Sunday, March 31, 2013

Deuss Ex Machina # 443 - müsadirə və məhv


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_443_--_müsadirə və məhv

25 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. y0t0 - As A Window Would Be, From A Fire (BLWBCK)
2. y0t0 - Sunn Over Blue Mountains (Catlips) (BLWBCK)
3. Geskia! - Creativity Quality (Progressive Form)
4. Geskia! - Torch Approach (Progressive Form)
5. Okamonotoriaki - Voyager (mü-nest)
6. Okamonotoriaki - Sprite (mü-nest)
7. DJ Koze - Homesick (Feat. Ada) (Pampa Records)
8. DJ Koze - Magical Boy (Feat. Matthew Dear) (Pampa Records)
9. ∆ ∆ - Skyway (Fourth Wave)
10. ∆ ∆ - You (Fourth Wave)
11. Justus Köhncke - Jet (Kompakt Klassiks)
12. Justus Köhncke - Timecode (Kompakt Klassiks)

>>>>>Bildirgeç
Բալըքչըի Գործը Դեռ Չի Ավարտվել - Civilnet

Դիարբեքիրի ռազմական դատարանը Թուրքիայի Բաթմանի շրջանում ծառայակցի գնդակից սպանված հայ զինվորի՝ Սևակ Բալըքչիի գործով մեղադրյալ Քըվանչ Աղաօղլուին դատապարտել է 4,5 տարի ազատազրկման` անփութության հետևանքով մարդ սպանելու մեղադրանքով: Սևակի հոր համոզմամբ` որդին ռասիզմի զոհ է դարձել:



ՍԵՒԱԿ ՔԵԶ ՊԻՏԻ ՉՄՈՌՑՆԵՆՔ / SEVAG SENİ UNUTTURMAYACAĞIZ

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

y0t0 Official
y0t0 - Nijisousaku Review By William Barns-GRAHAM via Fluid Radio
Geskia! Informative via Progressive Form
Geskia! - Silent Of Light Review By Jonny HUNTER via Muzik Dizcovery
Okamonotoriaki Official
Okamonotoriaki - A Little Planet Album Informative via mü-nest
DJ Koze Official
Philip Sherburne Recommends DJ Koze’s Amygdala via Electronic Beats
∆ ∆ (Delta Delta) - Skyway EP Review By Harrison PHINNEY via Sonic Router
∆ ∆ (Delta Delta) Interview via Teshno
Justus Köhncke Official via Kompakt.FM
Justus Köhncke Recommends Can’s The Lost Tapes via Electronic Beats

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
2013/365/005 Circles By Bad*Wolf* Flickr Page

>>>>>Poemé
Öldürmeyeceksin - Necati CUMALI

"Asla öldürmeyeceksin"
Tevrat, Göç 20
"Senden önce inenlere, sana inen kitaba da inanırlar...Onlar
Tanrının gösterdiği doğru yoldadır, onlar kurtulurlar..."
Kur'an, Bakara Suresi

Dinlerin buyruğuydu
Öldürmeyeceksin
Tapınaklarda çaktılar çarmıhları
Elleri kanlı camilerden çıktılar
Kalem kırdılar yargı yerlerinde
Peygamberlerini dinlemediler

Kudurgan dalgalar
Tekneleri yutar denizlerde
Çöllerden esen yeller
Ekinleri kurutur
Bil ki umut yeşildedir
Yenilmeyen yeşilde

Benim küçük serçem
Kanaryam bülbülüm
Kuru dal çalı diken
Konmuş ötersin

Öt sen, öt, kardeş sesin
Sulara rüzgârlara karışsın
Zalim ürksün sağır işitsin
Öldürmeyeceksin!

kaynakça: siir.gen.tr

Sunday, March 24, 2013

Deuss Ex Machina # 442 - sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_442_--_sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır.

18 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. TM404 - 303/303/303/303 (Kontra-Musik)
2. TM404 - 202/303/303/303/808 (Kontra-Musik)
3. Offthesky - Through The Lines (SEM Label)
4. Offthesky - Down The Fist (A Remix By Juxta Phona) (SEM Label)
5. Pixel - Steel Tape (Raster-Noton)
6. Pixel - Brown Shirt (Raster-Noton)
7. Vladislav Delay - Kulkee (Raster-Noton)
8. Vladislav Delay - Hetkonen (Raster-Noton)
9. DJ Spooky - Ice Sonification (Synchronic)
10. DJ Spooky - Go Down Moses / Winds Of Change (Synchronic)

sözler yorgun tecrübelerin aynasıdır
(442)

karmakarışık bir ruh hali. ahvali sarıp sarmalayanın, dönüp dolaşıp batıp çıkıp o yeniklerden en bitlisini bulmasından halen medet umulan o koşullanmış, şartlanmışlığa sahip çıkılan bir yurtta tüh hali!.elem hali hiç ama hiç bitmeyen cinsinden. boyuna uzayıp duran bir nefeslik mola vermeyen acı hali. yazıklanma hali yazmanın bir şeylere kâni gelmediğini ta ki basbayağı ağır yıkımla buluşuncaya kadar anlamazlıktan gelindiği bir yurtta yaşam halleri. mevhumu. toplamı. acı hali, sevinç halleri. alt alta üst üste. birbirlerine yakın durup birbirleri arasında sımsıkı bağlar bulunan, bağlantılanan düğümlendikçe kördüğümün kendisini oluşturan bir haller toplamı. neresinden bakıyoruz bunca olan bitene ve hangi pencereden bağlar kurmaya çalışıyoruz. anlamak için özen ve itina gösteriyoruz. ne diyorsak ne biliyorsak şu kadar, ne işittiysek ala tüm gerisi fasa fiso serpiştirmesinde, serimlemesinde hangi gözle bakı(nı)yoruz. hangi gözle baktığımızı idrak edip de bütün bütün çetrefilli ruh hallerinden azad kalabiliyoruz. süreçlerin sıhhati, afiyetleri söz konusu edilirken (açılımlar silsilesi ne oldu) akilliğin akla sahip çıkmanın ve daha çok söze karışmanın değil de suskunlaşmanın zikredilmesi hangi yana konumlanabilir. hangisi daha anlamlı olacaktır işte bu zamanın ruhunda.

hangi pencereden bakmaya devam ederseniz edin, yeter artık'ın başkaca bir seslenişi mi duyumsanacaktır. anlamlandırılacaktır, kulaklar tıkandıkça, lal kalındıkça, nedir yani. farklı perspektiflerin farklı tanımlamaların yerinde kullanılmasının gerekliliğinde birbirimizin yaralarını anlamlandırabilmek, hangi gri pencerenin yamacında söz konusu edilebilecektir. vızıkdanma hali. bitmek nedir bilmeksizin böbür böbür böbürlenildikçe en kıymetlisi benim fikrim haddizatında diklenmesi ve payelenmesinde nihayetlenmesi daha uzunca bir süre alacak gibi gözüken bir tutunma biçimi. toplum dediğin ahval sen ben ve onun aynı şeyleri görebilmesi, hayra yorması bütün bu meslekler üstü duranların her şeyden kurtulup duran zanaatkarların laf cambazlarının yanında kendi dimağını oluşturma gayretkeşliğine doğal habituslarını korumaya ısrarlı bir mevzilenme hali. sarmalayıp duran. etrafımızı daha da daralatan. konjonktür kelimesi, dimağa yerleştiğinden bu yana önüne arkasına bulunup yamandı mı bir kaç tanımlama, isim, şehir, bitki oldu sana güncel memleket tahlili verdik mi ayar sekmesinden bir kaç toplu terennüm, topu taca çıkartacak hedef oldu mu sana gamlı meram hallenişi.

hallerimiz giderek, dönerek, ilerleyerek, adım atarak veya durarak hep aynı serzenişleri anlık bağlantılamaları, keşfedişleri duyumsatıyormuş gibi görünse de aslında bahsetmek istediğimiz, yazıklanmaktan ötesine geçebilmemiz için, yazıklanmaktan fazlasına nail olabilmek için kalbimizi, kelamımızı ve aklın şerden arındırılımışına olan itimatın gerekliliğidir dillendirmeye çalıştığımız. a halinden z'ye geçişte, yahutta uzamlar arasındaki seyyahlıkta direnişin kelamları birbirine ekleyip, sorgulayarak illa ve billa ki toplumun anlık gereksinim / duyumsamak istediklerine benzeşen öğeler ihtiva etmese de bir zorunluluk hali olduğunu yinelenesidir. görev değil ki bu satırlardan dökülenler. görev bilinciyle yazılmamaktadır ki muktedir kini ve düşmanlığına karşı kelama sığınışlar. her yerinde ayrı bir telaşenin, koşturmacanın süreklilik arz ettirildiği bir mevhumda yaşayabilmek, belki az da olsa soluk almanın sadece biyolojik bir manadan öte bir şey olabileceğine dair vurgulamalar ortaya çıkartabilmek içindir. ne yetkiniz, ne de yetkiliyiz. ne alimiz, ne de allame-i cihan. geçtiğimiz hafta değinimizde duyumsattığımız siyah ve beyazın arasında kalanlardanız.

araf haller ülkesindeyiz. arafta kalanlardanız. kestirmeden yolun tırpanlanıp, kısaltıyoruz biz bahisleri, aşıyoruz boyuna sorunları derken bir yandan sümen altı edilmeye devam edilenlerle hemhal olanlarız. yol bütünün bir parçasıyken bunca sınanışa rağmen dikenlerin fark edilmediği bir sahanlıktayız. önemsenmediği hallerin toplamındayız. şimdi ve burada!. geniş çözümlemeler ve kelimelerle oluşturulan tahayyül pratiklerini her koşulda istisnasız bir biçimde lağvedilmesine karşın irin dolu seslenişler hangi yana düşmektedir? seslendirilenler bir gösteri toplumu tahayyülü dahilinde gördüğünden gayrısından artık medet ummayacak! ne var canım işte konuşulmuş bir bahistir vur de vuralım öl de ölelim heyheylenmesine onun da vakti gelecektir elbette diye çıkışlara karşı anlamlı bir tepkime nasıl olmalıdır. nasıl ortaya konulmalıdır. "barış" dediğimizin kitabi anlamlarını en azından şimdiki zaman dilimindeki karşılığını bir kenara itip, içimizdeki işbirlikçi, bölücü ve çiyanlar vesaireler diye tumturaklı ne kadar zamk varsa lağım çukurundan onunla bütünlendiği, her farklı sesin sen ne diyorsun bakayım ile sınandığı bir satıhda linci nihayetlendirebilmek mümkün müdür.

hallerin hal, gidişatın gidişat olmadığını, nümayiş içerisinde bas bas bağrınanların bir endişeden değil çoktan unutulmuş olan, zihinden kaybolduğu varsayımlanan bir faşist tahayyülün izcileri takipçileri olduğuna erebilmek ne zamandır? hangi zaman. kolay mıdır yerleşik olan, silindiği varsayımlanan şeylere karşı yeniden söze sahip çıkma gayretinin bunca hakir görülmesi. nasıl anlamlandırılmalıdır ki pkk'nin silahı terk etmesinin, ölümlerin bir sonunun bulunmasının artık o mihrak bu mihrak diyerek doksan yılda ortada kendimizden başka kimseleri bırakmadığımız bir yere mahkum kılındığımız nihayetinde anlamlandırılabilsin. muktedir-erk-devlet mekanizmasının diline pelesenk ettiği türkleştirme projeksiyonun, sınayışının ve tahakkümünün süreğenliğinin hiç bir konuda bize sıhhati reçete etmediği idrak edilebilsin artık bilinsin!. yok mudur hakkaniyetli bir biçimde silahsızlanmanın, ölümlerden arınmanın gerekliliğini bir şekilde idrak ettirebilecek bir tasavvur. yığınların lince teşvik edilmesinin, bunun hassas insanların tahayyüleri canımcımlığın nasıl kadük ve ne kadar iç kıyıcı bir zorlama tutum olduğu bunca meydandayken ve aleni artık erebilir miyiz bir zahmet barıştan öte köy olmadığına. barıştan öte yolun kalmadığına.

öncesi ve haddizatında şimdisiyle doksan seneden fazlaca bir zaman diliminde yerlerinde, yurtlarında ötekileştirme deneyine kurban edilecek bellenecek 'kuzu' kalmış mıdır!. yetmemiş midir artık sunakta dökülen bunca kan. doymak nedir bilinmez midir irin yüklü milliyetçilik hezeyanlarıyla örülen laf cambazlıklarının hemen arkası, münferit ön tanımlı hınç ekiplerinin bildiklerini sergileyecekleri tam da ellerini oğuşturup istediklerini yapabilecekleri bir ülke karanlığından illalah gelmemiş midir? yetmez ama neydir kısası. bütünde güvercin tedirginliğini barındıran bir ruh halidir sırtlandığımız. korkularımızla her ama her an yan yana dururken hep sınanırken, bir yandan sövülürken bir yanda soruşturmalara, kovuşturmalara uğrarken, bir gece ansızınlara gerek yok; her sabah kapımızda, kıyımızda sivil kolluğun bir temsilcisiyle yüzleşirken, canlı yayınlarda operasyonlara şahit olurken, muntazaman fişlenip, fişteklenirken, topun ucuna sürülürken bu halkın bireyleri olarak sorgulamanın gerekliliğini hatra düşürme edimi ne zamandır. birbirinden uzak görünen, öyle bilinen ama sonucunda birbirlerini tamamlayan, tümleştiren, sonuçta bugünün ne hallerde olduğunu ortaya çıkartan bir simyadan bahsedebilmek mümkündür bu yurt sahanlığında.

bir buçuk yıl sonra bomboş, vur diyenlerin ellerinin temize çıkartıldığı raporun duyurulduğu roboski kıyımından, sosyo-politik gerçekliğimizde görmezden gelinenlere el uzatan pınar selek gibi yurttaşlarımıza, has akil insanlarımıza reva görülenlere kadar birbirine bağıntılı bir kompozisyon ortaya çıkmaktadır. simya karmaşık denklemlerde örülmemiştir. masumiyet karinesini toptan alt üst edebilmek için muğlak beyanatlardan, değinilerden hemen hiç kaçınılmadan öteki savlananlara karşı bir hınç tesis olunmaktadır. bina edilen, nüfuz ettirilen bu yerde, bu yurtta. gocunmaksızın her şey yapılıp edildikten sonra sessizlik tavsiye olunup ne yapıldı ki diye bir çıkarsama, özetleyiş gayesine düşülmektedir. oysa kazın ayağı hemen hiç öyle değildir. şüphe götürmez bir biçimde yaşadığımız toplum dahilinde kendiliğimizden bir şeylere erebilmek, kıyasıya tartışabilmek, ters giden bunca bedbinliğe karşı kelamlar geliştirebilmenin, hayatta ben de varım diyebilmenin nasıl zor kılındığının ilanıdır ortaya dökülen. içerideki gazetecilerden, şakran ve pozantı cezaevlerinin yahutta tekirdağ cezaevlerindeki tahakküm ve baskıcılığına, üniversite dediğimiz yerleşkelerin özerk, düşünsel agoralar olarak anılmasının önünü almaya teşne olan, sadece bunu düşünen bir kıstırma sahanlığına evrilmesine, kışlasından, rantsal bölüşümüne kurban edilecek topraklara kadar epey hallice yerde halka! reva görülenlere uygun bulunanlara zincirleme bir tecrübeler dizinidir görünmekte olan. güne dahil edilen.

