Sunday, July 31, 2011

Deuss Ex Machina # 360 - wij moeten de meedogenloze strijders voor de genadeloze

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_360_--_wij moeten de meedogenloze strijders voor de genadeloze

25 Temmuz 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-D33J-Sleeping Out (Self Released / MP3)
>2<-D33J-Drowning Pools (Self Released / MP3)
>3<-RL Grime-Die 4 Me (D33J Remix) (Self Released / MP3)
>4<-RL Grime-Clipz (Self Released / MP3)
>5<-J-One-Moving On (Urban Scrumping Records)
>6<-J-One-Spirits Awaken (Urban Scrumping Records)
>7<-Machinedrum-Lay Me Down (Planet µ)
>8<-Machinedrum-Youniverse (Planet µ)
>9<-Blue Motion-Miles Away (Influenza Media)
>10<-Blue Motion-Stay Forever (Feat. MC Fava) (Influenza Media)
>11<-Kraaska & Limit-You Make Me Feel (Plush Recordings)
>12<-Kraaska & Limit-Days For A Moment (Plush Recordings)

wij moeten de meedogenloze strijders voor de genadeloze
(360)

Uç uca eklentilendiğinde açmazların can yakıcılığından dem vurmak, yemek için sabırsızlandığımız, okumak için öykünedurduğumuz bir an evvelinden dinleyebilmek için paralandığımız seslerin dünyasını resmen paralize eden, hayat dediğimiz iş bu olgunun yaşanılabilirliğini, yaşatılabilirliğini zorlayan bir evreler silsilesini çağrıştırıyor. Hazne daraltıldıkça, düşünsellik başka baharlara terk edildikçe, izan yerine yıkım çağrılmaya devam edildikçe müesses nizamda gerginliklerin sonunda hep can yakıcı badireleri paylaşmak kalıyor bizlere.

Hep can yakacak olanlara dair ahkamlar düzmek bırakılıyor sade vatandaşlara. Neresi, nasılı, niyesini değil de fazlasıyla oyalanılacak olan boş şeyler üzerinden yapılan dezenformasyonu da buna eklediğinizde ne kalırsa hep kursakta, hep kendimize bırakılmış, saklanmış bir tutam çığlığı çağrıştırıyor İşittirilmemesi için, duyulup anlaşılır kılınmaması ve en önemlisi sorgulanamaması için yekten tedbir alınan, pardon ileri demokrasi içerisinde çağrıştırabilecek her türlü olumsuzluktan arındırılarak resmen pembeli hayaller dünyasında yaşadığımıza kani olmamızı bekleyen, arz eden dayatımlarla birlikteliğimizi sürdürmemiz talep ediliyor.

E neye kadar, nereye kadar diye sorgu doğrudan belleğe ulaşıyor. Bu kadar kasvetlilik halinin devamlılığına çaba, bu kadar korkulara yenilerini eklemeye çalışma gayretkeşliği, bu kadar lafı anlamazdan gelip bildiğini okumaya devam etme ısrarcılığı, bu kadar ötekileştirmenin sınırlarını genişletmeye olabildiğince fiştekleyicilik, bu kadar şu bu kadar bu dağları açmazların can yakıcılığını manidar bir biçimde anlaşılır kılmaya devam ettiriyor. Üç maymunluğundan fazlasıyla memnun kalmaya devam eden, biatını ve istemezükçülüğünü alenen duyurmaya devam eden, ayrışımları ırkçılığın paslı cümleleriyle beraber takdim etmeye bu kadar tenezzül eden, insanlığı değil de vaktin kazançları ile cukkasını sağlama almanın çok daha doğru olduğunu deyim uygunsa resme kanırtanların muktedirliğinde, muktedirlik oyununda figüranlık mıdır revamız?

Ne gelirse eyvallah çekmek midir, alenen alaycılıkların, sözümona hazmedermiş gibisinin tevatürlerine yakın duran demeç kırıntılarının, yandaş, pastadan pay alacak şanslı azınlığın kalemlerinden, zihinlerinden çoğaltıma girişilen tahakkümlerine boyun eğmek midir? Verilecek diyetlerin çoğunlukla hep bir kademe daha yükseltilmesine, gırtlağa kadar gelmesine karşın bir kulağınızın arkası kalmıştı o limitleri de zorlayalım az biraz - nefesinizi tutunuz birazdan harikalar içerisinde modern kabuslarınıza en güncelini, en yaratıcısını eklemeye devam edeceğiz anonslarını da mı duyumsamamaktasınız. Berhava edilmeye doyulmayan, heder edilmekten yorunulmayan, yeri geldiği zaman ağzının payını muktedire yakışır bir biçimle vermekten geri kalmayan bu cehennem tasvirinin detaylarını iş bu sitenin dört bir yanında görmeye, bilgilenmeye devam ederken nereye kadar üç maymunluğun devamlılığına kayıtsız şartsız itaat etmek sorusunu sormanın vaktidir.

Çoktandır bu girilerin belirli bir anlamının olmasına çablanıyoruz. Çoktandır kendiliğinden gelişen bu cümleler içerisinde bir hayali kurmaktan, vakti kurtarmaktan, ehehe hayat da çok güzelmiş canım lakırdılarının ötesindeki, tersine giden şeyleri anlaşılır kılmaya gayret ediyoruz. En azından çabalanıyoruz kendiliğimizden. Çoğunluğu oluşturanların, açık hedef gözetmesini, hedef belirlemesini kulağa fazla takmadan, haddimiz! olanın dışında her ne varsa kelam edilmesi gereken konuları ama imayla, ama sözcüklerin sağladıklarıyla bahsedebilmek iş bu sıhhatsiz açmaz birikintisinin içerisinde verilmesi bir an öncesi, gerekli olan sınavlarımızın çoğaldığını belirginleştiriyor.

Zaman mevhumu kapsamının dahilinde ileriyi ilerlemeyi simgeleştirse de, dönüştürülebilirliği ve akil olmayı muhteviyatında barındırsa da, çok parçalı söylem ve deneyimleri, işlevsel bir demokrasi tahlili üzerinden yeni rotaları önümüze seriyorsa da henüz veremediğimiz, altından kalkmak konusunda az biraz da çekingen davrandığımız sınavları da beraberinde sunmak konusunda yetkindir. Yetkilidir. Soru(n)larımızın en nadide köşe başlarını tutmaya devam ettiği güncelliğimiz içerisinde her sınav bir meşakkatli yolu ve aşılması gerekli bir engeli tanımlandırmaktadır. Koşullar ve şartlandırılmışlıklarla hemhal ettirile ettirile neredeyse her dönemeç, her engebe zaman mevhumu içerisindeki bu zorunlu sınavların, hayat devam ediyor nasılolsa kolaycılığının çok daha ötesindeki bir hakikati de taşıdığından dem vurmalıyız.

Akış bir şekilde devam ediyor olsa da, aşılamayan her engel ya da sınav ya da sorun öbeğinin birikmesi giderek açmazlar arasında nefessiz, dermansız kalmayı beraberinde getiriyor Yoksunlaştırıldıkça, izandan daim olduğu üzere uzaklaştırıldıkça, anlayışlı olmak yerine önyargılara teslim olundukça, bu savlayış daha da derinleşecektir. Derinleşmektedir! Öğrenim hayatımızda karşılaştığımız, bilindik sınavların kuralı olan 3 yanlış 1 doğruyu götürürün gerçeklik içerisindeki olumlu olan her ne varsa hemen hepsini tahakkümü altına alıp etkisizleştirdiğinden bahis açabiliriz.

Yergiler olağanlaştırılıp, ötekisi tanımlandırılmaya, kapsamı genişletilmeye devam ettirildikçe, suskun sessiz sebat edenler dışında iş bu sürünün / yapının / memleketin içerisinde konuşmayı bile lütuf, izahate girişmeyi eskiden bütün bunları hayal bile edemezdiniz kısasına denk tutturulduğu müddetçe yanlışların nitelik, açmaz kapasitesi daha da fenalaşmaktadır. Fenalıklar kapımızdan toplumumuzdan ayrılmamakta tam aksine bizlerle beraber yaşlanmakta ve varlığını sürdürmektedir.

İş bu ahval içerisinde yükümlülükler bir kenara, yerine getirilmesi şart olan çözümlemeler başkaca bir tarafa, açık seçik olarak düşman belletilenlerin üzerine geliştirilen hakir söylence öte yana, dimağın ucunun almayacağı nice diğerlerinin katkısıyla beraber bu kaotik aşamalar, sınavların verilebilirliğini engellemekte bir şekilde aşılmaz hale dönüştürmektedir. Aşılmaz olarak resmedilen, görece bir hali ve çaresinin en azından sorun adledilenin niteliğini ortaya bu kadar rahat dökümlenmesi karşılığında hala muktedirce sahip çıkılan bir daraltım olduğunu belirtmeden geçmememliyiz.

Memleket dahilindeki yaşatılmış onca acıya rağmen hala inatçılıkla, kör bir döğüşün neleri beraberinde getirdiğini kestirmeyenlerce fitilinin ateşlenmeye bir kere daha çabalanıldığı linç olgusunu bu önermenin, sabit örneklerinden birisi olarak alıntılayabiliriz. Anlı şanlı ana akım medyamızın nev-i şahsına münhasır örnekleri olarak dayatılıp durulan, ne hikmetse birleştiricilikten çok daha fazla bölebilmeyi, kapsayıcılıktan çok yermenin dayanılmaz sathında sinkaf eyleyebilmeyi, başı belirli sonu belirsiz ahkam kumkumalarında illa billa bir yerinden bir beğenmediğine, aidiyete, inanışa, savunuşa karşı demediğini koymamayı görev adletmiş yozdillerin makam ve mevkillerinden arsızca sallamayı sürdürdükleri kin kusmaları örnek kabilinden ekleyebiliriz. Azaldıklarında sevinilen, giderek sıfır noktasına ramak kalan ama bu topraklarda yaşama direncini sonuna kadar iş bu satıh içinde dört elle tutunmaya devam eden bir avuca karşı sözümona politik doğruculuk üzerinden yorum yapıyorum kardeşim görünümlü laf sokmaların, ırkçılığı normalleştirip, olağanlaştırmanın hemen hiç bir şeye fayda sağlamayacağı ortadadır. Ha evet o adını sadece sinkafa malzeme olarak ele aldığı komşusunun devletlusunun da buranın devletlusu gibi hep börek hep börek diye söylendiği doğrudur. Ulaşamayacak ne varsa ona oynamak, insani olandansa sahneden pardon pastadan daha fazla afferinle payını yükseltip kalkmak dururken neye hizmet eder insanlık değil mi? Hepimiz İnsanız disturu.

Hak tanziminde eşitliktense onlara ayrı bunlara apayrı filtrelemelerin, düzenlemelerin, adalet dağıtımlarının sürdürüldüğü lakin kısa çöpü çekenlerin mütemadiyen değişmemesindeki isabet oranından da bahsetmeliyiz. Piyon olanı suça itilmiş çocuk olarak resmileştirilen, yargısı verilen bir sanığın yer aldığı meşum davanın kenarından kıyısından, kulaktan işittiğiniz pek çok şeyde bile bu işte var bir bit yeniği dediğiniz her salisede, durmaksızın belirli bir devlet korumasının tahsisinin ne kadar da çabukça tahsis edildiği fark edilebilir. Piyonların değil karanlığın ardılında duran, isimleri zikredile zikredile ezberlenilen makam ve mevkii sahiplerinin hesap verebilirliklerini ne zaman yüce adaletimiz gözönüne alacaktır. Yoksa bu trajedi tiyatrosunun devamlılığında nasıl olsa o da mı unutulup gidecek beklentisidir, tüm bu dokunamamalar.

