Sunday, February 24, 2013

Deuss Ex Machina # 438 - tiesnesis, žūrija un bende


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_438_--_tiesnesis, žūrija un bende

18 Şubat 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
side-tuc
z. Barn Owl - Blood Echo (Thrill Jockey) (2013)
i. Barn Owl - Void Redux (Thrill Jockey) (2013)
y. Apparat - PV (Mute Records Ltd.) (2013)
b. Apparat - LightOn (Mute Records Ltd.) (2013)
w. LAKE R▲DIO - Ghost Translator (LAKE R▲DIO / Self Released) (2013)
c. LAKE R▲DIO - Yr Love (Feat. Pixe Grip) (LAKE R▲DIO / Self Released) (2013)
side-ono
ç. Delphic - Atlas (Chimeric Records) (2013)
ü. Delphic - Don't Let The Dreamers Take You Away (Chimeric Records) (2013)
t. Post - Wrong Time Wrong Place (Noiseist) (2013)
o. Post - Equinox (Noiseist) (2013)
q. Autechre - Jatevee C (Warp Records) (2013)
æ. Autechre - T Ess Xi (Warp Records) (2013)

tiesnesis, žūrija un bende
(438)

bir yerinde, belirli bir noktasında, muhtelif bir istikamet üstünde veya koordinatta hep alışılageldik, hep aşina olduğunu varsaydığımız ama bi'haber olduğumuz pek çok değişkenliği muhteviyatında barındıran bir, iki, üç daha fazla tahakkümün kendini gösteregeldiği, bilindikliğini hatırlattığı bir zaman uzamında dönüp dolaşıp olduğumuz yerde mıhlanmamıza tanıklık ediyoruz. yaşayarak bellemeye devam ediyoruz. görüyor ve anlıyoruz ki zor diye belletilmiş olan sorunsalların üzerinde ahkama bile müsammaha göstermeyenlerin donattığı bir cenahta kelamın yenisinin bütün bu pejmürdeliği alt üst etmeye, dönüştürmeye zorlamadığını algılamak mümkündür. mümkünatlar dahilindedir. herkesi belirli bir kalıba mengeneleme, sabitleme veya sıkıştırma evresinde takılı kalmış olan bozuk plağın akortsuz iğnesi gibi her dem aynı döngüyü seslendirip, ses edip duran mihmandarların refakatinde, gözetiminde nereye doğru yollandığımız az yahut çok meydana çıkmaktadır. konuşmaya namzet oldukça, heveslendikçe şu kırmızı çizgilerin belirlediğimiz kriterlerden hangilerini aşıp durduğumuz zikredildikçe mütemadiyen görünürlüğü artan şey bir mahalle baskısı iğnelemesi değildir.

bilakis oldurulmasına müsammaha gösterilmeyen, tahammül dahi edilmeyen şeyler için sözün kıymetini başka nasıl anlatmak söz konusu edilebilecektir ki diye düşünürken, bu meram taslağında, karalamalarında her yanımızın çok bilen, aşırı hassasiyetlerle donanmış ama bir memleketin algısının, sözünü ve anlatımını bunca yabanıl bırakılmasını asla önemli bulmayan zümrelerin itiş kakışları sırasında hasbelkader oldu bitenlerle iyiye gidiyoruz diye inanışın temellendirildiği kadüklük makam karşımızda bina ettirilir!. şimdi, tek başına seslenişin değil eylemin, kelamların bir başına masal okunur gibi okunduğu zamanların değil, hatıratın bir yerinde duran açık gerçeklere sıranın gelmesi üzerinde düşünürken nereye yollandığımız basbayağı açık ve seçik olarak ekranlarımızdan, ona bağlı mobil zımbırtılarımızdan, okumakta olduğumuz tüm yazınsallardan, her dem akhambaşlarının süzdükleri aforizmalarından güne karışmaktadır. günümüzü kapsamaktadır. ya öylesi ya böylesi. üçüncü bir seçeneğin varlığının ne duyulması, ne duyurulmasına müsade bile edilmeyen bir ileri demokrasi sahnelemesi.

kendilerini fazlasıyla kaptırıp koyverenlerin o önderlik makamı olarak tanımlandırmayı aştıktan, kendilerine yakıştırdıktan sonrasında yegane denk getirdikleri söylemin bu sığlığın devamlılığı olduğunu belirtmek sanırız artık ironik olmayacaktır. komik kaçmayacaktır. komikliğin bir adabı, yolu ve yordamı varken kapsamın enikonu kadükleştirilmesi, ne anlatıyorduk ki biz ha evet o sabıklığımız bitmek tükenmek bilmeyen büyük çaresizliğimiz diye karalanmaya devam ederken esas olan bitenin yanımızdan paldır küldür üsküdar hattı üzerine yollandığını anlayabilmek ne zaman söz konusu olacaktır. bütün kafileler geçtikten sonra. yanıp bitip kül olduktan sonra mı!. iş işten geçtikten çok sonra mı, nedir? vardığımız yerin sabıklıklarla, aşılmazlıklarla donatılmasının kime ne faydası olmuştur ya da olacaktır? bu raddede meramın daha açığını bilmiyoruz!. gözün gör dediklerini, belle diye sunduklarını anla diye paylaştıklarını müdanasız, mübalağasız önemsiz küçük tefek detaylar diye atfederek, öyle belleyerek kaybedilen zamanın bir telafisi olacak mıdır? böyle bir telafinin varlığının olmadığını bilerek, görerek ve daha fazlasıyla yol ve istikamet neresi olacaktır, anlayabiliyor musunuz?

bu ülkenin sadece bir dertten muzdarip, bir dertle hemhal olup da gününü devirdiğini söyleyebilmek mümkün müdür? her güne her ana, apayrı denkliği bir kenara menzili ve vuruculuğunun, yıpratıcılığı ve tahrifatının en başından anlaşılamadığı bilinmediği onca açık yarası dururken, böylesine korunaksızken dilin, kelamın öngördüklerine şifa bulmanın tam paralelinde bir yola ulaşmak, didişmek zamanı değil midir? halen değil midir. gelen günün taşıdıklarında kelamın ortaya çıkarttıklarında hepimize arta kalanların bu somutlaştıkça karanlığın daimiliğinden gayrısının düşünülmediği bir sahanlık kimin kazancı olacaktır. kaybedeceğimizin dibine ulaşmışken hala acaba, ama ve fakatlarla yolun kestirilmesi, engellenmesi çok daha beterlerinin zemin buldurulması kabusumuzun tüm bilindik sanılanların ötesinde bir sınanışla hayatımızı idame ettirdiğimizi önümüze sermektedir. sınanışın kolay bir biçimde düşündüklerini kendine saklamamızı salık vermesinden tutun da, bölmedik, böldürmenize müsade etmeyeceğizlere varan bir şartlanmış refleks silsilesi musallat / tebelleş olunur.

durup da düşünmeye vakit ayrılmadan kimin neyi önemsediği, kimi hayat dediğinin pek önemi anlaşılmadan durmaksızın her dem bilindik seslenişlerin, büyük vecizlerin etrafından bildiğimizi okumaya devam ediyoruz çağrılarının sineye çekilmesi aksinin fecaat olacağı yinelenir. yineletilir. giden gitmiş, olan olmuştur ama gel gelelim yansı ve karşılıklar başarılması gereken zorunlu deneyimleri beraberinde getirmekteyken ne gereği var şimdi canımızı sıkmaya mahlası ortaya bırakılır. yine yeni ve yeniden. olan olmuştur lakin oldurulanın ardından her kesimden yükselmesi gereken yeter artık sesinin, tavrının nasıl anlaşılmazlıkla terbiye edildiğini görebilmek de can yakmaktadır. kulaklarını kapatmaktan imtina etmeyen ana akım medyanın kemiksiz nefret sunan ve paylaşanlarının bir ananın ardından döktükleri timsah gözyaşlarında bunu görmek mümkündür. veya herkes barışı dilerken en azından ondan gayrısının bu otuz dört yıllık biçarlığımızın devamlılığından başkası ile birarada olmayacağımızı yinelemeye devam edereken sürdüregeldikleri imralı sürecine dair alttan alta yükledikleri imalar ve fazlasıyla nasıl da yüzleşmenin mani olunmasına girişildiğini okuyabilmek, uzakta bir ihtimal midir? anlaşılmaz mıdır?

sinop ve samsun'da bdp'den seçilmiş milletvekillerinin de katılımcısı oldukları, halkların demokratik kongresi'nin 'karadeniz' turu sırasında yaşatılan linç pratiklerinin, hesaplı kitaplı göz dağlarının her şart ve koşulda nasıl güne eklentilendiğini, yüreklerin ağızlara getirildiğini ikrar ettirirmekteyken. kani olarak değerlendirilip akil bulunanın peşinden gitmenin ya da en azında dinlemek zahmetine girişmeyenlerin, bu vatanın has sahibi, efendisi olduklarından dem vuranların kendilerinden gayrısını kim olursa olsun düşman bilmelerinin, onla bileylenip, öyle yola çıkmalarının üzerinde düşünmek farazi bir zihni sinir jimnastiği midir? nasıl anlatmalı ne etmeliyiz yaşatmak dediğimizin, yaşamak istediğimizin birbirimizin karşısında değil yan yana durarak, birbirimizin meramını anlayarak eleştirerek, kıyasıya sözlere karışarak olabileceğini aksinin tam da o ellerini oğuşturup duran yine barışamadılar çıkarın zuladan kirli silahları, beylik kan / kin / hiddet söylemlerini bir kere daha tekrar edelim sahnemizi ki kasamızı doldurup da, işimizi sürdürelim diyen ölüm tüccarlarının yollarını açacağını bilmek, anlamak halen geçersiz bir işlem midir? aymazlık falan mıdır?

enver paşa'nın modern zamanlarındaki sözcülerinden takipçilerinden olmayı zihinlerine takıp duran / öncelik olarak belleyen güler, vural, batum vd. gibi mimlenmiş bir cerahatin ta kendisi olan cerrah paşa'nın hazır ortalık müsaitlerdeyken sunduğu devletimiz terör örgütüyle müzakere yapmaz, bizim sorunumuz pkk ve ona terör örgütü diyemeyen kesimlerle mesaimiz yollu demecinin / moda tabirle atarının / ortaya çıkarttığı milliyetçi refleksin hala nerelerde durduğunu, halen nasıl ötekisine karşı sözcülüğü bir şekilde ırkçılık ile yolunu kesiştirmekten geçtiğini yineleyen bir ibret vesikasını karşımıza çıkartmaktadır. bunu eleyip geçseniz de hatay'da gerçekleştirilen bdp kongresine karşı düzenlenen lincin nasıl anında tam ve zamanında hassasiyetlerin / münferit diye anılagelenlerin nelere kani olabileceğini yol vereceğini dolamaçsız bir biçimde sunan bir sahnelemeyi beraberinde getirmektedir. mıhlanıp kalmamızı salık veren ya da bir zahmet (en hafif tabirle) defolup gitmemizi muştulayan, ondan gayrısını düşünmeyen aklın / belirgin bir biçimde faşist tutumun öyle evcil bir mesele, kolayca üstesinden gelinilebilecek bir durum olmadığını tüm yansılarıyla irdeleyebilmek artık farazi değil hakiki bir sorumluluktur. anlatabiliyor muyuz!.

doğrular tek bir tane çıkarsamadan ibaret değilken, henüz öyle değilken hakkaniyete varabilmek için empatinin, seslerin birleştirilmesi gerektiğinin, en önemlisi de koro halinde ırkçılığın kendi tribününe yakın bulduklarına el vermekten çekinmeyen kesimlere o tutturulan yolun -hepimiz için felaketten gayrısını getirmeyeceğini anlaşılır kılmaktan geçtiğini yinelemeliyiz. meramın özeti belki şu ufacık kesitte meydana çıkmaktadır. dünün getirdikleri, bugün mecbur kıldırdıkları yarınımızı ipotek altına alacak olanların teminatı iken düşünmek ne ara mümkün olacaktır!. bu bağın, şu sahanın, üzerinde yaşamakta olduğumuz kütlenin bilindik tecrübe edilmişliğini, sınamalardan sınamalara koşturulduğunu yeniden yirmi dört saatlik güne dahil ettiren bu uzamdaki aşinalıkların doğrultusunda hakkaniyetin ne hallere konulduğunu, nasıl işe geliyorsa öylesine doğru çekiştirildiği, sündürüldüğünü fark etmek mümkündür. deyim yerindeyse sınayışların her türlüsü bu ahvalde sath dahilinde söz konusu edilirken neden vurgusu, niçin sorgusunun gözardı edilmesinin yol verdiği / oluşturduğu tümsekler-engebeler hakikatin ne olması gerektiğini unutanların nasıl daha derinlere saplandığını, saplı kalındığını cismanileştirmektedir. görünür kıldırmaktadır.

zamane adetlerinin içerisinde adı sanı pek anılmayan sorgu ediminin tüm yönleriyle soru sormanın önemini hatra düşüren bütün bu döngüyü can sıkıcı düz bir entelektüel goygoyculuktan alıkoyacak teşebbüslerin elzemliliğini paylaşıma açan bir serüvenin adıdır hakikat arayışı. hakkaniyet beklentisi. bir nefeslik boşluk bırakmaksızın tahakkümün denk getirdiklerinin, manipüle ettiklerinin, yaraları kaşıyıp onları daha fazla kanırtmaya teşebbüs etmenin refakatinde ortaya konulanların bu kara parçasının hayati sorunlarında ne hallere terk edildiğimizi belirginleştirmektedir. yalın, dolambaçsız bir biçimde körlük cumhuriyeti tabelası ortalık yere sabitlenir. duyumsadığımız, önemsediğimiz, üzerinde düşünmeye gayret ettiklerimiz söz konusu olduğunda lal kalmanın yoksunluğu olağan sonuca bağlamanın döngüsü nihayete erdirilir. böylesine laletayin bir biçimde ne var canım bu kadar yaygara kopartacak kısmı da tuz biber kabilinden ilave olunur. otuz iki kısım tekmili birden yansıtılanlar ile yaşananlar arasındaki fark, algının kötürümleştirilmesinin hepimiz adına bu yurdu soru işaretlerinden ibaret bir sahanlık haline dönüştürür. dönüştürmektedir.

