sol Defter
Grev Var - Alınteri.net
Tekel Direnişine Katılan 111 Kişi Sekiz Yılla Yargılanıyor - Ekin KARACA - Bianet
Hamdullah Uysal’a Dair - Başar BAŞARAN - Jiyan
8 Yıl Hapis Talebine Karşı Birleşik Mücadele Mümkün - Yunus ÖZTÜRK - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Kadının Kimlik Arayışında Annelik - Asuman BAYRAK - Birikim
Bizim Mahalle Tenekeli Mahalle - Gönül İLHAN - BiaMag
Eski Düzen Yeni Giysisiyle Karşımızda - Ayman Abdel MOATI - Sendika.org
Suriye'de İsyan ve Katliam - Alınteri.net
Suriye Değişecek Ancak Bu Uzun Sürecek - Barzan İSO - ANF
The Middle East's Oldest Dictatorship - Marwan BISHARA - Al Jazeera
"Sivilleri Korumak" Zırvalığı - John PILGER - Atılım
Olağanüstü Hâl Yazarlığı - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Fukişima'da Çay İçmeye Davet Ettiler - EHA
Mersin İnsan Zinciri Eylemi Üzerine - Murat BJEDUĞ - Birikim
Normal Olma Hastalığı - Gündüz VASSAF - Radikal Pazar
Alla Beni, Pulla Beni: Gündelik Gerçeklik ve Sanat - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün


Bjørn Svin At Myspace
Bjørn Svin Informative via Rump Recordings
Bjørn Svin Brown Album via Rump Recordings Soundcloud Page
Rumpistol At Myspace
Rumpistol Informative via Rump Recordings
Rumpistol - Dynamo Album Review By Dom ALESSIO - Cyclic Defrost
Emika At Myspace
Emika Informative via Ninja Tune
Emika Drops The Other / Interview By Christopher ÇOLAK - Half Stereo
I'mpty At Soundcloud
I'mpty Tumblr Page
I'mpty Last Noise in All Bright Songs Pt.3 Informative via Facebook
Klatu At Soundcloud
Klatu Informative via CBC Radio 3
Myrkur At Myspace
Myrkur Hedmuk Exclusive Mix via Mixcloud
Cut Volume 1 via Cut Records Bandcamp Site
2562 / When In Doubt
2562 At Myspace
2562 - Fever Album Review - Benedict ROLFE - The Fat! Club
Joy O At Myspace
Joy O / Introducing via Nialler9
Coachella 2011: Joy Orbison Brings Post-Dubstep To Those Unaware That Dubstep Is Over - Jeff WEISS - Pop & Hiss


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Liberty Statue At The End / Parfati (Patrick GIORDANO)
Parfati (Patrick GIORDANO)'s Flickr Page

>>>>>Poemé
Sır - Aslı DURAK

içimin Babil Kulesi yıkıldı
sır kapılarından geçtik
alacakaranlığın şehirleriydi
gölgelerin yıldızı ışıktı, aşktı, yaşamdı

keşke en büyük savaş
rahmini öperek vedalaşıp teninle
-ganimeti süt, sevgi, kucak ve şefkat-
bilinmezliğin dünyasından nefes almak olsaydı anne

ailem dedim o sararmış resimden baktım geçmişe
ikiniz yan yanasınız, kucağınızda kırılgan çocukluğum
babam genç bir gülüşle süslemiş yüzünü
sen, ciddi duruşla bezgin bakış arasında med cezir
bölünen evlilik, çatlayan evren, sızan sır

sönmüş dünyaların sözlerini kutsadı zaman
seslerimiz öpüştü, sislerimiz karıştı birbirine
gözlerimin ünlü hüznü geri çekildi
soyunduk yıldırımlardan, suya yazıldı öfke

içdenizlerinde yüzme çocuk
hayallerin boğulur dedim de kendime
dile geldi eski bir soru
gelincikler büyüyünce gelin mi olur anne?

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, April 17, 2011

Deuss Ex Machina # 346 - Guiden Af Den Sorte Hænder Illusioner

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_346_--_Guiden Af Den Sorte Hænder Illusioner

11 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Group 180-Etude For Three Mirrors (Lásló Melis) (Hungaroton)
>2<-Group 180-Attica (Frederic Rzewski) (Hungaroton)
>3<-Sven Kacirek-Dear Anastasia (Pingipung)
>4<-Sven Kacirek-Trickled Away (Pingipung)
>5<-Hauschka-Ping (130701)
>6<-Hauschka-Radar (130701)
>7<-Nostalgia 77 Feat. Josa Peit-Mockingbird (Tru Thoughts)
>8<-Nostalgia 77 Feat. Josa Peit-Simmerdown (Tru Thoughts)
>9<-Alp Ersönmez-Beşik (Pozitif Müzik Yapım)
>10<-Alp Ersönmez-Yüzler (Pozitif Müzik Yapım)
>11<-Avishai Cohen-Halah (Blue Note-EMI Music France)
>12<-Avishai Cohen-Two Roses (Blue Note-EMI Music France)

Guiden Af Den Sorte Hænder Illusioner
(346)

