Sunday, April 29, 2012

Deuss Ex Machina # 397 - on koht meiega ei leidnud aga

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_397_--_on koht meiega ei leidnud aga

27 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-ASC-Esper (Space Cadets)
>2<-ASC-Aqualoop (Space Cadets)
>3<-Synkro-Knowledge (Apollo)
>4<-Synkro-Broken Promise (Apollo)
>5<-Lone-Spirals (Feat. Anneka) (R & S Records)
>6<-Lone-Cthulhu (Feat. Machinedrum) (R & S Records)
>7<-Peverelist-Erosions (Livity Sound)
>8<-Peverelist-Salt Water (Livity Sound)
>9<-Blixaboy-Pullman Wreck (Concrete Plastic)
>10<-Blixaboy-Futro City (Concrete Plastic)

on koht meiega ei leidnud aga
(397)

Utanç vesikalarının bunca derli toplu istiflenmiş yığıntısı arasında nefes alabilmek günyüzünün beraberinde getirdiklerine, sonu belirsiz bir labirent formununu alan hayat akışı içerisinde karşılaştıklarımızı enikonu, çekincesiz bir biçimde sual v sorguyu merkeze alıp daha fazla düşünüp taşınarak, laf olsun diye değil basbayağı neler olup bitiyor da haberimiz hep sonradan oluyor, hep sonradan jeton düşüyor kısmına itinayla yaklaşarak bir nebze söz konusu edilebilir. Düşünmenin kolaya kaçılası bir seçenek olmadığının tam tersine bunca bedbinliği birarada sunan bir yapının bileşenlerini çözümleyebilmek için bir fırsat olduğunun altı kalınca çizilmelidir bir kere daha. Durağanlaştırılmış, düzayak belletilmiş bunca tahakküm silsilesinin, laf ebeliğinin mabadında yaşatılanların hepitopu belirli bir zümre için piyangodan çıkan amorti değil hepimizin geleceğini şekillendiren, bütün o yapının muhteviyatını daha da fazla körleştiren, karamsar kıldıran bir unsur olduğunun, öğe haline dönüştürüldüğünden de dem vurulmalıdır. Yorgun düşürüldükçe bu heyhulanın beher anında sığınılacak, daha fenalarının emrimize amade şekilde tutulmasından yola çıkınız da yıllar yılıdır süregiden hengame dizininin yeni halkaları olarak lanse edilen, değerlendirilen fırsatını bulduk ne güzel bir de lafımızı şöyle çakalım ki alem kabadayı görsün, masaya yumruğunu koyanı iyice bellesin ki korkularından adım atamasınlar diye çeşitlerden oluşturulan aranjmanlarla demokrasi dediğimizin nasıl da kadük bırakıldığının ön tahlili gerçekleştirilebilir.

Defaatle yinlenenmeye doyulmayanın baskıcılığının tepeden aşağıya uygulanan bir yöntem olduğunun v bundan hala bir getiri sağlanabileceğinin, üstünlük taslanabileceği kısasının meydana çıkartılmasıdır. Çıkartılabilirliğidir. Gelip de vardığımız nokta her haftasında başkaca bi'pejmürdeliği artık bu kadarının da fazla olduğunu ilan etmeye çalıştığımız zincirleme hamlelerin birbirinin peşisıra sunumlandırıyorsa v kitlelerden bariz bir biçimde karşılığı olan tepkimeyi edinemiyorsa, bir şekilde engelleniyorsa bütün tepkimeler hep birlikte bu gayya kuyusunun hangi alt dönemeçlerinde dehlizlerinin diplerinde mahpus kılındığımızı idrak etmeliyiz. İş işten geçmeksizin bir an evvelinden. Dün solcu olarak atfedilmenin, tanımlanmanın bir çok sorunu da beraberinde getirdiği bir cenahtı burası bugün de eskilerinin önyargılarını aratmayan yeni şartlanmışlıkların görünürlüğünün arttırıldığı bir cenah burası. Dün alevi-kızılbaş olmanın, kürt olmanın, ermeni olmanın, êzidi olmanın, yahudi olmanın, süryâni olmanın her ne olursanız olun önce insan olduğunuzun idrak edilmesi gerekliliğinin üzerinin kalınca çizildiği bir yerdi burası bugün ondan farklısının değil daha azaplı günlerin bizi beklediğinin davulla zurnayla duyurulduğu bir satıh buraları. Cenahın dört bir yanında hep aynı tornadan yeknesak makam ile kestirilip, biçimlendirilmiş olan "nefret söyleminin" sözümona engelleyici aslında yine yeni yeniden ayrıştırıcı örneklerinin altına imzaların çatır çatır atıldığı, müsamerelerin sergilenebildiği bir cinnet-ül arz sahanlığı burası.

Başı sonu kestirilmeden ortaya karışık kabilinden yola çıkılan seslendirmelerin, içimizden bugün de bir başkasını ötekileştirdik hele bir soru sorun niye diye bıyık altından gülünen, ama neticede komikliği zerrece kalmayacak neticelerle tanıştıran daimi alaycıl yaklaşımların sunumlandırılabildiği, düşüncenin tam da zırt dediği noktada onların ben bilmem devletlum, kara kitap, mavi kitap, o kitap bu kitap bilirlere sahip çıkmaya doyamadıklarını tekrarı ile karşı karşıya kalınan bir yurt burası. Doluya boşa laf ebeliği, netice sıfıra sıfır elde var sıfır pratiğinin bi'başka vesikası. Denkleştirmeye çalıştığımız ötekileştirmelerin denk getirildiği her zaman diliminde bir başka tahakküme yol vermesinin ha o ikide bir dile dolandırılıp durulan ileri demokrasinin içerisinde koşar adım bir ileri iki ileri gidiyoruz cancağazım yaklaşımın ne kadar uyduruk bir önerme halini ihtiva ettiğinin aynalayıcısıdır. Dün yok sayılanların, bir küfre, bir mesnetsizliğe anında iliştirilenlerin bugün için de karşılacaklarının hemen hiçbir farkının olmayacağının ilanen tebliğidir söz konusu edilip, lafın sonunu bağlamaya çalıştığımız. Bilgisayar sistemleri şifrelerinin 123456 olduğunu Redhack sayesinde öğrendiğimizden bu yana, ısrarla, körlükle ama öyle ama böyle bir şekilde devamlılığını sürdürdükleri, dayatmaya, nakletmeye doyamadıkları betimlemelerinin başlangıcı 'nato kafa nato mermer' bakışımlarının şifresi ne ayaktır vesselam.

Yıllardır çözülemeyen, tam çözümlenecek gibi olduğunda da bambaşka bir kördüğüm haline evrilen o sistem sistem diye ısrar ettiklerinin, kabak gibi önümüze serdiği gerçekliğin nasıl şekillendirildiğini, nasıl dönüştürülüp kendilerine yontulduğunun cevabı nicedir ey ahali!. Bundan gocunmayan takla attırıp, bıyık seven mihmandarların, tören vesayetini kaldıralım derken başka pejmürdeliklerin altını bir an evvel dolduralım da nasıl olursa olsun orasına sonra bakarız tosuncuklarının, kanaat önderiyim diye gezinip duran baş vezirin olur olmadık her sekansa ideolojik, ayrıştırıcı, hede hödö diye tutturup durduklarının yanı başında kendi yurdu söz konusu olduğunda sağırlığının, kayıtsızlığının daimiliğini bir karede denk getirdiğinizde demek istediğimiz sanırız daha anlamlı olacaktır. Vavelyalar arasında şekillendirilen, sırtından dipçik eksik edilmeyen her durumda fikirlerini önemsiyoruz, milletimizin vicdanı diye şiar edinilmesine atfedilmesine karşın işine gelmeyen en ufak bir önermeyi işitmeye dahi müdanasız alerjisi bulunanların oluşturabilecekleri medeniyet eşiği ulaşabileceği evrensel değerlerin ederi ne kadarlık, ömrü kaç zamanlıktır? Zemini oluştuğunda tahakkümün daha fenasını sergilemekten bir an olsun çekinmeyenlerin, her yolun başında ama v fakatlarla ama illa v billa bir şeyleri önemsiyoruz onun için bu kadar didişip duruyoruz bakışımlarının altında yatan sebeplerinin başında insandan hala korkulmasının yatıyor olduğu bir gerçeklik değil midir?

Hala farkına varılmamış, farkedilmemiş midir? Bunca hezayanın birdenbire afaki bir rastlantısallık içerisinde değil de neredeyse milimi milimine birbirine denk getirilmesi de mi bazı şeylere uyanmak için kafi gelmemektedir. Yurt dediğini manidar kılacak onun içerisinde yaşadığını, soluk alıp verdiğini anlamlı kılacak şey belirli gün v haftalarda sulu sepken şakalarına maruz kaldıklarımızın olurları, yol vermeleriyle oluşturulan sahte cennetlere kanıp hık, gık demeksizin oyunun kuralına (bunca dayatmaya) riayet göstermek midir? Birbirimizin dilini asla çözemediğimiz, meramını hiç anlamadığımız, ilişmeye tenezzül etmediğimiz, ucu bana dokunmuyor yesinler birbirlerini negzel figüranları kontenjanına katılım gösterildiği müddetçe bugünden daha ehvene ulaşmak ciddi ciddi bir ütopya değil midir? Bugünün sathını oluşturan muktedirlik bakış açısının dayatımlarının hem de göstere göstere yapıp ettiklerinin hesap sorulabilirliği bahsine sıra gelebilecek midir? Yoksa onu da mı nadasa terk etmiş durumdayız, halimiz nasıl, gidişatımız nereyedir!. Bilgilenmek bir yana avazı yettiğinin elverdiği kadarıyla bağrış, çağrışlarla bir şeylerin dönüştürülebilirliğinden dem vuran bu zeminin yok saydıklarından bahis açılamıyor olması esas kıyamet kadar vahimdir, vehametini korumaktadır. Anlamak için çaba sarf edene... açıktır.

Elitler, marjinaller, üst tabakalar, şunlar bunlar diye ısrar v inatla atfedilen, durup durup bu ülkenin gerçek, hakiki, en öz çocukları olduklarının karşılığını kanıtlayabilmek için tevatürlere girişenlerin karşısında tam da lazımgelen uykudan uyanmak, safları sıklaştırmak, boşa kıraatin değil sonuca götürecek hakikati şekillendirmek için yanyana durmak ne zaman mümkün olacaktır. Ne zaman... Belleksizleştirilen, önüne ne sunulursa ona tamah etmekten, itinayla sahiplenmekten, sorgulamaya gerek duymaksızın içselleştirilen, bütün parçalarının darmaduman edilmesinin el çabukluğuyla sağlanabildiğini yineleyen bu sistemde bütün taşlar yerli yerideymiş, intibasına sıkısıkıya lehimlenen, buradan da hareketle bu sahanlığın körleşip, sağırlaşmasına enikonu duyarsızlığı tescillenen bir ahvalin kıraatine değinmek istiyoruz. Sözlük anlamı okumak dışında veya paralelinde değerlendirilebilecek bir edim olarak değerlendirip yola çıkarak bir kaç tümce eklemek istiyoruz. Kıraat edilenlerin gerekliliğini değil vakit dolgusu, zaman öğütücü, belleksizleştirmenin sacayaklarından birisi olan lafazanlıpın bunca boş sözün nasıl da itinayla zihinleri donatarak, bilinçlenmek bir yana insanları daha fazla ayrıştırabilmek, korkunun varlığını düzayak, yanıbaşımıza konumlandırmalar sahici kılındığından, düşüncenin varlığının bütün tahakküm olgusunun, gerçekliğinin önünde duran en büyük çekinceyi tanımlandırdığından dem vurmak istiyoruz.

Altı kalınca çizilen beyanatların, pek çok farklı alanda, değişken zaman akışlarında yinelenmekten kaçınılmayan aba altından sopa sallamaların, babacan görünümlü uyaranların altında saklı duran hiddetli sahiplenişlerin varlığının tüm bir ulusun, yaşayan bütün bireylerin zihinlerindeki amaları, acabaları gidermesi bir yana, bunca çoğaltarak içinden çıkılamaz, başedilemez olarak değerlendirmesi v buna mukabil olarak yapılıp edilegelenleri sorgusuz, sualsiz olur belleyip, kabul görmesinin yollarında ortaya çıkartılanlaradır meramımız. Dur durak bilmeyen öfke sakil bir biçimlendirmeden daha fazlası olan otokratik dayatımlarla, toplumun öncülü olması bir yana toplumu has sahibi olduğu masalına fazlasıyla kendini kaptırıp koyverenlerin bezirganlıklarının paralelinde şekillendirilen kıraat duyumsamayı, önemsemeyi görebilmeyi değil tam tersine kafayı daha çok kumun ta derinlere gömmeyi tavsiye etmektedir. Hemen hiçbir faydası dokunmayacak olsa da bu tarz bir itimatın, yalancı dolmaların atbaşı gittiği bu güncelliğin getirmiş olduklarında korunma edimini de beraberinde getireceğine, böylesi bir çıkarsamayı getirebileceğine itimat edilmesi beklentilenmektedir. Tavsiye okunan dokunup yanmaktansa, tecrite uğrayıp mahpus edilmektense, sorgusuz, sualsiz, iddiasız, müdanasız soyut yakıştırmalarla hayatı prangalatmaktansa, bu devranın içerisinde, bütün bu hengamenin ortasında ne denk getirilmişse onun hattından çok çıkmayıp, alarm zillerini harekete geçirmemek olduğunun ön tanımı gerçekleştirilir.

