Sunday, May 27, 2012

Deuss Ex Machina # 401 - mwen gen plent

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_401_--_mwen gen plent

21 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Christian Naujoks-Diver (Dial)
>2<-Christian Naujoks-True Life , In Flames (Dial)
>3<-Asa & With Joyful Lips-Forgotten (Fent Plates)
>4<-Asa & With Joyful Lips-Francoise (Fent Plates)
>5<-Darkside-A1 (Clown And Sunset)
>6<-Darkside-A2 (Clown And Sunset)
>7<-Skyge-Sarah (Self Released)
>8<-Skyge-Goodbye, Operator (Self Released)
>9<-Clubroot-Hellion (Solace Records)
>10<-Clubroot-Scars (Solace Records)
>11<-Dark Sky-F Technology (Black Acre)
>12<-Dark Sky-Zoom (Black Acre)

mwen gen plent
(401)

dirayetli bir savunuş olan bitene karşı tek bir anlamlı cümle kurarak belki tek bir yorumu öne çıkartarak, bir şeyleri saklamaya gerek duymadan olup biteni mazur görmeden, yok saymadan, anlamazdan gelmeyi zul adlederek, doğrunun peşinde koşup, bir çıkarsama yoluna girişerek söz konusu edilebilir bir ihtimal. ihtimallerin tüketilip, laçkalaştırıldığı, içeriğin küflendirilip enikonu pis kokuların yayılmasına karşın hala bir gülme efektinin zaruri yamalarının nakşettirildiği, ilintilendiği bir sahanlıkta insanlığımızın bekasını göz önünde bulundurduğunuzda böylesi bir edimdir, hamledir belki yolun, gidişatın nasıl meymenetsiz bir rotalama ile yönlendirme ile şekillendirilmesinin gerçekleştirildiğini açık edecek. kelamlar hep yarım yamalak kalıyor. kelimeler hep cılız. gerçek olan biten yürek dağlayıcı olsa da her defasında bir kere daha anlamlandırır kılacak şeyleri iliştirmek giderek daha zor bir merhaleye taşınıyor. tüketilmesinde aceleci davranılan şeylerin arasına vicdanın da eklentilenmesiyle beraber bütün bu cümbür cinnet halin kıyısında dönüp durup ne olması gerektiğine dair çıkarsamalar, tahayyüller v daha fazlasına çabalanmak zaruri bir tekrar edişten daha farklı anlamları olan bir karşılaşmayı beraberinde getiriyor. ne karşımızda yer edinenler derdimizin asıl ne olduğundan haberdar, ne söylemek istediklerimiz hep sandıkları gibi bölücü, ideolojik, mesnetsiz vesaire vesaire çıkarsamalar.

ne bu yolda anlatmak için didişip durduklarımız hayatın anlamına dair çıkarımlar büyük büyük tahayyüller, ne de hor görülesi, kulak arkası edilesi tespitler, vızıldamalar. ne işitiyorsak, ne görüyorsak ona dair bir cümledir hepitopu. ne görüyorsak ne biliyorsak ona dair bir sesleniştir enikonu. kalburüstü, üstünkörü, vızıldaması bol çıkarsaması az bir seslendiriş değildir hiçbir zaman. hemen hiç öyle bir tahayyülün sınırlarına saplanış sözkonusu değildir çabalandığımız. anlamlandırmaya tebelleş olup bir kereliğine yad ediş değildir, adını anıp unutuş hiç değildir. onun içindir ki yarım yamalak da olsa, yarısı havada da kalsa, anlamsal bağlantılamalar, sözel birikitirmeler dahilinde günü, her güne sığdırılan bu kadar yoğun tahakkümün, pejmürdeliğin yarattığı hale dair birer tespit tanesidir. tespit ediştir bir meram kıvamına ulaşmazdan evvel, öncesinde bu sathın dahilinden paylaşılanlar. dedest edilmişliğin, hal v tavrın bozuş, yıkışa getirişin müdanasız olurunun tesis edildiğinin, her pundu bulunduğunda gündemin asıl konuları dururken kıyıdan, kenardan iliştirilen başka başka şeylerin konuşulmasına, günü işgal etmesine "müsammaha" gösterildiği bir satıha bir cümle ile bir şeyler bırakabilmektir belki elzem olan. bunca çabalanımın esasında nedenini oluşturan.

modernleştiğimizi varsayarken giderek yabanileştirildiğimizi, muasırlaştığımızı sözlere katarken bir yandan olabildiğince hızlı bir biçimde ilkelleştiğimizi, sapla samanı ayırmak dururken hala çerçöp ile beslenen hiddet söyleminin arkasına sığınmaktan gocunmayan başımıza dikilmişlerin vavelyalarını işitmeye, taaruzlarına maruz kaldığımız bir güncelliktir enikonu denkleştirmek istediğimiz görüntü. görünenler, yandıklarımızdır. görünenler, içimizi kıyanlardır. görünenler bir çıkarsama hesap kitap olmaksızın ne ile neyi birbirine yakın tuttmaya devam ettiklerini ortaya çıkartan mendeburluğun pek semirmiş olan ibret vesikalarına karşı bir duruş sunabilmektir. bir alternatif. kelimeler yanyana dizilirken hep olduğumuzu her an varsaydığımız o yüksek makamlarımızı, korunaklı dört duvarlarımızı, onore edilmişliğimizi veya yerin dibine sokuluşumuzu bi'arada, kimliklerimizin getirdiklerini bir diğer yana terk ederek sade v sadece insan gözlüğüyle bakabildiğimizde halimizin nice olduğunun aynalanması girişimidir ezcümlesi tüm bu dönüp dolaşıp, denkleştirmek istediğimiz meram kapsamının dahilinde sunmaya çalıştıklarımız... yoksunlaştırıldıkça, sağırlaştıkça, giderek daha fazla muktedirin bezirganlığına kayıtsız kalındıkça dile pelesenk edilmiş tasvirlerin yoğunlukla bir ötekileştirme v hakir görmeler bütününden mürekkep olduğunun, kılındığının tespitidir.

günler devinirken zamanla yalnızlaştırılıp izole edilenin bireysel bir düşün yerine toplumun tüm katmanları üzerinde oluşturulan baskıcı bir tahakkümün vesikalarıyla beraber sonucunda düşünmeme olduğunun, bir başka deyişle malumun ikrarının yol verdiklerinin tasviridir. yerle yeksan edilen, yüz üstü bırakılan, arkası getirilmeyen, sorgusu gerçekleştirilmeyen, tahlili çoktandır unutulan, unutturulmaya namzet olunan şeyleri bir yığın haline getirdiğimizde nasıl bir dar alana kıstırıldığımız enikonu meydana çıkacaktır. çıkmaktadır. bunca yaraya rağmen halen bir şeylerin yolunda gittiği masalının su kaldırabileceğine olan biatın gelişigüzel taşıdığı nokta yarın başıdır. uçurumdur. hepimizi aşağısında tasvirlerine girişildikçe yüreği daha fazla kasvete buladığı resmedilen o cehennemin ta'kendisi olan, tabelası eksik kalmış yar. kendilikliğinden düze hiiç çıkmayacak olan şeylerin nasıl elbirliği, gönül birliğiyle beraber üzerinin örtülmesinin söz konusu edilebildiğini sadece bir kereliğinde düşündüğünüzde manası daha ehemmiyetle vuruculuğunu hissetiren bir bileşen bütünü oldurulan yar. kesinlik v keskinlik ile muğlaklığı değiştirilmez olarak perçinleme gayretkeşliği içerisinde bizler yüzde elliyiz şuyuz buyuz gazının vermiş olduğu, hemen diğerlerinin söyleminden yansıyanların bir şekilde sunularına karşı tecridin, işittirilmezliğin mümkünatına çabalanıldığı bir kara parçasında, karanlığı tesis edenlerin kimler olduğunun intibasıdır belki bir ne oluyor yahu dedirtmeyi başaracak.

bu kadarını hiç tahayyül etmemiştik vay başımıza gelenleri! çat kapı dimağa dank ettirecek. kederli olmayı, kaderle bağlantılamayı istisnasız bir şık olarak sunanların, savlayanların şarlamalarından gizliden açıktan belirgin bir doğrultuya ulaştırdıkları aşılmaz duvarlarımızla, daimi kayıtsızlığımızla, iyi çocuklarımızın yaptıklarını örtebilmek konusunda sonsuz çabalanımımızla hakikatlerinizi duyuramayacaksınız tahayyülünün basbayağı bu sathı etkisi altına almasıdır dem durmak istediğimiz. değme saçmalıkların has müsebbibi olup hırı gürü bol her durum karşısında kinini kusmayı görev belleyen mussolininin takla attıran takipçilerinden nayimşahin beyler gibi donanımlı yerli sürüm vezirlerin boşa doluya aynı nefretten bilenmiş, aynı hiddetten şekillenmiş sözlü taaruzlarının karşısında, biber gazından tutun da copla, dayakla eksiksiz gediksiz polisiyle sunduğu sunabildiği tahakküm zincirlemesinin, edep yoksunluğundan, arsızlık çıtasını kırıp yeni eşikler arşınlayanların sunduklarıdır dikkatinize sunmaya çalıştığımız. bir olacağız derken hep ayrıştırmanın yeni tonlamalarını her durumda bir öteki yaratabilmenin altına imzasını atarak, eskinin eksik gediğini yeni yapacağımız yarım yamalak anayasa çalışmalarının neticesinde yine kadük, yine yeniden işlevsiz bir sonuca ulaştıracak olan çaba v didişiyoruz yahu biz okumasının garabetliğidir belli etmeye çalıştığımız.

topyekün bir değişim, bir sonuç için balkon konuşmalarında sallanıp durulan veciz sözlerin, büyük vaatlerin nasıl dönüp dolaşıp aynı temcit pilavından başka bir kaşıklama, bir zaman öldürücü haline dönüştürüldüğünü meydana çıkartan neticelerdir bu meram sahasında denklemeye çalıştığımız. zehir zemberek sözleri dizip durarak akılara ziyan çıkarsamaları duyumsatarak, biteviye tekrar ederek ensemizde pişirilen bozaların pek de hayırlı olmadığı anlaşılır kılacaktır. gidişatımız hamdolsun cehennemden halliceyken esef duyup utanmayı kendilerine reva görmeyenlerin, işlerine gelmediğinden akıllarına getirmeyenlerin hiddetle ama dikenli, sinkaflı sonu gelmeyen bir öc alma çıkarsamasının lafazanlıklarının tortusu ileri demokrasi vesikamızın ne kadar yalan nasıl da kof olduğunu özetleyecektir. bir taraf olmaya gerek olmaksızın, bir şeyleri görmek için sadece vicdanından geçenleri önemseyenler için. şartlanmışlıklara göre değil, aslının o olduğunu bilenler için durum budur!! olağan hayat akışında, rutinin dehlizlerinde karşı karşıya kalınanların, yüzyüze bıraktırılıp hadi çöz bakalım bu kördüğümü diye tahayyül edilenlerin, o yolla kesiştirilenlerin daha siz söze başkarken devreye girip, necefli marşapadan hallice bir görünümle araya sıkıştırılan, tahakkümlerin çoğulculuğunda bu kadar çokluğunda muktedirce sahiplenilen uyaranlar edimi bir görünüm tamamlayıcısı olmasının yanında kimi neyi ön planda tuttuğunu, dolambaçsız yalın bir biçimde sunumlandıran bir sahanlığı meydana çıkartır.

hiddetin atbaşı gittiğini, şiddetin övüle övüle bitirilmediğini, baskıcı olmanın büyük bir hakediş, derdestliğin münferit, soykırma teşebbüslerinin kaza, lafazanlığın istisnasız bir politik duruş gereği olarak tanımlandırıldığı güncellikte uyaranların, uyarıcıların açtığı perspektif, sundukları özetleyiş, hangi arada hangi derede neler başa musallat edildiğini, bizler ancak birisine yanarken, birisine yoğunlaşırken sahnenin nasıl başkalarıyla donatılabildiğini netleştiren bir görüngü hasıl olur. sistemin getirdikleri sistem diye belletilenin açıklarının kapatılması bir yana, artık yama tutmayacak müdahalelerle nasıl da korunaksız, tel tel dökülen bugünü kurtardık yarın da bir yol bulunur elbette, nasılolsa beklentisinin açıverdiği, vurdumduymazlık bahsinin, çözümsüzlük kararlılığının, tıkır tıkır işleyen demokrasinin bu taraf, bu cephede hemen hiç de öyle olmadığını afişe eden durum v olguların birlikteliğini yalın bir biçimde anlaşılır adleden, çıkarsamayı mümkünatlar dahiline sokandır uyaran silsilesi. cenahın dönüşümünün, gelişiminin bir hakkaniyet uzamındansa, uzlaşı bulunmasındansa hala öcü gelecek hepinizi ham yapacak kurgumasalının absürtlüğüne sırtını dayayan, kısıtlı o aralıktan hareketle iliştirilen, ilişmeye gayret edilen sorunlara karşı dokunursan yanarsın! bahsini diri tutulduğu bir korku tasvirciliği atbaşı gitmektedir.

uyarı olarak betimlenenlerin dünün vesayetinin, bugünün dünyasında yeniden biçimlendirilmiş hallerinin toplamıdır budur. bir ikirciklik türküsü tutturulmasına karşın iki adım ileri apar topar dört adım geri sonra her şey bir daha, bir kere daha yinelendiği, tekrar edildiği kararsız kazımlığın dört nala boyuna servis edildiği bir ülke resmi karşımıza çıkmaktadır. bir fabldan daha fazla hayallerle durumu idare etmeye hazırlıklı ama bir gerçeklik bahsi söz konusu edilebilmesinin hemen hemen çok uzağına tekabül eden hareketlere, çıkarsamalara, yönlendirmelere peyderpey ev sahipliği yapılan bir cenahtır burası uyaranlar kasabası. korkunun olağan, suskunluğun elzem, muhalifliğin dış mihrakın kuklası, endişe etmenin ideolojik, tahlillere girişmenin, teşebbüs etmenin vatan hainliği, bir şeyleri dönüştürmenin ütopya her yeni gün için umut barındırmanın, yük edinmenin fasarya, boş boş laf salatalarına karın tokluğunu ikrarın, örneklerle belleğe kaydetmenin işittirmenin kısacası hayatın yalın gerçeklerini sunma gayretinin provokatörlükten teröristliğe kadar uzanan bir secerede yaftalandığı bir cenahtır burası uyaranlar kasabası. akil olanı değil hep tek bir seçeneğimiz, tek bir çıkışımız varmış gibi gösterilerek  muktedirliğin her olur dediğine, her hedefleyişine, her teşebbüsüne kayıtsız şartsız biatın adının konulduğu yerdir burası uyarmayı, daha iyisi için değil esas resmin sunageldiklerinin önüne kurulmuş karton, kagir, beton duvarların önümüzde sunumlandırıldığı, plastik hayatların kullan at pratiğine teslim olup hemen hiç sorgulamayan, düşünmeyen, durup da neler oluyor bahsini bire türlü açmayan bir ahval, bir sahanlık olarak neticenin bağlaçlarından değerlendirmek mümkündür.

