Sunday, November 25, 2012

Deuss Ex Machina # 426 - lever vi i eventyrland

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_426_--_lever vi i eventyrland

19 Kasım 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
0a1.Namlook - Canned Love (Fax +49-69/450464)
0b2.Pete Namlook & Lorenzo Montanà - Laybyrinth • Path IV (Fax +49-69/450464)
0c3.Fax - 1,000 Noches (SEM Label)
0d4.Fax - Supernatural (SEM Label)
0x5.Philip Glass & Jóhann Jóhannsson - Protest (The Kora Records)
0e6.Philip Glass & Memory Tapes - Floe '87 (The Kora Records)
0f7.Kiasmos - Wrecked (Erased Tapes Records)
0g8.Kiasmos - Thrown (Erased Tapes Records)
0n9.Yagya - Tears Will Fall (Feat. Ellen Kristjánsdóttir) (Klik Records)
1n0.Yagya - Drowned in Dreams (feat. Elisabet Eyþórs) (Klik Records)
1h1.Stumbleine - Cassette (Hija De Colombia)
1j2.Stumbleine - Try To Remember Me (Hija De Colombia)

lever vi i eventyrland
(426)

kesintisiz bir saiğin içerisinde, handiyse ara vermeksizin hiç dur durak bilmeden bir şeyleri anlatabilmektir payımıza düştüğünü bellediğimiz. anlatabilmekten çok göstere göstere, davullu zurnalı ortalık yerde olanı biteni tanımlandırabilmek çabasıdır derdine düştüğümüz. dert ortağı olduğumuz. bu sathı mahalin kolaylamasının yaşam değil ölüm vesair edimlerle, her dem olumsuzluğu yücelttiği, yükselttiği bir zaman mevhumu içerisinde ayakta kalabilmenin belki de öteki adı olanı anlatabilmek. çok şey duyuyoruz, çok şey işitiyoruz, çok şey bildiğimizi sandığımız anda nasıl hiçbir şeyden haberdar olmadığımızı belliyoruz bir kere daha. bir kere daha muğlaklığın, üzeri çizilmesinin hala kolay olduğunu bellediğimiz şeylerin nasıl paldır küldür bu sahnede, kadrajda bir o yana bir bu yana çekiştirildiğini görüyoruz. bellediğimiz, anlatmaya çalıştığımız hemen hiç kolay olmayan şeylerin bunca hakir görülmesinin karşısında belki, bir ihtimal seslendirerek, ses ederek onlardan canımızın, canlarımızın ne kadar yakıldığını idrak ettirebilmektir. meram. can yakmanın müspet olanı tanımlandırma çabası ile muktedirin el kitabındaki korunaklı yerinin, başımıza açmaya devam ettirdiklerini işttirebilmektir tüm bu bulmacamsı görünümün. görüntüler akıyor, zihinlere yazı akarlardan bir şeyler söylenceler, değiniler vs. hatırda bıraktırılacak bir biçimde özenle işleniyor.

devlet erkanının dünyanın tüm sorunlarına! yetişebilmiş halleri ve özgüvenleriyle, sanki buranın sorunu hakikaten tükenmiş gibi bir oraya bir de buraya yetişmesinin yanında hemen hiç bahislerini açmaya tenezzül etmediklerinin duyumsandığı bir grilik gri iklimin kendisidir dillendirmeye gayretkeşliğimiz. sathı mahal bu, ahval de hallice, yol dersen pek kalmadı, izan şimdi tükendi, vicdan paratoneri çemkirmekten öte başka bir amaca yaramıyor. sorun mu yok be gülüm herşey güllük gülistanlık falan fişmekan. elimizi neye atarsak onu da kendimizin bilincinde yer edinmiş olana göre çevirip, dönüştürmeye alışkanlık, bağışıklığımız olduğu için ne o öyle ne bu böyle diye uzayıp gidiyor. sorun mu mesel mi dert mi bütün bunlar o hırgür içerisinde duyumsanmaya hiç zahmet edilmeyenlerin dört duvarlarının arasında baş köşeliğini korumaya devam ediyor. görüyor musunuz? nicesinde ders aldığımızı varsayanların bunca hezimetin topyekün günün getirdikleri bunlar diyerek önümüze sundukları portrenin kendisi can sıkmaya devam ederken bir tabii ki insancıl olana sıra gelmiyor. gelmeyecek de sayelerinde. dünün kesintisiz tahakkümü ile hesaplaşıyoruz görünürken bugün aşılmazını bina edebilmek, yükseltebilmek için bir araya gelenlerin oluşturdukları yeni takısına sahip ülke profiline sadece göz ucuyla bakıldığında sanırız ne demek istediğimiz daha net bir biçimde anlamına kavuşacaktır.

kolay kolay sindirilemeyecek şeylerin bir gümbürtü, bir telaşe içerisinde yaptık oldular ile nihayetlendirilmesi çabası basbayağı birilerinin bizlerle kafa bulduğunu yinelemektedir. görüyor musunuz? sorguların tüm vakitliliğine karşın hala sırası gelmedi söylenceliğinin hepimizi bir muammadan bir diğerine taşıdığı belirgindir. muammalar cehennemi. yok o değil yok bu değil yok bunlar da değil, bunlar bizlerin görmek istediği hiç değil şöyle gak guk diyemeyen, ağız tadıyla gaz yemeyen, cop yemeyen, ağzı burnu kırılmayan, sinkafın yerini hiddetin bilakis beteri olan bir türk neye bedeldir sorgusunun karşılığı olan cevvaliyet ile 'kutsal' olarak simgelenen linç etmelere kapısı aralık tutulan cerahatli bir bakışımın tam karşılığına den düşürülebilecek bir simyadır beklentilenen. dört elle sarılıp durulan. her yerde sergilenmeye doyulmayan. hiddetliliği kutsal bir vazife gibi çıkarsayışın, tek bir söze bayağı bildiğiniz bir ömür biçilen, tek bir hamleye bunlar kimlerin oyuncağı biliyoruz bizlerin en usturuplu ton olarak yankılandığı karşılığını bulduğu bir evrenin eksik gediği olmayan karşılığını bulabilmektir anlatmaya çabalandığımız. görünenin bilakis eksiğinin gediğinin nasıl önemsiz bir detaymış gibi değerlendirildiği hep bu statükocuların işleri diye kestirilip atılanların aslında, basbayağı bir devamlılık süreci dahilinde belirli açılardan insanlığı sonlandıracak, demokrasi mevhumunu boşaltacak, düşünmeyi olanaksız kıldıracak bir çabalanımlar kümelemesinden mürekkep olduğunu aralık vermeden tekrar ettirmektedir. görüyor musunuz?

şiddete meyyalliğin düpedüz bir hüsnü kuruntu olarak geçiştirildiği bu sathın muktedir dünyasında ol teferruatların nelere yol açtığından dem vurabilmek bayağı bir dert sahibi olunmasının anahtarıdır. belirginleştiricisidir. resmin eğriliğini bir kenara koyduğunuzda, kahkahalarla geçiştirilen idris naim şahin vakasını göz ardı ettiğinizde, akitiyle, sözcüsüyle, hürriyeti, netevesi yerelleşmiş sieneniyle, başvezirinden başlayıp yurdun cendereci başılarına bu kadar hevesli diğer emir erlerine kadar kesintisiz bir hiyerarşik düzlem içerisinde karşılaştıklarımızın ederi ve toplamıdır şimdilerin bu sığ bulmacasından yansımaya çabalandığımız. sığlık bir durağanlık, olağanlık dahilinden değil neredeyse güvercin tedirginliğini yaşamadığımız anın bırakılmadığı, o karşılaşmanın ilk dillendiricisi olan hrant dink'in değinisinde bahsedildiği gibi yaşayıp gitmenin bile handiyse imkansız kılınmaya çabalanıldığı bir sathı tarif etmek gayretidir. kendiliğimiz, benliğimiz, vicdanlarımız nasıl basbayağı piyasa malı haline dönüştürülerek bunca kolay bir biçimde kalıplara sokularak, kah kahkaha kah hizaya çekmek için aba altından sopalar ve söylemlerle beraber sürünün dahilinde tutulduğumuz tek bir anlığına bile fark edildiğinde eminiz meram dahilinde denkleştirmek istediklerimiz fakatsız, amasız sonuca bağlanacaktır.

yurt dediğinin basbayağı belirli normlara uygun olarak yaşam sürenlerin, ses etmezlikleriyle donatılmış, oy zamanı oyunu verip kenara çekilenlerden mülhem bir kurgu-masal olduğu yanılgısı epey zaman önce boşa çıkmıştı. kah darbeler, kah darbe kadar beter tahakküm evreleriyle beraber. kah dört duvarın arasında kalacağından dem vurulup, o dört duvarın içine hapsedilmiş gerçekliğin ağır yüklenişi tahakkümler, işkenceler ve daha fazlasının bilindikliğiyle beraber. kah ahmet mi mehmet mi bilinmez nereden bilecekler kar'şim pozlamasıyla, kin tutmaz görünüp de basbayağı ayrımcılığın kralını sergilendiği demeçlerin yansısında otuz dörtlerin katliyle beraber. kah bastığın yeri toprak deyip geçme vecizini ortaya çıkartmış bir ahvalin yurdunda, tam da değiyi tam ve eksiksiz donatan kemiklerin fışkırdığı, tarihi eser bunlar diyerek hangi hayatların sonlandırıldığının bilindikliğinin ifşaasıyla beraber. bu kadar da değildir de üstelik demokrasinin çehresi, çerçevesi böyle "ileri" kavmine ulaşmış, o eşiği aşmışken halen darbelerle yüzleşme komisyonlarında bülbül gibi şakıyanların, afedersiz ne idüğü belirsiz bellediklerine karşı yaptıklarına karşı gıyaben de, yüzüne bakarken de söylemek konusunda çekinmedikleri kibirli tavırlarının aynalamasıyla beraber.

kentsel dönüşüm diye rantsal bölüşüm diyerek zihniyeti mundar edilenlerin yaşam alanlarını daha da içinden çıkılmayacak açık cezaevleri kalıtı haline dönüştürülürken cümbür cemaat. sulhun ne demek olduğunu bildiğini varsayanların bizahati sulhü lağvedip noksansız, eksiksiz bir tatavlaya tutunarak buraya günyüzü göstermeyeceklerini yineleyebilmeleri ile beraber. dönüp dolaşalım, sonuca ulaşalım. bilindikliği üzerinden şekillendirilmeye doyulmayan tahakkümperver siyaset sahnesinin getirdikleri her bir anımızda yarıda bırakılmışlığımızı, derinlerine kadar nüfuz etmiş olan yaralarımızın her ne hallere konulduğunu ifşaa etmektedir. böyleyken böyledir. diyalog yanlısıyız biz diyerek, balkondan her önüne geçenle kucaklaşıp onların da başveziri olacağından dem vuran erk, muktedir ve iktidarın, onlarla beraber yönlendirmelerine maruz kalan ona göre kararlar biçen, alan, sonuç olarak bunu yiyeceksiniz diyerek sunanların yargılarının, adaletlerinin, hakkaniyetlerinin, bizahati gerçek dediğimiz ile aramızda ne kadar mesafe konulduğunu anlaşılır kılmaktadır. gerçek başka şeyleri sufle ederken, bunca hezimet müsameresinde "cehennemi" tasvirlerin eksik konulmazlığı hepimizi yutacak bir kara deliği, karanlık kuyuyu metafordan çıkartıp hakiki kılmaktadır. hakikat haline dönüştürmektedir.

yergilerden, sövgülerden, belaltı vuruşlardan, kimlerce fonlandığımız vurgusundan, şundan bundan kısacası kafayı kuma gömmek için mazeret üretmekten, ona sığınmaktan, boşa lafı eveleyip geveleyenlere karşı illalllah deme çabasına düşmeden bu hallerden kurtulamayacağımız kör kuyuya mahkumiyetimizin sonlanmayacak bir sonuç olduğu tekrar edilesidir. bilinesidir. kakofoni ahvalin şimdisinde güleç yüzlü seremoniler sergilemeye doymazken, hiç değilse elimizde kalan o son fırsatları, uyanma şansını kaybetmeyelim diye zihiniyeti dökümleyelim bir kere daha. belki bir duyan daha olur diyerek, umut ederek. harikalar diyarının kusursuz mükemmeliyetçiliğini, göz önüne çıkabilecek tüm kusurların törpülendiği gizlendiği yerli yersiz vavelyalar kopartmak yerine güllük gülistanlık hayhulasında kaybolunup gidilmesini salık veren, bir tek bunu denkleştiren bir imgelem olarak bugünleri tanımlandırmaya yardımcı olarak ele alabiliriz. okuyabiliriz. cerahatin o keskin kokusu her yanımızda biriktirilen irinin yoğunluğu, biz dedik oldu yanılsamasının şaha kaldırdığı ütopya da neymiş hakikattir bu hakikat diye dört nala koşturulan bir mesude mesirlik olarak nakşedilendir, harikalar diyarı. bir örnekleştirildikçe tektipleştirilen, sessizleşen, yekpareleştikçe ötekisinin seslenişini duyumsamayan önemsemeyip bir vur patlasın çal oynasın halinin bizahati turnusolüdür o ahvalden gözüken. görebilmemize bile rica minnet müsammaha gösterilen.

sadece biat edip yeterince sebatkar kalabildiğimizle orantılı bir biçimde suskunlaşma katarının en ön koltukları için mücadele edebildikçe aralıksız yerimizin açılıp ayrılacağı  muştulanan harikalar diyarı. topyekün ağrılarımız, yaralarımız bunca çoğaltılmışsa da ne önemi var gülüp geçiyoruz işte allasen güdüklüğüne tutunulan tutumların sergilendiği, tasvip edilip "akil" olan budur diyerek tescillendiği bir lamekan bu harikalar diyarı. korkutmaktan gayrısını bahşetmeyen hemen hemen hiçbir fikre zikre buluşmayı düşündürmeyen, dokunmayı teşebbüs etmeyi, doğru diye belletilmiş kimi eğrilerin her şart ve koşul altında onlara karşı ses edişi, kalem oynatışı, dil döküşü hunharca aşağılayan alaşağı etmeye çabalayan müktedir dünyasının paraleline yerleştirilebilecek öyle de okunabilecek bir sahanlığın kendisi olandır harikalar diyarı!. insan eliyle kotarılandır. adı üzerinde sorunsuzluğun, yarasız beresizliğin, pir-u paklığın cenahı diye kestirilip atılan harikalar diyarı. reklamı, duyumu böyle simgeleştirilmeye çalışılması bir yana da o panonun, dört taraflı korunaklılığın yamacı olanlar atfedilenler gibi değildir. olmamıştır, oldurulmamıştır. o ilan panosunun etrafında bunca sessizliğe gömülü bunca arsızca kulakların tıkalı olmasına epey hallice bir kısmımızı ilgilendiren sorunlar yatmaktadır.

sorgusuzluğun ikliminde sorumluların sıra savmalarının başımıza hangi işleri açmaya devam ettiğini haberdar eyleyen bir diyarın varlığıdır aslolan yaşatmamak adına direten, uğraşan linç güruhlarının koltuklarını kabartan, yücelten, belleğe dank edenleri bile isteye önemsiz şeyler kategorisinde yaftalamayı amaç edinen, ona bu buna şu derken kırılan fayların derinliğini kat be kat arttıran, özgürlük, demokrasi ve adaletin, eşit olmanın, makule varmanın imkansızlığı, olanaksızlığından dem vurulan bir simya ortaya çıkandır. çıkartılandır. akil olanın, vicdandan türetilebilen, vicdanlı olmakla alakadar bir bakış açısı ile sağlanabilirliği söz konusuyken hala mış ve muş'larla beraber kocaman acabaların, fakatların dokundurtmayız o 'kırmızı çizgilerimize' inadının yansımaları günyüzü bulmaktadır. masalsı harikalar diyarının yanı düpedüz şantiyedir her gün başka bir yeri ameliyata alınan, müdahalede bulunulan, özensizce yıkımına önayak olunan, silen ve sildiren sindirdikçe tek renge kapkaranlığa mahkum  kılan bir yapılandırma sahası. tekmili birden fecaatsal dönüşüm!.topyekün düşünselliğe kast eden bir dövüşüm. gayretinin başka bir evresine ev sahipliği yapan. dönüşüm biteviye yerginin, algıya yerleşmiş köhne v izbeliğin, vurdumduymazlığın karşısında daha iyi daha iyisini reçete eder.