E(k)mek mücadelesinde 4-C boyunduruğunun üzerine bir de kıdem tazminatı vurgununun tezgahlanmasındaki aceleciliğin detaylarını da yanyana koyduğunuzda bir türlü verilmemesi için o sınav ve engellerin önünde nasıl da cansiperane durulduğunu manidar bir biçimde ortak usa resmeder. Kazır. Her fırsatta eleştirebilirlik, özgürlük, ifadelerin tam ve eksiksiz olarak sunumlandırılabilirliği, yaklaşım ve zihniyette yeni bir ülke inşa edeceklerini ima edenlere sormayı çok ama çok isteriz. Daha bu kadar kısacık öbek içerisinde çıkanlara karşı tutumlarına aşina olduklarımız, nefessiz kalıp da tahakkümlerini, kolluk kuvvetini, toptan yaftalayıcı basınını, emir eri yargısını, kanununu bi hız devreye sokan muktedir/liğin/ sınav zamanı ne zaman gelecektir? Ne zaman....


>>>>>Bildirgeç
Tek Yol Felaket - Burak KAYAOĞLU & Yalçın HAFÇI*

Deniz içinde olup da denizden bihaber balıklar misali olunabiliyor çoğu zaman; yaşanılan toplumun çürümüşlüklerini de kanıksayabiliyor insanlar. Çoğunlukla kendi belleklerini yakıp kavuran gerçekleri dahi göremeyebiliyorlar. Her daim bir yerlere yetişmek zorundalar. Hız, zamanın ruhu haline dönüşmüş. Oysa hız arttıkça insanlık yavaşlıyor. Tıpkı Gülten Akın’ın şu derinlikli cümlesi gibi: “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri düşünmeye”.

‘Yanlış bir hayatın doğru yaşanamayacağı’ gerçekliğinden hareketle diyebiliriz ki; sağlam bir bilinç ve dürüst bir yürekle donanmamış her insan, yaşadığımız dünya içerisinde her türlü savrulmaları açıktır. Çünkü hep bulanık sularda balık avlayan düzen herkesi bir şekilde kendine bağlayabiliyor, kendi alternatifini dahi kendisi üretebiliyor. Yalayıp yuttuğu her şeyi kendine dönüştüren bir canavar var karşımızda. Onun adı, her türlü kılığa bürünmekte mahir olan vahşi kapitalizmdir. En çok da reklamlarda ve yaldızlı vitrinlerin önünde dolaşan bir şeytan gibidir. Kulağımıza hep aynı masalı fısıldar: “Neden en iyisi, en güzeli, en pahalısı senin olmasın?!”. Bu öylesine güçlü bir arzudur ki, ‘her türlü’ insanı rahatlıkla bataklığından boğabilir. En basitinden, bu düzenin köküne kibrit suyu dökenimiz bile, bir reklam cıngılını tekrar ederken yakalayabiliyor kendini.

Tekrar tekrar her boyutta görmemiz gerekir ki, kapitalizm, insan onurunu iğdiş eden düzendir. Hastalıklı bireylerden oluşan hastalıklı toplumlar yaratır. Birey diyoruz ama aslında günümüzün kölelik biçimi demek daha doğrudur. Çünkü Foucault’un da söylediği gibi “sistem insanları yok ederek değil, onları şekilden şekile sokarak var olmaktadır artık”. İnsan sadece başkasının değil, artık kendisinin de kölesi haline gelmiştir. İnsanlığın dibe vurduğu bayağılaşma, iğrençlik ve bulaşıcı çürüme, toplumsal basamağın üstlerine doğru daha ustaca yalanlarla gizlenebilirken, aşağılara doğru inildikçe en çirkin haliyle doğrudan, makyajsızca görülebilmektedir. Burjuva kültür endüstrisinin ana işlevi de bu gerçekliği estetize ederek perdelemeye çalışmasıdır. Aslında kapitalizmin ekonomik boyutu kadar ‘ahlaki’ yanını da Karl Marx şu sözüyle en vurucu biçimde özetlemiştir: “Para, her şeyi karşıtına çevirir”.

Para kelimesini güç olarak da okuyabiliriz. En eski zamanlardan beri, insanlar kendilerini güvende hissetme güdüsüyle bir erkin buyruğuna girerek ilkin özgürlüğünü feda etmiştir. Günümüzde de bu böyledir ama daha incelmiş ve ustaca kurulmuş kapanlarla yürütülür. İktidarlar, insanların kendisine sığınması için sürekli korkular yaratır. Sanki bileri size saldıracakmış da iktidar sizin güvenliğinizi sağlıyormuş gibi yanılsamalı bir kesinlik yaratır. Kendi güvenliğini, sizin güvenliğiniz gibi kanıksatır. En büyük illüzyonsa sahte bir özgürlük sanısıdır. Hâlbuki kapitalizmde sınırsız ve tek özgürlük, tüketme özgürlüğüdür.

Tehlike Olmadığı Sürece 'Düşünebilirsiniz'
Sahte güvenlikle kölelik arasında sıkı bir paralellik vardır. Yani güvenlik varsa özgürlük, özgürlük varsa güvenlik yoktur. Özgürlük ve tehlike iç içe geçmiştir. Elbette illüzyonlara aldanmayarak kendini var eden, gerçekleştiren kimseler de vardır. Ama bu sadece duygu boyutunda kalırsa, ayrık otu olarak kalmaya mahkûmdur. Asıl isyan düşüncede başlamalıdır bu nedenle. Bir yıkılış ve yeniden varoluş sürecidir bu. İçsel bir devrim. Bu yol izlenmeden gerçek ve özgür bir birey olmak mümkün değildir. Sistem, böylelerini hep cezalandırır. Biraz önce belirttiğimiz, özgürlük ve tehlikenin iç içe oluşunun nedeni de budur. Kapitalist düzen, ‘düşün ama itaat et’ der. Tehlikeli olmadığı sürece ‘düşünebilirsiniz’. Oysa bir düşünce ‘tehlikeli’ değilse, düşünce olduğu da tartışmalıdır. Bu yüzden; gerçek, özgür ve itiraz eden bir bireyin bu dünyadaki yeri, yersizlik olduğu kadar acının da içidir. Arabesk bir acı değildir bu. Tıpkı Prometheus gibi bilinçli bir tercihtir. O, yenik değil, yalnızca kararlıdır. Çaresiz bir ruh değildir onunki. Bildiği yolda ilerler, başına gelecekleri de kabul ederek. Yapılması gerekeni yapmak onun temel yönelimidir ve onun mutluluk anlayışı da budur… Sözü, tam da bu noktada Max Horkheimer’ın ‘Akıl Tutulması’ adlı kitabındaki bir paragrafla sürdürelim:

“Zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken, acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir. Bu şarkısı söylenmemiş kahramanlar, başkalarının toplumsal süreç içinde bilinçsiz olarak hedef olduğu terörist imhaya bilinçli olarak hedef kılmışlardır kendi varlıklarını”.

Açıktır ki özgür olmayan, kendini aşamayan her bilinç ‘şey’leşerek sorumsuzlaşacaktır. Çünkü bütün varlığını gücün sıradanlığına teslim etmiştir. Yaşamın öznesi değil nesnesidir. İşte akıl tutulmasının başladığı yer burasıdır. O bilinç ve yürek ele geçirilmiştir. Duyguları bile kendisine ait değildir. Mesela âşık bile olamazlar gerçek anlamıyla. Çünkü sadece bu yabancılaşmaya karşı direnme gücü göstermişler ve kendisi olmayı başarmışlar âşık olabilirler, zayıflarsa bağlanırlar. Ya da verili olan güzellik anlayışına uygun olarak beğenirler. Çünkü ‘O’, ışıklı vitrinlerde, kalın camların ardında ‘arz’ olunan bir ‘şey’dir. O şeye sahip olmayı ister insanlar, hayvani bir kösnüllüğün tüketim arzusuyla.

Yalnızlık Cangılı
Kapitalist epistemolojilerin yarattığı mantık, yaşamı kapital bir emtia olarak görme ve onu mal/meta yerine koyma fikrini meşrulaştırır. Yüreğin en ince işçiliği olan aşk da nasibini alır bundan. Pazardaki yerini almıştır insanlık. Oysa piyasa ekonomisinin özünde, insan sermayeye değil, sermaye insana sahiptir. Bu, karşılıklı bir mülkiyet ilişkisidir. Mülk edinenin, dolayımlanarak mülk-nesne haline gelmesidir. Ne ki aşk, nesneleşemez ve bunu kendi dışına iter. Nesneleşme yalnızlaşmayı dayatır. Ve fakat gerçek aşk, âşık olunanı kendi aşkıyla baş başa bırakmamaktır aynı zamanda. Âşık olunanı çekip almayı, yani iki kişilik bir bütünlüğe çekmeyi ve onun acılarını, korkularını hafifletmeyi hedeflemelidir aşk. ‘Haysiyetsizliğin haysiyeti’ gibi bir kavram olamayacağından, tekillenen veya günümüz burjuva kültüründe karşılıksız çeklere dönüşen aşklar, o oranda acizdirler. O bir yalnızlıktır aynı zamanda ama en kirli yalnızlıktır; zira ötekini de ötekileştirerek yalnızlaştırır. “Bütün renkler kirleniyordu / birinciliği beyaza verdiler” türünde bir çarpıcılıkla. Mevcut düzen, bu vahşi sömürü düzeninin ilişkiler ağı, onun her ilişkilenimi ve üst yapısal endüstriyel kültür salınımı; yalnızlık üretir. Yabancılaşmayla yoğrulan bir yalnızlık. Herkes yalnızdır ve dayattığı, ağdalı bir yalnızlık cangılıdır. İnsani, sevisel, aşksal varsıllığı dıştalar düzenin kurulumu, devamlılığı ve sonuçsallıkları. Düzen içi aşk yanılsamaları… Mış gibi yaşananlar… Meta arz-talep- kârlılığı… İnsanın insana ve fakat ille önce insanlığına ihanetini dayatır.

Mideye asla inmeyecek bir yemeğin, kursakta düğümlenmişlik duyumsanması ve insanı boğumlayan bir aşağılanma. Budur aşk diye sunulan. Burjuva kültür endüstrisinde çerez niyetine paketlenmiştir ‘aşk’. Bu ağdalı tüketim faşizminde, aşkın tüm hisse senetleri halka arz olmuştur artık.

Sonuç olarak, ‘şey’leşmeye direnen; cesaret, kararlılık, koca bir yürek, devrimci bir sahiplenme ve kahramanlıkla kuşanan ve ilkin kendini örgütlemiş özgür bireyin, burjuva paradigmanın hâkim olduğu bir dünyada felaketi tercih etmekten başka yolu yoktur. Bu da ‘suç’ işlemeye cesaret etmekten geçer. Çünkü o paradigmaya göre, gerçek aşk bir suçtur. Mamafih, kapitalist sömürü düzenine, neoliberalizme ve bu her ikisine de içkin olan faşizme karşı çıkılmadan gerçek aşka sahip çıkılmaz. “Toplumda aşk eğer daha iyi bir toplumu temsil edecekse, bunu huzurlu bir gettoya çekilerek değil, bilinçli bir karşı duruşla yapabilir ancak. Dolaysızlığın dolayım ve ekonominin her yerde kendini hissettiren ağırlığı altında ezilmesine izin vermemek anlamına gelir aşk ve böyle bir sadakat içinde kendisi de dolayımlanarak inatçı bir karşı basınca dönüşür” diyor Adorno. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; her şeyin en iyisi aslolanı ise hiçbir şey o aslolanın yerini dolduramayacaktır. O aslolan gerçeklikse şayet, şüphesiz haklıdır Adorno. Çünkü gerçek aşk antikapitalisttir. İncelikli bir itiraz, bir karşı duruştur aşk.

