Sunday, June 24, 2012

Deuss Ex Machina # 405 - tanımsız [3]

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_405_--_tanımsız [3]

18 Haziran 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Anklebiter-The Lazy Pioneers (Feat. The OO-Ray) (Tympanik Audio)
>2<-Anklebiter-Raintree (Feat. The OO-Ray) (Tympanik Audio)
>3<-Christoph De Babalon-Into The Shadows (Tigerbeat6)
>4<-Christoph De Babalon-A Little Less (Tigerbeat6)
>5<-Moa Pillar-Crepusculo Part I (Fuselab)
>6<-Moa Pillar-Crepusculo Part II (Fuselab)
>7<-Cristian Vogel-Bootstraps (Shitkatapult)
>8<-Cristian Vogel-Deepwater (Shitkatapult)
>9<-Biome & Kryptic Minds-The Raven (Osiris Music UK)
>10<-Biome & Kryptic Minds-Hybrid (Biome Remix) (Osiris Music UK)
>11<-Versa & Rowl-Tesla (Macabre Unit Recordings)
>12<-Versa & Rowl-Full Moon (Macabre Unit Recordings)

tanımsız [3]
(405)

bir mola belki zaruri bir nefeslik...
... her şey zorunlu / zorlayarak / zor kullanılarak sözümona değişkenlik gösterirken...
ha
bu
cenah/ta
arsız kelamlarımızla arlı bir nüve yakalarız belki, bir ihtimal yine...
şimdi bu hafta, belki bir haftalığına susmanın, sükutun zamanı...
bol, kof, iri çenebazlıkların korkunçluğunda ırak bir gölgede kalıp sebat etme zamanı...
... zamansız yargılardan kurtulup
... zamansız gelen acılardan ırayabildiğimiz saniye...
yola çıkmak üzere.. yine... yeniden...
şimdilik...
x


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Anklebiter Official
Anklebiter Interview By Jonas via Invisible Guy
Anklebiter "Raintree" Album Informative via Tympanik Audio
Christoph De Babalon Official
Christoph De Babalon Artist Page via Facebook
Christoph De Babalon "A Bond With Sorrow" Album Informative via Boomkat
Moa Pillar Official Artist Page via Facebook
Moa Pillar Official Artist Page via Twitter
Moa Pillar "Roraima" Album Informative via Fuselab
Cristian Vogel Official
Cristian Vogel Informative / Live Sets via Tresor Berlin
Cristian Vogel "The Inertials" Album Informative via Shitkatapult
Kryptic Minds Official Artist Page via Facebook
Biome Official Artist Page via Myspace
Biome & Kryptic Minds - The Raven Informative via Osiris Music
Versa & Rowl Official Sampler via Soundcloud
Versa Official Artist Page via Facebook
Rowl Official Artist Page via Facebook

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
. By Amanda Jo FLINN via Flickr
Amanda Jo FLINN' Flickr Page

>>>>>Poemé
Devran Ters Yöne Dönüyor - Bülent ÖZCAN

Dönüyor devran dönüyor,
Devran ters yöne dönüyor...
İşkence, açlık, kıyım var;
Devran ters yöne dönüyor...

Zindan içinde zindanlar,
Kurşuna dizilir canlar,
Ölür nice genç insanlar,
Devran ters yöne dönüyor...

Hiroşima, Halepçeler
Zincirler ve kelepçeler,
Ana babasız bebeler,
Devran ters yöne dönüyor...

Tarih kör topal ve sağır,
Duymaz seni bağır bağır;
Gözyaşı, zulüm ve kahır,
Devran ters yöne dönüyor...

Kaynakça: Şiir

Sunday, June 17, 2012

Deuss Ex Machina # 404 - la vie â noir transposed

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_404_--_la vie â noir transposed

11 Haziran 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Klive-Wailing Corpuscles (Mille Plateaux)
>2<-Klive-Swoon (Mille Plateaux)
>3<-Lutris-If Destruction (AY)
>4<-Lutris-Luminous Flux (AY)
>5<-Mohn-Mohn (Kompakt)
>6<-Mohn-Ebertplatz 2020 (Kompakt)
>7<-Claro Intelecto-Second Blood (Delsin)
>8<-Claro Intelecto-Night Of The Maniac (Delsin)
>9<-Walls-Raw Umber /  Twilight (Voigt & Voigt Mix) (Kompakt)
>10<-Walls-Drunken Galleon (John Tejada Mix) (Kompakt)

la vie â noir transposed
(404)

bir had bildirmektir, yola v hizaya çekmek için olmadık sözleri seslendirmektir, altında kalınacağı altından kalkınılamayacağı biline biline, handiyse bile isteye hep lades yine lades diyebilmek adına ipin ucunu hep aynı noktalara değdirmek, iliştirmek adına akla gelmeyenin başa getirilmesinin anahtarlarından birisidir, gündelikliğimizin ayrıştırılmaz bir parçası haline dönüştürülen korkularımız. had bildirirken durmaksızın aynı pespaye tonlamalarla yaptık ettik sonuç budur diye efelenmelerin ne kadar da kadük, ne kadar da insana yabanıl kaçacak bir tavır olduğunu bir kere daha perçinleyendir. kendisi gibi olmayanın, kendisine zerre miskal benzemeyenin başına getirilenler, başına getirilecekler için kestirilip, biçimlendirilen sözler, ifşaatlar v uygulamalar silsilesinin her durumda erk-muktedir v iktidarın başat, tahakkümperver vesikalarıyla tam tamına birleşen, örtüşen bir mizansenin maalesef bu seferinde kurgu olmayacak kadar hakikiliğini tescilleyen korkular. dünümüz, bugünümüz v yarınımız için hep bir istim üzerinde, hep bir ama ya sonrası diskürü ile birleşen çıkarsamalarla yüzyüze kalmaktayken onların karalarını uygulamaya geçmeleri, sözlerini birer gerçeğe dönüştürmelerinin açmış oldukları hezimet geçitleri, korkunun içimize bunca ağırlıklı bir biçim ile sirayet etmesini sağlamaktadır. olağanlaştırmaktadır.

her olmaz dediğinizin bir şekilde olurunun aranması çabasında ilk elden korkulara başvurulması şöyle yaparsak böyle olur, bunu yaparsanız bu olur, ötekisini çok kurcalarsanız felan filan olur yollu değinilerle birleştirilerek, dokunursan yanarsın yollu göndermelerin canlı tutulmasını, dayatılanın olağanlaştırılmasının önündeki engelleri aşabilmek için bir ana unsur halini de beraberinde getirmektedir. yol v yordam aramaya çıkmaya tenezzül etmişken bir kereliğine dahil olsa bu kıssanın vakfettiklerini dimağa kazıdık mı gerisi nasıl olsa çorap söküğü gibi gelecektir beklentisinin tümü bütünleşik bir ülke mozaiğinden arta kalanlarda yaşatılanları göz önünde tuttuğunuzda nasıl bir sonucu önümüze serdiğini anlamlandırabilecektir. sonuç kabilinden duyumsatılanlar, yaşatılanlar peyperdey üst üste eklendiğinde aslında nasıl gayya kuyusunun diplerine itildiğimizi vesikalayacaktır. her defasında bir örnekleştirilen hiddetimizden, gazabımızdan paylarına düşenleri er ya da geç alacaklardır savlamasının bir ayağı korkunun simyasına yapılan müdahalelerle, değişikliklerle sağlanırken bir yandan da erk-muktedir-iktidarın vitrini olanların, vitrininde bulunanların dillerinden yansıyanların çözümlemelerinde bütün bu pürüzlü anı çekilmez kılan, düşündürücü haleti ruhiye toplamını çözümleyebilmek mümkündür. görebilene.

korkuyu olağanlaştırdık mı ne gidenin yasını tutabilirsiniz, ne duranın çektiklerini anlamlandırabilir. korkuyu özünüze yerleştirdik mi ne gününüzün nasıl bu kadar cehenneme döndürüldüğünden dem vurabilir, ne de yarınlarınızdan neleri el çabukluğuyla beraber aldığımızı anlayabilirsiniz. korkuyu göstere göstere, uygun adımlarla hamlelerle beraber kotardık mı bir sonraki evrenin ne olduğunun sorgusunu bile yapmaktan imtina edeceksiniz. bütün bu çıkarsamalar v daha fazlası için sadece bir kaç gün içerisinde gündelik sınırlarda ortalığa salınan, uygulananlara dikkat kesilmeniz yeterlidir. düşündüğünü kendine saklayıp, bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkına varmış olsanız bile bunu ancak kendi zihninizdeki iç sesinizle paylaşabileceğiniz tam da aksini söylemek istediğinizde, buna teşebbüs ettiğinizde seslendirmeye çabaladığınızda durun o kadar uzun boylu değil yollu engellemelerin dahil edildiği bir güncellik ile baş başa kalırsınız. eliniz ayağınız olan bir bilgisayarın kendiliğinden bir zombi sunucusu haline dönüştürülmesi, sağı solu spamlerken, bilgisayarınızın içeriğine yönetimine şusuna busuna müdahil olunmasından mütevellit acaba bir yerlerde bir hata mı ettim ben derken, tam da akıllara anında pat diye düşüveren gazetecilere yollanan virüsler, virüslerle bulaştırılan programlar, "trojan" diye atfedilen içeriyi fethedip ne var ne yoksa dökümleyen, gizlinizi saklınızı!! sanki varmış gibi ortaya çıkartmayı amaç edinen, bu pratikle de bir şekilde kendilerinin işlerine gelebilecek delilleri sizlere uygun yoldan sokuşturmalarının yolunu açan sistematiğin sistem bu buyur buradan yakınız çıkarımıyla baş başa kalırsınız.

ortalıkta olanın korkunçluğunu bildiğinizden çekinceniz olmasa da ürkmek serbesttir, ürkeklik normal. korku diye bahsettiğimizin biraz da bu v bunun gibi ortalıkta olan onlarca örnek ile delil olarak el altında tutulabilecek, bundan iddianame kotarılabilecek bir yapının artık orwell mi dersiniz, yahut gilliam gibilerinin hayal mahsüllerinden kotardıklarının sınırlarından çok daha sahici, çok daha yıkımlara zemin sağlayan bir gerçeklik tasviri olduğunu da iliştirmeliyiz. sadece kurgumasal olarak bellenmişlerin birer ikişer, az veya çok gerçekliğe kavuşturulmasının yanı başında tam da durduğumuz noktanın ne kadar da toplumsal hafızamızın gelip geçiciliğinden dem vurulsa da asla silinemeyecek olduğunu ikrar ettirendir. kimisi küçük ayrıntılardan ibarettir, kimisi küçük tefek görünmektedir. kimisi uzaktadır, aklımızın aldığını fikrimizin erdiğinin ötesinde, ırağında tutulandır. amma velakin sahicidir. gerçektir. bunca yaşanmışlığa paralel bir biçimde artık bu kadarı da fazla dediğimiz şeylerin olur adledilmesinin, tekrardan rutine eklenme gayretkeşliğinin açık seçik olarak sundukları bu kısacık meram sahasında denkleştirmeye çalıştıklarımızdan daha farklı perspektifleri de anlaşılır kılacaktır. anlamlandıracaktır. her yanımız yarım yamalak, her yan bir ömür törpüsü, her yanda bir el insaf seslenişi, her yanda bir acı feryat bunca kolaylıkla göğe salınırken imdi yaşadığımız kubbenin, ne kadar da sağaltıcı, sağlıklı olduğunun okumasını hepimiz kendi şapkamızı önümüze alarak yapabiliriz.

cana verilen kıymetin, hayata gösterilen özenin, asgarinin en altında tutulduğu bir yerinden yakanıldı mı sonuna kadar limitleri zorlarlarcasına daha ağırlarına karşı nasıl olsa 'bağışıklık' kazanıldı bahsiyle hareket edilen her hamlede bu anlamlandırmak istediklerimiz aracısız önümüze çıkacaktır. bizler artık utanç vesikalarının hangisine yanmalıyız sorularını sormaktan imtina etmeyenler olarak; ne v hangi hamlelerle bu korku dağlarını aşabileceğimizin sorgusuna girişmeliyiz diye düşünmekteyiz. her yanımız bunca çok v ağır gıybetin vesikalarıyla sarılmışken hala mübalağaya yer bıraktırmayacak bi' biçimde ama, fakat v ötesiyle rol çalmaya, vakti heder etmeye ant içmişlerin ileri demokrasi memleketinde vaktimizin sandıkları boldan az olduğunu idrak etmeliyiz. idrak ettirmeliyiz. kaybettirdikleriniz, kayıp ettiklerinin, kaybına göz yumduklarının, her pundunu buldu mu karar hükmünde kararnamelerle kılıfını uydurdukları, bir gece dersine çalışıp ertesi gün tın tın boş teneke olmaya devam eden kararsız karar mekanizmalarının icrasının hiçbirimizin evet hiçbirimiz için bir karşılığının olmayacağının, hayrının dokunmayacağının bilindikliği elzemdir. iş bu raddede dola boşuya laf salatalarıyla denklik yarıştırmak adına, dillendirilmeye hemen hiç doyulmayan demokrasi nutuklarının altından çıkan çapanoğullarından, sendeletici, sarsaklayıcı gelgelelim oldukça düşündürücü harelerin, karelerin ortaya çıkarttığı esas resimin kendisine baktığımızda bunun ötesini görebilmek söz konusu olacaktır, yalnız v güzel yurdumda!.

yalnız v güzel ama bir o kadar da muhalifine, kendisine benzemeyene, kendisi gibi olmayana, seslenişiyle, duruşuyla, yaşamıyla farklısını ortaya koyana, koymaya bunca ağır yüklenişe rağmen v karşı hep bir hinlik besleyeduranların yurdunda, yurdumuzda! bir makamın ya da bir vurgunun, bir edimin ya da çıkarsamanın müdanasız bir biçimde yok sayılıp hakir görülerek, biteviye tekrara bağlı v bağımlı bırakılmış, sınırlandırılmış perspektif dahilinden şekillendirilmesi, bu tahayyülün nihai bir sonucu olarak önümüze sunulması dün nasılsa bugün de o kadar ince ince düşündürücüdür. düşündürücülüğünü korumaktadır. korku tasvirlerinden nefret turnusollerine, hiddet algısının olağanlaştırılmasından şiddeti makul bir çözümleyici olarak savlayanlara kadar birbirlerinden farklı pek çok katman v konuda ortaya çıkartılan, sonuç merhalesinde duyumsatılanlar vehamet vesikalarının neden hiç eksik olmadığını, bunca ağır yükün nasıl usul usul sırtımıza bina edildiğini, taşır bu taşır öyle ya da böyle diyerek istiflenildiğini belirginleştirmektedir. olağanlaştırma gayretinin yamacında hemen herşeyle yüzleşmek, helalleşmek hesaplaşmak konusunda arşıalaya olmadık vecizleri sıralayanların bu tahakküm düzeninin, bizahati kendi elleri, insiyatifleriyle kotardıklarına karşı olan duruşlarındaki ikiliğin, üzerini örtelim konuşacak konu mu kalmadı seslendirmelerinin, yaptık oldu bir de hesap mı vereceğiz? diklenmesinin bütünlüğü o utanç vesikalarının nasıl da güncellik dahilinde tutulduğunu, bir şekilde koz olarak saklandığını, istikrar istikrar diye söylenegelenin hemen hemen tüm sosyopolitik evrelerde, olay akışlarında istisnaya yer bıraktırmaksızın takdisinden mürekkep olduğunu fark ettirmektedir.