bugünümüz dünümüzden sırtlandıklarımız, ağır yüklerimiz ile yaşam mücadelesinde yeni evrelerin arşınlandığı bir sathtır. kolaylıkla sindirilmeyecek nice tahakkümün, dayatımın pattadanak olurunun, fermanının imzalandığı bir yurttur burası. hizanı bozma, yoldan kazara da olsa çıkma, karşı gelme, direnç gösterme, ses etme, bunca mesnetsizliğe karşı kılını kıpırdatma, ucu sana dokunmuyor fasılasına kan, sürüden ayrılma, niyet et, aklından yürüt ama dillendirme, niyet et, sebat et ama asla delirtici olana karşı vicdani olanı seslendirme, teşebbüs dahi etme, afedersin kardeşim dediğimiz zaman matah bir şeye değiniyormuşuz gibi sevin. bunca yoksayışa, bunca kindarlığa karşın her akşam senin için revize ettiğimiz, haberlere bitmeyecekmiş gibi ekranı zapt ettirdiğimiz salla pati dizilere, sonu gelmeyen yarışmalara takıl seyret v unut gitsin. unut gitsin bütün hüsnü kuruntularını vs. şekillendirilen bir özetin özeti ilave edilebilir sanırız bu bahiste. bahsedişte. görevini layığıyla yerine getirirken ahmet'i mehmet'i birbirinden ayırmadan vuranlara, parçalarına ayrıştıranlara sahip çıkıp sorumluları bulmaktansa tanzim ettik, özür diledik - sormayı terererelerin ekmeğine yağ sürmeyin münasebetsizliklerinin bir şekilde arkasına saklanarak uyarılarını yineleyen haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytanlık olduğundan bahisler açıp dururken kendi tezini ivedilikle çürütmeye böyle amade olanların yurt bildikleri kara parçasıdır. kara parçası diye kakaladıkları yeryüzündeki cehennemimizdir. [sıfır ideolojik tespit]

hakkaniyetin değil yok sayıp tefe koymanın, yaftalamanın, adaletin değil çalakalem bir tasvirin karşılığın, demokrasinin değil handiyse içi boşaltılmış ibret vesikalarına zemin edilen bir yer burası. topyekün tekil bir cümleyle özetlenecekse bu yer, derdin tükenmez, acının sonu gelmez ama muhalif olmanın hala boynunun devrilmesine çabalanılan, tezatlıklarını sergileyenlere dokunursan muhakkak yanarsın yollu bahislerin açılabildiği bir sahanlıktır bu uyaranlar kasabası. sözümona uyarılarını kendilerince yineledikçe daha fazla cana kastın zuhur olduğu bir cinnet ül arzdır burası. eveleyip, geveleyip, lafı döndürüp habire dolaştırıp sonunda kördüğüm kılarak biz başta kime çemkiriyorduk yahu diye ikilemlere düşülen, pespayeliğin, körlüğün dozu arttıkça barışın, adaletin, özgürlük v bilmukabil edimlerin koşaradım boşa çıkartıldığı içeriğinin yok edildiği anlamından uzaklaştırıldığı bir cenahtır burası. cerahat durmadan yaygınlaşmasını sürdürürken hala takıntılı, hala tekçe takıntılıklarla, tanıklık ettirilen zamanın ruhuna bunca iğfal söz konusu edilirken her şey yolunda, her şey rutininde v kararlılıkla ilerliyoruz biz türküsüne sahip çıkıldığı bir ülkede utanç vesikalarından kurtulmaya daha kaç vardır, kaç zaman? komplo teorilerinin, bakınız biz olmazsak takla da da atamazsınız, zararsız gazımızdan da yiyemezsiniz, deprem olduğunda evsiz kaldığınızda saray gibi çadırlarda, konteynırlarda unutulsanız da kalırsınız gibi bir devamlılık silsilesi içerisinde olup bitenin hep o kırmızı çizgilerin dışını arşınlayanlardan kaynaklanıyor okumasının başımızdan eksik etmezliği artık tescilli bitleri görmüyor musunuz?

bunca viranlığın vuku bulabiliyor olması, birer vakia haline dönüştürülebilmesindeki bu yetkinlik gerçekten olup biten karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır veczini doğru çıkartmıyor mu? neresinden başlayıp, nasıl ilerleyesiniz ki utancu çoğaltan hiddeti yücelten, öç almayı hala kan üzerinden söylemlerin haklı bir savaşım, uğraş olmayacağı olsa olsa yaşadığımız yerde azrail temsilciliği olduğunun altını kalınca çizebilelim. ilaveten bir şey yazmaya gerek olmaksızın işittirebilelim. bunca acı bir toprağa yetmezmiş gibi daha kötüleri için kararlılıkla mücadele, bir şekilde taviz vermeden sindirme, dirayet için linç ettirme, yaşatmak için değil öldürmek için çana, ilerletildiği varsayılıp durulan demokrasi olgusunun bunca kadükleştirilmesi hayatın toz pembelikten zifir karanlıpa doğru meyil ettirilmesi kutsanması hiç öi canınızı yakmamaktadır. hiç mi canınızı acıtmamaktadır? gelip vardığımız noktanın ehven bir örnek olmadığı bir çaba neticesinde takdirlik bir seviye olmadığı apaçık ortadayken cana değer vermek, oncu buncu, ötekici berikici diye ayrıştırmadan, buna tenezzül edenlere yüz vermeden, bir aralıkta mümkün olabilecek midir? ceylan önkol, uğur kaymaz, serap eser, orhan, karker, bedran encü, salik ürek vd. turan dursun, uğur mumcu, rahip santoro, hrant dink vd. dağlarda ölen askerler v gerillalar vd. bitmeyen ikilemler hesaplarla kitaplarla hedef göstermelerle ötekileştirilenler her an dış kapının mandalı bellenen, bellenecekler v bu toprağın has bileşenleri olarak yaşam süren sessiz kitlelerin arda kalanları için düşünmek, harekete geçmek, böylesine arsız uyarmalardan gına geldiğini artık duyumsatmanın vakti henüz gelmemiş midir?

edi bese, artık yeter, it is enough, aylevis kı pave. bildiğmiz, unuttuğumuz nice dil ile dur! imine sahip çıkıp söze katmanın, tiradlarını oynayanlara karşı sağlam bir duruş sergileyebilmenin, hayata sadece hayata sahip çıkmanın vakti bu cehenneme döndürülüp her defasında cennet olarak tasvirine girişilen bu yurtta henüz gelmemiş midir.... hala gelmemiş midir?...   


>>>>>Bildirgeç
Neden Kültürel Çatışma? - Erdem İLTER*

Samuel P. Huntington, “Medeniyetler Çatışması” makalesinde Soğuk Savaş sonrası süreçte çatışmaların ideolojik veya ekonomik temelde değil, “kültürel” temelde olacağını belirterek, “Doğu” ve “Batı” medeniyetlerinin kültürel farklılıklarının potansiyel çatışma kaynağı olduğu tezini işliyordu. Buradaki problem, Doğu ve Batı toplumlarının kendi içlerinde yeknesak ve çelişkisiz olmaları gibi bütüncül ve sorunlu bir analizin yanı sıra ayrıştırmayı kültürel kodlara indirgemenin kolaycılığı ve faydacılığında da yatıyor kuşkusuz. (Kültür Savaşı’nın merkezinde dinin olduğunu akılda tutarak devam edelim.) Amerika ’da, 2008 seçimleri öncesinde Cumhuriyetçilerin eski kongre üyesi Robin Hayes, Obama’nın “gerçek Amerikalı” (bkz. Türk Sağı’nın “millet” tanımı/vurgusu) olmadığını, liberallerin çalışan, kazanan ve Tanrı’ya inanan Amerikalılardan nefret ettiğini söyleyerek tartışmayı kültürel alana çekmeye çalışmıştı. Ama Amerikalıların oy tercihini “guns and butters” (ekonomi) ve Irak Savaşı belirlemişti. Obama propagandasını ekonomi, özgürlükler ve Irak Savaşı çerçevesinde yürüterek seçimden galip ayrılan taraf olmuştu.
Türkiye ’de de benzer türden kolaycı, faydacı ve toptancı bir analizin bugün AK Parti tarafından yapılarak, çatışma alanlarının değiştirildiğini ve siyasal mücadelenin sınıflar arası çelişkilerden, ekonomik ve demokratik boyutlarından kopartılarak, ısrarla geleneksel aidiyetler ve kültürel kodlar üzerinden yürütülmeye çalışıldığını düşünüyorum.
Türkiye toplumunun ezici çoğunluğu ile benzer kültürel kodlara, düşünce sistemine sahip olan ve kendisini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan Erdoğan’ın önünde iki seçenek duruyor. Birincisi güçlü karizmasını ve güvenilirliğini kullanarak toplumu dönüştürmek, ikincisi Türkiye toplumunun mevcut yapısını muhafaza ederek kültürel kodları belirginleştirmek. İkinci seçenek, hep yedekte tutularak, ekonomik ve sosyal ilerlemenin durduğu noktalarda piyasaya sürüldü.
Erdoğan, Türkiye toplumu ve dünyadaki aktörler nezdinde muktedir olarak görüldüğünün ve bunun getirdiği olağanüstü sorumluluğun farkında. En ufak bir zafiyet ve başarısızlık görüntüsünün karizmasını “çizeceğinin” idrakinde (Gülen Cemaati’ne, “hizmet”, bu kadar sert çıkmasının nedeni de burada aranmalı). Erdoğan bu noktada “ustalığını” devreye sokuyor ve kendisini zor durumda bırakacak konuların (özellikle ekonomi ve dış politika) üstünü ülkenin kadim tartışma ve çatışma konularıyla örterek gündem dışı bırakıyor. Bu sayede ana tartışma konularımız kendi tabanı dahil diğer bütün alt sınıfları dezavantajlı konuma düşüren sorunların üzerinden değil, “kültürel çatışmalar” ve modernler-gelenekçiler kamplaşması ekseninde yürütülüyor. Tartışmalar bu minvalde yürütüldüğü ölçüde kendisini geleneksel cenahta konumlandıran büyük kitleye ulaşmak, muhalefet için neredeyse olanaksızlaşıyor. Güncelden örnek vermek gerekirse, geçen haftanın iki önemli meselesinden biri “devlet tiyatrolarının kapatılması” iken diğeri “özelleştirme yasası” idi. Toplumun çok küçük bir azınlığının gündelik hayatının parçası olan tiyatro haftanın ana tartışma konusu olurken özelleştirme yasası gibi bütün toplumu birinci dereceden etkileyen bir konu doğru düzgün gündemde yer almadı bile. Oysa yeni kabul edilen yasayla, özelleştirmeyi Anayasa Mahkemesi bile durduramayacak artık. Bundan en çok patronların ve hükümetin elit kanadının memnun olduğu ve “kamu yararı”nın artık nostaljik bir kelime olarak kalacağı malumunuz. Tiyatro önemsiz bir konu değil fakat bu kavgada muhaliflerin, muhafazakâr milliyetçi cenahta ulaşabileceği, etkileyebileceği bir kitle mevcut değil. Oysa muhalifler, özelleştirme yasasını gündemleştirerek, bütün tabanı iş insanlarından oluşmayan ve toplumun alt katmanlarında geniş bir kitleyi oluşturan AK Parti seçmenine de hitap edebilirlerdi.

Dinsel, kültürel
Erdoğan, kültürel zeminde, “Anadolu’nun bağrı yanık bir çocuğu” olarak eline kimsenin su dökemeyeceğini çok iyi biliyor. Çünkü halkın yüzde 80-85’inin muhafazakâr, milliyetçi ve dindar kodlara sahip olduğu bir toplumda, siyasal gündemi kültürel yapı üzerinden oluşturduğu sürece kaybeden taraf olmayacaktır. Bütün bu dinsel vurgularının, imam hatip meselesini kör göze parmak sokar mahiyette ele alarak rakiplerinin sinir uçlarına, taraftarlarının bam tellerine dokunmasının en önemli sebebi, kültürel alandaki kavgayı sıcak tutmak istemesinin sonucu.
Kültürel çatışma şu ana kadar ufak tefek aksaklıklar dışında gayet başarılı bir şekilde yürütülüyor. Bu başarıda rakiplerinin kendilerini her irrite eden konuda tam da Erdoğan’ın istediği türden tepkiler vermesinin etkisi yadsınamaz. Neoliberal politikaları katıksız yürüttüğü bir dönemde, TÜSİAD ve DİSK’i aynı zeminde buluşturabilen usta bir kabiliyet var önümüzde. Hatırlayacağınız üzere, DİSK 4+4+4 tartışmasında laik prensipler adına sokağa dökülmüş ve ertesi gün gelen yüzde 18’lik doğalgaz zamlarına karşı koymaya mecali kalmamıştı.
Bu dönemin en çok parlayan bakanının Ekonomi, Sanayi veya AB Bakanı değil de, İçişleri Bakan’ı İdris Naim Şahin olmasının bir tesadüf olmadığı böylece açığa çıkıyor. Erdoğan, “endişeli modernlerin” sinir uçlarına dokunan çıkışlarıyla, Şahin ise milliyetçilerin içinin yağlarını eriten ve Kürtleri, solcuları, liberalleri adeta tahrik eden “gaflarıyla”, AK Parti’nin kültürel hegemonyasını geniş sağcı kitle üzerinde sağlamlaştırıyor.
Suriye meselesini Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden, bertaraf ederken benzer şekilde Kürt meselesini artık bir hak ve özgürlükler meselesi olarak değil domuz yiyip yememe meselesi, Zerdüşt veya Müslüman olup olmama meselesi olarak tartışmaya açarak bağlamından kopartıyor.