Siyaseten ağrılığını istikrarla sürdürmeyi başarmış asri zamanlarda bile bir görünüp kaybolan bir devletlunun vecizidir dün dündür bugün bügündür. Kavisleri ve dönemleri birbirine entegre etmeye çalışıp hiçbir şeye dönüştürünceye kadar eze eze cümlelerin yuvarlaklığında bomboşluğa kapıyı açan, açık tutan bir birikimin ardında belki de en çok sözünü ettirdiği, sözünü işittirdiği vurgudur. Yüzleşmeden, aymazlık içerisinde kalıp malum kırmızı çizgileri korumak adına her ne varsa onu gerektiğinde şiddetle bile korumaya ant içmişlerin dünyasını yansıtandır. Yansıtmaktadır. Velakinlerle, durmaksızın söylemlerin arasında iki arada bir derede sıkıştırılan binaenaleyh köşe kapmacalarıyla meramın kendisini değil etrafından dolaşmanın mümkünatlığını, politik doğruculuğunu belirginleştirendir. Kelamın kendisi ortalık yerde apaçık durma konusunda diretirken bakmadan konuşmaya, anlamazdan gelip izah etmeye, işitmeden karar vermeye sevk ve mecbur kılınan bir dirhem iki çekirdek vitrin siyaseti, popülist yaklaşımların devamlılığını, günümüzü gözönüne getirdiğimizde cuk diye aynalayandır. Dün dündür bugün bügündür ama yarın tam olarak kesinleştirilememiştir. Tekrarlara düşüle düşüle mütemadiyen aynı sözcüklere sarınılıp sarmalanıldıkça biteviye fasitdairenin keskinleştildiğini öngörebilmek de mümkündür. Nazarı dikkate alındığında bütün bu yaşatılanların, yaşatılmaya mecbur kılındıklarımızın toplu gösteriminde. Bir yerlerde yapılmaya devam edilen hata zincirinin mutasyona uğratılmadan tekrardan yaşama bağlantılandığı, ana yolları tıkamaya devam ettiği bu kadar net bir biçimde sözkonusu belirginken hangi dün hangi bugün ve olası bir sonuç olarak hangi yarın sorularının usturuplu bir biçimde yükseltilmesi lazım gelmektedir. Lazım gelenin birimizin ihtiyacı olduğu için değil hepimizi tektipleştirerek sessizleştirmeye kanalize etmeye çalışan bir demokrasi algısı olduğundan da dem vurabilmek mümkündür. Sonuca gitmek yerine hınç ile topu ezmeyi, muhalifi ehlileştirmeyi ancak parmaklıklar ardında tutarak sağanabileceği deneyimlerinin yeni öcülerimiz olarak varlığını sürdürdüğünü ispat etmektedir. Giderek kendi kendine yabacılaşmanın, sağırlaşmanın yan etkilerinden, getirilerinden, açtığı yaralarla onulmaz eşikleri tanımlandıran ve gösterendir bağnazlık ile iş bu ahvalin tartışmasız bir nihai yolcusudur. Vurgusunu derinleştirenidir. Dün dündür bugün bugündür yarın muallaktadır. Geride bırakılan günlerden arta kalan tortunun üzerine enikonu zihin yorulduğunda, belleksizliğe teslim olmaksızın ısrarcıl davranıldığında kemikleşen, direten, sorguları geçersiz kılıp tektipleştiren bir dönüştürücüdür bağnazlık. Mütemadiyen çarkları döndürülmeye devam ettirilen sistematik, sanal da da olsa yıkımı gerçek bir yapım, makinedir. Suskunlaştırmanın ehven, sorgusuzluğun muteber, yargısızlığın, yargıların ölçiüsüzlüğünün hakdeden hakettiğini bulmuştur kıssasına bağlantılandığı ahir zamanın hengâmele dopdolu güncesinde varlığını sürekli hatırlatandır. Bizler unutmaya çalışıyor görünsek bile yerde aniden yolumuzla kesişendir. Kendisinden olmayanalara karşı çok muteber bir yaklaşımmış gibi, değersizleştirme eyleminin ve linç etmelerin bir diğer adıdır. Soluk alıp vermek kadar olağan olması gereken fikir hürriyetinin bir limitinin olduğunun, bir yere kadar muasır olunabildiğinin resmiyete dökülmüş halidir. O bağnazlıktır ki vatandaşının hangi siteleri takip edip, hangi sitelerde vakit geçirebileceğine kadar müdahil olmaya koşaradım hazırlanandır. Çağımız bilgi çağı masalının yıkılarak istisnasız bir biçimde kayıt altına alma heveskarlığının korunduğunu, epeyce çok denemeden sonra "İnternetin Güvenli Kullanımına Dair Usul ve Esaslar Taslağı"nın bir gerçeklik haline dönüştürülmesine zeminin yoklandığı bir zamandır şimdi. Dün dündür, bugün bugündür yarın devletlinin eliyle son sürat sansürdür. Konduramadıklarımızın, konduramayacaklarımızın başlarına pattadanak geçirilen infazların ön ekidir. Daha iki yaşında bir çocuğun hayatının olağan akışını, küt bir gaz bombası atarak tahrip etmeye, hizalara geçirtmeye hevesli olanların sindirici yüzlerini görebilmemize vesile teşkil edendir. Suskunluğa teslim edildikçe kurulacak baskının şiddetinin daha da arttırıldığının arttırılacağının vesikalığını oluşturan bir bağnazlık. Dün dündür bugün bugündür yarın zemin yoklandıkça daha sertleşen bir ayrıştırmadır. Tutturulan yollarda iş inata bindikçe kör kuyulardan kırk akıllının asla çıkartamayacağı taşların izleri peşinde don kişotluğa girişenlerin, muktedirliğin sahasında sıkboğaz edilmesidir kimi zaman. 46 gündür özgürce güneşin gösterilmediği, soluk alıp vermelerinin bile deyim yerindeyse kameralarla izlendiği, hakları sözkonusu olduğunda emir erlerinin araç tahsis etmeyi unutmalarından kelli adalet beklentilerinin bir sonraki celseye kadar rafa kaldırıldığı mahkemelerin çaresizliğini, kumpasların denk düşmelerinin bu kadarına da pes artık dedirtecek örneklerinin yaşandığı bir iklim. Yıllanmış olanın getirmiş olduğu pejmürdelik kâfi gelmezmiş, boynumuza (her birimize) astıkları o ilmik canımızı yakmazmış gibi daha da sıkmanın nefessiz berhava edişlerin yardakçısıdır bağnazlık. Fransız kalmalardan dem vuran muktedirin emek mücadelesinde yeni rota olarak grevsiz, lokavtsız, en önemlisi şikayet etmeden itaat etmelerini beklediği, çapsızlıkların dikalası olarak şekillendirmeye çalıştığı yerseniz mücadeleye yemezseniz buyrun cenaze namazına diyerek alttan alta sol politika ve mücadeleyi hizaya çekme gayretkeşliğinin düşündürücülüğünü de bu bağnazlık eksenine iliştirmek olasıdır. Dün dündür bugün bugündür yarın hak dediğin sen daha gık diyemeden iki kötek, bir gazdır! İleri demokrasidir. Rüyalar içinde geçirilecek, hülyalarda tüketilecek, illa berhava edilip tasasız kedersiz biçimde yaşanacak günlerin üzerine çoktan iptek koyan bu zihni yoran engelleyicinin varlığı önünde düşünmemiz gerekiyor. Bugün o pek de tarafsızca kenardan kenardan olan biteni takip etme kayıtsızlığının bir virüs gibi yayılmasına karşısında neleri hayata geçirebiliyoruz. Hangi konularda derdimizi ne kadar duyurabiliyoruz. Kimliklerimizden ziyadesiyle uzaklaşarak ne kadar insan olmanın gerekliliğini gözönünde bulunduruyoruz. Ses çıkartıyoruz, sürüden ayrılmayı göze alabiliyoruz. Alarm sesini işitiyoruz. Yadsıdığımız usandığımız şeylerin hangileri için limitsiz açık fikir, zikir yollarını, kanallarını arşınlıyoruz. En önemlisi duyumsadığımız şeylerin; tam da lazım olanlarımızın önümüze serdiği bir güncede kendimizle ne kadar yüzleşebiliyoruz. Yüzümüzü seçebiliyoruz. Hala kaldıysa örselenip, hırpalanmaktan vicdan kantarını doğrudan yana eşitleyebiliyor muyuz? Çabalıyor muyuz? Korkulara gebe, şiddete daima meyyal, özgürlüğe her şekilde hasret, fikire tedbirli, itaatsizliğe temkinli, patron kısmına yandaş, sınavlara şifreli, yaşama tabularla çepeçevreli kaldırılmaya devam ettiğimiz müddetçe aşılmaz görünen bağnazlığın engebeli arazisinde, iş o aralığında daha çook vaktimizi tüketeceğiz. Dün dündür bugün bugündür yarın çaktırmadan ileri demokrasidir! En nihayetinde suskunluk, tam anlamıyla muazzez bir nizam içerisinde sürüden ayrılmadan yaşayıştır. Tüketmekten gayrısına zihin yorulmayacak, türkete tükete sayaçlarımızı sonsuzluğun içerisinde kıyıma erdireceğimiz!

>>>>>Bildirgeç
Komplo Siyaseti, Siyasetin Komplolaşması – Mahmut Alper TİRYAKİ

Memleketin gündemi artık gitgide ortaya çıkan komploların hesabının sorulmasına indirgenirken, diğer yanda da seçimler yaklaşmakta. İktidar partisi, seçim programı olarak “teknokratik” söylevlerin yanısıra, “milli iradeye karşı gizli mihrakların açığa çıkarılması” diye bir gündem de inşa etmekte. Önümüzdeki seçimlerin sonucunun kurucu meclis oluşturacağı bir tarihsel dönemden geçerken, özel olarak sosyalist hareketin, genel olarak kitle siyasetinin akıbetini neler bekliyor? Bütün bu olanlar hangi duruma tekabül etmektedir? Bu soruların yanıtını bulmak için komplo siyasetinin hangi durumda meşruiyet kazandığını tetkik etmek gerek.

“Faşizmin her yükselişinin altında başarısız bir proleter devrim yatar,” der Walter Benjamin. Proleter devrim olarak tasavvur edilen, kitlelerin “siyasetle aralarındaki duvarı yıktığı” bir tarih kesitinin inşası imkan olmaktan çıktığında, yani kitleler kendi kaderlerini tayin etme arzularını yitirdiğinde geriye kalan bir “barbarlık rejimi”dir. Barbarlık rejimi ise kitle siyasetinin kalelerini tasfiye ederek görevini yerine getirir. Kitleler siyasetten uzaklaştırılır, bir depolitizasyon durumu hasıl olur. Bahsettiğim depolitizasyon dönemlerinde kitle siyasetinin doğurduğu boşluk, komplo siyasetiyle doldurulmaya çalışılır. Yahudilerin, dış mihrakların emrindeki hainlerin siyasi gündemde sıkça yer edilmesi bahsettiğim kitle siyasetinin pasifleşmesinden sonra ortaya çıkar. İktidar bir yandan liberal demokrasi’den kalma güçler ayrılığı ilkesini çiğneyip yürütme gücünü mutlaklaştırırken, öte yandan daralan siyasi alan komplo propagandalarıyla doldurulur.

