Sunday, December 25, 2011

Deuss Ex Machina # 380 - i don’t remember the right word i wished to say

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_380_--_i don’t remember the right word i wished to say

19 Aralık 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Oliveray-Hiding Hydration (Cote Labo / Erased Tapes Records)
>2<-Oliveray-Growing Waterwings (Cote Labo / Erased Tapes Records)
>3<-Nils Frahm-More (Erased Tapes Records)
>4<-Nils Frahm-Familiar (Erased Tapes Records)
>5<-Swod-The Pilot (City Centre Offices)
>6<-Swod-Sans Peau (City Centre Offices)
>7<-Björk-Virus (One Little Indian)
>8<-Björk-Cosmogony (Matthew Herbert Mix 2) (One Little Indian)
>9<-Radiohead-Separator (Anstam Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>10<-Radiohead-Little By Little (Shed Remix) (Ticker Tape Ltd.)
>11<-Volor Flex-Home (Dark Clover Records)
>12<-Volor Flex-Elegiac (Dark Clover Records)

meram // i don’t remember the right word i wished to say // 380 //

Korunaklı görünüp bu kadar bedbinliği bir arada tutmaya mütemadiyen devam eden muhafaza edilmiş bir yandan da dört bir yanı zapt edilmiş bu sathın herhangi bir yamacında kök salabilmek ne kadar da zor. Ne kadar da zor algıları bu kadar daraltılmış, sözcükleri bu kadar kısıtlanmış bir cenahta hayata tutunabilme gayretkeşliği ve sebatının devamlılığı. Derde derman olabilmesi bekleyedurulanın nasıl işleri çok daha içinden çıkılmaz hale dönüştürdüğü gerçekliğinin izdüşümünde. Birilerinin pek meraklı oldukları masal diyarında mı yaşıyoruz, yoksa herşeyin bir kurgudan çok daha teferruatlı bir biçimde gerçekliğe evrimine mi şahitlik ediyoruz işin o kısmı bile muammalar ile perdelenirken, hakikatlerin ortaya döktükleri kök salabilmeyi, buralarda kalabilmenin nasıl çetin mücadeleler sonunda olabileceğini örnekleyen detaylar barındırıp gözümüzün önüne sermektedir. Görmek isteyene. Kabullenişleri topeykün oldu bittilerle şekillendirirken muktedir / erk hemen yamacında, yanıbaşında tahakkümlerini de sergileyebilmek bunu yiyen bunu da aldı diye yutturabilmek için kırk takla atmaktadır.

Attırılan her bir taklanın içerisinde bildiğimiz, biteviye kafamıza kakılıp durulan nice şey varken bir kere daha ısrarcılığın tiksindirici örnekleri sergilenmekte, velev ki hata olsun payına ne kadar nizam ve intizam gösterildiği ortaya serilmektedir. Ne yapılmıştır ki bunca yoğun bir biçimde ileri demokrasi, yeni anayasa diye zikredilip durulurken bunca fecaat başa getirilmiş iş bu ülkeye mâl edilmiştir. Neresinden bakarsanız orasında hep bir yamanın bulunduğu, ince elenip sık dokunurken! ipin ucunun çoktan kaçtığı, kaçırıldığı eller aya giderken buralarının hala yaya kalmasına sebebiyet vermesi konusunda ara gazını çoktan almış olanların icra-i sanatları zerk edilmiş olan şeylerin nasıl nifak tohumlarından mürekkep olduğunu anlamlandırmaktadır. Soru sorabilmenin, sorduğuna yanıt bulabilmenin bile aşama aşama engellendiği bir cenhatan söz ediyoruz. Kıyas kabul edilmez bir biçimde asıl otorkasinin, baskıcılığın örneklemleri ardı arkasına sahneyi kapsarken hala ideolojik bunlar diye buyuranların, adeti yitirilen canlar için kullanabilmenin olağanlaştırıldığı, suçun taksirinin karşılığına yok öyle bir şey yahu bizim çocuklar! iki okşamışlar mertebesine indirgendiği, yol verildiği, bir sonraki kareye, hamleye davetiyenin çıkartıldığı, bazı şeylerin göstere göstere sunumlandırıldığı (nasıl olsa hiç bir şeyden haberi olmayan, haberdar etmeyen bir anaakım medyamız mevcut çok şükür) bir aralıkta insana verilmiş değerin hiçlik toplamı ,en asgarisinin altını bulmasıdır düşündürücü olan. Düşündürücülüğünü korumakta olan.

Kök saldırmamanın, hizaya çekebilmek için, yersizliğini yurtsuzluğunu yüzüne çarpabilmek için fırsatların kollanılıverildiğini de iliştirirsek bu düzleme durumun vehameti daha net bir biçimde anlaşılacaktır. Herkes düşman! her şey hinlik ekseninden ayrıştırılmadıkça, ötesine tahammül gösterilmedikçe bugün sürdürülmekte olan karaşın iklimin sonunun ne kadar aydınlık olabileceğinin takdirini sizlere bırakıyoruz. Malum her doğru ibaresinin karşılığına denk düşen bir şeyler söyleyebilmek, bunu fark ettirir kılmak için çabalanmak bile bir suç hali ortaya çıkartabiliyor. Düşünsellikten uzaklaştırıldıkça, aman dokunma yanarsın savının devamlılığı binbir belagatli eylemle karşılık bulduruluyor. Kumaşın aslında nasıl lime lime ediliğini anlamlandırıyor. Yokluğun başka şeylerde karşılığı pekala olabilir amma velakin gerçekliğin bu kadar korku öğesiyle beraber şekillendirildiği bu ülkede yoksunlaşmanın böylesinin tanımlandırılabilirliği hala zordur. Israrla ve inatla kurguyu tahrif edip yönlendirmeleri muktedir / erkten önce harekete geçiveren kimi unsurların dökümlendirmeye çabalandıkları şeyler suskunlaşarak, kökünüzü kurutmadan buralarda yaşamak istiyorsanız biat etmekten ayrılmayınız kıssasına ulaştırmaktadır. İlanen tebliği gerçekleştirilen şey budur. Keskinleştirilmiş algıların, tahkikat aşamasına bile ulaşmadan verilen hükümlerin, sorgulamaları gereksiz kılan beyanatların toplamda ulaştırdığı kıssadan hisse bu kadar belirgindir. Sus. Böylesine hazin bir gidişata dur diyememenin, elini taşın altına koymak için şarttan şurttan önce vicdan sahibi olmaktan geçtiğini idrak edenlerin üzerinden bina edilen tahakküm olgusu daha kaç yılımızı heder edecektir.

Daha kaç cana kast edecektir. Daha kaç konunun üzerinin kapanmasına müsammaha edecektir. yüzleşme diye tutturulan güzergahın başına getirilecek şeylerin bir önceki perdede açılımların başına musallat edilmişlerden ne farkı olacaktır. Farklı olacak mıdır birilerinin bu kadar can yakıcı hamlelerini gözlerini kırpmaksızın ortalığı ateşe vermelerinin net bir anlam veyahutta denginin, neticede herhangi bir değişime etkisi olacak mıdır bütün bütün bu heyhulanın, bilmek istiyoruz!. Bir şeylere çabalanmak yasak, tersine giden algıları yönlendirmek için didişmek yasak, algısını ters köşelerde tutmaktan imtina etmeyenlere işin doğrusu bu demek yasak, yöresinde yamacında kırımın yıllar evvelkini sorgulamak bir yana daha yakın tarihlerde olanı anmak yasak, yok yere, bilinmezliğe canı teslim alınanların peşinden esaslı bir yanıt bulabilmek ve hayata tutunmak yasak, idrak sınırlarının alamayacağı fiziki işkence yöntemlerinin paralelinde ruhsal işkence yöntemlerine tenezzül edilmesindeki acziyetin kendisini, dövleti! sorgulamaya girişmek yasak, konu ne olursa olsun pembe masalların artık bitip tükendiğini dillendirmek, tutturulan yolun ne kadar şer varsa beraberinde getirdiğini dillendirmek yasak, işttiğinin doğruluğundan ve bildiğinizden şüphe taşımazsanız dahi muktedir / erkin yamacında yeri sağlama almışların 'kentsel dönüşüm' adı altında şehirleri kimliksizleştirmesi gayretlerine feryat etmek yasak, kuru kuruya sözcüklerle kardeşliğin tahsisinin sözkonusu olmadığını bunun için emek sarf edilmesi gerektiğini anlamlandırmaya girişmek, yapılan olumlu bir şeyin misal bu senenin mesellerinden birisi olan dostluğa köprülüğü simgeleştirmesi beklenirken "ucube" olarak yaftalanan heykelin yıkımının eski başlangıç noktasından pek de öteye bizleri taşımayacağını dillendirmek yasak!.

Konumuz yasak, konumumuz tek bir parçasına, dalı veya budağına yerleşmeye tenezzül ettiğinizde sınırlı algıların, sinirli tahakkümlerin devreye sokulduğu bir alanda, mozaik diye dem vurulanın mermerliğe terfisinin ivediliği. Acil koduyla ortalığa serpiştirilenler, bir yanlıştan diğerine ulaşma konusunda müstakbel hamleler, kayıtsızlığın sarp yamaçlarından yeni daralatımlar kelamın hası silsile içerisinde durmaksızın yinelenen aba altından sallanan sopalar ortaoyunlarının kendi yapısını bile kıskandıracak kurgulamaların trajediyle bütünleştirildiği bu sahneyi daha net bir biçimde anlamlandıran geçişler, resmi geçitler. Koca bir yılın toplamda üç yüz altmış beş gün ve altı saatin özetlemeye ne hacet, bütün gerçekliği önümüze pattadanak bırakıveren hakikatler. Hakikatin parçalanamaz, gizlenemez esas resminden yansıyanlar. Dil anlamlandırabilmek için daha fazlasını uğraşsa da, akıl ve dimağın her yanı başka bir dünyanın mümkünatlığı üzerinden tahlillere girişse de başka yerlere bahar olanın buralara uğrama ihtimalinin hala uzun bir aralıkta mümkün olabileceğini, önce birbirimizi can kulağıyla dinleyebilme eylemini gerçekçil kılmanının zaruriyetini dökümleyen bir neticedir ulaştığımız. Ulaştırıldığımız. Yeksan edilenin, sükûn edilmiş olanın, vicdansızlıklar üzerinden geliştirilmiş olan yapılar dahilinde söyleme eklenmiş, güncelliğe dahil edilmiş örgüt üyeliği, teröre yardım ve yataklık, kırmızı çizgiler ile belirginleştirilmiş oyun sahasının!, demokrasi algısının ne kadar da hassas dengeler üzerinde şekle sokulduğunu varsıllığı bir şekil ile sürdürmeye gayret eden algının yıllar yılıdır ambalajı değişse de otoriterliğin ta kendisinin devamlılığı olduğunun altı çizilesidir.

Mesele böylesine, bu kadar afaki bir biçimde açık ve belirgindir. Zincirlere bağlı, hayatı dar bir perspektiften seyretmek zorunluluğunun dayatılmasıdır, bir roman öykünmesinden çok daha derinlikli sözlerle ifadelendirilmesi mümkün iken hala pire için yorgan mı yakalım diye belletenlerin asıl dertlerinin sorunları ötelemek olduğunun fark edilesiliğidir bizleri bu sonuca ulaştıran. İçinde yaşadığımız güncenin ruh halini, tedirginliğini, istim üstündeliğini her an ama her an yeni bir fecaatin kapımızı yoklaması ihtimalinin envai çeşitliliğini, zerk edilmiş v nakış gibi işlenmiş nefret ve linç olgusunun eksiksiz bir şekilde sahneyi kapsadığı, kapsatıldığı bu ülkede yaşadığımız travmaların büyüklüğüdür bizleri yerle yeksan eden , bu kadar kederlendiren. Neresinden başlarsanız başlayın, çoğunlukla yarıda kalacak, dimağın öngördüklerinden çok daha elim şeylerin birdenbire olduruluverilmesi, arkasından gelen tahlillerin ise olan bitenleri normal olarak değerlendirilme gayreti travmaları özümüzün ayrışmaz bir parçası, bileşeni haline dönüştürmektedir. Kaçışların, unutuşların, belleksizleştirmenin, empati kuramamanın, anlamamanın getirdikleri bir yana, muktedirin - erkin payandalığında ayrısız ve gayrısız gerçekleştirilen tahakkümler diğer yana, döndürülüp dolaştırılıp cerahatin aynı karanlık noktasına sabitleniyoruz. Ne acının bu kadar kolayca çoğaltımı üzerine ahkam kesebiliyoruz, ne yıllar geçse de üstünden kıyamlarla yüzleşmenin nasıl olması gerektiğini idrak ettirebiliyoruz.

