Sunday, April 28, 2013

Deuss Ex Machina # 447 - discovered silence


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_447_--_discovered silence

22 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. aAirial - Afternoon Mood (Kahvi Collective)
2. aAirial - On The Eve Of summer (Kahvi Collective)
3. Brian Eno - Lux (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
4. Grizzly Bear - Sleeping Ute (Nicolas Jaar Remix) (Warp Records)
5. James Blake  - Overgrown (Atlas Recordings)
6. James Blake - I Am Sold (Atlas Recordings)
7. S O H N - The Prestige (Aesop Label)
8. S O H N - Red Lines (Aesop Label)
9. Davwuh - Broken Home (Self Released)
10. Davwuh - Spaceape (Self Released)
11. Rameses B - Safe Haven (Self Released)
12. Rameses B - Meaning Of Life (Self Released)

discovered silence
(447)
bir görüntü zamanın akışından sıyrılıp, bir görüntü bütün lafazanlıklardan kurtulup, bir görüntü bütün aşina, karşı koyuşlardan azade bir biçimde olması gerekeni layığıyla anlatmaya, seslendirmeye devam ediyor! tüm o klişelerden azade, klişe diye bilinenlerden ötede kendi kelamını kotarmaya ve halen konuşmaya devam ediyor. muhteviyatını oluşturanın değinmeye gayret ettiklerini hemen hemen kuma gömmekten gayrı  bir teşebbüste bulunmayı zul adledenlere karşı yeniden kendini konumlandırıyor. bütün bu heyhulanın içerisinde lazımgelenin, bilinmesi elzem olanın neresinde durduğumuz, ne kadar uzağında kaldığımızı eksiksiz bir biçimde şimdimize taşıyor. şimdiki zamanda da hatırlatıyor. hatırlamaların sürekliliğine vurgusunu gerçekleştiriyor. gerçeğe eviriyor. yıllar yılıdır süregidenin, alışıldık, tanıdık tavırların nelere yol verdiğinin veya sınırlandırdığının belirginleştirildiği bir mesel ortaya çıkıyor. bir görüntü zamanın tozundan tüm payına düşeni alırken, yüklendikleriyle kendini işittirmeye baktırmaya devam ediyor. bir görüntü biliyoruz ne naneleri karıştırdığınız, yapmışsınızdır muhakkak bir hinlikler bir cinlikler düzeyinde hatboyunu takip eden yeknesak makam düşüncelerin, tahakkümü bugün de böyle kurduk yarına allah kerim diye sürdüregeldikleri mız mız mızıkçılıkların neden kaynaklandığını, nasıl ortaya çıktığını açıklamaya ve anlamlandırmaya devam ediyor.

bir görüntü sadece düne dair değil, dünde kalmışın değil bugün de gerçekliğini korumayı sürdürenin, bahis olunanın nasıl yönlendirildiğini faş etmeyi sürdürüyor. süreklilik dahilinde birbirine bağlantılı, kendini gösteren, hatırlatan bir mesel olarak görüntü, bir ana hapsedilen tek bir kare bir çok şeyin nasıl ve hangi şartlarda konumlandırıldığının, dönüştürüldüğünün de idrakına ulaştırıyor. görmek isteyenleri bütün ama ve fakat ve yalnız, şöyle ki diye uzayıp giden bir kulp takma hamlesinden men ettirecek kadar kesin, yalın ve doğrudan bir çözümlemeyi beraberinde getiriyor. önümüze seriyor. bakmaktan kaçınmayanlara. bakabilmeyi başarmak için yılmayacaklara, takılıp tökezlemeyeceklere vaadini sunuyor. sadece gerçeğin sade ve sadece hakikatin bir karesi, bir anlık görünebilen yüzü ile başbaşa bırakıyor. çoğu zaman sınırlandırılmışlık, çıkarlar, al takkeler ver külahlar çevresinde koşullandırılmış duruşların, tepkimelerin gösterilegeldiği bundan gayrısının akla dahi düşürülmediği bir yerde insana dair olanın, insani sorumluluğun her ne olması gerektiğini de layığıyla hatra düşürendir. ona öyle, buna böyle. şuna şöyle berikine tam tersi. ikilemlerden ikilem beğenilen, toparlamaktan çok daha fazla dağıtmayı amaç edinen bir yer ve yurt sahnesinde bazen umulmadığı tam vaktinde denk getirendir.

kimseciklere bağımlı bağlantılı olmadan kimselere ayak bağı ve yük olmadan bir şeylere erebilmek için bazen yalnız yola çıkmanın gerekliliğini duyumsatandır. kocaman kitleler arasında halen neden yalnız olduğumuzu idrak ettirendir bir ihtimal. kocaman bir şehirde nüfusuna zerk edilmiş olan bağışıklık formülleriyle hemhal ola ola nasır tutmaktan kaçınmayanların vicdanlarına seslenebilmek için bir vesiledir bir görüntü. bazen bir kere görünen bazen ömür boyu yüklenilen zihne bayağı kazınan bir toparlayıcı. mesel ortalık yerde olanı idrak edebilmek. mesel bunca yıl geçtikten sonra, bunca zaman heder edildikten sonra biz neresindeyiz bu akışın, zamanın diye düşünebilmekte. her, göz atılanın farkına varılanın tam da o sınırlandırılmış mevhumun, baskıcı tahakkümün, boyuna dillendirilip duran yüzleşmelerin, radikal jestlerin, paylaşıyoruz seslendirmelerinin, bir imza da sen at sonra goy goy goy bahsinin nasıl da bir kolaycılıktan ibaret olduğunu hatırlatmaktadır. senenin üç yüz altmış dört günü altı saatine saklanan, görünmeyen ve bilinmeyenleri bir tam günde ortalığa serebilmek anlamlandırabilmek kolaycı ya da basit bir yöntem değildir. bu isterseniz medz yeghern olsun isterseniz kendi çocuklarına kıymayı matah bir şey olarak bilenlerin hiddetlerinde beton millet sakarya nutuklarını saklamadıkları yirmi üç nisanların tam vaktinde denk gelen küçük gözlerin, ortalıkta ne oldu bizim akibetimiz sorusu denk getirilebilir.

pek bir ihtimal şimdi sürecin güzelliklerinden dem vurulurken epey hallice bir kesmin çoktandır unuttuğunu bilahare deklere ettiği, sıkılmadan çoktan unutuş tarlasına terk ettikleri roboski kıyımının kaybettirdiği otuz dört candan dem vurulabilir haddizatında. nasıl kolayca ölümün bu kadar kolay kanıksanabildiği bahsinden yola çıkılabilir. her defasında kasedi başa sarıp yinelemekte fayda olan şeyin yaşatılan acıların süreklileştirilmesidir. süreklileştirildikçe dokunulmayan, ilişilmeyen, kurcalanmayan bir yapıya entegre edilmesidir. ihtimali ya da çetrefilli bir rastlantısallıkla değil basbayağı hedef gözetilerek silsile halinde bu ülkede yaşam iradesine karşı tehditin, kastedişin ve zapturaptın hemen hiç tükenmediğini ortaya sermektedir iş bu görüntüden epey sonra hatra bakiye. yaşıyoruz vesselam. günler ve saatler ve yıllar geçiyor. gördüğümüzde mıhlandığımız zihnimizi kurcalayan çokça düşündüren şeylere karşı bırakın argüman geliştirmeyi papağan gibi aynı şeylerden dem vurmayı, ket koymayı, engel çıkartmayı hala matah sayanların vardır / yoktur mücadelelerinde yine yeniden başlangıç çizgilerini arşınılıyoruz hep beraber. sıkılmak bir yana endişe etmek bir yana, düşünmek bu kadar sığlığı bir yana her defasında tongaya düşmelerin, mücadele yerine bayağı sineye çekmelerin, ses etmemelerin taşıdığı yer bu izbelik ve kör kuyulardan daha ötesi olmayacaktır bahsini idrak edebiliyor musunuz şimdilerde.

yaşadığımız şeyleri birbirimizin ırkı, kimliği cinsiyeti veyahutta bulunduğu yaşadığı yere göre şekillendirmeye alışkanlık, kuralları hiçe sayıp basbayağı saçmalıklardan mürekkep bir biliyoruz biz bütün sebepleri ahkamlarının basbayağı bir akıl tutulması olduğuna uyanmak ne zaman söz konusu edilebilecektir. arafta kala kala, tutula tutula, engellerle, engebeli, korunaklı, daima sınırlandırılmış hep bir gözetilmiş, durmaksızın şüpheye düşülmüş bir ülkede yaşayabilmek her gün yinelenen bir sınavdan öteye taşınabilecek midir? medz yeghern'i haberdar eden 'adana' katliamlarının, koca bir seneyi kurban edilecek insan yekününe her günü ayrı bir cefaya dönüştüren, acıyla bir arada yaşamayı güne, soykırım diye bir sözcüğü lügata dahil ettiren bir devamlılık, sistemli bir yapı haline dönüştüren bu ülkede sınamaları aşabilecek miyiz? kaldı ki sadece 1915-1923 tarihleri arasında uygulamaya konulan hristiyan olan nüfusun topyekün yok edilmesi kararlılığının türlü çeşit utanç vesikalarından basbayağı hicap duyulası bi'mirasın tam arkasına dizi dizi dizilen varlık vergisi, dersim, sivas, maraş katliamlarının, en sonunda handiyse tüm doğuyu etkisi altına alan köy yakmaların, bilinçli yok etmelerin kültürleri unutturmanın bayağılaştırılmasının veya sıradanlaştırılmasının henüz muasırlaşamadığımız ondan bir haber olduğumuzu yinelemektedir.

vardır yokturlar ile geçiştirilen onca yıldan sonra hodri meydanların açık seçik suçlamaların, bayağı dillendirme ve hiddete sığınıp ötesini düşünmeyen küfürlerin, kafirlerin, içimizdeki hain aramalarının neticede ulaştırdığı yer tam da bugünümüzdür. bugünümüzde sadece bir zamanların acısını değil, yıllar yılıdır üzerimizde bir bir biriktirilenlerin, aşağıda birbirilerini duyumsayan halkların sessizleştirilmesi, izole edilmesi ve birbirlerinin yaralarına karşı habersiz kalmalarının önünü açtığını önümüze sermektedir. modern zamanlarda yıllarca değinilen, atfedilen devlet suçlarının, devletin yol verdiği insanlığa kastedişlerinin nelerden mürekkep olduğu konusunda bir kararlılık sergilenebilecek midir? gün itibariyle düşünülmesi, evelemeye gevelemeye hiç götürülmemesi gereken kısım burasıdır. bu mertebedir. kıssadan hisse yazdıkça, yazması ağır gelen, gördükçe görmesi zor bir yükleniş haline dönüşen utançlarımızla yüzleşmek, gerçekten hicap duymak acıların birinin diğerinden üstün, evla olmadığına uyanabilmek için kafamızda kıyametin kaçıncı kez kopması lazım gelmektedir? kaçıncı kez kurtulmak kıyametten beter vakıalardan ve fazlasından! düşünmeye başlamak kaçıncı teşebbüste gerçekçil kılınacaktır. önemser misiniz kelimelerle anlatamadığımızı gösteren resimlere göz attığınızda, bir vesikaya sığdırılan kocaman bir meramı arşınlar mısınız, önemser misiniz.

sistem sitem veya endişeleri daha fazla kötürümleştirirken, önemsizleştirme gayretine girişmişken tam da bir şeyleri konuşmaya başladığımız söz konusu edilirken, arkasını getirebilecek miyiz? bütün heyhuladan ötede vicdani olanın kalıplardan azade bir bütünlük olduğunu görebilecek, anlamlandırabilecek miyiz? kelimelerle yolumuz kesiştirilirken biteviye, salt yanlışlardan, baskıcı tahakkümü öveduran methiyelerden, arsızlıklarla yolu ayrıştırmanın zamanı gelmemiş midir, henüz gelmemiş midir? bildik, aşina ne kadar sözcük varsa hepsine birden yeni karşılıkların tahsis olunduğu, belirginleştirilmiş, özdeşleştirilmiş, çoktan zihne nüfuz etmiş, akla düşmüş anlamların, tasvirlerin yeniden dönüştürülmesi çabasına mekan olunan bir yerde yaşam sürmekteyiz. bir zaman diliminde denekliğimizin gereğini yerine getirmekteyiz. kanaat haline dönüşen biz onu iyice belleyip sindirmiştik dediğimiz sözcüklerin kapsamının nasıl da el çabukluğuyla dönüştürüldüğüne şahit olduğumuz bir araftayız. biraradayız. yazılanların doğrusunu değil de eğrisini hatra getirip, ikide bir dayattığı ve belletildiği bir yerde meselin nasıl derinlemesine bir tahayyülü ihtiva ettiğini görebilmek söz konusudur. dönüştürülüp, değiştirildikçe kimi unutulanları yeniden hatırlamak bir veya daha fazla görme çabasıyla ve yönlendiricisiyle gerçekçil kılınabilir.

artık bağışıklık kazandırıldığımız ekranlardan duyurulanların değil, o dikdörtgen çerçevenin hemen kenarında yürümekte, yaşamakta olan akışın içeriğini görebilmekten geçmekte olduğunu yinelemek bu vesileyle mümkündür. anlatılan, anlamlandırılmaya çabalanan hep tek taraflı bilinen, böylesine sabitlenilen bir yerde kavramların nasıl körleştirildiğini meydana çıkartmaktadır. sözden açık seçik bir biçimde çekinildiği, sözden yaygınlaşabilecek düşünselliğe karşı tepkime ve önsemelerin daha en başından zapturapt altına alınarak gerçeğe evrildiği, buna çabalanıldığı bir yurtta hayat hangi yana düşer ya da düşürülür? öğrendiklerimiz enikonu tam ve noksansız aklımızda yer edinenlerin nasıl daha fazla karanlığa teslim edildiğini, unutturulmaya teşne olmaların bilmem kaçıncı seferleri için harekete geçildiğini net bir biçimde özetleyecektir. dönüştürüldükçe yıkımın tahrifatın daha da büyüdüğü bir bahis meydana çıkacaktır. dönüştürdükçe şifayı değil zehri paylaşıma açan, aklı değil viraneliği, çözümü değil çözümsüzlüğün ta kendisini, tahakkümün bayağı kolayca sineye çekilebilir bir şey olduğuna dair kanıtlama çabalarının yekünüdür o bahiste nakşolunan. durmadan yenilemeliyiz kelimelerin özü nerededir? kitabi olan yazılmışlar mıdır yoksa sese, söze ve sokağa karıştığında benliğini bulanlar mıdır?