Bedeli çarmıha çekilmek olsa da, unutulmamalı ki mutlu zamanlar tarihin boş sayfalarıdır ve geçmişten beri çarmıha çekilen her asi, doğmaya çalışan insanlığın habercileridir.

* Kısa yoldan sözcüklerle örüntülemeye gayret ettiğimiz sadece düz mantığın, düz tabanlığın, dar kapsamlılığın ötesinde bir şeylerin ortaya dökülebilmesidir. Kimilerine fazlaca karışık, alacalı bulacalı gelen iş bu meram sahanlığının derlemeye gayret ettiklerine ek kabilinden Birgün Gazetesi'nin 31 Temmuz tarihli nüshasında yayınlanmış "Tek Yol Felaket" başlıklı Burak KAYAOĞLU ve Yalçın HAFÇI imzalı makaleyi, yazarların ve ilgili gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #359 (18.07.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Tek Yol Felaket - Burak KAYAOĞLU & Yalçın HAFÇI - Birgün
Artık Demokratiğiz! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
“Kendi Çapında Olağanüstü Bir Durum… Süreç Mecrasına Girdi” - Seyfi ADALI - Sol Defter
Siz Hiç Barış Uğruna Öldünüz Mü? - Serhad ÖZGÜR - Atılım
'İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek' Sloganına 10 Ay Hapis Cezası - ANF
Medyanın Savaşı - Selim TEMO - Başka Haber
Kontrollü Sindirme! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Nefret Mühendisliği - Akın OLGUN - Birgün
Aferin Yılmaz Özdil’e! - Işıl CİNMEN - Bianet
Senin Neslin - Halil TÜRKDEN - Jiyan
Neslin Batsın - Sokaktaki Adam - Komünal İşkembe
Nesline, Sana ve Sapık Fikirlerine 'Siktir Git' Demekten Başka Çarem Yok - Koala - Futbol Ezilen Halkların Mutluluğudur
Samast'ın 'Diyalektik'e Sürüklenişi - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
‘Suça Sürüklenen Çocuk’a 22 Yıl Hapis Çıktı - Kronik Muhalif
Katiliz Katilsiniz Katiller - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
Manşetin Gölgesinden Bezirgan Saltanatına - Mustafa KARA - Evrensel
Barış Bir Yana, Savaşı Bile Bilmemek! - Umur TALU - Habertürk
Ayıp Ediyoruz! - Nuray MERT - Milliyet
Yeni Türkiye'nin Çölaşanları - Hamza AKTAN - Kişisel Blog / BiaMag
'Buralılar' Önce 'Burayı' İmha Eder - Bülent SOMAY - Radikal
Karakolda İkinci Festus Okey Olayı! - ANF / Jiyan
Tarlabaşı Düşmeden Az Önce..! - Rawin STERK - ANF
roj buna te kutlu olsun!... - Veli BAYRAK - Evrensel
"Bilinçli Olarak Ölüme Terk Edildi" - Bianet
Değişik Beyanatlar Ülkesi - Kaan SEZYUM - Radikal
Dondurma Tezgahı ve Yumurtalı Ceket - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Herkes İçin Ortak Bir ‘Öcü’ Yaratmak - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Biz Ne Yaptık? Ne Yaptık Çocuklarımıza? - Balçiçek İLTER - Habertürk
Öldürülen Kürt Çocuklarının Listesi - Rewşen
Ölümün Öldüğü Yerde... - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Ateşten Bir Yaz - Haydar ÖZKAN - Atılım
Savaşma Konuş - Mehveş EVİN - Milliyet
Burkay: Açılım Sürecine Destek İçin Geldim - ETHA
Liberaller Kürtleri "Bidon Kafalı" ya da "Göbeğini Kaşıyan" Sanıyor - Özcan ÖZEN - Sendika.org
"Kendilerini Yakmadılar, Teslim Olacaklardı" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
TAYAD'lılara Yeni Saldırı - Alınteri.net
Cumartesi Anneleri Ferhat Tepe'nin Faillerini Sordu - Evrensel
Kritik Bir Dönemeç Daha - Yetvart DANZİKYAN - Agos / Başka Haber
'90'lara Mı Dönülüyor?' - ETHA
Erkek Hükümetin Erkek Bakanlarından Vecizeler! - Bilgi TAĞAÇ - Atılım
6 Ayda 105 Şiddet Kurbanı - ANF
Şiddet Bir Toplum Kırımcılıktır - Dr. Arslan ÖZDEMİR - Özgür Gündem
Casper İşçilerinin 21 Şubat – 29 Temmuz 2011 Mücadele Deneyimi: Yasal Tazminat Hakkı Bile, Mücadele Ederek Kazanılıyor! - Sol Defter


D33J Artist Page At Facebook
D33J - Tide Songs EP Review By Mike WASH via Live For The Funk
D33J Üzerine Kıssa - Burutay - Küçük Tansiyon
RL Grime Official
RL Grime Artist Page At Soundcloud
RL Grime Interview & Official Mix By Mike WASH via Live For The Funk
J-One Artist Page At Facebook
J-One Interview & 45hzMix010 via 45hz
J-One Fragments Informative By Tom SPITERI - Tom's Blog
Machinedrum Official
Machinedrum At Twitter
Machinedrum - Room(s) Album Review By Jordan ROTHLEIN via Little White Earbuds
Blue Motion Artist Page At Soundcloud
Blue Motion - Stay Forever Album Informative via Influenza Media
Blue Motion By Gideon THOMAS via Knowledge Magazine
Kraaska Artist Page At Soundcloud
Kraaska At Promo DJ
Asymmetric / Limit At Myspace
Asymmetric / Limit At Promo DJ
Limit & Asymmetric & Kraaska-Long Road EP Official Download Page via Plush Recordings


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hands - Dror MILER
Dror MILER's Flickr Page

>>>>>Poemé
Asılmışların Baladı - François VILLON

Olmayın bu kadar katı yürekli,
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer;
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş tüyüyle beslenen şu bedene
Bir bakın, dağılmada günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize;
Gülmeyin, dostlar, bu hale düşene;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Biz de böyle olmuşuz n'eyleyelim,
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
İsa Peygambere dua edin de
Yanmak cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandık yunduk;
Kurda, kuşa yedirdik kaşı gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kâh şu yana, kâh bu yana
Esen rüzgârla sallana sallana...
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Dilek

Büyük İsa, cümlenin efendisi!
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrıdan mağrifet dileyin bize.

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, July 24, 2011

Deuss Ex Machina # 359 - tarjoile palvelijat

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_359_--_tarjoile palvelijat

18 Temmuz 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Frederic Robinson-Mood Swings (Brownswood Recordings)
>2<-DJG-Automatic (Brownswood Recordings)
>3<-ASC-Stutter (Exit Records)
>4<-ASC-Leviathan (Exit Records)
>5<-Ink-Hidden Dreams (Renegade Hardware)
>6<-Ink-Dreamworld (feat BTK) (Renegade Hardware)
>7<-Grifta-Remember When (Subcartel)
>8<-Grifta-Cross My Mind 2 (Subcartel)
>9<-DuoScience-Solitary (LuvDisaster)
>10<-DuoScience-You And Me (LuvDisaster)
>11<-Phors-Deep Inside (Fokuz Recordings)
>12<-Phors-All I Do (Fokuz Recordings)

(359)
tarjoile palvelijat

Klişe olarak adledilip de kenarda tutulanlar tüm totaliterliğin resmedilmesini mümkünatlar dahiline sokan önemli bir çıkarsamayı beraberinde kuşku taşıtmaz bir biçimde getiriyor. Vavelyalara karınlarını, çoktandır doyurmuş olanların arasına sızanların ne anlatıyorsunuz arkadaşım bu sıcağın ortasında dediğini işitmek de mümkün oluyor ha keza, pekala. Koyverelim gitsin, ipin ucunu nasılsa kaybettik, düğümlerin kördüğüme evrilmesine mütemadiyen alıştık, sorguların sorgulatılan tarafından yönlendirilen kirli ayak oyunlarıyla trajediye dönüştürülmesini kanıksadık, aleni olanın kilometrelerce öteden boy vermesine karşılık sığlıkları aşmak bir yana suyun kıyısında girsek mi girmesek mi bu konulara diyerek kendimizi iki adım ileri bir adım geri tutmaya alıştırdık.

Bir kaşık suda ciddi ciddi boğulur muyuz endişesine müşkülpesent bir şekilde, kayıtsız şartsız biat etmenin ne demek olduğuna vakıf olduk. Hep öyleydik, hep böyleydik diye diye sonunda dikili ağaçlarımızda filizlenmesini beklediklerimizin birer birer çürümesine şahitlik etmenin ne bizlere faydasının dokunacağının, ne de bizlere şu anki gifit tablonun içerisinde nefeslik bir pay çıkarsamayacağının anlaşılır kılınmasına karşın kuma gömülü devekuşları misali (hayvanlara haksızlık etmeyiverelim biz yine de) bodoslama sahneden sıyrılmak için türlü çeşit nedenler öne sürümekten de geri kalmadık. Afaki bir zamanın çemberinde, daraltılmış kalıplarında varsa yoksa endişe tahlillerinin ötesine geçemedikten sonra neye yarayacaktır bütün bu dertlenmeler diye düşünmekteyiz. İlla billa yeminler, antlar içilerek oluşturulması için teşne olunan çözümleyicilik ekseninde ne kadar geri planda sabitliklere bağımlı kalınıp, tek tek basaraktan aynı indirgemeci ruh hallerinde günü de, memleketi de bugün de kurtardık çok şükür diyenlerden mi olacağız? Hiçbir halt olmasa da günü kurtarmanın dayanılmaz çekiciliğine kaptırıp, o inanmak konusunda zerre tereddüt etmediğimiz! muktedir masallarında avunmaya devam mı edeceğiz?

Aksi bir durumda hücceten yoklamada eksik mi sayılacağımız rivayet olunmaktadır ki, bu kadar ağır kokuşmuşluk, derinden çürüme, tebliğ edilip durmaktan yorulunmayan ötekileştirme, had bildirme sanatının sopalı, değnekli biçimleri, gösterilerinde yine aynı mahzunluğa sığınmamız dikte ettirilmektedir. Ettirilecektir. Harika, muhteşem, pek fena değiller diyarında yaşamıyor olduğumuzu idrak etmek bu kadar mı zordur? Zorlukla aşılması gereken bir deneyimlemedir. Anlamak, anlamlandırmak için müneccim olmaya gerek olmayanı, gereksinim duyulmayanı idrak edebilmek neden hala zordur? Nedenlerin tükenmediği, ama ve fakatların limitlerinin artık tavan yapmış olmasına karşın bir türlü sonlanmadığı, keskinliğin her dokunduğunda artık iyiden iyiye acı veren hallerinin açmakta olduğu yaraların derinliği, yıkımı bu kadar kesin ve net iken nefret söyleminden tutun da kıdem tazminatının geleceğimizden çalacaklarına kadar pek çok önemli konunun nasıl da gündemden düşürüldüğünü, düşmüyorsa da unutturmak için bir yeni patlama anının tesis edildiğini görebilmek bu kadar mı zordur? Ne zordur ne değildir? Kelimelerin sığınağında yüklenmeye gayretkeş olduklarımızı anlaşılır kılacak olanların adedinde mütemadiyen bir düşme, düzenleme ve engelleme sözkonusuyken nereden başlamak lazım gelmektedir?

