Sunday, January 29, 2012

Deuss Ex Machina # 385 - nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_385_--_nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld

23 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Christina Vantzou-And Instantly Take Effect (Loscil Remix) (Kranky)
>2<-Christina Vantzou-Super Interlude Pt. 1 and Pt. 2 (Robert Lippok Remix) (Kranky)
>3<-Robert Lippok-Whitesuperstructure (Raster-Noton)
>4<-Robert Lippok-Inphase (Raster-Noton)
>5<-Vladislav Delay-Vantaa (Raster-Noton)
>6<-Vladislav Delay-Levite (Raster-Noton)
>7<-As If-Strange Face (U-Cover CDr Limited)
>8<-As If-Walking The City (U-Cover CDr Limited)
>9<-Juk Juk-Frozen (Text Records)
>10<-Juk Juk-Winter Turns Spring (Text Records)

                         nad yw'n wylo sydd ddim yn gweld
                                               (385)

Bir örnekleştirildikçe, aynı bağın içerisinde birbirinden pek de farklı olmayan dönüşümlere tabii tutuldukça işitmek mecburiyetinde kaldıklarımız bir masalın çatısı altında duyabileceklerimizden çok daha derinlikli bir hayal gücünün yansısını barındırmaktadır. Yansıtılmakta olan belagatli söz erimlerinin, birbirlerinden hemen sonra devreye giren sahnelemelerin ortak payandalığında anlatılan masalların içerisine nakşettirilmiş, bir olağan yapı haline dönüştürülmüş kurgu, düşünceleri beraberinde taşımaktadır. Tahayyül edilenin beklentiler arasına dahil edilenlerin hemen kıyısında nasıl da müdanasız bir saf tutuşun, saf belirlemenin alenen belirginleştirildiğini dökümleyen, teşvik eden örnekler ihtiva etmektedir. Gün ilerliyor ama güncelliğe dahil edilenlerin handiyse yüzde doksan dokuz nokta dokuzluk kısmında bitmek tükenmek nedir bilmeyen bir ötekileştirme seferberliğinin bir diğer yansısı sözkonusu ediliyor. Sözler sarf ediliyor, bilinçten ortaya başka başka kelamlar öteleniyor, arsızca olan bitenin üzerinde per per tepiniliyor gelgelelim neticeye bir türlü varılamıyor. Neticede anlamlandırılmak için çabalanılanların değil başkaca şeylerin ön plana getirilmeye çalışıldığı bildiğiniz keskin fasit dairelerle yüzleşiliyor. Yüzleşme aksinde, şiddetin başka vurgularına; meyil ettirici örnekleyişler sergileniyor.

Cümbür cemaat vurgulamaların tonu hiddetin derecelerinde üst noktaları yakalayadururken bir yandan da değişimin kapımızı yoklayabildiğinden dem vuruluyor. Değişim makule varabilmek için elzem olan bir olgu olmaktayken iş bu satıhda her bir yeni dönemeç, her yeni teşebbüs, her yeni hamle sanki yıllar öncesinde olmamış gibi geçmişin bir örnek tekrarlaştırılmasından "zerre miskal" bir sıkıntı duyulmadan tekrar edilmesi olarak algılanıyor. Devrikleştirilip, anlamından kopartılan her hakikat bir masal ambalajının altında peyderpey canhıraş bir biçimde paramparça ediliyor. Yok o konular yok yok bu konular değil sadece genelin, ahvalin gözünün önünde sergilenenlerin hemen tümünde geçerli olan bir önerme halini alıyor. Aynı cümle kalıpları içerisinde sanki bir arpa boyu yol alabilmişiz, dünyanın tüm sorunlarını çözebilmişiz gibi tozpembelikten değil de asıl utançtan kızarması gereken bu cenahın mabadında her şeyin alelade olduğunu paylaşmamız beklentileniyor. "Olağanlık" devamlılığını sürdürürken sürünün ortasında, bu yaşamakta olduğumuz satıhda kendiliğimizden etmişiz, eylemişiz gibi bütün bütün bu utançları sırtlanmamız bekleniyor. Onların görüp bizim göremediğimiz tozpembe durumlar her neredeyse bunun tersinin olduğunu kantılamak istediğimizde giderek daraltılan bir kulvara doğru yönlendiriliyoruz.

Nefesinin, iflahının, sesinin ve sözünün kesilmesi için çaba sarf edilen tüm 'ötekileştirilenler' gibi bu masallara artık ciddi ciddi karnımız tok diyenlere sonu ya mahkeme kapıları ya mahpusluk, ya biber gazı ya olağanlaştırılmış operasyonlar silsilesi içerisinde bir tecrit uygulamasının devreye sokulduğu güncellik hepimiz için bir hakikat haline dönüştürülüyor. Masal dediklerinin bir kabus haline dönüşümüne şahitlik etmemiz sağlanıyor. İkrar etmeye çalıştığımız, yinelemek zorunluluğunu hissettiğimiz sorunların kantarında yapılan, edilenin hepitopu bir ağırlık değişiminden, zaman neyi gerektirirse onu yapalım yeter ki bu karşılaşma, yüzleşme olasılıklarını daha da öteleyebilelim bakışımı düşündürücü değil midir, allahınız aşkına!. Utancın vehametini bunca şeyin birdenbire oldurulmadığının hemen her şeyin belirli bir plan çerçevesinde devreye sokulduğunun gerçeklik haline dönüştürüldüğü bu ülkede hangi sözlerin yalan olduğunun, hangi sözlerin alenen haklı bir doğruluğun temsilcisi olduğunu artık fark edemeyecek kadar mı nasırlaştı bazılarımızın yürekleri. Nicedir kıyaslamaktan, öncesine sonrasına takılı kalmaktan doğrunun ta kendisine yapılan edilenin gerçek bir tahribat olduğunun ayırdından bu kadar uzaklaşıldı.

Ne menem bir şeydir ki, olabilirliği konusunda şüpheye düşülen şeylerin hemen tümünde bir bit yeniğinin varlığının koruma altına alındığı görünmektedir. Nasıl ve nicedir yineleyerek sormak lazım gelmektedir. Hakkaniyetli bir çözümleme, taşın altına elini koyma çabasının neresinden bir hinklik söz konusu edilebilir ki bu kadar ağır gıybetlerin değerlendirmelerin, sözleri çarpıtmanın ehven olarak değerlendirilmesi çoktan yükünü alıp ilerletilir. Görünüm paramparça edilmişken, o yapıla edile beter hale dönüştürülmüş mozaiğin gerçekten unutulmaya yüz tutmuş bir masal olduğunu ne unutturabilir veya ne kanıtlayabilir tersinden, çürütmek adına ciddi ciddi meraklardayız. Sekiz sütuna manşet atarken elleri titremeyenlerin, hakkaniyeti, haklılıkları itin bir taraflarına sokup çıkartırken malumun ikrarını, müesses nizamı en az zararla kurtaracak olana meyil ettirilmesinin alt okumalarından da mı bir şeyler çıkartamamaktasınız ey ahali!. Olan bitenleri benzerlerini çokça bildiğimiz bir değerlendirme çıtasının değerlendirme parametrelerinde hacamat edilmesinin hangimize bir faydası olacaktır. Velev ki içimizdeki hainleri ayıklamak! adına bunca teşebbüs ortaya, tıpkı eleştirilerin odağındaki eski vesayetçiliğin onaması olarak yeniden şekillendirilsin nihayetinde sonuç ne olacaktır. Sonumuz ne olacaktır. Bugünlerden daha mı iyisine varılacaktır.

Peyderpey yazıya dökümlenenlerin, fikir olarak sunulanların payadalığını göz önüne getirdiğimizde nefret söyleminin olağanlaştırılması neticesine varılmaktadır. Olağanlaştırıldıkça, imtiyaz sağlandıkça, muhafaza edildikçe bunca fecaat kırılmaların da önü alınmayacak, içinde yaşadığımız kürenin, kanıksanmış fay kırıkları çok daha derinleşecektir. Bugün birbirimizi anlayabilmeye, empati kurmaya tenezzül etmekten bile imtina ettikçe yoklar içerisinde bir noktayı daha birbirine eklemleyeceğiz. Ses uzak... empati uzak... kavrayış uzak... uzlaşı uzak... anlayabilmek uzak... adalet uzak... özgürlük uzak... emek uzak... barış uzak... Uzakların bolluğu içerisinde bina edilen yepyeni bin bir tuzak... Kelama sıra ne zaman gelecektir. Kelamın varlığını, bütün bu perdeleme gayretkeşliği içerisinde yankısını sertleştirildikçe, kıvamı daha fazla ayrışıma teşvik ettirildiği müddetçe günümüz daha aydınlık olmayacaktır. Geleceğimiz daha da güzel.. Yineliyoruz yinelemekten kaçınmıyoruz bugünlerde geldiğimiz, içinde kendimizi bulduğumuz ahvalin halinin de uzun ince bir yolda giderek daha fazla sessizleştirilen bir cenah olduğunun kanıtlanmasıdır. Kanıtlanabilirliğidir. Duyumsatılmaktansa hakir görülerek, servis edilen yalancı dolmalarla donatılarak naklettirilenlerin gümbürtüsü altında, esasa sıranın getirilmediği, her daim muktedir-erkin bildiğini okumasının mümkünatı için başka şeylerin arşınlatıldığı bir güncellik bir masal değildir olsa olsa bildiğimiz kabusun bitmeyen bir başka sekansıdır.

İçimiz, dışımız, dört bir yanımız bunca acının, elemin yükünün altında kalmış, artık nefessiz kıldırabilecek tüm diğer bileşenlerin varlıklarının kantılanması için çaba sarf eden diğer etmenlerin beraberliğinde ortalığa çıkan resim simsiyahtır. Kapkaranlık. Çürümenin başkaca evrelerinde değil bizahati merkezine konumlandırıldığımızın içten içte, gizlisi saklısı olmaksızın malumun ilamıdır. Dile yasak, düşünceye yasak, adalet talebine yasak, müdanasız tüm muhalifliğe yasak biçmek çürümenin medeniyet eşiğinde lig atlıyoruz diye dolaşanların zihinleri ile beraber nereye doğru meyil ettiğimizi ortalığa sermektedir. Sorgulamak için amalara, fakatlara sığınmayacak olan binlerin gözünde çoğunluğun azınlığı olanlara... Zaman mevhumu ilerlerken olanca ivedilikliğiyle, iş bu mabadın çatısı altında oluşan kayıtsızlıklarla, biteviye lafazanlıkların açmış olduğu yeni yaralarla, bir değil iki değil sayısı çoktandır unutturulmuş kabahatlerin günden güne artan, ağırlaşan, ağıtlaşan yüküyle çürüyoruz. İçten dışa, dıştan içe. Kalakaldığımız noktalarda moderliğin talimatlarına da uygun düşen şekillerde birbirlerinden pek de farklı olmayan rutinlerde, dört duvar, dört kesidin ortalık yerinde, orta yerinde vademizin dolmasını bekleyeduruyoruz. Vademizi doldururken kendiliğinden oluşan çürümenin, çürük kokusunun kesifliğini bin bir türlü hamleyle gizleme gayreti ile beraber içinde bulunduğumuz alana sabitleniyoruz, tek bir gık, tek bir itirazı dile getiremeden, böylesi bir teşebbüse girişmeden nihayetinde tükeniyoruz.

Resim bambaşka hakikatleri görünür kıldırsa da, göze görünen köyün kılavuz istemezliğini onaylasa da, şartlanmışlıklar, dayatımlar, ikilemler arasında esasen vuslattan çok kıyametin bizleri beklediğini bilerek, belleyerek tepkimelerden uzak kalıyoruz. Nobran vurgu beynelminel atfedişlerin, havası çoktandır kaçmış ucu sipsivri yaftalamaların, bir örnekleşen dayatımların birlikteliğinde her gün aynı pilavı kaşıklıyoruz. Sözümona nefsimizi köreltmek, vicdanlarımızı rahatlatmak adına buyur edildiğimiz kurtlar sofrasında geçmişimizi unutup, geleceğimizin bilinmezliğine doğru yol alıyoruz. Yol aldırılıyoruz. Beyhude olarak değerlendirilmesi sözkonusu iken çoğunluk dediğimizin, bu ahvalin uyaranlara karşı kayıtsızlığı, oluru teklemeden bu girdaba eklemleyebilmesi düşündürücüdür. Oturduğumuz sofrada öteki olduğumuzun resmedilmesi, illa ki bir şeylere bağlantılandırılması şıppadanak sağlanırken üstelik. Erkin hitabetinin, tonlayışının durmaksızın dozunun giderek kabalaştığı, açık açık falizmi yücelttiği bu cenahta bilemediklerimiz, belletilmediklerimiz, unutmaya mecbur kılındıklarımız çürümemizi henüz bu yaşamı sürdürürken sağlıyor, sağlamlaştırıyor. Çürüdükçe, keskinleşen algıların tarafgirlik mücadelesine, kartlarınızı görelim beyler vurgusunda, hakkın hukuğun toprağına rahmetler yağdırılıyor muktedir, iktidar, erk kutsiyetinde. Kutsal kırmızı çizgilerinde.

Sorgulamanın yerini biat, adaletin yerini tahakküm, anlamanın yerini yoksayış kapsamaya, tasfiyeleri bu doğrultuda gerçekçil kılmayı sürdürdükçe zevat sayesinde de ayrısız gayrsız, cümbür cemaat ipimiz çekilecektir. Her gün hayatla bağlantımız kopartılacak, rutin bellediğimizin içerisinde kaybolacağız, kayıp gideceğiz. Zayii hanesine eklenecek nicelerinden bir diğeri olarak. Örtüşen kesitler, parçalarına ayrıştırılmış hakikatleri okuyabilmeyi mümkün kılsa da bu derin sessizlik çürümenin kat ettiği yolu cismanileştirmeyi, somutlaştırmayı başarır. Bunca tersliğe rağmen sürüden ıramanın uzaklaşmanın yakınına bile ayamayanların, dün ona buna yapılanların yarın bana sana yapılmayacağının belirli bir garantisi sözkonusu bile edilmemişken nedir bu sessizlik, derinleştirilen ayrılık, ayrışımların bütün bütün sarmalına dayanılmaz, karşı koyulmaz çekim gücü diye sorulasıdır. Kapsayanın karanlığının dört bucağın her yanında beher an teferruatlı ama nizamlı bir dakiklikle hemhal ettirdiği çürümeyi olağan kılmak, olur adletmektir. Görene! Çürüyüp gidenin sadece dünyevi bedenlerden ibaret olmadığı, bugünlere kadar ulaşabilmemizi sağlayan insan olma disturu dahilinde yapılandırılanların hemen tümünü kapsadığı ortada, afakidir.