dolambaçsızca böylesine kolayca ulaşılan sonuç hakkaniyet veya gerçeklik değil manipüle edilirken, dönüştürülmüş olanın suskunluğu sıradanlaştırmasına şahit olarak yazıldığımızı noksansız, eksiksiz gediksiz örneklemektedir. günümüz grinin siyaha kaçan tonlarında demirlenip, sabitlenirken tüm diğer renklerin azadeliğinde sonucun daha ehven olması beklentilenemezdi değil mi? tahayyüller ile bir arada yol alan / yol açan düşünsellik ediminin koflaştırılması gayreti bu döngünün sonuçlar kısmını daha yakından sunacaktır. her dem duyumsatılan efendiye, erk sahibine itaat / biat ve tam teslimiyetin yollarında bunca dolaştırılıp dururken dönüşümün neticesinin daha olumlu bir okuması söz konusu edilemeyecektir. haddizatında gözetimler ve korunaklılık çatısı altında o kalkana itiş kakış sağlama alınan linç teşviklerinin basit birer kalkışma, bardağı taşıran son damla olmadığı anlamlandırılmalıdır. hakkaniyet yahutta daha yakın tabirle gerçekliğin dönüşümü / deney bellenmesi / oynanması neticesinde ortaya çıkan görünüm öteki denilenlerin tüm o kırmızı çizgilerin dışında kalanların nasıl değerlendirildiğini düzayak bir biçimde günyüzü ile buluşturmaktadır.

düşüncenin önüne engeli sesle / sözle karşı koyuşu değil de bildiğiniz hiddet/şiddetle karşılık vererek, bu yıldırma hamlelerinin halleri ayan beyan cismanileştirilmektedir. bu hallerin toplamı, yaşadığımız güncelliği de daha net bir sonuca taşımaktadır. anlayana!. suskunlaştırmak bu minvalde, o doğrultuda ileri sürülenlerle sağlanacağı muştulanmaktadır. meramların böylesine düpedüz, hakkaniyetsizce yönlendirmelere yem edildiğini görebilmek için alimliğe gerek yoktur. sizinle aynı dili konuştuğunu sandıklarınızın yüzünüze indireceği şamar / eyleyeceği hiddet pratikleri / engellemeler ve ihbarlar ve daha fazlasıyla donanmış sözcükleriyle bir arada bütün bu hengameyi irdeleyebilmek gündelikliğin önemli bir evresidir. güne dahil edilmiş olan linç kültürünün bugün de bunların hakkından geleceğiz "inşaallah" pejmirdeliğinde bir sonraki sekansın eklentilenmesidir. içe işletilmesidir. denkliği ayarlandıkça vakitli vaktisiz bir kere daha öteki olmanın zorluğunun henüz bu topraklarda tam olarak anlamlandırılmadığında tam ve eksiksiz bir biçimde tanık oluruz.

her defasında yine yeniden başa sarılıp bir daha bir daha anlatabilecek sabır olsa da zamanlarımız kıymetlidir a dostlar cenahının bildiğini okumaya devaqn etmesi iç kıyıcı, öz yıkıcı değilse nedir nicedir. korku edimini içimize sirayet etmiş herhangi bir olgu gibi değerlendirerek miadının bir türlü dolmaması, nihayetlenmemesi sağlanmaktadır. ayıyor musunuz? korku / fenayı normal olan herhangi bir durum tasvirleyicisi yahutta özü olarak ele alanların sinop ve samsun'da ortaya koydukları tablo neyi kestirmeden anlatmaktadır. artık bu evrede, bunca sözden sonra erebiliyor musunuz? görüyor musunuz kes kopyala, yapıştırlarla denklenen cümlelerin bildik hesaplı kitaplı hassasiyetlerin! nasıl da filizlerinin tazelenebildiğini hdk ile bdp'yi birbirine karıştıranların, sosyalist denildiğinde alarm zillerini çaldırıp duranların, bir türk'ün yeri ve zamanı geldiğinde değil sadece her an bir kürd'ü de savunabileceğine kafa yormayanların, bunu bile düşünmeyecek olanların ortaya çıkarttıkları habis / kinin bir değişikliği değil bu tarihin fena tekrarlardan ibaret olduğunun yansıtıcısı olduğunu fark edebiliyor musunuz?

düşünmezsen sorun yoktur noktasından görmezden gelmeye devam edersek tükenip yok olacaklar bahsine mi geçilmekte yol ve rota ilerletilmektedir. böylesi kalkışmalardan sonra oh olsun, eden bulurlar ile karşılananlar / söylenenlere karşı vicdan belirginleştirilebilsin! unutulmasın. nasıl bir devinim içerisinde bildiğiniz karga tulumba bir heyhulanın ortasındayız anlamlandırıyor musunuz? sorgusuzluk, fecaatin devamlılığında kıyamı beraberinde getirmektedir. dün bugün ve yarın böyle sürdürülecek bir yıkım. laf ola sarf edilen büyük sözlerin az ötesinde küçük tefek ama önemli kelamlara sığınmayıp, hakir görülmesine inat, onay vs. bu paylaşım dahilindekileri onaylayan sonuçlara ulaştırmaktadır. engelsiz yaşam nerededir. amasız, fakatsız genellemelerin can yakıcı, kısıtlandırıcı ve bulaşıcı sahmanlığından uzaklığında bi' kelam ile hayatı donatmak mümkün müdür? nerededir hayatının otuz üç yılını oğlunun geri döneceği beklentisiyle hayata tutunan mücadelesinden asla yılmayan "berfo ana" gibi canlarımızın mücadelelerinde, haklılıklarında, avazlarında yanında yer alması gereken ol vicdan nerededir?

muallakta konulan ölümlerin bir başka evresi olan sebebi meçhul! asker ölümlerinin sonunun gelmediği her gün başka bir acıya gebe konulduğu / yaşatıldığı bu cenahta neler olmaktadır. nerededir haluk koç gibi yamuk yumuk türkçeleriyle ne dedikleri anlaşılmıyor diye kast etmelerin modern esat bozkurtçuluğun şimdiki kopya modellerine karşı muteber olanın kimin nasıl konuştuğunun değil neresinden konuştuğunun idrakına ulaşmak. anlamak. vicdandan mı yoksa milliyetçi tahayyüleri sonu, en dibine kadar kaşıyıp nemalanmak için mi söz dizilmelidir. sorular, sorunlar. nerededir, linç etmeyi handiyse artık üzerine düşünülmesi gerekmeyen basit bir edim olarak değerlendirenler sayesinde herkesin bir diğerine, öteki bellediğine karşı onları o kör patikalara çekmeyi reva bulurken buna tebelleş olunurken, tam da bitmesini beklentilediğimiz savaşın neredeyse ayrışmazımızın nihayet barış ile sonlanmasını fırsatının bu sefer de mi heder edilecektir? hayatın ortasındayız. yazınsal sonsuzluk, uzun uzadıya derinleştirilebilecek dahası herkesin kendince bir yönünü yolunu bulabileceği bir sahmanlık..elimizden gelen yegane şey ise bu kelimeler devramından bir şeyler hatırda bırakabilmek... yankısını duyumsatabilmek... unutmadan, nihayete varmadan bu satırlar aracılığıyla ne anlattık hatırlıyor musunuz!...

>>>>>Bildirgeç
Babanın Dediği, Çocuğun Ettiği…- Uğur KUTAY - Birgün*

“Demokrasi, Almanya’da sahip olduğumuz en iyi şeydir. Hepimiz eşitizdir, yukarı ya da aşağı yoktur.” Bir genç kadının sesinden dinlediğimiz bu tanımın bir demokrasi güzellemesi olduğunu düşünürüz önce. Ama saniyeler içinde konuşmanın rengi değişir: “Demokrasi herkes içindir: Sen, ben, alkolikler, uyuşturucu müptelaları, çocuk tacizcileri, zenciler... Okula giden insanlar çok aptal; ülkesini umursamayan gereksiz aptallar. Ama benim umrumda; ben ülkemi seviyorum.”

Sorunlu ailelere mensup sorunlu kızların nasıl faşistleşip Neo-Nazi çetelerine katıldığını anlatan 2011 tarihli Kriegerin (Combat Girls/Savaşçı Kızlar) adlı film bu sözlerle açılıyor. Tabii tahmin edilebileceği gibi 20 yaşındaki faşist Marisa demokrasiyi layık görmediği ‘ötekiler’den biriyle karşılaşıp yavaş yavaş aydınlanacak, böylece seyircinin yüreği ferahlayacaktır.

Filmin iyi yanları Marisa’nın faşistleşmesinde Nazi dedesinin, yani kendisiyle hesaplaşılmamış bir erk ve tarihin etkisini göstermesinde ve ‘bulaşıcı hastalık olarak ırkçılık’ konusundaki gerçekçi yaklaşımında belirginleşiyor: Bir tarafın (Neo-Nazilerin) tümüyle zalim, diğer tarafın tümüyle mazlum olduğu bir hikâye değil bu; aksine faşist şiddetin nasıl bir şiddet dalgası doğurduğunu, ırkçılığın nasıl bir süre sonra karşı tarafta da aynı şekilde yansımaya başladığını ‘ezen ulus-ezilen ulus ırkçılığı’ polemiklerine hiç girmeden gösteriyor. Önce dazlakların esmer ve çekik gözlülere uyguladığı zulmü, ardından da bu faşizme karşı hınçla dolmuş ‘yabancı’ gençlerin sağlam bir anti-faşist duruş yerine nasıl benzer bir şiddet ürettiğini, bir dazlağı tek başına yakaladıklarında nasıl öldüresiye dövdüklerini izliyoruz.

Kötü yanıysa, faşistleşme sürecini neredeyse bir tür ‘sorunlu ergen hastalığı’ gibi sunması... Mutlaka doğruluk payı vardır tabii; mesela Karadeniz turuna çıkan milletvekillerini linç etmeye çalışan güruhtaki gençlerin büyük kısmının sorunlu bir çocukluktan geldiğine dair araştırma sonuçlarıyla karşılaşsak şaşırmayız. Ama bu ülkede faşizminin temeli ergenlerden önce bizzat babanın/devletin eğitim ve kültür politikalarıyla atılıyor. Herkesin eşit olmaması gerektiğine dair girişteki cümleleri 20 yaşındaki kurmaca bir film karakteri söylüyordu, buyrun bir de ‘TC Baba’nın pek sevdiği ve çocuklarına en çok sunduğu yazara bakın: “Rumlar’ın fikri İstanbul’u, İzmir’i filan işgâl edip bu on dört milyonu ‘Kızılırmak’ın sağ tarafına atmak. Ermeniler’in fikri ‘Büyük Ermenistan’ı teşkil edip ne kadar Türk varsa hepsini ‘Kızılırmak’ın sol tarafına atmak... Eğer bu iki millet aynı zamanda muvaffak olursa, Anadolu’da bir tek Türk kalmayacak, hepsi Kızılırmak’a dökülerek denize akacaklar. Lâkin! Türkler de Rumlar, Ermeniler, hatta Araplar, Arnavutlar gibi milliyetlerine sarılırlarsa!... Ondört-onbeş milyonluk toplu bir kuvvetin karşısında biz ne olacağız? Çok dağınık, çok az olan biz Ermeniler bunu düşünmeliyiz…”(Bir Ermeni Gencinin Hatıra Defteri, Ömer Seyfettin, s.57) “Türk Yurdu, Türk Ocağı, Türk Gücü, Altun Ordu, Yeni Turan Türk Birliği cemiyetlerinin birer makale kadar uzun telgraflarını okuyordum. Kalbim çarpıyordu. Varlığı inkâr edilen büyük bir milletin bir tayfundan daha müthiş olan mukaddes, yüce hiddeti kabarıyor, taşıyordu. Edirne, Bursa, Konya, Kastamonu, İzmir, Adana, Trabzon, Haleb, Ankara vilayetlerinin sancaklarından, kazalarından, nahiyelerinden telgraflar yağmıştı. “İnsanlık” mecmuası galiba, daha şark vilayetlerine gitmemişti. Bütün Anadolu “Ben Türk’üm” diye haykırıyordu.” (Age, s.80) Sonuç? 1915, 1938, 1955, 1978… 2013?..

Kriegerin’de, gördükleri her esmeri tereddüt etmeden öldürebilecek kadar vahşi dazlakların arabasının önünde “%100 Alman” yazıyordu. Yakında “%100 Türk” yazısı taşıyan araçlar da görecek miyiz? Peki ya sonra? Ya bu ırkçılık yansımasını yaratır da birileri arabalarına “%100 Kürt” yazmaya başlarsa, o zaman ne olacak?..