Hangi doğruları savunabilmek ne tarz bir anlatıma nizam ve intizam içerisinde sahip çıkmalıyızdır ki başımızı beladan uzakta tutabilelim. Ya da bela olarak adlandırılanların nasıl da tartışılmaması için sürekli ötelenenler olduğunu işittirebilelim. Kakafonin ortasında, tamı tamına çiğ ıssızlığın yalandan yalıtılmış mabadında, küflenmeye yüz tutan vicdansızlık dolu galebelerde hep bu distur aklımıza düşmektedir. Düşüvermektedir. Hep bu kıssadan yola çıkarak şekillenmesine zamanı elden kaçırmadan, treni durağından uzaklaşmadan her durumda iş işten geçmeden bu kafaların içerisindeki birikimleri anlamak için daha fazla didinmekten geçtiği örneklenebilir. Totaliterliğin sözümona en hızlısı, en güzeli en şusu ve en busu bir yana istim üzerinde baş aşağı gittiğimiz demokrasi katarında nelerin bizleri beklediğini sorgulayabilmek için bir çıkışımız v denemek dışında yapabileceğimiz çok az şeyimiz vardır. Konuşabilmek ve mümkün olduğunca çok daha fazla sözün gücüne inanmak. Sebat edilenlerin, anlam katılanların birer ego tatmini, güzel sözlerle süslenmiş nasihatlarin olmadığını idrak ettirebilmekten geçtiğinin farkındalılığına ulaşmış durumdayız ve imdi biliyoruz. Yahut bilmeyenlerimiz kaldıysa öğreniyorlar. Önce onlar konuşsun, sonra bunlar devreye girsin, bilahare bir sonraki evrede de şu azınlıktakiler düşüncelerini açıklasınlarlar silsilesinin, düzen adı altındaki kesip biçiciliğin, hizaya sokuculuğun provakatif ayrışımların, sokakların merkezini kapsayacak hale evirenlerin ekmeğine yağ sürmekten gayrısını yapmadığı böylesine net bir şekilde ortaya çıkmışken hala ne değerlendirmesindedir, kimilerimiz?

Neyin değerlendirmesidir bir türlü sonu getirilmeyen işte hep korktuğumuz başımıza geliyor, bir deneseydik keşkelerin, gönderseydik bir kaçını dar ağacına söylemlerine sahip çıkmaya hazır ve nazır olanların sahnelemeye doyamadıklarını bir kere daha ikrar etmelerini kolaycıl kılmaktadır. Bu sahnelemelerin, efelenmelerin hemen peşi sırasından yapılan tahakküm ve can yakmaların ardından yaşasın kardeşlik kahrolsun anarşikler, yozlar, yozdiller vd. söylemlerin manşetlere taşıtıldığı, ekranlardan sunumlandırıldığı bir haleti-cinnet revamız değil. Hem de hiç değildir.

Provakatif söylence geleneğinin, ağızdan bolca salya akıtmalı kin güdücülüğün, iş işten geçip gittikten çoooook sonra devreye sokulmaya bin kıyamet sözde gayret edildiği, resmedilip durulan vicdan muhakemelerinin, içeriğini betimleyebilmek için pejmürdeliği kullanabileceğimiz aynı tornadan kesilmiş şeklinin de bir güzel karanlıktakilerce verildiğini bildiğimiz savaş çığırtkanlığının birbirlerinin peşisıra günceye dahil edildiği bir süreçteyiz. Tekinsizleştirilirken ıssızlaştırılan, korkutulup, öcülerden öcü beğendirilen, hemen her türlü bedbinliği ve fenalığı bu bi'alınyazısı bu sahte kederciliğinin vuku bulduğu anlara dair kesitler karşımıza çıkıyor.

Giriftlikten kurtulabilmek için mevlaya sığınılıyor. Döküm haline getirilmiş klişe cümleler biteviye çıkartılıp duruyor. Nicesinde yaşatılanların daim delip geçiciliği bir kenara pas edilip, terki diyar eylenip aynı harmandan bayat beyanatlarla gün kurtarılmaya, asayiş hala berkemaldir hikayesine teşne olunuyor. Neresinden tutarsanız orası elinizde kalıyor. Tespitler 'ya herru ya merru' denilerek buyurganlığını korurken, yıldırmalar için sessiz çoğunluğun bir türlü kapatılamamış yaralarını aleni bir biçimde kanırtmaktan da geri durulmuyor. Vicdan tahrif edile dururken kimliklerin, hala kimlerden olunduğunun hangi tarafa daha yakın durulduğunun beyanı talep ediliyor. Hiç yoktan ima ettirilirken, salınan korkulardan birisinin diğerine, ötekileştirilenlerin bendinde özyıkımların sağlayabilmesine çabalanılıyor.

Dört bir yandan, dört bir koldan ezberlenmiş olan klişeler içerisinde sözümona doğrucu davutluk sınavları yıllar yılıdır tüketilmeye doyulmazken, çarkın dişlilerine kaptırılmaktan zerre çekinilmemiş nasıl olsa garibanlar ve ağıtlarının sesleri buralarda yankılanmaz denilerek hakir görülmekte olan kendi öz çocuklarını heder edebilmek, bunu da istikrarla sürdürebilmek için diri tutuluyor bu şer söylemler. Dipdiri. Makus benzeştirmeler abanın altından diriltilen değnekler, sus konuşma sonu fena olurların bini bir paraya bu gri gündeme teşrif ediliyor. Ettiriliyor. Ulu orta nefessiz kalışımız, bir taraf bile olsanız da acıların, zincirleme yıkımların birbirlerine bağdaşık bir şekilde çoğaltılmasına karşı sade ve sadece sözcüklere sığınabilmek (yinelemekte inatla! fayda var) reçetemiz.

Anlamlandırmaktan çok yaftalamanın, izandan çok yıkımın, sulhten çok didişmenin, arsızlığın ve dozu sürekli çoğaltılıyor olsa da lazımgelen buyurganlık ve dayatmaların değil eşitliğin ve empatinin gerekliliğini ortaya çıkartacak sözcükler olduğunun altını bir kere daha çizmeliyiz. Laf olsun torba tepelemesine dolsun diye değil, layığıyla yüzleşilmesi gerekli olanlara sıranın artık gelebilmesi, getirilebilmesi için. Üzeri fırsat bu fırsattır denilerek unutturulmaya yüz tutulmuş, zincirlere, zindanlara mahkum edilmiş muhalifliğin layığı olan adalet ve özgürlüğün temini, tesisi için. Halkların seçmiş olduğunu, muktedirce önemsenmeyip hakir görülmeye, sahanın dışında tutulmaya çalışılanlara, yokuş aşağı inatla inatla çekiştirildiği kaotizmden uzak kalarak bilinmesi gerekenleri meclise taşıyacak olan vekillerin, vekillerimizin durumunu fark ettirebilmek için. O vekillerin bu durumundan istifade ederek salt kendilerine prim yapmaya, mevkiilerini sağlama almaya gayret eden borazancıbaşı, koşa koşa muktedir tasdikçisi emir erlerinin tantanalarının değil gerçek iradenin temsiliyetinin mümkünatlar dahilinde olduğunun bilinebilmesi için. Gencecik bedenlerin, resmen anlamlandırılmasına gerek bile duyulmayacak kadar hicap duyulası bir savaş iklimi içinde göz göre göre birbirlerine kırdırılmasının, akan kanların ve akıtılacak nicelerinin, yitirilen ve yitirilecek nice canların; yıllar yılıdır süregiden didişmenin, kulak vermektense olan bitene bir dur diyebilmek yerine, savaş çığırtkanlığının fiştekleyicisi fenalık lobilerinin silahlarına para yetiştirmye gayretkeş olanların haksız yersiz ve yok yere yükümüz haline dönüştürdükleri bu yıllar yılıdır sürdürüleduran utanç tablosunu artık taşımayacağımızı idrak edebilmeleri için.

Barışmanın, birleşmenin, kalıbına ve zamanın getirdiklerine göre sahte şekillendirilmiş bir baba devletlu teberrusu, ulufesi, dağıtımı değil halkların ortak temenni ve çabalarıyla sağlanabileceğinin bir kere daha örneklenebilmesi için. Kelimeleri bir kenara koyduğunuzda ortalığın toz ve dumandan ve arsızlıktan başkasına kalmayacağını bir kere daha bildirebilmek için. Kelimeleri çekip çıkarttığımızda balık hafızasında değme alakasız vakitlerde boş yere ötüp duran, zihnine düşenlere kafayı takan hemencecik unutuverenler olmadığımızı işittirebilmek için....

>>>>>Bildirgeç
"Yeni" Milliyetçi Zihniyet - Foti BENLİSOY*

İki üç ayda bir Kürt meselesinde bir dönüm noktasına gelindiği, şu ya da bu gelişme nedeniyle tarihsel bir kavşakta bulunulduğu tespitlerinde bulunmak adeta adetten oldu.

Bir gün artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı belirlemesi yapılırken hemen ertesi gün mesela 1990'lara döndüğümüz/dönebileceğimiz söylenebiliyor. Hemen hemen her siyasal dönemeçte bir milat keşfetme telaşı içerisinde o gündemden bu başlığa sürükleniyoruz.

Önce mesele çözüldü, barış geliyor artık diye sevince boğuluyor, hemen akabinde savaşta yeni ve daha kanlı bir evreye girildiği tespitiyle hayıflanıyoruz. Referandumda milliyetçiliğin yenilgisinden bahsedilirken az zaman sonra da milliyetçilik hortladı deniyor.

Hasılı ifratla tefrit arasında gidip geliyoruz. Silvan'daki çatışmanın hemen akabinde yaygınlaşan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) binalarına hücumlar ve Aydın'ın Germencik ilçesine bağlı Bozköy'de bir inşaatta çalışan Kürt işçilere saldırılması gibi hadiseler elbette ciddiye alınması gereken bir eğilimin ifadesi.

Ancak zombi misali hortlayan bir milliyetçilik değil bu; milliyetçilik bir yere gitmemişti ki geri dönsün. 1990'lara geri döndüğümüz yok; karşı karşıya bulunduğumuz şey keşke geçmişten kopup gelen bir hayalet, bugünle ilintisiz maziden bir ses olsaydı.

Bilakis, söz konusu eylem ve saldırılar, son on beş yılda belirmiş ve kalıcılaşma, hatta yaygınlaşma istidadında olan bir eğilimin, Kürt meselesi bağlamında Türk milliyetçiliğinde yaşanmakta olan bir dönüşümün son örnekleri olarak görülüp değerlendirilmeli.
Asimilasyondan dışlamaya

Aslında geçmişin klasik asimilasyoncu-inkârcı devlet söylem ve pratiği, yani Kürtlerin bir halk olarak varlığını reddeden ve en iyimser durumda onları, "müstakbel Türk", yani ileride Türk milletine asimile edilebilecek bir kitle olarak gören çizgi, toplumsal düzeyde bir Kürt karşıtlığının oluşmasının önüne ciddi sınırlar dayatıyordu.

Kürt adıyla maruf müstakil bir halk ya da topluluk varolmadığına göre Batı'da savaşın yarattığı öfkenin yönelmesi muhtemel "şer odakları" olsa olsa "teröristler" ya da "dış mihraklar" olacaktı. Savaş, Türk milliyetçiliğinin popülerleşmesi açısından pek bereketli bir zemin yaratsa da bu dönemde bir bütün olarak Kürtleri hedefleyen açıktan ayrımcı-dışlayıcı bir milliyetçi söylem oluşmadı, popüler olmadı.