Teferruat olarak tanımlandırılanın menfi sınırlı hareketler duyarlı bir kısım vatandaşlar veya devlete millete bağlı vatanseverler vs. diye tanımlandırılan güruhların çabalanımları neticesinde olmadığı her an her şeyin çok daha hesaplı kitaplı bir biçimde, deyim uygunsa kılıf bulununca, zemin uygunluğu tescil edilince devreye sokulduğunu afişe eden detaylara ulaşılsa da, çokça bilinse de üstelik. Kendiliğimizden bir şeylere yetememenin, bir şeylere cidden mani olamamanın teskin edilemezliği seksen sekiz yıllık zaman diliminde hep insandan, akıldan, çözümlemeden uzakta tutulmanın bariz yan etkilerinden birisini oluşturmaktadır. Biliyoruz ama hep kendi canımızla dört duvar arasında saklıyoruz. Görüyoruz ama sürekli âma kalmanın, sivrilmemenin yollarında her daim kayboluyoruz, kaybettiriliyoruz. Anlıyoruz belki bütün bu menfurlukları ama hala lâl kalarak travmalarımızı derinleştiriyoruz. Kaotizm sürümcemesiz devamlılığını gösterir iken dünümüzü dar eden olgunun geleceğimizi de elimizden almasından ciddi ciddi korkuyoruz. Korkunun hissedilebilirliği bir detay olmaktan öte can alıcı bir tonlamayı seslendiriyor. Ortak alana seriyor Resim darmaduman edilse de, paramparça olsa da hakikat bir yerlerden anlamını kazanmaya devam ediyor. Gördüğünden, anlamlandırdığından bu kadar çabuk ırayan bir hafıza çerçevesinin istisnasız en büyük yardımcısı taşın altına elini koyabilmeyi becerebilenlere karşı oluşturulan duvarlardır, ötelemeler ve hakir görmelerdir.

Yaftalamaların, belaltı vuruşların, hedef göstermelerin hazin vakitliliği meseli bir türlü 'doğru' bir biçimde anlamlandırabilmeyi, bu çabalanımın tümünü topyekün yokuşa sürmektedir. Travma derinleştikçe, kendi aksimizden bile kaçar hale dönüşmemiz, menfaatlerin her dem hakikatlerin önüne yığılmasının hazanlığı doğrultusunda oluşturulan tahakküm silsilesi esas meselin ne olduğu konusunda bile şüpheye taşır insanı. Amaç da budur. İdrak edemeden tam anlamıyla gümbürtüye götürmek, suskunlaştırmanın her türlüsünü görmüş geçirmiş bir ahvaldeki yaşayanların uslarında yer bile etmemiş yeni köşeye kıstırıcılar, bu bileşenleri harekete geçirecek uyaranlarla doldurulup sahne kapsanır. Ve bize yeniden hicran ve bize yeniden acının çatkapı başa getirilebilirliği hatırlatılır. Kişinin ipliğinin pazara çıkartılması süreci, acının kanırtabilirliği, sorunun dokunan yanar düzeyi vicdanın tahrifatının mümkünatlığı gibi alt başlıklarla beraberce kotarılır, uygulamaya geçirilir erk tarafından peyderpey biteviye. Müesses nizamın "hizaya dur" uyaranlarına riayet etmeyen(ecek) tüm ötekileştirilenlerin, bir anda hayatları ellerinden alınan herkes için geçerliliği sözkonusu olan, koruyan bir önermedir. Kiminde uzun uzadıya bir seyyahlık, göçerlilik ve sonuna kadar sürgün etme, telef eyleme hali, kiminde dakikasında etkisini gösteren kimyasal silahlarla ölüm seremonisi. Kiminde ondokuz dakikada sağlam girdiği kolluk kuvvetinin binasından ağır yaralı, dönüşü olmayan şekilde, vücudu, düşüncesi hasarlı bir şekilde salıverilme, kiminde tutanaklara bile düşülmeyen camdan atladı, ayağı kaydı düştü sonu böyle oldu vicdansızlığı, yüzsüzlüğünün başka bir evresi.

Kiminde yeterince galeyana getirilmiş bir güruhun, linci ve ölümü kibrit ve benzinle görünür kılması, kiminde bir ömür boyunca da yük edineceğimiz 301. madde belasının aracılığıyla insanın hedef haline dönüştürülmesindeki şuursuzluk vesikaları. Birbirlerine ilintili, birbirinden pek de ayrışık olmayan kırmızı çizgileri sorgulamaya dahi girişmiş bireylere reva görülenler. Karanlığın kapsayışı bu kadar çabuk nüfuz ettirilirken hayatlarımıza travmalardan kurtulabilmek sözkonusu edilebilir mi? Dünün yanlışlarını telafi edecek düzenlemelere girişiyoruz yahu diye buyurulurken bugün dünü hiç de aratmayacak fecaatleri yeniden düzene, hale yola koymak işin nicesidir. Dakikasına yeni bir belagat, yeni bir hedefleyiş içerisinde 2023 hedefi yarı açık hapisane midir hep beraber muktedirlikçe tahayyül edilmeye gayretkeş olunan. Asıl büyük proje bu mudur? Dimağı naçar koyup, her türlü muhalifin sesini kesebilmenin yolunu bir gece ansızın kapınızı kırabiliriz, pardon hayatınıza müdahalede bulunabiliriz ile bağlantılamanın, düşünce özgürlüğünün alası memleketimizde diye buyuruken taş gibi katı 301. maddenin varlığının daimliği, her hak diye al sana hak bu da hukuk diye daha nedendir gözaltına alındığı belli olmazken kolluk kuvvetlerince susuz konulup, malum yayınlarca ortak bir çabalanımla, ortak bir dille terörist ilan etmenin neresinden düzgün bir okumaya girişebilirsiniz. Anladık, sağımız v solumuz, önümüz v arkamız komple düşmanlarla çevrili de bu kadar habisliğin ötesine bir tık daha geçebilmek için daha hangi konularda eylenecek yeni felaketler ile kapımız, eşiğimiz yoklanacaktır, el birliği ve söz birliğiyle beraber. İçimizde tıkılmakla kara deliklere bitmeyen düşmanlar.

Malum balkon konuşmasının üzerinden bu kadar kısa süre geçmesine karşın, bu süreç içerisinde ortaya getirilenleri, başa kakılanları her barış diyeni, izan isteyeni, demokrasinin yaşatılabilirliğine çabalayanları içeri tıkayıp mütemadiyen hala bir kucaklaşmadan bahis açılabilir mi? Hala böylesi bir denkleştirme söz konusu edilebilir mi? Korkuyu alenileştirmenin, her ses vereni, kendi beğenisi doğrultusunda ses etmeyeni, hatalarını bildireni hapse göndermenin adı mıdır kucaklaşma, kapsayış afedersiniz? Malumun ilanından başkası olmayan bu ağır sinizm yüklü vesayet tasdikçilerinin öncüllerinin açtıkları yaraları kapatmayacakları daha net bir biçimde anlamını kazanmaktadır. Çarpı koymanın, hedef göstermenin, illa billa bağlantılar kurmaya didişip terörist ilanına çabalanımların ötesine çoktandır geçmiş olan imamın ordusu travmayı olağanlaştırmaktadır. Bunca elim olgunun içiçe geçirildiği bu ülkenin geleceği ne kadar aydınlık, geçmişiyle yüzleşmesi ne kadar hakikatlerin katına ulaşacaktır. Hakiki olacaktır soruyoruz!...
Sorgulamayı mümkünatsız kıldıktan sonra insancıl olana nasıl ulaşabileceğiz soruyoruz!. Hataların boyu handiyse tepemize varmışken ensemizde boza pişirmekten vazgeçilecek midir bilmek istiyoruz. Satıh bedbin bir grilikle kapsatılmışken, güneşin bir gün bizler için de doğabileceği umudunu diri tutarak soruyoruz, hak ve özgürlükleri bu kadar çabuk tahrif etmenin kolaycıl istikametine evrilmişken muktedir / erk bunca hegemonyanın eninde sonunda bir hesabı verilebilecek midir bilmek istiyoruz!!!... #herşeyyenidenbaşlıyor...

>>>>>Bildirgeç
Zeynep, Çağdaş ve Diğerleri... - Yıldırım TÜRKER*

Sıra onlara da gelecekti elbet. Nitekim geldi. Onlar kayıt tutan, inadına çalışkan, inadına tutkulu, inadına inatçı genç insanlar.
Zeynep’in resmine uzun uzun baktım. Deli kız ne de güzel gülümsemiş. Bayram değil. Seyran hiç değil. Ama edepsizlik bu ya, ‘kimse gülüşümü benden alamaz’a tutunmuş, bize selam yolluyor. Öyle nispetçi bir vız gelir sırıtışı da değil hani.
O gülüşte düşmanına yönelik bir sitem, bir meydan okuyuş yok.
Zeynep bize gülüyor. Sanki son anda, tutuklanmasından birkaç dakika evvel bizim bilmediğimiz çok kutlu haberler işitmiş. Bize onları iletmek için sabırsızlanıyor sanki. Bunca ölüme bunca zulme bunca adaletsizliğe karşı ne yapmalıyı çözüvermiş sanki. ‘Hayatımızın bütün yoksulluklarına karşı nasıl birlikte durabiliriz’i anlamış bir anda. Tan sökerken.

Zeynep bütün protesto gösterilerinde elinde kamerasıyla elektrik direklerine, ağaçlara, hep en yükseklere tırmanan kedi gibi bir genç kadındır. Enerjisiyle başa çıkılmaz. Her yere yetişir. Bütün mahkeme kapılarında onu görürsünüz. Araştırdığı konuları habere dönüştürmek için kimileyin ana akım medyada çıkmalarını sağlayabilmek için çırpınır. Soluk soluğa telefon eder. Hep telaşlıdır.
24 saat haber peşinde koşar. Söyleşiler yapar.
Sözgelimi son olarak Devrimci Karargâh örgütü üyesi olduğu iddiasıyla 12 Aralık’ta tutuklanan Türkiye Gerçeği yazarı Mehmet Güneş’in, Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’nde işkence ve baskılara maruz kaldığını ortaya çıkardı.

Kayıt tutanlar
Çağdaş, DİHA’nın muhabiridir. O da eylemlerden tanıdığım bir delikanlıdır. Birbirimizle tanışmayız ama birbirimizi iyi tanırız. Ben onu takip ederim, kanımca o da beni.
Emek gazeteciliği yapar. Adliye muhabiridir. Haberleri ayrıntılı ve titizdir.
Birbirimizi biliriz. Biz bu memlekette insanların sessiz sedasız kayıp edilmesine, hayattan koparılmasına, emeğinin sömürülmesine, haklarından soyulup yalnız bırakılmasına karşı gelmeye çalışan, kayıt tutanlardanız. Zeynep de Çağdaş da benim güvencemdir. Diğer gözaltına alınan gazeteciler, o şarabi tanıklar gibi. Bilirim ki bu topraklarda insanın başına bir şey geliverirse bu yılmaz, yavuz gençler zalimin yanına bırakmaz.
Şimdi bağımsız, yüce Türk yargısı, bu gençleri de terörist olarak dünyaya sunma hazırlıkları içinde. Onların gazeteci oldukları, görevlerini yaptıkları umurunda değil gözü dönmüş terörle mücadele timinin.
Gazeteci gençlere eylemlerde çekilmiş fotoğraflarını göstermişler. Onları eylemci ilan edip teröre bağlayabilmek için. Ellerinde kameraları, gazetecilik diye bir mesleği icra ederken devlete yakalanmışlar meğer. Birbirlerine haber için yolladıkları fotoğraflar sorgu konusu olmuş. Gazetecilerin birbirlerine fotoğraf göndermesi ne ağır suçmuş meğer.

