Sunday, July 29, 2012

Deuss Ex Machina # 410 - life in the bush of ghosts

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_410_--_Life In The Bush Of Ghosts

23 Temmuz 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
Dolaşıma Çıkartılmayan Seslerle Yeni Tümceler Oluşturmak: Zülâl Müzik vs. Deuss Ex Machina
Konuk: Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet - Cumhuriyet Pazar - Zülal Müzik
Sesli Meram // Brian ENO II. Bölüm...
>1<-İlhan Mimaroğlu-"Skit"... From Tract Part I (Folkways Records)
>2<-Brian Eno-Baby's On Fire (Island Records)
>3<-Brian Eno-2/1 (EG / Polydor)
>4<-Brian Eno-Native Tambourine (Opal Records)
>5<-Brian Eno & Harold Budd-Above Chiangmai (Editions EG / Polydor)
>6<-James-Frequency Dip (Fontana)
>7<-Brian Eno (Roger Eno & Daniel Lanois)-Deep Blue Day (EG / Virgin)
>8<-Eno, Moebius, Roedelius-Schöne Hande (Sky Records)
>9<-Brian Eno-I’ll Come Running (Island Records)
>10<-Brian Eno with Jon Hopkins & Leo Abrahams-Flint March (Warp Records)
>11<-Brian Eno-Nikkei (Warp Records)

Life In The Bush Of Ghosts
(410)
hayali bir serzeniş dizgesinin, bulundu mu sonuna kadar yıpratılmaya, çekiştirilmeye, en nihayetinde de posası çıkartılmaya devam ettirilen gündelikliğin sınırlarında cereyan edenler bir hüsnü kuruntu düzeneğinde olan bitenlerden ibaret değil tam aksine derli toplu, yalansız dolansız düşünüldüğünde basbayağı can sıkan vesikalardan mürekkep bir tasviri bütünleştirmektedir. ister tek tek, isterseniz hepsi bir arada baktığınız veya fark ettiğinizde bu çıkarsamayı doğrulatacak yönelimler karşımıza çıkacaktır. sonuçlar birbirinden beterlerini tek seferde hep aynı katara ekliyor olsa da mütemadiyen hayal olarak değerlendirilen o şeylerin nasıl birer ikişer bir rezillik, iki maskaralık, üç ucubelik ekseninde değerlendirilebilecek birer durum yığıntısı olduğu okunabilecektir. netleştirilecektir. bir yerlere ilerlediğimizi varsayarken bile mıhlanıp kaldığımız, çakılıp ilerleyemediğimiz bataklığın nasıl da emin adımlarla beraber şekillendirildiğini duyumsayabilmek söz konusudur. görebilmek ise olasıdır. nasıl olmasındır ki bunca patavatsızlığın birbiri ardına sergilenip her durum v şart altında servisinin uygun bulunduğu konuların v olguların yanında sadece nelerden bahis açılmasının uygun bulunduğundan dem vurulsa; ne bu satırlar v saha yeterli gelecektir utanmaya, arlanmaya ne de bir başına kurtuluşumuzu sağlayacaktır bu bunaltıcı kasvet dizgisinin kıyısından köşesinden secereleri dökümlemek.

nasıl oluyorsa oluyor, her durumun ardından ortaya salınıverilen büyük, nitelikli görüşlerin v hep aynı tornadan kestirilip atılmış bileşkelerden mülhem söylencelerin üzerine ölü toprağı serpmek dışında açıkta olan yaralarımızı kapatmaya bunca tenezzül edilmezken, çarkın dişlilerine el verilip kol kaptırılıp handiyse geriye bir şey bırakılmamışken sağlıklı olanı seslendirebilmek ne ara mümkün olacaktır. ne ara kazın ayağının hiç de anıldığı gibi olmadığından, böbürlenilip durulan muasırlık seviyesinin bırakın adı, sanı bir yana yakınından bile geçilmediğinin artık kabul olunacaktır. hayatı kolaylaştırmanın sadece daha dar alana hapsetmek olarak algılandığı, biçimsel geliştirmelerin bir kenara ötelenip, durumun sadece an içinde olan bitenlerin üstünkörü bi'düzenlemeye tabi tutulduğu bir zaman mevhumunda günü kurtarmanın bile böyle olmadığının ikrarına daha kaç vardır, daha kaç yaşanılası acı, tekrardan sufle edilesi, ikrarına çalışılıp da yinelenesi sözcük, kelam gereklidir, gereksinimimizdir. hala mı anlamlı gelmemektedir oraya buraya verilen akılların, çözüm yollarının buralara söz konusu edilemezliğinden dem vurulmakta, bozuk plağın her defasında aynı nüanslara sahip çıkıp sergilemesine müsammaha gösterilesidir, nereye kadar?

koskocaman bir yapının içerisinde gündelik telaşelerin yanında toplumsal bir bütünlüğün toplumun hemen hemen tüm katmanlarının yaşadıkları, yaşamak zorunda oldukları, bırakıldıklarına karşı esaslı bir söylem bütününe geçiş, sorunların varlığını inkardan soru v sorunlara karşı hakkaniyetli bir çözümlemenin vakti, aralığı ne ara hangi zamandadır? düşündükçe gıybetlerin ucundan mutlak bir dakiklikle tutulmaya devam edilen, su koyverip de açılım denilegelenlerin üstüne rahmet okutturan, herkesi suçlu, herkesi bir fiil zorunlu bir fikriyat ekseninde enikonu düşünme mecburiyetine, adımını atıp, taşın altına elini koymazdan evvel onlarca kere düşünmeye sevk ettiren bu baskıcılığın ta kendisinin oluşturduğu "muktedirlik tiyatrosu"dur. muktedirliğin yabana atılmaması gerekli olan yeni sahiplerinin geçmişin tüm yaparız, ederiz, hallederiz güzellemelerine kol kanat gerinip, sahip çıkıp aynı tastan, aynı sudan hala geçinmeye devam etmesinin vesikasıdır. kadraja alınmasıdır. bir kere daha yinelemesidir. herkesi ortak paydada buluşturup helalleşmenin, aslında ne manaya gelmediğinin ibretlik birer örneklemesidir dönüp dolaşıp bir kere daha karşılaştığımız haşmetmeapları v şürekasının boşluk bırakmaksızın, yaz kış bilmeksizin sergilemeye devam ettikleri bu güncellik dahilinde. bu tutumlarının toplamında.

genel geçer bir vesikalama, anma ya da laf ola beri gele kendi kendine bir güzelleme gibi meram dizilmiyor, dizilemiyor... her anına, her durumuna karşı akla gelmeyenlerin başa getirilebiliriliğinin sürümcemesiz yinelenebilirliği oyununda bir oyunbozanlık, bir bit yeniği olduğunu yineleyebilmek adına her ne varsa bahsi açılması elzem ona dair bir kaç kırıntı iliştiriliyor bu sahanlıkta. günün içerisinde, günlerin dahilinde gelip çuvallanılan alıp derdest edilen, toparlanıp apar topar karanlıkça zapt edilen, korku öğesini sıradanlaştırmanın başkaca durumlarının, turnusollerinin örneklendiği, adaletin kaf dağının ardında bir mesel haline dönüştürüldüğü, her dem tazeliğini koruyan birlik v beraberlik diskurunun linci, nefreti, öteksine karşı mesnetsizliğin alelalede kalkanı olarak devrede tutulduğu bir vesika toplamına göndermelerde bulunmak bu sahanlığın birincil önceliğidir. bilindikliğinin yinelenesi bir kısasıdır. işkembe-i kübradan sallamak konusunda değme meddahlara nazire edercesine, pundunu bulduk lafımızı da çaktık, durumumuzu da net bir biçimde ortaya koyduk bakışımının toplamda her dem taze, her dem yinelenesi bir kasvet, bir yoğun kuraklığı beraberinde getirdiğini tekrar etmek sanırız abesle iştigal olarak değerlendirilmeyecektir. barış'ın b'sinden resmen hicap duyulup adının anılmamasından, savaş'ın s'sinin duruma göre sürekli olarak daimi bir biçimde yinelenmesine kadar bir baştan bir sondan örneklemler sergileyebilmenin söz konusu edilebildiği bu sahanlıkta meram sadece görünmesine izin verilenlerin değil, görülmemesine çabalanılanların birer ikişer bilindikliğini sağlama çabasıdır.

fikriyat, münazara ekseninde tazelenip durulan ilericilik, modernlik, liberalizm, çark vs. metaforlarının nasıl arsız bir biçimde yüklemler halinden, "yargılar" haline çevrildiğinin, ön yargıların başat öğesi, taşıyıcısı olduğunu bir kere fark ettiğinizde bir haftanın tortusundan çok daha fazlasının şu internet denilen mecra üzerinde karşımıza çıktığının farkındalılığına ulaştırabilmektir bütün dert v tasalanış erki. görünenlerin dünyasında karşılaştıklarımız her durum v şart altında kontrol edilmiş, görülmüş şeylerden mürekkep iken hala neler oluyor, neler bitiyor sorgusuna girişilmesinde bile bir zahmetliğin söz konusu edilmesi başlangıçlardan çok durup, etrafı kolaçan edip söze başlanılmasının günün getirdiklerinden, günün ayıplarından, günün vehametlerinden hiç birimizi istisnasız hiç birimizi ayrıştırmayacağı hazır v nazırken çabalanım el ele vererek, söze kifayetsizce yakıştırmaların, halkına ayrı, zümresine v avanesine apayrı bir demokrasinin şekillendirildiği bir coğrafyada ziyadesiyle söze karışmakla söz konusu olabilir. sitî şen'den melek karaaslan, müge tuzcuoğlu v zeynep kuray'a kadar genişletilebilecek bir persepktifte insanların hayatlarına müdahale edebilmenin, onların masumiyet karinelerini yerle yeksan edebilmenin hala olasılıklar dahili v olasılığı bulunduğundan dem vurulabilen adaletin nasıl tesis edilemeyeceğinin ikrar olunduğu bir coğrafyada daha azı zuldür, gereksiz telaşedir...

hak aramanın, fikrine sahip çıkmanın, daha en başından suskunluk ile hemhal olup da teslim olmamanın, bununla gözünü enikonu korkutup oyunun geri kalanını tamamen istediği gibi düzmeye devam eden bir sistemsizlik sisteminin başa getirdiklerine el insaf diyebilmektir farz olan... önceliği bulunan v her fırsatta dile getirilmesi şart olan. yargıların, değme saçmalıklarla beraber paldır küldür şekillendirildiği şimdinin gündeminde, halkına gürlemekten çekinmeyen, cop, biber gazı bunlar hiçbirini bulamazsa bir şekilde ulaşılamazsa kollektif bir duruşla dövme v sövmenin sergilenebildiği, herkesin içindeki potansiyel hainliği ortaya çıkartmaya ant içmiş kolluk kuvvetinin millet vekili oğlu karşısında 'sas duruşunu sergileyip el pençe divan durmasının hızlı adaletin kimlere göre v neye göre şekillendirildiğinin vesikasına karşı ses çıkartabilmektir gerekli olan... yurdunun bir tarafı öteki tarafa akıl yetiştirmek konusunda affınıza mağruren uzman kesilmişken, diğer yanda durmaksızın süregiden bir savaşın varlığının, zorbalar da bir gün giderler er ya da geç seslendirmesinin tam da karşılığına denk düşen bir çıkarsama olduğunu yineleyebilmekte hasılı kelam mühim olan...

bir gün gever, öteki gün colemerg veya dersim diğer gün şemdinli durmaksızın bir savaşın oyundan ziyadesiyle uzak canlarımızı elimizden aldığının yine yeniden sahnelendiği, herkesin her durum v şart altında daha karanlığa doğru meyil ettirildiğinin artık belirgin olduğu bir yılmadık, usanmadık barış dışında ne varsa bellenmiş bunu tekrar etmekten kaçınmak bir yana bilakis sahiplendik bakışının yeni sürümlerinin oynandığı, işin fenası bir oyun gibi sunulan fişeklerin, mermilerin, bombaların hayatları kökten kurutmak, silmek, sindirmek v yok etmekten ötesini kadraja almazlığının şekillendirildiği bir coğrafyada susmak felakete ortak olmaktır.. arsızlığa yol vermenin, şirazesinden çıkmayı müdanasız, ikiletmeksizin savunur hale gelebilmenin, şartlanmışlıklar bloğuna her yeni gün bir tuğla daha ilave etmenin, zembereğinden boşalırcasına irini, pası, hıncı, nefreti, kini v öfkeyi birbirinden ayrıştırmadan el altında tutup, gündelik bir meram bağlacı haline dönüştürmeyi, bütün bu tahayyüllerle birlikte anmayı olağan sayan, özgürlük nam edimin kapsamının, içeriğinin boylu boyunca, enine boyuna, sağlı sollu tahrif edildiği bir güncellikte kayda değer bir tepkime ne zamandır diye düşüne durmaktayız....

her seferinde ortaya konulan laletayin biçimsizlikler, biçimlendirmeler, zamanın ruhunu okuyoruz ona göre de hareket ediyoruz bellemesinin nasıl üstünkörü, baştan savma bir süreç toplamı olduğunu göz önüne getirdiğimizde yinelemelerin bir önceki fecaatten daha ağır tahribatları eşikten buyur ettiğine aymanın paralelinde büyük resmin nasıl biçimlendirildiğini, ne hallere konulduğunu idrak edebiliyor musunuz? bütün bütün ayrıştırmaların, öfke patlamalarının, sizler susacaksınız çünkü biz konuşacağız müsamerelerinin, inatçılığının getirmiş olduğu yar kıyılarının tam da dibine konumlandırılmış - sorun mu ne sorunu varsa yoksa hüsnü kuruntu, teferruat, kuru kuruya tatavla, boşa endişe diye kestirilip atılanların bir sonraki dönemeçte canlılığını koruyup, yapılıp edilenlerin devamlılığını sağladığını, sağlamlaştırdığını göz önüne getirdiğinizde bu sürecin, bunca tahrifatçlığın nasıl yol aldırıldığı, ne haller ile dönüştürülüp tazelendiğini manidar bir biçimde betimleyecektir. fark edebiliyor musunuz? alışılageldik söylencelerin tortusu, birikintisinde her durum v şart altında muhafaza edilen tektipleştirilmiş, ayrısı gayrısı yok tek düze bakışımın, daha cümlenin sonunu bile beklemeden afra, tafra v temcit pilavından yine kaşıklanan yaftalamaların dillere dolandığı, sunulup yinelendiği bir ahvalde sorunlar ömürlük olmayı sürdürmektedir. bilincinde misiniz?

kayıp edişlerin, kaybedişlerin, sümen altlarının, illa ki hep adamına göre muamelelerin katili koruyup mazlumu biçar, korumasız bırakmaların, maruzatı olanların sorunlarını değil rahatını bozmaktan çekinenlerin kurdukları düzenlerinin tarumarlığından, o bilindik sonundan çekinip duranların, endişe edenlerin sıkıntılarına kulak verilip önemli adledildiği bir sathda gerek adalet tecellisinin, adilliğin ne olduğunun bilincinde misiniz? çarklar ağır ağır ama emin adımlarla her şeyin kontrol altında tutulduğu yanılsamasında istisnasız hepimizi öğütmeye devam ederken, o hallere koyarken, ayrıştırmayı fişteklerken hakkın savunulabilirliğini sipsivri, marjinalleştirme derdindeyken gündelik boyalı basının muktedir payandalığında teine olmasındaki heveskarlığın ulaştıracağı seviye bugünü v yarınları daha da karanlık kılmayacak mıdır? hala tahminlerde, bir umut iktidar tasdikli yaftalama, gıybet v daha fenalarının sonunun, bütününün muasır medeniyet denilen bir finale ulaşmak adına çekilmesi zaruri şeyler, göz ardı edilesi, göz yumulası birer çıkarsama mı olduğunu düşünüyorsunuz? iyi uykular vechesinin kabuslarıyla, her dem baş başa yan yana, dip dibe yapılanların yanlarına kar bırakıldığı, sorgusuzluk cehennemi bu değilse nedir, nasıldır görüyor musunuz?