Tarafların keskinleşmesi
Sonuç olarak, hükümet önümüzdeki seçimlerde ve Anayasa yapım sürecinde tartışmaları olabildiğince kültürel kodlar üzerinden yürütecek ve her iki cenahta da safların sıklaşması, tarafların keskinleşmesi için mücadele edecektir. Kültürel reformların sadece örtü amaçlı kullanıldığı tezi tabii eksiktir fakat Erdoğan’ın buradaki mücadeleyi bu kadar sertleştirmesinin ve uzlaşmaz, otoriter bir tavırla yürütmesinin sebebinin pragmatik ve kolaycılığa kaçan yönü kesinlikle gözardı edilmemeli.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Erdem İLTER'in Radikal 2'de yayınlanmış olan Neden Kültürel Çatışma? başlıklı yazını meram sahanlığında seslendirmeye gayret ettiklerimizin tamamlayıcı öğeleriyle dikkatle okunası bir metni oluşturuyor. Fikriyatın derinleştirilmesi, sadece tekil bir doğrudan daha fazlasının varlığına şahitlik v daha fazlası için Erdem İLTER'in v Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Neden Kültürel Çatışma? - Erdem İLTER - Radikal 2
Kahrolsun Sınır Kaçakçıları - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Yatıyoruz, Kalkıyoruz, Uludere Diyoruz! Ya Siz? - EKolektif
Ayna Ayna Söyle Bana - Işıl CİNMEN - Bianet
Otuz Üç Kurşundan Otuz Dört Bombaya - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Silahlı İktidarla İktidar Sinizminin Buluşması - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Öldürürüz, Zorda Kalırsak Parasını Veririz - Yücel SARPDERE - Evrensel
Hayvanî Üslup - Roni MARGULIES - Taraf - DYH
Uludere ve Kürtaj - Köksal AYDIN - Muhalefet
AKP'li Vekiller: İçişleri Bakanı Görevden Alınsın - Emek Dünyası
Kutsal İttifak - Yıldırım TÜRKER - Radikal
İdris Naim Şahin: Karikatürleştirilmiş Otoriterizmin Karanlık Öznesiyle Mücadele - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Murathan Mungan: Keşke İdris Naim Şahin Yalnızca Bir Şaka Olsaydı - Sibel ORAL - Taraf - T24
Bir Katliamın Getirdikleri - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
Müslümanlar İçin Çağrı - Uludere İçin Adalet
'Roboski Dosyası Kapanmayacacak' - İMC
Komutanını Savundu - Birgün
Anayasa Yalanı ve Roboskî Gerçeği - Ayhan BİLGEN - Yeni Özgür Politika
ICAD, Avrupa'da Kayıpları Andı - ETHA
Bir Ülkenin Nurettinleri... - Nuri FIRAT - Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Hades’in Tulgası Ya Da Poşu - Ayşe FIRAT - Bijwenist
Medya Klara’yı Neden Çok Sevdi? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
'AKP Kürde, Kadına, Bilime Düşman' - ETHA
'Dink Cinayetindeki Kamu Görevlileri Neden Korunuyor?' - ANF
'Yargısız İnfaz Ettiler' - Agos
Bu İkinci Sürgün - Selçuk ASLAN - Bianet - Yüksekova Haber
Kum, Çakıl Örgüt Şifresi Oldu! - Hişyar Barzan ŞEREFHANOĞLU - ANF
Hoşgörü... İnadına.. - Ferhat KENTEL - Taraf - DYH
Malumun İlamı Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Faşizm Gerçekleşirken… - Gün ZİLELİ - Jiyan
Yaşasın Halkların Kardeşliği - Birgün
Leyla Zana'ya 10 Yıl Hapis - ETHA
Deniz Türkali: ‘Öcalan’a Özgürlük Kürtlere ve Türklere Özgürlüktür’ - Köxüz
Yolcu Otobüsüne Irkçı Saldırı - Emek Dünyası
Anarşi Tutsak Alınamaz - Devrimci Anarşist Faaliyet - Internationala Forum
"Operasyonun Sorumlusu Hükümet" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Yandaş Sermaye Hep Bir Ağızdan 'Milli Derecelendirme' Diyor - soL
Ekonominin Suçluları... - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Başkanlık Sisteminin Riskleri  - Sivil Anayasa, Riskler ve Olasılıklar - Açık Radyo
Savaş İkliminde Kokan 'Adalet'! - İbrahim AÇIKYER - ANF
Genel Af Gene Laf Mı? - İrfan AKTAN - Birdirbir
Cezaevi Önünde Eylem - Yeni Özgür Politika
'Grev Yasak' Mı Demiştin Başbakan? - Evrensel
Bir Fikri Egzersiz: “Hava Döndü” Mü? - Foti BENLİSOY - Jiyan
Krizde Sol, Solda Kriz - Murat ÇAKIR - Emek Dünyası
Terör û Rerörürü û Jaleciğim - Özgür AMED - Bijwenist
“Durduğumuz Kabahat!” - Hakan TUNÇ - Ajans Amed
Kıvılcım - Sezin ÖNEY - Taraf - DYH
Hâkim Gülünce Sıkıntı Olmaz Sandım - Özgür MUMCU - Radikal
Dersim'de 3 Öğrenci Tutuklandı - İMC
Ülkemin Hakikati - Özgür OKTAN - Şakran 1 Nolu T Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Demokrasi Mücadelesi - Mesut ODMAN - soL
Sísyphos’tan Beter Olmak - Ahmet A. SABANCI - Jiyan
Acının Dibinden - Bülent USTA - Birgün
Suskunlar… - Berxwedan YARUK - PolitikART
"zamansız"ın zamanı mı? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Omurga Bozukluğu - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet


Christian Naujoks' Official Artist Page via Facebook
Christian Naujoks: "It's A Very Transparent Approach" - Walter W. WACHT - Electronic Beats
Christian Naujoks Presents “True Life / In Flames” via PlayGround
Asa Official Artist Page via MySpace
With Joyful Lips Official
Asa & With Joyful Lips - FPL003 Preview via Fent Plates' Soundcloud
Darkside / Clown And Sunset Official
Nicolas Jaar's Darkside via Gorilla vs. Bear
Darkside - Darkside EP Review By Brian HOWE via Pitchfork
Skyge Official Artist Page via Soundcloud
Skyge via Bandcamp
Skyge & Horcrux - Cabal EP via Horcrux's Bandcamp
Clubroot Official Artist Page via MySpace
Clubroot / LoDubs Records
Clubroot - Scars/Hellion - Review via MJBlount
Dark Sky Official Artist Page via Facebook
Dark Sky via Twitter
Dark Sky - Black Rainbows EP Review By Shawn REYNALDO via XLR8R

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Lost Looks / Bora ALDEMİR / Flickr
Bora ALDEMİR Flickr Sayfası

>>>>>Poemé
    Cıgarayı Attım Denize - Cemal SÜREYA

    Şimdi bir güvercinin uçuşunu bölüyoruz
    Gökyüzünün o meşhur maviliğinde
    Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla
    Bir akdeniz şehri çıkabilir içinde
    Alıp yaracak olsa yüreğini
    Şimdi bir güvercinin

    Şimdi sen tam çağındasın yanına varılacak
    Önünde durulacak tam elinden tutulacak
    Hangi bir elinden güzelim hangi bir
    Bir elinde kızlığın duruyor garip huysuz
    Öbür elinde yetişkin bir günışığı
    Daha öbür elinde de kilometrelerce hürlük
    Çalışan insanlar için akşamlara kadar
    Toz duman içinde
    Bir elinde de boyuna ekmek kesiyorsun

    Biz eskiden de en aşağı böyleydik senlen
    Bir bulut geçiyorsa onu görürdük
    Bir minarenin keyfine diyecek yoksa onu
    Bir adam boyuna yoksulluk ediyorsa onu
    Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
    Bir cıgara atmışsak denize
    Sabaha kadar yandı durdu

    1954
    Cemal SÜREYA
    (Üvercinka)
Kaynakça: Şiir

Sunday, May 20, 2012

Deuss Ex Machina # 400 - tyst yn ein gair ar goll

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_400_--_tyst yn ein gair ar goll

14 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Gabo Gulbenkian-Ferdinand Magellan (Dramatic Records)
>2<-Gabo Gulbenkian-François Péron (Dramatic Records)
>3<-Asa & Stumbleine-Tinderbox (Inspected)
>4<-Asa & Stumbleine-Vapour (Inspected)
>5<-Icicle-Together In The Dust (Shogun Audio)
>6<-Icicle-BNC (Shogun Audio)
>7<-Tunnidge-Universal (Tectonic)
>8<-Pinch-Blow Out the Candle (Tectonic)
>9<-Commodo-So Clear (Deep Medi Musik)
>10<-Commodo-Surveillance (Deep Medi Musik)
>11<-Sleeper & District-Transitions (Chestplate)
>12<-Sleeper & District-Terraformed (Chestplate)

tyst yn ein gair ar goll
(400)

susmak biteviye bu kadar patavatsızlığın ortasında kafaları kumdan çıkartmadan, her olan bitende, her defasında yinelenecek rutin tepkimelerin ötesine geçmeyi akıldan fikirden geçirmeden neyse halimiz hala v daima o kalacak ahvalimiz, geleceğimiz çerçevesinde evrilmeyi sürdüren bir merhale olmaya devam ediyor. istikrarla. yalnız v güzel ülkemiz sathında! oldurulanların benzeşsiz iç kıyıcılığı karşısında her dem taze, her de elzem olanı söz konusuysa eğer onun için, onun adına susmaların gerekliliğinden bahis açıldığı çıkarsayışlarla bezeli karşılaşmalarla yüzyüze kalınıyor, yüz göz olunuyor. bir söylenenler bin kere daha ikrar ettiriliyor, ezcümle susuyor v suskunlaşıyoruz hamdolsun. elin fizana gitmesi bir yana biz bu derin kazılmış olan gayya kuyusu içerisinde diplerin en dibinde debelenmek için bile istene sergilenen, her defasında bu artık sondur, bunun arkası düzdür dediğimiz sınavlardan daha fenalarına, beterin beterlerine ulaştırıldığımız bir gerçeklik hasıl oluyor. bilinmezliği salt korkutuculuk öğesi olarak ele almaya doyamayan muktedirin her gelen günde başınıza açılıp musallat edilecek nice cevherimiz var vurgusu, o şapkadan tavşan çıkartma numarası kadar masum olmadığını, bu cenahı bildiğiniz cehennem tasvirlerinden hiç de uzakta tutmadığı afakidir. belirgindir. bilinesidir. işittirilmesi malumun ikrarına yol verecek olan suskunluğun bir virüs gibi yaygınlaştırılmasıdır. yaygınlığının görece bu kadar kolay tolere edilebilmesidir.

velev ki suç, velev ki hata, velev ki günah ama her dem tazelenmeye doyulmayan şeylerin, dilin altında saklı tutulan baklaların birer ikişer ortaya çıkmasıyla hep bir olduğumuz, bir parçası, ana unsuru olduğumuz bu kara parçasında asıl resimde ne kadar izole edildiğimiz, dışlandığımız v aslında ne kadar dış kapının mandalı bellendiğimizi açık eden bir sistem okuması karşımıza çıkmaktadır. üzerinize vazife olmayan şeylere ilişmeyin bahsinin eski bir replika olmadığını, yinelenmekte dakika sekmeksizin sekansa dahil edilen vecizlerle aynı tornadan, aynı çıkarsamalardan beslenerek şekillendirilen bir okuma olarak varlığını, bildiği şekliyle suskunlaştırmaları handiyse bir gerçekliğin ayrıştırılmaz öğesi haline dönüştürdüğünü meydana seren görünümler tecelli etmektedir. anımız, dünümüzde gördüklerimizin şeklen, şemalen değişikliği öne sürülürken nasıl da aynı darlık, aynı sığlık içerisinde şekillendirildiğini gösteregelen bir karşılaşmalar toplamını önümüze sermektedir. görmek için didinenmekten vazgeçemeyenlere. sıranın içinde bunca kepazeliğe karşı hala bir seçeneğin daha varlığını koruduğunu zihninden çıkartmayarak sürüden ayrışmayı alelade bir kazanım olmaktan öte görenlere. ne yapılıyorsa, ne ediliyorsa bilindik sınırlarımızın insani olanına ket vurmak, daha fazla kısıtlandırma daha fazla yoksunlaştırma olduğu kıssası varlığını sürdürmeye devam ederken suskunlaşmak değil daha fazla sözcüklere, seslenişlere sahip çıkmaktır lazım olan.

handiyse kısıtlandırılmış olduğumuz bu sahanlığın beher noktasında vuku bulan fillerin tepişmesinde ezilecek çimen kalmadığını, ezilmekten, boyun vermekten, nefessiz kalmaktan gayrısının da oldurulabileceğini, bu kadar horgörüye karşı düş gücünün varlığının, ediminin bir yardımcı olarak hayata tutunabilmemiz için şevklendiriciliğini sürdürdüğünden dem vurmalıyız. basit argümanlarla, basit sözlerle bir kereliğine değil, bir anlığına değil, bir süreliğine değil bahsi açılması sayemizde oldu, şöyle yaptık, böyle ettik gölgeleri kaldırdık diye buyurganlığın sultasında bir böbürlenenlerin otuz saniyelik ileri demokrat görünümlerinin dışında kalan sürelerde, bizim kendimizle başbaşa kalıp, şapkamızı önümüze aldığımız vakitlerin aralığında sorgulanması lazımgelen bir çıkarsayıştır. bunca hakir görmenin, layığınız budur hiddetin ne gördünüz de nelerden bahsediyorsunuz diye anlamazdan gelinenlerin, anlamazlık menzilinden saf dışı bırakılmaya çalışılan şeylerin hepimizin ortak iradesinde yer edinen, çözümlenmesi bir an evvel bir gereklilik olan konuların ta kendisi olduğunu yineleyebileceğimiz bir zaman aralığı bir eşiğin olduğu unutulmamalıdır. sessizleştikçe, biat etmenin olurunun, hamurunun karılmasına müsammaha gösterildikçe, al takke ver külah, ben böyle bildim bugünü kurtardım yarına allah kerim! bahsine tabii olundukça, tamah edildikçe veryansın ettiklerimizin, sonunu görmek istediğimiz, neticesine bağlanmasını beklediğimiz sorunların varlığı sürekliliğini koruyacaktır.