Yorumlanan, sahnelenen, sunumlandırılan bütünlüklü resim göz önüne yalnız bir kez dahi getirilebilindiğinde amasız, fakatsız bu betimleyiş meydana çıkacaktır. Haklı çıkartacaktır kendisini. Bir kurmaca halinin sacayaklarını, detaylarını dökümlemiyoruz biteviye çağrıştırılan, günceyi donatanın kendisinin, aslının astarının ne menem olduğunun idrakına çabalanıyoruz. Kayboluyoruz silinip giderken ardımızda akpak bir sayfadan çok daha lekeli, elem yüklü gamla donanmış, işitmesini bilmeden, tahammül göstermeden yargılamaların yolunun açık tutulduğu, her muhalif hamlesine musallat olan, tebelleş olup sonu bir gelmeyen baskının dayatıldığı, sürdürüldüğü, çok zamandır nefesi kesilmiş, kestirilmiş bir satıh tanımlandırılıyor. Kayboluyoruz, silinip giderken hangi faşizan söylemin ehveni şerri tanımlandırıp seslendirebileceği oyununda layığımızla bir kere daha buluşturuluyoruz. Canın bir bedelinin olabilirliğinin, yüzleşmeler nam hareketlenmelerin, kalkışmaların içeriği kof, biçimi zaman öldürücü, haticeyi bir kenara terk edip neticeye, yanı sona ve sonuca odaklanmak istediğinizde bildiğiniz havanda su dövmenin bir başka mana yüklü tevatürünü simgeleştirildiğini görüyoruz. Utanıyoruz. Üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş olmasına karşın roboski katliamı sırasında göz göre göre yitirtilen 34 canla ilgili bangır bangır tebliğ edilen bir tazminat ödeyişinin ilanından başka elle tutulur akla yatar herhangi bir soruşturma, nihayetinde gerçeği ortaya, müsebbipleri ilan etme çabasının sözkonusu edilmemesi, soruşturmanın gizlenmesi vs. karşısında unutuşların acı yüzüyle buluşuyoruz.

Eskiyi tarihçilere terk etmenin zaruriyetinden dem vuranların bugün herkesin gözleri önünde yapılan, gerçekleştirilen kıyımlara karşı nasıl da müesses nizam tasdikçiliği, takipçiliğini devam ettirebildiklerini, içimizdeki hainler, sırtımızdan bıçaklayanlar ve ötesi nefret söyleminin vurgulamalarını tekrar ededurdukları durabildikleri bu cenah enikonu sorgulanasıdır. Sorgulanması gerekli olan dünün tozlu raflarına terk ettirilip, bilinç dışına ötelenen şeylerin bugün yeniden birer hakikat olarak canlandırılmasıdır. O rafları dolduran bunca fecaatin, kıyım ve daha nicesinin hesabına giriştiklerini duyuranların günümüzde yapıp ettikleriyle sözümona boşalan raflara, yüzleşilen geçmişe yeni halkalar ekledikleri, dosyalar açtıklarının farkındalılığına varabilmektir elzem olan. Hassasiyetlerin millisinde, milli kümesinde en dokunaklı vecizleri kurup, bütünleştirirken mozaiğin birer parçası, asli unsuru olanlara (en azından kendini bunca az şeyle avutanlara) reva görülen şeyler demokrasi ile yönetildiği varsayılan bir ülkede, bu olgunun işlevselliğinin ne kadar vehamet içerisinde bırakıldığını anlaşılır kılacaktır. Çürüdükçe yapı, dört yanımızda yapılan edilen yamalar gerçeği , gerçekliğin perdelenmesini mümkün kılıyor kısa süreliğine peki ya ötesi, ya gelecek sorusu hiç düşünülmeden adımlamalar, eklemeler, çıkartmalar, açılımlar gerçekleştiriliyor! yerseniz!

Vurgulamaya çalıştığımız cerahatin, şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler kıssasının belirginleştirilmesidir. Söylemlerin yağır bağlatılan vicdanlarda bir ötekisi olarak tanımlandırılanların içimizden bir diğerinin olabileceğinin hakiki ve kuşku taşımaz gerçekliğidir. Durup döndükçe aynı cerahat içerisinde bu karanlık perdelemelerin kapsayışının devamlılığı, daimiliği muhafaza edilecektir. En azından güne yansıyanların toplamı bunu gösteriyor Yarına ulaşabilmek yok saymayı, mahzur görmeyi, tüm hakir görüşü oldu bittilere getirip olağanlaştırarak sözkonusu edilemez. Kalakaldığımızın zamanın bu merhalesinde belki en yıpratıcı olan ise yaşatılanların, yapılanların karşısında laf olsun diyerek değil gerçekten sesi yükseltebilmenin gerekliliğinin defaatle hatırlatılması gereken bir olgu olduğu sonucudur. Sesi kıyasıya birbirimizi bastırabilmek adına değil dertlerimizi, sahiplendiğimiz acı yüklenişlerimizi, makus kederlerimizi, her türlü sonucunda ötekileştirilmemizin nedenlerinin altında yatanları v daha nicelerini anlaşılır kılabilmek, muktedirin izole etmeye gayretkeş olduklarının aslında en öncelikli sorunlarımız olduğunu ve varlığını hala sürdürdüğünü anlamlandırabilmek adına gerekli olanın tam karşılığı olduğunu ilan edebilmek için lazımgelendir..

>>>>>Bildirgeç
Sarılmak - Karin KARAKAŞLI*

Dört yanımızdan yalanlarla sardılar sarmaladılar bizi. Tam beş yıldır böyle bu. En sonunda iki kişi verdiler elimize. Bununla yetinin dediler. İki, yeterli çoğunluktur. Hrant Dink’in öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla yargılanan ve son duruşmada beraat eden Erhan Tuncel, daha o günün gecesinde tutuklu bulunduğu Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi. Adaletin böyle şaşmaz bir dakikliği var. Hiç geç kalmaz bazılarına.
Ortada zaten silahlı terör örgütü olmadığına göre onun yöneticisi ve üyeleri de yok. Beş yıldır cinayette doğrudan pay sahibi kurum ve kişilerin hukukun kapsama alanı dışında bırakılışının bir numaralı tanığı ve mağduru avukat Fethiye Çetin, beş yıla sığan ama onu kerelerce aşan tarihimizi yüzümüze haykırdı: “Bu devletin katil, halkını bombalayan, imhacı, suikastçı, katliamcı, kundakçı gibi sıfatlarla yanyana anılmasından ve bu sıfatlarla birlikte telaffuz edilmesinden çok rahatsız olanlar, devleti bu sıfatlardan arındırmak için hiçbir çaba sarf etmediler, ellerindeki fırsatı da ellerinin tersiyle ittiler. Kanlı ve acılı tarih ve bu tarihi yaratan gelenek de yüzleşmek, arınmak ve böylece yeni cinayetlere bir daha asla diyebilmek ve yüzleşebilmek için bu dava eşsiz bir fırsattı ama onlar bu fırsatı kullanmadılar ve kullanmak da istemediler.”
19 sanık ve milyonlarca tanıklı davada, cinayete azmettirici suçlamasıyla yegâne müebbet hapis cezasını alan Yasin Hayal’in babası Bahattin Hayal’in açıklamaları, katilleri hazırlayan iklimin müstesna bir temsiliydi: “Benim düşünceme göre Yasin Hayal bir Ogün Samast’tı. Ben bunu defalarca söyledim. Tetikçiydi, kullanılmıştı, piyondu. Tetik çekmeyen tetikçiydi. Yasin Hayal, Trabzon’da olup da İstanbul’da adam öldürülüyorsa bunun ağırlaştırılmış müebbet ile ne alakası var. Yasin Hayal, Öcalan değildir, aynı cezaya çarptırılmıştır. Öcalan kaç kişi öldürmüştür. Sarkozy savcı, Sarkisyan hakim olsaydı bu kadar ceza vermezdi. Başka hiçbir şey demeyeceğim.’’

Bu kaçıncı cinayet?
Hayatını işte bu önyargı ve düşmanlık duvarlarını yıkmaya, Türk ve Ermeni halklarının birbirini tanıması ve anlamasına adayan Hrant Dink, aslında 19 Ocak 2007’de öldürülmedi. Önce Sabiha Gökçen haberi üzerine Genelkurmay tarafından yayımlanan bildiriyle öldürüldü. O bildiri akabinde İstanbul Valiliğinde MİT mensuplarınca tehdit edilirken öldürüldü. Hrant Dink’i, barışmanın yolunu gösteren yazılarından cımbızladıkları, anlamı saptırılmış cümlelerle “Türk düşmanı” ilan ederek öldürdüler. Her yazıya, her söyleşiye nefes tüketir, kendini yeniden ve yeniden izaha mecbur hissederken öldürdüler. Agos’un önünde “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye bağırırlarken, bilirkişi raporuna rağmen ısrarla onu mahkûm ederken, o mahkûmiyeti onaylamakta beis görmezken öldürdüler. Kendisi yetmezmiş gibi oğlunu ölümle tehdit ederken ve kimbilir daha ona, bizlere hiç söylemediği neler neler yaşatırken öldürdüler.
Bizler de sadece 19 Ocak’ta ölmedik elbet. Cinayetten iki gün sonra Ogün Samast’ın yakalanışı üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısının bulunmadığını, suikastın milliyetçi duygularla düzenlendiğini açıklayıverirken vurulduk ilk. Katil zanlısının Samsun’da yakalandıktan sonra Türk bayraklı poster önünde jandarma ve polislerle birlikte çekilmiş video görüntüleri ortaya çıktığında bir kez daha öldük. Hrant Dink suikastinin planlayıcıları arasında olduğu anlaşılan Erhan Tuncel’in, Hrant Dink’in Yasin Hayal tarafından öldürüleceğini Şubat 2006’da polise bildirdiği, Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün de durumu Ankara’daki Emniyet Genel Müdürlüğü ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne rapor ettiği belirlendiğinde öldük. Dönemin sorumlu valisi bugün iktidar partisinden milletvekili, İstanbul emniyet müdürü de vali olduğunda artık kaç kere öldüğümüzü unutmuştuk.

Buharlaşan sanıklar
Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Zehirli sarmaşık dalları açılan her deliğin üzerini örtmeye girişti. Silinen telefon görüşmeleri, karartılan deliller, gizlenen bilgiler, imha edilen raporlar birbirini izledi. Emniyet görevlileri hakkında soruşturmaya gerek görülmedi. Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun Hrant Dink cinayetinde görevi ihmal ettikleri gerekçesiyle Trabzon Emniyet, Trabzon Jandarma ve İstanbul Emniyet’indeki sorumlular hakkında soruşturma başlaması tavsiyesi havada buharlaştı gitti.
Başta Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz olmak üzere Ergenekon sanığı pek çok ismin daha Hrant Dink sağken, mengeneye dönüşen yargı süreci ve linç kampanyalarını hazırladıkları bilinirken, Kafes eylem planı ortaya çıkmışken, bu davanın Ergenekon ile bağlantısı bir türlü kurulamadı.