sorgusuzluğun vahim olanı tanımlandırırken, bir gerçek haline dönüştürürken muktedir eliyle, handiyse hiçbir şeye ses çıkartılmaması, kuru gürültüde asıl soru v sorunların gümbürtüye gitmesi bir kere daha derin bir tıkım, acım bir tecrübe değilse ne demelidir? kolaya koşar adım yönelinen her durum v şartta istikametin doğrudan çok eğriye, gerçek v yalın hakikatten çok yalana, eşitlikten çok ayrışıma v daha fenalarına yönlendirildiği, o dar yollara çekiştirilip, derdest bir şekilde kervana düzüldüğü bir zaman aralığında bunca desise, onca hile ağırlığından da çok gıybet hükümranlığının başımıza iki de bir sarılan marduk denilen nalletten daha ağırlarını getirdiğinin idrakına ulaşmak hala zor mudur? zorda mıdır? kesintisiz bir biçimde 'eksen kayması', 'gündem sapması' mütemadiyen laf salatasında sonuca bir türlü ulaştırılmayacak olan bu dizgenin içerisinde değindiklerimizden ne eksik ne fazladır. pundu bulundu mu takılıp çevrilmeye, yükü aldırılıp hacamat edilmeye, hak alanı, sahanlığının geçersiz türetmelerle donatılmasından doğan şey hilkat garibesi değilse ne ile tanımlandırılabilir? özgürlüklerden bahis açılıp, her dem geçmiş referans verilip, cetten atadan illa billa dem vurulup geniş mezhepli olmanın, sorunlara kayıtsız kalınmadığının dillendirilmesi yanında olan biten, hasılı kelam cismanileştirilen, tecritle görünür, sansürle bilinir, yaftalar v töhmet altında bıraktırıcı kelamlarla anlaşılır kılınan her yeni günün eskisinden pek de fark barındırmayan, umudu çürüten bir vesika, kadrajlama çalışması olduğu gün gibi aşikardır.

dillendirilesi muktedirliğin örnek aldığının dünü neyse, yarınları da o şekilde tanzim edeceğinin, o doğrultuda gemisini yürüteceğinin ikrar edilmesidir. yasal olan şeyleri kanundışı, fikri hürriyeti bağnaz, ideolojik bir aksamın oyuncağı, dillendirilen her vurgu örneklenen her olumsuzluk durumunu önemsemeyerek, idrakına pek de vakıf olunamayacak birer çabalanım olarak ele almak sağır sultanlıkta ısrar etmek nereye yönlendirecektir? gayya kuyusu haline dönüşen atılan taşların yankısının bile önünün alınmaya, mutlak sessizlik, hiçbir şekilde muallakta konulmayacak bir hal v tavır bütünüyle kayıtsızlık, izolasyon sorun dediğimizin cismaniliğini koruyacaktır. özgürlüğünün bayramı kutlanırken zihnini, kalemini fikirden yana kullananlar buna çaba sarf edenlerin isimlerinin daha az duyurulmasıdır. töhmet altında bıraktırıldıktan, derme çatma iddianameler ile bir başlarına konulduktan sonra, tecrit tam sağlandıktan sonra yüze yakın basın emekçisinin başına getirilenler, örnek olarak değerlendirilebilir. Sitî Şen gibi barışa hizmet etmek, buranın anlamlandırılmayan, bir türlü ayılmayan, ayrışılmayan nefret turnusolü izleğine karşı sesini, varlığını görünür kılanlara iki-üç gün olsa dahi reva görülen zulüm bir başka aynalayıcıdır. meselin neresinde durduğumuza dair.

simyası çoktan, sihri epeydir, albenisi hallice bir zamandır pütür pütür dökülen ileri demokrasi nam çatının nasıl da mesnetsiz, ne derece kifayetsiz bir yakıştırma, boyunduruk altına alma sürekliliği, sürecinin tam karşılığını oluşturduğu artık afakidir. tepkimeleri sınırlandırıp gündemi bulandırıp aslen lüzumu olmayan şeylere dair bahislerin diri tutulduğu bir yerde bilindikliği ikrar edilesi bir vehamet vesikasıdır karşı karşıya kaldıklarımız. ibretlik vesikaların nefes almaksızın dur durak bilinmeksizin, bir sonunun görünmeksizin yinelenenmesi devamlılığının sağlanabiliyor olması hakkaniyet kısmının bir kere daha ama son kez değil sekteye uğratıldığını bilince işleyecektir. bir düzen olarak tanımlandırılan bu öğütücü çarkın her gününe, her anına iliştirilen v sığdırılanlar aleviliğin ibadethanesi olan cemevlerinin yargıtay kararıyla ibadethane kapsamı dışına alınmasına çalışılması, devletlu asimilasyonunun tek sesleştirme çabasının bir devam halkası olarak görülebilir. bu bağlamda iliştirilebilir bir diğer detaydır. kim olmamız, neye inanacak oluşumuz, neyi önemseyio hangi duyarlılıklara sahip çıkıyor oluşumuz bi'fiil diklenmeler, fişlenebilmek had v hudutu arsızca çizilen kırmızı çizgiler dünyasının pek de uzakta konumlandırılmadığını yineletecektir.

muasırlık denilen hala bize yabancı, hala hepimizden uzakta konumlandırıldığının aynalayıcısıdır. mor gabriel manastırının bu topraklara olan kazınmışlığını, yıllanmışlığını bir tapu merhalesine, meselesine indirgemenin sonrasında da burasının hakkı devlet insiyatifindedir demenin yıllardır süregiden birileri vardır özlediğimiz, hem izlerini hem kendilerini sil sildik, bir türlü bitmediler kestirme kıssasının bir başka turnusolü olarak iliştirilebilir bu bahiste. yok saymaktan nihayet yaşatmaya, istemezükçülük v görmezden gelerek değil layığıyla tastamam hangi aralık, söz konusu edilecektir. bırakınız bu kadar dar nüve, bahisler ortamını, vakıalar dizgisini, halkının gık dediği vakit ensesinde bitiveren, copların, gazların, sinkaf v işkencelerin mihmandarları yapan edenleri olan kolluk kuvvetinin bir vekil oğlu karşısında nizami duruş sergileyebilmesinin, hala hangi zamanlarda yaşıyor olduğumuzu, kimin kimden üstün olduğunun, görüldüğünün bir başka tasviridir. bütünleştiricisidir. korkularıyla yaşamak, attığı adımı her dem tartmak, fikrini savunmak konusunda acabalara galebe çalınmayacak bir ülke tahayyülüne, yaşam alanına koftiden değil harbiden bir demokrasi olgusuna daha kaç durak vardır... daha kaç engel aşılması gereken... kat edilmesi gerekli yol... nedir... geniş açıdan bakalım sayın bakan beylerimizin lutuf edip, halkına verdiği yanıt gibi, halledilir mi bunca şey... çıkılır mı nihayet düzlüğe... pff...

>>>>>Bildirgeç
Kürtler İçin Hasat Zamanı  - İrfan AKTAN - Bir + Bir*

Ortadoğu labirentinde kendine geniş bir hükümranlık alanı tesis etmeye heveslenen Türkiye, tam tersi senaryoyu hiç hesaba katmamış olacak ki, Suriye’deki Kürt isyanını tetikledi. Hemen belirtmekte fayda var, geçtiğimiz hafta Demokratik Birlik Partisi (PYD) önderliğinde Kobani’de başlayıp Afrin ve diğer şehirlere yayılan Kürt ayaklanmasının esas muhatabı Esad rejimi değil, Ankara. Zira PYD, iktidar boşluğunun yaşandığı bir dönemde, Suriye Ulusal Konseyi, Özgür Suriye Ordusu veya Türkiye’nin Baas’ın boşluğunu fırsat bilerek Kürt bölgesinde kontrolü ele geçirme hamlesine karşı adım attı. Dolayısıyla, tüm Kürt coğrafyasını kapsayan ve giderek Ortadoğu’ya yayılacak bir bölgesel savaş çıkmadığı sürece, Türkiye’nin Suriye’deki Kürt özgürleşmesine mâni olması artık pek mümkün görünmüyor. Ok yaydan çıktı ve büyük ihtimalle birkaç yıl sonra, Türkiye’deki pek çok “neo-Osmanlıcı”, “keşke Esad rejimini devirmekle değil, sağlamlaştırmakla uğraşsaydık” diyecektir.

Express’in mart sayısında da vurguladığımız gibi, Türkiye’nin Suriye politikası, Suriye’de yaklaşık yüz yıldır Arap milliyetçilerinin baskısı altında tutulan Kürtlerin ayaklanmasını kolaylaştırdı. Kürtlerin Suriye’deki yüzyıllık özerklik / bağımsızlık mücadelesi yeni bir aşamaya geldi. Hatırlanacağı gibi, Kürt ve Ermeni aydınları tarafından 1927’de Beyrut merkezli olarak faaliyetlerine başlayan Xoybûn (Bağımsızlık) örgütü, Suriyeli Kürtlerin de bağımsızlığını talep etmişti. Akabinde, 1929’da, Suriye Meclisi’nde yer alan bazı Kürt milletvekilleri Kürtler için özerklik talebini dile getirmiş, ancak bu talepleri dönemin Suriye sömürgecisi Fransızlar tarafından reddedilmişti. Aynı talebi 1938’de, Xoybûn’ün ender aşiret reisi mensuplarından Haco Ağa da talep etmiş, ancak bu talep karşısında Kürtlere yönelik baskı ve zulüm artmıştı. Suriyeli Kürtlerin Şam’la mücadelesi yüz yıldır devam ederken 1980’lerden itibaren PKK, bu mücadelenin örgütleyiciliğini üstlendi. Ancak, PKK’nin aynı zamanda Suriye’yi üs olarak kullanması dolayısıyla Şam’la 2000’lerin başına kadar ciddi bir çekişme yaşanmadı. Suriye Kürtlerinin baskı altında tutulması konusunda esas aktör her zaman Türkiye oldu. Nitekim, Türkiye’nin Ağrı İsyanı’nı bastırması, Xoybûn’ün sonunu da getirmişti. Zaten Beyrut ve Halep’te örgütlenen Xoybûn’ün kurucuları da esas olarak Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra buraya kaçan Kürtlerdi. Türkiye, Suriye, Irak ve İran yönetimlerinin uluslararası güçlerle de ittifak kurarak 20. yüzyıl boyunca Kürtleri baskı altında tutması, 2003’te Saddam’ın devrilmesiyle son buldu. Dört ayaklı masanın bir ayağı (Irak) kırılınca, masanın yerli yerinde durması imkânsızdı. Böylece 21. yüzyıl, Irak Kürtlerinin göreli özgürleşmesini, İran ve Suriye’de de hızla örgütlenerek güç toplamasını beraberinde getirdi. Türkiye’deki Kürt mücadelesi ise otuz yıllık “düşük yoğunluklu savaşa” rağmen dinmedi. Türkiye, İran ve Suriye’deki Kürt örgütlülüğünün esas aktörü olan PKK ve lideri Abdullah Öcalan, bu üç ülkede artık tartışmasız bir biçimde Kürt örgütlenmesinin öncülüğünü yapıyor…

Öcalan’ın öngörüsü

“Ortadoğu’da gerici diktatörlükler çözülecek, Ortadoğu’daki rejimleri kimse kaldıramıyor, bu rejimler aşılacak. Emperyalist, kapitalist sistem ile Ortadoğu çelişiyor. Ya ABD’nin yeni adamları devreye girecek ya da halkların demokratik baharı gelişecektir. İkisi de zor gelişecek. Şimdi yaşanan ara dönemdir.”

PKK lideri Öcalan, bundan tam dokuz buçuk yıl önce (26 Mart 2003) avukatlarıyla yaptığı görüşmede bu öngörüde bulunuyordu. Dikkat çekici husus, Öcalan’ın bu değerlendirmeyle yetinmeyip PKK’nin, Kürtlerin bulunduğu diğer üç ülkede de (Irak, İran ve Suriye) örgütlülüğünü güçlendirmesi için muhtelif zamanlarda direktif vermesiydi. PKK bu direktiflere uyarak İran’da PJAK’ın, Suriye’de de PYD’nin kuruluşuna önayak oldu. İran’da silahlı, Suriye’de ise silahsız yeni Kürt hareketleri on yıldır yoğun biçimde halkı örgütlemeye çalışıyor. Tahran ve Şam’ın ise buna mukabelesi, PKK’nin bu hamlesinden hemen sonra ortaya çıktı. Tahran yönetimi, ele geçirdiği hemen her PJAK militanını idam etmeye başladı ve bu süreç, PJAK-Tahran arasında 2011’de varılan ve hâlâ geçerliliğini koruyan ateşkese kadar devam etti.

PYD öncülüğünde Suriyeli Kürtlerin Baas rejimine karşı ilk ayaklanması ise Öcalan’ın alıntıladığımız öngörüsünden tam bir yıl sonra, 12 Mart 2004’te, en büyük Kürt şehri olan Qamişlo’da gerçekleşti. Esad’ın ordu birlikleri Qamişlo’daki isyanı 34 Kürt gencinin ölümüyle sonuçlanan bir katliamla bastırmaya çalıştı. Bu esnada ne Türkiye’den ne de şimdilerde Esad’a karşı ayaklanan milliyetçi-Sünnî Araplardan katliama karşı en ufak bir tepki geldi. Dolayısıyla, Suriye Kürtleri baskı ve katliamlara rağmen ödün vermedikleri mücadele ve örgütlülük çabalarının hasadını toplamaya başlarken, on yıl önceki öngörüsüyle Suriye’deki örgütlenmeyi hızlandıran Abdullah Öcalan da Suriye Kürtleri üzerindeki etkisini artırmış oluyor.

Aslında, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de Kürt ayaklanmasının tetikleyicisi, rejimin korkuyla giriştiği katliamlar oldu. Qamişlo katliamından sonra PYD’nin Kürtler içindeki etkinliği daha da artarken, Türkiye de Şam’la imzaladığı Adana Antlaşması kapsamında, Esad rejiminin ele geçirdiği PKK’lileri teslim almaya başlamıştı. Gelinen aşamada hiçbir hükmü kalmayan, 17 Eylül 2009’da Türkiye-Suriye arasında imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Antlaşması ise iki ülke arasındaki Kürt karşıtı ittifakın taçlandırılması olarak nitelendirilebilir. Nitekim, aynı tarihlerde Türkiye’de de KCK operasyonları hız kazandı ve Türkiye’deki kitleleri harekete geçirme kabiliyeti olan hemen tüm Kürt siyasetçileri hapse tıkıldı.

Türkiye “Kürt Dağı”na müdahale edebilir mi?

Esad rejiminin devrilmesiyle birlikte, Suriye’yi ABD’yle birlikte Ortadoğu emelleri için bir üs olarak kullanmayı tasarlayan Türkiye, buradaki Kürt gücünü ya küçümsedi veya Türkiye’deki Kürt hareketini “yeni anayasa masasında” oyalayıp bu stratejisini dikensiz bir gül bahçesinde uygulayabileceğini tasarladı. Ancak, göründüğü kadarıyla, Suriye Kürtleri Türkiye’nin bu planlarını şimdiden berhava etti. Türkiye’nin Suriye Kürtlerine yönelik herhangi bir müdahalesi, uluslararası dengeler de gözetildiğinde imkânsız görünüyor. Dolayısıyla, Kürtlere karşı en kötü ihtimalle yeni Suriye yönetimi cephe alabilir, ki yeni rejim Kürt özgürleşmesine mâni olmak gibi bir güce kavuşana kadar, Kürtler kendi konumlarını sağlamlaştıracaktır.

Önümüzdeki günlerin temel meselelerinden biri bu olacak. Yani diğer ülkelerdeki Kürtlere nazaran ekonomik olarak çok daha güçsüz, yoksul, nüfus olarak da daha az olan Suriye Kürtlerinin başta Kobani, Afrin, Amude, Derbasiye, Serê Kanîyê, Derik gibi şehirlerdeki yönetimi elinde tutmaya muktedir olup olamayacağı. “Kürt Dağı” veya Suriye Kürtlerinin tabiriyle “Cebel Ekrad” ile Cezire bölgesinde Kürt bayrağının dalgalanmasına karşı iki ayrı cepheden saldırı olması muhtemel: 1- Esad’ı devirebilirse Özgür Suriye Ordusu. 2- Türkiye. PKK liderlerinden Murat Karayılan, 22 Mart’ta bu ihtimali öngörüp şunları söylemişti: “Eğer Türk devleti Batı Kürdistan’daki (Suriye) halkımıza bir müdahale yaparsa, tüm Kürdistan bir savaş alanına dönecektir.”

Karayılan 29 Mart’ta da Ortadoğu’daki dönüşüm sürecinde Kürtlerin “başlarının çaresine bakacağını” söylemiş, aynı gün Mesud Barzani de Kürtlerin geniş birlikteliğine vurgu yapmıştı. Temmuz başında, başta PYD olmak üzere, 16 Suriyeli Kürt örgütünü Erbil’de buluşturan ve ortak hareket etmeleri konusunda anlaşmaya varmalarını sağlayan Barzani de sürecin belirleyici aktörlerinden. Barzani’nin sürece müdahil olması iki ihtimal yaratabilir: 1- 23 Temmuz’da Barzani güçlerinin Suriye’ye geçerek PYD’nin etkinliğini zayıflatmaya giriştiğine yönelik haberler doğru olabilir. Böyle bir durumda PKK ile Barzani arasında yeni bir çatışma başlayabilir ki, bu çok zayıf bir ihtimaldir. Zira Barzani’nin temmuz başında bir araya getirdiği örgütlerin en güçlüsü, Öcalan’ı önder olarak gören PYD’ydi. Barzani’nin PYD’ye karşı herhangi bir girişimi, kendi tabanında da büyük bir tepki toplayacaktır. 2- Bir süredir Barzani’yi yanına çekerek Suriye ve Türkiye Kürtlerinin kalkışmasını dizginletmeye çalışan AKP hükümeti, bu son dayanağını da yitirebilir ki, bu daha güçlü bir ihtimal. Kürtlerin Barzani’nin de desteğiyle Suriye’deki konumlarını güçlendirmesinin, Türkiye’deki Kürt meselesine yeni bir boyut katacağı açık.