Agamben, “İstisna Hali” isimli kitabında 11 Eylül sonrası değişen siyasi ilişkileri ele alıyor. Kitaba göre Hukuk artık kendi hukuksuzluğunu meşrulaştırmaya çalışıyor. İktidarın yegane eyleyicisi yürütme gücü olurken, suçluluk tarifi de gitgide bulanıklaştırılıyor. Şüpheliler muktedirlerin keyfi uygulamalarınca alıkonur, ve de hiçbir hukuki prosedüre başvurulmaksızın ne sanık, ne de tanık konumunda tutulur. Şüpheliler keyfi bir süre içeride kalır. Ve de bahsedilen durumun meşruiyeti, şüphelilerin komplo siyaseti tarafından tarifiyle sağlanır.

İstisna hali neye tekabül etmektedir? Yürütme gücünün mutlaklaştırılmasının yegane maksadı nedir? Bütün bunlar olurken, toplumsal ilişkilerde neler değişmektedir? Devlet gücü artık nerelerde yoğunlaşmaktadır?

Kitle siyasetinin mücadele ile kazandığı kaleler ( sendikalar, sosyal haklar, siyasi haklar vs) yaşadığımız tarihsel kesitte muktedirlerce geri alınmaya çalışılmaktadır. Bu “operasyon” ise iktidarın gücünün artmasını kayıtsız şartsız gerektirmektedir. Yürütme gücü bir yandan mutlaklaşıp sınıfsal ve toplumsal ilişkileri yeniden düzenlerken, pasifleşen kitleleri komplo siyasetiyle kendisine eklemler. Teknokratik aklın da hizmete koşulması boşuna değil. Muktedirler, komplo siyasetini inşa ederken sürekli ” biz yapıyoruz, onlar engelliyorlar,” tarzı söylevlere başvurur. Yaplan yatırımların bölüşüm ilişkileri daima egemen sınıftan yana olurken, teknokratik akıl kendisini “milli irade” olarak sunarak esas niyetlerini gizler. Bütün bunlar olurken komplo siyasetinin varlığı muktedirler için bir ihtiyaçtır. Böylece toplum Milli irade ile “milli düşmanlar” olarak bölünür. Reelpolitik diye tarif edilen bu olsa gerek.

Sosyalist siyasete burada ne düşmektedir? Komplo siyaseti ( Ergenekon, Devrimci Karargah ve KCK gibi mihraklara karşı mücadele eden İleri Demokrasi!) kitle siyasetinin olmasığı ortamlarda yeşerir. Referandum sürecinde tartışılan Anayasa Mahkemelerinin Hükümetçe denetlenmesi, Yasama ve Yargı’nın Yürütme’yle birleştirilmesi Agamben’in bahsettiği İstisna Hali formülasyonuna çok uymaktadır. İnsanlar sudan sebeplerle, hiçbir hukuki dayanak olmaksızın “gaspedilmektedir.” Sosyalist siyaset diye tabir ettiğimiz biçimin yegane görevi, Rosa Luxemburg’un da ifadesiyle “kitleleri siyasi açıdan eğitmektir.” Kitle siyasetinin aktifleşmesi, aşağıdakilerin kendi kaderlerini tayin etmeye hazırlanması Sosyalist siyasetin yegane siyasi eyleyiş biçimidir. Sosyalist siyaset ancak “kitle devrimciliği” ile memlekete kendi gündemini yerleştirebilir. Bu durum ise komplo siyaseti ortamını bertaraf edip, farklı taleplerle gündemi şekilledirmektir, yani siyasi alanın emekçilerin, ezilenlerin talepleriyle yeniden şekillendirmektir. Bu olmaksızın siyasi alanda aktif olmaya çalışmak, komplo ortamında “taraf” olmak anlamını taşır. Egemenlerin sunduğu ikili şantajlara karşı emekçilerin ve ezilenlerin kendi gündemini oluştumaksızın yapılan her siyaset dar bir ufka tekabül eder.

* Meram kısmının kapsamı altında denkleştirmeye, anlaşılır kılmaya gayret ettiklerimizin tamamlayıcı bir öğesi olarak Jiyan-Hayat-Gyank sitesinde Mahmut Alper TİRYAKİ tarafından kaleme alınmış Komplo Siyaseti, Siyasetin Komplolaşması başlıklı makaleyi, kurumun ve yazarın anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #345 (04.04.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Malum Medyada Mavioğlu'nu Karalama Operasyonu - Ümit ALAN - Birgün
Komplo Siyaseti, Siyasetin Komplolaşması - Mahmut Alper TİRYAKİ - Jiyan
Bitaraf Olan Gazeteciler... - Ferhat UMRUK - Köxüz
Birbirine Tutunan SDP'li Üç Kadın - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
Anlamın Manası: Ahmet'ten SDP'ye Bir Vapur - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Yeter, Devrimcilere Özgürlük! - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Radikal 2
Hani Gazeteciler Özgürdü? - Özgür Gündem
Sınav - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Bianet Başvurusuyla "İnternet Filtreleme" Planı Bozulabilir - Ekin KARACA - Bianet
Güvenli Internet Sansür Endişesi De Yarattı - Kemal GÖKTAŞ - Vatan
İnternette Devlet Filtresi Olur Mu? - Mehveş EVİN - Milliyet
Eski Türkiye - Yeni Türkiye - Meram - Post Express
İlerlemeyen 'Demokrasi' Algımız - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Körler, Sağırlar, Fransızlar! - Nuray SANCAR - Evrensel Pazar
AKP'nin Gerçek Kimliği - Filiz KOÇALİ - Özgür Gündem
AKP Gerçekten Faşist Mi? - Foti BENLİSOY - Sol Defter
‘İleri Demokrasi’de Seçim Barajı ‘Problem Değil’! - Kronik Muhalif
AB, Tayyip Erdoğan’a Fransız - Aydın ENGİN - T24
Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku Adayları - Ahmet İNSEL - Radikal
‘Ya başkanlık Ya Pişmanlık’ Dayatması - Cengiz AKTAR - Vatan
Dream Team! - Shelbyl - KomBağlantıünal İşkembe
Davalar Birleştirildi, Avukatlar Cübbe Çıkardı - Evrensel
"Devlet Muhaliflere Yıllardır Şiddet Uyguluyor, Gerçek Terörist Kim?" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sosyalistlerin Parlamentoya Girmesi Suç Mu? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Mîr Bedirxan’ın İzinde - Şeyhmus DİKEN - Birgün Pazar
Barışı Kurmak - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Nefret Söylemine Karşı Barışın Dili - A. Hicri İZGÖREN - Özgür Gündem
Demokrasi Sureti İle Oyalanırken, Sivil İtaatsizlik Ne Yana Düşmekte? - Meryem KORAY - Birgün
Yüzleşme Asıl Şimdi Başlıyor! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Bir Zor Seçim - Kadir KONUKSEVER - BBC Türkçe
Askeri Mühimmat Bir Çocuğu Öldürdü - Atılım
Ragıp DURAN: Askeri Vesayeti Kürt Hareketi Kırdı - İnci HEKİMOĞLU - Özgür Gündem / Apoletli Medya
Dün İle Yarın Arasında... - Can DÜNDAR - Milliyet
Dersim Katliamı’ndan Kurtulanlar: Toplu Mezar Yerlerini Biliyoruz - Ferhat ASLAN - DİHA / Jiyan
Kitap: 11 Nisan Anıtı - Nor Zartonk
Bir Hayata Dönüş, Bin Rezillik! - Umur TALU - Habertürk
Taraf Ailesi Ayıp Olmuyor Mu - Günay ASLAN - Köxüz
The Taraf: Libyalıya, Liseliye Düşman, Emperyalizme, Cemaate Dost… - M. Utku ŞENTÜRK - Sendika.org
Liberalizmde Atış ve Satış Serbest - Zihni - Sezi-Yorum
Kaç Bin Kadrolu İşkenceci Yetiştirdiniz? - Akın OLGUN - Birgün Pazar
Devlet V Çocuk - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
“Özgür ve Demokratik “ Bir YGS ve Liseliler - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
Kürt Kardelene Türkçe Eğitim Olmaz - Koray ÇALIŞKAN - Radikal Pazar
Yamalar Artık Tutmuyor - Deniz DOĞRUER - Atılım
Sözün Bittiği Yer! - Alınteri.net
Hani Gençler Apolitikti…? - Ömer YILDIZ - Sol Defter
Haftanın Tortusu - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
Sehven Çıktı, Mertlik Bozuldu - Kaan SEZYUM - Radikal Hayat
Mikail KIRBAYIR: "Devletin İtirafı Yetmez, Cemil'in Cenazesini de İstiyoruz" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Cumartesi Anneleri: Geçmişle Yüzleşmeden Demokrasiye Geçilmez - Evrensel
"Devlet Samimi Olsun, Tüm Kayıplar Araştırılsın" - Nilay VARDAR - Bianet
Nevin Berktaş Serbest Bırakıldı - Başka Haber
Alenen Erk'ekler - Meral BAHAR - Atılım
Gezme Ceylan Bu Dağlarda Seni Avlarlar // Tecavüz- Kadın- Hukuk(!) - Cansu KARAGÜL - Jiyan
Kaybolan İstiklal - Hakan KARAKOCA - BiaMag
Seyyar Sesler - Fanzin
Halkın Sesi Partisi Seçim Beyyanamesi - Has Parti
Barınma Hakkı Sokaklarda - Sendika.org
Grevle Kazanmak - Atılım
Ölüm Serbest Grev Yasak! - Evrensel
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Proletarya Kazandı: Azmi AKAN - Alınteri.net
Arjantin'in Çalınan Bebekleri - Güneş ÇELİKKOL - BBC Türkçe
Policing Content On Social Media Sites - Jillian C. YORK - Al Jazeera
“Dijital Sivil İtaatsizlik” - Özgür UÇKAN - BTHaber
Devrim, Şiddet ve İnternet - Gündüz VASSAF - Radikal Pazar
NATO Libya’da İşgale Hazırlanıyor - Murat ÇAKIR - Köxüz
Lazkiye ve Deraa’nın Öyküsü - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel


