Sunday, May 29, 2011

Deuss Ex Machina # 352 - Èske Li Sanble Nou Isit La?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_352_--_Èske Li Sanble Nou Isit La?

23 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Andy Stott-New Ground (Modern Love)
>2<-Andy Stott-Intermittent (Modern Love)
>3<-Astrobotnia-Time Shifting Window (Aleksi Perälä)
>4<-Astrobotnia-New Earth (Aleksi Perälä)
>5<-Cardopusher-Juice In Blender (Mr. Gasparov Remix) (Tigerbeat6-Shockout)
>6<-Cardopusher-Naked In Front Of A Broken Computer (Tigerbeat6-Shockout)
>7<-Kromestar-Disagree (Dubstep For Deep Heads)
>8<-Kromestar-A Stroll In The Night (Dubstep For Deep Heads)
>9<-Hackman-Multicultural (Shifting Peaks)
>10<-Hackman-Always (Shifting Peaks)
>11<-Braille-Leavin Without You (Rush Hour Recordings)
>12<-Braille-The Year 3000 (Rush Hour Recordings)

Èske Li Sanble Nou Isit La?
(352)

Biteviye aynı sözcükleri sıralayası geliyor insanın klavye denen nesenlliğin önünde sabitlendiği anlarda. Grifitleştirildikçe içinden siz öyle ya da böyle çıkamazsınız arkadaşım kıssasına denk düşürüldükçe , ironik değil komikse hiç değil vakiaların karşısında, gündem denen tortudan payımıza arta kalanları göz önüne getirdiğimizde aynı sığ suların içerisinde kalındığını görmek mümkünatlar dahiline eklemlendiriliyor. Birbirinden beter sığlıklar dahilinde sözümona şekillendirilen yeni bir "Türkiye vizyonu" değil boklarıyla kavga edenlerin, çirkeflik eşiklerini aşabilmek adına ellerine ne fırsat geçmişse bunu değelendirebildiklerini, belirginleştiren kareler ulu ortalığa serilip duruluyor. Vizyon oluyor size hazımsız projelerden mürekkep kocaman vecizler, atılıp atılıp tutulmayan vaatler, oldu canım döneceğiz bir size laubalikleri, kiminin dilinin, kiminin belinin, kiminin zihninin nerelere çalışabildiğini ifşaa eden ortaoyunları bu sergilenenleri ayrıştırmaya kalktığımızda önümüzdeki seçenekleri oluşturuyor. Mütemadiyen anlamsızlaştırılarak, içeriği boğuntuya getirilen sözcük dizilimleri meramın kendisini unutturup anın nümayişinde gırla gidiliverilen, "şıracıyla bozacının" hikayesine benzeş öğeler taşıyan kinlenlemeler için zemin etüdü gerçekleştiriyor. Bu keskinlik verisi doğrultusunda ne layığımız olanların ne olduğuna fikir yorabiliyoruz, ne de bu mudur her şey bu kadar kolaycıl mıdır sorusuna net bir karşılık bulabiliyoruz. Gözümüze tutulan flaşların, ekranlarımızdan evlerimize, barındığımız alanlara duhul ettirilen kamera ışıklarının önünde cereyan eden hırlaşmaların teker teker kusurları, hataları belirginleştirmek yerine nasıl da oldu bittilerle beraber münferitleştirdiğine; tanıklık etmemiz beklentisiyle yüzyüze kalıyoruz. E pek tamam ne oluyor sonuçta derseniz? Muktedirlerin kavgasında olan biten kadrajın içerisine anlık olarak girip çıkan, gerçek tutunamayanların varlıklarının haczedildiği, yıkım ve tasarrufların tamamen tebaası olduğumuz devletlunun eline teslim edildiği bir karaşınlığa ulaşılıyor. Nedenin ve nasılın sorulmasını çoktandır unuttuğumuz, bu güllük gülistanlık coğrafyada sorunlarımızın hepsini uzunca bir süre öncesinden tükete tükete elimizde kalan bu ufak at da civicler yesin fon müzikli, hormonlu konularla yaşamı idame etmemiz, tek asli görevimiz olan oyumuzu verip kenara kaçılmamızı salık veren bir değersizleştirme operasyonunun ortasına tekabül ettiriliyoruz. Buyur edilmek ne kelime 13 Haziran sabahına kadar eller üstünde tutuluyor, birinin yanlışlarının ötekisinin doğrularını ne kadar mühimleştirdiğini, hepsinin aynı kapta birbirlerinin ekmeğinden birer parça daha kopartabilmek için nasıl da canla başla didişip durduklarını; pardon pardon - o kıymetli vekillik koltuğuna seçilebilmek adına ne hınzırca tasarlanmış muzırlıklar sergileyebildiklerini fark ediyoruz. Farkına artık varabiliyoruz. Eğrilerin daha eğrileştirilip, yamuk bir fasitdaireyle bağdaşık vaziyette vazifemizi ika edeceğimiz günün vuslatını bekliyoruz. Muktedirliğin ne kadar kolay bir biçimde sorunları halledebildiğini, göreceli olarak aşılamayacak hiçbir konu kalmadığından ne etsek ne etsek diye dövünüp duruyoruz. İronik olması için dizmeye gayret ettiğimiz bu satırların, ucu bucağı daha da keskinleşmeden biz anlatmak istediğimize bir köprü oluşturalım. İmgeleştirildikçe komiğe kaçar beklentisine tutuldukça gösterilen bu performansların ötesinde gerçekleştirilenler, hayat geçen şeylerin önemliliği, kayda düşülmeyen nice sorunun varlığı şimdi daha derli toplu bir biçimde düşünmeyi gerekli kılıyor. Kadrajın olağan sınırları içerisine sığdığı kadarıyla, vizörün ardında duranların beklentisi ve tahayyülü dahilinde şekil bulup netleştirilendir imgelem. Bir derya halini alan akışkanların, geçişken terennümlerin ortalık yerinde anı dondurandur. Geçip gideni kareye nakşedendir. Dondurulan anın çehresinden zamanı okumaya imkan tanıyandır. Pek de alışkın olmadığımız üzere! anın özetleyicisidir mahir ellerde çıkan böylesi bir sunumlandırma çabası. Önkoşullu fikriyatların değme fitneciliği iyice zorlarcasına arsızlığın, tektileştirmenin, yaftalar biçip giydirmelerden bir medet umanların dünyasında bizlere esasında lazım olanı sunandır. Gerçekten, hakkaniyetle bakmasını bilenler için bu imge silsilesi çoğul düşünceleri beraberinde getirmektedir. Çoğunluğun hakir görmesine, görmezden gelmesine hep bir ağızdan avaz avaz ötekileştirmesine karşı çıkacak söylemleri yaratabilen bir odaktır. İmgelerin tahayyül ediliği, hazırlıklı gidilen yolların ötesini berisini de yoklamamızı salık veren bir yanı da vardır. Niceliğin, nitelik ve biriktirmelerden daha üstün tutulduğu bir coğrafyada hor görülenlerin, yakışıksız ithamlarla yüzyüze ömür tüketmeleri istenenlerin, dışlananların, dış kapının mandallığına terfii ettirilenlerin, giydiği kılık kıyafetten ölçülüp biçilenlerin, sınıfsal konumları tanımlandırılanların kısacası ötekileştirilenlerin hemen tümünün enselerinde kaynatılan bozaları şifaen değil bir gerçeklik olarak işleyendir imgeler. An çıplaktır, görünen ne bir detay ister ne şahhane bir lügat parçalama herşey olağan bir biçimde meydanda iken neyin eğri neyin doğru olabileceğine, nasıl da pışıpşlanmak ile kışkışlanmak arasında incecik bir çizgide vatandaşın durdurulduğuna şahitlik edebilmek için aracılık eyleyendir. İşledikçe belgeleştiren, kalıt haline dönüştürendir. Vakiaların önemliliğini kesin ve net olarak tanıma ulaştırmakta, kelimelerin sayfalar boyunca zikrettirebildiğini bazen tek bir kare içerisinde zihne hatim ettirendir. Farkındalılığı sağlatandır. Demokrasi hattından çoktandır kaçırılan seferlerin, diz boyu balçığa gömülmüş olmamıza karşın savaş seslerini asla kesmeyenlerin varlığını ikrar ettirendir. Düzlüğe çıkmaktan bahsedilirken, bütün açılımların ardısıra kapanışlarının vavelyasında olup bitenlerin yeniden kaybedilecek canlar olduğunu anlamlandırandır. Adı konulamamış bir sorun yoktur, öyleyse statükonun devamlılığı herşeydir sonucuna bel bağlanmasının başkaca bir izahati var mıdır ey kâri? Tersi istikametler boyunca koşaradım gidilen o dar yolları anlamak için oluşan, zamanla geliştirilen her bir değişim, dönüşüm çabasına ket vurma eğiliminde bulunan demirbaşların, hakkaniyetsiz yargılarını adalet bu diyerek sineye çekmemizi koşulsuz şartsız dayatanların, bütün bu sinizm neferlerinin, zerk ettiricilerini tanıtmaktadır. Katillerden ekranlara konuk, köşelere yazar, bir yerlere makam mevkii sahibi yapılmasını öğrenmiştik, vaktin bu kadar hunharca ilerlediği yerkürede. Amma velakin ahir zamanın gerçekliğini paramparça eden bir katilden sosyolog yaratma sevdasının nice olabileceğini, dahası öyle ya da böyle bir uyanma haline ulaşılmış olsa da sonuçta karanlığın öte yanında yer alanın nasıl bu kadar gönül rahatlığıyla mahkemeyle kafa bulabildiğini, çocuk muamelesi gördüğünü ve bunun anaakım içerisinde tartışılmadan kapatılmasının olağanmış gibi gösterildiğini hangi kelimelerle açıklayabiliriz? Açıklayabilirsiniz? Mübah olanın ne kadar dar kalıplara sıkış, tıkış tutturulduğunu her şeyin, muasır medeniyetler seviyesi beklerken varolanların da, eğri büğrü standartsızlığın normalleştirilmesi gayreti hayret verici değilse nedir allahınız aşkına!!! Şu son birkaç haftanın tantanasında, minare gölgesi ve davul tozunda kopartılıveren trajedilerinde. Tam karşılığını bulabilmek ancak trajediyle, acınası hallerin içerisinde birbirlerini çekiştirip alaşağı etmeye çalışan muktedirliğin, niteliksel olarak zamanı heba ettiriciliğini, sektirmesiz sürdürdüklerini hissettirir. Yorum olarak paranın birliğini ve birlikteliğinden temellendirilmiş, bir kapital odağının kadın başkanınca söylenen demokrasi çekincelerine karşılık olarak, muktedirliğin bir başka değişmez oyuncusu, yıllanmış şarabın hava kapıp sirkeleşmesi gibi vecizlerinde nasıl bu kadar kolay bir biçimde olguları saçmalar düzeyinde oradan oraya hooop pornoya iliştiren vekil adayımızın mübalağasız bağnazlığından ortaya çıkanlar ileri demokrasinin ne demek, ne diyememek olduğunu pekiştiren bir örnektir. Kıyas kabul etmez bir biçimde sadece olur adledilenlere, müsammaha gösterilenlere tamam verilip geriye kalan ne varsa onu keskin bir dille yaftalayarak, sus işareti ve göstergeleriyle mani olunma çabasının bizi bir yere taşımayacağı aşikardır. İnternetlerin başına bir şey gelmez diyen partidaşının sözcülüğüne karşılık bizahati kendisi tarafından onlar iktidara gelebildiklerinde, istediklerini yapabilirler sahteliği, kronikleşmiş katılığını nasıl okumak lazım gelmektedir? Beğenip beğenmemek durumu bir yana bu kadar mı fikri tartışma ortamından mahalle kavgası düzeyine uzanmak kolay, had bildirmek her devrin adamlarına olasıdır. Ellerinin altında opsiyoneldir. Modernlik kıstasları uygulanır görünürken bir yandan heykeller yıkan, sit alanlarını, doğayı tahrip ederek heslere kapı açmakta sakınca görmeyen, bilgiye erişimi aşağı yukarı bir milyon siteyle engelleyen hatta çoktandır engellemiş bulunan, kutsal liberallik soslu ekonomik yaptırımlarla, torbalarla emeğin ümüğünü sıkma gayretkeşliğiyle, bu düzeni çekilmez kılan, sıkacak kemer bıraktırmayan, az olana karşı çoğulcu dili iyice sivrilten, düşünceyi mahpusluğa teslim edip kıstıran, bağımsızlıktan çok sesliliktense iktidara bağımlı suskunluğu takdis etmekten geri durmayan hallerdir bu imgelem çeşitliliğinden okunabilir diğer yansıyanlar. Aynalanan bütün bu imgeler her birimiz için dönüşümlerin, hizaya geçirmelerin, had bildirmelerin karşısında, zaman geçip gitmeden ne kadar önemli bir biçimde ortak çabayla dur denilebileceğinin yansıtıcısıdır. Birbirimizi korkusuzca, anlayabilmek, küfre, tacize, yaftalara, illa ki kana bulaşmadan, hayatı cehenneme çeviren tüm saydığımız vesair bir biçimde dillendiremediğimiz öteki etmenlere karşı dimdik durabilmek, imgelenerek simgeleştirilip klişeleştirilenlerin dışına bakabilme cesaretinden geçmektedir. Doğru yol, güzergah kararlı adımlarla v günaha ve sevabı sahiplenerek, sırtlanarak, yük edindiğimiz ağır sorumluluklarla yüzleşerek, hesaplaşarak bulunabilecek bir seviyedir!..

>>>>>Bildirgeç

Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Derviş Aydın AKKOÇ

Kürt hareketine yönelik sık dillendirilen eleştirilerden biri, hareketin ağırlıklı olarak ‘bölgesel’ bir mahiyet taşıması olmuştur. Bölgesellik söylemi vasıtasıyla esasında ‘ayrı örgütlenmeden’ duyulan kaygı dile getirilmeye çalışılmıştır. Türkiye sathından yöneltilen bölgesellik eleştirilerinin tarihsel köklerini TİP’te (mesela Behice Boran’ın politik çıkarımlarında) bulmak mümkün. 1960’ların TİP misali yasal partilerden 1970’lerin ve 80’lerin yasadışı ya da silahlı mücadele sürdüren devrimci hareket ve partilerine kadar pek çok sol-sosyalist yapı, ‘bölgesel(ci)lik’ eleştirisini uzunca bir süre dile getirmiş, dile getirmediği lahzalarda da eleştiri katalogunda muhafaza etmiştir. Bölgesel(ci)lik eleştirisi, Kürt hareketinin “milliyetçi” bir oluşum olarak değerlendirilmesinin de ideolojik-politik zeminini tesis etmiştir. ‘Coğrafyayla’ kayıtlı bir direnme pratiğinin kendi sınırlarında takılı kalacağı ve giderek kendi içine kapanıp ‘darlaşacağı’, ‘tıkanacağı’ öne sürülmüş; bu çerçevede sürdürülen bir mücadele biçimininse Türkiye solunun gelişimini şu ya da bu şekilde olumsuz etkileyeceği düşünülmüştür. “Ezilen ulus” kavramsallaştırmasına dayanarak Kürt hareketinin milliyetçiliği anlaşılır -aslında katlanılır- kılınmaya çalışılmış ama mahut milliyetçiliğin Türkiye’de solun gelişimini baltalayabileceği kerhen de olsa zikredilmiştir. Ayrı örgütlenmenin yaratacağı güç kaybı bir yana, bizatihi solun örgütlenme alanlarının da kısıtlanması gibi bir sonuç doğurmaktadır Kürt hareketinin bölgesel bir mıntıkada politika sürdürmesi. Zira Kürt hareketinin güç kazanması memleketin Batı ‘bölgesindeki’ Türk milliyetçiliğinin hararetlenmesine neden olduğu iddia edilmiştir ki, kısmen doğru bir tespittir bu. Türk milliyetçiliğinin tırmanması mevzusunun yanı sıra, mevcut eleştirilerin referans ve meşruiyet noktasını bir bütün olarak “ortak düşman” imgesi tedarik etmiştir. Ortak düşman imgesinden hareketle ayrı örgütlenme ve mücadeleden değil de, “birlikte” mücadeleden yana olunması gerektiği sonucuna varılmıştır. ‘Birlik’ sonucuna ulaşılmasında etkili olan bir başka kanaat daha var tabii: Gerek Kürt meselesinin gerekse Türkiye’deki emekçilerin iktisadi-siyasi sorunlarının çözümü, 1980’lerin sonuna kadar “devrim” anlayışı ve amacı bağlamında anlam kazanmıştır. Türkiye solu (monoblok bir soldan bahsetmiyor, nüansları dışarıda bırakıyorum) ile Kürt hareketi arasındaki çelişkilerin kaynağı da yine bu devrim fikridir. Bugün gelinen aşamada eski çelişkiler tedavülden kalkmamıştır ama, seçim sürecinde de işler vaziyetteler.