2003’te, ABD’nin Irak işgali öncesinde ezeli rakip Barzani ve Talabani’nin ittifak kurduğunu ve bunun üzerinden kazanım sağladıklarını unutmamak lâzım. Barzani’nin bu deneyimi Suriye Kürtlerine de salık verdiği ve ittifak kurmaları halinde her türlü desteği sunacağını açıkladığını biliyoruz.

Öte yandan, devrilmemeyi başarması halinde Esad’ın Kürtlere, Türkiye’yle arasında tampon oluşturma maksadıyla da özerklik tanıyacağını Express’in mart sayısındaki “Ayı, Tilki ve Tavşan Meseli” başlıklı yazımızda öne sürmüştük. Özgür Suriye Ordusu veya daha açık ifadeyle Türkiye ve ABD’nin güdümündeki Sünnî-milliyetçi Arap muhalefeti, Suriye’deki isyanın başından beri, Türkiye’nin tesiri ve Arap milliyetçiliği dolayısıyla Kürtlerin gücünden yararlanmama pahasına, özerklik taleplerini reddediyor. Yeni Suriye’de de Kürtleri baskı altında tutma planının Türkiye’ye pahalıya mâlolacağı açık. Amiyane tabirle Türkiye, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir. Suriye’deki gelişmeler Türkiye’de zaten kalkışma halinde olan Kürtlerin çözüme dair umutsuzluğunu dağıtabilir.

Bundan beş ay önce, Express’in Mart 2012 sayısındaki “Ayı, Tavşan ve Tilki Meseli” başlıklı yazımızı şöyle bitirmiştik: “Halk hareketlerinin kimin lehine sonuç yaratacağını kestirmek her zaman mümkün olmaz. Keza işgaller de, tıpkı Irak’ta olduğu gibi öngörülemez sonuçlar yaratabilir. Örgütlü yapılarını daha da sıkı hale getiren PKK merkezli İran, Türkiye ve Suriye’deki Kürt yapıları, Türkiye’nin mevcut bölge politikalarını altüst edecek bir başarı kazanabilir. (…) Böyle bir durumda, KCK operasyonları, Roboski katliamı, AKP’nin Van depremindeki tutumu, Pozantı’da tutulan TMK mağduru çocukların tecavüze uğramalarına göz yumulması ve en son 15 kadın militanın iddialara göre uyku halindeyken öldürülmesi dolayısıyla devlete karşı ciddi bir öfke barındıran Türkiye Kürtlerinin nasıl bir pozisyon alacağını tahmin etmek zor değil. BDP’yi “müzakere” masasında oyalayıp Kürt hareketlerini Türkiye’nin bölge politikalarına ikna etmek ise pek mümkün görünmüyor. Kürt hareketinin bölgedeki muhtemel bir savaşı kendi lehlerine çevirmeye mahir olup olmaması, Türkiye’nin bölgesel bir güç olup olmayacağını da önemli ölçüde belirleyecek.”

Öcalan niye tecrit ediliyor?

Aynı yazıdaki şu değerlendirmemiz de geçerliliğini koruyor: “Suriye’de muhtemel bir dönüşümün Kürtler açısından nasıl sonuçlar yaratabileceğini en iyi çözümleyebilecek ve Kürt hareketine buna göre yön verebilecek olan Öcalan’ın ise dış dünyayla irtibatı altı aydır tamamen kesilmiş durumda. Öcalan’a yönelik tecridin arkasında, devletin Suriye politikasının yattığı su götürmez bir gerçek.”

DTK’nın 14 Temmuz’da Diyarbakır’da Öcalan’a özgürlük talebiyle gerçekleştirmek istediği mitinge yönelik sert müdahaleyi de buna bağlamak gerekiyor. Burada sorulması gereken esas soru şu: Bir yıldır Öcalan için kayda değer kitlesel gösteri düzenlemeyen Kürt hareketi, neden böyle bir tarihi seçti? Bu konudaki rivayetler muhtelif. Hükümet cephesine bakılacak olursa, mitingin DTK’nın demokratik özerklik ilanının birinci yıldönümüne denk getirilmesi manidardı. Kimilerine göreyse miting, 1982’de PKK’nin öncü kadroları Kemal Pir, Ali Çiçek, Akif Yılmaz ve Hayri Durmuş’un baskılara karşı başlattığı ölüm orucunun yıldönümüne özellikle denk getirildi.

Aslında, Kürt hareketinin Öcalan’a yönelik en azından tecridin kaldırılmasını istemesinin esas nedeni, bölgesel dönüşüme dair fikirlerine ulaşmak ve buna göre yeni bir strateji belirlemek. Devletin de mâni olmak istediği şey bu. Ancak Türkiye’nin bu konuda bir hayli geç kaldığı söylenebilir. Çünkü en azından Suriye’deki Kürtler, Öcalan’ın belirlediği “Demokratik Özerklik” talebiyle, yine Öcalan’ın oluşturulmasını istediği “Halk Savunma Güçleri” aracılığıyla kalkışmasını gerçekleştirdi bile. Bu noktadan sonra Kürtlerin teorik değil, pratik mahareti süreci belirleyecek. Türkiye de ya Esad karşıtı milliyetçi-Sünnî Arap muhalefetini Kürtlere karşı kışkırtacak, ya doğrudan buraya müdahale etmeye yeltenecek veya Kürtlerin özgürleşmesine göz yumarak sırtındaki tarihsel yükü hafifletmeye çalışacak. Kürtlerin bu süreci kalıcı bir kazanıma çevirip çevirmeyeceğine dair öngörüde bulunmak yanıltıcı olur, ama her durumda Türkiye’nin başını çektiği bölgesel Kürt karşıtı ittifakın oluşturulduğu masa, kısa vadeli de olsa, Irak’tan sonra bir ayağını daha kaybedecek.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Kürt Vatandaş kitabının yazarı olan, İrfan AKTAN'ın bir devamlılık halinde kaleme aldığı makaleler Bir + Bir'in sitesinde yayınlanmaya devam ediyor. Meram sahanlığı dahilinde duyumsatmaya çalıştıklarımızın daha geniş bi'vizörden kadraja eklemesiyle ortaya çıkan tahlil v analizlerin sonuncusu olan "Kürtler İçin Hasat Zamanı" başlıklı makalesi önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. İrfan AKTAN v Bir + Bir ekibinin anlayışlarına binaen sayfalarımıza alıntılıyoruz... İyi okumalar.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Kürtler İçin Hasat Zamanı - İrfan AKTAN - Bir + Bir
"Kürt Vatandaş" Kitabı ve Çocukluğum - Serhat KORKMAZ - BiaMag
Kürtlerin ‘Haysiyet Meselesi’ ve Biz - Nuray MERT - T24
Kürt Meselesini Derinleştirmek - Vahap COŞKUN - Radikal 2
Nasıl KCK'li Oldum! - Arzu DEMİR - Emek Dünyası
'Kürdistan’ı Unutun' - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Avni Özgürel Devlet Adına Kandil'e Mesaj Götürdü - Aysel TUĞLUK - Taraf / T24
Anlamak Uzun Sürer… - Hakan TUNÇ - PolitikART
Üç Taş: Kürt Sorununda Faili Meçhullerden Tutuklamaya - Müge TUZCUOĞLU - Evrensel
İzan, İnsaf, Hayâ, Edep... - Ferhat KENTEL - Taraf / DYH
ESP: '38'den Roboskî'ye Adalet İstiyoruz - ETHA
Madımak’ta Yanmayan Kaldı Mı? - Ahmet YAVUZ - Jiyan
Sivas Ateşine Asparagas Benzini - Ali TOPUZ - Radikal
"Babamı Aramaktan Vazgeçmem" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'İşe Bak Lan! İşkencecim Demokrat Oldu!'- Balçiçek İLTER - Habertürk
Bitmez İntikamın Adı: Hopa! - Muhalefet
John NASH: ‘İyi Matematik Bilmeyen Toplumda Adalet Olmaz’ - Mehveş EVİN - Milliyet
Yargıtay, Mahkemenin ‘Cemevi İbadethanedir’ Kararını Bozdu - Sol Defter
Sürgü'de Alevilere 'Oruç' Baskısı - ETHA
Belediye Başkanı'ndan Linçci Ağzı: Aleviler Buradan Gitsin! - Turnusol
16 Yaşındaki Çocuğu Ağır Cezada Yargıladılar - Meliha GÜNDÜZ - ANF
Jop-Gaz Yemek Orucu Bozar Mı? - Özgür AMED - Ajans Amed
Yaygın Medyanın "Ağar"an Yüzü! - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Birine “Kökeni Şüpheli” Dendi Mi, Şöyle Bir İrkiliriz.. - Yetvart DANZİKYAN - Bir Orman Gibi
Meğer TİT Örgüt Değilmiş! - Funda TOSUN - Agos
Nefretin Adı: Söylem - Ulvi YAMAN - BTNet
Edebiyatın Sansür Gücü - Bülent USTA - Birgün
Sitî Ana: Kaldığım Yerden Devam Edeceğim - Meliha GÜNDÜZ - ANF
'Beni Neden Çıkardılar Ki Cezaevinden?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Sitî ŞEN - Artık Kan Akmasın - Evrensel
Kürdistan’a Eyvallah Sömürgeciliğe Yallah! - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Aşağıdan Otoriterizm - Ahmet İNSEL - Radikal 2
'Ancak Birbirimizden Nefret Edecek Kadar Dindarız!..' - Doğan AKIN - T24
Seyfo'nun Laneti - Sadık ASLAN - PolitikART
Diyarbakır’ın Son Ermeni’si, Bir Garip Anto Dayı Ölmüş Diyeler... - Hasan CEMAL - Milliyet
Beraber Büyüdük Bu Ülkede - Serkan OCAK - Radikal
Meçhul Öğrenci Postası: Esen ve Özgür Kalın - Reşit NUMAŞ - Bianet
2012 Paralı Eğitim Raporu - Kollektifler
Yüksek Öğrenim Harçları Kaldırılıyor: Piyasa Dışında Alan Yok! - Göksun YAZICI - Bir + Bir
Her Şey Olur #514 Büyük Ustalar - Cem DİNLENMİŞ - Cem DİNLENMİŞ Tumblr
Darbe Tehlikesi Tayyip Erdoğan’ı Gülen Cemaati’nin Kucağına İtti - Ferda BALANCAR - Agos
'Başarılı Olurlarsa Sıra Size De Gelecek' - Emek Dünyası
Gramsci ve BDP'li Tutsak Vekiller - Alp Ozan GÜL - Birgün
Utanmak Güzel Şey Be Kardeşim - Hasan KIYAFET - Özgür Gündem
Siyasal, Yargısal ve Teolojik Fetvalara Rağmen Cemevi Alevilerin İbadet Yeridir - Turan ESER - Muhalefet
"Söz Hakkımız Yoktu, İşkence ve Tecavüz Hakkımız Vardı, Onu Kullandık!" - Sibel Yalın YERDENİZ - Sendika.org
HDK: Sedat Selim Ay Görevinden Alınsın - ANF
İşkenceden Hüküm Giyen Polis Şefinin Terfisi - Mithat SANCAR - Açık Radyo
'Biz Yaşadık, Biz Tanığız' - Evrensel
Ali OCAK: Yalan İmparatorluğu Yıkılıyor - ETHA
Adaletin Aynası Cezaevleri! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Güldürdüğümüz Çocukların Babaları Çocuklarımıza Tecavüz Etti - Hezil ROJDA - ANF
İnci’nin İşkence Günlüğü - Hatice ÖZHAN - Giresun Cezaevi - Özgür Gündem
İşkence Mektubuna 'Halkı Paniğe Sevk Eder' Diye El Konuldu - Milliyet
Şahdamarı Kesilen Bir Ülkenin Ardamarı Da Kesilir - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan
Camide Değil, Özgürlükte Buluşalım - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Önder'le Teziç'in Türban Diyaloğu - Yüksekova Haber
BİA Medya Gözlem ve İfade Özgürlüğü Raporu- Tam Metin - Emel GÜLCAN - Bianet
Akit’ten Al Haberi! - Veli BAYRAK - Jiyan
28 Şubat Süreci Medyada Sürüyor - Mustafa Alp DAĞISTANLI - Habervesaire
1908’de Kaldırılan Sansüre Selam, Eskiye Devam! - Ali KALİK - Özgür Gündem
Kemalizm Gömleğini Çıkarmalı Mı, Çıkarır Gibi Mi Yapmalı? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
İnsansız Uçaklara Ahlaki Gerekçeler Aranıyor - New York Times / Sabah
Kommersant: Sur Belediyesi Ulusal Dil Politikasını Sarsıyor - ANF
Etnik Temizlik ve Ekonominin Türkleşmesi - Sait ÇETİNOĞLU - Başka Haber
Noam CHOMSKY: Destroying The Commons - How The Magna Carta Became a Minor Carta - Tom ENGELHARDT - OpEdNews
Avrupa Ne İstiyor? Çokkültürlülük Çıkmazını Aşmak - Slavoj ŽIŽEK - Gerçeğin Günlüğü
Greece, Breaking The Doom Loop - Robert H WADE - Le Monde Diplomatique
“Çocuklarımızın Geleceği İçin Mücadele Ettik” - Muhalefet
Bakalım Bunun Adı Ne Olacak! - Umur TALU - Habertürk
'PYD ve Barzani Arasında İktidar Çekişmesi' - Kamil ERDOĞDU - BBC Türkçe
‘Arap Baharı’, Kürt Devrimi... - Delil KARAKOÇAN - Yeni Özgür Politika
Güneybatı Kürdistan - Erdoğan ZAMUR - Ajans Amed
Askere Gidenin Yerine ‘Kiralık’ İşçi Geliyor - Sol Defter
Kürt İllerinin Selamı Var! - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Kötünün Hükümranlığı - Mesut ODMAN - soL
Çatılarda Filizlenen Düşler - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İlhan Mimaroğlu'nun Ardından... - Açık Radyo


Brian ENO Official
Brian ENO - Eno Web
Brian ENO Official via Warp Records
Brian ENO - Imaginary Landscapes Documentary By Duncan WARD & Gabriella CARDAZZO
Brian ENO - Obscure Records Archive via UbuWeb Sound
Brian ENO - Ambient Mix By Lammermuir via Mixcloud
Brian ENO: Success Ruins Artists By David MITCHELL via Salon
Brian ENO On Bizarre Instruments - The Telegraph
Brian ENO Lecture On Music And Art via Dangerous Minds

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
fight the power II - jtravism via flickr
jtravism (travis miller) flickr page

>>>>>Poemé
Usta İşi - Ece AYHAN*

1.Fakir kuş hiç unutmaz, kitapların yakıldığı yıldı

Kırk kapıdan birden devletle girdiğini gördük
Başsız bir at ve içindeki solgun süslü binicisinin

Dervişlere göre parçalanmış ölüm doğudan dönüyordur

Onun için ki acı bir suyla üçe bölünmüştür bir kent

2.Fakir kuş hiç unutmaz, ustaları ölmüş oğlan çocukları
Denizden çıkınca birbirlerinin saçlarını tararlardı

Ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım İstanbul
Yüreğini utanarak saklıyor ve çürümüş çiçek kokuyorsun

Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor.

3.Fakir kuş hiç unutmaz şu altın eytişimsel yasayı da
Tarihte nice ve nite şehzade bilmeden atını taşımıştır

İşte onların sandukalarında usta işi gazeller oyuludur.