akıl nadasa terk edilmiş fikir tatile çıkartılmış, duyumsatılması beklenenler muhafaza altına alınıp izole edilmiş yok sayılmasının artık açıkça mümkün olmadığı sorunlara karşı ya başka bir adlandırma çabası uğraşı vs. yahutta ne sorun mu var düzeyinde ironik bile olmayacak tetkiklerin, vecizlerle dökümlendirildiği, üzerinden atlanıldığı bir evre bir araf v aralıktır içinde kalakaldığımız. bir yerlerde durmaksızın kumpaslar çevrilmekteyken, onun konuşması bunun görüşmesi, şunun giydiği, bunun taktığı ötekinin kalemi v kelamının sıklıkla atfedilen bu milletin tahtet şuuruna eylediklerinden dolayı çekinilesi, dokunulmaması gerekli, bahsinin açılmasının dahi yasak olduğunun bilinesi bir otokrasi vesikasını oluşturduğu ayan beyan ortadadır. bilinçaltına zerk edilmiş korku öğesi ne dünden farklı ne bugünden, bu gündem tortusu dahilinde sunduklarının değişik ne de yarınlarda musallat edeceklerinin tüm bu zaman çizelgesinin pay ettiklerinden aşağıda kalmayacağını cismanileştiren, belirli v belirgin kılan bir okumayı beraberinde iliştirir. korkmaktan gayrısını bu halka reva görmeyenlerin, her işitmezden geldiği konuyu duyarlılık gösteriyormuşçasına diline doladığında yeni bir pejmürdeliği, yeni bir hiddetin hamuruyla karılmış önermelerin duyumsatıldığı, yaşatıldığı bir evre daha önümüze açılır.

ayrım, ayrılık gayrılık söz konusu edilemez derken afedersinizden, at bir takla da görelim ne kadar sevindiğini gibi düzeyinde buralarda artık sıralamaktan hicap duyacağımız tahlillerle, bir yandan tenkitlerle, uyarılarla donatılmış bir seremoni arz olunur. müsamaere kıvamını bile yerin dibine sokacak kadar utanılası, nasıl bu kadar eroltaş kalpli olunulabileceği konusunda örneklemlerin canlandırıldığı bir melodram icra olunur. durum budur. melodram belki işin düz ayağıdır elbette. trajedi bu kadar derinleştirilmiş, tahakküm handiyse bu kadar serpilmiş, tehditlerin havada uçuşması bir yana zaman mevhumunda geriye dönüşleri belirsiz bir zaman dilimine ilhak, irtica olarak değil, onu tekrarlamak değil neredeyse daha beterlerine ulaşmak bunu v ötekilerini acı birer hakikat kıldırmak, canlandırmak üzere teşebbüse vesile kılınan, araç bellenen bir bileşke ortaya çıkmaktadır. karanlık varlığını duyumsatmayı, suskunluk kendini hatırlatmayı, muhaliflik hala dikenli bir gül bahçesi olmaya v tanımlandırılmaya muktedir elinde sürdürüldükçe, buna devam edilebildikçe karşılaşacaklarımızın tanımının ön deyişi, çağrısı v çağrışımları melodramdan emin olunuz daha ağırları daha fenalarını iliştirir. sürdürmeye çabaladığımız hayat akışında hep bir ötekisi olduğumuzun duyumsatılmasından, diz çöktürülecek, sebat ettirilecek herşeye sessiz kalmaya tüm kayıtsızlığıyla devam edebilecek sineye çektirdikleri yetmez oyunun kurallarını bir daha, bir daha boza yapa yeniden tanımlandırırken nesillerin geleceğinin, halkların birlikteliğinin en önemlisi düşünselliğin v özgürlüklerin sınırlandırılmasında akla gelmeyecek düzlemlerin gerçeğe dönüştürülmesi uğraşı bu yapısal kısanın vehamet düzeyini az biraz tanımlandıracaktır.

12 eylül darbesinin yol verdiklerinin, temellerini attıklarının bugün birer ikişer hasatına girişildiğini imlemek yabanıl kaçmayacaktır. hala biteviye düşman klişelerinin tüm aşınmasına karşın sahip çıkılmasından, özgürlükler derken bile kendi önermesini anında taça çıkartıp çürütecek bu kadar hakikat varken hala v hala üç maymunluğa devam edilmesinden, yalanlara sahip çıkılmasından bu meselin konumlandırılması bir kere daha okunabilir. tahrifatın boyutu gözlemlenebilir. anadilin seçmeli ders, siyaset alanı, sahnesinde varlığını korumanın muktedir lügatında hemen herşeyi birbirine karıştırıp çorba haline dönüştürmekten geçtiğini bir kere daha anlamlandırmaktadır. zaruri olarak görülmüş, tehdit unsuru olarak ele alınmış, bu hakkı verirsek mazallah daha nicelerinin sonu gelmez, getirilmez diye düşünüledurulan, bu vurguya istisnasız sahip çıkılan bir yapının dahilinde, şartlanmışlıkları, kaygıları bir kenara koyup da nihai bir çözümlemeye girişilecek midir? her yere bolca dağıtılan sulh, özgürlük, demokrasi tahayyüllerinin savunularının bu topraklarda nihayetinde bir karşılığı olabilecek midir? yoksa herşey aynı tas aynı hamam dönüp dolaşıp fasit dairenin en başına geri mi dönülecektir? konuşmaktan, yüzleşmekten, fikrini savunmaktan, değerlerini korumaktan, adalet istemekten, yargısızlığın değil bizahati hukukun üstünlüğünden, herkesin bir herkesin eşit ilkesinden öte köy öte yol yokken hala dolambaçlı yanıtların, çekimser sunuşların, yalancı dolmaların vadesi tükenmemiş midir?

politik tasvirlerin, hakikar bildirimlerinin, meşrebine uygun gördükleri v işittiklerini dile getirmenin, endişelerini dillendirmenin karşılığı ondört koca yıl mıdır? milletin vekaletliği, verilmiş emanete sahip çıkılıp duyumsatmak, anlamazdan gelenlere çözüm yolları göstermek, didinmek v daha fazlası, halkın hakkını savunmak zor engebeli, sonucunda tutsak olunabilecek bir hal midir? bir bütünlük müdür, orwell'in yazınında bile kaydına rastlanmayan, irade olarak seçilmişleri salt bir şekilde doğru olanı tanımlandırıyor, bir şekilde oyunu bozuyor diye uydur kaydır iddianamelerle belediye başkanlıklarından, mahpusa yollamak, isimlerini hedef haline dönüştürmek bundan da öyle ya da böyle medet ummak, öyle alt edilmez böyle alt edilir diye göz dağı vermek utanılası değil midir? hala değil midir? parsız v eşit eğitim hakkını dillendirip bunu pankarta dökmenin, yasal çerçevede son derece normal olan gösteriler icra etmenin, derdini belirgin kılmanın bir ucu bitmeyen mahkemeler, bir ucu sonu gelmeyen biber gazlarına, dayağa maruz kalmak mıdır? sokağa çıkıp tepkisini kotarmanın, bütün bu adaletsizlik düzeninde en önemli paylardan birisine sahip olan eşitliksiz eğitim sisteminden, lego parçaları gibi sökülüp sonra toparlanamayan, 4+ sistemindeki gibi yarım ağız, çalakalem bir çıkarsamaya karşıt durmanın, ideyi öne sürüp, duyurmanın neresi bol keseden dağıtılan demokrasi, özgürlükler bağlamından zerre uzakta, uzağındadır. uzağına konumlandırılabilir.

dahası düşündüğünü ifade edebilmek ne zamandan bu yana suçtur. suçun kendisidir. ne zamandan beridir bu grinin en grisinde yaşamakla özdeşik olan hayatlarımıza ilintilenmiştir, yamanmıştır. wan depreminin yaraların henüz tam olarak sarılamamışken fethiye v şırnak'ta meydana gelen depremlerin ardınan ortaya dökülüveren inci gibi faşizan tespitlerin, ayrıştırıcı, ayrımcı had bildirmelerin, had bildirmeye hazır v nazır teşne olanların oraya buraya yazabildikleri beddua v ötesi şeyler utanılası değildir de, halkına sahip çıkmak için yola koyulup da ses etmek midir suç? açıktan veya kapalıdan gösterilmiş tahakküm sunuşlarının, öfkesini başka bir şeye kanalize etmeden kendi canından olanlara reva görebilenlerin yurdunda, muktedirin eylediklerinin tastamam bir okumasının denkliğini bulabilmek söz konusu olabilecek midir? hakkaniyet kaf dağının ardına saklanmışken böylesine, milimi milimine bu topraklarda saracak, hain bellenecek öteki ilan v ikrar edilecek kimseler kalmayınca sıra kime gelecektir? yaşanmayan, esasen yaşatmayan baharın ardından gelen bu yaz günlerinde düşünülesi önemli sorulardan birisidir. sıra kimde, sıra hangimizde? mübalağaya, lafı evirmeye gerek bıraktırmayan açıklıkta hemen hemen her günü yeniden bir savaşım, taşların yerinden oynatılması v düzen tahsisi için yola çıktık onun için durmak yok yola devam diye buyuranların taahütleri, yıkılıp yerle yeksan edilen, istimlak edildikten sonra modern yapı-kondularla donatılan sulukule sathı gibi eğreti, tüh kentsel dönüşüm de palavraymış. yıkıldı iş bitti aman kanunsuzmuş, şuymuş, halk yerinden edilmiş falan fişmekan, fasarya olarak ele alınıp değerlendirilen hakkın, yaşam hakkının bile isteye heder edilmesi, bir hak tanımazlık çerçevesinin asli bileşeni değil midir? ta kendisi değil midir? bilginize...

>>>>>Bildirgeç
Akıl Tutulması - Sebatullah TEKİN*

Zygmunt Bauman günümüz toplumları özerk bir toplum modelinden ne kadar uzaksa, reel siyaset ve demokrasinin de ideal tiplerinden o kadar uzak olduğunu belirtir (Bauman, 2000: 94). Reel siyaset ve demokrasinin ideal tiplerinden uzak olması aklın refleksif özelliğini yitirmesiyle ya da aklın tek boyutlu araçsal bir rasyonaliteye indirgenmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Aklın refleksif özelliğe sahip olması demek aklın kendisini eleştiriye tabi tutması, kendi üzerine düşünmesi, olay ve olguları tek boyutlu olarak değil de çok boyutlu ve eleştirel bir formatta ele alması durumudur. En önemlisi de aklın özerk olma potansiyeline sahip olmasıdır. Ancak kendisini sorgulamayı bırakmış olan aklın toplumsal sorunlara eleştirel yaklaşması ve özerkliğini koruması mümkün değildir.

Dolayısıyla özerkliği kalmayan akıl bir araç haline gelmiştir. Akıl bütünüyle toplumsal sürece boyun eğmiştir (Horkheimer, 2005: 67). Daha önce aklın en büyük düşmanı dogmatizm olarak görülürken, bugün aklın en büyük düşmanı eleştiri ve sorgulama olarak görülmektedir. Tüm bunlar bir akıl tutulmasıdır. Aklın kendi akılsızlığına boyun eğmesidir.

Akıl tutulmasının toplumsal yansımaları

Hobbes çok zaman önce etkili tahakküm için “Üzerinde düşünülmesi gereken tutku Korku’dur” demişti. Hobbes açısından, korku toplumsal düzeni bir arada tutan ve güvenceye alan şeydir ve bugün bile korku gösteri toplumunun önde gelen kontrol mekanizmasıdır (Hart & Negri, 2008: 335). Belirsizliğin artması, insanların gelecek konusunda kaygılar yaşaması, aklın özerkliğini yitirmesi ve buna bağlı olarak da yetenek ve öngörü kaybının meydana gelmesi insanların iktidarların kontrol mekanizmalarını sorgusuz olumlamasına yol açmaktadır. Böylece toplumsal alanda belirsizlik üretenler kontrolü daha fazla ellerinde bulundurabiliyorlar. AKP’nin “istikrar sürsün” söylemi ve politikalarının arkasında yatan bu korku mekanizmasıdır. Bu korku mekanizması Türkiye’de adeta zihinlerin önüne bir set çekmiştir. İzlenen politikalara karşı akademik, toplumsal ve siyasal alanlarda verilen tepkiler bir akıl tutulmasının yansımalarını ortaya koymaktadır.

İnsanlığın ve aklın kırılma noktası: Uludere

Cezaevlerinde çocukların taciz ve tecavüze uğraması büyük bir duyarsızlık ve sessizlikle karşılandı. Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül puşi takmasından dolayı şüpheli bulunup tutuklanırken sanat, siyaset ve sivil toplum aktörleri veya kurumları tarafından dikkate alınmadı. Yine öğrenciler parasız eğitim istedikleri için cezaevine konuldular ama AKP tabanından herhangi bir itiraz gelmedi. Son zamanlarda her gün Kürt siyasetçi, öğrenci, seçilmiş ve parti aktivistleri tutuklanmaktadır. Ne muhalefet kanadından ne de iktidar kanadından ve özellikle de genel olarak halk tabanından herhangi bir tepki gelmemektedir. İnsanlığın ve aklın kırılma noktası Uludere’dir. Devlet tarafından 34 sivil insan katledildi ama ne “dindar gençlik”ten, ne camilerden, ne “muhafazakar demokratlar”dan ne de genel olarak Türkiye kamuoyundan önemli bir tepki geldi. Bu durum Türkiye kamuoyunun büyük bir duyarsızlaşma ve akıl tutulmasının içinde olduğunu göstermektedir. Akıl tutulması araçsal aklın önplana çıkması ve insanlığın insani duygusunu yitirmesi durumuna işaret etmektedir. Son olaylara yönelik tavır göstermektedir ki Türkiye’deki insani durum çıkarsal parti hesaplarına feda edilmiştir.