Sınıfçı Paradigma ve Ulusallık Gerilimi

Türkiye solunda devrim idealinin kuşatıcılığı ve başatlığından ötürü “demokratik dönüşümü” hedefleyen hareketlere -bir refleks olarak- mesafe alınmış, hiç değilse ‘ihtiyatlı’ davranılmıştır. Bu ihtiyatlılığın son dönem tezahürünü ÖDP Genel Başkan’ı Alper Taş’ın sözlerinde görmek mümkün: “BDP önderliği sol olsa, toplumsal tabanı yoksullardan oluşsa bile, nihayetinde ulusal bir harekettir”. İhtiyatı yani ‘sakınmayı’ ele veren ifade Taş’ın cümlesinde geçen “nihayetinde” sözcüğü. Her ne kadar hareketin tabanı yoksullardan, temsilcileri soldan olsa da, Kürt hareketi önünde sonunda ulusal bir harekettir ve haliyle gidebileceği sınır ve görebileceği ufuk bellidir. Taş, Kürt hareketinin emek ve sınıf odağına meyledip “eşitlik ve özgürlük” mecrasında konumlanmasının “devrimci sosyalist bir hareketin gelişip güçlenmesine bağlı olduğunu” belirtmektedir. (Belki de bu ilişkinin tam tersi geçerlidir?) Bu tespit bir başka tespiti beraberinde getirir: “Bazı sosyalist arkadaşlarımızın BDP adayları olarak meclise girmeleri sosyalist hareketin geliştiği ve gelişeceği anlamına gelmiyor. Çünkü bu arkadaşlarımız kendi toplumsallıklarıyla meclise gelmeyeceklerdir” (Mesele, s. 20). Taş’ın tespitleri ‘eski’ soldan kalan kadim tespitlerdir. Devrimci bir hareket ile ‘nihayetinde’ ulusal olan bir hareket nasıl ve hangi araçları kullanarak ‘bir araya’ gelecektir sorusu ise hala muammadır. Yoksul olmak, dışarıda bırakılmak, haklardan ve özgürlüklerden muaf tutulmak, zulme ve adaletsizliğe maruz kalmak yeterli bir neden teşkil etmiyor anlaşılan. Muamma bir bakıma “sınıfçı paradigmanın” açmazları yani sınıf ‘kimlerden oluşur’ meselesinin müphemliği ile ilişkili. Anlaşılan o ki, ÖDP (aslında TKP, EMEP vb. de) hala Tanıl Bora’nın 1997’de eleştirisini yaptığı düzlemde duruyor: sınıf “etnik bir varlık” gibi anlaşılıyor. Etnik bir varlık olarak sınıf, kapalı bir yapısal özellik arz eder. Hedef ve amaçları sarihtir. Sınıfçı paradigmada demokrasi mücadelesi, burjuva demokrasisi tasavvuru ile maluldür. Bu nedenle hep ikincil ve talidir. Alper Taş’ın “sosyalist arkadaşlar” dediği kişilerin (Sırrı Süreyya ve Ertuğrul Kürkçü) meclise girmelerini sosyalist mücadelenin gelişmesi olarak değerlendirmemesinin nedeni, demokrasi mücadelesini değerler hiyerarşisinde aşağı konumda görmesi ile bağlantılı. Gelgelelim, Tanıl Bora’nın belirttiği üzere, “‘demokrasi mücadelesi’ veya ‘devletin demokratikleştirilmesi’ diye anılan politik hedefler manzumesi ve buradaki ‘yeniden kurma’ talebi geleneksel sınıfçıların kastettiği anlamdaki ‘sınıf belirlenimi’nden daha radikaldir” (Birikim, sayı. 103). Bu radikallik güzergâhında demokrasi mücadelesi araçsal değil, bilakis stratejik bir amaçtır. Kürt meselesi gibi aciliyeti olan toplumsal ve siyasal sorunların çözüme kavuşturulmasında bu amaç hayatidir.

Geleneksel sol söylemlerde sınıf belirlenimi olarak devrim esprisi ile devrim sonrasında telafi edilecek bir ulusal demokratik ‘arız’ olan Kürt meselesi, birbirleri ile iç içe geçtiği kadar birbirlerini dışarıda tutan bir niteliğe sahip olmuştur. Sol, Kürt hareketini devrime ama ondan da önce “sınıfa” çağırmış, ayrı direnişi ve örgütlenmeyi sınıftan uzaklaşma, emek ekseninden kayma addetmiştir. Ezcümle eleştiriler sınıf ve devrim kavramlarında düğümlenmiştir. Kürt hareketi fiili varlığı ile devrimi gerçekleştirecek ve sosyalizmi kuracak olan öznenin, yani ‘proletaryanın’ öznelik konumunu sürekli taciz etmiş, bir başka ifadeyle devrimci öznenin inşasını sıkıntıya hatta kimi zaman açmaza sürüklemiştir. İki farklı zeminde şekillenen kimlikler arasında politik mücadelenin pusulasını şaşırmasına neden olan “temsil krizleri” yaşanmıştır. Demokrasi bloğunun kazanımları belki de bu krizleri çözmeye vesile olacaktır?

Bölgesel ve Kimlikçilik Sarkacından Kürt Hareketi

1990’larda Kürt hareketini adlandırırken milliyetçilik kavramının yanı sıra, “kimlik” kavramı da kullanılmaya başlanmıştır. ‘Yeni toplumsal hareketlerin’ ivme kazandığı bu eşikte Kürt hareketini “kimlik siyaseti” olarak değerlendirmek, ‘zamanın ruhuna’ uygundur aslında. Kaldı ki, 1980 sonrasında devrim fikri onulmaz bir yara da almıştır: Türkiye solu fiilen yenilmiştir. Öte yandan, yükseliş ve geri çekilişler ters orantılı olmuştur: sol, kederli bir ricat evresine girerken, Kürt hareketi görkemli baharını yaşamıştır. Ters istikametlere akan süreçleri belli bir koordinatta sabitlemek, kitlesel ve ideolojik kopuklukları gidermek için olsa gerek solun özne tanımlarının sınırları genişletilmeye, ferahlatılmaya çalışılmıştır. İçine salt proleterleri (kitabî sınıf öznelerini) değil, toplumun ezilen kesimlerini, iktidara maruz kalanlarını alacak biçimde yeni bir sol öznenin kurgulanmasına mesai ayrılmıştır. Eşanlı olarak Kürt meselesi bir devrim meselesi olmaktan ziyade “demokrasi” sorunu olarak yeniden tanımlanmıştır. Buna mukabil “birlik” merkezli politik söylemler yerini, birlikten farklı olarak yine ÖDP örneğinde olduğu gibi “dayanışma” ve “destekleme” söylemlerine bırakmıştır. Bölgesellik ve ayrılık temalı eleştirilerin dışlayıcı tınıları bir bakiye olarak mağlubiyet dönemine intikal etmiştir ama. Bu kez birliğin değil, dayanışmanın önünde engel teşkil etmektir, bölgeselcilik. Hâsılı ister milliyetçi ister kimlik siyaseti olarak tanımlansın, mahut eleştiriler Kürt hareketinin Türkiye soluna olan “uzaklığını”, “mesafesini” işaret etme işlevine sahip olmuştur. Bu eleştirilerde elbette dikkate alınması gereken haklılık-doğruluk payları var. Zira mesafelerin kapanması, söylemlerin ve kitlelerin ortak bir muhalefet mecrasında bir araya gelmesi arzusu gündemdeki yerini koruyor. Bu minvalde Kürt hareketi de ‘Türkiyelileşmek’ ifadesine hususi bir anlam yüklemiştir. Bilindiği üzere 1990’larda “Bağımsız Kürdistan” stratejisi sorunsallaştırılmış, 2000’lere gelindiğindeyse paradigma değişimine gidilmiştir. Bölgeselcilik eleştirilerinin öneminin Kürt hareketi de farkında olmuş ama bağımsız ve sosyalist bir Kürdistan mücadelesi sürdürürken bu eleştirileri yeteri kadar ciddiye almamıştır. Ne var ki, paradigma değişimi sonrasında Türkiyelileşme meselesi yakıcı biçimde kendisini mevcut siyasete dayatmıştır. Devletin demokratikleştirilmesi hedefinin ve bu hedefe ulaşılmasının yaratacağı yeni “kamusal alanın” Kürt meselesinin çözümünde kilit bir role sahip olduğu geç de olsa fark edilmiştir. Bölgeye hapsolmuş siyaset sürdürme tarzının tıkandığının, kimlik merkezli politik mücadelenin darlaştırıcı etki yarattığının bariz şekilde belli olmasıyla Türkiye’nin “demokrasi güçlerinin” de yer aldığı bir blok fikri, seçimler öncesinde zaten üç aşağı beş yukarı gün yüzüne çıkmıştı. Türkiye’nin bölünmesi değil ama yeniden ve daha demokratik bir temelde kurulması açısından demokrasi bloğu elzemdir. Şiddetin kesilmesi ve demokratik siyasetin geçerli olması açısından blok kritik bir role sahiptir. Tam bu nedenle de blok sadece seçim sürecine endeksli bir taktik olmamalı; AKP ve CHP ikiliğine alternatif kalıcı ve giderek derinleşip genişleyen bir sol yapılanmaya evrilmelidir. Ortak düşman imgesinin yerine bu kez “ortak amaçlarda” bir araya gelmek… Umut, politikada bir imkân olarak hep orada durur, umutsuz olmak için hiçbir neden yok.


Meram kıssamızda derlemeye gayret ettiğimiz dağarcığın devamında okunmasını salık vereceğimiz Derviş Aydın AKKOÇ'un Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Birikim Yayınları | Aylık Sosyalist Kültür Dergisi'nde yayınlanmış olan makalesini yazarın ve derginin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #349 (02.05.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #350 (09.05.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #351 (16.05.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Demokrasi Bloku ve Bir Umut: 'Türkiyelileşme' - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim Yayınları - Aylık Sosyalist Kültür Dergisi
Blok', Emekçiler ve Halkların Demokratik İttifakıdır - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Sabahat TUNCEL: "AKP'nin Yaptığı Derin Devleti Aklamak Oldu" - Şahin ARTAN - BiaMag
Nedim İle Açık Görüş: 'Ya Cesetsin Ya Tohum' - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Ne Güzel Abimizdin Sen Alper Abi… - Güventürk GÖRGÜLÜ - Habervesaire
"Anayasa Yapma Hakkımı 12 Haziran'da Seçilecek Meclise Vermiyorum!" - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Aşkınızı Devlete Teslim Eder Misiniz? - Çınar OSKAY - Radikal Pazar
Express 2011 Seçim Özel Sayısı - Express - Birdirbir.org
Mehmet Ali EREN: Çözüm Demokratik Barış - Atılım
Güneydoğu 2. Balkon Konuşmasını Bekliyor - Can DÜNDAR - Milliyet
Demokratik Birlik Hayalimiz Ve Nuri Bilge Ceylan - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Zamanın Tozu - Mustafa ÖZCAN - Sendika.org
Ahlak Armut Demektir Fikri Bey! - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
12 Eylül'le Hesaplaşmak: Asıl Mesele Darbe Mi? - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal
Ermeni Devrimci Demircioğlu'ndan Diyarbakır Cezaevi - Bir Canavarmışım Gibi Subaylar Beni Görmeye Geliyordu - Agos / Alınteri
Vicdan Yarası Kayıplar - A.Hicri İZGÖREN - Köxüz
Ne Güzel Memleket - Özgür MUMCU - Radikal
Can Borcu - Eren KESKİN - Özgür Gündem
İHD: Ceza İnfaz Kanunu, Tecrit İçinde Tecrit Yaratıyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'Samast' Markası ve Meçhul Öğrenci Anıtı - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Aynı Yerde 18. Defa - Hrant İçin Adalet İçin
Geri Geri Yürürken - Bülent USTA - Birgün
Türkiye'nin Vicdanı Bu Toprakta - Oral ÇALIŞLAR - Radikal
Mülakatlar: Seçime Doğru Kadın Politikası - Kürşat AKYOL - BBC Türkçe
Yüzleşme Mutfağı Açıldı - Seray NEVİZADE - ETHA
Medyanın Siyasetle İmtihanı - Nilgün Tutal CHEVIRON - Bianet
Türkiye, Sadece Türklerin Midir? - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Kasetlerin Şeyi… Kasetlerdeki Şey… Şeyin Kaseti - Yücel SARPDERE - Evrensel Pazar
MHP, Kasetler ve Küresel Operasyon - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Bu Ülkede Çok Kaset Savaşı Gördük! - Gürkan HACIR - Akşam
Economist: Türkiye Seks Skandallarında Birinci Ligde - BBC Türkçe
Başbakan Mitinglerde ‘Nefret Suçu’ İşliyor - Birgün
Erdoğan’ın Psikolojisini Bozan Ne? - Delil KARAKOÇAN - Köxüz
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Tayyip Erdoğan’ı Yasaklıyoruz - Ertugrulkurkcu.org
Pankart Açmaktan En Az 20 Ay Hapis Yatacaklar - Ekin KARACA - Bianet
Üniversite Kongresinde Üniversiteliler Gözaltında! - Kollektifler.net
Hayaldi Kabus Oldu - Sennur SEZER - Evrensel Pazar
İşte Türkiye'nin Sanayi Üretimi Gerçeği - ETHA
İşçiler Kefaret Ödetmeyecek Mi? - Zafer AYDIN - Sol Defter
85 Gündür Direnen İşçiler: Sesimizi Duymazlarsa Ölüm Haberlerimizi Alacaklar - Jiyan
Burger King'te Eylem - Alınteri
Hem Kürt Hem De Emekçi Olmak - Çalışma Yaşamından - Vedat KUŞSEVER - Özgür Gündem
Vatan Dediğin - Umur TALU - Habertürk
Anadolu Ankara’da Ankara Nerede? - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Anadolu Yürüyüşü - Derya SAZAK - Milliyet
Tunus’tan İspanya’ya Korkunun Sonu - Foti BENLİSOY - Sol Defter
'Devrim Gerekli Bir Virüstür, Onu Yayın' - Atılım
Ümit BOYNER: Bana Değil Tüm Kadınlara Ayıp Oluyor - Radikal
İnternet Tarihinin En Kitlesel Protesto Eylemi Türkiye’ye Nasip Oldu! - Özgür UÇKAN - BTHaber
İnternet ve Özgürlükler Gündemi Nasıl #birandaporno Oldu? - 5Posta.org
Meğer Milenyum Şiiri De Bir İktidarmış! - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar

Andy Stott At Myspace
Andy Stott - Passed Me By Album Critic By Phillip SHERBURNE via Pitchfork
Knackered House: Andy Stott’s Modern Love - Rory GIBB via Sonic Router
Astrobotnia Official
Astrobotnia At Myspace
Astrobotnia - Part 00 Album Critic via Brainchops.net
Cardopusher At Twitter
Cardopusher At Soundcloud
Cardopusher Official "Yr Fifteen Minutes Are Up" Album Informative via Tigerbeat6
Kromestar At Last.FM
Kromestar Informative via This Way Up Agency
Kromestar - Colourful Vibrations Informative via Dubstep For Deep Heads
Hackman At Last.FM
Hackman Interview via Black Down Sunday
Various Artists-Nasty Rips & Shifting Peaks Vol. 1 Informative via Boomkat
Braille At Twitter
Braille / Praveen Sharms Tumblr
Braille - The Year 3000 EP Review By Michaelangelo MATOS via Resident Advisor


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Qui? Moi?!? By Robert SAUCIER
Robert SAUCIER's Flickr Page

>>>>>Poemé
Kılıç Artığı Poe-tik-ler // A. Hicri İZGÖREN

I
Masallarımız aynı düşlerimiz bir
Aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
Kentin en uzak köşeleri
Hüznün ele verecek seni
Öyle mahzun bakma çocuk
"Devletin ve milletin bekası" zedelenir

Orda aşka yardım ve yataklıktan
Sabıkalıdır şiir

II
Acı ata yadigârıdır
Bin yıllık bir tarihi var
Beni bana kırdırır
Kehribar bir tespih gibi
Çek çek bitmez
Kimi zaman yaşayıp yaşamamak
Birbirine eşittir

Orda zembereksiz bir saat
Kırık bir keman gibidir şiir

III
Hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
Söyle hangi acısıydın viran evlerin
Kanlı bir mendil kaldı geride
Serin bir su yavru bir kuş gibiydi
Meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği

O mendilin kokusunda
Kanın dördüncü halidir şiir

IV
Maskeler atılmış roller ve replikler
Derin bir uykuya dalmıştır
Bir şarkıda ağlarken
Bir çiçeği sularken
Onlarla konuşur görürsem seni

Demektir
Şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini

V
Hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
Açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
Orda herkes kendi payına düşen
Bir yangınla karşılaşacak
Ve görülecek
Kaç kadın ezilmiş ayak altında
O canavar evlerin

De ki
O defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir

VI
Piyasa şartları nedir
İstatistik yasaları ne söyler bilmem ama
Bir avuntu bulunur her zaman
Peşin fiyatına taksitle
Biraz etik estetik
Biraz kolesterol biraz turnusol
Vazife ulufe biraz felsefe
Bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
Vatanperver bir münevver olarak
Sizin bu konuda bakışınız kaç amper

Belki de
Turnusolün sudaki rengidir şiir

VII
Daha yirmi dört saat
Hayati tehlikesi var diyor doktor
Durmadan morfin yapıyorlar
Kurtulsa da izi kalırmış
Yüreğini ezmiş aklının paletleri

Bir saatin tik-taklarıdır orda
Beşinci mevsimin adıdır şiir

VIII
Biz mi taşırız aşkları
Aşklar mı bizi
Şimdi hangi kentte
Yağdığını unuttuğum bir yağmur
Ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor

O günden beri
Öznesi yaralıdır şiirin

IX
Orda yıldızlar daha parlaktır
Aynalar daha ayna
Yaşamaya başladığın an
Biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili

Orası
Şiirin kendini göndere çektiği yerdir

X
Sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
Bir duvarın yüzünde
Ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
Bu geceyi teslim al
Bir selam uçur bana
Hâlâ bir sabah serinliği ise adresim

İnsana dair her çığlık
De ki şiirdir biraz

Kaynakça: Şiirakademisi.com

Sunday, May 22, 2011

Deuss Ex Machina # 351 - muuntaminen ihmiskunta voisi hyvinkin olla ainoa todellinen toivo hengissä

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_351_--_muuntaminen ihmiskunta voisi hyvinkin olla ainoa todellinen toivo hengissä_

16 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-FBOM-Molasses (DubKraft)
>2<-FBOM & Outlaw Producer-Disaster Relief (DubKraft)
>3<-N3ON-Final Chapter (Play No Games / MP3)
>4<-N3ON-Anti Gravity (Play No Games / MP3)
>5<-Kode9 & The Spaceape-Promises (Hyperdub)
>6<-Kode9 & The Spaceape-Neon Red Sign (Feat. Cha Cha) (Hyperdub)
>7<-Kevin McPhee-Bridges ([NakedLunch])
>8<-Kevin McPhee-Get In With You (LV Remix) ([NakedLunch])
>9<-Mount Kimbie-Maybes (James Blake Remix) (Hotflush Recordings)
>10<-Mount Kimbie-Sketch On Glass (Hotflush Recordings)
>11<-Instra:Mental-Love Arp (Nonplus Records)
>12<-Instra:Mental-Memory Implant (Nonplus Records)
>13<-Drexciya-Andreaen Sand Dunes (Tresor)
>14<-Drexciya-Triangular Hydrogen Strain (Tresor)

muuntaminen ihmiskunta voisi hyvinkin olla ainoa todellinen toivo hengissä
(351)

Koskocaman bir boşluğun merkezinde zihinlere sirayet eden ikircikli haller sorguları, soru sormayı beraberinde getiriyor. Bugünün dünyasında varlığını, yaşamını idame ettirme, hayat gailesinde hasarsız eşikleri atlama teşebbüsünden başkaca sorulara yer açılıyor. Yer parselleniyor. Mütedeyyin kuşkuçuluklar, kumpas tezgahlarına örüntülenen, binbir güçlükle sözümona denkleştirilen şimdinin Türkiye profilinden karşımıza çıkan kesitler, görünenler kılavuz istemeden bir şeylerin taşlarının çoktandır yerinden oynatıldığını zihne derliyor topluyor, ayıyor. Ayırt ettiriyor. Menem şeylerden elemlerden çekilmemiş gibi dahasının mümkünatları üzerinde gümbürtüler kopartılıyor. Dört bir yandan, dört bir cepheden. Birbirlerini tekrar edip duran tekerlememsi sözcükler lakayıt davranışlar biteviye prompter denen nesneden hatmedilerek en başta kitleleri gaza getiren ama sonra gazozun gazının kaçması gibi kolayca havada buhar olan söylenişler, serzenişler tekrarlanıp gün kurtarıldığı sanılıyor. Öyle olduğuna inanç göstermemiz bekleniyor. Nereleri arşınladığımız, hangi noktalara ilerlediğimiz tartşılmaktan ziyade uzak bir teferruat olarak anlamlandırılıyor. Muktedirliğin şimdiki bir eli yağda bir eli balda oh ne ala memleket şiarında. Şarlamasında. Hep pembe tonların hakim olduğu, daimi tozpembelikten güllük gülistanlığın bile farkına biz adem oğlu ve kızları olarak farkına varamadığımız bir geçiş döneminde miyiz diye ilk sual şekillenmektedir? Şekillendirilen herhangi bir durum karşısında aynı yalçın kayalıklarda boşyere gırtlak patlatanların paralelinde avaz avaz öfke nöbetlerine girenlerin boş yere kendilerini paraladıklarını idrak ettirmektedir. Nicesinde daha önemli şeylerin tam da vakitlice konuşulması lazımgelirken nerede koftan, içeriksel ve biçimsel olarak halkına katkısı sıfır şey varsa bu kadar mal bulmuş mağribi gibi saldırılmasının sebepleri de irdelenebilir. Fark edilebilir pek tabii ki. Defaatla, bakmaktan hiç erinmeyenlerin sözlüklerinde yer edinmeyen şeylerin tümünün nasıl bir gündem silsilesi ise bir anda hızlı trenden çabuk bir biçimde ekseninin kaydırıldığını göz önünde tuttuğunuz, bulundurduğunuz vakit bu keskinlik daha net bir biçimde anlamına kavuşacaktır. Üstelik bütün bu hengame içerisinde oy verecek olanların, hakları peşinde koşulacak olan bizlerin yerine karar vericiliğin nasıl da hızlı bir biçimde muktedirliğin eline geçtiğinin idrakı da mümkündür. Her şeyden önce o yozdillerin partizanlığında, eğriliğinde ısrarcıl olan dillerin sahiplerince adam yerine konulmak bu kadar mı zordur, hala işin kuralına, kılıfına göre uydurulup götürüldüğü, işletilip dönüştürüldüğü sanrısına kendilerini kaptırıp gitmişlerin düzeninde. Düzen-siz-liğinde. İnsanı, insansı önceliği olanı, bulunanı, olaylara, tahlillere dahil etmekten çok dışlamak, anlamaktan çok fırçalamak, yol açıp, zemin oluşturup sağlam temeller atmak yerine yıkıntıların altında bıraktırmak, işitmektense karalar karası kör bir "vicdansızlıkla" sessizliğe teslim olunan iş bu düzen adı altında gerçekleştirilen yıkımlar bütünlüğüdür adam yerine konulmanın engelleyicisi ve bilakis müsebbiplerinden. Görerek yıllar yılıdır, zaman zamanı kovalarken, vâkıf olduklarımızın; hemen tümünden payımıza çıkartıverdiklerimiz. Fiiliyatta hemen hemen hiçbir dönüşüm, gelişim, ilerleme çok kolay olmasa da daha yolun en başından çamura yatmak da neyin nesidir diye sorgulama çabasındadır sade vatandaş. Bi'haber konulduğundan etrafında kopan fırtınalara kayıtsızlığı tescil edilmeye çalışılan; gık dese höt denilerek susturulabileceği sanılan, sıranın dışını olağan bir merakla kolaçan edip meylettiği vakit; aba altından uzatılan sopalarla, denklerle hizaya, gerisin geriye dahil edilmeye uğraş verilen, en olmadı dayatılan bu kesimin, hepimizin layığı bu mudur? Bu anlayışsızlık dolu, dibine kadar kindarlık kusmakta olan, ayrıştırmak için fırsat kollayan derdest etmek için her yolu mübah gören davranışlar mıdır karşılığımız, karşılaşacağımız beklentisiyle harala gürele didinip durduğumuz, vuslat bu mudur nedir? Son tahlilde uzun yolun en son düzlüğünde finalinde uzanacağımız mükafatımız. Birbiri peşisıra cereyan eden olaylar silsilesi içerisindeki ufacık detaylar bile daha yolumuzun ne kadar upuzun boylu olduğunu idrak ettirecektir. Her şeyden önce kimliğin kendisini benim / senin diye ayrıştırarak bir ölümü diğerinden üstün, üstte tutulduğu bir zamane imgesi karşımıza çıkartılır. Yıllar yıldır kin kusan silahların, öfke paydalayan ellerin, ayrıştıran dillerin halleri bu kadar açık ve seçik olarak özetlenirken neye yarayacaktır bu mendebur hoyratlık devamlılığı. Kayıtsız şartsız itaatkarlığı. Elbirliğiyle zulüm ettirmeler, zulümlerin hiç eskimezliğini, örnekleyen askeri vesayetin sahneyi kapsamak için eline geçen fırsatları gözardı bir an olsun etmeden, memleketinin bir parçası olan o insanlara "silah" doğrultmalarının, "komutan" nam şahsiyetin, o insanlara küfür kıyametlerin binini birden söylemesinin, söyleyebilmesinin hangi makul gerekçeleri olabilir? Hala olaslık dahilinden değerlendirilebilir, hangi makül gerekçe? Hepimizin başlangıçta insan olduğumuz gerçeklik değil midir?, insan değil miyiz? Bitirilmeyecek kindarlıkların hangi geleceğimizi ne kadar muasırlaştıracağını tartışmak bir yana helak edilen canların, gençlerin varlıklarına karşı bir sorumluluk biz yaşayanların üzerinde değil midir? Yoklamaların tümünde yok sayılmalı mıyız, vicdanen, memleketin en batısında bir kenarda sürdürdüğümüzü sandığımız olağanlığımızla cebelleşirken. Cehennem yanıbaşımızda canlandırılırken, birilerinin ocaklarına ateşlerin hiç sekmeden uğramasının yükünden, ciddi ciddi ağrılarımızı ne zaman paylaşabileceğiz. Milleti sadıka makamından vatanı sırtından bıçaklayan hainlere topyekün terfii ettirilen, her sene döne dolana yine yeniden bir şeyler olabilir beklentisini, kırıntısını boşa çıkartacak kadar siyasi malzeme edilen, olmayan, hiç oldurulmayan nüfuzlarının üzerinde bile "devletlunun" elinin çektirilmediği bizim aidiyetlerimize karşı, renk, mozaik, sınavda karşılarına doğru/yanlış şıklarının dışında bir seçenek bıraktırmayan kesin yargıların, tekrarlarını bu çatı altında tartışamamaktır adam yerine konulmamak. Kırımların, teharibatların yıkımlarında, yıllardır süregelen beklentilerin hepsinde umut zerreciklerinin yem edilmesinden daha sahici bir duvardır bu anlayışsızlık bu kindar tarihimizi öğrenelim ki sonradan kurda kuşa yem olmayalımcılık. Tarihçilerimizin bile yeri geldi mi sektirmeden beton millet sakarya edebiyatına dahil olduğunu, teslim alındığının göstergesi, işaret fişeğidir değil midir? Bir başka yüzünden bakmaya çalıştığınızda babasının göz göre göre karanlığa teslim edilmesine şahitlik etmiş, canından zorla ayrılmış bir evladın vecizlerinde saklı duran hedef göstericilerden, ayrıştırıcılardan birisi olan ekabir devletlunun, kahvede okeye dördüncüsü gibi her koşul ve şart altında yeri sapasağlam olan çiçek gibi bakanımızın veciz halka seslenişlerindeki ayrıntıların dillendirilmesi karşılığı muktedirce pes artık mıdır? Hangi fikriyatla bakılırsa maşaçılıktır? Üzerinden tozun alınmadığı, eskimek bir yana atıl bırakıldığında bu zihin fakiri vicdanlardan silineceği umulan bir cinayetin sorumluluğu, sonuçsuzluğu daha ne kadar önem arz edecektir? Verilecek bir tane bile ayan beyan dosdoğru yanıt yoksa en muhterem bakanı savunmak mıdır, muktedirin üzerine biçimlenen. Ortaoyunu değil hakikatlere sıra gelebilecek, bir tiyatral faaliyet olan maskaralıktan adalete geçiş sağlanabilecek midir? Adam yerine koşulsuz, şartsız insanlık konulabilecek midir? Engelli bir işçiye muktedir dilinin, hem engellisin hem de iş vermişiz daha da ne beklersin - geçinemem deyyu durursun diye münasip bir dille!! ayar verme hevesinin kahredici ortaoyunu da düşündücü değil midir? Hemen herkesin başına gelebilecek bir olgunun, zaruri vücut kaybın kendisinden hesap sorulması için bir neden teşkil edebileceği o insan kardeşin aklına gelir miydi? Asgari şartlarla, asgari ücretle, asgarinin altında bir yaşamı sergilemek, sürdürmenin hesabını sormak istemek neden ağır gelmektedir? Bakanlarımız, vekillerimiz bu dertlerin muhatapları değil midir? Kalkıp fizanın sonu, bilinmezlikler diyarında yaşayan vekillere mi dert yanılacaktır, makul olan böylesi midir? Velhasılı sorun hiç yoktur ama ara pürüzler için çözüm denen şeyden inatla bi'haberdirler muktedirler-lar. Bir haberlikleri bir avantaj olarak değerlendirmek işlerine gelendir. Defaatle bildiklerini okumaktan, yinelemekten geri kalmaz vakitlerini hiç sektirmezler. Dert ise çoktur aslında her gün bir tane, bir tanecik daha azar azar ilave ederler sonunun nereye varabileceğini çok kestirmeden, yüklenişlerimizi ağırlaştırırlar. Birbirlerini yemek, yermek, yerin dibine sokmak için en olmadık fırsatları kaçırmayanlar esasen konuşulması gerekeni yalan ederler. Daha neler neler. Eee üstad Nesin'lik hallerimizin sonunu torunlarımız, torbalarımız görebilecek midir? Bu kadar çiğlik yetmemekte midir? Son nerededir? İnsanlığımız için son kalan umut kırıntılarının da tüketilmemesi için çaba nerededir? Adam yerine konulmak, layığını bulabilmek salt seçim dönemlerinde miting meydanlarında çığırtıların, avaz avazlığın arasında çoktan terk edilen ince bir nüktedanlık olarak mı kalacaktır?
Quo Vadis.....