Group 180 Informative via Wikipedia
Group 180 Albums via UBUWEB
Hungaroton Records Official
Sven Kacirek Official
Sven Kacirek Informative via Pingipung
Sven Kacirek Interview via Minimalisticmusic
Hauschka Official
Hauschka At 130701 / FatCat Records
Hauschka - Foreign Landscapes - Album Review By Daniel ROSS - BBC Music
Nostalgia 77 Official
Nostalgia 77 Informative via Tru Thoughts
Nostalgia 77 The Sleepwalking Society Album Review By Zachary Houle via PopMatters
Josa Peit At Soundcloud
Alp Ersönmez Myspace Sayfası
Alp Ersönmez Röportajı - Beliz HAZAN - Cazkolik.com
Alp Ersönmez - Yazısız Albüm Eleştirisi - liquiddreamx - The Snob Reviews
Avishai Cohen Official
Avishai Cohen Live At TSFJAZZ via Arte WebTV
Avishai Cohen - Seven Seas Albüm Eleştirisi - Zülal KALKANDELEN - Cumhuriyet-Müzik Yazıları

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Life Is Beautiful - RocketMonky / Erik Norberg
RocketMonky's Flickr Page

>>>>>Poemé
Onun Çölünde - Bejan MATUR

Onun çölüne gittim.
Konuğum,
Duvardaki kan pıhtısında.
Onun bulduğu damar beni çağırdı.
Ve ruhum eski bir kanla yıkandı.

Onun çölüne düştüm, oturdum çadırında.
Eski bir kavmin buluşması ve töreni.
Bir yaban kuş gibi tüneyip kıyıya
Dedi ki bana "ölümsün sen"
Mutlak
Mutlak olan.

Onun çölünde gece kımıldar.
Yılan ve akrep karanlığıyla.
Hayat bir zehre gizlenir
Çoğalır sabırla.


O bıraktı beni.
Çöldeki kızıl sularda
Balıklara bakacak
Nefesimi tutarak
Uyuyacağım.


Onun çölünde her gece
Fısıldadım kumlara.
Sordum nasıl yaptıklarını çölü,
Boğmadan koyun koyuna.


Onun çölünde ölüyüm ben.
Gelin ve kaldırın beni.
Gittiği yolda bulutlara değen bir gölge bırakılmış sanki.


Bir sesle uyandıracak beni
Kahra kan olan bir aldanışla yakaracak


Tanrıya söylendim.
Nasıl da zalim gövdede varlığı onun.
Güzellik acıya kavuştuğunda yorulur ve
Hep yaşlı kalacak bir gözün ışığıyla bakar;
Her yüz bir işarettir tanrıdan.
Bunu yaşlı bir adam söylediğinde
Gözleri yoktu.
Annem öyle inanmış olmalı ki ona,
Yüzümü kederli çizdi.
Ve uzayıp tanrıya
"işte" dedi
"benim annem yeniden doğdu
annem varlığıma döndü"


Gece paslı bir kafesle durdu önümde
Dua için zaman istedim tanrıdan.
Onun varlığına adanacak hiçlik
Düş için,
O büyüde kalbime saplanan acıyla
Bağırdım;
Başka adamlar, başka dillerde dua etsinler. Bizim için.
Ölümü tanıdığımız ve sessiz olduğumuz için
Kutsasınlar.

Ölü bir yaprağın sürüklenişi gibi rüzgârda
Gövdem yitirdi yerini.
Ağır bir uykuyla gizlendi tohuma varlık.
Ağır bir istekle.
Kızıl kan pıhtısı. Tül sabah. Ört üstümü.
Koyu gücünü yüzünün nasıl çizdiyse tanrı
Ve ne gizlediyse kıvrımına gülüşünün.
Gördüm ben.

Tüllere sarılmış çölde ölümümü bekliyorum. Sakinim.
Yok bir gece bu.
Sabah uyanacak aşkı konuşacağız.
Ne çok sürdü diyecek bana.
Ne uzun sürdü hayat.

O uzun günün sabahında
Sesini duydum gün ve gecenin çakışmasının.
Bir tül işleniyormuş gibi aralarında
Kavuştular usulca.

Uyu ağır uykunu
Taşların altında ve su isteğinle kal.
Geniş bir avluda gece kapanan kapıların ağırlığı.
Sürecek olan dilsizlik.
Rüzgâr tırmalıyor kapını
Aşk uzakta.

Ne tuhaf inanmaman.
Sırtıma dokundun ve orada ayla ışıyan çizgilerin
Bir acıdan artan masumiyet olduğuna şaşırdın.
Gideceğini söyledin
İnanmadım sana.
Oysa ben daha doğmadan biliyordum.
Acılı bir ruhta oyalanan bir gövde bu.
Saf ve çocukça bir düşün yatağında.

Kan ve susuşla dinlenen ten kabullenir.
Beyaz tül yatağında başucuma
Camdan bir göz bırakıp gittin.

Ona fısıldanan sözlerin
Aşk olan varlığı
O gidince karardı.
Yüzeyinde göğün
Beyaz ve kıpırtısızım.

Acıdan bir okla çıktım
Bekleyiş yatağından.
İçimde siyah bir taş.
Atları gördüm.
Kapı önlerinde oturan insanı, sözü.
Çok yaşanmış bir çığlıkla hayat.

Bir sırrın bana verilmediği yerden
Sordum ona
Bana ne söyleyeceksin?
Çölün söylemediği ne?

Ruhumu orada tutan ağırlıkla
Geceye ilendi tenim.
Ve çağırmadı çölü varlığım
Ondan sonra.

Aynaya dönüyorum
Değişmiş gözlerim.
Çölde kumlara bakan kadın
Kedere bakan
Artık benim.

Gördüm çizgilerini avuçlarının
Çöl her şeyi söyledi bana.

Anladım nerede bitti aşk
Kan pıhtılı odanda uyanan gövdem
Neden sığmadı varlığa.

Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.
Gün doğumunda uyanan nefese ve sana dönen gözlerin
Yakaran çizgisine.
Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.
Artık beklemiyorum
Kal orada.
Geride, tepelerin art arda dizilmekle
Var ettikleri dünya bir hiçlik ahtı gibi.
Bir hiç ve gölge.
Gece ay
Gece tül ve yokluk.
Yok gece.

Çölden aldığını çöle ver
Hayattan aldığını hayata.