Horkheimer’ın dediği gibi bugün düşünce kendini doğruluğuyla değil, belli bir kurumlaşmış gruba yararlı oluşuyla meşrulaştırmak zorunda kalmaktadır (Horkheimer, 2005: 114).  Doğrunun ne olduğu değil kimin söylediği daha önemli olmaktadır. Dolayısıyla AKP tabanının Uludere, tacizler, tutuklama ve hak ihlalleri karşısında sessiz hatta bu gelişmelere olumlayıcı yaklaşmaları bu durumun bir göstergesidir.

Zulme ahlaki kılıf

Cezaevlerinde çocuklara yapılan taciz ve tecavüzler, bu kadar tutuklama furyası, öğrencilerin okullardan uzaklaştırılmaları, mühalif düşünceye tahamülsüzlük, gazeteci ve milletvekillerinin tutuklu kalması ve son olarak Uludere katliamı Türkiye’de önemli bir gündem oluşturmazken, kürtaj ve sezaryen sürekli gündemleştirilmektedir. Hatta Başbakan istese bir sene bile konuşulmaya devam edilebilir. Ne de olsa “bekaretin azizliği.” Ceninin yaşam hakkından bahsedilirken toplum alkış tutabilmekte, “dindar kesim” ya da “dindar gençlik” bunu indirilen bir ayet olarak sahiplenebilmekte ama son 10 yılda 10 bin 804 işçinin ölmesi, küçük çocukların polis kurşunuyla katledilmesi, faili meçhul cinayetler ve Cumartesi Anneleri’nin feryatları, 34 sivil insanın uçaklarla bombalanması bunların hiçbirisi bu kesimler tarafından sahiplenip gündemleştirilmemiştir. En son Diyanet İşleri Başkanı da bekaretin azizliği konusunda birkaç kelam etti. Tavrını koydu. İktidar kesimi bunu din kurumunun doğal tepkisi ve olması gereken bir tavır olarak gördü. Oysa aynı din kurumu yukarıda saydığımız gelişmeler hakkında tek bir kelam dahi etmedi. Türkiye’de din devletin ideolojik bir aygıtıdır. İktidarın söylemlerini ve yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışan bir kurum olarak işlev görmektedir. Din adamları geçmişte olduğu gibi bugün de ehlileştirilmişlerdir (Samir Amin, 2006: 71). Dolayısıyla da ehlileştirilen din adamları kapitalist sermaye politikalarını dini söylemlerle ahlakileştirmeye çalışmaktadırlar. Ancak kapitalizm ne kadar ahlaklıysa ehlileştirilmiş bu din adamları ve bu politikaların onaylayıcıları da o kadar ahlaklıdır. AKP içindeki holding ve kapitalist sermaye sahiplerinin hırsızlık ve kaçakçılıkları doğal kaarşılanırken Uludere’de yapılan ‘kaçakçılı’ğın bedeli ağır bir ölüm olabilmektedir. Bunun yanında Başbakan’ın her açıdan izah ve mantıktan yoksun “her kürtaj bir Uludere’dir” açıklamasını “dindar gençlik” takdirle karşılarken, toplumsal, siyasal, sanat ve akademik çevrelerden önemli bir tepki gelmemiştir. İşte bu toplumsal akıl tutulmasının bir yansımasıdır.

İktidarın uyuşturması

Marx, zamanında din için kalpsiz dünyanın kalbidir ve kitlelerin afyonudur demişti. Türkiye’de iktidarın milliyetçi ve ideolojik bir karakter kazandırıp inşa ettiği din başta “dindar kesim”i veya “dindar gençlik”i genel olarak da onun politikaları içinde olan insanları öyle bir uyuşturmuş ki artık bedenleri acı çekmemekte ve toplumsal-siyasal olaylar karşısında tepkisiz kalabilmektedirler. İktidar onlar yerine üretebilmekte ve onlar yerine düşünebilmektedir. İktidarın istediği onların fikri değil, bedenleridir. Dolayısıyla ruh afyonla bol bol uyuşturulduğu için bedeni yönlendirmek kolaylaşmaktadır.

Diğer önemli bir akıl tutulması da entelektüeller çevresinde yaşanmaktadır. Entelektüeller adeta kısırlaştırılmıştır. Artık proje ve siyaset üretememektedirler. İktidarın hegemonik söyleminin birer parçası haline gelmişlerdir. Farkında olmadan iktidarın belirlediği sınır ve formlar içerisinde konuşmaktadırlar. İktidar geliştirdiği hegemonik tavır ve söylem ile aydınların ve entelektüellerin düşünsel sınırlarını belirleyip bu sınırlar içerisinde kendi ideolojisini konuşturmaktadır. Dolayısıyla aydınlar ve entelektüeller gündem belirleyenler veya gündem üzerinde söz sahibi olanlar değil, daha çok belirlenen gündemler doğrultusunda kısır bir tartışma ortamı yaratmakta ve sadece bir görüntü oluşturmaktadırlar. Giderek iktidarın hegemonik politikasının birer aktörü olmaya başlayan aydın ve entelektüel kesimi farklı düşünceleri sentezleme veya bunları buluşturmak yerine farklı fikirleri dışlayan ırkçı bir politika izlemeye başlamışlardır. Ayrıca refleksif akıl özelliklerini yitiren bu kesimler iktidardan insaf ve özgürlük bekleme eğilimindedirler.

Oysa Bauman’ın belirttiği gibi totaliter rejimlerin entelektüellere ve sanatçılara sunabileceği tek özgürlük, dinleme, not alma ve itaat etme özgürlüğüdür. İtaat et ya da yok ol; gerçekliği yaratma ve neyin temsil edilecek kadar gerçek olduğuna karar verme hakkı, sadece yöneticilere ait bir ayrıcalık olarak kalacaktı (Bauman, 2000: 105).

AKP’nin aydın kesimi ve sanatçıları etrafına toplayıp toplumsal bir özgürlükten bahsetmesi Bauman’ın belirttiği totaliter rejimlerin aydınlara verdiği “özgürlük”ten hiçbir farkı yoktur. “Yetmez ama evet” diyenlerin özgürlüğü gibi... İktidarın politikalarını övebildiğin kadar değerli ve özgürsün ama eleştirip sorguladığın kadar da “teröristsin” ve tutsaksın.

Oysa Edward Said’in belirttiği gibi, entellektüel, “diyalektik bakımdan muhalif olması itibariyle toplumda var olan her türlü yozlaşmayı, çekişmeyi ve tahakkümü ifşa edip aydınlığa kavuşturan, hem topluma dayatılmış suskunluğa hem de göze görünmeyen gücün normalleştirilmiş sükûnetine mümkün olan, her yer ve zamanda meydan okuyup bu eğilimleri kırmaya çalışmakla sorumlu olan kişidir.” Ancak topluma bir akıl tutulmasının hakim olduğu görülmektedir. İktidarın şefkatli kollarına ihtiyaç duyan aydın ve entelektüeller ile iktidarın şefkatli ellerine muhtaç olan insanların yaşadığı bir akıl tutulması.


Kaynakça:

    Max Horkheimer (2005), Akıl Tutulması, 6.Baskı, (Çev. Orhan Koçak), Metis Yayınları, İstanbul
    Samir Amin (2006), Modernite, Demokrasi ve Din Kültüralizmlerin Eleştirisi, (Çev. F. Başkaya, U. Günsür, G. Öztürk), Maki Yayınları, 1.Basım, Ankara
    Zygmunt Bauman, Siyaset Arayışı (2000), Metis Yayınları (Çev. Tuncay Birkan), 1. Basım, İstanbul

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Sebatullah TEKİN'in kaleminden çıkan Akıl Tutulması başlıklı makale zamane erkin, iktidarın elinden kotarılanları irdeleyebilmek, tahlil edebilmek için önemli bir okuma parçasını oluşturmaktadır. Özgür Gündem v Sebatullah TEKİN'in anlayışlarına binaen dikkatle okunası bu metni sayfalarımıza iliştiriyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Akıl Tutulması - Sebatullah TEKİN - Özgür Gündem
Önce Bir Gönül Bağı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
siz hiç ölmezmişsiniz…öyle söylediler… - Kemal BOZKURT - Jiyan
Kürtlerin Arş-ı Alaya Çağrısı - Faysal SARIYILDIZ - Radikal 2
İyi Uykular Türkiye… Burnunda Yanık Bedenlerin Kokusu Olsa Da… - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Acımıza Saygı Gösterin - Yeni Özgür Politika
Atalay: Gündemimizde 'Ev Hapsi' Yok - ANF
Aysel Tuğluk'a 17 Yıl Hapis Cezası - Habertürk
7 Çocuğa ‘Facebook’dan Delil 240 Yıl Hapis! - Emek Dünyası
F Tipinde Babalar Günü - Bişar Abdi ALINAK - Radikal
Adaletin Ortaçağ Karanlığı - Maya ARAKON - T24
'Urfa Cezaevi'nde Hayvan Bile Yaşamaz' - DİHA - Birgün
Neo Faşizm! - Hülya YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Ağırlaştırılmış İleri Demokratik Eza - Büşra ERSANLI - Radikal 2
"Delil Yok, İddianeme Boş" - Ece KOÇAK - Bianet
Gül Bahçesinin Tutsaklığı, Gülistan’ın Yeni Yaşı… - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Ortaçağın Karanlığında Kürtler! - Hakan TUNÇ - PolitikART
Ahmet Şık: Başbakanın Talimatıyla Serbest Bırakıldım - Birgün
Şafak'ın Haklılığı - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ana Dilinde Susmanın Bedeli - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Kürt Çocukları ve Kürtaj - İshak KARAKAŞ - Jiyan
"kürtaj hakkı ya da ölüme davetiye çıkarmak!" - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Sulukule Projesi İptal Kararı - Açık Dergi - Açık Radyo
Fetih, Makyavel ve Üçüncü Köprü - Gökhan BİLGİHAN - İmece / Birdirbir
Küresel Barış Vizyonu - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Zîlan'da Bir Eşkıya Fotoğrafı ve Tarihin Tekerrürü - Selaheddîn BIYANÎ - PolitikART
42 Yıldır Emekçilere Sömürü ve Baskı Yasaları Dayatılıyor - Birgün
Memleket Hikâyeleri: Tıpkı Bizim Gibi - Emel GÜLCAN - BiaMag
Sözüm Meclisten İçeri - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
İhsan Eliaçık: Patron İşçilerin Değil, İşçiler Patronun Rızkını Verir - Selma KARA - Demokrat Haber
Bu Vatanın Ekmeğini Yemek...  Bu Vatanın Emeğini Yemek! - Umur TALU - Habertürk
Güvencesiz Kürt, Güvencesiz Emektir - Murat IŞIK - Emek Dünyası
Katırlaşmış Bir Devlet - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Diyarbakır Tarihinde Taşımacılık; Develer, Faytonlar, Eşekler.. - Nudem ATEŞ - ANF
Özel Yetkili Mahkemeler Tartışılırken, O Esnada Başka Bir Yerde.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
ÖYM Sınavından Çakanlar - Oya BAYDAR - T24
Türkiye AİHM’de Vicdani Red’den Mahkum - Yeni Özgür Politika
Dr. ITAMISH: 'Medeniyetler Çatışması' Büyük Bir Yalandı - Perwer YAŞ - ANF
Yâd Ellerin Yarenleri - Derya BENGİ - Post Express / Birdirbir,
İdeolojik Yalıtım - Bülent USTA - Birgün
Büyük Dönüşüm Yakın! - Aziz KONUKMAN - Muhalefet
"Sermayeye Karşı Gelmek, Marx'ı Anlamaktan Geçer" - Ece KOÇAK - BiaMag
Bahar Bitmeden - Hüsnü MAHALLİ - Akşam
Evlatlarımız Ölmesin - Gündüz VASSAF - Radikal
Guardian: Özgürlükler Aşınıyor - Mehdi HASAN - Açık Radyo
Geçmiş Ne Kadar Geçmiş: Sosyalizm ve LGBT Hareketi - Fırat GENÇ - SDYeniyol
Blowback ya da Gerilemekte Olan Güçlerin Dramı - Immanuel WALLERSTEIN - Demokrat Haber
Banê Kurdên Dîndar “Înisiyatîfa Azadî” - Ömer DİLSÖZ - Yüksekova Haber


Klive Official Artist Page via Myspace
Klive - Sweaty Psalms Album Informative via Vertical.FM
Klive - Sweaty Psalms Album Review By Sean KEENAN via Trebuchet
Lutris Official
Lutris Official Artist Page via Facebook
Lutris Artist Page via Soundcloud
Mohn / Wolfgang Voigt Official
Mohn / Jörg Burger Official
Mohn - Mohn Official Album Informative via Kompakt
Mohn - Mohn Album Review By Simon Jay CATLING via The Quietus
Claro Intelecto Official
Claro Intelecto - Reform Club Official Site via Delsin Records
Claro Intelecto - Reform Club Album Review By Jonny MUGWUMP - Fact Magazine
Walls Official Informative via Kompakt
Walls Special Show via Red Bull Music Academy Radio

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
DSC_0034 By Ben JEFFERSON via Flickr
Ben JEFFERSON's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yaşam  - Pär LAGERKVİST

Ey yaşam, seni unutmayacağım ömrüm oldukça
Boğazıma sarıldığın o geceden beri.
Gençtim, körpeydim.
Gövdem sivilceli ve mosmor
Ellerim boğazımda zincirlenmişti.

Her gece yatağımın köşesinde
Dalıyorum o ıssız karanlıklara,
İnsanlar arasında yürüyorum korkuyla
Ellerin hep boğazımda.

Bir aralık boğulmam işten bile değildi.
Kesik kesik sözcükler geldi kulaklarıma
Karışırken kara toprak kanıma.

N'olduysa işte o anda oldu,
Duydum birdenbire yaşadığımı,
Tüm ağırlığımca, tüm boyutumla,
İlk kez kuşkulandım o suskun boşluktan
Akarken taze kanım karanlıklar içine.

Ey yaşam, ömrüm oldukça seni unutmayacağım.
Boğazıma sarıldığın o geceden beri
Gençtim, körpeydim
Sivilceli ve mosmordu gövdem
Ellerim boğazımda zincirlenmişti.