>>>>>Bildirgeç
Türk Sorunu Ya Da Sıfır Sorun!.. - Aksi Yazılar - Veli BAYRAK*

Sıfır sorun; daha ziyade ülkelerin Dış İşleri Bakanlıklarının tekelinde gibi gözüken bir cümledir! Zira konuya ilişkin en çok cümleyi onlar kullanırlar:

-Türkiye komşuları ile sıfır sorun yaşamak istiyor!
Aslında “Türkiye’de çok şey istiyor” deyip dalgaya alınacak bir cümledir bu cümle! Birileri de çıkıp “İyi de birader sen istiyorsun ama komşuların istemiyor” da diyebilir! Kaldı ki Türkiye’nin isteyip istememesi de “Laf ola torba dola” cinsten bir istektir!
Siyasetle içli dışlı olup da “Türkiye komşuları ile sıfır sorun yaşamak istiyor” cümlesini duymayanımız yok gibidir! Kaldı ki zaman zaman halkın “Kelli felli” dediği insanlar bile böyle bir şeyin neredeyse imkansız olduğunu bilmelerine rağmen televizyon ve gazetelerde bu cümleyi sık sık kullanırlar:

-Türkiye komşuları ile sıfır sorun yaşamak istiyor!
Her ne kadar cümlenin başında ki “Dış” kelimesi, “Sıfır Sorun” politikasına ters gibi gözüküyorsa da (Sıfır Sorun politikasını, başında “Dış” kelimesi bulunan bir kurum yürütüyorsa, daha baştan dışlanan bir ülke ile sıfır sorun yaşamak zor olsa gerek! ) bu durumun sadece bize özgü olmaması az biraz olsun durumu kurtarabilmektedir! Zira bizde de, komşu ülkelerde de “sıfır sorun” politikasını yürüten kurumlara genellikle Dış İşleri Bakanlığı denilmektedir! O halde buradan bir sonuç çıkartıp da yazılanları bir cümlede toparlamak gerekirse şöyle bir cümle kurmak çok da sağlıksız olmayacaktır:

-Dışlanan memnun dışlayan memnun sıfır sorun bahane!
Kaldı ki bu güne kadar yapılan “sıfır sorun” politikalarının tamamında harcanan paralar bol sıfırlı (yüzlerce heyet, onlarca uçak, onlarca otel, yemek, bavul, alışveriş ), elde edilen kazanımlar ise solda sıfırlı olmuştur! Belli ki bu iş kepek sorununa, saç sorununa, kıl tüy sorununa ya da paranın sonundan 6 sıfır atılmasına benzememektedir! Öyle ya; kendi vatandaşı ile sorun yaşayan bir ülkenin, komşuları ile “sıfır sorun” yaşayabilmesi mümkün müdür? O halde yurdum insanının ağzında sakız olan sorunları sıralamakta fayda var:

Kürt sorunu, Alevi sorunu, ermeni sorunu, Çerkez sorunu, Rum sorunu, Roman sorunu, , Kıbrıs sorunu, kadın sorunu (Ki en az onun kadar sorunlu, üstelik bu işten sorumlu bir de bakanlığımız var ), HES sorunu, iş sorunu, işsizlik sorunu (Ekonomik sorunu son iki soruna dahil edebiliriz!), öğretmen sorunu, öğrenci Sorunu, eğitim sorunu, Musul sorunu, Kerkük sorunu, İki devlet tek milletten tevellüt Dağlık Karabağ sorunu, Ege Denizi sorunu, Hatay sorunu, enerji sorunu, çevre sorunu, su sorunu, çöp sorunu, yol sorunu, alt yapı-üst yapı sorunu, Melih Gökçek sorunu, trafik sorunu, bunlarda yetmezmiş gibi İnternet sorunu…

Böylesine sorun bolluğu yaşayan ve neredeyse metre kareye bir sorunun düştüğü bu ülkede, Kürt sorunu, Alevi sorunu, Ermeni sorunu, Roman sorunu, Rum sorunu gibi başlıkların yanına bir de “Türk sorunu” başlığını eklemek, sorunların tamamını ortaya koyması açısından önemli gibi gözükmüyor mu?

Bu kadar sorunu içerisinde yaşayıp da Kürtler için “Bu ülkede Kürt kardeşimin sorunu var, ama Kürt sorunu yok” demek,

Bu kadar sorunu içerisinde yaşayıp da Alevilerin Cemevleri talepleri için“ Her dinin bir ibadet yeri var. İslam’da ibadet yeri mescittir. Kuran İbadet yeri olarak mescidi gösteriyor. Aynı Allah’a inanıyorsak (Buradaki kışkırtıcılığı iyi görmek lazım) niye biz ibadet yeri olarak ikilik çıkarıyoruz” demek,

Bu kadar sorunu içerisinde yaşayıp da (Dalga geçer gibi) bir milyon yedi yüz kişiyi ilgilendiren LGS sınav sonuçları için “Ben tatmin oldum, ben de tatmin oldum, ben daha çok oldum” demek,
Bu kadar sorunu içerisinde yaşayıp da Kıbrıs’ta yaşayan ama AKP’nin politikalarını beğenmeyen muhalifler için “Kıbrıs’la stratejik olarak ilgiliyim! Türkiye buradan çek git diyor! Sen kimsin be adam! Şehidim var, gazim var! Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır” demek,

Kürt sorununun, Alevi sorununun, öğrenci sorununun, Kıbrıs sorununun yanında bir de Türk sorununun olduğunu söylemeyi gerektirmiyor mu?

Hem Kürt’üyle, Alevi’siyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Ermeni’siyle, Roman’ıyla, Rum’uyla hepimiz kardeşiz diyeceksin, hem hemen hepsiyle sorun yaşayacaksın, hem de sende hiçbir sorun yokmuş gibi kardeşiz dediğin bu insanlara sorunlu muamelesi yapacaksın!

Evet bu ülkenin bir çok sorunu var ama galiba en büyük sorunu Türk sorunu! Türk olmanın, Kürt ya da Rum olmaktan daha önemli bir meziyet olmadığını kabul etmedikçe değil komşu ülkeler ile apartmanda ki komşuların ile bile “sıfır sorun” yaşayamazsın!..

Meram kıssamızda derlemeye gayret ettiğimiz dağarcığın devamında okunabilecek, ilintilenebilecek detaylar ihtiva eden Veli BAYRAK'ın kaleminden Evrensel Gazetesi'nin 22 Mayıs Pazar günkü nüshasında yayınlanmış olan Türk Sorunu Ya Da Sıfır Sorun!.. başlıklı makalesini kurumun ve yazarın anlayışlarına sığınarak sizlerin beğenilerine sunuyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Türk Sorunu Ya Da Sıfır Sorun!.. - Veli BAYRAK - Evrensel Pazar
"Soykırım" Sınav Sorusuna Yerevan Tepkisi - Burcu BALLIKTAŞ - Bianet
Hrant’ın Kanlısı Değil Zanlısı - Arat DİNK - Taraf / Jiyan
Başbakan'dan Arat Dink'e 'Kanlı-Zanlı' Teessüf - Radikal
İsmet Paşa Seninle Gurur Duyuyor - Taylan ESMER - ANF / Birgün Pazar
Nereye Erdoğan Nereye? - Mustafa YALÇINER - Özgür Gündem
Gerçeğe Dönüş - Ferda KOÇ - Sendika.org
Kent Konseyi: Operasyonları Durdurun - ETHA
Dimyata Pirince Giderken... - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kimi Seçsem Sensin - Başar BAŞARAN - Jiyan
"Medyanın Genlerinde Olan Statükoculuktur" - Haluk KALAFAT - Bianet
Medyamızın Günahları Üzerine... - Hasan CEMAL - Milliyet
Ahmet Şık'ın Filmini İzleyin! - Özlem ÇELİK - Akşam
Kısa ve Acılı - Oya BAYDAR - T24
"Pax Rhetorica" Ya Da Barış Aslında Ne Kadar Yakınımızda! - Hakan AKÇURA - Open Flux / Köxüz
Hamit GEYLANİ: Erdoğan’ın Günlüğü Savaş Günlüğüdür - Jiyan
Acil Gereksinim: Halkların Devrimci Kolektifi... - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Acıları Bile Fişlenmiş Bir Halk Var Karşımızda - Akın OLGUN - Birgün Pazar
Sırrı Süreyya ÖNDER: Kürt Sorunu Çözülene Kadar Kürt'üm - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel Pazar
Devleti 'Ekarte' Etmek - Dilek KURBAN - Radikal
Bıçak ve Jilet - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Sabır Sınır Ötesine Taştı - Nuray MERT - Milliyet
Barış Olmazsa Kayıplar Da Bulunmaz - ETHA
Mustafa KARASU: Çözüm İçin Birinci Meclis Güncellenmeli - Ahmet ÇİMEN - ANF
Uçurumun Kenarı - Açık Gazete - Açık Radyo
Bir Gece Dağlarda - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
Vicdan Tutulması! - L.Doğan TILIÇ - Birgün
Bir Cumhuriyet Çocuğu: Abdullah Öcalan - Tayfun ATAY - T24
İbrahim Çiçek: Biz Özgürlük ve Adalet İçin Yürüyenlerin Yoldaşıyız - Atılım
Gotîyê Xaç, Nabê Paç! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Mıgırdiç MARGOSYAN: Ben Gittim Ama Yine Geldim - Atılım
Bir Unutkanlığın Anımsattıkları ve ASALA Olayı - Garbis ALTINOĞLU - Köxüz
Dağlıca'daki Askerlere "Örgüt Propagandası" Davası - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Balıkesir'de Irkçı Seçim Propagandası - Atılım
Bu Kişisel Bir Ağıttır - Cansu KARAGÜL - Jiyan
Kayıplar Haftasında Bir Kayıp İddiası - Zeynep KURAY - ANF
Sürgünde 147. Yıl - Jineps - Nor Zartonk
Kadın Cinayetleri Politiktir! (1) - Füsun ERDOĞAN - BiaMag
12 Ayda 95 Çocuk, Son Dört Ayda 116 Çocuk Tutuklandı - İHD - Bianet
Kırk Kapının İpini Çekmek - Sezai SARIOĞLU - Özgür Gündem
İzmir'deki Şifresizlerin Açlık Grevi 2. Gününde - Atılım
Her Eve İnternet, Her Haneye Tecavüz! - Umur TALU - Habertürk
Sensin Rantçı! - Deniz TAN - Tamamen Atıyorum
Allah Çarpar Akif! - Sol Postal - haber.sol.org
İnternet Sansürü Nasıl Olacak? - Kaan SEZYUM - Radikal Hayat
İnternet Toplumsal Muhalefete Yeni Araçlar Sağlıyor - Nihat HALICI - BiaMag
Hoşça Kal Vatandaşlık Hoş Geldin Piyasacı Sahip... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ustalık Dönemi! - Tufan SERTLEK - Sendika.org
16 Ton - Ümit KIVANÇ
TÜİK’in İşsizlik Hesabı - Erkan AYDOĞANOĞLU - Evrensel
TOKİ ve Rant Dağıtımı - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet - Mustafasonmez.net
Özkök İle Muhabbet - Shellbyl - Komünal İşkembe
basit siyaset - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Psikopatlığın Yasası Ya Da Titivillus - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Banal Yeni Çağ Muhafazakârlığı - Bülent SOMAY - Radikal
İspanya'nın 'Öfkeli Gençleri' Gösteri Yasağını Dinlemedi - ANF
"Dans Olmadan Devrim Olmaz" - Özge ÖZDEMİR - Bianet


FBOM At Myspace
FBOM At Soundcloud
Outlaw Producer At Soundcloud
N3ON At Facebook
N3ON At Soundcloud
N3ON - EP via Play No Games Official Download
Kode9 At Myspace
Kode9 & The Spaceape Live At Boiler Room via Generation Bass
Kode9 & The Spaceape - Black Sun Album Critic By Nate PATRIN - Pitchfork
Kevin McPhee Interview & Mix - Oli MARLOW via Sonic Router
Kevin McPhee - Get in With You EP Critic By Andrew RYCE via Resident Advisor
Mount Kimbie Official
Mount Kimbie At Soundcloud
Mount Kimbie via Bakdo Kills It
Instra:Mental At Facebook
Instra:Mental - Resolution 653 Critic By Chris POWER via BBC Music
Drexciya Informative via Phinnweb
Drexciya Informative via Wikipedia
Drexciya Research Lab
Drexciya - Neptune's Lair via Electronic Music Review

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Glorified Graffiti By Mondmann
Mondman aka Robert MOONEY's Flickr Page

>>>>>Poemé
Sessizlik Bir Güvercin Midir? - Veysel ÖNGÖREN

İlkbahar rüzgârı
Dolaş ev içlerini, işitince
Ölümün silâhlarla geldiğini
Anlatılırsa öykümüz
Gül bahçelerini serinlet
Genç kızlar oyalı yazma örtünüp
Saçlarını güllerle süslesinler

Ertelenmez bir adıma
Def gibi gerilmişti can
Hava bir yargı gibiydi
Apaçıktı
Dünyaya karşı bizi
Tutan sesimize
Dünya dalında ham
Anında farkettim onu

Ölüm tanıştırdı bizi

İlkbahar
Her yıl için oralara git
Çünkü bekliyenlerimiz var orda
İşbilir adam kişilere
Dövüştüğümüz günü hatırlat:

"Silâhım yerde durmasın öyle
Elimin ateşidir, sıcaklığıdır avucumun
Göz kırpmazlığımdır
Suskun buldunsa onu
İhanetleri bağışlamanın güçlüğündendir
Artık hiç konuşmıyacağımı bil

Bil
Ülkemiz vazgeçilmezdir
Bir anadır, çağrıdır, somut
Özsuyu yüreğimizde bir ağaçtır
Yüreğimiz tek armağanımız halkımıza
Sahibi olduğumuz tek şeydir
Ölüm donattı gelip onu silâhlarla
Dallarında incindi yaprakları ağaçların
Hayat, armağanıydı bize halkımızın
Silâhlarla gelen ölüme bağışladık
Öpmek istediğim yalnız sensin
Vakit bulabilseydim evet
Söylenecek bir şey vardı belki


Kahramandı diyorlar
Oysa çok daha ağırbaşlıdır ölüm
Ülke denildiğinde
Bu yüzdendir öfkelendi ve sustu aşk
Gözlerini iki kere kaçırmalarından
Hem dosttan hem düşmandan"

Sustu. Hiç konuşmıyacak.
Deme ki ben sürdürmeliyim:

"Sevildi her zaman ve her yerde
Şarkılarda ve şiirlerde
Aşk

Kalınca yalnız
Küsmüş bir dulluktur aşk
Tazedir, alımlı, biraz şaşırmıştır
Ayırdığınız ne
Sıkışan kalbiniz mi
İnce bir sızı mıydı boğazınızdan geçen
Ne ayırdınız kendinizden
İşte bir kere daha
Yeni rüzgârlar, ölüm ve hafifçe bir kırgınlığım
Bilirim
Aşk onurlu kızıdır bir ülkenin
Bundandır seviştiğimiz
Çocuğumuzdur sabah

Ölüm silâhlarla geldiği zaman
Kalktık onu karşıladık
Günü saati sorduk söylemediler
Günü hiç öğrenemedik ama gölgeye baktık
Öğlendi abdest aldık helâllaştık
Ölüm silâhlarla geldiği zaman gençtik
Elimizi çabuk tuttuk yaşlandık
Kendimize yakıştırmak için onu
Onu kendimize yakıştırmak için
Höykürdükçe üç el silâh sıktık
Ölüm silâhlarla geldiği zamandı
Ölüm utanmasın diye dövüştük
Ne yaptıksa onun için yaptık, bir tek
Avuçlarımızın sıcaklığı kabzasındadır
Silâhlarımızın hâlâ
Silâhlarla geldiği zamandı, bir de
Küstü gün
Yüreklerimizi ülkemizi ışıtsın diye bıraktık.


