Sunday, September 18, 2011

Deuss Ex Machina # 367 - still no longer distance than death--still no longer distance than life

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_367_--_still no longer distance than death / still no longer distance than life

12 Eylül 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Ricardo Donoso-Morning Criminal (Digitalis Recordings)
>2<-Ricardo Donoso-Chrome Decadence (Digitalis Recordings)
>3<-Lorenzo Montanà-Mamushi (Fax +49-69/450464)
>4<-Lorenzo Montanà-Elaphe (Fax +49-69/450464)
>5<-Tapage-One Of Seven (Raumklang Music)
>6<-Tapage-Three Of Seven (Raumklang Music)
>7<-Arandel-In D#3 (Sinner Dc Remix) (Infiné)
>8<-Arandel-In D#5 (Fraction Remix) (Infiné)
>9<-The Haxan Cloak-Hounfour (Temple) (Aurora Borealis)
>10<-The Haxan Cloak-Observatory (Aurora Borealis)

still no longer distance than death / still no longer distance than life
(367)

Dümdüz platolar, birbirini takip ededuran tümsekler, ilişmiş ama çoktan modernleştirilmiş ötekilerinin / benzerlerinin tıpkısı haline dönüşümün ivediliğini ortaya çıkartan zamane ucubeleri, geçmiş ile gelecek veya batı ile doğunun nasıl da yanyana birbirilerine üstünlük kurmasına şahitlik edebileceğiniz türlü çeşit düzenlemeler, bir çeşit vavelya seçkisi. İstanbul'un isimsiz bienaline karşın Anadolu yollarında 7/24 ve 365 gün devamlı açık duran bir göstergeç.

Gösterdiklerinin paralelinde şekillenmeye, kalıbını bulmaya çalışan bir ülke karakterinin uzaklardan değil de içinde yaşayadurarak nasıl da farklılaştırıldığını, özünde belli belirsiz düzenlemelere girişilerek yöreselleştirildiğini imgleyebileceğiniz görüntüler, görünümler. Anadolu arşınlayarak bitmeyecek kıssaları içinde barındırmaya hiçbir değişkenlik, manipülasyon, tahrifata gerek bıraktırma zorunluluğu olmadan seyyahıyla paylaşan bir merkez-medeniyet bileşenine haizken durmaksızın bu modern görünme histerisinin açtığı yaralanmalar oldukça düşündürücü.

Kendiliğinden gelişim ve dönüştürmeler yaşayanların tahayyüleriyle arzı endam ederken, etmesi gerekliyken iş bu satıhda biteviye devlet baba eliyle konumlandırılanların yaratmış olduğu baskın modernlik çabası kendini eleveren, yazıya döktüren birer farkındalılık unsuru olmaktan çıkıp tam bir tahakkümü anlamlandırabilmeyi kolaylaştıran karşılaşmalara zemin teşkil ediyor. Bir yanı gelişimin simgesi haline dönüşen sanayii ve çalışma sahaları, hemen diplerinde bitiveren toplu konutların renksiz, tatsız, tuzsuz şehrin can alıcılığını çoktan bir kenara itip zamane inlerinden bir başkasını enlem ve boylamları farklı olsa da başka bir yere nasıl da aniden bitiverildiğini anlamaya müsaade eden örneklemleri, dokusunda başka şeyler beklediğiniz oysa çoktan turistik bir folklor unsuruna tahvil edilmiş yöreselliğin sadece isminin bıraktırıldığı, içeriğin metalaştırıldığı bir kaynakçalıktan çokça uzak durup para basara endekslendiği zincirleme garabetliklerle bugünün yerleşimleri aynılaştırılılıyor.

Kaçınılmaz bir biçimde büyükşehirlerde neler hissediliyorsa onları alıp, ambalajlayıp, dönüşümü az buçuktan hallice yöreye özgün bir simgeyle, şununla, bununla iliştirerek değiştirilip geliştirildiği intibasını uyandırmaya çalışan boşa çabalanım dikkatlerden kaçmıyor. Aynalanmaya çalışılan özenilmiş olan batılılığın-modern medeniyetler seviyesinin içeriğinde yer bulmayan her ne varsa onlardan bir tutam alıp ortaya bambaşka şeyler çıkartmak olduğunu ilave edebilmek de sözkonusudur. Bambaşkalık yeterince çabalanılmadan çok daha kolayı olan kopyala yapıştırcılığın büyükşehirlerden silsile sırasıyla ve çokça küçüklerine de sirayet ettiğini göstermektedir. Okuyup, anlamaya gayret ettiklerimizin izlerinin nasıl silinmeye doyulmadığını, enn muteber yerleşimleri bina ederken, kondururken tarihimizi tahrife doyamadığımızı ortaya çıkartan abuklukları sentez sentez diyerek kocaman panolarda ilan etmeye çabalandığımız bir düzey burada kestirmeden anlamlandırmaya çabaladığımız.

Gelişmişliğimizi betonarme sayısındaki çoğaltıma endeksleyerek, doğayı hidro elektrik santralleriyle donatmayı, tarihi sular altına koymayı baraj yapımının öncelikli aşamalarından birisi olarak bellemeye devam edildiği müddetçe daha uzunca bir süre devamı gelecek, arkası sürecek bir kurgulama bugünün Anadolusunu kendi kimliğinden, varsıllığından giderek yoksunlaştıran bir iklime koş koş koşar adım taşıyor. Fikri kanaatleri takip etmek bir yana yaşayanların memnuniyetsizliklerinin, eski güleryüzlülüklerinden eser kalmamasının da bu dönüştürme adı altına ortaya çıkartılanların isabetliliğinin ne kadar sağlanabildiğini anlaşılır kılıyor, küçük kahve sohbetlerinde, bir bardak çay ile katık edilen kelamların iki arasında bir deresinde. Bir derede söylenip dile getirilenler ne kadar muasırlaşabildiğimizi ne kadar bütün bu hengameyi içselleştirebildiğimizi ortaya çıkartıyor. Hengamenin orta yerinde zaman akıp dururken kendimize, geçmişimize nasıl da sahip çıkılmadığını hüzünlendiren betimlemeler kulaklarımızda yerlerini alıyor.

Birer, ikişer heveslerin nasıl da kursaklarda bıraktırıldığından dem vuruluyor. Vurulan her bir kestirme betimleme, çıkarsamanın aslında İstanbul'dan göremediklerimizi, bizlere yansıtılmayanların bütününü çok daha kolaycıl bir biçimde sunumlandırıdığını da ilave etmeliyiz. İstanbul'u ekranlarda sunulan pespayeliklerden, mütemadiyen bir refah ülkesi olarak simgeleştirenlerin, bu toprakların beriki taraflarında nasıl da hayal kırıklıklarını ateşlediğini anlamlandırabilmek daha hızlı oluyor. Beş benzemezliğiyle övünedurduğumuz buraların da birer ikişer, katara eklenip hedef, medef al takke ver külah, indir cukkayı kaldır binayı yap yolu sen de yakala İstanbul'u seviyesine düşürüldüğünü, kestirmeden dolambaçsız bir biçimde zihne işliyor. Batıdan uzaklaştıkça dönüşümün etkisinin sürekliliğinin çeşitliliği bir yana artık tümden kanıksanan yöntemlerle tekrar edildiğini de ekleyebilmek olasıdır. Anlamlandırılanların hikayelerde duyumsadıklarımız, paylaşımlardan, hakikatlerden yola çıkılarak şekillendirildiği Anadolu platolarında şimdilerde mekanik, dakik ama didaktik, hissiyatsızlığı pohpohlayan bir örnekleşim yaşam biçimleri şekillendiriliyor.

Nerede bunun güzellikleri dediğiniz, nerede bunun anlatılanları dediğiniz o bozulmamış orjinalitesinin bir camekanın ardına saklanmış olan plastik mizansenlere hapsedildiğini görebilmek bile düşündürücüyken daha fazlasının tahayyülünün sizlerin zihinlerine bırakmayı tercih ediyoruz. Kanıksatılmaya çablanılan hemen her şeyleri oldubittilerle nihayete erdirirken modernite tabelasının boş bir anlam-karşılığa denk düşürülmesi de cabasıdır. İstisna oluşturması beklenen yerlerin bile delice bir ivedilikle normalinden ayrıştırılması, kendi gözleri ve beğenileriyle anılması değil plastik jargonlara, bakışımlara teslimiyeti bu ülkenin geleceği konusunda çabalanımın önemliliğini vurgulamaktadır. Anlatacak bir hikayenin tortusunu bile koyamadıktan sonra neye yarayacak bütün bu gelişim panayırının tahrifatı sorusu zihinlere düşmektedir. Sorunların çözümlenmesiyle değil bizahati gözardı edilmesiyle nam salmış olan devletlunun ekabirliğinin, rutinde her şey öngörüsünün boşa çıktığını fark ettirmekte bugünün Anadolu platosu.

Geçim kaynaklarını daraltılmış bir yola sokan, hemen herkesi ve her yaşayışı belirli kurallarla bir yerlere benzetme kaidesinin altında tüketimi fitillemekten başkacasına hizmet etmeyen günümüz kapitalizminin düşünmeden harca bolca harca ve tüket tüket tüket unut kısmına kestirmeden iliştirildiğini de deneyimleyebilmek sözkonusudur. Düşünselliği veyahutta günce içerisinde yaşatılan her bir hakikatli problemin ötelenmesi gereklidir şimdilik, bir süreliğine bir kısa zamanlığa denile denile nerelere ulaşabildiğimiz ortadayken hala bu amalığın sürdürülmesi oldukça düşündürücü bir haldir. Herhangi bir hikaye aktarıcısının, söylemeye çabalandığı, dile getirmeye gayretkeş oldukları, dile getirip de zihine düşürmeye uğraşıp durduğu şeyleri, topyekün kârisine aktardığı bir meram sözkonusu değildir. Güncelliğin çarpıklaştırılan, fazlasıyla körleştirilen ucu her daim yarım yamalak açık bıraktırılan esasların izlerini, anlatılmayanların kısmındaki tüm arayışı ve sorguyu okur bir başına gerçekleştirir.

Kısaca meramın girişinde değinmeye gayret ettiklerimiz gibi gerçeklik ile anlatılanların tezatlıklarını karşılaştırabilme ödevimizdir. Tekilleştirilmiş, kalıpların arasında nefessiz kılmak adına hoyratlıkla mengenelenmiş, gram şaşmaz, zerre değişmez vakiaların hakikatleri için önce yazılmayanlara odaklanmak lazımgelendir. Sunulanlar kadar bir o kadar da sunulmayıp anlamlandırılması çözümlenmesi için daha fazla izan anlayışa ihtiyaç duyulan, kimi zaman tepkilerden çekinildiği için bir kenara unutulanların varlıklarıdır bu arayış sürecinin temellendiricisi. Elzem olan o zorunlu hatırlatmayı hasbelkader senede bir ya da iki gün gerçekleştirilebilen geçmişin nefes daraltan, soluk kesen, bağırdeşen, zihni meşgul eyleyip v vicdana sormluluk bildiren, en önemlisi bugünün dünyasında hükümranlığını sürdürenlerin bu kadar cellalenebilme, hiddete kapı komşusu olma cesaretini algılayabilmemize imkan sağlayan kayıp parçaların keşfiyle sözkonusu olur.

Keşfedilen her bir anahtar, kelam, çıkarsama muktedirlik algısınca resmiyete dökülmüş tek yönlü bakışımın sığlığını da anlamlandıracaktır. Her bir tahakküm eşiğinin nasıl birer pranga haline dönüştürüldüğünden çoğu zaman silik bir anı parçasından daha da fazlası olmayan, geride bıraktırılmayan asıl tarihin bileşenleri satırlardan günceye taşınır. Şimdiki zamanda değersizleştirilen, önemsizleştirilip yüz çevirilen pek çok olgu, olay örgüsünü anlamlandırabilmenin sağlamasını yaptırır. Satırlar arasında sunulanlar kadar sunulmayanların varlığı medeniyet medeniyet diyerek gelişim kılıfına yapışanların, saman altından hallice bir yandan vurdukları ketleri, aldıkları ahları, akıttıkları gözyaşlarını bir türlü bitmek bilmeyen öteki yaratımlarındaki gayya kuyusu derinliğini, karaltısını, şiddet meyyalini, nefret söylemini dahası demokrasi algısındaki ucubeliği, kör bakışımı özetler. Otuzbir yıl önce nefretleri sıfatlarından akan, gayretleri bir yerlerin komutasında yöneltilerek, emir erliğinden geçenlerin ettikleri, edebildikleri yüklendiğimiz bu seyrüseferin belki de en ağır kaybını, kayıp parçasını tanımlamaktadır.