Kısacası susmak bir yaşama biçimi olarak, belleksizleşmek varlığını bir şekilde korumak olarak tanımlandırılır. İş bu cenahın açmazları bunca pejmürdeliği üç dakikalık bir izlencelik haline dönüştürme gayretinin yanında hızını alamayıp takla at da ne kadar sevindiğini göreyim gibi düzeyi çoktandır belirgin olan bir sahipliliğe, sahipleniş biçimine itinayla kölelik etmek tavsiye olunur, havale edilir. Yaftaların çoğulculuğunda bunca bariz ayrıştırmanın seslendirilmesi, uygulanması söz konusuyken hala neden sorusunun sorulmasının gereksiz bir eylem geriye kalan tüm bu örneklerdeki gibi tahakkümlerin milletin iradesi, tecellisi, olduğunun da özetleyicisi bir biçimde sonsözü olarak o kıraatin içine zerk edilir. Kala kala bir başına, döne döne başlangıç noktasından bir kuple bile ilerisini göremeyecek olanlar için gelsin havanda su dövmeler, gitsin sathı, memleketi bu akşam da böyle yapalım da kurtaralımlar ha evet o ikisinin arasında da hayata tutunma mücadelesini, maskaralığın daniskasından hallice yarışma diye sunuluveren müsamereler, dizi dizi seremoni, ortaoyunları. Bu ahvalin önceliklerinin değil işaret edilen, seçilmiş, bilinmesine özellikle çabalanılan, toplumsal dönüşümü fay kırıklarını daha da derinleştirmek, iki yakasının asla bir araya getirmeyecek hamleler. Öncelik değil avaz avaz çığırtkanlıkla suskunlaştırılmaya çalışılan, nefsi aklı hep bir gıdım geri plana iten önerme görünümlü saçmalar, saçmalamalar kıraatin, hasbıhalin tüm bileşenlerini taşlarını yerinden oynatır.

Geriye ben bilmem devletlum bilir tavrının hemen hiç ironiye yer bıraktırmayacak tevatürleri, sahiplenişliği tebelleş edilir. Tortu çözümlemeyi değil sorgusuzluğu tavsiye ederken dar alana iyice kıstırılan her bir birey için aşılması kolay görünen briketler birer duvar haline dönüştürülür. Yedi gün yirmi dört saat kameralarla seyredilen, gerektiğinde müdahale etmenin son derece normal olarak öne sürüldüğü bbir cenah ortaya çıkartılır. Özgürlük dediğinizin bir kuş kafesi sahanlığı olduğunu anladığınızda ise iş işten çoktan geçmiştir. Tepkimelerin geçersizleşmesinin, geçersiz bir önerme haline dönüştürülebilirliğinin anahtarları, kilit belirleyicileri o raddede devreye girmiştir. Devreye sokulan hamleler dizisi bugünün kasvetinden arta kalanlar ile yarınlarımızı da şekillendirmeye, adı bir türlü konulamayan yüzleşme, hesaplaşma, barışma, kucaklaşma vs'nin nasıl önüne her defasında bir kere daha alındığını, mani olunduğunu muştulayacaktır. Bir yerlerden başlanacaksa hatırlanmaya, bir yerinden tutulacaksa hayata ket vuranların, ölümleri kutsal atfedip, umarsızca kıyamın, tehcirin, tecritin mahpuslukların sorumlarıyla yüzleşmeye, bir yerinden girişilecekse bu toprağın birlikteliğinin, yanyanalığının altına dinamitleri göstere göstere yerleştirip, zamanlaması, zaman ayarlamasını gerçekleştirenlerden hesap sorulacaksa, başlanacaksa bir yerinden demokrat görünümlü yerine göre tatlı su muhafazakarı, yerine göre liberal olup idin gereklerini değil, şartların getirdiklerine ve kazanımlarına göre vicdan kantarınının dengesini belirleyenlerden, bütün bir ulusun yaşayanların dillerine bir şekilde zerk edilmiş olan hep aynı nefret, kindarlık v düşmanlar edebiyatının turnusol kağıdı ile donatanlarından, eyleyenlerinden, kaybedilen zamanın telafisi istenecekse daha fazla düşünüp taşınarak bir gün tek, bir gün binlerle haykırarak, seslendirerek, anlatarak söz konusu edilebilir.

Bir gün tek bir gün binlerle sokağa çıkarak, kabul ettirilmeye çabalanılanların, tahakkümlerin v ötesinde belirleyiciliğini korumakta olan kindarlıkların terbiyesiyle servis edilmiş olan maskaralıkların tümünden bir yanıt beklenecekse, neden bunların reva görüldüğünü karşılığı olarak gım gım, gak guk değil tastamam, dosdoğru bir yanıt için tek ses olabilmenin, yaftalayışların, itişme v çekişmelerin içimizde vuku bulmasının şimdi değil, muktedir erk-iktidardan gerekli olanları işitip, sonuca gittikten sonra mümkün olabileceğinin, tartışılabileceğinin idrakıyla başlanacaktır. Havanda su dövülmesinin, günü birlik belirli güzergahlarda yürüyüşlerin, nümayişlerin tam da erkin istediği bir biçimde cereyan eden toplaşma, sunum v gösterilerin içerisinde simgelenen şeylerden, bir atasporu olarak muhaliflikten değil, taşın altına elini koymayı bu seferinde, amasız, fakatsız dos doğru yanyana durarak sağlanabileceğinin altı kalınca çizilmelidir. Birilerinin acısı başkalarında zerrece yer edinmiyorsa, birilerinin başlarından eksik olmayan giyotini timsal, tahakküm evrelerinin yol verdikleri bir anlığına bile düşündürtmüyorsa, birilerinin yıllar yılıdır çektikleri, yük edindikleri, öyelisi olma halini, canımlı cicimli ama her an kapının önüne konulabilirliği saklı kalmak koşuluyla muhafaza eden bir mozaik öğesi, afedersiniz x kardeşlerimle tasvir edilebiliyorsa geçiştiriliyorsa bu toprakların yaşayanları, insanlar şapkalarını önlerine alıp düşünmelidir bütün bu hengamenin sonucunda yol nereye götürecektir hepimizi diye?

Tutturulan yolun kazanımlardan çok eldekini de heder ettirdiğini, bir an olsun unutmadan, unutturmadan müsait olunan zaman aralıklarında sıkış, tepiş denk getirilen uyaranların bir yol göstericiden çok içinden çıkılamayacak yeni labirentler ortaya çıkarttığını hemen hiç akıldan çıkartmadan, bütün bu pespayeliğin tam da bataklığa dönüştürülmeye ramak kaldığını hemen hiç yoksaymadan. Birbirimize anlattıklarımızın, birbirimizle paylaştıklarımızın birer tabu, konuşulması men edilmiş, bahsi açılmasının yasaklanmış şeyler olmadığını bilip, idrak ederek gelecek olan günlerin, vavelyaların değil insana dair olanı daha fazla seslendirerek, örnekleyerek, göstererek, duyumsatarak söz konusu edilebileceğine sabat ederek, o noktadan yola çıkarak mümkün olabilecektir. Beklentilerin, icazet alınmış örneklerin doğrultusunda hasbelkader şekillendirilmediği, acı v felaketin bunca dip dibeliğinde hala inatla ayrıştırmaların başkaça evrelerinin serpiştirilip büyütülmediği, soluk almaksızın taramalı tüfek gibi aynı tornadan basmakalıp vecizlerin arasında ama onlar x, bunlar y, şunlar z diye hedef gösterip, bi'tabii ki onlar hain, hançerleyen, işbirlikçi, bölücü, ayrıştırıcı gibi tepkimelerin nihayetinde yadsınabildiği bir ülkede konuşmak bir şeylere benzeyecektir. Hasbıhal edilecek şeylerin bir anlamı olacaktır.

İdrak edilmesi gerekli olan kurtuluş denilenin asla bir başına olmadığıdır. Bu bataklık haline dönüştürülen her defasında daha da pis kokuların iyice yayılmasını sağlayan, genelleştiren, günceye dahil eden muktedirliğin yanılgılarına karşın ses verebilmenin bir anlık değil ömürlük bir maraton olduğu yinelenesidir. Bayrak, bir nesilden diğerine devredilirken hesap sorulabilirliğin elbette, küçümsenen, önemsenmeyen, hakir görülüp ötekileştirilenlere de denk geleceği bir gün bellidir. Belirgindir. Ayrışımın toptan bir zihniyetle sunulageldiği hemen herkesin istim üstünde tutulmasının, devletu alinin bir geleneği haline dönüştürüldüğü, baharın ölümlere kapısını aralattığı, emeğin modern zamanların kölelik biçimlerinden bir diğerini tahayyül ettiği, kadın sorunları denilince yarım ağız pozitif ayrıştırmanın nasıl manidar bir tiyatroya çevrildiğinin belirginleştirildiği, adalet denilegelenin mutlak gelen günle değil de başkaca hesap kitaplarla göre şekillendirilebildiği, öğrenci olmanın tepkime yerine sistem çarklarına birebir uyum sağlayacak yedek parça üretimi olarak kanıksandığı, vekilliğin tam da halkın ihtiyaç duyduklarının tersine, tersi istikamette tahakkümü, ölümü, yok edişi, höt zötü, hiddet arsızlığını bir arada sunmaya devamlılık gösterdiği bir evrede susmak değil haykırmak lazım gelmektedir. Keser döner sap döner gün gelir hesap döner, hesap verilmeyen şeylerin, bunca fenalığın nedenleri için yanıt istenir. Çekincesiz, dolambaçsız...
1 Mayıs Emek v Mücadele Bayramınız kutlu olsun...