yalanlara sığınarak, sade suya tirit lafazanlıklar bir sefere mahsus değil daimi bir biçimde bu kervana eklenmeye devam edildiği müddetçe esas resmi değil onun dibinde bucağında kalması gereken detaylarla vaktimizi heder edeceğimiz ettirileceğimiz belirgindir v nettir. hikmetinden sual olunmaz başvezir'in hiddetini bir türlü ayarlayamadığı, kontrolünü bir türlü sağlayamadığı muhalefet etme geleneğinin gım gım, kendim söyledim kendim işittim değil bizahati yapıp ettiği her defasında yol verdiği bir seslendirmeden, sıra savmadan öte bir hakikat olduğunun bilindikliğinin ikrarıdır başlangıç noktamız.  her ne kadar kendileri kabul buyurmayacak olsalar da. bunca olup bitenin, tesadüf eseri başımıza getirilmemişken en azından işin bu kısmı ortadayken hala inatla, körlemesine bir bağlılıkla - muasırlaşıp ilerliyoruz yahu! biz demenin garabetliğinin artık enikonu bilinmesidir bu bağlamada hakikate ulaştıracak, yeter artık dedirtecek ilk adım olan. ilk adımı teşkil edecek. bir kara propaganda masalından, bir komplo teorisinden, bir biliyorduk hepsini ama gereğini yerine getirmedik diskurundan, bir şöyle bin böyle, yarım ağız, çalakalem ağız dolusu saçamalama, çuval dolusu istiften yayılan kokuya rağmen sıvayışla hep sonu gelmez bir biçimde yokuşa sürüp, unutuşların en manalı sahanlığına terki diyar edilenleri göz önünde bulundurduğunuzda böylesi bir çıkarsamanın lüzumü bir kere daha ispatlanacaktır.

böylesi bir uyanışın, sessizlikten daha yeğ olacağı aşikarlığını kanıtlayacaktır. yerin v yurdun bir sahanlıktan daha fazlası salt bir fon olmasının ötesinde anlamlarının kazandırılabilmesi için önce üzerinde yaşayanlarıyla ortak bir çözümlemenin, ortak bir iradenin temellendirilmesi gerekli olandır, hala v inatla yinelenesidir. her durumda hedefleyiş, hizaya çekiş, lüzumsüz ise konuşma, gereksizse karışma, en iyi bildiğimiz işi tahakkümü yapmamıza mani olma gak deme guk hiç deme, eyvallah et, şükür et haline; gelgelelim bunca pespayeliğe isyan etme, sesini sadece kendine işittir - fazla çevrene duyurma, sivrilme sivrilirsen ne idüğü belirsiz kesitler, bağlaçlar v illa ki ele geçirilmiş olan şeylerle (misal poşî, misal kitap, misal müzik, misal düşünebilmek misal masal masal matitas) yazması bir ömür sürecek iddianamelerle, kararı baştan verilmiş mahkemelerle adaletimizden payını alırsınlarla şekillendirilen, sürekli uyaranlarla donatılan bir sahanlıkta demokrasi denilenin bir görünür, görünmez merhale olmadığının, bir hakikat olduğunun vurgusuna sahip çıkabilmek çabalanmaktan geçmektedir, böyledir!. yol v yordam, anlam v meramın uzaklarını gösterirken hemen her yeni gün bu muktedir elinde insan olmanın gereklerini, insana dair olanın çıkarsamalarını yineleyebilmenin, atfedip, anılası bir şeyden gerçek yaşanılası bir seviyeye taşıyabilmenin, köşe kapmacanın değil layığıyla yüzleşip, sorumluluk gerektiren şeylerin hemen tümünde bizahati erkçe nasıl pas geçildiğini, nasıl üzerinin örtüldüğünü idrak ettirebilmenin önemi bir kere daha ortaya çıkmaktadır, güncellik tablosunda. güncelliğinin, grisi hiç bitirilmeyen cinnet-ül cerahat yurdunda!.

hak tanziminden, zamanında adil olmaktan, bi'zorunluluk olarak değil layığı olduğu için sorumlulardan hesap sormaktan, yüzleşmekten vd. ise başkalarına zihin yorup vaktini bozuk para gibi harcayıp hala memleket eyiye gidiye türküsünü çığırmakta bir beis görmeyenler için kalk borusu vakti gelmemiş midir? bütün bütün sizlerin takdirlerine sunuyoruz. birbirine iliştirilen, bin türlü hinlikle denk düşürülüp tekilleştirilen, sorgusuz sualsiz bir biçimden tanımlandırılan, içeriğinden lütuf edilenlerden hemen hemen her şeyin sonrasının çok da düşünülmeksizin, salt görünümünün, ambalajının, dostlar alışverişte görsün kısmının handiyse bile isteye ön planda tutulduğu tutum v eylemlerle basbayağı taçlandırılan, taltif edilenlerin beraberliğinde kapsamı, kapsayışı mütemadiyen dönüştürülen bir edimdir; tanıklık. kuvvetle muhtemel ayıplanası şeylerin, bunca hilkat garibesi söz dizilimlerinin, benn yapıyor ediyorum sizler daha beterini edin, ben dillendirdim sizler yerin dibine sokun beklentisinin, ben diyorum sizler yapın ama her dem olumsuz manada, daha fenasını bu halka yutturun diskurunun belirgin bir biçimde aynalandığı, görünür kılındığı bir sahanlık olan tanıklık. defaatle söze karışıp, yinelemekte fayda bulınan kazın ayağı öyle değil, hemen hiç atfedilenler gibi değil söylemine, ideolojik, muhalif, ayrımcı, ayrıştırıcı, bölücü v daha bir dolu yaftalamanın ikilemeksizin dillendirildiği bir güncellikte layığımız olmayanlar, davranışlar silsilesi ile nasıl bir toplumsal dönüşüm evresinin içerisinde denek edildiğimizi açık edecek sunuşlara ev sahipliği yapan tanıklık.

yorumsuz bıraktıracak, ilave tek bir sözcüpe gereksinim duyurmayacak, kestirme dosdoğru tahakküm siciminin boynumuza nasıl da çaktırmadan bir anda geçirildiğini açık edecek, ikrar ettirecek olan tanıklık. bunca ağır, vahim sergileyişin peyderpey sunumlandırılabilirliğini göz önünde bir kez bulundurduğunuzda önemini bir kere daha arttırandır tanıklık. bir şeyleri görüyor, yolundan alıkonulanları fark ediyor, icazetle değil mücadeleyle sahip çıkılası şeylerin, bileşenlerin içeriklerine yapılıp edilenleri artık farklı bir yönlendirmeye, kılavuza, perspektife ihtiyaç duymaksızın idrak edebiliyorsak, sade suya tirit vurgularla bezeli demeçlerin satır aralarında, bir gecede pekiştirilen, denkliği ayarlanıp millet iradesine! başvurmaya gerek duyulmaksızın nihai karar, yasa haline dönüştürülen, ulaştırılan çabalanımların toplamının tam da vurgulamaya çabaladığımız tahakküm dizgesinin bir yapı taşı, temellendiricisi olduğunun yekten bilincini hatırata nakşettir tanıklık. gördüm, duydum v artık biliyorum kıssasının, vurgulayışının, iş işten geçmeden uygulanması gerekli olan, yola koyulması şart olanları ihtiva eden bir çıkarsayış olduğunu belirgin kılandır tanıklık.dünün ızdırabının, bugün katmerlenerek güncellikte yer edinebilmesinin, düne ait acıların bugünün dünyasında muktedirin kendine yonttuğu haklılık çıkarsaması için araç belletilmesi, yaşananları daha fazla kanırtıp, rant elde edilebilmesi için bir şans olarak değerlendirmesini göz önüne aldığınızda tanıklık ediminin salt bir bakışım, zamana, zamanın getirdiklerini belleyiş olmadığı, daha derinlikli bir toplam ve birikimden mürekkep bir kapsayışı ihtiva ettiği açıktır.

gösterilmiş olanın el çabukluğu ile manipüle edilerek ayrıştırıcı haline dönüştürüldüğünü v bunun da bir süreklilik arz eden bir mekanizma haline evrildiğini netleştirmektedir. o çarkların arasına kaptırılan, koyverilen ipin ucu çoktandır bırakılanların ala olanla yolumuzu kesiştirmeyecek, bütünleştirmeyecek şeyler olduğu kesindir. biteviye rutinlerde seslendirilenlerin esaslı, çözümü öncelikli sorunları sağduyuyula beraber çözümlemeyi değil sahnki her şey olağanmış gibi devam edilmesinin yol verdiği buhran, basıklık uzun uzadıya üzerine düşünülesi v sorgulanasıdır. çekimser kalmayıp yoğunlaşılasıdır. birdenbire olmayan şeylerin nasıl bilinçli bir biçimde yavaş yavaş sindire sindire nüfuz ettirildiğini, ikircikliğin hemen hiç elden bırakılmaksızın orada öyle, burada böyle diye kestirilip atılmasının, bir gelenek haline dönüştürülmesi hemen her güne sığdırılan ağır tahakküm dizgesinin simyasını çözümleyebilmeyi mümkün kılacaktır. tanık olmanın salt bir güncellik vesikası değil, entelektüel bir olgu değil, zaman kurtarıcı, geçiçi iç ferahlatıcı değil tam aksine uzun soluklu bir mücadele olgusunun gerekliliğini dimağa hatırlatacaktır. sıfır sorun politikasının sırf sorun seviyesine doğru rotasının kırıldığı, "normal" adledilenin elbirliğiyle, bunca hamasetle fitne v fesatla anormal olarak vesikalandığı günden güne ivmesi arttırılan operasyon dalgaları ile dışarıda kimliğini, varlığını en önemlisi görüşlerini savunan kimselerin bırakılmadığı bir iklimin harcının karıldığı, ötekisi olanı, ötekisi belleneni bir yandan kucaklıyorum, biriz beraberiz derken anında devreye giren bilinçaltlarının çemkirmeden duramadığı, hedef haline dönüştürerek ben ne dedim ki dilim sürçtü diye sıyrılmanın hala olasılıklar dahilinde bulunduğu bir vahim düzenin varlığını koruduğu bir zaman mevhumunda tanıklık gösterilmeyen, adı anılmayanların yanında durmaktadır.

açık kapalı tahlillerin gırla gittiği, hedefleyişlerin hiddetinden zerrece kayıp göstermediği, hemen herşeyin kepazeliğin birer turnusoluna dönüştürüldüğü güncelliğin dolaylarında insani olanın asgarisinin tesisi için direnebilmek, ses çıkartmaktır elzem olan. bir kurgumasal içerisinde, şıppadanak kendiliğinden bir şeylerin daha ehvene ulaşmaycağını göz önüne aldığınızda, başımızın üzerinde sallandırılan sarkıtların hayatı idame ettirmeyi zorlu bir mücadele haline dönüştürdüğünü unutmaksızın herekete geçildiği aralıkta ses verebilmektir payımıza düşmekte olan. paylaşmamızın gerekli olduğu açık v seçik önceliklerimizin ne olması gerektiğini aynalayan bir sahanlıktır tanıklık. resmiyete dökülen, soykırma dehşetinin yakın zamanda roboskî'de tekrarlanmasına bizahati yol verenlerin bu büyük elemlerde kimlerin paylarının bulunduğunu, hangi hinliklerle otuz dört canı almanın olağan bir şeymiş bir istatistik haline indirgenebilirliğinin hala utanmaksızın bi'kazadır olmuştur sözcülüğünün can yakıcı tezahürleridir o merhalede karşımıza çıkan. bir simülasyon değil gerçekliğin karanlığında kayboluşun uzun, kaybedilişimizin ne ilk ne de sonuncu örneklemidir meydana çıkıp kendini görünür adleden. vehamet, insaniliği bir kenara tak terk edip hiddet şerbetinden yudum yudum içilmesiyle oluşan vicdan karalığının, vicdansızlığın hepimiz için öncelikli, asli sonucu beraberinde taşıdığı meydandadır. hepimiz teferruatız.

bir yerinden başlatılmayan, derinleştirilmeyen bu hayat sarmalı içerisinde bunca karşılaşması normalden sık olan, o hale dönüştürülen nefretin, kinin refleks haline dönüştürülüp olağanlığından dem vurulabilen tahakkümün acı resmedişlerinde sunularında muktedir için hepimiz her birimizin varlığı-karşılığı bir teferruattır. üzeri sımsıkı örtülebilmek, özgürlükten bahis açarken bir yandan canına, halkına değme düşmanlığı esirgemeyecek, rastlantısal bir biçimde ya da belirli bir kazanım neticesinde wall street journal gibi yayın organlarından sunulmasa, paylaşılmasa servis edilmese #unutursakkalbimizkurusun diyen, bu seslendirmeyi sahiplenenlere kayıtsız kalınan bir cenahta bi'haber cümbür cinnet yurdun unutuşlar tarlasında yeni filizlere tanıklık edeceğimiz, ettirileceğimiz akıllardan hiç çıkartılmamalıdır. teferruat olarak sınırlandırılanların, birbiri arkasına olup biten şeylerin, esas resmin tuvalinde açık ettiği sürümcemesiz, ikilemesiz teklemeksizin acının bir aradalığıdır, ortaklığıdır. hepimizin başına reva, musallat edilebilirliğidir. kıl dahil kıpırdatmaksızın olur verilebilirliğidir. milli takısına, takıntısına haiz vecizler v sözlerle ağızların altında bakla olarak kocaman tahakkümlerin ölüm fermanlarının altına imza atılabilmesinin yürek burkan vesikalarının peyderpey çekilebilirliğidir.

aynalanan, vurgulanan tamama erdirilen tezer özlü'nün tahayyül dünyasından yansıyanların bir sağlamasıdır. “burası bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi.” kanalize olunan, kör bir inançla bağımlı v bağlantılı kılınan dün ne idiyse bugün daha beterini yarın bundan da fecisine ev sahipliği yapmaktan zerre miskal utanmayacak bir erkanın, bir düzenin, bir sistemin sürekli kılınmasıdır. sürekliliğidir. ses vermenin çizgi dışılığı, kelam etmenin dış mihrak destekli muhalefet, bu kadarı da olmaz ya da oldurulmaz demenin kurcalama yanarsınlarla hemhal ettirildiği, olmayan pembe masalların sonunun artık geldiğini imlediğinizde polyannacı olayı kendilerine yakıştıranların ideolojik v münferit diye savuşturulmaya gayret ettikleri, dün onu bunu bugün şunu bunu ötekisini yarın hangimizi, hangi yanımızı, hangi canımızı, hangi tarafımızı yakacak, canını acıtacak öfkenizi kusacaksınız bahsi açıldığında hep aynı rerörerö (affınıza sığınarak) saçmaların güne iliştirildiği bir vesikalar toplamında tanıklık, tanıklığımız önemini korumaktadır. tanık olup farkına varabildiklerimiz, artık ayabildiklerimiz gidişat hususunda haddizatında nasıl ikircikli, patavatsız, meymenetsiz v vicdansız olunabildiğinin, kalınabildiğinin okumasını mümkün kılacaktır. ölümü değil yaşamı, tecriti değil hayatı, savaşı değil tam tersine inatla barışı, vesayetin öylesini böylesini değil özgürlükleri layığıyla eksiksiz gediksiz, amasız v fakatsız dillendireceksek hep beraber yapacağız. hep birlikte. unutuşları değil, belleksizliği değil, üzerine ölü toprağı serpilmiş, buna çabalanılmış bunca yaramızın varlığında tüm tahakkümlere, zincirlere, tecritlere, fitne v fesata, vicdansızlığa karşı bir kere daha yüksek sesle #unutursakkalbimizkurusun!...  