Dost, Mayıs 1972
Kaynakça: Şiir.alternatifim.com

Sunday, May 15, 2011

Deuss Ex Machina # 350 - aħna lkoll nafu dak li jindika b'mod ċar u turi, faqar.

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_350_--_aħna lkoll nafu dak li jindika b'mod ċar u turi, faqar.

09 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Terje Gewelt-The Water Is Wide (Resonant Music)
>2<-Terje Gewelt-A Remark You Made (Resonant Music)
>3<-Tigran Hamasyan-Longing (Verve Records)
>4<-Tigran Hamasyan-The Spinners (Verve Records)
>5<-Kardeş Türküler-Sevdayla Uslandı Gönlüm (Kalan Müzik)
>6<-Kardeş Türküler-Güldaniyem (Kalan Müzik)
>7<-A Hawk And A Hacksaw-Espanola Kolo (LM Dupli-Cation)
>8<-A Hawk And A Hacksaw-Cervantine (LM Dupli-Cation)
>9<-Esma Redzepova-Devel Upral Dikhela (Network Medien)
>10<-Esma Redzepova-Javera Cumingan (Network Medien)
>11<-Koby Israelite-Band Of Gypsies (Green Queen Music)
>12<-Orkestra Del Sol-On Giants Shoulders (Green Queen Music)
>13<-Bandista-Selam Size (Oppa Tzuppa Sound System)
>14<-Bandista-Aşk Şarkısı (Oppa Tzuppa Sound System)

aħna lkoll nafu dak li jindika b'mod ċar u turi, faqar
(350)

Can alıcı, can yakıcı kumpasların cansiperane bir biçimde dönüştürülmesi kararlılığı, eylemi üzerinden korkularımıza her yeni gün bir tane daha ekleme devam ediyoruz. Korkulması gerçekten lazım olan kumpasperver, ajite etmekten, yaraya tuz basmaktan başkasına asla yaramayan muktedirin dilinde pelesenk hale dönüştürülmüş bıktırıcı tekrarların, biteviye sürekliliğinin öyle böyle bir şekilde sağlanıyor olması düşündürücüdür. Defaatle yinelemekte fayda var, sözsüzlüğe, aman canım sende karışma, konuşma, ilgilenme kolaycılığına kaptırılıp gidildikçe bu geminin azıya alınıp bir canavara dönüştürüldüğünü paylaşmak, hepimiz için bu karanlıkların bilindikliğini arttıracak bir saptama olacaktır. Dönüştürmek, anlamak, kulak vermek bir yana taş kesilmek, yerine göre yurduna göre fransız takılmak arasında bir tercih yapmayı söz sahiplerinin kendileri, milletin vekilleri, devletlunun kendisi bizahati gerçekleştirirken daha da can yakıcıdır. Görmek için çabalanmanıza, gözlüklerinizin camını silmenize gereksinim duymayacağınız kadar alenen, faş edilen bir durumdur oysa bütün bu korku katarının beraberinde getirdikleri. Yargıların, oldubittilerin birbiri peşisıra vizyona sokulduğu bu gündem hengamesi içinde hiçliğin resmini paylaşanlar arasındaki bir tercih müsabakası değildir biz sade vatandaşlara düşen. Her ne kadar ekranlarda yer verilmese de aslında dönüp dolaşıp geldiğimiz noktanın keskin bir fasitdairenin uç noktası olduğunu anlamlandıracaktır. Bir yanıyla da bütünleştirecektir. Gün baharın güzelliklerini göstermek için doğanın uyanışına ev sahipliği yapsa da, griliğin bitmeyen serüveninin bu merhalede korku dağlarıyla sürdürüldüğünü afişe etmektedir. Aleni yargılar, kural tanımaz arsız vecizler, üslup bir yana zıvanadan çıkarak hakir görmenin türlü çeşit yöntemleri, haklılığı umarsızca karalamak için orta oyunlarıyla dolu bu hengame, soruları zihinlerimize biriktirmeye devam etmektedir. Maraş'ta muktedirin dilinin altında sakladıklarıyla, seslendiği kitlesine bir mezhebi topluca yuhalatma gayretkeşliğinin düşündürücülüğüdür burada bahsetmek istediğimiz. Renklerin, yek ahenk uyumluluğundan zırt pırt dem vuranların karşısındaki rakibini müdanaasız linç ettirmek için fırsatı kovalamasının garabetliği bir yana, bir insanın ötekisine karşı söylemesini beklemeyeceğiniz, yapmasını da aslında ummayacağınız şeylerin birden olur hale dönüşmesidir korkunç olan. Yıllar öncesinde "insan" canının bedavaya teslim alındığı bir coğrafyada linçin adını bir daha koymak için, yangına körükle gitmek değilse bu menem bir şeydir adını varın siz koyun değerli okurlar. İnançların sorgulanabilirliğinin, neyin, kimin neye inanacağının hesabını kitabını geçtiğimizi varsayıyorken hala mı bu sığ suların garabetliği layığımızdır nedir? Şehitliği konusunda bile kurumlar arasında resmen tereddüt edilen o insana karşı takınılan yek vücut tavrın aşılmazlığıdır göz korkutucu olan. Birliğimizi dirliğimizi savunmasında öteki bile olsa yükümlülüğü olanı, vakti geldiğinde yapmakta olan bir erin yaşam hakkının korunmasında nelerin gözardı edildiğini bilmeyi talep etmek hala mı bölücülüktür? Nifak tohumculuğunun kendisidir? Birbirimizin vicdan aynasında gerçek çıplaklığa ulaşmak için didinmeden, anlamazdan gelmeye devam edeceksek bu solgun azalan renk çeşitliliğinden daha grisine ulaşacağımız kesin değil midir? Düşündüğümüzün kötüsüne vakıf olduğumuz karşılık olarak devletlunun enginliği, büyüklüğü masallarına inanmamızın beklendiği bu eşikte bir istatistik olmaktan öte can vermelerin, şehit merhalelerinin sonu gelmeyecek mi bütün bu korkular diyarının merkezi içinde şimdi sormaya heves ettiğimiz. Sormaya tebelleş olduğumuz. Bir duru, amasız, dolambaçsız yanıta hasret kaldığımız. Kasetlerden kaset beğenerek vurun abalıya, hücuuum seslerinin yankılandığı bir arenanın tam kıyısı da bu resme dahil edilebilir. Kişilerin özel hayatlarından arta kalanlardan mülhem birer kesidin, özel anların siyasete alet edilmesi mevzuya sos halinden eklentilenmeye çalışılması mahalle dedikoduculuğunu gündelik alanların içerisine taşımaya devam etmektedir. İş bu kısa notlar dahilinde seslendirmeye çalıştığımız korkunçluğun yarattığı bir başka utanç vesikasıdır. Müstakbel isimlerin faaliyetlerinden nemalanmayı, laf çakmayı kabullenerek yol kat edilebileceğine inanmaya devam eden muktedirliğin nefesinin de vicdanının da pas tuttuğunu anlaşılır kılmaktadır. Görebilenlere. Oturdukları yerden tüm sistemsizliğin yarasızlığı, denenmemişliğine karşın biteviye sarılmaya devam ettiği küspe şıkları işaretleyin gerisini koyverin saçmalığının kendisinden de dem vurabilmek lazımdır. Aylarca çalışıp, üzerine düşünüp taşınıp sonunda ucubeyi çağrıştıran bir denklem bütünlüğü, kitapçık karmaşasında nereye gidiyor bu maarif diye sormak gereklidir? Yoksa değil midir? Nereyi açacağını, daha toplum içerisinde bu internet denilen alemin nasıl bir kendi kendine otokontrol imkanı sağladığından bihaber kalmayı sürdüren etkisiz yetkililerin ortak çabalarıyla devreye sokmaya inat ettikleri #22 ağustos internet filitlenmesi uygulanmasının taslağı bile korku diyarında eksiksizliği tamamlayan bir parça değil midir? Kişilerin akıllarına fikirlerine hakaret edercesine, vatandaşının zekasına güvenmeyerek zokayı yutturmak için kolaycıl oyunlara haydarlara, christinelere, şunlara ve bunlara sarılmak konusunda heveskar olan sistemin tam adı sansür değil midir? Yıllar yılıdır kitapların yakılmak için hevesle kararların çıkartılmaya koşulduğu, seslendirilen ezgilerin neleri, kimleri, nasılları ortaya döker acaba diyerek istisnasız denetlendiği, yazmaya heveskar olduklarınızın başına gelenler gibi konuşmaya gayret ettiğinizde de mikrofonunuzun sesinin kısılmasının en hafif tabirle sağlandığı bir ülkenin, hangi özgürlükleri ne kadar sağlayabileceği tartışma konusu değil midir? İstanbul'da ve yurdun çeşitli illerinde gerçekleştirilen yürüyüşlerin ana ekseninde iş bu muktedir dilinin paslı temsilcileri akp+chp+mhp ortaklığı, 5651 sayılı yasanın geçerliliği üzerinden haydi bismillah denilerek oluşturulmaya çabalanan standart'dan, aile ve yurtiçi paketlerine kadar uzanan çeşitli filtrelemeler hangi ileri demokrasinin layığıdır? Birbirlerinin üzerine demediklerini bırakmayan vekillerin temsilcisi oldukları halkla aralarındaki kopukluğun keskinliği hiç mi acıtmamaktadır, değerli makam sahiplerini? 22 ağustos sonrasında son sürat internete sahiplensek bile bayağı belli bir sansürün kendisiyle neyi nereye taşıyabileceğiz? Neyi nasıl konuşabileceğiz hiç düşünüyor musunuz, bizim yerimize karar almakta beis görmeyen btk ve tib ve vekillerimiz. Abudik gubidikliği bir yana şaka değil bir gerçek haline dönüşecek gerçeklik sonunda tck ile bağlanabileceğimiz, imza verip site gezeceğimiz bir satıh mıdır muasır medeniyet seviyesinde bu halka reva görülen. Sorgu kifayetli bir mana arama çabasını berhavsa eden şamatanın ucunun bir cehennem olduğunun idrakı kimilerine bu kadar mı uzak ihtimaldir. Hala uzak bir algıdır. Nasıl bir algılama biçimsizliğine teslimiyettir ki, her sorunu üç dakikalık süreler dahilinde şöyle yaparız, böyle çözeriz sahtekarlıkları oy talep etmektedir bizlerden. Yıkılan, viran hale dönüştürülmesinde son sürat gaz verilen bu aymazlıklar ekseninde düz rotayı bulabilmek, en doğru rotaya kanalize olmak düşünerek, baskın çıkanın değil doğru olanın yanında taraf olarak, daha çok konuşarak ama korkmayarak söz konusu olacaktır. Yeterince korkutulanlar olarak artık bu ekşimiş hamlelerin gün gibi aşikar bir biçimde zamanınımızı elimizden, geleceğimizi önümüzden çekip (ç)aldığını bilelim bu bile bir başlangıç için vesile teşkil edecektir!!!

>>>>>Bildirgeç
15 Mayıs 2011 Deklarasyonu

Temel Hak ve Özgürlükler Engellenemez
1. İnternet kullanıcılarının ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı engellenemez.

Güvenli İnternet Filtreleme Uygulaması Kaldırılmalıdır
2. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, 22.02.2011 gün ve 2011/DK-10/91 sayılı
düzenleyici işlemi yasal dayanaktan yoksundur. Yasal dayanağı olmayan işlem BTK’ya
yasalarda öngörülmeyen bir yetki vermektedir. Aynı zamanda düzenleyici işlem Anayasa ve
Uluslararası Sözleşmelerle korunan temel hak ve özgürlükleri doğrudan kısıtlamaktadır.
Uluslararası kuruluşlar tarafından açık ve filtresiz İnternet erişimi temel bir insan hakkı olarak
görülmeye başlanırken, filtreli İnternet Türkiye’de “standartlaştırılmaya”
çalışılmaktadır.

3. BTK Başkanı’nın standart profilin mevcut profil olduğu, isteyenin filtrelemenin dışında
kalabileceğine ilişkin açıklamaları doğru değildir. Hali hazırda standart profil diye bir
kavram olmadığı gibi filtreleme de söz konusu değildir. Yeni gelen mekanizma ile
filtreleme sistemi dışında kalmak mümkün olmayacaktır. Yetkililer gerçekten samimi
iseler filtreleme olmayan bir alternatifi İnternet kullanıcılarına sunmak zorundadırlar.

4. Filtreleme sistemi ile izleme yapılmayacağına dair açıklamalar da güven vermekten
uzaktır. Şüphesiz filtreleme sistemi ile her bir kullanıcının tek tek izleneceği iddia
edilmemektedir. Ancak herkes filtreleme sistemine tabi olduğunda potansiyel olarak tüm
kullanıcıların idarenin uygun gördüğü zamanda izlenmesinin yolu açılmış olacaktır.
Devletin insanların evlerini izlemeye hakkı olmadığı gibi İnternetini de izlemeye hakkı
olmamalıdır.

5. 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek olan BTK filtreleme uygulaması kullanıcılar
tarafından öngörülebilir değildir, keyfidir, ve yapısal olarak bir kontrol ve sansür
mekanizmasıdır. Filtreleme sistemi çerçevesindeki profillerden hangi sitelere erişim
engelleneceği konusundaki kriterler kullanıcılara bildirilmemiştir. Filtreleme listelerinin
oluşturulması için tam yetki BTK tarafından yine BTK’ya verilmiştir. Halihazırda
uygulamada bulunan 5651 sayılı yasanın yol açtığı aşırı engellemenin ötesinde şimdi BTK
tamamen keyfi tercihlerle yüzbinlerce İnternet sitesini ulaşılamaz hale getirecektir. Hukuka
aykırı, ölçüsüz ve keyfi idari işlem demokratik hukuk devletinde kabul edilemez.