>>>>>Bildirgeç
Yeni Türkiye'yi Yaratmak - Hüseyin ALİ*

Türkiye’de Kürt halkıyla demokrasi güçleri birlikte mücadele vermezlerse mevcut zihniyetle Türkiye’de sorunlar çözülemez. Çünkü Kürt sorunu çözülmediği müddetçe bir otoriter zihniyet gidiyor, diğeri geliyor. Kürt halkını yeni koşullarda siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemi içinde tutmak için gerici ve baskıcı politika benimseniyor. AKP’nin geldiği nokta bunu ifade ediyor.
Siyasal İslam sistem içine alınınca AKP için demokrasi sorunu bitmiştir. Devlet içine alınması Kürtlerin özgürlük mücadelesini ezme karşılığında olunca siyasal İslam’ın bundan sonraki karakteri de belirlenmiş oldu. Türkiye’de demokrasi mücadelesi Kürt halkının, sol demokratların, etnik ve dinsel toplulukların varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama mücadelesi olarak aciliyetini korumaktadır. Kuşkusuz bir kısım İslamcı çevrenin de hala demokrasi ve özgürlük sorunu vardır. Ancak mevcut ana akımlar için bu sorun gündemden çıkmıştır. Onların sorunu ve kaygısı artık devlet içinde yerlerini sağlamlaştırmaktır. Bu nedenle de gelinen aşamada esas hedefleri de Kürt Özgürlük Mücadelesi ve demokrasi güçleri olmuştur. Her ne kadar klasik iktidar blokları ile belirli sorunlar yaşasalar da bunlar daha çok klasik iktidar blok artıklarıdır. Klasik iktidar blokları esasında Siyasal İslam’la uzlaşarak “yeni Türkiye’de” bunların etkin olmasına razı olmuşlardır. Çünkü onlar NATO ve ABD’den besleniyorlardı. NATO ve ABD ise eski klasik blokların ihtiyaçlarını karşılamadığını görüp siyasal İslamcıların sistem içine alındığı yeni iktidar bloklarını esas almaktadır.
ABD ve NATO’nun öngördüğü “Yeni Türkiye” de demokratik karakterde değildir. Sistemin ihtiyacı nedeniyle kimi yumuşamalar istense de, bu Türkiye’nin sorunlarını çözmekten uzaktır. Bunun en somut ifadesi Kürt sorunudur. Bireysel haklar temelinde Kürt sorununun çözümünün ele alınması kültürel soykırım sistemini yeni bir biçime kavuşturmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Türkiye’de demokrasi sorununu mevcut sistemden zarar görenler çözebilir. Emekçiler, Kürtler, etnik ve dinsel topluluklar, özgür düşünce ortamına ihtiyaç duyar. Aydınlar, sanatçılar ancak derin demokrasi ve genişletilmiş özgürlük ortamında kendilerini ifade edip yaratıcılıklarını ortaya koyabilirler. Kadınlar, baskı ve sömürü ortamında nefes alamayan gençler, Türkiye’ye gerçek demokrasiyi getirme mücadelesi verebilirler.
1 Mayıs ruhu, tam da bu demokrasi ve özgürlük isteyenlerin ruhudur. 1 Mayıs, emekçilerin ve ezilenlerin dayanışma, mücadele ve özgür yaşam özlemlerini yükselttikleri gündür. Kuşkusuz ezilenlerin demokrasi ve özgürlük özlemi ve mücadelesi her zaman olmuştur. İnsanların toplumsallığını koruması bile bir demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Ancak son 125 yıldır 1 Mayıs ruhu ve bilinciyle bu mücadele hem toplumsal temeline hem de gerçek programına ulaşmıştır. Bu yönüyle 1 Mayıs hem özgürlük ve demokrasinin programı, hem de dayandığı toplumsal temelin somutlaştığı gündür. “Özgürlük ve demokrasi güçlerinin hedefi ne olmalıdır, bu hedef hangi toplumsal güçlerle yürümelidir” denilirse, 1 Mayıs tarihine, ruhuna ve bilincine bakılmalıdır.
Gerçek demokrasi de, gerçek özgürlük de, gerçek sosyalizm de, gerçek barış ve kardeşlik de, adalet ve eşitlik de 1 Mayıs ruhunda vardır. Bu ruhun, tarihin, bilincin dışındaki demokrasi de, özgürlük de, sosyalizm de, barış da, kardeşlik de, adalet de, eşitlik de eksiktir, yanlıştır. Kuşkusuz birçok düşünce, inanç ve dinde de bu değerler vardır. Ancak en kapsamlı haliyle 1 Mayıs’ta somutlaşır. Bu nedenle din-ırk farkı gözetmeksizin milyonlar, milyarlar bu ruh etrafında duygularını, taleplerini, yeni dünya özlemlerini dile getirmektedirler. İnsanlığın da, ezilenlerin de, emekçilerin de kurtuluşu ve özgürlüğü 1 Mayıs ruhunda vardır.
1 Mayıs’ı sadece emekçilerin dayanışma günü olarak görmek yanlıştır. 1 Mayıs; emekçilerin temiz, çıkarsız, adaletli duygularında tüm dünya sorunlarına çözüm getirecek ruh ve bilinç olarak görülmelidir. Bu ruhta Kürtler de, başka ezilen topluluklar da, kadınlar da, gençler de kendi sorunlarına çözüm zihniyetini ve zeminini bulabilirler.
Bu nedenle bu 1 Mayıs’ta Türkiye ve Kürdistan’da başta Kürtler, emekçiler olmak üzere tüm demokrasi ve özgürlük sorunu olanların buluşması gerekiyor. Türkiye ancak 1 Mayıs ruhuyla sorunlarını çözebilir. 1 Mayıs, çıkar çevreleri dışında, Kürtler başta olmak üzere tüm Türkiye halklarının buluşacağı ve sorunlarına çözüm bulacağı bir platformdur. Her ne kadar sistem, bürokrat sendikacılarla bu ruhu bozmaya, bu ruhu özünden koparmaya çalışsa da bu başarılmayacak bir iştir. Reel sosyalizm yıkılmış, her türlü silaha sahip olan reel sosyalist devletler kaybetmiş ama 1 Mayıs ruhu, 1 Mayıs’ın demokrasi, özgürlük ve sosyalizm anlayışı yıkılamamıştır. Çünkü demokrasiyi de özgürlük ve sosyalizmi de her zaman gerçek anlamda 1 Mayıs alanları, ruhu ve bilinci temsil etmiştir.
Kim özgürlük istiyorsa, Allah’ın ipine sarılır gibi 1 Mayıs ruhu ve bilincine sarılmalıdır. Türkiye gibi demokrasi sorununun yakıcı olduğu bir ülkede bu zamanda Kürtler, emekçiler, kadınlar, gençler, ezilenler, etnik ve dinsel topluluklar 1 Mayıs alanlarını doldurarak gerçek demokrasi, özgürlük ve sosyalizm alternatifini gözler önüne sermelidirler.
Bu duygu ve heyecanla herkese “Haydi, 1 Mayıs Alanlarına!” diyoruz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Hüseyin ALİ'nin Yeni Özgür Politika Gazetesi'nde yayınlanmış olan Yeni Türkiye başlıklı makalesi, meramımız dahilinde denkleştirmeye çalıştıklarımızın devamlılığında okunası bir makaleyi oluşturmakta. Yazarın ve Gazetenin anlayışlarına binaen metni sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Yeni Türkiye'yi Yaratmak - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
Tabular Yıkıldıkça - Hrant DİNK - Birgün / Muhalefet.org
97 Yıl Sonra Ayaş Yolunda - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
... - Hafif Abi - Görme Biçimleri
'1915'te Ermenilere Ne Oldu' Yerine 'Türklere Ne Olduğu' Sorulmalı - Agos
Hayko BAĞDAT: "Bu Sadece Ermenilerle Değil, Türkiye'deki Herkesle İlgili Bir Konu" - Marksist.org
Peki, Bize Ne Oldu? - Aydın ENGİN - T24
Der Zor Yolunda Ölmek - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel
BDP'den 24 Nisan İçin 'Ulusal Yas' Teklifi - Radikal
24 Nisan - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Ferhat Tunç'un Dêrsim Ağıtları - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
İnsanlığın Asil Cesareti - Umur TALU - Habertürk
Grandma's Tattoos - Suzanne KHARDALIAN For Witness On Al Jazeera
97 Yıldır Teslim Oluyorlar Yetmedi Mi? - Burak COP - T24
24 Nisan, ‘Türk Tezi’ ve Aymazlık - Berat ÖZİPEK - Star
Tarifi Kabil Olmayan Bir Kederin Tarihi: 24 Nisan 1915 - Ülkühan ZEKİOĞLU - Jiyan
Vatandaş ‘İç Tehdit’ Olursa... - İbrahim G. AÇIKYER - ANF
'1980'den 2011'e Sürüyor İşkence' - ETHA
600. Gününde Keyfi Tutukluluklar Son Bulsun - Halit ELÇİ - Özgür Gündem
İnsan Hakları Komisyonunun Görevi - A. Murat EREN - Bianet
Zeynep Altıok AKATLI: Aziz Nesin'i Suçlamak Katliamı Meşrulaştırmaktır - Hülya KARABAĞLI - T24 - Emek Dünyası
120. Gününde Roboski Konuşuldu - ANF
İnkâr... Nefret... Şiddet... - Kemal BÜLBÜL - Özgür Gündem
Politika, Politikacı ve Vefa! - Şeyhmus DİKEN - Köxüz
İdris Naim Şahin Durdurulamıyor - Yeşil Gazete
Geert ve İdris: Bir Madalyonun İki Yüzü - Mehveş EVİN - Milliyet
Devletin Yüzsüz Maskeleri - Dilşah KOCAKAYA - Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi - Özgür Gündem
Samast'ın "Örgüt"ü "Ergenekon"dan Mı Çıkacak? - Bianet
23 Nisan ve O... Çocukları Meselesi - Yaşar GÜLEN - Haber Diyarbakır
23 Nisan Tüm Dünya Çocuklarının Bayramı Değil… - Dilgeş ASLAN - Jiyan
1 Mayıs 2012 - Çağrılar - Bildiriler - Sendika.org
Aksi İstikamet - Bülent USTA - Birgün
Kafasına Dipçikle Vurduğumuz Çocuk - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Uslu ve Ağar’ı Üzmeyin, Ayıptır...!!! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
'12 Eylül Belgesi' Çıkmadı - İMC
Bir Afiş As, Bir Slogan At, 9 Ay Hapis Yat! - Hasan CEMAL - Milliyet
5 Öğrenciye 79 Yıl Hapis Cezası - ANF
Bizim Sokaklarımıza Da T.T. - Füsun ERDOĞAN - Bianet
Toplam Eğitim Kalitemiz; YGS - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
4+4+4 İçin ‘Pardon’ Diyemezsin - Ecem Kurumsuz ÜNAL - Habervesaire
Genç Sen Üyeleri Formasyon Hakkı İçin Kendilerini Zincirledi - ETHA
RedHack'in Lideri 'Şirin Baba' Çıktı! - Serkan OCAK - Radikal
RedHack Saldırdı, TTNet Fişi Çekti - Sendika.org
Bu Ne Biçim ‘Hack’aye Böyle? - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Hacktivizm - Özgür UÇKAN - BT Haber
Bölgede Hava Durumu - İrfan AKTAN - Express
Hangi Şartlar Değişti ? - Gülseren YOLERİ - Emek Dünyası
AKP Ne Demokrat E - Medeni FERHO - Yeni Özgür Politika
Erdoğan'ın Listesi - Özgür Gündem
Yorulmayın Bülent Bey, Yasaklayın Gitsin - Ümit KIVANÇ - Taraf / DYH
Biraz Ar, Edep ve Terbiye - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Mine SÖĞÜT: Yüzleşme Sert Olmalı - Arzu DEMİR - ANF
Dört Ülke, Bir Yaşam... - Gülistan UTKUN - Yeni Özgür Politika
KESK’ten Ahmet İnsel ve DSİP’e Yanıt: Haddinizi Bilin! - Sol Defter
(çalışma yasaları konusunda) kurumsal mızmızlanmanın kısa tarihi. - Friendfeed Kollektifi
Liberallerin Depresif Halleri Üzerine - Bülent DANIŞOĞLU - Bianet
Meds Yeghern - Orhan ALKAYA - T24

ASC Official
ASC Kana Broadcast 027 / Interview via Okkana.com
ASC - TMA-1 EP Review Jack SMITH via Urban Essence
Synkro Official Artist Page via Facebook
Synkro vs. Indigo On The Floor! - Live At Deadly Rhythm, Plan B, London via RBMA Radio
Synkro - Broken Promise EP Review By John DAWSON via Inverted Audio
Lone Official Artist Page via Facebook
Lone - Galaxy Garden (Album Stream) via The Line Of Best Fit
Lone - RSMIX002 via R & S Records Soundcloud Page
Peverelist Official Artist Page via Facebook
Peverelist Artist Page via Soundcloud
Peverelist - Livity Sound Showcase 30 Minute Mix For BBC Radio 1 Official Download
Blixaboy / Astroblaque Official
Blixaboy Artist Page via Concrete Plastic
Blixaboy On Big Up Podcast # 36 via The Big Up Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
One Tree By Darren WILKIN via Flickr Page
Darren WILKIN's Flickr Page

>>>>>Poemé
İnsan ve Deniz - Charles  BAUDELAIRE

Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Ama işte gene de binlerce yıldan beri
Cenkleşir durursunuz, duymadan acı, keder;
Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,
Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!

Çeviri: Orhan Veli KANIK

Kaynakça: Şiir

Sunday, April 22, 2012

Deuss Ex Machina # 396 - tukšums no smieklīgi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_396_--_tukšums no smieklīgi

16 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Sendai-Win Trepsit/Brief Delay (Time 2 Express)
>2<-Sendai-Geotope (Time 2 Express)
>3<-Anne-James Chaton with Alva Noto & Andy Moor-Chapitre IV: In The ISS (Raster-Noton)
>4<-Anne-James Chaton with Alva Noto & Andy Moor-Chapitre I: En Ville (Raster-Noton)
>5<-Pete Namlook + Material Object-The Fourth Dimension - Part II (Fax +49-69-450464)
>6<-Pete Namlook + Material Object-The Fourth Dimension - Part III (Fax +49-69-450464)
>7<-Kyoka-23 iSH  (Raster-Noton)
>8<-Kyoka-YESACLOUDui  (Raster-Noton) 
>9<-NHK'Koyxeи-530 (Pan)
>10<-NHK'Koyxeи-638 (Pan) 
>11<-Oneohtrix Point Never-Up (Napolian Remix) (Software Records / Self Released)

tukšums no smieklīgi
(396)

Tuhaflık havaların bir öyle bir böyle yanarlı dönerli olmasından, bir güneşin görünüp bir zemheri ayazının kendini belli etmesinden, göstermesinden, bunca karaşınlığın ortasında çatkapı bitiveren sessizlik anlarının behemehal birbirlerine yakınlığından, ses v söz erimlerinin bir tamamlayıcılıktan ziyade birbirini itip - kakıp duran yapısından ileri gelmemektedir sadece. Yaşamakta olduğumuz sathın gününe, güncelliğine duhülü tamamlanmış olan sayısız tatavlanın, birbirinden pek de farkı bulunmayan söylem yığıntılamalarının, hep aynı nüveden hareketle dönülüp dolaşılıp eninde v sonunda aymazlıkla birbirini tümleten hiddetin, şiddetin, alâsıyla karşılaşmak mecburiyetinde bırakıldığımız bir yerin tuhaflıkları asıl buralardan ileri gelmektedir. Bu bahislerden sonra meydana çıkmaktadır. Tahayyül edilemeyenin, tasvir edilmeye doyulamadığı, örneği için, duyurulması, layığıyla işitilmesi gerekli olanlar adına per perişan olunan şeylerin çalakalem üzerinden geçildiği, asıl lazım olanların değil boşa doluya lafların, hareketlerin söz konusu edilebildiği bir güncelliğin mabadında çözümsüzlüğün yancısı tuhaflıklar dizi dizidir. Tamamlanamamış olanın yanı başında birden bitiveren yığılmaların, esip gürlemelerin, öyle olmaz böyle verelim ayarları biz bakalım yollu göndermelerin, bir yerinden yakalanamazsa hemen bir sonraki evrede kullanılacak hilelerle bütün bu pejmürdeliği ziyadesiyle yerine getirecek yardımcı öğelerin bulunabildiği, bulunup denkleştirilebildiği memleketin tuhaflıklarına dair çıkarsamalardır söylemek istediğimiz.

Yanlışın 'kör kör parmağım gözüne' hala dirayetle savunulabilmesinden tutun da ismim hıdır elimden gelen budur yollu kabarmalarla donanmış, işimin ehliyim gelgelelim konulardan bir haberim yollu seslendirmelere kadar birbirini tamamlayan, dönüşümün merkezinde yarınların kurgusunu şimdiden bozulmaya terk eden bir mümesilliğin sahipliğinedir sözümüz. Sözcüklerimiz. Bir tuhaflık bitmeden başkaca bir tuhaflığın rotasına çoktan çıkartıldığı bir cenahta diri söze, duru akıla ne zaman sıra gelecektir, yahutta getirilecektir. Yarını bugünden tüketmek, geçmişin bakiyesini şimdi yapıyoruz biz işte bir şeyler -yüzleşmeler -tahkikatlar -soruşturmalar vs. yollu eylemlerle, pratiklerle denk tutup da bugün olan biten bütün hataların sorumluluklarından bir an evvelce sıyrılabilmek düşüncesinin kendisinden hareketle seyrüseferin içerisindekiler bu teşebbüslerin esas ayrışmaz yapı taşlarının, öğelerinin nasıl da "devletlu" geleneğinin birebir örnekleyicisi olduğunun altını kalınca belirginleştirmektedir. Sorunun kendisine kulağı kapattıkça, önemsemedikçe, hiddet arsızlığının derecesinin her seferinde bir kademe daha arttırdıkça, yalana sarılıp doğruların esamesini okumamaya iman ettikçe, suskunlaşmanın bir yaşam biçimi olarak tavsiye edilen bir bakışım haline indrigetilmesinin neticesinde yaygaralarla oluşturulanın bir gerçeklikmiş yanılgısı anlak üzerinde bağdaşık duran görüntülerin de paramparça olmasını tuhaflıkların normalleştirilmesi sürecini hızlandırmaktadır. Koşaradım.