>>>>>Bildirgeç
Karanlık Dehlizler - Gözde BEDELOĞLU*

Paramparça olduğunda Ceylan, 12 yaşındaydı. Koyunlarını otlatmak için çıktığı evine bir daha dönemedi. Önce bir uğultu duymuştu ailesi, sonra da korkunç bir patlama. Koşup vardıklarında, her parçası bir yere savrulmuş Ceylan’ı buldular. Ne savcı geldi ne de jandarma. Annesi tek tek topladı çocuğunu eteğine. Avuçlarıyla doldurduğu tabutu, yine kendi elleriyle teslim etti jandarmaya. Savcı olay yerine gittiğinde 2 gün devrilip bitmişti çoktan. Özensiz bir otopsi ve özensiz bir olay yeri incelemesinden sonra soruşturmada gizlilik kararı alındı. Lice’de, üç tarafı karakolla çevrili bir alanda, nereden geldiği bir türlü bulunamayan bir patlayıcıyla ölen küçük bir çocuğun davasında alınan bu gizlilik kararının ne anlama geldiğini bilmek için yazık ki çok yaşamış olmak gerekmez bu ülkede.

Soruşturmanın her aşaması “sen bir hiçsin” diyerek vururken yüzlerine, “Niye bizi sahiplenen olmadı? Niye acımızı kimse paylaşmadı? Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız?” diye isyan ediyordu bir anne. Hesabını sorduk. Sorumlular bulunsun, cezalarını çeksinler, istedik. Haritanın ucundaki bu yangın kül edecek hepimizi, dedik. Gerçeği sakladığınız o karanlıklardan sağ çıkamayız, dedik. Vebali büyük olur, vicdana sığmaz, dedik. “Bize karşı asimetrik psikolojik bir harekât yürütülüyor”, diye cevap verdi TSK. Yıl 2009.

Önkol ailesinin avukatlarının isteğiyle bağımsız bir rapor hazırlayan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer, ‘düzenlenen belge ve tutanaklarda eksiklikler, tanımlama ve değerlendirme hataları ve uzmanlık alanı dışı yorumlar’ın bulunduğunu açıkladı. Pratisyen hekim tarafından, usulüne uymayan bir otopsi yapıldığı ve delillerin incelenip incelenmediği ya da hangi yöntemlerle incelendiğinin raporda yer almadığını ortaya koyan Biçer, Ceylan’ın vücudundaki yaraların, öldüğünde savunma pozisyonunda olduğunu gösterdiğini rapor etti. Dr. Biçer’in raporu, olayın şüphelisiyken rapor hazırlayan Jandarma Komutanlığı ve yine aynı şeyleri söyleyen Emniyet’inkinden şaşırtıcı olmayan şekilde farklıydı. Yıl 2010. Ceylan mezarı başında anıldı. Annesinin Ceylan’ın ismini verdiği torunana sarılarak yaktığı ağıtlar herkesi yaktı geçti. Artık çocuklarımız ölmesin, acı bu coğrafyanın kaderi olmasın, silahlar sussun, sorumlular cezalandırılsın, dendi. Yıl 2011.

Paramparça olduğunda Serhat 16 yaşındaydı. Yıllardır herkesin bildiği yollardan gittiği kaçaktan, 33 arkadaşıyla birlikte bir daha dönemedi. Roboski’de önce Heronları’ın sesi duyuldu, sonra F16’lardan atılan bombaların... Koşup vardıklarında, paramparça olmuş 34 canlarını kucakladı aileler. Karın altına gömülmüş çocuklarını, elleriyle kazıp çıkarttı babalar. Ölülerini yine kendileri taşıdı. Hükümetten özür beklerken kan parası teklif edildi. Bir de böyle davaların olmazsa olmazı, gizlilik kararı. Yıl 2011.

Uluslararası Af Örgütü, Roboski katliamı sonrası başlatılan soruşturma konusundaki endişelerini Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e iletti. Talep belli; bağımsız, tarafsız ve derinlemesine bir soruşturma. Ancak getirilen gizlilik kararıyla soruşturma kamuoyu ve mağdur ailelerin avukatlarının gözünün önünden alındı. Yıl 2012, 41. gün. Soruşturma özel yetkili mahkemelerin elinde, gizli. Genelkurmay’ın Meclis Uludere Alt Komisyonu’na verdiği raporda “vur” emrinin hangi kurum ya da komutan tarafından verildiğine dair bilgi yok. Emir komutayla çalışan bir kurumda emri veren kim, savaş uçakları hükümetin haberi olmadan nasıl havalandı belli değil. 111. gün.

Bildiklerini, gördüklerini, yaşadıklarını anlatan Roboski halkı yerel askeri ve adli makamların baskısına maruz kaldığını söyledi. Şikâyetlerini geri almaya zorlandıkları gibi sudan sebeplerle kovuşturmaya uğradıklarını anlattı. Hukuki desteğe ihtiyaç duyan köylüler, sadece şu basit gerçeğin peşinde; emri kim verdi? 135. gün. Serhat yaşasaydı 3 gün önce doğum gününü kutlayacaktı. Şu ana kadar katliamın sorumlusu olarak hiçbir kamu görevlisi sorgulanmadı.139. gün.

TSK’ye istihbaratı Amerikan insansız hava aracı Predatörler verdi. Kaçakçı kervanını daha fazla takip edebileceklerini söyleyen ADB’li yetkiler, TSK’nin isteğiyle Predatörü bölgeden uzaklaştırdıklarını açıkladı. “Predatörün daha fazla keşif yapması belki Türklere, konvoyun kimliğini tespite yardımcı olabilirdi, ancak Türk subayları, Amerikalı operatörü Predatörü başka bir yerde uçurmaya yöneltti. Talebe uyulması standart prosedürdür.”  142. gün.

Başbakan, Roboski “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmaz” dedi. Hazır dehlizleri hatırlamışken Ceylan’ı da unutmasın orada. Zira bizim ne karanlığımız var ne de zayıf bir hafızamız. İşte böyle günü gününe, yılı yılına hatırlıyoruz her şeyi. Bir yeminimiz var; unutursak kalbimiz kurusun, diyoruz. Unutmıyoruz; çünkü devletin bizatihi karanlık bir dehliz olduğunu biliyoruz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Gözde BEDELOĞLU'nun Karanlık Dehlizler başlıklı makalesi bütün bu kapsayışın, türetmenin devamlılığında okunmasını salık vereceğimiz çıkarsamaları ihtiva eden bir metin. İkrardan çok kayıt altına alınmasının gerekli olduğu hallerde yazılanlar belleğin yardımcısıdır. Yılma(ksızın)dan. Gözde BEDELOĞLU ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına bianen makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Karanlık Dehlizler - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Bir Tek Toprak Doğru Söylüyor ‘Tam Bağrımdalar’ Diye - Kemal BOZKURT - Jiyan
Kayıp Yakınları Her Hafta Roboski'yi Hatırlatacak - ANF
İnsansız Hava Araçları ve İnsan Hayatı - Sezin ÖNEY - Açık Radyo
İlk Sen Gördün De Ne Yaptın - Demiray ORAL - Taraf
Uludere Katliamının Dehşet Anlarını Anlattı - Gazeteciler.com
Predatör İle Terminatör! - Umur TALU - Habertürk
‘Milli Kaynaklarla’ Katliam Meşru Mu? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Yeni Akit Nefret Kusmaya Devam Ediyor Hala! - Emek Dünyası
"Kaybedecek Vaktimiz Yok" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Ocak Ailesi: Diz Çökmedik, Bu Da Size Dert Olsun - ETHA
9 Yaşındaki Çocuğa Plastik Mermi - Yüksekova Haber
Cihanlar, Büşra Hoca ve 19 Mayıs - Burak COP - T24
Cihan’ın Puşisi! - Medya Gül ORHAN - Jiyan
Adam Öldür Puşi Takma - İtaatsiz
Hep Sevilmek, Beğenilmek İsteyen Yeni Devletimiz.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
İşkenceden Ölümler 'İntihar' Diye Kayda Girdi - Agos
PSAKD: Başbakan Geleneksel İnkarcı - ETHA
'Hükümet Yüzleşmekten Korkuyor' - Gündem Müzakere - İMC
Asıl Siz Tekliyorsunuz! - Hülya YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Yine Mi Dili Sürçtü - Muhittin CEMİL - Ender KARADENİZ - Özgür Gündem
"Tek Din"e Alkışları Kim Geri Alacak? - Ali TOPUZ - Radikal
Gazetecisiniz, Susuyorsunuz! - Sebgim DENİZALTI - Birgün
Cemaat İle AKP Arasında Ateşkes Var - Serhat SİDAR - Yeni Özgür Politika
Ben Para İçin Değil, Halkım İçin Çalışırım - Barış İNCE - Birgün
Bahar Gelmiş Balam Benim - Ayşe Emel MESCİ - Cumhuriyet - Muhalefet
Dersim'in Kayıp Ermeni Kızı - Kazım GÜNDOĞAN & Nezahat GÜNDOĞAN - Radikal
Bir Göç Ağıdı: Yistambılakue - Nilay VARDAR - Bianet
Kürt Martin Luther Okursa! - Eleştirel Abi - Eleştirel Günlük
Haber Dosyası: Cejna Ezidi'nin Ardından - İMC
Devlet Bir Aileyi Nasıl Yok Etti? - Nihat KAYA / İsmet KAYHAN - ANF
Kaypakkaya'yı Tedavi Eden Sağlık Memurundan Şaşırtıcı İfadeler - Yenitan
‘Annemin Gerçek Adını Bile Bilmiyordum’ - Lora BAYTAR - Agos
Ana Dilini Arayan Adam - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Önce Kendi Şiddetimizle Yüzleşelim - Oya BAYDAR - T24
‘Tıkır Tıkır Demokrasi’de Muhalefete Yer Yok! - Evrensel
Demokratik Özerklik Tüm Türkiye’ye Hitap Ediyor - Sertaç KAYAR - Diha - Özgür Gündem
Tutuk - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
'Bizi Çıplak Şekilde Askere İzlettirdiler' - Deniz TEKİN - Diha / Yüksekova Haber
Nalet Gele Bêle Aşka... - Özgür AMED - Köxüz
Öznesiz Barış, Muhalefetsiz Demokrasi - Ayhan BİLGEN - Evrensel
‘Sayın Başbakan Senin Güvenmediğin Yargıya Biz Niye Güvenelim?’ - Sol Defter
Hopa Metin Olmaya Çağırıyor... - Muhalefet
Beyazıt Katliamı Bildirisi Okuldan Attırdı - ETHA
Afiş Asan Öğrenciye 7 Ay Ceza - ANF
1 Mayıs Kutlamalarına Katılan Dokuz Anarşist Tutuklandı - Bianet
Gedikpaşa Kilisesi’ne Valilikten Uyarı - Hay Tert
Tom MORELLO: 'Tarihi Unutmak Tekrarına Yol Açar' - Agos
Kopya Hayatlar - Bülent USTA - Birgün
Van'da Dayanışmanın Fotoğrafı - Alaattin TİMUR - Sendika.org
Dil Olmayınca Bakışlar Derin Olur! - Balçiçek İLTER - Habertürk
HES'lerin Harcında İşçilerin Kanı Var - soL
Çok Acele HES Yapılır! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
HES Cinayeti: 4 İşçi Öldü - Sol Defter
Gemicik ve Mekap - Şoreş HARTAVİ - Özgür Gündem
Olası Yeni Terör Örgütümüz:  Anarşistler Diye Bir Grup - Berrin KARAKAŞ - Radikal
Büyüme Şehitleri - Ölenleri An, Kalanlarla Mücadele Et! - Aslı ODMAN - Express
Wall Street’ten Paris Komünü’ne Kent Ayaklanmaları - David HARVEY & Amy GOODMAN - Democracy Now / Gerçeğin Günlüğü
Dünya Hali - 15.05.2012 - Nikolaos STELYA ve Mustafa KUTLAY - Ali Duran TOPUZ - Dünya Hali
Labirentin Değişen Yapısı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Caz ve Partizan - Murat BEŞER - soL
Laçiner Ne Diyor? - İlhan Kamil TURAN - Muhalefet
Adalet Arayışı ve Entelektüel İflas - Orhan Gazi ERTEKİN - Radikal 2
Çok Bayrak Çok Din Çok Vatan! - Erdem DİLBAZ - Hyperactivist
Popüler Tarihçiliğin Yeni Türü: Tarihî Romanlar - Rifat N. BALİ - Azad Alik
Genel Seçimler ve Televizyon - Metin YEĞİN - Yeni Özgür Politika
Uluslararası Occupy (İşgal Et) Meclisinin ‘Küresel Mayıs Manifestosu’ - Mehmet Erman EROL - Sendika.org