kelimelerin anlamlarının her defasında sıfırlanması, yeniden kurgulanması ulaştığımızı sandığımız modernizm sarmalında aslen fazlaca takılıp, tökezleyip durduğumuzu ve bir türlü muasırlaşamadığımızı da bilince sunmaktadır. algılamaların, olasılık dahilindeki tepkimelerin, söz çoğaltımlarının arı kovanına çomak sokmak olmadığı böylesi bir çabalanımın söz konusu edilmeyeceği bir günce hayal midir? yazınsalların, paylaşıma açılan, halka karışan meramların, anlatı ve dinlenceliklerin bütününe karşı oluşturulmaya çabalanılan bu aşılmazlık ile bağdaşık yalıtımı ve sınırlandırma süregenliğini göz önünde bulundurduğumuzda halen tadilatı süren kelimelerde olduğu gibi anlama gayretinden uzak tutulduğumuzu öngörebilmek mümkündür. farkına varıyor musunuz? sıra dışında olan biten, bir hengameyle çoğunlukla gümbürtüye götürülen, neredeyse hiç fark edilmeyen tasnif, ayrıştırma, yok edişlerin olası sonuçlar kabilinden hepimize yük edilmesine ayabiliyor musunuz? durmaksızın hiç yılmaksızın yinelemek gerekiyor, hatırlamak, hatırlatmak. çekilen, çektirilen acıların sonu getirilmeyen her dem teferruatlar olarak ele alınan sözümona önemsendiği rivayet olunan görüşlere resmen yol verilmesi, önünün açılması çabası işte bu dönüştürme eşiğinde karşımıza çıkmaktadır bilmek gerekiyor ister bir an bir gün isterse de bir asır geçsin yaraya pansumanı kezzap ile halletmeye çalışmaların biganelikten başkası olmayacağını yeniden tekrarlamak.

yaşamın öylesine zorlu etaplardan, öylesine aşılmaz görünen mesellerle hemhal edilip dönüştürüldüğü o kadar afaki o kadar aleni ki her cümleyi düşünerek yazmak konusunda zorlayıcı bir devinimin ortasında bu yukarılarda değinmeye çalıştıklarımızdaki sıfır hoş görünün, mutlak biatın ve beraberindeki tahakkümün epey fazlacasına karşı sesin yükseltilmesi, mücadelenin geliştirilmesini hatra düşürüyor. yorgun düşmeden, yılmadan, yarayla bereyle belki ama hala hayata tutunarak, inanarak, değiştirilemeyecek vicdanlara sığınarak. vicdanın basmakalıp tavırlarla gönül ferahlatıcı bir edimden çok çürümenin / tahrifatın sonuçlarına karşı seslendirme, hak talebini yineleme zorunluluğunu hatırlatan bir toparlayıcıdır. bütün burada sıkış tepiş yazageldiklerimizin sağlamasıdır. zorunlu bir biçimde görünenleri tam zamanında önemsemeyi bir tercih, olan biten hezimet ve yıkımları önemli değil münferit diyerek değerlendire değerlendire ulaşılan menzilin her neresi, hangi aşılmaz kör kuyular olduğunu akla düşüren, kanıtlayan bir edimdir vicdan. bizim yaşadığımız yer gibi, medeniyeti başkalarına, öncüllerine yaşatabildiği tahakküm ve derdest edişler illa ki baskılar ve linçler, kıyımlar ve kırımlar ile konumlandıran, oradan yola çıkılan bi yerde vicdan elzem olan yüzleşmeyi, bunca eğri büğrülüğün sebeplerini çözümletecek bir odaktır.

dönüşümü gerçekleştirilmiş biteviye tahrife açık bırakılmış düşünceyi müdanasız önemsiz bir detay haline indiren ya da sabitleyen, kelamı gereksiz şimdi başka önceliklerimiz var diyerek durmaksızın öteleyen erk / muktedir diyarında kelimelerin özünü aramaktır payımıza düşen. insan dediğimizi oluşturan öze dairdir sesimiz bütün seslenişimiz. meram sahasından dört yana duyurmaya çalıştığımız. yanlışlardan doğrular türetilmeyeceğine dair düşüncenin götürdüğü yerde ses etme gayretinin gerekliliğinden doğandır meram. duyuyoruz, anlıyoruz, doğrudur sözünüz diye nicesinde kestirilip attırılan hep aynı tornadan hep aynı sığlıklarda ortaya dökülen, paylaşılanların sorgusuzluğunun hepimiz için cehennemi yakına taşıyacağının ikrarının bizahati ta kendisidir meram. sindirmelerin, baskılamaların, tahakkümün, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, özgürlüğe vurulan ketlerin, boyuna çıkartılan engellerin nelerden mürekkep, hangi hesaplardan ibaret olduğunu akla kazıdığımızdan bu yana tek sığınageldiğimizdir meram alanı. kelimelerle oluşturduğumuz bu labirent nefes alanımız. görünüp de anlamlandırılmayan katliamların sadece soykırım olmadığı bir siliniş olduğunu idrak ettirecektir. tahkikat ve tahrifatların ve tehcirlerin sadece bir önlem olmadığını bütün bunların bir yerde yaşama sebatını yok etmeye mazhar olunan bir bileşkeyi bugüne kadar süren tekleştirmenin tek tip bir ülke tahayyülünün pratiği olduğunu duyumsatacaktır.

bölünmez bütünlük, kırmızı çizgiler, içimizdeki düşmanlar dört tarafımızda düşmanlar ve sadece düşmanlar hezeyanlarıyla bir dolu kelimenin atfedişin statükonun devamlılığından ötesi olduğuna dair çıkarsamalar, düğümlenmiş kötürüm bakışın paralelinde aslen ne olduğumuzu, neye dönüştürülmeye çalışıldığımızı sorgulatamaya zemin teşkil edecektir. kelimelerin sunduğu en sonunda ve neticesinde paylaştığı hayatı engelsiz anlayabilmektir. hayatta anılmayan şeyleri idrak adına tecrübenin ta kendisidir. tahrif edilenin yerinde özü görebilmekse farz olandır. bizler arafı bekleyenlerden olduk. ne namımız, ne boyumuz, ne kuvvetimiz, ne şu ne bu varsıllığımız, özelliğimiz hiçbirimizi o satıhdan da uzakta tutmadı. el etmedik, kulak vermedik, duyumsamadık vakitlice vaktinde. yeri geldiğinde yeter artık illallah demeyi bile aklımızdan geçirmedik. gün halen yirmi üç buçuk nisan öncesi sonrası hep anlattığımız hala anlatmaya çalıştığımız seslenişler. hep kendiliğimizden anlatmaya çalıştığımız. hep birilerince sözde asılsız mesnetsiz diye bilinen bellenen bir felaket, yok ediş. arafın bir o boyu bir bu boyunu arşınlayıp dururuken can kulağıyla vicdan, adalet ve hakkaniyeti talep edebilecek miyiz? yüzleşebilecek miyiz? yüklendiğimiz acılarımızın ağırlığında... işitenlere ihtafen... yok edilmişlerin toprağa sinmiş ruhlarına atfen...


>>>>>Bildirgeç
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog

Tozlar uçuşuyor, uzaklaşan kamyonun ardında gittikçe küçülüyor dedemin ağlayan yüzü. Benim yanağım kıpkırmızı ve ben de ağlıyorum. Yükümüzün yüklendiği kamyon kırmızı, dedemin birkaç  ay önce tahtadan yonttuğu, tekerleklerini de bilyalardan yaptığı oyuncak kamyonuma benziyor aynı. Yük dediğime de bakmayın sekiz kadar yün yastık, iki yün döşek, iki sandık, iki  kadın, on iki çocuk, birkaç oklava ve şepe tahtası. Annemin kollarından sıyrılıp üç kere atlıyorum kamyondan, dedeme koşuyorum bağırıyorum bir yandan da: “beni gönderme.” Üçüncü seferde tokadı basıyor dedem en okkalısından, ”Git gayrı domuzun dölü” diyor, ağlıyor, ağlıyorum.

Kamyon gittikçe uzaklaşıyor, dedem çoktan kayboldu ve artık köyüm de gittikçe küçülüyor. Kuzularımı güttüğüm kekik kokan yüce Hasan Dağı artık minicik bir tepe gibi görünüyor. İç Anadolu’nun sarı ve kahverengiden oluşan garip tabiatı daha bir görünür oluyor yollara düşünce. Hıçkırıklarım kesiliyor, kamyonun yoldaki çukurlara girdikçe sarsılması uykumu getiriyor. Dedemin ağlayarak beni tokatlayışını düşüne düşüne uykuya dalıyorum.

Bursa’nın kenar mahallelerinden birinde iki katlı bir gecekonduya getiriyor bizi rüzgârlığında Bünyaminoğulları yazan kırmızı kamyon. İlk ben atlıyorum kasadan hiç solumadığım kadar nemli bir havası var Bursa’nın ve hemen çöküyor omuzlarıma (Bu ağırlığı halen taşıyorum, Bünyaminoğulları’ndan nefret ediyorum). Ertesi gün yamalı pantolonumu ve güney rüzgârlarında kavrulmuş yel  yanığı suratımı giyinip atlıyorum sokağa. Bir grup çocuk misket oynuyor, hemen oyuna dâhil olmak istiyorum “Bir gaflik de bana verin de ben de oynayayım” diyorum. Çocuklar önce suratıma bakıyorlar anlamsızca aralarından biri “oynatmayız seni pis Kürt” diyor. Şaşkınım, bizim oralarda hiçbir çocuk oyuna alınmamazlık edilmediği için şaşkınım. Bir çocuğun küçük yüreğinde kırılan yer neresiyse orası kırılıveriyor bende de. Bu güne kadar hiç duymadığım Kürt kelimesini duyduğum için şaşkınım. Ağlayarak eve koşuyorum ve hemen mutfakta kömbe yapan mamamın kollarına atlıyorum:

-Ne oldu cancağız, neden ağlıyorsun? Hele bir su iç oğlum, hele bir nefes al.

-Diğer bıdıklar(çocuklar) beni oynatmıyor mama.

-Niye oynatmıyorlarmış bakalım?

-Pis Kürt dediler bana, Kürtmüşüz biz.

-Olur mu öyle şey, Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?

Biz Kürt müyüz anne?

Değiliz oğlum. Biz ademoğluyuz. Sorana böyle dersin.

Kalabalık bir geniş aile olduğumuz ve Türkçe’yi kaba konuştuğumuz için uzunca bir süre “pis Kürtler”i olduk mahallenin. Yedi yaşında çocuklar gerektiği kadar ırkçı olamadığı için ve yine yedi yaşındaki çocukların “ötekiliği” -yel yanıkları dışında- pek de tuhaf görünmediği için kaynaştık çabucak. İlk travmayı atlatmıştım artık ve amca çocuklarıyla birlikte mahallenin oyun sezonlarına ve takımlı oyunlarında oyunlarda kimin oynayacağına ben karar verir olmuştum. Ve sizi temin ederim o mahallede 7 yıl süren hükümranlığım boyunca tek bir çocuk dahi oyun dışı kalmamıştır.

İlk defa yedi yaşında duydum “Kürt” kelimesini, Kürtlükle tanışma şerefine ilk o zaman nail oldum. Annemin “Kürt Allah’ın kulu değil miymiş?” bilgeliğini mıh gibi çaktım aklıma. Mahallenin okulunda ise ilk Kürt arkadaşımı edindim: Enver. Babasının iki ayağı da bastığı bir mayının infilak etmesi neticesinde kopmuş arkadaşım Enver’le, Ramazan aylarında camii avlusunda dağıtılan bayat ekmekleri kapmaya az gitmedik. Bizim ihtiyacımız yoktu ama Enver’in ailesi muhtaçtı bu ekmeklere. Fırınlı sobada ısıtınca yumuşuyormuş bu taştan ekmekler, öyle diyordu Enver.

Irkçılıkla sokaklarda tanıştım ben, apartman boşluklarında yankılanan ırkçılığa tanık oldum. Kâğıt üstünde Cumhurbaşkanı bile olmuş Kürtler apartmanda komşumuz olamıyor gerçekliğiyle büyüdüm. Pek çok etnik kökene mensup ailenin barındığı kenar mahallelerde dahi çocukların kelimelerine sinmiş bir ırkçılık bahsettiğim. Enver’in sınıftaki diğer çocuklar tarafından “sen sus pis Kürt” diye azarlandığına tanık oldum. Can’ın sınıf hocamız tarafından Alevilikten Sünniliğe nasıl geçirildiğine şahit oldum. Tarih derslerinde Ermeniler’in körpe gelinlerimize nasıl tecavüz ettiklerini, nasıl karınlarını deştiklerini ve hatta atalarının işlediği cinayetlerden bulaşan kanın hala Ermeni çocuklarının tırnak aralarında doğuştan belli olduğunu dinledim, tırnak aralarıma bakarak.

Cumhuriyet’e karşı verdikleri 90 yıllık savaştan sonra Kürtler nihayet varlıklarını artık tamamen ispatlamış bulunuyorlar. Apartmanda Kürt istemeyen Beyaz Türkler yenilginin verdiği sancıyla kıvranıp duruyorlar. Lakin hala aşmamız gereken bir “varoş ırkçılığı” var ki eğitim sistemimizdeki Türkperest anlayış aşılmadan ırkçılığın bu türünün aşılması da zor. Yedi yaşındaki çocuklara “pis Kürt” dedirten karanlığı ve milli eğitim adı verilen garabeti boğmalıyız ilk elden. Talebelerin “Biz aleviyiz fakat vatanımızı da severiz” açıklamasında bulunmak zorunda kalmayacağı bir sistem inşa edemezsek eğer barışmanın hiçbir anlamı yok.

Otuz yıl süren iç savaş boyunca zihinlerde büyük yıkımlar yaşandı. Şimdi “silahlara veda” sürecin ilk ve en kolay kısmı. Günlük hayatın en ince ayrıntılarına kadar nüfus etmiş ırkçı pratiklerden arınmak ise bizi en çok zorlayacak bölüm. Egemen dil yıllarca “öteki” üretmekten başka bir işe yaramadı ve o dil hala olanca ağırlığıyla hissettiriyor kendini ders kitaplarında, apartman boşluklarında, sokak aralarında… Demem o ki, daha yolun çok başındayız ve alt edilmesi gereken asıl düşman hala bi' yara haliyle duruyor karşımızda.