çalakalem yahutta üstü kapalı bir biçimde değil doğulardan düzenlenilmesi ivedi olan sorun yumağının kördüğümlerinden birisini veya fazlası söz konusuysa eğer aşılması, çözümlenmesi için teşvik eder kitleleri. eğreltiliğin günün süsü kıvamında değerlendirildiği bu cenahta ise her durumda ikilemler polemikler monologlar tahakküm ve dayatımların tam karşılığıdır dönüşüm. harikalar diyarında güllük gülistanlık yaşayıp giderken nereden çıktı bu hinlikler, acılardan kuvvet alan ayrıştırmalar, bildiğiniz ötekileştirmelerin yansısını tanımlandıran tümceler ve vavelyalar gazze'nin başına getirilmişlerin, kıyamların ve tahakkümü sağlama almak adına savaşımın bir benzeri bu yurdun güncelindeyken, roboski gibi üç yüz altmış beş güne yaklaşan bir devletin katillik vesikası ortalıkta, ortadayken halen hesabı verilmemişken, hala uğraş didiş sümenaltı etme gayreti meydandayken olan biten avaz avaz insanlık hakkı hukuku diye söyleme tutunulmasıdır dönüşümün kendisi. evresine denk gelen. oradaki acıysa buradaki necidir diye sormak bir yana bunu politik bir dolgu malzemesi olarak kullananların ellerinde koz ettirilendir otuz dört can. (bilgi notu: istisnalar devre dışıdır bu ahkamda). kolay yoldan, karikatürize edilerek günlük söylenceliğin hazımsız çıkarsamalarına peşkeş çekilerek olur olmadık zamanlarda sorun mu sorun morun yoktur kıssasına denk düşürülerek, yolun şaşırtılarak yahut tersi merkepliğin azami etkisini gözardı etmek söz konusu değildir.

buradaki bahis orada ya da burada kıyaslaması değil hakkaniyetin işlevselliğinin nasıl manipüle edilip, çekiştirildiği kartların ikili oynamaya açık tutulduğu yinelenesidir on üç yaşındaki uğur'un katledilmesi neyse on biri'ndeki faris'in kıyamının gösterile gösterile icrası neyse, otuz dörtlerin bir gece ansızın ahmet mi mehmet midir anlamayacak olanlarca, bütün bu kadük bakışıma sahip çıkılarak ölümlerine bilakis sebebiyet veriliyorsa, açlık grevinden geçmiş siyasi tutsakların haklarında henüz iddianame bile bulunmayanları da dahil terörist yaftası mıhlanıp, linçlerine koşa koşa teşebbüs ve teşvik ediliyorsa, kocaman bir on iki eylül gerçekliği ile yüzleşmeyi zor zahmet iki yatalak darbecinin istemsizce demeçlerindeki vardır yokturlarla nihayete erdirme çabası sergileniyorsa, bütün bu denklem sathı dahilindeki duyarlılığın nasıl yönlendirildiği az çok ortaya serilecektir. istanbul üniversitesi'ndeki protesto eylemi gerçekleştiren gençlerin üzerlerine kimyasal madde kullanımının, her hakkaniyet için çabalayanlara bu devleti alinin sizlere şükran nişanesi diye takdim edilen hınç almaların bildiğiniz düzayak kılındığı bilinesidir. farkına erilesidir. yaşadığımız güncelliği gerçekten içinden çıkılamaz, baş edilemez, karşı gelinemez, tek bir söz dahi söylenemez mevzubahis dahi eylenemez kılan idris naim şahin gibilerin gensoru önerisi görüşmelerindeki attıkları kahkahalarda gizlidir.

o kahkahalar sırasında vuku bulanın, tezatlıkların alelacele, paldır küldür izole edilip bu sathı mahalin gerçekliğinin üzerine ölü toprağı serpilmesi çabasıdır meydana gelen. hiddet bu yanda boyuna filizlendirilip serpiştirilirken bu harikalar diyarında yaşayabilmenin her dem mutlak bir kayıtsızlıktan geçtiği yinelenmektedir. kayıtsız kalabildikçe, ana akım muktedirliği, payandaları, muhalefeti, basını, akil adam diye öne sürdükleri ile sistemin tüm kusurlarının halledilebilir, aşılabilir, her dem düzeltilebilir olduğundan dem vurulur. oysa bilinesi hiçbir şeyin o gösterilenler kadar net bir biçimde düzenli olmadığıdır. düzenin d'sine sahip bulunmadığıdır. o raddede görünen dört yüz haftadır seslerini ve soluklarını birilerinin, belirli başlı kurumların düşman bellemeleri vs. anlamlarıyla kollamalarıyla, denk getirilmesiyle ortalıktan kayıp edilen, yokedilen yakınlarını duyumsatmaya çabalayan 'analar' karşımıza dikilir. cumartesi anaları. o raddede kim olduğu durmadan kafasına kakılan insanların çocuklarının katledilebilmesinin, nice uğur, ceylan, faris, adını anamadığımız nicelerinin, nice akranlarının bu katarda ölümün soğuk yüzüyle hemhal olmalarının acısının tazeliği yinelenmektedir.

o raddede masumiyet karinesi denilenin paramparça edildiği, alenen ifşaatin, göstere göstere tahakkümü ve boyunduruğun bir başka evresine çoktan taşınılmış olan içerideki gazeteciler gözükmektedir. dokuz sütuna işkencecilerin hal ve tavırlarıyla rahatlamamız, yüzleşiyoruz ya daha ne istiyorsunuz diye buyurulurken bir emniyet mensubunun suç mesnedi diye yaptıklarını tastamam ortaya çıkartanlardan şikayetçi olmasının garabetliği görünmektedir. dünün erki neyse bugünün erkinin rahatlıkları, kahkahaları arasından insanların çığlıkları, çağrıları duyumsanmaktadır!.. ne kadar izole edilirse edilsin, üzeri örtülmeye gayret edilirse edilsin bu hayatın rutininin yaşatmaktan çok hayatı zehir zemberek kıldırmak olduğunu anlamlandırabilmek söz konusu edilebilir. o raddede üstünlük taslayanların aşağıya, aralarından çıktıkları halka karşı nasıl körleştiklerinin vesikaları irdelenebilir. bu bir enstalasyon değildir. farazi bir söyleniş değildir bir iki satır bahsedince gönlü feraha erdirecek, ruha huzur bulduracak. aklı başa devşirtecek. herşeyi o çok sevdikleri güllük gülistanlık kıldıracak bir bahsediş değildir. o raddede elbirliğiyle çabalar neticesinde, nasıl insaniyetin mesnetsizce çarçur edilmesine karşılık bir ağıttır. ağıtlarımız farklı lehçelerde, dillerde veya seslenişlerle şekillenmektedir. o ağıtları can kulağıyla duyabiliyor muyuz? bu sorgunun kendisidir derdimiz ve kederimiz!... anlayana...   

>>>>>Bildirgeç
Ölü Hakikatler Zehiri - Bülent USTA - Birgün*

Sonbaharda hüzün, en güzel sokaklarda yaşanır, özellikle güneş battıktan sonra. Kış gelene kadar eve giresim pek olmaz bu yüzden.

Bu gezintilerim sırasında, ara sokaklardan birinde eski bir dostumla, Sanskrit Sadri’yle karşılaştım. Ona “Sanskrit” dememizin sebebi, Sanskritçe öğrenmeyi kafaya takmış olmasıydı. Öğrenmişti de o dili. Hindistan’a filan gittiğini hatırlıyorum. Neden öğrenmek istediği, metafizik bir mesele. Sadri benimle izbe bir sokakta karşılaşmış olmasının rastlantı olamayacağını söyledi, çünkü özel bir davete, Hintli bir sinemacının dünyanın değişik yerlerinde gizlice gösterdiği bir filmin gösterimine gidiyordu. Onunla filmi izlemem konusunda çok ısrar edince, hem yapacak daha iyi bir işim olmadığı, hem de filmi merak ettiğim için kabul ettim teklifini. Çok aşağılara, yıkık dökük binaların bulunduğu sokakları geçerek filmi izleyeceğimiz yere vardık. Eskiden karate ve seks filmlerinin gösterildiği “üç film birden” sinemalarından birine benziyordu vardığımız yer.

Kapıda bizi eski usul yer gösterici kıyafeti giymiş iri yarı bir adam karşıladı. Sadri’de sadece bir tane bilet olduğu için, adamı ikna etmemiz biraz vakit aldı. Ama yerimize geçip, ışıklar da sönünce, hayatım boyunca unutamayacağım bir filmi izlemek üzere olduğumu hissetmiştim.

Nasıl başladı film, tahmin edin. Recep Tayyip Erdoğan’ı andıran bir politikacı, arkasında 2023 yazan bir afişin önünde konuşuyordu. Size filmle ilgili daha fazla ayrıntı veremeyeceğim maalesef. Böyle bir filmin varlığından sizleri haberdar etmem bile, o Hintli sinemacının isteyeceği bir şey değil çünkü. Sizi meraklandırdığımın farkındayım. Madem gördüklerinden bahsetmeyeceksin, ne diye böyle bir filmin varlığından haberdar ediyorsun diye kızabilirsiniz. Öncelikle filmin alışık olduğumuz biçimde bir kurgusu yok, daha çok Tarkovski’nin filmlerindeki gibi şiirsel bir perspektifle anlatıyor geleceğimizi yönetmen, kahve falı bakıyormuşçasına. Ben size o filmin bende uyandırdığı duygu ve düşüncelerden bahsedebilirim ancak. Belki siz de bir gün o özel gösterimlerden birine denk gelirsiniz, kim bilir…

Öncelikle film, sürekli olarak kandırıldığımız üzerinde duruyor. Geleceğimizi şekillendiren kandırma ritüellerinden bahsediyor. Gazetelerin, televizyonların pek çoğu bu kandırmacanın içinde. Şimdi fark etmiyoruz ama her şey hızla kötüye doğru gidiyor. Mesela açlık grevleri sona erdi diye, köşe yazarları iyimser yazılar yazmaya başladı ya, siz onlara kulak asmayın. Böyle devam ederse, 2023’te bile Kürt sorunu çözülemiyor. Yükselen gökdelenleri, yolları tıka basa dolduran otomobilleri gösterip geliştiğimizi söyleyen politikacıların tam tersini görüyor Hintli yönetmen: Sefalet… Hem de korkunç bir sefalet görüyor. Ama filmde, çoğunluk sefalet içinde yaşadığının farkında değil, şimdi olduğu gibi. Çünkü hakikatleri öldürmek konusunda uzmanlaşmış iktidar mekanizmalarıyla kuşatılmışız. Ve Nietzsche’nin dediği gibi, öldürülen her hakikat zehir saçar. Nasıl savaş uçakları, roketler insanları öldürüyorsa, hakikatleri öldürmek için de yeni stratejiler geliştiriyorlar ve ölen her hakikatin yaydığı zehir, öncelikle sizin kendinize bakışınızı bozar. Kendini göremeyen biri nasıl görür etrafını saran sefaleti? Görmüyoruz, yeterince görmüyoruz ve yavaş yavaş büyüyor sefalet gökdelenlerin arkasında. Sokak, geçip gittiğimiz yer sadece, vapurun güvertesinden sadece güzel bir manzaraya bakıyoruz, çünkü görmek istediğimiz şey güzel bir manzara.

Ama izlediğim filmde, o güzel manzarayı da bir süre sonra görmeyi unutuyordu insanlar. Öldürülen hakikatlerin zehiri, insanda bir süre sonra sapıkça dürtülerin oluşmasına neden oluyordu. Ve o dürtüler ahlakçı bir maskenin, yüksek ideallerin arkasına gizlenerek gelişiyordu. En son açlık grevleri yaşanırken tanık olmadık mı, politikacılardan sıradan insanlara kadar o vicdansız dile. Sivas’ta ya da Uludere’de yaşanan katliamları bile ortak bir akıl ve vicdanla değerlendirmekten yoksunuz hâlâ…

Öncelikle, siyasal sorunların uzmanlar tarafından çözülecek teknik meseleler olmadığını kavramak gerekiyor artık. Açlık grevlerinin sona ermesinin ardından, Başbakan’a ya da BDP’ye akıl verme yarışına girdi pek çok gazeteci, köşe yazarı, aydın… Sanılıyor ki, sadece iki taraf ve onların temsilcileri uzlaşırsa bütün meseleler hallolur. İzlediğim filmde, hallolmuyordu. Uzlaşmanın liberalizmin bize dayattığı bir şey olduğunu gösteriyordu film. Uzlaşma ile ortak akıl aynı şey değil çünkü. Her uzlaşma çatışmanın varlığını içten içe sürdürür, sonlandırmaz. Ve ortak akıl, ancak hakikatlerle, öldürülmemiş hakikatlerle mümkün olabilir ki, geleceğimizi sefaletten kurtaracak olan da o hakikatlerden başka bir şey değil…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Bülent USTA sıklıkla yazdıklarına odaklandığımız, feyiz aldığımız bir kalem. Toplumsal dönüşümün en hiddetli günlerinden paldır küldür geçerken hiç değilse elimizde az da olsa bulunan kani bir meram paylaşımcısı. Ölü Hakikatler Zehiri başlıklı Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış makalesi de bu çözümleme paralelinde değerlendirilebicek dikkatle okunmasını salık verdiğimiz bir makale. Bülent USTA'nın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni bloga iliştiriyoruz...