Gabo Gulbenkian via Dramatic Records
Asa Official Artist Page via Facebook
Stumbleine Official Artist Page via Facebook
Icicle Official Artist Page via Facebook
Tunnidge Official
Pinch Official
Commodo Official Artist Page via Facebook
Sleeper Official Artist Page via Facebook
District Official Artist Page via Facebook

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Witness By Rick KIRBY via John HOUGHTON's Flickr Page
John HOUGHTON's Flickr Page

>>>>>Poemé
Baharı Bekleyene - Turgut UYAR

ben kışın güzelliğini söylerim ne gelirse dilime
çünkü kış bir hazırlıktır soluğuma kıpkırmızı gülüme

nice kırmızı ayaklar gelip geçti o gün katar katar
kış günleri sözgelişi ben bir çöp bile almadım elime

altı kız bir ay ışığı def çalıp şarkılar söylediler
beri yanda ormanlar yanardı, ciğerpareler lime

artık su uyur aşk uyanır mendilim kana boyanır
bilirim bu baharda da herkes hasetlenir halime

ve ellerim batık bir suda akar gözlerim her şeye bakar
bahar bir gelsin yeter artık eksikse de bırak elleme

su uyur düşman uyumaz suların dibi güllerde


altı kız bir oğlan def çalıp şarkılar söylediler
baktım birinin kara bir gecesi düşüvermiş mendilime

şimdi elimde baston silah, başımda şapka öyle
ağzımda kurşun hızında seçtiğim her kelime

su. hiç kimse durmazsa her şey yürür, bu aşk demektir
her şey kullanılmazsa dirim bir ihanettir ölüme

sakiniz elimiz filan temiz baharı filan bekleriz
fincanı tastan oyarlar içine bade mi koyarlar

biz silah kuşanırız bize bir şey söyleme

Kaynakça: Cafrande

Sunday, May 13, 2012

Deuss Ex Machina # 399 - tanımsız 2.0

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_399_--_tanımsız 2.0

7 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Vatican Shadow-Gunmen With Silencer (Blackest Ever Black)
>2<-Vatican Shadow-Cairo Sword Unsheathed (Blackest Ever Black)
>3<-Master Margherita-Red Gauze (Casalinga Production)
>4<-Master Margherita-Gauze Sudan (Casalinga Production)
>5<-Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance (Sichtexot)
>6<-Anthony Drawn-Far Frome Home (Sichtexot)
>7<-ASC & Synkro-Sacred Moments (Auxillary)
>8<-ASC & Synkro-Borderline (Auxillary)
>9<-Korablove-Nothing To Say (Feat. Ryba)
>10<-Korablove-Spirit Of An Age (Feat. Ed Vertov)
>11<-Quantec-Unplumbed Depth
>12<-Quantec-1000 Vacuum Tubes (Live Extract)

tanımsız 2.0
(399)

Gerçeğin ne olduğunu imlemeye çalışıyor, gerçeklik diye sunulup, servis edilenlerin nasıl ince elenip sık dokunmuş, al gülüm ver gülümlerle tadil edilip aynı tas aynı hamam şekillendirmelerden, harçlardan tam da o öbekte belirginleştirilmiş olan bilmiyoruz bir halt ama yapıyoruz işte bir şeyler gailesiyle türetilen, istiflenen bir pratik olduğu gün be gün bu satıhda karşılığını buluyor. Gerçek olanın nasıl sündürülüp, uğraş didiş bir biçimde tanımlanamaz, anlamlandırılamaz hale dönüştürülmesinin, vavelya katarında sıralı inci gibi dizilen vecizlerin daim olduğu üzere hayalleri yıkmak söz konusu edildiğinde atikliğini, dakikliğini hemencecik devreye sokulan bir unsur haline dönüştürülmesini anlamlı bir biçimde bütünleştiren bir yapı ortaya çıkar. Konuşmak bir yana seslerini duymak, dertlerini duyumsamak, hissiyatı paylaşmak, olmaz denilegelenleri nasıl olur yolunun tesis edilebildiğini fark ettirebilmenin en azından hala insani vicdani olanın gereksinimlerini yerine getirebilmenin ne kadar üzerine titrenilesi bir edim olduğunu v bu durumun neredeyse tastamam lime lime edilmeye gayret edildiğini idrak ettirecektir. Kolay değildir bu satıhda ne olduğunuzun, hangi sıkıntılara göğüs gererek, mecburiyetine katlanarak bu cümbür cinnet aleminde ayakta kalmaya çalışıyor en azından hayat akışında varlığınızı korumaya gayret ediyor oluşunuzu anlamlandırabilmek.

Kolay değildir bunca izdiham halinde, kuru kuruya lafazanlıkların, hiddeti kestirmeksizin manşetlenen söylemlerin ortalığa yaygınlaştırılmasının neticesinde sokakta yaşayabilmenin, soluk alabilmenin zorlu bir tecrübe haline devindiğini idrak edebilmek. Kolay değildir kimci, neci, olduğunuzun değil insan olduğunuzun vesikasını kenara kıyıya terk edip, tek bir hattın, daha önceden belirlenmiş bir sathın v görüşün sahanlığına ne kadar uyum sağlayabildiğinize paralel bir sığıntılıkla avunarak, nefes almaya devam etmek v yaşamak. Yaşamanın erk muktedir v iktidarın şimdiki sahiplerinin beklentileri v tahayyüleriyle enikonu daraltılmasına rağmen hala iyiye gidiyor diyebilmenin abesliğine iştirak edebilmek. Bunu belirgin kılabilmek. Ne acılar, ne fecaatler ne tahakkümler devreye sokulurken hala ama v fakatlarla bir şeyleri anlamamazlıktan gelmeye diretmelerin ev sahipliğinde bizlere kalan nedir, nicedir? Bütün bütün meram sahanlığı içerisinde her defa değinmeye v denkleştirmeye gayret ettiğimiz bu kelime sarmalı içerisinde aklımızın köşesinden ayırmadan yasıtmaya çalıştığımız yegane şey insaniyete sahip çıkmanın önüne çıkartılan bunca engellemenin ardından hakikatlerin varlığını koruyor olduğunu yineleyebilmektir.

Muhatap kabul edilmesek de, bir gün sürgün ötesi gün göçer bir gün diri ötesi gün ölü bir gün ala ötesi gün beladan eksik konulmayan bir sahanlığın ötekileştirilenleri olarak, sade vatandaşları olarak gerçekliğin anlatılanlardan ne kadar da farklı olduğunu idrak ettirebilmek içindir bütün bu çabalanım. Denkleştirme. Denkliğini bulabilmesi bir yana, bahanelere sarılmanın dışında hemen hiç tepki vermeyen bir cenahın kıyısında, karşısında aslolan nelerdir, nedir sorusuna bir yanıt verebilmeye çalışıyoruz. Ama kasvetli, ama kesintli, ama karmaşık ama girif bir biçimde devrik cümleler veya seslenişlerle bütünleştirmeye çalışıyoruz. Gerçekliğe tahrifatın bu denli yüksek tonlu, süreklilik arz eden bir yapılandırma haline dönüştürülmesinin düşündürücülüğüne dikkat çekmek istiyoruz. Kendimizi başkası, başkasını kendimizden ayrı göremediğimiz için 'dokuz sütuna' manşet atılan her tehdidi bol söylemin karşısında bir şekilde o insanların dertlerinin görünürlüğünü paylaşmaya davet ediyoruz. Gözümüzün taa içine baka baka yalan söylemeyi sürdürenlerin yerseniz!!! yaparak durmaksızın aynı teraneleri farklı ambalajlarla denkleştirip, bu tazesi bunu deneyin diye bir seçenek haline dönüştürmesinden artık illalah edilmesinin herkes için hayırlısı olacağını düşünüyoruz, bunu seslendiriyoruz.

Felaketlerin geçiciliği bir yana bu satıhda fecaatin sürekliliğinin nasıl da elbirliğiyle sürdürülebildiğine dair dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. Gaf, laf salatası, dil sürçmelerinin ne bitmek tükenmek bilmeyen bir sahanlık olduğunun v her yeniden buluşmamızda varlığını güçlendirerek sürdürebildiğinin okumasını yapmaya çalışıyoruz. Pat dış kapının mandalı, küt içimizdeki vatan hainleri, dank bir türlü dink etmeyen, jeton düşürtmeyen adaletin o ellerce yönlendirilerek kadükleşmesi, çatkapı bir gece denkleştirilen vehamet vesikası, masumiyet karinesini uluorta korunak v güvenceden yoksun bıraktıran soruşturmaların, kovuşturmaların mabadında bu sahanlıkta nasıl da kolaylıkla el altında tutulan bir sindirme opsiyonu için araçsallaştırıldığından dem vurmaya çabalanıyor, dikkat ve bilgilerinize sunuyoruz. Gün deviniyor, zaman akışı hülasa aklımızın alabileceğinden de çabuk bir biçimde, elimizden kayıp giderken kafalarına bomba yağdırılan insanların hesaplarının sorulamazlığının üstüne dikilen alaycıl söz öbeklerinin, hiddeti kenara terk etmeyen usturuplu durun yoksa tekrar başınıza gelebilir tehditinin kuşku götürmez ruh karartıcılığını, insana verilen değerin ne kadar da düşük seviyede devletin kendisince, yapıp ettikleriyle sabitlenmeye çalışıldığının okumasına yol vermek istiyoruz.

Bunca heder edici şeyin varlığında kedere ortak olmanızı bekliyoruz. İnsanları birbirlerine; bileyleyerek, şiddetin yanında bir ilave olarak sunumlandırılan, geliştirilen "tekilleştirme" söyleminin sunageldiğinin, olur dediğinin aslında hepimizin bir anda teferruat haline dönüşebileceğimiz gerçekliği olduğunun altını kalınca çizmek istiyoruz. Tek bir bakışıma denk tutuldukça, düşündüğünü ifade etmek kısmında bireye mani olmaya doyulamayınca peyderpey şekillendirilen arsızlığın daniskalarının birer söylemden çok mahalle kavgasından gündemler örmek olduğunun farkındalılığıdır burada işittirmek istediğimiz. Tarafgir olanların, taraftar olanların görülmesi için uğraştıkları gözel ülkenin neresi olduğunun, o tozpembe hayatların nerelerde sürüldüğünün afaki, kesintisiz bir yanıtının bulunabilmesi için sadece bir başına Roboskî kıyımının bile pek çok şeyi dökümleyebileceğini biliyor v ikrar ediyoruz. Yanı başımızda kardeşlerimizin canları yakılırken, canları alınmaya bir türlü son verilmezken, hayatta kalanlarının başlarına çorap örebilmek için türlü çeşit fasarya devreye sokulmaya sürdürülürken insanlığın bir vitrin süsü, yerküreyi kaplayan bir varlık olmadığının daha fazlasından mürekkep bir edim olduğunun farkındalılığını paylaşmak istiyoruz.

Güzel bir gün görebileceksek eğer hep birlikte, yüzleşme dediğimiz şeyi bir politik enstrüman, zaman kazandırıcı bir bağlaç olarak ele almaktan artık imtina ederek, bunu kullanmalarına bizahati ses çıkartarak mani olarak, yol vermeyerek sağlayabileceğimizin bilinmesini istiyoruz. Her defasında tersin bir rotada, ters bir istikamette kopartılan yaygaraların asıl sorunların varlığını önemsizmiş gibi dayatmasına karşı illallah diyoruz. Anladıkları dilden bir merhamet için değil yazılmış olanın! sınırlarında söyledikleri, hatırlattıklarının artık kafalarına dank etmesini bekliyor v umuyoruz. Bir şekilde bu korkuların varlığını müstakbel ayrıştırılamaz öğe haline dönüştürüldüğü bir sahanlığın geleceğinin yarım yamalak, her durumda acabaları beraberinde saklayan, şüpheciliği elden hiç de bırakmayan bir yarım yamalaklıkla donatılmasının hastalıklı bir kapsayış olduğunun bilinebilirliğini arttırmak istiyoruz. Salt kendimiz için değil adalet merhalesinin, eşitlik saiğinin, bir arada yaşam gerçekliğinin bir ütopya olmadığının tam da resmettiklerinin tersi bir noktada bir olarak, kanaat etmektense dirayet gösterip mücadele ederek, daha fazla anlatarak, yılgınlığa düşmek bir yana şevkle tutunarak mümkünatının söz konusu edilebileceğini yinelemek istiyoruz. Şimdi v burada!

Dokunaklı, dişe dokunuri belleği harekete geçiren, düşünselliği salt dostlar alışverişte görsün kısıtlamasından alıkoyan, çözümlemeleri, ortaya serilen bunca şerrin etrafında dönüp dolaşan güncenin içerisinde vuku bulan vakiaların yaşattıkları, yaşamlarımıza kattıklarına dair kelamları birbiri ardına dizebilmemize imkan sağlayan bir edimdir vicdan. Kuru kuruya, mesnetsiz atfedişlerle bir gönül ferahlatma aracılığından, araçsallığından çok taşın altına konulan elleri bir düzlem içerisinde sırtımıza peyderpey bindirilmeye, istiflenmeye devam edilen yüklerin yol verdiklerini hiç yoldan sapmaksızın dosdoğru irdelemeye olanak sağlayan bir metafor toplamıdır vicdan. Pespayeliğin normalleştirilmesi süreklilik arz ederken, boşa doluya verip veriştiriliren laf kalabalığı güncemizi dar etmeyi sürdürürken, akil olanın nasıl kıstaslar, hangi eşikler v görünenler ile şekillendirilmesi gerektiğini ikrar ettirecek deneyimlere ev sahipliği yapandır vicdan. Makul adledilip yolu verildikçe daha fenası, daha beteri v daha kötülerinin sahnelenebilirliği üzerine çeşitlemelerin sergilendiği bu coğrafyada, hangi hamlelerin ne gibi sonuçlara, atfedilenlerin nasıl neticelere yolu tanzim ettiğini açığa çıkartan bir bileşendir vicdan edimi v beraberinde sunageldikleri.