Biraz daha yalnızız
22 aydır puşi taktığı için tutuklu yargılanan Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül de savcının suç delilleri arasında yer almış. Külyutmaz savcı, Çağdaş Kaplan’a Kırmızıgül’ün telefon hattından çıkan telefon numarasını sormuş. Kırmızıgül’ün gözaltına alındığında telefonunda bulunan numaralar arasındaymış Kaplan’ın numarası da. “Neden senin telefon numaran Kırmızıgül’ün telefonundan çıktı” bir gazeteciye sorulacak ne güzel bir soru, ne tartışılmaz bir ipucu, öyle değil mi?
Zeynep’e de neden güldüğü sorulmuş. “Gülmek ideolojik bir ayrıcalıktır” diyesi olmuş.
Besbelli hiç karartmayacak içini.
Tanıkların topunu ortadan kaldırma programında sıra genç gazetecilere geldi işte. Artık mahkeme önlerinde, protesto olan her yerde biraz daha yalnızız. Zeynep’i yüksek bir direğin üzerinde kamerasıyla göremeyeceğiz bir süre. Çağdaş’ı, bir duruşmada bütün ifadeleri not alırken görüp ferahlayamayacağız.
Ama onları yalnız bırakmayacağız. Geleceğimiz; bu memlekette biraz olsun kendimizi güven altında hissedebilmemiz onlara bağlı. Biz de onların yerini alacağız. Elimizden geldiğince.
Şu fotoğraflara bir bakın.
Onları tutuklayanların; onları hayatın dışına, tanıklıktan sanıklığa kilitlemek isteyenlerin işleri ne kadar zor, göreceksiniz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Yıldırım TÜRKER'in Radikal Gazetesi'nde yayınlanmış olan Zeynep, Çağdaş ve Diğerleri... başlıklı makalesi de bu doğrultuda, meramın paralelinde bir okumayı beraberinde getirmektedir. Güneşin önüne çekilmiş setleri daha manidar bir biçimde işleyen bu okuma parçasını denememizin tamamlayıcısı olarak yazarın ve gazetenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011) 
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Zeynep, Çağdaş ve Diğerleri... - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Onları Unutmayalım! - Arzu DEMİR - Etkin Haber Ajansı
Ajanslar Kışla, Kameralar Süngü, Laptoplar Mayın... - Aydın ENGİN - T24
O Bir Terörist - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Özgür Basın Susturulamaz - Sevgim DENİZALTI - Birgün
Korkmaktan Korkmamak - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Gazeteci Tutuklamalarına Gazeteci Tepkisi - Bianet
Gazeteciler ‘Susmayacağız’ Dedi - Evrensel
19 Çakmağa 7,5 Yıl Hapis - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Devlet Gazetecilere Mi Savaş Açtı Yoksa Kürtlere Mi? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Police Arrest 40 Journalists On Suspicion Of Kurdish Separatist Links - Reporters Without Borders
Immanuel WALLERSTEIN: Türkiye Yanlış Yolda - Meral ÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Terör Arayacaksanız İddianamede Arayın - Sendika.org
İlk 6 Ayında AKP’nin Odaklandığı Nokta... - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Susan Namerttir! - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Hükümetten İtiraf: KCK Operasyonunu Biz Planlıyoruz - Özgür Gündem
Dostlar, Evde Yoklar! - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Tarih Bu Katliamı Unutmayacak - Feza KÜRKÇÜOĞLU - BiaMag
Kamuoyunu Yanıltma Sanatı - Rober KOPTAŞ - Agos
Samast Örgütlü Değil Ama Hapisteki Gazeteciler Terörist (25 Ağustos 2011 Verileri) via Feryebach
'1915 Hepimiz İçin Ortak Acıdır!' - Balçiçek İLTER - Habertürk
Kestik Ama Ermeniler De Kesti - Sevan NİŞANYAN - Siyaset ve Tarih Yazıları
''Soykırım Tasarısı''nda Türkiye'ye Düşen - Osman KAVALA - Bianet
Fransa, Türkiye, Suriye ve Ortadoğu - Nuray MERT - Milliyet
Davutoğlu: Nerede Ermeni Varsa Konuşacağız - Agos
Fransız Parlamentosu’nu Bırakalım, İnkara Karşı Sesimizi Yükseltelim - İHD İstanbul - Nor Zartonk
Kürtler’in Hakları Arınç’ça Bahşedilmiş Sadaka Değildir - Ferda KAÇKIN - Jiyan
BDP'li Kışanak'tan Arınç'a Yanıt Geldi - Radikal
'İngiliz'in Filleri... Arınç'ın Hakları....' - Özgür AMED - ANF
2011: Kürt Sorununda McCarthy Dönemi - Sıtkı GÜNGÖR - Etkin Haber Ajansı
Bireysel Vicdan, Kolektif Vicdan - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Bumerang - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Medya Burada, Devlet Nerede? - Mehveş EVİN - Milliyet
Orhan Doğan Eğitim ve Destek Merkezi: Batman'da Mağdur 950 Öğrenci - Nüve
Naylon - Janset KARAVİN - Jiyan
imgelerin istilası - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
HES'çi Şirket Viçe'yi Terk Etti - Direniş Kazandı - Muhalefet.org
Gerze Direnişçisi Özcan 106 Gün Sonra Özgür - Gerze Gündem / Birgün
Sol Melankolinin İlacı - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Banu Güven Efes Pilsen'in Kapağını Açtı - Emek Dünyası
Yine Bir Hegemonya Güzellemesi - Engin DURAN - Sendika.org
Ece Hanım'ın "Herkes"i - Dağhan IRAK - Dağhanırak.com

Oliveray Official via Cote Labo
Oliveray - Wonders Album Sampler via Erased Tapes Records Soundcloud Page
Oliveray - Wonders Album Critic via Squealer
Nils Frahm Official
Nils Frahm Artist Page via Erased Tapes Records
Nils Frahm - Felt Albüm Eleştirisi - Zülal KALKANDELEN - Zülal Müzik
Swod Official
Swod Artist Page via City Centre Offices
Swod - Drei Album Critic - Ji-Hun via De:Bug
Björk Official
Björk - Biophilia Üzerine - Yiğit Atak - Post Express / 13Melek
Björk - Biophilia Album Review By Möhammad CHOUDHERY via Consequence Of Sound
Radiohead Official
Radiohead - The King Of Limbs Album Review By Alexis PETRIDIS via The Guardian
Radiohead - The Daily Mail via Bant.TV
Volor Flex Artist Page via Facebook
Volor Flex Artist Page via Dark Clover Records
Volor Flex - Elegiac / Burialism By Kid Shirt via Kek-W

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Haiti Appeal: Pigeons & Shadows By LJ
LJ's Flickr Page

>>>>>Poemé
Boy Aynası - Enver TOPALOĞLU

yok ama yalnızlıktan değil
mesafelerden
mesafelerden kamaşıyor içim
içimde gizli
dilin cehenneminde kaç zebaniyle çarpıştığım
kaç kazan devirdiğim
yokuşun önünde daha
yolun başında kaç yasak
kaç buyrukla hesaplaştığım
meçhul kalsın varsın

imbiğinde damıtmak ve hayata akıtmak
suyumu kalbine sızdırmak için
kelimelerin ormanında
kaç ejderha
kaç masal deviyle boğuştuğum
meçhul kalsın

yanıtların gurbetindeyim
soruların kerevetinde
hatıranın kırılgan gülüşleri
toz bulutları
düş artıkları arasından geçip
aşk için başlıyorum her şiire

kederin baskısıyla boyun eğilen iğreti törenlerde
anlatamamak bunaltıyor fazlasıyla
anımsamak bir de
anımsamak hiçken tuttuğum yası

adımın enver olması
ışıltılı ünlemler koyuyor avucuma
tenha bir kıyı şehrinde
gece yarısı limana giren şilepler
telaşla aralanan perdeler
balkonlardan sarkan heyecanlı meraklılar gibi

adımın enver olması
siyah dünüm kızıl yarınım
ömrümü hayat yapan aşk için
sevgilim
satranç tahtasında
ne kadar zor olursa olsun oyun
sen umusuzluğu mat hamlemsin
mutsuzluğa eyvallah

Kaynakça: Şiir Penceresi

Sunday, December 18, 2011

Deuss Ex Machina # 379 - gefa lifandi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_379_--_gefa lifandi

12 Aralık 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Stephan Mathieu-In Them A Giant Diverted Himself (Dekorder)
>2<-Stephan Mathieu-To Describe George Washington Bridge (Dekorder)
>3<-Machinefabriek-Untitled #4 (Machinefabriek Self-Released)
>4<-Machinefabriek-Untitled #1 (Machinefabriek Self-Released)
>5<-Panabrite-Wind Rider (Tranquility Tapes)
>6<-Panabrite-Sea Balm (Tranquility Tapes)
>7<-Larkian & Yellow6-Pool (Three:four Records)
>8<-Larkian & Yellow6-Rita (Three:four Records)
>9<-Aram Bajakian's Kef-La Rota (Tzadik)
>10<-Aram Bajakian's Kef-Pineta (Tzadik)
>11<-Nils Petter Molvær-Bloodline (Sula Records)
>12<-Nils Petter Molvær-Mercury Heart (Sula Records)

                                                 gefa lifandi
                                                     (379)
Üzeri işaretleyici kalemle çizilmiş, bir teferruat bellenmiş, gündelikliğin sathında neredeyse ötelenmiş dış kapının dış mandalı bellenmiş, al takke ver külah söylemlerin arasına sıkıştırılmış, derdest edilmiş bir olgu halini yansıtıyor dürüstlük. Aynalanan gerçekliğin, gözle görünür kılınan şeylerin yamacında irin gibi nükseden sahteliğin vuku bulmasının, bu kadar kolayca yükseltilmesinin, kabul edilmesinin ardında saklı duranı pekiştiren, anlaşılır kılan dürüstlük. Ne menem şeylerin nasıl olur adledildiğini ne şekillerde buyur edilerek zeminin bina edildiğini ortaya çıkartmayı anlaşılır kılan dürüstlük. Şimdinin dünyasında neredeyse iğneyle bir kuyu kazmak kadar zor ve nadir bulunan dürüstlük. Her şey dolambaçlı, her şey bezirgan, sesi borazan gibi kirli, laf ebeliği kuvvetli olanların oluşturdukları bir kakafoni deryasının içerisinde şekilleniyor. Bir derya ki ne bugünü anlamlandırıyor ne dünü layığıyla hatmettiriyor. Bir derya ki ne bugünün sorununa kulak veriyor ne gelecekte yaşamaktan imtina etsek de yeniden yüzleşeceklerimizin derin sarsıntılarından bir gıdım uzakta tutuyor. Yaraya merhem sağlıyor. Gün korkunun yanında şekillendirilen, sahtelikle donatılarak zenginleştirilen 'söylev' yığınlarının arasında doğruların üzerinin kara toprakla kapatılmasının üzerinden epeyi hayli zaman geçtiğini simgeleştiriyor.

Simgelenen, tahrif edilmiş olan doğruların nasıl başkaca okumalara müsammaha edildiğini anlamlandırıyor. Her şey hakkında bir sorumlu, bir elini taşın altına koyan illa ve billa bir şeylere tenezzül etmiş birilerinin, mutlak ötekilerinin varlığı kanıtlanmaya çalışılıyor. Lynch filmlerinin karaltılı sahnelerinde belirli belirsiz görünenlerin, bir sinematografik yansı olarak değerlendirilenlerin nasıl birer ikişer sahiciliğe kavuşturulduğu otuz iki kısım tekmili birden anlamlandırıyor. Kalkıp en olur olmadık çıkarsamaları saf dürüstlük olarak değerlendirmenin abes kaçacağı nitelemelerle beraber muktediri alkışlayan, alkışlanası, desteklenesi birer yeni önerme olarak ele alma saçmalığından tutun da her güne sığdırılan onlarca farklı acının açmış olduğu nice yeni yaranın has müsebbiplerinin yanında durabilme hissini midesizliğini, vicdansızlığını eklemlediğimizde ortaya pek de mahir bir şeyler çıkmıyor. Bu kadar kolay ipliğin pazara çıkartılabildiği her konuda malumatfuruşluğun kimselere kaptırılmadığı kızım sana söylüyorum ama gelinim siz anlayın yollu ayar vermelerin, hakir görmelerin, yol hazırlamaların, ipe göndermelerin, ispikçiliğin alenileştirildiği bir zamanda dürüstlük tahrif edildikçe ortalık kalleşliği yeğleyenlere kalıyor. Fırsat bu fırsat diyerek birbirine ilintilenen, iliştirilen her olayda tarafgir olmanın gerekliliği hep olumsuz yönlerin ön plana çıkartıldığı bir mercekten seyredene, okuyana yansıtılıyor.

Seyretmekten başkasına da müsaade edilmeyenlerin dimağlarında bakın böyle yaparsanız sonunuz şöyle, böyle olurlar incileri sıra sıra diziliyor. Akıldan hiç çıkamayacak olan eskinin yenisi, varisi post seksenler kuşağına tekrardan hoş geldiniz! sözü ortalıkta yankılanıyor, hissettiriliyor. Sorgulamaksızın biat edilenlerin neticesinde ortaya koyduğu şeyler dün de iyi şeyler değildi bugünlerde de olmadı yarınlar için de asla olmayacak diye düşünedursanız bile bu ve benzeri söylemleri kendi dimağınızın sınırlarında saklamanız salık veriliyor. Muştulanıyor. Sufle edilen bencilliğin, hakir görebilmenin bir yolunun elbet zamanı ve yeri geldiğinde tekrardan sahneyi kapsayacağı ve bu kapsayış mühleti boyunca da erkin yanında bulunanların kendilerini koruyabileceğinin altı çiziliyor. Ters köşede bulunanların, haklarını savunanların, kalemini eşit ve adil bir yaşam için kullananların, işin özü korkmayanların, onurundan başka kaybedecek bir şeyi bulunmayanların bu tufanda ilk derdest edilecekler olduğunun anlamlandırılmasına girişiliyor. Hedeflenen tam ve mutlak bir şekilde itaatkarlığın kayıtsız ve şartsız otoritenin olur verdiklerinin (artık geriye ne kalırsa!) sınırlarında söylenebilecek, takip edilebilecek bir kıstılılık hali! olduğu belirginleşiyor. Bilinmezden gelinmeye devam edilen şeylerin insanlık haklarından bahis açıldığında ilk akla gelecek olan şeyler olduğunun üzerinden atlayarak polyannacılık oynamamız beklentileniyor.