tecrübe ettirildikçe nasıl da muktedir-erkin istediğinden ötesine hayat imkanı tanınmadığını ortaya çıkartan bir kompozisyon dökümlenmektedir. kelimelerle teker teker ifşaa etmeye gerek duyulmayacak olanlar her defasında yinelenmesi lazım gelmeyenler, bildiğimiz, kendimizin ezberinde sakladığımız şeyler, hikayelerden çok hakikatler. hikaye sanılandan çok demokrasi ve eşitlik, adalet ve özgürlük ekseninde ilerleyen tasarruflar. dedik ya bu meram bir şeyleri yekten anlatabilen bir makam değildir. hallerimizden hal beğendirildiğimiz, koştur koştur heder ettirildiğimiz ne mal olduğumuzun yinelendiği bir yerde kendiliğinden satır satır dizilen bir bilmece. bilinenlerin göz ucuyla bakıldığında bile fark edilmesini umut ettiğimiz ortak cümlelerimiz. unutmadığımızsa her seferinde işte bu devlet-u alinin sofrasina davet edilip, derdest edilecegimiz sonucudur. tek çıkarsamamız onu da kabul buyurusanız korkmayın ve hatırlayın olacaktır. korkmayın ve hatırlayın tarih tekerrür eder diye malumu ilam eden sözdeyiş ile beraber.. hemen her yerde, durmaksızın yinelenen, gözetilen ve gözetlenilen, biteviye insani vasıflarla donatılmış! duyarlı vatandaşlığın klişelerinden ayrıştırılamaz temelleyicilerinden birisi olarak varlığını sürdüre gelendir küçük tabelalara itiş kakış sıkışık tıkışık düzülen görüş ve önerilerinizi bekliyoruz ilamları.

olabildiğince küçük puntolarla yazılmış, rumuzlarla yanıt aranmasının salık verildiği, bir sorgu gönderildiğinde yanıt olanın ancak sesli yanıt sistemi namlı bir yapının derin dehlizlerinde birden sonsuza kadar uzanan bir rakamsal menünün durmaksızın mekanikleşen bir yanıtsızlığın çoğaltıldığı bir nevi yeni dünya düzeni gözetleyiciliği. güzin ablalığı. yenilendiği duyurulanı musarılaştığı ilan olunan dünya üzerinde yaşadığımızdan, bir yandan bunca hızla dönüşürken öte yandan vuku bulan adaptasyon sorunlarımızı kazasız belasız aşabilmemiz için hazırlandığı duyurulan bi'sanal agora oturumu. sorumsuzluğun gözetiminde epey hallicedir vakit geçirdiğimizden, rehin konulduğumuzdan bir ihtimal dertsizliğimizi, şükranlarımızı muktedir-erke duyurabilmek için hayata konumlandırılan bir bağ kuran aparat olarak işlevselliği arttırılmaya çalışılan bir yapım. sorgulanan beklentisizlik, sonuçsuzluk ekseninde ilerlediği, bize lazım gelenin sümen altı, sınırdışı edildiği nerede gereksiz bir tantana, pespayelik varsa ona maruz kalabilmek adına fişlenmenin modern zamanlardaki yardımcılarından bir mevhum. küçük tabelalarla yazılanan görüş, eleştiri ve önerilerinizi bekliyoruzların distopya yazınsallarını yad ettiren yönünü de hiç unutmadan ilave etmeliyiz.

gördüğüne kayıtsız kalmanın her şekilde tavsiye olunduğu haydi bir kere, iki kere şansınızı zorladınız üçüncüsünde geleneksel olarak hafzalaya yer edinmiş şeylerin başa getirildiği buna çalışıldığı dokunan yanarlık bir mevhumun ortaya çıkartıldığını ilave edebilmek gereklidir. bu kadar aleni bir biçimde, sözümona açık toplum olmak yolunda ilerleyen bu ülkenin, ilerleye ilerleye kendi sığılığını ve batağına saplanıp kalmasının nedenlerinden olarak değerlendirebilmek de söz konusudur. tavsiye olunanlar, görüş bildirimleri endişeler / eleştiriler bir şeylerin yolunda veya tersi istikamette ilerleyip ilerlemediğini belirginleştirebilecek bir elekken, ayrıştırıcıyken bizim örneklemimizde susun!, düşünmeyin!, dert ve tasanızı sadece kendinize saklayın özetleyişinin modern zamanlardaki müsebbiplerindendir. endişe, korkuların bir miadı vardır diye belletilir, her ne olursa olsun yaşatılanlara karşı geliştirilecek tepkime, söylenecek söz / tavır ya bir kaç saat, ya da bir günle sınırlandırılır. ne her şeyi anlatabilmek için uygun bir süre, ne her şeyi onaylayabilmek, kabullenmek, sindirmek için yeterli bir alan bağşedilir. ne yaşatılanları teferruat bilenlerin gayya kuyusuna terk etmemek için yeterli gelebilecek bir menzil.

endişeler, tahayyül edilmeyenlerin başa getirilmiş, yolumuzla kesiştirilmiş olanlar bütün bu mesel dağının hangi süreçlerde, neler gözetilerek tüketime açıldığını veyahutta tersini ifşaa edecektir. belirgin kılacaktır. rotaya düşen kelam, akla düşürülen intiba, şekilci düzmantık bir heves iki kalas ses çıkartıp sonra da unutuş tarlasında nadasa terk etmek olmayacağı muhakkaktır ki bilinesi ve idrak edilesidir. birbirimizi anlayabilmek sadece kuru kuruya sözlerin epey hallicesine bodoslama kanmaktan öte, kimi zaman haddinden fazla sınansak da, durmak zorunda, düşüp kalkmak mecburiyetine itlilsek de elbette her şeyin yeniden başlayacak olduğu vurgusunu, ümidini zayi etmeden, heder etmeden yaşama gayretinden geçmektedir. yalnız konulmanın alelade bir tasavvur olmadığını bizahati diken bahçesinde, etrafımızda olan bitenleri net bir biçimde çözümleyebilmeyi, umudun kuru bir hevesten azade yaşamak için elimizde kalan en önemli tutunacak dal olduğunu kanıtlayacaktır. gösteri toplumunda, toplu imgeler sağanağına maruz kalınan bu güncellikte hayat bazen bir kıvılcım ile esas manasını yakalayabilir. tam olarak çözümlenebilir.

görüş, eleştiri ve öneri nam çağrıların bir duyarlılık mekanizması değil tam aksine bir fişleme aygıtı olarak ele alınması da değerlendirildiğinde dikkate alındığında elde kalanın önemi belki bir nebze daha kolay anlaşılacaktır. ümit kolay yoldan heder ettirilmeye bunca müsait konulmuşken bizim birbirimizin kelamlarından başka sığınabileceğimiz bir şansımız, deneyim imkanı ve olasılığımız olmayacaktır. muktedire dert yanmaktansa kendi ağımız, sınırımız, etrafımız ve tarafımız dahilinden seslenişlerimize ihtimam göstermenin zamanı gelip gelmediğini ise takdirlerinize bırakıyoruz.vahim / vehamet taşıyan düşündüğünü dolaysız, amasız, paylaşarak, bildirerek, gördüğüne kayıtsız kalmayı ekarte etmek isteyenlerimizin yolunun tıkanmasıdır. önünün alınmasının gayretidir. eleştirellik sözümona özenli bir biçimde önemsenir sayılırken toplumun bu savlayışlara sahip çıkan erke göre ayrıkotlarından ayrıştırılması gerektiği iktibas olunur. ne dün, ne bugün ne de olası yarılarda köşeye kıstırmaların, aleni ifşaatların, esef verici çözümlemelerin sonu gelmeyecektir.

muktedir / iktidar dili, tavrıyla biçimsiz, şemalsiz kontrollü bir biçimde giderek sığlaştırılan bir filizlendirmenin deneyimlendiği bir sahadır bu ülke. böylesine sığlığın mabedi haline dönüştürülmek için çabalar uzun uzadıya devam ettirilir. diline kelamına sahip çıkanlar bir tehdit, ayrık otu olarak değerlendirilmesi de bu menzilin, tavrın devamlılığıdır. dikenli alanın tasnifinin, düzenlenmesinin fecaatlerin sır perdesi ardına saklanmış yüzeyleriyle yeni tahakküm evrelerinin binası, kontrol mekanizmalarının, gözetleyiciliğin başka evrelerinin devreye sokulduğunu da yineleyebilmek bizahati mümkündür. hakikatin her neye karşılık geliyorsa dimağımızda, peyderpey son derece kasıtlı bir biçimde tahrife açık edildiğini gözlemleyebilmek - bizahati yaşayarak tecrübe etmek mümkündür. hakikat, doğru eğilip büküldükçe tanımlandırılabilir olandan özen ve itinayla uzaklaşıldıkça şiddet mevhumundan derlenenlerin bir gerçek perspektifine doluşturulduğunu fark etmek de bu tecrübeye dahil olunur. hemen her şeyi tersinden ilerletilmeye çalışıldığı bir düşünsellik, ondan da önce hayat hiç birimizin layığı değildir. ermeni, süryani, pontus, rum, dersim kıyımları, varlık vergisi, 6-7 eylül olayları, 12 eylül, çorum, maraş ve sivas - madımak, roboski uzayıp giden, utanç vesikalarının, utanmamız gereken mesellerin, yaşatılanların arda kalanlarından olarka baktığımız bu hayat tecrübesi layığımız olan değildir. yinelenesidir.

zamanında tepkime verilmemesinin, sineye çekmenin, silikleşmenin reçetelendiği bir yerde muktedirlik makamının nasıl bir çetrefilli alandan hayatlara hüküm ettiğini ortaya çıkartan birer ibret vesikalarıdır. sadece tarihlerden ibaret, yer adları ve mevkilerden mülhem bir sayıklama değildir bütün bu yukarıda andıklarımız. kocaman beylik cümlelerin, böbürlenilecek ahkamların üzerinde varlığımızı sürdürmediğimizi idrak edersek, her konuya fransız kalmaktan artık uzaklaşırsak, hakkaniyetin yolunu arşınlamak, gerekiyorsa elle, tırnakla kazıyarak yol açmak için başka bir zamanımız, şansımız olmadığının farkındalılığı bir şeyleri dönüştürebilir. can alıcı soru / sorgu var mısınız? çağrıların / görüş, eleştiri ve önerilerin yekünü kayıtsızlığı ve her türlü rehaveti tavsiye edip duruyor. ses etme, ilişme, bulaşma, aman karışma ekürileriyle beraber gün dolduruluyor. yedi-yirmi dört zaman mevhumu donatılıyor. sus, pus ve sin diyen niteliksiz dayatımlarla beraber, kalıyoruz bir başımıza yolun bir kenarında.. yüklendiklerimiz sadece endişeli tahayyüllerin paylaşımını gerçekleştirmek değil, o yalnız kaldığımız noktalardan birbirimizin seslenişlerini duyumsayarak artık duyarak eşit, adil hakkaniyetli bir barış, demokratik bir ülke gerçekliğidir özlemimiz. yıkımlardan yorgun düşen bünyelerden bir umut kıvılcımı... dileğimizi paylaşmanız ümidiyle...

>>>>>Bildirgeç
Öyle Bir Yerdeyim Ki - Alper ÇEVİK - Aşağıdan*

Merak ediyorum, yaşanan süreçte -sahici aptallar ve kötü niyetliler dışında- kendini bir an bile olsa aptal gibi hissetmeden, bir yana tam anlamıyla “taraf olabilen” bireyler var mıdır? Gözleri ve kulakları, müzakere sürecinin ve (ara)sonuçlarının barındırdığı çelişkilerle doldurmaya gerek yok. Asgari düzeyde akıl-vicdan sahibi ve okuma yazması olan herkes en az 5-6 yıldır çelişkilerden yoruldu ve mzüakere sürecinde gündemin başdöndürücü ivmesinden belki de biraz sarsıldı. Yine de sorulacak sorular var.

Kalıcı ve onurlu bir barışı kendimi tanıdığımdan beri herşeyden çok arzulayan özgürlükçü bir sosyalist olarak, bu yazıda Kürt hareketinin batı emperyalizmiyle yürümekte olan (ve gelecekte yürütülecek olan) ilişkisinden veya Abdullah Öcalan’ın Sünni İslam birliği referanslarından bahsetmeyeceğim. Çok daha yetkin kişilerce enine boyuna tartışılıp defalarca kaleme alındı ve alınacak. “Denge siyaseti” deyip geçelim. Bu yazıya başlığını veren güzel şiirin “Bu ne beter çizgidir bu, bu ne çıldırtan denge” mısralarına referansla, sıradan bir vatandaşın asgari çelişkileri olarak okunabilir bu yazı.

Bir kere, yıllardır karşısındaki muhattabı “savaşan taraf” statüsünde görmeyen bir devletin ve kendini devletin omurgası pozisyonunda konumlandıran -kemik beyazı- vatandaşlarının, bugün bir “zafer” beklentisi içinde bulunmaları anlamsız. Zafer, olsa olsa bir savaşın sonucudur. Tıpkı “yenilgi” gibi… Oysa “barış” zafer ve yenilgi gibi değil, mutlaka bir savaşın sonunda elde edilmiş olmak zorunda değil. Artık, konuya insanların eşitliği perspektifinden bakan her bireyin kavrayışını bir üst noktaya taşıması ve fevri yaklaşımlardan kaçınması zorunlu. Kürt kimlik sorununu inkardan vazgeçmek için en iyi zaman 90’lı yıllardı. İkinci en iyi zaman tam olarak şu andır.

Evet, ardında ne olursa olsun barış, savaştan iyidir. Faydacı bir yaklaşımla, insanların ölüyor olmasından rahatsızlık duymayanlar bile görebilir barışın -en kötüsünün(!) bile- getireceklerini. Askerlik ve terörle mücadele yasalarındaki olası değişiklikler Kürtler kadar Türklerin de nefes almasını sağlayacaktır. Kamuoyunu “barışla barıştırmak” için ekonomik ilüzyonlar da sahneye sürülecektir elbet. “Aman, başarı sağ siyasetçilerin hanesine yazılacak” diye barışa yüz vermemezlik olmaz. Ancak bu aşamada, emperyalizmle mücadelenin kapitalist ekonomiyi benimseyerek sürdürülemeyeceğini, Türk ulusalcılarının çelişki dolu siyasi dünyasına bakıp analiz etmenin Kürt tarafına hiçbir zararı olmayacaktır.