Kaynakça: Şiir

Sunday, July 22, 2012

Deuss Ex Machina # 409 - people without mouths

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_409_--_people without mouths

16 Temmuz 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Fugenn & The White Elephants-Prays (Progressive Form)
>2<-Fugenn & The White Elephants-Snowstorm (Feat. Yuanyuan) (Progressive Form)
>3<-Seni Görmem İmkansız-Çok Mutlusun (Self Released)
>4<-Seni Görmem İmkansız-Tarçın Gezegeni (Self Released)
>5<-Üvey-Cadılar Bayramı (Music For Non-Musicians)
>6<-Üvey-(Biraz) Mesafe (Music For Non-Musicians)
>7<-Roadside.Picnic-Gelme Ölüm (Music For Non-Musicians)
>8<-Roadside.Picnic-Sahte Koro (Music For Non-Musicians)
>9<-Amon Tobin-Night Swim (Lorn Reel) (Ninja Tune)
>10<-Amon Tobin-Madam Larivee (Ninja Tune)
>11<-Troller-Peace Dream (Holodeck)
>12<-Troller-Best (Holodeck)
>13<-Beak>-Spinning Top (Invada)
>14<-Beak>-Wulfstan II (Invada)

people without mouths
(409)

sesler bağlı, seslerle bağlantılı, seslendirişlerle ilintili, sessizlikle sorunlu, sessizliğin ortasında kopanlarla münazara halli devamında bir şeyler ortaya koyabilmek için gayretli olmanın tam karşılığıdır içerisinde kalıp dört bir yana avaz avaz seslenmeye gayret ettiğimiz iş bu sathın iliştirdikleri. sesleniş kendiliğinden bir şeyleri hal koyuna koyamayacak kadar naif bulunsa da yılmadan yeniden yola koyulabilmek için gereksinim duyduğumuz, o şevki sağlayacak olan teşebbüs odağına sığınmaktayız. her durumda olup bitenlerin esastan değil kerhen önemsenenlerin ne kadar hayatlarımızı paramparça eylediğinden parçalanmışlık evresinin yanındaki vakia bütününe göz attığımızda içimizdeki ayrıştırmanın mübağalaya gerek bıraktırmayacak bir biçimde tozu dumana kattığını okuyabilmek söz konusuyken galiba elimizde kalan tek şeydir seslenmek, sesleri birbirine lehimleyebilmek. seslenişlerle kelamın bunca kıtlaştırılmış, çölde vaha imgesine büründürüldüğü bi'zaman diliminde illa billa hasbıhal edebilmek. duyumsanmaktansa kaf dağının ardına, empatisinin tam v zamanında yapılmasındansa iş işten geçtikten sonra adet yerini bulsun kabilinden bir savuşturmayla yüzyüze bıraktırılıyorsa bu cenahın dertlerinden dem vurabilmek adına hala önem(senme)li bir seçenektir ses etmek.

sesini muhafaza etmek. yalın v durağan bir betimlemeden ziyade her anında başka bir sıkıntının iliştirildiği, nefes almanın bile olanaksız kılındığı, eylemselliğin, düşünselliğin v daha fazlasının hep bir ket vurucu, dur! yolcu imgesinde bir duvarla çevrelendiği, adım atmanın değil olduğumuz yere kalakalmanın mümkünatının yollarının arşınlatıldığı bir zaman mevhumunda, içeriğin önemi, seslenişin gerekliliği bir sefer daha ortaya çıkacaktır. bir sefer daha ortaya çıkmaktadır kolaya kaçılmış olan lafazanlıkların, veçhelerin v daha fazlasının ancak v ancak biat etmeyi, ses çıkartmamayı susup pusup bir başımıza kalmaktan ayrısı veyahutta başkasına yol vermediği şüphe taşımaz bir gerçeklik haline bürünmektedir. kelimelerle oynamanın yanında, hayatın şimdiki sahibi oldukları yanılsamasına kendilerini fazlaca kaptıran 'muktedir'-'iktidar' dilinin yapageldiklerinin sunduklarının toplamı bütün bu mevhumu anlaşılır kılacaktır. anlamlandıracaktır. bir zaman akışı dahilinde seslendirilen, sunumlandırılan ama gelgelim kazın ayağı hiç öyle olmasa da daima bir ayrıştırıcı, elekten geçirtme, eleme şıkkının diri tutulduğu bir deney sahasının tescilli mümessili olanıdır burada kast etmek istediğimiz. ucundan kıyısından değindiğimiz. sözünü sakınmak bir yana söylemediğini kenara koymadan kırıp döken, lince teşvik, dile ket, düşünceye zulmü, kolluk kuvvetinin şiddetiyle merhem eyleyebileceğini ancak böylesi bir tevatürle, eylem bütünlüğüyle sıkıntıları giderebileceğini veya hemen hiç duyurulmayacağını hala varsayan bir otokrasinin cümle yasaklamalarının, cümle eylemlerinin, hareketlerinin ne menem bir teşebbüs bütününden ibaret olduğunu yinelemektir; seslenmek. ses etmek.

her fırsatı bir suskunlaştırma operasyonun herhangi bir adımı olarak değerlendiren bu minvalde eğrelti durmasının ta fizandan belirgin olduğu bakışımlara sahip çıkılarak oluşturulan söylem bütününün gerçekte nasıl da hızlı bir biçimde suskunlar korosunun; yeni üyelikleri için bir seçme olduğunu yinelenmektedir. dört bir baştan dört bir yandan. her pundu bulunduğunda yinelenmekte olan x-y-z sorunlarının daimiliğini başka anlamlı sözcüklerle derleyip toparlamak, sonuca ulaştırmak değil tam aksine havanda su dövmenin bir şekilde sürdürülebilirliğini sağlamaktır. her yanda veryansın edilse de, n'oluyoruz sorusu v sorgusu yinelenmeye her şart v koşulda devam edilse de bilinen hikayenin tekrar edilmesinden ötesi değildir ulaştırıldığımız. sorunların kendiliğinden eşik atlatıcı bir biçimde çözümlenebilirliğine olan biatın, varsaymanın beraberinde bütün bireyler için yani onlar pek kabul etmeseler de, dış kapının mandalı belleseler, hakir görseler de, örselemeye, can yakmaya, acıtmaya devam etmek için tutturdukları inatçı yolların toplamında görünürlüğünü hep daim olandır. bırakılandır. bir yanı hidroelektrik santralleri için yerinin, yurdunun dahası kendisinin değil sonrasının yaşam sahasının ne kadar yıkıntı v tahrifata maruz kalacağını, dert edinen bu anlamda her fırsatı sadece bir köyün, bir yerleşkenin değil doğanın ta kendisinin, tüm yaşanmışlıkların da izlerini silmek konusunda elini korkak alıştırmayacak bir makineler ordusunun tacizinden korumaya çalışanlara reva görülen köylülere uygulananlarda irdeleyebilmek söz konusudur.

o kadar uzağa gitmezseniz daha yakınlarımızda şehircilik nam tektipleştirilmiş yapıların hangi kıstaslara göre dere yataklarının dibine insanlığın bittiği 'sıfır' noktalarına bina edildiğini sonrasında da ya tüh, kem küm bir kaç küçük tefek hesap hatası neticesinde güzel ölümler! yollu seslendirmeler, beylik laflarla sorumluların ipe gönderileceğinin seslendirilişi gelgelelim sonuçta sıfıra sıfır elde var sıfır kısmının koskocaman bir hakikat olarak akıllara mıhlanacağı toki kıyamlarında görebilmek de söz konusudur. ergene nehrinin başına getirilmek istenen esas sonucun çöplük haline dönüştürülmesinden dem vurulduğu bi'hamleler bütününe karşı durmaya çabalayanlara en azından ne olup bittiğini duyumsatmaya çalışanlara uygun bulunan davranışların kendisinden de örnekleyebilmek bi'tabii ki. elzem olan suskunlaşıp olanı biteni trene bakar gibi kayıtsız bir biçimde seyreylemek yerine yurduna sahip çıkmanın gerekliliğinin illa billa bir çıkar neticesinde olmayacağının hala dank etmemesidir aynalanan. doğa kıyımının yanında insanın kendisine uygun görülüp dakika sekmeksizin uygulanan bir kaç örneği daha ilave edebilmek mümkündür. bu sathın derdinin tasasının değil de başkaca şeylerin konuşulması harici, ötesinde hemen hiçbir şeyin atfedilmediği, önemsenmediği bir gayya kuyusunda perdelemenin bunca yoğunluğuna karşın, sansürün bunca kendini alenileştirmesine karşın hala vakıf olduklarımızdan söz açılasıdır! söz edilesidir.

yıllar yılıdır bir başlarına yakınlarının başlarına getirilmiş olanların hesabını, ellerinden alınanların, çalınanların, karanlığa hapsedilenlerin, akıbetleri belli bile olmayanların anılarını diri tutmak ne oldu!, ne oldu da insanlar ortadan kayboldu, nasıl oldu da yer yarıldı, kayıtlar silindi, isimler unutulmaya yüz tutturuldu, herşeyin üzeri örtüldü, örtüldü de bunca insan kaybedildi diye sormaya devam eden elleri öpülesi cumartesi annelerine reva görülenlerden başlayabiliriz pekala!. 20 yıl önce kaybedilen babalarının hesabını, yasını, acılarını görünür kıldırmaya çalışan gülünay ailesinin fertlerine gösterilen başka bir kelimeye hiç gereksinim duyurulmayacak mezalimin hangi mazur gerekçesi olabilir. hangi sığınılası kelam v söz erimi böylesi bir zulmü gerekli kılabilir. kıldırabilir. gelgelelim amed'in bir yanında bir hafta önce, döv-let elleriyle sergilenenler bu şefaatin nasıl meymenetsiz bir toparlamadan ibaret, ibret vesikası olduğunu yinelemekteyken, ikrar edilesidir. zülüm ile abad olunmaz bir hakikatse iki dem bir çekirdek söylenceye dahil edilerek ha'bire yineleniyorsa bu uygulamalar neyin nesidir. nasıl okunmalıdır. neye karşılık gelmektedir. sonumuz nicedir. içişleri bakanbey zatlarının dillerinden dökülüveren hınçsever, linçöver, turnusol olmanın yanında ciddi ciddi bir zımpara kağıdı estetiğinde faşizmi normalleştirme söyleminin paralelinde benim dediğim olur, kolluğumun yaptıkları normaldir, bütün ötekisi yalancı, provokatör, ayrımcı, ırkçı, şuncu v buncu diye kestirilip atılıveren, müdafaya bile izin verilmeyen bir ülkede ses vermenin gerekliliği son kez değil ama bir kez daha yinelenesidir. yinelenmelidir.

korkuları diri tutarak, her defasında bu sahada değinmeye uğraş verdiklerimiz aysberg denilenin sadece küçücük bir kısmı olmaya devam ederken bizler istediğimiz kadar muasırlaşma türküsü ile avutulmaya, kandırılmaya devam edelim aynanın öte yakasında bu sınırların öte tarafında görülen resim hiç de sanıldığı gibi mazur görülesi, ya da alıştıkları şekliyle alkışlanıp, onore edilesi bir demokrasinin yaşatıldığı bir diyar olmadığımızı yinelemektedir. bunlara erebiliyor, görüyor musunuz. sözümona rafine edilmiş bir dilin, sterilize edilmiş söylenceliğin, her durum v olay karşısında takınılan bol alacalı bir o kadar da hesaplı kitaplı hamlelerin, pozisyon almaların hak tanzimi bir yana uğraş didiş, güç bela elde edilmiş olanlarına da rahmet okutturan, özgürlük ediminin handiyse bile isteye boşa çıkartıldığı, kadükleştirildiği vehamet vesikaları bizleri dosdoğru bir biçimde e.m. cioran'ın çürüme olarak tasvir ettiği alana yönlendirmektedir. göstermeye gayret ettiği o ham kokuşmuşluğun ambalajı sürekli değişse de aslında varlığı mütemadiyen korunan, onanan, onarılan biçimi v kapsamı güncellenen bir damıtım olduğunu yinelemektedir. tahayyül edilenler ile rastlantısal bir karşılaşma ya da reaksiyonun değil her gününe apayrı bir tahakküm seceresinin bina edildiği, dönüp dolaşılıp yeniden gündemin tortusuna eklendiği bir 'zaman diliminde" tüm yapılıp edilenlerin nasıl bir mesnetsizlik şahikası, atfedilip durulan üstünden söz döndürülüp durulan ucube olduğunu yineletecek çürüme.

kolaya kaçıp yeni yollar tanzim ediyoruz, işimiz gücümüz de didinip, uğraşıp duruyoruz görünümünün hemen yanı başında hangi bit yeniklerinin muştulandığını, imalına girişildiğini, gidişat vahim sonumuz fecaat söylem v uyarılarının basbayağı kulak arkası edildiği iş bu "fasit" sarmal içinde peyderpey yaşatılıp, reva görülenler çürüme nam edimin, biçemin nasıl geçerliliğini korumakta olduğunu bilince işlemektedir. görmek için çabalayana sunmaktadır. çürümenin bir evresinden diğerine geçip giderken nasıl da fark ettirilmeden basamakların aşıldığını dimağa belletmektedir usur usul, azar azar. bir em vurgusunda değil, yaraya merhem soruna çözüm manasında değil, kapanmayan dosya yığınları hiçbir zaman tam manasıyla başlatılmayan adalet tecellisindeki ertelemelere karşı değil, bildiğimiz tüm mana v okumalarıyla zamane tahakkümünün devamlılığı mevzu bahis ise ötesi teferruattır çıkarsamasının en birincil payandalarındandır çürüme. onun tamamlayıcısı olarak nakledip, özetleyebileceğimizdir çürüme. has demokrasinin, özgürlük parelerinin, oraya buraya çokça satılan medeni olma halinin, hallerinin toplamda gel gelelim bu satıhda nasıl da işlevsizleştirildiğinin aynalanabilirliğine müsade edendir çürüme. bir kelimeden binlerce gıybet türetilebilen, varlığı takdis edilen, onanıp bas bas bağrınılan söylemlerin her ne hikmet ise atfedilen pembe tablonun yakınlarında bile bulunmadığımızı henüz o kadar ümitvar olamadığımızı yineletecek olandır cioran'ın çürümesi.

ümidin lime lime edilmesinin, ümitli kalma halininn hakir görülesi bir mesel kıvamına indirgenmesini, dünümüz geçmişimiz acılarla, sınayışlarla bezeli tıka basa dopdoluyken şimdimizin daha ehven, daha yeğlenesi olduğundan dem vurulabilmesinin mübalağasız yaralayıcılığını, hak tanzimi yerine baskının bambaşka evresinin, eserinin sergilenebilirliğini işaret edendir cioran'ın çürümesi.cioran'dan yola çıkılarak düz ayak meram olarak tasnif eylenebilecek çürüme. çürümeye devam ettikçe ne bu isli v lanetli cehennemin sunageldiklerinin ne bu hale bunca çarçabuk konulan mesnetsizliklerin bu kadar çabuk ivme kazandırılabilen özgürlüğü kısıtlayışların çekincesiz tek bir hamlede uygulanabildiğini idrak etmek söz konusu olmayacaktır. bağışıklık kazanılan işte bu deneklikte edinilen her tecrübe günümüzün değil aynı zamanda yarınlarımızın da ipotek altına alındığını vurgulamaktayken, başa gelenleri apaçık ilan ederken tepkisiz, tepkimesiz biçar kalınmasının başkaca anlamlı bir mümkün olabilir mi? her defasında aynı anlam v bağlam yığınından, benzeş v naçar söz yumaklarından, ilkesiz v cahilce ama mutlak v kör bir inatçılıkla savunulagelen, sınatılan kör dayatmalara kadar uzatılıp çeşitlendirilebilecek bir meram sahasının daraltımı hasıl oldurulacaktır.

kekremsi, tekrara kaçtıkça şirazesi şaşan, hiddeti artan, öfkesini neye kanalize edip, kimlere yükleyeceğini bilmeyen bir muktedirlik sisteminin nasıl fikirleri, insanları öğüttüğünü irdeleyebilmek için kafanızı az biraz kaldırıp etrafınıza bakmanız kafi gelecektir. haddizatında günceyi donatan birbirini tamamlayan resmi belirginleştiren her iddiayı olağandışı varsayan, bunu belletmeye çaba sarf eden bu sistemin daha düz bir okuması, daha özet bir çıkarsaması bu satırları yazmaya namzet olanın ufak tefek usu, dimağına gelmemekte, yetmemektedir. konunun, konumlandırmaların, yapıların, uygulamaların edilgen, pasifize bir sonuç-getiri çizgisinden tahakküm v dayatımın amanvermez baskıcılığının da kolaya kaçılmasını söz konusu eden bağışıklığına ulaşan, her hamlesinde bu dayatımı daha rahat bir biçimde sunmaya kanilik, inanmışlık, başımızdaki dertlerin niceliğini bir o kadar çokluğunu idrak ettirecektir. her yerde v koşulda durmaksızın öne sürülen milli birlik beraberlik diskuru, toplumsal teammüller, millet iradesi vb. tanımlandırmalarla asıl olan bitenlerin üzerinin kapatılması, perdelenmesi söz konusu edilir. peyderpey yapıp, edilen hamlelerin toparlaması car car, avaz avaz otorkasinin, baskıcılığın romanesk bir kurgudan çok basbayağı enine boyuna incelenip, ince elenip sık dokunan bir hakikat sonucuna evirmektedir. anlamlandırılması gereken söylenenlerin masal değil, acı birer tecrübe olmasıdır.