Son yıllardaysa bu hususta ciddi bir kırılma yaşanıyor: Kürt denilen ayrı bir etnik grubun varlığı giderek kabul gördü; eskinin "dağ Türkleri" tarzı argümanları alay konusu haline geldi, bütün itibar ve değerini yitirdi.

Bu elbette tek başına ele alındığında sevindirici sayılması gereken bir gelişme. Yani Kürt denilen ayrı bir topluluğun olduğu ve bu nüfusun kendine özgü talepleri bulunduğunun zımnen de olsa kabulü ve hatta bu taleplerin tartışılır hale gelmesi elbette sevindirici.

Ancak paranın bir de öteki yüzü var: Kürtler toplumsal düzeyde ayrıksı bir grup olarak tanındıkça, toplumsal öfkenin yönelebileceği potansiyel bir "hedef" haline de gelebiliyorlar.

Yani eğer mesele dış mihraklarca kışkırtılan ''terör odakları''nın işi olmaktan ibaret değilse ve Kürtlerin siyasal-toplumsal taleplerinin sonucuysa bu durumda savaşın yarattığı bezginlik ve tepkilerin yönelebileceği hedef ya da klasik tabirle "günah keçisi" de pekâlâ topyekûn Kürtler haline gelebilir.

Ülke genelinde güçlü bir savaş karşıtı hareketin bir türlü inşa edilememesi bu hususta ciddi bir zaaf teşkil ediyor. Etkili, kitlesel ve toplum nezdinde görünür bir barış hareketi pekâlâ Türkiye toplumunu Kürtlerin taleplerinin meşruluğu hususunda iknaya dönük ciddi bir mesai harcayabilirdi.

Böyle bir odağın yokluğunda, elbette uygun koşulların şekillenmesi halinde, kitlesel düzeyde bir Kürt karşıtlığı yaygınlaşabilir. Son yıllarda, bilhassa zorunlu göçe tabi tutulan Kürtlerin yoğun olarak meskûn olduğu yerleşimlerde, hatta Kürt mevsimlik işçilerinin çalıştığı yerlerde yaşanan bir dizi "linç" vakası ve saldırı, böyle bir toplumsal potansiyelin varlığı konusunda yeterince bilgi ve kaygı veriyor.

Bu tarz vakaların devlet katında tertip edilen "operasyonlar" olma ihtimali ya da mesela Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gibi güçlerce kışkırtılması burada çok önemli değil. Bu tip saldırıların arkasında büyük siyasal tertipler aramak, bu olayların cereyan etmesine olanak veren toplumsal gerçekliği idrak etmemizi önleyebilir aslında.

Toplumsal olayların ardında illa ki bir "master plan", bir büyük tasarım aramaktan ziyade bunların hangi dinamikleri açığa çıkardığı üzerine düşünmek daha önemli değil mi?

Bilindiği gibi, 1990'lı yıllarda gerçekleşen zorunlu göçün en önemli sonuçlarından biri, neoliberal politikaların emek piyasasında ve kentsel alanda yarattığı dönüşümlerle paralel olarak, göç edilen kentteki gündelik deneyimlere dayanan, aynı zamanda milliyetçilik ve ayrımcılık dilinden beslenen yeni türde bir kültürel ırkçılığın belirmesi oldu (Cenk Saraçoğlu'nun konu hakkındaki kayda değer çalışması Şehir, Orta Sınıf ve Kürtler'e geçerken atıfta bulunalım).

Siyasal alandaki genel milliyetçi söylemden beslenen bu kültürel ırkçılığın kendine has bir dinamiği de vardı. Yani savaşla dolaşıma giren milliyetçi söylem kadar neoliberalizmin göç ettirilen Kürt nüfusun kentsel doku içerisinde iktisadi-sosyal düzeyde içerilmesine ciddi sınırlar dayatmasının (yani Kürtlerin şehirlerde iktisadi-toplumsal anlamda dışlanırken "etnikleştirilmelerinin") bir sonucu da Kürt karşıtı bu dışlayıcı algı ve pratiklerdi.

Yukarıda kısaca anılan hususları uzun uzadıya tartışmanın yeri burası değil elbette. Burada önemli olan, son on, belki on beş yıl içerisinde, popüler muhayyilede olduğu kadar devlet katında da, bir dizi nedenden ötürü Kürtlerin Türkleşme, yani Türk milleti bünyesinde erimeleri kapasitesine dair inancın eski gücünü kaybetmeye başlamış olması.

Mesut Yeğen'in hatırlattığı üzere, Türklük dairesine dahil edilme potansiyellerinin zayıfladığı düşünülen Kürtler için 2005 Newroz'u sonrasında bizzat askeri otorite tarafından "sözde vatandaşlar" tabirinin kullanılması, işte bu algı değişiminin devlet ricali nezdindeki tezahüründen başka bir şey değildi.

Dolayısıyla son günlerde yaşanan Kürt-BDP karşıtı saldırılar, bazen kendini bu tip hadiselerde açık eden, çoğu zaman da bir dip akıntısı olarak varolan ve Kürtleri kategorik olarak Türklüğün dışında ve Türklüğe karşı olarak tasavvur eden bir "yeni" milliyetçi zihniyetin ürünüydü.
Harp yorgunluğu ve milliyetçilik

Aslında son zamanlarda, savaşın sürmesine tepkilerini bir biçimde ifade etmeye çalışan, yakınları olan askerlerin ölümünü milliyetçi kalıplarla açıklamakla yetinmeyen, yetinmek istemeyen insanlara da şahit olduk.

Alttan alta genç insanların bu savaşta neden kaybedildiğine dair bir hayıflanma, hatta sorgulama da yayılıyor bir taraftan. Genelkurmay tam da bu gizli, henüz açığa çıkmamış, daha kendi dilini bulamamış "muhalefet"le karşı karşıya geldiği için bölgede giderek daha fazla profesyonel kuvvetlerle iş görmeyi amaçlıyor.

Belki biraz abartarak da olsa "harp yorgunluğu" olarak adlandırılabilecek bir halet-i ruhiyenin temayüz ettiği söylenebilir.

Ancak böyle bir yorgunluğun, savaşın uzayıp gitmesinden doğan hoşnutsuzluk ve bıkkınlığın illa ki barış yönünde gelişeceğini düşünmek saflık olur.

Dikkat etmekte yarar var: Bu sessiz, dilsiz hoşnutsuzluğu, bu gizli "muhalefeti" açığa çıkarmak ve ona siyasal dil vermek noktasında barış hareketinin başarısız kalması, başka koşullarla birleşince tam aksi istikamete doğru da yönelebilir.

Yani savaştan doğan bıkkınlık ve memnuniyetsizlik, pekâlâ savaşı "hepten" bitirmeye, daha doğrusu savaşılan muarızı toptan ortadan kaldırmaya dönük "topyekûn çözüm" arayışlarını da kışkırtabilir.

Devletin savaşı bitirmede aciz kaldığı koşullarda "millet" bizzat kendisi çözüm aramaya, daha doğrusu "çözümü" üstlenmeye girişebilir. Hele hele yukarıda anılan türde açıkça Kürt karşıtı bir milliyetçi tahayyül gelişirken...

Yanlış anlaşılmasın; Türkiye'de elbette "düzenin bekçileri" böylesi bir tercihte bulunmuş değil; bilakis Kürt karşıtı milliyetçi-dışlayıcı pratik ve söylemler devlet katında ancak zaman zaman ve kontrollü bir biçimde devreye sokulabilecek bir mobilizasyon aracı olarak gündeme getirilebiliyor.

Dolayısıyla son yıllarda yaygınlaştığını, taban bulduğunu gördüğümüz Kürt karşıtı ayrımcı-dışlayıcı söylem ve pratiklere devlet ricalince yol verilmesi henüz gündemde değil.

Ancak bu hususta iki noktayı da akıldan çıkartmamak gerekiyor: Birincisi toplumsal düzeyde "tutan" dışlayıcı-ayrımcı pratikler zamanla kendileri bağımsız bir dinamik yaratıp siyasallaşacakları, yani birleşip kolektif bir güce dönüşecekleri bir kanal oluşturabilirler (şimdilik açıkça Kürt karşıtı bir milliyetçilik siyasal planda daha çok münfesih Hak ve Eşitlik Partisi [HEPAR] ve Ulusal Parti gibi kanallarda ifade buluyor).

İkincisi, uluslararası sistemin giderek militarize olduğu ve kırılganlaştığı bir dünyada yaşadığımızı, bu anlamda da bugün makul ve olasılık dahilinde görülmeyen "çözümlerin" bir anda "gerçekçi" addedilebileceği bir noktaya varabileceğimizi, böyle bir ihtimalin varlığını akılda tutmalıyız.

Mandela-Öcalan kıyası dolayısıyla Güney Afrika örneğini tartıştığımız kadar mesela Sri Lanka'da Tamil ayrılıkçılığının daha iki sene önce nasıl kanla bastırıldığını da akılda tutmalıyız. Bu anlamda mesela Avrupa Birliği (AB) sürecinde eski tipte tedip ve tekil uygulamaları geçerli olamaz türünde bir inanç safça, dahası yanıltıcıdır.

Kısacası, her şey olduğu gibi kalır ve gittiği gibi giderse Kürt sorununun bir zaman sonra ister istemez çözüleceği, milliyetçi saldırıların ancak arızî, hatta geçmişte takılı kalmış (90'lar) reaksiyonlar olduğuna dair kanaat, eğer samimi bir iyiniyetin ifadesi değilse, tehlikeli ve dahası nihayetinde muktedirlerin elini kuvvetlendiren bir fikri tutumdur.

Rehavete kapılacak zaman değil. Soruna dair herkesin kendi meşrebince bir "çözümü" olduğunu, barışın devletin eski-yeni sahiplerine bırakılamayacak ciddiyette bir mesele olduğunu bir an aklımızdan çıkarmamalıyız.

Barış hareketinin yaratacağı basıncın eksikliğinde, yukarıdan icazetle, "hikmet-i hükümet" temelinde şekillenen "çözümün" en iyi ihtimalle temelleri zayıf, kapsamı dar olacak; çok şey değişiyor görüntüsü altında mümkün mertebe her şeyin eskisi gibi kalmasına dönük bir "çözüm" olacaktır.

Hasılı, barış için mücadele etmeye, dün olduğu kadar, belki dünden daha fazla muhtacız bugün.