Her halükarda doğrunun eğilip bükülmesi tuhaflık ediminin canlılığını da korumaktadır. Yorum getirmek istediğinizde siz ne bilirsiniz; doğrusunu işittirmek istediğinizde had v huduttan bahis açmaların, bunca fecaatin ortasında her seferinde yanlışa tutunmanın karavanaların ötesini görememenin hiçbirimiz için bir artı oluşturmayacağından dem vurmanın, yeni bir ülke tanımlandırılması çabasında dahi aslolanın, varolan klişelere hala sıkı sıkıya bağımlı kalmarak onun daimiliğine biat olduğunu işaret etmenin hep istedikleri şimdi ise fırsatını bulduklarında oyuncak etmekten çekinmediklerinin açık olan 'statükoculuk oynamaktan' daha yeğ olduğunun bilindikliğine çabalanmaların sözün kısası doğru için çabalanımların önüne kurulmakta olan setleri aşabilmek için yollar keşfetmeye çalışmak tuhaflıktır da el muktedirce, iktidarca bütün bu hengamenin kendisi mi normaldir. Aynalanan şey, gözün önünde cereyan eden hakikatler tek bir doğrunun değil birden çok etkileşimin ve neticenin beraberce kotarılabileceğinin tam da üzerine vurgu yapmaktadır. İçinde bulunduğumuz sathın normallerinin nasıl da çizgisinin dışına taşınarak, manşet manşet flaş flaş büyük boyutlu içerikten, nicelikten yoksun salt çamur atıp izini bırakayım gerisi elbette gelecektir kurnazlığının, içe işlemiş olan düzenbazlığın el birliğiyle şekillendirilmiş örneklerini sunumlandırmaktadır. Biteviye hala. Doğrunun seslendirilmesi söz konusuysa eğer "alternatif " tezahürler, çözümlemeler ortaya çıkartılabilir lakin böylesi bir hazımsızlığın payandalığında ne dediği belirgin olmayan, ötekileştirmeyi takdis edip yücelten bir anlam metaforundan başkaca bir çare türetilmesinin gerekliliği ilk elden lazım olandır.

Tuhaflıkların zincirleme bir reaksiyon halinde birbirini tetiklediği, normal olanın adının neredeyse hiç anılamadığı bir güncellik dahilinde akil olan sözün işlevselliğini hayata geçirebilmektir. Boşa doluya laf ebeliğinde birini bırakıp diğerine geçip durulurken bu zaman çizelgesinde ömrü hayatımızı heder etmekten gayrısını düşünmeyip hala ilerliyoruz muasır medeniyetler seviyesine argümanının artık koskocaman bir sahte simgeleştirici, gaz alıcı olduğu malumdur. Artık. İddianın bunca uzun süreli bir çabalanımın en azından insani olanları sağlayabilmekten, bunun asgarisini bile tesis etmekten özellikle imtina edenlerin istedikleri kadar didinsinler o anlattıkları bahis bir masaldır. Hüsnü kuruntudan, bunlar bıçak sırtı konular her yerde v her şekilde konuşulmazlara, bir yerinden başlasaydık da nereye gittiğimizi artık biz de bilseydik yani yollu seslenişlere hadi oradan (en hafif yollu) atfedişlerine kadar sarmalın derinlerinden en dışına kadar etkin bir fasitdairenin varlığı ortaya çıkmaktadır. Ne bugünün getirdiklerinin, ne dünün bir şekilde hayatalarımızı zapt ettiklerinden, ne de gelecekte ensemizde pişirilecek olan bozaların müsebbiplerini bulabileceğimiz konusu bir fiiil ifşaa edilmektedir. Öyle böyle diye diye sonunda masalların birer birer kabus haline bizahati o kıt düşünceler sayesinde gerçeklik haline dönüştürüldüğü bahsi meydana çıkacaktır.

Yordam, derman aramaktan, deva üretmekten gayrı varolan keşmekeşin tüm tuhaflıklarına sırt verip, sahip çıkarak, en akla gelmez şeylerin bile bir günde gerçek olarak insanın başına getirilebileceğinin türlü tezahürlerine yakın durulan bir memleket portresinde, esas resim inciği, cinciği ayrı, beti benzi apayrı bir biçimde atmış, atarlara gelmiş bir sindirilmiş, sınırlandırılmış bir çöplük halini almaktadır. Mal meydandadır. Geçici olarak devre dışında bırakılan bellek hep boşaltıldıkça başkaca şeyler sayesinde, o beyazcam vesilesiyle, bu boyalı basın mahiretiyle, şunun bunun teşebbüsüyle beraber kopkoyu bir boşluk kalır gelir geriye. O bildiğimiz tüm tanımlandırmaların da ötesinde gerçek bir gayya kuyusunun kendisidir, oluşumu varlığı mütemadiyen gözlemlenen, kökü kurutulmak bir yana daima kapsayışının, insan yutar gulyabaniliğinin devamlılığına çabalanılan uğraşılan, acının, ızdırabın bir türlü sonlanamasının vesilesi olarak da akılların bir köşesinde yer edinebilecek bir imgelemdir. Suskunlaşıp biat etmekten gayrısına tenezzül etmemenin iyi insan profili olarak sunumlandırılan şeylerin hepitopu koyunluktan ibaret olduğunun gerçekliğini, takdiri kısmını sizlere bırakıyoruz. Esas resim olarak atfedilmişin, tanımlandırılmışın bunca kıyısında hala tezahür eden felaketlerin kendilerine sıranın getirilmezliği söz konusuyken iyimserliğini korumaktan yana kalanları, iyisimerlik hamuruyla günlerini geçirip duranlar için önemli uyaranların varlığının o bahsettiğimiz resim içerisinde capcanlı örnekleri iş bu sahifeler, bu hayat akışı içerisinde gözlerinizin önüne sunuluyor, tamamıyla.

Parçaları bir o yana, bir bu yana savrulmuş, dağıtılmış, bir daha toparlanamaz, denkleştirilemez, düzenlenemez nasıl olsa akıl yürütmesiyle beraber topyekün neredeyse kaf dağının ardına saklanmışi, işlevsellik taşıyan unsurlarının tanımsızlaştırılmasına didişilip durulduğu her defasında başkaca bir oyunun sergilenmesinden vazgeçilmeyen bir satıh haline dönüştürülen esas resim metaforu gündelikliğin getirmiş olduğu baskıcılığı, suskunluğu, düşünmekten çok tasnifsiz, ayrısız, gayrısız biatı salık veren, şart koşan tutumların, tavırların altında yatan hinlikleri anlayabilmemize imkan sağlayan bir dağarcıktır. Uluorta yapılmış olan şirkatin, fecaatin, oluru çoktan onanmış müdanasız tahakküm seremonisinin, biteviye keskin bir fasit daire halini çok uzun zamandır edinmiş olan masumiyet karinesini lime lime etmenin, gık demenin suç, guguk demenin suça teşvik, gak v guk demenin yardım v yataklık olarak tanımlandırılma çabasında basbayağı yol kat edildiğini, bütün parçalarında oynamalar, düzenlemeler meydana getirilmiş olsa da hala ilk günkü gibi olduğundan dem vurulan, bahis açılan bir sahanlığın ta kendisidir esas resim. Görünenin, kadraja dahil edilenin üzerinde muktedir-erk-iktidarın payandalarıyla beraber şekillendirmeye doyamadığı, her sefer v defasında başka bir acınılası, dert edilesi, tasanın, kederin vuku bulduğu, buldurulduğu bir simya ortaya çıkar. Ortaya çıkmaktaktadır.

Dönemsel bir yüzleşmeden, zamanın getirdiklerine karşı işlenmiş olan tüm günahların hemen hepsiyle hesaplaşmaya, sorgulanabilirliğine şimdilik müsammaha dahi gösterilmeyen, böyle bir teşebbüste bulunulacaksa onu da en iyi biz yaparız ara gazlamasının iteklemesiyle beraberce kel başa şimşir tarak hamlelerin sergilenebildiği her defasında kelama dahil edilip sakız gibi sündürüldüğü meydana çıkan bir trajik sahne hasıl olur. Tebelleş edilmiş olanların devlet eliyle değil de sanki çatkapı, başımızdan, kapımızdan hiç eksik olmayan, hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir düşmanlar kontenjanı sayesinde vuku bulduğuna o kadar kaptırılır ki, bunca mesnetsiz meymenetsiz tahakkümün yanı başında hala vurdumduymazlık, sağır sultanlık, kazın ayağı öyle değilcilik vurgulamalarıyla beraber ortaya çıkan tanımsız ucubenin kendisi bugünün siyaset zeminin hangi nirengi noktalarından kendisine drstek bulduğunu v harekete geçtiğini ortaya çıkartan esas resmin tahrifatçı başlarını daha yakından tanıyabilmemize vesile olan bir bağdır. Bağlaçtır. Birbirine bir şekilde denk getirilen parçaların nihayet okunabilmesiyle beraber, mozaik mozaik diye betimlenenin, düpedüz gri, kasvetli, iç kapayıcı bir mermer formu olduğu meydana çıkmaktadır. Felaket dizi dizi tecrübe edilirken ali-ayşe harikalar diyarında toz pembe masallarıyla hemhal başbaşa değil bilakis her sekansının başkaca bir zulmü çağrıştırdığı, komiklik olsun diye değil basbayağı trajik bir sunu vuku bulmaktadır.

Kıyasıya bir mücadeleyle üzerinin başkaca şeylerle örtülmeye namzet olunan konu esas resmimdeki bbu ayrıntılardır. Detaylar kapatıldıkça, tek bir resim, tek bir form, tek bir görüş v savunuş hakim kıldırıldığı müddetçe daimiliği esas olacak kısım budur. Kendi tekrar ededuran, yanlışın devamında bir doğru olarak atfedilebilmesinin mümkünatlığı söz konusuysa eğer hepimizin birer birer denek yapıldığı bu laboratuvar ülke gerçek bir turnusol kağıdı işlevini ihtiva etmektedir. Nefretin, hiddetin, kölelik düzeninin, adaletsizliğin, umutsuzluğun, hilebazlığın, kötümserliğin v daha nicelerinin işlevlerini dosdoğru anlamlandırabilmemizi gerçekçil kılan bir aynalayıcıdır. Yorgun, bitap düşürülüp varlığı takdis edilmiş olan olguların cümbür cinnet beraberliği, birlikteliği aynalanmış olan resmin üzerindeki taaruzların, gaspların, yoksayışların, biz böyle bildik bundan sonra da böyle gideceğiz ahkamının, tahakküm kotasını enikonu bütünleştirmektedir. Anlamak isteyene belirginleştirmektedir!. Aralıksız sergilenmeye devam edilen, bir daha asla sözüyle unutulmamaya, unutturulmamaya gayret gösterilen lakin bir başka satıh veya dönemeçte yeniden tecrübe edilip yüzyüze kaldırıldığımız meymenetsiz, tıynetsiz vakiaların edimlerin, olguların yinelenmesidir. Yinelenebilirliğidir.

Alınan ahların, yakılan ağıtların dillendirilen tüm seslenişlerin hep bu toplumun bir ötekisi olarak tasnif edilmenin, payınıza düşen budur evir çevir dur arsızlığı ile oluşturulan söylemlerin paralelinde yapılan edilen birbirine denkleştirilen dayatımların kendisinedir sözümüz. Bir yerinden başlamak gerekirse yüzleşme denilegelen şeyi nasıl obesesif bir takıntı halinde peyderpey tekrarlanacak bir muasırlık belirtisi, emaresi olarak ele alınıyorsa muktedirce hemen yanında daha tazeliğini v acısını diri olan, hiddet arsızlığının insana hayatı dar etme gayretkeşliğinin, sorumluluğunu yerine getirmektense görmezden, bilmezden gelmeyi, hesap sorulabilirliğin şansla bağlantılı v kişilere özel bir lutuf yanılgısı olduğunun ciddi ciddi önü arkası, dolduruluyorsa beyanatlarla, dahası adalet hiç gelmeyecek bir tecelli olarak resmediliyorsa şirazesinden çıkmışlık artık fizikidir. Yaşayandır. Hak talebinin karşısına doluya boşa laf yetiştirmekle çözüm getireceğini sanmaya devam edenlerin, gündeliğini çıkartmak için dökülen alın terinin karşılığı olarak üçün birinin reva görülmesi o da gıdım gıdım kaşıkla tanzim edilipkepçeyle toplanması algılanıyorsa hala esas resmin teferruatı olarak bellenen kitlelerin görünürlüğü bin kat daha yakındır. Yakınımızda v yanı başımızdadır. Bir değişimi, gelişimi ilerlemeyi başka bir ket vurucunun yardımıyla daha en başından sıfırlanıyorsa, bu kadarı layık görülüyorsa sormak lazım gelmektedir. Yol nereye, gidişat nereye!

Düzensizliğin, hakkaniyetsizliğin mütemadiyen ben ben diyen zümrelerin bizlere, vatandaşına ulaşmasına daha ne kadar yolları kalmıştır, bunu akıl edebilmek için daha kaç fırın ekmek yemeleri lazım gelmektedir!. Sorgulanabilirliği boşa, adalet arayışını yokuşa, kopartılan bunca işitilmez! sessiz çığlıkları anlamazlığa, teşebbüs edilen her anlamlandırma gayretini basbayağı münferit, ideolojik diye yaftalamaya, yapılan edilen bunca zulümün tam karşılığının faşizm olmasına karşın hala kısır döngülerle bitmez atışmalara imza atılıp maya takvimine göre kopacak fırtına alametlerinin, yokoluşun bütün bu grilikle dopdolu esas resmin taşıdıklarının yanındaki önemsizliğini anlamlandırabilmek ne kadar zordur. Tahayyüle teşebbüs doğru olanı, ortaya çıkartabilmek bütünde hasıl olmuş yanlışlıkların önünü alabilmek için alınan önlemlerden birisidir. Hazır paketlenmiş, ambalajlanmış korku öğesi üzerinden anlamlar ortaya çıkartan, dili lâl, aklı boş tın tın teneke, görmektense âma kalmayı tavsiye eden, imgeleştiren bir güncellik aksinde aynalananlar hemen hiç bu önermenin kıyısından geçmemektedir. Yanlışları olağan doğrular olarak atfetmek, şüpheyi bir anlığa bile kenara koymadan sürekli bir baskı ortamının daimiliğini sağlamak adına el altında tutmak, yargıları fikriyatı boşa çıkartmak adına yaftalamalardan faydalanarak çürütmeyi bir mani olarak görmeksizin uygun adım yürürlüğe koymak, bir ayağı demokrasi, bir ayağı özgürlükler olan ana derslerimizde iktidarın eksiklerini tamamlaması bir yana hala vaktini heba ettiğini ortaya çıkartmaktadır.