Ayıptır, zulümdür, günahtır
Son duruşma kararından sonra herkes yine o noktaya koştu. Hrant Dink’i vurdukları kaldırıma. O gün Radikal’deki editörüm Nazan Özcan da oradaydı. Biz birbirimizi yazışma ve telefonlar dışında görmemiştik hiç ama sarıldığımızda birbirimizi bildik. Beş yıl öncesine ışınlandım yine. Sanki hâlâ o ilk 19 Ocak günüdeydik.
Biz birbirimize sarılıyoruz da devlet ne yapıyor? Vatandaşsak bu devlet bizi de kapsıyor mu? İyelik eki kolay kullanılmıyor. Burası benim ülkem de bu devlete benim devletim diyebilir miyim? Demek ister miyim bu haliyle? Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Bakanlarım, hükümetim, muhalefetim, meclisim… Şu ‘m’ harfinin yüzü suyu hürmetine bu cinayetin aydınlanmasına dört elle sarılın artık. Yargıtay aşaması cinayete giden süreçteki rolüne inat, bir kez de adalet adına temyiz mekânı olsun. Bunları yapmak şarttır, borçtur, yükümlülüktür. Çünkü bize yaşatılan “ayıptır, zulümdür, günahtır”.
Hepimizi sarıp sarmalayan zehirli sarmaşıkları kesmenin, hele demokrasi kelimesini ağza alabilmenin başka yolu yok. Müdanaasızlığı da onun arkasındaki devasa korkuyu da gördük. Birbirimize sarılmış size bakıyoruz. Ne yapıyorsunuz diye bakıyoruz. Gözünüzü kaçırmayın gözlerimizden.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Karin KARAKAŞLI'nın Radikal 2'de 22 Ocak tarihinde yayınlanmış olan Sarılmak başlıklı makalesi kıyısından köşesinden değinmeye çabaladıklarımızın devamında okunabilecek bir denemedir. Gerçekten bir şeylerin farkına varabilmek isteyenlerimiz için.. Yazarın ve kurumun anlayışlarına bianen bu metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #380 (19.12.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #382 (02.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Sarılmak - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Cumhuriyet’in ‘Azınlık Raporu’ - Ayşe HÜR - Düzce Yerel Haber / Taraf
Hrant Dink ve Sol - Bercan AKTAŞ - Agos
Hrant Dink’s Voice - Jenna KRAJESKI - New Yorker
Düşünüyorum Niye... - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Tarihi Tarihçilere Bırakalım! - Umur TALU - Habertürk
Yılın Irkçısı Seçildi - Emek Dünyası
Akp İktidarında Barış Çok Uzak - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Pandeli, Tom Amca ve Hoşgörülü Riyakârlık - Foti BENLİSOY - SDYeniyol
Bizi Ayıran Irmak - Oya BAYDAR - T24
Kürtlerde Ermeni Olmak - Yalçın ÇAKMAK - Radikal
'Bize O Kemikleri Oraya Gömenler Lazım' - Atılım
Hrant Dink Cinayetinin Ardındaki Hakikat - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Dink Davası Savcısı ve Mahkeme Başkanı Hakkında İnceleme - Evrensel
Hüseyin Çelik: "Dink Cinayeti'nde Asıl Hedef Akp" - soL
Parça Tesirli Yumurta - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Roboski Davasını 16 Baro Takip Edecek - ANF
Sabah Roboski'de 'Görevi' Sürdürüyor - Emek Dünyası
Sabah ve Taraf: Psikolojik Savaşta İki Cephe - Veysi SARISÖZEN - Sol Defter
'Silahlarla, Zindanlarla Bu Halkı Susturamazsınız' - İMC TV
Ölülerimizin Kemikleriyle Yüzleşeceksiniz - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Kürkçü: Erdoğan'ın Hedefi 2014'te Tek Hükümdar Olmak - Sevgi LORD - ANF
Düşünce Özgürlüğünü Mü Savunduk! - Pınar BİLİR - Yeşil Gazete
Resmi Tarihi Sınıfta Bırakan 10 Çürük Tez - Mehmet POLATEL - Nazife KOSUKOĞLU - Agos
Türkiye Ermeni Soykırımını Neden Tanıyamaz? - M. Yusuf SARIGÖZ - Jiyan
Hedef: Ermenistanlı Emekçiler (Mi)?.. - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Yasa Çıktı; Ermenistanlılar Gönderiliyor - Işıl CİNMEN - Bianet
Ermenistanlıların İşi Artık Daha Zor - Vartan ESTUKYAN - Agos - Nor Zartonk
'Değirmenci Elini Cemevinden Çek' - Etkin Haber Ajansı
Dün Metro Durağında Oturdum Ağladım - Balçiçek İLTER - Habertürk
Nefret Yok Eden Çip Yoksa, Yasa Şart - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Sevag'ın Ölümündeki Sisi Dağıtan Pişmanlık - Bilge ESER - Sabah
Sevag'ın Annesi: Bak Neler Çıktı - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
815 Çocuk Ölmeyebilirdi - Etkin Haber Ajansı
Şefika Etik’i Bir Kez Daha Öldürdünüz! - Mehveş EVİN - Akşam
''Faili Meçhul''e Zamanaşımı Kalksın - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Cumartesi Annelerinin 17 Yıllık Mücadelesi - Sorel DAĞISTANLI - Habertürk
Ne Kötü!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Murathan Mungan, BDP Siyaset Akademisi'nde Ders Verdi - Radikal
Yangın Kuşkusu - Bülent USTA - Birgün
Yeşil Kart 'Kırmızılaşırken' - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
'Kürtlere ve Muhaliflere Yeni Varlık Vergisi' - İMC TV
Zulme Karşı Bir Direniş Anıtı - Etkin Haber Ajansı
Minareye Kılıf Aranıyor - Özgür Gündem
Basın Özgürlüğünde 148. Sıra - Bianet
"Başbakan'ı Anlamakta Zorlanıyoruz" - Orhan ERİNÇ - Bianet
Hepimiz ‘Terörist Gazeteciler’iz! - Hakan TUNÇ - Jiyan
Darbe Rantiyerlerinin Oya Tahvil Gözyaşları - Uğur Selçuk AKALIN - Evrensel
Gülen'in Bozulan İmajı Düzeltme Derdinde Ancak Nafile! - Roj TV
Belge-Berktay Tartışması - Arif ÇELEBİ - Atılım
Türkiye'de Halkın Mutluluğu Artıyormuş! - soL
Salo AKP Cumhuriyeti! - Özgür AMED - Özgür Gündem
Askeri Vesayet Geyiği ve Akp Nereye? - Mustafa ÖCAL - Jiyan
stilizasyon çukuru - kristensenn - kristensenn blog
Medyadaki Ayrımcı Dile İbretlik Bir Örnek - Bülent TOP - Açık Radyo
28-29 Ocak... - Nabi YAĞCI - Düzce Yerel Haber / Taraf
Majörler Çoktan Tükendi, Minör Oluşlara Bakalım - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Kaybedenlerin Belleği - Michel RAGON - Yeşil Gazete
Köklerimizde Müziğe Karşı Bir Mesafe Var - Gökçe Rojda GÖNENÇAY - ANF

Christina Vantzou Official
Christina Vantzou At Soundcloud
Christina Vantzou - N° 1 Remixes Album Review By Nathan THOMAS via Fluid Radio
Robert Lippok Official / Myspace
Robert Lippok Official / Raster-Noton
Robert Lippok - Redsuperstructure Album Review By Themilkman via The Milk Factory
Vladislav Delay Official
Vladislav Delay Official / Raster-Noton
Vladislav Delay - Vantaa Album Review By Rory GIBB via The Quietus
As If Artist Page via Facebook
As If At Soundcloud
As If - At Night Official Informative via U-Cover
Juk Juk Artist Page via Facebook
Juk Juk At Soundcloud
Juk Juk - Winter Turn Spring Critic By Larry FITZMAURICE via Pitchfork

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo  – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Discrimination By Michelle BREA
Michelle BREA's Flickr Page

>>>>>Poemé
Diyalektik Mutsuzluklar - Murathan MUNGAN

bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
terk edilmek korkusu

susarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyası

hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılması

sen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.

Şubat 1979
Kaynakça: Epigraf-Delft

Saturday, January 28, 2012

kenarlık # 4 - oneohtrix point never - replica (sft 010/mexican summer-software records)


zaman mevhumu bir ilerleme sembolü müdür? yoksa çakılı kaldığımız handiyse nefessiz kalışlarımızı bu satıhda enikonu resmileştiren bir çetelenin tutucusu mu? bir yanımız ileriye doğru hamle etmeye gayret ederken erk, muktedir, hükmedenin gözetiminde nasıl da geriye, bayağı bildiğiniz anlamında gerisin geriye doğru ilerlediğimizin dikkat çekici yansıması işte bu koskoca üçyüzaltmışbeş gün ve altı saatlik zaman diliminin ardına iliştirilebilecek "özet" kabilinden yegane şey olarak değerlendirilebilir. belleksizliğin en uç noktalarına alenen ulaştırmak adına, elden gelenin yarına hiç bırakılmadığı iş bu güncelliğin içerisinde olumsuzluğun, bunca fena tesadüfün üzerine sığınabildiğimiz tek kaynak sesler olmaktadır. tek yardımcımız sadece müzik. bir koca yıl devrilmişken elde kalanı tortu olarak betimleyebilmek bariz bir biçimde dinleyebildiklerimizin kapsamıyla parallelikler barındırır. kah özlediğimiz, kah öykündüğümüz. kah hüzünlerine gark olduğumuz kah döne döne sevinç naraları atmaya fırsat kolladığımız, heveslendiğimiz. düşleneni akla düşeni kelama dönüştüren bir olgu olan tını öbekleri bütün bu kaotizm yüklemli güncenin belki de en su katılmamış tahlillerine girişebilmek adına bir kazanımdır. adıyla sanıyla... koyverilip gittikçe, ucu kaçıp gitmiş koyvermişlikten azade bir sorumluluğun bünyeye dahil olmasını sağlar. sorgulatır. heder edebilmek çabasıyla şekillendirilen tüm tahakkümlerin aslen ne menem şeylerden ibaret olduğunu ifşa eder. duyumsatır. bariz klişelerden uzak düşünsellik makamında yol kat edebilmeyi, işin özü düşünmeye teşvik ettirir ses kapağından şarkı sözlerine kadar bir bütünlük dahilinde...


aslen sindirilip unutuşlara terk edilmiş ses yüzeylerini yeniden işleyerek, kâh drone, kâh egzantrik space pop disiplinleri arasında seyyahlık eyleyen daniel lopatin'in oneohtrix point never mahlasıyla yayınladığı ses seyyahlığının 2011 mahsülü replica kaydı, bütün bu meramın bir bağlacını oluşturacak kayıt olarak dinleyenlere tavsiyemiz olacaktır. muhteviyat keskinliğinden ırak handiyse suya sabuna dokunulmayan her ne varsa onun yüceltildiği bir güncellikte, oneohtrix point never'in ses erimi anın kesişimlerini gözler önüne daha rahat serebilmemize imkan sunan öğeler ihtiva eder. parçalar arasında geçişkenlikler izdüşüm ve yansıtıcı vazifesinin ötesinde sorgulanabilirliği akla getirmeyi başaran deneyimler oluşturur. her katman arasında dahil edilmiş olan ses dönemeçleriyle, bir kesitten diğerine ulaşırken oluşturulan sekanslar, kesintiler, lo-fi biçimlendirmeler, kes ve yapıştırlarla günün özetini ortaya çıkartır lopatin. beklenenin sınırlandırılmışlığını, belirliliğini alaşağı etmek istercesine hınzır cümleler apartarak, bunları şarkıların içerisine dahil ederek resmin kenarında olanlar için gerçekçil tahayyülerin sunumlandırılmasını gerçekleştirir. bütün meram gani gani replica albümünün belki de en anlamlı kurgularından birisi ise power of persuasion'dır. minimalist deneysellik üzerinden bina edilen döngünün, kesintili saikler içerisinde karşılaştığı değişim ve dönüşümler bugün, cereyan etmekte olan düşünselliğin köküne kibrit suyu dökme gayretini ve bizleri bekleyeduran geleceğe dair net bir çıkarsamayı beraberinde getirmektedir. vinyetlere, belli bir bakışımın tespit böcüğü olmuş! janjanlı ambalajlarla süslenip püslenmiş içi kurtlu elmalara hemen kanılmasın diye uyaranlara ev sahipliği yapan bir odak. gerçekçil olan zaman akışı içerisinde neyle karşılaşacağımızın kocaman bir muallak olması iyisi mi yoksa tersi mi her şey ikna kabiliyetini v meramını en net anlatabilenin biçimlendirmelerine bakacak... daniel lopatin gibi sesin sınırlarını, sözün kerametiyle bütünleştirmeye gayretkeş olan müzik "mihmandarlarının" sunageldikleriyle beraber bugünün ötesine hazırlıklıyız şimdi ve burada...

*daha önce grizine için burutay yalçın tarafından derlenen 2011 halet-i ruhiye külliyatı için kaydedilmiş ocağın 28'inde küçük tefek oynalamalarla halihazırda okumuş olduğunuz yeni biçimlendirmesi gerçekleştirilmiştir...

oneohtrix point never official
oneohtrix point never üzerine - drwarp - deuss ex machina
oneohtrix point never - replica album via mexican summer-software records shop
oneohtrix point never - rubio stream via gorilla vs. bear
[2011] halet-i ruhiye külliyatı - grizine

Sunday, January 22, 2012

Deuss Ex Machina # 384 - the ballad of indecision

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_384_--_the ballad of indecision

16 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Yusuke Tsutsumi-I've Killed My Baby Boy Today (Dimeoutworks)
>2<-Yusuke Tsutsumi-Golden Skyline (Dimeoutworks)
>3<-Jürgen Müller-Sea Bed Meditation (Digitalis Recordings)
>4<-Jürgen Müller-Sea Green (Digitalis Recordings)
>5<-Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Harmony And The Play Of Light (RareNoise Records)
>6<-Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Losing My Breath (RareNoise Records)
>7<-Max Richter-Luminous (Metropolis Movie Music Ltd.)
>8<-Max Richter-Sorrow Atoms (Metropolis Movie Music Ltd.)
>9<-Hidekazu Wakabayashi-Olivia (Twisted Tree Line)
>10<-Hidekazu Wakabayashi-Hello Mommy (Twisted Tree Line)
>11<-sonic.art Saxophon Quartett-String Quartet No.3 (Mishima) (Genuin)
>12<-sonic.art Saxophon Quartett-Saxophone Quartet - Movement IV (Genuin)
>13<-So Percussion & Steve Reich-Mallet Quartet III. Fast (Nonesuch)
>14<-So Percussion & Steve Reich-Mallet Quartet I. Fast (Nonesuch)

                                     the ballad of indecision
                                                (384)
Ortaya çıkan sessizlik kimi zaman dünyanın çabasıyla oluşturulan engin kakafoninin, heybeti arttırılsın diye dokuz taklalar atılarak dönüştürülmeye gayretkeş olunan dile pelesenk, zihni heder ettirici çağrıların her dönemecinde dökümlenmeye çabalanılanın ne olduğunu manidar bir biçimde çözümlendiren, çözümleyebilmek için insana bir şans daha tanıyan bir olgudur. Fecaatin yükü azmış gibi daha istekli, daha fevaranla çepeçevreli olanının tahsisinin yollarının arşınlatılmasından gürültüsü, patırtısı en çok çıkanın sözünün dinlendiği yanılsamasında sessizliktir bazen tek sığınağınız. Sessizleştikçe, üzerinize çullanarak en kötüsünü, en beterini tahayyül etmeden, hizaya sokmadan ömrü hayatımızı geçirip gittiğimizi ilana hazır ve nazır olanların zihinlerinde dönüp dolaşan kırk tilkinin, kırk ayrı hinliğin hikayesini okuyabilmek olanaklıdır. Olasılıklar arasındadır. Sessizleştikçe, biat ettiğimiz kurallarına sadakatimizin ölçülüp biçildiği, dengesi daima şaşkın bir adalet kantarında bir o yana bir bu yana savrulup, savuşturulup durulan, ağırlık çekmektense hafiflikle yok sayılmak arasında dolaştırılıp durulan vicdan betimleyişinin birbirini bulduğu bir sahanlık kalır bize, hepimize. Kantarda görünmeyenin malum hakkının da sözkonusu bile edilemeyeceği manşet manşet orada burada demeçlenip durulurken bir hakikatin peşinden koşabilmek giderek daha çetrefilli hale dönüştürülür. Çetrefillilik hali anlamlandırılmayıp, uzatıldıkça bu ahvalin sınırlarında behemehal doğrunun gün yüzünü kapsaması mümkün olmayacaktır. Mümkünatlar dahilinde olmayacaktır.

Kulpundan tutulup çekiştirilen insanlık hallerinin en tereddütsüz yankılamalarının, en cahıraş betimlemelerinin nasıl da kanırtıldığını hemen her an görmek zorunda olanların bildiği şekliyle günce devinip, zaman aşınıp dururken bir arpa boyu yol alamayacağımız, aldırılmayacağımız ortadadır. Her durumda her şey ortadayken hala inatla kafasını kuma gömme konusunda yeterliliklerini sergilemeye devam ede duran erkin-muktedirin olurlarının neler olduğunun, kimleri veyahutta hangi insaniyet kıvamlarını yanında tutturduğu aşikardır. Açılmış yaraların üzerinde, denenmemişliği deneyimlemek adına gerçekleştirilen teşebbüslerin bütünlüklü bir biçimde incelendiğinde nasıl da sorunun varlığını kutsadığını, kutsiyet atfettiğini görebilmek bir kere daha mümkündür. Mümkünü olmayana bile olur kabilinden bir yol ve zemin sağlanabilmesinin yegane şansı işte o kısımda cereyan edenlerdir. Algı daraltıldıkça, düşünme başka zamanlara terk edildikçe, bugünün işi hep yarına konulmasında da bir sakınca görülmeyince ortalıkta ne sorun kalır, ne örgüt ne de beynelminel başka bir düğüm. Herşey alelade olağanlığında, herşey güllük gülistanlık, yerseniz!. İçeriğe dahil ettirilenler teferruat olanların her davasında, her sorununda kendisini bir kere daha gösteren bir yapıyı tanımlandırır. Donatıldıkça bu sahanlık bu kadar kıt kanaatle, birbirinden benzeş söylemlerle başka şeyler söylemek, başka şeylere öykünüp bir şeyleri daha çözümleyebilmek afaki bir çabalanımın, handiyse 5'de 3'ünün bir örgüt üyeliği potansiyeli ihtiva ettiği yurttaşlarının masumiyet karinelerinin çırpınarak nihayete ermesine aracılık eylenir.Has hakiki adalet tecellisi budur.