Çeviri: Ata KARATAY
Kaynakça: Şiir

Sunday, June 10, 2012

Deuss Ex Machina # 403 - see on kuni meil elada

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_403_--_see on kuni meil elada

04 Haziran 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Bersarin Quartett-Im Glanze Des Kometen (Denovali Records)
>2<-Bersarin Quartett-Der Mond, Der Schnee Und Du (Denovali Records)
>3<-Crisopa-Last Membrane (Adapt Remix) (n5MD)
>4<-Crisopa-Ruled by Strange New Laws (n5MD)
>5<-Dirk Geiger-Last Departure Tempelhof (Tympanik Audio)
>6<-Dirk Geiger-Frozen Lights (Tympanik Audio)
>7<-Cyrus-Rupture (Chestplate)
>8<-Cyrus-Nostalgia (Chestplate)
>9<-Compa-Security (Area Recordings)
>10<-Compa-Cold Weather (Area Recordings)
>11<-Kryptic Minds-Askum (Tectonic)
>12<-Kryptic Minds-When Two Paths Cross (Tectonic)

see on kuni meil elada
(403)

dizge kelimelerin birbiri peşisıra sıralanıp hah çok da güzel oldu pek de matah oldu demek için bir bağlaç olmamıştır, bu her yanında bilinmeyeni bol, çözümlenemeyeni gani, işitilmeyeni dağ gibi, yığıntılarının hep altında kalan, bırakılan nesillerin ahvalinin daima bulunduğu, el altında tutulduğu, mütemadiyen eksik konulmadığı bir yurt sathında gördüğümüzü varsaydıklarımız için belirgin bir başlangıçtır. bir başlamaktır tümü yeknesak makamdan aynı tornadan kestirilip biçimlendirilmiş, tektipleştirilmiş, tek vurgusundan gayrısına müdanasız sert çıkışların sergilendiği bir yerde varlığın korunaklılığını, geleceğini sağlayacak olan bi'çaba toparlamasıdır. es kaza yan yana düşen değil, basbayağı bilindikliği için çabalanıldıkça her ne isek o olduğumuzu anlamlandırabilmek, bu hayat silsilesi içerisinde durup, geçirdiğimiz günlerin ardından bizlere neyi bıraktıklarını, hangi şeyleri miras eylediklerini anlamlandırabilecek bir bütünleştiricidir. dizge kayıtsızlığın olağanlaştırılması çabalanımına karşı tok bir sesleniştir kimi zaman. durduk yerde başa getirilenlerin neden sorusu sorulmaksızın, tahlil edilmeksizin reva görülenlerin okuması için birer vesile teşkil edendir.

bağlar, yaşamlar, yaşayışlar bir rutinin dışında hemen her gün yeniden başlatılıyorsa bu cenahta kimlerin bu işleri, bu dinamikleri altüst ederek yeniden kotarmaya gayret ettiklerini manidar bir biçimde şekillendirecektir. dizge olağanlığın bilindikliğini değil, çatkapı başımıza getirilenleri, örülen çorapları anlamlandırmaktır. birini diğerinden ayırmadan, ötekileştirmeye zerre tenezzül etmeksizin insanlığın vurgusuna sahip çıkmak dururken nelerle uğraştırılıyor olduğumuzun bilindikliğidir (bkz güncel boyalı medyamızın tirajını bol bulunca her daim diline dolamaktan kaçınmadığı çalakalem meseller bu diye sunduğu dedikodular, eyyamlar v daha niceleri). bilinesi kılınmasıdır. dizge varlığı kanıtlanmış bunca mesnetsizliğin v topyekün hadsizliğin örnekler veya ilaveten kelimelerle donatılarak sunulmasından daha hakkaniyetli bir sonucu ortaya çıkartır. başımızdakilerin bizleri görmediğinin, işitmediğinin kanıtlayıcısıdır. kimliksizleştirilmekten tutun da nasıl olsa sözün karşılığını tam bilmiyorlar yoluyla ortaya konulan demeç sağanağını bir kenara koyduğumuzda, özgür basın yoluyla işittiklerimiz bile nerede hata yapılıyor olduğunu da özetleyecektir. bütünlükle idrak ettirecektir hala anlamak konusunda tereddüt taşıyan bünyelere.

dönüşümü değil sabitlenmeyi mümkün kıldıktan sonra dirayeti değil yazgıyı itekleyerek, bir o yandan bir bu yandan kaderiniz bu, buna talim edeceksiniz yolu ile kesiştirilebilecek çözümlemelerin sıraya konulduğu bir zaman aralığından sesleniyoruz. soykırmanın illa v billa kimliğini ortaya sermiş olanların canlarını alarak, sürgün ederek değil tam aksine şimdiki zamanda uygulandığı biçimiyle topluca tevkif ederek, zulm ederek, mahpus kılarak da yapılabileceğini sunan örneklerden yola koyulabiliriz. salt bir ay içerisinde bir istatistik olmaktan öte düşündüğünü ifade etmekten hiç ama hiç çekinmeyecek insanların başlarına reva getirilenlerin, boylu boyunca anlatmaktansa sadece baktığınızda fark edebileceğiniz sinizmin, nasıl da yerleşik bir hale dönüştürüldüğünü resmeden tahakkümlerin zincirleme bir biçimde bu toplumu ayrıştırdığını, sözü geçersiz kılmak için yola koyulduğunu v dolambaçsız bir biçimde soykırıma girişildiğini anlamlandıracaktır. bu yetecektir. bir şeyler bunca tersi istikamete bir hengame düzeneğinde koşa koşa ilerletilirken yurdun önemli bir kısmının başından giyotin eksik edilmezken ümitvar olmak hangi birimizi kurtaracaktır.

doğrunun göreceliliği üzerinden uzunca bir söylev çekmeye hazır v nazır olanların dillerine doladıkları ileri demokrasi içerisinde ilerliyoruz, şöyle iyi böyle böyle güzel güzel gelişiyoruz yollu seslendirmelerin ne kadar kadük bir bileşke olduğu takdirinizedir. ilerliyoruz şekle bağlı kalmaksızın eskinin yaşattıklarından zerre hesap sormaksızın yeni yaralarımızla beraber yaşamaya alıştırılarak. yaşıyoruz lakin ne bugünümüz ne de geleceğimiz söz konusu edilip iki cümle edilmesine asla v kat'a müsammaha gösterilmeksizin. ne olacak bu memleket tahayyülü dediğimizde dün neydiyse yarın da o olacak çıkarsamasının garabetliğinden ıramayan incilerin hala dizilebildiği, ben kendimi kurtardım gerisi umurumda olmaz yollu şirazesinden çıkmışlığın gıybet tapınağına yeni tuğlaların taşındığı bir çözümlemeden diğerine koşulduğu bir yerde yaşıyoruz. en umulmadık seslenişlerin en vakia olmayacak şeylerin 'sakız' kıvamında caklatıldığı, sündürüldüğü bir cenahta hala varlığını koruyan sorunların etrafından dolaşmaya doyulmayan bir yerdeyiz. şimdilik!.

durmaksızın anlamlandırmak, işittirebilmek için didindiğimiz n'kendimiz n'de özenle seçilmiş başkaları için değil hepimiz için yaşanılası bir yurt tahlili olduğunu daha kaçıncı kere tekrar etmeliyiz. tekrar etmeliyiz ki nato kafa nato mermer kafalarının bir taraflarını zorlamadan ıkınmadan ikilemeden bir şeyleri manidar kılabilelim o herşeyi bildiklerini varsayan bu öz hakiki ayrıştırıcılara karşı. muktedirin dostu olmaktan zerre gocunmayıp iş halkın yanında durmak olduğunda vakit sekmeksizin işim var şimdi şimdi bakışımıyla örtüşen bir kaçışmanın olağanlaştırılmasına dur diyebilelim. ha diyebilelim. bir yerlerde bunca ağır tahakküm eksiksizce gösterimdeyken neler oluyor yahu demekten artık bir şeylerin, bazı şeylerin hemen hiç yolunda gitmediğini ifadelendirebilelim, jetonu sonunda düşürebilelim. tekilleştirildikçe daha da fazla gaddarlaşan, somut bir biçimde ayrıştırıcı olmaktan kaçınmayan erk-muktedir-iktidar hattının ortaya çıkardıklarının hayra alamet şeylerden mürekkep olmadığını yineleyebilelim. bugün vardığımız noktanın herkese ödettiği bedelleri bunca çok, bunca ağır, bunca kıyamı cümbür cemaat hepimiz için ayrısız gayrısız uygulatılırken hala ama v fakat sorgularının hadsizliğini ikrar edebilelim.

yok yere değil elbirliğiyle bu derdest edici günceden bir nebze ferahlayacaksak bu ancak yüzleşerek, yüzünü çevirmeksizin hakkaniyetle dinleyerek, itmeden kırmadan dökmeden, hiddet olgusuna dört elle sarılmadan, gırtlaklarına çökülmüş, nefessiz konulmuş, hadleri hep bildirilmiş, deprem yetmez üstüne bir de sivil darbelerle hayatı daha da dar kılınmış, sadece kafalarına düşen bombalar yetmez, can kayıpları kesmez geride kalanlarına, hala yaşama tutunanlarına hiçbir mantıklı gerekçesi olmayan dayatımlarla bezirganlıklarla çektirmenin, el insaf artık raddesinin ne kadar da dibimizde olduğunu, ne kadar da gerçekçil olduğunu yineleyebilelim. mesel içimizden birilerinin sırf eğitim haklarını deklare ettikleri bir pankartın yanında hemen devreye girimiş olan bölücü örgüt yandaşlığından suyundan da koyuluverilen tortusundan da yazısından da illalallah çektiğimiz senaryo yazımlarına girişilen, altı yüz genci içerideyken hala dışarıda öğrenci var bu çok fena kısmını diri tutma çabalanımların sürdürüldüğü bir yerde hayatın varlığının hep istediklerini iştimekten geçmediğini artık netleştirebilelim.

üstelik enikonu tastamam bir hak olanın tahsisinde bile bunca yan çizmelerle daimi bir bugün git yarın gel'lerle şekillendirildiği bir sahanlıkta ses vermeyen olaydı ne güzel idare edilirdi şu canım memleket savının tastamam, eksiksiz, noksansız işimize karışan, içeride tutmamıza, bunca hakaretler v daha fazlasına maruz bırakmamıza rağmen hala muhalefet etmekteler yollu bir erk anlayışının vızıkdamasının nasıl da iç kıyıcı bir sonuç olduğu meydana çıkacaktır. görebilmek, bakmakla odağını şaşmadan hiç ayrışmadan sözkonusu edildiğinde zaten bu meramın sağında solunda işittikleriniz kasıtlı olarak sergilenenleri, kast eden, kast edilenlerin neler olduğunu da özetleyecektir. böyledir. dirayeti, tahakküm ile birleşik bir tutum olarak savunanlara duyurumuzdur vesselam. bir gerçeklik tahayyülü içerisinde, birbirine denk düşürülmüş, birbirinden kuvvet alması sağlanmış bir örnekleştirilmiş yetmemiş daha da çoğunu elde etmek adına şart v olanakların sonuna kadar zorlandığı, zorlatıldığı bir deney sahası haline dönüştürülen güncelliğin simyasında hallice yer edinen, önemli bir edimdir oyun.

"toptan karar mekanizmalarının" bina edildiği, dönülüp dolaşılıp peyderpey aynı cümlelerin duyumsatıldığı, replikaların sergilendiği gelgelelim sonucun her defasından çok daha elimi beraberinde sunumlandırdığı bir sath olan oyun. görüngünün dahilinde pay edilenler, payımıza düşürülenler değme kompozisyonluk secerelerdeni dökümlelemelerden daha ağırlarını, daha bedbinlerini v maalesef ki kayıtsızlığın beraberinde getirdiği vehametleri vesikalıyor olsa da hala neler olup bittiğini, hangi dolapların çevrilip nasıl saman altından suların yürütüldüğünü anlamlandırmak bir yana daha da içinden çıkılmaz kılınmasını belgeleyendir oyunlar. kayıtsızlığın, şüphe barındırmaz bir biçimde ayrıştırmayı bu kadar kör kör parmağım gözüne düzeyinde tutup denkleştiren, bütünleştiren muktedirliğin dünyasından bizlere yansıyanların ne kadar olumlandırılabilir ne kadar faydası dokunabilir olduğunun altını kalınca çizebilmemize! olanak sağlayandır oyunlar. acının, elemin, fecaatin, gaspın, zulümün, özgürlüğü kısıtlamanın değim yerindeyse bozuk para gibi çarçur edilip harcanacak sadece benim doğrularım var diye buyurganlıktan sakınmayanların, sözcülük yapmaktan hemen hiç gocunmayanların yapıp ettiklerinin, tahakkümperverliklerinin doğurduğu ucubeleri bir kurgumasaldan daha can alıcı kılandır oyunlar.

günler devinirken bir o bir bu yana koşturup her ne getirilmişse başa bunun bir kader, yazgı vs ile adlandırmaktan inatla alıkoyduran sorumluların sorumsuzluklarını muştulayarak açık edendir oyunlar. kural tanımazlığın, had bilmezliğin, herşeyin eğrisini doğru diye belletmenin çabalanımında meydana serilenlerin kazın ayağının hemen hiç atfettikleri gibi olmadığını yineleyendir oyunlar. millet tahayyülü dahilinde gözümüzün içine baka baka yalancı dolmaları yutturmaya sebat edenlerin bir hiyerarşik düzen dahilinde en alttan en üste bunu nasıl da görev bellediğini cismanileştiren, dokunur kılandır oyunlar. korkuları diri, acıları taze, kötülüğü olağan, kural tanımazlığı normal, hak gasplarını olağan, bütün bunlara karşı ses çıkartmayı hakir görülesi bir müsamere kıvamına denk tutup, asıl sorguların başka baharlara terk edilmesini hala mübah sayanların, kulaklarını, gözlerini, ağızlarını kapatıp oluşturdukları kayıtsızlıklarında yeni cehennemleri tanımlandırabilmelerine, bir masaldı şimdi hakikat bu v benzerleri kısmına tekabül eden sonuçları ortaya koyması açısından bile uzun uzadıya değerlendirilesi bir sahanlıktır oyunlar.

kurulan, düzenlenen v icra olunan pek de matah olmayan şeylerin, garabetliklerin sıklıkla sineye çekilmesini, bunlar da geçer algısını otomatikman zihinlere yerleştirmesi çabasını da ilave ettiğimizde bu oyun ediminin sınırları dahilinde cereyan edenler hakikatin ne olması gerektiği sorgusunu da beraberinde getirmektedir. gerçek nerede v ne haldedir. gerçek nedir? gördüğümüzün manipüle edilip, tahrif edilmiş olanlarını bir seferde, bir seferliğine denk getirdiğimizde, bütünleştirdiğimizde o kesik kesik noktaları tamamladığımızda esas resmin tam da ortaya serdikleri kısmında nasıl da yeknesak kural -1 düşmanlar, mihraklar v öcüler tükenmez bahsinin doğrultusunda şekillendirmelere, tahakkümlere girişildiğini aynalayacaktır. bilinmesi elzem olanların değil görülmesi gerekli görülenlerin, uygun bulunanların, hakkaniyetin değil vicdanın tahrifkarlığının düzeyini ortaya çıkartan bir gerçeklik tasvir olunur. gerçek budur diye yutturmaya çabalanılır. ne doğunun şimdi imdisinde, ensesinde pişirilen bozaların kural tanımaz arsızlığın sirayet ettirdikleri veçhelere vurgu ne de batının yıllar yılıdır aynı totaliter, aynı pejmürde dilinden eksik etmediği faşizm algısının, bildiğimiz vesayet harcını sağlama alan, sürekliliğini sağlayan bildiğimiz tezgahının sonlandırılması söz konusu edilir.