çürümenin evreleri geliştirildikçe her aşılan eşik, her geçilen aşama yine yeniden sözcüklerin dünyasında en karanlık, en çekinilesi, en dertlenilesi hadiseleri meydana çıkartmaktadır. aynalamaktadır. ne vardığımızı sandığımız muasırlık böyle bir şeydir, ne iki arada bir derede sıkıştırılıp durulan kardeşlik, medeniyetler beşiği tanımı böylesi bir hazin vesikadır kaybettirmeye doyulmayan, durmaksızın yeknesak makamdan yerleştirilmeye nail olunan hınç olgusunun kimden ya da hangi edimden, olaydan sonra öfke patlamasının bu katarda sürekli güncellenebilmesidir iş bu çürümeyi görünür kılan. elle tutulur adleden. nefretin insana dair tüm olumlamaları tarumar ettiği, düşünselliği lime lime parçaladığı, tahayyül v beklentileri derdest ettiği, her çıkarsamayı sonu gelmez ya sınayış ya mahpuslukla yılmaksızın, yinelemekten gocunmaksızın tecrübe ettirdiği bir yurtta çürüme olağandışılığın, normalleştirilmesi evresinde bir adımlamadır, bir basamak. dönüp dolaşıp varıp ulaştığımız yegane yer bu kapkaranlık labrient düzeneğinin bizahati kendisidir. sorgulamayı bilene, diyecek sözü bulunup müdahil olana, âma kalmayıp görüyorum, lâl kalmayıp biliyorum diyene diyebilenlere. baskın olan, görünürlüğü çoğaltılan içimizdeki ötekiler vurgusuna, neresi müsait olursa oradan sahip çıkılıp, tünenip yeni vehametlerin altına dakika sektirmeksizin imza atılmasıdır.

muktedirliğin dününü v bugününü yanyana getirdiğimizde abes kaçmayacak bir biçim v sonuç olarak sapasağlam hayattaki, hayat akışındaki yerini koruyan yegane şeylerden birisi de budur. bu eğilim, çabalanımlar kisvesi altında yaftalamaların daimiliğidir. bir süreklilik halinde, zincirleme bir biçimde birbirlerini tetikleyen, duyumsatan, gösteren az biraz değil basbayağı bu durum toplamıdır. toplamında ulaşılan edimdir. güncellik sınırlarında demediğini bırakmayanların, kendileri hariç herkesin ipliğini pazara çıkartma konusundaki müteşebbislik sevdasının daimiliği bu çürüme olarak tahayyül ettiklerimizi pekiştiren, bütünleştiren bir odağı meydana çıkartacaktır. hak olanı bertaraf etmek, aşabilmek yahutta onulmaz, onarılmaz bir biçimde kullanılamaz hale dönüştürmek, indirgetmek hep bu birbirinin turnusolü olan, onu biteviye tekrar eden algının getirdiği vehameti açık etmektedir. iyi polis, kötü polislerle bir yana cız, dokunursan yanarsın öteki yanı hakarete siyasette gerek yok, korkmayın, çekinmeyin diyen zevatın biraradalığıdır. yanyanalığıdır. kesif kokuların yayıldığı, müdafanın yargılanabildiği, her kürdüm diyenin ötekileştirilebildiği, padişah fermanını halt ettirircesine binlerce sayfada hep aynı şeylerin dökümlendiği, kayıt altına alındığı suçlama kisvesi, çabasının neyi nelerle buluşturduğuna şahit olduğumuz bir adalet trajedisinin güncellikteki konumlandırılmasıdır açık edilenler.

resim, vesika acılardan mürekkep bir toplamı karşımıza dikerken modernleşen, demokratik hak v edimlere, getirilere sonuna kadar sahip çıkılan bir sahanlığın henüz buralarda çok da geçerli bir önerme olmadığı yinelenmektedir. bunca mavi ekran birliğinde, birlikteliğinde yılmaksızın, teklemeksizin ikrar edilesidir. suç mesnetinin parasız eğitimden, doğasını katledecek olan kurumlara karşı ses çıkartmaya, mani olmaya çabalanmaya, hayatını prangalarla donatacak olan tüm baskılara karşı çıkmaktan henüz ne olduğunu nasıl olduğunu muktedir katındakilerin dahil aslında bir türlü kestirilemediği ama halen süren "siyasal soykırıma", bu v bunca canhıraş gümbürtüye kadar birbirleriyle iç içe geçmiş, katmerlenmiş acı tecrübelere ulaşılan iş bu düzenekte yaşanmışlıkta irdelemek, fark etmek olasıdır. çürüyoruz vahim olanı bilmemize karşın taşın altına elimizi koymayı hala düşünmeye devam ederken çoğunluğumuz bu sistemin çarklarında çürüyüp gidiyoruz. çürüyoruz her dem bahis açtıkları bir biçimde pasifize olup, sesimizi ancak taksim ile tünel arası görünüp bir şeylerin yolunda gitmediğini ikrar ettiğimizde, yinelediğimizde görevimizi tamamladığımızı, sıramızı savdığımızı varsayıyoruz. çürüyoruz, otuz yılı aşkın bir sorumsuzluk, gözü kapalı linç etme diskurunun, başka nasıl tanımlanacaksa savaşın bizahati kendisinin halen yürürlükte olmasına karşın, barışın adının bir türlü anılmamasına, yeterince güçlü bir sesle yeter artık! diyemediğimiz müddetçe bu gayya kuyusundaki gri günlerden çıkışımızın olmayacağını yinelemek istiyoruz. yine yeni yeniden otuz dört canın alınmasına mani olmak adına hiçbir çabanın, tedbirin alınmadığının, alışılageldik terörist onlar yalanlarının yinelenebilmesine karşın onlar insandı, düpedüz sizler gibi insan(lar)dılar sonuç v çıkarsamasına mesafeli kalınıyor olunması bile çürümenin aslen ne evrede hangi boyutta içimize işletildiğini özetleyecektir. farkına erebiliyor musunuz? bunca kolay bir biçimde halkın bombalanmasının zulmün üzerini böylesine laletayin bir dille kapatma gayretkeşliğinin öğrettiği hiç mi bir şey yoktur? hala mı uzak bir ihtimal, vahim bir tecelli, öylesine bir alınyazısıdır, ahmetin mi mehmetin mi olduğunun bilinmemesidir. yoksa hedef gözeterek katlediş midir? nedir boyuna kestirilip muktedirin beyleri, ağalarınca unutturulacak. çark, zaman, süreç, günler akıyor, deviniyor, yitiyor... uyanmaya kaç var? çürüyoruz!...

>>>>>Bildirgeç
Vahşet Uygulamaları Dili Kısır Bırakmakta... - Velat DEMİR - Özgür Gündem*

Tarihin de bir ruhu var Hegel’in dediği gibi. İnsanoğlu tarihsel belleğini zorladığı zaman yaşanmış trajik ve acı olayları hatırlayarak, hatırlatarak bir daha yaşanmaması ve insanlık adına utanç olan bu yükünden kurtulma refleksini göstermek zorundadır.

Bu çaba ve isteğin hangi kuşağa ve zamana nasip olacağı tahmin edilmez belki ama bununla yüzleşmek durumundadır.

İçinde bulunduğumuz süreç her süreçten daha hassas ve bir o kadar can yakıcı ve sıcak geçiyor. Bu on yıllık süreci geride bırakmamıza az bir zaman kala içinde yaşadığımız durum tıpkı diğer yıllarda olduğu gibi.

Türkiye’de siyasal ve sosyal sorun olan Kürt sorunundan darbe süreçlerine, son otuz yıldır devam etmekte olan düşük yoğunluklu savaşın yarattığı hak ihlallerinden Ermeni meselesine, çatışma ve sistematik hak ihlallerinin pek çok çeşidini yaşamış ve halen hız kesmeden devam etmekte olan siyasi tutuklamalar. Anlaşılan o ki geçmişten yapılan yanlışlardan ders çıkarmayan ve kendisine verilen ödevlere iyi çalışmayan yamalı bohça gibi hep geçiştirilmeye çalışılan bir ülkedeyiz.

Türkiye’nin son 35 yıllık geçmişinde askeri diktatörlük dönemlerinin, yaygın iç çatışma ve kitlesel kıyımların, zorunlu göç politikalarının, mülkiyet hakkı ihlallerinin, zorla kaybetmelerin, yaşam hakkı ihlallerinin, faili meçhul ölümlerin, işkence uygulamaları gibi ihlallerin ardarda ve iç içe geçmesi sorunlu geçmişlerden, ihlallerden ve travmalardan oluşan bir tabakalaşmaya neden olmuştur. Bu nedenle, kendine has tarihsel geçmişi bulunmaktadır...

Türkiye’nin geçiş yaptığı 1950 yılındaki demokratik seçimlerle çok partili dönemden sonra, demokratik iktidarların başa gelişi ile birlikte on yıla yakın zaman içerisinde maruz kaldığı askeri müdahalelerin sonucunda birçok kez kesintiye uğratılmıştır. Başta 27 Mayıs 1960’da olmak üzere; 12 Mart 1971’de, 12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de birbirini izleyen askeri müdahaleler ve birçok müdahale girişimi yaşanmıştır.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasında iki temel kurucu unsurdan biri olan Kürt halkına ve birlikte yaşayan bütün halklara yönelik çeşitli siyasi ve kültürel yasaklamalar konulmuş, sistematik bir asimilasyon politikası uygulanmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra özellikle Kürt kimliği reddedilmiş, Kürtçe isimli birçok yerleşim birimi ve coğrafyanın ismi değiştirilmiş, Kürtçe isimlerin yerini Türkçe isimler almıştır. Kürt kimliğine yönelik özellikle, 12 Eylül Darbesi sonrasında artmış; açık yerlerde Kürtçe konuşulması sıkı bir şekilde yasaklanmış ve cezalandırılmıştır. 20 yıldan uzun süredir devam eden ve 1990’larda büyük yoğunluk kazanan yoğun silahlı çatışma süreci sırasında on binlerce kişi hayatını kaybetmiştir. 1987 yılında Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgelerde temel hak ve özgürlükler askıya alınarak Avrupa standartlarına aykırı bir şekilde uygulamaya konulan olağanüstü hal ilan edilmiştir. 2002 yılına kadar devam eden OHAL uygulamaları sırasında binlerce yerleşim yeri güvenlik kuvvetleri tarafından tahrip edilerek boşaltılmıştır.

Ve, bu kişiler kendi iradeleri dışında yaşam alanlarını ve tüm mal varlıklarını terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu dönemde yaşam hakkı ihlalleri, işkence uygulamaları da artarak devam etmiştir. Faili meçhul ölümler ve zorla kaybetmeler Türkiye’de sıkça yaşanmış olup, yaşam hakkının ihlal edilmemesine yönelik pozitif yükümlülük ihlal edildiği gibi ihlal halinde etkin soruşturma da yapılmamış, mağdurların adalet arayışı iç hukukta çözümsüz kalmış, mağdurların seslerini duyurmasına, acılarının paylaşılmasına, adalet arayışlarına engel olunmuştur. Hakikatin ve ihlallerin ortaya çıkartılması ifade özgürlüğünün engellenmesi, basın yasakları, fiili korkutmalar ve işletilemeyen yargı süreçleriyle engellenmiştir.

İç hukuk yollarının çözümsüzlüğü nedeni ile mağdurlar tarafından uluslararası hukuk yollarına başvurulmuştur.

Yaşadığımız topraklarda yaşadığımız acılar karşısında ne söylenebilecek bir söz var ne bir teselli yolu... Doğal olan, takdiri ilahiden gelen acılar teselli edilebilir, oysa 90’larda doğuda ve batı illerinde yaşananlar bu kategoriye girmiyor, onlar teselli edilebilecek acılar, telafi edilebilecek yaralar değil... Dili kısır bırakan bir vahşet bu uygulamalar... Bundandır karşısında hissettiğimiz çaresizlik, bir şeyler söylemek istediğimizde söyleyebileceğimiz hiçbir şeyin olmamasından kaynaklanan bir çaresizlik. Ancak kendi hislerimizin ifadesi Ceylan ve Uğur’un bakışlarında anlatılanlar bizlere çok şeyi kavratıyor.

Dünya değişiyor, halk değişiyor. Diktatörlükle yönetilmiş uluslar kendilerini hiçe sayan bu zihniyetlere karşı geçmişleri ile kıran kırana bir hesaplaşma içindeler. Çünkü insanlık artık ilkel intikam ve şiddete dayalı geçmişin ağır “günahlarından” arınmak istiyor. Bu gerçeklikten yola çıkarak özlemini duyduğumuz barış, adalet ve özgürlüğün gerçekleşmesinde büyük olan inancımız kazanacaktır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Velat DEMİR'in kaleme aldığı Vahşet Uygulamaları Dili Kısır Bırakmakta... başlıklı makale hem bu meram sahasında iliştirdiğimiz, denkleştirmeye çalıştıklarımızın tamamlayıcısı hem de sözün ilerisinde nelerin iliştirilebileceğinin önemli örneklerindendir. İşittiğimizi, gördüğümüzü, yaygınlaştırmak her doğru diye tasnif edilenin yamacındakileri düzgün bir biçimde sorgulayabilmek için gereksinim duyduğumuz yegane şey aklımız... Velat DEMİR v Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Vahşet Uygulamaları Dili Kısır Bırakmakta... - Velat DEMİR - Özgür Gündem
[Türkiye'nin Ruhu] - Futuristika.org
Cumartesi Anneleri'ne Yine Gözaltı - Rana ENÇOL - BiaMag
Türk Hukuku, Muhalefet Hukuku, Kürt Hukuku - Ali TOPUZ - Utay
“24 Temmuz 2012 Tarihli 15. Duruşmada Bizleri Yalnız Bırakmayınız” - Kurt Ailesi - Baran Tursun İnsani Yardım Vakfı
Neden 14 Temmuz? Neden HAS Parti? Neden Leyla Zana? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Diyarbakır'da Aslında Neler Oldu? - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Ertuğrul KÜRKÇÜ Resmi Sitesi
Diyarbakır Amed Midir? - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Diyarbakır Mitinginde Çıkan Olaylara Aydın Tepkisi: İçişleri Bakanı İstifa! - T24
Öfkenin Gücü: Sistem Yıkılırken Şimdi ve Sonrası… - Hakan TUNÇ - Korsan Dergi
Uludere'de 'Kritik' Belgeler Saklandı - Tarık IŞIK - Radikal
Barış, Ramazan ve Öcalan - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Alınak: F Tiplerinde Binler Var, Mutlu Olmak Ne Mümkün - Ekin KARACA - Bianet
Adalet ve Demokrasi Süresiz İzinde! - Yüksel GENÇ - Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevi - Özgür Gündem
KCK Davasında İsim Benzerliği Skandalı - soL
‘Kontra Yalanlar’la Yönetim! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Kafama Su Dök Özdal Abê! - Özgür AMED - Ajans Amed
'Katliamın Alt Yapısı Hazırlanıyor' - Yüksekova Haber
Turkey’s Human Rights Hypocrisy - Taner AKÇAM - New York Times
Lise Öğrencisine ‘Facebook’ Tutuklaması - Meliha GÜNDÜZ - ANF
Melek - Mehveş EVİN - Milliyet
Böyle Acı Çok Mu Yabancı? - Umur TALU - Habertürk
Cafer SOLGUN: AKP, Kutuplaşmayı Derinleştiriyor - Neşe DÜZEL - Taraf / DYH
Türkiye Kendini Toma Mı Sanıyor? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Mehmet Tarhan: Devlet Vicdani Retçinin Burnundan Nasıl Getiririz, Diye Düşünüyor!.. - Hülya KARABAĞLI - T24
Dur-duralım! - Aktüel Gündem - Sendika.org
Bir Kayıp Hikayesi: Abdulgani Dağ - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Atanmış Vali ve Amed Halkı Vekilleri İle - İshak KARATAŞ - Jiyan
'Geçen Yıl Roboski'de' Filminin 'Vicdan'daki Yeri - İbrahim AÇIKYER - ANF
Yeni Terörist Kriteri: Uludere'yi Sorgulamak - Ezgi BAŞARAN - Radikal
İdris Naim Şahin ve PKK - Hilâl KAPLAN - Yeni Şafak
İdris Naim Şahin BDP'li Vekillere Hakaret Etti - Emek Dünyası
Yenildiniz Çünkü… - Yusuf KARATAŞ - Evrensel
Fuzulî Peşrevi – Manic Street Makamı - Yücel GÖKTÜRK - Birdirbir
Taşları Bağlarsan İtler Bağırır - Orhan ALKAYA - T24
Siz “Barış”tan N’anlarsınız Bayım? - Ceren CANDEMİR - Jiyan
'Ceylanı 40 mm Bomba Atar Öldürdü' - Yüksekova Haber
"Hapishane"den "Cezaevi"ne Türkiye'de Değişen Mahpusluk - Mustafa EREN - BiaMag
Tahir Canan'ın Tahliye Talebine Ret! - soL
Türkiye’de Demokrasi Demagojisi - Nuri YEŞİL - Elbistan E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Başbakanın (Serkowezîr) Sözü Söz (Gotin, Peyv) Olmalı!.. - Ahmet NESİN - Ahmet Nesin Blog
Erdoğan vs. The Kurds - Aliza MARCUS - The National Interest
Üçüncü Yol : Kürt Baharı - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Tasada ve Kıvançta Bir! - Umur TALU - Habertürk
Adaletin İçinde Bir Zalim Oturur! - Ali TOPUZ - Radikal
Çığlık Kuşu ve Raspa Ustaları - İrfan SARI - Yüksekova Haber
"Sevil'e Özgürlük" için İmza Kampanyası - Bianet
Kürtlere ve Ermenilere Dair - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Mor Gabriel'in Dava Bilmecesi - Özge MUMCU - T24
Sivas (Sepasdia) Ermenileri ve Dostları Derneği Üyeleri, Sivas’ta Yaşayan Ermeniler ile Birlikte Ermeni Mezarlığını Ziyaret Ederek Dua Etti ve Mezarlara Mum Yaktı - Faktör 301
Kent Cinayetleri - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Destroying İstanbul - Andrew FINKEL - New York Times
The Turkish Paradox - Mehdi HASAN - Al Jazeera English Edition
Rutin Şaibemiz; KPSS - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
AKP'nin "Eğitim Reformu" Neyi Hedefliyor? - Ahmet İNSEL - Açık Radyo
AKP Tarzı Reform - Engin ERKİNER - ANF
Olmaz Olmaz Deme, Olmaz Olmaz!!! - Okan AYDIN - Fasitdaire
Siyaset Kapanında Müzik Festivali - Zülâl KALKANDELEN - Zülâl Müzik
İnadına Efes Pilsen One Love Festival! - Gökhan YENİLEYEN - Muzikale
bizim bedenimiz onların siyaseti - Ayşe DÜZKAN - Sendika.org
Yitirilen Umutların Yolu: Göç - Halime KURT - PolitikART
“Radyoya Erîvanê Beşê Kurdî” - Şamîran HERÊM - Amed News
Anonymous ÖSYM'nin Internet Sitesini Hackledi - Emre ÇETİNKAYA - Teknokulis
Redhack-Anonymous El Ele Verdi, ÖSYM'yi Çökertti - T24
İnternet'in Doğası - Serkan BÜYÜKÇAĞLAR - Sui Generis Net
“Gri Bölge”de Renk Körlüğü: Hacktivizm, Beyaz Bereliler, Basın Özgürlüğü ve Bilgi Hakkı - Özgür UÇKAN - Göçebe Bilgi
Renk Körlerinin Arasında ‘Gri Bölge’de Kalmak - Ahmet A. SABANCI - Jiyan
Hedef Gösterilen Uçkan: Çalışmalarımın Arkasındayım - Yurt Gazetesi
Red Hack Elindeki Tüm Belgeleri Sansürsüz Açıklıyor - Emek Dünyası
Bir Provokatör Olarak İlhan Mimaroğlu Ağıtı - Hadi ULUENGİN - Taraf
Kayıp Kanın Peşinde - Elif SONZAMANCI - Yeni Özgür Politika