Asıl savaşı ülkenin en tepesinden kenar mahallelerine kadar işlemiş ırkçılığa karşı verdiğimizi unutmayalım. Kemalist refleksin korku kültüründen ve öteki yaratmadaki becerisinden mütevellit toplumsal yapımıza yeni bir yorum gerekiyor. Milliyetçilik, ötekileştirme ve dışlama kültüründen arınıp kendimizi çoğulculuğa ve çok kültürlülüğe adamalıyız. Aksi takdirde ikinci cumhuriyet denen sistem Kemalist ulusçuluk teranesinin farklı ağızlarca  terennümünden öteye gitmeyecektir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Kısıtlı kelimelerle kotardığımız, değindiklerimizin paralelinde bahsi açılması gereken onlarca şey mevcut şimdilerde. Şimdinin tamı tamına ayak uyduramadığımız hızlandırılmışlılığında Hektor VARTANYAN gibi yazıyla derdini anlatanlar bu kısıtlandırılmış, bazen yetemediğimiz anlarımızda sözümüzü derinleştiren örnekleri ortaya çıkartıyor. Radikal Blog dahilinde yayınlanan Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve Ötekiler başlıklı makale bu değinimizin ilavesi kabilinden okunmasını salık vereceğimiz bir metni oluşturuyor. Vartanyan ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Apartman Boşlukları, Kenar Mahalleler ve "Ötekiler" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Cumartesi Anneleri: '24 Nisan Hakikatini Açıklayın' - Etkin Haber Ajansı
Ermeni Soykırımı ve Tanıklıklar - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Nar Bahçelerine Veda - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
Նոր Զարթօնքի Մամլոյ Հաղորդագրութիւնը՝ Հայոց Ցեղասպանութեան Մասին - Nor Zartonk
Message De l'ADL Ramgavar Valence Pour Le 24 Avril 2013 - Source: Noubar KECHICHIAN
Vicdanımın Sesi - Rıdvan ŞAHİN - via Facebook
24 Nisan 1915'ten 24 Nisan 2013'e Ne Değişti? - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
2015 - Ermenilerle Helalleşme / Biraz Şairce - Cahit KOYTAK - Düzce Yerel Haber
1915'de Osmanlının Etnik-Dinsel Haritası Nasıl Değiştirildi? - Yervant ÖZUZUN - Demokrat Haber
Soykırımı Laboratuvarında İncelemek: Mardin 1915 - Sait ÇETİNOĞLU - Gelawej
‘Beni Siyah Kefenle Gömün’ - Umut AKPINAR - ANF
Siyah Kefen Sonsuz Yas... - Reyhan YALÇINDAĞ - Yeni Özgür Politika
Ertuğrul Kürkçü - Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Konuşması - Halkların Demokratik Kongresi
Hükümet İnkardan Vazgeçmelidir! - Emek Partisi
Arno Kalaycı: 'Artık Hayatı Ölerek Öğrenmeyelim' - Etkin Haber Ajansı
Թուրքիայի մեջլիսի քրդական կուսակցությունն Անկարային կոչ է անում ներողություն խնդրել հայերից - Civilnet
Azərbaycanlı Yazıçı “Erməni Soyqırımı”nı Tanıdı, Başsağlığı Verdi - Azadlıq Radiosu
Frères Humains, C’est en Turquie et Ensemble Que Nous Commémorerons le Génocide Arménien via Nouvelles Arménie Magazine
Time In The Wilderness: Remembering The Armenians - Rev. Michelle L. TORIGIAN - Huffington Post
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon.org
O Pası Kim Temizleyecek? - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Ermeni Tabusu Türkiye'de Nasıl Yıkıldı? - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Sultanahmet'te Anma: '1915 Soykırımdır, Soykırım İnsanlık Suçudur!' - Ses Online
HKP Ermeni Soykırımı Protestosuna Saldırdı - Özgür Gündem
Ermenileri Biz Kırmadık, Sabahçılar Kırmış! * - Yanko MADYANOĞLU - Yankobey
Daimi Aşıklar Pusulası - Bülent USTA - Birgün
Bugün 24 Nisan: Neşe Dolduğumuzun Ertesi Günü - Cengiz ALĞAN - Radikal_Blog
‘Helalleşme’ Kavramı Üzerine - Yetvart DANZİKYAN - Agos
1915 "Ermeni Meselesi" - Suat PARLAR - Yiğit TUNCAY - Halk Sahnesi
'Ermeni Katliamı Yok' Diyen Halaçoğlu ve Alman Belgelerindeki Gerçekler - Serdar DİNÇER - T24
24 Nisan 1915: Ermeni Göçertmesinde Alman Parmağı - Mehmet BOZKURT - soL
Ermeni Soykırımının 98. Yılı - Kollektif - Bianet
Mildanoglu: Turks Were Turning Armenian Churches Into Cinemas Where They Were Screening Porn Films - Panorama
A Peace To Be Won - Hans – Lukas KIESER - Azad Alik
Türkiye'nin Parçalanması ve Ermeni Sorunu - Leon TROÇKİ - Yalansız
Critical Interventions: Kurdish Intellectuals Confronting The Armenian Genocide - Bilgin AYATA - ArmWeekly / Azad Alik
Turkey: Justice Central To Kurdish Peace Process - Human Rights Watch
Demirbaş:“Birbirimize Yaşattığımız Acılar İçin Özeleştiri Verelim” - Ekin KARACA - Bianet
İHD ‘Geçmişle Yüzleşmek’ İçin Kapsamlı Bir Çalışma Başlatıyor - Aykırı Doğrular
Buymuş Katline Fermanlığımızın Nedeni - Gülsen FEROĞLU - Gelawej
Barış Sürecine Dair - Yıldırım TÜRKER - Birgün
Kandil’de Sıradışı Bir Gün - James REYNOLDS & Zeynep ERDİM - BBC Türkçe
Kandil'den Bildiriyorum... - Tuğçe TATARİ - Akşam.com.tr
Barış Süreci İyi Yolda İlerliyor - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Gerçek Kandil Notları... - Özgür AMED - Özgür Gündem
Yeniden Kuruluşta Sivil İtaatsizlik... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Zeynep Kuray: Tahliyemi Ceza Gibi Hissettim! - Ali Barış KURT - ANF
KCK Basın Davasında 2 Gazeteci Tahliye Edildi - Cnntürk.com
Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ndeki Açlık Grevi - Okur Mektubu - Toplumsal Eşitlik
Tekirdağ 2 No'lu F Tipi Cezaevinde Dönüşümsüz Açlık Grevinde Olan Tutsakların Talepleri - Ajans Amed
Ali Yılmaz'a Mektup - 12 Eylül Cezaevleri Kitabı İçin... - Sennur SEZER - Evrensel
Mahir Zorbey Demirkaya / Karar Duruşması - 17/04/2013 - Baran Tursun İnsani Yardım Vakfı
Cizre Emniyet Müdürü Merkeze Alındı - Demokrat Haber
Cizre'de Halkın Üzerine Ateş Açan İki Polis Serbest Bırakıldı - ANF
R.Ç. Davasının 5. Duruşması 30 Nisan Saat 10:50'de Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde Olacak... - Hebûn LGBT
Bitmeyen Çilemiz: 'Hassas' ve 'Muhafazakar' Vatandaş - Leyla ALP - Demokrat Haber
Geçmişe Düşen, Geleceğe Uzanan Bûka Baranê - Dilek GÖKÇİN - PolitikART
ODTÜ’de TGB Provokasyonu - Sendika.org
Demokrasi Yok, Üniversiteler Kukla - Mustafa Şiyar GÖÇEROĞLU - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Her Yer Her Gün Hep Beraber 1 Mayıs! - Müştereklerimiz - Antikapitalist Eylem
Taksim’in 1 Mayıs Alanı Olduğu AİHM'ce Tescillendi - Arzu BECERİK - Sendika.org
1 Mayıs'ın Çağrısı - Muhalefet.org
Gündeme DİSK Bakışı - Fatih YAPAR - Ege'de Son Söz
Sadece Bir Grev Kırılmadı... - Aziz ÇELİK - Muhalefet.org
28 Nisan: İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma/Yas Günü - Bir + Bir
Varlığı Türk’e Armağan Çocukların Ülkesi - Ülkühan ZEKELİOĞLU - Bianet
23 Nisan Demirden Leblebi - Viral Mecmua
Türkiye'de Her Dört Çocuktan Biri Yoksul - Seyfettin GÜRSEL, Gökçe UYSAL ve Ayşenur ACAR - Betam.Bahçeşehir.edu
“Çocuk Yoksulluğu Eğitimi ve Çocuk İşçiliğini Etkiler” - Yüce YÖNEY - Bianet
Çocukluğumuz Yine Feda Olsun! - Nihal KEMALOĞLU - Akşam.com.tr
DİSK-AR: Türkiye Çocuk İşçiliğinde Afrikalaşıyor! - Toplumsol
‘Çocuklar Makine Başında Ölmemeli’ - Evrensel
Otizm Platformu'ndan Kınama ve Basın Açıklaması - Otizm Platformu
'Bütün Otistik Çocuklar Ateist! Beyinlerinde İnanç Alanı Oluşturulabilir' - T24
Otistik Çocuklar ve Ateizm Tartışmasında Yeni Perde! - İnsan Haber
Solcuların Allah’la “Bilgiçli, Gizemli” Tarihi ve Zayıf Düşünce - Filiz GAZİ - Bianet
Öcalan’ın Misak-ı Milli’si, Atatürk’ün İslam Bayrağı - Ali Ergin DEMİRHAN - Sendika.org
Ara Güler: Ermeni Olduğumu Gizledim; Türkiye'de Puştlar Vardır, Takar - Evrim Emre ÇOLAKOĞLU - Habertürk / T24
Bu Da Sos.Demokrat Köşe Yazarı: Neden Taraf'ın Birinci Sayfasında Soykırım Anması Var? - Turnusol
Dersim: 1915'in Temiz Bir Sayfası - Hüseyin AYGÜN - Birgün
Kayıp Ülkenin Peşinde - Karin KARAKAŞLI - Radikal İki
Gunmen Abduct Two Bishops In Northern Syria - BBC News
Nihat Doğan Mhp'li Vekille Kapıştı - İnsan Haber
Ekrem Neden Dumanlı?.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Çölaşan’dan ‘Vazgeçtik’ -  Muhittin CEMİL - Ender KARADENİZ - Özgür Gündem
Israel Says It Can Legally Search Your Email Upon Arrival In The Country - +972
There's No Need For All This Economic Sadomasochism - David GRAEBER - The Guardian
17 Kasım 1973’ten 17 Nisan 2013’e: Faşizme ve Neoliberalizme Karşı İtinayla Direnilir - Melek KÜÇÜKUZUN - Antikapitalist Eylem

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
1915 (Türkiye'de Yaşayan Ermenilere Adanmıştır) via ExtraMücadele

>>>>>Poemé
Ölümüm - Bedros TURYAN*

Solgun benizli ölüm meleği
Sınırsız bir gülüşle karşıma dikilse de,
Acılarımla ruhum buhar olup uçsa da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yastığımın ucunda eriyen
Soluk çehreli bir mum
Soğuk ışığını serpse de ah,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Terli alnımla
Taş kesilmiş vücudumu,
Kefene sarıp kara tabuta koysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Acımasız ölüm meleğinin titrek gülüşü
Dokunaklı çanın çalmasıyla,
Tabutum ağır ağır ilerlese de,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Yas şarkıları söyleyen insanlar,
Siyah giysileri ve asık suratlarıyla
Tütsü ve dualar yaysalar da,
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Çukurumu kazıp beni gömseler de
Yasa bürünmüş sevdiklerim
Ağlaşıp ayrılsalarda
Bilin ki hâlâ yaşıyorum.

Ama eğer bir köşede
Unutulup giderse mezarım,
Ve hatıram da solarsa,
Ah işte ben o zaman ölürüm.

kaynakça: nabukednazar

Sunday, April 21, 2013

Deuss Ex_Machina # 446 - sert sessizler


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_446_--_sert_sessizler

15 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Saåad - Solid Clouds (Pleq Remix) (BLWBCK)
2. Saåad - Solid Clouds (Noir Cœur Remix) (BLWBCK)
3. Atom™ - Ich Bin Meine Maschine (Raster-Noton)
4. Atom™ - Pop HD (Raster-Noton)
5. Romare - Your Love (You Give Me Fever) (Black Acre)
6. Romare - Jimi & Faye (Part One) (Black Acre)
7. Deco - Consciousness Dub (Deceast)
8. Deco - Across The Grain (Deceast)
9. Konvex - Yurei (Redshift One)
10. Konvex - Orpheus Death (Redshift One)
11. Gantz & El Mahdy Jr - Exile (Dub)

(446)
"sert sessizler"
sözü sesle harman etmek, sesle sözün kıymetini bilebilmek, işitmediğini önemsemek, duyumsadıkça başka noktaları keşfetmek, yargıları yıkmak, aşmak ve daha fazlası adına çabalanabilmek bu masallardan her dem tazelenip durulan yenilerinin arasında hakikati görebilmek için yegane çıkış yolumuzu oluşturuyor. faydalı olanın; avazının yettiği kadarıyla seslendirdiğin, söze kattığın değil olduğu gibi, kendiliğinden ortalıkla ortak akılla buluşanın neden önemli üzerine titrenilesi olduğunu duyumsatan bir buluşma söz konusu edilebilir bir parantez açacaksak eğer. haddizatında yaşamakta olduğumuz iş bu güncelliğin sınırlarında ötesini ve berisini birkaç kere kolaçan ettiğimizde rastlantısallık noktasıyla keskinleştirilmiş, kestirilip atılmış sorunların karşılaşmaların vesair kurguların gerçeklik dahilinde nasıl dönüştürüldüğünü ve işe geldiği gibisinden kotarıldığını görebilmeyi mümkün kılan bir secere belirleyicidir bahsetmeye çalıştığımız ses ve söz birlikteliği. bazen duyumsadığınız tek bir kelamın içinde saklı duran, tek bir noktanın duyumsattıkları, hissettirdiği yalın neticeler-sonuçlar pek çok zaman üzerinden atlayarak ilerlediğimiz, handiyse ne ara birbirimizi bu kadar işitmez olmuştuk kısmını, layığıyla irdeleyebilmemize vesile teşkil eden bir sunumlandırmayı da ihtiva eder.

neticeleri yarım yamalak konulmuş olan şefaatten çok yara bereyi daha onulmaz kılmayı amaç edinen, bu bağlamda merhemi değil kezzabı ileri sürüp duran zamane şartlanmışlıklarının, diyalogtan çok fecii monologların seslendirildiği bir yerde ses ile sözün neden önemli olduğunu hatırlatacak detaylar saklı durmaktadır. aramasını bilene. yol öylesine giriftleştirilip, karman çorman edilmiş ki ne süreç dediğimiz ne adı ve sanıyla özlemini duyduğumuz barış gibi elzem olan bir çabalanımın nihayetinde bunca sıkıntıyı yüklenmiş olan halkların birbirilerine emanet ettikleri yüklerden arınmasına mani olmak adına durmaksızın yokuşa hep dik yokuşlara sürüldüğünü görebilmek için bir pencere açmaktadır. sesi ve sözü duyumsamayı önemsiz bir ritüelin çok da sallanmayacak bir merhalesi olarak ele aldığımızdan bu yana, buna kani olduğumuz ve alıştığımızdan bu yana kocaman avazların birer yalın  notaya indirgendiği, onca ağıdın, kelamın, sözün yalan yanlış unutulduğu handiyse artık hatırlanmadığı bir evreye ulaşmamız bir muasırlık işareti değil epey hallice bir süredir unutmaya ne kadar alıştırıldığımızı yineleyen bir toparlayıcı haline dönüşmektedir. kolaylıkla verilen sözlerin, anılanların günün hengamesinde şimdi sırası değillerle bir başına konulmasının, terk-i diyar eylenmesinin vesikalarıdır burada denkleştirmek istediğimiz.