Netekimlerle şarlayan apoletli takımının hiç şüpheye düşmeden, doğrunun kendisi olduğunu tebliğ ettiği, statükoyu biçimlendirdiği teşebüssün ortaya çıkarttığı garabetlikler bugünün, yaşadığımız sorunlarının da temelini oluşturmakta. Temelin taa nerelerden atıldığını nakşedip, akla tasvir etmektedir. Algısını kapalı tutmayanlara göstermektedir. Bir göstergeç, hizalayıcı müesses nizamın yapımcı, düzenleyici müsebbiplerinin ettiklerinin ardından kayıp aranıyor!. Heder ettirilen bunca zamanın üstüne ilave edilmekten gocunulmayan yeni eklemelere dair düşünceler derinleşiyor. Onlar ne kadar da farkında olmadığımızı zannetseler de kıyım-kayıp-ayıplar muktedirlik çabasıyla devam ettiriliyor. Kaybettirilerek yitirilenler hanesine eklenmekte daha nicelerinin, eklentilenip duruldukça bu çile tesbihinin taneleri arasına sıkıştırılan, görselliği sayılardan mürekkep bir istatistik olarak ele almayı sürdürenlerin hissiyatsızlıklarını cismanileştiren bir eşiğe ulaştırıyor.

Fikriyat ve zikriyat heder olsundur da tahakküm sahibi erklerin dayatımları bolca olsundur duasına çıkanların karşısında vicdanın algısını, kapsamının ne denli derinlikli v bıçak sırtı bir hat üzerinde sınanmaya açıldığı ortadadır. Mütmeadiyen susturmalara bir yenisini ekleme konusunda doğusunda operasyonlarla politize kimliğin üzerini çizmeyi batısında muhalif ses vereni, şurası hatalı v yanlış diye yolaçıkanları usandırmak için uygulanan şiddetin körlüğünü iliştirebilmek hemen her yazımız içerisinde bahsi açıldığı üzere tekrarlamak şarttır. Her ana kutsanmış yasa olarak bellenen kırmızı çizgilerini aşabilecekler olarak resmedilen muhalifliğin bu tarafında kirlenmişliğin müsebbipleriyle yüzleşebilmek ve sorularımızın net bir yanıtını talep edebilme eylemi yazılmayanlara kulak verildikçe, sadece işimize geldiği için değil varsıllığımız içerisinde çektirildiğimiz çile zincirlemesinin v ilmiğin boynumuza açtığı yaraların gerçekliğini idrak ettirme sebatıyla gerçekleştirilebilir.

Lekesiz pikesiz olduklarından dem vurup, birbirilerinin kuyularını kazma konusu her açıldığında panter kesilerek, vesayetçiliğin üniformasızlığını, üniformasız halini 2011'e taşıyanlara karşı çizginin daima bu tarafında olan bizler, kayıp parçalarımızı gösterilmeyen ana resmin tüm detayları üzerinde bir kere daha düşünmeliyiz. Eli kalem tutanların fikriyatlarını hiddetli söylemlerle, ikide bir kabak tadı veren idolocik yaklaşımlar, komonost artıkları benzeri gayri ahlaki yaklaşım v çabalanımlarla usandırmanın mümkünatsızlığını kayıtlara geçirmeliyiz. Anlamsız gelen çabalanımlar değil bizahati yaşatılan zulmlerin hesabını sormak adına yola çıkanların tek başlarına kalmadıklarını tam aksine bu izleri sürekli silinip, yenileştirilen anadolu coğrafyasının gerçekten aşılması gereken sorunlarının bulunduğunun bilinci içerisinde her yıkımın ortak yıkımımız olduğunun altını çizmeliyiz. Her yitirilen canın bir yer ile bağlı v illaki bir segment içerisinde değerlendirilmeden ortak acımız olduğunun altını kalınca çizmeliyiz.

Nereye kadar oralara demokrasi buralara otokrasi anlayışı. Nereye kadar oralara iyi niyetli yaklaşımlar buralara hep horlayıcı bakışımlar. Nereye kadar oralara elimiz yettiğince, gücümüz yettiğince barış çağrısı yapılırken buralarda inatla savaş çığırtkanlığı. Nereye kadar oralara özgür fikriyat diye akıl!! verir durur iken buralarda prangalarından kurtulmasına ölüm döşeğindeyken bile müsammaha gösterilmeyenlere uygulanan kaotik çifte standar. Nereye kadar yandaşlığı kabul etmeyenlerin başına fırsat bu fırsat diye örülen çorapların akıbeti v sonluğu. Nereye kadar izanı tamamen oralara reva görürken buralarda daha muktedirliğe gık demeye çalışıldı mı başa indirilen sopaların, gazların, hiddetin sorumsuzluğunun sürdürülmesi. Bu satırlarda iliştirmeye çabaladığımız yegane şey bu kıssalar v diğer kayıplar, kayıp parçalar bulunana kadar, gösterilmeyip, anlamlandırılmaktan kaçınılan şeyler artık bilinsin v işitilsin diye çabalanmanın; zamanının geldiğidir...Korkulara teslim olmadan düşünebilmek, anlayabilmek, yolların nerelere çıktığını idrak edebilmek için... don kişotluk vaktinin geldiğidir....   

>>>>>Bildirgeç
Barış ve Barışa Dair - Mehmet Akif COŞKUN*

Örneğini, belki benzer bir nüshayı daha önceden de okumuş olabilirsiniz. Ama barış ve insan hakkında söylenebilecek söylemler her suretle devam edecektir, etmelidir de. Çok uzaklardan da örnekler verilebileceği gibi, kendi ülkemizden de barışa ve barışın oluşmasına dair örnekler verilebilir. Ben de öyle yapmayı düşünüyorum. Anlamlandırılması ve özümsesi belki daha kolay olur diye.

Hakların kardeşliği, Türk-Kürt kardeştir, Tek yol devrim gibi söylemler; kulağa laçkalaşmış, klişeleşmiş, göz boyamayan, geçmişte kalmış söylemler gibi gelebilir. Kim bilir, belki bazı noktalarda da haklı olabilirsiniz. Fakat bahsetmek istediğim şey, bu halkların söylem babında değil, gerçek anlamdaki kardeşliğinin önünün açılmasında.

Korktuğumuz ve süregelen baskılar, yıldırmaya yönelik devlet politikaları ve aileden görülen faşist ve sığ bakış açısı, hemen hemen hepimizin dilinin yandığı, yanıyor olduğu, yanmaya da devam edeceği sorunlarımızdan. Peki bu baskıları yenmek adına ne yapmalı? Bize söylenenlere inanıp, aynı söylemleri, komplo teorisi bazında tekrar mı etmeli? Yoksa bize anlatılmayan kısımları araştırıp, öğrenmeye ve ona göre adımlar mı atmalı?

Sizlere çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki; çok derin bir araştırma bile yapmadan, insanlıktan gelen vicdanızın getirisi olan, objektif bakış açısıyla bakabildiğiniz zaman bile, barışın olduğu, silahsız, savaşsız bir ortamda yaşamak, hepimizin hak ettiği ve olması gereken olgudur.

Öbür türlü, sen yaşın geldiğinde askere gideceksin. Onun bunun akrabası, yeğeni, oğlu değilsen seni Güney’e gönderecekler. Sen kutsal bir olgu için oraya gittiğini zannedeceksin. Gittiğinde gördüklerin karşısında ağzın açıkta kalacak ama komutanların yan gelip yatarken, sen ailenden bihaber belki de onların emriyle sabahlara kadar çatışacaksın. Belki öleceksin, belki öldüreceksin. Arkadaşlarını gözlerinin önünde kaybedeceksin. Komutanların sana ”şehit oldu, üzülme fazla” diyecek belki… Peki, tüm bu belkiler sana ne katacak? Söyleyeyim mi; kocaman bir pişmanlık. Şafak günün gelip, tezkereni alacağın güne kadar da söyleyemeyeceksin bu pişmanlığını.

Kimin barışı istediğini, kimlerin buna engel olmak için dayatmalar ve baskıcı yaptırımlar uyguladığını çok iyi irdelemek ve özümsemek gerekli. Bunun için de elimizin altında, mümkün olabildiği ölçüde var olan interneti ve bir çok kitap ve eseri inceleyebiliriz. Tabii insan olmanın gerekliliği olan vicdanımızı da es geçmeden.

Bütün mesele de bu; gerçeklerle acı çekerek direnmek mi? Yoksa dayatılanla kalıp, içimizi rahatlatmaya devam etmek mi?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Sözün bu kısmında değerlendirmeye çalıştığımız devrik cümlelerimizle ifşaa etmeye gayret ettiğimiz eğriliklerin paralelindeki konulardan birisi olan barış'a dair Mehmet Akif COŞKUN'un kaleme aldığı denemesini kendisinin anlayışına sığınarak sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #361 (01.08.2011) 
Titreşim / Deuss Ex Machina #362 (08.08.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #364 (22.08.2011)
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Adaletin 'İki Yüz'ü - Elçin YILDIRAL - Birgün
Aynaya Bakmadan Tıraş Olmuyor! - Umur TALU - Habertürk
Barış ve Barışa Dair - Mehmet Akif COŞKUN - Kofiakofo
Turşu Festivali, Çiçek ve MİT-PKK Görüşmesi - Ender İMREK - Evrensel
Kürt Sorununda Kavuşmak Mümkün Mü? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Das Empati... - Burak AVŞAR - Birgün
Olmayan Şeyi İstemek! - Selin ALTUNKAYNAK - Jiyan
Bir Fırsat Olarak PKK-MİT Görüşmeleri - Nuray MERT - Milliyet
Demirtaş’tan Başbakan’a: İyi Niyet 3 Bin Kişinin Hapse Atılması Mıdır? - Jiyan
186 İmzadan: Görüşmeler Başlasın - Bianet
Silahlar Sussun Görüşmeler Sürsün! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
BDP: Operasyonlara Karşı Kitlesel Olarak Direneceğiz - ANF
İsrail’e Kalkan Olan Filistin’e Dost Olamaz! - Sol Defter
Kenan Evren'den Daha Korkusuzum - Mehveş EVİN - Milliyet
Darbenin Delilleri, Gözyaşının Hakikati - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
12 Eylül ve ‘Kanla İktidar’ - Eren KESKİN - Özgür Gündem
12 Eylül 2011 - Osman Mazlum - Büyük Ev Ablukada
taBELA YAZILAR - Veli BAYRAK - Evrensel Pazar
Türk Basını Irkçılığı Aşabilecek Mi? - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
Sağlık Sorunlarımız - Berrin KARAKAŞ - Radikal Hayat
Diyarbakır Cezaevi, Dil ve Bellek - Bülent KALE - Bianet
Yanarak Ölen Mahkumlar İçin Çok Tartışılacak İddialar - Radikal
Zulmün Bayrak Yarışı - Can DÜNDAR - Milliyet
Son Kez Göremediği Eşine Böyle Veda Etti - Hürriyet
Hrant İçin Adalet İçin - Balçiçek İLTER - Habertürk
'Bu Dövmeleri Türkler Yaptı…'' - ANF
Rifat BALİ: Kürtler İçin 6-7 Eylül Tehlikesi Var - ANF - Sol Defter
Şizofreni, Ama Kimin Şizofrenisi! - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Niyet - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Çerkezyan Belgeseli: Yaşam Marangozu - Nor Zartonk


Ricardo Donoso Official
Ricardo Donoso At Twitter
Ricardo Donoso - Progress Chance Album Informative via Digitalis Recordings
Lorenzo Montanà At Myspace 
Lorenzo Montanà via Fax +49-69/450464
Lorenzo Montanà & Pete Namlook Labyrinth Series Informative via Databloem
Tapage Official
Tapage Artist Page via Soundcloud
Tapage - Seven Album Informative via Raumklang Music
Arandel At Myspace
Arandel At Twitter 
Arandel - The Anti-Lady Gaga Interview By Themilkman via The Milk Factory
The Haxan Cloak Official
The Haxan Cloak Artist Page via Facebook
The Haxan Cloak : New Talent By Trilby FOXX via Fact Magazine


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ready And Waiting By Art By Doc
Art By Doc aka Danny O'CONNOR's Flickr Page

>>>>>Poemé
Karşılığını Bulamamış Sorular İçin - Haydar ERGÜLEN

serin rüzgârlar taşır
bir dostumun yüzünü yakan mevsim
incelmiş bir hayatın kederiyle
sessizce durur anıların yamacında
renginden su alan resim

odalara sığmazdık odalar dar
içinde gizli bir ses ölürken
dönenip durdu heves
dağlar dağlar

saatleri biz sustururduk
korkusuyla kendi sesimizin
yokederdik kardeşliğini
gündüzle gecenin

karardı baktıkça gözler
balkon derinliğindeki dağlara
heves yollara düştü
tedirginlik korkulara

yüzün gecikmiş bir mektupta
anlaşılır dürüst ve ıslak
yitirilmiş bir anıyla çıkageldi
güneyin ılık sokaklarından

-her ses bir renge yakışır
su kendi bildiğince akar
hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum
ne kadar acemi harcı olsa da
ölümle karşılanmalı bazı sorular.