Fugenn & The White Elephants Official via MySpace
Fugenn & The White Elephants Official Informative via Progressive Form
Fugenn & The White Elephants - Pray Album Critic By iloveapstylebutapstyledoesnotloveme via UMR
Seni Görmem İmkansız Official via Facebook
Seni Görmem İmkansız Official via Twitter
Seni Görmem İmkansız Vincent Moon Kadrajında! - Berk SAYAN - Hafif Müzik
Üvey Official via Facebook 
Üvey - Vavelya Informative via Hiphoplife.com.tr
Üvey - Vavelya Official Download Link
Roadside.Picnic Official via Facebook
Roadside.Picnic - Rigor Mortis Official Download Page
Roadside.Picnic - Rigor Mortis Üzerine - dRWarp - Deuss Ex Machina
Amon Tobin Official
Amon Tobin / ISAM Live At Manchester
Amon Tobin - Boxset Review By Christian COTTINGHAM via Drowned In Sound
Troller via Auxiliary Out
Troller At SXSW 2012 via Mondo Nation
Troller / S/T Critic By Luke CARRELL via Impose Magazine
Beak> Official
Beak> Official via Tumblr
Beak> - Beak>> Album Critic By Art LEVY via PrefixMag

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Trafaret Stensil... via Gdefon.ru
Gdefon.ru Web Site

>>>>>Poemé
Şairler Bütün Cinayetlere Tanıktır! - Cenk KOYUNCU*

Söze başlamanın eşiğinde kuruyan düşler yeşerirken
çıban gibi büyürken hayatın dar ağacı; cinayetlerin
kabaran ölümleriyle dallanırken kayıp listesinde çizik-
çizik aşklar için yargılanmış sözcüklerle dolu kafam!..

Odama sıkılan mermiydi gece...Bilmediğim iki hece
gece: Arananlardanım! Bir suçluyu andırıyorum
şakağının ardında saklananı vurmak isteyenlerden
biriyim; kimin kaatiliyim? Bunu soruyorum size?

Son hamle bana düştü bu Rus ruletinde, ardımda kan
yangınları; hayatıma girmiş tüm yaşamların gözyaşları
yeşertmez bendeki kısır ömrün canını, can ki unutkan:
yaralı ve acı çekiyor aynaya bakarken at'ar damarı!

Şairin tanığı olmaz; şairler bütün cinayetlere tanıktır!
Sözcük: Kendi ölümlerini işleyenlerin; yaşamın ucunda
ömrü ateşleyip, ardından yürüdükleri yolların sonunda
en derin kuytuya attığı ve hayatta ele geçmez kanıttır...

-Şairin tanığı olmaz! Şairler bütün cinayetlere tanıktır!

Kaynakça: Şiir

Sunday, July 15, 2012

Deuss Ex Machina # 408 - ...a fydd rydym goroesi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_408_--_ ...a fydd rydym goroesi

09 Temmuz 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>Musique
>1<-Kane Ikin-Short Wave Fade (12k)
>2<-Kane Ikin-Contrail (12k)
>3<-Nuojuva-Huominen (Preservation)
>4<-Nuojuva-Laakso (Preservation)
>5<-Hilary Hahn & Hauschka-Adash (Deutsche Grammophon)
>6<-Hilary Hahn & Hauschka-North Atlantic (Deutsche Grammophon)
>7<-Sylvain Chauveau & Arca-Attractions (Remix Of Arca) (Flau)
>8<-Sylvain Chauveau-Dernière Etape Avant Le Silence (Remix Of Sylvain Chauveau) (Flau) 
>9<-Synthetic Epiphany-Tomorrow Is A New Day (Self Released)
>10<-Synthetic Epiphany-...And We Will Survive (Self Released)
>11<-Volor Flex-Revulsion (Dark Clover Records)
>12<-Volor Flex-Faint Hope (Dark Clover Records)

...a fydd rydym goroesi
(408)

hasbelkader bir yoklama anının, sıcaktan yaprak kımıldatmayan bir aralığındaki, rastgele seçilmiş denkleştirilmiş bir yansısından erebildiklerimiz, gördüklerimizdir yazı yazmayı manidar bir biçimde öncelikli kılan v bu tahayyülü öne süren. ileri hamle ettiren v pekiştiren. durmaksızın gayya kuyusunun bir noktasından ta diğerine ulaşmaya çabalandığımız saiği içerisinde her an ensemizde yeni bozaların kaynatıldığından dem vurmak o karşılaşmak mecburiyetinde bıraktırıldığımız anlayışsızlık damarlarının, çıkarsayışlarının nasıl üstten üstten bakışımlarla, hakir görüşlerle, siz anlamazsınız bizim doğrularımız olarak naklettiklerimiz vardır sadece buna sebat ediniz gerisi teferruattır bakışımının sabıklığını, sabıkasını açık eden bir okumayı beraberinde ulaştırır. ulaştırmaktadır. her yoklama sırasında varlığımızı kolaçan etmekten gayrısını düşünmeyen bundan ötesini usunda canlandırmayan cerahatli bir bakışımın durumu hasbelkader kontrol altında tutması, idareyi kolaçan vaziyette görünüp dümen suyunda her şeyi devam ettirmesi, günün güllük gülistanlık hal kalmamış olsa da onunla uzlaştırmaya çalışması okunabilmektedir, bu aralıkta.

bir aralıkta gördüklerimiz kah sinkafların en yakası bağırı açılımamışlarını, kah ırkçı değilim benim şöyle arkadaşlarım, böyle tıyneti belirli, yediği kaba pislemeyen, bu memleketin ekmeğini hamd edip yiyen tanışlarım var bakışımının kör olasıca değişmezliğine kaptırıp gidilen bir sürümceme hali, denk bulduğunu yaftalama gayreti, biriken hınç öyle alınmaz ahanda böyle vurarak, kırarak, sindirerek, yok etmeye çalışarak v bir tabii ki sessizliklerle suça ortak olarak söz konusu edilebilir kısmının gerçekliğini aynalamaktadır. muktedir hinliği sergilenirken tüm bu çıkarsamaların yamacında oturup da ne oluyoruz sorgusuna girişilmemesinin dahası akla getirilmemesinin mesnetsiz örneklemleri günden güne daha ağır gıybetlerin, kural tanımazlıkların, mağduriyetlerin v önü itinayla alınmayan şiddet fragmanlarının, evrelerinin bir kere daha hayatlarımızla iliştirilmesini sağlamaktadır. bir figürasyon, bir mizansen değil adıyla sanıyla cana kast edişlerin, barışı düşünmektense; savaşın kör kulvarları, labirentleri arasında istatistik olarak tanımlandırılacak bol adetli, güzel ölümlerin! sayıca çokluğuna bakıp bakıp sorun mu yok sorun morun her şey yolunda, her şey olurunda kepazeliğinin sürekli, daimi kılınmasındaki müdanasız devamlılığa ısrardır bizi bu satırlara düşüren. bizi bu satırlarla buluşturan.

durmadan, biteviye tahakküm vesaiklerinden birini bırakıp, bir diğerini hayata geçirmek için çabalanımlar her saniyeye bir başka baskıcılığın görünürlüğünü, gerçekliğini kanıtlamaya didinişler bu sath içerisinde kimliklerimizin, kimler olduğumuzdan önce bu milletin birlik v beraberliğine karşı oluşturacağı tehdit-korku v ötesi potansiyeli göz önünde bulundurularak kotarıldığından dem vurulması, beraberinde getirdiği uygulamalar!! yabanıl kaçmayacaktır. sathın içerisinde karşılaşılan her olumsuzlama bir yerinden başlanacaksa doğru ediminin, hamlesinin v olguların nasıl da bilinçli bir biçimde çarçur edildiğini halen göstermektedir. insan olma vurgusunun üzerini çizebilmek adına, o biatla sanki o ilkelliklerine! durmaksızın laf yetiştirmeye doyulmayan demokrasisi kıt memleketlere laf taşıma laf yetiştirmek gailesinde bulunup durulan bir aralıkta, bol kepçeden atılıp tutulurken bu memleketin sınırlarındaki; doğusunda, batısında yapılan edilenleredir sözümüz. yapılıp edilenlere getirmektir sözümüz. arsız bir tahakküm mekanizmasının her durum v şart altında suskunlaştırmayı olağan kılmak adına yapmayacağı ceberrutun, eylemeyeceği fenalığın, imzasını atıp, sıvayıp gitmeyeceği bir ihlalin daha söz konusu edilmeyeceği bi'eşiğin kalmadığı olmadığı meydandadır.

bunca adi medya pespayeliği, gölgelemesine rağmen işte bu kısım bir hakikat olarak meydandadır. denek bellenip durmaksızın üzerimizde yapılan tahlillerin, bir yandan duyumsatılan sözcüklerin, demeçlerin öte yan v unsurlardan yaygınlaştırılmaya çalışılan yazıların, meramların bizahati propagandaların dillendirdiği bu ülkenin demokrasi ediminin nasıl da incecik bir düzenek, kıldan ince bir yolda ilerlediğini v her ana sekteye uğrayabilir diye uyaranların eksik edilmediği, yolumuzdan alıkoyarsanız başınıza nice felaketler gelecek şu olacak, bu olacak, öcüler çıkacak bakışımının diri tutulduğu bir güncellik musallat edilir. musallat olunur. amed'in orta yerini savaş alanına çevirip barış seslendirişini, barışa olan özlemi, onca ağır algı v hiddet turnusolünün halen geçerliliğini koruduğu bir zaman diliminde, yılmadan düşmeden bir an olsun sapmadan yola çıkmak, tekrardan değinmek, dile getirmeye çalışmanın karşılığının ne olduğunu dün yanı başımızda cereyan edenler sayesinde bir kere daha ikrar etme şansımız oldu. bir kere daha bellemeye nail olduk. faşizm tırnak içerisinde kullanılıp, kitabın göstermiş, atfetmiş olduğu bariz bir hastalıklı ruh halinin, algı ötesi v çok daha fazlası olduğunu imleyen bu ağırlığın olanca kuvvetiyle insanları nefessiz koymaktan bir an olsun çekinilmeyen işte bu meymenetsizlik trajedyasının iktidarımı sarsamazsınız dik kafalılığının başkaca bir perspektifinin tam tasdik, eksiksiz olarak okunabilmesini usa düşüren bir çıkarsama hasıl oldurulur.

derdin, tasanın görünmezliğine olan atfedişler, nasıl olsa ucu bize dokunmuyor yanilerden hareketle kotarılma, kaytarılma çabalarının ivedilikliği, sorunun kendisine karşı bir çözümlemeyi değil tam da muktedirin dediği gibi ötelemeyi, onun dediği, çizdiği alanın içerisinde dar alanda kısa paslaşmalardan mürekkep bir vurgu dehlizinin, bataklığının istikrarlı bir devamlılığını aynalar. bunun dışında herhangi bir çözümlemeyi kıyasıya eleştirmek, gerektiği gibi yüzleşmek konusunda çabalandıklarını bütün anayasa referandumu süreci dahili v sonrasında duyumsatmaya doyamadıkları darbeler, darbecilerle yüzleşeceğiz, hesap soracağız kısmının ne kadar da trajik bir masal masal matitas haline dönüştüğünü, kuşa döndüğünü bütün hayallerin, imlerin v vaatlerin bir kere daha anlaşılır kılınmaktadır. yalancı dolmaların miadının dolduğunu bir kere daha ispatlanmaktadır. amed'in yanında, gever'de, colemerg'de dersim'de, herhangi bir hes için katledilmeye hazır, nazır tutulan yurdun başka bir yöresinde, gelgelelim şehr-istanbul'da dört başı sarmışken şirazesinden çıkmışlık, zapturaptın höt zötleri o da ancak vurdulu kırdılı, bolca gazlı, sabahtan akşama kadar coplu küfür v kafirli bunlarla kurtulmayı başarırsanız, devamında nezarethaneli, uydur kaydır, kes yapıştır iddianameli uzunca bir mahpusluk döneminin, masumiyet karinesi lincinin bir başka sahnesinin daha uygun adım tıpış tıpış sergilendiği bir memleket resmi kotarılır. kotarılmaya girişilir.

gelgelim memleket güllük gülistanlık bu veryansın edenler hep çıban başlarıdır, hiçbir şeyden memnun olmayı bilmeyen nankörlerdir ha(y)inlerdir alışılageldiği üzere. Küflü, paslı simyaların vicdanlarını karartmasından çekinmediklerinden bir seslenişi, bir çığlığın üzerini nasıl kapatırsak daha muzaffer olacağız, olabileceğiz yanılgsına dolu dizgin kaptırılmışken iş bu ahval içerisinde hassasiyet diye gözümüze sokulan, durmaksızın yinelenen yoklamada görünseniz de bizler için bir anlam ifade etmiyorsunuzun türkçesidir. resmi söylemidir. ırkçılığın müdahilliğinin düz ayak nasıl da ileri demokrasi kisvesi altında yapılabildiğinin, devam edilebildiğinin yanılgısız, amasız v fakatsız olarak yinelenmesidir karşılaştığımız. derdimiz birden az değildir, dertlenişimiz pek çokları için nankörlükle eşdeğer tutulan bir algılama ile sınanmaktadır. peki bütün bunlara eyvallah diyelim de şu önümüzde silme, dağ gibi yığıntılanan nefret mahrecinin, bir azrail kıvamında savaş tamtamlarını sonuna kadar çaldırması, kin, kan v gözyaşından halen medet umulası bir memleket tahayyülü hala mı içinizi sızlatmamaktadır. hala mı bir şeyleri anlamlı kılmamaktadır. beğenmediğini yaftalamanın, hiddetini sergilemenin neresi demokrat bir bakışımın öznesi, yüklemidir. anlamlandırabiliyor musunuz? farkına cidden erebiliyor musunuz?