Kendisine benzemeyeni ötekileştirmenin sacayaklarından sayılabilecek, en kolay kullanıma açılabilecek gediklerinden has ayrımcılığın temellendiricilerinden birisi de bu çığlık çığlığa vavelya ile şekillendirilen kumpaslar pardon komple teorileriyle bezenmiş içimizdeki vatan hainlerini ayıklama gerekliliğinin bir türlü nihayete erdirilmemesidir. Hepimiz hainiz, hepimiz bir ideolojik çıkarım için bu anlamsız girdabın içerisinden nemalanmaya gayret ediyoruz. Böyle bir çıkarsamanın gerçekliğinin tahliline girişmek bile "zul olması" gerekirken, hala bu müdanasız şartlanmışlığın bir sonu gelebilecek midir? Getirilebilecek midir? Ayrışımların, daha ikinci cümlede hakaretamiz bir küfürbazlıkla donatıldığı, destek bulduğu bu eşikte hala yabancı mıyız, hala öteki? Her birimiz her bir bireyimiz için aynı tornadan çıkan basmakalıp şeyin vurgulamalarla süslenerek püslenerek sunulduğu cümlelerin kar etmediğini bir şeylere merhem olmadığı ortadayken üstelik, daha nice can yakma teşebbüsünün ardından hep aynı kumpas tiyatrosunu seyretmeye devam ettirileceğiz? Sorgumuz, yazgımız olarak belletilmişliğin kazayla ya da şans eseri ulaştığımız ötekisi olmanın bir dezavantaj hali oluşturmasından artık bıkkınlıktır. Gelmiş olan gınadır. Gözyaşlarının rengini, cinsini, cibiliyetini sorgulamak gerekliliğinin ne kadar önemli olabileceğine bir türlü muktedir-erkçe karar verilememesine duyulan öfkedir. Öfkeli olma halidir.

Yıllar yılları kovalarken birbiri peşisıra düğümlenmiş olanın geçmişimizin yüzleşmek için sırasını bekleyenlerine bile artık vakit kalmadığının, bir an evvel ileriye gitmemiz gerektiğini muştulayanlara karşı nereye gidiyoruz sorusunu bir kere daha yineleyebilmektir hala bütün bu keşmekeşliğin ortasında. Umudumuzu kırdılar, geleceğimizi günümüzü mahvederek elimizden aldılar, gitmemizi engelleyen yegane şey olan işte bu toprakların en dibine girebilmek için didişmemizi, aynı toprağın suyundan herkes gibi faydalanmamızı bile bir şekilde haksız bir kazanım olarak belletmeye devam ettiler. Sessizleştikçe, sessizliğimizin içerisindeyken, yaslarımızı tutmaya devam ettiğimiz müddetçe yok o bile öyle olmaz, asıl böyle olmalıdır diye 'buyurganlık' sergisine, sistematik dayatımına devam ettiler. Şekil şemal dün neyse bugün de odur. Çiçek gibi bakanlarımızın açıklamalarında el altında tuttukları fünyeli, parça tesirli bir ülkenin imajına zarar getirebilecek, cumbabanın vecziyle içimizdeki yabancılara bile adalet hakkının tesis edilmesi gerekliliği gibi pırıl pırıl dimağların, hepimiz ermeniyiz vurgusunun aslında ne olup ne olmadığının binbirinci baskısını yine anlatmak mecburiyetinin bir kere daha kendisini gösterir kıldığı bir kakafoni önümüzü, arkamızı, sağımızı ve solumuzu kapsamakta. Geçmişin edimleri, hezeyanları canhıraş bir biçimde sıraya koydukları, hak tanımazlığı, kimlik bilmezliği, adaleti kaf dağının ardına saklama gayretleri, yasaların değil kanaatlerin geçerliliğini koruduğunu, adamına göre muamelenin veyahutta; biçimler ve zamana göre bir adalet tecellisi için çabalanımın sözkonusu edilebilirliği düşündürücü değilse şimdilerde ne düşündürücüdür.

Bir kere daha yüksek sessizliğimiz içerisinde sorma gereği duyumsuyoruz. Her durum ve fiiliyatı buraların toplumsal birlikteliğine ekilen birer nifak tohumu olarak değerlendirme işgüzarlığının aslında ne kadar kısıtlanmış, dar bir bakışım olduğu ortaya hala mı çıkmamıştır. Sobelenecek kalmış mıdır, sobe edilecek bir aktör veya. Muktedir-erk biçimlendirmeleriyle, yancısıyla, yandaşıyla günü kapkara kapsayanın aslında ne olduğunu imdi çok iyi bilse de zerre miskal bir çabalanım içerisine girişmemiş olması, yargının işine karışılmaz diye buyurulması daha önceden bilinmedik şeyler midir? Bilinmez şeyler miydi? Her kırılma anında bir öteki yaratma sevdasının, açılan ayrılık faylarını daha derinlere taşıyabilme çabasını bir merhale daha yukarıya çekebilmenin sonucunda karşılaştıklarımız, bir köşede seyretmek mecburiyetinde olduklarımız insan olgusunun ne ara tedavülden kaldırıldığını!, başka şeylerin dolgu malzemesi olarak bu ülkenin harcına eklemlendiğini irdeleyebilmek mümkünatlar dahilindedir. Yalnızlaştırılan muhalifliğin, sesi kısılan muhalifliğin, canı alınan muhalifliğin, sokağa çıkıp ses vermeye teşne olduğunda terörist bellenen muhalifliğin, emeğine sahip çıktığında mimlenen muhalifliğin, eğitim hakkını istediğinde yemediği cop, teneffüs etmediği gazın kalmadığı muhalifliğin, her bir yankısında yalnızlaştırıldıkça kaybedişlerine üzüntüsünün bile belirli bir tondan olması gerektiği dikte ettirilen muhalifliğin, bendine sığmamasına karşın dün ona bugün buna yarın olanın gün gelip kendi kapısının çaldığında beğenmediği muhalifin yanında olacağını bilerek, veyahut bildiğini esirgeyerek tahakkümlerine durmak yok devam diyebilen erkin bakışımını netleştirmektedir.

İlla ve billa ki bir şeylerin doğru gitmediğini anlamlandırabilmek için başa gelmesindense öncesinde önlemin tam ve zamanında alındığı, adaletin herkese eşit ve zamanında sunumlandırıldığı, yalandan, şakacıktan bir demokrasinin değil içi dolu dolu bir demokrasinin işlevsellik kazandırıldığı bir ülkenin ütopya olma hallerindenn! kurtulabilmek belki görebilmekle alakalıdır! Yeterince saf bir biçimde görebilmek olgusuyla ilintilidir. Devlete zeval gelmesin derken vatandaşına etmediğini koymayanların bu kadar açık ve net bir çıkarsamanın altında da umarız bir bit yeniği arama çabaları kısa kesilir umarız! Sessizliğin kapsamı ve kapsadıklarının nüfusu günden güne artarken bir dönüşüm için gayretkeşliğin ivedilikliği ortadayken üstelik. Bu kadar net. Muktedir-erk-iktidarın söylemlerinin bir fiil tamamayıcısı, kullanılagelen, yapılıp edilen her olgu, türetiş, hamle vs. karşısında oluşan itirazları daha en başından bertaraf edebilmek, boşa çıkartmak adına sığındığı bir vurgu haline dönüştürülen milletin tahayyülü, beklentisi ve kapsayışının anlamlandırılmasının esasen ne kadar da üstünkörü bir savlayış, savunuş biçimi olduğunun da ayniyla vaki, ayan beyan günyüzüne çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Gündelikliğin önceliklerinin nasıl parçalarına ayrıştırılarak, yersiz, gereksiz ve önemsiz adledildiğini, böylesi bir çabalanım bütününde esasın esamesinin bir türlü okunmadığına şahitlik ettiğimiz günlerin içinden geçiyoruz. Boşa konuşarak harcanan sürelerin, boşa heder ettirilmesi için istiflenmiş vakitlerin, eylemlerin, tepkimelerin istiflendiği; hayırlısından çok şerrinin gündemi donattığı bu ülkede sokağın sesinin muktedir cenahında nasıl yankısını bir türlü bulmadığı yansımaktadır.

Altı kalın kalın çizilen demeçlerin, söylemlerin yapısaldan, tadilden çok yıkımı, sessizliği ve tektipleştirmeyi müdanasız tekrar ettiği aşikardır. Bir görüngünün diğerini tamamladığı, karanlık halinin, kasvet toplamının azalmadığı aksine demirbaş kabilinden nüfuz ettirildiği, çoğaltıldığı bu güzergah dahilinde yaygınlaştırılmaya çalışıldıkça çok daha manidar biçimde ket vurulup engellenmeye çalışılan sokağın sesidir. Meramımız boyunca denkleştirmeye çalıştığımız. Meram sahasının ötesi boyunca imgelemeye anlamlandırılmayana dair kelam eklemeye gayret ettiğimiz. Kulak vermedikçe, görmeye özen göstermedikçe, bilmeye her daim kalındığı müddetçe daha uzunca bir süre duyumsanmayacak olan sokağın sesi. Değer yargılarından başlayarak bina edilenin, popülerlikle harman edilmiş prototip dışında kalan herkes için geçerliliğini koruyan, feryat figanın köşeye kıstırılıp hesap sorulacak, sorulması elzem bir merhaleye indirgendiği, böylesi bir kapsayışla alt edilmeye gayret edildiği günümüzde sokağın sesi aykırı, mızıkçı, inadım inat bir vurgu değil anlamlandırlabilirliğinin, kapsamı altında sumunlandırılanların herkes için farklı farklı dersler barındırdığı bir 'bileşenler toplamı'dır. Mutlak ve bir şekilde muğlaklıktan kaçamayan muktedir dilinin altında saklanan baklaları irdeleyebilmeye imkan sağlayandır. Fermanın ellerinde bir boyunduruk haline dönüştüğü, özgürlükten uzak bir kısıtlayışı muştuladığı, zamanın gerçekleri sözkonusu olduğunda sokakların kime ait olduğunu klişe haline teslim olmadan tepkimeyi mümkün kılan bi'evreye taşımayı hala mümkünatlar dahiline eklemleyen bir aynalamadır.

Defaatle karşı karşıya kalınan ezaları, açmazları, adaletsizlikleri, eşitsizliği, vurdumduymazlığı en mühimi insanlığı bir kenara terk edebilme teşebbüsündeki ilerleyişi manidar bir biçimde ilave hiçbir vurguya gerek olmaksızın zihne belletendir. Dünü sözümona anlamlandırıp, geçmişin hatalarıyla yüzleşiyoruz bahsini açık tutarken gün içerisinde, şimdi her şeyin nasıl da altüst edildiğini naklettirendir. Muktedirin, yapabildiğinin edebildiğinin tarihi tekerrür ettirirken bildiğinden zerre şaşmayan, vesayeti eleştirirken sabitliği sağlanmış olan siyasal olanının izleri üzerinden hareket ederken bile sunageldiğinin faşizmin dikalası olduğunu eksik, gedik olmaksızın belirginleştirendir. Görünen köy kılavuz istemez. Bu veczin dibinden anlamlandırılabilecek şeylerin olağanlaştırıldığı bir diyar burası. Kelamı yarıda kesip attıran, müdahil olunan konuların, sorun ve soruların üzerine ölü toprağı serpiştirilmesi gayretkeşliğinin, müdanasız yaftalama, biçimlendirme anlamını deforme etme teşebbüslerinin, nefretin değirmenine su taşınması heveskarlığının ve ötesinin işin kısaca özü olarak kırmızı çizgilerle belirlenmiş olan sahanın sahiplendiklerine karşı oluşabilecek her türlü eleştirelliği daha en başından devre dışı bırakabilmeyi amaç edinen bir tasvirler yığıntısıdır. Tasvirlerin geniş açıda boylu boyunca gündelikliği donatması karşısında algının köreltilmesi, vicdanın taşlaşması, ne sorunu yok sorun morun, ne katliamı devlet hiç öyle şeyler yapar mı uyarısının, adalet mi daha ne bekliyorsunuz idam mı edelim yani bakışımının, açılım mı buyrun daha fazla mahpusluk trajedisinin layığımız olduğunun, bu ileri demokrasi güncesi içerisindeki olumsuzlukların bir sağlamasıdır.

Sokağın sesindeki muhalif damar daim bir biçimde tıkandıkça muktedirin çabalarıyla, manipüle edildikçe, sorunların varlığı istikrarlı bir biçimde korunaklılığını devam ettirecektir. Görmekten imtina edenlerin, üzeri örtülsün diye aportta bekleşip duran kitlenin, tozlu sayfaların hükümranlığında bazı şeyleri tarihçilere bırakalım buyuranların galiba en kısım olan vicdanı nadasa basabayağı nadasa terk edenlerin, edebilenlerin aynı benzeşsiz sorularını yinelemekten, kaçınmayacakları bir güncellik sözkonusu olacaktır, oldurulacaktır. Geçmişte bugünü görebilmek bir yetenek sınavı ile tahsis edilmiş bunun sonucunda da takdim edilmiş bir kazanım ve düşünme biçemi değildir. Velev ki böyle olsun, gün dahilinde unutturulmaya, bir şekilde gümbürtüye getirilmeye gayretkeş olunan sorunlarımızın temellerinin nerelerde atıldığını anlamlandırmak için sadece dönüp bakmak kafidir. Sadece vicdanı karartmadan, amasız ve fakatsız, şartsız dönüp bakmak, farkına varabilmenin en önemli anahtarıdır. Bilmenin anahtarıdır. Bilmek sorumluluğu beraberinde getirip, sorgulama sürecinin başlangıcını ve bu kadar kısıtlı bir saha içerisinde, zaman dahilinde nasıl nasıl büyük acılardan geçildiğini ikrar ettirir, duyumsatır, hatırlatır. Korkuları çepeçevrelediği bir devlet algısı, dokunursan yanarsın bahsinin ne kadar iktidar elinde gerçek kılındığını pekiştirir. Kelimeleri kifayetsiz kıldıran, bir döne dolaptaymışız gibi sürekli aynı seslenişleri biteviye işittirir kıldıran dejavuların da müsebbibi haline dönüştürülen işte bu algının toplamıdır.