                                      1979
Kaynakça: Şiir Ana Sayfa

Sunday, September 11, 2011

Deuss Ex Machina # 366 - taobh dorcha an rialtais

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_366_--_taobh dorcha an rialtais

05 Eylül 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Mordant Music-Ridyll (Excerpt) (Mordant Music)
>2<-Mordant Music-Another Uncompleted Dome (Mordant Music)
>3<-Shackleton-Handle (Mordant Music)
>4<-Shackleton-Western Graveyard (Mordant Music)
>5<-Miles-Flawed (Modern Love)
>6<-Miles-Lustre (Modern Love)
>7<-Nguzunguzu-Wake Sleep (Total Freedom Winter Park Homicide Edition) (Fade To Mind)
>8<-Nguzunguzu-Wake Sleep (Fade To Mind)
>9<-Sven Kacirek-Kayamba Tuc Tuc (Lawrence Edit) (Pingipung)
>10<-Sven Kacirek & Sebastian Winkler-Paperflowers (Rework) (Pingipung)
>11<-Ayshay-WARN-U (Tri Angle)
>12<-Ayshay-WARN-U (Nguzunguzu Remix) (Tri Angle)

taobh dorcha an rialtais
(366)

Tekrarlamaktan sakınılmayan, tekrar ediledurulurken bir yandan rutini besleyecek ne kadar ötekileştirici unsur, öğe varsa ondan tıkabasa beslenip semirtilen, bir gün bitip de çıkışlarda son yazısını görebileceğimize bile nihayetinde, şüpheyle yaklaşmaktan kendimizi alıkoyamadığımız danışıklı dövüşlerin, bizde yalan yok da her yer yalancı maskelilerle dolu dolu dolu ondan düzünü, doğrusunu kelimelere dökemiyoruz bir türlüsü bahsinin açıldığı, dahası hiç kapanmadığı bir eşiğin içerisindeyiz. İçinde debelenip duruyoruz. Kimin neye faydasının dokunabileceğini ya da daha fazla zarar verdiğini kestirmeksizin, ayrıştığımız kesirler içerisinde yine yeni yeniden toplu bir biçimde ayrışıyor, bölünüyor, cepheleşiyoruz. Cepheleşme tohumlarının nasıl da ufak ufak nefret söyleminin kırıntıları üzerinden şekillendirildiğini, biteviye çabalanımların sözün kıymetini heder edip, boş boşu boşu boşuna tekerleme kıvamlı zincirleme bir reaksiyonun içerisinde deneyimlenmesine tanıklık ediyoruz.

Kimi sağından kimi solundan bütün bu yamuklukların güncesinde neresini daha fazla bükersem orasında çokça kendime yeni envai çeşit rant elde edebilirim, bu konumumu koruyabilirimlere sığıntılanan, iliştirilen bir pejmürdelik hasıl olmakta. Oldurulmakla bitmeyen perdelerden, gına gelmeye hiç doyulmayan bayat argümanlarda, yenilmişliğin tavanına ulaşılmış olsa da minderin göbeğine geri dönmekten çekinilmeyen pehlivanlıklarla engellenmeye, görünmez kılınmaya çalışılan bir evre bütünü. Geri kalan gitti gitmesine uzaya da biz hala buralarda onu, bunu ve şunu tartışabilmekten uzakta; kendiliğinden cereyan eden bir nem kapma hadisesinde daha fazla gırtlak gırtlağa giriyoruz. Gidişatın ne kadar fenalıklar barındırdığı ortada olsa da bir türlü kurtulamadığımız yaz rehavetinin kapsamı altında, uyanmaktan çekinmekte, mızmızlanmakta olanlar gibi döne dolaşa bata çıka, ite kaka ama mütemadiyen sabit kalıp tahakkümlerin karşısında yalnız bırakılıyoruz. Yalnızlaştırılıyoruz.

Klasiklerin arasında çoktandır yerini almış olan siz ilerleyin biz sizi takip de ederiz, fikriyatınızı da paylaşırız güdümünü daha ilk adımdan hemen sonra kimsesizliğin, gaz vericilerin kenara çekildiğinde ortaya çıkarttığı resmin ortası ve yamaçlarında düşüncelere dalıyoruz. Sonu hep bilindik hüzünbazlıklar olsa da taşın altına elini koyabilmek adına çabalanmaya bu kadar teşne olup, yakınlara kadar girişilebilmiş 'hareket' etmeye ramak kalmışken yine helvayı karmayı başaramıyoruz. Karılacak helvanın malzemesine hep bir eksik hep bir gedik. Atılacak malzemelerin temininden çok birbirlerimize nasıl giydirmemiz gerektiği konusunda kafa yordurulurken öte yandan muktedirin atı üsküdar boylarını arşınlamayı bir kere daha başarır. Güvenli limanlar haline dönüşen muhafaza edildikçe tabu haline dönüşümünün yolları sağlamca yapılandırılan bu anlaşılmazlık evresinin karşıtlığında esasın adı başkaca konuluyor. Esasın esamesi okunmaz kıldırılıyor.

Her deneyimleme ve çabalanımın pattadanak yanıbaşında bitiveren muktedirliğin biz sizin yerinize kararlarımız konusunda mutabık kaldık, neticesi pardon reçetesi bu acı ilaçlardır diye yutturmaya doyamadığı haplar pardon kararlar elbirliğiyle sonu hızlandırıyor. Vakit aşıp gidiyor elden avuçtan, vakit kayıp gidiyor azbuz değil basbayağı bildiğiniz istim koyvermiş bir biçimde heder ediliyor. Muazzez eşlikçiliğin, müesses nizam içerisinde dünden hazrola geçmeyi zihinlerine koyanların beklentilerini boşa çıkartmadan bildiklerinin en doğrusu olduğu konusunda mutabakata varılması taleplerini işitip duruyoruz. Hep bir adım geride hep bir adım geride, sıramızı bozmadan olur da fikrimizi soran olur diyerek beklerken adıyla sanıyla meczupluğu başka başka evrelerdeki dönüşüm adı altında sallanan sopalara yoldaşlık ediyoruz. Ettiriliyoruz.

Kolay lokma değil zamanın şartlarında ayakta durabilmek mirim denilerek sen de biraz buralardan nemalanmayı, iç etmeyi öğrensen diye verilen akıllara gark oluyoruz. Gak guk edilip durmaktan çekinilmeyenlerin nasıl da statüko bekçiliği, pavlovun köpekliği olduğunu hatrımızdan çıkartabilmemiz beklentisi karşısında pess! diyoruz da başkaca bir şey demeye dilimiz varmıyor. Mütemadiyen dolaşıp durulan sığ sularda, eften püften mizansenlerle kanıtlanmaya, kanırtılarak birr daha taviz verilmesi beklentilenen direnç odaklarının, bir yeter artık nidasının bile isteye çok görüldüğü nasıl tersinde durursun bu yandaşlık bu da yarenlik geliyor musun, katılıyor musun bu katarın son vagonuna bak gidiyor ilk ödemeler, uçuyor tenkisat, geliyor kötek bezeyişlerinin usturuplu cümlelerle duyumsatıldığı devreye sürükleniyoruz. Sürüklene sürüklene bir hal olduruluyoruz. Ne de olsa dillendirdikleri gibi buraları hep gülistanlık, buralarda olan biten her şey saraylara layık bir üstün yaşam vaat ediyordu. Sorunsuz, çetrefilsiz, hicap duyulmayacak bir ileri demokrasi vaat ediyordu, yerseniz. Hala yiyebilirseniz.

Daha ilk hamlede kazın ayağının öyle, vaatlerin de böyle olmadığını dahası kandırıkçılığın bir sonunun olduğunu yalancı mumlarının yatsıya kadar dayanamadığını idrak ediyoruz. Açılımların tak kapanımlara denk düşürüldüğünü, her muhalefet edenin bir pundu bulunduğunda satın alınabilecek bir vicdan barındırdığı yanılgısının ne kadar da işlevsiz ve abes ve utanılası bir çıkarsama olduğunu ikrar ediyoruz. Her bir karede, her bir yapım aşamasında her şeyiyle ilgilenilen verilecek mesajların bile çok önceden kestirilerek aynılaştırıldığı, ötekiler için deyimlerin hiç gocunulmayan fecaat sınırlarını zorladığı,zorlatıldığı cümleciklerle günün sonuna ulaşıyoruz. Mevsimler dönerken şekilcilikten kurtulamayan konuşmaktansa hır gür çıkartmayı daha mahir bir işmiş gibi adlandırıp yola koyulanların sergiledikleri şeylerin tümünde yaldızların çabucak döküldüğünü artık biliyoruz. Atfedilen tutturulup da bi'şekil yola çıkılan dönemeçlerin ötesinde berisinde saklı tutulan izansızlıkların kaynakçalığını sürdürmekte hiç gocunmayanların varlıklarının görünür kılındığını fark ediyoruz.

Farkındayız bir şeyleri çok iyiye taşıyabilmek eğrisinden kurtarabilmek, bu kadar da olmaz ki artık yuh dediğimiz yalanların sonuna varabilmek tekrar etmekte fayda vardır mücadele ederek, muhalifliği ayrıştırmaktan çok birleştirmeye gayret ederek sağlanabileceğinin çıkarsamasına ulaşıyoruz bir kere daha. Kesilip biçilenlerin gündelikliğin sınırlarını zorlayan sorunlara karşı mutlak bir çözümü değil bir oyalamayı sağladığının ve bunun da apolitik bir yarını temellendirmek adına istikrarla sürdürülen bir trajedi olduğu konusunun altını çizmeliyiz. Kalın kalın kırmızı çizgileri olanların da kafasına dank edebilsin diye. Her söylem yığınında onlar şunlardan, bunlardan yana, fenafillahlıklar dizini oluşturmak için yeni etiketler oluşturma, yeni yaftalar yapıştırma gayretkeşliğinde olanlara hazan mevsiminin çok yakında durduğunu bizahati kumdan kafalarını kaldırdıklarında görebileceklerini anlandırabilmeye gayret ediyoruz.

Bunca ikircikliğin ayan beyanlığında, belleğe dahil edilmiş, eklentilenmiş nice olay örgüsünü bağrında barındıran, soluk alıp veren yaşayan, idrak edip büyüyen persona için tüm bu kaotizm yüklü tablonun kıyısında hangisinden ne kadar yara alıp hangisinden ne kadar olgunlaştığını anlayabilmemize zemin teşkil eden bir mevsimdir güz. Serin tutan gecenin koynunda her bulduğu fırsatta düşünceler arasında seyrüsefere çıkarken, içinde bulunduğumuz koşulları hem kıyaslayabilmeye, hem de sorulayabilmeye ev sahipliği yapan bir mevsimdir güz. Yaşayanın o âna kadar biriktirdikleriyle, karşı karşıya kaldıklarıyla, her bir açmaz ve daraltımın kenarında yeni rotalar çizebilmesinin yollarını arşınlatır. En başından bu yana savlamaya gayret ettiğimiz birbirlerine tahakküm kuran küçük tefek zümrelerin muktedircilik oyunundansa bir oyunbozanlık, gerçekten işlevsel bir cin fikirlilik için düşünme eşiğini bünyesinde barındırıyor.

Sorumluların, sorumluluklarını yerine getirmek bir yana durmadan sırayı savmayı, başından uzakta tutmayı yeğlediği, kaytarmaya mütemadiyen devam ettiğini afişe edendir, iş bu mevsim güz. Yazın salınmışlığını, salaşlığını güze taşıma heveskarlığının bir yansımasıdır sorumluluk sahiplerinin yapmaya çalıştıkları. Ne de olsa çaba, bir şeyleri değiştirebilme için uğraşmak kimilerince don kişotluk, kimilerince de deveye hendek atlatmakla eşdeğerdir. Bu atalet, bu garabetliğin sürdürülebilirliği esastır. Aslolan budur. Sözümona bilgeliği edinip paylaşma, öğrenip aktarma üzerine donanımlı olduklarını varsaydıklarımız, boşa doluya laf yetiştirip ne yapıp edip görünerek, allem edip kallem edip ifratla tefritin sınırlarını voltalayanları gösterendir güz. O volta attıkları eşiklerde dahiliyenin sorunlarını değil, hariciyenin kuşbakışı idrak edilmiş problemlerine zihin yorarlar. İkili davranıp bir sathın hakkını hukuğunu koruyup kollarken, haklar özgürlükler diye söylenip yazar çizerken onlara gösterdiği müsammahanın onda birini buralardan esirgemekte bir maruz görmezler.