Ortaya karışık yapılan anketlerde, sonucun en başından belli olduğu yoklamalarda mutluluk düzeyi ne kadar da kuvvetli demek ki sorun yokmuş kandırıkçılığına ortak olmak mıdır layığımız? Yüzdelerle belirginleştirilen şuncular veya buncuların sathında kalmayıp, kendi ruhunu ortaya dökenlerin, kendi sınırlarını yoklamıyor olsa bile dert edindikleri bunca şeyin yanında bizi kurtaracak olan yegane şey bu sahteliğin, kokuşmuşluğun mabadında gık dememek midir? Nedir? Başından bu yana, dününden bügününe devam ettirilen ve hayra yorulması beklentilenen şeylerin hemen hepsini üstüste koyduğumuzda acınacak halimize gülmek kıssasına ulaşmaktayız. Ulaştırılmaktayız. Eğriliğin düzeltilebilirliğini düşümlemeyerek ve buna dair çıkarsamalara girişmeyerek uzaktan uzaktan makul bir biçimde sade vatandaş tereddütlerine kulak veriyoruz da daha ne istiyorsunuz diye buyuranlara nasıl anlatmalı esas polimin sorunun ta kendisinin bizahati o vurdumduymazlık olduğu gerçeğinin olduğuna. Müsbet kılıflar aranan hak mahrumiyetlerinin başka evrelerde ırkçılığı, nefreti, kabul edilemezliği ve tabii ki istemezükçülüğü diri tuttuğuna yenilerini ardı kesilmez bir biçimde peşinden koşturduğuna. Makul bellenen, dirayet gösterdiler bizler de layığını teslim ettik diye buyurganlık gösterenlerin, bir şeylerin hissettirilmeden sahneye konulduğu, hengamenin içinden başka hesapların dönüp durulduğu, yazılıp çizildiği bir coğrafyada muhalif sesin sacayaklarından birisi olan bir kitle iletişim platformuna sosyal pavyon! diye yakışıksız tanımlamalara girişmelerin ardı arkasının hiç kesilmemesi düşündürücü değil midir?

Bu ahvalin gün yüzü görebilirliği mümkün müdür? Kalmış mıdır böylesi bir şans, kaçırılmasına dövünülmeyecek bir sefer daha. Anlamlandırmaya çalıştığımız bu yolun kısası meramın özü az biraz etrafımıza bakabildiğimizde hayat akışının nasıl da değişimlerle ivedilikle dönüştürüldüğüdür. Dürüst olmanın bir bedelinin mahpsuluk, bir bedelinin işsizlik, bir bedelinin hainlik, bir bedelinin ideolojik muhaliflik, bir bedelinin sivrilik olarak belletilmeye iyice hatmettirilmeye çalışıldığı güncellikte esas kıyamın beklenenden çok daha yakınımızda cereyan ettiğinin okumasıdır. Her ne olursa olsun ödünleri bolca vererek bir yaşamın tahsis edilemeyceği onun adının da yaşam olmayacağı açık açık dillendirilesidir. Çabalanımları iyice hakir sözü savunanları yaftalayıcı, iğneleyici sözcüklerle belirginleştirmenin, sözünün peşinde koşanları neden bu konularda duyarlısınız diye sorgulara girişmenin öte yandan kendi sınırında bildiğini okumakla, belletmek adına ellerine geçen fırsatları değerlendirmekten kaçınmayaların trajedilerinin dökümlemesi eminiz her şeyi daha anlaşılır kılacaktır. Malum günümüz ülkesinde bir şeyleri en kestirmeden ifade edebilmek hala zordur.

Bir şeylerin yazgı olmadığını öyle istendiği için atfedildiği malumunun ilanı çabasına girişmek hala cıs, hala dokunan yanarlık bir sonucu beraberinde getiriyor. Kazın ayağı öyle olmasa da sahne performanslarında bu kadar atik ve cevval davranan erkin ortaya kendiliğinden koydukları başka bir çıkarsamaya gerek olmaksızın bütün bütün bir resmi ortaya çıkartıyor. Ne eylenirse eylensin, Murathan Mungan'ın "Türkiye’de her şey olabilirsiniz, bir tek rezil olamazsınız." savlamasının karşılığını ne olduğunu duyularını kapatmayanların fark edebilecekleri biçimlerde meydana seriyor. Açık ediyor. Mabadın dört bir yanında vuku bulan bunca eğrelti hal, bunca düşünülesi öteki belletmelerin, çabaların başka bir sonuca gereksinim bıraktırmaksızın tek bir vecizde anlaşılır kılıyor. Yazgının değiştirilmezliği üzerinden kurulan her cümle kabullenişi, teslimiyeti, biatı, itaati ve çok daha fazla olguyu bütünleştiriyor. Birbirileri içerisinde evrilmeye kapalı çokça çetrefilli bir yapıyı tümlüyor. Yapının dört yanında beher an hasıl olanın nasıl gudubetlikler, tasasız ihmalkarlıklar, sırasını savasaklamayan tahakkümler ile yapılandırıldığına bir göz attığınızda dahi fark edebileceklerinizin tümünü yazgı olarak kabule zorlamak, korku veya tabu nesnesi haline dönüştürmek salt bu sathın değil genel olarak yaşadığımız yerkürenin ortak sorununu meydana çıkartmaktadır.

Yaşıyoruz bir şekil ama hangi zorunluluklara ne kadar azami bir biçimde göğüs gererek. Yaşıyoruz bir şekil ama hangi aba altından sallanan sopalarla, laf ebeliklerinde kaynatılıp duran ikazların biri bitmeden bir diğerini işiterek, işittiğimizin sağlamasını bir başka evrede, hesap sormaktan hizaya çekmek için zor kullanmaya kadar türlü çeşit tavırla yüzleştirilerek. Yaşıyoruz bir şekil ama dirayetin v eylem yetisinin başka yerler sözkonusu olduğunda bir gereklilik haline dair bolca ahkam kesenlerin, biteviye hatırlatanların buralara olan sağırlıklarıyla!!! mütemadiyen beşer onar yaş birden büyüyerek. Yaşıyoruz bir şekil ama her defasında afedersiniz şöyle yurttaşım, böyle kardeşim var diye buyuranların aslında cümlelerinin arasında dillendirdikleri azınlıklar olduğunun, asli unsurun bir parçası olamayacakların tekrarını ve vurgulamalarını işite işite. Yaşıyoruz bir şekil açılımları tükettikten sonra şimdi yüzleşmelerde daha fenalarının kapıları yoklayacağına kani olarak, bilerek. Yaşıyoruz bir şekil iktidarı ana muhalefeti has muktedir makamının korunaklı sahalarında çizilen trajedilerin hiçbirimizi gelecek kaygısından alıkoyacak şeyleri taşımadığını bilerek ve görerek. Yaşıyoruz bir şekil mütemadiyen anlaşılmaz, ideolojik bayat nakaratlar ve biteviye rutinlerin sahipleri olarak resmedilip darp edilmeye, çizginin öte tarafına, karanlığa çekilmeye çalışılan asli unsurlardan olarak, yoklamada sayarak her dakika istim üstünde.

Konuşmanın zaruri, tartışma ve eylemin, anlaşılabilirliğin bir sonra ki evreyi kolaylayabileceğinin üzerinde çokça duranların, muktedirliğin statükosunda biçimlendirmelere karşı hamle etmeye niyet taşıyanların bile başlarına getirilenlerin bu hayatın hiç de anlatıldığı kadar toz pembe olmadığını idrak ettirecektir. Hiç de anlamlandırılmaya nefes almaksızın tekrar edilip durulan ilerleme, gelişme, modernleşme ve bunlara bağlı olarak demokrasinin tam ve eksiksiz yaşandığı bir muasır medeniyet beşiği olmadığımız, oldurulmadığımız ortaya çıkacaktır. Kaçırdıkça seferleri soğuğa ikame ederek bir sonra ki seferi beklemek ile yoluna devam etmek arasında kalan kararsızlar gibi iki arada bir derede, arafta dikilmeye devam edeceğiz. Ettirileceğiz. Hizamızı gram bozmaya müsammaha gösterilmeksizin, gık demeye fırsat bulamaksızın, yol bulmaksızın tektip dayatımlarla hep beraber. Tektipleştirilmenin türlüsüne denek bellenerek, denek hayatlarımız. Kullanılagelen dil, ortaya dökülen meram, birbirleriyle ilintilenen nüve, kelimeler bu "yazgı" olarak tanımlandırılmışlığın bağında esasen olup bitenleri anlamlandırır. Kıymet bilinmezliğin, hakir görülebilirliğin, azami verimlilik isteyerek asgari yaşayışı tanzim ettirmenin sözkonusu bile edilmeyeceği bir kapitalist düzenin sıklıkla başvurageldiklerini bir toplu gösterim halinde merkezi, hayatın geri kalanını da kapsadığından dem vurulabilir.

Kazan kazan da gerisi mühim değil söylevinin her an her an bir şekilde kafamıza kakılması, mütemadiyen kestirmeden tahakkümlerin rotaya dahil edilmesi, adaletin değil kumpasın, hukuğun değil guguğun, emeğin değil paranın boyunduruğuna teslim edilmiş, daha fazla verim için sömürmenin adının konulduğu bu satıhda esasında korkulan, esas anlamazdan gelinen insanlıktır. Hiçbir ek vurguya gerek duyulmaksızın, iş bu cehennem tasvirinin, felaket süreğinin, korkulardan yeni yeni korkular bina etmenin tek amacı önü alınası insanlıktır. Düşünen, sorgulayan, çekincelerini, kaygılarını dile getiren yeri geldi mi eleştiren, yeri geldi mi kazanımlarından sevinç biçmeyi becerebilen, kendi kendisine yeten herkesten açık seçik korkulmasıdır. Korkunun ivedi ve sürekliliğini, hakkını, emeğini, doğasını savunanı gelip geçici gibi görünen sürelerde mahpusluk gibi açtığı yaraların onarımının o alıkoyuşların sürelerinden çok daha uzun sürdüğü, son derece zor olduğu şekillerde tutsak eylenerek sağlanır. Her ne şekil olursa olsun yasal bir eylemde yer bulunmanın, protesto, lokavt vs. katılmanın bu cesareti gösterebilenlere reva görülen cop ve gözyaşartıcı gazın tamamlayıcı br unsuru olarak güncelliğe dahil edilir. Hele bir de kitap, ya da makale gibi ilaveten suç teşkil edebilecek seksen darbesinin vesayetçi mümessilerinin hastalıklı bakışımlarında olduğu gibi ideden olduğu gibi yekten, yekpare bir biçimde tereddüt edilmesinin, bunun bir suç delili haline dönüştürülmesinin oldurulabilirliği bile korku unsuruna sımsıkı tutunan muktedirliğin yapmaya çalıştığı yazgısal çıkarsamalarının nasıl hile ve desise ile icra olunduğunu dökümleyecektir.

Adalet tecellisinin her nasılsa böylesi ivedi bir biçimde tahayyül ettiği, sonuçlandırdığı, tahvil ettiği bildiğimiz sınırlarıyla "demokrasi" dediğimiz olgunun nasıl başka okumalarla ve çabalar ile tahrif edildiğini, düzen dediğimizin ipinin ucunun kimlerin yönlendirmeleri ve çabalarıyla hep beraber terörist, bölücü yaratıldığını, en olmadı çamurunun sıçratıldığını doğrudan doğruya aynalayan bir süreçtir iş bu yaşamakla mükkellef olduğumuz güncellik. İçinde bir şekilde çıkamadığımız. Suskunlaştırma öylesi bir boyuta ulaşmaktadır ki burada neredeyse sadece onamayı gerçekçil kılan tasdikçilerin, vicdan pazarını! tekellerine almaya çalışırken daha en baştan vijdan diyerek olaya yabancılıklarını duyuran işlerini bilenlerin! vavelyaları ortalığa salınmaktadır. Her defasında değindiğimiz gibi kollektif bir tepkime ortaya konup, ses çıkartılmadıkça ipliği pazara çıkartılacaklar listesinin de bir sonu gelmeyecektir. Çifte standartların bu kadar sıklıkla uygulandığı, uyarlandığı, dayatıldığı bir ülkede her yeni gün bu irini, yazgı olarak çağrıştırmaya gayret edenlerin vukuatlarından geçilmez kılacaktır. Aziz Nesin'in sözü ile bağlarsak... insan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur... 

>>>>>Bildirgeç
Vahşetleri Korkularındandır - Tufan ŞAHAN*

“Zihnin iktidar için hayat yüzeyi olması; fikirlerin denetimi yoluyla bedenlerin tabi kılınması” diye yazar Foucault “Hapishane’nin Doğuşu” isimli kitabında.

İktidar kontrol edemediği bireyleri, bedenleri üstünde hakimiyet kurarak ve bedenlerini hapsederek kontrol altına alır. Hapishaneler iktidarın “ideal” forma getiremediği ve sözünü dinletemediği kişilerin, bedenleri üstünden “ıslah” adı altında kontrol altına alındığı yerlerdir; gerek adi suçlar gerekse fikir/eylem suçları için. Bu bağlamda politik suçluların özel bir yerde olduğunu kabul etmek gerekir. Muktedirlerin kendileri için en büyük tehlike olarak gördükleri örgütlü gruplar, burjuva iktidarları için sosyalistler, örgütlü azınlıklar, daha genel bir tabirle politik muhaliflerdir. Cezaevleri bu grupların ıslah edilmesi, zulüm görmeleri ve iktidar için gerektiği zaman kolayca imha edilmesi için en uygun aygıtlardır. Fakat ıslahları diğer “suçlulara” göre daha zordur. Çünkü sadece bir beden ıslahı değil, bir zihin ıslahı da gerekmektedir. Bundan dolayı cezaevlerinde en büyük baskıların bu gruplara yönelik olması burjuva demokrasileri için münferit olaylar kategorisinde değildir. Şimdi bize örnek demokrasiler olarak gösterilen Batı Avrupa ülkelerinin kendilerini tehlikede hissettikleri zaman nasıl tepki verdiklerini görmek için İngiltere’de IRA ve INLA militanlarına yaptıkları, Almanya’nın ise RAF militanlarını hücrelerinde infaz ettiklerini hatırlamak yeterli.