Akil olanı aramaktan uzak kalmak, hak mahrumiyetlerinin sorumlularını sorgulamaksızın, hesap sormaksızın trajediye devam etmek bu edimin birer devamlılığıdır. Kalıcılaştırıldığının tamamlayıcısıdır. Zaman mevhumu ilerlerken neyi nasıl konumlandıracağına, kimi neyle bağlantılandırarak köşeye kıstıracağına zihin yoran bu sistemin şimdiki sahiplerinin ortaya koydukları daha fazla biat, daha fazla tahakküm v onarılamayacak nice ağır yaralardır. Bu yükler hepimizin omuzlarına yüklenirken, biriktirilirken derde devayı değil akla ziyanı müdanasız savunuş gerçek bir felaketi tecelli ettirecektir. Yozlaştırılan dil, arsızlaştıkça coşup duran nefret söylemi, mahallenin kabadayıları geldi hanım tonlamalı diklenmelerle bezeli olan seslendirmeler, sorunların görünürlüğünün bunca afaki olduğu bir güncellikte hala ama v fakatı kaldırmamaktadır. Kararını günden güne yel nereden eserse ona göre değiştiren, mizacına uygun seslendirmelere olur verip gıkını çıkartmayıp, sürünün içerisinde kalmayı gelecek güzel günler beklentisi, sancısı olarak savlayanlara duyurulur. Kazın ayağı hiç de sandığınız gibi değil bütün bu hengame tiyatrosunu sineye çekip, refaha, düze ulaşılacakmış diye sandığınız gibi toz pembe değildir... bilgilerinize....


>>>>>Bildirgeç
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek - Oya BAYDAR*

Düşe kalka da olsa, iki adım ileri bir adım geri giderek de olsa Türkiye bir süreden beri geçmişiyle hesaplaşmaya çalışıyor. Bu hesaplaşma şimdilik siyasal aktörler eliyle ve onların iradesiyle yürüyor; büyük ölçüde de başta iktidar partisi ve çevresinde kümelenmiş siyasal kesimlerin asker hasımlarıyla hesaplaşmasına dönüşüyor. Böyle olduğu için, ödeşme ile bitecek ve toplumun zihniyet dünyasını değiştirerek tarihsel-toplumsal yaraları saracak sağlıklı bir sürece girilemiyor. Fay hatlarıyla yarılmış toplumumuzdaki çatlaklar daha da derinleşiyor, her kesimin kendi içinde bile ayrışmalar oluyor. Toplumsal mutabakat sağlanamıyor. Neden?

Yüzleşmeden Hesaplaşılamaz 

Hesaplaşmak ister kişiler arasında, ister siyasal güçler veya toplumlar arasında olsun bir hasmın varlığına işaret eder. Bu yüzden de dışarıya, ötekine dönüktür. Zarara uğrayan ya da uğradığını düşünen taraf kendisini zarara uğratan, mağdur eden ötekinden (hasımdan) hesap sormak için onu vicdanî ya da hukuksal anlamda yargılar; ceza verilmesini, uğradığı zararın tazmin edilmesini ister, ya da cezayı kendisi vermeyi dener. Her hesaplaşma; kişinin, topluluğun, bir zümrenin, bir halkın, bir ülkenin, vb. kendisine yapılan kötülüğün, haksızlığın intikamını da içerir. O kişi, o zümre, o halk, o toplum ahlâken veya siyaseten yeterince olgunlaşmamışsa, demokrasi kültürü gelişmemişse hesaplaşma öfkeli, sert, intikamcı, hatta kanlı olur. Ödeşme yaşanıp barış sağlanamadan, sadece gücün ve iktidarın el değiştirmesiyle sınırlı kalır.

Yüzleşme ise hesaplaşmadan çok daha derin ve çok daha güç bir süreçtir. Hesaplaşma ötekiyle gerçekleştirilirken yüzleşme kişinin, siyasal gücün, ideolojik topluluğun, bütün bir toplumun kendine ayna tutmasıdır. O aynada gördüğü suretten korkmadan, aynayı karartmadan kendisiyle, kendi eksiğiyle, hata veya suç payıyla cesaretle karşı karşıya durabilmesidir. Yüzleşebilmek için önce aynaya bakma cesaretini gösterebilmek, orada gördüğü gerçeği ne kadar acı ve utanç verici olursa olsun kendini ve başkalarını kandırmak için aynayı karartmadan kabullenmek gerekir. Yüzleşme bir çeşit kendi kendini sorgulama, kendi kendinden hesap sorma eylemidir. Sonrasında atılacak adım -eğer varsa- suç veya hata payını kabul edip özür dilemektir. En zor olan budur ama bireyin ya da toplumun ruhunu temizleyecek, cerahati akıtıp yarayı sağıltacak olan da budur. Yüzleşme süreci kişiyi (veya topluluğu, halkı, toplumu) önce acıtsa da yavaş yavaş iyileştirir; ruh sağlığına, dengeye kavuşturur.

Bir kişiyle, bir olayla, toplumsal olgularla, tarihsel gerçeklerle yüzleşmeden hesaplaşmaya kalkışıldı mı bugün Türkiye’de yaşanan tablo çıkar ortaya. Herkes, her kesim; bu olup bitenlerde benim payım nedir, ben olayın neresinde duruyorum, nelerden ne kadar sorumluyum, doğruyu ve gerçeği kendi çıkarım için mi “doğru” ve “gerçek” olduğu için mi arıyorum diye sormadan, yani yüzleşmeden “Şimdi artık benim günüm, oh olsun düşmana” mantığıyla davranırsa, düşman sivrisinekler tek tek avlanır ama bataklık daha da kokuşarak yerinde kalır.

Zihniyetle Yüzleşmek Şart

Şimdilik askeri vesayetle, darbeci gelenekle darbelerin elebaşları üzerinden hesaplaşma aşamasındayız. Bir kez daha bunu önemsediğimi, aynı süreci yaşamış başka ülkelerde de olduğu gibi darbelerde sorumluluğu olan kişilerin yargılanmasının ve cezalandırılmasının takipçisi olmamız gereğine inandığımı tekrarlamalıyım. Ancak bu, burada kalırsa toplumca arınmaya, normalleşmeye, ödeşmeye ve barışmaya vardırmayacak bir ilk adımdır.

Başta askerler olmak üzere bürokratik oligarşinin toplumu kendi planlarına ve çıkarlarına göre düzenleme hamleleri olan darbeler, neden değil sonuçtur. Ardlarında, bugün yaşamakta olduğumuz devasa sorunların, çıkmazların, toplumsal sarsıntıların temelindeki kadim bir zihniyet yatmaktadır. Çok basite indirgeyecek olursak bu zihniyet; kökleri Osmanlı’ya giden, ulus-devlet kuruluşu sürecinde İttihat Terakki, sonra Kemalist Cumhuriyet’le devam eden kâdiri mutlak devlet anlayışı ve tapıncıdır. Devlet denen aygıtın (ve tabii ki ona hükmeden muktedirlerin) bireyin refahı ve özgürlüklerinin korunması için halka hizmet sunmakla görevli bir sosyal yapıdan ibaret olduğu fikrini  küfür sayan, yurttaşın devlete ve onun ideolojisine itaat ve sadakatle yükümlü olduğunu veri kabul eden bu anlayışa göre, kulun, tebaanın, giderek halkın çıkarlarını, en iyi devlete egemen olanlar bilir ve toplumu kendi doğruları (yani kendi ideolojileri ve kendi çıkarları) çerçevesinde biçimlendirme hakları vardır. Onlar ülkenin ve halkların sahipleridir. Eylemlerini, kararlarını, suçlarını, cinayetlerini “devletin bekası” ya da bu zihniyetten türeyen “vatan ve milletin yüce çıkarları” türünden kendi beka ve kendi çıkarlarından başka bir şey olmayan yüceltilmiş kavramların ardına saklarlar. Bu zihniyet hangi ideolojik temele dayanırsa dayansın, o ideoloji doğrultusunda tekçidir, toplumu kendi doğrularına göre biçimlendirmeye çabalar. Başka doğruları tehlikeli ve kendi iktidarına karşı tehdit olarak algılar. Türk ulus devletinde bu doğrular Türk-Müslüman çoğunluk temelinde biçimlendirilmiştir. Şu anda birbiriyle hesaplaşmaya çalışan dindar İslami cephe ile ulusalcı Kemalist ya da devletçi Türkçü faşizan güçler bu noktada aynı zihniyetin temsilcileri olarak benzeşir ve birleşirler. Birbirleriyle kıyasıya mücadele ederken bile sözünü etmeye çalıştığım zihniyetin köşe taşlarına sarılmakta yoktur birbirlerinden farkları. Fark, söylem ve nüanslardadır.

Adım Adım Öğreneceğiz

Şimdilik toplum, askerin siyasete hükmetmesinin, darbe yaparak veya silah gücüne dayanarak siyasal iktidarları devirmesinin meşru olmadığını, hatta suç olduğunu öğrenme aşamasında. Bundan çok değil beş altı yıl öncesine kadar askeri darbeleri hem haklı hem de meşru bulan kesimlerin çoğunluğu artık aynı kanıyı taşımıyor. Kendimizden ve yakın çevremizden de gözleyebiliriz bunu. Sadece korkuya dayanmıyor bu dönüşüm; insanlar siyasal hayattan ve kendi deneyimlerinden öğreniyorlar, farkındalık kazanıyorlar. Şimdi sıra, “sana vuran darbe iyi, bana vuran darbe kötü” çifte standardından kurtulmakta. Mağduriyetleri tokuşturmadan herkes için adalet, herkes için özgürlük isteyebilmekte.

Ancak yetmiyor; farkındalık toplumcak içimizi kemiren zihniyete yönelmezse, bir zihniyet devrimi yaşamazsak sadece vesayet el değiştirmiş oluyor. Sürmekte olan darbe davalarını önemsizleştirmeksizin, kişisel ve toplumsal vicdanımızın mahkemesinde tarihimizle yüzleşmemiz gerek. Sağıyla soluyla, Türküyle Kürdüyle, İslamcısıyla Kemalistiyle, askeriyle siviliyle, Ülkücüsü devrimcisiyle, arınmak ve normalleşmek için yüzeysel hesaplaşmalardan çok daha derin bir yüzleşme sürecine ihtiyacımız var. 1915 Ermeni kırımından başlayarak İstiklâl mahkemeleriyle, Dersim’le, 6-7 Eylül’le, sonraki Rum tehcirleriyle, azınlıklar sorunumuzla, sivil yöneticileri idam sehpasına götüren 27 Mayıs’la, Meclis’ten yükselen “üçe üç” çığlıkları arasında Denizleri katleden 12 Mart müdahalesiyle, 12 Eylül’ü hazırlayan gladyo- Ülkücü komando ortak yapımı cinayet ve katliamlarla, 28 Şubat’la, Susurluk’la, Diyarbakır hapishanesiyle, işkencecilerle, sadece askerlerle değil militarizmle, ayrımcılıkla, yaşadığımız ve yaşattığımız bütün mağduriyetlerle yüzleşmemiz gerek.