 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Çağrı: Mor Gabriel'e Dokunma!
Ölü Hakikatler Zehiri - Bülent USTA - Birgün
Açlık Grevlerinin Getirdiği: Kürt Halk İttifakına Dönüş - Sarphan UZUNOĞLU - Kaos GL
Barışı İpten Almak - İshak KARAKAŞ - Özgür Gündem
Açlık Grevlerinin Ardından - Gülay TÜRKMEN DERVİŞOĞLU - Başka Haber
Açlık Grevlerinin Sona Ermesi ve Barışın Tesisi - Ali BİLGE - Açık Radyo
‘Açılıyor Zamanın Yara İzi... Ve Bütün Ülkeyi Kana Veriyor-’ - Aslı ERDOĞAN - Yeni Özgür Politika
Yeniden Abdullah Öcalan... - Berxwedan YARUK - ANF
"Öcalan Açıklama Yaptı Dağılın" - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Yahşi Öneriler, Heywanî Kafalar... - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Pınar Selek: Beni Mutsuz Bir Kadın Haline Getirmeyecekler - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
'Üç Çocuk Doğurun'dan Kutsallaştırılan Anneliğe: Kadına Yönelik Şiddetin Bir Başka Yüzü - Melda Yaman ÖZTÜRK - Sendika.org
Cumartesi Anneleri 'Âhım Tarihi Karalar' - Sibel YERDENİZ - T24
Haydi Paşalar Galatasaray'a - Ali TOPUZ - Radikal
Hestî ya da Adaletin Mahrumiyeti - Ayhan S. IŞIK - BiaMag
400′üncü Haftada Binlerce Kişi Annelere Eşlik Etti - Sol Defter
Uludere Raporu - Raportör: Hira Selma KALKAN - Türkiye Psikiyatri Derneği
Roboski'de Hukuki Süreç İşlemiyor - Ali Barış KURT - ANF
Yara - Berkun OYA - Radikal
Uğurum... - Reşat KAYMAZ Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi (Uğur Kaymaz’ın Amcası) - Özgür Gündem
Adalet Nerede? - Uğur'un Gözleri Soruyor - Erdal İMREK - Evrensel
Sadece ‘Uğur’ Değildi Aramızdan Kopartılan... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
13 Kurşun Var Bedenimde - Gulan Çağın KALELİ - Ajans Amed
Ceylanpınar'da BDP'lilere Polis Saldırısı - soL
Demokratik Çözüm Çadırı Davası 27 Kasım'da - Sendika.org
“Fişlemeye Boyun Eğmeyeceğiz” - Korsan Dergi
Gereği Düşünülse... - Demiray ORAL - Taraf
Darbe Duruşması Notlarım.... - Senih ÖZAY - BiaMag
Neyse Ki Darbe Olmuş Yoksa Ertuğrul Özkök'süz Kalacaktık - Gökhan KAYA - Turnusol
S.S AY (Sedat Selim AY ) 23 Gazeteciyi Savcılığa Şikayet Etti - Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube - Halkın Sesi
Müdür Beyin Şikayeti - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
'Engin Çeber Ağır İşkence İle Öldürüldü' - ANF
'Faili Meçhul Cinayetlerin Belgeleri Kozmik Odalarda Araştırılmalı' - T24
"Faili Meçhul"ler ve Cezasızlık - Turgay OLCAYTO - Bianet
'İçimden Geçen Zaman': Öznel Bir Yazı - Özge MUMCU - T24
Koster Değişse De Niyet Değişmedi! - ANF
Pasifist Toplum Denklemi ve Çözümü - Şizo Krat - Aşağıdan
Kuyudaki Taş: AKPM’nin ‘Siyasi Mahpus’ Tanımı - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Özgür Gündem
NATO'culuk Katıksız Amerikancılıktır - İhsan ÇARALAN - Evrensel
“Adam Gibi Ölmek” ve İnsanlık! - Meryem KORAY - Birgün
Amira Hass: İsrail Ortadoğu’yu Yanlış Yorumluyor - Fatih Gökhan DİLER - Agos
Filistin’de Doğru Söyler Memleketinde Şaşar - Kemal BOZKURT - KB's Blog
Yeni Ortadoğu’da İsrail’in ‘İşi’ Daha Zor - Ergin YILDIZOĞLU - Cumhuriyet - Muhalefet
Ortadoğu’da Türkiye “Karavana” Atıyor… - Sol Defter
Photo Of Dead Baby In Gaza Holds Part Of The ‘Truth’ - Patrick PEXTON - The Washington Post
“Şeytanla Çıkılan Yolda” Suriye Kürtleri - Foti BENLİSOY - FB's Tumblr
Rojava’da Genel Durum ve Kürtlerin Acil Sorumlulukları - Sait İKE - Ajans Amed
From Opposition To Puppet: Morocco’s Party Of Justice And Development - Samia ERRAZZOUKI - Jadaliyya
Redhack Davası Başlıyor: 'Bu Davada Faşizmi, Zulmü Görmek Mümkün' - soL
Redhack Anayasa Mahkemesi'ni Hackledi - Evrensel
Hedef 2016: AKP 80 Bin Kişiyi Daha Cezaevine Koyacak - Barzan ŞEREFHANOĞLU - ANF
Biz, Türkçe Yaşayan Kürtler - İrfan SARI - Yüksekova Haber
"Biri Alevi, Biri Türbanlı, Öteki Gayrimüslim, Biri Tinerci… Ne Oldu Birlik Beraberliğe?" - Ararat ŞEKERYAN - Agos ŞapGir
Türkdoğan: Kürt Sorunu Muhataplarıyla Çözülür - ANF
1915’in Kayıp Çocukları - Lilit GASPARYAN - Agos
Mahkeme Kararını Verdi: Cemevi İbadethanedir - Dersim News
Aleviler Sünnileşsin Kürtler Türkleşsin İsteniyor - Mustafa KARASU - Yeni Özgür Politika
Hamburg Alevi Anlaşması ile Ankara Alevi Açılımı - Turan ESER - Muhalefet
İslam ‘Ulema Sınıfı’ Sınıfta Kaldı - Mistefa DEWLEMEND - Ajans Amed
Nefret Cinayetlerine Karşı; Yaşasın Ötekilerin Eylem Birliği! - İstanbul LGBTDD & Hebun LGBT - Nor Zartonk
Türkiye’nin Tarihi ile Benim Kişisel Tarihim Aynı - Karin KARAKAŞLI - Agos
İnadına Anayasa - Ferhat KENTEL - Taraf
Spain: Citizenship Process Eased For Sephardic Jews - Raphael MINDER - The New York Times
Intelligence Study Links Low I.Q. To Prejudice, Racism, Conservatism - Rebecca SEARLES - Huffington Post
Rafeef Ziadeh: Biz Hayatı Öğretiyoruz, Bayım! - Aşağıdan
Obama ve Siviller - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
“Sokak Kürt Çocukların Özgürlük Alanı” - Yücel YÖNEY - Bianet
Bu Kıtada Grev Var! - Kıvanç ELİAÇIK - Sol Defter
Eti Bakır İşletmesi’nde Felaket - Korsan Dergi
Sosyal İş'ten Sessiz Çığlık Eylemi - Muhalefet
Taşeronda Müjde Yok, Hile Var! - Aziz ÇELİK - Birgün
'İşsizlik Kadın Cinayetlerini Artırıyor' - Yüksekova Haber
Görünmeyen Emek Sesini Yükselt! - Fatma GENÇ - Sendika.org
Velev Ki Namussuzuz! - Banu SERVETOĞLU - Sendika.org
Francis Alys'den Taliban'ın Yaktığı Filmlere Cevap - Ahmet TULGAR - Sanatatak
Biz Bizden Koptuk Mu? - Halil DALKILIÇ - PolitikART
Habertürk Copy-paste Yapmayı Beceremedi - Medyatava
Emrah Serbes: Behzat Ç.'nin 80. Bölümünde KCK Tutukluları Olacak. Hodri Meydan. İsterseniz Yayınlamayın. - Başka Haber


Pete Namlook Official
Lorenzo Montanà Official via Facebook
R.I.P. Pete Namlook via Phonaut
Pete Namlook Değinileri ve Röportajı - Sühan GÜRER - Proodos Arşiv
Fax Official
Fax Artist Page via Twitter
Fax - Circles Album Review By Jordan via Music Review Database
Philip Glass Official
Philip Glass - Rework: Philip Glass Remixed Album Informative via The Kora Records
Philip Glass - Rework: Philip Glass Remixed Album Review By Kitty EMPIRE via The Guardian
Kiasmos Official via Erased Tapes Records
Kiasmos - Thrown EP Review By Bob CLUNESS via The Reykjavik Grapevine Music
Kiasmos - Thrown EP Informative By Glenn JACKSON via XLR8R
Yagya Official via Facebook
Yagya - The Inescapable Decay Of My Heart Album Informative via Klik
Yagya - The Inescapable Decay Of My Heart Album Review By James KNAPMAN via Igloo Mag
Stumbleine Official via Facebook
Stumbleine - Ghosting EP Informative via Hija De Colombia
Stumbleine - Ghosting EP Review By Gordon GIESEKING via Finest Ego

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By  Chillbill via Flickr

>>>>>Poemé
Yokluğun İklimi - Odisseus ELİTİS
I
Dünyanın bütün bulutları günah çıkardı
Yerlerini tasam doldurdu

Ve saçlarımın içinde üzgün düşüverince
Pişmanlık duymayan elim

Bir acının düğümüne bağlandım.



II
Saat unuttu kendini akşam olurken
Anıdan yoksun
Ağacı sessiz
Denize doğru
Unuttu kendini akşam olurken
Kanat çırpmalardan yoksun
Yüzü kımıltısız
Denize doğru
Akşam olurken
Sevgiden yoksun
Ağzı kararlı
Denize doğru

Ve ben içinde, kendime çektiğim durgunluğun.



III
Öğle sonrası
Ve onun imparator yalnızlığı
Ve rüzgârların sevecenliği
Ve atılgan çekiciliği
Hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir şey
gitmiyor.

Bütün alınlar çıplak

Ve duygu yerine bir duru cam.

Herkül MİLLAS'ın Türkçesiyle
Kaynakça: Şiir

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)
Deuss Ex Machina # 425 (12.11.2012)

Sunday, November 18, 2012

Deuss Ex Machina # 425 - 2012_326_34-68_4k0/000_l00p

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_425_--_2012_326_68_4k0/000_l00p

12 Kasım 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a-Paul Corley - She Is In The Ground (Bedroom Community)
o-Paul Corley - Narrow (Bedroom Community)
z-Spectral Being - Ancient Memory (Already Dead Tapes)
n-Spectral Being - Upon A Circular Dawn (Already Dead Tapes)
x-Mogwai - Rano Pano (Tim Hecker Remix) (Rock Action Records)
y-Mogwai - Too Raging To Cheers (Umberto Remix) (Rock Action Records)
g-Emeralds - Search For Me In The Wasteland (Editions Mego)
gx-Emeralds - Through & Through (Editions Mego)
f-Efterklang - The Living Layer (4AD)
k-Efterklang - Between The Walls (4AD)

2012_326_68_4k0/000_l00p
(425)

söylevler boca edilip duruluyor. bütün bildiklerimiz sanki birer ikişer üçer beşer tekrarlardan ibaretmiş gibi dönüp dolaşılıp birbirinden farklı olmayan teranelerin emir erliğine teslim ediliyor yeknesak makamdan seslenişler hep aynı denilegelenin sıradanlaştırılması, bağışıklık kazandırılması süreci olabildiğince hızlılıkla ilerletiliyor. menfii olanın müspettir müspet diye yutturulmasının bağrında olan biten insana oluyor. her ne oluyorsa ona ısrar edene oluyor. haddizatında düşünselliği unutmak koşuluyla devreye sokabileceğimizi söyleyip duranların muktedirliğinde ancak etliye, sütlüye dokunulmayacak şeyler için aklımızı, zihnimizi her ne ise meramın kendisini temellendiren yapılandırma merkezi onun adına yormamız örnekleniyor. örneklendiriliyor. derin uykunun kendisi kabuslara kapıyı aralatmaktayken, buyur etmekteyken hala naçarlık her duruma karşı söylevi geliştirmek değil günün getirdiklerinde eldekini de yitirmenin başka safhaları önümüze çıkartılıp durulurken olan biten yine insana oluyor. düşünmek unutturulanların bunca çokluğunda günün getirdiklerinde yüklenişlerimizi sayabilmek, dökebilmek için bir vesile. en azından öyle belledik bugünlere kadar. nereden başladık nereye doğru ilerliyoruz sorgusunda hep o başlangıç çizgisinin gerisine doğrusu uzağına doğru yönlendirildiğimiz meydandayken, demokrasi oyunu bir müsamereden başkacasına evrilmiyor.

halkın fikriyatı değil, seçilmişin tahakkümü ve olur verdiklerinin, kani olduklarından ortaya çıkartılma şartı koşulmuş olan bir mizansenin kendisi haline indirgeniveren bir demokrasi trajikliğinde düşünmek de marjinal bir eylem haline dönüştürülüyor. zaten ne biliniyorsa tersinden onların hemen pek çoğunda arada sıkıştırılıp durulan bir simgeleştirici yafta marjinal bizim güncelliğimizin gerçekliğini de tanımlandırmaya devam ediyor. yoksunlaşıyoruz. aklın getirdiklerini değil başvezirden başlayarak esip gürleyenlerin, birliği ve beraberliği zihinlerinde nasıl öngörüyorlarsa öylesini, gerisi mühim değildir kestirip atmalarıyla bezeli olan bir mizansenden bir diğerine koşuyoruz. neticesi hep yara, hep derinlemesine bir iz, kıyam olsa da varsın olsun durmak yok yola devam şıkkında ensede pişirilen bozanın kıvamı arttırılmaya devam ediliyor. müdanasız bir biçimde sessizlik mevhumu yaygınlaştırılırken ona buna akıl gani gani dağıtılırken buraların tümü birbirinden ayrıştırılmayacak anlamda öznel, özgün sorunlarının hepsine karşı bir vurdumduymazlık, iki sessizlik muştulanıp duruluyor. sorun mu ne sorunu altı üstü milyonlarca insanın akıllarının ucunda bile yerini muhafaza etmeyen, umursanmayan gelgelelim bakıp görelim epey hallice bir nüfusun başında bir giyotin edasıyla kah gaz bombası, kah bildiğiniz füzeler, top mermileri en olmadı mermiler ile simgeleştirilen hakiki bir sonuca dönüştürülen sorunlara karşı umursamazlık sergileniyor.

büyük devlet takıntısı, bozuk koster, durmaksızın fişteklenen hiddet tanecikleri, şiddet söylemleri, bedeviler, ayılar ve ağza alınmayacak belaltı vuruşlarla harı, ateşi hiç tükenmemecesine sürdürülüyor. enikonu bulunduğumuz yerler birer hücre haline dönüştürülüyor. bildiğimiz, bildiğiniz hücre. içerisi dışarı fark ettirmeyen her alanında büyük biraderin gözünün kulağının varlığı tesis edilmiş, dokunma yanarsın işaretleriyle bezeli bir mabadda yaşama tutunmaya çalışıyoruz. böyleyken böyle. kolay değil, kelama dönüştürebilmek yıllar yılıdır sürüp gideni hatim ettirecek anlaşılır kılabilecek olanı bulup denkleştirmek bir satırlık menzilde. bir sayfalık mesafede. onun içindir ki parçaları ayrışık yerlere konuşlandırılmış olan bu mizansenler ülkesinde, her dem yeniden yola çıkmak lazım geliyor. anlamak anlamlandırmak ve yaşatılanların sürekliliğinin sadece ve sadece baskıcı olan o bilindik zümrelerin varlığını koruyan, umursayan gerisini koyverip unutuş tarlasına sallayıp duran bir bileşke halinin bu ülkenin hasılı kelam gerçekliği olarak resmedildiğini anlamlandırabiliyor. böyle bir tanımın etrafında ağar gibi kirlenmişlerin, türksolu gibi neşriyatların, özdil gibi kalemlerin, haberden gayrı herşeyi sunan sitelerin varlığını, kinin ötesini tasavvur dahi etmeye gerek duymadan ağzına geleni söyleyenlerin bir yerlerde halen fişteklemekte oldukları nifak tohumlamasının nelerden mürekkep olduğunu anlamlandırır kılıyor.

