Sunday, November 27, 2011

Deuss Ex Machina # 376 - pleure mon cœur

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_376_--_pleure mon cœur

21 Kasım 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sonicbrat-Withering (Totokoko Label)
>2<-Sonicbrat-Photosynthesis (Totokoko Label)
>3<-Mint-Darker Than A Beginning (Boltfish Recordings)
>4<-Mint-Ina's Special Day (Boltfish Recordings)
>5<-Plaid-At Last (Warp Records)
>6<-Plaid-Founded (Warp Records)
>7<-Tapage-Unfolded (Tympanik Audio)
>8<-Tapage-Dresscode (Tympanik Audio)
>9<-Fatima Al Qadiri-Vatican Vibes (UNO Records)
>10<-Fatima Al Qadiri-D-Medley (UNO Records)
>11<-808 State-Nephatiti (Salvo-ZTT)
>12<-808 State-Flow Coma (AFX Remix By Aphex Twin) (Salvo-ZTT)

pleure mon cœur  (376)
Cenahın bu yamaçları mütemadiyen gerçekleştirilen hamlelerle beraber giderek kalabalıklaşıyor. Kalabalıklaştıkça coşkun bir kaynaktan yayılırcaymışçasına giderek artan, arttıkça havayı daha da kurşuni, ağır, ağıtlı kılan bir sorun yumağının tepeleme yükselişine şahitlik ediliyor. Yükseliyor bahtsızlığımız, kedersizliğimiz diye belletilenlerin nasıl insan eliyle, kör kör parmağım gözüne hamlelerin birbiri peşinde hamlelerle beraberce kotarıldığını bir kere daha hatırlatıyor, daim olduğu üzere. Ortalığa serilenlerin, bilindikliği sağlanan nice şeyin ancak ucundan kıyısından o da 'resmi' denilenin sınırlarını aşmaksızın, zerre miskal zararlı içerik taşımaksızın tertiplenmiş, önceden ayarlanmış, kesilmiş biçilmiş detaylarına vakıf olabiliyoruz. Vakıf olduğumuzu sanıyoruz.

Oysa zaman akışı değişiyor görünse de bir noktada geçmişte unutturulduğumuzu sandığımız, yaşamaktan yorgun düştüğümüz şeylerin nasıl pundu bulundu mu yeniden, yeniden icra edildiğini faş / açık / aleni ilan eden kesitler, kestirmeden görünümler şimdilerde yeniden karşımıza dikiliveriyor. Dikiliyor, yükseltiliyor. Hesap sorma vaktini zaman eğrisinde başka bir odağa taşımaya teşne olundukça anın içerisinde karşılaşılanların tümünü toptan bir yaklaşımla beraber gündemin alt satırlarına doğru epey hayli hızlı bir şekilde indirilmesine, halının altına süpürülmesine tanıklık ediyoruz. Kasvet gırtlağa kadar gelmişken olur olmadık şeylerin sözcüklerinde kendi geleceğimizi okumaya çalıştırılıyoruz.

Koskocaman bir geçmiş ile yüzleşebilmek için fırsat yaratıldığını düşünürken ortalıkta bambaşka, akla hayale gelmeyecek oyunların çevirildiğini seyreyliyoruz. Nereye yansak, kime dertlensek, hangisinden neyi çıkarsak neleri bir başkasına eklesek de günün, şu anın kasvetine dair gerçekçil bir yorumu anlaşılır kılacaktır ki sorusuna bağlantılanıyoruz. Düşünmek zinhar yasak, konuşabilmek ehveni şeri bile belirtmeden, kıyıdan köşeden bu örüntülenmiş belleksizliğin mabadında şöyle böylelerle geçiştirilesi bir nüve, hamle etmek, ses çıkartmak zaten çoktan modası geçmiş, buna teşne olanların da ideolojik yaklaşımları yüzünden yaptıklarından anlık sekme olmaksızın sakız belleyenlerin dillerine pelesenk hale getirdikleri lakırdılarının aperatifi!, olduğun gibi kalmak çok lüks bir seçenek, dertlendiğini tasvir etmek büyük suçlardan bir diğeri, yürümek, yazmak ve yaşamak bir sonraki evrede sınırlandırılacak gerçek gündelikliğin sınırlarını darlatacak diğer detaylar.

Sokağın sesini kısmayı bir şekilde başardığını zannedenler için filtre görünümlü sansürün işlevselliğini artık bariz bir biçimde sunageldikleri yapının devreye sokulduğu bu cenah piru pak, toz pembe. Kim ne derse desin değil mi (yerseniz?). Sanal agoranın bir sınırının olmadığını mı sanıyordunuz, devlet eliyle sizin zihin kapasitenize hakeret edilir gibi, bu sitelere şu linklere ulaşamazsınız (defaatle yinelenmesine gerek olmayan pedofili'den başlayıp, bomba yapım tekniklerine kadar uzayıp giden bir karanlıklar deryasının önünün alınmasına değildir sözümüz), o siteyi bu linki kullanamazsınız ha kullanmaya çabalarsanız şuç işlersiniz, linkine tıklamaya çalışırsanız o yasadışı olan siteye başınıza mazallah bir dava celbi düşebilir. Her an her şey olabilir yollu tenkitlerin birinin bitmeden bir diğerinin işleme konulduğu, kervana eklendiği bir cenah burası her durumda toz pembeliğini, iyimserliğini koruyup kollayan.

Kollayacak iyimserlik, kovalanacak sıhhatli bir gündeliklik mi kalmıştır onu da üzümü yiyin bağını sormayın diyen muktedirin aba altından gösterdiği sopasında, körlüğe talim ederek, olur her şey olur adlederek, onayarak bu kurşuni rutinin bir parçası olarak deneyimleyebilmek mümkündür. Söz konusudur. Fecaatin eğriliği hemen her durumda problemli bir başka detayı karşımıza çıkartmaktayken olağanlık dediğimiz şey ne kadar olağan kalabilir ki bunu hiç düşündünüz mü acaba diye ileri bir hamlenin tam da vakti deği midir? Avaz avaz, boş çene dökümlenen, sahneyi her bulduğunda kendi haklılığını başka şeylerde, başka olgulardaki davranış biçimlerinden, çoğunluğundan en uygulanamayacak olanı ehvenlikle belleyerek uygulamayı tercih eden muktedirliğe karşı sorgulamaya geçmek hala mı imkansızdır, hala mı zihnin alabileceğinden öte bir şeydir. Nicedir.

Konuşmak, yazmak ve çabalanmak mutlak sığılığın başkaca anlamlarıyla yükseltildiği bu cenah içerisinde belki de en gereksinim duyduğumuzdur, birbirimizi anlayabilmek için. Kolaylıkla alt edebilmek için değil, her gördüğümüz, her yaşadığımızda başımıza daha fenasının gelmesinin mümkün olmayacağını düşünürken; tam tersine daha betinin getirilebilirliğinin hala olasılıklar dahilinde olduğunu sorgulatmaya vesile teşkil etmektir. Şuyu vukundan beter olanların parsel parsel, elden geçirdikleri düşünselliğin bir noktadan, bir odaktan çok daha derinlikli bir ayrışımı temellendirmek adına ister gazete, ister televizyon, isterse kitap, ister izlencelik, ister dinlencelik olarak sunumlandırılabildiği bir cenahta susmak sıranın kendimize geldiği vakitte yalnızlığımızı çoğaltacaktır.

Deneyimlemekle sonu getirilmeyen fecaatlerin zincirleme devamlılığının sağlandığı-sağlanabildiği bir ülkede her birimizin ipliğini pazara çıkartmak bir kuru iftiraya bakmaktayken, bir kumpas dizilimine, bir gözetmenin, Geroge Orwell'in romanındaki koca gözün aynısının insafına terk edilmişken üstelik bu kıssayı derinleştirmek gereklidir. Gerekli olandır. Boşlukta yankılanmakta olan her çığlık bütün bu duvarlarla sarıp sarmalanmış anlaşılır kılınmasındansa muğlakta bırakılması tercih edilmiş şeyler için en azından yılgınlığa düşmeksizin bir şeylere teşebbüs edebilmenin gerekliliğini anlamlandıracaktır. Mağdenlerimizin cevher bulmuşçasına çullandıkları, her nasıl oluyorsa muktedirliğin en bedbin ve en sıradan faşist örneklerini sergileyen akitli, vakitli sitelerinin paralel evrenlerinde paylaştıkları, çiğnemek için sıra bekledikleri onurun, vicdanın gereksiniminin nemalanmak için değil geleceği son derece basit v düzgün bir biçimde şekillendirmek için çabalanımlar toplamı olduğunu duyumsatabilecektir.

İşlerine gelmese de sokağın sesinin tükenmediğini bir kere daha ispatlayacaktır. Yaşadığımız toplum dönüştürülürken bi'yandan da böylesi muktedir tasdikçiliğinin payandaları ile beraberce kotarılmaya gayret edilen şeylerin bildiğiniz sığlık olduğunu bir kere daha kanıtlayacaktır. Apolitize edilmiş, sebatkarlığını nemalanmasına paralel olarak şekillendirebileceği nakledilmiş, emeğinin karşılığını, düşün ve sorunlarının karşılığını sorgulamayan "sebatkarlar" toplumundan uzak kalabilmenin başka bir tahayyülü, seçeneği yoktur. Derdin tasanın iş bu sahneyi kimselere kaptırmadığı, hemen hemen hiç eksik olmadığı, bir gayya kuyusunu çağrıştırırcasına giderek karanlığın hakimiyetinin, tesisinin mümkünatlar dahiline alındığı, biçimlendirildiği, imece usül yaygınlaştırıldığı bir cenah haline dönüşmekte bu sathın beher metrekaresi ve yüzeyi.

Topyekün bir payandalık dürtüsüyle muktedir, muktedir olmazsa yancısı, yancısı olmazsa yareni elbirliğiyle daha neler yapmalıyız ki bu girift hali, kördüğüm olmaktan kurtulmasın, aman çözülmesin daha çok birbirine karışsın diye çabalanımlar zuhur eylenmekte. Bina edilenin tesiri, tahrifatı günden güne artmakta olan, izanı yok saymakta bir beis görmeyen, hakkaniyeti çoktandır unutuşlara terki diyar eden, sezarın hakkını sezara teslim etmekten bile imtina eden, buna çabalayan akla gelmeyeni başa getirmeyi amaç edinen, buna didinen bir toplamı beraberinde getirmektedir. Akıl tutulması diye açıklamaya gayret etseniz tek başına yetmeyen, vicdan körelmesi diye atfetseniz sadece bir yönünü tanımlayan, klişelerden yeni klişeler üreten, birbirlerine lehimleyen, suskunlaştırmayı mübah sayan, ses çıkartanı, çıkartmaya ufak da bir değişiklik talebinde bulunanı, çözümleme için didineni "dokunan yanar" vurgusundaki gibi daha yolun başında saf dışı etmeyi amaçlayan çıkarsamalar, uygulamalar toplu gösterimde.

Dönüşmekte olan bu cenahın sınırlarında hayata geçirilmekte. Dönüp dolaşıp ulaşabildiğimiz nokta düşündürücüdür. Her gıybetin bir sorumlusu her mesnetsizliğin esasen sahibi varken bütün bu tabloyu oluşturanlar için böyle bir şey geçersiz bir önerme olmaktadır. Geçersizliğini korumaktadır. Bizim yerimize karar mercii olan, bizim yerimize en doğrusunun ne olduğunu belirleyen, hangi hareketlerin kusurlu, hangi sözcüklerin yasaklı, hangi düşüncelerin ideolojik, hangi adaletin söz konusu, hangi eylemin olağan, hangi lincin müsbet olduğunu fiştekleyen, önerilerde bulunanların! sadece bir kere doğruları işitmesi, anlamaya çalışması bu kadar zor mu, bu kadar mı engebelidir? Zorlu mudur? Bu kadar mı zordur olup bitenleri anlamlandırabilmek batmakta olan geminin salt ekonomik olarak değil aynı zamanda sosyolojik olarak da çöküşü artık tetiklediğini, harekete geçirdiğini, dibe vurmaya ramak kaldığını kestirebilmek, öngörmek.