Yüzleşmeyi başarabilirsek hesaplaşma intikamcılıkla sınırlı kalmaz; darbeler toplumsal vicdanda meşruiyetini yitirirken ardlarındaki zihniyet yeni meşruiyet zırhları kuşanamaz. Belki ağır ve sancılı olacak ama yüzleşmeyi ve intikamcılıktan uzak bir ödeşmeyi başarabileceğimizi umut etmek istiyorum.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Oya BAYDAR'ın kaleme aldığı "Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek" başlıklı makalesi kıyısından köşesinden değinmeye çalıştıklarımızın paralelinde okunabilecek bir fikriyat ihtiva ediyor. Sözün kıymetini bir kere daha belirginleştiriyor. Sayın Oya BAYDAR'ın v T24 internet gazetesi'nin anlayışlarına binaen meramı sayfalarımıza ilintiliyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Yüzleşmek, Hesaplaşmak, Ödeşmek - Oya BAYDAR - T24
Türkiye’nin İlk Barış Bakanlığı Kuruldu! -Serdar M. DEĞİRMENCİOĞLU - Yeni Özgür Politika
Mumia Abu JAMAL: Örgütlen, Örgütlen, Örgütlen - RT / Gerçeğin Günlüğü
Irkçılık Zehiri - Mithat SANCAR - Açık Gazete - Açık Radyo
Niyetiniz T.T.’yi Öldürmek Mi? - Hamdullah KESEN - DİHA - Özgür Gündem
Agos’un 24 Nisan Sözü: Türkiye İçin İdrak Zamanı - Agos
Soykırım Günceldir, ‘Dün’ün Acısı Değil! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Bir Arkadaşım Meseleyi Şöyle Anlatabiliyordu - Ümit KIVANÇ - Taraf - DYH
Cumartesi Anneleri, Ermeni Aydınları ve Çocukları Andı - Emek Dünyası
Hak, Hukuk ve Gündelik Faşizm - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
Barzani ve Zehir Hafiye İdris Naim’i de Dinleyecek - Ahmet KAHRAMAN - Yeni Özgür Politika
RedHack İçişleri'ni Hackledi - Bianet
İdris Naim Şahin: Cilasız AKP - Kadir CANGIZBAY - Birgün
İdris Naim Şahin'le Bir Hafta - Işıl CİNMEN - Bianet
Bakan Şahin ve Domuz Siyaseti - Sıdkı ZİLAN - Haber Diyarbakır
Tanrıkulu: 'Kanım Dondu, Utandım, Burnum Kızardı' - İMC
Bokböcekleri ve Yeni Strateji - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Yaşamın Mimarlarından: Darbeye Dayanıklı ‘Seksenler’ - Şebnem TAN - Özgür Gündem
Pancar Mevsiminde Roboski Tedirginliği - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Beşir Atalay: Demirel 28 Şubat’ın Koordinatörüdür - ANF
Medya Lokomotif Olamaz Vagon Olur Ancak - Ragıp DURAN - ETHA - Apoletli Medya
Yavuz ÖNEN Açıkladı: 'Çevik Bir İşkencecimdi...' - Sesonline
28 Şubat'a Dair Hafızamızı Tazeleyelim - Ali BİLGE - Açık Radyo
Medya Çevik Bir’i Nasıl İmana Getirdi - Demiray ORAL - Taraf - DYH
Hani ‘Vatan, Millet, Sakarya’? - Aliekber PEKTAŞ - Demokrat Haber
MİT’in 1 Mayıs Katliamı Raporunda Açılan Ateşlere Değinilmedi! - T24
Hesaplaşma! - Ahmet YAŞAROĞLU - Evrensel
F Tipi'nde AŞK - Mahmut ALINAK - Radikal 2
Ölül Orucu Değil Barışın Sesi - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Muhataplık Sorunu - İshak KARAKAŞ - Jiyan
Yeni Anayasadan Kendinizi Koruyun... - Yüksel TAYLAN - Emek Dünyası
İddianame 'HES' Dedirtti - Elçin YILDIRAL - Birgün
Dersim'de OHAL Günlerine Dönüş - ANF
Ayhan Bilgen Röportajı - Ertan KESKİNSOY : İstismar Pozisyonuna Yerleşmek - Post-Express
Köprüler Yıkılıyor Barajlar Çöküyor - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Yeni Anayasa ve Eğitim Sisteminde Çoğulculuk - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Kafamızda Beyaz Emre… Irkçılıkla Da Mücadele Ederiz Biz! - Umur TALU - Habertürk
Pozantı, Sincan, Bu Ceza Bitmez - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Tutuklu Çocuklar Kimin Umurunda? - Batuhan KURTARAN- Biamag
Uykuda Mısın TC? - İnci ERKAN - Jiyan
Bir İddianameden Ayrıntılar - İMC
AKP Yine Terör Estirdi: 62 Gözaltı - ANF
Bakanlıktan “Taşeron Cumhuriyeti” Hazırlığı - Aziz ÇELİK - Birgün
Twitter'ımın Solcusu! - Serdar AKİNAN - Akşam
Adaletsizlik ve Anlamsızlık - Özcan YAMAN - Evrensel
Yüksek Siyaset Çıkmazından Sivil Toplumun Meydanlarına - Kerem ÖKTEN - Agos
Mülk Yurttaşınsa Ferman Devletindir! - Ali Duran TOPUZ - Utay
Müjgan HALİS: “Hâlâ ve İnatla Gazetecilik!” - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
La Fontaine’den Türkiyelilere... - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Tamama Kederi - Bülent USTA - Birgün
Doğaya Karşı Irkçılık Suçu - Sezai SARIOĞLU - Özgür Gündem
Nasıl Özgür Tiyatro - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
İskender Pala’nın "Muhafazakârın Sanat Manifestosu"na Zeyl! - Ezel AKAY - Muhalefet
Hovagim SAROYAN - William SAROYAN - Biamag



Sendai Official
Sendai - Process Part 300 via Modyfier
Sendai - Geotape Album Critic By Leica23 via Darkfloor
Anne-James Chaton Official
Anne-James Chaton Décade Official Informative Site
Anne-James Chaton with Alva Noto - Uni Acronym Live At La Gaïté Lyrique - 24.02.2012
Pete Namlook Official
Material Object Official
Pete Namlook & Material Object - Elektronik Album Informative via Fax +49-69-450464
Pete Namlook Röportajı - Sühan GÜRER - Proodos
Kyoka Official
Kyoka Official Page via Twitter
Kyoka - iSH Critic By Matt UNICOMB via Resident Advisor
NHK'Koyxeи / Kouhei Matsunaga Official
NHK'Koyxeи Official
NHK'Koyxeи - Dance Classics Vol.1 Album Review By Paula DAUNT via Eletrica.eu
Oneohtrix Point Never Official
Oneohtrix Point Never's Unreleased Philip Glass Remix By Matthew SCHNIPPER via The Fader
Napolian Official Page via Facebook
Oneohtrix Point Never - Up (Napolian Remix)

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Tate People By Slipsimages via Flickr
Slipsimages Flickr Page

>>>>>Poemé
Ölümüm - Bedros TURYAN

Solgun benizli ölüm meleği
Sınırsız bir gülüşle karşıma dikilse de,
Acılarımla ruhum buhar olup uçsa da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yastığımın ucunda eriyen
Soluk çehreli bir mum
Soğuk ışığını serpse de ah,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Terli alnımla
Taş kesilmiş vücudumu,
Kefene sarıp kara tabuta koysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Acımasız ölüm meleğinin titrek gülüşü
Dokunaklı çanın çalmasıyla,
Tabutum ağır ağır ilerlese de,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yas şarkıları söyleyen insanlar,
Siyah giysileri ve asık suratlarıyla
Tütsü ve dualar yaysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Çukurumu kazıp beni gömseler de
Yasa bürünmüş sevdiklerim
Ağlaşıp ayrılsalarda
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Ama eğer bir köşede
Unutulup giderse mezarım,
Ve hatıram da solarsa,
Ah işte ben o zaman ölürüm.


Kaynakça: Nabukednazar
Bedros TURYAN Analizi - Sarkis ADAM - Hyetert

Sunday, April 15, 2012

Deuss Ex Machina # 395 - a negativa de celebrar unha probabilidade estatística

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_395_--_a negativa de celebrar unha probabilidade estatística

9 Nisan 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Saltillo-The Right Of Action (Artoffact Records)
>2<-Saltillo-Gatekeepers (Artoffact Records)
>3<-Afrikan Sciences-Entitlement (Deepblak)
>4<-Afrikan Sciences-Ways And Means (Deepblak)
>5<-Underhill-The Miss (Ad Noiseam)
>6<-Underhill-My Shadow (Ad Noiseam)
>7<-Hecq-Bane (Septic Insurgent Remix) (Hymen Records)
>8<-Hecq-Nihilum (Anxst Remix) (Hymen Records)
>9<-Coki-Celestial Dub (DMZ)
>10<-Coki-Lower Octave (DMZ)
>11<-Goth-Trad-Falling Leaf (Deep Medi Musik)
>12<-Goth-Trad-Itinerant Priest (Deep Medi Musik)

a negativa de celebrar unha probabilidade estatística
(395)

Sakınca ihtiva etmeyen, demek istediğini dolambaçsız yalın ve en direkt şekilde iletebilen, soruların birinin çözümlemesini hemen hiç pas geçmeden, bitirmeden bir başkasına demir alınmayan bir sathın masalımsı geldiğini işitir gibiyiz. Deneyimleme ve çözümlemedense anaakımın yön gösterdiği, yol verdiği alanın dahilinde bir şeylere muhaliflik yapıyor görünmek adına küçük tefek şirinlikler ile durumu kurtarmak mümkün veya olası iken ne gerek var böylesine çetrefilli, dikenli, engebeli bir yolu tercih etmeye diye içinden geçirenlerin yüzdelere vurulmuş çoğunluğunu fark eder gibiyiz. Farkındayız. Sorunların kendiliğinden handiyse en ufak bir müdahaleye gerek duyulmaksızın kökleştirildiği, sabitlendiği bir ülke gerçekliğinde kenardan durup da bir kaç dakikanızı ayırdığınızda böylesi bir tavır almanın daha ehven olabileceğinden dem vuran cümleler kurulabilir kimilerinin zihninde, bilincindeyiz. Kolay olmayan reva görülenlerin bunca bedbinliğin, katara sıkış tıkış istiflenmiş olan tahakküm olgusunun kendisinden medet umuldukça, sanki ihtimalleri de bir kenara terk ederek her şeyin daha güzel olacağı yanılgısına kendini kaptıranların çoğunluğu oluşturmasıdır düşündürücülüğünü korumakta olan. Niceliğin niteliği çoktandır köşeye kıstırdığı bir düzlemde günün getirdiklerinden hala bir şeyler iyiye gidiyor diye bir hamiş çıkartabilmek en masumane tabirle saflıktır, böyledir. Bu kadar kesintisiz bir biçimde neticedir.

Sözcüklerine ket vurmaktan bir sonraki adımını nasıl da atması gerektiği konusundaki kararsızlığa varıncaya kadar bunca farklı noktada hayat akışına müdahale söz konusuyken üstelik durup da düşünmektense ehvenin şeri bu o da bize denk geldi ne yapalım çatısına sığınmak için hızlı ve aceleci davranamak nasıl bir sonuca götürecektir. Nasıl bir sonucu beraberinde getirecektir hiç düşündünüz mü ey ahali. Defaatle yinelemek, kendini tekrar eden sözcüklerle bir şeylerin ne kadar düzgün veya tersi olduğu konusunda intiba uyandırabilmek bir yana toplum mühendisliği olarak son yılların gözde iş! kollarından birisi haline dönüştürülen bu tarz çıkarsamalarla, ucu sana dokunmadıktan sonra ne gerek var canım böylesi şeyler için kendini üzmeye, yıpratmaya potansiyelinin ulaştığı seviye gözden kaçırılan esas resmin içerisinde barındırdığı korkunçluğunu, vehametini daha açık bir biçimde ortaya çıkartmaktadır. Farkına varabilmek için görmeyi deneyenlere, gösterilen ile görünenin birbirlerinden nasıl kocaman yarlar ile apayrı konumlandırıldığına v aradaki boşluğun ise hepimizi içine hapsedecek yutacak kadar derin, karnalık bir gayya kuyusu olduğunu imgeleştirmektedir. Net bir biçimde aynalamaktadır. Bunca tevatür ve görünen meram ortalıklardayken hala fakatlarla günü kurtarmak için biteviye, bir yararının söz konusu edilemeyeceği şeylere sımsıkı tutunmak olsa olsa kendini kandırmaktır.

Tıpkı yıllar yılıdır süregiden bir algının, öne çıkma, sivrilme, dokunma, elleşme, konuşma, bilme, anlama ne gereği var yazmaya ne gereği var anlatmaya, bunca pisliğin dibini kazımaya yollu hamlelere topyekün kepenkleri kapatmayı salık veren bir salak fantazya ürünü olarak varlığını sürdürmenin neresi muasırlıktır. Neresinden başlamayı kendinize uygun bulursanız bulun her dönemecinde, her köşesinde başkaca bir engelleme tezahürünün filizlendirildiği, kendine yandaş bulduğu, oluşturduğu bir zaman aralığında özün, doğrunun ve hakkaniyetliliği arka plana itmeden sözü sadede getirmenin bir şansı daha kalmış mıdır? Bırakılmış mıdır, gidişatın nereye olduğunu kestirmek konusunda bile zor zahmet ite kaka bir şeyleri diline dolayanların konu boşa doluya laf ebeliği olduğunda bütün bu satha, ortalığa serdikleri vavelyalarının, gündem diye bir dolu boş şeyi öyle veya böyle bir şekilde inatla yutturmalarının kenarında kıyısında hiç mi "kabak" gibi görünenler canınızı sıkmamaktadır, hala mı alarm zillerini çaldırmamaktadır? Nedir? Gidişatın vehameti mütemadiyen üzerine serpiştirilen, allanıp pullandıkça, ambalajı değiştirildikçe matah bir şey olacakmış yanılgısına şüphesiz bir destek ilintilenmesiyle beraber mozaiklenirken düşünmek ne ara söz konusu olacaktır?

Bilinmezliğe koşulsuz şartsız mutlak teslimiyet bir teselli ikramiyesi gibi dağıtılmaya devam edildiği müddetçe, bugünün tüm otokratizminin bir kurgu masal halinden çok daha derli toplu bir kümelem, biçimlendirme olduğu konusu es geçilecektir. Lazım gelen sorgulayıp, anlamsızlaştırılanların ya da anlamı ve bağlamı işe geldiği gibi pat küt değiştirilip durulan sorunlara karşı akil olanın tesisi için daha fazla çabalanmayı gerektirmektedir. Masalsı bir yaşantı içerisinde yaşamlarımızı zevkü sefa ile sürmediğimizin geçerliliği meydandayken, enikonu düz ayak birer ikişer bu modern görünümlü eski sistem dişlileri arasında sıkıştırılıp, nefesinin son raddesine kadar boşa çalışıp, boşa didinip, bir halt olmayacak ama sistemin çarklarından da çıkamayacak! birer figüran haline dönüştürülmemiz, insancıllığımızdan arta kalanları, katma değerini cukka hesabından ayrıştırmamamız gerektiğini salık veren, saçmalayan bir düzen sahipliliği içerisinde yolun nasıl atfedilebileceğinin nasıl okunması gerektiğini anlamlandırmaktadır. Büyük kelamlara gereksinim olmadan, darbelerin uzağında değil artık merkezinde yaşadığımız bir ülke burası. Vesayetçiliğin uygun adımlılığını tukaka diye laflarla hazırlanıp bizahati sivil görünümlüsünün peyderpey sahnelenebildiği bir cenah burası, irinin hiç tükenmediği...