Adam ayırır, fikir tartar, yargılar, eşitlikçi görünüp ayrıştırıclığın nadide olan örneklerini sergilemeye aralıksızca devam ederler. Velhasılı güz rüzgarında bir kenara toplaşan yapraklar gibi geçip geçici, süpürülüp unutulacak, düşüncenin zerre miskal hareketlenmesine, çeşitlenmesine müsade etmeyen öngörülerini ifşaa eder, yansıtırlar. Bu dizgenin mümtaz, yalçın, ar(n)dıç, yozdilli, mağdeni cevheri boll / vijjdan sahibi(*) ama her şekil  muktedir dostu (ne de olsa cukka cukka) muhalif düşmanı köşekadıları, laf taşıyıcıları. Uzlaşı kültürü diyerek içeriği boşaltmak adına ellerinden gelenleri vakti sekmeksizin yapan! pek çok hataya göz yuman, bizahati empati kurması gerekirken ötekileştirme fırsatını kaçırmadan uygulayanları bu teşebbüslerin kofluğunu ufak bir meltemle anlaşılır kılabilmeye haizdir güz. Birleşim, çeşitli konularda ortak aklın paydaşımlarını sorgulamak, geliştirmek yerine kör kör parmağım gözüne dayatımı, çıkarsamaları önemeseyerek yükselten muktedirlik değiş uzlaşıyı, şu halimizi bile bir süre sonra arayacak şekle dönüştürmektedir güncelliği.

Muktedirlik masumiyet karinesi alaşağı ederken, hakkın hukuğun içeriğini boşaltırken aldığı tavır, eklenmeye aday gayretkeş olduğu modern medeniyetler seviyesindeki hiçbir ülkede olmayan, hayata dönüş operasyonları gibi içeriği mullakta bırakılmayacak bir devlet cellatlığını yenileyebilmek için düğmeye basmaya çabaladığı / yoklama çekildiğini anlamlandırandır güz. Hatırlatan. 31 yıllık boynumuza asılmış ilmiğin sorumlu mümesilleri olan üniformalı vesayetin tahakküm ve sindirmelerinin sivil faşizm içerisinde, üniformadan sivilleşerek yeniden tanımlandırılmasına, enn yeni korkular olarak hayata dahil edilmesine dair önemli bir hamledir. Çokça düşünülesi, anaakım medyanın yer bile vermeye tenezzül etmediği hakiki konulardan birisidir. Bu kadar kopkoyu bağnazlıkların arasında seslerinin bir türlü işitilemeyeceğine kani olunan, mutlak ötekilerin soluk alışverişlerini canlandıran çiseltilerle dopdoludur güz. Vahşete vahşet ekleme konusu açıldığında elini korkak alıştırmayanların biçimli veya biçimsiz giyindirmelerinin, köşeye kıstırmalarının, iş işten geçtikten sonra devlet olaylara hakimdir bütün bunlar münferittir, münferit idelocik piyonların eseridir şarlamalarının kıyısında olan biten tüm linçlerin vuku bulduğu eylül ayının yaralarını yine yeniden hatra düşürendir güz.

O açılmış yaraların tedavisinin değil, iltihaplanması için dört elle, dört yandan çalışıldığını (bugün bile) fark ettirendir. Akıldan hiç çıkmamacasına, kimin nereye konumlandırıldığını tek üstünün kim olduğunu tescilleyen, muştulayan gerisini teferruat olarak adlandırmaktan gocunmayanların bembeyaz lekesiz pikesiz ülkülerini faş edendir. Emeğinin karşılığı için didinenlerden, haklarının tanzim edilmeyip, önemsenmeyip bir üstüne horlananların, yerini yurdunu, toprağını zehirleyecek olan heslere karşı ses çıkartıp, direnerek doğasını, yaşam alanlarını savunanlara, savaşın değil barışın adını yükseltmeye çabalayanlara vd. karşısına dikiliveren aşılmazlıkların mümesilleri, daimi onaylayıcıları ve yardakçılarını gösterendir. Her yıkım çabasının altında saklı duran bir şeyler öğrenirler tezi veyahutta çıkarsamasının, hafazanallah oyunlarını bozabilecek kıvama gelmiş düşünselliğin temellerinin atılmasından bu kadar korkulan bir zeminde muktedirliği sorgulayabilmeyi mümkün kılandır güz.

Hayat akışında tüm bu gelgitlere, karaşınlığa dayarak oyunlarını bozmaya çabalayanlar için daha ne kadar taviz kopartabilirizciliğin karşısında, belleksizleştirilip unutuşlara terk edilmeden bu kadar fenalığı! aşmak için hala çaba sarf edileceğini, edilmesi gerekliliğini okuyabilmek mümkündür. Gerçekten görmesini bilene, bu cepheleşmelerin karşısında saflarını belirlemiş olanların zihinlerinde, yap-bozun parçalarını birleştirebilenlerin açık seçik görebilecekleri yalnıkta... Olan bitene mesafe koyup, her şekilde muteber bir oyunun şark kurnazlığı olarak muştulayanların ötesindeki seçenekleri henüz zihinlerinden silmemiş olanları idrak edebilecekleri üzerine.... Şimdi ve burada!

>>>>>Bildirgeç
Doğamayan Her Şey Ölmek İster - Aslı ERDOĞAN*

Yaşar Kemal, 20. yüzyılı en iyi anlatan roman olarak, I. Dünya Savaşının dehşetini, bir Alman askerinin hikayesi üzerinden aktaran “Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”u seçmiş. (Sanırım ben, ilk yarısı devrimler, topyekun savaşlar, toplama kampları çağı olan yüzyılı temsilen Malraux’nun “İnsanlık Durumu”nu seçerdim.) Yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa’nın kendi sınırları içinde uygulamaya koyduğu uzlaşma projesinde, belki bu savaş romanının genç ve çaresiz ölüsünün herkesçe sahiplenilmesinin de payı vardır. Bütün ikiyüzlülüklerine, çelişkilerine, ötekileştirme ve ötekinin kanından beslenme alışkanlığına karşın, Avrupa uzlaşma sanatını öğrendiyse, bunu ödediği ağır bedeller kadar suçlarıyla da yüzleşmesine, Aydınlanma da dahil, kendini biçimlendiren her şeyi sorgulamasına borçlu. (Yüzyıl sonu Türkiyesinde, savaş karşıtı bu roman halkı askerlikten soğutmaktan yargılanabilirdi. Komünist Malraux işkence tezgahlarından geçirilir, Sartre devletin ulvi çıkarları adına silah çeken bir delikanlı tarafından sokak ortasında kurşunlanabilirdi.)
Basının yıllardır yinelediği söylem, ‘öteki’nin ölümünün ‘bizim’ ölümümüz kadar trajik olduğunu kavramaktan hala ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor. Hepimizin insan olduğu gerçeğini, bu yalın ve çıplak gerçeği… Kendimiz için istediğimiz hakların aynısını başkaları için de isteyebilmede ne denli isteksiz, kendi suçlarımızla yüzleşmek yerine, hedef tahtasına bir başkasını oturtmakta ne denli aceleci olduğumuzu… Yüzleşmenin suçlamaktan, barışmanın savaşmaktan, yaratmanın ve yaşatmanın yok etmekten çok daha zor olduğunu nasıl bir dil anlatabilir bunca savaş narası, linç çağrısı, ‘asarız, keseriz, bir girdi mi perişan ederiz’ tehdidi arasında? Daha kaç ölüm gerekiyor bize, yaşadığımız trajedinin, şu ya da bu biçimde hem mağduru, hem sorumlusu olduğumuzu anlayabilmek için? Toplu mezarlarla ağırlaşmış bir toprakta yaşadığımızın ayırdına ne zaman varacağız?

Çözümün eşiğindeydi
Neredeyse 30 yıldır süregiden savaşın sebebinin, devletin Kürtlere karşı uyguladığı politikalar olduğu gerçeği pek çok değişik ağızca dillendirilmiş, barışa doğru ilk adımın, siyaset kanallarını tıkayarak değil, sonuna dek açarak atılabileceği gerçeği hemen her kesimce kabul görmüşken... Belki şiddet çarkının nasıl döndüğünü anlamamıza sayılar yardım edebilir: 2011 ilk altı ay, Doğu ve Güneydoğu, PKK’nın eylemsizlik döneminde süren operasyonlarda askeri kayıplar: 12 ölü, 43 yaralı. PKK: 49 ölü, 3 yaralı. Faili meçhul ve yargısız infazlar: 11 ölü. Mayın patlaması: 5 ölü. Gözaltılar: 4015. Tutuklamalar: 1145. Cezaevlerinde hak ihlalleri: 476. Bildirilen işkence vakası: 1010. 335 toplumsal müdahalede 762 yaralı. Açılan 85 toplu mezarda bulunan ceset sayısı 1330.
Kimin nasıl sabote ettiğini araştırdığımız barışma sürecinin istatistikleri… Kürt sorunu çözümün eşiğindeydi, uzlaşmaya ramak kalmıştı da, siyasi iklim bir anda mı altüst oldu? Siyasi iklimi belirleyen koşulları, son üç yılın “kapatım” süreçlerini, siyaset kanallarının tıkanışını sorgulamakta yarar olabilir. KCK davası adı altında iki bin siyasetçinin tutuklanması ve hala tutuklu bulunması, Şubat’ta başlayan, sayıları bini bulan gözaltı ve tutuklama furyaları, seçim öncesi sertleşen söylevler ve gözdağları, bir oldubittiyle gasp edilen oylar, tutuklu vekillerin salıverilmeyişi, yürürlüğe konduğu yıl, mahpus sayısını 55 binden 70 bine çıkaran TMK, şu anki sayı 125 bin… Sanırım şiddet çarkının giderek hızlandırıldığını, bu çarkı durdurmanın döndürmekten çok daha zor olduğunu görmek için siyaset bilimci olmak gerekmiyor.

Devlet işkencesi
“Devleti dokunulmaz, sorgulanmaz, kutsal kabul eden anlayış, tekeline aldığı şiddeti her tür denetim ve sınırlamadan muaf tutar. Böylece iktidar sahibi olmayanların haklarının sistematik biçimde çiğnendiği bir şiddet ortamı oluşur.’’ Sözgelimi, devletin sistematik olarak işkence yaptığı, üstelik şiddetini meşru kılan ve sınırlayan yasalarını çiğneyerek işkence yaptığı bir toplum nasıl yapılar, ilişki biçimleri üretir? İşkence bir insanlık suçudur, kim kime, hangi gerekçeyle yaparsa yapsın. Ama işkencenin durması çağrısının öncelikle kime yöneltilmesi gerekir ki, bir etkisi, karşılığı, anlamı olsun? Sözgelimi bir ülkenin cezaevlerinde operasyonlar düzenleniyor, mahpuslar yangın bombaları ve benzine bulanmış battaniyelerle diri diri yakılıyorken, siyasi görüşlerini, yöntemlerini, kendilerine ve başkalarına uyguladıkları şiddeti kolayca eleştirebildiğimiz mahpusları eleştirmek ve ötesine geçmemek, onlara uygulanan şiddeti meşrulaştırmaz mı? Meşrulaştırmadı mı? İki sayı daha. 14 yıl, 17 bin. İlki ana medyada kendine yer bulamayan, yüzlerce benzerini okuduğumuz bir haberden… Güneydoğuda bir gösteriye katılmaya biçilen ceza: Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına propaganda yapmak, mukavemet etmek, suç işlemek: 14 yıl. Cezaevinden sağ ve sağlam çıkmayı başarsa da, bu insan hayatına ne olacağı sorusu, kimsenin umursamadığı bir soru. Onun için tek temennimiz, bir daha tehdit unsuru oluşturmaması ve ucuz işgücüne katılması. 17 bin ise tahmini faili meçhul sayısı. Bu cinayetlerden kim, ne kadar ceza aldı, bilmiyorum. Kaldı ki, 90’ların yöntemlerinin gündeme getirildiği günlerde, bu sorunun bir anlamı kaldığını sanmıyorum.
Uzlaşma adına gerçek bir adım atmak istiyorsak, toplu mezarlarla ağırlaşmış bir toprakta yaşadığımız gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Milyonlarca insanın çok ağır zulümlere maruz bırakıldığı, ruhları ve bedenleri kadar, adalet duygularının da onulmazca yaralandığı gerçeğiyle de… Yüzleşmek, üstlenmekten öte bir şeydir. Kurbanların gözlerinin içine bakıp “Sizce adalet nedir?” diye sormaktır.