Elbette bu durum Türkiye için de geçerli, neredeyse kurulduğu günden bu yana cezaevlerinde devrimci-komünist tutsaklar hiç eksik olmadı. 12 Mart dönemi ve 12 Eylül öncesindeki süreçte de cezaevleri iktidarın baskılarının en yoğun hissedildiği yerlerdi. Fakat esas olarak cezaevlerinin işkence merkezlerine dönmesi 12 Eylül darbesi iledir. İktidar her zaman yaptığı gibi dışarıya saldırmadan önce cezaevlerine saldırdı, 12 Eylül İstanbul Davutpaşa, Ankara Mamak ve Diyarbakır cezaevlerine Ağustos ayında geldi. 12 Eylül sonrasında başta Diyarbakır, Mamak ve Metris olmak üzere cezaevlerinde yapılanlar ise bilinmekte, fakat 12 Eylülle hesaplaştığını söyleyenler tarafından henüz hiçbir şey yapılmamakta, örneğin 12 Eylül dönemi kafes uygulaması, tabutlukların ve çok yoğun işkencelerin yaşandığı Mamak cezaevi Albayı Raci Tetik halen yargılanmadı ve serbest.

"İktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş olur" [Deleuze]

Beden sadece iktidarın bireyi kontrol aracı olarak kullanılmadı tabi. Bir direniş aracı olarak bedenin önemi mutlaka incelenmesi gerekir. İktidar beden üstündeki hakimiyetini bedeni kapatarak kurdukça ve zapt altına almaya çalıştıkça, iktidara karşı “bedenimin sahibi sen değilsin. bedenim benimdir” direnişleri de gösterilmiştir.  12 Eylül sonrasından 2000 yılına kadar cezaevleri bu tür direnişlere sahne oldu;  84 ölüm oruçları, Diyarbakır Cezaevinde dörtlerin kendilerini yakması, 96 ölüm Oruçları, onlarca devrimcinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Ümraniye, Buca, Diyarbakır ve Ulucanlar Cezaevi katliamları. Bütün bu katliamları yaparken sürekli kontrolleri altında tuttukları medya (cezaevlerinde olmayan isyanlar ve cezaevlerinin örgütlerin kontrolünde olduklarına dair haberler) ve diyanet ile ( ölüm oruçlarının günah olduğuna dair açıklamalar) bunu meşrulaştırdılar. F tipi cezaevlerinden önce gücünü denemek isteyen iktidarın yaptığı Ulucanlar katliamı sonrası atılan gazete manşetleri medyanın halini gözler önüne sermekteydi “Cezaevi Cephanelik” (28 Eylül 1999, Sabah), “Cezaevi Değil, Örgütevleri” (28 Eylül 1999, Milliyet), “Beş Dakika Önce çekilen fotoğraf” (28 Eylül 1999, Hürriyet), “Pusu Kurup Ateş Açtılar” (28 Eylül 1999, Milliyet),“Ordu: Onlar siyasi değil, terörist” (30 Eylül 1999, Milliyet).  Hürriyet Gazetesinin büyük bir yüzsüzlükle 5 dakika önce çekilen fotoğraf diye yayınladığı fotoğraf, başka bir cezaevinde 5 yıl önce çekilmiş bir fotoğraftı. Yargı ise her katliam sonrası katillere ceza vermez veya çok komik ceza verirken, katliamdan sağ kurtulanlara ise ceza yağdırıyordu. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1999/09/28/hurriyet.asp

1988 Tuzla katliamı ile başlayan, binlerce faili meçhul, yargısız infaz, işkencede ölüm, onlarca katliam ile devam eden sürece son noktayı koymak için F tipi cezaevleri gündeme geldiğinde sosyalist/devrimci çevreler dışında kimse karşı çıkmadı ve/veya destekledi. Hem şimdi mazlum rolü oynayanlar hem de şimdi demokrat olduğunu iddia edenler cezaevlerinin terör merkezleri olduğunu, F tiplerinin ise ne kadar güzel yerler olduklarını tekrarlayarak devrimcilere karşı kamuoyu oluşturuyordu. Tutsak yakınları ise cezaevi dışında demokratik kitle örgütleri ve sosyalist partilerle/çevrelerle yürüttükleri kampanyalarla F tiplerini teşhir ediyorlardı.  11 Aralık 2000 tarihinde İstanbul’da 2 çevik kuvvet polisi öldürüldü (eylemi planlayan kişinin sonra itirafçı olduğunu hatırlatayım). Ertesi gün Ankara’daki F tipi karşıtı eyleme önce çevik kuvvet saldırdı, göstericiler geri çekildikten sonra polis Güvenpark’a gidip İstiklal Marşı okumaya başladı, sayısı yüzleri bulan faşist bir grup ellerinde sopalarla tutuklu/hükümlü yakınlarının bulunduğu ÖDP il başkanlığının da bulunduğu binaya girmeye çalıştı, devrimcilerin müdahale etmesiyle saatlerce çatışmadan sonra binaya girmeleri engellendi. Faşist grup tamamen dağıtıldıktan sonra saatlerdir Güvenpark’ta olan çevik kuvvet binaya girdi, ÖDP ve diğer sosyalist bürolardaki kişiler çok ağır dövülerek gözaltına alındı.

Dışarısı tamamen terörize edildikten sonra cezaevlerine operasyon için herhangi bir engel kalmamıştı, cezaevlerinin örgüt merkezleri olduğu ve F tiplerinin muhteşem yerler olduğunu söyleyip duran medyanın ve ölüm oruçlarının günah olduğuna dair fetva verem diyanetin hazırlıkları sonrasında, 19 Aralık günü sabaha karşı, büyük şehirlerin merkezlerini de açık hava cezaevlerine çevirerek (19 Aralık günü ÖDP’nin önünden geçen neredeyse 4.000 kişi gözaltına alındı) devrimcilerin bulunduğu bütün cezaevlerine korkunç bir nefret ve hırsla saldırdılar. Kimyasal gazlarla/sıvılarla, ağır silahlarla süren katliam sonrası 2'si asker (bu iki askerin de jandarmaların silahından çıkan mermilerle öldüğü kanıtlandı) 32 kişinin ölümü ile sonuçlandı katliam. Ertesi günlerde medya görevini başarıyla yerine getirdi. Milliyet gazetesi “Sahte Oruç, Kanlı İftar” manşetiyle çıkarken http://www.milliyet.com.tr/2000/12/20/ Zaman gazetesi öldürülen tutsaklardan Alevi olanları belirlemekle meşguldü http://arsiv.zaman.com.tr/2000/12/24/haberler/haberlerdevam.htm   (8 cenaze Gazi Cemevinde haberi). Operasyondan sonra devam eden ölüm oruçlarıyla birlikte hayatını kaybeden kişi sayısı 122’ye çıktı, yüzlerce insan ise geri dönüşümü olmayan Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandılar. Seneler sonra katliamla ilgili yapılan ana akım medya ve şimdiki yandaş medyanın yaptığı neredeyse bütün haberlerin yalan olduğu ortaya çıktı.

O günlerden hatırımızda kalan sadece tutsakların direnci değil, adını Oltan Sungurlu, Şevket Kazan'ın yanına devrimcilerin kanıyla yazdıran Hikmet Sami Türk, daha sonra AKP'li Cemil Çiçek'den devlet üstün hizmet madalyası alan ve Abdullah Gül tarafından HSYK'ya kontenjandan atanan Ali Suat Ertosun, iğrençleşmenin sınırı olmadığını kanıtlayan Türkiye medyası.

Şimdi medya tarihi yeniden yazıyor, o zaman en iyi tavır göstereni başını kuma sokanlar olan şimdinin yandaş medyası bütün suçu, şimdi mecbur kaldıkları için özür dileyen dönemin ana akım medyasına yıkmak istiyor. Üstelik bunu AKP iktidarının Kürtleri ve devrimcileri kriminalize ederek cezaevlerine doldurmasına verdiği tam ideolojik destekle eşgüdümlü olarak yapıyor. Tekirdağ F tipi cezaevi başta olmak üzere bütün F tiplerinde ve diğer cezaevlerinde politik tutsaklara devam eden işkenceler, tecrit işkencelerinden hiç bahsetmeden, cezaevlerine doldurulan yüzlerce öğrenci, onlarca gazeteci, seçilmiş belediye başkanları, milletvekilleri ve binlerce politik tutukludan hiç bahsetmeden, en iyi bildiklerini, ölüler üzerinde tepinerek ne kadar demokrat olduklarını ispatlıyorlar. Hiç zahmet etmesinler, çünkü biz elbet dostumuzu da düşmanımızı da biliyoruz.

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
İnci dişli, zenci kardeşim,
Kartal kanatlı kanaryam.
Türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
Şafaktan korkuyorlar,
Görmekten,
Duymaktan,
Dokunmaktan korkuyorlar
Yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
Sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten
Sizin de bir Ferhatınız vardır elbet
Robson, adı ne
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar
Akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli
Sıcak bir kuş gibi, gelip konmamış ki avuçlarının içine
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar.

Nazım Hikmet RAN

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Meramımızın tamamlayıcısı unsuru olarak Tufan ŞAHAN'ın "Vahşetleri Korkularındandır" başlıklı makalesini Muhalefet.org ve Tufan ŞAHAN'ın anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #373 (31.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Vahşetleri Korkularındandır - Tufan ŞAHAN - Muhalefet
Süreklileştirilmiş Kıyamet Ortamı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Baran ile Ali Deniz - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Kayıp Defter - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
'Keser Döner Sap Döner Gün Gelir Hesap Döner' - Aktüel Gündem - Sendika.org
Birlikte Mücadele Ettik, Birlikte Kazandık - Ozan SÜRER - Birgün
Sayın "Hassas" Vatandaş - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
İHD'den İnsan Hakları Yürüyüşü - ANF
Darbe Yargısının 'Sürekliliği' - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Yine Bir Gazeteci Gözaltına Alındı - Odatv
Sindirme! - Umur TALU - Habertürk
Kolektif Hakların Elde Edilmesi Sürecinde Yerlilik ve Kürtlük - Sarphan UZUNOĞLU - Yeni Özgür Politika
'Yalnız Olmadığımızı Gördük' - Etkin Haber Ajansı
Düz Ovada Her Şey Hizaya - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Gülten KIŞANAK: Operasyonların Tek Nedeni AKP'ye Biat Etmemek - Rojaciwan
Hopa Otobüsünde - Ferda KOÇ - Sendika.org
Cinayete 4 Yıl, Zılgıta 7 Yıl - Metin İNAN - Özgür Gündem
Kürt Öğrencilere Irkçı Saldırı, 3 Yaralı - ANF
Kani XULAM: Türk Egemenliği Kanserimizdir - Özlem GALİP - Yeni Özgür Politika
Köprüleri Yakmak: Mademki Başladı…O Halde İnceldiği Yerden Kopsun…- Serhat TEMEL - Kronik Muhalif
Yüksekova'da 'Özel Harekat' Provokasyonu - Radikal
Vicdani Retçiye Cezaevinde Dayak - Ntvmsnbc
Uğur Kantar'ın İşkencecileri Sivil Mahkemede Yargılanacak - Ekin KARACA - Bianet
Savcı Dinledikçe Yeni İşkence Kurbanları Çıkıyor - Radikal
Oğlumuz Gitti, Biz Hakikati İstiyoruz - Zeynep Miraç ÖZKARTAL - Milliyet
Üniter Cinayet - Agos
Samast, 'Örgüt Üyeliği'nden Serbest! - Evrensel
Sevindirici İşaretler - Mesut ODMAN - Sol.org.tr
Ortadoğu’da Yeni Dönem - Nuray MERT - Milliyet
‘Devlet’ Kavramı Değişirken - Beril DEDEOĞLU - Agos
Kriz ve Toplumsal Muhalefet- Çağhan KIZIL - Muhalefet
19 Aralık - Akın OLGUN - Birgün
''Hayata Dönüş''ün Medyası - Ayça SÖYLEMEZ - BiaMag
Kesk’ten Arınç’a Tepki - Evrensel
Şahin: O Polisleri Asalım Mı? - Etkin Haber Ajansı
"Sıtarbaks"ın Zapturaptı - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Boğaziçi Starbucks İşgaline Benden Destek - Murat GÜLSAÇAN - Acâib-i Âlem
Asgari Ücretin Takipçisi Olacağız - HSGGP - Sol Defter
Milletvekili Danışmanlarının Maaşı İki Katına Çıktı - Sol.org.tr
Zamanı Bekleyen Fotoğraflar - Karin KARAKAŞLI - Kronik Muhalif
Mer YAN'eri Ci Minats! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
önce görüntü vardı - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu

Stephan Mathieu Official
Stephan Mathieu - To Describe George Washington Bridge EP Critic via Fluid Radio
Stephan Mathieu - "On The Concept Of History" 78RPM Podcast via Cronica
Machinefabriek Official
Machinefabriek Informative via Wikipedia
Machinefabriek : Music 2.0 Interview By Jos SMOLDERS via Earlabs
Panabrite Official
Panabrite Artist Page via Facebook
Panabrite - Wind Rider MC via Chemical Tapes Distro
Larkian Official
Yellow6 Official
Larkian & Yellow6 - Offtempo Album Critic via Textura 
Aram Bajakian Official
Aram Bajakian's Kef - New Sounds From The Armenian Diaspora - Chris MAY - All About Jazz
Aram Bajakian’s Jazz, Punk And Kef - Alan SEMERDJIAN - Ararat
Nils Petter Molvær Official
Nils Petter Molvær - Baboon Moon Album Critic By John KELMAN via All About Jazz
Nils Petter Molvær Interview via The Global Dispatches
Nils Petter Molvær @ Salon 21.01.2012

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Prison By Lili via Flickr
Lili's Flickr Page

>>>>>Poemé
Mirebeau Köprüsünden Geçtim - Metin DEMİRTAŞ

Mirebeau Köprüsünden geçtim
Anarak Apollinaire'i
Yukarıda kirli bir gökyüzü
Aşağıda algın, alımlı Seine akıyordu

Bir dal kasımpatı bıraktım
Paul Celan'ın kendini attığı yere
Kınayamadım
Neye yarar kınasam da
Kaç şair gidip durdu
O uçurumun kıyısında

Bir acı aşılamamıştır
Bir sorun çıkmazda
Ve bir hasret
Kanatır ince bir yüreği
Yalanla da yaşanılmaz bu dünyada

Sarışın bir imge
Aralar anıları
Solgun bir anne yüzü
Erir mum gibi
Faşizmin zindanlarında

"Akçakavak yaprağında ak-pak bakarsın karanlığa
Ak düşmemişti hiç annemin saçlarına"

Acı dinmez
Hasret eksilmez
Susar da türkülü bir yürek
Seine'in serin sularında
Paris bunu bilmez.