Artık, mevcut siyasi iktidarın devletle ve -ordu da dâhil- kurumlarıyla bir mücadele içinde olmadığını biliyoruz. Devletin ve kurumlarının eski sahiplerinden intikam alınırken yürütülen mücadelenin ideolojik bir temelinin olmadığını da; aynı hegemonyayı, şeklen ve esasen mümkün olan en değişmemiş haliyle ele geçirmenin amaçlandığını da; bu mücadele esnasında yaralayıcı hukuksuzlukların yaşatıldığını da; milliyetçiliğin hiç bir versiyonunun ayaklar altına falan alınmadığını da… AKP iktidarının iç barışı, ideolojik veya vicdani sebeplerle değil, ekonomik, siyasal ve -hatta- “askeri” sebeplerle arzuladığını tahmin edebiliyoruz.

Silahlı mücadeleye girişmiş bir halk örgütünün, PKK’nin, barış zamanı geldiğinde siyasi iktidar yanında toplumun tüm kesimlerini “ikna etmek” gibi bir sorumluluğu da vardır. Siyasi iktidar şüphesiz olarak toplumun büyük bir kısmını ve yasayı temsil etmekte, ancak devlet adına gerçekleştirdiği eylemler de bir o kadar büyük kısım tarafından meşru görülmemektedir. Zaten Türkiye’de temsili demokrasinin işlemediğini Kürtler tüm kesimlerden iyi biliyor. Savaşın ve ölümlerin ne kadar acı verici olabildiğini hepimizden iyi bildikleri gibi… Hal böyle iken, tek muhattap olarak siyasi iktidarı görerek hareket etmenin barışın sürdürülebilirliği açısından sıkıntılı sonuçları olabilir. Kanımca, Diyarbakır nevruzunda Öcalan’ın mesajının Türkiye’ye okunması Kürt hareketi için nasıl bir dönüm noktasıysa, bir an için Karadeniz’de polis şemsiyesi altında bulunmuş olmak da öyle bir dönüm noktası olmuştur.

Türkiye’de ulusalcı kanat pek çok siyasi baskı, tutuklama ve yıldırma operasyonuna maruz kaldı. Bunun sebeplerinden bir tanesinin de iç savaşın sonlandırılması sürecinde yoldaki taşları temizlemek olduğu açık. Peki Kürtlerle barışmak konusunda kendi generallerini cezalandırmayı göze alacak kadar istekli olan siyasi iktidar neden binlerce Kürt siyasetçiyi hala zindanlarında tutuyor? Kürt hareketinin siyasi ayağı sadece müzakere kozu olarak mı tutuklu, yoksa hareketin politik arkaplanı da yoldaki taşlardan biri olarak mı görülmekte? Halkların tayin ettiği önderler meşrudur. Ancak, önderlerin oturduğu masaların meşruiyetini sorgulamak her zaman elzem. Masa, toplumların eteğindeki taşları döktüğü bir müzakere masası mı, egemenlerin kağıtları herkesten sakladığı bir poker masası mı? Şeffaflık ihtiyacı öne çıkıyor ve bu gidişle uzunca bir süre daha öyle olmaya devam edecek.

Evet, iç barış geliyor. Evet ölmekten yorulduk, hem de çok. Evet, lanet olsun bu kirli savaşı kutsayanlara ve bir toplumu zehirleyen ezberlere.

Mutlu mu olmak lazım? Hem de nasıl. Huzurlu mu olmak lazım? Aman ha!

Gümbür gümbür geliyor bir şeyler. Fakat gümbürtü sadece bahar barışının davul zurnası değil sanki. Sanki tersi yönde bir ittifakın manifestosu, kiralık tellalların gümbür gümbür sesiyle ilan ediliyor. Belki de büyük bir ortadoğu savaşının tank paletlerinden çıkan gümbürtü. Balki de ucuz işgücüne, su ve enerji kaynaklarına, hammaddeye doğru hızla koşan, dünyanın takım elbiseli vahşilerinin ayak sesleri.

Belki de… Bir şeyden eminim yalnız: Bu ses, televizyondan geldiğine göre, kesinlikle devrimin gümbürtüsü değil!

*Öyle Bir Yerdeyim ki, Hasan Hüseyin Korkmazgil

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Yapabildiğimiz, denk getirebildiğimiz belirli bir perspektifi duyumsatabilmek için daha fazla çabalanımı gerektirirken yalnız olmayıp, daha fazla sesin sözün tanımında ilerleyebilmeye çalışıyoruz. Kaçarımız yok bu gayya kuyusunda. Alper ÇEVİK'in Aşağıdan sitesinde yayınlanmış olan Öyle Bir Yerdeyim Ki başlıklı makalesi bu minvalde tortu düzeneği ile yaşadığımız güncelliği özetleyen salim bir metni tanımlandırıyor. ÇEVİK'in metni duyumsatılması elzem olanlar için bir yol gösterici olmaya devam ediyor. Yazarın ve Aşağıdan sitesinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz. İyi Okumalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Öcalan Antlaşma Değil Program Sundu - Ferda ÇETİN - ANF
Öyle Bir Yerdeyim Ki - Alper ÇEVİK - Aşağıdan
Murat Karayılan ile Kandil'de 5,5 Saat - Hasan CEMAL - T24
11 Maddede PKK Pozisyonu - Yücel GÖKTÜRK - Bir + Bir
15 Maddede Öcalan'ın Mektubu - Doğan AKIN - T24
Mektup Üzerine Notlar - Emir YILDIZ - Muhalefet
Newroz Piroz Be - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Vedat Türkali: Kürt Sorununun Çözülmesi Benim İçin Bayramdır - Beyaz Gazete
“Gerekirse Öcalan Posterini De Biz Açarız” - Foti BENLİSOY - Bianet
Öcalan’ın Mesajı: “Beton Millet Sakarya” - Ali Murat IRAT - Birgün
Ateşe Oynamak veya Ateşle Oynamak - Selaheddîn BÎNYANÎ - Antikapitalist Eylem
'Bizim Bayrağa Karşı Herhangi Bir Düşmanlığımız Yok' - Birgün
Newroz Öğretileri -1 - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Newroz İzlenimleri - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
İzlenim: Hakikatin Galibiyeti Kutlandı - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Alternatif Siyaset
Diyarbakır “Aşiti” (Barış) Dedi - Savaşın Bittiği Gün - Can DÜNDAR - Gundem.Milliyet.com.tr
Diyarbakır'da Milyonlar Barışa Evet Dedi - Basın Açıklaması - KüreselBAK
Newroz’da Milyonu Aşkın Kalabalık: “AKP Bizi Sınamasın, Nasıl Savaştığımızı İyi Bilir!” - Sendika.org
Biji Newroz - Yüksel AVŞAR - Hür Bakış
'İsyan Lideri'nin Newroz’la Dönüşü! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
'30 Yıllık Savaşın Sonu Geliyor' - BBC Türkçe
Hasta Tutsakların Aileleri: PKK Esirleri Bıraktı, Devlet De Bıraksın - Ali Barış KURT - ANF
Durum Muhasebesi - Hasan Basri KARABEY - Marksist.org
Artık Adım Atma Sırası Hükümette - Evrensel
Kürtlerle Barış Erdoğan İçin Tercih Değil, Zorunluluk - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
İlk Kez Dağlarda - Arzu DEMİR - ANF
CHP’li Olmak Utancın Adresi Oldu! - Gökhan KAYA - Turnusol
DHKP-C Operasyonları ve 'Süreç' - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Chomsky: US Support For A Kurdish State Is A Remote Possibility - Aydoğan VATANDAŞ - Sundays Zaman
Kurdish Mothers 'Can't Lose Hope' For Peace - James REYNOLDS - BBC News
Baran Yokken, Sevdiği Yemekler De Pişmedi - Müjgan HALİS - Sabah.com.tr
İllegal Newroz Notları - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Tuksal: “İslam Kardeşliği” Barışa Yarıyorsa, Kullanılsın - İrfan AKTAN - Bianet
Helalleşme Roboski’den Başlamalı - Vural NASUHBEYOĞLU - Evrensel
TBMM: Uludere Saldırısında Kasıt Yok - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Muharrem İnce Meclis Konuşması!!! via Facebook
İşçi Partisi’nin Rober Koptaş’a Açtığı Davanın İlk Duruşması Görüldü - Agos
Ertekin: “Ergenekon Davası Derin Devletle Hesaplaşma Önünde Engel” - Ekin KARACA - Bianet
Ergenekon Yaşıyor Savaşıyor - Oya BAYDAR - T24
Çanakkale: “Milliyetçiliğimizin Manifestosu” - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Tekirdağ F Tipi’nde Açlık Grevi - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Şakran Çocuk Cezaevi’nde Olanlar - Hayri DEMİR / Sincan Çocuk Cezaevi - Özgür Gündem
Niyazi'nin Sözü Ortak Sözümüzdür! - İnsan Haber
Ağır Hasta Tutuklu Hediye Aksoy'a Şartlı Tahliye! - Fikir Cephesi
Kemoterapi Sonrası Tek Kişilik Hücreye Konuyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
“Dayağı Biz Yedik, Raporu Güvenlikler Aldı” - Eskişehir Orhangazi Üniversitesi Öğrencileri - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Polis, Öğrencilerin Basın Açıklamasını 'Boğdu' - Radikal.com.tr
Hacettepe Üniversitesi’nde 17 Öğrenci Yurttan Atıldı - Sendika.org
Hacettepe Üniversitesi Rektörlük Duyurusu - hacettepe.edu.tr
Mis Sokak'ta Cinsel Saldırıya Tepki - ETHA
Erdoğan: Eşcinsel Çift Ahlaka Ters - Bianet
Don't Tell Us Fairytales - Witness via Al Jazeera
Remembering Halabja - James DENSELOW - Majalla
Bakan Çelik’ten ‘Geri Dönün’ Çağrısı - Şalom
Gidenler Dönüş İçin Devlete Güven Duyma İhtiyacında - Emre ERTANİ - Agos
Müzakere Süreci Türkiye'nin K.Irak'taki Etkisini Artıracak - FT - Haber / Yorum
Davutoğlu Foreign Policy'de Yazdı: 'Sıfır Sorun Politikamız Başarılı' - soL
Israeli PM Apologizes To Turkey After Obama Push - Turkish Daily News
Turks and Israelis Alike Welcome Reconciliation - Shlomi ELDAR - Al Monitor
Noam Chomsky: 'No Individual Changes Anything Alone' - Aida EDEMARIAM - The Guardian
Sosyalistler "Ezik" Midir? - Melih PEKDEMİR - Birgün
What Happened To Reform? - The Economist
Obama'dan Bağımsız Filistin Devletine Destek - BBC Türkçe
Sol ve Hıristiyanlar: Yok Oluş ve Sessizlik - Laurent MIGNON - Agos
Why I Would Go To Jail For My Journalistic Beliefs - Kostas VAXEVANIS - The Guardian
Aslı Erdoğan’dan Yardım Çağrısı - Yeşil Gazete
Mersin Limanı'nda 8 İşçi Daha Atıldı - Mersin Siyaset
Yurdatapan ‘Sigorta’ İçin İşçi Çıkardı - Yurt
Yurdatapan'ın Çıkarttığı İşçilerin Açıklamaları - Plaza Eylem Platformu
Çerkezoğlu: ‘Taşeronluk, İşçinin Haklarını Kullandırmama Sistemidir’ - Sibel YELDENİZ - Alternatif Siyaset
Hasan Cemal’i De Kovdular: “Yazma, Yazarsan Sıra Sana Gelecek!” - Ragıp DURAN - Bir + Bir
DSF İsyanın Merkezinde Toplanıyor - ETHA
Üniversite Sınavına Hazırlanış Sürecinde Yaşanan Sorunlar ve Eşitsizlikler - Arican PAKER - Nor Zartonk
Economists And The Theory Of Politics via Crooked Timber
Economics Versus Politics: Pitfalls Of Policy Advice -Daron ACEMOGU & James ROBINSON - Massachusetts Institute Of Technology
Kıbrıs Krizinde Görülmemiş Deney - Ali Topuz ile Dünya Hali - Rusya Rehberi
Rum Edebiyatından Bir Yazar Adı Söyleyebilir Miyiz? - Emel GÜLCAN - BiaMag
Çanakkale’nin Unutturulan Gayrimüslim Şehitleri - Emre ERTANİ - Agos
Land Of Hope And Story - Simon ROCKER - Jewish Chronicle
Bizce 4 / Vedat Türkali - Bize Göre
Körleşme - Özgür APAK - Haber Fabrikası
İstanbul Amargi Feminizm Tartışmaları 2011-2012 Kitapları  - Heinrich Böll Stiftung Derneği
Beyler, Müjde: Erkeklik Ölmeyecek - 5 Harfliler
Festus Okey Vakası - Pera GILMORE via Uzun Çorap
“Hayır Ölmenizi Değil, Yaşamanızı İstiyoruz” - Duygu UZUNOĞLU - Aşağıdan
Onların Ahlakı, Bizim Ahlakımız - Lev Troçki (Leon TROTSKY) - İşçinet
Yeni Medya ve Dijital Aktivizm Seminerleri Duyurusu

TM404 / Andreas Tilliander Official
TM404 / Andreas Tilliander Informative via Kontra Musik
TM404 - TM404 Album Review By Patrice KNAP via Laptoprockers
Offthesky Official
Offthesky - Through The Lines Album Review via Electroacoustic Tales
Offthesky - Through The Lines Album via Gogo Yoko
Pixel Official
Pixel - Mantle Album Review By Sascha KÖSCH via De:Bug
Pixel - Live At Transvizualia 010 Festival, Gydnia (25.09.2010) via Soundcloud
Vladislav Delay Official
Vladislav Delay - Kuopio Preview Mix via VD's Soundcloud Page
Vladislav Delay - Kuopio Review By Tony BERNARDO via BassDress
DJ Spooky Official
DJ Spooky Informative via Wikipedia
DJ Spooky - "Terra Nova: Sinfonia Antarctica" via SCAD' Youtube

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
annem_barış_istiyor - canburak via flickr

>>>>>Poemé
Halkın Ekmeği - Bertolt BRECHT

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt,
bakarsınız doyum olmaz tadına,
bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek,başlar açlık,
bozuldumu tadı,başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.

Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yuğurulan,iyi pişirilmemiş adalet yeter!
Yeter katıksız,kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!

Bolsa insanın önünde ekmek,lezzetliyse,
gözler öbür yiyeceklere yumulsada olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire...
Bilirsiniz,nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.

Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
adalet de gerekli her gün,
hem o,günde bir çok kez gerekli.

Sabahtan akşama dek,iş yerinde,eğlencede,
hele çalışırken canla başla,
kederliyken, sevinçliyken,
halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
günlük, has ekmeğine adaletin.

madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?

Öteki ekmeği kim pişiren?

Adaletin ekmeğini de
kendisi pişirmeli halkın,
gündelik ekmek gibi.