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Muktedirin ve efradının ortalama bir düşünsellikten itinayla kaçınılmasını handiyse zorunlu kıldığı bir zamanda yazılar önemliliğini bir kere daha kanıtlıyor. Yazılanlar işitilmeyen şeylerin aslında ne kadar önem atfedilmesi gerekenler olduğunu yineletmeye aracıdır. Uğur KUTAY'ın imzasıyla Birgün Gazetesi'nde yayınlanmış olan Babanın Dediği, Çocuğun Ettiği...başlıklı makale de meram sahasında denkleştirdiklerimizin paralelinde okunmasını salık vereceğimiz bir okumadır. KUTAY ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza ekliyoruz

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Sevag’ı Unutturmayacağız! - Çağrı - Nor Zartonk
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Babanın Dediği, Çocuğun Ettiği…- Uğur KUTAY - Birgün
“Türk’ün Büyük, Biçare Irkı” Barış İmtihanında - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Barışma Etiği, “Mandela Anı” ve Türkiye - Ercüment ÇELİK - Sendika.org
Vatandaş Hassasiyeti Değil Sıradan Faşizm! - Dr. Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Sinop’tan Sonra - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Sinop Bir Linç Şehri Mi? - Şenol KARAKAŞ - Marksist.org
Devletin Bir Kuzu Olarak Portresi - Sedat ERGİN - Hurriyet.com.tr
Hey Gidi Karadeniz! - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Sinop’ta Neler Oldu; Sırrı'nın Sırrı... - Serap HALVAŞİ - Turnusol
Barış, Sinop Saldırısı ve Mehmet Baransu Diye Biri - Ahmet NESİN - Ülkede Haber
Samsun'da TKP Binasına Saldırı: Saatler Süren Saldırının Ardından Bina Boşaltıldı! - soL
Sinop ve Samsun'da HDK'ye Yönelik Saldırıları Kınıyoruz - Ekolojistler Kollektifi
DTK Sinop’taki Saldırıyı Kınadı - ANF
Barışı Sokakta Kazanacağız! - Kollektif - Antikapitalist Eylem
Günlerden Birgün'den Notlar - Rengin ARSLAN - Üçyüzotuzüç
Faşizm ve Biz - Şizkorat - Aşağıdan
Gittiği Yere Kadar... - Bülent USTA - Birgün
"Saldırganlarla Karadeniz Halkını Bir Tutmuyoruz" - Ekin KARACA - Bianet
Irkçılık ve Nefret Suçlarıyla Mücadele Önemli Bir Sınav - F. Levent ŞENSEVER - Marksist.org
Ertuğrul Kürkçü: "Hrant Dink'in Katillerini Örgütleyenler Bu İşlerin Arkasındadır" - Turnusol
Faşist Güruha İnat Karadeniz'e Davet - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
Samsun’da Faşist Kuşatmaya Karşı Umur Apartmanı’nın Eksik Tuğlaları - Tolgahan YILDIRIM - Sendika.org
Afiş Astı Ceza Yedi - Gazete Arena
Sinop’ta Karanlık Eller İş Başında! Karanlık Provokasyonlara Değil Eşit, Özgür ve Barış İçinde Yarınlara İhtiyacımız Var! - Eğitim-Sen
Muhalefete Operasyonlar Sürüyor; KESK'e Polis Baskını! - Muhalefet.org
Özgen'den KESK Operasyonuna Tepki - İMC
Hukuk Ayaklar Altında - Tuğçe TATARİ - Akşam
Gözaltında Kayıplar Belgelendi - Rojpress
Berfo Ana’nin Öyküsü.. - Berxwedan YARUK - BY' Blog
Berfo Kırbayır: 'Bir Direnişçinin' Portresi - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Berfo Ana Hayatını Kaybetti - Bianet
Berfo Ana’nın Büyük Davası - Ali TOPUZ - Utay
Berfo Ana'nın Vefatı Nedeni ile Başsağlığı Mesajı - İnsan Hakları Derneği
'Oğlunu Arayan Köpekli Ana' - Oya BAYDAR - T24
Berfo Ana Galatasaray Meydanında Anılıyor - Ötekilerin Postası
Yeni Anayasa Nisyanla Değil İsyanla Yapılır - Ufuk GÖLLÜ - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
5 Lira Çalana 12,5 yıl, Yolsuzluk Yapana İtibar! - Muhalefet
Çocukların Dünyasında Roboski Katliamı - DİHA - Yüksekova Haber
Kadınım, Kürdüm, Mülteciyim: Gelsin Hayat Bildiği Gibi! - Sibel YERDENİZ - T24
Facebook Türkiye Nefret Söylemine Nasıl Çanak Tutuyor? - Dağhan IRAK - DI' Blog
hrant'a "açık" mektup - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Beraat ya da Mahkûmiyet; Ama ‘Ertelenme’ Değil! - Temel DEMİRER - Nor Zartonk
'Ermenilikten İstifa Etsem Mi' Meselesi... - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Sarafian: Diaspora’nın 2015’e Hazırlandığı Doğru Değil - Karin KARAKAŞLI - Agos
Arkasından İstanbul Gelen Adam - Karin KARAKAŞLI - Milliyet Kitap
1915 Soykırımında Miadun - Aykırı Doğrular
Geri Bırakılmışlığın Gerçek Tarihi - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Anadil Sızısı - Reha RUHAVİOĞLU - Hür Bakış / Aşağıdan
Battle of Nişanyan ve 100 Metre Boyundaki Feminazilerin Saldırısı - Emrah GÖKER - İstifhanem
İlerici Barbarizm: Feminazi ve Homonazi - Sakızlı Ohannes Paşa
Bir Protestonun İfşâ Ettikleri Üzerine - H.Kübra - Kalemzen
İstanbul Üniversitesi Öğrenci ve Akademisyenlerden Protesto: Bu Üniversitede Akademik Özgürlük Yok - Başka Haber
'Türkiye'de Sosyalist Bir Öğrenci Olmanın Ağır Bedelini Ödüyorum' - Birgün
The Modern Kronus: Turkey And Its Students - Amnesty Int'l
Şekerbank’ın Kapısı Hep Açık: Esnafa Da Avm’ye De - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Ya Karanlık Çökünce Evlerine Dönmezlerse? - Bahadır NUROL - SD Yeniyol
DEBA Direnişi Ankara'ya Taşındı! - Mehmet Emin KURNAZ - Muhalefet
6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Uyarınca Hazırlanan Yönetmelik Taslakları - Sosyal Politika Notları
Fırtınalar İçindeyiz - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
O Ellere Qurban Olasın Vali… - Özgür AMED - Amed News
Mazlum' u Kim Öldürdü? - Evrensel
Vicdani Redçi Savda ‘Halkı Yine Askerlikten Soğuttu!' - Umut AKPINAR - ANF
İki Abdullah, Bir Ülke - Fadıl ÖZTÜRK - R'Blog
Açık Konuşmak! - Nuray MERT - Birgün
Şeytana Uyduk, Hepimiz Eşitlik İstiyoruz -Avam Fanzin
Benim Bedenime Bakan Tepkisi - Kazete
Şu İşkencecinin İşine Bak - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
'Öküz' öldü 'Ot'lar Bize Kaldı - Serdar AKSOY - Akşam
Dilsiz Yaşam Olmaz! 21 Şubat Dünya Anadili Günü'nde Anadilinde Eğitim Hakkını Savunuyoruz - Eğitim-Sen
Ülkemizde “Anadil” Kavramı Üzerine - Sarkis SEROPYAN - Özgür Gündem
Komünist Manifesto'nun Doksanıncı Yıldönümü - Antikapitalist Eylem
A Woman, A Kurd, And An Optimist - Ayşegül SERT - NY Times
Kadının İktidarla Kavgası - Neşe KAYACAN - Antiotorite
Redhack Sözcüsü Redhack'i Anlattı - Mercek Altı - İMC
Roundtable #1 St To Have Done With Life - Vitalism and Antivitalism in Contemporary Philosophy Conference at MaMa, Zagreb [June 17-19,2011]
Noam Chomsky ile Söyleşi: Dünya Nereye Gidiyor - Ömer MADRA - Açık Radyo
Yurdumuzu Terk Etmeyeceğiz - İbrahim VARLI - Birgün
Suriye Krizi: Uzlaşmaya Doğru Mu? - Selim SEZER - Nor Zartonk
Meram#2 - Uçarken Düşenler - Mehmet Akif COŞKUN - Ahvali Cedid
Suret Yasağı Meselesi ve Sinema; Sinemanın ‘Ruhunu’ Anlama Denemesi - Enver GÜLŞEN - EG' Blog
madde ve mana’ya dair kısa bir sunum - Kaçakkova - Mutlak Töz


Barn Owl Official Electric Totem
Barn Owl Official via Facebook
Barn Owl - V Album Official Informative via Thrill Jockey
Apparat Official
Apparat - Krieg Und Frieden (Music For Theatre) Official Album Informative via Mute Records
Apparat - Krieg Und Frieden (Music For Theatre) Critic By Jon FALCONE via Drowned In Sound
LAKE R▲DIO Official / Endless Field Studios
LAKE R▲DIO - Hypnagogia Release Page via Bandcamp
LAKE R▲DIO via Minternational Blog
Delphic Official
Delphic Official Artist Page via Twitter
Delphic - Collections Alum Review By Dave SIMPSON via The Guardian
Post Resmi İletişim Sayfası / Facebook
Post - Organic Hologram Albümü / iTunes
Post: "Müzikal Kalitemizi Radiohead, Prodigy ve Chemical Brothers'dan Aşağıda Düşünmüyoruz" - Alternatif İstanbul
Autechre Official
Autechre - Exai Album Review By Chris POWER via BBC Music
Autechre - Transformed By Sound - Rob YOUNG - The Wire

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
don't stop believing - by →julia← via flickr

>>>>>Poemé
Iris'in Ölümü - Didem MADAK*

bugün kalbimi eski bir plak gibi
öyle çok tersine çevirdim ki

bazı şarkılar vardır
cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
o zaman bir yavru yengece bakan
insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismim herkese
sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydı

bazı şarkılar vardır
ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
işte o ellerimle herkese
çamurlu şiirler uzatsaydım
hepsi çok kirli olsaydı tanrım

bazı şarkılar vardır
kırmızı akşamsefalarını anlatır
karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
geceyi onlar bahçeye taşırdı
ben ne zaman öleceğim tanrım
sabah olunca mı
keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
şu odanın ortasında dursam
saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorum

bazı şarkılar vardır
kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
o şarkının adı
ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
keşke ismim iris olsaydı
keşke ismimin bir anlamı olmasaydı

herkes çıkarsın kalbini
o çirkin mücevher sandığından
ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım

kaynakça: antoloji.com

Sunday, February 17, 2013

Deuss Ex Machina # 437 - continuation of the last judgement


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_437_--_continuation of the last judgement

11 Şubat 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Eivind Aarset - Close (For Comfort) (ECM Records)
2. Eivind Aarset  - Homage to Greene (ECM Records)
3. The Alvaret Ensemble - Dde (Denovali Records)
4. The Alvaret Ensemble - Ond (Denovali Records)
5. Giovanni Di Domenico, Arve Henriksen, Tatsuhisa Yamamoto - Alma Venus (either/OAR)
6. Giovanni Di Domenico, Arve Henriksen, Tatsuhisa Yamamoto - Sensire (either/OAR)
7. Jozef Van Wissem & Jim Jarmusch - The Mystery of Heaven (Long Version) (Sacred Bones Records)
8. Jozef Van Wissem & Jim Jarmusch - Etimasia (Sacred Bones Records)
9. TSU! - Behold! The Night Calls Your Name (Self Released / CD-R)
10. TSU! - Sonora (Self Released / CD-R)

continuation of the last judgement 
(437)

derli toplu bir cümle kurulacak olsa yaşadığımız zaman diliminin tam da karşılığına, hemen her şeyi yekten anlamlandırabilecek betimlemelerden birisi önümüze serilecektir. uzaklarda aramaya hemen hiç hacetsiz ve yakınlarda boş yere dört dönmeyi önemsiz bıraktıracak kadar sağaltımı gerçek / sahici kılan bir erim günyüzü bulacaktır az biraz uğraşıldığında hafıza yorulduğunda. aklın hepten tahayyül ettiklerinin karşısına dikiliveren engelleyiciler çeşitliliği ve etaplarının paralelinde tam da o hınçtan korunmayı amaç edinenlerin siperlerini işaret eden bir söyleniş denk gelecektir. anlamlandırma çabasında yegane şeyin üstün körü bir okumadan fazlacasının olmadığını her defasında teessüf ile deneyimlediğimiz bu cenahın dahilinde "kafayı kuma gömmek" bir gelenek halini almaktadır. bir geleneği tanımlandırmaktadır. diskürlerin söylevlerin ve illa ki bunlarla bağıntılı / bağlı olan konuşma / atfedişlerin hemen hallicesinde aman siz ne bilirsiniz ile başlayarak dokunursan yanarsın hiddetine uzanan / yol açan bir düzlemde sergilenmeye devam edilenlerin her türlüsü için akıla mıhlanan bir uyarının kendisidir kafayı kuma gömmek.dikkat öcü çıkabilir / kafaya taş düşebilir gibi uzun uzadıya memleket sathında komedyen ahvalini gocundurmayacak cevherlerin saçılması gibi türlü tevatürleri meydana çıkartan / pekiştiren bir sunumlandırma ortalanmaktadır.

yekten anlamını denkleştiren el atılan, kafa yorulan, söz söylenmeye gayret edilen, merhem olmaya çabalanın ne konuda ya da ne gibi bir bağlamda olursa olsun yeter ki muktedire, yeter ki statükoya dokunmasın da gerisi ne olursa olsun beklentisizliğinin / hadsizliğinin müjdeleyicilerinden olan bir tanımlamadır "kafayı kuma gömmek". bugün ve bu şartlar altında olabileceğin geleceği okumak, geleceğe dair geçmişten edinmiş olan tecrübelere binaen tekrardan aynı hatalara düşmemek söz konusu edilmesi beklentilenmekteyken halen, inatçılığın kör labirentlerinde yol alınmasını erk olarak benimseyenlerin, ödev olarak tanımlayanların lügatlarında genişçe bir yer bulan bir değinidir kafayı kuma gömmek. modern zaman diliminin içerisinde bilgiye handiyse bir tıklama mesafesinde yakın dururken hep öyleyken aslında ne gerek var sorgulamaya ritüelinin, alışkanlığının bizim yerimize düşünenler var haddizatında kolaylamasının, bir de pek tabii ki bitmeyecek bir ekip olarak varlığını sürdüren "profesyonel" entelektüellerin dimağlarından kopup gelenlerin beraberliğinde halkın / halka ait olanın / ilgilendirenin nasıl daha fazla ötelenebileceğini / saklanabileceğini örnekleyenlerden birisidir kafayı kuma gömmek değinisi dahilinde meydana gelenler. ortalığa dökülenler. dökülüp de saçılanlar.

bir türlü nihayetlendirilmeyen, bir türlü sonuca bağlanmayan gelgelelim muallakta konuldukça daimi bir beklenti içerisinde kalınmasını sağlayan hayati konuların hemen tümünde sorumluluk almayı değil, bilakis kaçmayı öncelikli bir pozisyona demirleten, bunu tavsiye eden bir bileşenler toplamıdır kafayı o kuma gömmek. okumadan, bilmeden, görmeden ve anlamadan sürüp gidilen bir hayat akışı içerisinde hep o korunaklılığın dışında olanlara reva görülenler / zannedilenler için her şey bu kadar kolayca sınırları yıkarak içimize dahil edilebilirken bir gece apansızın, bir şafak vakti aniden vs. diye uzayıp giden bir evreler toplamında / aksettirilenlerin / cereyan edenlerin nasıl anlamlandırlamaz olduğuna, nasıl bizleri bulamayacağına dair bir sebatın varlığının sürekli satıldığına şahit olduğumuz bir sahanlık bina edilir. yükseltildikçe, yedi tepeli şehirden memleketin en ücra köşesine ekranlar aracılığıyla bir fiil muştulanır karışmayın, kurcalamayı aklınızdan dahi geçirmeyin, düşünmeyin tabi ki sorgulamayın, ki sonunuz şunlar / bunlar gibi yaftaladıklarımızla benzeşmesin tavsiye olunur. bilince okutturulur bir güzel bellettirilir ve işletilir. devlet-u alinin hemen hiç onulmaz sabıklığına evsahipliliği yapan doksan yıllık işletim sisteminin hatalarından en mühimidir belki o aralıktan yansıyan. insana verilen değerin kimliğinden dolayı alelacele değiştirilebileceğini, yasaların önü arkasında hemen herkesin eşit olduğu muştulanan / durmadan duyumsatılan bir cenahta halen ne hallerde olduğumuzu anlaşılır kılan bir okumanın / karşılaşmanın denkliğini çözümletebilen bir toparlama karşılığını bulur elbette.