Tahayyül, beklentiler bambaşka şeyleri hafzalaya taşısa da hala benzersiz bir tonlamadan erki koruyup kollayan, yıllardır yapılıp edilen katliamları önemsizlik merhalesine indirgeyen çablanımlar "sokağın sesleri" içerisinde elbette tepkimesini bulacaktır. 1914-15 dönemi içerisinde anadolu toprağının dört bucağında yapılıp edilenler, 1938'de dersim'de eylenenler, 1978 maraş, 1980 çorum'unda ortalığı karanlıklarla zapt eyleyenler, 1993'de sivas, 2011'de roboski'yi bu istikamete eklemleyenler, kıyamın tehcirin olmamışlığına dair binlerce tezat cümle kurmaktayken, kırımı insana reva görenler, böylesi bir sindirme seçeneğini bile isteye hatırlarından çıkartmayanlar, gerektiğinde uygulamaya hazır ve nazır olanlar buraları karanlığın eline teslim ettiler. Etmeyi uygun gördükleri yerde yineleyebilmek hakkını da "muhafaza" ederek, diri tutarak. Ayak bastığımız yeri vatan kılan istisnasız herkesin söz hakkı, yaşam hakkı, adalet hakkının eşit kılındığı, kimilerimizin yıllar sonra bile bir yabancı olarak bellenmediği bir toplamdır. Böyledir...   

>>>>>Bildirgeç
Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet! - Sarphan UZUNOĞLU*

Her ne kadar “Hrant Dink bir dosya değildir, kapatılamaz,” dense de Dink cinayeti referandumla ‘dönüştürülmüş’ yargının eşsiz marifetleriyle temyiz sürecine kadar geldi. Mahkemenin verdiği kararla 24 ocaktaki vahim tahliye hâli engellenmiş olsa da, daha büyük bir vehametle, olayın öncesi ve sonrasındaki ihmal süreçlerinin tüm aktörleri ceza almaksızın yırtmış sayılırlar. Bugün yürüyen tartışmalardaki “Ergenekon mu yaptı yoksa cemaat mi yaptı?” sorusuna yönelik tüm cevaplar da bu iki seçenekten ‘biri’ne yoğunlaşanlar için fazlasıyla aldatıcıdır. Dink cinayeti ‘anlık bir olay’ değil, bir devlet operasyonudur. Kafes’i ve Balyoz’u yaratan devletten, Cemil Çiçek’i el üstünde tutan AKP’ye, oradan Muammer Güler’e, suç şebekesi Fethullah Gülen ‘şebekesi’ ya da Ergenekon ‘şebekesi’ ile sınırlanamayacak kadar büyüktür.

Her şeyden önce, “Hrant Dink bir dosya değildir, bir yaradır,” cümlesinin arkasına bir mantık oturtulmadığı sürece anlamsız olacağını söyleyerek başlamalıyız. Dink cinayeti, öyle ya da böyle, Türkiye tarihinin 21. yüzyılda tanık olmakta olduğu ‘politik’ yargılamalardan birine eser oluyor, aradaki tek fark mağdurun bu kez şikayetçi makamında olması. Zaten mesele de burada düğümleniyor. Hem hukuken, hem olay bakımından mağduriyet söz konusu olduğunda devletin eli ayağı birbirine bağlanıyor. Suçlu ‘iyi çocuklar’ olunca, çakmaktan örgüt materyali yaratan ‘yeni’ yargı, eski yargıyı aratmayan kararlarını sürdürürken, Dink Davası’nda kemalist ve neocon yargıların karşılıklı olarak aynı basiretsizlikle sonuç vereceği ortada.

Olayın öncesi

Hrant Dink cinayetinin ‘tetikleyici’ unsurlarına gelelim:

- Kemal Kerinçsiz ve İşçi Partisi’nden arkadaşları (ideolojik uyuşmanın yarattığı sonsuz konsensus) zaten konferanslardan, bildirilerden ve her cümlelerinden belli olduğu üzere ‘soykırım’ konusunda Hrant Dink, Baskın Oran, Perihan Mağden gibi isimleri ‘zararlı özne’ olarak tanıtan ekiptenler. Suça teşvikteki ‘bağları’ ortada; dahası üşüyen adam Muhsin Yazıcıoğlu da (katillerle fotoğrafları boy boydu) bu ekibin sadık bir dostu. Temel anlamda dava arkadaşı bile sayılırlar.

- Genelkurmay Başkanlığı Sabiha Gökçen’in Ermeni olmasına dair haberi eleştiren sert bir bildiri yayınlıyor. (İlgili zaman diliminde orduya duyulan güven oranı gözden kaçmasın.) Üstelik açıklama metninde aynen şu ifadeler yer alıyor:

Yüce Atatürk, Türk Milletini “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir” şeklinde tanımlamıştır.Atatürk Milliyetçiliği görüldüğü gibi etnik ve dini temellere dayanmamaktadır. Anayasamızın 66 ncı maddesinde de Türk vatandaşlığı “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde ifade edilmektedir.

Dönemin Genelkurmay Başkanı, suça teşvik yahut herhangi bir meseleden ötürü sorgulanmıyor. Bildirinin altında kimin imzası olduğuna dikkat edilmiyor.

- Ertuğrul Özkök ise TSK-Daily-News’den (Hürriyet) meseleye müdahil olurken, sakallarında faşizm rüzgarını dindiren Emin Çölaşan da dalgaya el veriyor.

- Muammer Güler makamdan gazetecileri ‘uyarma’, Celalettin Cerrah olaylara göz yumma gibi suçlarla Dink cinayetine dahil olan diğer isimler. Her iki ismin de AKP tarafından sonrasında ‘ödüllendirildikleri’ (vekillik vs.) -Cerrah’a biraz ceza da var- göz önüne alındığında,  AKP bu ikilinin sırt okşayıcısı olarak sürece burada dâhil oluyor. Cemil Çiçek ise zurnanın zırt dediği yer olarak cinayetin başından sonuna ‘hukuki meşruiyetini’ sağlayan devlet suratlı adam olarak zaten orada duruyor. Her ne kadar Hrant’ın bazı arkadaşları “Cemil Çiçek’e rağmen AKP iyi şeyler yapmıştır,” deseler de bu gerçek ortada.

- Suçlulardan birinin açıkça emniyetin muhbiri olduğu düşünüldüğünde, Fethullah Gülen‘in emniyet teşkilatının ve olayla ilgili bilgisine de başvurulan Jandarma‘nın da olaya dâhil olduğunu bilmeyen yok. Keza Türk Bayrağı bile, en büyük terör örgütü olarak devlet adına, Ogün Samast’ın ‘o güzel’ hatırası biçiminde beyinlerimize işlenmişti.

Cinayeti devlet üstlendi, peki ya hükümet?

Özgür Gündem gazetesi olayları sürmanşetten duyururken şu başlığı tercih etmiş: “Cinayeti devlet üstlendi.” Bu kesinlikle doğru bir bakış açısı; yalnız son yıllarda Türkiye’de liberallerce keskinleştirilen devlet hükümet demek değildir algısına hizmet edebilmesi bakımından tehlikeli.

Markar Esayan Taraf’ta yazdı. “Başbakan keşke ilk gün söz verip beklentiyi yükseltmeseydi,” demiş bulundu. Bu noktada Markar Esayan’ın haksız olduğunu kim söyleyebilir? Evet; başbakan ‘liberallerin’ hâlâ medet umduğu biri olarak söyledikleri çok önemli; ancak döneminde siyasi cinayet işlenmiş ve üst düzey bir yöneticisi (Cemil Çiçek) cinayetin azmettiricisi olarak yargılanabilecek (burjuva hukukuna göre abartı olabilir, bizim adaletimizde değil) kadar olayı meşrulaştırmış bir partiye güvenmek tam da bizim liberallerimize yakışırdı.

Vardığımız nokta şu:

AKP’nin yeni hukuku, liberallere umdukları yahut vaat edilen sonucu vermedi. Beklenen sonuç gelmeyince de taraflar enseleri karartarak evlerine döndüler. Dün o kalabalıkta yürürken TKP de dahil birçok siyasal aktörün orada olduğunu fark ettim. Herkes cinayetle ilgili farklı şeyler düşünüyordu; ama en taze siyasi cinayetlerimizden biri için oradaydık.

Bir rahibin ölümü ya da Zirve kitabevinin baskını karşısında gösteremediğimiz ‘birliği’ Hrant Dink konusunda göstermemizin temel sebebi bu davanın devletçe de ‘siyasi’ bir argüman üzerinden sürdürülmesi oldu. Bu bağlamda bugün karşımızda olan tabloya baktığımızda hiç de ‘olumlu’ şeyler söyleyemiyoruz.

‘Ergenekon’dan kastedilen her ne olursa olsun bunun Faşist bir yapılanma olduğu ortadadır. Ergenekon ‘kapsamında’ yahut ona ‘yancı’ olan davalarda gözaltına alınan herkes ‘zanlıdır’ dersek Nedim Şener dahi sanık konumuna düşer ki burada komedi başlar; ancak şu da kesin ki Ergenekon yahut TÜRK ulusalcılığı ve derin devlet bu cinayette tetiği çeken kliğin harekete geçme sebebini ortaya çıkaran, bu nefret ortamını gazeteleriyle yayan bir alandır.

Öte yanda duran, ihmal cephesi ise siyasi bir dava olarak Dink Cinayeti’nin sonuca ermemesi için elinden geleni yapan, Dink cinayetinin ‘yek’ siyasi dava gibi gösterilmesinde de açıkça emeği olan cemaat ve AKP’dir ki, bu iki güç yalnızca bu cinayetin işlenmesindeki ihmalleri değil, cinayet işlendikten sonraki yargı sürecindeki ihmalleri gerekçesiyle suçludur.

Bu bağlamda “Hrant Dink davası bir dosya değildir,” evet; ama devlet ve hükümet birbirine içkinleşmiş iki mekanizma olarak faşist gençlerin eliyle işlenmiş bir cinayete neden olmuş, ardından da failleri kollarıyla sarmıştır.

Türk hukuku ise ‘özel yetkili mahkemeler’in aslen ‘devletin’ mağdur rolüne yattığı davalar için kurulduğunu kanıtlamış, örgüt ve terör gibi kavramlardaki basiretsizliğini gözler önüne sermiştir.

Baskın Oran referandumdan önce Yetmez Ama Evet panelindeki video mesajında (Muammer Karaca Sahnesi’nde) şunu söylemişti: “Evet demezsek AKP bize ölüm döşeğinde su vermez.” Bugün AKP belki liberallere su vermektedir; ama o suya Hrant’ın kanı karışmıştır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Sarphan UZUNOĞLU'nun kaleme aldığı "Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet!" başlıklı makalesi bu meram sahanlığın devamlılığında okunması bir kazanım olan yazılardandır. Söylemler, çeşitlendirilip, anlam gerçekliğe doğru meyil ettirilebilmesi için hakikatin peşinden koşmak biz geride kalanların en büyük ödevidir. Her ne şart altında olursa olsun... İyi okumalar...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #380 (19.12.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #382 (02.01.2012)
Titreşim / Deuss Ex Machina #383 (09.01.2012)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Dink Davası: Çok Bilinenli Bir Cinayet! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Hrant-SES-SİZ - Agos Youtube Kanalı
Utanıyor Muyuz? - Nabi YAĞCI - Düzce Yerel Haber - Taraf
Հրանդ Տինք - Aglea
Göçmeyen Kuşlar / Hrant'a Ağıt - Metin & Kemal KAHRAMAN... via Cahill62 - Youtube
Örgüt Üyesi - Outlaw - Güneşli Pazartesiler
Dink Davası Sonucu: En Büyük Terör Örgütü Devlettir! - Jiyan
Ümit KIVANÇ ve Rober KOPTAŞ - Söz Sende Programı - Balçiçek İLTER - Habertürk
O Gün Bugündür Devlet Aynı Devlet - Teferruatlar - Anarşist Faaliyet
Bakamazdım Gözlerine... Utandım! - Balçiçek İLTER - Habertürk
Hrant Çanakkale'de - Ragıp DURAN - Agos
Bu Dava Böyle Biterse - Orhan KEMAL CENGİZ - Radikal
"Hrant Dink, Yabancı Uyruklu, Yabancı Şirket..." - Cnn Türk
Hrant Dink Cinayeti : Gözlerimin İçine Bakın, Ne Demek İstediğimi Anlarsınız - Gün ZİLELİ - Jiyan
Hrant Davası Neden Önemli? - İhsan BAL - Habertürk
Hrant Dink’in Kardeşi: Çekip Gitmek İstiyorum - En Son Haber
Aradın Da Mı Bulamadın? - Agos
Orhan Dink’in Feryadı... - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet
Kaldırın Artık Hrant’ı Zincirlendiği Kaldırımdan! - Enver GÜLŞEN - Blog
Acıları Birbirine Tercüme Etmeden Olmuyor! - Umur TALU - Habertürk
6-7 Eylül'den 19 Ocak'a - Osman BULUGİL - Etkin Haber Ajansı
Erdoğan'dan Dink Açıklaması - En Son Haber
Cemil Çiçek: Temyiz Süreci Bitmeden Değerlendirme Yapmam - AKP Resmi Sitesi
Ogün Samast 'Örgüt Yok' Denilince Yargıtay'a Başvurdu - T24
Bunlar Hrant'ın değil, AKP'nin Arkadaşları! - SoL
SDP'li Gençlerin Gözaltı Süresi Uzatıldı - Etkin Haber Ajansı
Bulunamayan Örgüt; Devlet - Akın OLGUN - Birgün
Thomas HAMMARBERG: "Gazeteciler Yazdıklarından Dolayı Cezaevinde" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Nedim Neden İçeride Erhan Neden Dışarıda? - Mehveş EVİN - Milliyet
TC’nin Genetiği Veya Vicdanı Kirlenmiş Toplum - Fikret BAŞKAYA - Sol Defter
'Hayata Dönüş' Davasında Neler Oluyor? - SoL
Roboski ‘Yazılı Emir’le Vuruldu - ANF
Uludere Neyin Turnusolüdür? - Atılım
Mahkemelerin Sonucunu Bekleyelim Tekerlemesi - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
KCK Tutklusu Meryem Nurcan Yolvercan İle İlgili - Mehmet Lütfü ÖZDEMİR - Yıkıcı Tutku
Bir Politik İmkanlılık Olarak Affetmek - Selda TUNCER - Amaregi - Bianet
Roboski'ye Giden Sanatçılardan Çağrı - ANF
Hasip KAPLAN: Türkiye Artık Totaliter Rejim, Başkaldırı Meşrudur - ANF
Hrant Davasında Örgüt Bulamayan Yargı, 7 Öğrenciye Örgüt Üyeliğinden 51 Yıl Hapis Cezası Verdi - Sol Defter
Uğur MUMCU Asala ve Pkk Destekçileriyle Anılamaz! - S.YEŞİLTUNA - Türksolu
Anaların Çığlığını Duymak - Cengiz AYAR - Özgür Gündem
Cumartesi Anneleri: Toprak Hesap Soruyor - Evrensel
Görümlü Jandarma Taburu'nda Kazı Kararı - ANF
Darbecinin Resmini Kimse Çizmiyor - Emek Dünyası
Evren’in Yargılanması 12 Eylül ile Yüzleşme Midir? - Edip YAŞAR - Özgür Gündem
Mehmet ALTAN: Siyasi Vesayet De Var - Mehmet TÜM - ANF
Kürt Halkıyla Mücadele Eylem Planı - Sıtkı GÜNGÖR - Atılım
Hiç Utanmanız Yok Mu? - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
‘Çoğunluk’- Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Çoğunluk - Cüneyt UZUNLAR - açık koyu
"düşünce ve ifade özgürlüğü" kimin için? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Şu Bizim Dev Tutsaklığımız! - Sarphan UZUNOĞLU - Radikal Kitap / Jiyan