yalın bir ide yerine, dolambaçsız, dosdoğru bir çözümleme yerine, kaza, haram, bize düşmez, karar veril(e)mez, kıyaslanamaz, anlatılamaz v bi'tabii ki anlamlandırılamaz bahsinin, özetleyişinin paralelinde bizlere yine hüsran, yine haram geceler tahsis olunur. olunacaktır. yaraya merhemi değil yaraya daima tuz bastırarak bir  gelenek v her nedense tek çıkış yolu olarak sunumlandırmayı dışlamadığı müddetçe muktedirlik oyunlarının sundukları v sunacakları bu betimlenenlerden daja alt düzeyde kalmayacaktır. hakikat her durumda bi yerlerde şeklini muhafaza ederken bu yapay fauna, faunus içerisinde kim kime dum duma, gücü yetenin gücü yettiğine uygulayabildiği hiddetin, şiddetin daimiliğinin önü açılmış olur. bir süreklilik dahilinde çehresi v çereçevesi değişmeksizin unutuşlar tavsiye olunur. unutturmak bir hakikat haline dönüştürülür. unutturmak bütün acıların, merhemi olduğuna dair söylevler geliştirilir. gelgelelim bu oyun bu hile hurda ile sırt sırta vererek tasnif edilmiş, kotarılmış trajedya dahilinde her unutuş bir yıkımı fütursuzca çok daha yakınımıza getirir, tak diye bırakır.

kah taş atan bir çocuğun solgun bir resmidir. kah "adet" olarak betimlenmesi reva görülmüş oysa katledilmiş bir emekçinin vesikasıdır. kah bir yerlerde haber peşinde koşan, haberdar olmamıza çabalayan bir gazeteciden arta kalan, kah parasız eşit eğitim hakkı istediği için 19 ay mahpus kalıp tekrardan bu defasında sekiz koca yılın daha ellerinden alınmasına ramak kalan öğrencidir. kah poşu takmanın bir suç olarak belgelenebildiği, bir tahkikat için yeterli delil olabileceği, kurmaca fantazileri alenen boşa çıkartacak reel faşizmin en görünen hiddetinden payına düşeni alan bir gençtir. kah üç otuz para için kaçağa gidip hayat dediğimiz bu maratonda bir nebze ayakta kalmaya çabalayan, buna ümit eden, gel gelelim kaza! sonucu bombalanarak, yaşamları sonlandırılan çocuklardır. git gide daha da karanlıklaşan, daha da katıcıllaşan bir soykırım ediminin güncellikte yeniden kotarılmasıyla başbaşa bırakılanlardır. toplumsal dönüşüm v gelişimi nihai bir çözümlemeyi değil, bu uğurda bir çabayı değil kötürümleştirildikçe vehametin endamını, ölçüsünü ortaya çıkartan bir tablodur karşımıza çıkartılan toplumun önemli bir kısmının özgürlüğünden alıkonulduğu, canından olduğu bir yer.

felaketse felaket, fecaatse alası, unutuşların gerçekliğe evrilmesi için çabalanımların toplamından sadece küçük bir kesittir şu bir kaç tümce. her unutuş bir eksilmedir. her unutmak ise noksanlaşmaktır, hayal kırıklığıdır. düşündükçe varolur insan, böylesine algının kısıtlandırıldığı, kapsamının daraltıldığı, her sözün muhaliflik olarak ele alındığı, dünün erkinin başında olanının bugün olsa darbe yine yaparım şarlamasından (netekim değildir bu seferki boşbabadır kendileri) tutun da, kafalarına bomba! yağdırılmış bir halkın arda kalabilenlerini ziyaretinde devleti sorguya çekmeyin yaparız belli olmaz yine yaparız uyarısını sunabilen erkanının varlığı karşısında insana kalan düşünmektir. tek bir doğrunun içerisinde bile isteye bunca yanlışı teklemeksizin sergileyenlerin, sahip çıkanların karşısında, eşkıya, kaçakçı, muhalif, öğrenci, gazeteci, akademisyen v siyasetçi ya da bütün bu tanımların dışında dosdoğru insan olmanın gereklerinin, seslenişlerinin dur diyebilmenin önemini bir kere daha ortaya çıkartır. hiddeti numunelik bir tavır olmaktan alıkoyarak güncenin demirbaşı, en donanımlı öğesi, sürekli güncellenen bir nesnesi haline dönüştürüp normal olarak adletme gayreti bu tasvir etmeye çalıştığımız meramla duyumsatmak istediklerimizi bir kez daha dolambaçsız ortaya çıkartır.

insan körleştikçe değil duyarlılığını tam kapasite kullanabildiğinde hayatın sahibidir. insan prangalara v tecritlere v daha fazlasına karşı sözünü geliştirebildikçe tutsaklığından azadedir. azattır. insan ona mırın kırın buna ayrı gayrı yapanların, secere kovalayanların vicdanlarını tahrifata açık eden cenahın yanında sesini yükselttikçe özgürdür. insan ideolojik yaklaşımlar diye kestirilip attırılalara, kapı yüzüne çarpılan tüm ötekilere, ötekilerle hareket edebildikçe ilkelliğinden kurtulup muasırlaşır. insan gaybın çok, elemin bolca, sövmenin gani, şiddetin bolca sahneyi donattığı bir zamanda güncellikte tanıklık etmektir yarınlara, yarınlarımıza. hangi yaraya merhem hangisine tuz bastırılmaya devam edilip istikrar budur diye sunulduğunun karşılığı bulunup, anlamlandırıldıkça oyunun bozulacağı, tezgahların altüs edileceği ikrar edilesi, yinelenesidir...

>>>>>Bildirgeç
Bir "İstisna Hali" Olarak Roboski - Öznur KARAKAŞ - BiaMag

Bir zamandır Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Her kürtaj bir Roboski'dir" sözüyle kuyuya attığı taşın peşine düşmüş, mevzuu bir orasından bir burasından tutmaya çalışıyor;

Roboski'ye mi kızalım, başbakan, bakanlar ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın açıklamalarına mı köpürelim;

"İslam dininde aslında...., ama ruhun üflenmesi... beden Allah'ınsa da bunun üzerinde tasarruf sahibi olan canın emanet edildiği kişidir, ne erkekler ne hükümet," "bir Katolik Kilisemiz eksikti" diyerek dini argümanlar mı geliştirelim;

O da yetmedi "bedenimiz bizimdir" derken ucuz liberal mülkiyet hakkı tartışmalarına yanıt vermek durumunda mı kalalım;

"Kürtajı yasaklamak kadınlara ölün demektir" derken zaten bunun açıktan söylenegeldiği gerçeğine mi yanalım;

Türk kadınına "3'tü 5'ti doğur" diyen hükümetin Kürt coğrafyasında sıkı doğum kontrol yöntemleri uygulamaya hazırlandığını, bunun düpedüz kadınları bölen bir savaş politikası olduğunu mu haykıralım bilemedik.

Bu dört bir yandan gelen saldırılar karşısında politik duruşumuza göre kimimiz "gündem değiştirmeye çalışılıyor esas mevzumuz Uludere" derken (bkz. Aksu Bora), kimimiz "hükümetin gündeminde kürtaj yasası zaten vardı Uludere'yle bunun doğrudan bir ilişkisi yoktu" dedi.

Bu saldırıları kendimizce bir önem sırasına dizip mücadele hattımızı buna göre belirlemeden evvel durup derin bir nefes alalım; düşüncemizi berraklaştıralım derim. Zira karşı karşıya kaldığımız, Michel Foucault'nun modern devletin yegane nesnesi olduğunu savunduğu; Giorgia Agamben'in ise egemenin ezelden beri derdi olan ancak özü "istisna hali" olan modern demokraside siyasi alanla kesiştiğini düşündüğü "çıplak hayatın" politizasyonu...

Özür bile dilemeksizin -ki dilense ne olacak ki- kasten insan öldürebilmekle, doğmamış olanın "kutsal" ilan edilmesi paradoksu hukukun hem içinde hem dışında konumlanan (Immanuel Kant'ın transandantal terimini burada kullanmak yerinde olabilir) egemenin tasarrufundaki istisna halinin temelini oluşturur.

Sorulması gereken soru, doğmamış ceninde kutsananın ne olduğu ve bu "kutsallığın" neyi meşru kıldığı. Zira gün be gün maruz kaldığımız saldırıların sırrı, "modern demokrasi ve totalitarizm arasındaki içsel dayanışmanın kaynağı" burada yer alıyor.

Onlar varsınlar ancak dibine kadar çirkinleştikten sonra bu "küçük Amerika"da tartışmayı "pro-choice" (tercih hakkını savunanlar), "pro-life" (yaşam hakkını savunanlar) arasındaki suni ikilik üzerinden kurmaya çalışsınlar, biz burada "yaşam" derken kastedilenin ne olduğunu sorgulamaya açıyoruz.

Zira yaşam zaten yaşayanların mücadelesi sonucu inşa edilir; doğmamışa, soyut olana referansa mahal vermez. Lakin bu doğmamışa, soyut olana referans (felsefi arenada saf Varlık olarak kendini gösteren), bu mücadelede iktidarın en kuvvetli silahını, onun metafiziğini kurar.
Homo sacer

Agamben "homo sacer"i "öldürülebilen ancak kurban edilemeyen yaşam" olarak tanımlıyor. Bir anlamda hem ilahi olanın hem de yasal olanın alanından dışlanmış olan "çıplak yaşam", maruz bırakıldığı şiddet üzerinden tanımlanabilir hale geliyor. Bu minvalde egemenin en belirgin özelliği cinayet işlemeden öldürebilme yetisidir. Egemenin sahasında yaşam "cinayet işlenmeden öldürülebilmesi" üzerinden tanımlanır.

Modern demokrasilerde her daim yaşamın kutsallığından dem vuran egemen aslında "cinayet işlemeden öldürebilme" yetkisini pekiştirir. Tevekkeli değil Erdoğan, Batı demokrasilerinden dem vuruyor, tartışmayı yaşam hakkının savunması üzerinden yürütmeye çalışıyor. Burada atıfta bulunulan yaşam "çıplak hayata" indirgenmiş yaşamken; egemenin esas edimi bu çıplak hayatın üretimidir.

Agamben bu noktada "Günümüzde egemen karşısında mutlak bir hak olarak ele alınan yaşamın kutsallığı aslında yaşamın ölüm ve yaşam üzerine tasarruf sahibi iktidara tabiyeti ve kendisinden feragat edilmesi üzerine kurulu bu ilişki içerisinde yaşamın çıplaklaştırılmasıdır" der.

Egemenin bir sözüyle "-1 yaşına" düşürülen yaşam tanımı, cenine atfedilen kutsallık, egemene istisna halini uygulama, cinayet işlemeden öldürme yetkisi verir.

Yani Erdoğan'ın "Her kürtaj bir Roboski'dir" demesi aymazlığının değil, modern demokrasilerin üzerine kurulu olduğu "istisna hali"nin cüretkar bir ifadesi. Kürtaj yasağıyla anılan çıplak, soyut yaşamın kutsallığı, Roboski'de 34 kişinin kasten katledilmesinin, bütün muhalif seslerin keyfi tutuklamalar cenderesi içerisinde öğütülme girişiminin meşruiyet zeminini oluşturur. Kutsanan yaşam, egemenin cinayet işlemeden öldürmesini, hukukun dışında olmakla birlikte hukuk çerçevesinde keyfi tutuklamalar yapmasını sağlayan çıplak yaşamdır.

Erdoğan'ın savunduğu "kutsal yaşam" iktidara istisna halini uygulama yetkisini verirken demokrasi ikiz kardeşi totalitarizme dönüyor; hepimizin yaşamı parlamenter demokrasi rejimi içerisinde oy kullanan seçmenler olarak kutsallaştıkça çıplaklaşıyor ve kırılganlaşıyor; militer ve artık para-militer kuvvetlere asker; pazara müşteri ve proleter doğuran kuluçka makinelerine dönüşüyor.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Bu tahayyül dahilinde değerlendirilebilecek, referans noktalarıyla meramın devamını oluşturan bir ek olarak Öznur KARAKAŞ'ın BiaMag'da yayınlanmış olan Bir "İstisna Hali" Olarak Roboski makalesi okunasıdır. Öznur KARAKAŞ v Bianet'in anlayışlarına sığınarak makaleyi sitemize alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Bir "İstisna Hali" Olarak Roboski - Öznur KARAKAŞ - BiaMag
Roboski Failleri Islıkla Bulunmaz! - Hakan TUNÇ - Özgür Gündem
Uludere'de Hukuk Devleti Ne Yapardı? - Ali Duran TOPUZ - Radikal
Evet, Uludere! - Aksu BORA - Jiyan
Maaahvooooolduuuuuk!.. - Bülent USTA - Birgün
Berna, Ferhat ve Uludere - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
Ve Ferhat ve Berna ve Utku ve Başbakan - Orhan ALKAYA - T24
'Yok Biz İlla Paralı Eğitim İstiyoruz' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
"Pankart Davası"nda Değişen Bir Şey Yok - Efkan BOLAÇ - BiaMag
Roboski'de Katledilenlerin Aileleri Diyarbakır'da - ANF
Roboski Gerçekleri Kilit Altında - Emek Dünyası
Uludere'nin İlk Düğmesi - Vahap COŞKUN - Radikal 2
Faşizme Karşı Yan Yana Geleceğiz Ya Da ‘Yana Yana’ Biteceğiz! - Burak ELDEM - Demokrat Haber
Kürtaj Neden Haktır? - Açık Radyo
“Her Kürtaj Bir Uludere’dir”: Yasaklı Günlerden Bir Kürtaj Hikâyesi - Münevver EMİNOĞLU - Agos
Doğmamış Çocuğa Mektup - Barış UYGUR - Habervesaire
Muktedirleşen Muhafazakarlıkla Tanıştık..Manzara Pek Tatsız.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
'Acımızı Ancak Yaşayan Bilir' - ANF
"Van'a Operasyon Kararı AKP Genel Merkezi'nde Alındı" - Muhalefet
Van Belediye Başkanı'na Tutuklama Talebi - ETHA
Kürt Sorununa Kontörlü Çözüm - İrfan AKTAN - Birdirbir
“Allah’ını Seversen Neye Geldin?” - Ajans Amed
AKP Yanılsamaları - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Özel Yetkili Başbakan Dönemi - Kurtuluş TAYİZ - Taraf / DYH
Akıl ve Bilim Mi, Din ve Değerler Mi? - Maya ARAKON - T24
Arayış Çözüm İçin Mi? - Ender İMREK - Evrensel
Tarih Bizi "Yenilenler" Diye Anabilir; Ama Onları "Zavallılar" Diye Anacaktır - İnönü ALPAT - Sendika.org
Çözümün Dili! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Demirtaş: Hükümetin 'Silahlar Sussun' Projesi Yok - ANF
Êriş Dildar’dan Özgür Taşer’e: Gerilla ve Sivil Cenazeleri Kalkarken - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
‘Kalleş’ Kimdir Düşündün Mü?’ - DİHA - Özgür Gündem
Terör Tanımı Yoruma Yol Açmamalı -Yusuf KASUTO - Merve Ceren BALCI - Habervesaire
Zeynep Neden Gülüyor? - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Dışarıdaki Gazeteciler, "İçeridekiler" İçin Yürüdü - Bianet
Bu Şeref Bana Ait! - Yüksel GENÇ - Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevi - Özgür Gündem
Cihan Tuğal: AKP Eskisi Gibi Olamayacak - Sendika.org
Clepsydra’nın Suyu, Başbakanın Terazisi… - Ayşe FIRAT - Bijwenist.com
Çözüm Arayışları - Başyazı - Agos
Demirel: 'Suç Varsa Halkındır' - İMC
Demirel’e Soracaktım: Hayırla Anılan Bir İşin Var Mı? - Demokrat Haber
13 Tıp Öğrencisi Tutuklandı - Evrensel
Bismilli Öğrencilerden Paralı Eğitim Protestosu - Gülistan Gulé DEPÊ - Ajans Amed
Hem Özgürlük Hem Öğrenim Hakkından Mahrum Bırakıldı - Ruken ADALI - ANF
Görünmeyen Tutuklular - Türkan YILDIZ - Radikal 2
Öğrenci Süsü Verilmiş Terörist - Demiray ORAL - Taraf / DYH
Bu Toplum Nereye? - Meryem KORAY - Birgün
THY Grevi v Sonrası - Birdirbir
THY Grevi İle Vicdanlarımıza Özeleştiri - M. Serdar KORUCU - Demorkat Haber
Büyük Dönüşüm Yakın! - Aziz KONUKMAN - Muhalefet
'Kürdistan'da Halk Sefalete İtildi' - DİHA - Yüksekova Haber
Kaynayan Kurbağa Meseli - Ömer MADRA - Açık Radyo
"çocuklara kıymayın efendiler!" - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Bir Asker Daha 'Kaza' Kurşunuyla Öldü - Savaş Karşıtları
Güneş Herkesi Isıtır; Yerevan - Kemal BOZKURT - Jiyan
Dil: İşte Mesele Bu! - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
‘Benim Vatanım Çocukluğumdu’ - Gökçe Rojda GÖNENÇAY - ANF
'Haziran'da Ölenler' Anıldı - İMC