ayrışıyoruz. kırılmalar v dökülmeler yaralarımızı onarılmaz hallere sürüklüyor. yaramızdan kan oluk oluk akarken de, kah kabuk bağladığına kendimizi avuttuğumuz zamanlarda da bir şekilde rotaya dahil edilen böylesi bir yığın elinde derlenip toparlanan, güne dahil edilenlerin peyderpey sunduğu yegane şey acıların sürekliliğidir. aritmetik oyunu değil ki bir sen bir ben kazanalım bu oyunda. bunca kirli harala gürelede. ne kelama odaklanılıyor ne sözün kendisine kıymet biçiliyor. varsın olsun ölen ölsün ben dönmem yolumdan tutturmasıyla beraber bütün birikim, bunca hınç hemen hiç eksik edilmiyor. dünün şartlanmışlıklarını alaşağı etmeye teşne olup bugün aynı fenalıkların altına imzalarını atmaktan kaçınmayanların sahnelemelerinde, dillendirdiklerinin kıyasıya eleştirdikleri o devlet geleneğinin devamlılığı olduğu bu kadar afakiyken, hesap kitap ortadayken halen güllük gülistanlık bir yerde yaşadığımız savlaması biraz fazlaca kadük kaçmıyor mu. hala mı eyyamcılık, rıza göstermek ve ötesi. kendiliğinden sorunların çözümlenebilirliği gibi bir durum söz konusu edilme şartları ortada bile değilken nasıl bunca rahat bir biçimde paldır küldür bazı şeylerin ömrü bunca kısaltılabiliyor. böylesi bir rahatlığa erilebiliyor. sorun mu sorun morun yoktur. işaretlemeler mi kantır strayk oyun bildiğin oyundan etkilenmiş çocuklar, açlık grevi mi konuştuk halloldu, çözüm mü yok o bildiğiniz muamma!, hayat mı bu sathı mahalde hep cehennem be arkadaşım diye lafı bağlayası geliyor insanın.

çekimserliğini çoktan kenara terk etmiş olanların dillendirmeye doyamadıkları fecaatlerin etrafında gözümüzün önüne, aklımızın kenarına terk edilen oyalanasınlar bunlar bu mevzularla biz de işimize, azarilliğimize, derdest edebilmeye, hınç almaya, kitleleri gaza getirmeye, dünyanın efendisi falanı filanı olma çabalanımına devam ededuralım diyenlerin mabadında insana sıra ne ara gelecek! düşündünüz mü? yok saymak, baştan savmak, önemini değerlendirmek bir yana yerin dibine sokabilmek için şans olarak değerlendirilegelen kimi şeylere sahip çıkmak, dünyanın kaç bucak olduğunu göstermek için elini oğuşturmaya devam edenlerin kirli savaşın taa kendisini sürdürün ne olursa olsun yollu göndermelerine aynen riayet ederek nereye evrildiğimiz meydanda değil midir? nereye koştuğumuz, halimizin has resim altı hala mı okunamamaktadır. yok oluyor çürüyor ve nihayetinde kıyamet kıyamet diye bekleşiledurulanın bizahati kendisini yaşıyoruz. her an ve her dakika. mebzul miktarda bir tahayyül değil bu yahut betimleme. neye karşılık geliyorsa bizahati onun kendisidir şu iki satırda anlatmaya çablandığımız. bir yerlerde silinip üzeri çizilenlerden olabileceğimiz vakti zamanında tecrübeyle sabitlenmişken halen geçer akçe oldurulmasına karşı bir endişenin kendisindendir bu kadar   dillendirmeye uğraş didiş olduğumuz. bir şekilde yazmaya teşne olduğumuz, çalıştığımız. çabalandığımız.

altmış sekiz günün arından bitirilerek yarın bir gün unutulacak olan tutsakların hangilerinin derdine kaniyiz, hangilerinin neyden tutulup da içeriye mahpus edildiğini bilmediğimizi yineleyebilmek için tüm bu meram. üzerinden on yedi yıl geçtikten sonra hala net bir yanıt bulunamayan, niceleri gibi münferittir münferit diye diye unutturulmaya, geride kalanları avutulmaya devam edilenler kervanına katılan fehim tosun gibi kayıp edilenlerin akıbetlerine zihin yorabilmek içindir bu meram. bir gün bizler de ansızın yok olmayalım diye!. bir tespit, bir ahkam kesilmesi karşısında bariz hinliklerin sergilendiği nice basın emekçisinin tutsaklıklarının sene-i devriyesini, özgür basının ne demek olduğunu, hangi bedeller ödetilerek nasıl algıların karşısında ses edildiğini yineleyebilme çabasına eklenme çabasıdır bu meram. anca beraber kanca beraber. unutuşun tarlasına çoktan terk edilmeye hazırlanmış olan üzerinden tam iki yüz seksen altı gün geçmesine rağmen hala kimin elleriyle, hangi amaç doğrutusunda vatandaşına bomba yağdırılabildiğinin hesabının sorulamadığı roboski kıyımını unutmadığımızı yineleyebilme kısmına ihtfanedir bu meram. sorumlular sorumsuzluklar sergilemeye devam ederlerken kah bomba, kah biber gazı, kah cop, kah dokuz sütuna manşetlerle bu halkın ötekisi diye sunulanlarına bu hayatı nasıl dar ettiklerini artık isteseler de saklayamadıklarınızı ikrardır meram.

görünen imgelemin nelerden mürekkep olduğu artık belirginleşmişken hala yok o öyle sandığınız gibi değil, böyledir ve şöyledir diye argümanlarını sergilemeye doyamayanlara illallah demek edi bese, yeter artık imidir şu gördüğünüz kelimelerden mülhem bulmaca. unuttukça, unutmaya nail oldunukça daha başımızdan ne eksik edilmeyeceğini tam kesitremediğimiz bir modern zaman tasavvuruna karşı uyanmanın zamanı henüz gelmemiş midir? seslenip durduğumuz kendi sıkış tıkışlığımız, bunca nefessiz konuluşumuza rağmen hala yola koyulmak için hangi emarelere bekleyedurmak lazım olandır. hiç düşündünüz mü. yarın geçmiş olmadan! bir türlü düze çıkmayan, elbirliğiyle çıkartılmayan, derdest edilebilmesinin bunca kolaylıkla sağlanmasının önü alınmayan her durumda şartlanmışlıkların, önyargıların paralelinde el altında tutulan değişim ve dönüşümün empatiyle değil tahakkümlere dört elle sarılmasından halen geçtiğini cismanileştiren bütün bütün bu hayat denilen akışın dinamiklerini perişan ederken hala herşey güllük gülistanlık bahsine sıkı fıkı tutunanların, aradan kelama karışılan, meramı anlamlandırılmaz belleten bir yargının kendisidir yalanlar. bu belleyiş çabalarının sacayaklarından birisi ayrıştırılmak istenmeyen öğesi olan yalanlar. bir iki sonra ipin ucu koyverilen hangi durumlarda nasıl bir tepkime verilmesi gerektiğinin epey hallicedir birbirine karıştırıldığı tam anlamıyla derinlemesine yol aldığımız bataklığı anlamlandıran bir edimdir yalanlar.

hakikat ve tam manasıyla hakkaniyet mevzubahis ise bunun gibi önceliklerimizden olanların manipüle edilip kırmızı çizgilerin ardına taşındığını gösteren, haddizatında hır gürün bütün anlama çabalarının önüne hiddetle budur suru duvarını ördüğünü irdeleyebilmemize olanak sağlayandır yalanlar. bıkılıp, usanılmayan el yordamıyla bile bunca bilginin ortalıklarda olduğu bir zamanda halen büyük birader mitinin korunaklılığını tabu kıldırılması vesair anlamlarını dökümlendiren bir ağın kendisidir yalanlar. topumuzu bir günde alaşağı, ideyi çürüğe, aklı unutuşa terk etmemizi salık verdiren, bunu dikte ettiren bir yapının bizzat kendisidir. zehri halen içimize çekmeye devam ettirildiğimiz. kahrını, ızdırabını bir ömür çekmeye mecbur kılındığımız, buradan öte köy yok şuradan öte yol yok denilerke başka seçeneklerin daha en başında devredışı bıraktırılmasına şahittir yazıldığımız masalların beşiği yalanlar. sürümcemesiz bir şekilde, kesintisiz olarak insani olanı ayaklar altına alınırken vicdan muhasebesini bir vitrin düzenlemesinin parçası olarak değerlendiren, şartlar bunları ve daha fazlasını gerektiriyordu diye üzeri çizilen doğruların katili olan yalanlar. bu şekilde gerçeklik dönüştürülürken bu menzilde hiddetin kendisiyle mesaiye zorlatandır yalanlar.durmaksızın, akış devam ettirilirken hangi konularda sınıfta kalmayı sürdürdüğümüzü zihine kazıtmakta olandır yalanlar.

bugün bu şartlar bu iklim böylesine sert ve aşılmaz kılınmışsa, böylesine bağnazlıkla hemhal aşılmazlıklarla kolkola biraradalığı, hamuru sağlam karılmışsa ne yapılması gerektiği konusunu diri tutan, nesneleştiren zihine düşünmeyi, aksinin sonu olacağını personaya bildiren bir vesikalayıcıdır yalanlar. görmekten çekinmeyene. karaşınlık her dem kuşkuları öne sürerek, şüpheleri ortaya taşıyıp kaybolarak, mütemadiyen biz biliyoruz ne naneler çevriliyor bahsinin kıvılcımı yakılarak, bundan işkillendirerek devamlılığı sağlanan bir edim. dün nasıl hayatın merkezine konumlandırıldıysa bugünlerde de bunca yalanla kolkola güncelliği kapsayan bir eylemin kendisi. muktedirliğin görmeyi unutturup duymayı hafızdan defettirip bilmenin tamamen devredışı bırakmasının akıbeti çok belirgin olan unutturma vurgusunun bir başka öğesi olan karaşınlık. günümüz bunca yıkımla hemhal tecrübeden düşe kalka ilerleyememe, olduğumuz yerde sabitlenme ile ilişkilendirilmiş bir neticeden ibaret ve ilişkiliyken hala durmadan ilerlediğimizin yansıtılması, hakir görüyorlardı zamanında çok şükür bugün o ah aldıklarından, ettiklerinden hemen hiç geri kalmayan bir dönüşümü tamamladıklarını avaz avaz duyurmaktadır. usulüne uygun yansıtmaktadır. mesel ortada dağ gibi yükselirken, blöf, şov ve benzerleri ile donatılmış cümleler lacivert takımların, vatan elden mi gidiyor (bu kaçıncı kez!) şiarında yol katedenler içinse birer linç pratiğinin halen temellendirilebiliyor olması düşündürücüdür.

kapsayıcılık çoktan bir kenara atılmışken iddianamelerin fantazileri kıskandıran coşkunluğunda çarmıha gerilenlerin, yaftalanarak suçlu ilan edilenlerinn birer insan değil suç objesi, üreteni, vicdansızlar olarak resmedilmesi, terör örgütü yapılarından birisi ya birimi olarak gösterilmeye ve anılmaya çalışılması bu düşündürücülüğü derinini bildiğimiz o gayya kuyusunu resmiyete dökmektedir. hiçbir şart ve koşul altında muhalif söyleme, bunca eğreltiliğe karşı tepkimeye ve kelama geçit bırakılmaması, bilakis tüm düşünüp harekete geçenleri hah işte şüpheliler, içimizdeki hainler, ekmeğimize ortak olan, yiyip içip arkamızdan hançerleyenler bahsinin gösteregeldiği düpedüz, kapkaranlık bir kuyunun kendisidir ötesi değil. manidar çözümlemelere gerek bıraktırmayan bir biçimde her neyle karşılaşıyorsak onun tam dengidir. bu dipsiz kuyu. iyi polisliğin, kötü polisliğin pay edildiği, ahkam kesmelerin had bildirirken kutsiyet atfedilmiş olanların hınçla yolunu kesiştirenlerin eriyip de giden bedenlere bir gıdım tuz, bir gıdım şekeri bile çok görenlerin, olmadığına kendilerini kandırmaya devam ettikleri bu savaş ikliminin sahadan evlerimizin içlerine kadar nüfus ettiğini görebilmek için alim olmak gerekliliği yoktur sanırız. olmayacaktır. bir yapılandırma, kurgusal bir izleğin içerisinde yönetmenin algısına, empatisine ve tahayyülüne göre tam vaktinde devreye girecek kurtarıcı, kahraman veya adlandırılışının her ne olduğuna sizin karar verebileceğiniz karakter yok yanıbaşımızda.

olup biterken bunca şiddet , şirazesinden de zıvanasından da çıkmış hiddet bir gösteri öğesi değildir. tam aksine düşünülmesi gereken bir gerçeklik trajedisidir. günler günleri kovalarken suskunlaşmaya biat  arttıkça pusun yeri göğü kapladığı bir cehennem tasviri gerçekçil kılınmaktadır. yaşadıkça, nefes aldıkça derinden yaralayan cinsinden bir yer altı aylık ve iki yaşında bebeklerin babalarına sarılmalarına müsammaha gösterilmeyen tam aksine dört bir yandan mukavemet ile aşılmaz duvarların örüldüğü bir cehennemdir burası. ömrü hayatını bundan sonra ve ötesini hesaba kitaba çok da katmadan, hayatlarını ortaya koyan açlık grevini gerçekleştirmiş tutsakların b1 vitamini ihtiyaçlarını, eylem bittikten sonra tedavilerini bile aksatmaktan geri kalmayanların nefesler tükettikleri bir cehennemin bizahati kendisidir burası. sempatik görünme maksadını geçtik empati denilen edimin nasıl çift taraflı çalıştırıldığını, seçimlere göre muamelelerin düzenlendiğini ve halen bunun geçer akçe olduğunu belleten hareketlere imza atılandır bu cehennem. emeğin karşısına emek örgütü, hakkın karşısına hak örgütlerinin konuşlandırılabildiği, aman sus yerin kulağı vardır efendimiz bize çok çoook kızar korkusuna sıkı sıkıya tutunanların hamlelerini doğrudan yana değil eğriden, mazlumdan yana değil muktedirden taraf seçtiklerini tazeleten bir cehennemdir burası.

kıyamların, tehcirlerin, tecritlerin vakıa, nümayiş eden bulmuştur, bulacaktır. sorun mu ne sorunu o sizlerin hüsnü kuruntusu. vicdan dediğinizi hangi terör yardakçılarının, uzantılarının hangi amaçlar doğrultusunda kullandıklarını çok iyi biliyoruz. biber gazı diye ortalığı velveleye verdiğiniz öldürmez bilakis hizaya getirir. bunlar ve dahası gibi nice laf salatasının dengi haline dönüşen karanlık kararlılığın!, eylem ve pratiklerinin paralelinde yaşamak zorunluluğudur bizleri halen karalamalara yönlendiren. ses çıkartmak konusunda uğraştıran. çatlak ses edenler olmayaydı nasıl da güzelce idare edildirdi bu gözel yurt psikolojisinden illallah demenin ivedilikliğini meydana serilmektedir. cehennem laf ola beri gele diyerekten değil tamamen bu ülkenin her anındaki her olumsuzluğu, vakayı tanımlandırmaya hali hazırda tek başına yeterliyken, "el aman" feryadı artık işitilesidir. el aman, yeterliliği, kaniliğiyle başlı başına bu resmin karşılaştığımız görünümü, kadrajı dahilinde ortak temennimiz olması gerekendir. birbirinden ayrışık değil de tekmilini birden bir arada görebildiğimiz vakit bu cehennemi yapılandıranların bunca yaşatmama çabalarının karşısında halen yaşamı savunmak için elimizde başkaca bir şansımız olmayacak. bir daha böylesi bir dönemeç, yoldan dönmek şansımız, ihtimalimiz olmayacak!. bilelim...  