yalapşap, basmakalıp seslendirmeler gördüklerimizi unutturmaya yetmeyecektir elbette de sizin bu vicdansızlık ile tecrübenizin, seviyeli ilişkinizin! dilinize dolamaktan sakınmadığınız ötekisi dediğiniz, mihrak belletmeye teşne olduğunuz bizler için sıfatlarınızın bir sonunun olduğunu da mı bilmemektesiniz. bügünün şartlarının v buna sığınarak reva gördüklerinizin bir bütünleştirici olmaktan öte, ayrıştırıcı fayları onarılmaz bir biçimde kırmaya devam ettiğini idrak etmeniz için marduk marduk diye atfedilen meşhur kıyameti mi beklemeli, öyle mi tükenmeliyiz!. faşizm ilkiminiz için bereket duasına çıkmışçasına ha'bire v sathın her bir yerinde sergilediğiniz ayinesi iştir kişinin klişesine sapasağlam sahip çıkan vehamet vesikalarınızdan da mu utanmaz arlanmazsınız!.her şart v koşul altında had bildirmenin, hudut devşirmenin hiddeti kutsayıp şiddeti zincirlerinden azade etmenin, sıfır sorunu sırf sorun okumanın, münferittir o tastamam çıkarsamasının adledişinin, olağanlaştırılmasının, parçalanmışlığı, un ufak etmek yok etmek olarak algılayışın bir katarda yanyana bir zaman düzleminde ardarda ilintilenip görünürlüğünün sağlanması içinde bulunduğumuz güncellik dahilinde hangi mesnetsizlik secerelerinin birbiri ardına denkleştirildiğini rahat bir biçimde okumayı v görebilmeyi sağlayacaktır.

mesnetsizlik çıkarsanan, doğru olarak tasnif edilenlerin gerek tek yönlülüğünü, gerek ilave bi açıklmaya mesafesindeki tahammül sınırını her durum, şart altında başöğretici olarak akıl fikir tahayyülündeki öncüllük takıntısına rağmen iş bu ülkeye geldiğinde oluşan kayıtsızlığın alelade değil basbayağı hesap kitap ile sağlandığını yineleyecektir. yinelenecek olan kutsanmış, zerresi değişmeyecek olarak tanımlandırılmış tekçe doğruların hepimizi çevreleyen, sınırlandıran dar incecik bir yola hapseden, nefessiz kıldıran, pusularla yüzleştiren, kokruların tecrübe edilmesini sıradanlaştıran, düşünce v başka bir söylem geliştirilebilirliğini, edimin, çablanımın pekala mükün oldurulabilirliğini daha en başından safdışı bırakan, bıraktıran bir toplamdan mürekkep olduğunu tecrübe edilebilecektir. tecrübe edilmektedir. her durum v koşul dirayetin, empatinin, sembollerin sağladıklarının yanısıra akil olanı aramaktan, varlığı kanıtlanmış aklın sunup, güne dahil ettiği tespitlerine kulak vermekten, itina ile özenle önem atfetmekten, yanlışları doğruya ulaştırabilmek için çabalanmaktan geçmesine karşın cerahatin yaygınlaştırılması, belirli bir noktadan sonra da birbirlerinin turnusolünü oluşturan kopyalarla günün tanımlandırılması bu mesnetsizlik çarkında olan bitenleri tek bir kareye sığdıracaktır. bunu başartacaktır.

tasvirler sunumlandırılanlar gösterilmesine müsamaha edilenler, tolere edildiği izlenimi uyandırılanlar hesabın kitabın getirmiş olduğu yanılgı ile sistemli bir kafa karışıklığının durun bakalım kazın ayağı hiç öyle değil simsarlığının ne raddelere ulaştığını, taşındığını esaslı bir biçimde betimleyecektir. mesnetsizlik kişisel bir çıkarsayıştan çok ülkenin "başat duruşu" olarak yavaş yavaş şekillendiriliyor, her yeni günü acabalarla muallakta tutuyorsa, bunu tecrübe ettiriyorsa kelimeleri seçerken özen, konuşmaya girişirken asgarinin üzerinde dikkat gerektiriyorsa her attığın adım için önünü arkanı kollamayı zihne dikte ettiriyorsa bu tamamen iklimin değişiminden, günün taşıyageldiklerinden, işte ulaştığımızı sandığımız seviyenin kadüklüğünü aynalatan, onayan bir vesikanın gerçekliğindendir. gerçek kılınmasındandır, böyledir? kolaya kaçan seslendirmelerin icazet alınıp da dile düşürülmüş, bahsi açılmış konuların çalakalem tıpkı bir bilmece gibi sunumlandırılmasıyla beraber oluşan sözümona özgür düşünce ortamının gerçekliği sorgulanasıdır. elma ile armutun toplandığı, sap ile samanın karıştırıldığı, yaşın yanına illa kurunun da ateşe verildiği bir cenahta önyargıların, önceden biçimlendirilmiş tahlillerin hepsi bir hepsi aynı kapıya çıkan veciz v demeçlerin paralelinde, gözetiminde oluşturulan böylesi bir tahakküm perdesi v perdelemesi sorunun aslen ne olduğundan bir haber kalınmasının ehvenliğinden bahsedilebilmesini mümkün kılar.

hiçbirimiz için böylesine kolayca kurtuluş, bana dokunmuyor nasıl olsa vurgusu bunca tahrifata uğramışken halen ona v türevlerine itimat edilmesi tavsiye olunurken, ehven olanın nasıl şerden tanımlanmış olduğu anlamlandırılabilecektir. hakkın tekil bir doğrunun çevresinde verilmiş basit tavizlerle, asgarinin tesisiyle, ucundan kıyısından lütfedip bir gece ansızın izinin silinerek, yok ederek, tanımını değiştirerek oluşturulamayacağı belliyken, halen bu çıkarsayıştan hareket eden muktedirlik makamının olsa olsa yepyeni pusular, tuzaklar bina ettiğini dile getirmek sanırız bu noktada komik bir evham olmayacaktır. durmaksızın süregiden bu çark, devinim nam öğütücü, sindirici sistemin yaptığı hepimize reva gördüğü budur. sıra birimizden bir diğerine geldiğinde yalnız koymak, tecrit etmek, mahpus etmek propaganda ile oluşturulan yapıya yem etmek olduğu yinelenesidir. aynalanan, günceye dahil edilen sabah köründe girip de akşama ancak çıkabildiğimiz tezgahlarımızdan, işimizden gücümüzden sonrasına kalan bir kaç saatlik dinlenme arasında, bu subliminal mesajın dikte edildiği bir denekliğin, pek çok farklı tasvirine maruz bıraktırılmak yarını mümkün mertebe az düşünüp, bildiklerimizi de unutmamızı salık veren o kurgunun, neticesi vehamet v fecaat olan sonuçlarına katlanmaktır seslendirilen alttan alttan duyumsatılan.

kuyruklu yalanlar ile tıka basa doldurulan, donatıla donatıla iddianame diye feriştah şaşırtan, dökümanların yazılageldiği, suç mesnetinin, kapsamının hemen her türlü sesleniş, eylem hatta gündelik rutinin getirdiklerinden bile yola çıkılarak oluşturulduğu, önce insanım vurgusunun önce şusun, busun, önce mesleğim vurgusunun hayır önce şunun maşası, sonra bunun piyonusun sıralamalarının atfedilip tutana tutmayana yakıştırıldığı, yaftalandığı sunu, reva görülenler silsilesinin başat elemanlarından birisidir. tiyatroya döndürülen, açmazlarla, muğlaklıklarla tecrit edilen bir ülkenin düşünselliğidir oysa, o veyahutta demeden evvel hangi koşutların, engellemelerin yıllar yılıdır sakız bellenip cak cak çiğnenen birlik v beraberlik düzenimizi kimse bozamayacak imi v çıkarsamasının iltihap kapmış ondan bundan nem kapıp alarm zillerinin uluorta, yalan yanlış çalınabilmesinin vesikasıdır karşılaştığımız. insanları kırdırıp, ayrıştırıp, kutuplaştırıp, her durumda masadan onlar kalktı yoksa bizler çok anlayışlı insanlarız vurgusunun nasıl da kadük kalıp, boşa çıktığı hatırlatılasıdır. kafalarına su, biber gazı veya cop değil bildiğiniz bombaların düşürüldüğü, hemen her gün asıl soruyu sorumlular kim, düğmenin ardındaki karar mercii kim bahsinin, kaçakçılar, yardakçılar, teröristler, silah kaçakçıları vd. gibi açıklamalarla üzerinin örtüldüğü, soruşturmanın gizlilik perdelemesiyle izole edildiği, roboski katliamı bir diğer gayya kuyusudur. vicdan sınavıdır.

muktedir başımının dışındakiler için atlanmaması gerekli, karşılaşılması zaruri bir deneyimin ta kendisidir. cevapları sonuna kadar aranası... o kestirilip atılan, kumun altına gömülen kafaların bir yandan da sağ kalanlara kalabilenlere reva görüp de söyleyebildikleri tehditlerdir bir gece ansızın yineleyebiliriz. mesnetsizliğin arş-ı alaya ulaşması o raddeye varabilmesi bile enikonu        düşündürücüyken hala gıybete tutunmak, hala hiçbir şeyin asla v kata değiştirilmezliğine olan biat canın bir aralık gecesi yitirilmesi, kıyılmasının sürekliliğini de göstermektedir. sirayet eden, algıdaki körlük ne de olsa kürt olarak işe geldi mi kabullenilip, işe gelmedi mi yok sayılanların cenahından değil midir öyleyse bildiğimizi ikrar etmekten başka bir şansımız da yoktur şıkkı bu başa getirilmiş olan pusuları, puslu ortamı daha net bir biçimde çözümleyebilmeyi sağlayacak, gün yüzüne kavuşturacaktır. görünen vakıaların, üstlerinin örtülebilmesindeki tezcanlılık, hakir görmekteki mübalağasız koşar adımlık, tersi söylemlere v ne oluyoruz bakışımına, savunuşuna karşı oluşturulan, anında oluşturulan aşılmaz duvarlar ile hakim söylemin alternatiflere karşı olan mesafesini kayıtsız kalışını okuyabilmek söz konusudur. bu alanda tek başımıza, dımdızlak ortalıklarda mağduriyetlerin tanımını layığıyla irdelemeye onlara dair ufak da olsa tespitler gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

hataların kişilerden başlayıp kurumlar düzeyinde devam ettirildiği, kademe kademe basamak basamak, yükseltildiği bu cenahta her günümüze ayrı yanıyoruz. toplu konutların yapım sürecindeki sorumsuzluklardan, idris naim şahinbeylerin incileriyle donattıkları seslenişlerine, akademide halk dostu polis yetiştirmek konusunda!!! yükümlü bir profesör doktorun akla ziyan sözlerinden, bu betikteki yalın, görmek isteyip ulaşmaya çabaladıkları ülke profilinin ne kadar kısıtlı olduğunun yinelenmesine, zaruri olanların gereksiz beylik laflarla deport edilip hep topun taca çıkartılmasına, sıradanlaştırıldığından dem vurduğumuz ırkçılığın olağan hallerinden bir başka vesikasını oluşturan rakel dink için manşetini yalın v tastamam ayrıştırıcı bir dille kurabilen hedef insanlık medyasına, doğru bildiğini kendisine saklamak bir yana "kalk borusu" yapmaya çabalanan, hatalarla tutarsızlıklarla yaftalardan bahisleri gözler önüne seren ahmet şık gibi gazetecilere, gazetenin, gazeteciliğin aslen ne olduğunu ispat edenlere layık görülenlere, bütünlüklü bir araya getirdiğimizde manası bol bir resmi aynalamaya çalışıyoruz. tanımsız, bilinmeyen bir dil diye başlanıp seslenişe, her ne hikmetse o bilinmezden gelen vechelerin, sözcüklerin oluşturduğu dinlemelerin, tele kulakların iddianame delilleri haline dönüştürülmesindeki garabetliğe dikkat çekmek istiyoruz.

dilinden, giyiminden, kuşamından, günün hitabetinden suyundan selinden nem kapıp sistemin tüm alarmlarını devreye sokup ötekileştirici 2012 deneyinin ne seviyelere taşındığını yinelemek istiyoruz. suç istinadı belirlenmeksizin, dokuz aylık bir sürecin insan ömründen çalınabilmesinin, oluşan yeter artık seslenişinin, aysbergin sadece görünen kısmından bir kaç kişiyi sınırlı bir özgürlüğe ulaştırabilmesinin v dahası enikonu trajik tiyatronun devam ettirilmesindeki direncin o davaya böyle, bu davaya şöyle bir adalet tecellisi, katil olana, eli kanlıya özgürlük kapısı, sözü dolambaçsız sorun kelimesine getirebilen, meramını çözüm adına oluşturan korku, sinizm, dört duvara mahpusluk siyasetinin, ediminin sürekli kılınması mesnetsizlik nam saptayışlarımızı doğrulatacaktır. vahim olan kör kör parmağım gözüne bir dilin, hareketlenmenin, ayrıştırma v daha fazlasının hemen hiç vakit kaybetmeksizin kendini gösterebilmek için yeni bir kılıf, yeni bir görünüme büründürülebilmesidir, böyledir. bu kadar yalın v nettir. 2012 ülke gündeminin tortusunda dünün de, yarınların da hangi daraltılmış bakışımlarla, hangi münasebetsiz algılar v düzeneklerle şekillendirildiğini anlamlandırabilecektir. yol bizi bir yerlere taşırken, yol bizi bir yar'ın kenarına taşırken, yol bizi bir kaç çakıl taşının çoktan fay kırığında hareketlendiği o kör alana ulaştırırken insanlığımızın bekaası adına düşünmek, ortak tahayyül v çıkarsamalar için yola koyulmak ne ara söz konusu olacaktır....    

>>>>>Bildirgeç
Türkiye’nin Doğusu, Batısı - Merve EROL - Bir+Bir

Üst üste gelen şok haberlerle, dayatmalarla, sıcak havalarla bunalan Türkiye, kitle gösterilerine de şahit oluyor. Stadyumlara taşınan AKP il kongreleri için televizyon haber kanalları kameralar yığarken, günler öncesinden belli olan BDP Diyarbakır mitinginde yaşananlar ikinci, üçüncü sırada zoraki ve tabii çarpıtmalı  olarak gösteriliyor. On yıldır düzenlenen One Love festivali üzerindeki baskılar da hak ettiği medya ilgisini görmüş değil. Türkiye, alttan alta kaynıyor…

Sezar’ın hakkı Sezar’a. Balkonda “bütün kesimlerin iktidarı” olacaklarını söylemişlerdi. Bu aralar bütün kesimlere aynı şiddet ve nefretle, aynı boyun eğdirme arzusuyla yaklaşıyorlar.

Dün Diyarbakır’da yaşananlar, uluslararası ilgiyi hak edecek boyutta bir direniş ve trajedi manzumesiydi. Roboskili gençlerin kanı henüz kurumamış, sorumlular bulunmamış, özür dilenmemiş, bir de üstüne katliamın hesabının sorulmasını isteyenler hiddetle azarlanmışken, BDP’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Özgürlük için Direniş” mitingi günler öncesinden yasaklanmıştı. Valilik, PKK’nin miting alanına toplanan Kürtlere saldıracağı gibi abes bir gerekçe uydurdu. Çevre illerden, Mardin’den, Batman’dan Diyarbakır’a giriş yolları tutuldu. Diyarbakır sokaklarına toplanan, şehrin merkezinde birikmek isteyen halkın üzerine gaz bombaları, plastik, hatta gerçek kurşunlar yağdırıldı. Kaydedilen bir görüntüde, üzeri soyularak parmaklıklara bağlanmış bir Kürt gencinin çıplak sırtına polisler coplarını indiriyordu. Kendilerini ön saflara atan BDP milletvekillerinin görüntülerine İrlanda tarihi şahit olmamıştır. Ayağına gaz bombası parçası gelen, bir başka iddiaya göre hedef gözetilerek ateş edilen Pervin Buldan, Selahattin Demirtaş, Ayla Akat Ata, Osman Baydemir, Mülkiye Birtane hastaneye kaldırıldı.Yaralıların, gözaltına alınanların tam sayısı halen netleşmedi. Polislerin Kürtlere ettiği küfürleri yazmaya kimsenin dili varmadı.

Diyarbakır’da yaşananlarla, Kürt halkının Türkiye’de Türklerle ortak yaşama iradesine ve isteğine bir darbe daha vuruldu. Bütün bunlar olurken, başta NTV olmak üzere Türkiye haber kanalları çevre belgeselleri, tatil programları göstermekle meşguldü. Olaylar, anahaber bültenlerine de hak ettiği genişlikte yansımadı. Türkiye’nin batısı, doğu illerinde yaşatılan devlet terörünün ciddiyetine vakıf olamadı.