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, April 10, 2011

Deuss Ex Machina # 345 - Það Er Engin Dkömm Í Dauðanum

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_345_--_Það Er Engin Dkömm Í Dauðanum

04 Nisan 2010 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Shackleton-Fireworks (Honest Jon's Records)
>2<-Shackleton-Deadman (The Bug Crackle Remix) (Honest Jon's Records)
>3<-Amon Tobin-Hokkaido (Lorn Remix) (Ninja Tune)
>4<-Amon Tobin-The Lighthouse (King Cannibal Remix) (Ninja Tune)
>5<-Kryptic Minds-No More No Less (Black Box)
>6<-Kryptic Minds-Can't Sleep (Feat. Alys Be) (Black Box)
>7<-Clubroot-X Marks The Spot (Self Released / MP3)
>8<-Clubroot-Bevel (Self Released / MP3)
>9<-Eleven Tigers-There Will Be Time (Soul Motive)
>10<-Eleven Tigers-Stableface (Soul Motive)
>11<-DJ Madd-I Know It's You (Boka Digital)
>12<-DJ Madd-Detroit Skank (Boka Digital)

Það Er Engin Dkömm Í Dauðanum
(345)

Suskunluğun biganeliğinde o kadar kendiliğinden menkul bir biçimde hayatımızı kapsar hale dönüşür ki atalet, gelecek beklentilerinin unufak edildiği bir eşiği arşınladığımızı bile fark edemeyiz. Neler tek çırpıda olup biterken, nelerin hemencecik ortalıktan alelacele çekildiğinin, üzerine ölü toprağı serpildiğinin farkındalılığını rafa kaldırırız. Neresindeyiz hayatın, nasıl bu hallere düşüverdiğimiz konusunda tereddütü bir kenara koymuş olsak bile üzerine düşünemiyor oluşumuz bile yeterince düşündürücü iken üstelik. Alelade cereyan edenin, hakim tahakkümün, edilgenliği yakaladığında daha da saldırganlaşan cenahların sağ sol dinlemeden giydirmelerinin ortasında gelecek dediğimiz şeyin sınırlarına odaklanmak bile başlı başına meşakkat gerektiriyor dediğinizi buralardan işitir gibiyiz. Yoksunlaştıkça söylemlerden, işit/emedikçe ehil hakkaniyetler bütünlüğünü, arsızca uzağımızda tutmaya devam ettikçe tüm bu hengamenin ortasında bile direnenlerin seslerini layığıyla gelecek dediğimize odaklanamayacağız. Varsa yoksa günün getirdiklerinde, nefessiz kalışlarımız ile sağlamlaştırılan gri tonlarla yüklü sis üzerimize çökecek. Çöküyor. Öyle bir sis bulutudur ki öncülünde ardılında neler varsa hepsine üstünlük sağlayarak kelimelerin üzerlerini kırmızı kalem ile beraber çizen, düşündüklerimizden kendimizi bile alıkoymamız olasılığını gerçeklik haline dönüştüren bir 'araf'tır. Ne ilerisi ne gerisidir. Ya da ne geçmiş ne gelecektir. Arada sıkışıp kalınan zaman nesnelliğinin ortasında bir soluksuzluk halinin tüm o istikrar söylemlerinin arasında nasıl da kaypakça bir zemini oluşturduğunu fark ettirendir, dikkatle bakmasını bilenler için. Aynalamak için zorunlulukların, şifreli soru çözme yöntemlerinin, cin fikirlerin gerekli olmadığı cinsten üstelik. Yüzleşemedikçe, anlam vehmetmedikçe, sorgulamadıkça daha derinlerimize işleyen bir virüsün kendisidir. Geleceği bir kenara koyarak, hangi adımları nereye atabileceğimiz muallakta kalmaya devam ederken kararsız kazımlıktır elbette bu rahlede düşündürücülüğünü koruyan. Bir de idrak edilenin, veya ettirilenin ötesinde tersine giden, tersi istikamette hareket ettirilen o kadar çok dinamik var ki, hangi birisini durdurma çabasına girelim en sade vatandaşlar olarak sorusu zincirin bir diğer tamamlayıcısını oluşturur. O anlık değil ömürlük kasvet yığıntılamasının taa içinde, tam merkezinde. Topyekün açmazların hallice bir zamandır derinleştirildiği çözüm için eşelemeye meyyal olunan her sorun karşısında amma velakinlerine sahip çıkanların muktedirliğinde dertlerimiz bir değildir ki hangi birisine yanalım. Birinin ucundan tutup peşine düşedururken pat diye öbür taraftan beklenmedik ani bir çıkışın daha meydana geldiği, korunaklı duvarların delik deşik olduğu bir görü. Koyverilip bir kenara terk edildiği sanılırken aslında hep orada varlığını sürdüren, capcanlı tutulan 301 kodlu mesnetsiz kutsal maddenin hortlatılmasına değme mizansenlere taş çıkartabilecek figüratif becerilerin sergilendiği sözümona adil olunuyor işte, adalet sağlanıyor böyle diyerek nefret söylemini kemikleştirip, cismanileştiren yansımalarına zincirleme yeni paraflar eklenmesine mi yanalım. Konuşurken, yazarken "kırk katır mı kırk satır mı" dayatmasından ötesini sunamayanları, günaşırı ortalık yerde kindarlığın bayraktarlığına soyunanları cesaretlendirmesinin acıtılığından mı dem vuralım. İnsan kimliğinin hiç bir kimlikten daha üstün olmadığı, asla da olmayacağı bir dünyanın düşü hala mı ütopyadır. Ütopyaların dizelerinde saklı duran hevestir. En zincirlerinden boşanırcasına zangır zangır, allamenin ayağa kalkmasına karşın ellerini kollarını ne yapalım o kadar ihbar, muhbir bildirdi ama biz üzeri çoktan çizilmiş pardon gözden kaçırılmış bir canın ölümünü engelleyemedik iş midir ki bunun hesabını sormanız diyen karanlıktakilerin ellerini ovuşturmalarına mı kederlenelim. Salt birliktelik söylemine, birlikte yaşama özlemine bu kadar canı gönülden destek çıkan nicedir az yetişen bir insanın varlığının önemsenmediğinin, devlet için bir tehdit teşkil edebildiğinin aymazlıklarından mı yol çizelim. Hangi noktasında hangi ehil isimlerin görmedim, duymadım, bilmiyorumlarla günlerini geçirdiklerini sonra da yastıklarına başlarını rahatça koyabildiklerinin hesaplarının bir türlü sorulamadığına mı dehşete düşmüş bir biçimde bir kere daha yâd edelim. Yoksa yaş haddinden küçültüle küçültüle mahallenin saf delikanlısına tekabül ettirilenin ezber belletildiği gibi, bu işlerin sessiz ve saman altından su yürütücüleri olan manşetçi, yaftacı, kindar adlarına basın demeye bin şahit gerekli maşaların çokluğuna mı öfkelenelim. Yapıp ederken, atıp tutup kendilerinden belki daha çok bu toprağın kokusunu içinde taşıyanların, bağlılıkları ve aşinalıklarını ve tutkuklarını hiçbir andın, belirlenmişin ölçemeyeceği insanların hoyratça heba edilmesinden mi dem vuralım. Hiçbirimiz günahsız değilsiz nasılsa! Sivilleşmenin temel getirilerinden birisini herkesi aynı çatı altında birbirilerine denk tutan düşünce özgürlüğünün, televizyonların üzerine örtülen krilent dantelalar kadar değerli kılınmadığı bir ülkeye mi, bu hoyratlığın başka safhalarda, zamanlardaki devamlılığına mı ahlanıp vahlanalım. Beyazcam yazınsal, işitsel ve görsel olarak belletilmiş olanın ötesini anlamamız için bir araçken bir zamanlar, ahir zamanın sorgusuz sualsiz itaat zikredilen, emrivakilere getirilen bir güncellik ile beraberce bütün bu kırılmalar daha net bir biçimde anlaşılır kılınmaktadır. Yinelemekte fayda var işittiğini kural kaide, gönül paye koyamadan anlamak isteyen azınlıkta kalanlarımız için. Suçsuzluk karinesinin, paramparça edildiği gümbürtüde tahrif edilenlerle söylem birliği edilmişçesine ötekisinden hınç almayı mümkünatlar dahiline sokan bu iklimdir içimizi ürperten. Basın özgürlüğünü aleni bir biçimde ayakların altına alıveren. Yıllanmış olsa da hayata dönüş operasyonunun başlangıç noktasına tufan diyerek oluşturulacak gazabın zamanında devletlunun katlarında yakınlandığını, onaylandığını bir fiil işitir kılan. Caizler arasından yeni ehveni şerri oluşturmak için önce muhaliflerin kökünün devir ne olursa olsun devam ettirildiğinin belgeleyicilerinin o kadar çokluğuna, her hafta şu hemencecik aşağıda bulunan ağ listesinden okuma parçaları arasında şekillenen derinliğin dibinin, yeterlerin gelmemesinden mi bahisler açalım. Dememiz odur ki, yargıların havadaki oksijenden üstün tutulduğu, hemen herkes için bir 'ihtamın' bulunduğu el altında tutulduğu, vakti gelesiye kadar saman altında saklandığı bir diyarda düzlüğe çıkmak, fikri tahakkümlerin önünü beraberce ivedilikle alabilmekten geçmektedir. Can kulağıyla işittiğine başka diyarda roman adledilenin bizde hakikat olduğunun ve bunun şakasının hiç olmadığının altını çizerek rotamızı yeniden geleceğe kırabiliriz. Yoksa başlayamadan yeni güne eklentilendiğimiz, yüklüklerimiz haline dönüştürülen, şu kıssacık cümleleri oluşturmaya teşebbüs ettiğimiz, fark ettirmek istediklerimizin sağlamlaştırdığı efkarımız hepimizi nefessiz kılacak. Beklenen felaketlerden daha kötüsü bir sonu işaret edecektir. Önümüze serecektir. Çarpıklaşan, kondulaştırılan, yerleyeksan edilen ondan sonrasında da hala demokrasi olarak tanımlanmaya gayret edilen ucubenin hiçbirimize faydası dokunmayacaktır!!!