6. Türkiye’nin üyesi olmaya çalıştığı Avrupa Birliği, üyesi olduğu Avrupa Konseyi ve
AGİT’e üye devletler içinde kullanılması zorunlu benzer bir devlet politikası
bulunmamaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kamu otoritelerinin genel engelleme
ya da filtreleme önlemleriyle, kamu bilgilerine erişimi ve İnternette sınır tanımayan diğer
iletişimi kesintiye uğratmamaları gerektiğinin altını önemle çizmiştir, ve devletin ön
denetimine dayalı bu ve benzeri uygulamalar kesinlikle kınanmalıdır ifadelerini kullanmıştır.

7. Daha önce erişim engelleme kararlarında olduğu gibi yetkililer hukuken
gerekçelendiremedikleri kararlarını ilgisiz ülke örneklerini kullanarak meşrulaştırmaya
çalışmaktadırlar. Neden seçildiği anlaşılmayan bu ülke politikalarının aktarımında da kasıtlı
saptırmalar yapılmaktadır. Israrla başkalarının hayatlarına müdahale etme isteğinde
bulunan idari yetkililerin meşruiyetlerini dünyadaki olumsuz örneklerde araması kabul
edilemez.

Çocukların Zararlı İçerikten Korunması için Öngörülen Devlet Politikası Yetişkinleri
Etkilememelidir
8. Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu çocuklar
gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa öz-denetim
yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu bağlamda, yine her iki örgüt de çocukların erişimi
için uygun olmadığı düşünülen ve hukuka uygun içeriğe yetişkin kullanıcıların ulaşmasını
engellemeyecek önlemler alınmasının önemini vurgulamıştır. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve
okul bilgisayarları ile İnternet kafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli
ama devlet düzeyinde ülke çapında zorunlu filtreleme girişimlerinden her ihtimalde
kaçınmalıdır. Eğer filtre kullanımı aileler tarafından gerekli görülüyorsa, bu kullanım
bireyler tarafından kendi kişisel bilgisayarları üzerinde gerçekleştirilmelidir.

Açık, Şeffaf ve Katılımcı Politikalar Geliştirilmelidir
9. TİB’in ısrarlı taleplere rağmen erişime engellenen sitelerle ilgili istatistikleri açıklamaması,
idarenin şeffaflıktan uzak ve keyfi tercihleri politikasını belirleme konusunda ana yöntem
olarak seçtiğini ortaya koymaktadır. Hükümet, mevcut politikası ve uygulamaları yerine
çocukları gerçekten zararlı İnternet içeriğinden korumak için yeni bir politikayı
katılımcı bir şekilde geniş kamuoyu desteği (sivil toplum, akademi, ve özel sektör) ile
geliştirmelidir. Ancak bu yeni yapılanma, çoğunluğun ahlaki değerlerini diğerlerine
dayatacağı bir çalışma olmamalıdır. Bu açıdan, BTK Başkanı’nın filtreyi meşrulaştırmak için
kullandığı “Anadolu’nun ücra köşelerinden mütedeyyin insanların şikâyetini görmezden
gelemeyiz” ifadesi kabul edilemez. İdarenin tüm Türkiye’ye Anadolu’nun muhafazakar
değerlerini dayatma gibi bir görevi ve yetkisi yoktur. İnternet düzenlemesine ilişkin yeni
politika, ifade özgürlüğüne ve yetişkinlerin her türlü İnternet içeriğine erişim ve tüketim
haklarına saygı temelinde geliştirilmelidir. Bu ilkeleri içeren yeni politika, şeffaf, açık,
katılımcı ve çoğulcu bir yöntemle belirlenmeli ve hayata geçirilmelidir.

Kaynakça: // Ekşi Sözlük

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
#DokunanYanar - bugünkü yürüyüşün düşündürdükleri - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
"Türkiye, Özgür Düşünceyi Savunan İçin Güvenilir Olmaktan Çıkıyor" - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
İnternet Teknolojileri Derneği Başkanı ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mustafa Akgül ile Açık Gazete - Açık Radyo
Bu Fotoğrafa İyi Bakın! ... - via @Kaplanseren #15Mayis #22Agustos #internetimedokunma #turkeynetban
internet sansürü, yasaklı sözcükler, paradokslar - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Sansüre Karşı Yürüdüler - Milliyet
Onbinler Haykırdı: İnternetime Dokunma - Ekin KARACA - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
"Sansürün Gerçek Amacını Çok İyi Biliyoruz..." - Sol.org.tr
Sansür Karşıtları Meydanlara Sığmadı - Evrensel
Binlerce Kişi 'İnternetime Dokunma' Diye Haykırdı - Radikal
Hüseyin Üzmez De Haydar Mı Üzer? - Birgün
Radikal'de Ahlak Anketi - Çınar OSKAY - Radikal Pazar
Recep Tayyip Erdoğan'ın Aleviliği Yuhalatması via Ekşi Sözlük
Başbakan’ın Şiiri Mi, Tuğluk’un Sözleri Mi? - Asıl Tehdit Hangisi? - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Bu ‘Liderler' Ne Konuşuyor? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Devlet Başkan’a Kurban Olsun - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Anlayamadım - Özgür MUMCU - Radikal
"CHP Gerçek Yüzünü Göstermiştir" - Atılım
Anayasa Tartışmaları Üzerine Birkaç Söz - Celalaettin CAN - Özgür Gündem
Ölümün Öğrettiği - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Sevag’ın Ölümünde Şüpheler Artıyor - Sahag GÜRYAN - Agos / Nor Zartonk
İHD Sevag İçin Toplanıyor - Kronik Muhalif
Her Türk Ölü Doğar - Mustafa KARA - Evrensel Pazar
Devlet İçimdeki Çocukları Öldürürken - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Havuç, Sopa, Kötü Günler - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Milli Güvenlik - Derin Sular - Agos via Ekşi Sözlük
Arto TUNÇBOYACIYAN: Kendi Irkına En Büyük Soykırımı Türkler Yaptı - Devrim BÜYÜKACAROĞLU - Evrensel
Mersin’deki Kürtler İkinci Bir Göçe Zorlanıyor - Diha - Jiyan
Bakan Akdağ: “Gözlerin Görmüyor Sana İş Vermişiz" - Arif ARSLAN - DHA - Milliyet
Siyaset Doğu’dan Doğuyor - Akın OLGUN - Birgün
Pancar Toplayan Kadınlara Tsk Bombası: 1 Ölü, 3 Yaralı - ANF
Bu Hale Nasıl Geldik? - Nuray MERT - Milliyet
Didaktik Laiklikten Didaktik Demokrasiye - Armağan ÖZTÜRK - Radikal 2
TMMOB “Artık Susmayacağız” Dedi - Esra KOÇAK - Jiyan
Halil SAVDA: Türkiye Kemalizm ile Yüzleşmeden Militarizmle Yüzleşemez - Ekin KARACA - BiaMag
Bugün, Dünya Vicdani Ret Günü - Yıldırım TÜRKER - Radikal Pazar
Öldükleriyle Kalmayacaklar (Nisan 2011 İş Kazaları Raporu) - Sendika.Org
Kanal İstanbul Kimi Çıldırtacak? - Kadir AKTAŞ - Atılım


Terje Gewelt Official / Resonant Music
Terje Gewelt Wikipedia Entry
Terje Gewelt - Small World Album Critic By John KELMAN - All About Jazz
Tigran Hamasyan Official
Tigran Hamasyan's Global View Of Jazz - Chris BARTON - Los Angeles Times
Tigran Hamasyan - Fable Album Critic By Charles WALKER - All About Jazz
Kardeş Türküler Resmi Sayfası
Kardeş Türküler via Kalan Müzik
Kardeş Türküler & Arto Tunçboyacıyan - Çocuk (H)aklı Albüm Eleştirisi - Eray AYTİMUR - Radikal Hayat
A Hawk And A Hacksaw Official
A Hawk And A Hacksaw - dRWarp - Deuss Ex Machina
A Hawk And A Hacksaw - Cervantine Album Critic By Chris NICHOLLS via Drowned In Sound
Esma Redzepova Official
Esma Redzepova 'Queen Of The Gypsies' By Ilya MARRITZ - NPR
Esma Redzepova - Gypsy Carpet Album Informative via Network Medien
Koby Israelite Official
Koby Israelite - dRWarp - Deuss Ex Machina
Orkestra Del Sol Official
Orkestra Del Sol - Lung Capacity Album Critic By Andrew NORMINGTON - 365 Day Project
Balkan Fever-Mind The Brass Compilation Critic By Gerry HECTIC via Fly Global Music
Bandista Resmi Sayfası
Bandista - Daima! Albüm Tanıtım Sayfası
Bandista via Balık Bilir

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
İç Mihrak

>>>>>Poemé
Ölü Bir Gürültüyüm - Adnan SATICI

Büyüdüm ey girdap, yanılmayan yasa büyüdüm
Bedelsiz bir askerim ve senin surlarında
Cankuşum kafesinde, yüreğim yurdunda değil
Selinden kopan bir damlayım, yitmek yolunda
Birgün kavuşacak toprağım da yok
Sonsuz boşluğa dökülüyor kanımın şelalesi,
Ölü bir gürültüyüm yalnızca
Ya da bir ölünün çürüyen sesi
Çürüyorum ey girdap, ürkülecek yanım yok.

Pusatsızım ey yasa, hançer belimde değil
Boğazımı paslı bir hırıltıyla yırtıyor gurbet
Tanık yok. Oysa kentin ortasında cinayet
Sinsice gizledim katilimi yüzümün gölgesiyle.
Duyarlı çocuklar uykusu için
Katlanmaksa bu işte.
Düşürmedim gecenin tenhalığına beyaz bir leke.
Katlanıyorum ey cani ey kahreden açlığım
Umarımı eriterek geçen günlere
İntiharı düşünsem; ne bir şakağım var, ne de bir mermi
Sormuyorum bile birgün... Birgün biter mi?

Sormuyorum bile. Su olsam döner miyim
Koptuğum dağlarıma, en derin yatağıma
Güz öncesi resmime, en eski çerçeveme
Anlıyorum ey yasa, yargıçlar yanıtlamaz
Kırık bir asa olur, körün tek karşılığı
Attığı her adımı saydıran kaygı
Dönmekten vazgeçmeyi bile yasaklar.
Olmadı öyle bir şey, o geçmiş yoktur
Bin kez daha tövbeler, beni bağışla
O geçmiş yoktur... O geçmiş yoktur...
Koru ölü sesimi ey çağdaş dua.

Olmadı öyle bir şey, tek bir çiçek vermedim
Filizi olduğum ilkyaz anaya
Yollara düşmedim hiç, dağlarda ölmedim hiç
Kanayarak söylemedim hiçbir şarkıyı
Sevmedim hiçbir şeyi, bir şeyden iğrenmedim
Bu kadarı yetmez mi yüzümü anlatmaya
Olmadı öyle bir şey, öyle bir geçmiş
Dayadım ağzımı kuruttuğun çeşmeye
Çıldırırsa bilincim suyu beklerken
Küflenmiş tırnaklarım çökerse gırtlağına
Suçsuzum ey yasa
Çünkü bütün ölüler dışındadır yasanın.

Kaynakça // Şiir.gen.tr

Sunday, May 08, 2011

Deuss Ex Machina # 349 - estem contents amb aquesta situació

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_349_--_estem contents amb aquesta situació

02 Mayıs 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Lüüp-Spiraling (Field Rotation Remix) (Experimedia)
>2<-Lüüp-Cream Sky (Jasper TX Remix) (Experimedia)
>3<-Access To Arasaka-Sicral (Tympanik Audio)
>4<-Access To Arasaka-Cynosure (Tympanik Audio)
>5<-Sadece Bu Yeterli Değil-Uzaklaşmak (Music For Non-Musicians)
>6<-Sadece Bu Yeterli Değil-Oropa (Music For Non-Musicians)
>7<-Yvat-Agar (U-Cover)
>8<-Yvat-Triadic (U-Cover)
>9<-Person-VO.7ak (Spezialmaterial Records)
>10<-Person-Sorte Artuis (Spezialmaterial Records)
>11<-Hyetal-Dime Piece (Black Acre)
>12<-Hyetal-Phoenix (Black Acre)

estem contents amb aquesta situació
(349)