Bol,pişkin,verimli.

kaynakça: antoloji.com

Sunday, March 17, 2013

Deuss Ex Machina # 441 - itsatsita pieza hau


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_441_--_itsatsita pieza hau

11 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Atoms For Peace - Stuck Together Pieces (5:28)
ab. Atoms For Peace - Amok (5:24)
b. Ah!Kosmos - Red Big Glasses (4:38)
bc. Mondual - Dubio (3:51)
c. Velahavle - As We Fade (5:12)
cd. Velahavle - The World I Know (feat. Emira) (3:54)
d. Volor Flex - Golgotha (5:53)
de. Volor Flex - Unlit (5:46)
f. Congi - No Way Back (4:38)
fg. Congi - Closure (5:45)
g. Cluekid - Dolphin (5:40)
gh. Cluekid - Fossil (5:43)

itsatsita pieza hau
(441)

siyah ve beyaz. tüm öteki parametrelerden bağımsız bir biçimde yaşadığımız yer dahilinde olanları değerlendirebilmek, bir kerede duyumsatmak söz konusu edildiğinde, böyle bir bahis açıldığında dile sakız gibi yapıştırılmış resmen kazınmış olan bir tavrın kendisini tanımlandıran siyah ve beyaz. ikiliye kutsiyet atfedildikçe değer kazandırıldıkça ötesi yok ya doğru ya yanlışın adlandırılmasıdır siyah ve beyaz. her seferinde yılmaksızın baştan bir kere daha anlatmaya çabalanılsa da yalnız ve yalnız tek bir doğrunun varlığı söz konusu edilebilecektir ötesi tatavla heyhula ve hüsnü kuruntu denile denile nihayetinde gayya kuyusunun kör sarmallarını arşınlar kılındığımız bir zaman diliminde gerçekliğimiz haline dönüştürülendir siyah ve beyaz. sorguları ötelemeyi sorunları duyumsamaksızın yaşamayı, birarada yaşamayı dillendirirken bile ötekileşme illa billa ayrıştırmayı muştulamayı göz önünde bulunduran, esef miktarda kullanıma dahil eden dimağın ortaya çıkarttıklarını yekten tanımlandırırken kullandığı bir değer birimi siyah ve beyaz. ya biz ya siz, ya ben ya sen, ya o ya bu durmaksızın şıklar ileri sürülürken bir yanda, seçimler tavsiye edilirken, hep ama hep bir biçimde aba altından sallanan sopalar ile beraber muğlaklığı dikte edilip, tavsiye edilir kılan bir sarmal halinin, vebalin öteki adı haline dönüşendir siyah ve beyaz.

söylenmeye görüversin bir kere endişeler. dillendirilmeye görsün bir kere korkular/anlar. atfedilip de anılmaya görsün açıktaki yaralar. hemen sahnenin dibinden adının çağrısını işitmiş, hissetmiş gibi suflesini beklemeksizin görünen bir daralatıcının kendisi ve yekpare demirbaşıdır bu siyah ve beyaz. yaşadığımız yerin özünde esasen bağrında saklananları arşınlamaya çaba sarf etmeye görün, kazıp da derinilerine indikçe daha vahimini daha fenasını daha kötüsünü bundan da beteri ne olabilir ki derken felaketlerden yeni bir felaket örneğini duyumsatandır siyah ve beyaz. ne de olsa muktedir makamındaki erkin sunageldiklerinin paylaştıklarının hepitopu bir paylama ve azardan ötesi olmadığını düşünebilmek, imgeleyebilmek meşakkatli, kurcalanmaması gereken bir iştir vesselam. dokunanın canını yakacak olandır her zaman. suskunlaşmak ehvenleştirilirken elma şekeri kıvamında o dişletilip durduğumuz şeyin canımız olduğunu şeker olmadığını idrakı zorlayıcı olandır her zaman. yüzleşmeler geleneği geçmişten edinilmişi şimdi dahilinde dönüştürerek, kollayarak ama bir biçimde de sorgulayarak söz konusu edilebilecekken, böyleyken yıllar geçse de üzerinde o kalpler asla unutmazsa da sallanmamaya devam ötelenmeye ve hırpalanmaya mütemadiyen sürdürülmeye gayretkeş olunan bir yapının kendiliğinden ortaya çıkarttıklarının adlandırılmasıdır o haller toparlaması siyah ve beyaz.

ortak payda, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz seslendirmesinde, birlikte yaşam telaffuzlarında, onun bunun değil hepimizin ülkesi mottosunda, beyanatlarında kenardan kaçırılıp duranların neler olduğunu dikkatli bir biçimde kulak kesildiğimizde irdeleyebildiğimizde fark edebileceğimiz marazların toparlanmış hallerini ihtiva edendir siyah ve beyaz. karaşınlık normalleştirildikçe, acılar kanırtılarak yamanıyormuş gibi yapıldıkça, afedersinizleri bir bağlaç olarak kullanırken hala isimleri yaftalayıcı bir unsur olarak kullanmakta tüm benlikleriyle imtina gösteriliyorsa, bir meselin sadece belirli başlı bir kesime ait değil, hepimize ait olduğunun idrakı bu kadar yokuşa sürülüyorsa düşünülmesi bir biçimde elzem olanları duyumsatacaktır siyah ve beyazın menzili. daraltımların günün getirdiklerinde, gün içerisinde karşılaşılanların refakatinde sunageldikleri birbirilerini epey tekrar eden bir kurgu gibi görünse de (bir nevi rutin) aslolanın her defasında başka bir sunumun gerçekleştirilmesidir. eskisinden zehir ve zembereklik anlamında aşşağı kalmayacak dillendirmeler, atfetmeleri söz ve değinileri toplarlıyor görünürken daha fazla acıtmak için bütün bunlardan yeni mayınlı tarlalar pardon kompozisyonlar! türetilmesidir o siyah ve beyaz dahilinden görünenler. yaşadığımız yerde, can dediğimizin her neye tekabül ediliyor olduğunu ne için ve neye rağmen hayatın yanında saf tutulduğunun anlamına pek kafa yorulmazken, hemen hiç böyle şeylerle uğraşılmazken yetenek yarışmalarının avaz avazlığında canlı canlı sunumlandırılan alkış kıyametlerin diplerinde, yamacında ağıtların varlığının yerlerini korumasıdır dillendirilmesi gerekli olan.

bilinmesi muğlak bir muallaklıktan daha sahici olan. gereksinim duyulanların yerini bambaşka şeylerle donatarak, havanda su dövülmesinden gayrısının temellendirilmeyeceği muhakkak ki bir kere daha gerçeklik olacaktır. öyledir. sathın dahilinde yaşatılanların 'masal' minvalinde değerlendirilip kısadan kestirilmesi hep konuşulup, bahsi açılıp bir türlü ilerlenemeyen teorilerle vakit öldürmelerin miadının bir zahmet dolması gerektiğini hatırlatmaktadır artık fark edebiliyor musunuz? üstün niteliklerinin övgü dolu terennümlerine karşlıksız bırakmayarak kendilerini kaptırıp giden selebriti selebriti dillendirmekten kaçındıkları ne o bir de avamın derdiyle mi uğraşacağız diye muktedirin aşına su yetiştirmekten başkasına tenezzül etmedikleri yerde, halkın halka ait olanın seslendirilmesinin gerekliliğini bir kere daha öne çıkartmaktadır. yan yana dururken siyah ve beyaz zeminlerin korunaklı / zırhlı / daraltılmış sahalarında 'cereyan' etmekte olan vakıalar hepimizin geleceğinden çalmaya devam ederken akil olanı bulma gayretkeşliğine düşmek nasıl mümkün olacaktır. hakkaniyeti dağın öte yakasında bilinmez bir mesel olarak değerlendirme şartlanmışlığına kendilerini teslim edenlerin öfkelerinin kof bir pirim edinme katsayısı + kazanç denklemi üzerinden şekillendirilmesinden sonra söylediklerinin gerçekte bizim dertlerimiz olduğu konusunda inancın nasıl da kadük kaldığını yinelemek bir çıkıntılık değildir artık değildir.

roboskê'nin başına getirilenlerin üzerine tek bir hamlede onlarca şey yazılıp çizilirken, dillendirilmeye gayret edilirken edep yoksunluğunu her defasında göstermekten kaçınmayanların dillerine sakız ettiklerinin / korunaklı cümlelerinin iktidarın, eli o vur emrinin arkasında olanlara karşı gık demezliklerine ses çıkartmak nasıl değerlendirilmelidir. raporlar!, raporlama süreçleri! neticesinde boş yerlerin daha fazla noktalama işaretleriyle donatıldığı sonuçsuzlukla hemhal hiç bir şey demeyen ve çoğunluğun bilmediğini sandıklarını tekrar ededuran değinilerden fazlasına müsammaha gösterilmeyen bir yerde acıların menzilinin, sınırlarının esasında ne kadar da derinlerimize nüfuz ettiğini anlamlandırabiliyor musunuz? işitiyor musunuz aylar sonrasında halen yarım yamalak muallakta konulan nedenleri bir türlü dosdoğru sorgulatılmayan her vakıanın sümenaltı edilir kılındığı, kışlalardaki ölümlerin ortaya çıkarttığı yaşatmayıp öldüren iklimin varlığının, nasıl da tescillendiğini şimdi fark edebiliyor musunuz? donanımı sadece içte ve dışta sonu gelmeyen düşmanların hadlerini bildirip, canlarını almak üzere kuran neredeyse şimdinin faşist güruhlarının söylediklerinin daha beterlerinin neler olduğunu duyumsar kılan örneklemlerle büyütülerek kök salan ülkenin demokrasisi, bir fantazi öğesi~süsü olmaktan öteye geçmeyecektir erebiliyor musunuz?

boşlukları doldurup değinilerle vakit kazanarak sonrasında akşamları ekranları kaplayan tuğbatar, yiğitjölekafalar, nazlıtarhanlar, kaanyakuphanlar vs. ile memlekette bugün de bir şeycikler olmadı. oldurulmadı bahsinin dillendirildiği durmaksızın düşmana, duyarlılık sahibi necip bir halk kitlesi / münferit tosuncuklar tarafından gerekli ayarlar verildi yolları, güzellemelerin sergilendiği, neyin ne olduğunun değil hangi irini patlatırsak daha fazla reyting elde ederiz, vural, oğan, baykal, koç, çiçek vs. gibi memlekette sorunların değil hınç/linç/öfke pratiklerinin üzerine oynayarak etinden sütünden yararlanarak korkuyu da daha da fazla çoğaltmayı amaç edinenlerin sergiledikleri tiradların sonu bizleri nereye taşıyacaktır. bir mesel olarak siyah ve beyaz olarak derlemeye çalıştıklarımız ne bu satırlar aracılığyla özetlenebilecek kadar kolaydır. ne de higgins bozonunu keşfetmek kadar zorlu bir süreçtir. duyarlılıkların ne ve hangi koşullarda şekillendirildiğini, yaftalamaların, sığlık dozu yüksek seslendirmelerin ötesinde insana ait olanı, hakkaniyet dediğimizi duyumsayabilmek birbirimize el ele verebilerek söz konusu olabilecektir. hala böyledir! neo-liberalizm çarklarında kendiliğimizden elimizi kolumuzu kaptırıp da bedenimizi kurtarabilmek için çabalanacak, birbirimizi yaftalamalardan bağımsız bir biçimde işitmeye çabalayacak mıyız has sorgu ve nihai ezcümle budur!

öğretilmiş, sindirilmiş çok uzun zamandır sineye çekilmiş damıtılmış bilindiklik sınırlarında tescili gerçekleştirilmiş olanların bir aradalığında yeni kelamlar ile yolumuz kesiştirilip daimi bir biçimde yeni rotalar güncelliğimize dahil ediliyor. öğrenilenlerin benzerinde ama asla onu tekrar etmeyen, taklidi olmayacak, mizansen değil gerçeklik olarak kendini hatırlatacak kelimeler ile yolumuz bir edilir birleştirilir kılınıyor. ali cengizin, bolca caf cafın ambalaj ve vitrin tazelemelerinin bu sahada neye tekabül ettiğini gösteregelen sunumlandırmalar hayatlarımıza dahil ediliyor. yenilenen kelamlarla; yeniden kotarılan sunumlandırılan simyaların kontrastında, o ara bölgelerinde hayata dair seslenişlerin temelleri atılmaya hem nalına hem mıhına bunca sorunu fasaryadan belleyip, öyle bilip yok sayarak devlet mekanizmasının her dem koruduğu bakışımı, gizlisi saklısı pek kalmaksızın yaşadığımız güne neler ettiğini sorgulatacak şerhler atılmaya tüm kısıtlandırılmışlığa rağmen devam ediliyor. kelam öğrenilirken, bünyesinde kötü / fena olanı bulunduran dilin / bakışımın sıradanlaştırıldıkça, şirazesinden çıkan "faşizmin" süreğine kol kanat geren / kollayan iktidarın hem boyasının / hem foyasının dökülmesi için çarenin nerelerden temellendirilebileceğini hafızaya yeniden hatırlatmaktadır.

bir biçimde reddediş, yahutta toptan sineye çekiş ve kabulleniş olarak değil can kulağıyla işitilenlerdeki yansıtılan / aynalananların nasıl doğruyu bulmada yardımcı olabileceğini deneyimleten bir temellendiricilik yükselmektedir. şimdinin dahilinde tüm dinamiklerini geçmişin ağır / kirli yüzünden feyiz alınanlarla beraber güncelleyen bir tahakküm iklimi, geleneğinin her ne hallerde karşımıza     çıktığını hatırlatan vesikalar dökülüyor birer ikişer. ortaya çıkan tablonun birer mizansen değil hakikati muhteviyatında barındıran yaralayıcılığı, delip geçer hallerini afişe etmektedir. kelamın düzünde görebilmeye çalıştıklarımız nasıl ve hangi saiklerle gözümüzden ırak konumlandırılmaya devam edilirken hayati soru, sorgu ve sorunları örtbas çabasının yersizliğini, acizliğini ortaya dökmektedir. bir birim olarak yazgı denilip, kestirilip atılanın fecaatine zemin sağlanmasının muktedir elinde nasıl açmazları behemehal devreye soktuğunu, açıktaki yaralarımızı daha da derinleştirdiğini söyleyebilmek mümkündür. bir yarıştırma telaşesinin alıp başını gittiği senin kavgan, benim kavgam ayrıştırmasının bütünde ortaya dökülen kelam/meramlar aynıyken nasıl da biçimsizce, şekil şemalciliğe indirgenmeye ısrar ve inatla devam edildiğini gösteren bayağı iri bir çuvaldızdır. o çuvaldız ki onlarca farklı şekilde ayrışmaya devam edenlerin doyamadıkları iştahlarına yeni oyuncak eylenen, icrai sanat eylemelerine tahsis edilmiş yeni avuntularıdır.