Yoksa bunun için de mi ustalık döneminden geçtiğimizi avazı çıktığı kadar çığırmakta olanın olurunu alma gereksinimi vardır. Sonumuz bu bağlamda ciddi ciddi nicedir. Keşmekeşliğin içerisinde umudun cılız kıvılcımlarını bile söndürmek adına çabalanmayı her türlü baskı unsurunu, sözü, eylemi, vakit sektirmeksizin hal yoluna! koyan bu cenah muktedirlik, erk daha ne yaptığında tepkimeyle karşılacaktır. Epey halli bir kesime nüfuz etmiş olan aman sivrilme sen de yanarsın türü çıkarsamalarla kabullenişlerle aslında nereye gittiğimizi kestire kestire, bile anlaya sürüde mi kalmalıyız. Kalmalı mıyız bu derdin tasanın alasını başımızdan eksik etmeyenlere teşekkür kabilinden. Anlayamadıktan sonra temel sorunların, öncelikli olanların ne kadar ivedi bir biçimde düzenlenmesi gerektiği konusunda vavelyalarını yolda düzen, iddialarını çalakalem şekillendiren, sorunları masaya güm güm vurarak çözümleyebileceğini, aşabileceğini inatla varsayanların görmekten imtina ettiklerinin kıyamı bizlerden uzakta tutmayacağı afakidir, bellidir. Burası kesin ve nettir.

Tümden yargıların, toptan ithamların, bütünlüklü acziyetin, iltihaplı faşizmin sürekliliği gelecek dediğimizi şimdiden ipotek altına almaktadır. Bir şeyleri bu gidişattan alıkoyarak, değişir kılmabilmek için çabalayan, didinen gazeteciye ne için araştırıp, soruşturuyorsun demek bu evrenin ilk kısmını, az biraz daha ötesine çabalayanları ise çeşitli bahanelerle mahpus etmek için olmadık icraatlara girişmek ikinci kısmını oluşturur. Yamukluğun eğrisinden neler neler başımıza getirilirken bir yandan harala gürele bambaşka trajedilere zemin sağlanması, fikriyatı, düşünselliği, ince hem de çok ince bir ip üstünde bıçak sırtı tutmaktadır. Düşünselliğe çabalayanları hala zor şartların beklediğini adını ister ileri demokrasi, ister üçüncü cumhuriyet vs. olsun bu yapının pek de sağlıklı işlemediğini anlaşılır kılacaktır.

Söze sahip çıkmayı hala önemseyen akademisyeninden, siyasetçisine sokağın kendi halindeki vatandaşına kadar birbirinden bağımsız, ayrışık duran her kesimi yıldırabilmek adına çoğaltılan her tahakkümü bir de bu perspektifle göz önünde bulundurur ve değerlendirirseniz zamanında üniformalı vesayetten çok çekmiş olduğundan dem vuranların bile muktedir olduklarında aynı oyunun istikrarlı birer devamlılığına çabalayan taklitçileri olduğunun altını çizebiliriz. Hal ve gidişat, ehveni şerin ötesinde daha belagatli ve endişe verici bir yolun diplerine çekerken güncelliğimizi, sıra başka isimlere, simalara denk gelmeden, getirilmeden, sıra başka söz, eylem bütünlüğüne çabalayanlara uğratılmadan önce bir şeylere uyanmanın vakti gelmemiş midir?

Resim paramparça, her bir parça başka bir yerde süpürülüp, sahnenin ötesine taşınıyor. Resim paramparça vicdanı bağlayan şeylerin tümüne ait söylemleri bozguna uğratmak için her hinlik mübah sayılıyor. Resim paramparça gıybet olağanlaştırılırken arsızlık tavana vuruyor. Resim paramparça her sorunun müsebbipi olarak sol bellenmeye devam ediyor. Resim paramparça, topyekün bir kere daha dile getirmek gerekirse.... Gidişimiz nereye!!!                         

>>>>>Bildirgeç
Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz - Bülent USTA*

Bazı mekânlar, düşünmeyi, idrak etmeyi, hayal kurmayı kolaylaştırırken, bazıları  da zorlaştırır ya, Türkiye’yi bir mekân olarak ele alırsak, hep aynı şeyleri durmaksızın düşündüren mekânlar sınıfına sokabiliriz. Ama bu hep aynı şeyleri durmaksızın düşünme hali, öylesine bıktırıcı bir noktaya ulaşabiliyor ki, bir süre sonra düşünmek değil de ezberlemek, ezberleyerek unutmak gibi bir yola da girebiliyor insan. En azından ben kendimi bazen öyle hissediyorum. Derinleşmek mümkün değilmiş gibi bu ülkede, derinleşen batar ve çıkamazmış gibi, herkes yüzeyde durmak için yanındakini bile batırmayı göze alıyormuş gibi... Hep derler ya, “hepimiz aynı gemideyiz”. Türkiye bir gemiyse eğer, vatandaşlarının büyük bir kısmı suyun içinde yüzeyde kalıp hava almak için çırpınırken, küçük bir azınlığın sefahat içinde tatilini yaptığı bir gemi olabilir ancak. Politikacılar da ellerinde can simidi, vatandaşları kurtarma ümidi vererek güverteden nutuk atmaya devam ediyorlardır. Durum aynen böyle. Aynı gemide filan değiliz hiçbirimiz, ama aynı denizdeyiz. Önemli olan, suyun içindekiler, birbirilerini suyun içine çekerek yok mu edecekler, yoksa gemiyi işgal ederek hayatta kalmayı mı tercih edecekler?

Devletlerin kamu yararınaymış gibi bir atmosfer içinde kamu düşmanlığı yapmasının doğal bir sonucu olarak, bu ülkede de insanların gelişim göstermemesi için yapılan ve yapılmayan şeylerin listesine bakıp, insanın umutsuzluğa kapılmaması mümkün değil. Thomas Bernhard’ın YKY’den çıkan ve Sezer Duru tarafından Türkçeye kazandırılan “Düzelti” adlı romanını okuyorum bu aralar. Romanın bir yerinde anlatıcı şöyle diyor: “Böylesi bir ülke böylesi bir ülkenin utanmazlıklarına karşı çıkmayan insanlara gereksinim duyar, böylesi bir ülkenin ve böylesi bir devletin sorumsuzluklarına karşı çıkmayanlara gereksinim duyar, böylesi bir devlette, Roithamer’in her zaman yinelediği gibi kamu düşmanı, bütünüyle alçalmış bir devlette, en kaotik olmasa da kaotik durumların egemen olduğu yerde, bu devletin vicdanı Roithamer gibi bir çok insana karşı suçlu, vicdanında bütünüyle hain ve alçak bir tarih yatmakta...” Yanlış anlamayın, romandaki anlatıcının bahsettiği devlet Avusturya, Türkiye değil. Anlatıcı, intihar eden bir bilim insanı olan Roithamer’in evinde, Roithamer’dan geriye kalan kâğıt parçalarına tutulmuş notları okuyarak intiharın nedenlerini araştırıyor. Ama Avusturya devletinin vicdanı varsa, Türkiye devletinin de vicdanı vardır mutlaka. Bu devletin vicdanı da, Hrant Dink gibi onlarca, yüzlerce, binlerce insana karşı suçlu hissedebilir kendisini. Kaç gündür, devletin tarihinde kocaman kanlı bir leke gibi duran Dersim’deki kıyımdan bahsediliyor. Kılıçdaroğlu, Başbakan’ı özür dilemeye davet ediyor. Ama Dersim’de yaşananlar konuşulurken, Van’da vicdan kanatıcı başka olayların yaşanmasına ne demeli? Van’daki insanlardan ne zaman özür dileyeceğiz?

Roithamer’in arkasında bıraktığı  notlara bakınca, eğer Avusturya’da kalmaya devam ederse, bu ülkede mahvolacağını, hain bir insan değilse bile bu ülkede ve bu devlette hain bir insana dönüşeceğine inandığını ve vicdanını kurtarmak için dünyanın sonuna kadar gitmeye, hatta ölmeye bile razı olduğunu görüyoruz. Bu nasıl bir acı tecrübe... Vatanı tarafından sürekli olarak cezalandırıldığını düşünen bir aydındır Roithamer. Tıpkı Nâzım Hikmet ya da Hrant Dink gibi. Onlar gibi cezalandırılmayı göze alamayabilirsiniz. Ama en azından, kendinize ve başkalarına yalan söylemekten vazgeçip, vicdanınızı bir parça olsun koruma şansına sahip olabilirsiniz.

Bizim için hazırlanmış bu dünyayı, sadece ölerek terk edeceğimizi düşünmek yaygın bir kanı haline gelmiş durumda. 19. yy’daki gibi bu dünyayı  kendi görüşlerimize göre dönüştürmekten uzaklaşmış olsak da, Wall Street İşgalcileri ve Arap Baharı’nın verdiği ilham, dünyayı başka türlü değiştirebileceğimizin işaretlerini veriyor. O işaretleri yeterince okuyup okuyamadığımız ayrı bir mesele ama romanda yazdığı gibi “kendi dünyamızda yaşamaktayız, bize sunulanda değil” diyeceğimiz günler, çok uzak gelmiyor bana, her şeye rağmen. Bunu hemen yapamasak da, en azından edebiyat ve sanat aracılığıyla, kendi iç dünyamızda dünyayı dönüştürebiliriz, dönüştürüyoruz. Edebiyat ve sanat, arınmamıza ve kendimizi yeniden oluşturmamıza yardımcı olduğu için, bu dünyadan ölmeksizin çıkıp yaşayamasaydık, ne olurdu halimize hiç bilmiyorum. Roithamer’in günlüğüne yazdığı gibi “algılama olanağı, algılamanın dile getirilmesi olanağı” en büyük mutluluk... İnsan, en büyük mutsuzluğunu yazarak bile mutlu olabilir çünkü. Ama bu ülkede “algılamak” tehlikeli bir şeydir aynı zamanda. Bu yükü taşıyan sanatçılar ve aydınlar, yavaş yavaş kayboluyorlar geminin güvertesinden. En son Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nu geminin güvertesinden atılırken gördük. Gemiyi işgal edemediğimiz sürece, aynı denizde boğulacağımız kesin...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan "Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz" makalesi anlamlandırmaya gayret ettiklerimizi tamamlayacak önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. Yazar ve Gazetenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #371 (17.10.2011) 
Titreşim / Deuss Ex Machina #372 (24.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Aynı Gemide Değiliz Hiçbirimiz - Bülent USTA - Birgün
Görünürlük Sözcükleri - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Orwell'ın 1984'ü Bilim Kurgu Değil Gerçek - Mutlu Binark İle Söyleşi - Emine ÇAKIR - Muhalefet
"Şimdi Sıra Kimde" Mi? - Füsun ERDOĞAN - Bianet
‘Kim Demokrat Kim Steril’ - Nabi YAĞCI - Taraf - Düzce Yerel Haber
Ercan KANAR: Türkiye Gözaltı Devletine Dönüştü - Zeynep KURAY - ANF
Türkiye Demokrasi Dışına Çıkıyor - T. Ziya EKİNCİ - Sol Defter
Bir İtiraz Daha Var - Selim TEMO - Jiyan
Her Güne Bir Haydut - LermontovC - Yıkıcı Tutku
Kapıdaki Düşman - Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
Bu Ders De Size Dert Olsun! - Meltem AKYOL - Yusuf KORKMAZ - Evrensel
Büşra Ersanlı'dan Mektup - Emek Dünyası
Press - Akın OLGUN - Birgün
Özgür Gündem Basıldı - Bianet
Özgür Gündem: Düsturumuz Gerçeklerdir - Atılım
EMEP: Süreç Mussolini ve Hitler'i Anımsatıyor - Evrensel
KCK ve Erdoğan - Sıdkı ZİLAN - Haber Diyarbakır
Selahattin DEMİRTAŞ: Direnişimizi Kıramayacaklar - ANF
Tecrit İçinde Tecrit - Etkin Haber Ajansı
Home Thoughts From Abroad - The Economist
Hayrettin Eren 31 Yıldır Kayıp - Bianet
Oğlumun Tek Kemiğine Bile Razıyım! - Umur TALU - Habertürk
Özür Dilemeye Çalışan Özür - Aris NALCI - Emek Dünyası
O Yüzler Hâlâ Gülüyor - Yıldırım TÜRKER - Radikal
AKP, Dersim Katliamı'ndan Kaç Post Çıkarabilir? - Tamer İNCESU - Muhalefet
Bu Tarih Bir 'Özür'le Temizlenmez - Etkin Haber Ajansı
Dersim Tarihinden Mi İbarettir? - Ayhan BİLGEN - Köxüz
Dersim, Diğerleri ve Kerhen Özür - Emre DURSUN - Kronik Muhalif
Ermenilerden Başbakan'a: Yazıklar Olsun - Emek Dünyası
Şecerecilik Huyu Ekonomi Sayfalarına Sıçradı - Ezgi BAŞARAN - Radikal
körlük - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
“Çevre”den “Yerleştirme”ye: Mekanın Enkazıdır İnsan - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Vanlı Çocuklar Dünden ve Yarından Korkuyor - İsminaz ERGÜN - Etkin Haber Ajansı - Atılım
‘Bu Topraklar Acılıdır Zaten!’ - Hasan CEMAL - Milliyet
Hepimiz Potansiyel Vanlı'yız... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İkizdere’de HES’E Geçit Yok - Ömer ŞAN - Muhalefet
Gerze'de Binler Termik Santrale 'Hayır' Dedi - Emek Dünyası
En İyisi Türkiye'yi Kapatalım - Ümit ALAN - Birgün
Bıkkınlık ve Korkaklık Üstüne - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Geçmiş - Markar ESAYAN - Taraf - Düzce Yerel Haber
Michael HARDT: "İçinde Devlet Olmayan Bir Düzen Gerek" - Irmak KALELİ - BiaMag
Herkes Haddini Bilmeli - Nuray MERT - Milliyet
Aydınlarda Yeni Saflaşma ve Perihan Mağden - Alp ALTINÖRS - Atılım