Tastamam anlamıyla suyun bulanıklaştırılmasıyla karşı karşıyayız. Son nefesine kadar yırtına yırtına, bağrına çağrına bir şeyleri ortaya dökme gayretkeşliği bir yanda, artık alenen sunturlu sözcüklerin bir düzensizlik eğrisiyle yüzümüze çarpıldığı bir zamane güncelliğindeyiz. Gündelik sıkıntıların değil elalemin uçkurunun peşinde koşuladurulan gizli kayıtların dökümanlarından meram okumalarının, olmayan hayalleri matah bir şeymiş gibi janjanlayarak satılmaya çalışıldığı kanallı projelerin, molozlarından oluşturulacak adaların güvenlikli değil gününü yaşayan bir şehri tasavvur ettiği bir görüntüdeyiz. Kadraj eğrildikçe, arsızca sağa sola çekiştirildikçe daha nelerin ön plana çekildiğine vakıf olabilmek ufak bir anaakım yayın takibatı neticesinde ortaya çıkacaktır. Varlıklarını meydan okumaktan ötesine geçirmeyenlerin, boşlukta sallanıp durarak okumaya gayret ettikleri şeyler bir vakit öldürücüden çok daha fazlası olmayacaktır. Öylesine durağanlaştırılmış, kendi haline terk edilmiş olan gündemin hemen kıyısında olup biten asıl endişe verici bu dağ gibi sorunsallar dizisi sözkonusuyken üstelik. Nefretin olağanlaştırılmasından tutun da, alenen kullanılmakta olan internetin boyunduruk altına alınmasına kadar birbirleriyle görece alakasız olan hemen epeyce şeyin aslında zincirleme bir eylem bütünlüğünü barındırdırdığını okuyabilmek de mümkündür. Tahakküm edilenin, sırra kadem bastırılıp! saman altında sallanan sopaların üzerlerinde yazılı olan hizaya geçirilecek, geç! komutunun ne kadar da içselleştirilebildiğini imleyebilmek olasıdır. Muktedirlerin at koşturdukları pardon birbirlerine salla patiden sözcüklerle avaz avaz kin kustukları meydanlarda esamesi okunmayanların yaşamak zorunda olduklarını sorgulayacak bir emarenin varlığının görünmüyor olması da ayrıca düşündürücüdür. Kolaya kaçarak hemen her şeyi varsın olsun diyerek geçiştirebilecek, durum seviyeyi çoktandır tüketmişken ellerimize kalanların bir hiç olduğunun altını bir kere daha çizmeliyiz. Yargıların önceden belirlendiği sözcüklerle dayatılmaya çalışıldığı, oldubittilerden keramet beklentisinin azami olduğu bir iklimden ne eksik ne fazla tam anlamıyla adillik beklemek epeydir bir ütopya olmuştu, şimdilerde aleni bir biçimde yeniden dönüştürülmeye çalışılan katmanlarda farkına bir kere daha varıyoruz. Bütünleştirmekten sorunu net bir biçimde anlamlandırmaktan imtina ettikçe nasıl bazı konuların kaf dağının ardılına taşındığı görmek için alim olmaya gerek yoktur sanırız. Öyle veya böyle adı bir türlü konulamayan silsile halindeki açmaz, gedikler önünde biriken dertlerin yoğunluğuna sıranın bir türlü gelmeyeceğinin idrakına ulaşabilenlerimiz ise şanslıdır. Bu kadar karamasarlık içerisinde bile tozpembe gözlüklerinden ıramayacak olanların yanında elbette seslerini daha çok duymak istediklerimizin yankılarına önem atfedeceğimiz bu kesimdir. Ayrıştırılarak sizler ne anlarsınızlara terk edilerek biteviye yaftalayarak arsızca sorunların çözümünün kendiliğinden gerçekleşebileceğini umanlara ise uykularından uyanmalarını temenni edebiliriz iş bu kısacık meramda. En ustruplusundan. Yeknesak makamlarda ayan beyanlaşan bu söz birliğinin içerisinde bir önemli kurgunun da farkına varmak olasıdır. Makus kaderin çıkmaz sokağında durmaksızın ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulan, sunulmaya çabalanan bir nirengi noktası olan alınyazısı. Kabul buyurunuz, çabalarsanız da, didişseniz de varabileceğiniz en üst merhale ancak toslayacağınız koskocaman bir duvar olacaktır ön tanımının paralelinde pusuda yatandır. Yattırıldığı zeminde her an hazır ve nazır bekletilendir. Her olumlamayı, her yeniden yola çıkma teşebbüsünde sizli, bizli, ayrılı, gayrılı olmaktan gocunmayan muktedir dilinin üzerimize biçimlendirmeye gayret ettiği eğreti giysinin bir diğer adıdır. Öylesine kolay bir biçimde ağza alınaraktan söylem haline dönüştürülüyor ki bütüne bakıldığında dedikodulardan pek de farkı olmayan bu yozdilliğin mizanpajını tamamlayabilecdek yegane şeymiş gibi sunulup duruluyor, alınyazısı. Pelte pelte dökülerek yama bile tutamayacak kıvama gelmiş olan. Düşüncenin bu kadar zor olduğu bir iklimde nefessiz kalışların has müsebbibidir alınyazısı. Düşünceye tahammülden önce tarafını belli et ki ona göre biz de tavrımızı alalımcılığın kestirmelerini ihtiva edendir. Ahmet Şık ve Nedim Şener başta olmak üzere, fikirlerinde uyuşmazsak bile düşünegeldiklerini paylaşmalarına katkımızın sonsuz olması gereken pek çok isme reva görülenler, epey düz okumayla mapushane ardına tutma teşebbüsleri çoksesliliğin değil, tartışmaların değil kuru gürültülerin önemli olduğunun altını bir kere çizmekte. Yazgı haline dönüştürülüp eee bu değişmez, yazılmış bir kere yaradan, mevlam tarafından sorgusuzluğu, sorgusuz teslimiyetçiliği sürdüğü müddetçe hükümranlığını daha çoook konuşacak olduğumuzdur da alınyazısı. Yılda bir kere hatırlanıp sırasını beklemesi emredilen, bir suskunluktan diğer suskunluğa teslim ettirilen annelerin, kadınların başlarına gelenlere karşı devletlunun ellerinin kollarının alınyazısı ile bağdaşık olmasını da bu duruma ilintileyebiliriz. Bitap düşmüş, bürokrasinin dallı budaklı jangılında karar mercisi olanların nasıl da farkına varamadıkları öldürmelere bir yenisinin daha eklendiğini 15 yaşındaki Elazığ'lı Nebahat'de işitebilmek mümkündür. Görmek isteyenler için bu ufacık detay bile bazı şeylerin yazgıdan ibaret olmadığını anlamlandıracaktır. 30 yılı aşkın süredir dökülmeye doyulmayan kanların ancak garibanlara denk düştüğü, sadece garibanların yuvalarını yıkıp geçtiği kirli savaş dahilinde de canları yakılan kadınlara, annelere de bu alınyazısını anlatabilecek bir veciz maalesef yoktur değil mi sayın muktedirler. Ne uydurulabilecek bir kılıf, ne esamesi okunup gürlenecek bir satırlık dizeler sizleri kan kokusunun dayanılmaz cazibesine bağımlı olduğunuzu görmemizi engelleyebilecektir. Barış hemen şimdi derken bile hangi barışı kastettiğimizi sorgulayan yancıların varlıklarında hiç değilse bu sorunun kendisine verilebilecek bir yanıtı halen beklemekteyiz. İşin kötüsü köhneleşip, tektipleştikçe, tekilleştirilip tekdüzeliğe de mahkum edildikçe ne bugünü doğru okyabileceğiz, ne de yılların üst üste biriken geçmişi layığıyla anlamlandırıp dersler çıkartabileceğiz. Belleksiz kalmanın dayanılmaz çekiciliğine teslim olup unutuşların puslu yollarında hiç bir şeyi anlamadan bu hayat sahnesinden göçüp gideceğiz. Elimizi internetler üzerinde yakayabildiğimiz bağsız, bağımsız mecralara kadar uzatmak konusunda bir son silah olarak kullanmaktan çekinmedikleri cici görünümlü filtrelenmiş internetin de sansürden, bu açmaz halinin devamında olacak bitecek şeylerden alıkoymayacağını yinelemekte fayda vardır. Sözsüzlüğe teslim olarak, suskunluğa daimi ikame ederek, nefes bile almanın ancak müsaade ile gerçekleştirlebileceği bir coğrafya mıdır her birimizin layığı. Alınyazımız. Kızgınlık sularında daha fazla arşınlanacak, dert küpünden seçilecek nice çok şey vardır sırada. Amma velakin her sefer nasıl olsa hak dediğimizde o alınyazısı, hukuk dediğimizde o alınyazısı, adalet beklentimizi yükselttiğimizde o yine alınyazısı, ekmek talebimizi yinelediğimizde o alınyazısı, olmayı sürdürecek bu sahanlıkta. Bataklıta. Kantarın topuzunun bir şekilde ayarlanarak tam doğruyu göstermediği, gösterdiği eskaza anlarda da doğrudan çok yanlışa koşmamız için bekleşip duran kan emicilerin, zaman kaybettiricilerinin ortasında "yazgı" olanın ötesine bakabilmek salt bir gün, salt bir olay, salt bir şemal ve şekil içerisinde asla değil, her an geçitsizliğe karşı dahası tahakkümlere karşı kararlılıkla sorgulayarak aşılabilecek bir seyrüseferdir. Düşünen bireyleri diğerlerinden ayrıcak, sürüden kopartacak ve o yar denilen yerden aşağı uygun adım paldır küldür düşmeden önce ampulü yakacak olan şey oralarda saklıdır. Cesaretli olmayı, en cevval olan, en kahraman tarkan olmaya gereksinim olmadan taşın altına eli koyabilmektir. Bütüne baktığımızda bu hengamenin boğuculuğunu, kin kusan öfkesini, daimi canhıraşlığında her şeyi izole edilebilir algılamasını dize getirebilecek olan. Denemeye var mısınız?


>>>>>Bildirgeç
Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç - Özgür TABUROĞLU*

Devletlerin, tanımları gereği belli bir coğrafya, ulusal sınırlar içerisinde “şiddet kullanma tekelinde” boşluklar bıraktığında, belirli bir hukuk çerçevesinde suçluları etkin bir şekilde yakalayıp, cezalandırmadığında, bu boş kalan hukuksal alanı farklı türde aktörler doldurmaya başlarlar. Bireylerin ve toplulukların kendi adalet kavrayışlarına uygun olarak suçluları kendilerinin belirleyip, cezalarını vermelerine linç denilebilir. Şüpheliyi, olağan yargılama izleklerini beklemeden, kestirmeden cezalandırma yolunu seçen kalabalıklar, “linççiler, ‘suçlunun’ tespitini ve cezalandırmasını bizzat ellerine alır ve hukuku devre dışı bırakırlar.” (Bora 2008: 6)[1] Linç eylemi, toplumsal denilemese bile, topluluklara ait bir eylemdir. Çünkü özellikle yapısal ve işlevselci bir model üzerinden düşünüldüğünde, toplumun kendi varlığının uzantısı kurumların varlığını yadsıyarak, akılcı kurumsal manzumelerin etrafından dolaşarak bir eylem gerçekleştirmeyecekleri varsayılabilir. Dolayısıyla linç eylemini gerçekleştirenlerin, ortak toplumsal iradeye aykırı, keyfi bir davranış sergiledikleri söylenebilir. Tanıl Bora, linçleri toplum olamamanın, kamu vicdanına sahip olmamanın bir sonucu olarak açıklar: Linçlerin neden olduğu “gerçek bir infialin zembereği, hukuk fikrinden, kamusal bir bilinçten, vatandaşlık etiğinden başka bir yerde işler.” (8) Linç eylemini gerçekleştirenler, Bora’nın deyişiyle “insan topluluklarının güruhlaşmasına” karşılık gelirler.

Tanıl Bora, linç eylemini güdüleyen iki karşıt ama aynı eylemde karşılığını bulan sosyolojik motif bulur. Bu eylemin sahibi insan toplulukları, hem güruhlaşmanın bir karşılığı olarak “anonim” bir varlık kazanarak isimsizlikleri ardında kaybolur, “kalabalığın koynuna sığınarak” görünmezleşirler, hem de “etnik şuur” kazanarak kendilerini ayırt edici bir bilinçle donatılmış bulurlar. Bu etnik bilinç aynı zamanda, “toplum olma vasfının kaybı” ya da “medeniyet kaybı” demektir. Bir başka deyişle, linç eyleminde biyosiyasal bir uygulamanın sonucu gibi adsızlaşan, ortak bir bedende birleşen, ayırt edilemez olan biyolojik varlıklarla, diğerlerinden farklarını işaretleyen, ayrılan, ferdiyet kazanan, etnikleşen bir varlık aynı kalabalık içerisinde mevcudiyet kazanır. Zaten Bora da, linç eyleminin tamamen bir başıboşluk, kendiliğinden bir toplumsal cürüm gibi görülemeyeceğini ortaya koyar. Etnik bir varlık kazanan topluluk, karşısında da yine bu toplumsal kimlik kipine karşı başka etnik varlıklar görür. Çevresini kendisiyle benzer aidiyetlere, ödevlere ve haklara sahip yurttaşlar yerine, sözgelimi Kürtleri, Alevileri, Ermenileri, Yahudileri görmeye başlayabilir. Özellikle son on yılda linç girişimlerine maruz kalan çokça Kürt yurttaşı toplumsal linç eylemlerinin güncel nesnesi olurlar. Diğer yandan da, kişisel olarak girişilemeyecek eylemler “kitle psikolojisi” içerisinde, hayat bulabilir. Üstelik Bora’ya göre bu kitle, “kopuklardan müteşekkil kara bir kalabalık” olarak tasavvur edilmemelidir. Linç eylemine dahil olan ve “iyi yurttaş”, “okumuş yazmış” kişilerin varlığı da dile getirilmelidir.

Linç eylemi her ne kadar toplumsal, hukuksal ya da siyasal tarafları olan bir boşlukla ilişkili görülebilse de, aynı zamanda Bora’nın ifadeleriyle, bir “idare tekniği”, “bir rıza üretim mekanizması”, “bir siyaset etme yöntemi” de sayılmalıdır. Linç eylemi burada, şiddeti, “hesaplı hale getiren” bir yönetim teknolojisiyle ilişkili sayılmalıdır. Yani bu eylemin olanaklılığını, siyasal ve hukuksal ilişkilerin inkârı üzerinden yürüyen bir siyaset, hukuk icrası gibi görmek olanaklıdır. Bora, bu çelişkili görünen ifadesini, “olağanüstü hal ilan etme ve uygulama yetisini hukukun kurucu unsuru” sayan siyaset kuramcısı Carl Schmitt’e ve “modern iktidarın insanları keyfi bir şekilde hükmedilebilir ‘çıplak hayata’ indirgeyen hukuksuzlaştırılmış mekânlarına” dikkat çeken Giorgio Agamben’e göndermelerle anlaşılır kılar. (7) Yani özellikle hukukun olanaklılığıyla, bazılarının hukuktan istisna edilmesi arasında bir ilişki bulunabilir. Özellikle modern siyasetin ayrılmaz bir yüzü sayılan biyosiyaset, hakların ve hukuksal eşitliğin, böyle bir istisna alanı yaratmak üzere askıya alınmasına dair bir işleyiştir. Biyosiyaset, sözde toplumun ortak faydası adına, bazılarının siyasetin dışına çıkarılarak, çıplak yaşam düzeyine terk edilip, savunmasız ve haklardan yoksun bırakılması anlamını taşır. Linç girişimine maruz kalanların da yaşadığı bu türden bir korumasızlıktır. Bu eylem boyunca, siyasal, hukuksal ya da toplumsal bir savunmadan yoksun bir şekilde orta yerde kalırlar. Onların başına gelecekleri belirleyen etkenler, “kör talih”le açıklanabilir. Tanıl Bora, linç eylemlerinin öncesine ve sonrasına dair arşiv taramalarında, bu eylemlerin hepsinin ardında bir tür kurumsal ihmal ve hatta zaman zaman desteğin de bulunduğunu ortaya çıkarır. Özellikle linç girişimlerini gerekçelendirirken, “toplumsal hassasiyetlerle oynanması”nı dile getiren siyasetçi ve bürokratların söylemi de bu türden bir desteğin açık bir belirtisi sayılabilir. Burada linç yapan güruhun ya da etnik topluluğun, toplumla eş sayılması da ayrıca sınırlı bir topluluğa ait bir etnik refleksle, toplumsal bir davranışı eş saymak anlamını taşır. Oysa linç eylemini yapanların böyle bir söylemin sahibi bir kurumsallığı yok saydığı, bu söylemin ardındaki memuriyetlere rağmen bir eylem içerisine girdiği düşünülürse, bu desteğin, toplumsal kurumların varlığıyla da çelişkili olduğu ortaya çıkar.

Linç eylemlerinin bir başka kurumsal açıklaması, savunusu, bu davranışları toplumsal değil de “münferit bir eylem” saymakla ortaya çıkar. Linç kişisel bir şiddete, kişisel bir sapmanın sonucu bir cürümle açıklanabilir olur. Yani hukuksal bir boşluktan faydalanan ve başıboş kalmış kişilerin, önceden kestirilemeyen girişimleri olarak adlandırılır. Linç eyleminin nedenlerine dönük bir açıklama ruhbilim sözlüğü içerisinde açıklanmaya çalışılır. Bu söylem içerisinde, kitle psikolojisi de kişisel psikolojinin bir uzanımı, kişisel şiddetin büyütülmüş ama biçimsel olarak özdeş bir hali gibi anlatılır.