İfade özgürlüğü
Her köşeyi saran savaş dili. Buyuran, suçlayan, tepeden bakan, iktidara toz kondurmamayı ‘cesaret’ diye adlandıran... Ülkemizde ifade özgürlüğünün mükemmel olduğunu savunan yazılar da okudum, “Kürtlerin mazlum olduğu” teranesinden bıktığını dillendirenler de… Asıl ürkütücü olansa ötekileştiren, nesneleştiren, bir sorun ya da tehdit olarak algılamanın ötesine geçemeyen dilin yaygınlığı ve derinliği, hepimize sirayet etmişliği… Öznesi ‘Kürtler’ olan yüzlerce cümle, yargı, genelleme. Çeşit çeşit ikiyüzlülük. (Norveçliler intikam değil, demokrasi isteyebilir ama biz... Filistinli vekiller elbet serbest kalmalı ama bizimkiler... Şiddetin kolayca bütün Kürtlere fatura edilmesi, ama BDP’nin Kürtlerden, onun temsil ettiği Kürtlerin Kürt sorundan soyutlanması gibi.) Yazıyı bir anlama, anlamlandırma çabası olmaktan çıkaran, eril bir iktidar alanına dönüştüren şablonlar sultası. Tespitler, alaylar, aşağılamalar... Horgörü, kışkırtma, haddini bildirme zanaati. Özdeşleştiği iktidarın gücüyle esrik, terör estiren bir dil. Külyutmazlık, cesaret yaftalarını kapmış gövde gösterileri, onaylanmış yollardan dışa vurulan zalimlik, devasa bir kurban ayini. İnsanı sözcüklerinden, sözcükleri gerçekliklerinden koparan bir dil.
Bu dilin suskunluğunda on binlerce ölüm, faili meçhul, gömülü yatıyor. Bu dilin naraları, bugün, şu an atılan çığlıkları bastırıyor. Bu dilin şablonları duvarlar örüyor görünürle görünmezin sınırlarında, demir parmaklıklarla perçinliyor, ardında bıraktıkları sessizce görünmeze karışsın diye… Dövenle dövülene eşit mesafede durmayı nesnellik sayan bu dilin kör noktalarında birileri ölümüne coplanıyor, gazlanıyor. Şiddet karşıtlığını tekeline almış bu dil, bir gösteriye katılmaya biçilen 14 yıllık cezayı şiddetten saymıyor. Bu dilin belleği çoktan silmiş panzerlere bağlanıp sürüklenenleri, dışkı yedirilenleri… Geçti artık bunlar, diye buyuruyor, trajedileri zaman aşımına uğratıyor. Oysa kayıplar sanki daha dün kayboldular, sonsuza dek kayboldular. Bu dil, güvenli bir mesafede durmuş, kendini yakanları soğukkanlı bir küçümsemeyle çözümlüyor. “Kutsal” veya “leş” diye sınıflandırıyor ölüleri bu dil, üst üste yığıyor.
Faşizm tek bir sözcükle başlar, söylenen ya da susulan… (Neredeyse bütün bir gece tereddüt etmiştim bu cümleyi kurmadan önce.) Bir hafta geçmeden Aynur susturuldu ve yeterince kaale almadığımız “Zeytinburnu geceleri” yaşandı. Bugün geldiğimiz yer… “Barış öldü!” manşetiyle çıkıyor gazeteler. Doğamayan her şey ölmek ister.
Son söz: “Barışın sesi olmak istiyorum” diyerek kendini yakan çocuklar adına bir kez daha alıntılıyorum. “Eğer seni bu yeryüzü unutursa, de ki sessiz duran toprağa: Ben akıyorum. Hızla akan suya da: Ben varım.’’


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için bir armağan olmadığına hala inanmak istiyoruz. Sözün bu kısmında değerlendirmeye çalıştığımız, devrik cümlelerimizle ifşaa etmeye gayret ettiğimiz eğriliklerin paralelindeki bir sorunu, neredeyse ayrışmazlık payesiyle onurlandırılmış olan bir sorun üzerine Aslı Erdoğan'ın 4 Eylül tarihli Radikal 2'de yayınlanmış olan "Doğamayan Her Şey Ölmek İster" başlıklı makalesini yazarın ve kurumun anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #361 (01.08.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #362 (08.08.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #364 (22.08.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Barış Hemen Şimdi! - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel
Doğamayan Her Şey Ölmek İster - Aslı ERDOĞAN - Radikal 2
Bir Hayat Daha Olmalı! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
BDP’ye Yüklenme Kolaycılığı - Nuray MERT - Milliyet
Esas Olan Düşünsel ve İradi Kararlılıktır... - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Sınıf Farkına, Kürt Sorununa ve Bilimum Problemin Çözümüne Karşı Vicdan - Siempre - Yola Koyulmanın Vaktidir
MSF:Özgürlük Kazanacak - Emek Dünyası
‘Barış İçin Hesap Ver Arda!’ - Nazım ALPMAN - Birgün
Ekrandaki Katiller - Nazım KAYALAR - Atılım
Cinayetleri Anlatan Eski Korucu Ölüm Tehdidi Alıyor - ANF
Yorumsuz - Aslı ERDOĞAN - Jiyan
AKP Meramını Daha Nasıl Anlatsın? - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
Adana'da BDP'lilere 'KCK Operasyonu' - Sol.org.tr
Dışarıda Yalan, İçeride Talan - Aktüel Gündem - Sendika.org
Tayyip Erdoğan’ın Mısır Ziyaretinin Sebebi Ne? - Sol Defter
'12 Eylül AKP İle Sürüyor' - Etkin Haber Ajansı
12 Eylül Treni - Bülent USTA - Birgün
Dünyanın En İyi Korunan Darağacı - Kronik Muhalif
Kirlenmenin Siyasete Yansıyan Yüzü - Şeyhmus DİKEN - Birgün Pazar
Kürdistan İkinci Filistin Mi? - Guillaume PERRIER - Le Monde / Radikal.com.tr
Kaybedenler Kaybedecek! - Evrensel
Bugün Yine Cumartesi - Serhat KORKMAZ - JiyanSavaşın Cezaevlerine Yansıması: Tecrit Ağırlaştırılıyor - Etkin Haber Ajansı
Halkların Kardeşliği Kadar Taş Düşsün - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal.com.tr
Emrah Gezer Davasında Karar: Kürtçe Şarkı Tahrik Etmiş! - Marksist.org
Hangi Ara İnsanlığı Unuttuk? - Mehveş EVİN - Milliyet Cadde
Gerze'de ve Tortum'da Neler Oluyor? - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Devletin Dönüşümünü Gerze'den Okumak - Mustafa EBERLİKÖSE - Sendika.org
Karadeniz’den ‘Ortak Mücadele’ Çağrısı - Evrensel
Gerze Halkının İsyanı İsyanımızdır - Atılım
Halka Değil, Termikçi Anadolu Grubu’na Barikat Kurun! - Sol Defter
AK Partili Çelik'ten 'Mezhep' Açıklaması - Hürriyet
Füze Kalkanları Hangi Mezhebin Eseri? - Ayhan BİLGEN - Evrensel
İddianame "İddialara" Dayanıyor - Ayça SÖYLEMEZ & Ekin KARACA - Bianet
Sanıklar Çok Şey Biliyor İtiraf Başlarsa Sistem Çöker - Star
Sekiz Yıllık Hukuki Garabet - Necati ABAY - Radikal 2
Tabii, Herkes ‘Kendi İşine’ Bakacak - Ferhat KENTEL - Marksist.org
12 Eylül: Türkçe Konuş ya da Sus - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Rifat N. BALİ: “Gayrimüslimler Şehit Olamaz” - Miraç Zeynep ÖZKARTAL - Milliyet Pazar
"Rum Taşı" Mozaikte Önemliyse... - Gülfem KARATAŞ - Bianet
Bu Memleket Bizim: Bir 6-7 Eylül Hikayesi - Vartan ESTUKYAN - Jiyan
Türk Ol, Türk Yaşa, Türk Öl - Maşide Evrim DURMUŞ - Ertesi
6-7 Eylül Tanıkları Anlatıyor: Karşıt Görüş - Suna ANDREYADIS - Hüseyin KALAYCI - Aleksan DADYAN - Dikran KARAGÖZYAN - Habertürk
6-7 Eylül Olayları: Azınlıkları Tasfiye Hareketi - Cem KESKİN - Marksist Tutum / Nor Zartonk
Yalnız Geçmişte Değil, Bugün de Sürüyor! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Başka Kahramanların Türkiyesi - Ayşe KADIOĞLU - Radikal 2
Batı’da Asabî Ruh Halleri - Korkut BORATAV - Sol.org.tr
Israel-Palestine: A Third Way - Edward D. SAID - Le Monde Diplomatique
Şiddet Sınavından Sınıfta Kaldım - Roni MARGULIES - Marksist.org
Daimi Savaş - Tarık ALİ - Counterpunch / Evrensel
Arundhati ROY: “Hepimizi Susturmaları Zor Olacak. İmkânsız.” - New Internationalist / Jiyan
Boyun Eğriyse Kelime Dik Durmaz! - Umur TALU - Habertürk
Ha ‘Beyaz Zehir’, Ha ‘Beyaz Köşe Yazısı’ - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
Vicdansız Domatesler - Ad1güzel - Ad1güzel Blog
Bir Tunus Valisinin Zincirleme Trafik Kazası - Dağhan IRAK - Birgün Pazar
19. Yüzyıl Koşulları Dayatılıyor: Birleşmek Şart - Meryem YILDIRIM - Diha / Sol Defter
verem - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
Söz Biter Geriye Hüzün Kalır - Savaş Şener - Ertesi


Mordant Music Official
Mordant Music At Myspace
Bizarre And Beautiful: Mordant Music - Jonny MUGWUMP - The Quietus
Mordant Music – Picking O’er The Bones Review By James via The Sonic Minefield
Shackleton Artist Page via Resident Advisor
Shackleton Interview By Mateusz MONDALSKI via Line Out
Shackleton / Skull Disco Üzerine - dR.Warp - Deuss Ex Machina
Miles Official Stream via Modern Love Soundcloud Page
Miles Whittaker Of Demdike Stare To Release New Solo EP - Patric FALLON - XLR8R
Miles - Facets EP Review By Manuel ABREU via The Silver Tongue
Nguzunguzu Official
Nguzunguzu At Myspace 
Nguzunguzu: Podcast #205 via XLR8R
Sven Kacirek Official
Sven Kacirek - The Kenya Reworks Informative via Pingipung
Sven Kacirek - The Kenya Sessions Album Critic By Trimtab via Tiny Mix Tapes
Ayshay Official
Ayshay Artist Page via Soundcloud
Ayshay Muslim Trance Mix For DisMagazine
Children Of War: Kuwait By Fatima Al QADIRI & Khalid Al GHARABALLI via Bidoun

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Shepard Fairey By annar_50
annar_50's Flickr Page

>>>>>Poemé
İnce Bir Sızıyla Uyanıyorum - Ender SARIYATI

Gidelim.
bizi çağıran gündüze
dağları, denizleri,
ve bir heybeyi ceket yaparak,
Gidelim.

O anamdı, ip eğirmesini bilirdi.
bir merakı yenemeyerek, sinemalarda
geçen güz öldü.
sırtında,
Pirinçlerin ve pancarların suladığı bir kol

Neler düşündürdü bunca yıl
bir ezikliği alıp içimden
neler düşündürdü
Kılıfından çıkan bir geceyi susturan
ferman.

artık büyüdüm.
işte geçiyorum,
tütün mağazalarının açtığı devirden
elimde iş bulma ilanları
Üzümcüler,
Yemişçiler.
Fabrikatörlerden dev bir soluğu yırtarak
geçiyorum.
yıllarca penceremi örten o büyük karları.

işte geçiyorum,
yüreğimdeki korkuyu yırtarak
elimde ahlat ve ardıçlardan bir silah
yüksek bir tepeden doyarak
elimde sigaram,
Bir gün keyifle çekeceğim,

ölümün çizdiği gül resimlerinden
gövdem.
Bunca yılın çakısıyla vurduğu
Göz yaşlarımdan bir ırmağı,
akıtarak avuçlarıma
ağladığımı, ama niçin
kimse sormadı...
sevincim defnedilmesi güç bir ölü

işte geçiyorum
korkuyu bir ter yaparak avuçlarıma
dağları ve denizleri
göğü dolduran sesimle
varım.

yüreğimde ince bir sızı
ölüm sancılı anam
Sevinçten bir tülbentle sarıyor yaramı
     VARIM......

Kaynakça

Sunday, September 04, 2011

Deuss Ex Machina # 365 - beware of gov'ment disinformation

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_365_--_beware of gov'ment disinformation

29 Ağustos 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Bel Canto-Upland (Crammed Discs)
>2<-Bel Canto-Capio (Crammed Discs)
>3<-Balam Acab-Oh, Why (Tri Angle)
>4<-Balam Acab-Now Time (Tri Angle)
>5<-Downliners Sekt-All I Can Hear Now (Disboot)
>6<-Downliners Sekt-Hockey Nights In Canada (Disboot)
>7<-Kiyo-Micropsyche (Richard Devine Micromacro Remix) (Force Intel)
>8<-Kiyo-Noor (Machinedrum Mountain Eye-Beam Remix) (Force Intel)
>9<-AFX-Quex-RD (White Label)
>10<-Autechre-Skin Up You're Already Dead (White Label)
>11<-Architect-Attack Ships On Fire (Keef Baker Remix) (Hymen Records)
>12<-Architect-The Beauty And The Beat (End.User Remix) (Hymen Records)

beware of gov'ment disinformation
(365)

yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
ne görebiliyorsun,
ne duyabiliyorsun. / halil cibran

Belirli bir düzlem içerisinde olan biten şeylerin etkisinin sivrisinek vızıltısından nasıl da bir kıyam, bir felaket olgusuna evrildiğini sorgulayabilmeye imkan sağlayan, zemin oluşturan, tümsek eyleyen, set çıkıp kaçak güreşen bir iklimde ironinin de tüketildiğini fark edebilmek mümkündür. Oldu bittilere yolu kestirmeden çıkartılanların, yol verilip zemin sağlananların nasıl da körlemesine bir anlayışın mamülü olduğundan hemen her defasında tekrara doyulmamasına karşın, aynı bayatlıkların yeni yeni yeni keşifmiş gibi ambalajlanıp duyurulma çabasına, köşeye kıstırılanların nedense her daim olduğu üzere hep aynı olmasına karşın muktedirlik cephesinde değişiminin zerre miskal olmamasına, bir ileri onlarca adım geri adımlanılmasına karşısında verilen tavizlerin sonunun bir türlü gelmemesine, yaptık oldularla yekpare mozaik tanımının nasıl da yeniden ama bu defasında aşılmaz mermere evrilmesine kadar çoğaltılabilir katmanlarıyla bu eşiğin içerisindekileri irdeleyebilmek olasıdır.