herkes aynı ve herkesin eşit olduğu konusu en azından kitabi bir vecizken, bahis edildi mi mangalda kül bırakılmazken ortalıklarda halen bu tutumun sürdürüldüğünü fark ettirendir ol çuvaldız. kafaya yerleştirilen öyle bellenilen bir yerde bütün bu tecrübe edilenlere karşı meydan okumak, ses etmek dururken iktidarcılık oyununda, muktedirin rollerine yazılmakla bağdaşık örnekleri mevcuttur. mevzuu başkalarına akıl fikir tahsis ederken böylesini dikte ettirmek / yaftalamak için bir vesile teşkil edenlerin oluşturduğu tahakküm pratikleridir. durduğumuz ve ulaştığımızı sandığımız menzil tahayyülü, perspektifi dahilinde nasıl kolaya kaçıldığını, meramların hala itibarsızlaştırıldığını, buna çabalanıldığını belleğe düşürmektedir. böylesine çıkarsamalara hemen hiç ihtiyaç duyulmamasına rağmen ortalığa dökülen görüş / algı sunumlarının bir önceki cümle dahilinde iletmeye çalıştıklarımızı yeknesak bir tekrardan ibaret kıldıran bir körleşmeyi beraberinde getirmektedir. quo vadis? sorguları öteleyip, dışlayıp, hakir görüp varlığını polemikler, belaltı vuruşlar ve hiddetle paralize etmeye uğraşarak geçirilen aslen biat et kültürünün / simgeleştirmesinin herhangi birimize hiçbir faydasının dokunmayacağı yinelenesidir.

mananın peşinde koşa koşa ilerlenirken duraksamanın, dur ve kalkların problemleri çözümlemeyi değil kanıksanmış hatalarla hemhal olunup, havanda su dövülmesini tavsiye ettiği yinelenesidir. hatırda tutulasıdır. hemen hiç unutulmadan, pas geçilmeden. kelam ve kelime dağarcıkları bizlere yeni eşikler sağlarken yaşadığımız güncenin gösterilmeyen yörüngelerinde olan bitenleri idrak edebilmeye gayret bir ihtimal gayya kuyusuna enikonu dönüşen bu yerde yolun sonrasını çözümletecektir. bir ihtimal hatra düşürecektir. yeni olarak sunmaya çalıştığımız kelime pratiklerinin farkındalılık sağlatacak bir öğe / edim olduğunu da yinelemeliyiz. söylemlerin havanda su dövülmesi örneği gibi alelacele bi'tümleyiş sorumluluktan kurtaran olarak duyumsatılmasına karşın bunca ağır gıybete rağmen vicdandan kalanla oluşturulan seslenişleri önemsemek ne zaman diye sorgulanasıdır? barışın lügatlardaki karşılığını kotarılması, gerçek olmasının bile bir dolu prosedür / akit / sessizlik! ile tecrübe ettirildiği bir yerde polemiklerden azade insani olanı sorgulatan / çözümleyiciliğe taşıyacak düşünsellik imecesi ne zaman hakikat olacaktır? ne ara?

ülke dediğimizin hasbelkader genel geçerliği gözeterek bir şeylerde yol alan, nefes açan hemen arkasından olmadık tahakkümleri devreye sokarak, operasyonundan gündelik linçlere varan bir düzensiz atar / köşeye kıstırış veya cadı avı güncelliğine ulaştıran bir yapı olmayacağına ermek ne aradır. dile dolandırılan demokrasinin ilerisinin gerisinin böylesi bir karaşınlık toplamı olarak addedilmesine karışık eksiklerinin giderilmesi için, o eksiklerin can yakıcılığının haddinden fazlasına ulaştığını duyumsatabilmek nasıl söz konusu edilmelidir? doksan yıllık ezber üzerinden yükselip durulan tepeden dayatmanın yargılar ve yaftaların yekününü bir kere gözünüzün önüne getirdiğinizde ortaya çıkan ucubeliğin ne hallerde olduğumuzu açık seçik ifşaa edebilmek nasıl sağlanmalıdır? ne ara ala olanın mitler, tabular, dayatımlar ile tıkabasa donanıp, hallice nefessiz konulmuş bir yerin / zeminin olmadığı anlamlandırılabilecektir? yalansız dolansız, cafcaflı sözlerden bağımsız sadece öze dair, insani olanın seslendirilmesi hangi vakit gerçek olacaktır? kalıplaşmış ezberlerin zikredildiği bir yerde kelamın dönüşümü unutturulmaya çalışanları hatırlayarak bellekten silinmesine mani olunarak söz konusu edilebilir.

bir organizma gibi dönüşerek, evrilerek, ama her dem dayatarak, tahakkümünü saklamaksızın varlığını sürdüren bu devlet olgusunun, bütün yan öğeleriyle beraber, muktedirliğe uzananlarca kotarıldığını da hiç unutmadan!. sıralamakta olduğumuz değinilerde atfettiklerimiz sonu bir türlü gelmeyen böylesi bir öç tarlasında, felaket havzasında yaşamı nasıl / ne yaparak olumlandırabileceğimize zihin yorarak yola çıkabiliriz belki bir ihtimal. diyalogların kimselerin dinlemediği bir çabalanım olmadığının farkına ererek yol katedebiliriz belki bir ihtimal. sorguların yersiz bir tavır, sesleniş değil en umutsuz olduğumuz anların içerisinde dahi yine yeniden hayat diyebilmek için bir vesile olduğunu düşünerek / bu tahayyülü gerçekçil kılmaya gayret ederek yaşayabiliriz. bir arada, bir ihtimal. ambalajı, süslerin, püslerin değil kelamın, özün yekününü anlamlı kılabilmek, tazeleyebilmek için buraların herkese ait bir parça taşıdığını, nüfusunda barındırdığını ve en önemlisi bu kara parçasının artık ölümlere yeter artık seslenişinin duyumsanmasıdır, duyumsatılmasıdır. sayısız linç / sindirme / sessileştirme edimi yinelenip durulurken bizler kendimizi ne yana konumlandıracağız, hayat'ı / jiyan'ı / gyank'ı konuşacağız dert bu...

>>>>>Bildirgeç
Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi? - Ümit YAMAN - Birgün Pazar

Tarihte yer edinmiş düşüncelerin, eylemlerin ve kişilerin, ortaya çıkardığımız ancak içinden çıkamadığımız meseleleri açıklamak için kullanıldıklarına sıklıkla tanık oluruz. Buna şu fikre, şu eyleme ya da şu kişiye referansla konuşmak diyoruz. Öyleyse referans aldığımız ve diyaloga girdiğimiz bu düşünceleri ya da kişileri nasıl kullandığımız konusunda bir sorumluluk taşıyor olduğumuz söylenebileceği gibi; bu durumun özellikle, yaşamını hak, eşitlik, özgürlük, adalet gibi erdemleri içeren fikirler üstüne kurduğunu zikredenlerin sorumluluğunu, kendilerini bu değerlerin dışında tanımlayanlardan daha fazla artırdığı da söylenebilir.

 Bu sorumluluğu taşıyabilmek için başkalarının varlığını tanımak, onların da düşünebildiği ve bizi ikna edebilecekleri fikrine açık olmak gerekmez mi? Eleştirel bir akıl, kendisini eleştiriden muaf tutamayacağına göre, diyaloga imkân tanımak için kanaatlerimize hakikat muamelesi yapmaktan uzak durmak gerekmez mi?

Bu münasebetle, başkalarıyla birlikte yaşamak zorunda “kalan” bir varlık olarak insanın farklılıklarını koruyarak bir arada yaşamasını hakikatin mi yoksa kanaatin mi sağlayacağını sorabiliriz. Sonda söylemem gerekeni başta ifade edeyim: Bu sorunun, tanımı gereği tek bir anlama ya da öyle olduğunu varsaydığımız iddiamıza karşılık gelmesi nedeniyle hakikate dayanılarak değil, başka türlü olması da mümkün olan bir iddia olarak bizi diyaloga çağıran kanaatle aşılabileceğini düşünüyorum. Peki, bir arada yaşamak hakikate dayanılarak da tesis edilemez mi? Edilebilir; ancak totaliter bir yapı olarak. Nitekim insanın demokrasi deneyimlerini, bu nedenle iki farklı biçimde okumayı tercih ediyorum: (I)Başkalarını bir fikre ikna etmenin (II) başkalarına kendi fikrinizi dayatmanın politik zemini olarak. Demokrasi birinci haliyle meşrudur; ikinci haliyle – bir meşrulaştırma aracı olarak- gayrı meşrudur. Başka bir biçimde ifade edeyim, yasa birincisinde esastır; ikincisinde teferruattır.

Bu nedenle, kendi iddialarımızı haklı kılmaya çalışırken, bunların kanaat oldukları ve böyle olmaları bakımından da yanlışlanabilecekleri prensibiyle davranıyorsak, çokça örneğini gördüğümüz, amacı sadece haklı çıkmak olan bir retoriğin sığlığından kurtulabiliriz. Başkaları ve başka fikirlerle birlikte yaşamak zorunda olduğumuz gerçeği göz önünde duruyorken, bir konu hakkında farklı düşüncelerin aynı anda aynı yerde yaşama şansı bulmaları, ancak onların kanaat olduklarının kabulüyle söz konusu olabilir.  Zira aynı konuda, aynı anda ve aynı yerde birden fazla hakikatin var olması, çoğunlukla birinin diğerlerini ve tabii ki onların sahiplerini ortadan kaldırmasıyla sonuçlanır. Katliamların, savaşların, kısacası her türden şiddetin sebebi bir hakikat iddiası değil midir? Bu iddia bazen bir öğreti, bazen bir inanç, bazen tanrı ve bazen de bilimsel bir yargıdan beslenir. Bunu insanın genelde doğa karşısında aldığı kibirli tavrın, özel olarak birbirleriyle ilişkilerinde de devam ediyor olduğuna delalet eden bir perişanlık hali olarak nitelendiriyorum. Perişanlıktan kendimizi kurtarabilecek miyiz bilmiyorum; ama türümüzün ayırt edici özelliğinin, insan olma vasfını harekete geçiren en önemli yetisinin, dil ve anlamlı konuşma yetisinin, insanın bizatihi kendisi tarafından devreden çıkarılmış olmasının, şansımızı epey azalttığını düşünüyorum.

Hem bu yetinin önemini anlamamıza ve kendi argümanlarımıza tapınma ihtimalimize karşı itidalli bir çağrı olması hem de insan var oluşunun temel prensiplerini vurgulamaya imkân tanıması bakımından güzel bir hikaye vardır. Protagoras tarafından aktarılan bu hikâyeyi şöyle özetleyeyim:

Kendilerinin varolduğu ama ölümlülerin henüz yaratılmadığı bir zamanda tanrılar, uygun an geldiğinde fanileri toprak, ateş ve onların karışımıyla ortaya çıkan maddelerle yoğururlar. Karanlık bir belirsizlikten gün ışığına çıkarılacakları an geldiğinde, bu varlıkların hayatta kalmalarını sağlayacak donanımları dağıtma görevini de iki tanrıya verirler: Prometheus ve Epimetheus. Epimetheus yetileri dağıtma görevini üstlenir ve bunun adil yapılıp yapılmadığını denetleme işini Prometheus’a bırakır.  Ancak Epimetheus hız, güç, irilik, post ya da pençe gibi donanımları ya da yetileri dağıtırken, aceleci doğasından kurtulamaz. Dağıtım işi bitirilip, sıra insana geldiğinde dağıtılacak yeti kalmaz ve insan başlangıçtaki belirsizliği ile ortada kalır. Prometheus bunu fark ettiğinde insan türüne merhamet duyar. Onların kendilerini korumaları ve hayatta kalmalarını sağlayacağını düşünerek, Hephaistos’tan zanaatler bilgisini ve Athena’dan da ateşi çalarak insana verir. Bu nedenle de, Zeus tarafından zincire vurulur. Tanrısal olandan payını almış olarak insan, artık ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ancak bu kez de bir arada yaşamalarını mümkün kılacak yetilerden yoksun olduklarından ya hayvanlar tarafından öldürülmektedirler ya da birbirlerini öldürmektedirler. Bunun üzerine Zeus, insan türünün ortadan kalkmasını engellemek için, Hermes’e iki yeti verip insanlara dağıtmasını söyler. Hermes bu iki yetiyi belirli insanlara mı yoksa onların tümüne mi dağıtacağını sorduğunda, Zeus türün hayatta kalması için herkese dağıtması gerektiğini belirtir. Dil ve anlamlı konuşmayı içeren bu iki yeti, politika ve utanma duygusu ya da ahlaktır.

Hayvanlar dünyasının akıllı üyesi olarak insan, sadece arzularının sonucu olabilecek hayvani duygularını (şiddet-saldırganlık- tüketim gibi) kontrol altına alma imkânına bu iki yetiyle sahip olur. Bu imkanın, hayvani duyguların akılsallaştırılması ve ekonomik etkinliklere dönüştürülmesi yoluyla meşru kılındığı şimdiki zamanlarda, fazlasıyla kısıtlanmış olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Benim ancak “insan olmak” ya da “insan kalmak” sorunu olarak ifade edebileceğim bu durumun, politikanın ve onun içeriğini oluşturan ahlaki değer dünyasının hangi biçimlerde, kimler tarafından inşa edildiği meselesiyle tartışılabileceği kanaatindeyim.