Sonicbrat Official
Sonicbrat At Soundcloud
Sonicbrat - Hana Album Informative via Totokoko Label
Mint Artist Page via Facebook
Mint Artist Page via Boltfish Recordings
Mint - The Metronomical Boy Album Critic via Igloo Magazine
Plaid Official
Plaid Artist Page via Warp Records
Plaid - Scintilli Album Critic By Charlie FRAME via The Quietus
Tapage Artist Page via Facebook
Tapage At Soundcloud
Tapage - Overgrown Album Informative via Tympanik Audio
Fatima Al Qadiri Official
Fatima Al Qadiri Artist Page via Facebook
Fatima Al Qadiri - Genre-Specific Xperinece Sampler
808 State Official
808 State Artist Page via ZTT
808 State - Blueprint Album Critic By Rob HUGHES - BBC Music


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Incapacitated Humanity By Sopnochora
Sopnochora's Flickr Page

>>>>>Poemé
Eski Bir Takvim İçin Şiirler - Edip CANSEVER

I

Evlerin saat beş olma hali
Ben yorgunum anlamaktan
Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

Ve akşam
Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
Ne yapsam
Alkollere gitsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
Alkollerden gelirim bir mektup gibi
Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
Islanırım ıslanırım anlamam
Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
Sahi bir yağmurun güzel olması
Yağarken kendine severek bakmasından.


II

Duran ben değilim ki ayakta
Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
Görünmekte olan bir sıkıntı var
Dönüp arkama bakamam.

Su gürültüleri! ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!
Ben işte günün birinde belli olurum
İki olmam, bir olurum günün birinde
Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
Cep defterime bir şeyler de yazarım
Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
Bir kapıdan uzanmış binlerce boyun tarafından
Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

Ey benim güneşimi ikiye bölen hızarlar!


III

Çimen kokusundan hızlı
Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
Nedir bu benim yalnızlığım?

Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
Ve nedir bu benim yalnızlığım?

Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
Düşer ellerim bir çağın artıklarına
Çatalımda kemikler, ölü gözleri
Ve iniltiler, çığlıklar
Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
Çatalımı da
İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
İki eşya arasında bir hiçlik
Ne iskemle, ne masa, tam orda tökezlenirim.

Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

Kaynakça: Epigraf-Delft

kenarlık # 2 - yves de mey - counting triggers (sd2x1203/sandwell district)


sakil düşünce sahipleri ötekisinin en ufak dahi olsa bir konudaki terennümüne çokça mesafeli, olması gereken tahammül ve hoşgörünün zerresinden bi'haber, hiddetli bir anlayışsızlık ile şimdiki zamanı biçimlendiriyor. arzu ettiği biçimde ve istikamette ki mutlak doğrularından başkasına müsammaha göstermemesine karşın ne hikmetse bütün bu "sindirme sürecini" ortaya attıkları ileri demokrasi günlerinin bir parçası olarak tanımlandırma gayretine girişmekte, bu hazin evrenin öyle varsayılması için elinden geleni ardına bırakmamakta. resmin bütünlüklü olarak ortaya çıkarttığı, maalesef tek kelimeyle trajik olsa da hala bir şeylerin iyiye gittiğine inanmamız beklentilenmekte. bütün söylev işte bu istikamet ve çıkarsama üzerinden biçimlendiriliyor, avaz avaz, boş çene. kıyam ve yıkım bu kadar olağanlaştırılıp sıradan hale dönüştürülürken ilk engellenen her zaman olduğu üzere fikriyat oluyor. her zaman ki gibi. geçmişin hatalarından ders almak başka bahara terki diyar eylenirken bu sahanlığın grisi hem göğü hem yeri hem de içimizi daha fazla ağırlaştırmakta.




ağırlaşan, söylemlerin tektipleştirilmesi çabası illa benim dediğim olsun ötekisinin topunun köküne kibrit suyu çıkarımı vesair anlamlarıyla beraber bir cinnet-ül arzın varlığını dökümlemekte. genel anlamıyla baktığımızda dünya dediğimiz bu kürenin dinamiklerinde her ne varsa önem arz eden, bahsi elzem olanın karşısında bir duvarın yükseldiğini hatırlatmakta. müzik bu heyhula, garabetlikler silsilesi içerisinde durup düşünebilmek için, bütün o duvarlar karşısında yeni bir ses, yeni bir söz eklemleyebilmek için bir vesile teşkil etmekte hala. dimağın geliştirilebilirliği, dönüştürülebilirliği söz konusu olduğunda belki de en kolay ulaşılabilir olan sanat biçimi. tasvirler bütünü. saydamlaştırılmış ses parçalarından yeni kesitler ortaya çıkartan ses tasarımcısı, lehimleyicisi yves de mey, line etiketinden yayınlanmış olan 2009 tarihli epik lichtung (line_039) albümünün üzerinden iki yıl geçtikten sonra "counting triggers" ile sandwell district'ten dinleyicilerini selamlıyor. kes yapıştır biçimlendirmeler, uzlaşılabilir deneysellikler toplamda bütünleşik bir yapı haline çevrilmiş kimi technoesk yapılarla beraber yarı akademik bir elektronik dünyayı betimlemekte yves de mey. sentezlenen her yapı mille plateaux'den, force inc.'e, raster-noton'dan, mordant music'e uzanan geniş bir sahanlığın tam da en başında değinmeye çalıştığımız tahakküm ve algılara karşı yeni bir söz söyleyebilme şansını bulabilmemize vesile teşkil eden, aracılık eyleyen bir okumayı beraberinde getirmekte. her sesin kendine haslığının yanında, her sesin bir başka okumaya müsade ettiğini belirginleştiren denemeler altı parçalık bu uzun çaların mimarisi içerisinde rahatlıkla duyumsanmakta ve hissedilmekte. başat akımlardan tınlayan seslerin az biraz ötesinde yer bulan böylesi mahir çalışmalar kulağa ulaşan, yer edinen sesler anı daha değerli, sözcükleri daha sahiplenilesi kılan bir sonuca ulaştırıyor dinleyeni. tavsiye olunur...

yves de mey official site
yves de mey at twitter
yves de mey - counting triggers album buy via honest jon's records
yves de mey - counting triggers album critic by chris miller via little white earbuds
yves de mey - mx45 for mnml ssgs

Sunday, November 20, 2011

Deuss Ex Machina # 375 - W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_375_--_W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab

14 Ekim 2011 Pazartesi gecesi yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-High Wolf-The Dawn Of Man (Holy Mountain)
>2<-High Wolf-Fuji Descent (Holy Mountain)
>3<-Panabrite-Wind Rider (Tranquility Tapes)
>4<-Panabrite-Red Vista (Tranquility Tapes)
>5<-Red Stars Over Tokyo-I Can Hear Your Breathing Heart (Hot Hair)
>6<-Red Stars Over Tokyo-The Long Day Closes (Hot Hair)
>7<-The Church Of Synth-Die Kathedrale Der Ewigen Leere (Robot Elephant Records)
>8<-The Church Of Synth-Christuskirche (Robot Elephant Records)
>9<-Kuedo-Memory Rain (Planet µ)
>10<-Kuedo-Seeing The Edges (Planet µ)
>11<-Kahn-Azalea (Box Clever)
>12<-Kahn-Way Mi Defend (Box Clever)  

                                            W'al Kalimat Taarifu Al-Ghadab /// 375

Gözden kaçırılan, zihinden uzak tutulan, fark edilmemesine çabalanılan, saman altı eylenen her detay topyekün bu cenahın bitmek tükenmek nedir bilmeyen sorun yumaklarının nerelerden, hangi dipsiz bucakları yoklayarak, deşilerek temellendirildiğini ortaya çıkartan sürümcemesiz izlekleri beraberinde taşır, anlamak için vesile teşkil eder. Anlamlandırmak için yol gösterici sıfatını layığıyla yerine getirir. Esef miktarın tüm sınırlandırmalarını alt üst ederek oluşturulan tahakkümlerin daha fazlasını, daha fazlasını talep etmesini duyumsatan, örnekleyen, hakikat haline dönüştüren manzaralar karşımıza çıkartılır. Detaylar üstünden kaçıp kurtulmak adına değil bizahati yüzleşebilmek için gerekli olan şeyleri muhteviyatında barındıran, pek de ses edilmeyip ötede beride icra eylenen hamlelerin ne gibi sonuçlara yol açtığını okuyabilmek için 'anlamlı' bir paydalayıcıdır, sonuca ulaştırandır. Neticeyi tanımlayandır.

Haticeyle bu kadar uğraşılırken esas derdin ne olduğunu idrak ettirendir. Böylesi bir girizgah uzun süredir takip etmekte olan kârilerimiz için alışılıp, aşina gelebilecek bir döngüyü tanımlandırmaktadır. Dönüp dolaşıp tekrardan başlangıç noktasında nasıl buluyoruz kendimizi sorusunun net yanıtıdır belki de. Her defasında başkalaşmak, değişmek ve dönüşüp de gelişmek adına yola koyuluverdiğimiz sınırların zerre uzağına gidemeden gerisin geriye o noktaya tekabül edişlerimizi ifadelendiren bir bağlaçtır detaylar. Öylesine çok, öylesine bol ki muktedir nereye saklar, nereye gizlerse gizlesinler bir şekilde buluşulur, idrak edilir bunca yıldır başımızda eksik edilmeyenler, ensemizde pişirilen bozaların mukaddem, müfteri yaftalayıcılarının asıl ne işlerin peşinde olduklarını an be an idrak ettirendir. Detaylar öylesine muğlak bir alanda bir başlarına terk edilir ki, esas resimde yapılan oynamalar ve düzenlemelerin aslında hiç bir işe yaramadığı er ya da geç ortaya çıkartılır.

Bunca maraza, kine teşne olunan şeylerin, teslim olunan olguların nasıl oldu bittilerle şekillendirildiğini netleştiren bir vizörün kendisidir bir ihtimal. Gözümüzün önünde cereyan eden şeyler öylesine çabuk bir biçimde gündem denilen zaman mevhumunda altından üstüne, en üstünden dibine doğru yerlerini değiştirip durmaktadır ki o vizörde anlık olarak yansıyan şeylerin önemliliği bir kere daha hatırlatmak boynumuzun borucudur. Bir saniye, bir dakika, azı veya çoğu netice olarak detaylardır bu grilik dolu dünyamızın muktedirliğinin sağladıklarının el pençe divan olur devletlum, olur paşam dışında bir şeyler işitmeye bile tahammülü bulunmadığını en kalın çizgilerle belirginleştirir. Resim bunca eğik durur, fikriyat bunca korkuya teslim edilmişken hepimize işittiğimiz masallara kayıtsız şartsız itaat etmemiz salık verilir.

Salık verilen sadece itaatin kendisi değildir bunca dönüşümün peyderpey icra olunan sakatlığın bir medeniyet algısı içerisinde gelişim olarak savlanmasına tasdiklik makamının tesisi beklentilenir. Duyumsatılır en ince ses tonuyla, kimi zaman fısır fısır, kimi zaman da avaz avaz. Vardığımız nokta, ulaşabildiğimiz seviye daha dünün sorunlarıyla yüzleşmeye bile hazırlıklı değilken bugün ortaya çıkanlara da aynı kayıtsızlıkla davranmakta olunan bir algının devamlılığıdır. İstikrarlı halidir. Heba edilenin laf salatası içerisinde unutulup gideceği varsayılan şeylerin aslında ne kadar yanı başımızda durduğunu bir kere daha ikrar ettiriken üstelik. Salt devletlunun sorumluluk sahanlığında gözleri önünde olanlar için değil, e(k)mek mücadelesini verdiğiniz ama her ne hikmetse kendilerine üç kepçe almaya olağan şekilde devam ederken, siz çalışanlarına bir tatlı kaşığı payı bile çok gören mesenliğin sığlığında karşılaşmış olduklarınızla da paralelliklerini barındırmaktadır.