* Kısa yoldan sözcüklerle örüntülemeye gayret ettiğimiz sadece düz mantığın, düz tabanlığın, dar kapsamlılığın ötesinde bir şeylerin ortaya dökülebilmesidir. Kimilerine fazlaca karışık, alacalı bulacalı gelen iş bu meram sahanlığının derlemeye gayret ettiklerini, daha düzgün ifade eden, çözümleyen bir makale olan "Yeni" Milliyetçi Zihniyet ile Foti BENLİSOY'un kaleminden aktardıklarını yazarın ve Bianet'in anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz. İyi okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #358 (11.07.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
"Yeni" Milliyetçi Zihniyet - Foti BENLİSOY - Bianet
90'lara Dönüş Endişesi - ETHA
Oğullarını Uğurlarken Yaşlanan Ülke... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İç Savaş Eşiği - Özgür MUMCU - Radikal
Ayık Da Bedenini Ateşe Verdi - Veysel ŞİMŞEK - Cüneyt DURAN - Özgür Gündem
Sırrı Süreyya Önder Faşist Saldırılara Karşı Zeytinburnu’ndaydı - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Zeytinburnu’nda Kim Neyi Deniyor? - Seyfi ADALI - Sol Defter
Gülen Cemaati Polis Eliyle Resmen Savaşa Katılıyor... - Mehdi ATAY - ANF
Vatan Sağolsun! - Bülent KALE - Kronik Muhalif
Gerçekçi Olalım, İmkânsızı İsteyelim! - Nuray MERT - Milliyet
Müziğimiz - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Nefret Suçu - Balçiçek İLTER - Habertürk
Siz Hiç Adam Oldunuz Mu? - Barış İNCE - Birgün Pazar
Az Sonra: Dev Ekranda Linç Keyfi - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
O Konserde Neler Yaşandı? - Karşıt Görüş - Habertürk
Türkçe Ağlanan Kürtçe Şarkılar... - Onur CAYMAZ - Birgün Pazar
Suyun Kadını Aynur ve 'Saçma' Hassasiyetlerimiz - Hıdır TOK - Başka Haber
“Bildiğin Gibi Değil” Bilmek İstemediğin Gibi! - Bülent KALE - BiaMag
90'lar Mı Dediniz? - Çağla GÜR - Radikal 2
Bildiğin Gibi Değil - Hasan CEMAL / Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
TMK Mağdurları: Sorunlar Bitti Mi? - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel
Diyarbakır’dan Silvan’a… - Fatih YÜCEDİL - Jiyan
Silvan'ın Ardından Devletin Yükümlülükleri - Esra DEMİR - Bianet
Silvan’dan Sonra: Ne Yapmalı? - Ruşen ÇAKIR - Vatan
Taksim Barışa Durdu - ETHA
Selahattin DEMİRTAŞ: Özerklik Savaş Değil Barış İlanıdır - Mehveş EVİN - Milliyet
''Demokratik Özerkliği Selamlama''ya Müdahale - Nail KARAYEL - Bianet
Yemin - Gün Zileli - Aşk ve Devrim
Gün Zileli: “Taraf Yutturmaya Çalıştığının Aksine Statükocu Bir Organ” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Türkiye Nasıl Değişmez? - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
Kürdistanileşme - Remzi GÜÇLÜ - Atılım
Mutlu Türk - Nuray SANCAR - Evrensel
Hangi Değerler - Soli ÖZEL - Habertürk
Soyadın Türkçe Değilse Bölücüsün - Funda TOSUN - Agos / Nor Zartonk
Süryanilere İsim Hakkı - Gündüz VASSAF - Radikal
“Vatandaş Türkçe Konuş” - Alper Tolga AKKUŞ - Yeşil Gazete
Zamanların En İyisi, Zamanların En Kötüsü - Ergin YILDIZOĞLU - Sendika.org
Yeni Dönem ve Devrimciler... - Fatih ÇELEBİ - Red
İsyan Çıkması Gerekirdi Ama... - Ruken ADALI - ANF
Kadın Vicdani Ret - Mutlu TÖNBEKİCİ - Vatan
Vicdani Ret Hakkı ve Yalnız Ülkemiz - Tolga ŞİRİN - Radikal 2
Erkek Egemenliği Bir Klişe Midir? - Bülent SOMAY - Radikal
Tekel Eyleminin Anlattıkları - Mehmet Atakan FOÇA - BiaMag
Yeşil Kundura'da İşten Çıkarılan İşçiler Direnişte - ETHA
Kürt Yangınında Kıdem, Badem… - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Kıdem Tazminatı AKP-Sermaye Kıskacında - Salih ÖZ - Sendika.org
Kıdem Tazminatına Bakış - Yiğit ATAK - Jiyan
Kıdem Tazminatı, İşçinin Kırmızı Çizgisidir - Murat IŞIK - Özgür Gündem
Kıdem Tazminatının Kaldırılmasına, Esnek-Güvencesiz Çalışmaya, Kiralık İşçiliğe Karşı Birleşik Mücadeleye! - Sol Defter
AKP Uyardı: Küresel Kriz Kapıda, Türkiye De Etkilencek - T24
Futbol... Şike... Çürüme... - Başyazı - Atılım
Bir Gün Herkes 15 Dakikalığına Mağdur Olacak... - Başar BAŞARAN - Birgün
Bu Yazı Canınızı Sıkabilir - Ahmet ŞIK - Tutuklu Gazete / Sendika.org
Acı Bayram - Zülal KALKANDELEN - Cumhuriyet - Zülal Kalkandelen.com
Türk Medyasının 11 Eylül’ü! - Umur TALU - Habertürk
Sözü Güzelliklerden Açmak - Sennur SEZER - Evrensel
ülkemin gelişmesine karşıyım - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu


Frederic Robinson Artist Page On Facebook
Frederic Robinson At Soundcloud
DJG Official
DJG Artist Page On Facebook
Brownswood Electric 2 Informative via Gilles Peterson Worldwide
ASC Official
ASC Interview By Andrew RYCE via One Thirty BPM
ASC SSG Special Mix For Mnml Ssgs
INK - Last Scroll Album Informative via Renegade Hardware
INK - Renegade Hardware Podcast #4 via Soundcloud
INK Interview By Sophie BERRY via Knowledge Magazine
Grifta Artist Page On Facebook
Grifta On Twitter
Grifta - Lost Tapes Informative via Fresh Habits
DuoScience Artist Page On Facebook
DuoScience At Soundcloud
DuoScience Informative via LuvDisaster
Phors At Soundcloud
Phors - Deep Inside Of Me EP Informative via D&B Arena

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo - Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm - Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Bl - Woodcum
Woodcum's Flickr Page

>>>>>Poemé
Oğlumun Gölgesi - Selim TEMO

yelken gibi şişti rüzgâr yüzüm oyuk oyuk
kırgınım ölüden kalan giysiler içinde erselik
bir meme mi bu dikelen gece şu saatte hâlâ
hapşıranlar olmalı kendini düşe sayan unutan
büyük kibire atanan cüce bir memur tımarlı
rakılarla korkunç bir sataşma mübaşir çağırmadı
demek ben de masumum

kuluncu alınmış bir zaman daraltılmış pantolonlar
içinde semiz şehrin virgülleri yok hazır
düşler satılan çarşılar kapalı burada artık
hiçkimse’nin külüyüm anlamsız zayıf kederli
göğsüne yarayla başladı oğlum nasıl üzgünüm
kollarım açık belki ben de çarmıhım ağzımda unf
çarh gibi tuhaf sözcükler sanki bir göl tercümesi
şitâb hattâ hab gibi sesler çıkar ulurum

soluk derler ona hadi oğlum bir tarihi var onun

biri elma soyacak durup bana bakıyor yanlış
diyorlar ordan yanlış kuş kanatla yazılır dışarda
ağır aksak bir dışar asılmış bir pencere çok sakallı
bir ay süt gibi gerçek şeylerden konuşmalı âh
ölüyle geçirdiğim haftanın saçları mı uzar
yollarda bayraklı infial uzun uzun kırılan
yüzüm yalnızım aylak gençliğimin veda partisinde
meraktan üşüyen o bâğ o bâğbân da yaralı

soluk derler ona hadi oğlum bir tarihi var onun

partlar akadlar elamlar yemyeşil bir indus gamlı
bir samsat seninle katıldığım kavmin hâtırâtı
gri yumuk gözlerle açıldığın ölüm de benim
kendimi duyduğum bütün vadiler yine güz
şu güz bize de borçlu terin bir şekle eşyanın bir
isme döndüğü yer ah vefanın kolları kısaymış
senin inleyen ağzında bitiyor ma’nâ

soluk derler ona hadi oğlum bir tarihi var onun

girye girîn ve crying dört dilde ağlıyorum
vedanın yaslı ellerine tutunarak çekiyorum uzağı
boynumu unuttuğum odalardan aceleyle toplanmış
gemiler gümüş gemiler sarı gemiler batık gemiler
tesekkün yahut ağırbir dengbéj havası içinde kürtçe
ezgin olduğum dil tutup herkesi yitirdiğim babanın
oğula kestiği vakiymiş meğer burada buranın
uzayında kımıldayan ceset benimmiş fakat

çıktığım her avdan kanlı sözcüklerle döndüm barbar
fatihlere ulandığım seneler çılgınca bir katılım duygusu
herkesin uzağına düşüren fakat bunu sevmemeli
bir gölge bir is çıplak ruhun kınında parlayan şehvet
vahşetin emzirdiği sakar bir ülke nehir boyları
gülmek ya da uyumak uzun yataklarda iyimser
ahmaklara kanmak kendini bir şey sanmak

soluk derler ona hadi oğlum bir tarihi var onun

göğsüne bakıyorum kekeme bir venüs’le acının
düşünceye döndüğü gözlerle kani’: hayat kazanır
sonunda ne büyük çaresizlik ne beter inanç öykü
değil dedim nihayet bu bir atmosfer delirdim ağrımla
mayalayıp bütün evleri kurşun tahtıma kuruldum
bana ölüm suresi bir oğul suretinde inecekmiş meğer

ağıt bilirim ana dilimdi uzun sıska uyaklarla yaralı
memelerini merak ettiğim kadınlarca söylenirdi ah,
nijad’ı bildim sonra gölgeyle konuşan yitik yaşları
köprü mü demiştim usançla inanç arasına nasıl asılırsa
çamaşırlar iki kardeş balkona yoksa kendimi bu acı için
mi büyüttüm ah benim bu benim kırık çopur hiç
toprak yiyerek büyüyen sefil son demdir anlıyorum
evet burada bitiyor harflerini gövdemle kazıdığım mesel

süngüm kırık, oyuncak bir babayım artık!

(Varlık Dergisi / Ocak 2004)

Kaynakça: Ekşi Sözlük

Sunday, July 17, 2011

Deuss Ex Machina # 358 - Szimmetria Lazításra

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_358_--_Szimmetria Lazításra

11 Temmuz 2011 Pazartesi gecesi "canlı" olarak yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Biosphere-Shika-1 (Touch)
>2<-Biosphere-Fujiko (Touch)
>3<-Eleven Tigers-Light (Self Released / MP3)
>4<-Eleven Tigers-Love (Self Released / MP3)
>5<-Radiohead-Lotus Flower (Jacques Greene Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>6<-Radiohead-Little By Little (Caribou Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>7<-Four Tet-Cutup Piano And Xylophone (With Fridge) (Mokhov Remix) (Self Released / MP3)
>8<-Four Tet-Spirit Fingers (Mokhov Remix) (Self Released / MP3)
>9<-Serph-Heartstrings (Noble)
>10<-Serph-Cityscape (Noble)
>11<-Kodomo-S Equals Zero (Kodomo)
>12<-Kodomo-Frozen In Motion (Kodomo)

Szimmetria Lazításra
(358)