Çok uzatmadan gayri insani olan bu “inşaatın” temellerini sarsmak için kendi hakikat yanılsamamızla da uğraşmamız gerektiğini söylemeliyim. İki bin küsur sene önce aktarılan hikâyenin kanımca önemi şudur: kanaatlerimize hakikat muamelesi yapmak, aynı zamanda bizi insan kılan vasıflarımızın altını oyar. Bu politikanın imkânı meselesidir. O halde, tekrar soralım: Bizi bir mesele hakkında başkalarıyla konuşmaya davet edecek olan unsur kanaat midir yoksa hakikat mi? Ben sofistlerin insanın politik düşünce evreninde oynadıkları rolü bu soru çerçevesinde anlamayı tercih ediyorum.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Dillendirmek meramı zorlaşırken, sözcükleri laletayin bir iliştirmeden azade hasılı kelam söz haline dönüştürmek, derdin görünür ve bilinirliği üzerinde kalem oynatmak tek başına giderek zorlaşıyor. Ümit YAMAN'ın kaleme aldığı "Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi?" makalesi bu doğrultuda meramın anlatmaya çalıştıklarını tamamlayacak önemli bir metin olmakta. Birgün Gazetesi'nin ve Ümit YAMAN'ın anlayışlarına binanen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Defter Dergisi Arşivi - Kollektif - Wordpress Blog
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Kanaat Mi Bizi Diyaloga Çağırır Yoksa Hakikat Mi? - Ümit YAMAN - Birgün Pazar
Karanlık - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
‘Anne Bak, Dedenin Başı Kanıyor’ - Zeynep KURAY / Bakırköy Cezaevi - ANF
17 Can, 18 Yıl; Gazi Katliamı - Rojda KORKMAZ - Evrensel
12 Mart 1995 Gazi Mahallesi Olayları - TV Görüntüleri - 13Melek Tumblr
Roboskê û Aştî - Nizar BULDAN - Azadiya Welat
Hem Barış Hem Özgürlük – Him Aşitî Him Azadî - Melih PEKDEMİR - Birgün
Esir Askerler ve Türk Medyası - Erdal ER - ANF
Çözüm İçin Jest - Yeni Özgür Politika
Tuğluk: Öcalan Müttefik Olarak Türkiye’yi Seçti - İrfan AKTAN - Bianet
Nerede Kürtler'in Umudu? - Selim FERAT - Yeni Özgür Politika
Gazeteciler Konuşuyor: “Çözüm Süreci Durmayacak” - Rusya'nın Sesi
Barışını Arayan Kürtler -Yazı Dizisi - I. Bölüm - Behmen DOĞU, Fatman SANCAK, Züleyha KAHRAMAN - Hür Bakış
Salih Müslim: İmralı Süreci Bizi De Etkiler - Amed DİCLE - ANF / Ötekilerin Postası
Seyirci Değil Tarafız; Kürt Halkının Yanında, AKP’nin Karşısındayız - Aktüel Gündem - Sendika.org
CHP Kürt Sorunu Hakkında Şimdi Ne Diyor? - Sinan ÖZBEK - Marksist.org
CHP, Kürt Fobisini Yenerse, Büyür… - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
'Başbakan, Bizim Bildiklerimizi Bilmiyor Musunuz?' - ETHA
Kadınlar Çözümün Neresinde? - İrfan AKTAN - Bianet
Halepçe; Dîsa Li Me Ferman E!* - Caner BİNGÖL - Haber Fabrikası
Diyarbakır’da Halepçe Katliamı Platformu Kuruldu - Fikir Cephesi
Bir Varmış…Bir Yokmuş… - Zehra DOĞAN - Jinha
‘Bugün Halepçe’yi Anmak, Rojava’ya Sahip Çıkmaktır’ - Evrensel
TİHV: İşkencede Yüzde 50 Artış Var - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
'Elfo Ana Cezaevinde Ölmesin' - ETHA
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi - Seydi FIRAT - Bianet
Tutuklu Avukata Tekmil Zorlaması - Haber 5
24 Siyasi Tutsak Sürgün Edildi - Yüksekova Haber
Nasıl Öldürüldüğünü Kanıtlayanlara! - Nurcan CAN / Bakırköy Cezaevi - Özgür Gündem
Mersin Emniyeti, Taş Atan Çocuğu Ten Rengiyle Fişledi - Ötekilerin Postası
İzmir'de Nevruz Gerginliği Yaratmak İsteyen 8 Kişi Gözaltına Alındı - T24
BDP Kadın Meclisi’nden Futbol Fedarasyonu’na Çağrı - ANF
Taraftarlık Zırhında Faşizm - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Çocuk İşçinin Korkunç Ölümü - Cumhuriyet
AKP, 13 Yaşındaki Ahmet’in Hesabını Ver! - Alp Tekin BABAÇ - Sendika.org
Şüpheli Asker Ölümleri İçin Meclis Araştırması Talebi - Yüksekova Haber
“Bizim Oğlumuz İntihar Etmedi” - Bilal GÜLDEM - DİHA / Nor Zartonk
İzmir'de Bir Asker Daha 'İntihar Etti' - soL
MSGSÜ'den Öğrenciler:"Pınar Selek'e Biz De Tanığız!" - Youtube
Samsun ve Hopa’da İki Dava Tek Mesaj: Taşlar Bağlı, Köpekler Serbest - Sendika.org
meram #4 - 8 mart dünya kadınlar günü de, 9 martlarda ne oluyor? - Mehmet Akif COŞKUN - Ahvalicedid
Üniversite'de Öğrenci Dayağına Büyük Öfke - Es Gazete
Osmangazi'de ÖGB Saldırısı ve Güvenlik - Can Irmak ÖZİNANIR - Marksist.org
Çadırda 100. Gün: Direniş Sürüyor, İTÜ'lü Asistanlar Dayanışmaya Çağırıyor - Başka Haber
İsveç Gül’ü Protestolarla Uğurladı - Murat KUSEYRİ - ANF
Samatya Faili ve Giderilmeyen Şüpheler - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
İHD: Samatya Saldırılarının Zanlısı Murat Nazaryan İle İlgili Açıklama - DurDe!
Barış Süreci ve Anadolu’nun Hıristiyan Halkları - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
“Dikkat Kapılar Kapanıyor” - Pakrat ESTUKYAN - Agos / Nor Zartonk
26 Mart DHL Direnişiyle Uluslararası Dayanışma Günü İlan Edildi - Emek Dünyası
UNDP: Kuzeydeki Güneye Dikkat - Uğur GÜRSES - Radikal.com.tr
Yıkım İçin Gelen Şirket Silahla Saldırdı, Vadi Halkı Saldırıyı Püskürttü - Sendika.org
İktidar Bir Hastalıktır - Abdullah DEMİR / Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi - Özgür Gündem
Sayın Başbakan'a Dilekçe - Özgür MUMCU - Radikal.com.tr
“İktidar” Nasıl Değişir? - Mehmet BEKAROĞLU - Hür Bakış
İçisleri Bakanlığı'nın Özel Belgelerine Erişim.. - RedHack - RedLeaks
MİT: Ahmet Altan’ın Dinlenmesi Mevzuata Uygun - Demokrat Haber
Duvar Resminden “Hala”  Korkuyorlar - Öykü ÖZÇİNİK - Sendika.org
Emek Sineması'nın Yıkımına Başlandı! - Rusya'nın Sesi
Türkçeyi Bilmeyen ‘Deli’ Olsa Gerek (!) - Jinha
Confiscation Of Armenian Property And the Destruction of Armenian Historical Monuments as a Manifestation of the Genocidal Process - Dickran KOUYMJIAN - Armenian Studies
Siyasal İktidar Kapsamında Edebiyat ve ‘Ulusal Alıntılar’: Genesis - Derviş Aydın AKKOÇ - Toplum ve Kuram
Hayat Var Jin Yok - Alin TAŞÇIYAN - Star Gazetesi
Reha Erdem Söyleşisi - Yönetmenlerle Buluşma @ İstanbul Modern - Youtube
Vampir Tatili: Hugo Chavez'in Ölümü - Mumia Abu JAMAL - Evrensel
Marx Trier’de Anılıyor - Deutsche Welle Türkçe Servisi
Read and Hear Bradley Manning's Full (Redacted) Statement On The Wikileak - The Atlantic Wire
Şubat Taziyesi - Evren Barış YAVUZ - Haber Fabrikası
To Rachel - Anthony BETORI - Sixteen Minute To Palestine
'Zulüm Bizdense, Ben Bizden Değilim' - Hakan AKSAY - T24
Emperyalist Savaşları Anlama Klavuzu - Fikret BAŞKAYA - Birgün
Diyalog Raporu Yeni Nesil Diyalogu: Irak’ın Dış Politika ve Ekonomik Zorlukları - HollingCenter.org
Davutoglu Invokes Ottomanism As A New Order For Mideast - Tülin DALOĞLU - Al-Monitor
Suriye’de 2 Yılda 70 Bin Ölü - Fikir Zamanı
Bleak Outlook For 2013 - Michael WEISS - NOW.
Syria: Uprising, Revolution or Civil War? -  Basma ATASSI & Cajsa WIKSTROM - Al Jazeera
Boş Beklentiler - Aykan SEVER - Birgün Kitap
Film Mi Sinema Mı? - M. Kemal İZ - Sanatatak

Atoms For Peace Official
Atoms For Peace Doing It Live, Sort Of By Charlie KAPLAN - the Record
Atoms For Peace - AMOK Albüm İncelemesi - Zülâl KALKANDELEN - Zülâl Müzik
Ah!Kosmos Resmi Sayfası
Mondual Resmi Sayfası
Nada - Gece Düştü (Mondual Remix) via Mondual Soundcloud Page
Partapart Official
Partapart IndieCity Compilation Vol. 1 via Partapart Bandcamp
Velahavle Official
Velahavle Official Artist Page via Facebook
Velahavle Artist Page via Soundcloud
Volor Flex Official Artist Page via Facebook
Volor Flex - Unlit Album Review By Jonny HUNTER via Muzik Dizcovery
Volor Flex via Origami Sound Podcast # 2
Congi Official Artist Page via Facebook
Congi Artist Page via Soundcloud
Introducing: Congi via Dubsilo
Cluekid Official Informative via This Way Up!
Cluekid Artist Page via Soundcloud
Cluekid - Dolphin EP Review By Brett FRANCIS via Freq Magazine

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo Inquiries Makina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
15/365 by lys via flickr

>>>>>Poemé
Dua - Siamanto (Adom YARCANYAN)

Kuğular bu akşam ümitsizce göçtü zehirli göllerden
Mahzun kızlar zindandaki kardeşlerini düşlüyor
Savaş bitti leylakların bittiği çayırda.
Ağıtlar yakarak ince kadınlar, başları önde
Tabutların ardından gidiyorlar yeraltı geçitlerinde.
Çabuk n’olur, donuyoruz bu vicdansız karanlıkta,
Çabuk götürün bizi o müşfik hayata,
Kardeşlerimizin uyuduğu o kilise mezarlığına.
Öksüz bir kuğu gam çekiyor ruhumda
Ve orda, kan damlıyor gözlerimde taze ölüler üstüne.
Sakatlar ordusu çiğnerken kalbimin patikalarını
Çıplak ayaklı bir kör
Bir duacı aramada kutsal umutla.
Bütün gece uludu çölün kızıl köpekleri
Kumlar üstünde anlaşılmaz, anlatılmaz bir kederle inleyerek.
Ve düşüncelerimin fırtınası yağmurla dindi;
Dalgalar zâlim buzun altında sindi
Dev meşeler çığlık çığlığa
Yaralı kuşlar gibi döktü yapraklarını.
Sonra gece, ıssız bir boşluğa gömüldü.
Ve yalnız, kanlı ayın altında
Kımıltısız, binlerce mermer heykel gibi
Toprağımızın bütün ölüleri, birbirine duaya dirildi.

kaynakça: hayat olduğu gibi

Sunday, March 10, 2013

Deuss Ex Machina # 440 - megzavarodott értelmek


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_440_--_megzavarodott értelmek

04 Mart 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
zb. Bering Strait - The Sea God (Apollo Records)
dl. Bering Strait - Deep Breaths (Apollo Records)
wx. Sam KDC - Alleviate (Auxiliary)
mt. Method One - Stalagmite (Auxiliary)
vq. Tineidae - Initial Phase (CRL Studios)
æ. Tineidae - Stellar Wind (CRL Studios)
æu. Thelem - Elemental Fears (Osiris Music UK)
çö. Thelem - Tarnished (Osiris Music UK)
ğy. Perverse - Somber (New Moon Recordings)
no. Perverse - Echolocation (New Moon Recordings)
on. Gantz - Siyam (Innamind Recordings)
yw. Gantz - Enso (Innamind Recordings)

megzavarodott értelmek
(440)

bilinmeyenlerden mürekkep, bildiklerden azade, bilindiklikten kayba ve gadre uğramış/tılmış her dönemeçte bu son dediğimizi bir kenara yazmış olmamıza rağmen asla nihayetlenmeyen bir döngünün var edilmiş olmasını düşündükçe iktidar aygıtının, devlet algısının suskun kılmak dışında bir seçeneğini ileri sürmediği yinelenesidir. haddizatında bilinesidir. suskunlaştırmanın farklı evrelerinde, her soluk alışta kendisini tümü birbirinden beter hallerde göstererek yaşayanları konumlandırması sıkıştırması ve köşeye kıstırmasını ve bir başına koymasını görebilmek mümkündür. ikrar edilesidir. yinelenesidir. ulaştığımız düzeyin sathındaki devinim olan bitenlerin tümü bir gerçeklikten kopartılırken bu kadarı artık fazla diyebileceğimiz şeylerin birer ikişer, ama az ama kararından fazlaca deneyimletilerek hepimizin yükü haline dönüştürülmesini eksiği olmaksızın sunumlandırmaktadır. göstermektedir. görebilmeye çabalayanlar için paylaşmaktadır! bunca perdelemeye rağmen, örtbas gayretkeşliğinin refakatinde görünenlerin pek çoğu suskunlaştırmaların hepsi birden, bir arada düzayak kılınmasını simgeleştirmektedir.

gündelikliğimizin telaşesi içerisinde ancak bir tekrarlama, beğeni yahutta paylaşım imkanına haiz olduğumuz görece kendi korunaklılığımızdan uzaklarda bellediğimiz şeylerin meydana çıkarttıklarıdır değinmeye çabalandığımız. kapı eşiklerimizin az ötesinde onlarca sorun yaşatılıp tecrübe ettirilmeye devam edilirken, hiç işimize gelmeyenlerine kulak tıkamaların illa ki sağırlıkla hemhal olmaların yahutta görmezden gelmelerin bu suskunlaştırma iklimini nasıl da daimi kıldığını meydana çıkartacaktır gösterecektir. anlamlandıracaktır elbette.amalara ve fakatlara irtica edile edile nihayetinde bütünü birbirleriyle benzeşen reflekslerin sergilenmeye devam edildiği bir zaman mevhumunda suskunluk diğer tüm donanımsal engelleyicilerle beraber erk ve iktidarın bizler için (hayrımız adına hep) planladıklarının hatırlatıcısıdır. erk topyekün günü dönüştürüp aşılmazlıklarla hemhal ettirirken ve donatırken bu sathın yaşayanlarının esas dertlerinin ne olduğunun bilinmemesinin bunca yüksekliği bunca enginliği üzerine düşünülesidir. biriktirilen düşünce ve fikriyatın salih düşünceyi kotarmasındansa haddizatında sürmekte olan bu kör döğüşünün bir devamlılığını sağlıyor olması düşündürücülüğünüyse korumaktadır.

dert edinilen / bellenilen sorunlarla ilgili, ilintili herhangi bir teşebbüs veyahutta sorgulama girişiminin tam da en başından saf dışına ötelenmesi gayretkeşliğinden bunları okuyabilmek mümkündür. okundukça, bilindikçe derdimizi işittirdiğimizi sandığımız konularda kimseciklerin ses seda etmemelerinin, hemen herkesin her şeyi çok bilmeye odaklanmalarının neticesinde kimin neye yandığının anlamlandırılamadığı, dahası önemsenmediği bir saik ortaya çıkartılarak, cismanileştirilmektedir. böylesine yarım yamalaklık içerisinde bir günde harcanıp, bir günde savunulup kenara fırlatılan onlarca fikriyat kırıntısına rağmen, işlevselliğini korumakta olan erk / muktedir dilinin ve pratiklerinin başımıza ördüklerini fark edebilmek ciddi, uğraşılası bir çabalanım eylemini gerektirmektedir. üstünkörü entelektüel faaliyetten, yahutta böbür böbür böbürlenilip durulan, hemen anlaşılmaz kalıplarla hemhal olunan cümlelerin ortaya serildiği bir vesikanın anlattıklarından daha gerçekçi olan şeyler bu devranda aramızda dolaşmaktadır görüyor musunuz? farkına erme zahmetine girişebiliyor musunuz?