>>>>>Bildirgeç
Zaman Acının İlacı Değil Demidir - Devrim BÜYÜKACAROĞLU*

Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda BDP’lilerin kurduğu çadırın yanından geçerken, etraftaki vatandaşların, halay çeken Kürtleri, küfürlerle bezeli büyük bir öfkeyle nasıl izlediklerini anlatırken kendi öfkesini de gizleyemiyordu; Jaklin Çelik. Fotoğraflarını çekmek ve iki lafın belini kırmak için buluşmuştuk. “Devletin diliyle konuştukları için nasıl rahat ve pervasızlar” diyordu, “Halay çeken insanlara bile tahammülleri yok…”

Jaklin Çelik’in yeni kitabı Öfkenin Şenliği, 1915’ten sonra yaşamış üç kuşak kadının, bir tarih olan 1915’i, içlerinde nasıl yaşattıklarını, kendilerini ve dünyayı nereye ve nasıl koyduklarını sorguluyor. Tarih anlatmadan, tarihin insanda nasıl kanlı canlı yaşadığını; 1915’in yarattığı travmanın, kuşaktan kuşağa kendisini nasıl devrettiğini anlamamızı sağlıyor. Çelik, Ermeni kimliğini romanına malzeme etmeden, ölenin ölmüşlüğünü bir kenara bırakıp öldürenin vicdanına sızmayı başarıyor. Romanın Ermeni karakterleri; Mari ve Şake, Ramela’nın iki kızı. Şake, Ayşe adıyla yeniden vaftiz edilen bir dönme. Şake ve Ayşe aynı bedende birbiriyle mücadele içinde yaşayan iki karakter yani. Şake’nin çocuğu olmazken Mari ise kendinden olmayana, ona bir çocuk doğurarak tabi oluyor. Mari dönmüyor ama kendini öldürüyor, Şake ise Ayşe’nin bedeninde ölüyor. Doğuran, doğuramayan iki kız kardeş, ancak anneleri Ramela’nın rüyalarında buluşuyor. 1915’ten sonra doğan kuşağı temsil eden Mari ve Şake için yaşamak ‘Ölümden beter’…

İstanbul’a, yıllardır uğramadığı sokağına ve evine eski bir hayaleti gömmeye dönen isimsiz roman kahramanımızın ise cebinde; Harput’ta annesinden ve kardeşlerinden koparılmış küçük bir Ermeni çocuğun, sahibine ve toprağına dönmek isteyen, bir tutam saçı var. Geçmişinden ve tarihinden miras kalan evi şimdi sıçanlar yuva edinmiş…

Jaklin Çelik, üç kuşak kadının hikayesini iç içe ilerleyen bir ağıt, yükselen bir çığlık gibi anlatıyor. Romanın esas kahramanı diyebileceğimiz sıçanların çığlıkları da bu üç kadının çığlığına karışıyor.

Resmi siyaset, ezberi dayatsa da, hakikatin unutulmasını sağlayamıyor. Hakikat, Allah’a şükür, siyasetten daha güçlü. Ölen de öldüren de hiçbir şeyi unutmuyor ama herkes unutmuş gibi davranabiliyor pekala. Bakırköy Özgürlük Meydanı’ndaki öfkeli izleyiciler de Kürtlerin, hakikati unutarak hareket etmiyor oluşlarına öfkeliler aslında… Yoksa ne bu şiddet ne bu celal, öyle değil mi!

Çok trajik zamanlarla ilgili “kahramanın” olmadığı bir hikaye var elimizde. “Abartılı” bir acı tarifi yok... Acıyı taşımak, hatta “pazarlamak” isteyen değil ama ondan gerçekten kurtulmak isteyen insanların hikayesi var karşımızda... Bir gelecekten bahsedebilmek için acıdan kurtulmak mı lazım?

Abartılı bir acı tarifinin olmadığına katılıyorum ama o trajik zamanların kahramanının olmadığına katılmıyorum. Çünkü aslında o trajik zamanın kendisi de bir kahraman. Her şeyin üzerinde şekillendiği, ölümlerin gerçekleştiği ve bunun sonucunda kendini başka başka şekillerde var eden ve türlü şekillerde yorumlanmaya açık yaşayan bir organizma. Durum böyle olunca acıdan kurtulmak da pek mümkün olmuyor. Burada asıl acı, bireylerle günümüze taşınıyormuş gibi gözüken ama aslında bir karakter haline gelen o “trajik zamanın” her an kendini hissettiren varlığı. Şake, dünü deneyimleyen karakterlerden sadece biri. O aynı zamanda ırk ve din değiştiren, eski dini ve ırkı içinde bir iç ses haline gelen, yeni kimliğiyle beraber adı Ayşe olan bir dönme. Onda değişmeyen tek kimlik kadınlığı.

‘Dünü deneyimleyen’ derken?

Dün gerçekleşen acıdan bahsediyorum. Oysa o, Ayşe olarak acıyı zamana devretti. Acıyı, iç ve dış ses olarak tanımladığımızda hangisi önce susar ve birer acı olarak tarif ettiğimizde onları, hangisi önce diner? Elbette Şake. Ayşe hem kendisi hem de acısı zamana devredendir. Bu yüzden onun acıdan kurtulması pek mümkün değil. Burada kurtulmak kelimesi de uygun mu bilemiyorum. Çünkü bir süre sonra bu durumdan kurtulamayacağını anlayıp elindeki acıyla ne yapacağını bilemeyen karakterlere bürünüyor. Bu ne yapacağını bilememe hali karşıdakine, kendine ilişkin sorular sorduruyor, acının kaynağına ilişkin. Burada bahsedilen, bir acının görünür olmasından ziyade paylaşılan bir şey haline gelmiş olması. Aynı tür insanlar arasında zamanın zemin olduğu empati üzerinden bir paylaşım.

‘Bize miras kalan şey ölülerin acılı ruhlarıydı ve onlardan kaçış yoktu. Bu yüzden zaman eskimiyordu’… ‘Tıpkı ağa yakalanmış bir balık gibi zamana yakalanmak’…. Zaman her şeyin ilacı değil miydi? Oysa zaman, sizin hikayenizde şifa edici hiçbir rol oynamayan bir kavram…

Zaman her şeyin ilacı derken insanı fiziken ve ruhen ikiye ayırmak gerekiyor. Fiziki bir iyileşmenin tanımı olabilir. Ama her türlü ruhi çekişmenin iyileşmesi için geçerli bir tanım değil elbette. Özellikle gerçekleşen katliamları, uzun süreli savaşları düşünecek olursak… Kaldı ki mekanlar var, sürekli hatırlatmada bulunan. Önceki soruda anlatmaya çalıştığım acılı bir kahramanın olmadığı acılı zamanların varlığıydı. Bu sadece geçmiş zaman değil, gelecekte de kendini var etmeyi vaadeden bir zaman. Kaldı ki romanda; zaman da bir karakter, toprak da, tanrı da. Ama zamana ille de bir atıfta bulunmak gerekirse zaman bu anlatı içerisinde olsa olsa acının demidir.