kafa kuma gömmeye alıştırılmışken ortalığın düzenlenmesi, dümdüz edilmesinin detaylarını da görebilmek söz konusudur o menzilde. yoksunlaştırılan, enikonu köşeye kıstırılan düşüncenin karşısına böylesi bir korunaklılık / dışlama erkiyle ortaya çıkıldığında bizim ülkemiz gibi bir yerin varlığını tanımlandırabilmek daha kolay olacaktır. en azından anlaşılır kılmak şimdilerde daha müsait. dogma, tabu ve daha pek çok farkına varılası aşılmazlık ile donatılmış olan bu cenahta her güne farklı bir düşman yaratımının / bir gün bunlardan öbür gün şunlardan diğer gün de diğerlerinden hıncımızı bir olarak, bizahati birlik ve bir tabii ki beraberliğimize en çok ihtiyaç duyduğumuz seslendirmesinin dibinde kotarılan biçimlendirilen sözdeyişlerle beraber cümbür cinnet otuz iki kısım tekmili birden sahnelenmesinin devamlılığı bu bahsi açık v seçik olarak denkleştirecektir. handiyse olağanlaştırılmış bir bakışım olarak zikredilen faşizan tutumun gündelik, olağan ve sıradan bir başa gelenmiş gibi değerlendirilmesinin paralelinde, refakatinde olup bitenler tekmili birden bu anlatmaya çalıştıklarımızı derinleştirecek kanıtları ortaya çıkartmaktadır. yerin ve yurdun önemini üzerinde yaşayanlarına verilen değerle değil de başkaca kıstaslara göre şekillendirilmesinin her dem kolaya kaçılan bir derecelendirme unsuru olarak kutsallık bağı kırmızı çizgilerin neresine dokunduğu ile durmaksızın sınandığı bir yerin dönüşümündeki evrelerin kanıksanmasıdır; "kafanın kuma gömülmesi" meseli.

masal kıvamına dönüştürülmüş hep aynı teraneler diye buyurulmuş olan avazların, seslenişlerin zaman içerisinde nasıl da bir öncesinden daha ağır vesikaları güne taşıdığını okuyabilmek, anlamlandırabilme gayretine düşmekse bütün bu pejmürdeliğin ötesine geçebilmek için gereksinimimizdir. mücadele edilmesi gereken bir sabıklık haline dönüştürülmüş olan tahakküm seceresinin karşısında insanlığın gerekliliklerini durmaksızın yinelemektir. yineleyebilmektir. kafayı kuma gömüp de yılı aşıp gizlilik perdelemesinin ardına saklanan, roboski kıyamı karşısında hey ne oluyor o taraflarda diye sorguyu öncelikli tutmaktır. iki yıldır siyasal soykırımın seçtiklerinden birisi olarak tutuklu bulunan hanım onur'un çabalar neticesinde kızı solin ve oğlu mirhat ile kavuşmasının arifesinde yine o zehir zıkkım kolluk kuvvetince evinin basılması alenenin, açık ve seçik olanın devletin vicdana ermeyeceğini, vicdanının olmadığını bir kere daha hatırlattığını ikrar etmektir. edebilmektir. her olayda bir bit yeniği bulmaya, kulp takmaya hazır ve nazır olanların cenahında çoğunluğunda çocuk denilenin gerektiğinde amed'de olduğu gibi panzer aracılığıyla linç edilebileceğini ve hayatına kastedilebileceğini, bilakis elinde şu vardı bu vardı imalarıyla olan fecaatin üzerinin kapanmasına girişileceğinin yeniden devreye sokulacağını unutmamaktan geçmektir.

bu sözler söylenmeye devam edilirken toplumsal mutabakatın nadide hatlarının ne haltlar karıştırdığının enikonu anlaşılabilmesi adına daha fazlasına ihtiyaç yoktur. yahutta fikriyatını keskin / belirgin bir ayrıştırma ile donatmadan hemen her gün yeni bir söz eklemlemeye gayret edenlerin, eğrisi ve doğrusuyla bunu yapmaya cesaret gösterenlerin karşısına dikiliveren bizi aşamazsınız hiddetinin, konuşturmayacağız şiddetinin de varlığını teyit edebilmek bilahare mümkündür. öyledir. barış süreci / müzakere dönemi / açılımlar silsilesi şusu busu diye muktedir eliyle yaygınlaştırılan/ buna çabalanılan bir sürec ortasında kelama sığınan nuray mert'in lincine girişilmesi halen bazı şeylerin konuşturulmadığını, bir şeylerin tıpkı otuz dört yıllık bir süreğen olan darbeci geleneğin bu vatana ettiği en büyük uğursuzluklardan birisi olan faşizmin elini kuvvetlendiren konuşmayacaksınız bahsini hararetli bir biçimde, kuvvetli bir biçimde canlı tuttuğunu örneklenmektedir. meram farkındalılığı her dem pek çok şeyi ilave ederek daha da uzatılabilir.bu mümkündür haddizatında gereklidir. gelgelelim sonu gelmeyecek bir ikrar çerçevesinden ötesine geçebilmek için mücadele etmek elzemdir. sayıp dökmeler yazıp çizmelerin paralelinde başka bir eylem pratiğinin zorunluluğu, zaruriliği gereksinimiz olandır.

kimilerine anlamsız gelen bu zincirleme değinilerin, tespitlerin hayat gümbürtüsü içerisinde yerini yeniden v yılmadan gözden geçirerek hepimiz için doğru bir çıkışın tercihi, yolun keşfi için ortak akla ihtiyacımız vardır. bu gerekliliği yinelemek bir sakızı caklatmaktan daha anlamlı bir son sözdür. önemsediğimiz, değer atfettiğimiz yahutta yanında yamacında durmaya özen / itina gösterdiğimiz, birörnekleştirildikçe tek sesin tahakkümünden arta kalanlarda hatırlar olduğumuz bahislerin, tüm yukarıda saydıklarımızın paralelinde vuku bulanların daimi bir biçimde masal olarak addedildiği, duyurulduğu bir döngünün dahilindeyiz. içerisindeyiz. heybetli, ağdalı cümleleri kurmaya gerek bıraktırmayacak bir gerçeklik dahilinde durmaksızın modern zaman beşerileri  olarak koştururken a noktasından b noktasına aklımızın bir köşesinde yer edinenlerdir, henüz erkçe müdahalede bulunulamayacak saklımız, düşleyişlerimiz, beklentilerimiz. duvarlar sadece kentlerin yapısını ve çehresini değil eskiden fısıldanan, duyumsatılan, değer verilen ol bahislerin meramların, masalların önüne birer ikişer dikildiğinden bu yana pek kimselerin dikkatini çekmemiş olsa da artık o meselleri ne duyacak ne anlayacak, ne yaşayacak ve tecrübe edecek kimselerin bırakılmadığı bir yere, çoraklığa doğru hızlıca ilerliyoruz. koşaradım dönüştürülüyoruz.

duvarlar ses geçirmiyor, gün yüzü görmüyor artık masallar/ımız. bilakis duyulmasından, duyumsanıp, önemsenip kulaktan kulağa yayılmasından çekiniliyor. bir noktada hakkaniyetin temellerinden küçük tefek detayları naklettiren masallardan kaçış süreğenleştiriliyor. sıradan, alelade bir menzilde herhangi bir tavıra mengeneleniyor. burnumuzun ucunda olan bitenlerin bir tabii ki bu anlamlandırmaya çalıştığımız masallarla bir bağlantısı kurulamayacaktır. epey hallice bir kısmınca. alenen o alanda duyumsadıklarımız bugünlerin yalın ve çıplak gerçekliği ile birebir örtüşmektedir. yeknesak tek doğrucul, tekçe anlayışın hakimiyetinde masal diyerek kestirilip atılanların, böyle bellenenlerin birer ikişer hakikatin en yaralayıcı öğeleri-temelleyicilerinden haline dönüştürülmesi, evrilmesi bu tespit etmeye çabalandıklarımızı kanıtlamaktadır. hem ne gerek vardır masalların serimleyip, anlaşılır kıldığı, dimağa sunduğu, meydana çıkarttıklarını önemsemeye değil mi? ne gerek vardır o anlatılanların yapısında karşılaştıklarımızın bir düşleyiş değil bugünlerde işlevselliğini korumaktan olan düzenin okuması / eleştirisini ihtiva ettiğini sorgulamaya ve daha fazlasına. muktedir / iktidar kendi belirlediği sınırlardaki vakiaların pek çoğunda yerleşikleştirdiği / kendince kapak çalışması olarak atfetmeye uğraştığı fenalıklardan mürekkep bir kurguyu ve gerçeklik temsili karşımıza çıkmaktadır.

bu çıkarsayış veya nihayetlendiriş hemen hemen her beğenmediği, yahutta kabul etmediğine karşı bir koz olarak elde tutulur. rehin edilir, böyle bellenir. kolayca akılca sindirilemeyecek nicesinden aşina / tanış olunan hakkaniyetsizce biat ettirmek adına tahakküm seçeneğinin sonuna kadar zorlatılması, dayatılmasıdır. bağlar öylesine karmaşık tutuluyor ki neyin o bellediklerinin devamlılığını / tamamlayıcılığını oluşturan masallar, neyin bize yalın hakikati sunan anlatımlar olduğunu anlamak her dem meşakkatli bir süreç olarak satıhda varlığını sürdüren kırmızı çizgilerle olan mücadelemizde saklı duruyor. bu denk getirilen tahakküm / hassasiyet / milli değerlerimiz tesilisinde sürekli bir biçimde avamı yani bizleri, topumuzu neticesi belirsiz bir deney sahanlığına sıkış tıkış itekliyor. sürüyor. yorumların v ahkamın gücü, çözümleyiciliği yerine biat itaat ve tefekkür dayatımında başa gelecek kötü / fenaya minnetimizin sürekliliği isteniyor. bundan gayrısının hepitopu temelleri kuvvetlendirilmeye çalışılan bu güzellikler deryası, lekesiz, fiskesiz ülkemiz var imajına halel getirmemekten geçtiği muştulanıyor, belletiliyor her yerde. her an. öğrenilmiş çekincesiz kalıp vecizlerle örülmüş sözlerin refakatinde meydana çıkanlar bu halel getirmeme konusunda bir yerde mani oluyor görünse de aslolan düpedüz ortalıkta olan utanç vesikalarının toplu toplu gösterimidir. ne kadar üstü örtülmeye, duyumsatılmamaya çalışılsa da yine yeni yeniden gün ile buluşacak olandır...

derdestliğimizi halka rağmen halkı hala dönüştürmeye olan merakın açık eden bir vesika toplamı. bütünlük, parçalarına ayrıştırılmış insani ilişki düzeyini, empatiyi ve fikriyatı bir örnek olmayan muktedir haricindekilerinin de yerini, yurdunu belirginleştirmekte, anlamlandırmaktadır. keskin ve yaralayıcı. kederlere gark ettirici ve fakat algının buralardaki sığlığı konusunda yetkin / manidar. epey uğraşıp da uzun uzadıya ne hacet yanıbaşımızda tam da dibimizde olanlar bütün bu pejmürdeliği hakkıyla örnekleştiren tasvirler olarak hayat akışındaki yerini alıyor. görüyoruz ve nihayetinde bir kere daha ikrar ediyoruz ki bu halimiz hal, gidişatımızın gidişat olmadığı kanıtlanıyor. ilaveye gerek bıraktırmayacak bir biçimde üstelik. zorunluluk olarak nakledilenin bir görev bilinciyle tekrarlanıp duran yegane şeydir bu bağlamın devam olan tahakküm.bu perspektiften yansıyanların en azından göz ucuyla çekincesizce dile getirilmesi gerekenlerin toplamıdır. yekten ve tek hamlede. duyumsanıp, önemsenmedikçe belleğe arz olunanlar unutulmaya devam edildiği müddetçe o vesikanın, has resmin sunageldikleri, vaatlerinin tam karşılığı her dem yıkımdır. altında kalınacak, hatta bizahati nefessiz ve biçar olarak ufaktan ufaktan göçmeye devam eden bir yapı tahrifatının sonundaki karanlık.

tahakküm perspektifini dönüştürürken kural kaide, hakkaniyeti böylesine lime lime etmeye devam ederken yanımız ve yöremizin ne hallere konulduğunu ise iç burkan bir biçimde sunumlandırılmaktadır. reyhanlı'da çalışmak zorunluluğunda kurban olan çocuktan, yegane çabası varlığını kapsadığı alanını belirginleştirmek için ses çıkartması gerektiğini hep belleyenlerden olan o amed'li genç gibilerine, şehrin orta yerinde deyim yerindeyse katledilmeleri için ferman çıkartılanlardan, yerleri yurtları başlarına yıkılanlardan; -ne işleri var canım gitsinler köylerine, dönsünler memleketlerine izbe profesyonel entelektüelizminin en müşrik çıkarsamalarına ses verenlerinin hedefleri haline dönüştürülenlere korunaksızlara dairdir o vesikalarda karşılaştıklarımız. nicesinde aynı yollara denk düşürülüp yol bitiminde hepimizin bildiği, kulak misafiri olduğu masalların mutlu sonları müjdelenmiştir. öyle duyulmuştur. eşitlik, adalet, hakkaniyet, barış, düşünce özgürlüğünün olduğu bir ülke duyumsatılmıştır.. gel gelelim faşizmin tüm yetkin ve asal anlamlarını alenen teyit etmeye, tekrar sahnelemeye bunca heveskar olunan, hiddetli bir biçimde taraftar olunan böylesi bir muktedirlik makamının sürdürdüğü ve layığım(n)ız diye sufle ettiği son cehennemin ta kendisi olacaktır. ayabiliyor musunuz? şimdilerde bir ülke dönüştürülürken basbayağı sessiz, sedasız biçimi, algısı ve yönü her şeyi otuz iki kısım tekmili birden, masallarımızı hatırlamanın vakti gelmemiş midir? kabuslara bağışıklık sayesinde onları da mı unuttuk, unutuyoruz... nedir... nicedir...ulaştığımız... güncemiz...