Hazımsızlık soslu tiradların yankılanmasına öylesine alışkın bir haldeyiz ki durmadan servis edilmeye gayret edilen her halükarda ısıtılıp ısıtılıp önümüze buyrun buradan yakın kolaylamasına kendiliğinden yükseltilen mühebbet muhabbetlerin, bitmeyecekmişçesine kindarlıklarını yemiyoruz. Yemeyeceğiz. Süreçleri yerle yeksan eden, algıları çoğunluğun beklentisi bu horgörüsüyle birleştirmekten zerre gocunmayıp, ne kadar diretirsek kardır, ne kadar şiddete sahip çıkarsak o kadar evladır bakışımının bizleri taşıyıp duracağı odak, korkmaktan çekinmediğimiz ama ucuna kadar götürülüp de cevvalliğimizin sınanması talebin işitilmesinin hemen ardından yok o kadar da değil diyerek kendimizi bir an evvel sağlam topraklara atmak isteyenlerimizin zihinlerinde taşıdıkları ikilemlerin paralelindeki çerçevedir. Manidar bir biçimde sıklıkla kullanmaya başladığımız dış kapının mandallığında o hep inatla yükseltilmeye gayret edilen ayrımcılığın, heder ettirici kötü söz söyleme yetisinin, gücü gücü yetene taktiğinin işlevselliğinin de artık bir dur noktası, bir son haznesinin belirginleştirilmesi çabasıdır bizlere lazım olan. Hepimiz için en başından bu yana evla mertbesini taşımakta olan. Tiradların köklü ayrıştırmaları, değime nazarlardan da beter kem gözleri, puslu irin dolu sözümona hakikat diye yutturmaya gayret ettiklerini düşündüğümüzde bu evrenin sınırları içerisinde bir türlü sonu gelmeyecek bir savaşımın ortasında kalakaldığımızı öngörmek pekala mümkündür. Mal bulmuş mağribi gibi, insanların acılarını kanırtmanın, savaşları yüceltmenin, değer vermemelerin, adam yerine koyup da iki satır sabır göstermemelerin müsebbipleri olan aşina olduğumuz eli kanlıların yeniden bir şekilde sahneyi ele geçirdikleri güncelliğimizde hepimize düşen daha fazla anlayışlı olmak değil midir? Sevmesek, uzlaşmak konusunda zerre çaba içerisinde bulunmayacak olanlarımız sözkonusu olsa bile aslında gerekli olanın insanlığı korumak olduğunu, karşımızdaki, karşıtımızdakinin sözcüklerinin de belirli bir değerinin olduğunun / olabileceğinin farkındalılığına ne zaman ayacağız? Yoksa hep bir yanımız eksikli, yarım yamalak, patlak ve çatlak mı kalacağız? Hep bir yanımızda öteki yetiştirmeye devamlı çaba içerisinde bulunan sığlıkların girdabında kendimizi de mi kaybedeceğiz? Ne menemdir ki korkutucu olan söylemlerin, korkunç görünen eylemlerin, korku dolu cümlelerle nakledilenlerin bile belirli süreler sonunda yeniden bir hakikat olarak tasavvurunun mümkün kılındığı zamanımızın ülkesinde hangisi eğriyi diğerinden öncelikle ele alıp düzelteceğiz? Yoksa o yamuk bu daha da yamuk şu zaten hepten, en başından yamuk idi kaybetmişliğine itaat mi göstereceğiz? Tıpkı istenip, arzu edilenin, hedeflenip sonucuna ulaşılması için dört yanın dört cephenin her yüzünde nakledilmeye çalışılan, aksettirilmeye gayret edilen sistem budur, ya deve güdülür ya diyardan gidilir abesliğinin üzerine su mu içeceğiz? Olanbitenleri yıllar içerisinde gözlemleyebilme, tekrarda hafzalanın depolarından en önlere taşıdığımızda fark edebileceğimiz üzere linç olgusunun yeşertilebilmesinin, tarlaya ekilenden daha kolay olduğunun farkına varanlarımız nispeten çokken üstelik. Nedir, nicedir halimiz? Hallerimiz. Resmiyete dökülemeyip adı sanı bir türlü konulmayan, neye hizmet ettiği daimi bir biçimde muallakta konulan, uğrunda denenmiş her ne varsa yılmaksızın tekrardan olağan akışa dahil ettirilmeye gayret edilen bir yıkımın ta kendisidir linç olgusu. Tertibat, tahrifat ve tahakkümler ile donatıldıkça, çoğu zaman aşina olduğumuz haliyle olup biten münferit sayıldıkça kimi çevrelerce biçimlendirmeler giderek bir giyotinin keskinliğine ulaştırır linci. Atfedilen kolay lokmaların nasıl boğazı tıkadığına çeşitli örnekleri çağımızın google hazretlerinin arşivlerine danışarak bulabileceğiniz örneklerini tekrardan anmayı en başında okurlarımıza bir zûl olarak adlederiz. Hemen herşey apaçık ortadayken, görmesini bilenler için tıklamanın sağlayacağı fayda daha önemsiz kalır. Bilmek ve öğrenmenin sorumluluğu o her daim kolaycılığı bir şekilde sağlama almaya gayret edenlerin karşısında mutlaklığın değil hakikatlerin seslendirilmesi için tahakkümlere dur diyebilen bir bellek bile tek başına yeter de artar. Küçücük tefecik sözlerin, bir anda çığ haline dönüştürülebilirliği, vurdumduymazlığın, ucu bana dokunmuyor nasıl olsa kolaylamasının ne o tereyağından çekilen kıl, ne de ballı kaymak lokması halini barındırdığı bu kadar açık iken lincin tamamlayıcısı bir diğer öğe olan organize suçlar tanımı devreye sokulmakta. Usulca ama patavatsızlığın da tavan yaptığı bir bakışımla hemhal ettirilerek. Heder edici olan her muhalif dili, her muhalif tecrübeyi ve düşünceyi bir kerede topyekün lağvetmenin, bükemediği, bükemeyeceği bileği alt edebilmenin bir yolu olarak el altında tutuluyor olmasıdır. Konuların resmen paralize edilmesi, bağlamından kopartılması için gereken ne varsa kullanmaktan çekinmeyen muktedir için mübah olan tekil engellemelerin yerini organize suç başlığı altında topluca mimleyecek, köşeye kıstıracak bir dayatım ve önyargı çemberine dahil etmekten geçmekte hali hazırda, asri zamanımızda. Olabildiğince yalın bir biçimde, koşulları ve beraberinde getirdikleri şeyleri bir anlığına, bir kenara bırakmış olsanız dahi bir yerinden o organize şematiğin olur olmadık, basılmadık bir yerinde kendinizi bulabilmenizin mümkünatlar dahiline sokulmasıdır düşündüren. Alakası ve bağlantısı bulunmayan şeylerle organik bağlar keşfedilmesinin bir sayfalık çıktıdan, bir dijital veriden, bir anlık telefon konuşmasından, bir keresinde dile getirilenlerden veyahutta ismi cismi bir türlü muallakta konulmaya doyulmayan, bilinmeyen bir dilde söylenen şarkıların arasında belki belirtilmiştir biz baştan tedbirimizi ve tavır almamızı gerçekleştirelim sonrasında sıçtığımızı sıvayabilmek daha kolay olsun daraltımı gibi çoğaltılabilecek nice örnekle derinleştirebilmek mümkündür. Tümünde benzerlik ve ayrılıklar birbirlerine görece çok, mesafeler ve erimler, erk ve ideler farklılıklar baındırsa da netice linç kültürünün, organizeliğini ortaya serebilmek için fırsatlar kaçırılmaz. Kaçırılmamalıdır, muktedir ve takipçisi olan faşist tosuncuklara göre. Ne zaman bir söz söyleme gayreti içerisinde bulunursanız, muktedir tarafından itinayla, hince aralara yerleştirilen tuzakların, alarmların devreye sokulduğu bir mayın tarlasında bulursunuz kendinizi. İnatla, hoyartlıkla, bön bön sabitliklerin, oldurulmazcılığın, istemezükçülüğün dolaylarında mutlak olan tek şey söz söyletmeme, söylenecek söz bile varsa onu da muktedirimizin söyleyebileceği gerçekliğine alışmamız, aba altından sallanan değneklerle pardon imalı kelime dizilimleriyle salık verilir. Gösterilir. Bilinç bu kadar yalan ve yanlış da fazla dese de, diken üstünde yaşamanın zorluğundan dem vursa da, her daim şüpheci yaklaşımlara kapının aralık tutulmasına karşılık verilebilecek tek yanıt lincin, organize suçlar şematiğine zorla dahil ettirilenlerin de bir demokrası tamamlayıcısı olduğundan bahis açılmasının gerekli olduğudur. İma ya da öneri değil teori ve pratikte lazımgelen budur. Masumiyet karinesinin hınç alma olgusunun fişekleyiciliğiyle, çiğnenip durduğu, yaftalamaların gırla gittiği, boyalı basın manşetlerinde hezeyana gelmesine ramak kalanlara ver gazı evladımcılığın hoyartça sürdürüldüğü asri zamanın gerçekliğinde en azından suç kanıtlanana kadar, atfedilenlerin doğruluğu ispatlanana kadar bu sav diri tutulabilir. Tutulabilmelidir. Her istendiğinde öteki adledilenleri susturabilmenin yolunun bütün bu kaotik yönelişim ve dayatmalarla sağlanmayacağı gerçekliğinin işittirilmesidir. Gerçekten ihtiyacımız. Siyasetin solundan, endüstriyelleşen futbola vd. kadar pek çok alanda bu birbirlerinden ayrışık durup da belirli bir silsile içerisinde, gündemi altına üstüne getirip, eskileri unutturmaya gayret ederek gerçekleştirilen yıldırmalar / sindirmeler / kıstırmalar / hain bellemeler / kin ve nefret tohumlamasının zamansız sahnelenmesi, ısrarcıl düzeneğinde linç edilmesine karar verilenlerin hemen tümünün masumiyet karineleri göz önünde bulundurulduğunda ulu ortalığın hiç de öyle güllük gülistanlık olmadığı anlaşılacaktır. Bütünleşik halde karaşınlık özneli, griliğin her tonuna yer açan, nefessiz koyan bu kopkoyu tablo hakkında sosyal medya netdaşlarının çığlık olarak naklettiğinin, alternatif medyanın bütün zorlu koşul ve tehditlere karşı ortaya çıkartmaya gayret ettiği duyulması için çabalandığı kıstırılmış avazların, kısıtlanmış sözcüklerin hakikatini büyük basınımızın ana akım yollarında maalesef esamesinin bir türlü okunmadığı hallerini, ne çığlık ne de resmi var hayasızlığının destek bulan muktedirliği karşısında sığınabileceğimiz yegane şey hakikatleri savunabilmekten geçmektedir. Taşın altına elini koyup çekincelerin tümü dikenli olan bu sarp yollardan kurtulabilmek için başkaca bir ihtimalimiz yoktur. Belki de bir daha da olmayacaktır. Tatlı uykularından uyanmamak adına çalar saatlerini sürekli erteleyenlere, kulaklarının dibinde kopmaya devam ettirilen tüm cehennem tasvirlerine duyarsız kalmaktan çekinmeyenlere ithaf olunur....


>>>>>Bildirgeç
Anlam Örümcekleri - Rahmi ÖĞDÜL*

Tıpkı bir örümcek gibi bedenimizden dalgalar halinde geçen ve bizi yerimizden sıçratarak avın üzerine atlatacak titreşimleri bekliyoruz ağın bir köşesinde. Kendi anlam ağlarımıza takılan şeylerle anlam dünyamızı, dolayısıyla kültürümüzü oluşturuyoruz

Hepimiz anlam örümcekleriyiz. Antropolog Geertz söylüyor bunu: “İnsan kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır.” Yeryüzünü anlamlandırdığımız ölçüde kavradığımıza göre anlam ağlarından ördüğümüz kültürler içinde yaşıyoruz. Tıpkı bir örümcek gibi bedenimizden dalgalar halinde geçen ve bizi yerimizden sıçratarak avın üzerine atlatacak titreşimleri bekliyoruz ağın bir köşesinde. Kendi anlam ağlarımıza takılan şeylerle anlam dünyamızı, dolayısıyla kültürümüzü oluşturuyoruz.