Toprak, onu tutanın eline bulaşan kanlı bir parça

‘Toprak denen şey insanın içinde vatanlaşıyor?’ diyor, ‘Zihni ve yüreği vatansızlaştırmak’tan bahsediyor romandaki karakter…

Tüm savaşlara baktığımızda bir şeyi elde etmek üzerine gerçekleşiyor hepsi. Bu alışverişin çok temel öğelerinden biri toprak. Savaşlar sürekli üzerine insan kanı dökülmüş toprakların sınırlarını değiştiriyor. Döken, döktüğü için o toprak parçasını vatanlaştırıyor, dökülenin ise elinde kininden gayrı vatanlaştıracağı bir yer yok. O halde vatan denilen şey toprakla insan ilişkisinden doğan sorunlu bir çocuk. Hiçbir zaman temizlenmeyen, onu tutanın eline bulaşan kanlı bir parça. Burada bir toprak parçası üzerinde huzurlu yaşamak için belki de bu tür tariflerden kaçınmak gerekir. Romandaki karakter bunu çözümlemiş kendi içinde. Bunun çözümsüz bir durum olduğunun farkına vardığı için vatansızlaşmak istiyor. Onun için lazım gelen aidiyet oldukça zararlı. Vatanlaştırdığı kini, geçmiş zamanın ona yüklediği mirasla gittiği yerlerde ondan somut toprak arayışına girmesini isteyecek. Bunun farkında olduğu için iki yolun da önünü kesmeye çalışıyor.

Kazanan da kaybeden de bellek

‘Bellekle hummalı bir savaşa girmek’ten bahsediyor karakteriniz. Bu savaşın kazanan veya kaybedeni olur mu?

Karakter kendi belleğiyle bir savaşa giriyor. Kendi geçmişi üzerinden girilmiş bir savaş bu. Burada ne kaybeden ne de kazanan taraf var. Ama böyle bakacak olursak yani ille de taraflara ayıracak olursak kaybeden de kazanan da belleğin kendisi...

Sıradanlaşmış, gündelik bir şiddet var üç kuşak kadının hikayesinde, şiddet nasıl bir evrim geçiriyor zaman geçtikçe?

Romanın hikayesi ırklar üzerinden şekilleniyorsa da onlar uzun bir zaman dilimini kapsayan bir hikayenin anlatımını kolaylaştıran birer araç. Çünkü asıl anlatmak istediğim, üzerine vurgu yapmak istediğim şey; insanların birbirlerine uyguladıkları şiddet. Toprak için, ırkı için, milliyeti, inancı için... Bütün bunların içinde şekillendiği topyekün kimliği için. Ve bu yapılan şeyin gündelik yaşam içerisinde rutin bir hal alarak etkisini kısa bir süre sonra kaybetmesi. Bir yanda çılgınca gelişen bir dünya, ama değişmeyen öldürme içgüdüsü. O zaman bütün bu gelişmeler niye? Birbirimizi daha iyi öldürebilmek için mi?

Her şey doğasına çok uygun bir şekilde vahşi

‘Öteki’ kavramı giderek ötelemeyi meşrulaştıran bir mecra izliyor gibi geliyor bana. Ne dersiniz?

Sizinle hemfikirim bu konuda. “Öteki” diye tanımlanan her şey meşru bir iteleme. Ve bir kez itelendiğinde bir daha kurtuluşu olamıyor. Kurtarmaya çalıştıkça -varsayalım ki böyle bir girişimde bulunuyoruz- bir başka gölgenin altına itmiş oluyoruz diğerini.

‘Ecelleri komşularından geliyordu...’ diyorsunuz. Şimdilerde nasıl bir noktada görüyorsunuz konu komşunun bir arada yaşama hallerini? ‘Ateşkes mayalanmaya bırakılmış hamur gibi’ mi gerçekten ve hâlâ bu kadar kırılgan mı?

Dünyanın hiçbir yerinde konu komşular hemhal bir şekilde yaşamıyor. Böyle bir beklenti toplumlar için bir ütopya. Gerçekçi bakıyorum, dolayısıyla komşudan gelen eceli bu bağlamda normalleştiriyorum. Haklı gördüğüm için değil, böyle bir huzurlu yaşam beklentim olmadığı için. Burada kırılganlık naif bir tanım. Oysa her şey doğasına çok uygun bir şekilde vahşi. Her şey kaba yalanlarla örülüyor. Bu yüzden her türden ateşkes mayalanmaya bırakılmış hamur gibi. Fos bir kabartı.

Romandaki sıçanlar da bu vahşeti temsil ediyor...

Metinde kol gezen vahşet sıçanların varlığıyla çıplaklaşıyor. Fazlasıyla görünür olan bir tarihi görünmezleştirirken sıçanların iğrenilecek halini göstererek “çıplak vahşetin” siyaset karşısındaki zaferini su yüzeyine çıkarmaya çalıştım. Böylelikle diğer karakterler de ayrıcalıklarını yitirdiler ve örtülerinden soyunarak sıçanlarla eşitlenmiş oldular. Nihayet artık güçleri birbirlerine denkti.

Erkek liderler devrilince kadınlara ne oldu?

‘Kadınlar erkeklerin başarısızlıklarına kurban verilmeleri’ ne demek?

Tarihin erkek iktidarların eliyle şekillendiğini kim yalanlayabilir? Bu yüzden kahramanlıklar yükleyerek yapıyoruz tüm tarih okumalarımızı. Çünkü bu okumaları yapan sesler de erkek, yanılıyor muyum? İçinde bulunduğumuz dönem de gelecekte böyle okunacak. Diktatörlerin tek tek yıkılışına tanıklık ediyoruz şu dönem. Şimdiki zamanda bunu yapıyoruz, lanetliyoruz. Yarın tarihin nasıl bir okuma yapacağı muamma. Erkek liderler devrilirken kadınlara ne olduğu sorusunun yanıtıdır benim vermeye çalıştığım. Kadınların elinden bir tarih yazımı daha farklı olurdu demiyorum. Sadece cinsler arasında bir çizgi çekip o çok başarılı tarihler üzerinden adaleti sorguluyorum. Tabii ortada bir başarı varsa...

Karakterlerimi tarihin kuru gürültüsünden kaçırdım

‘Öfkenin Şenliği’ diğer kitaplarında olduğu gibi yine insan hikayesi ,fakat bu defa insanın iç dünyası da bir hayli devrede. Bu kitap için başka çare yoktu galiba…

İç dünyasız bir karakter düşünmek pek mümkün olmasa gerek. En azından kendi yazdıklarım adına söylüyorum bunu. Daha önce yazdıklarım da sıradan insanların iç dünyalarını yansıtıyordu. Ama bu kez bir roman kurgusu içerisinde karakterlerimin iç dünyaları kendilerini fazlaca irdelettiler. Burada bir tarih söz konusu ve tarihin kuru, abartılı anlatımından uzak durmaya çalıştım. Aksi halde bireyin içinde bulunduğu durumu sorgulamam zorlaşacaktı. Olayın vuku bulduğu anda, anı yaşayan insanların zaman aracılığıyla sonraki kuşaklara devrettikleri bir travmayı anlamaya çalıştım. Bunu yaparken de dediğim gibi tarihin kuru gürültüsünden kaçırarak, bir köşeye çektim tüm karakterlerimi.

Jaklin ÇELİK Kimdir?

Jaklin Çelik, 1968’de Diyarbakır’da doğdu. Küçük yaşta, ailesiyle birlikte İstanbul Kumkapı’ya yerleşti. Gedikpaşa’daki Surp Mesropyan Ermeni İlkokulunda ve Çemberlitaş Kız Lisesinin orta kısmında okudu. Öküz, Varlık, Fesat, Haliç Edebiyat adlı dergilerde öykü ve röportajları yer aldı. Bir yıl Agos’ta basın-yayın sayfası editörlüğünü yaptı. “Keman Çalan Balıklar” adlı köşesinde yazılarını yayınladı. 1999 yılında Varlık Yayınlarınca düzenlenen Yaşar Nabi Nayır Öykü Yarışması’nda ilk dörde girerek “dikkate değer” seçildi. 2000 yılında ilk kitabı Kum Saatinde Kumkapı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı; bu kitap daha sonra İngilizceye çevrildi. Aras Yayıncılık tarafından yayınlanan bir kitabı daha Yılanın Yolu 2003 yılında basıldı. 2005’te Çitlenbik Yayınlarından çıkan kitabı Kaçak Yolcu’da gezilerini kaleme aldı. Çelik’in öykülerinden bir seçki de Lis Yayınları tarafından 2007’de Kürtçe’ye çevrilerek Jyanê Lı Îstasyonê Dest Pê Kır (İstas-yonda Başladı Hayat) adıyla yayınlandı. Son kitabı Öfkenin Şenliği İletişim Yayınları’ndan çıktı.