>>>>>Bildirgeç
Ölümü Değil, Çözümü Konuşalım!.. -  Selma IRMAK / Diyarbakır E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem*

Sonbaharın en dingin en durgun demlerini yaşıyoruz. Sarmaşığımızın sararan yaprakları kendini usul usul boşluğa bırakmakta... Doğa huzurlu bir sesizliğe hazırlanmakta... Oysa cehennemin yüreğinde yaşıyor gibi bir hisle kavruluyoruz. Hergün başka bir söylemle irkiliyor, dehşet verici sözlerle sarsılıyoruz. Körleşen vicdanları insanlığımız acıyarak izliyoruz.

12 Eylül tarihinden beridir devam eden açlık grevleri en kritik sürecini çoktan geride bıraktı. Günlerdir adeta kızdırılmış bir sacın üzerinde yürüyor, bir ateş hattından geçiyoruz. Hükümetin başı tarafından fütursuzca sarfedilen sözler, bu ateşe benzin dökmekte, harlanmaktadır. Adalet Bakanı ‘ya hayırlı bir söz söyleyin ya da susun, söz orucuna girin’ demişti. Bunu en çok başbakana söylemek gerekiyor sanırım. Başbakan söylemleriyle, kutuplaştıranı ayrıştıran bir tutum sergiliyor. Çözüm değil, ölümü davet ediyor. Açlık grevlerini değerledirme biçimi vicdansızlık sınırlarını çoktan aşmış durumda. Her durumdan kendine pay çıkaran, politik bir çıkar elde etme gayretinde olan Başbakanın bir zamanlar bir ‘dava’ insanı olduğu, zalime karşı mazlumun yanında yer almayı emreden idealin sahibi bir insan olduğuna kim inanır? Sık sık andığı Şeyh Edebali’nin sözlerini düstur edinmesi şöyle dursun, kemiklerini sızlatan pratikleri hangi ruh haliyle açıklanabilir?

İdrak etmekte zorlananlar için şunu söyleyelim: ‘İnsan iradesi her şeyin üstündedir!’ Tıbbın da, ilmin de açıklamaya gücünün yetmediği yerde insanın iradi duruş gerçekliği vardır. Bir öğün yemeği dahi atlamayanlar elbette iki ayı geçen bir açlık grevinin sürdürülemeyeceğini sanır. İmkansızın mümkün olduğunun en açık ispatı, işte eylemimizdir!... Bu eylemde yer alan her bir arkadaşımız yaşamla yaman bir mücadele vermiş, iradesi suyla sertleşen çelik gibi güçlenmiş insalardır. Yaşam algısı kısa bir ömür, konforlu, rahat bir hayat biçiminde değildir. Evveli ve ahiri birlikte yaşayan, geçmişi bugünle harmanlayan, yarının mayasını kurma üzerine tasarlanmış bir yaşam algısı vardır. Politik ve varoluşu öncelemiş, baştan ayağa vicdan olan insanlardır. Eylemdeki bir arkadaşımızın, Başbakan’ın “bir yerlerden talimat alıyorlar” sözü üzerine, “evet, talimat alıyoruz, vicdanımız bize talimat veriyor” sözü bence her şeyi açıklamaya yeter de artar bile. Elbette böyle bir yaşam felsefesini algılamak her beynin kaldırabileceği, muhakame edebileceği bir gerçeklik değildir. Başbakan bu nedenle bir kuzuyu arkasına alarak açıklamalar yapmakta inciler dizmektedir.

Yapılan açıklamalar, fütursuzca sarfedilen sözler eylemin gücünü ve anlamını düşürme amaçlıdır. Küçümseme, hafife alma, yiyip, içiyorlar türünden beyanlar itibarsızlaştırma denemeleridir. Türkiye kamuoyu ve devrimcileri bu türden ithamlara yabancı değildir. Bu tutum aslında devletlerin tipik savunma refleksleridir. Devlet güvenliğini sağlama almak için oluşturduğu koskoca bir sistemle yetinmez bir de böylesi taktikleri devreye koyar. Zaten işkence yöntemlerinden biri psikolojik şiddet değil midir? Esasen işkencenin temelinde psikolojiyi çökertme, ruhu ele geçirme, kişiliği parçalamaya, yaralamaya dönüktür. Küfürler, taciz, tecavüzler itibarsızlaştırarak teslim alma, direnişten düşürmeyi hedefler.

Bir süredir açlık grevi eylemine dönük yürütülen psikolojik savaş, tam da bu türden bir işkence yöntemiyle yürütülüyor.

Manüpülatif bu yöntemin bir diğer amacı da kamuoyunu yanıltmadır. Dikkat edilirse kamuoyu bir süredir eylemin taleplerini, eylemcilerin kamuoyuna söylemek istediklerini değil, Başbakan’ın şahsında hükümetin ithamlarına verilen cevapları konuştu, tartıştı. Bir tür savunma psikolojisi geliştirmek durumunda kalındı. “Vardı, yoktu, şöyle değil, böyleydi” tarzı açıklama yapma zorunluluğu bile, hükümete manevra yapma, gündem saptırma olanağı yarattı.

Yürütülen psikolojik savaş ya da propagandanın yöntem olarak ABD patentli olabileceği konusunda kuşkularım var. Amerikan yöntemi çokça örneklerine tanık olduğumuz kadarıyla, hep şöyle seyretmiştir; “Yalan-dolan, iftira, önemli değil, yığınların hassasiyet göstereceği bir söylemi ortaya at. Karşı taraf kendini aklamaya çalışırken sen amacına ulaşmış olursun zaten! Rakibini hep savunma pozisyonunda tut ki psikolojik üstünlük sende olsun. “Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da savaşlar hep böyle çıkarılmadı mı? Başbakan’ın akıl doneleri de bu yöntemi deniyorlar. Ama kötü bir taklit biçiminde tabi... Mesela Almanya’da Merkel’le yaptığı basın açıklamasında cebinden çıkarıp gazetecilere gösterdiği aylar öncesine ait yemek fotoğraflarıyla Başbakan biraz ters köşe oldu kanımca. Merkel gözleri fal taşı gibi açılarak bu tutuma pes! demiştir herhalde. Çünkü hayretle, tahmin ederim biraz da kıskançlıkla bakıyordu Başbakan’a. “Ben bile bu kadarını yapamazdım!” diye aklından geçirdiğini düşünüyorum.

Ama korkunun ecele bir faydası yok. Tüm bu beyhude çabalar bu haklı ve anlamlı eylemin gücünü gölgelemeye yetmedi, yetmeyecek. Psikolojik savaş yöntemleri, işkencevari taktikler de eylemlerin moral ve heyecanından bir gıdım eksiltmedi. Ama sarfedilen sözler gökkubbe altında nahoş sedalar olarak kaldı. Günü geldiğinde o sözler sahibini rahatsız eder elbette. Çünkü, el eli yıkar, el döner yüzü yıkar.

İnsan şuna hayıflanıyor; hani şair diyor ya, dostluk da düşmanlık da mertçe olsun! Her savaşın kendine göre etik-ahlak kuralları vardır. Başbakanın kimi zaman öykündüğü Selahattin Eyyübi’nin savaş meydanında sergilediği incelikli, ağır başlı, kendini bilen, düşmanında saygı uyandıran tutumunun yanından geçen bir davranışı var mı?

Esamesi bile okunmuyor. Kaldı ki biz düşman değiliz. Ortak vatanda birlikte ama eşit ve özgür yaşamak isteyen kardeş iki halkız...

Cezaevlerinde bedenlerini açlığa yatıranlar da bu gerçekliğe işaret ediyor. Yaşamın doğal akışının sağlanması için böylesi bir eyleme başvuruyor. İki halk arasında göçen köprüleri onarmak, kopan bağları doğru temelde yeniden inşa etmek için çırpınıyorlar...

O nedenle kamuoyuna sözümüz, şimdi ölüm değil, çözümleri konuşmanın zamanı. Eylemlcilerin talepleri etrafında kilitlenmek, taleplerin hayat bulması için daha ciddi ve sonuç alıcı bir gayretin içinde olmak gerekiyor.Toplumda duygusal bir atmosferin olması çok olağan ve insanidir. Ne varki salt duygulanım sorunların çözümüne yetmiyor. Yüreğin sesini dinlemek kadar gereğini yapmak duygularımızı anlamlandırır. Anadilde savunma talebi eğer toplumsallaşırsa, kamusal alanda kaullanım ısrarı genelleşir, kitleselleşirse de sonuç alıcı olur. Bu talep tutuklular ve cezaevindekilerle sınırlı kalırsa ne kadar sonuç alıcı olur? Öte yandan anadilde eğitim talebi en doğal hak iken, devlet, uyguladığı asimilasyon politikalarının gücüne güvenip, bu hakkı bir lüks, olmasa da olur, pozisyonunda tutmasında biraz da bizim yaklaşımlarımız etkili değil mi? Keza Kürt sorununun çözüm anahtarı İmralı’da ise Sayın Öcalan’ın sözünü ettiği sağlık, güvenlik, serbestlik koşullarının sağlanması için daha sonuç alıcı bir yürüyüş ve çaba gereklidir. Hiçbir mücadele kolay koşullarda seyretmemiştir. Çok ağır bedeller karşılığında haklar elde edilmiştir. Mahatma Gandi bedenini açlığa yatırırken Hindistan halkından açlık grevine girmesini değil, İngiltere sömürgeciliğine karşı mücadele etmesini istemiştir. Örneğin pazarlarda İngiliz askerlere mal satmama, ısrarla ve inatla İngiliz kumaşı yerine Hint kumaşını salık vermiştir. Dünyanın jandarması İngiltere, Hint fakirinin önünde böyle yenilgiye uğramış tasını,tarağını toplayıp gitmiştir.

Ezcümle, kimse ölümü ağzına almasın. Ölüm bizden uzak olsun. Daha yaşayacak çok baharlarımız var bizim. Ölümü değil çözümü konuşalım, çözüm için çareler arayalım, çabalayalım. Unutmayalım, barış için ter dökmezsek, gözyaşı dökmeye devam edeceğiz...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Bu savaş ikliminde bile olsa gerekliliktir. Gerekliliğimizdir. Özgür Gündem Gazetesi'nde yayınlanmış olan Selma IRMAK'ın "Ölümü Değil, Çözümü Konuşalım" başlıklı makalesi hemen bu minvalde okunması, bilinmesi elzem olan tespitleriyle gündelikliğin tatavlasında kaynayıp giden pek çok şeyin farkına varabilmek için yardımcı bir metindir. Selma IRMAK ve Özgür Gündem  Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz. Okudukça ötekisi sandığınıza vakıf olabilmek, anlayabilmek beklentimizi yineleyerek...