İliştirmektedir, yoksunlaştırmak, muhtaç kılarak, hep medet umar belletmek adına ellerinde her ne varsa ortaya koyan bu cenahın, adilane olmayan davranış ve tutumlarının devamlılığı bizahati muktedirliğin cephesinde de aynı şekilde sürdürülmektedir. Susmuyorsanız, hakkınızı talep ediyorsanız, bir şeylere az da olsa aklınız erdiğini düşünüyorsanız değerli fikirlerinizi lütfen kendinize saklayıp bu sürünün, pardon!!! güzelliklerle dolu dolu mesainizin! değerli üyeleri olarak hayatlarınıza olağan şekliyle devam ediniz bahtiyar bahtiyar uyaranlarıyla donatılmış bir akış zikredilmektedir. Dayatılmaktadır mütemadiyen. Suskunluğun ötesi berisi yok "hepimizi" bir tufanın ortasına ulaştırdığı bu kadar aleniyken üstelik, iyice yalan dolanla kendimizi avutabilmek nereye kadar o detaylarda gördüklerimizi unutturacaktır.

Her detayda, her mücadelede sesi çok çıktı, sivrilmeseydi o kadar, sesini niye bu kadar çok yükseltti, gerekli miydi, iş miydi fikrini beyan etme(si)nin garabetlikleri daha çok yolumuzu keser önümüze set olur. Aşılmazlıkla taltif edilenler gün ortasını karanlıkla buluşturur. Halimiz ahvalimiz ise hep terslikleri görünür kıldırmaktayken üstelik, nasıl bu kayıtsızlık şiarına sahip çıkılabilir, neresinde o kervanın düzgün bir yerlere ulaştırmadığından dem vurulmalıdır ki bir şeyler birilerine dank edebilsin. Jetonu tilt olmadan düşürebilsin. Bugün gördüğümüz, idrak ettiğimiz, yaşamakta olduğumuz ülke en alttan en üstte hamleler arasında kıyasıya bir daraltımın söz konusu edildiği, yüceltilmesine gayret edildiği tüm ötekisini serbestleyen, olumlayan, en azından anlaşılır kılmaya gayret eden çabalanımları daha en başından köşeye sıkıştırmayı, unutturmayı amaç edinen bir durumu çağrıştırmaktadır. Ne eksik ne fazla. Dosdoğru, sözlük karşılığıyla.

Ötelenen; hakir görülerek, değer verilmeyen şeylerin nasıl da önemli şeyler olabileceğini tanımlandırır bir kere daha. Arsızlığı ele almakla, dilden dolaşıma sokulan tıslamaların, efelenmelerin, lafazanlıklar diziliminin nedeninin esas kopmakta olan gümbürtüyü paralize edebilmenin bir yolu olduğunu açıklayıverir. Açıklığa kavuşturur. Ulaşılan her detay başka bir zamanda başka bir alanda örüntülenen, üzeri kapsanan, kapatılan şeylerin ne olduğuna dair idrakı beraberinde getirmektedir. Yüzdelerin havada uçuştuğu, esas bizim cephemiz doğrusunu söylüyor diye bağrınan muktedirliğin tescilli iktidarı-muhalefeti zamandan çalmaya devam etmeyi uygun bulmaktadır.

Esasında dağlar gibi yığıntılanan sorunlara kulaklarını kapalı tutmaya, algılarını bağlı oldukları ilkeleriyle örtüştürmeye gayretkeş görünerek aslen ne etliye ne sütlüye dokunmadan bildiğiniz sabun köpüğü bir kıvam yakalanır, al takke ver külah indir oyları kaldır puanları verelim gözüne gözüne ayarları nasıl olsa dün dündür bugün bugündür yarın bu ahvalde unutulacak nice şeylerden ufacık bir kesiti ortak olarak sunumlandıralım. Gerisi tefarruattır, gerisi ideolojik faaliyet, gerisi yüzdesi bile olmayanların verdikleri tepkimelerdir nasıl olsa linç edilir, nasıl olsa müstakbel anaakımımızın nur yüzlü, eli kalem tutanları, dilbazlıklarıyla en mendeburu bile en makbul hale evrilmesine sebebiyet verecek saçmalar ortaya çıkartan mağdenlerimiz! mevcutluyken, hazır emir komut beklerken duvara toslatılır. manşet manşet lime lime ediliverir.

Esas kocaman dururken bit yeniği aranmaya olmayanı olur adletmeye devamlılık elbirliğiyle turuncu turuncu ekranlardan ahkamlarla bol keseden yapılan şöyle böyle oluyoruz mütemadiyen yahu çaktınız köfteyi işe medenileşiyoruz arsızlığının örnekleri usul usul zihne arz olunur. En sinsi ilişitirilmişliğin görünür hallerinde yüzleri kızarmaksızın, kalemleri sekmeksizin, vicdanlarını karanlığa teslim etmekten gocunmaksızın yeni vecizler ile bu 'cinnet-ül arz sahanlığı olumlandırılmaya uğraş verilir nefreti hicaz makamından sunumlandırmalar ile beraber, kuponsuz, bedelsiz. Deneyin bir gün size de çıkabilir, bir gün sizlere de rastlayabilir içimizin yağlarını eriten! bu hareketlenmeler dizileri midesi olanın midesini bulandırırken, aklı olanın aklında türlü çeşit suallari beraberinde getirirken 'şov biznıs'ın gereklilikleri cukkayı sağlam doğrultabilmek için devam ettiririlir, sürdürülür. Aslen olan bitenlerin tamamına yakınını ise sadece bir avuç duyar, bir avuç bilir, bir avuç görür, bir avuç hisseder, bir avuç yanar iken detayların üzerini kapsayabilmek daha nereye kadar mümkün olabilecektir. Bu soruyu sormanın da zamanı gelmemiş midir?

Kinayeli çözümlemeler, iğnemeli göndermeler, kesilip biçilen vavelyalar, tedirgin edici sualler, buna yanıt olarak yolda diziliveren mübalağasız iltihaplı fişteklemeler, tedbirsizliği enikonu ele veren sözlü girişimler topyekün sathın, en mikro ölçeğinde muktedirliğin yaşamakla zorunlu kıldığı tecribeler, tecrübeler ve daha neler neler. Her aralıkta her meramda dile getirmeye gayret ettiğimiz erkin üstünlüğünde elbirliğiyle oluşturulan o dev aynasında kendini görme ona göre hareket etme halinin can yakan can sıkan nice örnekleyicisinden biridir, ikisidir uzayıp giden nümerik dizisidir iş burada iliştirmeye gayret ettiğimiz. Anlayışsızlığın da yeniden bir anlayış olarak serpilmesinin tezahürlerini tecrübe etmek zorunda bırakıldığımız, güncelliği nasıl da kapsayıverdiğine dair sitemimizdir sözümüz. Sorunları aşabilmek için, hakkaniyetle  yaklaşıyoruz derken nasıl ayrıştırmaların en sinsi hamleleri ile sahnenin kapsanmasındaki aceleciliğedir sözümüz.

Pundu bulundu mu büyüklükten dem vurmayı, her defasında ondan bahis açarak her yere ve her şeye karşı söyleyecek sözü olduğunu ima etmesine karşın, nasıl hala naçar ve kadük kalmış 'organize' olmaktan bi'haber kalınabildiğine dair bedbinliğedir sözümüz. Savlananların kofluğunun ve aleniliğinin henüz anlamlandırılamamasınadır, hala bit yeniği aranmasınadır sözümüz. Bit yeniği aranmaya devam ederken ortaya çıkan trajedilerin bir türlü sonunun getiril(e)memesinedir sözümüz. Sonbahar bu sahneyi kışa teslim ederken nasıl daha fazla tahakkümün, hezimetin, uğursuzluğun otuz iki kısım tekmili birden peydah ettirilmesinedir sözümüz.İşitilmez, duyulmaz, anılmaz ve anlaşılmaz olarak betimlenen ötekiliğin bir gün, devran dönüp günün muktedirliğini de tehdit eder hale dönüştürülebilirliğinedir sözümüz. Kıyam yakınımızdaysa ötesi berisi diye ayırmayacak alayımızı istisnasız kapsayacak olduğunu idrak ettirebilmek içindir sözümüz. Çabalanışlarımız. Böylesi bir gerilik teker teker ayrıştırmaya gerek olmaksızın nasıl zor (kelimenin tüm anlamlarıyla) günlerden geçtiğimizi ortaya sermekte.

Bina edilen çözümsüzlük ikliminin, linç teşviğinin, inatla ve ısrarla potansiyel düşman okumalarının nasıl da yüksek perdeden çiğ bir hamleler yığını olduğunu gerçekçi bir biçimde anlamlandırmaktadır. Dünümüz zapturaptın altına alındı, günümüzse tahakkümlere teslim eyleniyor, peki yarınımız hangi karanlığın hangi kasveti boyunduruğuna teslim edilecek, sorgulanması elzem olan zurnanın zırt dediği yer tam burasıdır. Hemen her fırsatı körlemesine şiddet hiddeti eksik olmayan bir kurgu, yaşanması imkansız kılınan bir düşünsellik ile donatmaya devam eden 'erk' salt güncelliği değil itinayla geleceği de önceden şekillendirip, takvimlerin geriye sarıldığı bir ortamı olduğu gibi bu yapıya bir şekilde eklemek istemektedir, üstelik tüm bu çabalanışını da zerre gocunmaksızın yapmayı sürdürmektedir.

Kiminin seceresinde bulabildiğini, yakıştırdığını bol imalı mesajlarla yandaşının vitrininde muştulamakta o bedbinliklerin ancak böylesi müsibetlerle sahip olunulabileceğini ima eden, bizzat kimliği, kökeni ile sağlamasının yapılabileceğini ortaya çıkartan sunular, manşet manşet manşetlenmekte, şok, flaş ne ararsanız hepsi bir arada. Potansiyel düşmanı hiiiç tükenmeyen, işi gücü yenilerini yaratmak olan bir algı sahanlığı için, bir ülke için insanları yaşadıkları hayattan bezdirmek adına bir sebep daha yaratılmaktadır. Korkunun yaygınlaşabilmesi için elinizi kolunuzu bağlı, dimağ v belleğinizi suskunluğa teslim etmezseniz sonunuz böylesi olacaktır ezcümlesi ilanen tebliğ olunur. Yılmaksızın bir anlığına da olsa düşünülüp taşınılmaksızın hep bir ayar verme telaşesiyle beraber.

Poşu takmayı örgütsel faaliyet olarak, yazılan kitabın yayınlanmamış ham taslağını suç delili, çevrilen metinleri bölücülük olarak algılayan seksen darbesinin devamlılığını hemen hiç aksatmadan sürdüren her bulduğunu suç unsuru haline dönüştüren, her muhalifi bir şekilde mahpus etmeye amaç edinen bu ayak oyunlarının tükenmediği bir ülkede adalet sahiden sağlanabilir mi? Veyahutta söylediği her söz öbeğinde bir gaf yapmazsa rahat edemeyen şahin bakanın, bir profesör için 80 öncesi hangi komünazan! faaliyetten mahpus olduğunu gördünüz mü biliyor musunuz yollu çıkışı gerçek düşünsel özgürlüğün, bağımsız adalet tecellisinin na mümkün olduğunu acı acı bir kere daha fonlamaktadır. Moda deyişle cadı avında yakalanan her bireyin suçluluklarını ispat etmek, masumiyet karinesini çiğneyerek tüm o eski defterlerde yazılmış olan yaftalamaları tekrar ederek belleğe (sade vatandaşa) aydın = bölücü, hain, düşünür = yaltakçı, destekçi tabii ki de hain, öğrenci = provokatör ve illa ki hain, gazeteci = kendisini ve çıkarlarını düşünerek uydurup kaydıran, bu uyduruşlarıyla da bölücülük faaliyeti ve hainliktir çıkarsamasını hatırlatmaktır. Mıhlamaktır.