Bersarin Quartett Official via Denovali Records
Bersarin Quartett Artist Page via Facebook
Bersarin Quartett - II Album Review By Jonny HUNTER via Sputnik Music
Crisopa Artist Page via Soundcloud
Crisopa Official Informative via n5MD
Crisopa - Biodance Album Review via Tomatrax
Dirk Geiger Official
Dirk Geiger Artist Page via Tympanik Audio
Dirk Geiger - Elf Morgen Critic via Phunq
Cyrus Official Artist Page via Facebook
Cyrus Artist Page via Soundcloud
Cyrus - Nostalgia / Rupture EP Critic via Hedmuk
Compa Official
Compa - Security / Cold Weather EP Review By Lewis NOLAN via The Ark Preston
Compa / Area Recordings 
Kryptic Minds Official Artist Page via Facebook
Kryptic Minds Official via Twitter
Kryptic Minds - Askum-When Two Paths Cross EP Critic By Pinot via The Daily Street


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
See No Evil, Hear No Evil ... 365 Days, Day 326. By Mister Rad aka Mark RADFORD via Flickr
Mister Rad aka Mark RADFORD's Flickr Page

>>>>>Poemé
Yürüdükçe - Uluer AYDOĞDU*

bırak
uğuldasın gece
çünkü sahibi sensin gecenin
kim bilir
sabahın da
sahibi sen olacaksın
gökyüzünün de

aşk olunca
yağmurlar yağıyor olacak o kunt
yağmurlar
ıslanacağız o küfürde
tanrılar olacak, eliot
sen olacaksın hülya
yüreğini ferah tut
ve beni dinle
ben
ötelerden bahsediyorum
sular uyanmış
"ol" diye fısıldıyor rüzgâr
çoktan yola koyulmuş salik
yürüyesin
yürüdükçe
açılacak bütün çiçekler
dökülecek
ne kadar kan varsa
ne
kadar
ter

ay ışığı yorgun mu nedir bu gece

patikalardayız
suların bittiği yerde geçmek için ummana
akıtarak bütün iltihapları toplayarak bir bir
kendimizi gecelerden
yora yora yüreklerimizi
yora yora imgeleri kanayarak
ahh evet ovula ovula taşla
daha yorulmamız gerek
âşık olmamız
ahh evet ölmemiz gerek

unutma

ben seni geleceğinden öptüm.

Kaynakça: Şiir

Sunday, June 03, 2012

Deuss Ex Machina # 402 - who doesn't listen to the song, will hear the storm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_402_--_who doesn't listen to the song, will hear the storm

28 Mayıs 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Passarani-No Hope (Ambivalence / Hymen Records)
>2<-Passarani-A-Tek (Ambivalence / Hymen Records)
>3<-Lazer Sword-Better From U (Monkeytown Records)
>4<-Lazer Sword-Sounds Sane (Monkeytown Records)
>5<-Phon.o-Hopelight (50Weapons)
>6<-Phon.o-Die Maschinistin (50Weapons)
>7<-Fau & Deam-Blank Faces (Dubporn Records)
>8<-Fau & Deam-Long Trip Around You (Dubporn Records)
>9<-Jimmy Edgar-Let Yrself Be (Hotflush Recordings)
>10<-Jimmy Edgar-In Deep (Hotflush Recordings)
>11<-Joaan-Out Of Slang (7even Recordings)
>12<-Joaan-Nocturnality (7even Recordings)

who doesn't listen to the song, will hear the storm
(402)

demeçler silsilesi içerisinde olağanlaştırılmış, handiyse elimizle koymuşuz gibi bulduğumuz, yüzyüze bırakıldığımız, seceresini sormaksızın biat etmek mecburiyetine tıkış tepiş ötelendiğimiz bir görüngü hasıl oluyor bütün bütün yekpare. bütün anlamların eğilip bükülmekten, çevrilip dönüştürülmekten öte net bir biçimde ayrıştırıcı olmayı sürdürdüğünü ilan eden pis kokuların yayılmasındaki bunca artışa rağmen ne var hiç ne yok hiç kıs(t)asına bağlı v bağımlı kalınan bir muktedir algısının, höt zötünün, hır gürünün asılı kaldığı bir görüngü, birbirine lehimlendiği bir resmediş tastamam yanımızda. dimağın alabileceğinden fenalarının aralık vermeden sürekli olarak günceye dahil edildiği bir sunumlandırma karşımıza çıkmaktadır. derdimizin ne olduğunun anlamlandırılma çabası bir yana neyin derdimiz olmadığının bunca afaki çözümlemesi diğer yana bu toprakların griliğinin noksansızlığı, garabetliğinin eksiksizliği, gayya kuyusu halinin sürekliliği düşündürücü değilse neyle tanımlandırılabilir. düşündükçe içinde kalakaldığımız, bir hiddet eşiğinden diğerine; koşar adım ilerleyen bir bakışım sahipliliğinin sunageldiğinin ne kadar dişe dokunur, ne kadar çözüme odaklı olabileceğinin yanıtı kendi tahlillerinin içerisinde belirginleşmemekte midir?

her durumda bir hakikattan bahis açılacaksa eğer bu kadar gıybeti peyderpey sahiplenip herhangi bir muamma, muallak, mübalağaya yer yok her şey yolunda savına tutunmak nereye kadar bu cehenneme çevrilmesinin belirli bir zaman aralığının ötesinde bir gerçek haline dönüştürüldüğünü çıkarsamasını unutturabilir ki. bir doğrudan fazlasının olabileceği, bir hatadan çoğunun söz konusu edilebileceği bir ülkede görüngünün sunmaya gayret ettiklerinin bir şekilde olur beklentisinin böylesi bir daraltılmış bir bakışım olduğu, onu da çekincesiz bir biçimde sorgulamaksızın kabul etmenin gereklilik olduğunu ikrar ettiren bir toplam karşımıza çıkmaktadır. duyarsızlaşma, sessizleşme, sorgulamama birbirini takip eden bir denklik düzlemi içerisinde devinimini tamamlayan bir fasit daire. her yeni günde olumlama ihtimalini daha yekten, siftah noktasında kenara öteleten, devre dışına attıran, soluk alıp vermeyi bile bir 'kazanım' olarak tanımlandıran gelgelelim çok demokratiğiz, öyle böyle özgürüz, şu kadar bu kadar geçmişin korkularını aşmışız bahsinin arkasından yeni tahakkümlerin sunulup pekiştirildiği bir görüngü  meramımızda anlatmak istediğimiz. meramımız dahilinde sunmaya teşne olduğumuz.

hiyerarşik bir sıraya lüzüm olmaksızın başvezirin dilinden ne dökülüyorsa ne diyorsa o'dur, tamamdır kıstasının devreye konulduğu her durum v şartta peki ya sonrası kısmının önemsenmediği bir güncellik içerisinde bu vicdansızlığın muhasebesine, neresinden başlanmasını salık vermeliyiz. hangi uçtan tutmalıyız ki görüngünün toplamında bütünleştirdiklerinin bir masalın dolgusu yalandan bir atfediş değil tamamen bir yük, ağırca bir yük haline dönüştürüldüğünü, nefessiz konulduğumuzu anlaşılır kılabilelim. olmayan sorunlar, varlığı bir türlü kanıtlanmayan diller, yaşamlar, insanlar, mekanlar, sualler kısmında kendini tekrara alıştırmış olan ısıtılıp ısıtılıp servis edilen pespaye terennümler, tahliller tahliller dizgisi içerisinde anlamlandırmaya çalışılana ulaşabilelim. anlamlandırmaya çalıştığımızın idrakına erdirebilelim. bir çılgınlık zamanının içerisinden geçirilip gidiyoruz her n'yapılıyorsa hep bizlerin iyiliğine diye yiyip yutmamızı salık veren bir sistematik sunuş, üç kuruşluk niyetlerden çıkanlardan meramlardan daha solgun, daha silik, ama daha zorlayıcı, daha yıpratıcı şeyler olduğunun karşılığını bulabilelim.

benzeşen sözcük dizilimleriyle beraber yeknesak bakış birer ikişer değil topluca bir tahakküm skalasının, seceresinin meydana çıkarttığını söz konusu edebilelim. bir kere daha yineleyebilelim. bu toprağın bileşenleri olarak kendinizi adletseniz bile, kendinizi biçimlerin dışından o yurda ait olduğunuzu beyan etseniz dahi hep ikircikli, hem muammalı, hep ama hep arkadan hançerleyecek bakışımına sabık, sabit bir çıkarsamanın karşısında insanım ben vurgusunu seslendirebilelim bunca tatavlanın ortasında, ortalık yerinde insanlığı unutanların, unutturmaya namzet olanların, konuşmak bir yana didişmek çok güzel buyrun buradan yakın diye atarlarını eksiltmeksizin muktedirliklerinin getisini sonuna kadar kullanmaya tenezzül edişlerinin karşılığını bulabilelim. buldurabilelim.bu görünüm dahilinden karşılaştıklarımız acının eksilmezliğini onayan kanıtlayan bir sonucu beraberinde getirir. her ne yapılmışsa hepimizin iyiliği için yapılmış şiarına tutuna tutuna dünün de, günün de v olası geleceğin de beklentisini, hayatını şimdiden onarılamaz hale dönüştürmek, sonuçsuz kıldıkça sorun dağlarının çevrelediği, basbayağısı neticesiz kılındıkça yaparız ortaya karışık bir özür, bir tazminat, bir hadi git işine demek, bir yandan tecrit öte yandan taciz ile muğlaklığını koruyan ama adı hala demokrasi kalabilen bir yurdun neticesinin hiç te iç açıcı olamayacağını betimleyebilelim.

durduğumuz v vardığımız nokta pejmürdeliğin sınırlarını aşabilmek konusunda cevvaliyetini sakınmayanların dün ermeni, rum v süryani veya yahudi bugün alevi, kürt veya zerdüşt ekseni üzerinden hiç de hesapsız kitapsız durmayan tahakküm öğelerinin ardından yeni hamlelerini gerçekleştirmeye çalıştıklarının kanıtlayıcısıdır. insanından korkan, düşüncesinden ırayan, bir irade kısmı ile bütün bir milletin tahayyülünün ortaya konulabileceğini, ötesinin zaruri olmadıkça bir teferruat halini koruduğundan çıkarsamalar gerçekleştiren bu rezil, bu rüsva düzenin karşısında bir tek sözcüğün bile anlam v bağlamını koruyacağını bildirebilelim. insan olmak, ikircikli, ikilemi bol bir kazanım için değil sadece varlığını kanıtlayan, yaşadığını anlamlandıran, kendini göstermeye bu kadar uğraş didiş çabalayanların kendi  varlıklarını önemsemeyen muktedirin hükümaranlıklarının, buyruklarının, ket vurmalarının yanında hala buradayız dediklerini, hala burada yaşama tutunduklarını çekincesiz dillendirelim. örnekleyebilelim. bir yerin yaşanabilir kılınması için önce insanına ne kadar değer verildiğinden, önce düşüncesine ne kadar önemsediğinden yola çıkarız.

tutturulup gittiğimiz, ha'bire çekiştirildiğimiz, boyuna iteklendiğimiz muasırlaşan dünya söylemi içerisinde galiba esas atlanıp, üzeri çizilen hep bir pundu bulununcaya kadar savsaklanan işin özü o kısacık tümcenin değerlendirmesinde yatmaktadır. istatistik haline dönüştürülen ölümler, can kayıplarına karşı takınılan "adet"li, pek güzel ölümler! gibi ucube sözler, sahiplenişler, hah bu seferinde uyandılar artık bu kara gidişe dediğinizde yeniden bozuk plak gibi ileri sürülen mihrak, mihrak hepsi şu ne idüğü belirsiz dış mihrakların ayak oyunları, şunlarının v bunlarının tezgahına ilişmeler, yandan çarklamalar. halk yoksunlaştırıldıkça daha azına tamah ettirmeyi dirayetle sürdürdükçe bunun bir kazanım bir istikrar vurgusu olabileceğini hala savlayan yüksek düşünceler. keşmekeşliğin mabadında oyunlar değil hakikatler, yalan değil esastan yüzleşmek,fikrin kırıntısına tahammülsüzlüğün değil tastamam ümidi pekiştirecek olan seslendirmelere kulak veriş elbirliğiyle unutturulanların unutulmadığını kanıtlamak için durmadan çabalanımlara karşı tekdüze nakaratlara dur diyebilmenin hala bu ahval içerisinde zor olduğunu yineleyen görünümler, atfedişler v daha neler neler.