bahisler ortaya serildikçe, mevzuların derinleştirilmeksizin, dönüştürülmeksizin her ne oluyorsa oluyor her defasında daha fenası başa getiriliyor olsa da pek de duyumsanmaması, önemsenmemesi hep ve istisnasız tekrarlanıp durulanların dahilindeki bit yeniklerini keşfedebilmek için daha nelerin başa gelmesi lazım gelmektedir? en önemlisi böylesi bir lüksümüz kalmış mıdır? ulaştığımız güncelliğin içerisinde tam da gündem olarak resmedilenlerin kıyısında köşesinde olup bitenler, bir avazda unutulacaklar kervanına eklentilenmeye çalışılanlara sadece dikkat! göz ucuyla baktığınızda bile nelerin tersi istikametinde yolların şekillendirildiğini, hepimizin o dar alanlara yönlendirildiğini anlamlandırmaktayken üstelik. bu satırlar dahilinde okuduklarınız, daha önce görüp geçirdikleriniz ile benzeş, tanıdık öğeler ihtiva edebilir. böyledir. bir yahutta daha fazla tekrarla duyumsatmaya çalıştıklarımız ortak yazgımız olarak sunumlandırılanların hepimizin geleceğinden, rotasında çalınan birer umut kıvılcımı olduğunun bilinmesine yöneliktir. öz kaybettirilip, sorgu ötelenip, hemen her şey unutturulmaya bağışıklık kazandırıldıktan sonra roboski kıyamı yakın geçmişte yapılan bir hata, kışlalarda yaşanan ölümler münferit olarak kodlanan birer intihar teşebbüsü, sokak, yaşadığımız mahalle ve yerleşkelerde yaşanan linç, işaretleme, hedef göstermelerin yekünü alışılageldik tabirle milli birlik ve beraberliğimizin birer tezahürü, uyaranı olarak değerlendirilmeye devam edilecektir.

bu meşhur edilmiş, sakız bellenmiş beraberlik savlayışı içerisinde nasıl saplantılı ayrıştırmaların diri tutulduğu görmezden gelinmeye devam edilirken bir yanda da barış temennilerinin şimdilik şşş fazla ses etmeyin sabote edilmesinlerle hemhal edilip durulduğu bir kara mizah sahnesi bu güncelliği donatır. ayrışmazı olur. esas ortalıkta kalıtlığını korumaktayken, gerçek bir yerlerden kendini göstermekteyken tutsak edilmiş insanların yanında aklın da rehin alınıp derdest edilmesine çabalanıldığı bir ülke artık hayal mahsülü değil tamamen gerçeğe evrilmektedir. kadın haklarının savunulduğu bir haftada, emekçi kadınların direnişlerinde bir başlarına konulmasından tutunuz, yürüyüş için toplandıkları kadıköy semalarında futbol izleyicisi olduğunu sanan gelgelelim politik egemen dilin ayrıştırıcı mevhumun tasdikcisi olmaktan kıvanç duyan bu vatanı böldürmeyecek erkeklerce! dövme sövme o yetmez hiddetin bir başka yüzü olarak linç etme gayretkeşliğine uzanan bir kastediş silsilesinin sahnelenmesidir gerçeğe evrilen. yahutta bir kaç gün önce sirkeci polis merkezinde cereyan eden saçlarını, başlarını yolup itip kakıp derdest edip ve yine bilindik hakaretlerle kadınların şikayetlerini duymak yerine nasıl biçimlendirilmiş, sinik bir biçimde paylaşılan işte "anarşıklar" yollu gösterilegelen haberlere malzeme edilen insanlara karşı gösterilen tahammülsüzliğin farkındalılığınadır bu gerçeklik bahsinde işaret etmek istediğimiz.

görülmesi gerekenlerin ve işitilmesi öncelikli olanların değil; iktidarın yönlendirdiği, müsammaha gösterdiklerinden gayrısının bilinmediği bir menzil bütünün yarım yamalak, eğri büğrü kılındığı bir demokrasi algısının daha uzunca bir süre bayağı kötürüm kalacağını belirginleştirmektedir. adalet tecellisinin uzun zamandır yaralandığı kan kaybetmeye devam ettiği bir ülkede istisnasız hepimizin davalarının neticesiz konulacağının bilindikliğinin ilanıdır. tebliğidir. yaşatılanlara dair kelamlar öylesine çok ve meram yazılmaya devam edilirken olan bitenler o kadar fazlaca ki, sadece sanal agora içerisinden derlenenlere göz attığınızda, bağlantıda olduğunuz, takip ettiğiniz sitelerde gördükleriniz bile bizim bu kadar kıt alanda denkeleme konusunda uğraştıklarımızdan daha hakkaniyetli bir ezcümleyi tanımlandıracaktır. şimdi yaşadığımız ülkenin kimliklerimizden azade, erkek, kadın veya lgbtt veya hiçbiri yahutta hepsi o, bu ve şu, türk, kürt, rum, ermeni, alevi, süryani, asuri, laz, çerkez, arap vd. inançlısı veya atesiti ile beraber bu menzilden yansımakta olanın hak etmediğimiz olduğuna dair kafa yorabilecek miyiz?

iktidarın, erkin ortalığı zapturapt altında tutma hevesinin, zincirlerinden azad kılınmış olan nefret ekiciliğin, kırmızı çizgiler edebiyatının, şu yaşamakta olduğumuz kara parçasını bildiğiniz adıyla sanıyla bir kara delik haline dönüştürdüğünün idrakına daha var mıdır? bu ülke dönüştürüle dönüştürüle kocmaman bir tımarhane haline dönüştürülmekteyken o platonun barındırdığı kara delik her birimizin çağrılarını yutup iç edeceğini, silineceğimizi unutmadan ses etmek ne zaman!. anı kayıt altına alanın merceğinden hayatlarımıza görmemiz, duymamız, bilmemiz gerekli olanları yekten sunumlandıran, olup bitenlerin ehvenden şerre seyyahlığını enikonu anlamlandıran bir 'tecrübe' hasıl olur. tarihin tekerrür edişinin ve her defasındaki muntazaman dakikliğini ortaya seren, gösteregelen bir tecrübe sürecine tanık olunur. ulaştığımız gayret ede ede vardığımızdan kıvançlanılan modern zamanlar denilen güncellikte, onun dahilinden hepimiz için önem arz edecek karşılaşmaların seslendirilmesine şahit olunmaktadır. mercek ne yana dönerse bir türlü görmeyip hep fırsatımız olmadığından hatırlamadıklarımız teker teker bir mizansen kurgusundan uzak, kurmcadan azade tam bir sunumu gerçekleştirir.

handiyse bile isteye manipüle edilen dilin, kelamın, yaşamın ve daha fazlasının enikonu hayatlarımızın ne hallere terk-i diyar edildiğini özetleyecektir. belki değil çoğunlukla engel veya mani olmalara korunaksız terk edilse de bir kez farkına varıldı mı peşisıra gidilecek-aranıp bulunacak hakkaniyetin tüm teferruatlardan arındırılmış özü kendisini sunacaktır. sunar. tecrübe ettirilenlerin hangi saiklerle örüldüğü, biçimlendirildiği çoğunlukla dikkate değer bulunmazken o sırada başa getirilenlerin, hangi şartlanmışlıkları ihtiva ettiğini çözümlemek, bu deney sahasındaki bireyler olarak kodlanan, anılan bizlerin takdirindedir. doğrunun tekten ibaret olmadığı artık belirginken, aleniyken kesin yargıların, değerlerimiz, ölçütlerimiz şimdi bunlardır diyerek sunulan çözümlemelerin, kollanıp, kol kanat gerilen saçmaların bir dolu tehditin, fiştekleyici nutkun bir telaşede hep birlikte sundukları tecrübe etmekte olduğumuz bu hengame düzenini-kaotizm yapısını daha manidar bir biçimde özetleyecek dellileri önümüze serecektir. ne ki çabalanmaktan gram imtina edilmesin. korkunun temelleri giderek sağlamlaştırılırken, keder ve yıkım hep bir yazgı olarak sunulup paylaşıldı. halen de bu doğrultuda doludizgin yayın' sürdürülüyor.

gerçeğin tam da önüne kurulan setlerin sorgulanabilirliğine müdahale edebilmek için böylesi bir tercihin halen makbül bellenmesi, el altında tutulması ve önemsenmesi iktidar aygıtının, tüm mekanizmasının sabit fikirliliğini eksik gedik olmaksızın yinelemektedir. o mekanizmanın sınırlarında tecrübeyi sınanışlardan ibaret hemen her şeye sessizliği zorunlu kılan, bir dayatım haline evrilmesi görülebilecektir. zaman akışı dediğimiz bunca hızla ilerletilirken, yahutta biz öylesine kaptırıp gitmişken bu tükeniş hızına üzeri toz kaplanmış algıların halen geçer akçe olarak değerlendirildiği, çözümleme diye sunulduğu, ilaç diye reçete edildiği gösteregelendir. korku mübalağasız kafaya kakıldıkça sorgu önemini yitirmektedir intibası sürekli tekrar edilip durulur. sorguların çizgi dışılığı, aşırlık olarak değerlendirilmesi fazla ses çıkartmayın, aman konuşmayın, hiç ama hiç elleşmeyin, yolumuza mani olmayın boylamlarında envai çeşit uyaranlarla sürdürülen her ne oluyorsa kötü / fena o araya denk getirilirken suskunlaşmak tek kurtuluş, kazasız belasız yaşam formülü olarak naklen duyumsatılır.

bizim yerimize düşünen taşınan, kararlar alıp uygulayan sonrasında vazcayan, karar hükmünde kararnamelerin olapan prosedürün gereği olarak değerlendirildiği, maksat iş yapıoruz kardeşim vurgu ve çalımının yinelendiği, gerçeğin peşinden gidiyoruz elbette bulacağız tüm soruların yanıtlarını diye kurulan uzun kelimelerle donatılmış komisyonların toparlanıp, çay kahve içip bolcana geyik çevirip neticesiz ve sonuçsuzluğun, malumun ilamının resmi geçidine kadar bu reçetelenenleri görebilmek söz konusudur. ağzımızın payı, halkımızın layığı diye hepimize pay diye takdim edilir. ulaşılan menzil topyekün adıyla, sanıyla bir fecaatken, başlı başına öyleyken halen bunun sineye çekilebilir şeyler olduğunun vurgusu eğriliği netleştirerek sorgunun neden lazım geldiğini hatra düşürecektir. anlamlandırmaya çabalandıklarımızı aracısızca özetleyecektir. günün getirdiklerinde olumlanabilir tüm yansı, unsur ve hareketlerin daha temelleri atılırken saf dışına iteklenmesinin farkına erildikten sonrasına dairdir sözlenişimiz. umutsuzluk nam edim öylesine kolayca bünyeye sirayet ettiriliyor ki bünyeye her ne yapılırsa müdahil, muhalif olarak kalabilmek, onu sahiplenmek belirli başlı kriterlere göre değil vicdana göre şekillendirilebileceğini hatırlanası bir odağa kaçıp göçmeden, vazcaymadan yerleştirmektedir.

içinde kalakaldığımız gündem heyhulasında önemsiz olarak atfedilenlerin yekten tek bir karede sunduklarının, gözden akıldan uzak tutulanların hepimizin asıl sorunları olduğunu vurgulamaktadır. yanlışı daha yanlış ile onarmaya girişerek!, evirip çevirerek, topu boşa çevirerek ulaşılan sıfır tolerans menzil tecrübe ettirildiğimiz bu hayat döngüsünün nasıl bile isteye düşünmektense sorumluluklardan feragat etmeyi vaaz ettiğini canlandıracaktır, farkına vardıracaktır. biteviye dört nala süreğenleştirilen tahakküm kendi lehçesini, tavrını ve iktidarını kotarırken bunu hemen hiç çekincesizce hala dayatırken ortaya çıkan resim bütün sathın tecrübe dediklerimizin aslen ne olduğunu belirgin kılmaya muktedir olacaktır. teferruatlardan arındıracaktır. hak ve hukuğun gak ve guguk haline dönüşümü, her fenayı tecrit ve operasyon dahilinde olan bitenlerin, durmadan yaftalananların birlik ve beraberliğimize kasteden nifak tohumları olduğunun yinelendiği bildik teranelerin, özgürlük nam edimin kuşa döndürülüp artık aleni bir biçimde var / yok arasına sıkıştırılmasını muktedirin hegemonyasının tamamiyle insana özgü edimleri lağvetmek üzerinden yol aldırıldığını netleştirmektedir.

özgürlük mevhumu, düşünsel randıman, geniş açı ile farklı perspektiflerin buluşması, çoğul katmanlarla medeniyetler beşiğinde! yeni söylemler yakalayabilmenin önemsiz ve gereksiz çabalanımlar halinin ortaya serimlendiği giderek çölleşen bir 'vatan' tahsis olunur. günyüzüne çıkartılır. vurgulananlar sadece düne dair, yahut ana dair bir çıkarsayış, kurtuluş meselesi ya da sıra savma teşebbüsü değildir. ulaştığımız noktada pınar selek ile roboski kıyamının, davutpaşa işçileri ile hey tekstil direnişini kotaran işçilerin, kışlada nedense 'muvazzaf' askerlik sürelerinin nihayetlenmesine yakın intihar eden askerler ile yerlerinden yurtlarında hayatta, ayakta kalma mücadelelerinde ket vurulup sesleri solukları her dem kesilmeye çalışılan lgbtt bireylerinin başlarına getirilenler veya topyekün kentsel dönüşüm, rantsal bölüşüm davasına kurban eylenen yersiz, yurtsuz konulanlar beraber yan yanadır. öteki denilenlerin bir aradalığınadır vurgu. bir farkındalılık sağlanacaksa bu birbirinden ayrısız gayrısız bir biçimde birbirinden haberdar olmayan on binlerin, yüz binlerin birbirlerinin seslerini işitmesinden geçmektedir. ses yaygınlaştırıldıkça muktedirin kakofonisini alaşağı edebilmek için bir umudumuz olacaktır. bir umudumuzun varlığı hatırlanacaktır. zamanın ruhundan kopup gelen...

>>>>>Bildirgeç
Ölen Yattığı Yerden Katil Gizlendiği Delikten Belli - Gözde BEDELOĞLU - Birgün*

Bundan 3 ay önce, Meclis Uludere İnceleme Alt Komisyonu’nun Roboski katliamıyla ilgili incelemelerini tamamlayıp rapor yazım aşamasına gelmesiyle, Roboski'de yakınları öldürülen aileler Meclis'e giderek siyasi parti gruplarını ziyaret etmişti. AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, saldırıdan Başbakan'ı sorumlu tutan aileleri bir güzel azarlayıp, ülkeyi yöneten partisinin sorumluluğunu hararetle üzerinden silkeleyivermişti. Öyle ya, sümme hâşâ bir şey söylenemez, hesap sorulamazdı ne Başbakan'dan ne partisinden ne de vekilinden. Analar ağlamasın, diyen Erdoğan'ın, katliam sonrasında kendisi yerine eşi Emine Hanım'ı Roboski'ye göndermesiyle yakalamaya çalıştığı 'ılımlı' hava, Ünal'ın 'siz kendinizi ne sanıyorsunuz' tavrının desteğiyle esmeden kayboldu. Saldırıda oğlunu yitiren Hediye Öncü, Emine Erdoğan'ın Roboski ziyaretinde kendisine verdiği beyaz yazmayı, "Bunu kendisine verin" diyerek iade etti.
                                                                 
Bu tutması zor, taşıması ağır mendil Emine Hanım'a ulaştı mı bilinmez ama; Başbakan Erdoğan'ın önce ağlamasınlar, dediği, sonra da barış sürecinde başrol verdiği anaların kucağına, acılarını katlayacak bir rapor bıraktı partisi AKP. Katliamın üzerinden geçen 15 aya rağmen açılan soruşturmada bir ilerleme kaydedilmediği gibi, Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan Uludere İnceleme Alt Komisyonu'ndan da katliamı aydınlatacağı yerde karanlıkta bırakmak isteyen bir rapor çıktı. TSK uçaklarından atılan bombalarla paramparça edilmiş 34 yurttaşın ölümünden sorumlu kişileri ortaya çıkaracakken, AKP'nin oylarıyla kabul edilen rapor, 'bizim çocuklar yapmış yine bir hata' genişliğindeki klasik devlet utanmazlığının üç maymun hikâyesiyle dolu.