Hatırlatmaktır belleksizliğin şu şartlarda en ala durum olduğunun, ne etliye ne de sütlüye bulaşılmaması gerektiği aksi takdirde ipliğin pazara çıkartılmasının bir kuru iftiraya baktığının ilan edilmesidir. Nereye kadar bu kör topal, içeriği küflü, çarpık demokrasi algısı. Nereye kadar muktedirliğin zerrece izan, anlayış ve öteki olumlamaları kapsamayan, kafadan, toptan reddeden "tahakküm oluşturma" gayretkeşliği. Bugünlerde yaşadığımız, fasitdairenin dört bir yanı tuzaklarla donatılmışken, tuzak adledilebilecek kurgulara teslim edilmişken gideceğimiz yolun sonunda nereye ulaşacağız? Düşünselliği sığ, dayanışması az, felsefesi kıt, günü kurtardık gerisi allah kerim anlayışının bu gri tabloyu düzeltip, dönüştürmeyeceği, kendiliğinde hal yoluna koymayacağı afakidir. Hele 301çiçek, itinayla gaf türeten şahin, hem ağlarım hem kuyu kazarım barınç, evropa görmüş bağış, duble yolların istatistikçisi şimşek efendi ve nicelerinin eli maşalıyım kemik kıranım, dünyanın yok olmadı buraların ağasıyımla kurdukları erk ile gerçek eşitlik, gerçek adalet ve yaşanabilir demokrasi na mümkündür!!!!       

>>>>>Bildirgeç
İddianameler Çağı - Orhan Gazi ERTEKİN*

KCK, Ergenekon, Balyoz gibi davalar siyasi gerilimlerin ana zeminine iyice yerleşirken savcılık fezlekeleri ve iddianameler de neredeyse temel “siyasi analiz metinleri”ne dönüşmeye başladı. Özellikle Türk sağı, Türkiye’deki siyaset ve devlet analizlerinin merkezine iddianameleri öyle yerleştirdi ki, ne yazık ki onlarsız konuşamaz hale geldi. Bu durum, sadece bir siyasi strateji olarak kullanılsa, gene bir sorun olduğunu düşünmeyeceğiz. Fakat, iddianamelere atıf yoluyla Türkiye’deki siyaseti, devleti ve demokrasiyi anlama çabası, aynı zamanda bir tefekkür biçimine de dönüşmüş durumda. Türk sağının kendi düşünce geleneği açısından bile son derece dar ve sığ bir siyasi analiz alanına sıkışmasına yol açan bu sorun, Türkiye’deki siyaset, devlet, demokrasi ve adalet meselelerini yerli yerine oturtmamızı giderek daha da zorlaştırıyor. “Liberaller” ve “Demokratlar”ın dahi kendilerini koyverip, işi aşırı doz iddianamelerle sızıp kalmaya kadar vardırmaları, “ne günlere kaldık” duygusunu ister istemez nüksettiriyor. Liberal solcular bile önce iddianame okuyup sonra kitap yazıyorlar. Velhasıl entelektüellerin giderek “polis dünyası ve zihniyeti”nin vasatına dönüşmeleri, aynı zamanda demokrasi ve adalet arayışımızın sadece yeni bir politik krizin tam içinde bulunduğunu ifşa etmekle kalmıyor. Bu aşamada Türkiye’de devleti ve yeni “demokrasi”nin skandal nitelikteki karakterini anlamak bakımından şiddet, siyaset ve yargı süreçlerinin yeterli analizlerini de acil bir hale getiriyor.

Eski devlete yeni ilaç
Türkiye’de bugün siyasal alanın sınırları ile temel yönetim mekanizmalarında bir dönüşüm yaşanıyor. Siyasal düzen kendini antiterör söylemi ve yargı kurumu üzerinden yeniden yaratıyor. Her ikisi de aslında bildiğimiz zamanlara ait politik yönetim araçları. Fakat bugün, siyasal düzenin yeniden yapılaşması sürecindeki aktüel kıymetleri geçmişin çok ötesine geçti. Ve dahası bu durum, “yeni iktidar düzeni”nin siyasal temel karakteristiğine dönüşmek üzere. Birinci önemli nokta yargının giderek “ordu”laşıyor olması ve askerin siyasetteki geleneksel rolünü üstlenerek siyasi düzenin sınırlarını belirlemeye başlaması. İkincisi ise antiterör söyleminin bu yeni Cumhuriyet düzeninin temel yönetim mekanizmalarını temsil etmeye başlaması.

Yargı “ordu”laşıyor
Türkiye’de devlet üzerine düşünmek giderek daha belirgin bir biçimde yargının yeni siyasal rolü üzerine düşünmek anlamına geliyor. Geleneksel güç olan orduyu alaşağı eden bir yargının bu kez kendisinin “ordulaşması” çok gerilimli bir siyaset alanını da beraberinde getiriyor. Askere karşı demokrasi pratiklerinin bir aracı olan yargı, kendi varlığını onun politik boşluğuna yerleştirdiği ölçüde “yeni demokrasi” iddiasını bir skandala dönüştürüyor. Demokrasi adına demokrasinin lağvı! Bunu bize ordu geçmişte pek güzel öğretmişti. Şimdi gündelik hayatın bütün alanlarına nüfuz eden ve “demokrasimizi” de koruyan yeni bir gücü kutluyoruz: Artık, bir zamanlar orduya seslenildiği gibi, “Çok yaşa yargı!”, “Sen milletin özü, sen milletin sözü, sen milletin gözüsün!” dönemindeyiz. Bunu tamamlayan noktalardan birisi Özel Görevli Mahkemelerin olağanüstü reflekslerinin tüm bir yargının “sağduyusu”na dönüşmeye başlaması. Bu aşamadan sonra bütün bir yargı “özel görevli” bir döneme girmiş durumda ve bu durum onu yeni iktidarın tanımlanmasında birincil bir politik araca dönüştürüyor. Tabii ki aynı zamanda demokrasi ve adalet arayışımızın da birincil muhatabı haline getiriyor. Şunu bir köşeye yazalım: Yargıyı demokratik bir sorgulamadan geçirmeden ve gerçek siyasal konumuna iade etmeden ortalama bir demokrasiden uzak kalmaya devam edeceğiz.

Demokrasiye yeni kıskaç
Terörle Mücadele Yasası ve yargının bu yasayı yorumlamasına dair olan ikinci önemli soruna gelelim: Terör ve siyaset arasındaki ilişki yargı, medya ve neredeyse tüm entelektüeller tarafından çok sorunlu biçimde yorumlandığı için, siyaset alanı olağanüstü ölçüde daraltılıyor. Yeni “demokrasi”mizin siyasal özgürlük ve eşitlik taleplerini terör eylemi olarak tercüme etme süreci, üç temel mekanizma üzerinden gelişiyor. Birinci aşamada, terörizm, sadece politik araçlara ilişkin olarak değil, aynı zamanda politik amaçlara ilişkin bir olgu olarak tarif edilmeye başlanıyor.
Oysa terörizm, politik amaçlara dair bir tanım değil politik araçlara dair bir tanımdır. Yani yeni bir devlet kurmaya dönük politik amaç ile bunun için şiddeti aracı kılmak arasında açık fark var.
Terörizm, amaçta değil araçtadır. Bu iki şeyi birbirine karıştırırsanız yarattığınız “demokrasi” bütün bir siyasal özgürlük alanını “terörle savaş” adına yerle bir etmeye başlar. İş bununla sınırlı kalsa demokrasiye dönük tehlikenin yine de kısmi olduğunu söyleyebiliriz. İkinci mekanizmada, terörizm, yine terör eyleminden değil “terörist”ten hareketle tarif ediliyor. Bu durumda da terörizm, “terörist” failin bütün bir insani hayatını mahkum etmeye kadar varıyor. Bir tür siyasal toplumdan aforoz etme söz konusu burada. Örneğin bir “terörist”in Newroz bayramına katılması veya ne bileyim örneğin oğluna bir sünnet düğünü yapması bile bir terör eylemi haline gelebiliyor. Veya örneğin o teröriste “sayın” diye seslenilmesi bile terör eylemine dönüştürülüyor. Niye? Çünkü “terörist” bütün bir insani hayattan soyutlanıyor ve tüm varlığıyla “suç”a dönüştürülüyor. Bu indirgeme de yetmiyor. Ve üçüncü mekanizmada, terörizm, bu kez “terör örgütü” üzerinden tanımlanmaya başlanıyor. Terör eyleminden terör örgütüne gidilmiyor. Tersine. Terör örgütü tarifinden sonra “terör eylemi”nin ne olduğu belirleniyor: “Terörizm, teröristin ve terör örgütünün yaptığı şeydir.” Böylece önce PKK ve arkasından onun paralel bir kamu eylemi olarak ortaya çıkan KCK, ve onun da bir kamu girişimi olan BDP ve hatta BDP’nin Siyaset Akademisi ve faaliyetleri sürekli aşağıya doğru indirgeme yoluyla bir “terör eylemi”ne dönüştürülüyor. Daha somut olarak söyleyelim.Terör örgütü PKK tarafından kurulduğuna göre KCK da peşinen bir terör örgütü oluyor. Bunun üzerine KCK’nın bütün yaptıkları bir terör eylemine dönüşüyor. Normal bir sokak gösterisi, bir basın açıklaması, toplu yürüyüş ve mitingler vb. bunların hepsi terör faaliyeti oluveriyor. Niye? Çünkü bir terör örgütü olan KCK tarafından örgütleniyor. Yani “suç”u ve “terör eylemi”ni olması gerekenin tersine “suçlu birey” ve “suçlu örgüt”ten hareketle, başka deyişle “terör eylemi”ni “terörist varlık”tan hareketle belirliyorlar. Oysa, hukuk yurttaşların “ne” oldukları ile ilgilenemez. Modern ceza hukuku “olmak”la değil “yapıp etmekle”, “fiillerle” ilgilenir. İnsanların “ne” olduklarını sorguladığınızda toplumu sadece iddianamelerle yönetmeye başlarsınız. Türkiye’de bugün bir yandan TMK mevzuatı ve diğer yandan da yargı ve medya yorumu ile yaratılan “terör hukuku” modern ceza hukukunun tüm temel ilkelerini ihlal ediyor ve bu durum sadece hukuksal bir yorum hatasından değil aynı zamanda demokrasi ve siyaset konusundaki skandal bir algıdan kaynaklanıyor. Bu sorunun Taha Akyol’dan Halil Berktay’a kadar geniş bir alanda tezahür etmesi trajik.
Böyle bir algının üzerine ne hukuk inşa edebilirsiniz ne de dayanıklı bir demokrasi tecrübesi. Yarattığınız şey sadece bir “skandal demokrasi” olur.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Demokrat Yargı Eşbaşkanı, Orhan Gazi ERTEKİN'in Radikal 2'de yayınlanmış olan İddianameler Çağı başlıklı makalesi meramı taşıdığımız noktanın bir ötesini anlaşılır kılabilecek detayları akla sunmakta. Görünür kılmakta. Orhan Gazi ERTEKİN ve Radikal gazetesi'nin anlayışlarına binaen bu makaleyi sayfalarımıza, önemli bir okuma parçası olarak ilintiliyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #371 (17.10.2011)  
Titreşim / Deuss Ex Machina #372 (24.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
İddianameler Çağı - Orhan Gazi ERTEKİN - Radikal 2
İletişimciler İçin Mücadelede Tek Yön: Militan Gazetecilik - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Falaka - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Dik Durabilmek - Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Evrensel
Şık ve Şener'e 15 Yıl Hapis İstemi - Etkin Haber Ajansı
'Eleştiri'ye Cevap - Nuray MERT - Milliyet
Beyaz Adamın Lütfu - Semiha ŞAHİN - Atılım
Puşi Varsa Tahliye Yok - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'Molotof Atan Vurulmalı!' - Oya BAYDAR - T24
Ertuğrul KÜRKÇÜ: Sıra Seçilmiş Vekillere Geldi - Evrensel
İşte Büşra Ersanlı Gerçeği! - Filiz KOÇALİ - Özgür Gündem
"Lütfen Neden Cezaevinde Olduğumuzu Açıklayın" - Işıl CİNMEN - BiaMag
AKP, Muhalifet Edenlerin Mallarına El Koyma Tasarısı Hazırlıyor…! - Sol Defter
"Cemo" Suç İşlemeye Teşvikten Davalık - Kronik Muhalif
Selahattin DEMİRTAŞ: İdris Naim Şahin’i Kutluyorum, Başkanı Kınıyorum - Eyüp CELADET - ANF
Vedat Türkali’den İçişleri Bakanı’na: Haddini Bil! - Sol Defter
Cumartesi Annelerinden Erdoğan’a: Asıl Taş Kalpli Sensin - Jiyan
Ne Acı Ki Kürdüm Diyene (2) - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
tragedyalar ve polis dizileri - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Robert FISK: Türkiye Ermeni Soykırımını Tanımalı - Etkin Haber Ajansı - Jiyan
Zorbalığın Son Biçimi ve AKP - Mustafa TOKDEDE - Sendika.org
Özcan ALPER'le "Gelecek Uzun Sürer"e Dair - Açık Dergi - Açık Radyo
Geleceği Ağıtlarla Karşılayanların Filmi - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
"Ben Ölmedim Ölmeyeceğim" - Tufan ŞAHAN - Muhalefet
Karanlığa İnat Yanan Yalnız Bir Ateş... - Çetin ORANER - Özgür Gündem
Yaşar KURT: “Kral Olmaya Çalışanlar Bir Gün Acınacak Duruma Düşerler, Düşecektirler De…” - Melisa KESMEZ - Jiyan
Hayat Değersizse, Ölüm İtinayla Kutsanır! - Umur TALU - Habertürk
Paralel - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Akif Beki Bu Karikatürün Neresinde? - Ümit ALAN - Birgün
Askerlik Hem Zorunlu Hem "Vicdanlı" - Ekin KARACA - Bianet
Mahalle Baskısı Ne Olacak - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
'Füze Kalkanını Kurdurtmayacağız' - Etkin Haber Ajansı
'Çocuklar Ağlıyor, Anneler Ağlıyor, Babalar Ağlıyor' - Nurettin ALDEMİR - Emek Dünyası
İstifa Çağrılarına Gülüyorum - Özlem Akarsu ÇELİK - Akşam
Van’da Felâket Ötesi Vaziyet - Ümit KIVANÇ - Düzce Yerel Haber
Van Soğukta, Paralar Bankada - ANF
Kürtleri Aşağılayan Rengin Koyuluğu Yakmıştır O İki Çocuğu Yangınlarda - Serhat KORKMAZ - Jiyan
Türkiye İçin, Ayaklanma Vakti… - İbrahim Utku NAR - Sendika.org
Niye İlle De Sosyalizm? - Arif ÇELEBİ - Atılım
Postmodernizmin Solu - Mehmet Ali YILMAZ - Muhalefet
Bütün Yancılar İktidara - Akın OLGUN - Birgün
Bir Varmış Bir Yokmuşsun - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Uykusuzluk - Mithat SANCAR - Taraf - DYH
İşte Ölüm Pornosu Raporunun Tamamı! - Mehmet Onur DOĞAN - Sabit Fikir