Bora, linç eylemlerini siyaset için bir “mühendislik aracı”, “olağanüstü hal dinamiğine bir menfez açmak” ve özellikle “şövenizm-ırkçılık vadisine sevk edecek arklar açmak” adına işlevsel bir araç gibi görülmesi gerektiğinde ısrarcıdır. (12, 39, 47) Şiddeti başka aktörlerle paylaşmaya açık boşluklar bırakan bir devlet, şiddeti yeterince “tahkim etmediğinde”, ”özellikle linç eylemlerini bir tür “gayrinizamî asayiş tedbiri” olarak kullanan ve “şiddeti taşeronlaştıran” güvenlik birimleri için, asayiş biraz da kolay yoldan yurttaşların hassasiyetlerine havale edilmiş olur. Ancak bu eksik kalmış asayişi gerçekleştirecek olan yurttaşlar, sivil bir topluluk değil de, kendi etnik farkındalığına, şuuruna sahip, her an hiddetlenmeye açık gizli bir kalabalıktır. Burada yurttaşlara düşen, bir sivil toplumun parçası olarak sorunların kaynağıyla uzlaşma yolunu aramak, gerekirse taviz vermek değildir. Bu çözümün kaynağı, nereye evrileceği belli olmayan ve çoğu zaman “milli refleks” söylemiyle karşılığını bulan, hesapsız ve ölçüsüz bir şiddete yönelik kaygıyı inşa edebilmektir. Toplumsal bir akılın, duyguların yerini, saldırganlığı serbest bırakan refleksler, güdüler alır. Sözgelimi MHP lideri Devlet Bahçeli, sınır ötesi operasyonlara yönelik tezkerenin kabul edilmemesi durumunda, “yükselen milli tepkinin kontrol dışına çıkabileceğini, Türk milleti sorunlarını kendi imkânlarıyla çözme arayışlarına yönelebilirler” türünden bir ifade kullanır. (Milliyet, 17 Ekim 2007) Yani ordunun dolduramadığı bir boşluğu Türk milleti olarak adlandırılan bir iradenin dolduracağına yönelik bir uyarıda bulunur. Burada şiddet kullanımıyla ilgili bir boşluğu dolduran, milliyetçi duygularla hareket eden bir topluluğun keyfiyeti, Türk milletinin toplumsal iradesiyle eş sayılır. Yani linç eylemi çok büyük bir topluluk tarafından yapıldığında bunun adı böyle bir söylem dahilinde milli bir tepki ve irade şeklinde adlandırılır. Bu türden bir siyasi söylem içerisinde, linç girişimleri ya münferit bir eylem sınıfına sokularak, kurumsal bir sorumluluktan uzaklaşma yolu seçilir, ya da toplumsal bir eylem sayılarak, kurumlar üstü bir iradenin keyfiyetine gönderme yapılır. Her iki durumda da eylem, hukuksal olarak tam karşılığını bulamaz. Esasen linç eyleminde hem bir yönetimsel manevranın, uygulamanın, hem de toplumsal ve hukuksal alanda, devlet ya da yurttaşlar tarafından yaratılmış bir boşluğun varlığına aynı anda rastlanabilir: “Örgütlülük ve yönlendirmeyle, gevşeklik ve kendilindenliğin, muğlâk ve gevşek bir bileşimi…” (41)

Linç eyleminin karşılığı olan münferit girişim, topluluklara ait eylemin temeline kişisel bir keyfiyeti, bireysel bir seçimi yerleştirir. Münferit eylem, linç eyleminde, hukuksal, toplumsal ve siyasal bir boşluğun içerisinde bir tür toplumsal eylemin karşılığı sayıldığında, aynı zamanda sosyolojik bir değer kazanır. Yani kişisel bir sorumsuzluğun ya da topluluklara ait bir “şuursuzluğun” şekil verdiği bu eylemde, Bora’nın Schmitt ve Agamben’le ilişkili olarak anlamaya çalıştığı gibi, hukuksal, toplumsal bir taraf da bulunabilir. Özellikle kişisel bir cürüm gibi değil de, etnik bir tarafı olduğunda bu eylemlerin, “milli şuuru inşa etmek” için seferber edildiği de varsayılabilir. (31) Ama “milli birliği” sağlamlaştırmak adına, “toplum olma vasfı”ndan da ödün verilmiş olur. Linç eyleminin bir araya getirdiği topluluk, aynı amaç için bir cürüm ortaya koysa da, temelde toplumlaşma yapılarına ilişkin bir noksanlığı da ortaya çıkarırlar. Yani etnik bir dayanışmayı yaratmak adına, “toplum olma ve insan olma bilincinin erimesi” söz konusudur. Linç eylemleri, yönetimsel uygulamaların ya da idare tekniklerinin bir parçası olduğunda, toplumsal dayanışma arayışı, ‘daha evrensel’, yurttaşlık bilincine, sivil değerlere yaslanan yöntemlerle değil de, bir “içekapanış” yoluyla, yerel ve etnik değerlerin altı çizilerek yaratılmış olur.

Linç eylemleri, bir idare tekniği, hukuksal işleyişin karanlıkta kalan bir parçası, olağanüstü halin ya da Agamben’in ifadesiyle “istisna”nın yaratılması için kullanılan bir araç gibi kavramsal bir zeminde anlaşılabilse de, özellikle gündelik siyasi söylemde, kalabalıkların keyfiyetine, başıboşluğuna havale edilir. En iyi ihtimalle bir “ajitasyonun”, “provokasyonun” peşinden gitmek şeklinde açıklanır. Tanıl Bora 2000 yılından başlayarak dökümünü yaptığı Türkiye’deki linç eylemlerinde, bu söylemi işaretler; “kimliği belirsiz kişiler” bu eylemin sorumluları olurlar çoğunlukla. “Küçük bir yanlış anlama, kimden geldiği bilinmeyen bir emir” kalabalıkların galeyanının arkasındaki neden sayılır. (19) Medyaya yansıyan beyanatların çoğunda, eylemcilerin çoğu isimsizdir, bir sureti yoktur. Ya da eylemciler isimlerinin dışında etnik kimlikleriyle ya da ideolojik taraflarıyla ayırt edilirler: “Kürt kökenli”, “bir grup sol görüşlü”, “sağ görüşlü” gibi. Kalabalıkların hassasiyetlerini yöneten ve amaçları belli bir kalabalık işaretlenir. Her durumda, bu linç eylemiyle doldurulan hukuksal alan, bir istisna gibi ortaya çıkan siyasal alan, yöneticilerin, siyasetçilerin, bürokratların, askerin ve hatta gerçek yurttaşların yer almadığı, sorumluluğuna sahip çıkmadığı, adeta boşluktan çıkan görünmez ellerin yön verdiği bir hukuksal, siyasal cürüm halini alır. . Hatta bizzat linç eyleminin içerisinde yer alanlar bile bu eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmezler. Belki de bu yüzden sonradan kimse yaptığına karşılık gelen bir cezayı bulamaz

[1] Bora, Tanıl (2008). Türkiye’nin Linç Rejimi, Birikim Yay., İstanbul.

* Meram dahilinde anlam kazandırmaya gayret ettiklerimizin paralelinde önemli bir okuma olarak Özgür TABUROĞLU'nun Birikim dergisi'nde yayınlanmış olan "Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç" başlıklı makalesini yazarın ve derginin anlayışlarına sığınarak sayfalarımıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #348 (25.04.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Bir Siyaset ve Hukuk Aracı Olarak Linç - Özgür TABUROĞLU - Birikim
'Dersim'de Soykırım Politikaları Devam Ediyor' - Evrensel
Kabul - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Zamanla Zamanda Yolculuk - Shelbyl - Komünal İşkembe
1972 1980 2011… - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel Pazar
Güler Zere - Taylan TANAY - Bianet
'İdeolojik Halay'dan Sonra Şimdi De 'İdeolojik Islık' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
O Bir Anne, Yüreğinde, Elinde Tek Fotoğraf Var - Yaşar SEYMAN - Birgün
Her Yüreğin Bir Şafağı... - Umur TALU - Habertürk
Diyarbakır'da Anneler Yasta - Atılım
Gezme Ceylan Bu Dağlarda - Sırrı Süreyya ÖNDER - Sol Defter
Önce Acılarda Bölündük Biz... - Can DÜNDAR - Milliyet
Neyin Günü? - Serkan AYDIN - Jiyan
Halavurt: "Sevag 24 Nisan'da Planlı Şekilde Öldürülmüş Olabilir" - Ekin KARACA - Bianet
İnan Süver: “Ben Bir Suç İşlemedim Ki, Neden Cezaevindeyim?” - Halil SAVDA - Köxüz
anneler gününüz kutlu olmasın - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Gaz Bombası Çocuğu Kör Etti - DİHA - Birgün
Haydi Kürtler Hapse - Dilek KURBAN - Radikal
Aşiret, Cemaat ve Devlet: Konuşan Kurşunlar-1 - Elif DUMANLI - Özgür Gündem
Yaşadığından Utanarak Yaşamak! - Hasan CEMAL - Milliyet
Tüzel: Başbakan Şiddette Israr Ediyor - Evrensel
Erdoğan Ölüme Yaklaşırsa Savaştan Uzaklaşır mı? - Bekir Avcı - Jiyan
Tayyip, Kaddafi Mübarek - Ramazan KAYA - Yeşil Gazete
Tuğluk: Siz Yeni Akıl Edinin - Atılım
Zürriyetim Yürürken Meydanlarda… - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Cennet ve Cehennem - Ece TEMELKURAN - Habertürk
Sıfır Noktası ‘Boykot’tur - Okay GÖNENSİN - Vatan
'Benim Ülkem Sana Dar Gelir' Davası Bugün Görüldü - Kronik Muhalif
Çadırkenti Golf Sahasına Mı Kuracağız - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Analar Üzerinden Siyaset Yapmayın - Mehveş EVİN -Milliyet Cadde
Türkiye'de 20. Yüzyılın Son Seçimi - M. Asım KARAÖMERLİOĞLU - BiaMag
12 Haziran'ın Anlamı: Değişim ve Gelecek! - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Niye Biz Salak Mıyız? - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Büyük İkiyüzlülük - Alınteri.net
Unutma Sevgili! - Alper ERDİK - Sendika.org
Ohh, 'Piroz Yek Gulan' Be!. - Ragıp ZARAKOLU - Köxüz
'Ciddiyet İlanının' Tam Zamanı - Faruk ÖZSU - Radikal 2
Sapla Saman - Özge MUMCU - T24
"103 Düşünce Sanığıyla 3 Mayıs'ımız Kutlu Olsun!" - Erol ÖNDEROĞLU-Emir ÇELİK - Bianet
Basın Özgürlüğü İçin Çılgın Formül Önerisi - Ümit ALAN - Birgün
Düşük Çözünürlüklü Savaş (Afiş) - İç Mihrak
Güvenli Zihin Paketi - Meltem GÜRLE - Birgün Pazar
Biz Tüketici Değiliz, Btk'da Yetkili Değil - M. Gökhan AHİ - Yeni Medya Düzeni
Size Dede Diyebilir Miyim? - Özgür MUMCU - Radikal
İnternet'e Sansür Paketi Önerileri - Yurtsan ATAKAN - Akşam
İnternet'e Sansür Mü Geliyor - Yavuz SEMERCİ - Habertürk
Sokağın Gündemi: ‘İnternet Yasakları...’ - Mehmet ALTAN - Star
Bir Zamanlar İnternet Vardı - Pucca - Milliyet Cadde
İnternet Sanalsa Da, Yasaklar Gerçek: Ne Yapmalı? - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
Kocandır, Döver De Sever De! - Evrensel
Annenin Sarmasındaki Issızlık - Ali ŞİMŞEK - Birgün / Eleştirel Kültür
Kırklar Dağı Üzerine! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
İşte HES’iniz!! - Yeşil Gazete
Çıldırmak Üzereyiz! - Alınteri.net
Küreselleşme, Yoksulluk ve Kadın - Cansu KARAGÜL - Jiyan
Bakan Açlıktan Ölümü Örtbasa Çalıştı - Atılım
Bana Mı Mal Edilecek - Stres Abi - Stres Abi
Tıkanmayan Emek Damarımız - Oya BAYDAR - T24
PTT Çalışanları Eylemde - Alınteri.net
400 İşçi Fabrikaya Kapandı - Sendika.org
Kanal, Karın Doyurmaz!!! - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Economist'ten 'Türkiye Ekonomisi Aşırı Isınıyor' Uyarısı - BBC Türkçe
Vıdı Vıdı Alışveriş Kartı - Devin BAHÇECİ - Yeşil Gazete
Scores Held In Egypt After Sectarian Clashes - Al Jazeera
“Sisifos’u Mutlu Biri Olarak Hayal Etmeliyiz” - Ömer MADRA - Açık Radyo
Gerçek ve Uzlaşma? Suriye’de Olmayacak - Robert FISK - Star
Bin Ladin'in Son Sözleri: Terör Yoktur - Süreyyya EVREN - Birgün Pazar
Usame Bin Ladin’in “Ölümü” Neye ve Kime Hizmet Ediyor? - Garbis ALTINOĞLU - Köxüz
Usame Bin Ladin'in Ölümüne Tepkim - A. Noam CHOMSKY - Guernica / Sendika.org


Lüüp Official via Experimedia
Lüüp At Soundcloud
Lüüp - Meadow Rituals Album Review - Katie ENGLISH - Fluid Radio
Access To Arasaka Official
Access To Arasaka via Tympanik Audio
Access To Arasaka - Sarp ESİN - Reset! Magazine
Sadece Bu Yeterli Değil Facebook İletişim Sayfası
Sadece Bu Yeterli Değil Bandcamp Sayfası
Sadece Bu Yeterli Değil - Hopa Albümü Üzerine - Gönenç - Amme Hizmeti
Yvat Official
Yvat - Astroid Informative via U-Cover
Yvat - Kunzit (Boltfish Recordings) Album Review By Themilkman - The Milk Factory
Person At Myspace
Person Informative via Spezialmaterial Records
Spezialmaterial 3 Compilation Review via Quit Smoking Monday
Hyetal At Twitter
Hyetal At Facebook
Hyetal - Broadcast Album Review - Joe COLLY - Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Don't Lie - Kansunkea
Kansunkea's Flickr Page

>>>>>Poemé
Aklın Bir Köşesindeki Kahvehanede - İsmail ONAT

::::: fısıltı :::::
ve kavga, bilinmeyen mânevi hallerde...

yollar kavis kavis
kaybolursa eğer kirpik uçlarında;
kirpikler,
gözyaşlarıyla savaşıyordur mutlaka...
ya vakitsiz bir rüzgâr esmiştir
ya da beklentisiz bekleyişlerdir ağır ağır basan...
...hiç tarifsiz
tariflerdir;
takılırlar öylesine soru işaretlerinin kancalarına...
...takılırlar
...kayıtsızca.
tarifsiz,
tasvirlerdir.
[sigara molası ve düşünce]
"boş akıntılardaki takıntılarındır onlar,
boşluğundaki keyifsiz doluluğundur şair...
sabahları -yeni bir gün- dersin hep,
geceleri 'o gün'ü de bitirirsin uyku vaktinde...
dünün bugünündür,
bugünün, değişmez yarının...
...gün ola harman ola şair, gün ola harman ola!"
ayak tabanlarınız uyuşur gibidir,
taban tabana zıt değilsinizdir oysa.
zıtlık,
aynılıktadır...
aynılık,
dudaklarınızın ucunda...
[mola molası ve bir yudum dumansızlık]
...

"iki türlüdür ikilem;
arkandan bıçaklanırsın,
yüreğin yanar şair...
...yanar dirhem dirhem.
lâkin onurlanırsın, eğer
bıçak göğsünü hedefleyip
kalbini deşer geçerse...
e=mc²,
edebiyatın ne lüzumu var?"
sözcük yağmurlarıdır parıldayan
gece karanlıklarında.
çizdikleri yol; bir nefeste bir hatıradır hep
albümler, düşünselliğin anahtarları
resimler, 'bir zamanlar'ın donuk sesleri...
ne kahkahalar durmak ister,
ne de diğer aceleci tavırlar.
mumlar yavaş yavaş erir,
ışık yavaş yavaş erir,
gün yavaş yavaş,
vücut yavaş,
akıl yavaş,
öbürleri,
sen,
ben...
[epik dokumalar, son ara]

Kaynakça: Şiir.alternatifim.com