Fecaat gelecek yerden esirgenmeyen kışkırtıcılık, oyunbozanlık, her türlüsünde başka bir mizansen olarak tanımlandırılan oysa oynanan oyunların bizzat tekrarlanmasından ibaret olan müesses nizam sabitliğinin onulmaz yaklaşımları, ironin belinin kırıldığının belirli bir eşiğin çoktan aşılarak yeni evrelere geçildiğini ortaya koymaktadır. Geçilmekte olan yeni bir seviyeyi değil bizzat bu gayya kuyusunun karanlığında daha derinlere inilmesidir oysa. Şaka yollu! baskılardan, imalarla süslü kızım sana söylüyorum gelinim sen anla/anla/anla-lara (böyle volanlı, rezonansa uğratılmış ekolu) uğrayıveren hedef haline dönüştürmenin kolaycılığında ne dersek gidiyor, ne söylersek manşetleniyor, gündem dediğin de altından üstüne getiriliyor, ortalık gülistanlıktan toz pembeye kesiyor çıkarsamasına ulaşan hezimetlerden biri bitiveriyor, diğeri başlayıveriyor.

Nefes almayı mümkünatsız bıraktığından yurdun beşte birinin bir derdi olduğunun altı kalınca çizilmesine, psikolojisinin dönülmez ufuklara vardığının ima edilmesine rağmen olan bitenlerin üzerine kelam ekleme çabasını bile; yokuşa süren bu bağnaz şekilcilik, en olmadı sesleri çok çıktı mı dayarız biber gazını, veririz copun kralını, sustururuz bir şekil nasıl olsa olsa olsa müdanaasız elim maşalı söyleminin toz kondurulmaz, vaktini sekmez sahne kapmacılığı düşündürmektedir. Düşünme, konuşma, dile getirme. Anlama, işitme, yola koyulma. Görme, fark etme, sana dokunmadıktan sonra yılana pardon bu kadar hataya hiiç ses etme. Telef ol, beter ol ama isyankar olma. Hızar gibi kafanın üstüne sallanıp duranın giyotin değil de mahsusçuktan göz korkutmak için oraya menteşelenmiş bir oyuncak olduğuna kan, kanabil. Yeknesak makamda hatayla bi'şey söylemeye kalktın mı bilmelisin ki başına gelecek şeylerin müsebbipi bizahati o kafanın içerisinde kurmaya doyamadığın komple teorileridir. Değilse de muktedirin böylesi bir kullanım hatasına karşı sorumluluğu yoktur.

Nicedir anlamazdan geldiklerinden şimdi bir şekilde ortaya çıkan söylemlerin hemen hepsine öcü görmüş gibi davranmaya devam eden bu sistemin bizahati öncekilerden bir farkının olmadığının, sadece bakış açısının, öngörüsünün, müdahale eşiklerinin birbirilerinden farklılık gösterdiğini söyleyebilmek mümkündür. Çok zamandır felç olmuş sistemin dişlilerine bakım yaptırmak yerine nasıl olsa paldır küldür gidiveriyor o zaman sallayıverelim gitsinciliğin kolaycıl eşiklerinde heba edilecek yeni zamanlarımızdır şimdilerde bizlere reva görülen. Berhava edilenin düşüncenin kendisi, işitilmez kılınanın yıllardır üzerine ölü toprağı serpilen, cızzz diye uyaranlar yerleştirilen ve her ne hikmetse kırmızı çizgilerin hizasından bir türlü kurtarılamayan, bir türlü konuşulamayan şeyler olduğunun bilinci yavaş yavaş gelişirken bu ironi denizinde yüzebilmek güzün kapıyı çaldığı şu günlerde daha fazla manidar gelmektedir.

Elini eteğini çekmeyen muktedirliğin çiçekbeylerinin, ağlayan narınçlarının, keskin kılıçlarının söylemekte dillerinde tüy bittiği şey az biraz da bu kekremsi tat, dokuyu genişletmeye müsaade eyleyen egemen olma halinin kutsanmasıdır. Kendi söylediğinden gayrısını işitmeyen, görmek istediğinden başkasına müsammaha göstermeyi bırakıp dile getirmesinden bile hicap duyan bir anda alarm seslerinin devreye girmesine neden olan şey, sathın dışında olan bitene verilen intizam ve önemin, hak ettiklerini bulmuşlardır, halklar bu despotluklara gereken dersleri vermiştir demeçlerinin paralelinde e peki buralardan hiç eksik olmayan baskıcılığınız, etmediğinizi koymamamız, kandan medet ummanız hala nedir, nicedir sorularına net bir cevap üretememeleridir. Söyleyecek yüzlerinin bulunmamasıdır. Sahnenin bu yanında her dakika bir başka yöresindeki eksik gedik ortaya çıkarken mütemadiyen belirlenmiş, hedef gözetilmiş, hedef haline dönüştürülmüş olanlara karşın medyasıyla, yargısıyla, fikri kanaatiyle ortak bir duruş sergilediği imgelenen muktedir sahanlığının kapsayıcılığı elbette farklı düşünenler için başka şeyler söyleyecektir. Artık anlaşılmaktadır.

Tüm o ironilerin altından kusulan nefret söyleminin tortuları can yakmakta. Ne de olsa onlara karşı çıkanlar kelama karışanların hepsi idolocik muhaliflerdir. İdeolojinin ne olduğuna dair öngörüleri bulunmayanların cümlelerinin arasına sıkıştırmayı kendilerine hak olarak gördükleri terimlerle beraber dar alanda paslaşmalarının kokusu çıkmaktadır. Karanlık dört bir yanı sarmalamayı sürdürürken, yarınsızlaştırılanların halklar olduğu gerçeğine gözü, kulağı, dimağı kapayarak son sürat gitmenin, cehennemi her nasıl nakledilirse edilsin bütün tasvirlerinden daha gerçekçil hale dönüştüren bir sahanlığın fason imalatı gerçekleştirilmektedir. Fasona bağlanan şeylerin, tornası yamuk yumuk tezgahlarda kesilip biçilen kalıpları bu, sınırları bu, ulaşılabilecek mevkii bu diyerek sınırlandırılanların hemen hepsinin daha düzgün okunabilmesini sağlamaktadır. Cereyan etmekte olan şeylerin istisnasız bir yıkıma doğru hepimizi (ayrısız, gayrısız) götürdüğü gerçeğine kayıtsızlık da bu durumun tuzu biberidir. Hem de hiç ironi taşımayan bir biçimde, biçimlendirmede.

Gelecek tahayyülünden ziyadesiyle uzakta kalarak tüketilmeye doyulmayan an içerisinde ötelenen bunca şeylerin önemlerine vakıf olabilmek için müneccim olmaya gerek yokken hala nedir bu rehavet, bu tirajik denemeler diye sorulası elzemdir. Dilin meramın yoksunlaştırıldığı görünürlüğün puslu bir havaya terk edildiği, üzerinin örtülmeye çalışıldığı ve adet olduğu üzere hakkaniyetin başka eşiklere terk edildiği bir karanlık bu günceyi donatmaktadır. Tıka basa dolduruşlarla enikonu nefessiz kılmakta, biçare koymaktadır. Meselenin kendisine haiz olup, dili döndüğünce, zihni elverdiğince, aklı yattığınca anlaşılır kılabilmenin önününü alabilmek için 'karanlık' metaforu iş bu ülkenin muktedirlerinin sıklıkla başvurdukları bir olgu olmayı sürdürmektedir. Yukarıda kısaca değinmeye gayret ettiğimiz örneklerde, sınıflarının haylaz çocukları olarak atfedilen aslında kazın ayağının ne olduğunu çok iyi simgeleştiren müstakbel koltuklara dört elle yapışmış vekillerimizin demeçlerinde saklı duranlar ile bu kıssa derinleştirilebilir.

Yalın net gerçeklikleri değil, güdümlü, kin kusan, olaylara mesafesini konumlandıramayıp, nasıl yaklaşacağını kestirmeyip aklına geleni bir anda boca eden, ötekileştirmenin sacayakları arasına dahil edilebilecek bir ayrıştırıcılığın sorumlusudur karanlık. Bu satırlar aracılığıyla bir şekilde anlaşılır kılmaya çabalandığımız. Egemen olanın tüm dizginleri ele alıp palazlandığı muktedirlik sınırlarında adı bir türlü konulamayan, yola bir türlü çıkılamayan, çözümlemesi gerçekleştirilmeyen, yarınsızlaştırılarak derdest eylenen, ucu sipsivri bıraktırılan açmaz kümesinin kesiştiği alandır bir başka deyişle. Olumsuzlanıp durulanların varlığının, bir şekilde rayına sokulduğu varsayılan düzenleme altındaki hile hurdanın işaretleyicisidir. Ne ki muhalifliği sadece belirli koşullar ve şartlanmışlıkları yerine getirip, biat edenlere verilmiş bir hak olarak tanımlayan bu düzensizlik, bu eziyetler silsilesi, anlamlandırmama gayretkeşliği giderek olağan karşılanmaktadır.

Ekranlardan dosdoğru net bir biçimde sunumlandırılmayanın, yansız olarak aksettirilmeyenin, gazetelerde konu her ne olursa olsun çarpıtılıp, eğip bükerek sunma devamlılığının, dile bir türlü getirilmeyen hemen her şeyin üstüste birikintisi bunu daha da manidar bir biçimde anlaşılır kılacaktır. Birbirimize doğruyu anlatmaktan imtina ettiğimiz müddetçe karanlığın kapsamı bugün yakaladığı bu noktadan çok da geriye düşmeyecektir. Öznesi, yüklemi ve fiili bir o yana bir bu yana çekiştirildikçe bu ahval içerisinde mutlak yüzleşmeye zemin sağlanmadıkça karanlığın hükümranlığı daha çok can yakacaktır. Can acıtacaktır. Bütün bu hezimeti bile isteye sürdürme gayretinde olan, tekilleşerek yek vücut olmuş, sağırlaştıkça coşmuş, amalaştıkça zembereğinden boşalır hale gelmiş muktedirliğin tufanı, yeri yerinden oynatması gereken vurdumduymazlığı karşısında 'akil' olanı aramak şarttır. Göstermek yerine bir fiil manipüle ederek çatısı oluyşturulan savaş dilini yücelten söylemin karşısında barışın ihtimaller dahilinde olduğu duyumsatılmalıdır.

Onlar her ne kadar yanlış olarak anlama konusunda ısrarcıl olsa da, bir şekilde ötekileştirilen olarak atfedilmekten, türlü galiz küfürlerle, tehditlerle yüzyüze bırakılsa da vicdanı olanın sahiplenebileceği yegane şeyin can olduğu, sulh olduğu gerçekliğinde yol kat etmek hepimizin ödevidir. Başkaca bir şansımız olmamasına karşın hala ısrarla, körlemesine şiddet dilinin hiçbirimiz için bir faydasının olmayacağı aşikardır. Benzersiz bir söyleme handiyse ulaşılmış gibi, sakız haline evrilen, sündürülen, açılan yaralara merhem olacağına daha fazla ayrışımı beraberine getiren o kirli dilin sözümona işitilir kılınan, karşılıksız konulmadığı ortaya çıkartılmaya gayret edilen çözümleyici bir yaklaşım taşımadığı meydandadır. Boşa heba edilen şeylerin, miadı bir türlü dolamayan dün dündür bugün bugündür siyaset okulunun mezunlarından 'bayan' başbakanımızın dillendirdiği ya bitecek ya bitecek şarlamasında saklı duran kan rantının, istikrarlı ırkçılığın sürdürülmekte olduğunun yansımasıdır.

Varlığı bir anılıp bir yoksayılan jitem gibi, jilet keskinliğini, bıçak sırtı, korkularla beraber yaşama tutunma halini ülkenin önemli bir bölümünde hissettirmiş, varlığı açıktan veya hissettirmeden sürdürmüş bir başka gizli/kapaklı "beton millet sakarya" nefret merkezinin, can almaya doyamayan ağır abilerin, her yolun yolcusu çarkın efendilerin kepazeliklerinin bugün bile arşınlanılamayan, insan olanı nefessiz koyacak faili meçhul cinayetlerin şebekesinin üzerine gitmektense en azından o kararlılığı göstermektense onda bile zincirleme hataların sürdürüldüğü bu cenahı tanımlayabilmek hangi kelimelerle mümkündür. Elini tetikten çekmeyenlerin dünyasının hala geçerliliği koruduğunun altı çizilmesidir. Müştemilat yıkılmaya, kubbe harap olmaya devam ederken yok bir şey, her şey sapasağlam diye diretmektir. Karamsarlığın topyekün bir kapsayışı beraberinde günümüze taşıdığı bu kadar net bir biçimde okunurken, kapsamı altına aldığı her alanı; ıssız, sessiz, çaresiz koyduğu ortadayken ne zaman barışın adı anılacaktır?