Kaynakça: Şiir

Saturday, December 17, 2011

kenarlık # 3 - ekoclef - tapeswap (mad013/magic + dreams)


farkındalılık sağlatan seslerin birbirleri içerisindeki devinimleri değildir sadece. bir istikamet doğrultusunda eklentilenen, bütünleştirilen her dem yenisi her dem tazesi olması illa ki gerekli olmayan eskilerin tabiriyle 'miadını tüketmiş' varsayılan sesler de güncelliğin bu gri sahnesinde illa ki bir şeylerin hala önemli olduğu vurgusunu zihne taşımaktadır. zihne ulaştırmaktadır. kolaycıl yoldan bir örnekleştirilmiş, hep aynı tornadan çıkan nağmelerin ötesindekini arşınlayabilmek başlı başına cevval bir iş bellenmişken aslolan kaybettiğimiz öz sesimizdir! kendiliğinden sindirilmişlikle terbiye edile edile, unutuşlardan unutuş beğen(diril)erek çizmeye çalışılan profil içerisinde geleceğe adımlayabilmek mümkün değilken hala işitilmezliğin yüceltilmesi düşündürücü değil midir? hala körlemesine bir ilericilik curcunası içerisinde her ne varsa eskiye dair sonuna kadar tüketilmesi midir elzem olan? hala yanıtları bulunamayan bunca şey içerisinde tahakkümün ezici üstünlüğünü tartmak, sineye çekmek midir üzerimize vazife edilen. nicedir soluk almaksızın resmen alelacele yaşadığımızın, yaşam dediğimizi bir+bir+bir rutin hareketlerden ibaret çiğ bi'form haline dönüştürdüğümüzün farkında mısınız? hemen hemen her şeyi olağan karşılamaya epey alışkın olduğumuzdan hayatlarımızı şekillendiren en büyük biraderin varlığını hala duyumsamıyor musunuz? gözlerini mütemadiyen handiyse saniye v sekans kaçırmaksızın üzerimizdeyken. bulunduğumuz konumlar, hatmettiğimizi sandığımız olgular, arşınlamaya gayretkeş olduğumuz bu serüven içerisinde ne kadar da çok miadı dolmuş şeyin hala taze diye yutturulduğunu açık v seçik bir biçimde sunumlandırmaktayken üstelik. hiç değilse sınırları şükür ki dinleyenin tahayyülüne terk edilmiş olan müzikal alanda bu eskiyi yeni diye tanımlandırmaları aşabilecek, alaşağı edebilecek sınırlı sayıda da olsa önermeler bu güncelliği çok daha derli toplu bir biçimde çözümleyebilmeyi mümkün kılmakta...



deneysellik mihmandarlığı üzerinde giriştiği her kayıt tecrübesiyle doğal ses erimlerinden, olağan saha kayıtlarından bambaşka hayat okumaları gerçekleştiren nick edwards aka ekoplekz ile dubstep'in ana akım içerisindeki yankısından özenle uzak durmaya çalışan ses erimlerinin türeticisi ralph cumbers aka bass clef tarafından temellendirilen, 'ekoclef' projesinin ismi ile müsemma bir biçimde iki taraf arasında değiş tokuş - takas edilen meram v seslerin dünyasında miadı tüketilmiş sanılanların izlerini tekrardan belirgin kılmaya gayretkeş önermelere girişmelerinin yankısıdır bu girinin maksadı. topyekün deneyselliğin hallice uzak durulası bir tür olarak resmedilmesi riskine karşın maksamsal devinim ile 23 dakikalık tek kanallı bir 'ekoplekz' taslağının ikili arasında paslaşılarak kotarılması neticesinde dört kanallı, toplamda 46 dakikalık bir dinlencelik kulaklarımıza ulaştırılır. kesit v bölüntüler üzerinde sıfır bilgisayar hakimiyeti ile deneysel elektronika sınırlarının yamaçlarında dolaşan çeşitlemeler gerçekleştirilir. kulağa ulaşan her ses öbeği ahir zamanlardaki duyargalarını paslanmaya inatla terk etmeyenlerin halet-i ruhiyelerini kulaklara servis eden dikkatle dinlenesi bir secereyi dökümler. her ses deneyselliğin en karaltılı, düşünsel noktalarından (ekoplekz), vurgusu baki etkisi değişken koyu tonlara v dans ettirir vurgulara dokunan (bass clef) bir kompozisyonlar toplamına dönüştürülür. belirginleştirilen elektronika nüvesinin kapsayışı altında yer edinen, ilintilenen tüm alt türlerin belirgin bir okumasıdır ha keza. bir rubâi dizisini çağrıştıran, sinematografik pasajlar ile bezeli, vokal kesidinin hemen dibinde bitiveren endüstriyel dub hamleleriyle technonun kesişiminden mülhem "i was a tree in the forest; they cut me down" bu bağlamda tapeswap'den öne çıkan ve ortaya konulan ses imini net bir biçimde anlaşılır kılan bir yapı olarak iliştirilebilir. isimlendirmelerin, tanımlamaların az ötesinde bileşkesi oldukça sağlam lehimlenmiş olan ses çeşitliliği ile kulak kabartılası, 2011 yılının adı anılası v feyz alınası bir kaydıdır tapeswap...

ekoplekz official site
bass clef / magic + dreams official site
ekoclef - tapeswap album buy via magic + dreams
ekoclef - tapeswap album critic by robert mccorquodale via hyponik
ekoclef - live at fag studios concert review by alex digard via tape-echo
ekoplekz - mondo urbano podcast #27
gagarin - third rail (bass clef derail mix) via xlr8r

Sunday, December 11, 2011

Deuss Ex Machina # 378 - in power we trust the resistance advocated_beta

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_378_--_in power we trust the resistance advocated_beta

05 Aralık 2011 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Ed Yazijian-Hands Of Blue (HP Cycle Records)
>2<-Ed Yazijian-Hoffie's Hill (HP Cycle Records)
>3<-Niggas With Guitars-Milky White (Digitalis Recordings)
>4<-Niggas With Guitars-Blacksnake (Digitalis Recordings)
>5<-Ekin Fil-Not A Self (Root Strata)
>6<-Ekin Fil-Expect (Root Strata)
>7<-Belong-Keep Still (Kranky)
>8<-Belong-Common Era (Kranky) 
>9<-AGF-Massaker (AGF Producktion)
>10<-AGF-Lingu-tik (feat. Prof. Noam Chomsky) (AGF Producktion)  
>11<-Pinch & Shackleton-Selfish Greedy Life (Honest Jon's Records)
>12<-Pinch & Shackleton-Burning Blood (Honest Jon's Records)

                In Power We Trust The Resistance Advocated
                                              (378)
Tepelemesine yığıntı haline dönüştürülen, en korunaklı sandığımız yüzeylerin altından bile, görünür hale dönüştürülmüş gizlemenin, görememenin na'mümkün kılındığı, olguların ulaştığı merhaleyi çözümleyebilmeyi anlaşılır kılan bir aracıdır kırık aynalar. Dört bir yanımızı sarmalayan cam kırıklarından mülhem aynalar. Her bir parçasında parçalanmışlığı, her bir kırıntısında hüznü, her bir yüzeyinde teferruat olarak adledilenin gerçeklililiğini simgeleştiren kırık aynalar. Vurulup kırıldıkça, eşik eskimez, zaman gerisin geriye akmaz ya; yaşadığımız dönüşümlerin hızlılığının içerisindeki hareketlenmeyi manidar bir biçimde vurgulamakta olan kırık aynalar. Benliğimiz, yaşadıklarımız, görüp geçirdiklerimiz, geçip gittiğini sandığımız şeylerin hala capcanlı bir biçimde yanı başımızda durduğunu afaki bir biçimde kanıtlayan kırık aynalar. Bir metaforun tamı tamına anlamlandırabileceğinden daha fazlasını az biraz daha yaklaşınca kendi başınıza görebileceklerinizle sağlamasına girişebileceğiniz kırık aynalar. Her bir kırık ayna içimizde saklı tutmak zorunda olduğumuz bizimle beraber büyüyen, ilerleyen daha sonra yük haline dönüşenlerin varlığını kanıtlamaktadır. O kadar çok parçaya ayrışmışız ve o kadar fazlasıyla elemle yanyana konulup terk edilmişiz ki; günyüzünün aslen ne olduğuna karar vermeyi bile unutuşlara denk düşüren, hizalamalarda yanık türkülerimizi kendimize saklayarak, kendi gayya kuyularımızda hayatlarımızı tüketir hale dönüştürülmüşüz.

Dönüştürülmüşüz biteviye sorgusuz, sualsiz biat etmenin ötesinin gereksizliğine inanç göstermemiz beklentilenerek hep aynı teranelerde daimi bir yüzsüzlüğün başka örneklerine tamah etmek vurgusuna ısrar gösterilerek. Ne olduğumuzun ve vardığımızın aslen olması gerektiğinin zerresi olmaması bu noktayı dönüştürmeye ve aşılamamasına sebebiyet veriyor. Gidiyoruz, dönüyoruz, ilerliyoruz, sabit kalıyoruz pek bütün bu heyhulanın içerisinde nasıl bunca kırık aynayla beraber hayat akışına devam edebiliyoruz. Nasıl bunca heder oluşa rağmen müsvedde olarak anlamlandırılan sorgusuz sualsiz aşılması zerk ettirilenin karşısında bir ses, hareket oluşturmanın sınırlarını yoklamaya gayretkeş oluyoruz. Teferruatlar değil de hakikatleri konuşmaya heveskar oluşumuzdur, her gördüğünde bir bityeniği aramaktan gocunmayanların çoğunluğunda adları anılmayanların hakları söz konusu edilebilirliğine duyulan itimattandır belki. Resim capcanlı, ayna sapasağlam iken yüz verilmeyenlerin hep orada varlığını korumaya devam ettiğini bildiğimizdendir bir ihtimal. Yoksunlaştırıldıkça, sesini kıstıkça, susup pustukça bu çukurun karanlığının hepimizin üzerini kapsayacak, kapatacak olduğunu bilmemizi de bu duruma eklemleyebiliriz. Bilmek sorumluluk getirir, yükü çoğaltır ama tektipleştirilmiş bakışın sığlığındakilerin de bu istikameti koruduğunu, bu önermeye sahip çıktığını bildiğimizden bu yana, sokaklarda yalnız kalan kitlelerin, esas çoğunluk olduğunu idrak etmemizden bu yana sürekli bir biçimde daha iyi istikametin sorgulamaktan, koşulsuz şartsız düşünmeye paye vermekten geçtiğini yinelemek hala mümkündür.

Tarih tekerrürden ibarettir de gel gelelim her yol bu sığlığın ötesini arşınlamaya cesaret edebilenlerin oluşturdukları hamleler vesilesiyle bir başka günü beraberinde getirecektir. Getirmektedir. Öyle ya da böyle düşünselliği sınırlandırarak, hareket özgürlüğünü kısıtlayarak, konuşma hakkını engelleyerek, görünür veya görünmez tüm kayıt olanaklarıyla "hayatları" tahakküm altına almaya uğraş didiş çabalanarak, x'i y'ye üstün tutma gayretkeşliğine soluk almaksızın devam ederek, barışın üzerini çiğneyerek savaş naralarını sürekli ön planda tutarak yapılandırılanların karşısında tek şansımız hayata daha fazla tutunabilmek için direnmektir. Direnerek, örgütlenerek, öğrenerek bu zamana kadar getirilmiş olan sabitliklerin devamlılığının sorgulanabilirliği sağlanabilecektir. İlla ki söylemlerin zeminini oluşturan, diyalektiğin temellendirici vurgularının, sol söylemin pratiklerinin kimi yansılarına dair kelamlar eklemlendirmek yerine, makus bir bölünme evresinden bir başkasına ulaşabilmek için daha fazla çabalanmak yerine hakikatlerin uygulanabilirliğine yoğunlaşmak lazımgelendir. Haksızlığın bu kadar farklı merciiden birbirinden bağımsız görünen hamleler ile beraber temellendirildiği satıhda durmanın, didişmenin hiçbirimize bir faydasının dokunmayacağı ortadayken üstelik.