Yusuke Tsutsumi Artist Page via Facebook
Yusuke Tsutsumi At Soundcloud
Yusuke Tsutsumi - A Grave By The Sea via Dimeoutworks Bandcamp
Jürgen Müller Official via Digitalis Recordings
Jürgen Müller Artist Page via Last.FM
Jürgen Müller - Science Of The Sea Album Review By Nick NEYLAND via Pitchfork
Eraldo Bernocchi Official
Harold Budd Informative Page via Wikipedia
Robin Guthrie Official
Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Winter Garden Review By Lee VINCENT - Everything Is Chemical
Eraldo Bernocchi, Harold Budd, Robin Guthrie-Winter Garden Kritiği - Duygu ATEŞ - Organized Sounds
Max Richter Official
Max Richter Üzerine - dRWarp - Deuss Ex Machina
Max Richter - Perfect Sense Soundtrack Purchase via iTunes
Hidekazu Wakabayashi Artist Page via Facebook
Hidekazu Wakabayashi At Myspace
Hidekazu Wakabayashi - Seaside Opera 00 via Archive.Org
sonic.art Saxophon Quartett Official
sonic.art Saxophon Quartett - Glass & Nyman Works For Saxophone Quartet via Genuin
sonic.art Saxophon Quartett via Classic Online
Steve Reich Official
So Percussion Official
Steve Reich & Kronos Quartet - WTC 9/11 Mallet Quartet, Dance Patterns Album Review By Jayson GREENE via Pitchfork


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
For Hrant -20 - Masisus (Masis ÜŞENMEZ)
Masisus (Masis ÜŞENMEZ) Flickr Page 
Masisus (Masis ÜŞENMEZ) Official

>>>>>Poemé
Baba Bana Bağırma - Akgün AKOVA

          yol ıslanmasın diye
          şemsiye açanlara...



baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna

yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların

hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın

hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba


baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba


baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için


baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir

Kaynakça: Şiir

Wednesday, January 18, 2012

bellek aşınmaz... sen müsade etmedikçe... 19.01...


geniz yakan, zihni meşgul eden bir █████ dönüp dolaştıkça, bata çıka ilerleyebildiğimiz bu güncellik sathını donatmakta. basbayağı bildiğiniz karaltı, muktedirin tahakkümleriyle beraber rotayı farklı yönlere ilerletmekte, az biraz da değil basbayağı dönüştürmekte. hakikatin anlamını çoktandır nadasa terk etmişler, gözlerini, kulaklarını, ağızlarını işin kısa ve özü duyularını toptan kepenk indirmişlerin fark etmekten özenle imtina ettikleri bir bedbin sahneleme. teferruatların peşinden fazla koşma nefessiz kalırsın derler. derler. derler. bütün gerçek o teferruat sahanlığında da olsa bunu sakız belleyip çiğnmeye devam ederler. ha bire deyip dururlar boşa koşma diye de beş koca yılda bir nebze olsun, "namus borcu" olarak başvezir tarafından atfedilmesine karşın suçu sadece bu sathın daha yaşanılabilir, adıyla sanıyla, özüyle sözüyle kendi halinde bir ermenisi olarak yaşayabilme hukukunu "gerçek" kılmaya çabalayan bir hrant ahparik'in katillerini öyle veya böyle bul[a]mazlar. herşey apaçık ortada olsa da, gözlerinin önünden bu, şu ve o diye ses vereni gani gani bulunsa da mutlak bir suskunluk içerisinde, bulduk üç tetikçi biri deli, biri muhbir ötekisi çocuk!, verdik cezaların en alasını biri ömür boyu diğerleri pattadanak çıkabilir ama olsun kanı yerde kalmadı daha ne istersiniz bre soysuzlar çetesi diye buyuruklarını sergileyen, mülkün temeli olan adaletin kantarında, zıplamaktan ne yana kaydığını çoktandır çözemediğimiz bir hengamenin tam da ortalık yerinde boş boş işler çevirirler. adaletten "trajedi" çıkartılmasının neticesini salı günü saat dört buçuk sularında öğrendik. yine belledik. belledik ki bu ülkede insan olarak yaşayabilmenin, her türlü melanete karşı dik durabilmenin, adına, ırkına, başına, soyuna, sopuna demediği konulmayan, her aşamasında silinmişliklerinden de arta kalanları sindirebilmek adına elde kalan mozaik parçalarına reva görülen hakaretamizliğin bir kere daha işittirilip yankılandığı bu cenahta adalet de kaf dağının arkasındaymış. göstere göstere yapılan edilen bu cinayeti ancak - kör bir balıkçı görmüş....


fiiliyatta enkaz haline dönüştürülen bu adalet ile muktedir-erkin işaret ettiği noktaların üzerinden giderek karar verme oyununun şimdilik bir sonu geldi, şimdilik. biliyoruz ki, medet umulan bu █████ perdeleme çabasının, örtbas etme gayreti altında beton-millet-sakarya'nın ayrışmaz bir parçası olan ırkçılığın olağanlaştırılması var. sokağın sesinde; yankısını bulan acılı bir kadının, katillere karşın ne yaptı ülkemin adaleti yankısına karşı muğlak bir sessizlik var. karar merci olan, elinde olanak bulunan yürütmenin istediğinde yargıyı nasıl dönüştürebildiği bu satıhda ortadayken, "dokunan yanar" bahsinin sözkonusu bir ermeniyse nasıl da diri tutulduğunun hakikati var. bu memleketin istihbaratının gözü ve kulağının önünde bıraksanız okeye oturmaya devam edecek olan kahvehane sakini duyarlı vatandaşlarının! son derece profesyonel bir biçimde talat paşa'nın katlinin rövanşını alma hıncının ortaklaşa sahnelemesi var. üç duyarlı! "amatör" vatandaştan bir profesyonel cinayet var. linç var. bu topraklarda hakikatlerin adının tam ve doğru olarak da bir türlü konulamayacağı, yüzleşme olgusunun nerelerden tıkanmaya namzet olduğunun her şeyin bir propaganda malzemesi olarak değerlendirilerek her ne derseniz deyin yeter ki muktedirin kapsadıklarının ötesine sövüp, sayın, vurun, dökün ve parçalayın hatta öldürmeye teşebbüs edin arkanızda koskocaman bir devlet aygıtı vardır yollu malumun ilamı var.var oğlu var...

hrant ahparik, ayrıştırmaların hemen her türlüsüne karşı olabildiğince anlaşılır bir dille yazmaya, anlatmaya ve öteki dediklerimizi tanıtabilmeye çabalamış bir insan'DI. evet çok düz gelebilecek bir tespit ama her şeyden önce insan'DI. karşılıklı olarak konuşulabileceğine, dış mihrak denilegelen (diasporaları, oy potansiyelini acılardan nemalanarak sağlamayı amaç edinenleri vd.) başkalarını ortak etmeden dertlerimizi kendi aramızda paylaşıp çözümleyebileceğimize inanmış bir "insan". ellerin bangın bangır bağırmasına, iletilerin (anladınız siz onu) sağlı sollu gelmesine inat durup dinlenmeden olayların üzerine, çözüme gitmeye çalışmış, didişmiş bir insan'DI. anadolu'nun yurttaşları ile kucaklaşacağı günlerin özlemini betimlemiş bir insan'DI. çözümsüzlük üretmenin yol almak olarak algılandığı bir coğrafya içerisinde konuşmayı ön planda tutmaya çalışmış bir insan'DI. yazdıklarından cımbızla seçilmiş bir kaç cümle, manşete taşıdığı haberin hemen arkasından ilişen, musallat olan 301 çiçek ve kerinçsiz stk'larının çabaları, açılan davalar, davalar ile hedef haline dönüştürülmesi bile onu bildiklerini sayıp dökmekten alı koyamamış bir "insan"DI. neticesinde katil zanlılarının haklarını savunup, görüş v eleştiri çatısı altından bunca trajik olaydan sonra hala kindarlıkları ile ekranlardan, sanal agoralardan yeni cürümleri işletebilmek için adına yüklemler, fiiller taktıkları, meşreplerince kullandıkları "insan". ve neredeyse pek çok önemli makam ve mevkiide  "insan"ın bilgisi olmasına karşın yitirilen bir insan'DI. dip not almanın ötesinde "emir demiri keser" diyenlerin göz göre göre yitirttiği "insan". söyleyin hala mı "yabancı" bu "insan". söyleyin hala mı ermeni olması insanlığından önce ve üstün gelmektedir. söyleyin hala mı "hepimiz ermeniyiz" vurgusu ile ne anlatmak istediğimizi soruyorsunuz. söyleyin hala mı ama ve fakat ve bilmem ne!... söyleyin hala mı bu ülkenin dibinde, kıyısında bir toprak parçasına sahip olmak için değil dibine girmek için çabalayan bir insan evladına reva görülenlerin, alnına sürülmüş o karalardan kurtulmak için didinmiş duran bu insan hala mı yabancı, hala mı eloğlu! hala mı görmüyorsunuz!

adaleti kaf dağının ardına saklayanlar, örtbas etmeye gayret edenler, demediğini, yapmadığını bırakmayanlar, bütün bu verilerin ışığında bu █████'ı aşabilmek için sizler de bir ses çıkartın. devlet eliyle ikinci kez katlinin ikinci gününde saat 13.00'da taksim meydanı'nda olun... yol ahpariğimizden yadigar kalan agos'a, yol hrant ahparik'e...yol bu ülkede kayıtsız kalmaktansa bu  ne ilk ne de son olan fecaate ve kırıma karşı tok bir ses verebilmeyi her şeyden üstün tutanlarla el ele buluşmaya... yol bir kez daha insanlıkla buluşabilmeye belirsiz bir çoğunluğun! belleğinde küfür olarak bellenmiş ermeni olabilmeye... bir kez daha ama asla son kez değil!!! bütün bu yaşatılanlar seyit rıza'dan alıntılayarak ...ayıptır. zulümdür ve cinayettir!... ses verin!... çağrımızdır!... 

Sunday, January 15, 2012

Deuss Ex Machina # 383 - soilse iargúlta ar an abyss de aineolas

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_383_--_soilse iargúlta ar an abyss de aineolas

09 Ocak 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Nota Bene vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Okan AYDIN - Radyo Babylon - Nota Bene
>1<-Zomby-Mozaik (4AD)
>2<-Kriedler-Evil Love (Bureau B)
>3<-Rafael Toral-III.I (Staubgold)
>4<-AGF-Brave New World (Feedback Loop)
>5<-Gedankenexperiment-Hypothesis (WéMè Records)
>6<-Mike Dehnert-Framework (Delsin)
>7<-Haossaa-Alüminyum Amonyak (Peyote Müzik)
>8<-Soundcollage-Somewhere (Self Released)
>9<-Fennesz-Seven Stars (Touch)
>10<-Vladislav Delay As Sistol-Hoc (Alva Noto Remodel) (Halo Cyan)
>11<-Anne James Chaton-Événement N° 20 (Raster-Noton)
>12<-Anne James Chaton-Barack Obama (Raster-Noton)
>13<-Anne James Chaton-Sème Le Trouble (Raster-Noton)
>14<-Anne James Chaton-Le Printemps De Téhéran (Raster-Noton)
>15<-Anne James Chaton-Pop Is Dead (Raster-Noton)
>16<-Anne James Chaton-De L'Empire (Raster-Noton)
>17<-Anne James Chaton-Pina Bausch (Raster-Noton)
>18<-Anne James Chaton-Avoir Peur (Raster-Noton)
>19<-Anne James Chaton-Taliban (Raster-Noton)
>20<-Anne James Chaton-Sommet De Pittsburgh (Raster-Noton)
>21<-David Bowie-Yassassin (RCA-Victor)


                                  soilse iargúlta ar an abyss de aineolas
                                                            (383)
Havanın ağırlaşarak, ağıtlaşarak, puslu bir perdenin altından bizlere görünür kıldırdığı, görünürlüğünü arttırdığı bu sathın kapsadığı alanlarda her anın nasıl zapt edilmeye çalışıldığı, zapturapt altına alınanların daim olanın yeniden okunması şeklinden bir ikrar yolunda derdest edilme gayretinin sürdürüldüğü gerçekliğidir. Zaman akışı devamlılığını istikrar ile korurken bu yörede bazı şeylerin nasıl da geçmişe demirli kaldığının örneklemlerini anlamlandırabileceğimiz kesitler, kesişimler karşımıza çıkartılır. Aşılmış olduğunu sandığınız engellerin, engebelerin nasıl da diri tutulduğunu, her fırsatını bulduğunda kendini göstermekten çekinmez bir halde ortaya çıktığını simgeleştiren zincirleme hareketlerdir, hareketlerin altından çıkıp da gelen fecaatlerdir dilimizin yamacında dolaşıp durmakta olan. Dillendirmeye gayretkeş olduğumuz. Yanılgıların beher makamda yılmaksızın yeniden şekillendirildiği, adının, tanımının, içeriğinin dönüştürülüyor ya hu edepsizliğinde başkalaştırıldığı yerde cürümlerin hesabı sorulabilecek midir? Nedir allasen bu bir cürüm, iki cürüm, üç cürüm ha'bire cürüm menfii şeylerden bahsetmekten yorulmadınız mı kuzum yollu sitemlerini saklamayanların rahatlıklarının bozulacağı endişesinden dolayı önemsemedikleri şeylerin toplamadır bu meramsalın sacayakları.