>>>>>Bildirgeç
Üşüdük Uleyyyn! - Bülent USTA - Birgün

Solin’in annesine kavuştuğunu öğrenince, haberi Macit Amca’ya ulaştırmak için bir koşu Balıkçılar Kahvesi’ne gittim. Ama Balıkçılar Kahvesi’nde yoktu. Çaycı Osman, balığa çıktığını söyledi. Uzun zamandır balığa çıkmıyordu Macit Amca, ihtiyar olduğu için çocukları denize açılmasını yasaklamıştı. Denizin ortasında kalp krizi geçirmesinden, dengesini kaybedip denize düşmesinden filan endişeleniyorlardı… Ben de teknesinin bağlı olduğu yere gittim. Motoru çalıştırmış hareket etmek üzereydi ki, beni gördü Macit Amca. “Evlat, hadi atla!” diye bağırdı. Hiç düşünmeden atlayıverdim tekneye… Ben de özlemiştim denize açılmayı. Vapura binmek gibi değil, bir balıkçı teknesine binmek. Motorun sesinden ve rüzgârdan birbirimizi duyamıyorduk önce. Uykusuzluğuma, yorgunluğuma iyi gelmişti deniz havası. Solin, annesine de kavuşmuştu ya, keyfime diyecek yoktu. Bir süre sonra durdurdu motoru Macit Amca. Heybeliada taraflarında bir koya bakıyorduk. Tonoz atmamıştık ama, Macit Amca öyle bir yerde durmuştu ki, akıntının uzağında kalmıştık.

“Niye durduk Macit Amca, burada balık olmaz ki?” dedim. “Balık için açılmadım evlat” dedi, “burası benim kendimi dinlediğim, saklandığım bir yer. İstanbul, çok uzaktaymış gibi gözüküyor buradan. Şehrin o hiç uyumayan canlılığı yok burada. Uzun zamandır da açılmıyordum denize. Çocuklarım istiyor ki, öyle kahvehane köşelerinde yaşayabildiğim kadar uzun yaşayayım. Takmayacağım artık onların bu bencil isteklerini. İnsanın kendi hakikatinden uzaklaşmasından daha kötüsü yok bu hayatta. Herkesin bir hakikati var, ömrünce arayıp bulmaya çalıştığı. Benim hakikatim de bu işte. Denizden kopamam ben, kıyısından bakmakla yetinemem. Evlat, olup biten bazen canımı öyle sıkıyor ki, kahvehanede oturmak yerine zindanda olmak bile kendimi daha iyi hissettirebilir diye düşündüğüm oluyor zaman zaman.”

Macit Amca’nın fena halde morali bozuk olmalıydı. Evde bile oturamayan adam, zindanda olmaktan bahsediyordu. “Bir şey mi oldu Macit Amca? Neden şimdi böyle şeyler söylüyorsun?” diye sordum. “Bugün, bana neyin müjdesini vermek için koşarak geldiğine bir baksana” dedi. “Solin adlı hasta küçük bir kızın, suçsuz yere 18 aydır cezaevinde tutuklu olan annesine kavuşmasını haber vermek için, öyle değil mi? İşte böyle şeylere sevinir hâle geldik. Pınar Selek, dördünce kere beraat etseydi, yıllar yılı süren kâbus gibi bir davayı, çekilen çileleri unutmuş gibi sevinecektik, ama olmadı. Solin de kavuşamayabilirdi annesine. Annesine kavuşamayan yüzlerce çocuk var, bir daha hiç kavuşamayacak olanlar da…”

“Ne yaptın böyle Macit Amca, neler diyorsun? Seni hiç böyle umutsuz görmemiştim.” “Umutsuzluktan değil evlat. Yıllar yılı bizi kandırmalarından bıktım, bunaldım artık. Bu topraklarda yaşayan hiç kimsenin, bir çocuğu anasından ayırmanın iyi bir şey olacağını düşüneceğini sanmam. Ama çoğunluk, herkesin görebileceği apaçık şeyleri görme kabiliyetini hiçbir zaman bulamadı bu topraklarda. Kadir İnanır, bir gazeteye çıkıp röportaj veriyor. Söylediği her şeyin neredeyse tamamı doğru. Kadir İnanır’ın öyle Kadirizm filan dediğine bakma, filozof filan değil elbette. Onun gördüğü bu şeyleri, herkes rahatlıkla görebilir. Ama neden görmüyorlar biliyor musun? Ben senin kadar okumuş etmiş biri değilim. Eminim sen, istersen bir sürü teorik açıklama getirirsin bu duruma. Benim okumuşluğum Aziz Nesin’lerden, klasiklerden ibaret. Aziz Nesin’in çoğunluk için aptal demesini hatırla. Sağcılık, eğer yoksulsan gerçekten de aptallıktan başka bir şey değil. Ama niye sağcı bu insanlar? Çünkü korkuyorlar. Bu öyle bir korku ki, önlerinde duran apaçık gerçekliği bile göremeyecek hâle getirmiş onları. Korkuyorlar, çünkü hayaletlerle yaşıyorlar. Büyük kıyımlar görmüş bu topraklar, sürgünler, savaşlar, katliamlar. Böyle devam ederse, daha beterlerini de göreceğiz. Solin büyüyünce, annesinin 18 ay neden hapse atıldığını merak etmeyecek mi? Minnet mi duyacak serbest bırakanlara, 18 ay sonra annesine kavuştuğu için? İşte, Solin minnet duyarsa sağcı, minnet duymazsa solcu olacak. Geçen hafta devrimden bahsetmiştin yazında. Tolstoy, devrimin olması için toplumsal yaşamın üzerinde yükseldiği dünya görüşünü aşması gerektiğini söyler. Onu hatırladım yazını okurken. Yani, mevcut yaşam ile olması gereken, olması mümkün yaşam arasında bir tezat oluşmalı ki, insanların büyük çoğunluğu var olan koşullar altında yaşamanın olanaksız olduğunu düşünüp devrim yapsın. Cumhuriyet’in kuruluşuna böyle bakabilir miyiz? Cumhuriyet, bir devrimle mi kuruldu? Yoksa koşulların neticesinde, iktidar savaşlarıyla tepeden mi indi? Şimdi o koşullar var mı? Aslında, sanıldığı kadar da uzak değil evlat. Var olan yapı, eski bir ceket gibi her tarafından patlıyor. Ama bu topraklarda herkesin ruhuna işlemiş o korku aşılmadan, devrimler değil, sadece felaketler bekler bizi.”

Güneş batmış, hava da iyice soğumuştu. Balıkçılar Kahvesi’ne dönüp sıcak çaylarımızı yudumlayarak sohbetimize devam etmenin iyi olacağını düşündük. Macit Amca motoru çalıştırırken, Kadir İnanır’ı taklit ederek ufka doğru “Üşüdük uleyyyn!” diye bağırınca, kahkahayı da koyverdik tabii… Macit Amca’ya bir haller olmuştu… Hadi hayırlısı…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Muktedirin ve efradının ortalama bir düşünsellikten itinayla kaçınılmasını handiyse zorunlu kıldığı bir zamanda yazılar önemliliğini bir kere daha kanıtlıyor. Yazılanlar işitilmeyen şeylerin aslında ne kadar önem atfedilmesi gerekli şeyler olduğunu yineletiyor. Tüm yalınlığıyla. Hatırlanması gerekenlere dair kısa ve öz tespitleriyle, doğrudan anlamın yolunu kateden bir isim olan Bülent USTA'nın Birgün Gazetesi'nde kaleme aldığı Üşüdük Uleyyyn! başlıklı makale de bu değinin, meramın sonunda okunmasını salık vereceğimiz metinlerdendir. Belirginleştirilip, düzayak bellenmiş olanların ötesine vakıf olabilmek için yazılara, kelimelere çok ihtiyacımız var, eskisinden de çok... Sayın Bülent USTA ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen bu makaleyi iliştiriyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Üşüdük Uleyyyn! - Bülent USTA - Birgün
Savaş Diline Açık Mektup - Şizokrat - Solukbeniz
Yarın 15 Şubat Hava Açık, Kafa Berrak - Veysi SARISÖZEN - Sol Defter
AKP-BDP Uzlaşması Kürtleri ve Solcuları Masaya Oturtan Tek Yol! - Gökhan KAYA - Medya Faresi
AKP, Kürt Muhalefeti ve Sol - Anayasa Zokası - Foti BENLİSOY - Aşağıdan
Beşikçi: Müzakereleri Öcalan Değil BDP Yürütmeli - İrfan AKTAN - Birgün
AKP’nin Abdullah Öcalan’la İmtihanı - İrfan AKTAN - Bir + Bir
Neden Öcalan? - Özgür Eylemci - Amed News
Barış Üzerine Notlar - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
Karayılan: Bizimle Görüşmelerine Gerek Yok - Halit ERMİŞ - ANF
Aliza Marcus: 'Barış Görüşmeleri İçin Doğru Adres Öcalan Değil, BDP' - Aram DURAN - T24
Demirtaş: ‘Hükümetin ve Öcalan’ın Elini Rahatlatmak İstiyoruz’ - Hatice İKİNCİ - soL
BDP: İmralı Heyeti Krizi Anlamsız - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
'Solin Ölmesin Demek Barış İstemektir' - Emin Dilovan KINAY - Birgün
Solin ile Annesinin Kavuşmasını Hazmedemediler! - Muhalefet
'Erdoğan'ın Kenan Evren'den Farkı Yok' - Cumhuriyet
Baydemir: Provokasyon Ortamını Ortadan Kaldırmanın En Etkin Yolu Eş Zamanlı Olarak Silahların Susmasından Geçiyor. - Züleyha KAHRAMAN - Hür Bakış
Sakine Cansız, Serxwebûn ve İmralı Süreci - Baki GÜL - Özgür Gündem
Fırsatçılar - İrfan SARI - Yüksekova Haber
Adını İmralı Koydum - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
BDP'lileri ve Hristiyanları Fişlemişler - İMC
"Bu Ülkede Irkçılık Yoktur" Diyorsanız Eğer... - Yetvart DANZİKYAN - Radikal
İstanbul’da KCK Operasyonu: 10′u Çocuk 18 Gözaltı - Sendika.org
Kürd Memo Neden Öldü? - Fadıl ÖZTÜRK - Radikal Blog
Açıktan Cinayet... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Şahin Öner’i Kim Öldürdü? - Reha RUHAVİOĞLU - Aşağıdan
Elleri Güzel Çocuk Şahin Öner - Kemal BOZKURT - KB' Blog
Mazlumder: Hala Görevdeler - Evrensel
Şahin Öner İçin Şiir... - İbrahim ALTISOY - Ötekilerin Postası
Solîn, Şahîn Oner Û 'Aştî' - Ömer DİLSÖZ - Yüksekova Haber
Roboski Belgeseli - Şırnak Barosu - Youtube
Sınır Onlar İçin Ekmek Kapısıydı - HALİS - ÇAPAROĞLU - ŞENGÜL - Sabah
‘Türkiye Devleti’ Nasıl Kuruldu - Doğan AKIN - Taraf / Düzce Yerel Haber
Kimlik Siyaseti Açmazlarının Ardışıklığı - Kansu YILDIRIM - Birikim
Tutuklu Gazetecilerin Davası Bir Fırsattır - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Barıştan Başka Bir Şey Anlatmıyorum - Elif AKGÜL - Bianet
Ermənistanın Əkrəm Əylislisi. Onun Romanını Niyə Yandırmışdılar? - Rövşən QƏNBƏROV - Azadlıq Radyosu
Ragıp Zarakolu, Ekrem Eylisli ile Dayanışma İçin Toplantı Düzenliyor - Agos
Azeri Yazarın Kulağını Kesene Para Ödülü Verilecek - T24
'Bu İnsanlar Neden 100 Yıldır Sürgünde?' - Aslı TÜRKER - Agos ŞapGir
1915 Felaketinden Bölümler 'Kervan' - Zerun - Aykırı Doğrular
Diyarbekir’in Soykırım Zenginlerinden Pirinççizadeler - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
İhbarcı, Dink Cinayetinde Yeni İsimler Verdi - T24
Meram#1 - Bir Garip Türkiye - Mehmet Akif COŞKUN - Ahvalicedid
İdris Naim Şahin'e Türk Solu'ndan Davet - Marksist.org
Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Mi, Toplumun Sindirilmesi Mi? - Ergün İŞERİ - Sendika.org
'Kandıra Cezaevi Baro Gibi' - Av. Taylan TANAY - Birgün
Hukukun Ayaklar Altına Alındığı Bir Süreç - Av. A.Güçlü SEVİMLİ - Taraf
"Doktorun Zor Kullanma Hakkı Yok" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Direniş ve İşkence ile Geçen Bir Ömür SEDİKA ANA - Yeni Özgür Politika
Erdal Ergüler Röportajı - Hebûn LGBT
Toki'ler, Avm'ler ve Soyluluk Mekanları - Kocaeli Kültür Kollektifi - Antikapitalist Eylem
“Su Çatlağını Bulur”: Seyircisini Arayan Hrant Dink Oyununa Gittik - Militan.net
6-7 Eylül Olayları ile Yüzleşme - Pelin BATU & Nezih BAŞGELEN - Milliyet.com.tr
Yeni Anayasanın Uzlaşma Komisyonu'nda Yazımı - Ayşegül Kars KAYNAR - Birikim
Darbeciler İnsan Haklarını Hatırladı - Bianet
Eskiden İhtilaller Olurdu - Roni MARGULIES - Taraf
İşsizlik: Bildiğiniz Gibi… - Muhalefet
gideri azaltmak için her yol 'mübah'! - Mustafa SÜTLAŞ - Bianet
Sağlık Emekçilerinden Sağlık Bakanlığı'na Tepkiler Artıyor - Çaylak Haber
Yapı Kredi Çağrı Merkezi Çalışma Koşulları - Gerçeğe Çağrı Merkezi
İşte KESK'in "Yasadışı Faaliyetleri"! - Muhalefet
Şaka Değil: Yılın Çevreci İşadamı Olarak Ali Ağaoğlu'nu Seçtiler - soL
İran: Muhalefet Lideri Musavi'nin Kızları Tutuklandı - BBC Türkçe
UAÖ: Küresel Silah Ticareti Çocuk Asker Kullanımına Katkı Sağlıyor - Savaş Karşıtları
A Tale From Silwan Children via Silwanic.net Youtube Page
İsrail Parlamentosu ve Kadınlar, LGBT’ler, Araplar - KaosGL - Mühim Hadiseler Enstitüsü
İsyanın Yıl Dönümünde Bir Eylemci Öldü - Etkin Haber Ajansı
Kordona Alma, Neoliberalizm ve ‘Devrim’ Korkusu - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
Cornel West: Obama Is A ‘War Criminal’ Who Has Killed ‘Over 200 Children’ - Stephen C.WEBSTER via The Raw Story
Patlak Lastik - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
HES’lere Direnenlere Silahlı Saldırı - Solaklı Vadisi - Sol Defter
Dünyada Mekan, Ahirette İsyan! - Salih ÖZTÜRK - SDYeniyol
Kentsel Dönüşümün İstanbul Penceresine Bakış - I - Erman ÖZDEMİR - Solukbeniz
Dikmen Vadisi'nde Coplu, Döner Bıçaklı "Yıkım Ekibi"! - Video.CNN.Türk
Mahremiyet, Mahalle ve Kentsel Dönüşüm - Açık Gazete - Açık Radyo
How To Change The World - Brian ENO And James THORNTON w. Anne MCELVOY - The Institute Of Art and Ideas
Queer Bir Marksizm'e Doğru (?) - Peter DRUCKER - Yeniyol / Antikapitalist Eylem
Yoldaşlarla Yürüyen Yazar - Gülsin HARMAN - Milliyet Kitap
Anaakıma ve Sol Vicdan Diline Karşı Yeni Radikal Medya - Sarphan UZUNOĞLU - Aşağıdan
Sol Yeni Medyanın Neresinde Duruyor: Birgün - Sarphan UZUNOĞLU - Aşağıdan
“Bir Çeviri Deneyimi: ‘Varlık ve Zaman’” (Kaan H. Ökten, Mesele, Sayı: 22, Ekim 2008) - Agora Kitaplığı
Her Gün Anadili Günü Olmalı - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Liberation'dan 'Tanrı'ya İstifa Çağrısı - soL
Yeşil Siyasetin Dindarlarla İmtihanı - Emrah ASLAN - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Küçük Bir Azınlığın Zenginliği Çoğunluğun Yararına Mı? - Zygmunt BAUMAN - Agos ŞapGir
Marxist Öküz'ün Doğuşu: "Epistemolojik Kopuş" - Marxist Öküz - SolukBeniz
Poetika 2013 Odaklanmaları - Evvel.org
the contemporary history of istanbul in 6 minutes - Yaşar ADANALI - Reclaim İstanbul
Իմ Պոլիսը. Յաշար Քուրթ - My Bolis:Yaşar KURT via Civilnet
2013 Diyarbakır Surları Yılı Olsun! - İmza Kampanyası - Diyarbakır Sur