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Turkey: Respect The Rights Of Hunger Strikers - Amnesty International - Af Örgütü
Ölümü Değil, Çözümü Konuşalım!.. - Selma IRMAK / Diyarbakır E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Jîyan Xweşe - Pervin BULDAN - Yüksekova Haber
Anaların Ahı - Erdoğan ZAMUR - Ajans Amed
Neden Vicdan? - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
Faysal Sarıyıldız’dan Mektup Var! - Sarphanuzunoglu.net
Abdullah Öcalan: Açlık Grevlerine Son Verilsin - ANF
Jailed Leader Calls For End Of Kurdish Hunger Strike - Ivan WATSON & Gül TÜYSÜZ - CNN
B 1’in Tutuklanmasına, Urfamisin'in ve Antepsin'in… - Ahmet NESİN - AN's Blog
Erdoğan’ın Sinirleri ve Açlık Grevi - Foti BENLİSOY - FB's Tumblr
'Meram'ınız Hakkı Öldürüp Vermek Mi? - Ali TOPUZ - Utay
Chomsky: Açlık Grevinin Talepleri Makul - BBC Türkçe
Günler Geçiyor… Gel De Yaşa… - Kollektif Meram - Futuristika.org
Zalimler, Mazlumlar ve Yok Hükmünde Olanlar - M. Ender ÖNDEŞ - Özgür Gündem
Polis, Kolçak'ı Hedef Alarak Saldırdı - ETHA
Demirtaş: 'Başbakan Tehdidi ve Şantajı Görmek İstiyorsa Türkiye'nin Tarihine Bakmalıdır' - İMC
Modern Zaman Diktatörleri - Özgür EYLEMCİ - Ajans Amed
Açlık Grevi Yazıları - Kollektif - Özgür Gündem
Baba, Onlar İnsanmış Ama! - Demiray ORAL - DYH
Le Monde: Çıkmazı Aşmak İçin Öcalan'la Müzakere Yapılmalı - ANF
Haklılığın İnadı / Erdoğan’ın İnadı - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Baş Harfi R... - Özgür Gündem
34 Yalnız Bir Sayı Değildir - Açık Radyo
Elindeki İp Erdoğan’ın Boynuna Dolanacak! - Gülseren YOLERİ - Yeni Özgür Politika
Tehlikenin Farkında Mısınız? - Rober KOPTAŞ - Agos
Bu Davayı Kaçırmamalısınız! - Nebahat Kübra AKALIN - Başka Haber
‘Davaların Hepsi Demokrasi, Hukuk ve Adil Yargılama Hakkına Aykırı’ - Pressout
Mahkeme, Sıcak Suyu Çok Gördü - Elçin YILDIRAL - Sevgim DENİZALTI - Birgün
‘Akif Beki ve CPJ’ - Kenan KIRIKAYA - Pressout
Türkiye'de Hapishanenin Tarihi ve Estetize Edilen Ölüm - Mustafa EREN - BiaMag
2023 Vizyonuna İdam Cezası Yakışır - Hıdır TOK - Başka Haber
Okul Formasıyla Kemik Testi, Sonra Cezaevi - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
14 Yaşındaki Çocuğu Tutuklamak İçin Yaşını Büyüttüler - Medyanın Günlüğü
Zulüm Olağanlaştıkça Zalim Sıradanlaşır! - Amed DİCLE - Ajans Amed
Anadili Temelli Çokdilli ve Çokdiyalektli Dinamik Eğitim - M. Şerif DERİNCE - DİSA
ÇHD: Hayata Dönüş'ün Failleri Hesap Verecek - ETHA
1920'lerden 1984'e Dek Armut Toplayan Bir Halk: Kürtler - Mahmut KAPTAN - Zeki ve Samimi
İsveçli Vekillerden Erdoğan'a Sert Eleştiriler - Murat KUSEYRI - ANF
Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu... - H. EYLÜL - Kızıl Bayrak
Pespayeler Zinciri - Kadir CANGIZBAY - Birgün
301 Hâkimi Ombudsman Adayı - Agos
Bakan Şahin, Alevi Evlerinin Counter Strike'dan Etkilenen Çocuklarca İşaretlendiğini Söyledi - İMC
Halka Gözdağı Verilmek İsteniyor - Vural NASUHBEYOĞLU - Evrensel
Bütün Şehri Fişliyorlar - Ahmet ALTAN - DYH
75 Yıldır Dua Edecek Bir Mezarları Çıralarını Yakacak Bir Taşları Yoktur - Ferhat TUNÇ - Yeni Özgür Politika
Ne Mutlu Türküm Diyene! - Erkan Tufan AYTAV - Haber 7 / Agos
Her Şey Olur #529, Draft-Progress-Original - Cem DİNLENMİŞ - CD's Tumblr
Tanrıkulu: Mayınlar Ne Zaman Temizlenecek - ETHA
Kürt Meselesini Filmlerle Konuşmak - Ayça ÇİFTÇİ - BiaMag
Ana Dilinde Eğitim - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
O Darağaçlarını Kuranlar, Hayırla Yadedilmedi Pek.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
Renault İşçileri Fabrikayı Terk Etmedi! DİSK’e Geçmek İstiyorlar! - Sol Defter
Taban Örgütleri-TİS Komiteleri Kuralım, Mücadeleyi Kucaklayalım - Bursalı Bir Sınıf Devrimcisi - Kızıl Bayrak
Arçelik İşçisi De Ayağa Kalktı - Evrensel
Çatışmaların Şiddetsiz Çözümünde Bir Duayen Johan Galtung'la Söyleşi - Açık Radyo
Değerlerimiz - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Donkişotlar ve Yel Değirmenleri… - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Ankara’da Devlet Terörü - Kızıl Bayrak
Vatansever! - Lütfi Doğan TILIÇ - Birgün
ABD İsrail Saldırılarını Desteklediğini Açıkladı - Korsan Dergi
Ortadoğu’nun Üvey Evladı: Filistin! - Cengiz GÜNAY- Akademik Perspektif - Medyanın Günlüğü
"Sizinle Konuşurken Bombalar Düşüyor" - Rusya'nın Sesi
#opIsrael – Anonymous Stands By Palestine In This Time Of War And Grief - AnonRelations
Anonymous Takes Down Over 650 Israeli Sites, Wipes Databases, Leaks Email Addresses And Passwords via TNW
İzlanda: Eylem Halindeki Doğrudan Demokrasi - Thorvaldur GYLFASON - Halit YERLİKHAN - Agos Şapgir
'Kadrolu Yalancılar ve Kirlenmiş Vicdanlar' - Ayhan BİLGEN - Evrensel
Hiçliğin/Boşluğun Örgütlenmesi - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Maraton, Weber, Marx - Ferhat KENTEL - DYH
Yıkılsın Bu Sistem - Hakan TUNÇ - Korsan Dergi
Cumhuriyet'in 'Pathos'u - Sibel KARADAĞ - Başka Haber
Aşağıdan Bir Meram! - Aşağıdan.org


Paul Corley Official via Bedroom Community
Paul Corley Official via Twitter
Paul Corley On About Disquet via Resident Advisor
Spectral Being Official via Facebook
Spectral Being Section via Microphones In The Trees
Spectral Being Live At No Fun House In Kalamazoo, MI. 15.03.2012
Mogwai Official
Mogwai - A Wrenched Virile Lore Review By Darren CARLE via The Skinny
Mogwai - Rock Action Podcast Series 12 Episodes
Emeralds Official via Editions Mego
Emeralds - Just To Feel Anything Album Review By Mike DIVER via BBC Music
Emeralds' Steve Hauschildt Plugs In On The Twinkling ‘Interconnected’ via Fact Magazine
Efterklang Official
Efterklang Official via 4AD
Efterklang - Piramida Albüm İncelemesi - Zülâl KALKANDELEN - Zülal Müzik / Cumhuriyet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Jon Eswards via Flickr

>>>>>Poemé
Devran Ters Yöne Dönüyor - Bülent ÖZCAN

Dönüyor devran dönüyor,
Devran ters yöne dönüyor...
İşkence, açlık, kıyım var;
Devran ters yöne dönüyor...

Zindan içinde zindanlar,
Kurşuna dizilir canlar,
Ölür nice genç insanlar,
Devran ters yöne dönüyor...

Hiroşima, Halepçeler
Zincirler ve kelepçeler,
Ana babasız bebeler,
Devran ters yöne dönüyor...

Tarih kör topal ve sağır,
Duymaz seni bağır bağır;
Gözyaşı, zulüm ve kahır,
Devran ters yöne dönüyor...

Kaynakça: Şiir

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)
Deuss Ex Machina # 424 (05.11.2012)

Sunday, November 11, 2012

Deuss Ex Machina # 424 - kas oled läbinud see ööl

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_424_--_kas oled läbinud see ööl

05 Kasım 2012 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
i-Micromelancolié - Timelines (Jozik Records)
ii-Micromelancolié - Blackest Rainbow (Jozik Records)
iii-Offthesky & Man Watching The Stars - Star-Crossed Through Empty Thick (Rural Colours)
iv-Offthesky & Man Watching The Stars - Captured In A Quill Of Sloe (Rural Colours)
v-Jan Bang & Erik Honore - The God Of Gradual Abdication (Samadhisound)
vi-Jan Bang & Erik Honore - The God Of Silence (Samadhisound)
vii-Yaron Herman - Atlas And Axis (The ACT Company)
viii-Yaron Herman - Heart Break Through (The ACT Company)
ix-Forabandit - Cançion (Buda Musique)
x-Forabandit - Leylâm Mevlâm (Buda Musique)
xi-Bandista - Haymatlos (Oppa Tzupa Zound Zystem)
xii-Bandista - Hiç Kimsenin Şarkısı (Oppa Tzupa Zound Zystem)

                                             kas oled läbinud see ööl
                                                         (424)

düşüp kalkarak, kah eğrilip, kah doğrularak kah durduğun yerde sabitlenerek kah hareketin devinimine kendini kaptırıp giderek durmaksızın ilerleyerek, bir öyle bir böyle seslendirilenlerin bir şöyle bir böyle bir şu bir bu diye ayrıştırmaların dolu dizginliğinde sığınılacak bir limanı belki bulurum bahsiyle, çabalanımıyla yol alabilmeye uğraşıyoruz. karşılaştığımız resmin hengamesinde griliğinde neden sorgusuna girişilmemesi bir yana her defasında bu da artık fazla değil mi diye düşünedururken buluyoruz kendimizi. sessizlik. müdanasız v mübalağasız kelamın yetkinliğinin, dilin getirdiklerinin aklın tahayyülü v kapasitesi doğrultusunda şekillendirilebileceği bir ortam varlığının giderek sepyalaşmış, soluklaşmış bir ütopya haline dönüştürülmesine vah vahlanıyoruz. sessizlik. onca yaşanmışlığın paralelinde hala hiçbir şey olmamışçasına benzeş zihni bağlı kelamların vakit sektirmeksizin tekrar edilişine, hıncın v ölümün kutsanmasına hayretleniyoruz. sessizlik. bir oh olsundur furyası alıp başını ilerlemişken başka bir yerden oh olsun çağrısının, çapsızlığının hadi bir bilemedin iki kişi tarafından savunulduğunu zannederken koskocaman bir cenahın hayattaki tutunduğu has dalın o olduğunun ifşaasına, ikrarına tanıklık ediyoruz. sessizlik. bir yerinden başlanacaksa bu diyarı anlayabilmek bahsinde neresinde hata yapıyoruz kısmının çoktandır belirgin olduğu bir dönemeçte kopan sessiz çığlıkların tanıklığında kem küm edip duruyoruz. gak guk. sessizlik.

bilmemenin değil görmemenin bir şekilde normal olarak sınıflandırıldığı ona denk tutulduğu bir cenahta ne yana dönersen dön karanlık bir imgenin peşimizde koşturup durduğunu, seni, onu değil asıl hepimizi o kıstırılmış sahanlığa derdest edip sıkış tıkış tutmak için yola çıkıldığını idrak ettiren vesikalara bakakalıyoruz. sessizlik. yaşama tutunmanın nasıl bir şey olduğuna dair koskocaman ahkamlar kesilirken, aforizmalar apartılırken birilerin halen, kasti olarak laf salatası yapıyorsunuz bahsine el vermelerinin kadüklüğünü, bilinçisizliğini seyreyliyoruz. sessizlik. herşey laf salatası, her sesleniş anlamsız birer lagaluga ise zaten muktedirin elinde olan iplere göre orası burası fark etmez cehennemin tam da ortasında bir şeyler yapılmasına gerek olmadığına ulaşmış, ermiş oluyoruz. olmuyor muyuz. sessizlik. haddizatında bir şeylerle yüzleşme gailesiyle yola çıkılan temellendirilen  hareketlenmelerin topyekün paketlendiği, devre dışında bırakıldığı bir ahvalde o da eksik kalsın denilir gibi sözün kıymeti harbiyesini üç kuruşa kenara terk etmenin yollarına alıştırılmaya çalışıyoruz. her gün ayrı bir mizansen sergileniyormuş gibi değerlendirilirken bu cenahın merkezinde, kalbinde ayrışmanın, dip dibe insanlığın katlinin anlık resmi geçitlerinde kelamdan gayrı neye sığınmalıyız diye düşünedururken bir yan, bir yön hısımlığı, linçle taltif etmenin yollarında yeniden kotarmanın derdine düşüyor. sessizlik.

bir bitmez edim olarak bu vatanın ekmeği kısasının handiyse her olur olmadık vakıa dahilinde seslendirilmesinin, her pundu bulunana yakıştırılmasının can yakıcılığından az çekmemişiz gibi birlik v beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerde! ötekisine hınçın bunu sağlayabileceğine kanıp zemini uygun bulanların felaketlerini birer ikişer icrai sanat eylemelerine tanıklık ediyoruz. utançlarımız dağ gibi yükseliyor. sessizlik. karanlığın normalleştirilmesi, olağan belletilmesi düzeneğinde bir şekilde insanlıktan uzaklaşıldıkça sanki daha iyisi, daha güzeline ulaşacakmışız bahsine tutuluş, bütün vicdani olanın önünde set gibi yükseliyor. ya köpek gibi havlıyorlardı denilerek, ya da kontrgerilla gerekliliği bir kere daha anlaşılmıştır diye ucundan kıyısından bahisler açılarak bu sathı mahalin ötekisine karşı kartlarının tükenmediği hatırlatılıyor!. sessizlik. aba altından sopanın değil basbayağı göstere göstere yola çekmenin, hizanın içerisinde tutabilmek için zorun, zor olarak tanımlananın, işkencenin işkembe-i kübradan savunulmasının ibretlik vesikaları döküz sütuna şok şok şok, flaş flaş flaş bezemeleriyle sunumlandırılıyor. bir tık, iki tık daha fazlası için şiddetin kayığına her dem olduğu gibi elinde tuzlukla koşar adım gidenlerin, el oğuşturanların, beklenti içerisinde bulunanların ne iyi etmişler gazlamalarıyla beraber bir ayrışımın kökü derinleştiriliyor. ayrılıyoruz ayrıştırılıyoruz farkında mısınız?

bunca zıvanasından çıkmışlığın ben merkezciliğinde kimliklerin, aidiyetlerin üzerinde per per tepinilerek zorunlu bir deneyimden bir başkasına hazırlanıyoruz. hazırlatılıyoruz. sessizlik. bugün pek çok şey açık açık tartışılabiliyor, dillendirilebiliyor diye ortalıklarda kelam eksik konulmazken hala neyin adını anabileceğimiz, kime değer verebileceğimiz, neyden ne manalar anlamamız gerekliliği özensiz bir biçimde her dem olduğu gibi ana akımın şarlatanlarının çabalarıyla beraber yeniden zihinlere kazıtılıyor. durmak yok bodoslama emir erliğine, ötekisine öfke katmaya devam! sessizlik. bugün altmış birinci gününe girmiş olan açlık grevinin silsile halinde hepimizi çürütmesi, eksiltmesi, hezeyanın bunca kalıplaşmış şeklini bulmuş yansısında hala bir şey yok, yiyorlar, içiyorlar vatan hainleri söyleminin hemen dibinde kökümüz kuruyor bu kök saldığımızı sandığımız, vatandır, topraktır diye bellediğimiz cenahta hala ne olduğumuzun tam karşılığı bulunmaya çalışılıyor. insanlığa kaç var! kaç basamak aşıldı, geriye kaç adım kaldı! bıraktırıldı. bütünce yekpare bir mozaik. mermerden böyle yekpare. basbayağı kör bir sessizlik. canların o veya bu şekilde illa billa yok edilmesinin böylesine naçar karşılanıp, kolayca sineye çekilir nasılsa diye tanımlandığı bir ülke operasyonların sonunu görebilir mi?

sayılar rakamlar havada uçuşurken, günler geceler birbirini kovalarken, yok kış operasyonları yok yaz bilmemneleri diyerek siyasal soykırım, savaş ikliminin, düşünsel özgün v özgürlüğünün ayaklar altına alınmasının sadece buna odaklanılmasının bu yeri ne kadar yaşatılır kılabildiği artık afaki değil midir? herkes mi cinnet geçirmektedir ki yapılıyorsa, dillendiriliyorsa bir şeyler tabî ki onlar da hak ediyorlar(muş) kısmına bunca göz kapalı teslimiyet halen mümkünatlar dahilindedir. öyle böyle alkışlanmaktadır. sahi biz ne ara bu insanlık mevzularında ota boka yaslana, tutuna bildiğimiz batağın bunca derinine düştük. nefessiz, çelimsiz, kelamsız kaldık. sessizlik. ezici çoğunluğun her kimse, her kimi kapsıyorsa bir şeylere sabrı kalmadı, tükendi denilerek karşısına konumlandırılana, ahkamının dozunu bir şekilde şiddete kırdığı bir zaman mevhumunda bunca ağır yükleniş, peyperdey seslendiriş, durmaksızın yineleyiş karşısında ne etsek, ne yapsak hafzalamız düzene girer, uyuduğumuz avuntu dünyasından sıyrılma söz konusu edilebilir? sokağında, içerisinde, dışarısında şiddetin laf olsun diye değil gerçekten yaşanılmaz kıldırdığı, herkesin bir ötekisine karşı diyecek sözünün kantarı çoktan dengesizleştiren bezeyişlerle ağız dolusu hakaretlerini yinelediği bir yerde asgari müşterek diye bir tanımın karşılığı bir gün bulunabilir mi?