birbirini tamamlayan birbirinin yarıda koyduğunu, anlatmaya gayretkeş olup da bi'nefes kalınanların aslında ne kadar mühim olduğunu şimdi imdi fark ettirecek olandır ses ve sözün buluşması. ses ile sözün menzilinde karşılaşanlar. yanılgıların, yargıların, sade suya tirit söz öbeklerinin etrafında dolaştırıla dolaştırıla, yüz kırk karakterde atarlara gele gele, her seferinde bu defa son dediğimiz, bir daha asla dediğimizin yinelendiği bir deneklik söz konusu edilmektedir. görüyor musunuz? yanyana durmanın elzemliliğini belirli klişelerin etrafında uzun uzadıya tatavlalarla ve her dem aynı noktalara iltimas geçen, önemseyen istemezükçülüğün başka tahakkümlerinde gördüklerimiz ile sınanmaktan artık gına gelmedi mi? yetmedi mi? yoksunlaştırıldıkça merhemin sözcüklerden çıkanlar eliyle, onlarla çizilen rotalarla şekillendirilebileceğini nasıl bu kadar çabuk unutabildik hiç düşündünüz mü? ortalığın keskin kalem, yalın ayak düz adamlardan geçilmezliği ya da entelijansıyanın en olur olmadık bir habisi gibi türeyip duran siz şimdi karışmayın biz! sizler yerine konuşup, aramızda münazara edelimcilerin, müsamerelerinin yanı başında, tam dibinde yol nereye götürmektedir bizi, hepimizi. kayıtsızlık sonumuzu iyice şekillendirirken, iyice hızlandırılmış süreçlerde, sonun felaketinden uzakta kalmak için uyanmaya çabalanmak değmez mi? uğraşılmaz mı?

ses ile sözün ortaklığında o dökülenlerin ağıtların, tanıklıkların, dört duvarların görülmüştür kaşelerinden kurtulup gelenlerin, yahutta bir mezarın taşında ancak kendini sığdırabilen seslenişlerin, bir meydanda beyaz yemenilerin arasında asılı duran hakikatlerin, en ahkam kesenlerin iflahını bir seferde kesecek olan hakikatin en çıplak gerçeğiyle hayatlarını sürdürmek zorunda olan tüm ötekilerin, öteki bilinelerin duyumsattıklarına varmaya, anlamaya çabalanmak uğraşılması önemsiz bir fasıla ya da meşgale midir? ana akımın göstermekten özenle kaçındıklarının peşi sıra yol aldığımızda, biz özenle dikkat kesildiğimizde, azıcık tıklama vasıtasıyla çabalandığımızda haddizatında burada değinmeye; çaba sarf ettiklerimizin daha derinlerine ulaşabilmek, daha farklı okumalara girişebilmek mümkünken ne zaman bir şeylere dank edilecektir? yordamsızlığın, meramı anlamazdan gelmelerin, şifanın değil çözümsüzlüğün tarlasında adım attırılmaktan, kırmızı çizgilerin sınır boyunda dört yana dönmekten, boşa heder olmaktan imtina etmenin vakti gelmemiş midir? çoğunlukla bilinenlerin, bilindiği öne sürülenlerin bile ancak kısıtlı ve ekseriyetle bir bölümünden haberdar olunan bir ülkede yüzleşme ve helalleşme enflasyonu yaşanırken daha burnumuzun ucundaki çetrefilli ayak oyunlarını icra edenlerle bu mesele girişmek nasıl gerçeğe erebilir. hiç düşündünüz mü?

dünde kaldığı varsayımlanan algıların, tepkimelerin halen geçerliliğini koruyan, buna bilakis devlet aklıyla müsammaha gösterilen, şirinlik muskası sevimlilik ambalajlarıyla takdim edildiği, hep ama hep o içimizdeki x'ler, y'ler yüzünden biz bir şeyleri aşamıyoruz bahsi diri tutulurken bizahati o sözü kullananların memlekete eylediklerinin çok matah olduğundan dem vurulması süreğinde, devamlılığında ve ötesinde yaşadığımızı nasıl kanıtlayabiliriz. yaşadıklarımızın hepimizden bir şeyler çalmaya mütemadiyen devam eden bir öğütücü olarak şekillendirilme çabasına illallahı nasıl demeliyiz? diyebilmeliyiz. aklın, fikrin çoğunlukla derdest edilip itibarsızlaştırılmasına çabalanılırken akil olarak seçilmişlerin önlerini bir hışım kesmeye çalışanların zonguldak'ta, denizli'de kayseri'de yurdun bir yanında sergiledikleri duruşların tümü bir şeylere uyandırmamakta mıdır? hepimiz bayrağız diye kükreye duranların vicdanlarında vatan hainlerine yer yoktur diye nefreti hicaz makamından sayıklamaların alkış kıyamet kabul görülmesinden fenalıklar bir zahmet gelmemiş midir? vur de vuralım, öl de ölelim metaforunu bizahati kıyamcılığın yolculuğu olarak ele almaktan bizahati kaçınmayanların ırkçılıklarının, vatan sevgisi olmadığını nihayetinde fark edebilelim. bu ve benzerleri bu kadar zor mudur?

içten içe çürümeye devam ederken zaman sarmalında, güncellik mevhumunda hemen her şeyden şikayetçi olurken gözümüzün iyice perdelenmesine müsammaha göstermeyip, ses çıkartacak bireyler olmaya daha kaç fırın ekmek vardır! nasıldır hiç düşündünüz mü? basit argümanların, dökuz sütuna manşetlenen terennümlerin, muhteviyatı irinden başka şey olmayan lafazanlıkların bütün bütün hepsinden ayrışmayı hatra düşürmek ne zamandır? hangi zaman!. susmak yoklamada buradayız demenin bir karşılığına dönüştürülürken ses ve sözün ortaklığında paylaştırdığı, hatra düşürdüklerini yalın ve net biçimde sorgulama şansını değerlendirmek menzilin dahilinde kısaca değindiklerimizin tamamlayıcısı olacak çözümlemeleri beraberinde getirecektir. bir anahtara, bir yol göstericiye ihtiyaç, illa ki sebat etmek gerekmeden sadece kendiliğimizden bir şeyleri sorgulamaya girişebilirsek ne hepimizin ne olduğunun ilanen tebliğine! ihtiyaç olacaktır ne de yaşadıklarımızdan, bunca fecaatten sonra hala canınız mı yanıyor sizin, yoksa daha fazlasını mı istiyorsunuz bezirganlığının saçmalamalarından, kıymıklarından azade tutacaktır nihayetinde.

bu yurdun aşina olunan tarihinin avaz avaz seslendirileninin yanında bir de bir türlü sırasının hiç getirilmediği, getirilmeyeceği daha uzunca bir süre mümkün olmayan medz yeghern'in başlangıcı 1894-5 adana / kilikya kıyamının, ardından tüm anadolu'yu etkisi altına alan hristiyan nüfusun bu topraklarda tam ve eksiksiz olarak def'edilmesi projesinin, savaş sonrası bu tutumun dersim'den kotarılan kürtlere alevilere yani içimizde ötekileştirilen diğerlerine başkasına!, günümüze yaklaştıkça hegemonyasına, tahakkümüne karşıt olan kim ve hangi inanç, yaşayış olursa olsun ona karşı koşulsuz şartsız devreye sokulan bir tehcir, dışlama ve yok etme seçeneğinin durmadan devreye alınmasının artık bir ihtimal olmayacağını bildirmeye çabalanmaktır elzem olan. değil midir? bir yerlerde insana dair olanın ne olduğumuz, hangisine ait olduğumuzun değil hangi acılardan sonra nasıl dersler çıkarttığımız sorgusuyken, bu artık aleniyken bu allahın her günü yeniden, yılmadan, aralıksız bir biçimde ölümü gösterip sıtmaya razı etmelerin bir sonuna varabilecek miyiz? birbirimizi abuk subuk entelijansiya kurgumasallarıyla avutmadan, böbür böbür böbürlenmeden, sadece söze ve sese kıymet biçerek yalın gerçeğe ayarak, ha'bire sorgulayarak ama yılmayarak kör kuyulara sapmadan ilerleyebilmek halen ütopik bir çıkarsamamıdır nicedir? halimizi göz önünde bulundurarak yaşadığımız güncelliği de irdeleyerek bir karar anına ulaşacak mıyız?

çoğunlukla dile pelesenk edilenlerin defaatle tecrübe ettirilmiş, aşina kılınmış, zorunluluk mertebesinden öteye ulaştırılmış, vakia ve edimlerin paralelinde, arta kalanlardan mürekkep bir özetleyiş çabası olduğunu dile getirmek mümkündür. kendini mütemadiyen tekrar ediyor görünse de her kelam her sesleniş çabasında bilindikliğin yanında daha önce tanımlandıramadıklarımızı ya da üzerinde tam yoğunlaşamadıklarımızı anlama çabasının sacayaklarındandır. böylesine kasti, aleni bir biçimde dışlayıcı, mimleyici ötekileştirici ve daha fazlasının otuz iki kısmı tekmili birden gündeme dahil edildiği bu sahanlıkta klişelerin ötesinde olanı sorgulayabilmek için lazım gelendir dile pelesenk sözler. dile yerleşmiş, nüfuz etmiş kelimeler. her şeyin basmakalıp plastikleştirildiği, duygudan, tözden tamamen arındırılma çabasında yol alınan muktedirin oyun sahasında kotarageldiklerini enikonu anlamamıza vesile teşkil edecek karşılaşmaları ihtiva eder bu bildiğimiz ve bellediğimiz kelimeler deryası. tüm o sahanlık deryasında her ne bildiysek bütüncül bir sorgulama için, yeterli gelebilecek bir anlama gayretkeşliği yahut neticesi için kani gelebilecek dağarcığın yer aldığının altı çizilesi kelimeler deryası şifayı, birbirlerinin sözcüklerinden, seslenişlerinden yansıyan hakikatler paralelinden şekillendirmesi beklentilenen, reçetelenen bu cenahta bugün değilse bile bir gün muhakkak hayatta yerini alacak olduğunu illa bildiren / gösteren bir kaynakçadır işte bu sahanlık.

haddizatında durduğumuz, ulaştığımızı sandığımız menzil denilegelenin tam da dibinde biriktirilen yığıntılanan kötücüllüğün kelamdan bağımsız başa neleri eksik ve gedik olmaksızın getirdiğini çözümletecek, sorgulatacak bir yolu temellendirir dile pelesenk sözcükler. öylesine ivedilikle önyargılara, esip gürlemelere, hedef göstermelere, suçlu bildirmelere, çoğu bu sahaya sığdıramayacağımız nice fenalıklara destek çıkılmış, el altından yol verilmiş, müsammaha gösterilmiş bu yerde insan nedir sorgusunu zihne bilmiyoruz kaçıncı kere düşürecektir. düşürmektedir, aşina olduğumuzun nelerden mürekkep olduğunu, hangi eşiklerde dönüştürüldüğünü mütemadiyen belli eden kelime görünümler lağvedici, hezimet taşıyıcılarının az ötesinde. atfedildiği gibi masallar diyarında, bin yıllık kardeşlik gibi yukarıdan törpülenmiş, tertiplenmiş argümanların çatısı altında değil tam aksine korkuyu diri tutan bir yerde aslen önemsenen şeyleri dolambaçsız sunacak olandır bu kelime dağarcığı. yinelenen seslenişler sözler ve daha fazlasının biraradalığı. unutturulduğumuz, sildiğimiz, sindiğimizden arta kalanlarla birleştirebildiğimiz bu yerde bir umut daha var diyebilmek için tutunduğumuz, el aldığımız dallardandır kelimeler. yol öyle farklı, gün aşırı müdahalelerle değiştiriliyor ki derdin menşei, sebepleri değil başkaca tevatür ve tahayyülerle vaktimiz tükettiriliyor ki, hayatta elzem olana dair seslenişlerin tümü, o tutunduğumuz dallarin tümü bir kerede kırılıyor, budanıyor.

her bir atak, uzun uzadıya anlatmaya çabalandığımız kelamın şefaatini topyekün nötralize ediliyor. sorgunun, sözün, çoğu ezberlenmiş olsa da değinilerin tek başına pek bir şeyleri çözümlemeyeceğinden dem vuruluyor. her zamanki gibi genellemelerin tahakkümü haklı çıkartacak olanlarının bu harmana ilave edilmesiyle de önümüzde yekpare bir duvar bina ediliyor. yükseltiliyor. önyargılar hazımsızlıklar ve daha fazlası yekleştirilir. dile pelesenk olarak atfettiğimiz, çoğunlukla klişelerin vasatın birlikteliği olarak savlananların nasıl muktedir-erk gözetiminde böylesi bir duvarın ardına ötelendiğinin fark ve idrakına ulaştıracaktır. bilindik aşina olup her nerede tahakküme dayalı bir yönetim söz konusuysa aralarında yukarıda saydıklarımıza paralel tepkime ve önlem almalar!! işin doğal akışı, gereği diye karşımıza çıkartılır. bu ne geçici sınırlı kurmacalardan ibaret bir enstelasyon, ne sanatın en son harikalarından bir gösteren, hal böylesine apaçıkken kör kuyuların dibinden bir adım ileriye doğru hamle etmenin gerekliliği ve sorgusu takdirinizedir. yaşıyoruz behemehal müsammaha gösterildiği kadarıyla nefes aldığımızı varsayarak. yaşıyoruz, şakran, tekirdağ, bakırköy cezaevlerinde tıpkı ali yılmaz'ın kaleme aldığı kara arşiv'de yazıp sunduklarının benzerlerine ancak ölümler olduğunda, ancak iş işten geçmek üzereyken haberdar olabildiğimize tepki vererek. az biraz vicdan soğutarak.

yaşıyoruz daha önceden aşina olunan kıyamet mümmesili   isimlerin şimdiki temsilcilerinin halen yapabildiklerini görerek. görüp de hala bir arpa boyu yol alamadığımıza hayıflanarak. yaşıyoruz handiyse el birliğiyle roboski katliamının üzerinin ölü toprağı ile kapatılmasına seyirci yazılarak. barış sürecinin halkla paylaşımını gerçekleştirmesi için seçilmiş insanların zonguldak, denizli ya da kayseri sınırlarında faşist gürühlarca protesto edilmesini, toplumun kırmızı çizgileri var onları hiç bozamayacaksınız diyerek üstten üste efelenmelerin, linç girişimlerinin birisi bitmeden bir başkasıyla hemhal olup yaşıyoruz. her gösterilenden bir pay çıkartılmasının tavsiye olunduğu modern zamanımızda halen en eski alışkanlıklarla, tahakkümün en çirkin yüzleriyle biraradalığımızın tükenmediğini idrak ederek. yaşadıkça öğreniyoruz her vakit. soluk almanın bile kural kaidelerle bağlantılandığı, gösterinin müsaade edilen sınırlar dahilinde, adalet talebinin çok da ses etmeden talep edileceğini, emek mücadelesinin gereksiz bir teferruat olarak hele ki grevin falan zorluk çıkartmayın asabımızı da bozmayın gibi manalı seslenişler tepki ve terennümlerle tarumar edilmesine tanık olarak yaşıyoruz.

günlük rutinden arta kalan dinlenme zamanında, ptt'nin tavsiye olunduğu buna riayetin zorunlu kılındığı bir yaşam serüveni. düzen için bunlar gerekli ne sorun ne sorgulayın, elleşmeyin hiç ilişmeyin, dokunmayın gibi tenkitler ve uyaranlarla adına yaşam dediğimizi değil basbayağı esaretin farklı bir türlüsünde adı bir türlü ortaklaştırılamayanında vakit geçiriyoruz. bi'nefes sessizce, sıradan çıkmadan hiç bu hamleyi akla dahi getirmeden, tepki göstermeden, konuşmadan kırmızı çizgilerin mümkün mertebe uzağında kalarak uygun vatandaşlar prototipinde bu yarı özgürlük sahanlığında günlerimizi tüketiyoruz. çürüyoruz vesselam. güncel alan ve gösterilegelenler, bize dair olanların unutturulduğumuz varsayılanları sorgulamamamız konusunda uyaran ve ikazlarla donatılmış durumda. dopdolu. tıkabasa ve lebaleb. bir taraf olmaksıızn vicdanı modern zamanın tüm fenalıklarında korumak adına kelamla ne kadar uzlaşıyoruz. sesle ne kadar yüzleşiyoruz. bütün bunun sınavı önümüzde!. bu meram çabası bir farkındalılık sağlayabiliyorsa bir başına alenen görünen gösterilenler saymakla nail olduklarımızın yanında daha sayamadıklarımız nicesini anlatacaktır. işitir misiniz....