* Meram kısmının kapsamı altında denkleştirmeye, anlaşılır kılmaya gayret ettiklerimizin tamamlayıcısı olarak Evrensel Gazetesi'nin 10 Nisan 2011 tarihli nüshasında, Pazar Sayfalarında yayınlanmış olan Sayın Devrim BÜYÜKACAROĞLU imzalı Jaklin ÇELİK röportajını bir tamamlayıcı unsur olarak; yazarın ve kurumun anlaşıylarına sığınarak sayfamızda paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #344 (28.03.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Bloguma Dokunma!
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Zaman Acının İlacı Değil Demidir - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel Pazar
Psikolojik İç Savaş - Çınar OSKAY - Radikal Pazar
Kaos - Özge MUMCU - T24
Rakel Dink: Ali Topu Agop'a Atamadı - Nilay VARDAR - Bianet
"Yalan Rapor Hazırlamakta Türkiye’den Ustası Yok" - Birgün
'O.S.'yi Azmettirmeye Devam Ediyorlar' - Elif KALAYCIOĞLU - BBC Türkçe
O.S.: Suçlu Ben Değilim, Manşetler - Bianet
O.S.'nin Mektubu - Nihal Bengisu KARACA - Habertürk
Kardeşleşmeyi Büyütelim - Alınteri.net
Bu KHK Çok Tehlikeli, Çok… - Aziz ÇELİK - Sol Defter
Hakkaniyetin Şifreleşmesi - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İmtihanın Cenabeti - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Formüller, Şifreler ve Yıkılmak İstenen Hayaller - Deniz CANAN - Sendika.org
Hayatının İlk Işıklarında Günü Karardı - ETHA
Cumartesi Anneleri, Üskül’ü Ciddiyete Davet Etti - Evrensel
Kürtler ve Sivil İtaatsizlik - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim
Sivil İtaatsizlik 'Sınavı' - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
İshak Alaton: Barış İçin Öcalan'a Ev Hapsi Getirilebilir - Bianet
Sıfır Tabu - Can DÜNDAR - Milliyet
Tufan Medyası - Umur TALU - Habertürk
Diriler Ringte Ölüler Morgda - Atılım
Cezaevi Katliamları ve Devletin Tufanı - Akın OLGUN - Birgün Pazar
Hakikate Dönüş - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
Hayata Dönemeyenlerin Filmi: Simurg - Esra KOÇAK - Jiyan
Son Sayım Morgda - ANF
'Hayata Dönüş'ün Kararı Açlık Grevlerinden Önce Verildi' - BBC Türkçe
İnsanlık Suçundan Sanık... - Aydın ENGİN - T24
'İntikam' ve Barış - Filiz KOÇALİ - Özgür Gündem
Laf - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Emniyet İçindeki Cemaat Emniyetli! - Onurkan AVCI - Birgün Pazar
Ergenekon’un Sol Kanadı Veli Gezmiş: “Üçüncü dalga Ergenekon benim, dördüncü Ergenekon Doğan Tarkan” - Jiyan
Yiyorlar Mı Birbirlerini? - Melih PEKDEMİR - Birgün
Kara Propagandayı Kim Yapıyor? - Özgür MUMCU - Radikal
"Basın Özgürlüğü İsteniyorsa Önce TMK Kaldırılmalı" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Merhaba Özgür Gündem.Merhaba Anılar - Tayfun İŞÇİ - Köxüz
Tu Bi Xér Hatî - Gülvin KUTBAY - Kronik Muhalif
Gerçek Demokrasi İçin! - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
Yasaklar ve Cezalar Ülkesi - A. Hicri İZGÖREN - Özgür Gündem
Şeffaf Olmayan Yargı - Okay GÖNENSİN - Vatan
"Sıradanlaştırma Çabası Faşizmi Meşrulaştırır" - Erhan BİLGİN - BiaMag
'Terörle Mücadele'de Kolektif Sorumluluk - Dilek KURBAN - Radikal
Eski Gazeteci Yeni Milletvekili Al Birini... - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Öfff!!! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Gazeteci Evrim Alataş Mezarı Başında Anıldı - ANF
Kışanak: Kürtler Anayasa Yapım Sürecine Dâhil Edilmeli - ANF
Anayasal Çözüm - Derya SAZAK - Milliyet
TÜSİAD Raporu ve Sermaye Demokrasisi - A.Cihan SOYLU - Evrensel
Darağacı Özlemiyle Anayasa Hazırlamak - Oya BAYDAR - T24
Sonsuz Vaatler Demokrasisi - Bülent USTA - Birgün
Kürtler Ne Yapmalıdır? - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Türkiye'de Ermeni Olmak - Atılım
Kemal Yalçın: Ermenilerden Özür Diliyorum - ETHA
Êş-Epîlog: Bir Dilin Sancısı - Bekir AVCI - Jiyan
İyimserlik, Eleştiri ve CHP - Ayşegül KARS - Birikim
Doğanın Düşmanı: Kapitalizm - Balkan YÜCEL - Kronik Muhalif
Bu İnsanlar Nereye Yürüyor? - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
THY'de Kıyım Hazırlığı - Alınteri.net
Samsun İşçisi Türkel’e Seslendi: Direnişi Kıranın Kafasını Kırarız! - Sol Defter
Grev Güncesi - İkinci Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Ankara Tekel Direnişi
Grev Güncesi - Sabah / ATV Emekçileri
Metalde Grev Bayrağı Dalgalanıyor - İrfan KAYGISIZ - Atılım
Three Paths For Indebted Democracies - Raghuram RAJAN - Al Jazeera
Enternasyonalle Kurtulur İnsanlık - TİKB Yurtdışı Komitesi - Alınteri.net
Zulüm Bilimle Örtülemez - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Özgür Gündem
"Türkiye, Mısır'a 12 Eylül Darbesiyle Model Oluşturdu" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Silahlanıyoruz... - Halil SAVDA - Köxüz
Orada Bir İç Savaş Var Uzakta; Gitmesek De Görmesek De... - Gökşen ŞAHİN - Açık Radyo
Ömer Madra: İnsan Oldukça, Her Konumuz Savaş ve Barıştan İbaret - Gündem ELÇİ - Kronik Muhalif
WikiLeaks: Great Power Rivalry At The UN - Nikolas KOZLOFF - Al Jazeera
ABD Devleti Krizden Son Anda Döndü - BBC Türkçe


Shackleton At Honest Jon's Records
Shackleton Artist Page via Last.FM
Saying 'Woah!' To The Sceptred Art: Shackleton Interviewed By Angus FINLAYSON - The Quietus
Amon Tobin Official
Amon Tobin Informative via Ninja Tune
Amon Tobin - Chaos Theory Remixed Album Review via Future Sequence
Kryptic Minds At Myspace
Kryptic Minds Informative via ESP Agency
Kryptic Minds - Urufixx - Son Yudum
Clubroot At Facebook
Clubroot - S/T Debut Review - Cosmo LEE - Pitchfork
Clubroot - Time Flies Compilation Official Download
Eleven Tigers Official
Eleven Tigers At Bandcamp
Eleven Tigers - Clouds Are Mountains via Cynics Unlimited
DJ Madd At Myspace
DJ Madd Bass Music Mix 20 via Bass Music
DJ Madd Informatives via Boka Official Site

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
What Is Death? By Andreas LEONIDOU
Andreas LEONIDOU's Flickr Page


>>>>>Poemé
Baba Bana Bağırma - Akgün AKOVA

yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...

baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba

baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna
yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba

baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba

baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım yakın tarihimiz için

baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Kaynakça: Akgün AKOVA Resmi Sitesi