Dört tarafında dış mihraklarının çabalarıyla düşman besleyedurulan her yandan salt baskıyı olağan kıldıracak bir mihrakın, odağın bulunduğu sanrısı ile beraber giderek daha da muhafazakarlaşan, dediğim dedik çaldığım düdük düzeyinden pek de uzak olmayan pejmürde bir dille duruşla bir düşmanlara karşı dimdik ayaktayız mesajı verme gayretkeşliğinin olur olmadık her dakika başkaca bir sekansa dahil edildiği ililntilendiği çabalanımların denk getirildiği bi'yer burası. Sözcüklerin ironiden ziyadesiyle ırak acı olanın kanırtılması, canının çıkartılması prensibiyle harekete geçilen, al gülüm ver gülüm muktedirliğinin borazancı başlarıyla donatılmış, çoktan rezerve edilmiş hikayelerin sahnelendiği bir kumpanya deryası burası. Tükenmek nedir bilmeyen bir nefret sömürüsünün anlık değil basbayağı planlı programlı devamlılığının getirtildiği, her bulunan fırsat kırıntısında yılmadan kendi bildiğini dayatabilmek adına dilinden düşürmediği hakaretamizliğin sunulageldiği bir yer burası, bir kara parçası. Herkesi kucaklayanın, herkesi birbirinden ayrısız gayrısız görenlerin aslında nasıl hinoğlu hinliklerle beraber çıkarsamalara girişebildiklerini, mütemadiyen yaftalamalara, etiketlemelere hiç gocunmaksızın ara vermeksizin devam edebildiklerinin varlığını koruduğu bir sahanlıktır burası.

Yarınların umudunu bugünden heder, helak edebilmek adına elden gelenin, hemen hiç çekinilmeksizin kullanıldığı hareketlenmelerin, dillendirmelerin nasıl daha kolay bir yol ve yöntem olarak el altında tutulduğunu manidar örneklemlerle yaşamlarımıza dahil edilen bir güncelliktir burası. Suskunlaştıkça daha fazlasının talebini çekinmeden dillendirenlerin, bunu hayata geçirebilmek için yapamayacakları şeyin kalmadığını gün be gün öğrettikleri birer deney sahasıdır burası. Es kaza esas resmin görüntüsünü görebilenler için, anlamlarının ne demek olduğunu çok daha keskin bir dille ifadelendirilebilecek bir tahakküm sahanlığının, iplerin kimlerin elinde olduğunun, ne için bu kadar dayatımın söz konusu edildiğinin aleni olduğu bir memlekettir burası.Bilindikliği taşıyan teraneler, birbirinden niteliksel olarak farklılık barındırmayan tevatürler, bir kere saptandı mı bir daha asla değiştirilmez, sorgulanamaz haddizatında kurcalanamaz diye enikonu belletilen belleğe iliştirilen, istiflenen terennümler ve daha fazlasıyla oluşturulan, güne dahil edilen nice örnekleriyle "tahakkümler" neyi nasıl yapmamız gerektiğini yukarıdan aşağıya dikte eden, angaje eyleyendir. Ambalajı değiştirilse de niteliğinin aynı olduğunu yineleyen bir çıkarsamadır, özetleyiştir.

Bezirganlığın türlüsünün neredeyse her güne ayrı bir vahvahlanılası etkisinin, izininn söz konusu edilebileceği bir zaman diliminde işte tahakkümler bütün bu karaşınlığı simgesel olarak tüme vardıran, bu kasveti daha yoğun bir biçimde yaşamamıza sebebiyet veren etmenlerin önde gelenlerindendir. Biteviye çalakalem uygulamaya konulan, söz v dizilimlerle dile pelesenk edilen, örneklemeler v uygulamalarla beraber cümbür cinnet ruh halinin ne eksik ne fazka tastamam yaşamımızda yer edinmesini sağlayandır tahakkümler. Boyunduruk altında tutmanın, sözün değil hiddetli olmanın getirilerinden nemalanmanın, varlığını sürdürmenin olağan karşılandığı bir zamanda tevatür olunan olguların, edimlerin nasıl birer ikişer kelimenin tam karşılığı olarak birer "prangaya" dönüştürüldüğünü, bütün bu etkileşim sathından saflarından yaygınlaştırılan "kıt" algıların, büyüklerimiz ne derse odurların, ötesini berisini çekiştirmeyin, üzümünü yeyin bağını sormayınların yanı başında çat kapı bitiveren, istemezükçülüğün sözün kısası hep aynı tornadan kesilip biçilmiş olanların bir gerçeklik olarak resmedilmesidir tahakkümler çatısı altında karşılaştıklarımız. Gerçek bambaşka şeyleri görünür kılarken hala illa billa yanlış olanların dayatılmasındaki inadın dayaınlmaz çekim gücünün ta kendisidir tahakkümler.

Bile bile ladeslerin, her sefer bu defasında son diye hayata dahil ettirilen zincirleme olumsuzlukların, dimyata pirince giderken evdeki bulguru da heder etmesinin karşılığı olandır, dilimize, meramımıza dahil edebilmek için çabalandığımız tahakkümler. Lafazanlık yerinde saymamızı mümkün kılarken başkaca seçeneklerin değerlendirilmemesi için gösterilen çabalanımların toplamıdır çerçeveye dahil olan tahakküm silsilesi. Kolay olmayan bir dönemeç, bir başka karaşınlığı çat kapı önümüze getirirken, tahakkümler dizi dizi dizilirken bir yandan peyderpey mesnetsizliğin vesikaları çekilmektedir. Bunca hoyratlığın, aman vermez yaptım olduculuğun, ben kararımdan dönmem gayrıcılığın baskın, otoriter görüntüsünün sürekliliği v daimliğidir burada kastettiğimiz. Bir günden diğerine uzanan, bir sözden diğerine karışan, bir edimden başka bir edim imal ettiren ama bütün bunları olumsuzluk, kasvet karaşınlık düzeyinden bütünleştiren bir vesika. Baskılarla, zorla dayatılan bir şekilde zeminin müsaitliğini fırsat bilip perdeyi kapsayan tahakkümlerin geneli -haleti ruhiyesi- o vesikalanan, kadraja hapsedilen resimde karşılaşılanlar ile derinleştirilebilir sağlaması yapılabilir. Ne ki bunca görünür olan bir olumsuzluk ediminde dahi anlağın hissiyatını yitirmesi, sineye çeker hale dönüşmesinin, itaatkarlığını muhafaza ediyor olmasının açtığı, takip ettiği yol açılan yara ve berelerin aslında onarılmadığını faşeden bir görüngü hasıl olmaktadır. Bakabilene.

Bir teraneden diğerine zart diye geçip durulan, önü alınamaz bir biçimde vicdanın pespayeleştirilip, içeriğinin boşaltılması sürecinin ta kendisidir dert eylediğimiz, derdimiz. Makus kader diye tanımlandırılanların peyderpey insan elinden çıkma birer yapılandırma bütününden ibaret olduğu bunca meydandayken hala ama v fakatlara sığınılabilmesinin acziyetinedir içlendiğimiz. Altmış yıl evvel ya da doksan beş sene evvel musallat edilen münferit hareketlenmeler olarak tek bir odağa sıkış tıkış ilintilenip, atalarımızın andığınız şekilde kötülükleri yoktur bunun iddiası dahi olsa olsa hüsnü kuruntudur yollu savunuşun hakikatle yüzleşmeyi değil hakikatten uzakta bir süre daha zaman öldürme şansı doğurduğu için, bundan hala beklenti sağlanabildiğinin görünürlüğünedir üzüldüğümüz. Baskı ortamı, suskunlaştırma, hakkını aramak isteyene sürüden ayrılma diye uyarıların eksik edilmediği, eskiden darp, işkence v zulmü reva görenlerin bugün tecritinden, biber gazından, ağır yaftalamalarla propagandalara girişebildiklerini bir kere daha tecrübe etmektir vicdanen yaralandığımız. Ötekisi olarak savlananların yarın birgün atfedilecek, haklarında atılıp tutulacak, köşelere kıstırılacak bir ötekisi bulunamayınca zincirin, yolun en başından tekrardan başlanacağını, tecrübe edilebilirliğinin mümkünatıdır endişe ettiğimiz, kara kara düşündüğümüz.

Tarih tekerrür ettirilirken bin taklayla v bunca dayatımla, dün dündür bugün bugündür denkleminde demokrasinin enikonu tanımsızlaştılmasına dikkat çekmek adınadır bunca dil döküşümüz. İçi boş, algısı ve kapsayışı dar, yarının neler getireceğinden bi'haber, dünün sorumsuzluk örneklerinden dersler çıkartmak yerine yeni otokratik hamlelere girişmek, lafazanlıklarla insanların önüne çıkmak, hesaplaşmak diye bir dönemin bütün yapıp ettiklerini topeykün bir kenara bırakıp bula bula zulümcübaşı iki maskarayla tüm o edimi yerle yeksan etmek, modernleşme tahayyülü içerisinde maskaralığın zerresinden medet ummak abesken, artık olağandışıyken hala beklentileri o cepheden ileri sürmek, kafa bulur gibi biber gazının etkisizliğinden dem vurup hiddeti v şiddeti makul v olağan karşılamak, kısacası sürüsüne bereket sorun sahanlığından sıfır çözümsüzlük disturuyla günün heder ettirilmesidir dikkatlerinize sunmaya çabalandığımız. Üzülmek için bir çok şeyde geç kalınan, en ufak bir mahcubiyeti duyulmadan sergilenmeye devam edilen şey ileri demokrasi değildir bildiğiniz sıradan faşizmin, kapitalist dünya oyuncuları tarafından şekillendirilmiş rollere uygun düşen ahkam kesmektir, doluya boşa piyonluktur. Peyderpey atfedilip fitili habire tutuşturulan, bulunan her fırsatta ötekisinden öç alma hırsının başka vesikalarını, görünürlüğünü arttırmaya yol veren bir süreç, güncelliktir.

Doğrunun eğilip bükülerek, yarım ağız demeçlerle, atfedişlerle, kelamlarla dönüştürülmesinin karşılığında bildiğiniz, basbayağı kördüğümün kendisidir karşımıza dikilmekte olan. Tahakküm biçimlendirilirken, ilave hiç bir yoruma gereksinim duyulmaksızın dünyanın çivisinin çoktandır çıkartıldığının ilanen tebliğidir bu piyonluğun getirdikleri, yüklenip dağ gibi önümüze yığıntıladığı soru ve sorun kümesinin anlamı v karşılığı... İlave bir yoruma gereksinim olmaksızın, dermansızlaştırılan her defasında ölümü gösterip sıtmaya razı getirme konusunda yeni tecrübe v deneyimlerin donatıldığı bir sahanlıktır tahakkümün dünyası. Moralsizleştirilip yarınını düşünmeyen, düşünemeyen, bugünün getirisi, baskısı içerisinde nefes almayı asgarinin altında tutmaktır o dünyanın gailesi... bütün bütün çabası... Bir yanda binbeşyüz tutsağın, hakikatleri duyurabilme çabası adına seçtikleri açlık grevinin handiyse anaakım içerisinde zerrece duyulmaması, önemsenmemesi bir önder için uygulananların  tecrit sistematiğinin eylediklerinin kaldırılmasının hayatı daha kolay yaşanabilir kılmayacak ama en azından ümitvar olmayı sürdürecek bir çabalanım olduğunun pas geçilebiliyor olmasıdır o dünyanın sağladığı... Üzerinden dört aya yakın bir süre geçmiş olmasına karşın hakikat için bir ilerlemenin, bir sorumlunun halen bulunamadığı çadır tiyatrolarından fırsat bulunup da neden v ne için insan kırımına müsammaha gösterilebildiğinin net bir yanıtının verilemediği bir satıhtır tahakküm dünyası...

İçişleri bakanı ünvanına sahip zatı garabetin şakalarına!, sulu sepken tespitlerine mütemadiyen devam edebildiği, sorumluluğunun getirdiklerini değil de sorumsuzluğunu hala pişkince savunabildiği, sergileyebildiği akla gelmez şeyleri olur belleyebildiğini ikrar ettiği sahnelemelerde oyunculuğunu sergilemesine müdanasız devam ettiği -evet burası ilerinin ilerisi bir demokrasi! bir cenahıdır.. ve onun gibileri de zebanileridir bu tahakküm dünyasının... Terörle mücadele yasası, ceza kanunu, illelebet ayrılamayacağımız gibi mıhlanan "301. madde" gibi bağlayıcı, engelleyici, halkına cıs dokunma yanarsın tespitini daha en başından duyuran kanunlar halen yürürlükteyken, 12 Eylülün artıklarından hala kurtulunmadığı bir şekilde zamanımızı şekillendirmeye, düşünen insandan korkulmaya devam edildiğinin tüm geçerli türetmelerine zemin sağlanan, uygulanan, düşünce özgürlüğünün ise keskin kırmızı çizgilerle iyice daraltımının sürdürüldüğü bir deryadır... tahakkümün dünyası... O tahakküm dünyasının tam da tıkandığı, işine gelmediği, hafzalasının almadığı noktada başka bir hayatı şekillendirmek için araftayız... elimizden alınamayacak olan umutlarımızla... düşleyişlerimizle... direnişlerimizle... sizleri de bekliyoruz...    

>>>>>Bildirgeç
Şimdi Değilse Ne Zaman? - Köksal Aydın*

Egemen siyaset aktörlerinin içine girdiği yol toplum için tam bir tehdide dönüşürken durumun kendisi toplumsal muhalefet aktörlerinin görev ve sorumluluklarını da artırıyor.

Savaş tamtamlarını duymayanımız var mı? Ya da siyasal alandaki tahammülsüzlüğün baskıcı, otoriter hatta faşizan bir karakter kazandığını göremeyenimiz? Kanun hükmünde kararname furyasının ardından birbiri ardından geçirilen yasaların neye hizmet ettiğini bilmeyenimiz var mı? Ya yağmur gibi yağan zamlar ve daha vahimi bu zamlar karşısındaki kahrolası sessizliği neye yormalı? Sağlık sistemi soygun sistemine dönüşmüş herkesin canını yakmaya başlamışken bu durgunluk? Yeni rejimle millilikten kurtulan eğitim alanını bekleyen akıbet?

Şüphesiz her şey kötü değil. Umudu büyütmek çok önemli ve umut hala ellerimizde. Daha on gün önce başta Ankara olmak üzere ülkenin dört bir yanı emekçilerin sesleriyle çınladı. Eğitim – Sen’ in başlattığı mücadele KESK tarafından büyütülerek AKP’nin yeni rejimine karşı ilk sınavını verdi. İlk barikatlar aşıldı. İki gün boyunca başka bir havayı soludu Kızılay alanı. Kısacası mütevazi “bir adım” atıldı.