>>>>>Bildirgeç
Söyle O Terörist Oğluna...  - Nafiye GÖLBAŞI - Radikal Blog

1980 yılı öncesi evimizi yolunu su yoluna çeviren, her geldiklerinde 'söyle, vatan haini oğlun nerede', diyen polislere ‘on sekiz yaşını geçmiş oğlanın sorumlusu ben miyim’, demişti annem bir keresinde.

‘Gidin, neredeyse bulun’, demişti.

‘Beni dinler mi kocaman oğlan?’

Ona kalsa diyemezdi bu lafları ama bir komşumuz söylemişti ona. Bir daha geldiklerinde böyle, böyle söyle demişti.

Ne babam evdeydi o yıllarda, ne de abim. Geriye kalan aile fertlerinin yaş ortalaması da ergenlik civarındaydı.

Annem o cümleyi aklında tutmuş, unutmamıştı ama onun sadece ağzından çıkacak olan bir cümleydi bu. Yüreğinin dili değildi.

Alışık değildi böyle laflara.

'Sorunlusu' demişti o yüzden sorumlu yerine ama onlar anlamıştı onun ne demek istediğini.

Üzerindeki uzun geceliğine, evimizdeki eşyalara  ve oturduğumuz mahalleye epeyce tezat düşen bu sözleri söyledikten sonra bir an Rus ruleti etkisi yaratan sorusuna cevap beklemeye başlamıştı annem.

Onun yasaları bilmediğini sanmazlarsa eğer, belki de bir daha gecenin bir yarısı gelip rahatsız etmeyeceklerdi kim bilir. Bu son olacaktı.

Birazdan, ‘biz de gelip size rahatsızlık vermek istemeyiz, hem oğlunuz da reşit ve bunu bize belirtmekte haklısınız ama ne yaparsınız, biz de emir kuluyuz,’ gibi sözler söyleyecekti komiser ama onu demek yerine, ellerini arkasında birleştirip,  gözucu ile ona bakarak, Muhammad Ali Clay'in kelebek misali bir kez dönüyor annemin etrafında.

Çıt çıkmıyor kimseden.

'Kocakarı, bakıyorum da senin çenen fazla açılmış. Götürürsem karakola, görürsün gününü haa’, diyor kafasını sallayarak.

Karakol lafını duyunca atıyor annemin rengi.

‘Benim nerem kocakarı’ diyor, onlar gittikten sonra.

‘Hele oradan bir bardak su ver, hele.’

Elleri titriyor suyu alırken.

‘Görüyon mu şu oğlanın başımıza açtığı işleri,’ diyor.

‘O kadar da okul okudu…’

Kapının önünde bir kez daha 'o terorist oğluna söyle, gelsin teslim olsun, yoksa kendisi için çok daha kötü olur', dedikten sonra rütbe sırasına göre arabaya binip giden polisler bir kez daha eli boş dönmüşlerdi şubeye ve bu, abim yakalanmadığı sürece, onların bir süre sonra tekrar gelecekleri, seni uykunun en masum ve en derin yerinde, neden uyandığını anlayamadığın bir anda, sıcacık yatağında tir tir titretecekleri, korkuyu bir kez daha duvarlara sindirecekleri anlamına geliyordu.

Vatan bölücülerinin ve onların ailesinin yaş, cinsiyet ve ruh hallerinin zaten hiç önemi yoktu. Hepsinin boyu devrilsindi. Onlar da büyüyüp terörist olduklarında başlarına gelecekleri şimdiden görmelerinde fayda vardı.


Anneme kocakarı dediklerinde  sadece kırk beş, abim de yirmi üç yaşlarında idi.

Zehir gibi okuyan abim, iyi bir diploma almaya çeyrek kala okulunu bırakıp geldikten sonra Adana Tekel fabrikasında işe girmiş ve seksenli yıllara doğru ‘bizim bir aylık maaşımız bir günlük çalışmamızın karşılığı bile değil' demeye başlamıştı. ‘Bu böyle olmaz.’

Eve gelip gitmeleri azalmıştı sonra.

Nerede olduğunu sorduğunda, ‘karışma’ derdi anneme.

Karışma.

Küçükken de zaten babamı dinlemez, her şeyi göze alır, bildiğinden şaşmazdı. O bizim gözümüzde terörist değil, annemin etin en iyi yerini saklayıp yedirdiği, gözünden sakındığı, iki çocuktan sonra yaşayan ilk oğlu, bir gömlekle okul bitiren, sadece içinde içli köfte kaynayan tencerenin kapağını açınca gülümseyen, ders çalışırken çıtımızı çıkarmadığımız abimizdi.  Canımız feda idi ona, isterse polisler her gün gelsinlerdi ama daha çok çaresizlikti bizi korkutan.

Derdini kime anlatacağını bilememenin, gücünün yetmeyeceğini bilmenin, doğar doğmaz boynuna geçirilen o yağlı ipin her an sorgusuz sualsiz çekilebileceğini bilmenin çaresizliğiydi.



Bugün Radikal gazetesinde oğluna kazak göndermek suçundan üç yıl ceza alan, oğlunun beşiğini sallayıp büyüttükten sonra yatakçı konumuna düşen şeker yüzlü Nazife Ana'yı görünce o çok ta eski olmayan yıllar geldi aklıma.

Reşit olmanın bizim yasadaki anlamını merak ettim sonra.

Google'a bakmak hiç istemedi canım.

Ne gibi bir suç işlediğinde vatan haini olur ki insan, diye merak ettim.

Vatan haini olmaktan ne zaman kurtulacağımızı düşündüm sonra.

Ülke nüfusunun kaçta kaçı vatan hainidir acaba, diye merak ettim.

Ya da kaçta kaçı o suça maruz kalmış, yargılanmış, yerinden yurdundan edilmiştir diye...

Ebeveynler hangi yaşa kadar evlatlarının seçimlerinden sorumlu tutulur, diye sordum kendime.

Çocuğunu görüp görmeme tercihi ebeveynlere ait olduğunda, zaten kendi derdi kendine yeten ana baba balık yemi gibi kullanmadığında bölünür mü ki devlet, diye merak ettim.

Suçlunun cezası suçuna uygun olduğunda, mağdura da söz hakkı verildiğinde, ama cezayı yasalar belirlediğinde çok mu yara alır ki?

Her şeyden önce insan dense, devlet deyince aklımıza biraz da şefkat duyguları gelse, Nazife Ana’nın ayağına takılan kelepçenin kime ne gibi bir ifadesi olduğu tartışılsa, yıkılır mı ki ola bu devlet, diye merak ettim.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Nafiye GÖLBAŞI mahlasıyla kaleme alınan Söyle O Terörist Oğluna... makale tam da nihai cümlemizde değindiğimiz görünüp bir türlü anlamlandırılamayana dair önemli bir anlatım. Anlamlandırma çabası. Her günümüz sınavlarla donatılmışken yola nereden çıkacağını düşünenlere zorunlu, zorlu bir zihin jimnastiği sağlıyor.. Yazar ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Söyle O Terörist Oğluna... - Nafiye GÖLBAŞI - Radikal Blog
Kışanak: Görüşme Talebi Öcalan'dan Geldi, AKP'den Değil - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
'Bir Köyün Geleceği Gömülmüş' - Yüksekova Haber
Gökkuşağının Belirmesi İçin Önce Güneş Çıkmalı - Çağla AĞIRGÖL - Agos
Gökkuşağı Çocukları - Gürbüz ÖZALTINLI - Taraf - DYH
İlhan Cihaner: KCK Tutukluları Rehinedir - Demokrat Haber
İlk Önce Zindancı Zihniyet Değişmelidir - M. DELİLA - Yeni Özgür Politika
'Acıyı Yüreğinde Hissetmeyenler, Barışı Da Anlamaz' - İnsan Haber
Sürece Destek Çağrısı: Acılarımızı Barışa Dönüştürelim - Marksist.org
Oğulları Vardı Gelecekte, Her Biri Vazgeçilmez Cihan Parçası!.. - Hasan CEMAL - T24
DTK 'Akil Kadınlar Heyeti' Oluşturacak - ANF
Sağduyunun, Barışın Fotoğrafı: Hayatını Kaybeden Polis, Asker ve PKK'lı Aileleri Bir Araya Geldi - Turnusol.biz
“Kaç Kişi Ermeni Olduğunu Biliyor?” - Serhat KORKMAZ - Bianet
Yüzleşme - Ercan Jan AKTAŞ - Özgür Gündem
Bu Kez Çocuklar İçin: Yek Hebû Yek Tunebû! - Sibel ÖZ - Demokrat Haber
Belfast’taki Kürt Konferasında ‘Öcalan’ Vurgusu - Amed News
Hediye Aksoy: Yüreğim ve Aklım Hala Cezaevinde... - Gülşen KOÇUK - Jinha
Tekirdağ'da 12 Eylül Manzaraları - Etkin Haber Ajansı
YDG-H: DÜ Direnişi Rektör-Polis-Cemaat Tezgahını Deşifre Etmiştir - ANF
İstanbul'da Hizbullahçılar Saldırdı - HalkızBiz
İstanbul Üniversitesi'nde Hizbullahçılar Saldırdı: 56 Öğrenci Gözaltına Alındı! - soL
YSGP Gençliği: Olaylarda Polisin Rolü Araştırılsın - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Meclis Önünde, Polisten Öğrencilere Sert Müdahale - Radikal.com.tr
Yine Polis, Yine Dur İhtarı, Yine Ölüm - Bianet
Tirk Kî Ne? - Fêrgîn Melîk AYKOÇ - Yeni Özgür Politika
'Barış İstiyorsanız Kayıplarımızı Bulun' - Etkin Haber Ajansı
Boşa Kürek Çekme Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Ben Yapmadım, Devlet Yaptı! - Yıldırım TÜRKER - Birgün
Allahsızlığı Yayma Kürsüsü! - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam.com.tr
Fazıl Say'ın Tweetleri ve Doğru Sandığınız Yedi Yanlış - Kerem ALTIPARMAK - Bianet
Fazıl Say'ın Mahkumiyet Gerekçesi Açıklandı - CNNTürk.com
Yazayım Bari - Ergun BABAHAN - EB' Blog
A Secularist’s Lament - The Economist
Gardner: 'There Are Many Such Cases In Turkey': Fazil Say Trial Not Anomaly - Russia Today
Turkish Pianist Fazil Say Convicted Of Insulting Islam - BBC News
Hukuk Güzel Ama Sahipleri Çok Yaman! - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
Ölmesini Bilmeyenler - Ali Murat İRAT - Birgün
Gün Gelir Siz Kapatırsınız Yüzünüzü - Burak COP - T24
Dikkat! Ali Emre Bukağılı Da Ateist Avında! - Ali Ufuk ARIKAN - soL
İfade Özgürlüğü Oyuncak Mı? - Ahmet A. SABANCI - Cyberspace Aylağının Günlüğü
Polis Sergide Değil Meydanda Belli Olur  - Oşu Bubu - 5Harfliler.com
Arkadaşlarımız Değil Polis Yargılansın! - Emek Bizim, İstanbul Bizim!
Emek Sineması Sonraki Yıkımlar İçin De Bir Dirençtir - Emrah UÇAR - Genç Umut
Bir Rüyanın Sonu... - Elif İNCE - Radikal.com.tr
Olağanüstü Olağan Günler - Bülent USTA - Birgün
Akil Adamlar Tiyatrosu - Serkan BESİ - Yüksekova Haber
Değişim, Süreç ve CHP - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
Türkiye Solunun Kürt Hareketine ‘Eleştirel’ Bakışına Cevap ! - Onur ÖNCÜ - Amed News
Yeni Kurucu İrade... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Soykırımdan Geriye Kalan Kaval ve Hübre Çarşaf - Şeyhmus DİKEN - Birgün
24 Nisan Arifesinde Kürtler - Sadık ASLAN / Burdur E Tipi Cezaevi - Özgür Gündem
Soykırım Yaşayan ve Anadolu Halklarından ve İnançlarından Özrümdür - Zeynep TOZDUMAN - Gelawej
Fail-i Meçhul Aydın Kırımı Olarak 24 Nisan - Taner AKÇAM - T24
İHD: 24 Nisan 1915 Ermeni Soykırımı’nı Anıyoruz - Nor Zartonk
Adana Ağıdı ve 98. Yılında Soykırım Kurbanlarını Anıyoruz - Adana HDK - Nor Zartonk
Prof. Dr. Taner Akçam: “Tehcir Sırasında 800.000 Ermeni Öldü” - Samet ALTINTAŞ  - Zaman.com.tr
Son Ermeniler! - DHA / CNNTürk.com
Sonu Olmayan Rum Endişesi - Mutlu TÖNBEKİCİ - Haber.Gazetevatan.com
YÖK (Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı) İç Yazışma Belgeleri: Part-1 - #RedLeaks
‘Tutuklu Gazetecilerin Serbest Bırakılması, Güven Artırıcı Olacaktır’ - Jinha
Koca Yürekli Küçük Kadın - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet.com.tr
AYM'nin 4+4+4 Kararı: Laikliğin Ruhuna el Fatiha! - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
AP Türkiye’ye Eleştiri Dozunu Yükseltiyor - Kayhan KARACA - DW Türkçe
AB'ye Girelim Mi, Girmeyelim Mi? - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Hrant Dink Davasında Önemli Gelişme - Oya ARMUTÇU - Hürriyet.com.tr
Karar: Asker Kendi Kendini Dövmüş - Roj Gündem
Asker-Polis Bütçeleri ve Yeni Kürt Pozisyonu - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Türk Ordusu Dersim’de Operasyon Başlattı - ANF
Küresel BAK: Geleceğimizi Harcayan Askeri Harcamaları Durdurmalıyız! - Marksist.org
Son Bir Yıl İçinde 61 Asker İntihar Etti - Hülya KARABAĞLI - T24
10 Soruda Taşeron Dosyası: 'Taşeron Cumhuriyeti' Müjdesi! - Aziz ÇELİK - T24
DİSK Olağanüstü Kongresi - Aklımız Kötümser; İrademiz İyimser Olsun - Ecehan BALTA - Antikapitalist Eylem
Taksim'de 1 Mayıs'a İzin Yok(muş)! - Muhalefet.org
Ve TEMA Vakfı’nın İpliği Pazara Çıktı!.. Sermayenin Halkı Uyutmak İçin Kurduğu ‘Çevre’ Tezgahı - Ebru ERBAŞ - RED / Ekoloji Ağı
Lufthansa’da Grev, 500 Uçuş İptal Oldu - Sendika.org
Eskişehir’de İşçiler MESS’e Karşı Yürüdü - Evrensel
Kim Kimi Öz Yurdunda "Paryalaştırıyor" - Nihal KEMALOĞLU - Akşam.com.tr
Demir Yolcular ve Sağlıkçılar Bize Ne Diyor? - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Korkmayın Efendiler, Siz Zaten Kazanmışsınız! - Ali Duran TOPUZ - Utay
DEBA Mücadelesinde Ortaya Saçılanlar - Nuran GÜLENÇ - Sendika.org
İÜ Hastanesinden Haberler... - Kamil KADİROĞLU - Taşeron İşçilerinin Sesi
Dört Çocuktan Biri Aç - Tarım 2023
Sınıf Mücadelesi Yol Ayrımında: Tarih, Gericiliğe Karşı Yürütülecek Mücadeleyle Yazılacak - James PETRAS - Muhalefet.org
Chile’s Students Still Fighting For Free Education via Teacher Solidarity
Honouring Rachel Corrie, 10 Years On - Andy BEALE - Al Jazeera
Thatcher’i Cehennemin Dibine Yollarken… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
Chavez’in Ardından ABD Oyunları Sürecek Mi? - Türkçesi: Doruk KÖSE - Gerçeğin Günlüğü
Turkey Returns To Israeli-Palestinian Arena - Zvi BAR'EL - Haaretz.com
Mağduriyetten Failliğe Kimlikler: “Sarı Yıldızı Gururla Taşı!” - Foti BENLİSOY - Granta / Antikapitalist Eylem
World Fascism - A Historical Encyclopedia Kaynakça: Özgür ODABAŞI 
Ateistler ve Agnostikler Baskı Altında! - Örsan K. ÖYMEN - T24
Dostoyevski: "Yeraltı Adamı" Üzerine Kısa Bir Deneme - Derviş Aydın AKKOÇ - Birikim
Ne Pastası, Bildiğin Alınyazısı - Ali Murat HAMARAT - Yazıhaneden.com
Natama Ya Da Sahte Duyarlılıklar - Abdullah İLHAN - Tetikçi
Gürbilek’in Deneme Vitrininde “1980’lerin Kültürel İklimi” - Alparslan NAS - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Eleştirel Realizmin Manifestosu - Güney ÇEĞİN ve Hüseyin ETİL - EG' İstifhanem