Her önemsiz zannedilen konununsa alelacele kapatılmaya teşne olunmasındaki dakiklik olguların merkezinden, başlangıcından itibaren denkleştirilmesi gereken şey bu soğukluğun bir şekilde kronikleştirilmesidir. Kanıksanmasıdır. Nereye kadar ucu bana dokunmuyor ki algısına komşuluk edilecek, nereye kadar bana dokunmayan yılan bin yaşasın tutumu devam ettirilecek sormanın sırası gelmemiş midir. Beher makamı, yurdun dört bir yanını kapsayan çürük yumurtadan beter kesif kokunun musebbiplerini de sorgulamak bir başka bahara mı kalacaktır, yine yeni yeniden!. Ulaşabildiğimiz gün, geçmişten sirayet etmiş şeylerin hiç de yabana atılmaksızın görünürlüğünü değiştirerek günümüzde başka şekillerde karşımıza çıkartıldığının yansımasıdır. Bugünün sorunlarının ilk elden tahlili önce bu kritiğin üzerinden harekete geçebilmenin, fikrini zikrini dolambaçsız bir biçimde denkleştirmekten geçmektedir. Denkleştirilebilinenleri sadece başkalarının hayatlarını değil kendi çok korunaklılıklarının muhafazasını da tahrif ettiğini ortaya serecek şeyleri ihtiva ettiği bilinirliğinin naklettirilmesidir. Anlayana! Sorgulamalardan uzakta, kendi yağıyla kavrulduğun varsayarken bizzat cehennem ateşinin yanı başında sıranın kendisine geleceğini izdüşümleyerek yaşamaktan ise, böylesi bir çabalanım ve farkındalılığı arttırmak elzem değil midir, hala değil midir?

Nicesinden yıllar geçmiş vurgusunu duyar olduğumuz şeylerin birer ikişer yeniden gündem denilen bu ön tahlili, oto sansürü, şu veya bu saiki önceden tespit edilmiş karşılayış ve sunuşlarla desteklenmiş olan biliyoruz ama aslında hiç bir şeyden emin değiliz bakışımının nihai karanlığından da mı çekinmiyorsunuz, ey ahali! Kokunun kesifini, günü kapsamakta olanın karaltısını da mı hissetmiyorsunuz ey ahali!. Vurgulamaların, betimlelerin belirli noktalarında zerre dokunulmadan tekrardan servis edildiği bu güncellikte insana sıra ne zaman gelebilecek artık bilmek istiyoruz. Korkuları diri tutarak, geçmişin hatalarının onarımını basite indirgemek adı altında ortaya koyulan kepazeliklerin tümünün hiç bir işe yaramayacağı kesinliğini kazanmışken şimdiyi nersinden okumamız gerekmektedir. Neresinden başlamalıyız ki bu kadar hevesli bir biçimde faşizmi olağanlaştırıp, sıradan bir olgu haline dönüştürme eylemi, kendilerine göre kararlılığı karşısında nüvemizi iştilir kılalım ki bir daha yeltenilmesin bütün bu aba altından sallanan sopalara. Bir kere daha insanlığın altında kalmayalım!.. Bir kere daha muasır medeniyetin zerresine ulaşamamışken her ne hikmetse hala bu yarışın içerisinde kendini zanneden müsabıklığın kabak tadı verdiğinin asıl olanın sıralamaların öncül sıralarını kapmak değil, o listelere girmeden bir şeyleri tahsis edebilmekten geçtiğinin idrakına ulaşılabilmesidir.

Böyledir, böyle bu kadar kısa ve net bir biçimde tahayyül edilesiyken hala neyin çekiştirilmesi, çekiştirilesiliğidir. Çıkartılacak can mı kalmıştır ki boş yere heder edilecek mahpus edilecek vatandaş mı kalmıştır bu öylesi böylesi bir şekil, kumpas dahlinde, mahpsulukla taltif edilecek, defaatle tahrifata uygun denk getirilip düşünceyi nadasa terk ettirilecek, adaleti lime lime edecek. Nicedir halimiz! nereyedir ahvalimizin körlemesine gidişi. Yönlendirilişi. Günün penceresinden bakmaya çalıştığımız şeyler birbirlerinden ayrıksı dursa da özünde aynı noktalara tekabül edecek olan bir durumu tespite açık hale getiriyor. Demokrasi dediğimiz kurgulama bir hale dönüştürülürken durmaksızın katarın boş kalan yerlerine eklentilenen her bir hamleyle bu yaşanılası coğrafyanın sorunların içerisinde boğuntuya getirilerek ıssızlaştırılmasının, tek ve mutlak bir sesin özünü ve varlığını kanıtlamaya namzet bir başkalaşımın devreye sokulduğunu imdimize dahil ediyor. Kestik sesimizi susturulduk bir biçimde derken boşa konuşu dile getirmeyişimiz biraz daha net bir biçimde anlaşılırlık bahsinin açılması içindir bizi bu meramın başına oturtuveren. Kelimeleri birbiri ardına düzmek kolaydır kimilerinin elinde gel gelelim yığıntılanan kelamların arasında saklı tutulup, meramı ötelemekten başkasını da müsammaha göstermeyen iş bu algının yükselişinde karşılaştıklarımızın derli toplusu, ederi aşina olduğumuz yüzü karanlığın mümesilliğidir.

Tescillenmiş mümesillik dahilinde vurdulu kırdılı cümlelerin, olur olmadık beyanatların beraberliğinde nakil ettirilen şeyler tam da korku nesnesi haline dönüştürülmek isteneni, düşündüğünü saklama gereksinimini bir kere daha ilan etmektedir. Nasıl yapılsa da bu vicdan arsızlığını, özge sesin kendisini, bastırmaktan, köşeye kıstırmaktan başkasına izin vermeyen bu çemberin sınırlandırılmışlığını aşabilsek, elbirliğiyle. Yıllar yılıdır sürdürülenin adı konulmasına gereksinim duyulmadan yapılanları da bir defada gözünüzün önüne getirdiğinizde hamle edebilmek, ses çıkartabilmek başlangıcı oluşturacaktır. Başlangıçlardan yılmayan bir neslin ahvali olarak, kitlesel bir uyanış yargıları daha en baştan sıralayabilme eylemi içerisinde ayrışmaya hazır ve nazır olanlara öncelikleri dimağlarına ulaştırabilir. Yerleştirebilir. Kanıksanmaya başlandıkça, olur verilenlerin sayısı çoğaltıldıkça her hayat bir kabusa evrilecek bu kesişim bu kadar net bir biçimde meydandadır. Ustalık döneminin hamuru yoğrulurken, bileşik, farkındalılık sağlatacak meramı oluşturacak, niteliği insani seviyeye ulaştıracak seslerin değil bildiğimizi okuyoruz ya, fazla da karışmayın işimize yollu meydan okumaların sürekliliğinde düşünülesi değil midir? Yoksunlaştırılan zaman mevhumunda ortak isteklerimizin sayısının azaltılmış, zapt edilmiş olmasıdır. Bu durumun yansılarının, her fırsatta yeniden sahneyi kapsamasıdır.

Muktedir-erkin diline pelesenk ettiklerinin alt okumalarına gerek duyulmaksızın netleştirilebilirliği olan yegane şey tüm bu hengamenin tozun toprağın altında kalanın 'insani' olanın bendinin yıkımıdır. Kayıtsız şartısız itaatkarlığın sunageleceklerinin yansısı daha da iyisi olmayacaktır. Anlamaktan imtina edildikçe sorunun kendisinin varlığı yükümüzü oluştururken bizlerle beraber hemen hemen aynı şartlarda yaşlanırken geleceğimizin yoksunlaştırılmasının da önü açılacaktır. Böyledir. Geleceğimiz, beklentilerimiz elimizden alınmaya gayret edilirken kara bahtımızın kör sahanlığına talim etmenin de hiçbir sorunu şimdiki halinden daha da ehvene ulaştırmayacağı kesindir. Güncellikte tezahür eden, danışıklı dövüşlerle al gülüm ver gülümlerle şekillendirilen, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayı makul sayan, zaiyatı olağan sayıp, belleten bir algı sarıp sarmalamakta dört yanımızı, kabus karasını, kabusa çevrilen bu sahanlığımızı..işte hayatlarımızı pare pare. Düşünmenin eninde sonunda zorunlu bir yalnız-izole-ayrıştırma, söz söyleme yetisinin, teşebbüsünün alt edilesi bir eylemsellik, doğruya teşebbüs edebilmenin hemen her hamlesine yeltenmenin canhıraş bir biçimde teröristlik olarak resmedildiği, şimdinin yansı -aksi içerisinde ortaya çıkan şeylerin tükenmez adledilmiş olan nefret kıraatinin tekrardan devreye sokulması olduğunu yinelemekte fayda vardır.

Kindarlığın makulleştirilip, sıradanlaştırılması gayretinin içerisinde bireyin sözünün daimi bir biçimde fiştekleyici, işbirlikçi, ispikçi, yandaş illa billa bir ötekisi olarak yaftalanması çabası içerisindeki bir zamanlara denk düşürülüyoruz. Bu haleti ruhiyeyi tamamlayacak olan hamlelerin birbiri peşisıra devreye sokulduğu bir güncellikte kendimizi buluyoruz. İdrak ettirilmeye gayretli olunan şeyler içimizdeki hainler vaveylasının ayrışmaz payandaları olarak resmedilip, zikredilen kendi işinde gücünde, düşününde olanları terörize etmeye pek mahir sahnelemelerin vuku bulduğu bir yapılandırmayı ortaya çıkartıyor. Vurgusu tanımlandırılan üzerine basıla basıla otokratizmin yapıtaşları arasında kendine yer bulan ben yaptım, ben dedim olduların görünür kıldırılmasıdır. Bileşenler parçalandıkça, tahrif edildikçe asıl sorun değil dipte köşede, miadının dolmasının ardından adı, sanı anılmayacak şeylerin mütemadiyen "gündem" denilerek yutturulmasıdır, boş çeneye zemin oluşturulmasıdır bu güzergaha dahil edilenler. Ehven unutturulmuşken, şerden handiyse kafa kaldırılmazken muktedir masallarının daimiliğinin sağlanabilmesi çabasıdır, akseden Dönüp dolaşıp geçtiğimiz noktanın, odağın ne kadar ferahfeza olduğunu, olabileceğinin takdirini derinlemesine irdelemeye gerek yoktur sanırız. Bunca şey apaçık ortadayken bunca hinlikler mütemadiyen servis, pespayeliklerle doludizgin adaletsizlik, yürütmenin ağzına sakız ettiklerinin yansımalarındaki olağan kayıtsızlık, gerçek biçareliği pekiştirmektedir. Görüyü damıtmaktadır.

Hedefleyiş, sunumlandırılanın aracılığıyla tektipleştirilmiş bir bakış açısıyla berhava edilebilmesini (kendizce uygun bir kelime ekleyebilirsiniz) tüm ötekisinin, öteki adledilenin suskunlaştırılmasıdır. Suspus. Heybetli cümleler arasında zikredilenlerin bütün bütün bir sağaltımı söz konusu edildiğinde, bu çıkarsamaya uygun düşecek tahliller, betimlemeler ve parçası sürekli eksik tutularak görünmez olduğu varsayılan resmin yapısındaki eksiklikler, noksanlar ve daha fazlası belirginleşecektir. Ayrışım bir noktadan diğerine geçişkenlikle, yapılan müdahalelerle duyarlılıkları tescilli vatandaşların harekete geçirilmesi ve sonrasında kopacak fırtınalara kayıtsızlık ritüelinin güncelliğe dahil edilmesidir. Nasıl olsa özür kolaydır, kuru kuruya hiçbir yaraya merhem, hiçbir sorumsuzluğa had bildirmeyecek, hiçbir adaleti zamanında tecelli ettirmeyecek kabilden nobran vurgulamaları, vicdanları hiç rahatsızlanmadan tekrar edebilmektedir muktedir-erk-iktidar. Düşünülesi, düşündürücü kısım böylesi bir algı damıtının sürekliliğinin yollarının arşınlatılmasıdır. Görebilene! Düşündürücü olan kifayetsizliğin ustaca ambalajının değiştirilip modernlik budur diye sunulmasıdır. Az biraz dikkat edene! Düşündürücü olan kafi miktarda eza çektirilmemişçesine, bunca hayat yitirtilmemişçesine hala bu coğrafyanın çekeceğinin olduğunun ilan edilebilmesidir. az buz değil basbayağı pişin şahin'inden başvezire kadar silsile içerisinde, gürültüsü ve şiddet tonlaması giderek artan bir biçimde.

Düşünülesi, "düşündürebilmenin" sacayaklarından birisi olan diyalog oluşturma olanaklarının berhava edilip boşa çıkartılmasıdır iş bu cenahta. Anlamlandırabilmek tüm olup biteni basitçe vurgulamalara haiz bir ifşaatın sularının az kıyısında kendine yer edinen yer açmaya, nefesini diri tutmaya çalışan, özgür basın nam yapılarda yer edinen hakikatleri göz ucuyla değil ciddi ciddi okuyarak, tartışarak, öne çıkartarak sağlanabilir. Okumak eyleminin yanında, anlayabilmeyi de devreye sokabilmek için payitahtlığın öteki algısına bir süreliğine dur diyebilmek elzem olandır. Tüm görünenlerin, hatmedilenlerin neticesinde. Doğrunun değil yerginin, sövgünün, sürgünün bir aradalığını kutsaya duran vecizlerin üzerinden bina edilenler değildir hasmımız. Gözün gördüğünü, kulağın işittiğini, aklın erdiğini, vicdan tahayyülüne dahil edilebilen herşeydir kastettiğimiz. Nitelik arsızca tahrip edile durulurken, bir çok konu ütopya olarak tanımlandırılmaya devam edilirken, sözün kıymetine vakıf olmak ne zaman bir hakikat olacaktır. Oldurulacaktır. Dünün aşıldığı varsayılan tümolgularına karşı geliştirilen devlet refleksinin nasıl diri tutulduğunu, modernleşirken sözüm ona mütemadiyen sabit fikre, değişmezliğe nasıl bağlı ve bağımlı kalındığı meydandayken nefret söylemini, akademik lehçeyle ileri sürmekten bir anlığına sokakta yer edinen, her an patlamaya hazır duyarlı vatandaş tonlamasına geçiş yapan akademisyenin gösterilerinde üzerlerine füze yağdırılsın, 10 çocukları var bunlar planlı hareketler, sürgün edilsinler yollu ifadelerinin kara, kapkara yansıması üstümüze çökmüşken.