Ne zaman sulh için yol ve zemin tesis edilecektir. Ne zaman ötekisi olarak belletilenlerin, yaftalananların üzerine bindirilmiş bu ağır sorun yumaklarının, korunaklı muktedirliği sınırlarınıı yokladığına ayılacaktır? Uykudan uyanış hangi aralık sözkonusu olacaktır? Kati belleksizliğe teslim olup, bu kadar cehennem tasvirinin yeryüzü mümesilliğinde, her şeyi maziye havale ederek bugünümüzün karanlığını aşamayacağımız ortadayken üstelik. Fırsat elde edip, bunu arsızca kullanan muktedirlikçe birbirimize düşman belletilerek, ortalığı kaplayan kan kokusundan, ölümlerden medet umarak, ölümleri "yüksek mertebelere" taşıyarak ve daha fazla can alabilmek için daha fazla mühimmata geleceğimizi dökerek hangi karanlıktan ne kadar uzaklaşabileceğiz? Sesimizi duyan var mı?

Sessizliği, hemen tüm alternatif yankıları izole ederek, asayiş berkemaldir diyenlerin yüzleri var mı? En ufak bir tepkimeyi olağan dışı karşılayan, olumsuzlayan ancak şahinliklerini tescil edcecek olan yeni karar-aşama-uygulama vs. hareketlerden de bir türlü kaçınmayanların hissiyatsızlıkları acı değil midir? Feryadın bir kesidine eklenebilecek o ünlü imin içerisinde yankılanan acıyı bal eyledik derken muktedirliğin bu çapsızlıklarına olur mu biçmişizdir? Birleşmek için bekleyecek zaman, aşmak için olumsuzlukları bir uyaran beklemek nereye kadardır, canlar.... İyice çürümeden, karanlıkça teslim alınmadan....


>>>>>Bildirgeç
Sosyalistler ve Kürt Meselesi – Foti BENLİSOY*

Kürt hareketi son yıllarda yaşadığı örgütsel ve siyasal evrim dolayısıyla giderek daha fazla aşağıdan kitle inisiyatifinin önünü açan, süreklileşmiş bir kitle seferberliğine dayanan bir karakter ediniyor. Kestirmeden söylemek gerekirse, sivil itaatsizlik eylemleri ve kampanyalar yoluyla giderek sürekli kılınan kitle mobilizasyonu, hareketin siyasal stratejisinde önemli yer tutmaya başladı. Bu yönelim, Kürtçe eğitim kampanyası ve Türkiye’de üç milyon kişinin imzaladığı iddia edilen “Öcalan’ın siyasi irade olarak tanınması” imza kampanyasından başlayarak günümüzde “sivil Cuma”lar, okul boykotları, demokratik çözüm çadırları ve elbette süreklileşen serhildanlar gibi farklı kapsamda eylem ve etkinlikleri içeriyor. Belki bir devlet olarak Kürdistan’ın kurulması gündemde değil, ancak bu siyasal seferberlik düzeyi “Batı”dan çok farklı bir başka ve yeni siyasal coğrafyayı fiilen oluşturmuş durumda. Milliyetçi muhafazakâr bir tahayyül dünyasının neredeyse siyasetin vasatı halini aldığı “Batı” ile karşılaştırılamayacak bir bilinç ve siyasallaşma düzeyi söz konusu. “Doğu” ile “Batı” arasındaki bu açı, iki siyasal coğrafyadan bahsetmeyi gerektiren bu uçurum, sosyalist hareketin önünde olanaklar yarattığı kadar ciddi bir sorun da teşkil ediyor.

Bu siyasallaşmanın örgütsel ve siyasal sınırları var elbette. Kürt muhalefetinin belirgin bir “kurumsalcı”, esas itibariyle devlet ricaliyle “yukarıdan” müzakere ve pazarlığı önemseyen eğilimi hep oldu, olmaya devam ediyor. Dolayısıyla koşullar ve güç dengeleri başka türlü olduğunda bu kurumsalcı eğilimin açığa çıkan “sokak siyasetini” soğurması ihtimalini daima akılda tutmak gerekiyor. Ancak söz konusu “aşağıdan” dinamiğin de bu kadar çoraklaşan siyasal coğrafyamızda önemli bir istisna olduğunu, yarattığı dinamizmin dar anlamda Kürt meselesiyle sınırlı kalmadığını, kalmayacağını görüp “üzerine titremek” gerek. Bu anlamda sosyalist hareketin bu kitle seferberliğinin karakteri üzerine eğilmesi, Kürt meselesine yaklaşırken daha “aşağıdan” bir perspektif ve duyarlılığı öne çıkarması gerekiyor.

Sosyalist hareket dahilinde Kürt meselesi üzerine kelam edilir ve siyasal tasarımlar oluşturulurken genelde şu ya da bu noktada karar alıcı konumda olan aktörlerin irade ve beyanları üzerinden hareket ediliyor. Bu elbette herhangi bir meselede stratejik bir siyasal pozisyon oluşturmak açısından kaçınılmaz bir tutum. Ancak ordunun, hükümetin, şu ya da bu bakanın, MİT’in ya da İmralı, Kandil veya BDP’nin hangi tutumları aldığı, nasıl bir taktik yaklaşım geliştirdiğini tartıştığımız kadar Kürt hareketinin seferber ettiği toplumsal dinamikleri anlamaya dönük daha “aşağıdan” bir perspektifi de seferber edebilmeliyiz. Azımsanmaması gereken bir kitleyi, üstelik çoğu zaman neoliberalizm ve savaş ekseninde iyice yoksullaşmış alt sınıfları şu ya da bu biçimde siyasallaştıran bir süreç yaşanırken bu siyasallaşmanın aktörlerinin deneyimlerinin nasıl şekillendiği üzerinde hiç değilse daha fazla düşünmek gerekiyor.

Kürt hareketiyle sosyalist hareket arasındaki ilişkinin büyük oranda “yukarıdan” geliştiği, bürokratik bir mahiyet taşıdığı bir sır değil (son “Kongre Partisi” süreci bu durumun bir başka örneği sayılabilir). Oysa seçimden seçime gündeme gelen yan yana gelişler ya da dışsal dayanışma ilişkilerinin haricinde sosyalist hareketin tabir caizse boynunun borcu, mücadele eden Kürt kitleleriyle toplumsal mücadeleler içerisinde (emek hareketinden ekolojik mücadelelere, kadın hareketinden vicdani redde) somut ve dolayımsız bağlar kurabilmektir. Bunun nasıl gerçekleştirilebileceğine dair elde hazır bir reçete olması elbette beklenemez. Üstelik burada kastedilen, birçoğu namevcut ya da hayli cılız toplumsal hareket ve muhalefet dinamiklerini (emekçiler, kadınlar, Aleviler vs.) bir nefeste sayıp bunları Kürtlerle birleştirmeye, mevcudu bir tür aritmetik toplamda birleştirmeye dönük genel geçer büyük “stratejiler” değil. Sosyalist hareketin yeniden inşasına ciddi sınırlar dayatan kitle mücadeleleri eksikliğinin “kısa yoldan” giderilmesine dönük bir manevra da değil. Kürt hareketinin açığa çıkardığı toplumsal dinamiğin solun bir anda daha büyük bir kamuoyuna hitap etmesini sağlayacak aranan “maymuncuk” olduğuna, Kürtlerin özlenen yeni “devrimci özne” olduğuna dair kolaycı sıçrama heveslerinden bilhassa uzak durmak gerek. Meram edilen çok daha mütevazı bir tutum: Dikkat ve çabamızı, Kürt meselesi etrafında “diplomatik” ve “yukarıdan” yan yana gelişler ya da “dışsal” dayanışma pratikleri haricinde ve ötesinde daha “içeriden” bir yan yanalığın koşullarının oluşturulması yönünde yoğunlaştırmak gerekiyor. Bu da ancak sosyalist hareketin bütün zaaflarına rağmen etkin olduğu mücadele alanlarıyla Kürtlerin siyasal dinamizmi arasında aşağıdan (yani toplumsal hareketler aracılığıyla) bağlar oluşturmaya çalışmakla mümkün.

Kürt hareketinin tabanının önemli bir kesiminin savaş ve neoliberalizmin kümülatif tahribatına maruz kalmış kent yoksullarından, mevsimlik işçilerden, genç işsizlerden, esnek ve güvencesiz işlerde çalışmaya mahkûm edilmiş emekçilerden oluştuğunu herhalde herkes kabul ediyor. Kürt hareketinin siyasal ve programatik pozisyonunda neoliberalizme karşı toplumsal adalet talebi merkezi bir yer bulmasa da, yani tabanının bu sınıfsal aidiyetini siyasal bir dille ifade etmese de tabi sınıflar nezdinde büyük bir siyasallaşmaya yol verdiği yukarıda vurgulandı. Sınıflararası bir hareket olarak Kürt muhalefetinin temel siyasal motifleri bugün daha çok demokrasi, siyasal haklar ve kendi kendini yönetme çerçevesinde şekilleniyor. Bunun böyle devam edip etmeyeceği meçhul; ancak toplumsal adalet talebinin Kürt hareketinin ayırt edici bir siyasal teması olmadığı da açık. Sosyalistlerin Kürt hareketinin antikapitalist temelde siyasallaştırmaktan imtina ettiği, daha doğrusu ezilmişliğine sistematik bir sınıfsal ton vermediği/veremediği bu alt sınıf mobilizasyonu hususunda nasıl bir tavır alması gerektiği ise bir başka sorun alanı. Kastedilen, Kürt hareketini sınıf temelinde politize etmeye, harekete antikapitalist bir şuur zerketmeye dönük suni “bilinç aşılama” operasyonları değil elbet. Kürt siyasallaşmasının aşağıda nasıl deneyimlendiği, Kürt ezilmişliğinin başka ezilmişliklerle nasıl eklemlendiği ya da bütünleştiği sorularının cevabını pratikte arayan, dolayısıyla hareketin “sıradan” militanlarıyla “aşağıdan” bağlar inşa etmeye dönük bir faaliyet biçimi.

Burada bir parantez açmak gerekiyor: Genelde solda etnik aidiyet sınıfsal ilişkiler, kentsel yoksulluk ve neoliberal dönüşüm dışında/ötesinde şeyleştirilmiş bir “kimlik” olarak algılanıyor ve istisnalar hariç sınıfsal ilişkilerle etnik aidiyetler arasındaki dinamik ilişkiler üzerine pek gidilmiyor. Sınıf siyaseti ile “kimlik siyaseti” arasında sıkça yapılan mekanik ayrımlar bu husustaki eksikliğin ya da aczin bir ifadesi. Bu durum, Kürt sorununa yaklaşırken meseleyi Türkiye’nin genel demokratikleşme sorunundan kaynaklı bir kimlik meselesinden ibaret olarak gören liberal çerçevenin hâkim olmasını, sosyalist solun kendisini bu çizgiden ayrıştıramamasını getiriyor.

Kürtler mağdur mu?

Unutmamak gerekir ki Kürt olmanın bağlam dışı ve özsel bir anlamı olmadığından Kürtlük çeşitli siyasal söylemlerin gündelik deneyimlerle kesişmesi yoluyla farklı anlamlar taşıyacaktır. Bir Kürt işadamıyla örneğin zorunlu göç sonucu geldiği şehirde vasıfsız işçi olan Kürdün Kürt olmaktan ne anladığı, Kürtlüğe nasıl anlamlar yüklediği farklı olacaktır. Bu anlamda bu ikisinin Kürt sorununun çözümünden ne anladığı da farklı olacaktır. Ulusal hareketlerin sınıflararası bir doğaya sahip olması, tam da o ulusal harekete ve o ulusal kimliğe ilişkin farklı yorum ve beklentileri kışkırtır. Dahası, Kürt meselesinin nasıl yaşandığı, insanların Kürt hareketi etrafında nasıl harekete geçtiği, doğrudan çatışma bölgelerinde mi, Diyarbakır ya da Van gibi bölge merkezlerinde mi ya da zorunlu göç sonucunda büyük Kürt kitlelerin yaşar hale geldiği Mersin, Adana, İzmir ya da İstanbul ve Ankara gibi Batı merkezlerinde mi yaşanıyor olmasına bağlı.