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
biennale venezia 2011 by danielle1357 via flickr

>>>>>Poemé
Unutamadığım - Ahmet ARİF

   Açardın,
   Yalnızlığımda
   Mavi ve yeşil,
   Açardın.
   Tavşan kanı, kınalı - berrak.
   Yenerdim acıları, kahpelikleri...      

   Gitmek,
   Gözlerinde gitmek sürgüne.
   Yatmak,
   Gözlerinde yatmak zindanı
   Gözlerin hani?

   "To be or not to be" değil.
   "Cogito ergo sum" hiç değil...
   Asıl iş, anlamak kaçınılmaz'ı,
   Durdurulmaz çığı
   Sonsuz akımı.

   İçmek,
   Gözlerinde içmek ayışığını.
   Varmak,
   Gözlerinde varmak can tılsımına.
   Gözlerin hani?

   Canımın gizlisinde bir can idin ki
   Kan değil sevdamız akardı geceye,
   Sıktıkça cellad,
   Kemendi...

   Duymak,
   Gözlerinde duymak üç - ağaçları
   Susmak,
   Gözlerinde susmak,
   Ustura gibi...
   Gözlerin hani?

kaynakça: şiir.gen.tr

Sunday, April 14, 2013

Deuss Ex Machina # 445 - valel ajal vales kohas


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_445_--_valel ajal vales kohas

08 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
za. The Green Kingdom - Night Clatter (SEM Label)
zb. The Green Kingdom - Ban She (SEM Label)
zc. Actress - Voodoo Posse Chronic Illusion (Werk Discs)
zd. Actress - Floating In Ecstasy (Werk Discs)
ya. Stiver ve Gantz - Ninty (Tektosag)
yb. Ethnique Punch - Tiran (Tektosag)
da. Commodo vs. Lurka  - Capisce? (Black Box)
db. Commodo vs. Lurka - Glue Sniff Riddim (Black Box)
dc. Genetix - Sequence (Biscuit Factory Records)
dd. Genetix - Skyliner (Biscuit Factory Records)
fa. Lx One - On My Own (Wheel & Deal Records)
fx. Lx One - Losing Control (Wheel & Deal Records)

valel ajal vales kohas
(445)

"tüm ölü nesillerin geleneği, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker." (marx)

soluk alıp vermenin bile zora koşturulduğu, handiyse seçeneklerin a'dan - z'ye durmadan değişitirildiği ve dönüştürüldüğü bir zaman diliminde hemen hiç bir şey için çabalanmanın gereksiz olduğunun bir iki daha fazla tavsiye olunduğu, şirinlik muskalarında sözüm ona akıl fikir ihsan olunurken, bir elden yardımcı; durmaksızın yeni ketler ne olabilir sorgularının, çabalarının yinelendiği yenilendiği bir ortama doğru ilerliyoruz. güncellik bambaşka rotaları ve çabaları gösterip dururken ne gerek var cancağazım virüsünün yagınlaştırılmasıyla beraber yan yana yürüdüklerimizin bizden mi onlardan mı olduğu şüphesini zihinlerimizde alelade yer edinirken buluyoruz. apansızın, birdenbire. dedik ya soluk alıp vermek bile çoktan seçenekleri zorlaştırılmış bir merhale hallerde. durmaksızın sınanmak için bir mesele. yer gök, akıl fikir! yol boyu akillerden donanmış, çevrelenmiş çokça bilginler gibi davranmayı uygun bulanların seslenişleriyle donatılırken bir yanın, hemen az ötesinin nasıl istemezükçülük, elleştirmeyiz, kurcalatmayız ve böldürmeyizcilikler ile hemhal edildiğinin yansısını gösterip duran alelade öyle kendiliğinden salt bi'masal platosu olmayıp basbayağı her günü karanlığa teslim edilirken, kara kara simaların, karanlık vicdanlıların yollarına tahsis olunurken iş bu hayat nerede başlar sorusu düşüveriyor aklın bir köşesine.

hala işgalinin pek de mümkün olmadığını sandığımız kendimize kaldığını sandığımız o dört başı mahmur bir alanda durmadan düşünmeye çabalanıyoruz anlamadan dinlemeden, işitip de el vermeden, taşın altına elini koymadan böylesi hızlıca, paldır küldür yol nereye evriliyor sorgusunda buluveriyoruz kendimizi. birdenbire değil basbayağı gün geceye kavuşurken günden arta kalanları gece tartışmaya devam ederken. merhaleleler, eşikler, ilerlemeler söz konusu edilirken yıllar yılları kovalamış, çoktan tozun toprağın içerisine terk etmiş olsa da bazı şeyleri nasıl halen geçer akçe olduğunu bildiğimiz yalancı dolmaların bir kere daha iştahla servis edilmesinden, yenilmesinden duyduğumuz kaygılardır belki bir ihtimal bizleri bunca şüpheye sorguya geri götüren. modern zamanlar, adına iliştirilmiş olanların kelime oyunlarının yanında, sadece geçmişi tekerleme gibi tekrar edip duran bir süreç haline dönüşmesinedir belki bu endişeler dizilimi. endişeli olma halleri. diyoruz ya nefes alabilmek bile az ya da çok sınanarak mümkün oluyor. yahut müsammaha edililyor, gösteriliyor. illa billa bir şeylere erebilmek için kazara denk getirilmesi, ucun delip de geçmesi mi şart koşulmaktadır.

nasıl bir yerde yaşamaktayız ki halen muktedirin sözcülüğünü, gözcülüğünü dakika rötarsız, vakitlice halen katara ekleyeduranların oluşturduğu bu giriftleşen haleti ruhiyeyi sorgulamak zor gelmektedir. içinde kalakaldığımız güncelliğin içerisinde metaforlar, yansıtıcı olmasını temenni ettiğimiz sözcükler, sıfatlar ve daha fazlası sadece olan biteni anlamlandırabilmek için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir. başlangıç noktasından az ötede kalan bizler için, arafta bıraktırılan zaruri düşünselliğin, sorgulamaların ne kadar da ivedilikle çözümlenmesi gereken şeyler olduğunu dimağa düşürecek, kesiştirecek şeyleredir bütün gaye. gel gelelim şimdinin güncesinde telaffuz edilmesinden başka, vitrin süsü yapılmasından gayrı, vicdan adını ve payesini taşıyan erimi genişçe kullanabilmek, sündürmek adına kullanılan barış sözcüğünün, barışmak eyleminin ne hallerde konulduğundan yola çıkabiliriz pekala. ikircikli hallerin, sorgulamaların mütedeyyin, değişmezlik şerbetiyle takdis edildiği kolaçan edildiği bu yerde, bu menzilde aklın kenarında takılı kalanların, yer edinenlerin sorgusuna erebilmek ne zaman mümkün olacaktır? zamansal tespitlerin ve sorguların birbirleriyle ilişik olduğu bu güncellik dahilinde sıklıkla soruyu yinelemekteyiz farkındayız.

her defasında körleşmeyeceğiz, yılmayacağız, teslim olmayacağız ve unutmayacağız diye yola çıkılan eylemlerin, tavırları ve daha fazlasında zaman kavramının ne kadar çabuk tüketildiği meydana çıkıyor ki, hangi ara bütün bu tecrübeleri geçtik, hangi ara eledik, aştık diye sorgular buluyoruz kendimizi. hallerimizi. bütün sorgulanası, inceden başlayarak en zor olanına kadar değerlendirilesi, dile dökülesi ve paylaşılası olan şeylerin hepitopu bir yirmi dört saate sıkıştırılması, yüz kırk karakter veya yüz görümlülüğü kitabında "like" edilip unutuş tarlasına terk edilesi bir meşgaleye dönüştürdük buradan başlayabiliriz pekala. muktedir / erk'in isteyedurduğu, beklentilediği tam da düşünsel bir ferahlık yanılgısı içerisinde, o duygu dahilinden yine yeni yeniden kendi bildiğini okumaya devam etmesiyken, bu hemen hiç karavanaya gitmemiş bir tespitken halen gım gım, gak guk biraz fazla ayıp olmuyor mudur? nedir nicedir? yazgılarımız olarak değerlendirilen sunulup da bir kenarda aniden ortadan kaybedilen tanıklıkların, dönemeçlerin vesair deneyselliklerin denekliğimizin gerçekleştirildiği bu yerde o kafamızda kurduğumuz, temenni ettiğimiz 'barış' başta olmak üzere edimi tam ve eksiksiz bir biçimde karşılamayacağı meydandayken üstelik düşünmek ne ara hasıl olacaktır?

akil komisyonlar, yöneten tarafından tercih edilen sözcüler, sözcüklerini iliştirirken bir yandan vurrr de vuralım, öl de ölelim güruhları, vatanın kandan ibaret olduğunu, akıtılması gereken kanı pekmez sananların dört yanda canhıraş uğraşlarını sergilemeye, tek bildikleri olan ölümü kutsamalarına müsade edilen bir yerde önem arz eden şeylere uyanmak ne vakittir hangi zaman söz konusu edilebilecektir?. kardeşlik vurgusunda dini ön plana çıkartıp oradan beslenip, semirerek ortaya çıkartılan söylemlerin, sallanmaktan geri kalınmayan tespit taneciklerinin kardeşler birbirlerini vurmaz, vursa da acıtmaz bahsini doksanların kontra günlerini hafızaya yeniden tanımlandıran hizbullah-polis işbirliği içerisinde dört gün boyunca dicle üniversitesi'nde an be an görüp yaşamışken üstelik. illa ki orada bulunmamızın zaruri olmadığını yaşadığımız şehirlerin üniversitelerinde de sergilenmeye çalışılan sembolik! eylemlerde de görebilmek mümkünken üstelik yaşadığımız güncenin cehenneme dönüştürülmesine tanıklıktan gayrısına zor zahmet tenezzül edilebilecek midir? bir yerinden başlanacaksa bu hayat anlamlandırılmaya onun, bunun, ötekinin, berikinin değil hepimizin bulunup yol almaya çalıştığı geminin dümenini, kontrolünü kaybetmeden olabileceğini fark etmek için filozofluk diploması mıdır şart koşulan!.

baskıların olmadık yerlerden pıtırak gibi filizlendirildiği hele bir gelsinler, hele bir denesinler yollu sözümona gazete kisvesiyle faşist propagandanın şimdilerinde en yaldızlı örneklerini icra-i sanat eyleyen gözcü! gibilerinin beklentiledikleri, belledikleri yegane şeyin barış olarak anılanın değil de daha fazla acı ve keder olduğuna uyanmak için ne lazım gelmekteidir? kalk borusuna kaç vardır, kaç sınama? ümidin lime lime edilmesinin artık bir müsamere gibi süreklileştirildiği, bugün de buradan yiyiniz! kardeşlerim diye buyurulduğumuz güncelliğin sofrasında; elfo ana'nın azabını anlamak zor ve meşakkatli midir? adlarını çoktan unttuğumuz ama bir yerlerde karşılaşınca hatırlıyorum yani diye belleğimizden ufak tefek bir sinyalin çıktığı! içeride tutsak edilen özgür basın emekçileri gibi görmediklerimiz, aymadıklarımız ve uyanamadıklarımız esas resmi bir utanç vesikası kılmaktayken bütün bütün anlayabilmek bu gri günü nasıl söz konusu edilmelidir. hangi çabalarla. bir zamanlar tee 1908'lerde bir heves kotarılan sultaya, muktedirliğe karşı temellendirilen özgürlük mücadelesinin hemen ardından bu yurdu nasıl sade ve sadece bir tek ırktan ibaret bir mermere çevirmeye teşne bir projeye dönüştürülmesine vesile edildiğini tecrübe etmişken, zamansal aralıkları korunsa da 'x' olmayanın yaşam hakkına durmadan bir kastın sürekli olarak koz kabilinden deneyimlenmesine tanık yazılmışken halen bir şeyleri anlamak bu kadar zor mudur? zorda mıdır?