yetmemişçesine hala her günü bir öncesinden daha büyük gıybetlere teslim ederek, donatarak, ağız birliği etmişçesine hep aynı noktadan hiddete kapıyı açık bırakarak, ona özellikle ihtimam göstererek doğru olandan uzaklaştıkça muasırlaşsak neye yarar, ikibinyirmiüç hedeflerine nail olsak neye yarayacak! burada. dönüp dolaşıp muktedirliğin v payandalarının bir örnekleştirilmiş tepkimelerine sadece göz gezdirildiğinde bile muhafaza altına alınıp, önemsenen şeylerin bütün bu anlama gayretine girişip, iki kelam denkleştirme çabasında anlatmaya çalıştıklarımızın ne kadar tersi bir odağı tanımlandırdığı bir kere daha teyit edilebilir. bir şekilde sayılarla olan ilişkimiz çetele tutmak adına degil. yaşamak zorunda bırakıldığımız cehennemde kaçar kaçar eksiliyoruz bunu bir kere daha bellemek için olduğunu da yineleyelim. toz pembelik haleti ruhiyelerin bırakın yakınını yöresini tam da tersindeyken kolayca dillendirilen "ne de güzel" yaşıyorlar zorları neymiş bahsinin, dile yapışıp ondan yeni türetmelere girişilmesinin bu eksikliği yoksunluğu, yok sayılmaları olağanlaştırılıp, sıradan bir durum olarak ele alınmasının hüznünü de perçinlemektedir. yok oluşlarımızın tamamı vicdanını terki diyar eyleyenlerin, bunu gerekli! görenlerin dünyasına armağan olsun, kurban.

sessizleştikçe sıranın bir yerinde kalakalmış hallerimiz, birbirinden ne önce ne sonrasızlığımız karar merciliğini kararsız kazımlığa bırakışların çoğulculuğunda ne edersek edelim bu gazap yurdunda en önemli şeye insana sıranın getirilmeyeceğini fark etmek bütün bu yazın çabasının, karalamanın ötesinde hala düşündürücü olan unsur olduğunu ilave edelim. çoraklaştıkça, biber gazına, dayağa, sinkafa alıştıkça, had bildirmelerde seçenek çoğaltıldıkça yoksunlaştığımızı anlamlandırabilmek için daha neler başımıza gelmeli sorgusunun dibinde çözüm feryadımızı yineleyelim. bir duyan olur bir gün buralarda da sulh olur, hakkaniyet olur, gerçekten adillik söz konusu olur. yalandan değil hakikaten demokrasi bahsi vuku bulur diyerek, öykünerek imrenerek. hesaptan kitaptan, al takke ver külah doğaçlamalardan uzakta kalarak o meraklı olanların dillerine doladıkları ayrıştırıcısınız, şusunuz, busunuzlara gelmeden yineleyelim insanlık çok güzel, denesenize eğreltiliğin seslendirilmesi, hamurunun karılması dile yerleşmiş olan "kutsal önyargıların" beraberliğinde, çerçevesinin kapsamının tanımlandırılması, şeklinin buldurulması gibi birbirini takip eden bir daraltım sahası içinde denek bellenişimizin paralelinde nesnelliğinden çok ihtiva ettikleriyle bir çok şeyi anlaşılır kılan, kah metafor kah bizahati varlığı ile beraber bu cinnet vatan dediğimiz içerisinde icrai sanat eylenenleri tam v eksiksiz tanımlandırabilmeye yardımcıdır taş.

kutsiyet atfedilmiş şeylerin göreceliliği üzerinden hangi baskılama unsurlarının devreye sokulup, hangi manipüle edicilerin tercih edildiğini, önemsendiğini veya tersine hakir görüldüğünü anlamlandırabilmek için kullanılabilecek argüman toparlayıcılarından birisidir taş. gediğine konulabildiğinde bir kalk borusu vazifesi gösteren, sırası geldiğinde başvurulduğunda bu pejmürdelik saiğinden çıkışın insanın insanı anlamasından geçtiğini hatra düşüren lafazanlığın boşa çene çalmanın değil bazen kaskatı kesilmeyi böyle sıradanlaştıran o vicdansızlık timsali seremonileri, al takker ver külah oyun v sahnelemeleri meydana serebilen, yerinde ağırlığının tam karşılığını cismanileştiren, atılanı toplananı bu toprağın simyasına uygulanan, yapılan edilen sürümcemesiz sansürlemeleri değinilerin önlerine bina ettirilen setleri idrak ettiren bir özetleyicidir taş. kendiliğinden pek bir anlam, ehemmiyet v detaylara vakıf olunmayan toplumsal kilitlenmişliğimizi, iletişim yoksunluğumuzu, empati eksikliğimizi yüzümüze vuran bu sathın, insanın yüzünde tek bir olumlamaya handiyse yer bıraktırmayan cerahatin sıradanlaştırılması, münferit belletilmesi karşısında halen gerekisinimimiz olan anlamak için daha fazla çaba sarf etmemiz gerektiğini idrak ettirendir taş. bu dünyanın algısını, merhametini, kapsayıcılığını dar kalıplara sıkış tıkış tepiştirerek, tektipleştirmelerin götürüp kenarına bıraktığı yarları, uçurumları fark ettirebilecek olandır taş. görebilme çabası içerisinde bulunanlara.. dikkat.

vicdansızlık, otokratizmin tüm yan unsurlarıyla bağdaşık hiddetlilik, şiddete meyyallik, birbirlerinin turnusolu olan sistem sensin bu da kapağı yan unsuru diye belletilen ana akımın, parti parti partizanlığın taşımış olduklarının, beraberinde sunduklarının meramı değil meseleleri karga tulumba ayrıştırmaların vesikalanması çabası olduğunu yineletendir taş!. bir gün önce dile pelesenk edilenlerin ertesi günün sabahında unutulacağı v herşeyin yeniden başlayacağını bilmek, o sıfırlanmışlığı defaatle tecrübe edenlerden olmak, ben ben diye kükreyip duran muktedirliğin biz dediğimize varasıya kadar heder ettiklerini düze çıkartandır taş. günahsız olan eline taşı alsın denilmişken şimdi meteor yağmuru gibi kafamıza, böğrümüze, benliğimize, aklımıza v vicdanımıza hedeflenenleri anlamlandırabilmemize vesile olacaktır taş!. çoğunluk bir çok şeyin farkında bile değilken iki ayı aşan süresi dahilinde hemen her şeyin tastamam bir kere daha belletilmesi, ezber yoklamasına tabî tutulmak, vardır yoktur vicdansızlığına müdanasızlıkla tamah etmek bu üç maymunluğu sürdürmek onca hiddeti reva bunca hezimeti ala en temel hakları kem küm gım gım diye bellemeye çalışmak onun üzerinden söylemlere, pratiklere girişmek her ne oluyorsa ona zemin sağlanıyor, vuku buluyor hiç de iyiye gidilmiyor kısasını meydana çıkartmakta, özetlemektedir.

o haktır bu değildir. şu bir ihtimal olabilir bu dokunulmazdır. o kutsal bu lanetlidir. bu böyledir şu şöyledir öz anadilinde eğitime hazırlıksızızdır, karşılanması tavizdir. eşit yaşama beklentisi, bu toprağın ayrışmaz unsurusunuz ama şimdilik talepleriniz değerlendirme dışıdır diye geçiştirilenlerdir. hiddet at başı giderken ne de güzel hoş mukavemet edene hadleri polisimizce bildiriliyor işte zevzeklenmelerine fon eylenendir. vicdan kara toprağa verilirken bu sefer on bir yaşında bir surette bugün de yurtta bir şeycikler olmadı kelamına sahiplenişe göndermedir özetlenen. duyumsadıklarımız, gördüklerimiz aklın sınırlarının ötesinde ütopik, kurgumasal olarak atfedilenlerin, öyle sayılanların nasıl müdanasız bir biçimde bu sathı mahalde bir gerçekliğe ulaştığını üstelik basbayağı can yakıcı bir hakikat mevhumuna dönüştürüldüğünü yineleyebilmek olasıdır. bu halen birbirlerini anlamaktansa, yermeyi yerin dibine sokmayı mahalle ağzıyla konuşup kalaylayarak bu hezimet sağanağından sıyrılabilmeyi ümit edenlerin göründüğü bir vesikadır. ırkının üstünlüğünü, caka satabilmek için bir şey bulduğunda bunu sinekten yağ çıkartır gibi arsız bi çabayla denkleştirip tümce haline getirerek hiç mi hiç uğraşmayıp basmakalıplığın klişelerinden medet umarak yol alanların göründüğü bir vesikadır. acının sağlı sollu gelmesi bir sağanak gibi yetmezcesine operasyonlar ile ocaklara düşürülecek yeni korlar v ağıtların yükseltilmesine çabalanılan bir vesika.

hangi bir elem ile yüzleşebilinmiş ki darbelerin mimarlarıyla, zor zahmet binbir rica minnet ne bildiklerini, ne gördüklerini yahut bellediklerinin neler başımıza açmış olduklarının peşinde koşturulmasının, hesaba çekildiklerine inanmamızı muştulayan bir vesika düzeneğidir karşımıza çıkan. öyledir böyledir sorun morun yoktur. kelamın sıklıkla yinelenmesine karşın bir türlü öze meselin kendisine yaklaşılamadığını yineleten vesika. utan vesikaları!. bağdaşık bir örnek, tektipleştirilmiş algı, dayatılan her neyse ona tamah ettirmeyi amaçlayan erkin varlığı tüm etmenleriyle bu vesikalar gibisi nicelerini hayat akışına dahil etmektedir. bolca kullanılan, çekinilmeden dillendirilen metaforlar değiniler v edimler toplamında görüp karşılaştığımız yegane şeyin elem olduğu afakidir. canhıraş bir biçimde meramı otokrasinin binbir yüzeyinde karılıp önümüze çıkarttığı kaşıklayın diye buyurduğu temcit pilavı böylesi bir şeydir haddizatında. vesikanın kendisinde yarım yamalak, kadrajın ya başında ya sonunda itinayla bakıp görülebilecek olan şeyleredir bu meram neşriyatı. dönüp dolaşıp hala maşaallahları var denilen insanların çektikleri azabı hiçe saymak, yokmuş gibi davranılmasının yürek kaldırmaz biganeliğin bir normal olarak değerlendirilmesi, bunun bellenmesi çabalanmasına karşıdır bu sesleniş.

işitilmezlik ile donatıldıkça, donandıkça bugünü kurtardık yarına allah kerim kısasından yola çıkılan bir güncelde altında kalakaldığımız her dem anılası devrik hayatlarımıza, o hayatların enkazları altında hala bir umudun yeşertilebileceğine inanmak v çoğaltabilmek maksadıdır meramın. bunca ağıtlarla donanan günde kör kurşuni grilik yel kadırmayan seslenişler, tutumlar, dayatmalardan dayatma beğendiren muktedirlik ele demokrasi buraya otokrasinin şekli tamama erdirilmiş olan suretlerinin durmadan yinelenmesindeki kör inatçılık durmak yok yola devam       şıkkının nasıl bir toplamdan ibaret olduğunu göstermektedir. yalın v ilaveye gereksinim olmaksızın. kral çıplak!. bulunduğumuz anın, vardığımız odağın, içinde kalakaldığımız sıkış tıkışlığımızın ortak yapımında ide can çekişmektedir. fikriyatın ne olduğunun, neyi amaçladığının, kapsadığının, neyi düze çıkartmak olduğunun okunmadığı bilinmediği tek tek klişelerden tepkimelerin kotarıldığı bir sathı mahalde yaşıyoruz. yahut yaşarmış gibi yapıyoruz. bu sathı mahalde kopan çığlıkların her neyden ileri geliyor olursa olsun can yakıcılığına odaklanmak istiyoruz. değişimlerin zaruriymiş gibi gösterildiği bir zaman diliminde yıkıntının altında bir umut var olacak mıdır kısmının karşılığını bulmaya çalışıyoruz.

bilmecelerle örülü dört yanımız, yöremiz. manidar çıkarsamaların hedef bu buyurun buradan saldırınların, afedersiniz onlar, şunlar bunların etkili olan, dönüşmüş dünün mazlumunun bugünün muktedirinin damarlarındaki asil kanla bağdaştırılmamasına çabalarını sergilediği halen seyirci kalınan bir bilmece. içeriğini her gün acıyla tecrübe ettiğimiz. biganeliğin er meydanında kendi postunu kurtarmak dışında başka bir şeyle işi olmayanların zihin yorduran çabalanımlarına nail olmaya çalışıyor, uğraşıyoruz. basmakalıp şekilciliğin, jurnalleştirmelerin ortamı bildiğimiz tam, eksiksiz karşılığıyla terörizz etmelerin her ne demek olduğunun yılmaz savunuculuğuna karşı, çıkarsız v karşılıksız insan nedir sorusuna yanıt arıyoruz. acının tolere edilebilir sınırının çoktan yıkıldığı bir güncellikte akil olanın, insan dediğimize kattıklarını v getirdiklerini bir yandan da götürdüklerine ermeye çalışıyoruz. bir tüketim gerçekliği diye alışılageldik seslenişlerle kesitirilip atılmadan, o saçmalara denk gelmeden, kin kusmadan konuşulabilecek, paylaşılabilecek bir kara parçasını hayal ediyoruz. çok ama çok oluyoruz...

>>>>>Bildirgeç
Açlıkta Üşümek - Bülent USTA - Birgün*

Sonbahar gerçekten geldi. Artık akşamları üşüyoruz, yağmur bulutlarının biri geliyor, biri gidiyor. Insan, kaldırımları örten sararmış yapraklara kayıtsız kalamaz ya, mevsimler gibi toplumsal olayların da insanları derinden etkilediğini düşünürsek, 57. gününe giren “Açlık Grevleri”ne nasıl kayıtsız kalınabilir ki… Kayıtsız kalınır, kaldırımları örten sararmış yapraklara kayıtsız kalınabildiği gibi… Ama ister kayıtsız kalınsın, ister kalınmasın, insanların tümünü derinden etkiler mevsimler, iklimler, toplumsal olaylar… Açlık Grevleri de, tıpkı sonbahar gibi geçen her günle birlikte yavaş yavaş ama derinden etkiliyor bu toprakları…

Yaşar Kemal, “Açlık Grevleri”nin etkisinin bir nesli yok etmeye varacağından endişelendiğini açıkladı basın toplantısında geçenlerde. Onun bu çağrısı ve uyarısı, elbette yönetenler tarafından ciddiye alınmadı. Yönetenler için, bir nesli yok etmek ya da yok etmemek değil ki mesele. Kendilerince yüksek gördükleri idealler ve çıkarlar uğruna devletler kaç nesli harcadı, yok etti bugüne kadar.  Zaten bu topraklarda nesiller ya savaşlarda yok edildi, ya da askeri darbelerde harcandı bol bol. Sadece darbe dönemlerinde değil, darbe sonrası yaratılan siyasi iklim de nesillere iyi gelmedi hiç. Mesela fiziki antropoloji alanında çalışmalar yapan bir antropolog, Türkiye’deki baskı ve stres dolu atmosferin fiziksel açıdan da yeni nesilleri etkilediğini ve boylarının diğer Avrupa ülkelerine göre daha kısa kaldığından bahsetmişti bana. Sadece beslenme ya da genler değil, siyasi ve kültürel baskı ortamı da, insanların fiziksel gelişimini etkilerken, ruhsal gelişimini nasıl etkilediğini varın siz düşünün.