Türkiye’nin batısı

Aynı gün İstanbul’da bir müzik festivali düzenleniyordu. On yıldır aynı alanda düzenlenen One Love, her zaman olduğu gibi, Pulp’tan Kaiser Chiefs’e, dünyanın ünlü gruplarını, müzisyenlerini davet etmiş, binlerce müzikseverin bir arada eğlenebileceği bir ortam yaratmıştı. Fakat Millî Gazete’nin girişimiyle, daha sonra Yeni Akit’in, SP ve BBP’nin katılımıyla kışkırtmalar günler öncesinden başlamıştı. Ramazan’a beş kala, Eyüp Sultan’da “bira festivali”ne izin verilmeyecekmiş! Öte yandan, Yeşilay “gençleri alkole özendiriyorlar” diyerek pası gördü.

On yıldır kullanılan Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nün Eyüp Sultan’la falan ilgisi yok (olsa ne fark eder?). Aralarında kilometreler var. Yine de baskılar sonuç verdi ve kapıların açılmasına yarım saat kala festival alanında alkollü içki satışının yasaklandığı açıklandı. Sponsor Efes Pilsen festival logosundaki adını daha önce küçültmüştü. Bu sefer, Bilgi Üniversitesi’nin yeni sahibi, Tayyip Erdoğan’ı fahrî doktorayla ödüllendiren Laureate International devreye girdi, kampüs içindeki Otto, Tamirane gibi “şık” mekânlar alkol ruhsatlarını geri çekti. Adana’da doğup büyümüş Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu, ânında twitter’dan “halkımızın hassaslığına” teşekkürlerini sundu. Eyüp’ün hassas halkı o esnada festival kapısı önünde kutu kutu bira satıyordu.

Kavuncu’nun destekçileri de vardı. Mesela, ortaokul değil, lise değil, üniversite öğrencilerine akıl öğretmeye kalkan Yiğit Bulut: “İçki firması, Bilgi Üniversitesi’nde festival düzenliyor. Sponsor oluyor. Gençlere üniversitede içki alışkanlığı pompalanıyor. Buna DUR diyelim.”

“Dalgacı” Selahattin Yusuf: “Bira festivali kutsal bişey mi, niye yasaklandı ve tutuklama var mı, bilen haber alan var mı arkadaşlar, endişe içindeyim!!”

O esnada Egemen Bağış da twitter başındaydı: “İstanbul kelimesi Rumca’dan gelir ama bizce adı ayrıca Dersaadet’tir, yani ‘Mutluluk Şehri’dir. 1453′ten beri insanlığa mutluluk vermiştir. Istanbul bugün ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşan Avrupa için de tek çaredir. AB için mutluluk ve huzurun formülü de Istanbul’dan geçiyor.”

Stadyumların düzeni

Bütün bunlar olurken Tayyip Erdoğan da, faşist gösterilere çevrilen AKP il mitingleri için gezmekle meşguldü. Van’da, tribünler çöker korkusuyla harap olmuş bir stadın zeminine toplanan izleyicilerinin gözleri önünde, enkaz altından kurtarıldıktan sonra hayata veda eden 13 yaşındaki Yunus Geray’ın insanın içine işleyen bakışlarıyla bir portresini altın varaklı bir çerçeve içinde, gururla, muzaffer bir tebessümle alıyordu.

14 Temmuz’da ise İzmit’te toplanan kalabalığa sesleniyordu: “Türk, Kürt, Çerkes, Boşnak, Alevî, Sünnî,  Çingene, aklınıza ne geliyorsa…”

Aklımıza ne geliyorsa, hepsi barış içinde yaşayacakmış bu düzende. Hangi düzende? Üçüncü Yargı Paketi’yle serbest kalan, “Başbakan MHP’nin yapamadığını yaptı, referandumda evet diyen herkese teşekkür ederim” diyen ülkücü katil Muhsin Kehya’nın son derece mutlu olduğunu söylediği bir düzende…

Tayyip Erdoğan, sağolsun, yine İzmit’te ekliyordu: “Bütün diktatörler, ülkelerinin düşmanlarından değil, kendi halklarından çekinirler. Kendi hırsı ve ikbali için halkına silah çevirenler, bomba yağdıranlar kendi sonlarını hazırlarlar.”

14 Temmuz, Diyarbakır ve “bölge” için belki olağan, ama Türkiye için, Kürtlerin özgürlük mücadelesi tarihi için önemli bir dönemeç sayılacak bir gün oldu. Aynı gün Türkiye’nin batısında, İstanbul’da görece müreffeh gençler, yaşam alanlarının en derinine nüfuz eden, daha önce pek şahit olmadıkları, kabul edilemeyecek, sindirilemeyecek bir baskı ve tehditle karşı karşıya kaldılar.

Mesut Yılmaz “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyor” derdi. Şimdi Egemen Bağış “AB’nin yolu İstanbul’dan geçer” diyor.

Halbuki, ikisi de değil. Yahut, her ikisi de. Türkiye’nin bir “mutluluk ülkesi” olabilmesinin formülü, bu iki şehrin birbirini görmesinde, tanımasında. Diyarbakır İstanbul’u zaten biliyor, tanıyor, seviyor. Şimdi One Love’da eğlenme hakkının gaspedilmesine karşı direniş yöntemleri arayan gençlerin de zulüm ve baskı altında yalnız olmadıklarını görmesi, “varolma hakkı” için meydanları dolduranlarla ortak bir mücadelenin gerekliliğine ve kaçınılmazlığına ikna olması gerekiyor.

Merve EROL

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar... Post-Express, Roll v Bir + Bir'in internet mecrasındaki aynalaması birdirbir.org sitesi üzerinde yayınlanmış olan "Türkiye’nin Doğusu, Batısı" başlıklı makale çözümlemeye çalıştığımız, denkleştirmek istediklerimizin paralelinde okunmasını salık vereceğimiz bir meram. Derginin, X-HA nam rumuza sahip yazarının (son güncelleme: Merve EROL) anlayışlarına binaen metni sitemize alıntılıyoruz...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Dünya Basın Özgürlüğü Günü: Dünya Çapında Gazetecilere Yönelik Saldırılar - Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Türkiye'nin Doğusu, Batısı - X-HA - Birdirbir
Konuşmayalım Ülkeyi Kapatıp Gidelim! - Hakan TUNÇ - PolitikART
Kelepçe ve Güvercin: Siyasi Tarihin Kürt Hali - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Ölüme Alışan, Ölümle Savaşmaz! - Umur TALU - Habertürk
Roboskî Katliamının Sorumluları Yine Tehdit Ediyor! - Nuçe TV
Devletleşen Kontrgerilla, Kontrgerillalaşan Devlet - Ertuğrul MAVİOĞLU - Başka Haber
Auschwitz ve Diyarbakır - Engin ERKİNER - ANF
Devletin Ta Kendisi - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Katiller Dışarı, Aydınlar İçeri! - Ender İMREK - Evrensel
Faşizm Üzerine (5): Halet-i Ruhiyeden Siyasal Harekete - Foti BENLİSOY - Jiyan
Bahçelievler Katliamı Mahkumlarının Serbest Bırakılması - Mithat SANCAR - Açık Radyo
Bu Ülke Sizi 34 Yıldır Öldürüyor, Hatıranız Önünde Utanarak Eğiliyoruz! - Doğan AKIN - T24
"Ben Affetmiyorum" - Emre BAYLAN - Emek Dünyası
"Evlatlarımızı Kaybeden Zihniyet, Katliamcıları Bıraktı" - Ece Zeren AYDINOĞLU - Bianet
'Anti Demokratik Misyonun Çok İnce Bir İfade Edicisi'- İMC
Süryaniler Mor Gabriel Davasını AİHM'ye Götürecek - Mehmet Halis İŞ / Posta / Agos
Darıldık Ey Halkım, Unuttun Bizi! - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Diyarbakır’dan İleri Demokrasi Manzaraları - Muhalefet
Diyarbakır İkinci 28 Mart'ı Yaşıyor - ANF
İki Asker Tek Kurşun - Leyla SÖĞÜT - Diha - Özgür Gündem
Çin'in Kürt Sorunu - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Erdoğan Sıkıştıkça Üslubunu Sertleştiriyor - Emek Dünyası
PKK Ne Zaman Silah Bırakır? - İrfan AKTAN - Birdirbir
1 Gram Bile Umut Varsa Peşinden Gidiyoruz Ya Hani...Kolay İş Değildir.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Gaz+Cop+Tazyikli Su: İleri Demokrasi - Ali TOPUZ - Utay
Neden Ahmet Şık? - Gökhan TAN - Radikal 2
Meçhul Öğrenci Postası: Suçortağım Ters Lale - Azime ŞAHİN - BiaMag
Akademide Hak İhlalleri - ÜSTEL - GAMBETTI - UÇARLAR - Açık Radyo
KCK Sinek Gelir Mi? - Özgür AMED - Ajans Amed
Rapor Şüphesi - Zülfikar Ali AYDIN - Habertürk
Polis Akademisi Başkanının Kitabı Başbakana Soruldu - Evrensel
Polis Durdu Özel Güvenlik Vurdu - Gazeteport
Alevilik Bir Dindir, İbadet Yeri De Cem Evidir - Erdal YILDIRIM - Jiyan
Bin 500 Yıl Geriye Büyük Sıçrayış! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
AKP’nin Alevîliğe Bakışı: Skandal ile Fiyasko - Abbas KARAKAYA - Express - Birdirbir
Ey Alevi, Böyle Olur Bizde İnanç Özgürlüğü Dediğin - Ali TOPUZ - Radikal
Yeni Akit Bu Sefer De Rakel Dink'i Hedef Gösteriyor - Agos
Hamza Aktan 'Kürt Vatandaş'ı Anlattı - Mustafa KULELİ - İMC
Ev Kürtleri, Twitter Kürtleri ve KüTürkçe - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
KPSS Olayı ve Sınav Soruları - Veli BAYRAK - Jiyan
'Birikmiş Kıdemler' Ne Olacak? - Ali TEZEL - Habertürk
'Sosyal Devletin Çöküş Belgesi' - İMC
SDP: Komplolar, saldırılar, işkenceler Sökmeyecek - ETHA
Occupy And The 99% Opposition - Jeremy BRECHER - The Nation
Wes Clark And The Neocon Dream - Glenn GREENWALD - Salon
Ekonomik Kriz, Bankalar, Libor Skandalı - Ali BİLGE - Açık Radyo
Herkesin Siyasi Krizi - Soli ÖZEL - Habertürk
RedHack’e Karşı Topyekün Saldırı Dalgası - Teknolog
Taşın Sırrı - Özgür ERZİNCAN - Ajans Amed
Orta Sınıf Ahlâkına Sıkışmış Bir Dünyada ‘Özgürlük’ Arayışı - Zeynep Heyzen ATEŞ - Başka Haber
"Boşuna Değil" 3 Çocuk, 5 Çocuk… - Muhalefet
Yılanı Öldürdüler, Müdürü Kurtardılar - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Who Thinks About The Consequences Of Online Racism? - Gary YOUNGE - The Guardian
'Helal' Irkçılık - Yavuz ÇOBANOĞLU - Radikal 2
Misyonerlikle Yasal Sınırların Dışında Mücadele - Agos
İnternet’te İnsan Haklarının Gelişimi, Korunması ve Kullanılması/Yararlanılması - Yeni Medya
Students, Journalist Released From Prison In Wake Of Judicial Reform - Erol ÖNDEROĞLU - Nilay VARDAR - Bianet
Bsına Da ‘Milli Güvenlik’ Kilidi - ANF
Varbed Baba - Rober KOPTAŞ - Agos
Parkên Metîn Lokumcu û H.Îbrahîm Oruç Hatin Vekirin - Azadiya Welat
Düzlükler-Dağsız, Denizsiz - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Kendine Tuzak - Bülent USTA - Birgün
kırılmadan, kurumadan! - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Genel Ahlak Denilen Genel Yalan - Oya BAYDAR - T24
Kızgın Demirden Tahtta Bir İsyancı: György Dozsa - Serdar EROĞLU - PolitikART



Kane Ikin Official
Kane Ikin - Contrail EP Review via Futuresequence
Kane Ikin - Interview via Headphone Commute
Nuojuva Official Informative via Preservation
Nuojuva - Valot Kaukaa Album Review By Mark RICHARDSON via Pitchfork
Nuojuva / Olli Aarni Interview By David PERRON via Foxy Digitalis
Hilary Hahn Official
Hauschka Official 
Hilary Hahn & Hauschka-Silfra Official Informative via Deutsche Grammophon
First Listen: Hilary Hahn & Hauschka-Silfra By Tom HUIZENGA via NPR
Sylvain Chauveau Official
Sylvain Chauveau - Abstractions Informative via Flau
Sylvain Chauveau - Abstractions MCD Eleştirisi - Levent ÖZTÜRK - Müziksel Hareketler
Synthetic Epiphany Official Artist Page via Facebook
Synthetic Epiphany At Soundcloud
Synthetic Epiphany - Survive Album Review via Three State Parity Bit
Volor Flex Official Artist Page via Facebook
Volor Flex - My Story Official Download Page via Dark Clover Records
Volor Flex - My Story Informative By Danijela TODOROVIC via Pixelatique

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
Dinamo – Promos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Rounded Up! By Orbmiser via Flickr

Orbmiser's Flickr Page

>>>>>Poemé
Noch Ein Bisschen Licht! - Azad Ziya EREN*

1
köle
efendi ve köklerin hükümdarı engin toprak
işte böyle bilcümle senin için yenileniyorum
devrimin borçlu sırtında açan bahar soyuna

2
belâ bir çağ kargışlıyor sabahı
dört kardeş yaprağın buluştuğu tuz  yelkeni
renoir’de kadınca yalınlaşmak istiyorum kankızıl
sularına
şu tenimdeki çentikleri birer ikişer silmek

büyüsünü yitirmiş bir çocuğun ıslak kirpikleriyle
işte böyle bilcümle bunun için açıyorum göğün ağzını

3
zaman yanılsanmış bir ihtilâlin seyir defterinde
insan miğferli kadı’nın akrebinde soluyunca
çiçek şarapnel gibi açar tende
kemik hançer yarası alır
ki en ongun odur sabır denen illette

4
hünerli bir kadının
erdemli her kadının kapanarak gözlerine
kayan bir ışık yumağı gibi gideceğim elbet
viraneliğin susku’nun ve ölümün serin koynuna

yağmur dindiğinde annenin özü
renk bittiğinde babanın sözü
her ışık huzmesinde kardeşin yüzü vuracak
yalnızlığa çürüyen maveraya

orada işte ılık bir ırmak fışkıracak
rüzgâr gümbürtülü keman serinliği 

5
seçildim diyorum sivil itaatsizliğin gizli seyrine
yanılıyorsam mumyalayın içimdeki uçurumu
bariyerleyin kimseler düşmesin
metale kazınan makus talihe
unutuldum diyorum yaralı göçün yorgun dizelerinde
yanılıyorsam ilahiler okuyun
vardiyam kekeme bir acıyla tükendi
ahir azizenin dikenli gülistanlığında

6
tragedyanın çıldırtan kanlılığında
seyirci olmak da oynamak en çok susarak
yanılıyorsam çarmıha gerin
tecrit olduğum yamaçta
dilimi hissetmiyorsam
kaburgamda sıkışmış darp izleriyle
sınana sırtlana uyuşturulduğum bu yaşamakta
kanımı kurutun ruhumu bütün çocuklara bölün

ölüm ki en bilge suskunluktur dünya denen batıkta 

7
kimseye söylemeyeceğim söz veriyorum
vurulduğumu şiirden başka
içimde körüklenen bu yalım özü
sırtımdaki bastonsuz dağ kimi yurt bildi kimi kurt
bilmeyeceğim aşktan başka

8
lavanta kokulu menekşe ve uzun kollu erguvan
nerede diyeceğim yıldız kokusu ışık biraz daha ışık
detone olmuş bir ses gibi
her şeyin geçkinliğine kilitleneceğim
ekim bıkkın bir yaşamak gibi redifini arayacak
ve bütün bıçkınlığımla doğmayacağım bir daha
yirmi yedinci vuruşunda hasat zamanının

9
küçülen kast engin aşk
dilde biriken kutsî maharet: yanılsama
tek doğurgan anı
sol göğsünde gecenin ödünsüzce saklananı

hünerli bir kadının
erdemli her kadının kapanarak gözlerine
kayan bir ışık yumağı gibi gideceğim elbet
viraneliğin susku'nun ve ölümün serin koynuna

10
uykulu gözlerle gelip posta arabası
binlerce dost kızılderili çıkıp kankızıl sular
sanrısından
falçata gibi sıyırarak kabuğunu toprağın tırnaklarıyla
doğumun yeni sancısını avuçlayacak
ve merhaba çocuk diyecek

diri ses uzunca beklenen ari nefes merhaba..!

*Goethe: Biraz daha ışık!

Kaynakça: Şiir