temizlik bahsinin, bahar diye bir arınma olmadığı yinelenesiyken tıpkıbasım, yeknesak makamda nefreti hicaz vurgu ve eylemlerin yeniden canlandırılması gayreti, yazınsalı, ekrandan paylaşılan haberi ve dizi diye kandırılmaya devam ettiğimiz kurmacalıktan artık giderek çıkan sistemin şablon öğretenleri, akla yerleştirenleri makamında, kısacası hayatın hemen her yüzünde tekrarlanan bir söylem haline dönüştürülürken soluk almanın yanında, o zor kısımlara da artık kafa yorabilmenin vakti henüz gelemiş midir? nicedir egemen siyasetin, hesaplaşmalar, yüzleşmeler ile bağlı bulunduğuna kani olmamız beklentilenen bu iktidar / analı-danalı muhalefetin / düzenin bildiğini okumaktan gayrısına tenezzül etmediği ortadayken, belliyken ayabilmek ne zamandır ciddi ciddi sual edilesidir. yazdıklarımızı karmaşık bir düzende bir sesleniş olarak değerlendirenlerin, bulmaca kıvamında bulanların hiç değilse sadece bu tek sorumuza bir yanıtları olacak mıdır? gerçeğin önüne sis perdesi çekilmesi tevazusuz bir biçimde artık saklanmaya ihtiyaç duyulmaksızın bir şeyler dönüştürülürken ucubeye başladığından farklısına mücadele edebilmenin, söze sahip çıkmanın vakti gelecek mi? düşüneduralım.  geniş bir perspektifin, çok katmanlı seslenişlerin, duyulması lazım gelenleri vakti zamanında paylaşmanın halen ütopik bir mesel olarak değerlendirildiği, ele alındığı, güne dahil edildiği bir yerde anlamların kitabi karşılıklarından ziyade hayattaki karşılıklarına ulaşmak meşakkatli bir tecrübe haline dönüşmektedir.

birbirimizin ağzından çıkan kelamlarda yaralarımıza iyi gelecek merhemleri değil, canlarımızı daha fazla yakacak, bezdirecek şeyleri ön planda tutulması / gayretinde kotarılanlar anlamın / anlamlandırmaların giderek dikenleri her yanımıza batan bir sarmalle yanyana olduğumuzu belirgin kılan bir neticeye dönüşmektedir. kati yargılar, değişmez tereddütler, aşılmasına müsade edilmeyen kırmızı çizgiler, dokundurulmayan modern zaman kutsalları ve daha pek çok ara bağıntı-edim ile beraber ideyi anlamı ve bütün bunları kapsayan anlayışın toprağına rahmet okutulmaktadır. gün dahilinde ucu ancak dokunduktan, bir yeri enikonu deştikten sonra verilen tepkimeler, giderek diğerine-ötekine karşı teyakkuz halinde geliştirilen şefaatsiz arsızlıkların çokluğudur burada işaretlemek istediğimiz. tartışmaların boyutlarının sığlaştırılmasınadır sözümüz. aklın alabildiğinden de fenasına tenezzül edilmesine elde tuzluk koşulması gayretine göndermeyedir çıkarsamamız. niteliğin değil niceliğin önde tutulduğu kampanyaların gün be gün yinelenmesi anlamlandırma, anlama / empati çatısı, tavrının ne hallere konulduğunu ifşaa edecektir. gözle görünen köy kılavuz istememektedir. topeykün ahvalin algısına ket vurucu, engelleyici olarak düzenlenen düşünselliğin giderek daha fazla köşeye kıstırılmasının çabalanımlarını görebilmek de söz konusudur.

bir aradayız, yanyana daha birbirimizin dertlerine, seslenişlerine, meramlarına erebilmek için korunaklı devlet aklını aşmamız gerektiğine ayabilmekten kaçınıyoruz. ne tespitimiz tespit, ne sözümüz söz olarak değerli bulunuyor. varsa yoksa en uç noktalardan laf sokma gayretkeşliği, varsa yoksa ne denildiğinin anlaşılmadığı goygoyculuğun en nadide yeni sürümleri. içiniz de mi sıkılmıyor. bile bile lades demekten diye sormak lazımgelendir. birbirimizin sözünden şüphe duymayacak hale ulaşmamıza müsammaha gösterilmeyen kırmızı çizgiler dünyasında ikame ediyoruz. dört yanımız kutsal, kutsal diye atfedilmişlerle donatıldığından bir adım atmanın bile, kelamın k'sine varma çabasının dokunan yanacaktır düzeyine sıkıştırılmış halleriyle hemhal olmaktayız. dertler bir değildir, tekil değildir kabul ama her önüne çıkan gelen sese veya söze ulaşan ya da dönüştürülen, avazla duytumsatılanın illa bir ayrıştırıcı / yıkıcı olmayacağına ayabilmek nasıl söz konusu edilmeli, fark edilmelidir? belirginleştirilmiş olan bölüneceğiz paranoyasının, her sözün bir uğursuzluk temellendiricisi olmayacağına varabilmek, düşünselliği ön plana çıkartabilmek çok mu uzak ihtimallerdendir. halen. şimdi!.bunca heyhulada çoğunlukla derdest edilenler, sözü önemsenmeyenler ne yana konulası nasıl önemsiz adledilesidir.

iş bu yazı teşebbüsünde, meram tortusunda birbirine yakınlaştırmaya çalıştıklarımız hep gözardı edilen, bile isteye unutuşlara yollanan, nadiren sözü edilen, hatırlatıldığı varsayıldığında bile kerhen söze dökülenler dışında pek de yeni bir şeyler söylenmeyen, bahisler açılmayan bu karanlığa karşı anlama çabasının elzemliliğine dair çıkarsamalardır. böyledir. anlamak zorunluluk diye özetlenenleri, şimdi konumuz bunlar değil diye ötelenenleri, biz biliyoruz kimin ne olduğunun tespit taneciklerinin, kendini enikonu hissettiren faşizan tavırların yoğunluğuna, tavizsiz yüklenişine karşı bir ayakta kalma çabasının bizahati kendisidir. sorgulanması gerekli olanların ivedilikliğini akla getiren bir eylemin kendisidir. duraksandıkça bile isteye yere kapaklanılan türlü kulplar takılan bu yerde insan denilegelen nedir sorgusunda ilerleyebilmenin araç gereçlerindendir anlama gayreti. tek yönden bakar olduğumuz (bize ne gösteriliyorsa tamah ettirildiğimiz) görselliğin ya da gösterilenlerin detaylarına vakıf olmak ötesi bu sahadadır. bugünün şartlandırılmış, elma şekeri gibi takdim edilen janjanlı paketlerle takdim edilen zararsızlaştırıcı / önleyici hamlelerin yanında bizahati sorgulamaların gerekliliğini hatırlatacak bir çabalanım toplamasıdır anlamak. yol böylesine kör topal bir heyhula ile girifleştirilmişken lazım gelendir.

aklın sadece seçilmişlerden edinilecek bir kazanım olduğuna dair bir tespitin süreğenleştirildiği bir yerde birbirimizin sözlerine ihtiyacımızın illa aracılara gerek olmadan bir köprü kurabileceğini düşündürecek olandır anlama gayreti. ortaya çıkan imgeler düzleminde yeknesaklaştırılıp ekranlar aracılığıyla layığınız budur diye sunumlandırılan şeylerin nasıl hedefler gözetilip kotarıldığını anlamlandıracak bir odağın merkezidir anlama çabası. yaşadığımız yerde daha önce tecrübe edilenlerde kendini gösteregelmiş olan anlayışsızlığın mütemadiyen zaman akmaya devam ederken tarihin tekerrür etmesi kıssasından hareketle dönüp dolaşılıp, ısıtılıp ısıtılıp ha'bire yinelendiği bu yerde bir daha asla önemli, değerlendirilesi, sıklıkla hatırlanası bir menzili oluşturmaktadır haddizatında. anlam döngü ve çabası dahilinde duyumsatmaya çabaladığımız, belirginleştirmeye teşne olduğumuz biraz da bu kıssalar diyarından yansıyanlardır. mükerrer bir akışta mütemadiyen rast getirilenlere dair tespitler de bunun ispatını gerçekleştirecektir. yok bir daha asla denilirken, nasıl şekilsiz şemalsiz hadsiz hudutsuz bir biçimde ne kadar negatif tanım varsa onu kullanıma dahil ettiren, mümkün kılan vakıalardır bu bağlamda fark edilmesini , değerlendirilmesini kastettiğimiz.

yüzyıl başında özgürlük için çalınan bir parmak balın sonra nasıl baldıran zehirine evrildiğinden yola çıkılabilir pekala. hiçbir şart ve koşullandırma, kıyasın kabul görmeyeceği ya da rıza göstermeyeceği kıyamların sonunun bir türlü getirilmemesinden anlamlandırılabilecektir bütün bu sarmalde yaymaya çablandığımız anlama gayretinin aslen neleri ortaya dökme çabası olduğunun ifşasını teyidini gerçekleştirecektir. böyledir. bir ihtimal. yer ve zaman değişirken aynı münferit / duyarlılık sahiplerinin elinden çıkan tepkimeler olarak atfedilen linç kültürünün içselleştirilebilecek, kolayca sindirilecek bir tavır olmadığı bizahati kendisine benzetemediğine hayatı da yeri de yurdu da cehenneme evirme pratiği olduğunu anlamlandırabilecektir bir ihtimal. ev, kapı, baca işaretlemelerin, kimlikleri o, bu, şu diye fişlemek konusunda yeni tecrübelerin ortaya konulduğu, üniversite kapısından öğrencisi zor girerken elinde satır, sopa, haydar(!) allah ne verdiyse onunla bostana dalan faşist / gerici yığınların ortamı terörize etmelerinin aslen neyi görmememiz için yapıldığını idrak edebilecektir bir ihtimal.

rantsal bölüşümün sulukule'den başlayan hamlesinin, tarlabaşı'nı iç etmesinden sonra istiklal caddesi'nde bulunan emek sineması'nın da yerini aldığı serkildoryan kompleksini de hacamat edip, sonunda alışveriş merkezi olarak dönüştürülme gayreti ve tahrip etmelerin yolunun nasıl şekillendirildiğini anlamlandıracaktır bir ihtimal.ortalık yerdeki kocaman bir süreç hengamesinde işinize, gücünüze bakın biz barışı tesis edelim diyen muktedirin rotaları, hameleri birbiri arkasına gelirken, filizlendirilirken roboski gibi açıktaki yaraların, ceylan önkol gibi nice çocuğun ne için katlediklerinin sorgusunun mamafii ötelendiği, unutturulduğunu az da olsa belirginleştirecektir bu anlama gayreti, çabası, nasıl adlandırırsanız öylesi. süreç güncesinin aba altından sallanan sopaları saklayıp kamufle etmeye bir mevzii olarak dönüştürülmesi, o hale itiş kakış alelacele yönlendirilmesi düşündürülmeyenleri de anlamlı bir biçimde hatra düşürecektir bir ihtimal. birbirimizi anlayalım diye yola çıktık. yok hiç hacet diye bir ses çıkartıldı. asırlık, bin yıllık, sürekli tarih bildiren bir aralıktaki kardeşlikten dem vuruldu. bahisler açıldı. daha arkadaş olamadık ki daha bir ötesine varalım diye söze karıştı, avaza dönüştü bunu işitenler. bütün bu menzilde bunca kısaca değindiklerimiz, endişelerimiz, tahayyüllerimiz çoktan kör karanlıkça zapt edilmeden karar anına, anlama gayretine, anlatma çabasına ulaşmaya hazır mıyız.. var mıyız!... orada mıyız!...
 
>>>>>Bildirgeç
Emek Sineması’nda İzol’ü İzlemek - Onur GÜNAY - Özgür Gündem*

7 Nisan 2013 günü tarihi Emek Sineması’nın yıkımının durdurulmasını isteyen sinemacı ve sinemaseverler polisin tazyikli su ve biber gazlı saldırısına maruz kaldı. Birçok sinemacının yetiştiği, Beyoğlu’nun kültürel mirasının bir sembol ismi olan Emek Sineması’nın yıkımının durdurulması için büyük bir eylem düzenlendi. Katılımcılar Beyoğlu’nun bir açıkhava-alışveriş merkezine çevrilmeye çalışılmasına, kentsel dönüşüm adı altındaki rant ekonomisine karşı çıktılar. Yaklaşık bir buçuk saatin sonunda, ellerinde sadece dövizleri olan ve şiddetin hiçbir formunu kullanmayan kitleyi, çelik yelekler, gaz maskeleri, su ve gaz araçlarıyla karşılayan polis ortalığı savaş alanına çevirdi.

Bu yazının konusu ne kentsel dönüşüm projeleri ne de polisin artık alıştığımız şiddeti ve barbarlığı. Bunlar her ne kadar Türkiye’deki toplumsal dönüşümün seyrini takip edebileceğimiz çok önemli alanlar olsa da benim burada anlatmak istediğim şey vatandaş-devlet bütünleşmesi, devletin vatandaşın içinde cisim bulması ya da bir başka deyişle faşizmin gündelikleşmesi, sıradanlaşması.

Eylem sırasındaki en ilginç ve pek üstünde durulmayan konulardan birisi, son derece barışçıl bir protesto gerçekleştiren eylemcilerin yanlarından geçen ve pazar günlerini İstiklal Caddesinde geçirecek olan “sıradan vatandaşın” ve caddedeki esnafın verdiği tepkilerdi. Eylem gerçekleştiği sırada caddede yürüyecek yer kalmadığını düşünen kimi vatandaşlar protestoculara küfürler sallayarak ya da onlara bilinçli bir şekilde çarparak, dirsek atarak yolun kısmen kapatılmasından duydukları rahatsızlıkları ifade ediyordu. Ancak yoldan geçen vatandaşlardan yenilen dirseklere polis gazının, tazyikli suyun ve gözaltıların eşlik etmesi uzun sürmedi. Sonrasında gaz yiyen eylemcilere su satmayan esnaf, kapılarını kapatan dükkanlar sayesinde göstericiler cezalandırılmış, vatandaş-devlet-sermaye bütünlüğü sağlanmış, incinen vatandaş hassasiyeti onarılmıştı.

Peki bu vatandaş hassasiyeti nedir, neden bu kadar devletlidir? Neden hep ezilenlerin, mücadele edenlerin karşısındadır? Artık bu kadar sıradanlaşmış bu tahammülsüzlüğün ve zalimliğin kaynağı nedir? Bu sorunun cevabını da aynı günün Emek Sinemasındaki polis müdahalesi kadar patırtı koparmamış ve bu kadar konuşulmayacağı da kesin olan ikinci haberinde arayalım.

Diyarbakır’da polis ve valilik kaynaklarında intihar ettiği iddia edilen Murat İzol’ün ölü bedeni 7 Nisan’da Dicle Nehri üstündeki Ongözlü Köprü’de bulundu. Olayın duyulması üzerine, 12 gündür haber alınmayan 19 yaşındaki lise öğrencisi Murat İzol’un yakınları ve arkadaşları da bölgeye geldi. Ölü beden Murat’a aitti. İzol’ün cenazesini gören yakınları ve arkadaşları hastahane önünde sinir krizi geçirerek polis ile tartıştı. Polis İzol’ün arkadaş ve yakınlarına gaz bombası ve coplarla saldırdı. Emniyet’te Murat İzol’un Dicle Nehri’nde olmadığına dair resmi tutanak hazırlandı. Avukatın, Diyarbakır Baro Başkanı’nın ve Murat’ın ailesi ile arkadaşlarının verdiği ifadelere göre polis önceden mimlediği ve tehdit ettiği İzol’ün nehirde aranmasını da engellemeye çalışmıştı. Anlaşılan o ki, birilerinin Murat’la kapanmamış hesapları vardı. Küçük faşizmler tam da bu hesapların üzerine inşa ediliyordu.