Eivind Aarset Official
Eivind Aarset: Kuzey Cazının İki Dev İsmi! via Milliyet.com.tr
Eivind Aarset - Dream Logic Album Review By Peter MARSH via The Liminal
The Alvaret Ensemble Official via Facebook
The Alvaret Ensemble Official via Denovali Records
The Alvaret Ensemble - S/T Album Review via NewNoise.Gr
Giovanni di Domenico Official
Arve Henriksen Official
Tatsuhisa Yamamoto Official
Di Domenico, Henriksen, Yamamoto - Distare Sonanti Official Informative via either/OAR
Jim Jarmusch & Jozef Van Wissem-The Mystery Of Heaven Official Informative via SBR
Jim Jarmusch & Jozef Van Wissem Interview By  Emilie Friedlander via The Fader
Jim Jarmusch & Jozef Van Wissem-The Mystery Of Heaven Album Review Adam KIVEL via Consequence Of Sound
TSU! Official / Bandcamp
TSU! - Broadcast #1 via OffPrint
TSU! - Yiğit A. - 13Melek

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromos – Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
too much cider... by ruth flickr

>>>>>Poemé
Ars Peotica - Enis BATUR

Hiçbir şeye benzemediği söylendi şiirlerimin,
Wallace Stevens'a benzediğim, hiç kimseye
benzemediğim, olsa olsa "II. Yeni'nin devamı",
"III. Yeni'nin ta kendisi" sayılabileceğim -
"delisaçması bir söz ve işaret yumağı" denildi.
Bütün bunlar bensem, bütün bunlar bendim.
Yaktığım kağıtlar, fırladığım kürsüler
ve çekilip dinlendiğim kör mağarada
söyleştiğim gölge, örümcek, alter:
Kendimden çekilsem de, gelsem de
kendime farkedilmedi: Ateşin içine
soktuğum el, gözümü ayırmadığım saat,
insanlarla çarpıştığım seyrek günler
ses ile kelimenin birbiriyle
dikleştikleri yere kilitledi beni.

Gençtim, çok genç - şiiri düzen sanmıştım:
Çileydi gözümde, arınma ve yurttu,
terkedilmiş yüzüm için her an yanımda
yürüyen aynaydı, gecenin kaynağında
gövdemi dalgalayan simsiyah su, sanmıştım.

Yıllar başka bir yol çiziyor tortuya.
Şüphesiz şimdi de sanıyorum: Sehere
duyduğum inanç arkamdaki koyu, hem
delifişek uykudan geliyor belli ki.
Düzen değil şiir, kargaşa değil. İki uç
arası zamanı çelen uçarı bir odak belki.
Belki bazı ender seslerin eşiğinde tuzak,
kıvrılıp yatmış çıngıraklı bir soru,
öd noktasında, hançerede, yerimden
her oynayışımda kuytudan çıkagelen
kösnül bir yumak belki. Bir düzen değil
ama - bekleyiş, zemberek, inatçı, köz,
kaknus hep.

Kömürden elmasa varmak için
çıktığım yolda elmastan yola çıktığımı
unutmadım: Yangınsa sonumda yazılan,
orada yazacağım an gelmeli de. Birer
kıvılcım olsun harflerim, her kelimemi
yalım dili taşısın - öyle bir ateş ki
içinde içimde tutuşmuş bir karanlıktan
kana kanaya içsin herkes, istedim.

kaynakça: kara kutu

Sunday, February 10, 2013

Deuss Ex Machina # 436 - peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_436_--_peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio

04 Şubat 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
z. Bad Lands - Air Lines II / From Home (Self Released)
v. Bad Lands - Conversations (Self Released)
n. Tor - Paper Rain (Loci Records)
e. Tor - Glass & Stone (Loci Records)
t. Kosmos - Tetris (Puu)
g. Kosmos - Syväkosmos (Puu)
w. 30x - Show Me A Sine (Tekkin Over Records)
m. 30x - We'll Turn Manhattan (Tekkin Over Records)
u. Aes Dana - Horizontal Rain (Ultimae Records)
k. Aes Dana - 101 Clouds (Ultimae Records)

peidiwch â gofyn pam nad ydym yn anghofio
(436)

sessizliğin çemberinde, somut önerilerin duyumsanıp önemsenmesi yahutta ilgiyle takip edilmesinin değil haddizatında önemsenmezliğinin süreğenleştirildikçe alelade değil basbayağı hesaplı kitaplı bir tavır olarak kendine yer bulduğu bir sahanlık bina olunur. yoksunlaştırıldıkça sesten ve soluktan, kelamdan ve yankıdan varsa yoksa tekil bir anlayışın bak ve gör, gör ve öğren diye bellenmesine müsammaha gösterdiklerini o da adı üzerinde tamamen manipüle edilmiş, resmen unufak kırıntılar düzeyine sabitlenen bir bilindiklik haline dönüştürüldüğü güncellik ile yaşam tahsis olunur. bunca zamandır değinilerin ve atfedilenlerin her bir çıkarsamanın bilindik bir tevatür olarak serimlenen içimizi kemiren, bölen ve böldüren olarak bilinmesinden, ona aşinalık sağlanmasından bu yana geçen süreç / zaman akışı dahilinde sabıklığının kesinkes kırmızı çizgilerle donatıldığını bir kere daha yineleyen / meydana seren bir görünüm ortaya çıkmaktadır. görünüm gerçekçi kılınmaktadır. ona ses etme, buna karışma. buna yön verme şuna akıl danışma. etme, eylemeyi bir biçimde meydana çıkartmayı değil tamamen kafayı kuma gömmeyi bak ne güzel hayatlarımız var diye avunmayı olağanlaştıran, meşrulaştıran bir tasvir yığınıdır değinmek istediğimiz. erkimiz, gayemiz...

bunca zamandır olanların hepsi üst üste konulanların, dur şu sürek avı bitmeden biraz daha sıkış tepiş bir şeyler daha ilave edeyim tepelemesine yüklenelim bakışının götürdüğü alelaceleciliğin ulaştırdığı menzil tam da giriş kısmında anlam olarak atfetmeye çalıştığımıza denk düşmektedir. bir yanımız boyuna ilerleme, modernleşme, muasırlaşma ile sınavda, koşturmacada gibi gösterilmekteyken öte yanımız dur daha nereye diye kestirilip, yoluna en bariz biçimde engelleyici olarak çıkartılmaya çalışılan ket vuruculara, ket vuruculuğa ev sahipliliği yapmaktadır. haddizatında muktedir ve iktidar ile aynı kanallardan beslenenlerin ortak çıkarsama, değinilerinden denk getirebileceğimiz yegane şey bizlerin bilmesinin zorunlu haller dışında önemsenmediği konularda nasıl da istenildiği gibi at koşturulduğudur. kestirilip, yapıştırılan meramlarla, eğriliğini fark etmekten dirençle uzak kalarak, buna bağlanarak hala o doğru diye savlananların hiçbirimizin karına olmadığını yinelemek farz, gerekliliktir. böylesine net bir biçimde ortadadır. neticelerin beraberinde getirdiklerini sorgulamaktan, çözümlemekten kaçınıldıkça dün etrafından dolaşılanların bugün yanından geçilmeyeceği pekala bilinesiyken, en azından tahmin edilesi hala bu özgüvene sahip çıkılması bize bir şey olmazcılığın ne menem fenalar ile yüz göz olmamıza vesile teşkil ettiğini söylemek abes kaçmayacaktır. kaçmamalıdır da.

dün dediğimizi bugün bükecek yarına dönüştürecek, sayıp döktüklerimizi unutacaksak! ne diye insanız diye ortalıklarda kalabalık yapıyoruz bahsine ulaşırız. bildiklerimiz, bellediklerimiz birilerinin hassasiyetlerine karşı geliştirilmiş olan al gülüm ver gülümü bol bir kumpas değildir. böylesi bir karalama kumpanya şamatası değildir ki çat diye unutmaya razı olalım. yahut silelim. silindikliğimizi, belleğimizi temize çekip çekmediğimizi dün o olayda, bugün bu olayda, yarın meydana gelecekte yeniden deneyimletecek olanlarda düşündükçe insana hafakanlarıyla başbaşa bıraktıran bu menzilde ne nedir bunu belirginleştirmeliyiz. neden sorgusundan bunca kaçınılan siz bilmezsiniz biz zamanında bazı kararların altına imzamızı atmıştık, şu - bu konularda böyle beyanatlar verip münferittir münferittir diyerek tosuncuklarımızı, iyi niyetli çocuklarımızı piyasaya pardon sokağa salmıştık, etmiştik ve eylemiştik işte sonunda beklediğimiz, beklentilediğimiz bir ülke sahmanlığına sessizliğine artık alışkın çok mırın kırın etmeyen bir biat edenler coğrafyasına ulaşmak mıdır layığımız revamız bu mudur. görüp görebileceğimiz tüm devletu alinin hiddetinden gayrısına nail olamamak mıdır nedir?

vardığımız noktadan hem geçmişe, hem de şimdiki zamana baktığımızda bize bırakılanların bir yad edişten fazlasının olmadığıdır. onu da ses etmeksizin, rantsal bölüşümde kafamızı gözümüzü yararlarken, kentin altını üstüne getirirlerken dönüşüm ve gelişim bahsine sımsıkı tutunurlarken, bir yerde eşitiz ama biz sizden daha eşitiz çünkü bu ülkenin kurucu öğesiyiz diye kıvançlananların has memleketlerine! ettiklerini görüp ve hazmettikten sonrasında kalanların toplamı gerçek yıkımı cismanileştirmektedir. tahayyül olmaktan alıkoyan nihai bir sonuç olarak denk getirilebilecek yegane şey silmeyi bir buldozer edasıyla her alanın / her düşünsel zeminin topyekün lağvedilmesinden ilerletildiği yinelenmektedir. bu duyurulmaktadır. ne sorgunun kendisi mühimdir onlar için ne de neye karşı bunca seslenişin meydana çıkartıldığı. ne ermeni olmaktır, ne kürt olmaktır, ne ezidi ne de süryani yahutta türk olmaktır bu menzilde bu silmekten / sindirmekten ve suskunlaştırmaktan da gayrısını düşünmeyen erkin yapıp ettikleri. her defasında yinelemek zorunluluğunu hissettiren bir insanlık / vicdan problemini belirgin kılınmaktadır. netleştirilmektedir.

günler günleri kovalarken, senin doğrun benim doğrum makamından üzeri çizilenin "akil" olan olduğu teyit edilmektedir. bunca hızlandırılmış ilericilik nam demokrasi güncesinde sesin kendi halinde rotasını bulmasına o hep eski olarak tanımlandırılmış olanın yine yeni ve yeniden ortaya çıkmasına elbette ki müsammaha gösterilmeyecektir. müsammaha değil bilakis sorgu daha henüz başlangıcında ilk çizgininin üzerinde dört döndürülecektir. nihayetlendirilecektir. geldik durduk, yaşadık ilerliyoruz ve gün gelip de göçüp gideceğiz. bu sahnesinde yer aldığımız alanın, yaşadığımız sahanlığın her anında böylesine girift / karanlık / aşılmaz duvarların bizim devraldığımızı ne hallere koyacağını hiç düşündünüz mü? yüz yıllardır aynı şeylerden de bahsediyormuşçasına tekrar ettiğimizi sandığımız şeylerin nasıl da kimilerini en küçük de olsa endişelendirmediğini sorgulamaya girişmeye çalıştırmadığını gördükten sonra yaşanmışlığın boş bir hayal kırıklığı imgesine tutturulmasına ne demeliyiz? nasıl atfetmeliyiz. bu sahanlık böylesi bir alana terki diyar edilirken alelacele izole edilmeye çalışılırken hangi acının seslenişine daha fazla önem vermeliyiz.