Kürt meselesini farklı sosyal bağlamlarda ve farklı coğrafyalarda çok çeşitli biçimlerde ve farklı dolayımlarla tecrübe eden Kürt nüfusunu bugün birlikte ve ortak biçimde harekete geçiren programatik zeminin bu beceriyi ne kadar zaman devam ettirebileceği müphemdir. Bu, Kürt hareketini hemen yarın (mesela hali vakti yerinde olanlarla yoksullar arasında) bir büyük bölünme bekliyor anlamına gelebilecek bir şey değil elbette. Ancak hareketin kitleselleşip “lokal” bir hadise olmaktan çıkmasıyla beraber ister istemez gündeme gelen çoğullaşma belli bir kırılganlığı da gündeme getiriyor. Sosyalistler açısından önemli olan, hareketin çoğulluğuna dair bu tarz genel tespitler yapmakla yetinmeyip, özellikle alt sınıflar nezdinde Kürtlüğün hangi siyasal ve toplumsal konotasyonlara sahip olduğu üzerine düşünmektir. Yani Kürt olmanın bir sınıf deneyimi olarak da nasıl yaşanıp anlamlandırılabileceğine dair bir farkındalık geliştirmektir.

Kürtlük, bir ezilmişlik ve mağduriyet deneyimi olduğu kadar bir kolektif siyasallaşma ve radikalizasyon pratiğini de imliyor. Dolayısıyla Kürtlük hiç değilse alt sınıflar nezdinde pekâlâ sosyal ve sınıfsal ezilmişliği ve ona karşı mücadeleyi de içeren bir kapsama kavuşabilir. Oysa sosyalistler dahi Kürt kitlelerini çoğu zaman sadece ezilmişlik ve mağduriyet terimleriyle düşünüyor. Mesela zorunlu göçe tabi kılınanları ya da zorunlu göç, yoksulluk ve devlet şiddeti sarmalında büyüyen çocukları “topluma kazandırılması” gereken mağdurlar, rehabilite edilmesi gereken kurbanlar olarak düşünmek solcular arasında dahi yaygın bir yaklaşım. Ancak mesela Kürt göçmenler kendi deneyimlerini sadece bir haksızlık ve eziyet öyküsü olarak anlamıyorlar ve öyle anlatmıyorlar. Başlarına gelen tüm haksızlıklara rağmen, kendilerini bu sürece itiraz eden, direnen ve hakkını arayan politik özneler olarak konumlandırıyorlar. Sosyalistlerin, Kürtleri bir genel “ezilen ulus” kategorisi dahiline tıkmak haricinde, hiç değilse Batı’da, savaş, zorunlu göç, milliyetçi dışlama, neoliberal yoksullaştırma ve kentsel dönüşüm politikalarının yarattığı denklemde siyasallaşan bu öznelerin politik deneyimleriyle bağlantı kurması gerekiyor.

Kürt meselesi sadece Kürtlerin devlet tarafından ezilmişliği, Kürtlerin maruz bırakıldıkları Türkleştirme politikaları ve saireden ibaret değil. Kürt meselesi bunlarla beraber aynı zamanda Kürtlerin kolektif kimliklerini her türlü baskıya karşı inşa etme ve kendi kendilerini yönetme mücadeleleri aslında. Hatta gelinen noktada esas itibariyle Kürt meselesi bu ikincisi denebilir. Sosyalist hareket Kürt meselesini bir mağduriyet ve ezilmişlik çerçevesine sıkıştırdığı sürece kendisini mevcut liberal çerçeveden ayırmakta güçlük çekecek, Kürt hareketinin açığa çıkardığı siyasal mobilizasyon biçimleriyle ancak “dışarıdan” bağ kurabilecektir. Tersine, Kürtlerin ciddi mücadeleler içerisinde deneyim kazanan siyasal özneler olarak tanınması, beraberinde aşağıdan ve ortak mücadele zeminlerinin oluşturulmasına imkân tanıyan bir zemin yaratacaktır.

Toparlarsak: Mesele, zaman zaman tepkisel temelde, bazen kısmi ya da amorf olsa da kolektif eylemlerin önünü açan bir sokak siyasetinin Kürt hareketinde giderek belirgin olması, bu süreç içerisinde geniş kitlelerin siyasallaşması, radikalleşmesidir. Yani çok geniş bir kesimin kendi kolektif gücünü mücadele içerisinde geliştirmesi, kendi kendini örgütleme ve direniş tecrübesiyle donanmasıdır. Kitle mobilizasyonunun önünü açan siyasal yönelimin Kürt hareketi açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğini söylemek için henüz erken. Ancak bu mobilizasyon ve kitlesel siyasallaşma ile aracısız, doğrudan, hiç değilse mütevazı bağlar kurabilmek sosyalist hareketi yenileyebilecek ciddi bir kanal teşkil edebilecektir. Bunun için Kürt meselesini sadece “dar” anlamında değil, farklı mücadele alanlarıyla kesişme noktalarında daha “geniş” bir biçimde siyasallaştırmaya dönük bir enerji harcamak gerekiyor. Yani bir ezilmişlik, ancak aynı zamanda bir direniş deneyimi olarak Kürt olma halinin farklı mücadele alanlarıyla nasıl kesişip eklemlenebileceğine dair fikri ve pratik bir çabaya ihtiyaç var. Mücadele içerisinde siyasallaşan Kürt kitleleriyle yukarıdan ve gıyaben değil, birleşik eylem zeminlerinde, somut mücadelelerde yan yana gelmek, toplumsal hareketler aracılığıyla bu kitlesel siyasallaşmayla köprüler kurmak toplumsal karşılığı iyice cılızlaşmış solun önünde yeni potansiyeller koyabilir. Bu da Kürtleri mağdur kitleler değil siyasal özneler olarak tanımaktan ve Kürt meselesini bu eksende yeniden tarif etmekten geçiyor.

* Dimağın sunabildikleri, kelimelerin müsammaha gösterdiklerinden, gösterilenlerden ziyade gösterilmeyenleri işitir kılabilmeye, derlemeye gayretkeş olduğumuz meramımızın devamlılığında Foti BENLİSOY'un Jiyan.org sitesinde yayınlanmış olan Sosyalistler ve Kürt Meselesi başlıklı analizini, yazarın ve sitenin anlayışlarına binaen önemli bir okunsal olarak sayfalarımıza alıntılıyoruz..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #361 (01.08.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #362 (08.08.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #364 (22.08.2011)
Özgürlük İstiyoruz!
Savaşma Konuş! - 500binradikal.com
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Ağır Taş Yerinde Gerek - Ahmet ŞIK - Bianet
Sosyalistler ve Kürt Meselesi - Foti BENLİSOY - Jiyan
Savaş - Kaçakkova - Mutlak Töz
Savaştan Ne Bekleniyor? - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
Bora'ya Göre Kürt Meselesinde Yeni Tehlike: İnkar Yok Dışlama Var - Burcu BULUT - Akşam
Kürt Sorunu ve Egemen Basın - Bülent KALE - Bianet
Medya, Manipülasyon ve Popülerleşen Kültür - M.Utku ŞENTÜRK - Birgün Pazar
7 Aydın ve Turnusol Kağıdı - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
Körleşme ve Basın - Yıldırım TÜRKER - Radikal.com.tr
Çöpe Atılacak Gazeteciler - Kadir CANGIZBAY - Birgün / Red
Erdoğan’ın Medyadaki Eli... - Hasan CEMAL - Milliyet
'Yeni Bir Saldırı Konsepti Devrede' - Atılım
'Abimin Kemikleri Toplu Mezarda' - Zeynep KURAY - ANF
Cumartesi Anneleri: Barış İçin Barikat Oluşturalım - Evrensel
"Vatan Değil, Gençler Sağolsun" - Ekin KARACA - Bianet
'AKP Ölümlerde Israr Ediyor' - Etkin Haber Ajansı
O Karartı Ceylan Mıdır? - Erkan KOBANLI - BiaMag
Yıldırım Ayhan ve Yeni Dönem - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Demokrasinin Sonu! - Umur TALU - Habertürk
Beton Milliyetçilik – Milliyetçi Beton - Ferhat KENTEL - Marksist.org
Zulm İle Abad Olunmaz... - Başyazı - Atılım
Aysel TUĞLUK: Erdoğan Savaşla Tarihe Geçmek İstiyor - ANF
Savaş Süper Bir Şeydir, Barış O Kadar Değil - Ece TEMELKURAN - Habertürk
“Barışı Demokrasi Getirir” - Nuray MERT - Milliyet
Kürt Sorununda Radikal Kafa Karışıklığı - Koray ÇALIŞKAN - Radikal.com.tr
Bu Kan Herkesi Boğar! - Alınteri
Jitem Bir Varmış, Bir Yokmuş! - Evrensel
Metiner'den Erdoğan'a Şok Sözler! - Emek Dünyası
Bu Ülkenin Kardeşliğine Dair Şarkı Yazıyor Olmak Ne Acı - Ebru ÖZKAN - Birgün
İktidara Hak Veren Bir Özgürlükçülük Olamaz! - Süleyman ARIOĞLU - Red
Duvar Yazısı: Şehrin Hafızası - Elif TÜRKÖLMEZ - Kronik Muhalif
Cezaevine Mektup - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Annenin Feryadı: Oğluma Sarılamadım! - Radikal.com.tr
Kanun Hükmünde Kararname Bir Yumurta Mıdır? - Koray Doğan URBARLI - Jiyan
Gayrimüslimlerin İç Edilen Malları - Amberin ZAMAN - Habertürk
Kâfirlerin Malları Nasıl Geri Verilir - Roni MARGULIES - Marksist.org
TTB'den 'İmamın Başkekimi'ne Tepki - Etkin Haber Ajansı
Türkiye Somalileşir Mi? - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İnsanlık Ölmedi! - Meral BAHAR - Atılım
Emperyal Vicdan’ın Arap Baharı Şenliği - Akın OLGUN - Birgün
Diktatörler Yatak Odasından Devrilir! - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Arundhati ROY: Zenginlerin Şöleni Sona Erecek - Gerçeğin Günlüğü / ANF
Robert Seçime'nin Mektubu - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Hemşinli Kimliğinin Kuş Bakışı Bir Fotoğrafı - İsmail Güney YILMAZ - Kronik Muhalif
ruhun zamanı, o başka - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu


Bel Canto Official
Bel Canto At Myspace
Bel Canto - White-Out Conditions Album Critic By Ned Raggett via AllMusic
Balam Acab Artist Page via Facebook
Balam Acab Wander / Wonder Album Critic By Mark RICHARDSON via Pitchfork
Balam Acab Analizi - Yiğit A. - 13Melek
Balam Acab - Mother Earth Mix For Weird Magic
Downliners Sekt Official
Downliners Sekt At Twitter
Downliners Sekt Interview By Zak BRASHILL via Rebel
Kiyo Official
Kiyo At Myspace
Kiyo / Sabi - 71:36 Album Informative via Force Intel
AFX / Aphex Twin Informative via DMOZ
Autechre Official
AFX / Autechre's s Saint Etienne Remixes Reissued
Architect Official
Architect At Myspace
Architect - Upload Select Remix Album Informative via Hymen Records


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
War Eats Your Children - Pingu Auf Crack / Tobi TIJUANA
Pingu Auf Crack / Tobi TIJUANA's Flickr Page

>>>>>Poemé
Ağlayan Kaya - Didem MADAK

Ben şiirin nefer taşı
Büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda
Ben başarıların Kristof Kolomb’u
Ne duruyorsunuz hadi alkışlayın!

Cennete gitmek isterdim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak isterdim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.
İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk.
Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa,
Rengarenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa,
Kapkaraydı ama toprak.
Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk
Tanrım sorarım sana neye yarar?
İpek yolunda ipektim o zaman
Baharat yolunda baharat.
Aşk kırmızı atlastı,
Ten Greenwich başlangıç meridyeni
Yağmur yağardı, durmadan yağmur
Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın!
Keşke aşk şiiri yazsam
Ne güzel,
Aktarlara tarçın diye satardım
Ticareti de öğrendim bakın,
Hadi alkışlayın.

Cesaret sanırım bir çeşit esaretti,
Iskat edilmekti mirastan
Tüm malvarlığını veremli kıza bırakmak
Ananın vasiyetini çekirdek külahı olarak kullanmak
Korkuyorum ama artık
Hadi alkışlayın!

Cesaretim bir süredir gözaltında
İhzar müzekkeremi kendim yazdım
Tehlikeli sayılmam artık.
Kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum
Onu orada
Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
Kalbim!
Şiirimin Hacer’ül esved taşı
Hadi ama baylar,
Bakın kaldıramıyorum,
Yardım edin de şunu yerine koyalım.

Hay!
Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım.
Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta
Kötülüklere boğulup
İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık!
Kafam karışık ama
Yetişir!
Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık.
Camdan papuçlarım kırık
Prens de bulamaz beni artık.
Hayata söyleyin bundan sonra gitsin
Anlamını masallarda arasın
Hay!
Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım
Da çiçekler açsın ruhunuz.
Hadi alkışlayın!
Biliyorum hala biraz safım.

Keşfettim
Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika’yı
Hadi alkışlayın!
BU SİZİN BAŞARINIZ.

Kaynakça: Antoloji.com