Sunulanlar, sınıflandırılmaya ihtiyaç duyulmaksızın insani olanın, insana dair olanın nelerden mürekkep bir bileşke olduğunu da yansıtmaktadır. Vurdumduymazlık, sağırlık v bol kepçe yaftalamalar, çokça ama kapalı ama açık iğnelemeler mebzul miktarlarla bu denklem hattına katılan hiddet v nefret söylemlerinin birlikteliğinde dönüştürülmesi sürdürülen millet olgusunun nasıl şartlandırılmışlıklar ihtiva ettiğini duyumsatan, belgeleyen, ilave bir sunuşa ihtiyaç duyulmaksızın açık seçik tebliğ eden bir vesika ortaya çıkartır. Vicdanı, vicdanlı olmayı belirlenmiş hareketlerle, bunca hakir v hakaret dolu söylem ile yapılıp edilenlerle, meydana çıkartılmış olan bu ucubelik düzeni içerisinde varlığı taltif edilmeye çalışılan korkuların nasıl hesaplı kitaplı çıkarsamalar sonucunda oluşturulduğunu anlamlandırmaktadır. Anlamını bulan vicdan tahrif edilirken, zulme tabii tutulurken, zapturapt altına alınırken böylesi çalakalem savlayışlarla muktedirim ben ötesi yok! olgusunda, trajedisinde çerçevenin kadrajın tam da yanıbaşında olup biten tahakkümleri, baskıcılığı daha net bir biçimle anlamlandırabilmeyi kolaylaştırmaktadır vicdan sahanlığı.

Azaltılıp, çoraklaştırıldıkça, oyunun kuralları sürekli değiştirildikçe insana dair olanın hangi kıstaslara göre şekillendirilmesi gerektiğini yineleyen bütün bu dikenlerle çerçevelenmiş, kısıtlanmış olan derdest edilip sürgüne hazıer hale getirilen insancıl duyarlılığın, salt mekanik bir çözümleme, ihtiyaç anında kullanılası bir bağ, araç olmaktan alıkoyandır vicdan sahanlığı, kapsayışı. Anlamlandırabiliyor v daimi bir biçimde durmaksızın lütufmuş gibi önümüze sunulanların bir gerçeklik sınırından, iminden ne kadar uzağına denk gelip, sabitlendiğini, bu gayretin görünürlüğünü arttırandır o sahanlık. Güncellik dipnotlarla şekillendirilirken günü kapsayan şeylerin aylık, haftalık, değil neredeyse anlık birer dolgu malzemesi haline dönüştürüldüğünü, böylelikle esas sorunun her ne olduğu konusunun bir muamma haline evirmeye teşne bir çabalanım olduğunu vurgu vurgu betimleyendir. Tonlamalar, seslendirmeler, atfedişler şiddetlenirken hiddetinden bendine sığmayıp taşadururken bir kalıt, bir pranga, bir hürriyet mahrumiyetinin, adaletsiz v eşitliksiz bir ülke saptayışının George Orwell'in tahayyülünü bile aşan vesikalarının yansılarıdır, aynalamasıdır betimlenenler.

Şimdi içinde bulunduğumuz koşullar dahilinde nelerin müdanasız bir biçimde olur belletilmeye, nelerin v hangi konuların tahrif edilerek üzerinin kapatılmaya çalışıldığını örnekleyendir betimlenenler. Dile pelesenk edilmiş biz eskinin artığı değiliz derken, bundan bahis açarken bile illa billa yolunu rotasını o dümenin suyuna kırıp, yekpare bakışımlı, tek dil, tek devlet, tek millet, tek ülkü (sonradan dil sürçesi olarak safdışına ötelenen tek din) ile teklemesi bol tutulan bir savunuş ile sözümona bunca ilerlemenin ne kadar kadük bir hayal mahsülünden ibaret olduğu meydana çıkmaktadır. Doğruların bir kenarda kaderine terk edilip, ne bellediysek, neyle bilendiysek odur ancak o kadardır bileşenine sahip kırmızı çizgiler vurgu v topaçlaması sathın çekeceğinin daha çokça olduğunu bugünden yinelemektedir acı acı. Behemehal devreye sokulan baskınlar, operasyonlar, karar hükmünde kararnameler elden ele dolaşan metinler vasıtasıyla hedefleyişler, önce çocuk işi sonra provokatör konusuna, nedense uyanılıveren işaretlemeler, her hakkını dileyene,  ısrarla takip edene al sana hak bu da arta kalan, payına düşen hukuk diye öne sürülenler, dokuz sütuna manşet olarak dizilip tahakkümü sevimli kılmaya, çekilir adletmeye devam eden çıkarsamalar, yurdun önemli bir kısmı istimin tam da üzerindeyken, bu hal her gün daha bir belirginleştirilirken hemen hemen her şeyin olağan rutininde gittiğinden dem vurmalar bu çıkarsamayı pek de yabanıl kılmayan bir hakikat haline dönüştürmektedir.

Yabanıl kılınmayacak yegane şey tahakküm seceresinin varlığıyla vicdanın tahrif edildiğidir. Bunca belirgin bir biçimde ortaya çıkan dışlayış, çerçeve ötesine kışkışlayış, hiddeti günden v günceden ayrıştırmayan uğraş, didişlerin ezcümlesi vardığımız noktanın insani olanları tarumar eden bir mekanizma haline dönüştürüldüğünü açık etmektedir. Açıklamaktadır. O mekanizmanın çarklarını bunca hızlıca döndüren, tahrik eden pankart, galeyana getiren puşî, dilden dile yayılan sözümona ayrıştırıcı düşünsellik öğeleri, toplanışlar sırasında sarf edilenlerle cümbür cinnetlik bir vatan algısıdır. Değiştirilemez v dönüştürülemez, tartışılamaz v daima tekil bir bakışımın, tek bir söylem yığıntısının ne kadar kadük, ne kadar kof kaçarsa kaçsın sahiplenilmesidir. Biteviye nefreti hicaz makamından vavelyalar ile bu harcın karılması sorun olarak şu satıhta görünen hemen her şeyin küçük tefek adımlarla, bir hamle yapılıp; açılım, yüzleşme vs. hemen sonra geri adım atılmasının meymenetsizliğini pekiştirecektir. Suskunlaştırılıp pasif kılındıkça, sindirilip demoralize edildikçe demokrasiden bahsedip habire aynı teranelerle havanda boşa su dövüp caka satılmaya çalışıldıkça, hak edilenlerin değil devletu ali tarafından reva görülenlerin tamahına şartlandırıldıkça, sivrilme yanarsın, düşünme fişlenirsin, ilişme dışlanırsın gibi argümanlar öne sürülebildikçe halen dile getirilebildikçe ülkenin vermekle yükümlü olduğu sınavlarındaki durumu, meymenetsizliğin de hem içeriğini hem de düzeyini açığa çıkartacaktır. Netleştirecektir.

Bakmaktan kaçındıkça, anlamaktan uzak kaldıkça, yermekten bir anlığına uzak kalıp neler oluyormuş merhalesine odaklanmadıkça vicdan algı v sahanlığı bir cümlenin süsleyicisi olmayı sürdürecektir. Hapishane koşullarının nasıl da insanım ben diyeni, kendini konumlandırmayacağı seviyedeki davranışlarla yüzyüze bıraktırıyorsa, adalet komisyonunda söz alan görevli psikoloğun deyimiyle ilacını alabilmenin bile dışarı çıkıp, bütün arama noktalarında istisnasız, şartsız şurtsuz yoklanarak geri girilebildiği bir hakikatin içeridekiler için ne büyük sorunlar oluşturulup serpildiğini, ne büyük sorunlarla hayata tutunmak mecburiyetini dayattığından dem vurulamıyorsa o vicdan olgusunun kapsamı bir kurgumasal olacak, kalacaktır. Dört ayı aşkın süredir adalet tecellisi bekleyen, bir yurdun eşitliğinin, adilaneliğinin, adalete ulaşılabilirliğinin doğu ile batısı arasında nasıl da farklılık gösterdiğini ortaya koyan Roboskî katliamından arta kalan, insanlara reva görülenlerden yola çıkılmadıkça, vicdan meselinin varlığı kutsallaştırılıp, dokunulmaz kılınan diğer olgularda olduğu gibi iç kıyıcı bir merhaleyi beraberinde güne dahil ettirmektedir.

Katliam emrini verenlerin kimler olduğu sorgusundan gayrı, öte bir talepleri bulunmayan, her gün bir avuç toğrağı avuçlayıp avunmaktan gayrısına nail olamayan, ümit kırıntısının ne demek olduğu, yahut ne manayla hayata tutunmak olduğunu dosdoğru simgeleştiren acının esas sahiplerine zulüm, tahkikat, soruşturmalar, Roboskî alay komutanının dilinden dökülüveren kazaydı oldu, kapatalım v diyelim ki ben yaptım! devlete karşı ne yapabilirsiniz ki seslenişi nasıl bir vahim vesika üzerinde yaşamın şekillendirildiğini çekincesiz ortaya koymaktadır. Poşî takmanın bir suç, kurgunun fantazyasında bile rastlanmayacak imgelemelerin bir gerçek, aklın alamayacığının olur, gizli tanığın teşhis kısmı söz konusu olduğunda onun olmadığını belirtmesine rağmen bütün bunların önemsiz birer detay haline dönüştürüldüğü, ömründen 25 ayın çalınıp kısmi özgürlüğüne kavuştuktan sonra, cuma günü on bir yazıyla v rakamla 11 yıla mahpus edilen Cihan Kırmızıgül'ün başına getirilenler bu cümbür cinnet vatanda yaşamanın nasıl da zor kılındığını tek seferde hatim ettirmektedir. Belleğe kazımaktadır.

Ortalık yerde, katillerin beyanları, örgüt suçlarının hakkaniyetle yerine getirenlerin itirafları, toprağın ötesinden berisinden çıkan kemikleri çıktığı bir yurttta, üzeri örtülemeyecek ayıplar dımdızlak boşluğa terk edilirken devletin adaletinin bir öğrenciye yettiğinin, onun gibi 600 tutuklu öğrenciye karşı bu vicdansızlık mekanzimasının yaşatılmasının sürekliliğini karşımızda görünür kılıyor. Korkulara teslim olarak, kim olduğunu unutarak, bunca eziyet ile yüzyüze kalıp sessizliğe tamah ederek sürü içerisinde uysallığını koruyan kitleler haline dönüşmemiz beklentileniyor. Vahim olan kargacık burgacık yarım ağız demeçlerin, özgürlükler mi bir tabii ki bizim satıh içinde sonuna kadar var lafının nasıl da kocaman bir yalan, dil sürçmesi değil kırmızı çizgilerle şekillendirilen, sahiplenilen bir bakışımın doğal neticesi olduğunu, beraberinde geliştirildiğini hemen her gün yaştılan bunca fecaatle özetlemektedir. Hemen her gün başka bir gıybetin, felaketin sunularak, o üzerine titrenilenin insan değil devlet olgusu, kapsamı daraltılmış hiddet söyleminin daimiliği olduğunu yinelenmektedir. Farkında mısınız!!!...   

>>>>>Bildirgeç
O Bir Kürt, Bir Öteki... - Evrim KARAKAŞ*

Cumhuriyetin Türkiye ’de yaşayan fakat Türk olmayan unsurlarla olan ilişkisi, oldum olası sorunluydu. Bu sorunlu halin sebeplerinden biri de Türk olmayan toplulukların, öteki olarak algılanması. Cumhuriyet’in hakimiyet mekanizmaları, makbul vatandaş yaratma çabasıyla, ötekinin statüsünü kendi sübjektif kriterlerine göre değerlendirdi ve “öteki”lerin toplumsal statüsünü belirledi. Örneğin Mahmut Esad Bozkurt, Türkiye ’de Türk olmayanın statüsünü hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı olarak çizdi.
Kürtler bu durumu kabul etmeyip kendileri olarak değerlendirilmeyi ve eşit vatandaş hakkını istediklerinde ise adil, inkılâpçı, uygar ve ilerici olduğunu iddia eden Türk karşısında her zaman, hırsız, tefeci, gerici, vahşi, gayriinsani ve terörist olarak algılandı. Günümüzde bu durum kılıf değiştirse de temelin aynı kaldığını görüyoruz. Bu durum Türklüğe atfedilen değerlerle, Onur Öymen’in 10 Kasım 2009’da kullandığı deyimle ifade edilirse, “taban tabana zıt” bir durum arz eder. Bu durumda Kürtlere düşen ise doğal olarak Türklüğün zıddı bir rol.