High Wolf Artist Page via Facebook
High Wolf / Winged Sun Records
High Wolf - Atlas Nation Informative via Holy Mountain
Panabrite Official
Panabrite At Soundcloud
Panabrite Live At Debacle Fest (Video) via Foxy Digitalis
Red Stars Over Tokyo At Myspace
Red Stars Over Tokyo - Hits Of Sunshine Album Review via Terminal 313
Red Stars Over Tokyo Informative via Zero Inch
The Church Of Synth Artist Page via Facebook
The Church Of Synth At Soundcloud 
The Church Of Synth Informative via Robot Elephant Records
Kuedo At Twitter
Kuedo Official Blog
Kuedo - Fact Mix # 288 via Fact Magazine
Kahn Artist Page via Facebook
Kahn At Soundcloud
Kahn: Futuristic Dubstep via MOG

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Escher, M.C. (1898-1972) - Rind By RasMarley 
RasMarley's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yasaklanmış Şiirler - Nizar KABBANİ

Nasıl söyler türküsü o ağız,
Dudakları dikilmişken, beyim?
Bir Arap ozanı ölünce bugün
Kim yakarır onun için?
Benim şiirim el öpmez
Şiirimin ellerini öpmek
Sultanlara düşer!


1
Dostlarım
Başkaldırmıyorsa, neye yarar şiir?                   
Azgınları ve azgınlıkları yıkmıyorsa, neye yarar şiir?       
Zamanı ve mekânı
Sarsmıyorsa, neye yarar şiir?
Satrapların başındaki tacı
Yere çalmıyorsa, neye yarar şiir?               

2
İşte bunun için çekiyorum başkaldırı bayrağını
Şu âna dek gün yüzü görmeyen milyonlar adına.
Dal ile serçeyi ayıran,
Gül ile sarı çiğdemi ayıran nedir?
Göğüs ile nar'ı ayıran,
Deniz ile zındanı ayıran nedir?
Nedir mavi ayla karanfili ayıran ?
Yiğitlik sözcüğünün gizinden,
Giyotinin gizini ayıran nedir?

3
İşte bunun için çekiyorum isyan bayrağını!
Enikler gibi boğazlanmaya götürülen milyonlar adına
Gözleri oyulanlar adına
Dişleri sökülenler adına
Asitte eritilenler adına, solucanlar gibi
Yoksun olanlar adına
Sesten, düşünceden, dilden
Çekeceğim başkaldırı bayrağını.

4
İşte bunun için çekiyorum başkaldırı bayrağını
O örtünün altında
Öküz gibi oturan halklar adına
Dostluğu büyük, aynı tastan içen halklar adına
Develer gibi yük çeken halklar adına
Gün doğusundan gün batısına
Yük çeken deve gibi
Sudan ve arpadan başka hakkı yok
Özlemi yok beyin karısının
Beyin dişi köpeğinin
Berberinin olmaktan başka.
Yaşasın bir demet yonca
Yaşasın tek tanrı diye Allah'a yalvaran
Halklar adına!

5
Ey şiirin dostları!
Ben ateş ağacıyım, özlemlerin bilicisiyim ben
Elli milyon âşığın gerçek sözcüsüyüm
Sevgi ve inleyiş bilenin ellerinde uyur
Ya da yasemin ağaçlarında.
Ey dostlarım!
Kılıcın saltanatını hep reddeden
Bir yarayım ben..

6
Ey değerli dostlarım!
Dilsizlerin diliyim ben
Görmezlerin gözüyüm ben
Okumazlara denizin kitabıyım ben
Hapishane kaşalotlarına
Gözyaşlarıyla kazınan
Yazılarım ben
Bu çağ gibiyim ben de, sevgilim!
Çılgınlıklarla karşılarım çılgınlıkları
Kırarım nesneleri çocukluktaki gibi
Kanımda devrim ve esenlik kokusu
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Hoşuma gider yasa çiğnemek
Hep bildiğiniz gibiyim ben
Şiirleyim...
O yoksa var olmak istemem...

7
Dostlarım!
Sizsiniz gerçek şiir.
Ne gülmenin de önemi var
Ne de surat asmanın 
Sultana öfkelenmenin de.
Sizler benim sultanlarımsınız
Sizlerden onur, güç, yetke
İstiyorum
Tuz ve taş üstünde uyuyan
Kentlerde
Şiirlerim yasak.

Şiirlerim yasak,
Çünkü insana
Sevginin ve uygarlığın
Kokusunu taşıyor onlar
Şiirlerim yasaklandı,   
Çünkü her dizesi muştu taşıyor sizlere.
Dostlarım!
Sizleri bekletmekteyim hâlâ
O kıvılcımı tutuşturmak için...

Beyrut, 1984

Çeviri: Kenan HANOK
Kaynakça: Şiir

Sunday, November 13, 2011

Deuss Ex Machina # 374 - meaningless leaning mess

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_374_--_meaningless leaning mess

07 Ekim 2011 Pazartesi gecesi ''canlı'' yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Ekoplekz-Neutronik II (Punch Drunk)
>2<-Ekoplekz-Terror/Danger (Punch Drunk)
>3<-Yves De Mey-Sparkit (Sandwell District)
>4<-Yves De Mey-Resonating Red (Sandwell District)
>5<-G.H.-Earth (Modern Love)
>6<-G.H.-Albedo (Modern Love)
>7<-Vatican Shadow-The Wall Of The City Fell Down Flat (Hospital Productions)
>8<-Vatican Shadow-When They All Shouted With The Trumpets (Hospital Productions)
>9<-Pariah-Left Unsaid (R & S Records)
>10<-Pariah-Orpheus (Oneohtrix Point Never Subliminal Cops Edit) (R & S Records)
>11<-Oneohtrix Point Never-Remember (Software Records)
>12<-Oneohtrix Point Never-Child Soldier (Software Records)

meaningless leaning mess
(374)

Bir hafta daha ardımızda. Sorumsuzlukların mabadında yankılanmaya doyulmayan nice tezahürün, yığıntılanmasında katmanların daha da çoğaldığı, çoğaltıldığı bir hafta daha ardımızda. El insaf dilerken bir yanın fenalıklar inşa etmek için habire koşturadurduğu bir hafta daha ardımızda. Adıyla sanıyla suskunlaşmanın getirdiklerini "komple" bir kere daha ikrar etmemize yol açan derdestliklerin vuku bulduğu bir hafta daha ardımızda. Kaybetmeye doyulamayan medeniyet savaşımında neresinden tutarsanız orasının elinizde kaldığı bir hafta daha ardımızda. Kocaman cümlelerin, büyük tespitlerin, önemli vurgulamaların hep aynı dille, hep aynı tornadan aynı sığ bakışımla sabitlenmeye gayret edildiği öne sürüldüğü bir hafta daha ardımızda. Nereye doğru gittiğimiz artık az çok belirgin olsa da bir şekilde o yönlendirildiğimiz karanlıkların ötesinin varlığına inanmak istediğimiz şeylerle de yüzleştiğimiz bir hafta daha ardılımızda.

Kimin neyi söylev haline getirerek kimin neyi sakız haline dönüştürüp karşısındaki hinlikle alt etmeye gayretkeş olduğunu anlamak için yeterince örneğin canlandırıldığı, hayatlarımızı kapsadığı bir hafta daha ardılımızda. Öyle veyahutta böyle düzen diye belletilen çatır çatır çatlarken, altlı üstlü pörtleyip dururken hala ne var canım sapasağlam işte diyeduranların sıfatlarındaki ikircikliliği, gözlerimizin içine baka baka yalan söylemeye devam ettiklerini fark ettiğimiz bir hafta daha ardımızda. Bayram telaşesi ve yorgunluğundan çok insanlık sınavında nasıl da çaktığımızın devletlunun eliyle simgeleştirildiği bir hafta daha ardımızda. Geride bırakmak kolay geliyor görünse de unutuşlara terki diyar eylenecek ne çok hüznün bir arada olduğunu idrak edebileceğimiz, bir değil iki değil onlarca örneği daha iliştirebileceğimiz herşeyin aynı tas aynı hamam ile tasvir edildiği bir gündelikliğin ortasında neye dertlenesin, neye daha fazla üzülesin, hiç kestirmelere gereksinim olmaksızın her anına ayrı yandığımız kocaman bir hafta daha ardımızda.

El ve kol kırılırken düşünce engellenirken, zihniyet sivriltilirken, sus konuşma sıra sana da gelecek ikazlarının biri bitmeden bir diğerinin başladığı bir hafta daha ardımızda. Varlığı defaatle kanıtlanmış olan sorunların kökenlerine inip, çözüm için adımlama gayreti yerine sorun yoktur, varsa bile biz görmüyoruz diye buyuranların her demeçlerinde ötekileştirdikleri her fırsatta iş zannettiğiniz gibi değil diye yola koyulanlara hedef gözeterek oluşturdukları şirretliklerini sergiledikleri bir hafta daha ardımızda. Şirretin kendisinden çektiğimiz yetmezmiş gibi devletlu eliyle kotarılanları bu zincirleme kaotizm güncesine dahil edilmesi düşündürücü değil midir? Hangi noktaya kadar, hangi dibe kadar gerileyeceğiz,  görmekten özenle imtina edeceğiz. Hangi özenle seçilmiş cümlelerimizle, olmasının ve olumlandırılmasının gerekliliğine işaret ettiğimiz şeylerin bu kadar kolaylıkla alt edilebilirliğine kayıtsız kalabileceğiz.

Önce sesi yasakladılar, ardından sözü yasakladılar şimdi zihinden geçirmeyi bile yasaklama fırsatını kollayanların dünyasında nereye kadar sineye çekilebilecek bütün bu hezimet silsilesi. Her defasında ses çıkartanlar için ideolojik militanlar jargon eskisi solcular, işi kitabına uydurmaya gayret edip ısrarlı bir biçimde muktedir tornasından fırça yiyecek olan muhalifler vb. olarak tanımlandırılma gayretkeşliğinin abesliği, geçersizliği hala mı anlaşılmamaktadır. Başımıza gelenlerin, başımıza getirilenlerin defaatle böyle bir vurdumduymazlık düzeneği içerisinde tekralanıp durulan bir trajedi olduğu intibasına uyanmak bu kadar mı zordur? Hala mı anlaşılmaz gelmektedir. Canhıraş bir uğraşa gereksinim olmadan nelerin bu kadar kabaca hatlarda düzenlendiği, tertiplenen her düzenekte yeniden lince teslim edildiği, mutlak öteki olark nakşedildiği şimdinin dünyasında sorumlulukların sırası, sorumlu olanların hesap verme günleri belirsizliğini korumaya devam mı edecektir.