Murat İzol’ün katli Türkiye’de son otuz yıllık kanlı iç savaşın bir parçası. Kürtlerin hakikatinde ne bir istisna ne de bir parantez. Murat, “faili meçhullerle” yani bölgedeki ismiyle devlet eliyle öldürülenlerden sadece bir tanesi. Öldürülmesi, son otuz yılın ve de Türkiye Cumhuriyet tarihi boyunca süregelen katliamların bir devamı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Murat’ın geçen haftaki kayboluş haberi ancak birkaç haber sitesine girebildi. “Olay” değeri taşımadı. Ölü bedenin bulunması ve ailesinin darp edilmesiyse birkaç muhalif yayın organı dışında neredeyse hiç tepki bulmadı. Murat’ın ölümü beklenendi, sıradan olandı, kanıksanandı. Basın sustu, vatandaş sustu. Öldürülen binlercesi gibi çok muhtemel ki Murat’ın davası da sümen altı edilecek, Murat’ın ölümündeki sorumlular belki terfi edecek ve vicdansızlaştırılmış (ama hassaslaştırılmış) bu ülke susmaya, görmezden gelmeye ve hatta onaylamaya devam edecek.

Emek Sineması eylemi ve yaşanan polis şiddeti ise basında çok büyük bir karşılık buldu, manşetler atıldı, eylemcilerin su ve gaz yemiş fotoğrafları sosyal medyada defalarca paylaşıldı. Sinemacılara ve yazarlara yönelik şiddet kınandı. Türkiye, sinemacılarını döven ilk ülke olarak tarihe geçti, kınandı. İnsanlar şaşırdı. Barışçıl bir protesto için bu kadarına değer miydi? Bunca zalimlik niyeydi?

Niyetim Diyarbakır’da yaşananlar ile İstanbul’da olanlar arasında bir zıtlık kurmak değil, tam tersine bu iki olay arasındaki süreklilikleri ve bağları göstermek. Murat İzol 28 Mart günü bundan 2006 Diyarbakır Mart olaylarının protestosuna katılmıştı ve anlaşılan 7 yıl önce kenti savaş alanına çevirip “kadın-çocuk demeden” kıyım yapanlar için değişen birşey yoktu. 2006’daki gibi Diyarbakır’da yaşananların haber değeri, kıymeti harbiyesi yoktu. Bu ülkenin “öteki ülkesi”nde uygulanan şiddet, öteki ülkenin insanlarının hafızasına ve bedenlerine kazınsa da Türkiye toplumunda pek kayda değer bulunmadı. Ancak, sömürge her ne kadar ülkenin büyük şehirlerden uzakta sanılsa da, sömürgedeki ötekine uygulanan şiddet bu mekanlar için de kurucudur. “Ora”daki zulüm, “bura”daki sosyal ilişkileri değiştirir ve dönüştürür, toplumsal baskıyı ve de sıradanlaşan zulmü kurar ve besler. Uzak sanılan ölümler, gözden ırak tutulan zalimlikler döner, yanı başımızdaki gündelik hayatı kurar. Emek Sineması için yapılan eyleme duydukları öfkeyi dirsekleriyle, bedenleriyle ve küfürleriyle ifade edenlerin hassasiyetleri yıllardır süren iç savaşın şiddetiyle, toplu kıyımlarla, katliamlarla, “öteki ülke” ile kurulan sömürge ilişkilleriyle, savaşın sonuçlarının görünmez kılınması ve şiddetin meşrulaştırılmasıyla beslendi.

Bu ülkede otuz yıldır süren iç savaş sadece ölüm üretmedi, öldürenleri de, zulme karşı susanları da insanlıktan çıkardı. Kürt bölgesinde uygulanan sömürgecilik ve olağanüstü hal koşulları Kürtler için ölümü, Türkler içinse adaletsizlik, hukuksuzluk, şiddet ve toplumsal eşitsizlikleri normalleştirdi. Devletin şiddetinden pek de nasibini almamış ayrıcalıklı kesimler kendilerini devlet zannetmeye, sosyal medyada isimlerinin başına TC koymaya başladılar. Beyoğlundaki hassas ve öfkeli vatandaşlar polis müdahale edene kadar, eylemcileri dirsekleyerek, eylemcilere küfür ederek tepkilerini koydular. Gazdan etkilenen eylemcilere su satmadılar, dükkanlarını kapılarını kapatıp eylemcileri korumayı reddettiler. Şimdi biz, Beyoğlu’nda barışcıl bir eylemin böyle bir şiddetle cevap bulmasını, sinemacıların “bile” tartaklanmasını şaşkınlıkla izliyoruz. Oysa Yaşar Kemal’in dediği gibi, zulüm tarlasında zulüm bitiyor. Murat İzol’ün ölümünün haber değeri bile taşıyamamasını nasıl açıklayacağız yoksa?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Özgür Gündem'in Forum sayfalarında yayınlanan Emek Sineması'nda İzol'ü İzlemek başlıklı makale denkleştirmek istediklerimizi tamamlayacak bir meram olarak önemli bir okuma parçasını oluşturuyor. Bir şeyleri fark edebilmek adına... Onur GÜNAY ve Özgür Gündem Gazetesi'nin anlayışlarına sığınarak metni iliştiriyoruz...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
Gerze Halk Direniş Korosu - Özilhan'a İnat Biz Yeşili Severük - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Emek Sineması’nda İzol’ü İzlemek - Onur GÜNAY - Özgür Gündem
Barış (Sűreci) - Eleştirel Abi - Eleştirel Medya Günlüğü
"Ermeni'den Akil İnsan Olur Mu?" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Barış Ortamı Neden Oluşamıyor? - İsmail BEŞİKÇİ - Aşağıdan
Türkiye’de Barış Mümkün Mü? - Nazan ÜSTÜNDAĞ - PolitikART
“Alaturka” ve “Alakurda” Çözümler…- Melih PEKDEMİR - Muhalefet.org
Benden Terörist Olmaz! - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün Pazar
Yüksekovalı Bakkal Mehmet'i 30 Kalaşnikof Kurşunuyla Kim Öldürdü? - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
Bu Bir Mücadele Sürecidir - Yeni Özgür Politika
Kışanak: Barış'ı Anayasal Güvenceye Kavuşturalım - Özgür Gündem
Karayılan: Biz Barış Konusunda Samimiyiz - Murat KUSEYRİ - Evrensel
KCK'den DÜ Açıklaması: Kimse Yanlış Hesap Yapmamalı! - ANF
Hizbullah ve Polis Saldırdı! Dicle Direndi - Muhalefet.org
Öğrenciler Yaralılar İçin Hastaneye de Giremiyor; Rektörlük Sessiz - Beyza KURAL - Bianet
Dicle Üniversitesi: PKK-Hizbullah Çatışması Yayılır Mı? - Engin ESEN - BBC Türkçe
Yüzü Maskeli Gericiler Saldırdı, Beyazıt Ayağa Kalktı - Kolektifler.net
'Ey Türk Kardeşlerim!' - Cumhuriyet.com.tr
Bin Yıllık Kardeşlikten Neden Barış Doğmaz? - Cemal TUNÇDEMİR - T24
İmralı Süreci ve AKP’nin Yeni Stratejisi: ZoZo’lara Karşı LoLo’lar Mı? - İrfan AKTAN - Bir + Bir
Colemerg Halk İnisiyatifi: Askeri Hareketlilik Sürece Zarar Verecek Düzeyde - ANF
Evrim Alataş: Kafanızdaki Değil, Karşınızdaki Kürdü Dinleyin - Baki GÜL - ANF
Barışı İnşa Etmek - Metin YEĞİN - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Bedelsiz Barış - Ertuğrul MAVİOĞLU - Birgün
Süreç ve Sol - Gökhan NAZLI - Sendika.org
Barış Süreci ve Sosyalistler - Adnan BOSTANCIOĞLU - Birgün
Söz Sende Programı - Ertuğrul Kürkçü - Halkların Demokratik Kongresi Basın
Hayırlı Cuma Mı? Kanlı Pazar Mı? - Berxwedan YARUK - Radikal_Blog
DİSK: Ya Savaşı İzleyeceğiz, ya da Barıştan Yana Olacağız - Ali Barış KURT - ANF
KESK Davası: Tüm Tutuklulara Tahliye - Sendika.org
Massenprozeß In Ankara - Nick BRAUNS - JungeWelt.de
Gazi M. Kemal Bidoncu Muydu? - Baskın ORAN - Agos
Irkçı CHP'li Yine Konuştu: Türk Ulusunu Silmeye Kitlenmişler! - Marksist.org
Beştaş: Yaşananlar Endişe Verici - Yüksekova Haber
Roboskili Ailelerden Korucu Alımlarına Tepki - ANF
301 Kere 301 Suçu İşliyoruz! - Bildirge - Nor Zartonk
Evet, Belli Ki Ermeniyiz.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal.com.tr
Asıl Suç Unsuru 301. Madde'nin Kendisi - Rober KOPTAŞ - Agos
4. Yargı Paketi - Anadolu Ajansı Metni - Kaynakça: Yetvart DANZİKYAN
Fareler Mahkumların Kulağını Kemirdi - Internet Haber
Cezaevlerindeki Baskılar Normalleşmemelidir - Hüseyin ALİ - Özgür Gündem
Raci Tetik: Kanunun Verdiği Yetkileri Kullandım - Birgün
'Rektör Danışmanı Öğrenciye Kafa Attı' İddiası - soL
Türkiye’de Şeriatı Beklerken: Muhafazakarlaşmadan Şerileşmeye Teo-Demokratik Geçiş - Hakan GÜNEŞ - Sendika.org
Adana'da Alevilere Bildiri: Esad'ı Desteklediğiniz İçin Başınızı Keseceğiz - Radikal.com.tr
Uğur Mumcu'nun Afişleri Toplatıldı - Endişeli.org
Ümit Kaftancıoğlu - 1935 - 11 Nisan 1980 - Toplumsal Bellek Platformu
"Bir Ermeni De Artık Kaymakam Olabilmeli" - Nilay VARDAR - Bianet
Hafızamın Köklerini Buldum - Ayça ÖRER - Radikal.com.tr
Bir Mahalleden Tek Hamlede Silinmek - Kalfayan Yetimhanesi Binası - İstanbul Ermeni Vakıfları Beyannemesi
Odatv'den Seksist ve Irkçı 24 Nisan Haberi! - Turnusol
Süryaniler'den Akil İnsanlar Sitemi - Süryaniler.com
Makbul Olmayan Evlatlar Mezarlığı: T.C. - Zeynep AKKUŞ - Hebûn LGBT
Transız, Buradayız, Alışın! - Haluk KALAFAT - Radikal Kitap
BDP Zorunlu Askerliğin Kaldırılması İçin Meclis Araştırması İstedi - Savaş Karşıtları
Şırnak'ta Şüpheli Asker Ölümü! - Evrensel
1+8, Sınırlar ve Dil - Mert İLKUTLUĞ - Resimaltı.com
HDK, İşçi ve Emekçinin Yanındadır - Bildirge - Nor Zartonk
Aktif İş Gücü Piyasası Politikaları - Dr. Recep KAPAR - Sosyal Koruma
Bakan Tonya’lıları Tehdit Etti: Hiç Bir Yatırıma İmza Atmam! - Muhalefet.org
Prof. Volkan: Gelecekte İslam Bağı Hayal; Kürtler Kürt, Türkler Türk Şef Alacak - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Vatandaşlık Maddesi - Yard. Doç. Olgun AKBULUT - Ana[l]iz - TESEV
The Curse Of Ataturk - Andrew FINKEL - International Herald Tribune
Hassas Güzel Celal - Cengiz ALĞAN - Marksist.org
Davutoğlu, Ermenilere ve Radikal'e Hakaret Eden Azeri Diplomat Hakkında Ne Yapacak? - T24
Bölgesel ‘Güç’ Değil, Bölgesel ‘Balon’…- Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Turkey Peace Talks Positive; Press Freedom Still In Peril - Özgür ÖĞRET - CPJ
Turkey Gives Politics A Chance - Kemal KİRİŞÇİ - Brookings
Çok Dilli Bir Yeniden Kuruluş: TC’yi Savunarak Değil AŞ’ye Direnerek - Umar KARATEPE - Sendika.org
Uğur Yücel: Bu Çağ Savaşlar ve Yıkımlar Çağı - Ceyda AŞAR - Başka Haber
Hologram Çağı - Ece TEMELKURAN - Birgün
Varşova Gettosu Ayaklanması: Bir Cesaret Öyküsü - Sara YANAROCAK - Şalom
Suriye'de El Muhaberat’a 'Savaş Suçlaması' - Robert FISK - BBC Türkçe
Thatcher'ı Taşeron İşçileri Mi Öldürdü? - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam.com.tr
Thatcher Modeli, Türkiye ve Alt Kültür - Barış YARSEL - Mühim Hadiseler
The Death Of A Class Warrior – Margaret Thatcher (1925-2013) - Tom MILLS - New Left Project
Margaret Thatcher - Morrisey - True To You
Margaret Thatcher - A Friend Of Pinochet Who Hated Our Class - Steve HAMMILL via Socialist Worker
Thatcher: A Wound Reopens - Benedict THORN via Critical Legal Thinking
İnsan Kaç Kere Çürür - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Nations: The Long History and Deep Roots Of Political Ethnicity and Nationalism - Azar GAT via CUP
19-23 Nisan'da İstanbul'da: Marksizm 2013 (Bahar) - Marksist.org
Aciz Olmama Mecburiyeti - Emrah GÖKER - İstifhanem
Umberto Eco: Aşk Hikâyesi Yazamam - Meltem YILMAZ - Cumhuriyet.com.tr
Pınar Selek Yeni Kitabını Tanıttı - Avrupa Postası
Emek Sineması’nın ‘Öteki’ Tarihi - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Mekânların Ruhu ve Emek Sineması Meselesi  - Enver GÜLŞEN - EG' Blog
Langlois Olayı ve Emek Sineması - Hakkı BAŞGÜNEY - soL
Emek Sineması ve Terörizm Üzerine - Ezel AKAY - Viral Mecmua
Turkey Emek Cinema Protesters Released After Clash - BBC News
Bir Alman Requiemi, İki B’nin Bitimi - Ali Murat HAMARAT - Yazıhane
İşte 'Offshore Leaks'teki Türkler... - Nedim ŞENER - Posta.com.tr
Together By Richard Sennett Review - Corinne JONES via The Guardian
When The Earth Moved - Nicholas LEMANN - The New Yorker
Baharın Müjdecisi Kuşlar! - Eko-toplaşma - Genç Çevre Girişimi

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Biennale Venetië, Italië By Bas Boerman' Flickr Page

>>>>>Poemé
maviye mekân - metin fındıkçı

yolumu kırıp dar odalar içinde kaldım
ipek yolunu serdin sıcak kavrulmuş tenin kaldı

bu kadar güzel durduğun denize baktıkça
kaldı kirpiklerim sırtında yaşanmış günlerin

hangi mavinin avlusunda soluksuz söyle
göster beni bıraktığın bu duvarları ören çakıl taşlarını
talanı görmeden içini okşayan kumları şimdi söyle

şaşıyorum şaşırıyorum
bir göçebe gibi biriktirdiğim koyuna
öylece dolaşıyorum denize dağıtmadan
tenine şaşıyorum

güz denizinin sürüklediği kırık hançeri
hiçbir maviye mekân olmadı biliyorum
bunu da biliyorum...

kaynakça: şiir.gen.tr