böylesi gidişatın kötülüğüne karşı en azından vicdan meselinde tepinilip durulanın, paylaşılmaya, parçalanmaya çalışılan insanlığın bu kadar kolay ayaklar altına alınmasına artık mani olabilelim diyerekten!. iş işten çok geçmeden sene-i devriyelerden oluşan, birbirine eklenen bir zincirleme yadediş, yas günlerinden daha fazlasına çabalanabilelim gayesinde onun paralelinde. günler deviniyor, zaman akmaya olabildiğince şimdilerde bayağı fark edilir bir biçimde hızlıca akmaya devam ederken dersim'den, roboski'ye uzanan duraklardan hangisinde insani sorumluluklarımızı yeterince yerine getirebildik bahsi önümüzde durmaktadır. hangi mevhumda, elim fecaatte bir olmayı onu bunu gözetmeden, bir şeylere değineceğim diyerekten kendi tutturduğunu dayatmadan bir şeylere erebildik sorgusunun tam da karşısındayız. hiç bitmemiş sınavlarımızdan bir başkacası yeniden görünmekteyken ufukta belirmekteyken düşünmek ne zaman vurgusu yinelenesidir. yaşını başını alan bu dünyanın yeterince acısı yokmuş, çekmemiş gibi davranan erkinin, muktedirinin, avanesinin, liberalinin, titr merakından kör olmayı umursamayanların çoğunluğunda azınlık olanlar, az olanlar, yüzdelerden bir olanların sesini duyurabilmeleri, dahası bir neticeye varabilmeleri için epey uzun bir yolun hepimizi beklediği muhakkaktır.

hele bu kadar kolay bir biçimde gündemin en altına gönderilmesinde bir beis görülmeyen kadın kıyamlarından, çocuklara karşı işlenen eziyet ve suçlardan, erkeklerin iktidar dışında olanlarına reva görülenlerine, ağır dayatımlara vs. uzanan bir çeşitlilikte! iş bu cehennem tasvirinde önümüzü görebilmek için birbirimize rehber olmak ne zamandır. birbirimizin sesinden umut, barış şefaat bulabilmek için muktedir'e karşı yan yana durabilmek ne zamandır! hangi zaman. hangi aralık. sorgumuz döngüsü içerisinde her dem kendini yinelemeye devam ederken eski olarak adlandırılanın nasıl eskimediğini anlaşılır kılan böyle yaşamsal mesellerle cebelleştiğimizi akıldan bir anlık da olsa ötelemeden!. unutmadan hakkaniyetle yan yana durabilmek ne zamandır! hangi zaman. hangi aralık!... içinde kalakaldığımız yer haline dönüştürülen, muğlaklığın esaslı bir tavır silsilesi, zulmüyle beraber dönüşümü nihayetinde kaçınılmaz bir biçimde yaşanılan cehennemi tam anlamıyla canlandırdığı bir plato haline ulaşan, o sınırlara demirleyen, güncelliğin sahanlığı eski / eski olanın, öyle tanımlananın, sanılan şeylerin birer ikişer yeniden günümüze eklendiğini fark edebilmek mümkündür.

somut bir biçimde yaşatılanların her an farklı bir okumayı beraberinde getirdiği biz bu hallere hangi arada düşmüş, ne ara insanlığımızdan bir feragat eder hale gelmiştik faslını belirgin kılan sınayışlar / dönemeçlerin son günlerde daha bir yakınında durduğumuz gerçekliktir. yansıyanların tortusu bunca zaman ağrılaşmış   handiyse yük haline dönüşmüş olan edimlerin peyderpey lime lime dildiği, duyarlılık nam edimin kerizlik düzeyi gibi abuk subuk bir değerlendirme ölçütü ile karşılandığı-karşılaştırıldığı bir ortamda eskinin pek de eskitilmediği, hedef gözetilerek hemen tüm olay akışlarında yeniden kullanıma dahil edildiğini fark etmek mümkündür. bir kere daha sahneye çağrıldığı yinelenesidir. biçareliği meydana çıkartan hesabı kitabı bol katakullisi eksiksiz sahne donatımlarında erk-muktedir-iktidarın düzenlemeye nail olduğu yegane şeyin bizahati kendisidir bu eskinin alışkanlıkları, asabiyeti, duruşunun sabitliği vs. el verdikçe gidişata yeter artık denildikçe muktedirce koruma kalkanları devreye sokuldukça, her an alarm zilleri çalacakmışcasına istim üzerinde beklendikçe, tahakkümü ve tehditi / sinizmi / korkuyu diri tutacak edimlerin bütünlendiği saha, menzilin ta kendisini tanımlandırandır eski.

yıllar bir çırpıda, göz açıp kapayıncaya kadar geçse de aslolan, baki konulan geleneksel olarak kodlanmış / bellenmiş olan tasnif etmelerin, ayrıştırmaların, sürekliliğine çabalanımdır. meydanda olup bitenler unutulup nasıl olsa hatırlanmaz bahsiyle görünüm / ambalaj ve yöntem tazelemesine girişilirken o eskidiği varsayılan hükmü geçersiz belletilenlerin hala da nasıl halen dipdiri tutulduğu daha kolay anlamlandırılabilir. illa ki belirli bir görüşün, bakışın, niyetin taraftarı olmadan da yapılabilir. gerçekçi kılınabilir. ulaştığımız ve yaşadığımız güncellik dahilinde sabahından akşamına görünenler / yaşananlar hemen bu önermeyi teyit edebilecek önermeleri / olgu ve vakıaları ihtiva etmektedir. kolay olmayan yaşamın nasıl daha da beter hale dönüştürülebileceğini, tek bir yeni kelam işitmeksizin salt harala ve gürelenin nasıl yönsüzleştirmeyi, ileriyi düşünmekten alıkonulduğumuzu gösteregelmektedir. öğrendiğimiz beylik kalıplara haiz cümlelerin, aynı tornada biçimlendirilmiş nutukların, her dem tazelenip durulan o düşman algısının paranoyaklık sınırlarında erkçe sömürülerek, gerçek bir korku toplumunun nihayet bina olunmasıdır. korkunun bu sahanlıkta duyumsatılması, yerleştirilmesidir tüm benliğe istisnasız ayrısız ve bir tabii ki gayrısız.

şu anda yazageldiklerimiz, atfettiklerimiz birbirine benzeşen, gel gelelim birbirlerinden apayrı görünen edimlerin / hareketlerin / tavırların netice olarak korku denilegeleni eskinin v eskiye dair olan bir detayı değil gelecek günlerin mihenk taşı eylenmesidir. yavaştan, usul usul. sorgulama şansını öteletip, düşünceyi lime lime ettirip, yarıda koyan ve o eyleme girişenlerin tümünü derdest eyleyen bunun teşviğini sürekli o ses çıkartanlara karşı yapılanları münferittir diye karşılayan erkin ortaya koyduklarını bütünlüklü bir biçimde anlamlı bir neticeye ulaştırandır korku bahsi. geçip gittiğimiz varsayılan deneyimlerden aslen uzaklaşmadığımızı halen o deney sahasında bulunduğumuzu ve en akla gelmeyenin henüz sahneye konulmadığını ortaya çıkartan süreğen, daimi bir temsildir ortaya çıkan. delip geçmeyi kafaya takan, sınırları ve haddi hududu mütemadiyen tekrar ederken nasıl daha da kısıtlandırılmış bir ülke haline dönüştüğümüzü netleştirecek tavırların hiç ara verilmeden sunumlandırılması, korkuyu cismanileştirmenin yanında demirbaş ilan etmektedir. eskide kaldığı ilan olunanın, alkış kıyamet geçti gitti diye duyumsatılanların halen burada ve bizlerle beraber olduğu yinelenmektedir.

haddizatında kanıtlanmasına pek de ihtiyaç duyulmayan bu evrende birbiri peşinde ve peşisıra gerçeğe ulaştırılanların hemen pek çoğunda dikkatle bakıldığında bu seslenişin geçerliliğini teyit edebilmek mümkün olacaktır. bizim bir türlü tam ve kesintisiz bir biçimde duyuramadığımız acılarımızın, işte yazgınız bu diye sineye çektirilmeye zorlatılanların, sınanışlarımızın varlığından başlayabiliriz pekala. duraksayıp, acabalara sapmaksızın fakat ile çıkmazlara girmeden, belkilerin meşruluk sağlayabileceği biat ve inanışına takılmadan, mübalağasız hiddetin varlığını koruyup kollayanlara, koruyacaklarını ilanen tebliğ edenlerin görece çoğulculuğunda seslenişimizi duyumsayan var mıdır? o sahanlık dahilinde bütün bunlar ile alakalıdır bu meram silsilesi. göz korkutuculuğu, suskunlaştırmayı, enver, talat, mehmet esat, nihal, ziya ön isimleriyle anacağımız arkasını sonlandıramayacağımız kendilerine öncül / siyasetçiler / devlet erkanı nezdince kurgulanan temellenmiş bir doğru harici her şey yalan / her şey kasıtlı, herkes düşman / öteki bahsinin zihinlere resmen kazıtıldığı bundan başkasının tahayyül dahil edilmeyeceği muştulanan bu ülkede iş bu yerde eskinin miadı tükenir mi?

o eskinin haddizatında ermenilerin yaşadığı yerlerde, alevi mahallelerinde, roman mahallelerinde, meskenlerinde doğu diye kestirilip bir çırıpda atılıveren colemerg'inden, amed ve sert'ine kürt mahallerinde biçimlendirdiklerini görebilmek / eskinin nasıl da diri tutulduğunu anlamlandırmak öyle anlaşılmaz mıdır? hala mı anlaşılmayandır. putlar, eskiye dair ne varsa hesaplaşılıp yeni rotalara koşaradım gidilirken iş bu demokrasinin ileri diyarında tabularımızın şeklinin değiştirilerek varlığının korunduğunu anlayabilmek zor mudur? bunca anlaşılmaz mıdır? memleket sahipliliğini / efendi'liği vurgulamakla o bağlamdan ötesini düşünmeyen modern zamanların en küt zihniyetli vekillerinin vs.'nin hangi hesap dengesini gözeterek bir tasvire giriştiklerini halen anlaşılmaz mıdır? anlamlandırılamaz mıdır? önüne çıkan her kesimi, herkesi düşman belleyen bir geleneğin atfettiklerinden zerre gocunmayıp az bile demişiz / dahası pek yakında heveskarlığının sonumuzu pek de mahir kılmayacağı muhakkaktır.

bir yanımız paldır küldür, alelacele normalleştirilirken sözümona böylesi bir vizyonun varlığı yinelenirken sağlık bakanlığı'nın yeni nesil fişlemelere bir başka örneklem olarak doğan bebeklerin dinin yazılmasını bunun alelade bir şeymiş gibi duyurulmadan temellendirilmesi düşündürücü değil midir? fişlenmek ömür boyu. fişlemelerin güncelliğinde zaten her yerden takip edilirken bir de doğduğumuz anda ne olduğumuzun kafamıza kakılması için o altı karakterden fazlasını önemsemeyen bir din ibaresinin eklentilenmesi / erkçe korku denilegelenin nasıl apansız yanımızda biteceğini bir kere daha yinelemektedir. ama maalesef son kez değildir. fişteklemek, kural ve kaideleri dönüştürerek işte bu yaşam sahasını / ülkeyi böylesine kurak bırakmak/ itaat etmeyenlere hayatı her anlamda zindan eylemeyi normal sayarken bir yandan da o dönüşüyoruz adı altında / modernizm görünümlü ona bel bağlanmış böylesi kadük devinimde kötü-fena ile teşviki mesaimizin nihayetlenmeyeceğini anlamlandırmak uzak mıdır? anlaşılmaz mıdır? sadede gelelim bu ülkede dış kapının mandalı olanlar! böyle tanımlandırılanlar halen öyle ya da böyle bu sıfatlarla bellenenler için bu kabustan uyanabilmek söz konusu olacak mıdır adil... eşit... hakkaniyetli bir ülke... yalandan, yok yere değil sahici...

>>>>>Bildirgeç
Bozuk Akort - Arif ALTAN - Özgür Gündem

İktidar itirazı, devlet isyanı, polis muhalefeti sevmez. İtiraz huzuru kaçırır, isyan yasayı dağıtır, muhalefet hileyi bozar. İtirazcı iktidarı, isyancı devleti, muhalif polisi utandırır. Huzursuzluk çıkarmak itirazcının, yasayı hiçe saymak isyancının, riyakarı bozmak muhalifin işi. İtirazcı itirazcıya, isyancı isyancıya, muhalif muhalife benzedi mi, yalancının, düzenbazın, riyakarın ne mahremi ne mahareti kalırdı. Fakat öyle olmaz; iktidar itirazcıyı, devlet isyancıyı, polis muhalifi kendisine benzetir. Yalanın içine insanı, riyakarlığın içine toplumu sığdırır.

Firarcının işi zordur. Ne itirazcı, ne isyancı, ne muhaliftir. En fazla bozguncu, kendi söyleyip kendi duyan belki de delinin ta kendisi. Hiç kimsenin bilmemiş olmasını dilediğini açıklamak, hiç kimsenin görmemiş olmasını dilediğini göstermek, hiç kimsenin duymamasını dilediğini duyurmak gülünçlük değilse ahmaklık, aptallık değilse delilik. Aptalları çayıra, delileri tımarhaneye tıkamalı ki gerçeklikte sürüp giden zorbalık haklılık,  fiili kötülük kaskatı iyilik, kusursuz çirkinlik ideal güzellik diye böbürlenebilsin.

Hayalperestin, delinin sığabileceği bir dünya yoktur. Sığdır okyanus, dardır gökyüzü, yüzü derinliklere gömülü, gözü yüceliklere çevrili olan için. Değil mi ki doğruyu söyledi, ayaza, ıssızlığa sürülmek cezası, ateşlerde yakılmak alınyazısı. Gerçekliğe ters düşen doğruya yaslanabilir mi? Gerçekçiliği ilim düzeyine çıkarmak, hakikati safsataya düşürmek, sonrasında da zorbalık, ahlaksızlık, riyakarlık düzenini ebedi kılmak! En doğrunun en yalancı olduğu yerde hakikat de safsatadan öte bir şey değildir artık. Güçlüler güçlü, güçsüzler lanetli, düşkünler bitiktir. Gerçeklik buysa doğru da budur. Doğru buysa hakikat başka bir şey olabilir mi? Neticede eğlenceli bir dünya, tadı çıkarılası bir hayat varken, keyif kaçırmak ahmaklık değil de ne?