Geçmekte olduğumuz tarih aralığı mutlak hükümranlığını ilan etmekte olan dünün muhalifliğini sahiplenmiş olanların imkan ve olanaklar tersini sağladığında nasıl da öncekilerle aynı hamleleri öne sürmekten çekinmediğini, bir an olsun düşünülmeden geliştirilen "pratiklerin" daha şiddetlilerini sergilemeye can attıklarını gözümüzün önüne sermektedir, canlandırmaktadır. Yaşam bu satıhda hiç kolay olmamıştı, şimdilerde ehveni şerrin ötesini arşınlayanlar sayesinde artık geçmişin griliğini geleceğin karanlığı haline evirme için çabalanımı ispatlayan, örnekleyen olgular dört bir yanımızı sarmalamaktadır. Nefessiz kılmayı bu toprağın tüm muhalifliğine daimi bir armağan olarak tahsis edildiği, paylaştırılmışlığını anlamlandırmaktadır her güne birbirinden ayrı hamlelerle şekillendirilen, öne sürülen dayatımlar ve uygulamalarla beraber, cümbür cinnet, hepsi bir arada. Gözyaşının tüketilmemesi, sonunun getirilmemesi, elemin nihayetlendirilmesini hiç düşünmeyen bir iklimin varlığının korunması çabasının ulaştırdığı zeminin tam karşılığıdır kırık aynalar. Her bir kırık aynada bir parçasını bulmaya devam ettiğimiz, hayat mücadelesinde yanlarında olmak zorunda olduğumuz insanları, düşünselliği paylaşmak zorunda olduğumuz dimağları fark edebilmemize vesile teşkil eden detayları barındırır.

Bir zorunluluk değildir elbet hakikat payandalığıdır, paylaşımcılığıdır bu kısacık meramda dillendirmekte gayretkeş olduğumuz. Karanlığın yükseltilmesinden bu kadar ar duyulurken bir vazife paylaşımından ziyade bir vicdan meselinden bir diğerine çabalanabilmenin gerekliliğidir aslolan. Bir detay bir başkası ile örtüşürken, bir olgu; başkaca bir tanesini tetiklerken, bir hamlenin ardında saklı duran başka düşünceler devreye sokulurken, gündem dediğimiz heyhula haline dönüştürülüp öncelikliğini hiç düşünmediğimiz, tahayyül dahi edemediğimiz şeylerin uzun uzadıya izahatına çalışıldığı satıh üzerine düşünülesidir. Her pundunu bulduğunda bir başkaca dayatımın zeminini oluşturan, temel bir insanlık hakkı olan vicdani redden, parasız temel eğitim hakkı için uğraş veren öğrencilere müdanasız şirretliğe, kalemini bir cenaha v bir olguya tahvil edip cukkasını doğrultmak yerine fikriyatın özgürlüğünü, doğrunun öncelikliğini ön planda tutmayı sürdürenlere karşı mahpusluğun öne sürülmesine, aba altından sallanan sopalarla sürüden ayrılınmamasını tavsiye edip duran başka bir cenahta bambaşka hamlelere girişen bu 'ileri demokrasi' bir kabusun ta kendisini tanımlandırmaktadır. Hak mağduriyetini ılga edebilmek aşabilmek için ideolojik yaklaşımdan artık enikonu kabak tadı veren benzeş söylemler ve kolluk kuvvetlerinin yaratmış olduğu en hakikatli çözüm budur 'dayak' ve 'şiddet' iklimine geçilmelidir diyeduran muktedir özgürlüğün sınırlandırımlasını canlandırmakta, hafzalamızın bir köşesine hakikatli bir biçimde işlemektedir.

Özet geçmeye uğraş verdiğimiz biraz da budur, susmak, sorgulamamak, sineye çekmek, sindirmek, unutmak, her şeyin güllük gülistanlık olduğuna biat etmek ötesi yok berisi yok bütün bu çetrefilli durumu netleştirmektedir. Bir defa içerisinde. Sıradanlaştırılan şiddet, olağanlaştırılan linç, dayatılmasından gocunulmayan şiddet arsızlığın yükünü hafifletmeden bu satıhı bildiğimiz cehhenem tasvirinin yaşanılan örneklemi olarak sağlamlaştırmakta, belirginleştirmektedir. Gri bulutların kestirmeden de olsa, kısa bir süreliğine dahi olsa, günyüzü göstermediği, duraksama nedir bilmeksizin aksatmadan insana nefes bile aldırmadığı, itip kakmadan hak tanzimine yol vermediği bu cenahta, acının tek bir toplamı, tek bir sözlük anlamı tarif edilebilir mi? Tek bir yönden kederin bu kadar eksiksiz hep tam kadro, tam saha pres bu aralıkta varlığının mütemadiyen kanıtlanması karşısında ne yaraya merhem, hangi çözümleme görünür ama anlaşılmazı nihayetinde anlaşılır kılacaktır. Ucundan kıyısından değil basbayağı zor şartların hakimiyeti altında sürmeye gayret ettiğimiz bu devranda günyüzü görebilmenin karşılığı var mıdır? Bırakılmış mıdır? Tatavlanın biri bitmeden bir başkasının icra-i sanat eylendiği, görünürlüğünün arttırılması karşısında insan benliğinin çekeceği daha kaç azap ve daha ne kadar acı vardır.

Söylemlerin hiddetinin, hedef göstermelerin, yaftalamaların alışılageldik simalardan, dizboyu "faşizm" ile beraber nakledildiği günümüzde, acının karşılığını daha da vahimleştiren sıradan halkı da yavaş yavaş etkisi altına alan, ucu bana dokunmuyor nasıl olsa vurun tiz kellelerini, kesin o çatallı dillerini vd. gibi en nazik tümceleri olarak sıralayabileceğimiz nefret söyleminin yaygınlaştırılması düşündürücü bir vesikayı oluşturmaktadır. Anın görünümünü netleştirmektedir, tüm ayrıntılardan soyutlanıp tertemiz bir mercekten gerçeğin, gerçekliğin tam halini, esas vahvahlanılasını aynalamaktadır. Yazamadığımızı, söyleme fiilini gerçekleştiremediğimizi, bir türlü gösteremediğimizi, izahatına hiç girişemediğimizi nakletmek bu minvalde mimlemeyi de hakir görülmeyi de, tevazusuz, mübalağasız, öteki haline dönüştürülmeyi de gerçekçil kılmaktadır. İfade özgürlüğü de, acının paylaşımı da, tasfiye edilmesi gereken bayat nakaratlar da, kazın ayağı hiç öyle olmasa da mütemadiyen dezenformasyon ile sınanan muhalifliği zorlu etapların çevrelediği bir saha haline dönüştürmektedir. Algının bu kadar tersine işletildiği bir ülkede erdemliliğin yerini, günün çıkarsamalarından birisi olarak dile yerleşen yusuf, yusufa terk ettirmek, tercihlerin arasında saymak bile vahimdir, anlayana.

Kolay olmasındansa hayatı daha da zorlaştırmak gayesi taşıyan bu bakışım, dayatım ve tahakküm seceresi karşısında susmak dilsiz şeytanlık değilse ne olarak tanımlandırılabilir. Başkaca bir çözümleme sözkonusu edilebilir mi? Başkaca bir kurgu bizi bu sıkışıp kaldığımız, mengelenediğimiz iş bu sathın içerisinde yaşamakla zorunlu bırakıldığımız şeyleri net bir biçimde ifadelendirebilir mi? Komplo teorilerinin, vicdan bozguncularının, hiddet arsızlarının, mütemadiyen ayar vericiliğin karanlık tarafını oluşturan erkin, muktedirin yanında saf tutuşları, biteviye tekrarlara hazır ve nazırlığı acının bu diyarda sahneyi mütemadiyen kapsamasını belirginleştirecektir. Olmayan delillerin hayat karartmak, var edilmeyen varlığı hiç belli olmayan şeylerin önemli birer olguymuş gibi değer kazandırılmasına, yaftaların sipariş haberlerin biri bitmeden diğerinin devreye sokulmasına, world document diye icat edilenin bildiğiniz kelime işlemci uygulamasının bile bir delil haline dönüştürülmesindeki abukluğa, giydiğiniz, taşıdığınız, yakıştırdığınız her bir aksesuvardan, okuduğunuz kitaba kadar tahrifat düzeyinin engin tutulduğu herşeyin bir yerlere inatla bağlantılandırıldığı çetrefilli hal tam da değinmeye gaayret ettiğimiz nefes aldırmazlığı pekiştiren bir görüntü elde edebilmemizi sağlar.

Onuru ayaklar altına almanın, vicdanı tahrip etmenin, emeği kölelikle karıştırmanın, yazarlığı teröristlik ile ilintilemenin, öğrenciyi salt duyarlılığından dolayı yargılamanın, muhalif kesimleri topyekün lincine zemin sağlanmasının, vs.tüm gayya kuyusunun elem sağlayıcılarının bir aradalığı bu cehennem tasvirini bir kez daha manidar bir biçimde tanımlandırmaktadır. Sathın griliğinin epey hallidir karaya çaldırıldığını ifşaa etmektedir, görmesini şartlara bağlamayan tüm acıyı bal eyleyenler için, tüm çizginin ötesinde toparlanmışlar için. Tüm hudutsuzluğu, hadsizliği, arsızlığı bir gün değil; her an hayatlarında tutanlar her an yüzleşmek zorunda olanlar için. Mevzuu muktedirlikçe oluşturulan tahakkümün, yargının, adaletin, emeğin, gündelikliğin ortasında daimi bir biçimde kondurulmuş olan istemezükçülüğün artık enikonu, can yakıyor olmasıdır, fırsat kollamasıdır. Aleni bir şekilde yüzde kırkdokuz içerisinde kalan diğerlerinin, kimliklerin ötekileştirilmesinde ulaşılan seviyenin yıkımı amaç edinmesidir. Mevzuu anayasa ile güvence altına alındığı belirli olan gösteri ve yürüyüş serbestisinin nasıl bile isteye tahrif edilip, aynı tornadan çakmaya çalışan yandaş betimlemelerinde de değinildiği gibi piyondan başlayıp teröristlikle nihayetlenen bir devinimi realize etmektedir. De Facto. Hal ve gidişat nere!.

Hal ve gidişat düşünmekten yoksun, haksızlığa karşı suskun, ne verilirse sus payı kabilinden ona tamahkar olunmasını şart koşan, akla gelmeyeni başa getirme konusunda mahirliklerin sergilenmesinin bir toplamıdır. Hal ve gidişat muhalifliğin, tartışabilirliğin bizahati özüne vurulmaya çalışılan ketin yansımasındaki olağanlaştırma ve sıradanlaştırma çabasının düşündürücü halidir. Hal ve gidişat yıllar sonra bile okuduğu kitaptan, takip ettiği yayından, gittiği yoldan, konuştuğu meramdan acaba bir bit yeniği çıkartılır mı düşüncesinin daimi canlı tutulmasıdır. Hal ve gidişat, statükonun yanında durmadıklarından dem vuranların, bizahati yermek için her fırsatı kolladıkları askeri vesayetin bir örnek tekrarlarını savunur hale dönüşenlerce oluşturdukları bu ileri demokrasi diyarında özgürlüklerin de sınırlandırılmasıdır. Hal ve gidişat içeride karne bu kadar doluyken hala ehveni şerin bile iyi olduğuna inanma saflığının tekrar ettirilmesi, dışarıya her konuda akıl fikir verirken buralardaki özgürlüğü altına çekme disturuna bağlılıkla oluşturulanın, açtığı, yol verdiği biçimsizliktir. Uyanalım...

>>>>>Bildirgeç
Sizin Hiç Kızınız Yakıldı Mı? - Veli BAYRAK*

Hani duyanda devletin Sivas katliamı ile ilgili üzerine düşen görevi layıkıyla yaptığını, yakalayabildiklerini yakalayıp yakalayamadıklarının da peşine düşüp mahkemeye çıkartmak için elinden geleni esirgemediğini sanacak!

Adı İhsan Çakmak! Sivas katliamının sanıklarından! Aranırken 1999’da evlenmiş! Askere gidip gelmiş! Çoluk çocuğu olmuş! Çocuklarını nüfusa kaydettirmiş! Bu da yetmemiş İstanbul Büyükşehir Belediyesine işe girmiş ve emniyetten de ehliyet almış! Zaman aşımından bahsedenlere sormak gerekir şimdi, siz bunca yıldır sanıkları yakalayıp yargılamak için ne yaptınız da şimdi zaman aşımından bahsediyorsunuz?