Katliamın asker-sivil arasındaki koordinasyonsuzluktan doğan bir kaza olduğu üzerinde durulan raporda, sorumluluğu ve hatası bulunan tek bir kişi bile işaret edilmiyor. Ortada kimden emir aldığı belli olmayan bombacı uçaklar var. Memleketin sahibi olduğunu ilan eden her düzen aşığı gibi görülüyor ki, AKP de kendi ordusuna kavuştuğundan beri, devlet asker elele karanlığa doğru maraton koşusu devam ediyor. İnsan Hakları Komisyonu'ndan insan yerine devlet hakkını gözeten bir sonuç çıkaran vekillerin de ileri demokrasinin birer neferi olarak pazarlanması baştan ayağa riya kokuyor. Heron görüntülerini değerlendiren, hedefi belirleyen, istihbaratın kaynağı, vur emrini veren... kim, kimler? Rapora göre yoklar. Devletin kendi yurttaşlarını savaş uçaklarıyla bombalayıp öldürmesini araştıran komisyondan çıkan raporda ne Genelkurmay Başkanı ne de Hava Kuvvetleri Komutanı'nın adı geçiyor! Ölenin yeri yattığı topraktan, katilin yeri gizlendiği delikten belli...
                                                                   
AKP oylarıyla kabul edilen raporda sorumlu yok, suçlu yok, hata yok, özür yok, hele insan hiç yok! Sonuç gösteriyor ki, komisyon 15 ay boyunca iktidarı ve askeri bu işten nasıl sıyıracağını hesap etmekle uğraşmış. Devleti insanın üzerinde gören anlayış, düzenlediği bir 'kanlı elleri yıkama operasyonu'yla daha olaydan 'lekesiz' kurtulma telaşında. Demokrasiyi, insan hakkını, adaleti ara ki bulasın! Çoğu çocuk 34 kişi, TSK'ya ait savaş uçaklarından atılan bombalarla öldürüldü. Tek bir sorumluyu bile işaret etmeyen bu rapor, katilleri saklayıp katliamı meşrulaştırma gayretinde. O uçaklar yanlışlıkla havalanıp yanlışlıkla bombalarını düşürmediğine göre ortada kasıt yok demek, devletin kendini aklama çabasından başka bir şey değil. Sormazlar mı şimdi; üzerinde kanını taşıdığın insana nasıl uzatacaksın barış elini, diye. Tabii, kedidir kedi...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Dillendirmek meramı zorlaşırken, sözcükleri laletayin bir iliştirmeden azade hasılı kelam söz haline dönüştürmek, derdin görünür ve bilinirliği üzerinde kalem oynatmak tek başına giderek zorlaşıyor. Bu aralıkta kelam dönüştürülürken anlamların peşinde günün okumalarına ulaşmak için yazılar yardımımıza koşuyor. Gözde BEDELOĞLU'nun Ölen Yattığı Yerden Katil Gizlendiği Delikten Belli başlıklı yazısı bu minvalde değerlendirilebilecek, bir kaç tümceyle sınırlandırmak zorunda olduklarımızdan daha detaylısına ulaşabilmek için önemli bir meramı meydana çıkartıyor. Yazarın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.


...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Uludere'yi Unutma! - Emrah DÖNMEZ - Youtube
Roboskî'de Barış İçin Aktivite
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Zeka Değil Demokrasi Özrü! - Kejê BÊMAL - Evrensel
Referandum Strikes Back? - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
2009-2013 Çözüm Sürecinde Üç Dönemeç - İrfan AKTAN - Bianet
Ölen Yattığı Yerden Katil Gizlendiği Delikten Belli - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Roboskî’nin Üstü Örtülemez - Muzaffer AYATA - Özgür Gündem
AKP’lilerin Roboski Raporuna Tepki Sürüyor - Muhalefet
Uludere Raporu Kabul Edildi: 34 Kişinin Öldürülmesinde Kasıt Yok! - Hülya KARABAĞLI - T24
Kürkçü: Uludere'nin Sorumlusu Rapor Taslağında Yok - Ekin KARACA - Bianet
Uludere'ye Karartma: AKP, Taslak Raporu Komisyon Üyelerine Bile Vermeyecek - Ayşe SAYIN - Başka
Olay Roboski'de Geçiyor - İlhan CİHANER - soL
Bir Resmi Görüşümüz Daha Mı Oluyor Acaba? - Yetvart DANZİKYAN - Radikal.com.tr
Kürtlerin Mücadelesine Yanlış Yaklaşım ve Lobiler Gerçeği - Mustafa KARASU - Yeni Özgür Politika
Devlet’e Rağmen Devlet’le Yüz-Yüze Bir Müzakere - Selah KEMALOĞLU - Rojeva Kurdistan
Egemen'siniz Gerçekten - Kemal BOZKURT - KB' Radikal Blog
Turkey Renews Focus On Ending Its Long Conflict With Kurds - Tim ARANGO - NY Times
Çözüm İçin Herkes Konuşsun, Devrimciler Sussun Mu? - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
Barışa Evet Sivil Diktatörlüğe Hayır - Alper TAŞ - ÖDP.org.tr
Mikail Aslan: Barış İnsanları Cezbediyor - Evrensel
Polaris Sevag Enk! Em Tev Sevag’ın! Hepimiz Sevag’ız! - Melis TANTAN - Sendika.org
Er Sevag Balıkçı'nın Annesinden Mektup Var - Ani BALIKÇI - Evrensel
‘Oğlumu Askerde Öldürdüler, Bir Tabutu Bile Çok Gördüler’ - Doğu EROĞLU - Asker Hakları
Büyüttüm Besledim Asker Eyledim - Ali Duran TOPUZ - Utay
Kısır Bir Döngüye Mahkûm Edilenler: Vicdani Retçiler - Sultan ARINIR - Kültür Mafyası
Seyda Selek: Sonunda Biz Kazanacağız, Çünkü Haklıyız - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Bir, İki, Üç Yetmez. Dört, Beş, Altı Olsun... - Ahmet KILCI - Marksist.org
Yargı Paketi Çözümü Güçlendirmekten Uzak - Sultan ÖZER - Evrensel
Sarkozy-İNŞ Kafası Yürürlükte: Kitleler İçin Demokratik Gaz Bombaları - Serra TORUN - Bir + Bir
Ev, Evli, Evcil - Melike UZUN - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Maşide Ocak Röportajı - Doğu EROĞLU - Türkiye'den Şiddet Hikayeleri
Tanıklar: Polis, Öner'e Çarpıp Sürükledi - İdris EMEN - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
Barış İçin Kadın Girişimi: Kadınsız Barış Olmaz - Başka Haber
'Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz' - ETHA
Kadınlar Karl Marx’a Ne Borçludur? - Clara ZETKIN - Haber Fabrikası
Kadınlar, Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğü’nü İşgal Etti: Karakolda Kadınlar Polis Saldırısına Uğradı - Sendika.org
Kadınlar Sirkeci Karakolu Önündeydi: "Polislerin Bu Gözü Dönmüş Kadın Düşmanlığının Sebebi AKP’dir" - Halkevleri
Kadın Süründürme Evi - Tuğba TEKEREK - Taraf - DYH
Türkiye'de Kadın Olmak - Zülâl KALKANDELEN - Cumhuriyet Pazar Dergi
Dördüncü Tür: Kadın - Şizokrat - Aşağıdan
Direnişin Yeri: Kadın Bedeni  - Ali Murat IRAT - Birgün
Bir Gömlek Fiyatına Çalışan Kadınların Direnişi - Meydan Gazetesi
Bir 8 Mart Hikayesi: Bir Pariya'nın Yaşamı - Taner ADAY - Muhalefet
Soluk Borumuz Vakad'a Kapatma Davası - Zozan ÖZGÖKÇE - Demokrat Haber
Namusname - Erdoğan ZAMUR - Rojeva Kurdistan
“K” 1 Mart’ta Yayınlandı - Yasemin KENNEDIE - Madam Brownie
'Ateist Süt Anne Olur Mu?' - Akşam
Handan Koç’la “Muhafazakârlığa Karşı Feminizm”: Düşmanı Tanımak Önemlidir - Ayşegül OĞUZ - Merve EROL - Bir + Bir
Kars'ta Öğrencilere Saldırı - Yüksekova Haber
Kars'ta Gözaltında Cinsel Taciz: Üniversite Öğrencisi Kamera Bulunan Odada Çırılçıplak Soyuldu - Başka Haber
Medyanın Bakan Yağlama Operasyonu Yalan Çıktı! - Muhalefet
Prof. Ayşe Buğra: Anadolu'da Gülen Cemaati Tedirginliği Var - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Azınlıklar ve Mezarlığın Üzerindeki Okul - Meltem ORAL - Özgür Gündem
Tüm Telefonları Dinlemek Bir F-16'dan Ucuz! - PINAR ÖĞÜNÇ - Radikal.com.tr
5 Mahkum Göz Göre Göre Yanmış - Yurt
Nihayet: Devrimci Bir Çıkış İçin Somut Bir Öneri? - Servet MESKENOĞLU - Haber Fabrikası
Erdoğan İşçilere Sesleniyor - Anadolu Ajansı - Kaynakça Yetvart DANZİKYAN
"Demokratik ve Hukuki Haklarımızı Sonuna Kadar Kullanacağız" - İMC Çalışanları
TGS: IMC Emekçilerinin Yanındayız - Evrensel
Sansürlenen Hasan Cemal Olan Bitene Ne Dedi? - Gazeteciler.com
Merhaba Terörist Arkadaşlar! - İnsan Haber
Cumhuriyet, Mustafa Sönmez’in Değişim Önerisine İşten Çıkarmayla Yanıt Verdi - Sendika.org
Bakan Asgari Ücretlileri Kızdıracak - İnternet Haber
Devlet(in) Tiyatrosu: Kapatmak ve Ötesi - Emrah ASLAN - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Düğümlere Üfleyen Kadınlar,Arap Bahar'ı ve Türkiye - Mütecessis Seyyah - MS' Blog
Washington's Misplaced Support For Turkey's Erdogan - Luke MONTGOMERY - Washington Times Communities
Resource: "The Children’s Chances Website Allows You To View Maps Of Key Policies For Children’s Healthy Development" - Children's Chances
Hatay'ın Tamamını Fişlemişler - soL
Vatandaş Türkçe Konuşmuyor! - Roni MARGULIES - Marksist.org
Devlet Bizi Ne Yerine Koyuyor? - İşçi Mücadele Derneği
Samatya Olaylarının Zanlısı Ermeni Çıktı Diye Tüm Kabus Bitti Mi? - Erdal DOĞAN - Demokrat Haber
Soykırımın Ekonomi Politiği - Ragıp ZARAKOLU - Evrensel / Azad Alik
Mari Hovhannisyan’ın “Geçmiş ve Geleceğin Çatışması, Ermeni Soykırımı’nın Toplumsal Hafızası ve Türk İnkârcılığı” Kitabı Hakkında - Tehmine MARTOYAN - Aykırı Doğrular
Ermeni Edebiyatından Bir Yazar Adı Söyleyebilir Miyiz? - Emel GÜLCAN - BiaMag
Kült Neşriyat: Ontoloji Öldürmez, Sakat Bırakır - Barış YARSEL - Futuristika
Şifrepunk (Cypherpunk): “Çağımızın El Kitabı” Adayım - Ahmet A. SABANCI - Aşağıdan
Metin YEĞİN: Chavez Devrimin Babası Değil, Oğludur - Ali TOPUZ - Rusya'nın Sesi
Hugo Chavez: Bir Siyasetçiden Ötesi... - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Chavez’in Ölümü Ezilenlere Büyük Darbe - George GALLOWAY - Gerçeğin Günlüğü
Venezuela’yı Dünyaya Mal Etti - ANF
Tariq Ali: Hugo Chávez And Me - The Guardian
Sean Penn: The Truth About Chavez and Castro via Video Nation
Hugo Chávez Kept His Promise To The People of Venezuela - Oscar Guardiola-RIVERA - The Guardian
‘Chávez Hasta Siempre’ - Geoffrey HAWTHORN via LRB Blog
Bir Belgesel: Devrim Televizyondan Yayımlanmayacak - Sendika.org
Venezuela Devrimi ve İktidar Sorunu - Sinan KARASU - Militan.net
Kahrolsun Sabotörler - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Gururlu Fakir - Kemal BOZKURT - KB' Radikal Blog
İznim Bitti Yeniden Merhaba! - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Hayde Kızlar Deyelum Lafun Aykirisini: “Enni Vorsi Maktoba Na Var On Maktoba On”* - Meydan Gazetesi
…sanki güzelim bir gül. - Yazgı R. - proscenium arch


Bering Strait Official via Facebook
Bering Strait 10 Favourites - Sebastian HINZ - HHV
Bering Strait Mix For NCHTSCHD Radio Show via Urgent.FM
ASC / Auxiliary Official
Sam KDC Official via Facebook
Method One Official via Facebook
Auxcast Vol. One Stream via Auxiliary' Official.FM Page
Tineidae Official via Facebook
Tineidae Informative via Tympanik Audio
Tineidae - Random Signal Analysis Album Review By Bruce via Idie:Youdie
Thelem Artist Page via Soundcloud
Thelem / Q & A via Shadow Forces
Thelem - Harmonic Fractals Official Download
Perverse Official via Facebook
Perverse Interview via Dubsilo
Perverse - New Moon Podcast Vol. 4 Official Download via Soundcloud
Gantz Official via Facebook
Gantz Artist Page via Soundcloud
Gantz - Sub.Mingling & Podcast via Sub.Mission


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromos Please SendMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
austerity vs prosperity via propaganda times' flickr page

>>>>>Poemé
Kimlik - Özlem Tezcan DERTSİZ

uzak bir savaştan aldığım
derin gül yarası
kadın olduğum için mi?

elleri çamura bulanmış kentlerin
saçıma sürdüğü kış,
buğulu camlardaki çocuk yüzlerin

seviştikçe azaldığım,
sesinden çaldığım yaz
radyo dinleyen akşamları
yatağıma aldığım

yaşlı bir haritada
ikiye bölünürse nehir
hangi ozan
depremi önceden sezinleyebilir

gerildi yay, salındı söz
kimlikleriniz


sevdiğim dizelerin cinsiyeti: insan...

kaynakça: şiir.gen.tr