Büyük barajlarımız yok, birikmiş. Sular seller gibi akamıyoruz malum. Ama yüreğimiz var. Mücadele birikimimiz var. Bayrak hala havada ve yeni dinamiklerle buluşmayı bekliyor. Aslında bu eylem ve eylemciler en çok “can suyu” olarak betimlenebilir. Can suyu. Az ama kıymetli. Adı üzerinde can veren.

KESK eylemiyle birlikte toplumsal muhalefetin çıkış zemini oluşmuştur. Bir anlamda iyi bir başlangıç yapılmıştır. Şimdi yapılması gereken ise sendikal açıdan işyerleri, siyasal açıdan toplum tabanına yayılan bir çalışma ile bu süreci paylaşma, çalışanları ve toplumu bu yaşanılanlar üzerinden saflaştırmak olmalıdır. Saflaştırmanın kendisi ise yeni bir örgütlenme ve yeni bir mücadelenin inşası anlamı taşıyacaktır. Bugün yaşanan her birisi son derece önemli gündemler içerisinden öncelikleri zaman ve mekandan ziyade iletişime geçtiğimiz insanlar belirlemelidir. Sonuçta her gündem birbirinden değerlidir. Önemli olan bu gündemler için yapılacak işler, eylemlerdir. Eylem ve etkinlikler ise her insanın kendince tercih yaparak dozunu ve enerjisini kendisinin belirleyeceği çeşitlilikte olmalıdır. Kritik nokta her insanın yapabileceği ve tabiî ki yapamayacağı şeylerin farkında olmak ve yapabileceğini istemek, yapabileceğini yaptırmaktır. Aynı amaç için geniş ve renkli bir mücadele ortamı yaratmaktır.

 Şimdi Değilse Ne Zaman?

• ABD emperyalizminin taşeronluğuna soyunan hükümet yıllar önce Irak’ta tutulduğu sevdaya bir kez daha yakalandı. Üstelik şimdi ustalık döneminde ve bu “görevden” kaçacak mazeretleri de azalmış durumda. Hava giderek ağırlaşıyor ve soluk borularımızı şimdiden oluşturmalıyız. Savaşa karşı mücadele emperyalizme karşı mücadeledir ve iyi anlatıldığında % 99’ ı direkt veya dolaylı etkileyeceğimiz, yanımıza çekebileceğimiz bir gündemdir.

• AKP baskıcı ve otoriterdir. Ülkeyi adım adım faşizme sürüklemektedir. Kürt sorununun çözümü de başka bir iklimi beklemeye koyulmuştur. Demokrasi beklentisi artık liberallerin dahi umut kestiği bir aşamadadır ve buradan gerçek anlamda bir anayasa çıkamayacağı anlaşılmıştır. Belki de en önemlisi bu süreçte toplumun sessiz kalması, sindirilmiş olmasıdır. Bu durum AKP’yi cesaretlendirmekte, sinmiş topluma kolayca şekil verilmektedir.

• Zamlardan ziyade zamlara karşı verilemeyen tepkiler ürkütücüdür. Toplum çaresizliğe sürüklenmektedir ve bu durum faşizme “sosyal” zemin hazırlamaktadır.

• Sağlık alanında tam bir soygun sistemi kurulmuş buna karşı verilen mücadelede ise onca birikime rağmen bir durgunluk yaşanmaktadır. Sorunun yakıcılığı ve mücadele birikimi bu alanda yeni bir hareketin olanaklarını da zeminini de hazırlamaktadır.

• Eğitim alanı gericiliğin ve piyasacılığın boy hedefi haline gelmiştir. “Maneviyatçı gençlik” beklentisi eğitimin milli özelliğinden ziyade İslami özelliğini öne çıkarmakta ama her haliyle piyasacılıkta, eğitimin özelleştirilmesi hedefinde AKP ile küresel sermayeyi buluşturmaktadır. Eğitim alanı bir kısmı cemaat vakıfları bir kısmı ise küresel aktörlerce paylaşılmaya hazırlanmaktadır. Sağlık alanında 10 yılda kat edilen özelleştirme, piyasalaştırma uygulamaları şayet kendi haline bırakılırsa eğitim alanında çok kısa sürede geçilecektir. Bu noktada iyi bir başlangıç yapan eğitim emekçileri şimdi orta ve uzun erimli bir mücadele programı oluşturmak, tuttukları haklı ve meşru zemini işyerlerindeki emekçileri saflaştırarak güçlendirmek ve siyasal alanla ilişkilendirmek durumundadır. Öğrenci- öğretmen – veli üçlemesinde Eğitim –Sen’de, siyasal özne de, gençlik muhalefeti de kendi özgün yerini alarak mücadeleyi toplumsallaştırmak durumundadır.

• İşçi sendikalarının örgütlenme olanaklarını sınırlayan düzenlemeler ve yeni çıkarılan “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” yılların mücadelesini adeta yok saymaktadır. Onlarca kez yaptığımız ve her mahkemeden beratla çıktığımız grev hakkı bu yasada yoktur. Ama hükümetin unuttuğu şey bu hakkın Anayasa 90 ve ilgili uluslar arası sözleşmelerden ve daha önemlisi yıllardır verdiğimiz fiili ve meşru mücadeleden kaynaklandığı gerçeğidir. Gelinen aşamada bu yasayı kadük hale getirmek mümkündür. İlk grev bu yasanın bittiği ve “buyurun yenisini yapalım” diyeceğimiz gün olarak görülmeli ve çalışanlar sinikleşmeden biran önce harekete geçilmelidir.

Yukarıda sıralanan gündemlerin her birisi tek başına grev nedenidir. İşyerlerinden, tabandan örülecek bir çalışma, işyerleri ve sokaklarda kurulacak sandıklarla havayı döndürmek, yeli işçiden, emekçiden estirmek mümkündür. Hükümet yanlısı sahte sendikalar yerine yüzümüzü üyelere, işyerlerine, topluma dönmek, siyaseti siyasetle birlikte toplumsallaştırmak mümkündür. Ülke adım adım savaşa ve faşizme doğru sürüklenirken tek başına sendika yasası ve yüzdelik zamlara göre belirlenecek tutum ve davranışlar anlamsızlaşacaktır. Savaş koşullarında değil zam maaşların dahi alınamayacağı, yaşanacak sefalet ve ölümlerin bizleri sürükleyeceği toplumsal atmosfer zaman geçirilmeden tüm emekçilerle paylaşılmalıdır.

Ebetteki grev dahil hiçbir eylem amaç olamaz. Eylem araçsa sorumuz yine değişmiyor. Şimdi değilse ne zaman?

Ülke her yönüyle kötü bir akıbete doğru sürüklenirken hayata sol pencereden bakanların sürekli sormaları gereken sorudur “şimdi değilse ne zaman?” sorusu. Egemen siyaset aktörlerinin içine girdiği yol toplum için tam bir tehdide dönüşürken durumun kendisi toplumsal muhalefet aktörlerinin görev ve sorumluluklarını da artırıyor. Sınırlı olanaklara rağmen sol siyasetin toplumsal  tabanını genişletmek mümkündür ve dönem sola en çok ihtiyaç duyulan dönemdir. (Bu tespiti elin Amerikalısı dahi yapıyor…). Solun yaşamsal sorunlar üzerine oturan sınıfsal özelliğini belirginleştirerek, geliyorum diyen “büyük tehlikeye” karşı küçük riskler alarak, dahası sorunun kritik ehemmiyeti karşısında “seferberlik” haline geçerek bu ablukayı dağıtmak dışında bir seçeneği olabilir mi?

Can suyunun az ve kıymetli olduğunu biliyoruz. Bir başka bilmemiz gereken de “ can suyu”nun nerede, ne zaman kullanılacağıdır. Şayet bilir ve doğru bir biçimde kullanabilirsek milyonlarca tohumun yeşermesi mümkün olacak yani gerçek baharlara kocaman bir merhaba diyeceğiz.

Şimdi değilse ne zaman?
* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Köksal Aydın'ın kaleme aldığı ve "Muhalefet" sitesinde yayınlanmış olan Şimdi Değilse Ne Zaman? başlıklı makale tam da denkleştirmek için çabalandığımız resmin detaylarını ihtiva eden bir önemli okuma parçasını oluşturuyor. Köksal Aydın ve Muhalefet.org sitesinin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz... iyi okumalar

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Tutuklu Gazete - Sendika.org
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
'Müge Vicdanımızdır, Tanıyoruz, Tanığıyız!' - Emek Dünyası
Şimdi Değilse Ne Zaman? - Köksal AYDIN - Muhalefet.org
12 Eylül 'den Hesap Sormak - Açık Gazete - Açık Radyo
Yüzleşme Nereye Kadar - Özgür Gündem
Kalkın, İhtilal Oldu! - Ertuğrul MAVİOĞLU - Radikal 2
Darbecinin İnsanlık Suçuyla İmtihanı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
12 Eylül ve Arta Kalanlar… - Ali BAYRAMOĞLU - Aksiyon
12 Eylül Topu Şimdi Bizde - Oya BAYDAR - T24
12 Eylül Neye Karşı Yapılmıştı? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
MEST Demokrasisi - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Selahattin DEMİRTAŞ: Fethullah Gülen'i Sorgulayacak Yürekli Bir Savcı Var Mı? - ANF
"Bi' Biber Gazım Var!" - Bianet
Roboski Anneleri:'Anneleri De Öldürsünler' - Haber Diyarbakır
Semra Nine, Gulê Nine ve Berfo Nine - Nuri FIRAT - Özgür Gündem
Polisin Karınca Hassasiyeti… - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Tanıklar Yedigöl'ü Anlattı - ETHA
Meclis Zabıtlarında Soykırım İzleri - Serdar KAYA - Derin Sular
Meclis Başkanı Çiçek: Ermeniler Yurtlarını Terk Etmeye Zorlandı - Agos
Balıkçı Ailesi Mensupları - Nazım ALPMAN'ın Sorularını Yanıtlıyor - İMC
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Haber Fabrikası
Zarakolu Serbest, Peki Diğerleri? - Bianet
Malûmun Hatırlatılması Kızdırıyor - Uğur Selçuk AKALIN - Evrensel
Çok Harbeden Cengâver, Zamanla Hasmına Benzer - Can DÜNDAR - Milliyet
KCK İddianamesi: İtinayla Suç Bulunur - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Sırrı Süreyya ÖNDER: AKP Kürtlerin Özgüvenine Erişemez - ANF
Newroz Tutuklamaları Protesto Edildi - Evrensel
Sokağın Hafızası - Mithat SANCAR - Taraf - DYH
Manşet Şahinlerine Lanet - Ali Duran TOPUZ - Utay
Kazananlar Mutlaka Mücadele Edenlerdir - Aktüel Gündem - Sendika.org
'Nefret Söylemi Çeşitliliği Reddeder' - ETHA
Linç Hazırlıkları - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Açlık Grevleri - Baki GÜL - Yeni Özgür Politika
Cezaevlerinde Tecrit Var! - Yüksel GENÇ - Özgür Gündem
İktidar Her Yerdedir, Direniş De! - Michel FOUCAULT via Eleştirel Medya Günlüğü
Mahpusun Kilidini Açmak - Halil SAVDA - Köxüz
Sınıf Mücadelesi İçin De: Sol Bir Ekoloji! - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
İş Sağlığı Yasasıyla Çocuk İşçi Arzı... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Kürt Coğrafyası’nda Kapitalizm - Azize ASLAN - Jiyan
Çığlıkta Boğulmak - Bülent USTA - Birgün
Yalan Dünya - Zoban - Trofolo
Grup Yorum Afişi Asan Gençler Tutuklandı - ANF
11 Eylül 1980’i Şarkılardan Okumak - Merve EROL - Birdirbir
12 - Enis RIZA - Birgün
Bakana Göre Şirketler Suçsuz, Kürtler Hırsız - Sendika.org
8 Saat Çalışmak İnsani Bir Gerekliliktir - Özgür MÜFTÜOĞLU - Evrensel
Çalışmak Sağlığa Zararlıdır - Pınar Bihter ÖĞÜNÇ - Radikal
"Nameste" Havva Ana/Meral Okay - Kenan TEKEŞ - Biamag
Bizim Gazete - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
hsiau, kiraz çiçekleri, ve yolları kesişen filmler üzerine... - aglea - ztopya
Başkaldıran Toprak 2: Kara Altın - Yiğit ATAK - Jiyan

Saltillo Official via Menton3
Saltillo Artist Page via Facebook
Saltillo - Monocyte Album Review By Jessie WOOD via Slug Magazine
Afrikan Sciences Official
Afrikan Sciences Artist Page via Myspace
Afrikan Sciences - Means And Ways Album Review By Christine KAKAIRE via Resident Advisor
Underhill Official
Underhill Artist Page via Soundcloud
Underhill - Silent Siren Album Informative via Ad Noiseam
Hecq Official
Hecq Official At Twitter
Hecq - Avenger Album Review By George MOURATIDIS via Connexion Bizarre
Coki Official / DMZ
Coki - Don't Get It Twisted Critic By Harry SWORD On LWE
Coki & Mala - Digital Mystikz  Live At Brixton 5th Jan 2008 via Get Darker
Goth-Trad Official
Goth-Trad Artist Page via Soundcloud
Goth-Trad - Babylon Fall EP Critic By Alyce via Earmilk

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
4 faces - key to my calendar "peoples of the world" By Veronika MUKHAMETSHINA
Veronika MUKHAMETSHINA's Flickr Page

>>>>>Poemé
Mırıldandıklarım - Murathan MUNGAN

Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler?
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
Giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hâlâ sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
'İçtenliğin' ya da 'dünya görüşünün' kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hâlâ bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim
Senin ve benim , yani bizim için...

Kaynakça: Şiir