dur'un bir karşılığı bir sonucu olacaksa neden hala bekleme seçeneğinin, havanda su dövmenin, sus gerisine karışmam diye diye sonunda bedenlere, hayatlarımızın mahremine kadar elini uzatmaktan çekinmeyen bir algının karşısında daha başkaca bir seçenek var mıdır? izahata gereksinim olmadan dur artık anla artık, yeter artık, elleşme artık, illallah artık, gölge etme başka ihsan istemez artık. tastamam noksansız bir meram hasbıhali budur. gösterilen duyumsatılan, anımsatılan neredeyse iki arada bir derede durmadan kafamıza kafamıza kakılan, allem edip kallem edip hakkaniyeti tahrif, doğruyu eğri yanlışı düzgün diye atfederek, tanımlandırarak ortaya sürülen, bilahare bahis açıldıkça hiddetin, asabiyetin çıtasını daha yukarılara çeken, önemseme edimini bir kenarda tutup hakir görme kısmında müdanasız cevvalliklerin, inci gibi dökümlemelerin vecizlerin bütünleştirildiği ikircikli bir hal toplamı hasıl olur. ikilemlerle hareket edilip ona öyle buna böyle, oraya şöyle buraya böyle, bu bu, şu şu diyerek sündürülen uzayıp giden, sündürüldükçe, çekiştirildikçe ne ilk halin başlangıçların olumlamasından eser, ne de sonunda karşılaştığımız karşılaşacağımız kast edilip durulan muasırlığı garanti edecek, beklentiyi, sabretmeyi olumlu bir çaba kıldıracak bir tahayyül elde kalır. ellerimize bırakılır.

ikilemli bir politika sahnesinde güncenin taşıdıklarının, önümüze serdiklerinin değil, her durum v şart altında konuşulmasına önayak olunmuş, vakti heder ettirici, sorun çözmeyi öteleyici insanı kapsamayı dışlayıcı, hakkaniyetin getireceği çözümlemeleri toptan yok sayıcı bir düzlem, düzenek tesis olunur. bizlere bırakılan küçük sahaların, küçük dünyaların kendi konforlarını, kendi bakışımları, sınırlandırmışlıklarını aşıp rahatsız edebileceği iktibas olunur. arsızca. her defasında aynı söylem yığıntılaması, aynı bodoslama lafazanlıklarla konuların yarın öbür güne ötelenmesi mümkün kılınır. sorun varlığını korumaktayken, kah - ne yapalım elimizden gelen budur ile yanıt, kah olmaması gereken vahim bir hata işlenmişse de, tazminat denilen sus payının diğer tüm sorguları geçersiz kıldıracak bir hamle olduğundan yola çıkılıp, dış mihraklar tezgahlamasına göndermelerde bulunulur. bütün bütün olup bitenleri önemsiz birer detay olarak algılayıp hayat dediğimiz, ömür törpüsünden hallice bir sonuca ulaştırılan bu uzun, yorucu maratona devamlılık arz olunur.

her defasında bu sefer son, bu hatalar artık tekrarlanmayacak bahsi açıldığında hemen yanına iliştirilenlerin ötesine denk getirilenlerin tahayyül sınırlarını zorlatıcı, vicdan erimini tahrif edici, yoksaymanın, kelamı v canı atfedişini, önemseyişini müdanasız hakir görücü vurgu ete kemiğe büründürülür. acı ortadayken düğün bayrama teşrif etmemiz zikredilir. bunca pespayelik görünürlüğünü bunca engelleme, manidar bir biçimde suskunlaştırma çabasına karşın sürdürürken kayıtsız kalınmasının, dokunup yanmaktan ehven olacağından, maşa diye kestirilip atılan muhalif olmanın, muhalefet etmenin hep bi'beklentinin paralelinde v belirli bir kazanım neticesinde olabileceğinden anlamlandırmaya girişip tektipleştirilmiş, hakara makarasına bakaduran yığınlar olmamız, sıranın dışındaki, sıranın kenarına birikmiş olan yığınlara kayıtsız kalmak ikrar edilir. ikilemlerle, iklimin bunca tersi rotayı göstermesine farklı bir anlam yüklenmemesi tavsiye olunur. hemen hiç hicap duymaksızın, ardan v edepten yoksun bu trajedyanın ta kendisinin bir millet tahayülü olduğuna ikna olmamız muştulanır. resmedilir.

telafisi olmayan şeylerin üzerinde ahkam keserken kırk kere düşünüp hamle edilmesi, söz söylenmesi tavsiye olunmuşken, sade suya bol kepçe lafazanlığın değişik görüngü öğe v biçimleri zamanın merkezinden günceye lehimlenir. bir acı mı yaşanıyormuş, bir yas mı tutuluyormuş, bir hak mı talep ediliyormuş, bir el aman mı deniliyormuş, bir yanlış yapılıyor v buna diretiliyor bin vebal yükleniyorsunuz mu deniliyormuş bütün bu katmerlenerek çoğalan griliğin, olumsuzluğun ardılındaki ellere vız gelir, tırıs gider. bütün bu utanç vesikaları. bir sinematografik kurgu değil, yıllardır süren bir devinimle üzerimize biçimlendirilmeye çalışılan muasırlık, özgürlük, demokrasi v adalet bileşenlerinden oluşan yapının nasıl kadük bir terzi işçiliğiyle yarım yamalak konulduğunu, atılan teğellerin, dikişlerin üç-beşi birden pat pat patladığını gökkubbeye sığdıran bir sonuç dizgesi karşımıza çıkartılır. sorun yoktur, acı yoktur, hak yoktur, adalet yok eşitlik yoktur. boyuna yeni yaftalar vardır ama hakikati işittirecek bir "adet" vicdanlı muktedir yoktur. böyle gelmiş böyle gidecek sınırlandırması içerisinde ne felaketler tebelleş edilir de, bunlara hep yanıp kavrulacaklar bir avuç, dış mihrak taşeronu olur.

üzerlerinden daha fazla tecrit v hiddet uygulanabilecek, konu kapatılacak yol tesis olunur. güncellik dahilinden yansıyan budur. güncelliğe eklentilenen bir turnusol vazifesi gösteren devletualinin ötekisine duyduğu, nefretin, anlamazlığının, işine yaramıyorsa teferruat bellemesinin, kazara değil bilakis göstere göstere hizaya çekmesinin hala olağan bir seçenek olarak varlığını muhafaza ettiğini pekiştirmektedir. ikircikli hallerin, daimi ikilemlerin sözünü hiç sakınmadan şakıyan muktedirin başvezirinden en alt kademesindeki bürokratına kadar bu dilin, tahakkümperver yapının daimiliği için çabalandığını söylemek abes kaçmayacaktır. hiddetin demirbaş ilan edildiği söylemde kör bir bağlılıkla ne bu gürültü, bunca tantana diye bahis açılanların kah alaycıl, kah trajik yansıların eder tutar toplamında ortaya çıkan şey meymenetsizce, mesnetsizce vicdanın tahrif ediliip, popülist milliyetçi, şiddeti olumlayan çıkarsamalar vd ile sağlanan otokrasinin devamlılığıdır, son kertede, son düzlükte okunabilecek. baskıcılığın, siyasal v toplumsal soykırımın, halkının başına bomba yağdırabilmenin, emeğin karşılığını talep edip yola çıkanlara kurulan sonumuz x, y'ye benzer mazallah tiradına, bir örnekleştikçe daha vahimleşen edimlerin, hamlelerin bir arada daha yoğun sunulabildiği, ses eden yok nasıl olsa, olsa da nekorfil, kalleş, tasmalı, pazarlıklı, terereist yardakçısı, oyunbozan, gammaz aklınıza düşebilecek tüm olumsuzluk tanımlarıyla yaftalanan, yaftalamaya müsade edilen bir esas resim tesis olunur.

gak guk denilmezse kafasına örülen, sarılan ağın bunca sicimin ağırlığı, nefesini kesmesini önemsemezse biat ederse aksini düşünmezse bu halk ne güzel idrae edilir bakışımının ön tahliline denk düşen bir resim. vehamet v utanç vesikaları ile durmaksızın gelişimden dem vurulan ama olduğumuz yere sabitlenmemizi sağlayan bir kara parçası tahayyül olunur, bir kara parçasında tutsaklık arz olunur. pay edilir. gündelikliğin tortusu içerisinde karşı karşıya kaldıklarımız bu minvalde, o kesitten yola çıkartılan, günün getirdiği bu onu da afiyetle tüketin diye sunumlandırılan bir bileşkedir. dünümüzde yaşadıklarımız yetmezmiş gibi, dünümüzün hesabı bir türlü sorulmaksızın, sordurulmaksızın yeni pejmürdeliklerin dahil edilmesi, meydana getirilmesi buraların vesayetle olan imtihanının bitmediğini, devlet olarak tabir edilen mekanizmanın insanı değil sistemin çarkı, dişlileri arasında öğütülüp, harcanacak neferlere ihtiyacını duyumsatan örnekleyen bir denkliğe kavuşturulmasını özetleyen bir görüngüyü önümüze serer. tahakkümün dozu arttıkça yaşanan esrik gücü çoğaldıkça zembereğinden boşalırcasına bunu dedim, bunu da diyeyim, potu kırdım ama fena mı bir daha ilişmezler yollu tahayyüler dizgisi gerçek birer sicim olarak, gerçek bir ket olarak varlığını korur. varlığı korunur.

akıla kilit, dile ket, ayağa pranga, boyuna sicim yer yer tasma, olumsuzluk ibaresini netleştiren, cismanileştiren hamleler bütünlüğünde çıkan manzara bir tekrar edişten, basbayağı sözcük dizimlerinden daha da anlamlı bir sonucu çıkartmaktadır. velev ki, tahayyül edilip gösterilenlerin milim dışındasınız, dışına çıkarak ne oluyor yahu demektesiniz. velev ki bunca gıybeti paylaşmaktan, sessizce kabul etmekten artık illalah etmektesiniz, buna tövbelisiniz. velev ki, ona bu buna şu muamele diye ikircikli, ikilemi gani gani söylemlere dur demeye meyilli, bir yeter artık nidasından daha ilerisinin tahayyülündesiniz. velev ki demokrasinin ilerisi diye atfedilenin bunca ucubeliği barındırmasına karşı ne muğlaksınız ne de muallak.  velev ki kıyameti bunca ağır tonlarla yaşarken son yazısı belirmeden bir şeyleri düzeltebilmek, hakkaniyeti işittirebilmek, dolambaçlı değil yalın bir biçimde, sözcüklerle, seslerle, arda kalanlarla yaşama tutunmak aralığında niyetindesiniz. işte o kesitlerin tümünün, bir kısmının peşinde ilerleyenler için bu sathın dahilinde her yeni gün hep yeniden mücadele etmektir.

ucuz niyetlerle aranje edilen kakafonik, tek ses, tek nefes mihmandarlıklara kanmıyoruz artık diyebilmektir. gündemin akışını, konuşulması elzem olanları değil düne kadar önemi olmayan, önemsiz olarak bellenenleri el altında tutanların, bir kenarda unutanların ahanda gündem budur, çevir çevir dur denekliğine isitsanız kışt diyebilmektir. teferruatı bir kenara attığınızda muktedir dilinden yansıyanların nasıl da tek bir amaç doğrultusunda, baskınlığa sessiz, tahakküme vurdumduymaz, her türlü örtbas edişe ama kalınmasını salık verdiği tastamam meydandayken bir kere daha düşünülesidir. bütüne hepimize lazım olanın bir düş görü, bir mizansen yahutta kurgu olmadığına sebat ederek tanımsızlaştırılana, o raddeye savuşturulmaya gayret edilene karşı bir tutumdur. tavır almadır lazımgelen. yekün, öz budur. bugünümüz şekillenmeye devam ederken doğanların, kaçmazların, lokumcuların, birbenlerin, encülerin isimleri hafzalamızda yer etmiş, edinmiş isimli isimsizlerin teferruatların, öyle tanımlandırılmışların, hemen hepsinden devraldığımız vicdani sorumluluktur. bizi bu gayya kuyusunda bu ikili oyuna karşı tepkimeyi sağlatacak, kalk borusu vazifesi gösterecek, silkeleyip kendimize getirecek. denemeye değmez mi? çok geç olmadan...


>>>>>Bildirgeç
‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ - Delil KARAKOÇAN*

“Durmak Yok Yola Devam” diyen Erdoğan; gerçekten de durmadı! Yakın çevresini bile şok edercesine Kürt siyasal muhaliflere, aydınlara, yazarlara, gazetecilere yöneldi.

“Tasmalı yazarlar”, “Bunlar aydın değil, bunlar yarım porsiyon aydın” diye aşağıladı.

Son kurbanı Yeni Şafak Gazetesi’nden Ali Akel oldu. Akel, AKP’nin Uludere yaklaşımını eleştirdiği için “kovuldu...”

Bu baskıcı kıyımcı zihniyete karşı dayanışmak tek çıkar yol. Bu amaçla bugünkü köşemi Akel’in kovulmasına neden olan yazısına ayırıyorum.

“Özür açıklanmaz, özür dilenir!”

Başbakan Erdoğan, astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile PKK itirafçısı Veysel Ateş’in Umut Kitabevi’ni bombalamalarından sonra Şemdinli’de gösterdiği duruşu Uludere’de de gösterseydi, bugün kelimelerin etrafında dolaşmak zorunda kalmazdı.

Önceki yazıyı okumayanlar için kısa bir hatırlatma yapmalıyım. Şemdinli’de Umut Kitabevi bombalandıktan sonra 20 Kasım sabahı ansızın Şemdinli’de ortaya çıkan Erdoğan, oradan Yüksekova ve Hakkari’ye uzanmış, bu olayı çözmek için “el ele vermeliyiz” demişti.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın, “Tanırım, iyi çocuklardır” dediği, çocukların yanında durmamıştı.

Şemdinli sanıklarının Ocak 2012’de 39 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılmalarında siyasi iktidarın “doğru yerde” durmasının etkisi yadsınamaz.