Ahengi lekeleyen akortsuz bir enstrüman iticiliği işte. Doğruyu söyleyen öfkeli, öfkeli sert, sert kaçık bulunur. Yeni gerçekçinin yepyeni ilmi: Gerçeğin hiçbir yanında yer almamak! Gerçeğin dışında gerçekçi gibi yaşamak güçtür de ondan. İlim irfan sahibi olmak, yalana esnemektir. Her kulağı okşayan ses, her göze uyan manzara, her kafaya oturan hayal, her damağa yaraşır lezzet olmak. Kapsayıcılık, bilgelik, genişlik, gerçekçilik, güçlülük derler buna. Ama armudu tavşan ile karıştırmamak zayıf bünyenin, doğru sözü zehirli dile yakıştırmamak da canlılığını yitirmiş ölü aklın kanıtı olur bu durumda.

Duyanda karşılığı yoksa hakikati seslendirmek tehlikeli. Kendin söyleyip kendin duyacağın sesin değeri yoktur. Uzlaşmaz olan, her zaman yanlıştır. Hakikati mümkün olduğunca eğip bükmelisin ki doğru sözünün bir karşılığı olsun. Sivri olan marjinaldir, marjinal olan aşırı, aşırı olan yalnızdır. Her tarafı idare eden bir kalabalık benliktir gerekli olan. İyi eden yalandır. Öyleyse yalancı doğrudur. Gerçeklik göz ardı edilmemeli. Ne olursan ol karşındakinin gördüğü kadarsın. Gerisi fazlalık, fazlalık zehirli atık. Doğrudan azını söyle ki, hasarlı söz yama olsun yalana. Hakikate biraz yalan bulaştır ki, çarpıtılmış olan, hakikatten üstün bir değer görsün. Çıplak olanı giydir, yalın olanı süse, tözü toza bozdur ki benliğin seçilemediği dumanlı bir hava oluşsun.

Kabusa değilse neye benzer hayat? Böyle bir dünyada, uyuşacağı dokuyu arayan hastalıktan farksızdır sözünü sakınmayan. Sadece güç sahiplerinin değil, değdiği herkesi utandırır. Yalancıyı utandıran uslandırılmalı ki ruhların birbirine dolanarak ördüğü entrika gizemlerle, zevklerle sürüp gidebilsin. Gerçeği gerçeğe benzetmek için mutlaka biraz yalan katmak gerektiğini söylese de akıllılar, deliler işte, kalbinden geçirdiğini esirgemez dilinden kimi zaman. Elmanın elma, alçağın alçak, hırsızın hırsız olduğunu söyleyip durur yine de.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Muktedirin ve efradının ortalama bir düşünsellikten itinayla kaçınılmasını handiyse zorunlu kıldığı bir zamanda yazılar önemliliğini bir kere daha kanıtlıyor. Yazılanlar işitilmeyen şeylerin aslında ne kadar önem atfedilmesi gerekli şeyler olduğunu yineletiyor. Eğrisi ve doğrusuyla. Bu cenahın içeriğinde, güncelliğinde görünüp, anlamlandırılamayan şeyler için Arif ALTAN'ın kaleminden çıkan Bozuk Akort başlıklı makale hem meramımızın tamamlayıcısı, hem de değinemediğimiz kısımlarla beraber bütünlüklü bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. Özgür Gündem ve Arif ALTAN'ın anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
DokunanYanar - İmamın Ordusu - Ahmet ŞIK via Scribd
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Solin Ölmesin! - İmza.la
Solin ve Kardeşi Mithat: Annemizi Çok Özledik - ANF
Solin Ölmesin - Vahap COŞKUN - Düzce Yerel Haber - Taraf
Ekim Aralık 2012 Çocuk Hakları İzleme Raporu - Göç Vakfı
Bozuk Akort - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Modern İnsan ve Irkçılık Üzerine - İsmet KONAK - Sendika.org
HDK: Barışın Muhatabıyız - ETHA
Çözüm İçin Müzakere Barış İçin Eşitlik - Aşağıdan
Kürtlerle Dans - Burhan SÖNMEZ - Birgün
Abdullah Öcalan: Kürtlerle Türkler Arasında Köprü Mü? - James REYNOLDS - BBC Türkçe
Demirtaş: Süreci Anlamlı ve Önemli Buluyoruz - Hüseyin ELMALI - ANF
Ahmet Türk: Kimin Öcalan’la Görüşeceğine Biz Karar Veririz - Sol Defter
Bizatihi ve İçtimaî Olarak Tenakuz - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Şu Milliyetçilik Ne Menem Bir Zenaat... - Murat ÇAKIR - Yeni Özgür Politika
Hayır, En Asli Unsur Biziz! - Ceren KENAR - Düzce Yerel Haber
Gök: Uludere Raporu Da Yok Toplantı Da… - Hür Bakış
Uludere Soruşturmasında Gizlilik Kararı Kalkmadı - Ferit ASLAN - Haber FX
AKP'nin Başarı Sırrı - Kadir CANGIZBAY - Birgün
AKP Döneminde 3 Yılda 979 Çocuk Yargılandı - Besta Nûçe
Doğubayazıt’ta Polis Bir Genci Sırtından Vurdu - Evrensel
Teprenme Ula Kundır! Sator Elimden Qayî…. - Özgür AMED - Yüksekova Haber
SDP: “Yılmadık, Yılmayacağız!” - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
11 Çelik Kapıya Kozmik Takip - Onur EREM - Birgün
Korkudan O Meşhur 11 Kapıdan Geçemedim! - Tuğçe TATARİ - Akşam
Ankara Şubeden Başbakana Suç Duyurusu.. - Çağdaş Hukuçular Derneği
“Bir Devlet Kaç Yaşama Bedel?” - Mercan DOĞAN - Meydan Gazetesi
'Anadilde Eğitimin Anayasaya Yazılmasına Karşıyım, Memleketi Böler' - T24
Meram 132: Umut İlkesi - Express - Bir + Bir
Yeni Bir Strateji ve Gelenekselin Reddi - Sarphan UZUNOĞLU - Aşağıdan
Gazeteci Necati Abay Mülteci Kampından Bildiriyor - İrfan AKTAN - Birgün
KCK Basın Davasında 7 Gazeteciye Tahliye Kararı - Gelecek Gazetesi
'KCK Basın Davası'nda Skandal: 'Kandil' Tabelası Fotoğrafı Yalan Çıktı! - Selin ASKER - soL
Kürdistan Alevi Konferansı’nın Ardından - Ergin DOĞRU - Yeni Özgür Politika
Çorum’daki Alevi köyleri “Örgüte Müzahir” Diye Fişlenmiş! - Sendika.org
Irkçı Mısınız? - Semra SOMERSAN - Hyetert
Yeni Abdülhamit’in Yeni Hamidiye Alayları - Selçuk CANDANSAYAR - Birgün
Birgül A.Güler ile Sırrı Sakık’ın Bize Tuttuğu Ayna - Oya BAYDAR - T24
Kim Irkçı, Kim Etnik Milliyetçi? - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Men Sülhe Ses Verirem - Fatih Gökhan DİLER - Agos
Sayat Tekir: "Cinayet 19 Ocak 2007'de İşlenmedi" - Sol Bakış
Hrant and Talat Pasha - Orhan KEMAL CENGİZ - Today's Zaman
Hrant Dink Davasının Seyrini Değiştirebilecek Sürpriz Tanık - Agos
Rahip Santoro Roma'da Anıldı - İMC
Samatya'da 'Öldüren Bendim' Mesajı - Faşizme Karşı Birleşik Cephe
Ermenilerin Gerçek ‘Survivor'ı! - Demokrat Haber
Toplumsal Temizlik İçin... - Eren KESKİN - Özgür Gündem
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası - Ayşe HÜR - Radikal / Düzce Yerel Haber
AKP "Yargıtayı Kaldırıyor" - Ötekilerin Postası
Kürkçü: Patriotlar ABD’nin Güvenliği İçin Geldi! - Ertuğrul KÜRKÇÜ - Ertuğrul Kürkçü Resmi Sitesi
Muzaffer İzgü: Çocuklar Düş Kursun İstemiyorlar - Pelin OĞUŞ - Sendika.org
Bilkent Üniversitesi’nden Seçmeli Kürtçe Dersi - Yeşil Gazete
Mankurtlaşmak-Mankürdleşmek - Mustafa ACAR - Yüksekova Haber
Komutan: Çawanî Başî - Radikal
Rojbaş Radikal! - Cahit MERVAN - ANF
Çawanî Başî? - Foti BENLİSOY - AKE - Sol Defter
Aldar Xalil'le Suriye Kürdistanı Üzerine - İMC
Rojava Kürdistan ve Ambargo - Seydi FIRAT - Özgür Gündem
Serêkaniyê'de İki 'Heval' - Amed DİCLE - ANF
Kurcalamıyor Bro, Vallahi Kurcalamıyor! - Ali Murat İRAT - Birgün
Sarai Sierra Cinayeti ve Türkiye Medyası - 5 Harfliler
Bir Sarai Sierra Kaç Cumartesi Annesinin Evladı Eder? - Özgür ARMAĞAN - R'Blog
Bedenimize ve Emeğimize Saldırılar Artarken Feminizmi Yükseltmek - Nurcan TURAN - SDYeniyol
Kadın Bedeni Üzerinden İflas, Patinaj ve Zafer! - Görkem AKGÖZ - Antikapitalist Eylem
Sağın Nüfus Problemi - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Adli-Siyasi Ayrımımız ve Haklar Meselesi - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
“Meşru” Ahlakın “Gayrımeşru” Soru(n)ları - Özgür BABAOĞULLARI - Sendika.org
Anarşist Mi Olacaksın Başımıza? - Janset KARAVİN - Aşağıdan
Mülkiyet Adaletsizliğin Temelidir - Meydan Gazetesi
Sermayenin Küresel Saldırısı: Taşeronlaştırma - Zehra ARAS - Sol Defter
Taşeron Cehenneminden Çıkış Kapısı; Direnişi Büyütmek! - Muhalefet
SDP/Dev-İşçi Taşeronu ve Mücadele Olanaklarını Tartıştı - Gelecek Gazetesi
DİSK Basın İş: ‘Tensikatı Durdurun!” - Sendika.org
Biz, Kendi Söküğünü Dikemeyenler… - Mustafa SÖNMEZ - Cumhuriyet
Çağrı Merkezlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Raporu - Gerçeğe Çağrı Merkezi
Noam Chomsky: America’s “Yearning For Democracy Is A Bad Joke” via The Salon
A Look At Turkey’s Past Gives Some Insight Into Its Unresolved Troubles - Tim ARANGO - NYT
Tuğluk: TAKM, Bölgesel Liderlik Arayışının Ürünü Mü? - ANF
Anti-Terörizm: Küresel Güvenlikçi Dil - Ferhat KENTEL - Düzce Yerel Haber
Birbirimizle Konuşabilir Miyiz? - Stefo BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Paul Goodman: Özgürlükçü Program İçin Bir Mihenk Taşı - Güvencesiz Çevirmen - Onbirincitez
Kaos GL Submits 2012 Hate Crime Report To European Institutions - Nevin ÖZTOP - KaosGL
Anadilde Aşk ya da Barışın Dili… - İsmail KESKİN - Agos ŞapGir
Tezeta: The Ethiopian Armenians


Bad Lands Official via Twitter
Bad Lands Artist Page via Bandcamp
Bad Lands - New View via Pearls Music
Tor Official
Tor Official via Twitter
Tor - Drum Therapy Informative - LRCN - The Word Is Bond
Kosmos - Syväkosmos EP Informative via Sahkö / Puu
Kosmos - Jimi Tenor Official
Kosmos - Mika Vainio Official via Media Loca
30x Official Artist Page via Facebook
30x Artist Page via Soundcloud
30x - Frequency Counter via Psyshop
Aes Dana Official Artist Page via Facebook
Aes Dana - Pollen Album Informative via Ultimae Records
Aes Dana - Pollen Album Critic By Nocturnal Ghost via Igloomag

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hıyararşi via İç Mihrak Blog

>>>>>Poemé
Bir Bugünsüzdük Biz - Mahmut DERVİŞ*

Gel gidelim olduğumuz gibi. Özgür bir kadın ve vefalı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim olduğumuz gibi, ayrı ayrı ve bir olarak.
Ağrı vermez bize hiçbir şey
ne güvercinlerin son ayrılığı
ne de ellerimizdeki soğukluk…

Yetmedi tüm çiçeklenen bademler.
Gülümse, öyleyse, açar bademler böylece daha fazla iki
gamzenin kelebekleri arasında.

Başka bir bugünümüz olacak kısa bir süre sonra.
Eğer arkana bakarsan, sürgün var yalnızca:
Yatak odan, bahçedeki söğütler
camdan binaların arkasındaki nehir,
ve randevularımızın cafe’si.
Onların hepsi, tümü, hazırlanıyor sürgüne gitmeye.

Gel anlayışlı olalım öyleyse.

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir kadın ve neylere sadık bir dost.
Olmadı zamanımız birlikte yaşlanmaya,
yorgun argın sinemaya gitmeye…

Kaçınılmazdı bizim de kaçınılmazlığımız gibi.
Görür mü kendini yabancı, başka bir yabancının aynasında?
– Hayır, bu değil bedenime giden yol.
Yoktur hiçbir “kültürel çözüm” varoluşsal sorunlara.
Her nerdeysen, cennettir orası benim için.
Kim oluyorum ben geçmişin Güneş ve Ayını geri verecek?
Gel anlayışlı olalım…

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir seven kadın ve şairi.
Yetmedi tüm Aralık karları…

İyiyiz burada.
Rüzgarımız kuzeyli, ve şarkılarımız güneyli.
Bir başka sen miyim ben, ve sen bir başka ben?
– Bu yol değil benim özgürlük toprağıma giden.
Olmayacağım iki kez bir “Ben”…

Ne doğulu ne de batılı olacağım,
ne de iki Kur’an ayetine gölge yapan bir zeytin ağacı…

Gel gidelim öyleyse.
Yoktur “kolektif çözümler” kişisel sorunlar için.
Birlikte olmak kafi gelmedi bize, birlik olmak için.
Biz bir bugünsüzdük, nerede olduğumuzu görebilecek.
Özgür bir kadın ve daha yaşlı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim birlikte
ve anlayışlı olalım.
1999

kaynakça: selahattin sitesi