Geçmiş ve bugün benzerliği
Geçmişteki algıya göre, uygar Türk’ün karşısında, Kürt her zaman vahşidir. Modern insanın sosyal ve fiziki melekelerinden yoksundur. 1 Eylül 1930 tarihli Akşam’a göre “Şapkalı ve bıyıksızsanız, kâfirsiniz. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu keserler ve öyle öldürürler.” Dersim Kürtleri, Naşit Hakkı Uluğ tarafından şöyle tarif ediliyor: “Dersimlinin kuvveti ayağında, baldırında ve ciğerindedir. İyi koşucudur, fakat yapıcı değil. Kazmayı kayaya kuvvetle vurup saplayamaz, omuzu ve beli, meselâ bir Orta Anadolu çocuğunun vücudu gibi ‘yapıcı insan’ gövdesi halinde teşekkül etmemiştir. Kazmayı vurup kayaya saplayamayan bu omuzlar, kuvvetli bir bel hareketiyle bir parçayı koparıp yerinden sökemez.” Bu söylem yakın zamanlara kadar Kürtlerin evrimleşmemiş bir insan tipi olduğuna vurgu yapan “kuyruklu Kürt” söylemine doğru evrilecektir.
Bununla beraber, dönemin basına yansıyan resimlerinde de ilginç bir Kürt portresi çizildiği görülüyor. Türk askeri üniforma içerisinde, sakalı ve bıyığı olmayan, süngülü silahıyla modern bir görüntü oluşturur. Fakat bunun karşısında Kürt, sakallı ve bıyıklıdır. Giysileri, gericiliğin ifadesi olan, sarık, şalvar, yelek ve çarıktır. Göğsü karadır, açlıktan ve yoksulluktan dolayı zayıftır. Yakalanmadan önce basında yer alan fotoğraflarında da Seyit Rıza’nın sarıklı, sakallı ve bıyıklı, fakat mahkeme girişinde şapkalı olduğu görülür. Buna karşın, devlete yardımcı gazeteci Niyazi Ahmed Banoğlu tarafından “iri yarı ve yakışıklı” olarak tasvir edilmiş (Kurun, 18.07 1937). Bugün de benzer bir anlayış söz konusu. Rojin Akın’ın katıldığı programda belirttiği gibi Kürt, sakallı, bıyıklı ve şalvarlıdır. Türkçesi düzgün değildir ve yüksek öğrenim yapamaz.
Kürt her zaman güçsüzdür. Kendi kendini özgürleştirme ve özgür yaşama duygusundan yoksun ve cahildir. Bu nedenle her zaman ağa ve beylerin emrinde bir istihsal vasıtasıdır. Bu nedenle bir tek Türk askeri, 7 Kürdü çelik çember içerisine alabilir. Tunceli şakilerinin sığındığı yerlerde, kahraman bir Türk çavuşu tek başına koca bir dağı zapt edebilir. Ağanın tarafında yer alan ve sürekli devlete direnen Dersim Kürdü, sadece askeri gücün karşısında boyun eğer ve ansızın “geniş iltica” (Kurun, 26 Haziran 1937) başlatabilir. Bu durum da söylemlere yansıdığı gibi Kürdün sadece, “yalnız kuvvet önünde boyun eğe[n] ve bu eğişte kin gayz ve fırsat bekleyen mücehhez bir tip” olarak algılandığını bize gösteriyor.
Dini bakımdan da Kürt’ü her zaman Türk’ün zıddı bir konumda görürüz. Şevket Süreyya’nın ifadesiyle, “Eski Türklerde din bir gönül rabıtasıydı. Hâlbuki Kürt tekkesinde aslolan koyu bir dinsizliktir.” Cumhuriyetin çizdiği makbul vatandaş profili Sünni Türk iken, Dersim Kürdü Alevi’dir. Günümüzde de yakalanan militanların bazılarının sünnetsiz olmaları, sürekli dile getiriliyor ve hatta bu durum tarihi bir perspektife oturtularak örneğin Öcalan’ın “Ermeni dölü” olduğu iddia edilebiliyor. Yine son günlerde yaşanan domuz eti polemiği de bu konudaki en net örnek.
Geçmiş algıya göre kadına özgürlük, Kürt coğrafyasında söz konusu dahi olamaz. Kadın her zaman kocasının emrindeki kul statüsündedir. Oysa Türk, kadına saygılıdır ve kadınlar erkeklerle eşit vatandaş statüsündedir. Seyit Rıza’nın kendisini “gebertmek” isteyen kadını öldürtmesi ve “karısını diğer reislere yollayarak yardım dilenmesi”, hem kadına verilen değeri hem de Seyit Rıza’nın itibarını gösteriyor. Günümüzde Kürt coğrafyasının sürekli bir biçimde töre cinayetleriyle gündeme gelmesi de kadına olumsuz değer verildiği gibi bir algının göstergesi. Buna karşın siyasi organizasyonlardaki kadın sayısı ve kadınların eşbaşkanlığı yalnızca satır aralarında kalıyor.

Algıdaki temel hata
Bölge artık “şaki” ve “şekavet” kelimeleriyle anılmıyor, fakat buna anlamca pek uzak olmayan ve evrensel olarak kabul gören “terörist” ve “terörizm”le anılıyor. Fakat temelde var olan ve sürekli kılıf değiştiren “düşmanlık” baki. Geçmişten günümüze kullanılan terminoloji, bu sorunun (müzakere dönemleri hariç) Kürtlük tarafını gizliyor, asayişe ve adli vakalara dair kısmını öne çıkarıyor, ki meselenin doğru algılanmasındaki temel parametreyi dıştalıyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Evrim KARAKAŞ'ın Radikal 2'de yayınlanmış olan O Bir Kürt, Bir Öteki... başlıklı makalesi bizim sunabildiklerimizin devamında okunası bir makale olmaktadır. Dosdoğru iliştiremediğimiz, sunamadığımız pek çok şeyi ihtiva eden yapısıyla, en önemlisi yıllardır süregiden bir algının tee ne zaman devreye sokulduğunu gözler önüne seren bir vesikadır. KARAKAŞ'ın ve Radikal Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfalarımıza alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Gerçeği Yazdıkları Tespit Edilmiştir - Özgür Gündem
“Kürt Çocuklar ve Türkiye’nin Utanç Dolu Cezaevleri” - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Danezana Gerdûnî Ya Mafên Mirov - UNHR
O Bir Kürt, Bir Öteki... - Evrim KARAKAŞ - Radikal 2
Kırmızı Çizgilerin Geçerliliği - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Aman Dikkat, Dikta Gelebilir - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Berfo Ana - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Arada İnce Değil, Epey Kalın Bir Çizgi Var.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Neden Taş Atıyoruz? - Zeynep KURAY - ANF
Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnsiyatifi -  Meçhul Öğrenci
Cihan Kırmızıgül İçin Taksim Notları - Birdirbir.org
Bu Ülkede Adalete Güvenebilir Miyiz? - Açık Radyo
Biz De Taktık Puşi, Bizi De Alın Memleketi Kurtarın - Muhalefet
Kuşanın Puşileri Yoldaşlar, Güneşi Karşılamaya Gidiyoruz ! - Caner BİNGÖL - Emek Dünyası
Poşunuz Ne Renk? - Serdar AKİNAN - Akşam
'Azadi, Azadi! Jibo Cihan Azadi!' - ETHA
Halkın Mühendisi Barış ÖNAL'a Özgürlük - Devrimci Mücadelede Mühendis Mimarlar - İvme Dergisi
Tek Süt, Tek Din, Tek Quzzulqurt! - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
Yok Taştan Serttir - Kemal BOZKURT - Jiyan
Uludere'den Bir Katırın Mektubu - Ali TOPUZ - Radikal
Kürkçü: Roboski Mağdurları Baskı Altında - ANF
Türkiye Kime Kalacak? - Büşra ERSANLI - Bianet
Ben Her Gün... Yaşamaya Mücadele Ediyorum - Hama ŞAHİN - Evrensel
Nefret Odaları: Pozantı ve Sincan - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Pozantı’da Çocuklar Tecavüze Uğrarken Neredeydin? - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Kürt Analarına "Zindan" Hediyesi - Harika PEKER - Bianet / Emek Dünyası
Analarımıza, Bizim İçin Bedel Ödeyenlere… - Sol Defter
'Vicdanınıza Kulak Verin, İtiraf Edin' - ETHA
'Ali Karagöz Nerede?' - Yüksekova Haber
Peki Masallar Ne Yana Düşer? - Qewşik KEVİR - Bijwenist.com
"Tetikçilerin Ardında Kim Var?" - Bianet
Kürtçe Şiir Yazıp, Piknikte Fotoğraf Çekersen PKK’lisin! - İbrahim AÇIKYER - ANF - Jiyan
Ahmet Türk: 'Bu Gidişe 'Dur' Diyecek Tek Güç Buradadır' - ANF
Nisan Ayı Irkçısı Belli Oldu - Agos
Peki Sen Kimin Adına Konuşuyorsun Sular İdaresi Çatısından? - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Bir Mayıııs, Bir Mayıs, Mitçinin Darbecinin Bayramııı - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan Siyaset ve Tarih Yazıları
Mahalleyi Yakmak Mı, Yeniden Kurmak Mı? - Oya BAYDAR - T24
1 Mayıs Egemenleri Korkutmaya Devam Ediyor - Hasan ALİ - Muhalefet
Ağam Olasan Ömer Paşam Olasan Ömer - Sırrı Süreyya ÖNDER - Birgün
Hadi Bakalım Kofi Annanı da Al Git!.. - Veli BAYRAK - Evrensel
Geçmişimizle Yüzleşebilecek Miyiz? - Sedat DOĞAN - Haber Diyarbakır
Öğrencilerinden Videolu Destek - Bianet
Sarphan Uzunoğlu: Militan Bir İletişim Mümkün! - Oğuzcan ÖNVER - Jiyan
EV - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Hopalılar 31 Mayıs'ı Unutmadı - ETHA
Yaşarken De Öldürmenin Yolları Var - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Vicdani Redçiler Günü: Güvenlik Mi özgürlük Mü? - Halil SAVDA - Özgür Gündem
Kanlı Bayraklar Ülkesi - Eleştirel Abi - Eleştirel Günlük
Yitik İnsan - Bülent USTA - Birgün
Duvarlarımız - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
Anti-Kapitalist Müslüman Gençler'in Sınıf Mücadelesindeki Yeri - İbrahim Utku NAR - Emek Dünyası
Kaydedilmiş/Kaybedilmiş Sesler - Kenan TEKEŞ - BiaMag
Batsın Bu Dünya - Merve EROL - Birdirbir.org
Ermenistan: Anadolu Diasporası - Hilal KAPLAN - Agos
1993 Yılı, Afrikalılar - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Düşük Ücret, Fazla Mesai ve Güvencesizliğe Hayır! - Ses İzmir Şube - Muhalefet
Chomsky: “İşgal Et Hareketi” İş Dünyasının Hayallerini Yıktı - Joshua HOLLAND - Özgür Gündem / Sol Defter

Vatican Shadow - Prurient / Dominick Fernow Informative via Wikipedia
Vatican Shadow For Blackest Ever Black via The Quietus
Vatican Shadow Meets Regis On Blackest Ever Black; Silent Servant Preps LP For Hospital Productions - Fact Magazine
Master Magherita Official
Master Magherita Artist Page via Soundcloud
Master Margherita-The Gauze Files-A Tribute To Muslimgauze (Casalinga Production) Official Download
Anthony Drawn Official Artist Page via Facebook
Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance's Official Site
Anthony Drawn-A Beautiful Fragile Balance Official Download via Sichtexot
ASC Official
Synkro Official Artist Page via Myspace
ASC & Synkro - Borderline EP Informative via Surus
Korablove Official / Deepton.fm
Korablove Artist Page via Soundcloud
Korablove's Sociopath's Diary Album Informative via Pullproxy
Quantec Official Artist Page via Facebook
Quantec - 1000 Vacuum Tubes Official Stream via Elux Records' Soundcloud
Elux Records Official

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
The Truth Project By Bound_4_Freedom
Bound_4_Freedom's Flickr Page 

>>>>>Poemé
Dönemeç - Serdar AYDIN*

(yitirilenler için blues*)
                       
         karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        şarkılar söylüyorlar
        zamanın çukurunda
        dibe çökmüş gözlerini kırpıştırıp
        yarattıkları geyikleri öldürürken
        sese dönüşen lanetleri
        boynuna asılıyor bütün sokakların
        sokaklar dünyanın kaybolduğu
        baştan sona inkar olan sokaklar
        ayak izleri olmayan ruhlarıyla
        şarkılar söyleyen geyik ölüleri
        kara derisini soyarak gecenin
        cinnetine ad bulmaya çalışanlar
        olsa olsa bir şiirin kovulmuşları
        karşılarında utançla ağladığım
        intiharın güzel çocukları
        ben hiç hatırlamıyorum çocukluğumu
        yaşadığımı ya da öldüğümü bilmiyorum
        sonsuz iki uzam arasında
        çatırdayan bir evren modeli hayatım
        güneşlerim çoktan öldü
        gece karanlık ve ay bir yara
        üstüme çöken karabasanın adı
        hayat galiba
        bilmeden dokunduğum
        şakaklarında kestane ağaçlarıyla
        dans eden şizofren
        kesik elini fırlatırken bana
        gözlerim düşüyor asfalta
        gördüğüm yapışkan bir karanlık
        beni içine alan dingin durum
        oysa içimdeki her şey çıldırıyor
        organlarım birbirini vurmakta
        kalbime sahip olamıyorum
        ve zavallı beynim
        anlamaya çalışırken bütün bunları
        memelerini sıktığım hiçbir sözcük
        şefkat göstermiyor bana
        çocukluğumu hatırlamıyorum
        babama seni seviyorum dediğimi
        sevgilimin neden ağladığını
        bilmiyorum
        bir gözyaşının belleğindekileri
        hiç mi öğrenemeyeceğim
        aşk neden çarmıhına geriyor beni
        kalbimi söküp fırlatsam
        ve unutsam bütün sözcükleri
        sevgilim daha mı çok sever
        mutlu olabilir miyim
        ay düşer mi üstüme
        karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        hiç durmadan şarkılar söylerken
        kararıp tenimden içime sızıyorum
        bulduğum bir HİÇ
        uzamından kurtulmuş zaman ölüsü
        eskidiğim limanlar ve tuzun çürüttüğü
        kalyon iskeletleri
        yelkenleri paçavra ve umutsuzluk olan
        deniz yorgunu gezginlerin ölü yatakları
        Don Kişot'suz yel değirmenleri
        içimdeki çökeltisi yitirdiklerimin
        kederin dilsiz kalma isteği
        çünkü susmalıyım ve sormamalıyım
        kıskanmamalıyım hiçbir bulutu
        bulutlar kardeştir ve gökyüzü yurdudur onların
        oysa bilsen gökyüzünün gözlerin olduğunu
        ve çoktan ölmüş güneşlerimin yerinde
        bir tek güneşimin sen olduğunu bilsen
        belki daha çok seversin beni
        ve belki de anlayabilirsin
        ama çocukluğumu hatırlamıyorum
        babamın seni seviyorum dediğini
        yaşadığımı ya da öldüğümü bilmiyorum
        sevgilim gözyaşı ülkesinde ağlarken nedensiz
        genç cesetleriyle acılarımın
        her bayram konakladığım mezarlıklar
        yanıt değil hayatın niyesine
        beynimde dolaşan bu kurşun
        gözlerimdeki     cam kırıkları
            kendimi incittiğim gözyaşların
        ölen güneşlerim yani
        yeniden tanımlarken karanlığı
        anlıyorum ki ay irin dolu bir yara
        ve gökyüzü üstüme çöken karabasanın adı
        gömüldüğüm bu bordo koltuk

        karaderili kadınlar
        gece karası sesleriyle
        şarkılar söylüyorlar
        zamanın çukurunda
        dibe çökmüş benliğimi ararken
        ay.......düşüyor üstüme....

        * Bessie  Smith  ile düet yapılacaktır.

Kaynakça: Şiir