Toplulukları birbirinden bu anlam ağları ayırıyor. Farklı anlam ağlarının birbirine teyellenmesiyle devasa bir yamalı bohça anlamlar ağı gibi seriliyor yeryüzü önümüzde. Her topluluk simgeler etrafında örgütlenirken, toplulukların içerisindeki her birey, yorumlanmaya yatkın bu simgelerle kendi anlam ağlarını örüyor. Anlam ağları sınır bölgelerdekimi zamaneriyerek iç içe geçerken, çoğu kez geçirgen olmayan kaskatı sınırlaşmalarla karşılaşabiliyoruz. Bir anlam dünyasından başka bir anlam dünyasına geçiş çoğu kez, kozmogonik mitolojilerde olduğu gibi eşik ritüellerini gerektirebiliyor. Havaalanlarında bekleme salonları, kapılar bu tür eşikleri andırıyor adeta. Kendi anlam dünyamızdan bambaşka bir anlam dünyasına geçerken sanki tinsel ve fiziksel bir hazırlamaya ihtiyacımız var gibi.

Dış Dünyanın İzlerini Taşıyan Bedenler
Titiz ev kadınlarının, kendi anlam ağlarıyla kurduklarını ev içi dünyalarından dış dünyaya geçerken ya da dışardan içeri girerken bu tür ritüelleri yaşadıklarını biliyoruz. İç dünya dış dünyanın tam karşıtı olarak kurulmuştur burada. İç dünyada her şey yerli yerinde olmalı, kir olarak adlandırılan kaotik güçlerin içeri sızma hareketleri bertaraf edilmelidir. Kapının hemen dışında, içeriyi karıştıracak, düzeni bozacak kaotik kuvvetler beklemektedir. İç ve dış dünya arasında hareket ederken eşikte giysiler değiştirilir. Dışarının pisliğine bulaşmış, dış dünyanın izlerini taşıyan bedenler içeri giremez. Dış dünyanın kaotik kuvvetlerini, içerisinin kozmosundan eşik ayırmaktadır. Bir Babilonya inşa ediyoruz her seferinde. Mircea Eliade’nin anlattığınagöre Babilonya,“babapsi”,yani Apsu’nun Kapısı” üzerinde kurulmuştur. Apsu yaratılıştan önceki kaos sularının adıdır. Kapı açıldığında korkunç cehennem tanrılarının kapıları açılmış olur.

İç ve dış arasındaki ayrım kozmos ve kaos arasındaki ayrıma tekabül ediyor zihinlerimizde. Bir topluluğun ya da bireyin anlam ağı başka bir topluluk ya da birey için buna benzer etkiler yaratabiliyor. Kaosun sularına kapılmış hissine kapılıyoruz dışardayken; kendimizi bir an önce içeriye atmaya ya da kendimize bir iç, bir babilonya yaratmaya çabalıyoruz. Kendi ördüğümüz anlam ağlarında asılı kalıyoruz.

Habersiz Kiç Nesnelere Dönüşüyoruz
Toplumsal hayatın simgeleri etrafında ördüğümüz anlam ağlarında asılı kalmamız yetmiyormuş gibi, bir de sanatçıların galeri mekânlarında kurdukları anlam ağlarına takılma riskini taşıyoruz kentlerde. Arter’de sanatçı Deniz Gül oldukça karmaşık bir anlam tuzağı kurmuş; önce çeşitli ev içi mobilyalarına kişilik kazandırdığı “5 Kişilik Bufet” adlı üç perdelik piyesi kaleme almış, çok geçmeden bu şiirsel metni Arter’de mekânsal bir düzenlemeye dönüştürmüş. Beş kişiye denk düşen beş mobilya (vitrin, gardırop, odalaştırılmış bir kapı, kasa ve tabut) ve sanatçının yazdığı metin, iç ve dış arasında yarattığımız dilsel, mekânsal katı sınırları muğlaklaştırırken, yeryüzündeki konumumuzu sorgulamaya zorluyor bizi. Serginin yer aldığı katın İstiklal Caddesi’ne bakan pencerelerine, evlerimizin vaz geçilmez mobilyaları olan vitrinli dolapların kesme camları takılmış; ister istemez, bu vitrinlerde sergilenen ve kullanım değeri olmayan kiç nesnelere, biblolara dönüştürüldüğümüzü hissediyoruz sergiyi gezerken.

Kendi kurduğumuz anlam ağlarına takılı kalmaktan kurtulmanın yolu, başkalarının kurduğu anlam ağlarına kasten yakalanmaktan geçiyor belki de. Dünyanın başka türlü de yorumlanabileceğini, kendi babilonyamıza göre kurduğumuz dışarısının, aslında başkasının içerisi olduğunu bilmekten geçiyor. Başka türlü söylersek, bizim kaosumuz, başkasının kozmosudur ya da tam tersi.

Not: Deniz Gül’ün ‘5 Kişilik Bufet’ sergisi İstiklal Caddesi’ndeki Arter’de 21 Ağustos’a kadar izlenebilir.

Açık ve seçik anlatınca olmuyor. Kapalı devre gidince belirsizliğini koruyup esasa bir türlü girilmiyor. Meram kısa yoldan kestirmeleri akla düşürebilmek için bazen politik olanın dışından da sözcüklere ihtiyaç, gereksinim duyuyor. Rahmi ÖĞDÜL'ün Birgün Gazetesi'nde kaleme aldığı Anlam Örümcekleri başlıklı makalesi de bu minvalde bir okumayı sağlıyor. Düşündürüyor. Bir ihtimal açmaya gayretkeş olduklarımızı farklı bir persepektifle, farklı sözcüklerle okumak isterseniz diyerek, kurum ve yazarın anlayışlarına sığınarak makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #356 (20.06.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #357 (04.07.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Friendfeed.com/ozgurbasin
Anlam Örümcekleri - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
"Bizim Çocuklarımız" - Şanar YURDATAPAN - Bianet
Akan Kandan Beslenen Kim? - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Ölüyorlar Hala... - Alınteri.net
Kahretsin! - Eleştirel Günlük - Eleştirel Medya Günlüğü
Hiç Pabuç Bırakmadan... - Aydın ENGİN - T24
İnadına Barış! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Silvan Raporu: Olay Ciddi Bir Şekilde Araştırılmalı - ANF
Kalem Yazsa Ne Olur… - Lütfi Doğan TILIÇ - Birgün
‘Çocuklar Öldürülmesin’ ya da Yaşama Emri Vermek Bu Kadar Mı Zor? - Mustafa YALÇINER - Özgür Gündem
Çokça, Bir Derviş Gibi - Umur TALU - Habertürk
Sokağa Salınan Türk Irkçılığı, Doğan, Clinton - Erdem CAN - ANF
'Kürt İşçilere Saldırıyı Jandarma Körükledi' - Evrensel
Şehit Askerin Kuzenine Linç Girişimi - Vatan
Bu Kanlı Tablo AKP’nin Eseri - Ender İMREK - Evrensel
20 Askerin Ardından - Ayhan BİLGEN - Özgür Gündem
Cumartesi Anneleri’nden Sessiz Çığlık - Ceylan TÜRTÜK - Birgün
'Azadi' Sloganıyla Büyüdüm - Diha / Alınteri.net
Kürtler Ne İstiyor - Remzi GÜÇLÜ - Atılım
Ninemin Dolaşmış Yumağı - Oya BAYDAR - T24
Başka Çıkış Yok - Nuray MERT - Milliyet
Demokratik Özerklik İlanı ve Provokasyon - Mehmet Şafi Ekinci - Jiyan
Hangi Dili Konuşacağız… - Nuray SANCAR - Evrensel
Tahsilli Cehaletin Cinneti - Tanıl BORA - Birikim
Yok Mu İstiklal Marşı Söyleyecek Bir Yurtsever? - Bülent SOMAY - Radikal
Yok Öyle Yağma! - Balçiçek İLTER - Habertürk
İçimizdeki Faşizm - Mahmut BOYNUDELİK - Yeşil Gazete
Aynur’a Şarkı Okutmayanlara! - Mutlu TÖNBEKİCİ - Vatan
Aynur... - Kafa Radyo - Diğer Medya'nın Güncesi
Aynur, Tek Dil, Tek Nefret - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Müziğin Dili Evrensel Değil Miydi? - Doğan HIZLAN - Hürriyet
'Kürtçe Bir Aşk Şarkısına Tahammül Yok Mu?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal Hayat
Serebrenitsa Tamam, Ya Halepçe! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Der Zor: İnsanlık Dramının Tanığı Olan Topraklar - Sait ÇETİNOĞLU - Nor Zartonk
Festus Okey Kim? - Özgür MUMCU - Radikal
Halkevleri, "Kamu Yararına Dernek" Değilmiş - Ekin KARACA - Bianet
Sıra Kimde Değil, Sıra Herkeste! - Aktüel Gündem - Sendika.org
DİSK: AKP “Yeni Yolculuğuna” Kıdem Tazminatına Saldırarak Başladı! - N.Cemal - Sol Defter
Kıdem Tazminatının Gaspına Tepki - Etha
Hukuki Yazı, Külhani Yazı - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
efendi köle diyalektiğine katkı - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Demokrasi = Parlamento+Oy Hakkı+Sivillik? - Mahmut ÜSTÜN - Sendika.org
Bizim Bir Yıldır Hayat Gibi Bir Derdimiz Var - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Jake LYNCH: "Barış Gazeteciliği 'Gerçeği' Merkeze Alır'' - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demek Baskın Oran'a Gelince Böyle... - Ezgi BAŞARAN - Radikal


Biosphere Official
Biosphere Artist Page On Facebook
Biosphere - N-Plants Album Review By Boz Mugabe via Wretch Falafel
Eleven Tigers Official
Eleven Tigers via Twitter
Eleven Tigers - 111 Album Review By Deviant via Sputnikmusic
Radiohead Official
Radiohead - The King Of Limbs From The Basement At Canal+
Radiohead - "Little by Little" (Caribou Remix), "Lotus Flower" (Jacques Greene Remix) Informative via Pitchfork
Four Tet Official
Mokhov Official
Mokhov Artist Page via Bandcamp
Serph At Myspace
Serph At Noble
Serph - Heartstrings Album Review By Host via The Silent Ballet
Kodomo Official
Kodomo Artist Page via Soundcloud
Kodomo - Frozen In Motion Review via Abba To Zappa

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Özgürlük - Düş Peşindeyim
Düş Peşindeyim Sitesi

>>>>>Poemé
Firdevs - Metin FINDIKÇI

Kabuk bağlamış yarayı kanatırız ara sıra
İki tepenin arasından geçen patikayı düşleriz
Hiçbir şeyi hesaba katmadan yaşadığımız aşkı
Issız bir yamaçta tükenen soluğumuzla.
Dostumuz: gecenin ininde bulduğumuz yalnızlık olur.

Kaç çitin telini sürükledik ayağımıza takılan
Gece, hangi tenimizde dağıldı ay büyümeden
Kahraman aradık dolaştık bütün masalları
Arka bahçelere gömdük biten düşleri
Karşı çıktığımız her şeyin siyahı bulaştı
yalnızlık bize kaldı.

İçimizin sessizliğiyle katlettiğimiz günlere
Geldik, hesapsız dolaşıyoruz sokakları
Gözlerimizde eski meydanların uğultusu
Akar, aynaların bize bakan dehşetini
Buluruz, bize tutunan yalnızlığını.

Görüntüsü yanan kırmızı gül nerede?
Durmuşuz donuk bir gölün mavisinde
Unuttuk gülün dalında akan suyu aramayı?
Pıhtılaşmış uykuda dolaştırıyoruz gözlerimizi
Nasıl gelindiyse işte buradayız.

Kaynakça:Şiir Penceresi