Nicedir, eğrelti halde duran olguların temellerini sarsmak adına girişilen tevatürlerin topyekün olarak yıkımı hedef olarak belirlediği açıkken daha nasıl bilmiyorum, duymuyorum v görmüyorum üçlüsü devrede kalacaktır. Devreye sokulan bu nizamsız hizalamaların, izansız yaftalamaların içinde tıkılı kaldığımız cehennem sahanlığını cennete çevirmeyeceği bu raddeden sonra gün gibi aleni bir biçimde oradayken üstelik. Üstün olanın, erki elinde tutanın, yönetişimden ziyade hizalamak ve veryansın edenleri suskunlaştırmak gayretkeşliğinde istediklerinin ne kadar insanlık dışı olduğunun farkında mısınız ,farkındalılığına varmış mısınız? Kopmaya devam eden kıyam bu güvenlikli zannetiğimiz sınırlarımızı yoklamaya, her birimiz için ayrı bir sınavı beraberinde getirmektedir. Böylesine büyük bir tufanın kapsamından kaçıp kurtulabilmek bir yana neler oluyor da böylesi bir tahakküme yol çıkartılıyor diye düşünmek elzem olandır.

Fırsat bu fırsat denilerek azaldıkça yok olmasını bekleyedurduğumuz şeylerin nasıl kolaylaştırılıp yeniden gündeme dahil ediliğini gördükten sonra bu iki kere daha fazla önemlidir. Kendi düşeyazdıklarımız, pek çoğu yarıda kalmış devrik tümcelerimizden bile daha önemli. Kalıba mengelenmiş, tektipteştirildikçe sığlığın sınırlarına götürüldükçe zurnanın zırt dediği yeri anlamlandırabilmek bile yorucu bir mücadele olarak savlanırken üstelik. Her durumda varlığını "takdis edebilmek" adına karşısına aldığını kimliğinden, benliğinden hayata karşı sorumluluklarından önce muktedirliğin terazisinde kazanç-kayıp endeksine göre tartıp durulan bir iklimde "insanlığa" sıra ne zaman gelecektir? İnsanlığın gereklerini yerine getirebilmenin hala mı şartı şurtu mevcuttur. Bu kadar acizliğin karşısında büyüklüğün bir önemi kalır mı, el aman diyene karşı bile hiddetini sunmaktan gocunmayanların karşısında vicdana sıra ne zaman gelecek.

Vicdanın provokasyonlar ile buluşturulmadığı, bulaştırılmadığı anlayışlı olma hali bizlere denk gelecektir. Necedir (deja-vû). Akıl ve yürek başka şeyleri görünür kıldırmaya çabalansa da fişteklendikçe kıvılcımdan daha fazlasını oluşturan milliyetçilik akımı giderek faşizmin adı konulmamış örneklemleri ile yüzleşmemizi kolaylaştırmaktadır. İmam ne diyorsa, neye olur veriyorsa, neyi kutsuyorsa cemaat de bu minvalde, bu hizada aynı şeyleri tasdik eden konumuna eyvallah çekmekte işte ahir zamanımızda. Sıfatları bir kenara koyduğumuzda bile bu irin doluluğunun hala yüceltilebiliyor olması, her pundu bulundu mu sicim haline dönüştürülmesi ezelden beri boynumuzda takılı bırakılanı, alnımıza çalınan karaların müsebbiplerinin ne istediklerini anlamlandırabilmeyi mümkün kılmaktadır. Düştüğümüzde şifa yerine tenkitlerin, tecritlerin, alıkoyuşların türlüsünün hepimizi bekleyen olduğunun altı çizilmektedir.

Eğrelti duranın eğri büğrü konumlandırılanın, yalan yanlış okumaların, suçlayıcı atfetmelerin ve ithamların normalleştirilmesi adına gerçekleştirilen her bir hamlenin bir şekilde anlık kırılmaları daha derinleştirdiği ayrışım anları vuku bulmakta, iş bu satıhda. Donatılmaya çalışılan güncellik giderek daha sığ, nefessiz, düşüncesiz kıldırılmakta hala yaşanabilir olarak savlananı, adlandırılanı, düşlenenin üzerini korkunç atıflarla süsleyip püsleyerek modern tahakküm sınavlarında en zorlu etaplar birdenbire sade vatandaşın müfredatına eklemlenmekte. Muktedirliğin her çabalayışı, tüm yollar tüketilmiş gibi sadece tek ve mutlak doğruların önerildiği, paylaşıldığı yanılsamasında alelacele karar anlarını ihtiva etmekte. Yasaklı olanlara, yasak olarak tanımlandırılmışlara bir lokomotif katarı gibi eklentilenen nicesiyle düşüncenin önüne set, dimağın yamaçlarına ket, akil olanın arayışına mani olunmakta, tekmili birden şimdinin güncelliğinde.

Bahsini açmaya fırsat bile verilmeden nice konuda ortalığı kapsayan vavelyaların tam o cehennemlik tasvirleri iş bu çıkarsamayı haklı çıkartmaktadır. Sade ve sadece "görmeyi" amaç edinenlerin kısacık bir güncel basın taramasından sonra karşılaşacakları da ilavesi, sağlaması olacaktır. ("Basın" bu girizgahta bütün hegemonya çabalanımına karşı sözünü savunmaktan, gerçeği arz etmekten kaçınmayanlar için kullanılan bir tanım) Bütün bu meram sınırı boyunca denkleştirmeye gayret ettiklerimizin de pekala. Didaktik söylencelerin, otokratizmin zirvesinde takılı kalan tahakkümlerin, birbirlerinin tavuğuna kış dememek için didinenlerin, eğri konuştuğundan hala bir haber iyice yamuk yumuk ifadelerle, üstten bakışımın en pes perdesinden böbürlenmelerin zar zor tesis edilmiş idrak ve vicdan bileşkesine eylenenlerin tümüdür görünecekler.

Şifanın değil zulmün, merhametin değil hıncın alabildiğince çoğaltımı son kertede oldukça düşündürücüdür. Kolaycıl bir yaklaşım olarak adledilen her çıkış giderek daha ağır fecaatleri, daha büyük yıkımları beraberinde getirirken ayılabilecek midir gidişatın kadar fena olduğu gerçekliğine? Uyanarak, yardan aşağı tepetaklak gidilmeden önce anlamlandırılabilecek midir bütün bu heyhula içerisinde gözlerden ırak tutulanların öncelikliğinin nasıl da es geçildiğine? Nasıl kolay olan dururken zor olanın yılmaksızın tekrar edildiğine. Biteviye eleştirilen üzerini bile çizme gayretinde hep bir katakullinin varlığının korunması çabasına vb. Mutlak ötekisine karşı dün yapılanlar reva görülenler neyse bugün o aynı tornadan kesilip, biçimlendirilen tahakkümlerin yeniden denenmesi düşündürücü değil midir? Yoksa yine mi potansiyelimiz ölçülmekte afetle tutturulamayanlar için bu defa politik demeçler, eylemlerle bu sınav yinelenmekte bizler denekliğimizi korumaktayızdır nicedir?

Eğriliğin, eğreltiliğin ilk önce neresini düzeltesin. Hayat bu kadar ucuz, can bu kadar kolay istatistik olarak adledildikten sorun yumağı bildiğimiz kördüğüm haline evrilirken ne sorun mu var göremiyorum diye buyurmaktan gocunmayanlara mı yanasın, toplumun önemli bir kesimini etkileyen, dolaylı olsa da o çemberin dışını bile suskunlaştırmaya mecbur kılan operasyonları, zorlayış ve eziyet güncesini, soruşturmaları topyekün savaşım olarak algılatanlara mı dertlenesin. Bütün bu hengamede vicdanları geçer akçeden önemli bir paya, nemalanma potansiyeline teslim bayrağını çekerek bütün resmi tozpembelikle savunur hale dönüşen anaakım medyanın duyarsızlığına mı kederlenesin, içlenesin. Zarf ise çoktan mazrufu alt etmişken yarlanmışlık hali mübalağasız yıkımı işaret etmekte, biçimlendirmekte.

Zor anlarda yardımlarına ihtiyaç duyulan zamane erkinin, sahneyi kameralar varken kapsayıp, kameralar kayıt dışındayken bildiklerini okudukları, okumaya devam ettikleri bu cinnet kubbesi dört bir yanımızı da kapsayan menfurluklar silsilesi otuziki kısım tekmili birden bu cenahta sahnelenmektedir. Niceliği sorgulamaya müsade edilmeksizin apar topar nitelik tasvirlerine girişilmekte. Her kim ki taşın altına elini koymayı zihninden geçirmekte, anında başına olmadık şeylerin nüksettirilebilmesi için didiş didiş uğraşılmakta. Boyumuzun ölçüsünü her defasında daha sert tecrübelerle denenerek en olmadık sınamalara tabii tutularak, belletilmiş bir ahvalin üzerine daha ne kadar sorgusuz, sualsiz, eti sizin kemiği biz muktedirlerin çıkarsamasına denk düşecek icrai eylemler kervana düzülecektir. Ne olduğunu anlamazdan gelerek oluşturulan tahakküm silsilesinin zerre iyileştirme, zerre ilerleme vesair anlamlandırmalarla yolumuzu kesişitirmezken nereye kadar bu inat, bu dayatım, bu zincirinden boşalırcasına çoğalan hiddet kültürü, balans ayarlaması.

Ulaşabildiğimiz görüntü, muktedirlik algısında hemen her şeyin çözümünün aslen çözümsüzlük ilkesi üzerinde biçimlendirilmeye devamlılık ve çabalanımı olduğudur. Dünü, bugünü böylesine kolayca sığlaştırmak yarının ne kadar faydamıza olabileceğinin! ön denemeleri gerçekleştirilmekte herhangi başkaca bir okumaya müsade edilmeksizin mutlak körlüğün, itaatkarlığın eyvallahçılığın zemin etütleri pek çok farklı olayda yeniden tanımlandırılmaktadır. İddianamesiz tutukluluk, hukuktan bir haber adalet, eşitliğin kıyısında bile dolaşmayan e(k)mek paylaşımı, zaruri olanı bile tahsis edemeyen şefaat v kapsayıcılık, yardım elini bile potansiyel görmek adına ret şıkkının el altında tutulması, her farklı çabalanımı ideolojik yaklaşım olarak değerlendirme önyargısı, özgürlükten habersiz basının tesisi.... uzayıp giden kocaman bir kara döngü.

Uzayıp gittikçe, cehennem tasvirinin yeryüzündeki en aslına yakın örneklemi daha rahat tanımlandırılabilmektedir. Biteviye suskunluktan kurtulamadıkça, her sunulan yalan yanlış değerlendirmeye biat edildiği her an, içinde soluğumuzun kesileceği, geleceğin belirginsizleşeceği, fikriyatın öldürüleceği, hatanın onarımının unutulacağı, unutulmaya devam edileceği sahanlıkta zihni ne zaman sokacağız. Akil olana kulak kabartıp işitilir kılacağız. Hazır kıta bu cehennemin ortasında bir çıkış bulabilecek miyiz....
Sorgulanması elzem olan budur, bu kadar nettir...           