Zaman için ilaç derler. Oysa ilaç bir yarayı iyileştirmek içindir. Bir sızıyı gidermek, bir acıyı dindirmek içindir. Sivas katliamının hangi yarası sarıldı ki bugün zaman aşımından bahsediliyor! Sivas’ta hayatını kaybeden canların yakınlarının hangi sızısı dindirildi, hangi acısı söndürüldü ki zaman aşımından bahsediliyor!

Dikkat edin daha günler öncesinden Sivas katliamının firari sanıkları için savcının istediği zaman aşımı talebi dillendirilip duruldu! Oysa bizim için 2 Temmuz 1993, daha dün yaşanmış gibi yüreklerimizde taptaze duruyor. Ve dünya döndükçe de bu tazeliğini hep koruyacak.

Seyit Nesimi’nin derisi bundan kaç yüz yıl önce yüzüldü, acısı zaman aşımına uğradı mı? Çıktı mı yüreklerden acısı? Pir Sultan Abdal asılalı kaç yüz yıl oldu, acısı zaman aşımına uğradı mı? Çıktı mı belleklerden acısı? Dersim zaman aşımına uğradı mı? Dindi mi yüreklerde ki sızısı?

Siz nerden bileceksiniz acının ne demek olduğunu! Sizin hiç Gülsün adında gonca bir gülünüz oldu mu? Gonca gülünüz 22 yaşında soldu mu? Sizin hiç babanız gonca gülünü koklayamadan gencecik kızını toprağa verdi mi?

Zaman aşımı kavramını ortaya atanlar, bunun hukuksal zeminini hazırlayıp “Ama ne yapalım sonuçta hukuk devletiyiz” diye katliamın affını hukuksal zemine çekmeye çalışanlar, bu karara alkış tutanlar, destekleyenler öyleyse sormak gerekir size, sizin hiç 12 yaşında bir oğlunuz, 17 yaşında ki ablası ile yan yana yakılıp, yan yana mezara gömüldü mü?

Sizin hiç şair bir abiniz oldu mu? Eli saz tutan türküler söyleyen bir babanız oldu mu? Peki ya abiniz gerici yobazların alkışları arasında yakıldı mı? Saz çalan türkü söyleyen diliniz ateşlere atıldı mı?

Sizin hiç yuvanız dağıldı mı peki? Yüreğinize kor, vicdanınıza ateş düştü mü? Halaya duran kız kardeşinizin saçı tutuştu mu alev alev. Sizin hiç anneniz ardınızdan “Ben öleydim kuzummm, kınalı kuzummm” diye ağıtlar yaktı mı?

Siz nereden bileceksiniz acıyı! Ne çektiniz ki siz? İnanmak ne demek, mücadele etmek ne demek siz nerden bileceksiniz ki? Siz hiç bile bile ölüme gittiniz mi? Siz 19 yaşında ki Serkan Doğan gibi “Başıma kızıl bağla, arkamdan ağıt yakma anam” deme cesaretini gösterebildiniz mi?

“Güzel şeyler olacak” diyenleriniz oldu bir dönem! Binleri geçti tutuklu sayısı! Dövülen, coplanan, yakılan yıkılanlar da cabası! Siz nerden bileceksiniz ki güzel şeylerin ne demek olduğunu! Siz hiç korumanız olmadan Malatya’dan öteye geçtiniz mi? Korumanız olmadan Munzur’dan bir tas su içtiniz mi? Diyarbakır sokaklarında korumalarınız olmadan yürüdünüz mü? Tütün içtiniz mi yağmura karşı, bir çiçeği koparmadan dalından öptünüz mü?

Siz nereden bileceksiniz acının ne demek olduğunu? Aşağılanmanın, horlanmanın ne demek olduğunu? Siz hiç köy meydanında toplanıp askerler tarafından coplandınız mı? Yaşlılarınıza insan dışkısı yedirildi mi? Peki ya sahibi Kürt diye koyununuz keçiniz öldürüldü mü? Diliniz yasaklandı mı hiç?

Sizin hiç 13 yaşında Ceylan adında bir kızınız oldu mu? Vuruldu mu havan mermisiyle kızınız?

Şehitler ölmez vatan bölünmez diyorsunuz ya hani? Sizin 19 yaşında bir oğlunuz şehit düştü mü peki? Siz hiç şehit ailesi oldunuz mu? Bölünmez dediğiniz vatanda aileniz bölündü mü hiç? Köyünüz yakılıp yıkıldı mı? Vurdunuz mu kendinizi göç yollarına?

Siz nerden bileceksiniz acıyı? Acıyı bilen zaman aşımından bahseder mi? Sizin sevgiyi, hoş görüyü, kardeşliği, özgürlüğü, barışı kucaklayacak bir yüreğiniz oldu mu? Sahi oldu mu?..

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Veli BAYRAK'ın Evrensel Gazetesi'nin Pazar nüshasında yayınlanmış olan "Sizin Hiç Kızınız Yakıldı Mı?" makalesi izleğin içerisinde derlemeye gayret ettiklerimizi pekiştirecek detaylar örülmüş bir metin. Yazarın ve gazetenin anlayışlarına sığınarak sizlerle paylaşıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #373 (31.10.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #374 (07.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Sizin Hiç Kızınız Yakıldı Mı? - Veli BAYRAK - Evrensel
“Yazın Gül Soykırımını Aya Vardığınızda” - Süreyya KARACABAY - Haber Fabrikası
Şerzan Kurt Davasında Tahliye Yok - İMC-TV
Devrimci Karargâh’tan 14 Zanlıya Tutuklama - Milliyet
Sırrı Süreyya'dan Canlı Yayında Puşi Tepkisi - Emek Dünyası
Ölmekle De Bitmiyor Bazen - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Suçsuz Ceza Olmaz. Peki Ya Delilsiz Yargılama? - Ters Yüz
"THKP-C Ayağa Kalk!" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
“Her Muhalif, Sanık Sandalyesinin Arkasına Geçme Potansiyelini Taşımaktadır.” - Nüve
Saç Kesme Eylemi Sürüyor - Sendika.org
Eşkıyalar Dışarı - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Hopa Davası Yeni Rejimin Turnusol Kağıdıdır - Merdan YANARDAĞ - Sol.org.tr
AKP’yi Muhatap Alma Teşhir Et - Kadir CANGIZBAY - Birgün
'Bütün Ülkeyi Dangalak ve Avanak Yerine Koyuyorlar' - Emek Dünyası
'Gazeteciler Hapiste' Efsanesi: Bunlar Ya Pinokyo Ya Papağan - Emre AKÖZ - Sabah!
Alınak ve Ayata Tutuklandı - İMC-TV
BDP’den 3 Bin 894 Kişi Tutuklu - Sercan KAYA - ANF
Polis Zarakolu ve Tanilli'nin Peşinde! - Evrensel
Tam Aziz Nesinlik! - Etkin Haber Ajansı
Bu Polisler Hala Nasıl Görevde? - Işıl CİNMEN - Bianet
Sırada Karabağlar Polis Karakolu Var - Ruken ADALI - Haber Fabrikası
İnsan Hakları Kimin İçin? - Yüce YÖNEY - Bianet
Korkmaz, Kasaplar Deresi'ni Anlattı - İMC-TV
Dersim 38 Mitingi: ‘Erdoğan Diz Çökerek Özür Dilesin’ - Sol Defter
Boğaziçi Starbucks'ta Şenlik Var! - Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri - Eylem Güncesi
Öğrenciler Yaşam Alanlarına Sahip Çıkıyor - Berivan KOÇ - Evrensel
Boğaziçili Öğrencilerden Starbucks İşgali - Demokratik Üniversite
Evrim İçerikli Bilimsel Siteler Neden Filtreleniyor? - Özgür UÇKAN - Cnn Türk
MEB Can Dündar'ı Yasaklamış - Sol.org.tr
Gazetecilerden Özgür Gündem'e Destek - Etkin Haber Ajansı
Karamollaoğlu'nun Vicdanı Rahat! - Evrensel
Kimin Ahlakı… - Enis RIZA - Birgün
Cioran Karabasanı: "Çürümenin Kitabı" - Filiz GAZİ - BiaMag
Şu Dincilerin Alt Ekonomisi - Barış İNCE - Muhalefet
Cemaat AKP’ye Baskıyı Arttıracak - Mehdi ATAY - ANF
Açlık Sınırı 992, Yoksulluk Sınırı 3136 Lira - Haber Birikimi
"Başka Bir Komünizm Mümkün!" - Zülal KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
Arınç'ın Açıklamaları ve 21 Aralık Grevi - Faysal ÖZÇİFT - Sendika.org
Eşit Ağırlıkta İki Olay - Yavuz ALOGAN - Muhalefet
Sözler - Eleştirel Medya Günlüğü

Ed Yazijian Artist Page via Last.FM
Ed Yazijian Releases via Mimaroğlu Music Sales
Ed Yazijian - Gansrud Album Informative via HP Cycle Records
Niggas With Guitars - Smokeland Official
Niggas With Guitars At Myspace
Niggas With Guitars - Ethnic Frenzy Album Critic via Mishka Bloglin
Ekin Fil At Myspace
Ekin Fil - Language Album via Root Strata
Ekin Fil Interview By Brad ROSE via Foxy Digitalis
Belong At Myspace 
Belong - Common Era via Boomkat
Belong - Common Era Album Critic By Brandon BUSSOLINI via Dusted
AGF Official
AGF Beatnadel Official
AGF Preps Beatnadel By Will LYNCH via Resident Advisor
Pinch & Shackleton Album Informative via Honest Jon's Records
Pinch & Shackleton - S/T Album Review By Rory GIBB via The Quietus
Pinch At Twitter
Shackleton Artist Page via Resident Advisor

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Who We Really Are By Cybjorg
Cybjorg's Flickr Page

>>>>>Poemé
Öldürme Özgürlüğü - Yevgeni YEVTUŞENKO

Özgürlük Anıtı'nın rengi şimdi
Bir ölümcül donuklukla eşittir
Kurşunlandı özgürlük, onun sevgili adı
Sandı alındı bağımsızlığı geri -
Amerika, kendi kendini vuran!

Tam da öyle işte, kendi kendini!
Sıkıysa çık dışarı bu korkulu
Her taşına kâbuslar sinen ülkede
Ve daha korkuncu bu gidişle
Ormanlara kaçıp gizlenmek sonu.

Toprakta o bildik koku
Şu evrensel ünü olan Dallas'tan,
Yaşamak nasıl da tekinsizlik dolu
Ve işte senin en büyük utancın bu.

Kim inanır masallara, hangi çağdayız
O soylu fikir zevahirinin ardından
Silah yağının fiyatı yükselirken
Yaşamın düşürdüğün bedeline bak sen!

Katillerdir cenazende yas tutanlar da
Hissedar olmaya her karış toprağına
-İşte yine, bir daha, hadi bir daha-
Başaklarında kurşun tanelerinin
Dalgalandığı Teksas tarlalarına.

Şapkalarının altında haince
Tarıyor gözleri karanlığı
Senin o katil çetelerinin
Tutmuşlar her kapıyı
Ve işte cesedi bir ikinci Kennedy'nin...
Amerika nedir bu, oğullarını koru!

Ve çocukları, başka ülkelerdeki
Ve onların kulübelerini küle döndüren
Yakıyor tıpkı onlar gibi, ateş ve bombaların
İnsan hakları bildirini senin de.

Bilinci olmaya söz verdiydin dünyanın
Şu hale bak, dipsiz utancın kıyısında
Vurduğun, kral değil sözündür
Onurundur, Vietnam'a attığın her bombada.

Bir ulus çıldırıyorsa, yaptıklarını
Mümkün müdür kınamak el kadar
Üstünkörü barış sözleriyle.

Tek yol senin için yine utançtır
Tarih çamaşırhanede aklanmaz ki
-Yok henüz, keşfedemedin
Böyle bir çamaşır makinesini-
Kan hiç paklanır mı Amerika!

Nerendedir Amerika utancın senin
Söyle nerede saklı o
Sanki kaçan bir köle
Kölelerin içinde.

Tut ki Raskolnikov'dur dolaşan baştan başa
Deliliğin kanlı baltası elinde
Kendisini yine kendi yargılayan
Planlı katliamlarıyla
Canilerden geçilmiyorsun Amerika.

Hey Abe, iyi ihtiyar
De bana ne yapıyor ülkendeki insanlar?
Kaçıncıdır sıralıyor tek bir gerçeği:
Anlaşılır ancak kesildiğinde
Yüce bir ağacın yüceliği.

Lincoln oturuyor güneşe karşı
Mermer sandalyesinde kanayarak.

Aslında odur canavarların
Bu kaçıncı kez vurduğu.

İşte o kurşun delikleridir
Amerika
Yıldız diye koydukların da
bayrağına.

Urbası kurşunlarla lime lime
Özgürlük Anıtı, ey sen
O kadın, o ana yüreğinle
Kaldır başını ölümlerden
Aç ağzını, yum gözünü
Toptan lanetle bu
Kahrolası öldürme özgürlüğünü.

Hey Özgürlük Anıtı, sen, kaldır şu
Yeşile kesmiş yüzünü boğulduğun kandan
Kafa tut özgürlüğün cellatlarına
Ve ama alnından artık
Bir damla kan akıtmadan.


1968
Türkçesi: Ülkü TAMER
Kaynakça: Şiir