28 Aralık 2011 gecesi kaçağa çıkan, çoğu yaşları 20’nin altında olan 40 Kürt gencin tepesine ölüm yağdırdı iki Türk F-16 savaş uçağı. 34 tanesinin bedeni atılan bu bombalarla paramparça oldu...

Başbakan Erdoğan olaydan iki gün sonra 31 Aralık’ta, cuma namazı çıkışı uzatılan mikrofonlara, “İncelemeler neticesinde gerekli olan neyse bütün bunlar da yapılacaktır” şeklinde cılız bir açıklama yerine, 3 Ocak’ta ise AKP grup toplantısında, Genelkurmay ve komuta kademesine “medyaya rağmen teşekkür ediyorum” demek yerine, bundan yedi yıl önce Şemdinli’de durduğu yerde dursaydı, bugün, “Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık” demek zorunda kalmazdı.

Tamam, kimse kendisinden Şemdinli olayında yaptığı gibi Uludere’ye gitmesini beklemedi. Ama hata da olsa, kasıtlı da olsa, tuzak da olsa ilk gün vuranın değil, vurulanın yanında dursaydı, bugün özür dilermiş gibi yapmak zorunda kalmazdı.

Kelimelerle oynamayalım, eğri oturup doğru konuşalım.

Hata yaptığınızda, “Evet, hata yaptım” dersiniz. Özür dilenmesi gereken bir durum varsa da, “özür dilerim” dersiniz.

34 gencecik bedenin savaş uçaklarıyla bedenlerinin lime lime yapılmasına kazara da olsa, hatayı itiraf edip özür dilemek ile kurtulamazsınız ama.

Özür dileyerek giderebileceğiniz hatalar vardır. Öyle hatalar vardır ki, özür dilemeniz yetmez. Bedel ödemeniz, bedel ödetmeniz gerekir.

Erdoğan’ın Pakistan’da yaptığı açıklama, hatanın açıklanması ve yapılan hata için özür dilenmesi mi, orası da pek belli değil.

Biliyorum, günlerdir okuyorsunuz ve belki de bıktınız. Ne diyordu Erdoğan Pakistan’da?.. Şöyle diyordu:

“Ben izlediğim CD’de bir hareket gördüm. Bizzat izledim. Bir konvoy gidiyor. 30-40 kişi var. O yüksekten görebilmek mümkün değil. Gözcülerimizin, (Heronlar) vermiş olduğu CD. Silahlı Kuvvetlerimiz de gerekli adımları atmıştır. Bu bölge terör bölgesidir. Halkın, sivilin oturduğu bölge değildir. Böyle bir bölgede Silahlı Kuvvetler bu Ahmet mi Mehmet mi bilemez ki?

Bizim silahlı kuvvetlerimiz görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladılar. Ama birileri istismar ediyor. Bir hatanın olduğunu, hatamız olduğunu söyledik. Allah aşkına tazminatsa tazminat. Resmi tazminatımızın ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar. (22 Mayıs, Yeni Şafak.)”

Roboski (Uludere) Katliamı’nın ardından altı aydır süren bir soruşturma var. Faciaya giden yolda yetkilendirmenin, yetki kullanımının, ilgili kurumlar ve sorumlulukları belli olduğu halde, Allah aşkına sayın Başbakan, söyler misiniz ne koydunuz yüreği kanayan annelerin önüne!

“Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık” diyorsunuz.

Allah aşkına, söyler misiniz hangi hatayı açıkladınız!..

Allah aşkına, açıklar mısınız? “Özrü de açıkladık” derken, ne demek istiyorsunuz...

Özür diliyorsanız, Kasımpaşalı gibi ortaya çıkın ve deyin ki:

“Evet, bir hata yaptık. Hem de öyle bir hata yaptık ki, bu hatamız bizi mezarımızda bile rahat bırakmayacak!..”

“Özür dilerim, ama yetmez. Vicdanlarınızda açtığımız yarayı bir kuru özür dindirmez.”

“Önce sizlerden hakkınızı helal etmenizi sonra Allah’tan bizi affetmesini dileriz.”

Diyemiyorsunuz, çünkü ilk günden itibaren yanlış yerde durdunuz.

Roboski görüntülerini izleyen Uludere Komisyonu milletvekilleri, “Terörist olmadıkları her hallerinden belli” diyorlar. Milletvekilinin gördüğünü, alanında uzman askerler (veya her kimlerse) nasıl görmez?

Diyorsunuz ki, “Silahlı Kuvvetlerimiz bu Ahmet mi Mehmet mi bilmez ki.”

Öyle bir silahlı kuvvetleriniz var işte... Uzaktan baktığında “katırı insan, teröristi çoban, kaçakçıyı terörist” zanneden silahlı kuvvetleriniz. İdris Naim Şahin adını taşıyan bir İçişleri Bakanınız var ki, mümkün olsa mezarlardaki parçalanmış çocukların cesetlerini çıkartıp kodese yollayacak.

İlk gün “doğru yerde” durmamanın sonuçları bunlar.

Aynı gün İçişleri ile ilgili komuta kademesindekilerin kellelerini alsaydınız, “Evet, bir hata var. O hatayı yapanlar bunun bedelini en ağır şekliyle ödeyecek” deseydiniz, -mış gibi yapıyor, -mış gibi söylüyor, -mış gibi davranıyor zorunda kalmazdınız. Pakistan’da konuşana kadar hâlâ bir şeyleri düzeltme şansı vardı. O şans var mı emin değilim artık. Sizler konuştukça vicdanlarımız kanıyor. Bir şey söyleyecekseniz doğrusunu söyleyip, gereğini yapın. Ya da ebediyete kadar susun.

Allah aşkına, susun!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... ‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ Delil KARAKOÇAN'ın Özgür Gündem'in 03 Haziran 2012 tarihli nüshasında yayınlanan makalesi böylesi bir çıkarsamanın paralelinde okunası yazınsallardandır. İşittirmek, duyumsatabilmek, örnekleyebilmenin yanında hakikatleri aslen ne olduğundan dem vurmak, denkleştirmek için yazarın ve Özgür Gündem Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
‘Özür Açıklanmaz, Özür Dilenir!’ - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Ar Damarı Meselesi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Erdoğan'a Göre Roboski Katliamı 'Terörle Mücadele' - Mehdi ATAY - ANF
Yatıp Kalkıp Uludere Diyorsak, Sizin Yüzünüzden.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Yaşayan Bebekler ve Ölü Askerler... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Uludere Halkı 'Kürtaj' Kıyaslamasına Tepkili - ETHA
SDP Genel Başkanı Uludere’yi Anlattı - Özgür Kocaeli
Sırrı Süreyya Önder'den İnsanlık Dersi - Yüksekova Haber
Biz De Halkız - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Roboskî'den 'Tasmalı' Basına, Aziz Thomas'tan Türk Basınına... - Özgur AMED - ANF
Cinayet, Kürtaj, Ücret - Hasanali BACIOĞLU - KESK Meclis Üyesi - Özgür Gündem
Rahatsız Erkeklere Çağrı: Kürtaj Yasağına Karşı Meydanlara! - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Zeynep, 'Kör' ve 'Dilsiz' Kalemlere Hatırlatıyor - Zeynep KURAY - Birgün
Gerçekler Nasıl Örtülür? - Serdar AKİNAN - Akşam
Korku, Emir ve İnsan Bedeni - Ali GÜL - Jiyan
Ataerkil, Muhafazakar Toplum ve Kürtaj - A. Murat EREN - Bianet
Ey Türk Rahimi! - Hiçişleri
Kürtaj Zamanı - Osman ÖZTÜRK - Sol Defter
Türkiye’ye Diktatörlük Sezaryen İle Mi Geldi? - Koray Doğan URBARLI - Yeşil Gazete
Patriyarka, Kapitalizm ve Doğurganlığın Kontrolü - Ayşe TOKSÖZ - Sosyalist Feminist Kollektif
Elini Koyduğun Yer - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
'Eşkıya'lar Sokağa İndi - ANF
Avrupa'da Yükselen Yabancı Düşmanlığı'nın Arkasındaki Dinamikler - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
Firavunlar Coğrafyası - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Yuhlayanların Sayısı Alkışlayanlardan Çok - Aktüel Gündem - Sendika.org
Çayan Birben Biber Gazından Öldü - Bianet
Kün Fe Yakun! - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Nokta - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Uludere Katliamını Saldırı ile Savunmak - M. Serdar KORUCU - Demokrathaber
Cumartesi Anneleri: 'Bizden Korkun Çünkü Peşinizdeyiz' - Fatma KELLECİ - Emek Dünyası
'Görevimiz Faşizme Karşı Direnmek' - ETHA
'Esra Arsan'sız Bilgi Olmaz' - Zeynep SARSILMAZ - Habervesaire
Türkiye Uçuyor, Ya Kemerleri Bağlayın Ya Kaybolun! - Ali TOPUZ - Radikal
17 Yaşında 10 Yıl Hapis, 12 Bin TL Para Cezası - Selma BİNGÖL - ANF
Başbakan'ın Karpuzu - Başyazı - Agos
Sorunlar ve Olanaklar - Ender İMREK - Evrensel
Recep Tayyip Erdoğan: Öz ve Görüngü - Akif ROJ - Özgür Gündem
Ve Erdoğan Gerçeği Kendi Yüzünde Görür…... - Amed DİCLE - Ajans Amed
Erdoğan 1 – İdris Naim 0‏ - Özgür AMED - Bijwenist
Yeni "Pınar Selek Davası" - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Kürtlerin Son İsyanı Çözümle Sonuçlanacak - Zeynep KURAY - ANF
Konuşmayı Unutuyorum! - Tuğçe TATARİ - Akşam
Dink Ailesi Avukatları İtiraz Dilekçelerini Sundu - Evrensel
Güneş Herkesi Isıtır: Kayseri - Kemal BOZKURT - Jiyan
HES Terörü: Solaklı'da Evler Basıldı, Köylüler Gözaltında - soL
İslamo-Faşist Söylem ya da “Millet”in Düşmanı Olarak “İşçiler” - Sol Defter
HDK: Togo İşçisi Yalnız Değildir - Jiyan
9 Yılda 735 Bin İş Kazası 11 Bin Ölüm - Emek Dünyası
Boynumuzdaki Görünmeyen İlmik - Bülent USTA - Birgün
Havalar Köpek Gibi - Ragıp DURAN - Birdirbir
'Hem Eylem Yapıyor, Hem De Polisi Arıyorduk' - İMC
1930'lardan 2012'ye Nüfus Mühendisliği - Ferhunde ÖZBAY - Bianet
Kaybetme Politikası 1915'den Beri Sürüyor - ETHA
Fethiye Çetin: Keşke İçişleri Bakanı Habap Çeşmelerinin Suyundan İçse - Demokrathaber
Çocukluk Coğrafyası -5 - Hakan TUNÇ - Ajans Amed
33 Kurşun’dan Roboskî’ye Ahmed ARİF - Şerif KARATAŞ - Evrensel
Bir İbret Belgesi - Nagihan AKARSEL - Diha - Yeni Özgür Politika
Beklemekten Öte Galata’da - Lora BAYTAR - Agos
Daha Neler Göreceğiz... - Aslı AYDIN - Muhalefet
Ulus-Devletlerin Ahlâksız Kardeşliği - Ferhat KENTEL - Taraf - DYH
“Liberal” Tezler ve Yeni Uluslararası Tutum  - Özgür ERZİNCAN - Bijwenist
Protestonun Coğrafyası - Immanuel WALLERSTEIN - Sendika.org
Duygularımız Polimer Klişe - Kristensenn - K's Blog


Passarani Official
Passarani Artist Page via Facebook
Passarani - Unspeakable Future Outbreaks Album Review By Slide via Sound Protector
Lazer Sword Official
Lazer Sword Artist Page via Twitter
Lazer Sword - Memory Album Critic By Nate PATRIN via Pitchfork
Phon.o Official
Phon.o - Black Boulder Albüm Değerlendirmesi Sedat BEKTAŞ via Wearethebeat
Phon.o "Leave A Light On" Feat. Tunde Olaniran via Youtube
Fau Official Artist Page via Soundcloud
Deam Official Artist Page via Facebook
Dubporn Records Official
Jimmy Edgar Official
Jimmy Edgar - Majenta Album Review By Rich HANSCOMB via BBC Music
Jimmy Edgar via Juno Podcast #28
Joaan Official
Joaan Artist Page via Soundcloud
Joaan / 7even Recordings Official

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromosMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
49/366 Hear No, See No, Speak No By Jenna Taryn Photography and Design via Flickr
Jenna Taryn Photography and Design's Flickr Page

>>>>>Poemé
Kurbati - Didem MADAK*

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Oysa limon ağaçları bahçede küçük sarı güneşler taşıyor.
Dokunsam bile onlara yanmam. Ne tuhaf!
Bir oyuncak ayım vardı, ismi Işıldak.
Bir kızkardeşim vardı saçları simsiyah
Ne tuhaf böyle hatırladıkça herşeyi,
Ağrı Dağında saçlarımı karla yıkamak.
Kırmızı bir mum olsam yakışırdım şamdanıma
Oysa çok üşüyor ellerim bu akşam...

Martılardan duygulanmadım hiç, ne tuhaf!
Ben belki denizden bile eski biriyim.
Başka isimler bulmak isterdim martılara
Kirloş mesela kirloş desem artık onlara.
Kasapların perdeleri boncuktan
Et. Kan. Ve o boncuklu şıkırtılar
Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf
Ne tuhaf acıyla hiç konuşmamak.

Gece lambası kırmızı bir kadın yapıyor beni
Herşey şimdi itiraf edilmeli:
Kocam bir çingeneydi.
Eşiniz bir çingene mi hanfendi? diye sorarlardı.
Hayır efendim derdim, hayır eşim bir sanatkardır.
Eski yırtık gecelikler, eski yırtık çarşaflar
Eski, yırtık bir sızıyla sevişirdik.
Herşey şimdi itiraf edilmeli:

Bir picaması bile yoktu benim kocamın baylar.
İnsan çingeneyse, yani ruhu çizgiliyse
İnsan acıyla yalnızca sevişebilir baylar!
Soruyorlar. Soruyorlar:
"Ellerin neden titriyor sevgilim"
Bilmiyorlar doğmadan öldürdüğümü üç-beş çingeneyi.
Üç-beş dünya kaldı artık aramda dünyayla
Artık açıklayamam bir türlü.
Ne tuhaf geçmişim kırmızı bir kadın yapıyor beni.
Herşey şimdi itiraf...

Bulurlar sabaha siyah, çirkin bir balık olarak
Açıklayamazlar artık beni bin türlü.
Bilmeyecekler, bilmeyecekler bir çingenenin
İsmini vererek kendime öldüğümü.
İsmim...İsmim...İsmim Kurbati.

Kaynakça: Şiir Tutkusu