Ayrımı dün x'den, y'den bugün z'den başlayıp neredeyse tüm diğerlerine karşı olağanlaştırılmış bir veçhe haline dönüştürenler gemiyi azıya almışken üstelik, Roboski'de icra olunan devlet kıyımının üzerinden üç hafta geçmişken hala somut bir adımın atılamadığı, sorumluların tespitine girişilmediği boş konuş lafların günü sarmaladığı, her önemli davada olduğu gibi gizlilik kararının ivedilikle sağlandığı bir adalet mekanizması ile gerçekler saklanmaya, unutturulma çablanımı bir kez daha söz konusuyken. Kayıp ettirmeyi neredeyse mazur görülesi bir nesnellik, sonuç olarak haline indirgeyen somutlaştıran iktidarın ortaya çıkarttığı tablo kronikleşen bir karmaşa, mübalağasız bir trajedi değil midir? Övüne övüne bitirilemeyen ileri demokrasinin ustalık gün ve geleceğinin şekli şemali böylesine, tarafgir bakışımların toplamında bizleri nereye ulaştıracaktır. Geçmişiyle yüzleşme konusunda heveskar görünüp, bugün en beklenmedik çağrı ve eylemleri bir arada savunan, duyulmayanı işttiren gazetecisini mahpusluk ile tanıştıran, kelamını esirgemektense paylaşmayı uygun bulan vekiline buradan savcılara sesleniyorum, gereğini yapsınlar yollu tehditlerini biteviye sürdüren, ispikçiliğin başkaca vesikalarıyla görevini ifa edenler ile zınk diye bitiveren siyasi tehcirin bir başkasının fitilini ateşleyenlerin, bedelsiz ve eşit eğitim hakkının savunanları ideolojik yaklaşım olarak bertaraf etmeye çalışan, emeğin karşılığında zırnık almayı sürdürenleri kapitalist düzenin çarklarında daha da kötü günler beklerken bu gidişatın hal olmadığına hala aymayanların, hakkı tam olarak tanzim edemeyenlerin, görmezden gelmeyi sürdürdükleri iş bu kötürüm birlikteliğinin ezcümlesi kırılmaları gerçekçil kılmaktadır.

Her el aman, her feryat, her deva talebi yarım yamalak, sonuçsuz bırakılmaktadır. Mantığın bittiği yerde başlayan cumhuriyet tezahürüyle beraber ortaya çıkan faşizmin, düz ayak belletilmesidir. Okumasıdır karşılaştığımız. Olağanlaştırılma gayretkeşliliğidir. Ötekisinin lincinin, makulleştirilmesinin yolunun ise açılmasıdır. Belleğe yer ettirilen bu kinli algının çatısı ve etkileşimi alanına herkesin dahil edilebilirliğidir söze katılmak istenen. Hakkaniyet rayına oturtulmadıkça olağandışılık tersi istikametten işlenmeye devam edildiği müddetçe bu ülkenin muğlaklığı huzursuzluğu, korkusunun daimiliği bizlerin kabusu olmaktan bir an bile uzak durmayacaktır....      

>>>>>Bildirgeç
Tayyip’in Rüyası Naim’in Yaşamı! - Arif ADALI*

Yeni sanat eleştirmenimiz bundan sonra İçişleri Bakanı olacak sanırım. Ülke sorunlarına duyarlı sanatçıları”psikolojik terörün bir uzantısı” şeklinde belirleyerek, belki de sanat tarihine yeni bir kavram kazandırmış oldu. İnternet arama motorlarında Kübizm yazınca Picasso, sanat yazınca birçok bilinen sanatç eseri çıkıyor. Sanat ve terör kelimelerini ard arda yazdığınızda ise İçişleri Bakanı  İ. Naim Şahin çıkıyor, ne garip! Kültür Bakanı çıksa yine amenna diyeceğim, ama çıkmıyor.

Her türlü muhalif siyasetçileri cezaevlerine dolduran, sermaye medyasını kucağına oturtup, yandaş medyayı sırtına çıkaran, muhalif gazetecileri sıra sıra tutuklayan, hak-hukuk adamı ne varsa mimleyen, cezalandıran, halkı da çoluk-çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden tutuklayan bir iktidarın sanatçılar hakkında da söylecek bir şeyleri vardır mutlaka. Olmasa, korku imparatorluğunun bir ayağı eksik kalırdı zaten. Öyle ki; herkes korkmalı bu imparatorlukta, çeki düzen vermeli kendine, sanatına. İçişleri Bakanı’nın söyledikleri bildik medyada bir gaf olarak değerlendiriliyor ama ben öyle görmüyorum. Gaf söylenmemesi gerekeni söylemektir. Ama bu söylemesi gereken şeyi söylüyor. O kadar emin kendinden. Hazırlıklı gelmiş, danışmış etmiş etrafına. Öyle olmasa hükümetten biri kalkıp bir şeyler derdi ya da İçişleri Bakanı bir geri adım atardı. Ama bunlar olmadı, söylediğiyle kaldı adam!

İçişleri Bakanı yöntem, düşünce ve üslupta, mevcut iktidarın devlet adamları içerisinde en kaba söyleme sahip iken, adının sanat gibi ince ruh, derinlik  ve hassasiyet gerektiren bir konuyla yan yana gelmesi belki de “bilinmeyenin” denklemidir! Peki bu bilinmeyen denklem nedir ve Şahin bunları söyleme yetkisini nereden alıyor? Elbetteki başbakandan alıyor. Ama neyin yetkisini? İçişleri Bakanlığı yetkisini mi, yoksa böyle laflar etme yetkisini mi? İsterseniz konuyu biraz derinleştirelim.

Psikanalize göre, yaşam içerisinde çevre baskısı nedeniyle gerçekleştiremediğimiz şeyleri, dile getiremediğimiz düşünceleri ve yaşayamadığımız duyguları bilinçaltına bastırırız. Bunlar genellikle toplumun tepkisini çekecek şeylerdir. Aşırı sapkın istençler bunun merkezinindedir. Bu bastırdığımız şeyleri birkaç yolla dışa vurabiliriz ancak. Bunlardan ilki sanat, ikincisi espri ve üçüncüsü de rüya.

Şimdi buna göre;

Bir; Bakan’ın bildiğimiz bir sanatçı yönü yok ama “sanat eleştirmeni” yönü aklımızın bir köşesinde! Yakın zamanda kendisinden Sanat-Estetik ve Terör üzerine kült  bir yapıt bekliyoruz!

İki; espri anlayışı ise nerdeyse sıfır, çünkü sürekli kavga etme modunda! Zihni, espri yapıp algılayacak esnekliğe sahip olamayacak kadar gergin çünkü. Günlük yaşamda bile insanı daraltan bir mizacı  var.

Üç; rüya göremiyor, görse de gerginlik hali uyurken de devam ettiği için, rüyasında bile her şeyi bastırıyor, geçiştiriyor ve rahatlayamadığı için de günlük hayatta bunları dışavuruyor.

Dört; İdris Naim Şahin başkasının rüyasını yaşıyor!

Peki kimin rüyasını?

“Memur da zeytini bir lokmada yemesin,” “hadi ananı da al git lan burdan,” “kız mıdır kadın mıdır bilemem”, “kadın da olsa, çocuk da olsa, güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacakdır” diyen ve son olarak, Uludere katliamı ile ilgili Genelkurmay’a teşekkür eden bir Başbakan’ın rüyasını yaşıyor elbet.  Sayın Başbakan diyemediklerini, belki kamuoyunda tepki toplar diye söylemediklerini rüya yoluyla değil de Şahin aracılığıyla dışavuruyor. Böylece onu bastıran kötü, saplantılı duygu ve düşüncelerden kurtuluyor, rahatlıyor, Başbakan olmanın dayanılmaz hafifliğine ulaşıyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bu kadar nefessiz bırakışı karşısında hala akil olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural v kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan!!! olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınması. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle! kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya tekrarından ibaret değildir, hemen hiç de öyle olmamıştır. Arif ADALI'nın Özgür Gündem Gazetesi'nin Forum sayfalarında yayınlanmış olan Tayyip’in Rüyası Naim’in Yaşamı! başlıklı makalesi ilintilemeye gayret ettiğimiz kelime diziminin devamlılığında okunabilecek bir toparlayıştır. Yazarın ve Gazetenin anlayışlarına binaen sayfalarımıza ilintiliyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Titreşim / Deuss Ex Machina #375 (14.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #376 (21.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #377 (28.11.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #380 (19.12.2011)
Titreşim / Deuss Ex Machina #382 (02.01.2012)
Özgürlük ve Demokrasi Adayları Seçim Beyannamesi - Sol Defter
#DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Yansak Da Dokunacağız - Ahmet ve Nedim'in Gazeteci Arkadaşları - Özgür Basın
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Tayyip’in Rüyası Naim’in Yaşamı! - Arif ADALI - Özgür Gündem
“Canavarlar Sonsuza Dek Canavar Kalmaz” - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Türkiye, Mütantlar Tarafından Ele Geçirildi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Sivillerin Askerleşmesi - Nabi YAĞCI - Taraf - Düzce Yerel Haber
Roboski ve Siyasi Olgunluğumuz - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Saraykapı’dan Uludere’ye - Ümit KIVANÇ - Taraf - Düzce Yerel Haber
Densizlik - Akın YILMAZ - Atılım
Uludere’dekiler ‘Gayrı İnsan’ - Mehveş EVİN - Milliyet
JİTEM Merkezinde 11 Kafatası - Etkin Haber Ajansı
Uludere'de Kör Oldum - Gönül İLHAN - Bianet
‘Kötülüğün Bayağılığı’ - Nuray MERT - Milliyet
Roboski’den Geçemedik... - Gülseren YOLERİ - Yeni Özgür Politika
Türkiye Genelinde KCK Operasyonu - Bianet
Avrupa Solu: Erdoğan İç Savaş Mı Çıkarmak İstiyor? - ANF
Ulusalcı Profesörden Hükümete Irkçı Savaş Taktikleri - Muhalefet
Kar Değil Kan Kokusu - Oya BAYDAR - T24
Akıl Tutulması - Serdar AKİNAN - Akşam
KESK: Baskılara Boyun Eğmeyeceğiz - İMC
Düşünüyorum Niye -II- - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
'MİT'in Kapıları Bize De Açılsın' - Etkin Haber Ajansı
Analar Güçlükonak Katillerinin Peşinde! - Evrensel
‘Böyle Adaletsizlik Olur Mu?’ - DİHA - Jiyan
BDP’den Sonra Sıra Alevi Örgütlerinde Mi? - Meliha GÜNDÜZ - ANF
12 Eylül'ün Sorumlularının Yargılanmasının Toplum İçin Anlamı Üzerine - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Bizim Çocuklar ve Onların Çocukları - Çağhan KIZIL - Muhalefet
Şu Yıkılası Dünya - Metin YEĞİN - Yeni Özgür Politika
Risus Purus - Bülent USTA - Birgün
Savcı Müge Anlı’yı Suçsuz Buldu - Metin İNAN - DİHA - Evrensel
Biterken - Başyazı - Agos
17 Ocak'ta Karar Çıkabilir - Işıl CİNMEN - Bianet
Cinayet Çözmeyen Dizini Döver! - Umur TALU - Habertürk
'Duruşma Slonundan Cnayetin Şifreleri' - Rober KOPTAŞ - Agos
HDK’liler Hrant Dink İçin Adalet İstedi - ANF
Terörist Gazeteciler! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Neye Dokunursak Yanmayız?: Otosansürcüye Tüyolar - Doğan YURDAKUL - Başka
Acılar İçin İlahi - Turgay OLCAYTO - Evrensel
Kırık Kalpler Tamircisi - Işıl CİNMEN - BiaMag
Çözümsüzlüğün Son Adımı Nihai Çözümdür - Ragıp ZARAKOLU - Özgür Gündem
"soykırım"ı doğru anlamak - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Dersim 38'i Hatırlamak - Fikr_i Takip - Açık Radyo
Haluk Bilginer: Ve Neoconlar ‘İdeal Sanatçısını’ Yarattı ‘İnşallah’! - Ferda KAÇKIN - Jiyan
"Gerze'yi Bırakmıyoruz" - Bianet
“İnsan Olmayanlar”ı Tanımak - Noam CHOMSKY - Türkçesi: Doruk KÖSE - Gerçeğin Günlüğü
'Sınıf Savaşı' ve Sosyalizm - Katıe QUARLES - Atılım
Şair'in Çınarlı Kubbeli Mavi Limanı - Bülent KALE - BiaMag
Tina Modotti Veya ‘Ateş Ölmesin Diye’… - Meral ÇİÇEK - Jiyan
Kest - Kristensenn


Zomby Official
Zomby - Dedication Albümü Üzerine - Okan AYDIN - Grizine
Kriedler Official
Kriedler - Tank Album Critic By Jus FORREST via Igloo-Magazine
Rafael Toral Official
Rafael Toral - Space Elements Vol. III Album Critic By Gumshoe via Tiny Mix Tapes
AGF Official
AGF - Brave New World Compilation via FeedBack Loop
Gedankenexperiment - Experiment Defined EP Stream via Coverge Soundcloud Page
Gedankenexperiment / Dopplereffekt At Myspace
Mike Dehnert Artist Page At Myspace
Mike Dehnert Artist Page At Soundcloud
Haossaa Resmi Sayfa
Haossaa - Haossaa Albüm Değerlendirmesi - Erman BOSTAN - We Are The Beat
Soundcollage Resmi Sayfa
Soundcollage Bandcamp Sayfası
Fennesz Official
Fennesz - Seven Stars Album Review By Jess HARVELL via Pitchfork
Vladislav Delay Official
Vladislav Delay / Sistol Official
Anne James Chaton Official
Anne-James Chaton - Événements 09 - Okan AYDIN - Musicalife
David Bowie Official
David Bowie: Rock'ın Yaşayan Efsanesi 65 Yaşında! - Zülal KALKANDELEN - Zülal Müzik

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Send Promos: misak[æ]dinamo[dot]fm – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
words are like clouds By Tom SCHENAU
Tom SCHENAU's Flickr Page

>>>>>Poemé
Güneşi İçenlerin Türküsü - Nâzım HİKMET RAN

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!

Kaynakça: Sosyalist Forum