“Açlık Grevleri” devam eder ve siyasi iktidar ölümlerin önüne geçemezse, bu topraklarda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, barışın, sararmış yaprakların kaldırımları örtmesi gibi, ölümlerin altında kalacağı kesin. “Açlık Grevleri”nin talepleri size makul gelmeyebilir, hatta karşı da olabilirsiniz. Ama gözünüzün önünde aç kalarak ölüme giden insanlara karşı kayıtsız kalabiliyor ve onların kendi tercihleriyle böyle bir ölümü arzuladığını düşünüyorsanız, büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu bilmeniz ve böyle düşündüğünüz için de bir insan olarak utanmanız gerekir. “Açlık Grevleri”ndeki insanlar, kendilerini aç bırakarak ölmeyi değil, canları pahasına savundukları fikirleri, canlarını ortaya koyarak duyurmak istiyorlar sadece. Başkalarına değil, doğrudan kendilerine şiddet uygulayarak bir tür pasif direniş sergiliyorlar. Gandhi de, İngiliz yönetimindeki Hindistan’ın bağımsızlığı için açlık grevi yapmıştı. Hatta Roma İmparatoru Tiberius döneminde, Hıristiyanlara yönelik katliam ve işkenceleri protesto eden Tiberius’un dostu avukat Nerva da, açlık grevine başvurmuş ve bu uğurda hayatını kaybetmişti. Türkiye’nin açlık grevleri tarihi ise, çok sayıda ölümle dolu. Nâzım Hikmet de açlık grevi yapmıştı, haksız yere tutuklandığı için. Hatta annesi Celile Hanım, üzerinde “Bende Ölmek İstiyorum Gece Gündüz Oruçluyum” yazan bir pankartla Galata Köprüsü’nde imza toplamıştı.

Foucault, cezaevlerindeki her eylemin siyasi olamayacağını söyler. Mesela der ki, iki kişi bir gardiyanı rehin alıp kaçarlarsa, bunu yapan siyasi mahkûmlar bile olsa, eylemin kendisi siyasi olamaz. Ama mahkûmlar, siyasi talepler öne sürerek, kollektif biçimde ve cezaevi yöneticilerine yönelik değil de iktidardaki siyasi partiye seslenerek bir eylem yapıyorlarsa, siyasi bir eylem vardır ortada ve bu siyasi eylemin muhatabı kolluk kuvvetleri ya da cezaevi yöneticileri değil, doğrudan hükümettir. Yani, daha önceleri olduğu gibi, hükümet “Açlık Grevleri”ne adli bir vakaymış gibi bakamaz. Devletlerin vicdanı olmadığı için, devlet için sadece siyasi bir mesele olan “Açlık Grevleri”, kamuoyu içinse aynı zamanda vicdani bir meseledir. Kamuoyunun vicdanını harekete geçirecek olan medyanın kuşatma altında olduğunu düşünürsek, durum sandığımızdan da vahim.

Foucault, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kapatılma” adlı yazılarından oluşan seçkideki bir söyleşisinde şöyle der: “Ve, eğer hapishane doktorları bu kadar korkak olmasalardı, sadece açıkladıkları şeyle, gördükleri şeyi söyleyerek sistemi ciddi bir şekilde sarsabilirlerdi.” Aslında sadece hapishane doktorları değil, elinde yetki ve güç bulunan vicdan sahibi herkes, başta medya çalışanları ve yöneticileri olmak üzere, korkmayıp gördükleri şeyi söyleyebilselerdi ya da söyleyecek olanlara izin verebilselerdi, Türkiye’de her şey çok farklı olabilirdi. Yaratılan korku ve baskı atmosferi, büyük oranda vicdanları da susturmuş durumda. Bir başka sorun da, cezaevinde açlık grevi de yapmış olan Ulrike Meinhof’un Sel Yayıncılık’tan çıkan “Protestodan Direnişe” adlı gazete yazılarının toplandığı kitabında dile getirdiği gibi, öfkenin kanalize edilerek ya da kurumsallaştırılarak soğurulması. Şöyle yazmış Meinhof: “Hoşnutsuzluğun kurumsallaştırılması, insanları harekete geçirmekten çok uyutur, başkalarının sorunu çözeceği hissini verir, insanların vicdanını rahatlatır, kendilerinin harekete geçmesi ve sorumluluk alması gerekliliğinden muaf oldukları hissini uyandırır, satranç tahtasında piyon olmanın değiştirilemez bir durum olduğu yanılsamasını yeniden güçlendirir, birçokları için özel yaşama kapanmayı meşrulaştırır, kişisel tutumun kamusal amaçlar için kullanılması hakkındaki bilgisizliği sağlamlaştırır.”

Ulrike Meinhof’un bahsettiği bu bilgisizliğin en üst sınırlarındayız bugün. Vicdanımızı başkalarına devrederek yaşadığımız sürece de, bilgisizliğimizin daha kaç kişinin canını yakacağından ve bu toprakları nasıl büyük felaketlere sürükleyeceğinden habersiziz.

Sonbahar gerçekten geldi, artık akşamları üşüyoruz... “Açlık Grevleri” sınıra dayandı, artık bizi her zaman üşütecek ölümler bekliyoruz… Sonbahar, ruh hâlimizi etkiliyor… “Açlık Grevleri” sadece ruh hâlimizi değil, açlık grevinde olanların hayatlarını etkileyecek…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Kelam sıklıkla dile getirilenlerin kuru kuruya çalakalem tekrarından ibaret değildir, öyle değildir. Meram sahanlığın yanıbaşında her durumda ilave edilebilecek sözler vardır. Anlatılası, iliştirilesi, kelamlar birbirine denk getirilip bilindikliği sağlanası anlamlar v okumalar belki daha fazlası. Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan Açlıkta Üşümek başlıklı makalesinde olduğu gibi derinleştirdikçe, ardına bakabildikçe günün getirdiğinin etrafında neler olup bittiğini, nasıl bir sona doğru hepimizi yönlendirdiği anlaşılabilecek bir meram haline dönüşmektedir. Bülent USTA'nın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak bu makaleyi sizlerle paylaşıyoruz....

 ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Kişilerin Gözaltında Kayıptan Korunmalarıyla İlgili Uluslararası Sözleşme - İnsan Hakları Derneği
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Avrupa Birliği - 2012 İlerleme Raporu - European Commission Document Stuff
İşkence ve İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamelenin ve Cezanlandırmanın Önlenmesi ve Tutuklu Hakları - 21. Rapor - CPT
Turkey: Respect The Rights Of Hunger Strikers - Amnesty International - Af Örgütü
Açlıkta Üşümek - Bülent USTA - Birgün
Senin Kızın Olabilirdi - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Barış İçin “Yavaş Ölüm”! - Harun ERCAN - Bir + Bir
Ölümleri Durdurmak İçin Ölümü Göze Alıyoruz - Hacire TANIRĞAN / Bakırköy Kadın Cezaevi - Özgür Gündem
İnsanlığın Açlık ile İmtihanı - Onur AKSOY - Sendika.org
60. Gün - Sibel YERDENİZ - T24
Çağdaş Gazeteciler Derneğinden Açlık Grevi Konusunda Açıklama - Dışarıdaki Gazeteciler
“Suskunluğa…” - Bedreddin G. - Ajans Amed
Direniş, Terörist, Felsefe, Şemdin Falan - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Açlık Grevleri: Vicdana Çağrı - Ferhat KENTEL - Taraf
Tecrit - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Test Edildi ve Onaylandı - Ayşegül DEVECİOĞLU - Bianet
Ece Temelkuran: Ölümleri İzlemek Utanç Verici - Ali GÜLER - ANF
Yaşamı Sürdürmeye Katkı - Prof. Dr. İnci GÖKMEN - Sürdürülebilir ODTÜ
KTÜ'de Açlık Grevi Eylemine Polis ve ÖGB Saldırısı - Sürekli Devrim Hareketi
Yeğpayrutyun Azadutyun Havasarufyun - ETHA
Açlık Grevi Makaleleri - İçeriden - Dışarıdan - Özgür Gündem
Hansel ve Gratel - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Açlık Grevcileri Kazanıyor - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ - Roboski Belgeseli Tanıtım via Vimeo
‘Ağlama Anne Güzel Yerdeyim...’ - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Seni Unutursam Kalbim Kurusun!... - Selma IRMAK / Diyarbakır E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Hakikatin Travması - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Roboskili Fikret Encü Gözaltına Alındı - ANF
Muhalefet (Sizseniz), Muhalefet (Sizsiniz) - Ayhan BİLGEN - Evrensel
Bu Yazıyı Aç Karnına Okuyun… - Siyabend Fırat ÇETİN - Demokrat Haber
Gandhi Akyol’u Duysa... - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Özgür Gündem
Çiller’in Hükümsüz Gözyaşları - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Çiller, Muleta ve Zenbilli Ali Efendi - Sırrı Süreyya ÖNDER - Emek Dünyası
Çiller ve Bıyıklarım - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
“Popülizm Yapıyor” - Akşam Postası - Rusya'nın Sesi
Will Erdogan Do Nothing To Save The Lives Of Kurdish Hunger Strikers? - Binnaz SAKTANBER - The Guardian
Turkey Needs To Change Course Over Own Insurgency - Hugh POPE - CNN World
Urgent Call For Kurdish Hunger Strikers In Turkey - Jadalliya
Çatışmalarda 9 Ayda 393 Kişi Öldü - ETHA
Kürtlere ‘Seçmeli Hayat’ - Demiray ORAL - Taraf
Politik Yalanlar - Sara AKTAŞ - Özgür Gündem
Adalet Bakanlığı'na: "Gel De Yaşa" Postası - Korsan Dergi
Esir Avukatlar Davasından Duruşma Notları - Gülseren YOLERİ - Yeni Özgür Politika
Pozantı Mağduru 2 Çocuk Hücreye Atıldı - Meliha GÜNDÜZ - ANF
Kışlada Ölüm Var! - Muhalefet
Yeni Anayasa Sürecini İzleme Raporu - Editörler: Mehmet UÇUM - Özge GENÇ - TESEV
Cellata İnat, Yaşamak Lazım! - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Siyasette Aykırı Bir Ses: Gülseren ONANÇ - Karin KARAKAŞLI - Agos
AKP'nin 10 Yılı: Dış Politikada Nereden Nereye? - Emre GÜNTEKİN - Sürekli Devrim Hareketi
Adalet Bakanlığından Tutuklu Gazeteciler Hakkında Skandal Rapor - Emek Dünyası
Muhafazakâr Filan Değil, Resmen Dingo! - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Akan Kanı Kim Durduracak? - Gizem A. WEBER - BiaMag
“Sömürgeciliğin Ruhu Irkçıdır!” - Senem GÜNEŞER - Ajans Amed
‘Sevag Balıkçı Davası’ ile Ölümün Hiyerarşisi - Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Sevag Balıkçı'nın Annesi Ani Balıkçı: Vereceğiniz Kararla Öteki Olmadığımız Belli Olacak - Başka Haber
Er Sevag Şahin Balıkçı Davasında Yayın Yasağı - Korsan Dergi
Karmaşık Bir Hissiyat Türklerinki - Roni MARGULIES - Taraf
Hedef Gösteren Akit’e Takipsizlik - Agos
Mahalle Baskısı Mührü Getirdi, Nefret Suçunu Da Getirmesin - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
MÜ'de Bir Öğrenci 'Ülkücüler'ce Bıçaklandı - İMC
Ekim Ayı Irkçısı: Bursa Valisi Şahabettin Harput - Dur De
“Halklar ve İnançlar Konferansı” Sonuç Bildirgesi - Nor Zartonk
Surp Giragos’ta Çan Sesleri - Diyarbakır Belediyesi
UIT-CI ve UBK Arasında Koordinasyon Komitesi Kuruluş Deklarasyonu - İşçi Cephesi
Sendikalar Yasası Onaylandı; İşten Atılana Tazminat Yok, Grev Yasak! - T24
Profesyonel Sendikacılığa Son Vermek İçin Öneri: “Ters Piramit” - Bahadır ALTAN - Sol Defter
Ankara'da Büyük Öğrenci Protestosu - Beyza KURAL - Bianet
Kuruluş Yıldönümünde YÖK Protestosu: Ankara'da Son Yılların En Büyük Öğrenci Eylemi - İMC
Afganistan'dan Çıkış Yolu Bulamamak - Ashley SMITH - Sendika.org
Yıkmaya Değer Put Nerede? - Başar BAŞARAN - Başka Haber
Şiir, Peşew, 60.Gün - Berken BEREH - Evrensel
Babamın Sesi - Açık Dergi - Açık Radyo
Babamın Sesi, Annemin Sessizliği - Kenan TEKEŞ - BiaMag
Rüzgârda Yâr Üşürken Koşamaz Oldum… - Uğur BİRYOL - Agos ŞapGir
Kürdüm, Dilim Var Demek Ve Onun İçin Ölmek - Metin ÖZVARIŞ - Korsan Dergi
Puşkin… - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Düşüş’ten Sonra Şiir - Halil TURHANLI - Birgün
Kitabın Ömrü Olur Mu? - Sevda AYDIN - Evrensel

Micromelancolié Official
Micromelancolié Artist Page via Twitter
Micromelancolié - Gravity Boat Informative via Microphones In the Trees
Offthesky Official
Man Watching The Stars Official
Offthesky & Man Watching The Stars-Afar, Farewell Album Review By Nathan THOMAS  via Fluid Radio
Jan Bang Artist Page via Samadhisound
Erik Honoré Informative via Wikipedia
Jan Bang & Erik Honoré-Uncommon Deities Album Review By John KELMAN via All About Jazz
Yaron Herman Official
Yaron Herman - Alter Ego Official Album Informative via The ACT Company
Yaron Herman - Alter Ego Album Review via The Jazz Breakfast
Forabandit Official
Forabandit - Un Dialogue Fertile Entre Troubadour Occitan Et Asik Anatolien via Buda Musique
Forabandit - Cançion Live Performance
Bandista Resmi Sayfası
Bandista İletişim Panosu via Twitter
Bandista, Festus Okey İçin Söyledi - Bianet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Vernel By Darklorddisco (Tom GUYCOT) via Flickr

>>>>>Poemé
Kalbimin En Doğusunda - Didem MADAK

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.Kedi dili büsküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

Kaynakça: Şiir Evim

>>>>>Podcast Ünitesi
Deuss Ex Machina # 422 (22.10.2012)
Deuss Ex Machina # 423 (29.10.2012)