 
>>>>>Bildirgeç
Travmatik Toplum ve Giderek Netleşen Linç Olgusu - Zahit ATAM*

Türkiye en karakteristik betimleme ile mutsuz bir toplumdur. İnsanlarımızın en genel özelliği hayatlarından memnun olmayışları ve dahası hiçbir çıkış yolu görmemesidir. Son 30 yıllık tarihimize hep kayıplar damgasını vurdu, aslında bir bütün olarak toplumsal hayatımız yas törenleriyle şekillense de, kayıplara eşlik eden yas ritüelleri hayatımızın en görünür yerinde olsa da, kayıplarımızın yasını tutamıyoruz. Açıkça söylüyorlar zaten, yas günlerinde “ağlamayacağım”, yaşanamamış yas daha kalıcıdır kuralını unutarak, zaten yas törenlerimizde hep şu söz de öne çıkıyor: zaten ağlamamız “onları mutlu eder”. Tam burada koca bir “onlar” söylemi öne çıkıyor, hayatımızın en belirleyici öğelerinden birisi, sistematik bir onlar türetmek, kendi varoluşunun belirleyici halkasından uzak bir dev bir “öteki” yaratmamızdır, yasını bile yaşamayı zayıflık belirtisi olarak görenlere göre “onlar insan olamaz”. Bunun ardından zirveden bile açıkça söylenen “intikamımız acı olacak” yaklaşımı var ki yakın geçmişimiz bu travmanın en açık sonuçlarını bile ortaya koydu, Somali için yardım toplamayı ve televizyon ekranlarından ağlayan spikerlerle haber görüntülerini vermeyi izleyen sürecin olduğu bir toplumda “doğal afetler” bile takdiri ilahi olarak yorumlanıp, daha beter olsunlar ahı ile taçlandırıldı. Bu açıdan, süreci başlatan olaylar esas itibarıyla 12 Eylül darbesine uzansa da, aslında kökenlerini büyük oranda Maraş/Çorum Katliamlarına kadar götürülebilir, zaten bunlarda 12 Eylülün piar çalışmalarından başka nedir ki?

Maraş/Çorum Katliamları, daha sonra darbenin yüzbinlerce insanı işkenceden geçirmesi, televizyonlardan birkaç nesli birden açıkça suçlayan programların yapılması, itin birinin sadece sözcüsü olduğu “asmayalım da besleyelim mi?” yaklaşımı, sokaklarda yazılmayan binlerce infaz, sosyalistlere açıkça deli muamelesi yapıp onları kobay olarak kullanmaya kalkan psikiyatristler, kolluk kuvvetlerinin ölçüsüz artan gücü ve buna eşlik eden yasa tanımaz tavırları “yaşanamayan yas”ın ilk halkasını oluşturdu.

Bugün artık çok komik bir girişim olduğu anlaşılan ve kendileri de kobaylaştırılmış “Ermeni terör örgütü” masalları ve onların “özgürlük adına cinayetleri”, televizyonlardan yayınlanan müthiş dizilerimiz. Bu süreçte halkımız suskun olmaktan başka çıkar yol bulamayan ve yeni yetişen nesilleri hiçbir şeye karışmaması için aşırı “koruyucu” yaklaşımlar üreten insanlarımızın en önemli özelliği giderek daha fazla by stander olmaya dönüşmesidir. Yani gördüğü şeye bile müdahale etmeksizin seyirci kalması, dayanışma ve birlik olmanın gerektirdiği eylemlerin yaşamlarımızdan uzaklaştırılırken hayali bir düzlemde “bizi biz yapan değerlerin sentetik üretimi”, Kürt sorununu futbol stadyumlarında “ana avrat küfürle anma” çabaları, her şehit geldiğinde yapılan törenler, basınımızın tam cephe pozisyon alışı, bir merkezden yönetilmeleri, askere uğurlama törenleri, duvar yazısı olarak “gidip de gelmemek gelip de görmemek var” yazıları…

Siyasette giderek daha fazla televizyon ekranlarında nöbetleşe yapılıyormuş izlenimi veren “başbakanların ağlama konuşmaları”, siyasette üslubun şirazeden çıkması, insanların travmasıyla başa çıkamamaktan kaynaklanan hallerinin televizyonlarımızda bir tür sıcağı sıcağına formatında verilmesi… bütün bunlara tuz biber eken doğal felaketler, iktisadi krizlerin yaşamı içinden çıkılmaz hale getirmesi… Bizi bir türlü anlamayan ve içine almamak için inanılmaz engeller çıkaran Avrupa, “Avrupa, Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türkün ayak sesleri”… Sokak ortası cinayetlerin ve ev-içi şiddetin ölçüsüz bir şekilde artması… Bütün bunlar hayatımızın tam da ortasında, giderek korkunç ölçülere varan travmatik tablonun sadece en yalın göstergeleri, biz bizi var eden ahlaki kipleri değiştirerek, sanal bir biz yaratmak için aşırı zorlamalarımızla, varoluşumuzu olabildiğince kirletmiş bir toplumuz. Bunun sonucunda Türkiye’de hiç alakası yokken otomatik olarak PKK’lı diye nitelenmekle başlayarak ya da bunun yerine başka bir öcü ile özdeşleştirerek anında infazı kutsayan bir toplum haline geldik, sanıyorum ki sosyolojik açıdan bunu tamamlayan bir öğe olarak, gittikçe daha fazla yerinde “yargısız infazı” uygulamaya dönüştüren bir eylem olarak “linç dönemine” girmiş bulunuyoruz. Gidişatta bu dönemin düşünülebilen bir karabasan/kâbus döneminden çok daha uzun sürecek bir tablo sergiliyor. Türkiye, psikolojisi bozulmuş bir toplumdur ve siyasi iktidar bu toplumun psikolojisini bozmanın birinci aracıdır, Türkiye sosyalizm yerine yeni dünya düzenine girmeye karar verdiğinde, kaçınılmaz mukadderat olarak linç olgusu da gündeme gelmiştir, bu anlamda farklı muhalifleri “linç torbası içinde eritmek için” çeşitli linç olaylarını histerik bir tabloya dönüştürmek hususunda maharetli bir iktidarımız var.

Şu meşhur balkon tabloları için bile toplanan kalabalık, kendi sloganları içinde “linç mantığını yeniden üretmek”tedir, acımızın siyaseti, çıkmazlarımızın kullanıcısı olarak 12 Eylül bir tür ahlakın tükendiği, vicdanın tatile çıktığı yerde yapıldığı için “vicdansız Sabuhanın” adalet töreni olarak LİNÇlerimiz vatana millete hayırlı olsun. Hopa’da öldürülen protestocu öğretmen için bile hükümetin tepesinden “oh olsun nidaları” çıkmadı mı?

Ulusal bir politikaya dönüşmüş linç olayları için sadece şunu söyleyelim, sahtekârın adaleti yargıyı lüks görmektir, bizler yalanlarımızla boğulduğumuzda adaleti sağlamak için değil, kâbuslarımızla yönetilmenin sonucu olarak, bir toplum olarak kendi gerçekliğimizden kaçarken linçin tatmin edici sokaklarında kaybolduk.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Bu bağlamda haftalık meramımızda değindiklerimize bağdaşık öğeler ihtiva eden bir tamamlayıcı olarak Zahit ATAM'ın 13 Kasım 2011 tarihli, Birgün Gazetesi'nin Pazar ilavesinde yayınlanmış olan Travmatik Toplum ve Giderek Netleşen Linç Olgusu başlıklı makalesini, yazarın ve gazetenin anlayışlarına binaen sayfamıza iliştiriyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #371 (17.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #372 (24.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Travmatik Toplum ve Giderek Netleşen Linç Olgusu - Zahit ATAM - Birgün
Zor Günlerde Dik Durmak - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Duvara Karşı - Mithat SANCAR - Taraf / Düzce Yerel Haber
Pornografi - Karin KARAKŞLI - Kronik Muhalif
Prof. Dr. Büşra Ersanlı: Bir Bilim Kadınının Haberleştirilmesi - BîHuzur - Huzursız Blog
70 Yıl Önce, 70 Yıl Sonra - Bülent HABORA - Evrensel
Bir İntihar Mektubu - Dağhan IRAK - Birgün
‘İfade’ Tamam, Ya ‘Özgürlüğü!’ - Aris NALCI - Emek Dünyası
Bir Büyük Kompozisyon Yarışması - Nuray MERT - Milliyet
cem yılmaz ve imc tv - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
kimin? başkalarının.. - şuursuz kabalak - deliler evinden anılar
Anayasayı Konuşmak II - Rober KOPTAŞ - Agos / BiaMag
Kürtlere Çimento Sıvamak - Emrah GÖKER - İstifhanem
‘Ez Dimirim’ - Kaçakkova - Mutlak Töz
Hoca Tabuta Dönüp Sorsa... - Umur TALU - Habertürk
Onlara Şehit Demeyin! - Mehveş EVİN - Milliyet
Depremin Hafızası - Enis RIZA - Birgün
Depremin İzini Silmeye Gittiler Yüzlerine Yazdılar - Milliyet
Depremzedeye Cop Dünyanın Dilinde! - Radikal
McCarthy, Erdoğan, Reankarnasyon... - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Devekuşu Siyasetine Dönüş ve Yıkıcı Esneklik Üzerine - Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
İnsan, Eriyebilir De - Kadir CANGIZBAY - Birgün
İçişleri Bakanı Kürt Sorununu Arıyor Ama Bulamıyor! - Marksist.org
Hadron Çarpıştırıcı Bakan İdris Naim Şahin! - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Kürt Sorununu Arama, Kürt Sorunu Her Yerde - Murat IŞIK - Emek Dünyası
Orada Bir Bakan Var Uzakta Adı İdris Naim Şahin Olan - Serhat KORKMAZ - Jiyan
'Bu Hikaye Kürt Sorununu Arayanlara İbret' - Etkin Haber Ajansı
Hangi Savaş? Hangi Zafer? - Emre DAŞAR - Kronik Muhalif
Bakan Yıldız'a Göre Van'da Tek Sorun, Protestocular! - ANF
Parmakarası Terlik, Kokan Kazak, Mayo, Bayrak û Bijî Biratiya Gelan - Selaheddîn BIYANÎ - PolitikART
Ne Acı Ki Kürdüm Diyene - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Nasıl Adam Olacağım Ben? - Balçiçek İLTER - Habertürk
"Nefreti Durdur" - Sol.org.tr
Rakel DİNK: Werin Em Yek Bin - ANF
31 Yıldır Bitmeyen Özlem - Evrensel
12 Eylül'de İşkence Soruşturuluyor - Bianet
Aileleri, Şehit Onur ve Gerilla Ebru'yu Anlatıyor - Işıl CİNMEN - Bianet
Kağan Bir Bebek, Kağan Bir Bebek… - Serpil ODABAŞI - Jiyan
Zeynep ALTINOK: Devlet Gerekeni Yapmadı - Ruken ADALI - ANF
Turkish Roma Make Way For Property Developers In Historic Istanbul District - Constanze LETSCH - The Guardian
Kamusal Alan ve Refüj - Filiz GAZİ - BiaMag


Ekoplekz Official - Weblog
Ekoplekz At Twitter
Ekoplekz: The Creative Exchange Between Man And Machine By Oli MARLOW & James BALF via Sonic Router
Yves De Mey Official
Yves De Mey - mx45 via mnml ssgs
Yves De Mey - Counting Trigger via Boomkat
G.H. / Pendle Coven Official
G.H. - Ground EP Review By Philip SHERBURNE via Resident Advisor
Vatican Shadow / Dominic Fernow Official
Vatican Shadow Informative via Last.FM
Vatican Shadow: From The Shadows - Chris via mnml ssgs
Pariah Artist Page via Facebook
Pariah - Left Unsaid Track Review By Larry FITZMAURICE via Pitchfork
Oneohtrix Point Never Official
Oneohtrix Point Never - Replica Album Critic By Phil MONGREDIEN via The Guardian
Oneohtrix Point Never - dRWarp - Deuss Ex Machina

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
escher fishes By filmersam
filmersam's Flickr Page

>>>>>Poemé
Taşlı Yazı - Müştak ERENUS

Üç el yamanmıştı geceye sivri
Korkunun ötesinde ateş yakmıştı çocuk
Kimse bir şey diyemedi

Önce bir yerinden başladı
Kocaman kara kırmızı mor
Kımıldadı deli taşlar, denizler bitti

Çıldırıyordu yağmursuz toprak
Kaynadı ağaçlar kuşlar bulutlar
Doğa yarattıklarını yedi

Sustu insansız dağ taş yorgun
Delinmiş göklerde yıldızlar yerlerine dönüyorlardı
İşte bu upuzun sersemlikte
Çatladı bir küçük taşın sabrı
Daha küçük bir böcek çıktı güne
Yaşamı müjdeledi
Utandı önce o korkusuz kara kırmızı mor
Boşluklara çakılı ışıklar
Doğacak çocuklara sevindi
Açıldı hemen koca gökler
İnatçı bir son bitiyordu
Tüm yağmurlar indi

Üç el yamanmıştı geceye sivri
Ateş yakmıştı çocuk geceye
Kimse bir şey diyemedi

Şimdi yine döndük geldik
Atomlarla
Bu bitmeyen son
Nagazakide kırmızı elbiseli çocuk
Okşarken parlak düğmelerini
Bir anda yamandı göklere
O küçücük güzel elleri

Ve işte görüyorsunuz
Kimse bir şey diyemedi.

Kaynakça: Şiir Parkı