Sunday, May 26, 2013

Deuss Ex Machina # 450 - palais spectres

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_450_--_palais spectres

20 Mayıs 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
s. ZENИTH - HolyGhost (BLWBCK)
ö. ZENИTH - B&W Road (BLWBCK)
z. The Haxan Cloak - Dieu (Tri Angle)
t. The Haxan Cloak - The Drop (Tri Angle)
ü. Conquering Animal Sound - No Dream (Chemikal Underground)
k. Conquering Animal Sound - Mimese (Chemikal Underground)
e. Bovaflux - Lowkey ([d]-tached)
n. Bovaflux - Crayons ([d]-tached)
m. Sølyst - Euphorica (Bureau B)
e. Sølyst - Spiegel (Bureau B)
d. Quantum Soul & Lamb - Strong Root (Innamind Recordings)
i. Quantum Soul - Rolling Thunder (Innamind Recordings)

palais spectres
(450)

enikonu hazmedilip bellenmiş olduğu sanılanlara aslında hemen hiç aşina olmadığımız, yeterince anlayamadığımız, can kulağıyla işitmediğimiz, görmek isteyip de göremediğimiz, fikriyatına uyduğumuzu sandığımız kimisinde rivayetlerin getirdiği her neyse o heyhulanın dahilinde ona kendiliğimizden kaptırıp gittiğimiz bir zaman mevhumunda dönüp dolaşıp fabl'daki 'tilki' gibi söze ve merama odaklanmaya çalışıyoruz. dönüp dolaşıp sözün sağlayabilecekleri ile günümüzü anlamlandırma çabasında bir arpa boyu yol almaya teşebbüs ediyoruz. yatıyoruz, kalkıyoruz gündem diye sunulanların kenarında bitiveren, yaşatılıp durulanların; ne menem şeyleri birlikte sunduğuna değinmek istiyoruz. yeterin hiç bir zaman yeterli kalmadığı bu yerde, asla durulmadığı böylesi bir eşikte sonun nerede kopacağını az çok kestirsek de, bunca hilkat garibeliğinde nefes alabilmenin aslen ne kadar önemli olduğunu anlamlandırmaya çabalanıyoruz. erk-muktedir-iktidar, kendi sürekliliği içerisinde avamı oluşturanın tereddüt ve endişelerine kulağını tıkamaktan bir adım ilerisini hemen her gün gazlayıp coplayıp hizada tutma çabasına yönlendiği bir zamanda yapıp ettiklerinin neyin sağlaması olduğuna dair kesitleri iliştirmek istiyoruz. en azından deniyoruz.

deneyimlenmesi söz konusu bile edilmeyen şeylerin, aklın çoktan sınırlarından uzayıp gitmiş hatıratların birer ikişer yeniden katara eklenmesi, yeniden sahnelenmesi gayretkeşliğinde yolun afaki bir biçimde iyiyi değil tam aksi fenayı başımıza asılı kafamıza hizalı bir giyotin gibi şekillendirildiğinden dem vurmak istiyoruz. tarih mükerrer tahrifatlardan ibarettir! anlamlandırmaların onun dediği bunun dediği fasaryası ile sürümcemeden sürümcemeye terki diyar eylendiği bu yerde, şekilciliğin bitmek tükenmek bilmeyen kalıplarına hakim olma talebinin dünün mazlumu olanlarının elinde ne hallere dönüştüğünü idrakına varmaya çalışıyoruz. dedik ya birbirimizi işitilemez ya da anlaşılmaz kılarak kotardıklarında, kaybettiğimiz sözcüklerimizin anlamlarında her ne oluyorsa oluyor ama çok fena şeyler tecrübe ettiriliyor bahsinin yalın bir özetleyiş olduğunu fark ettirmeye çabalanıyoruz!. durduğumuz noktada, baktığımız farklı görüş açılarında hep birbirimizin açıklarını kovalamak mecburiyetindeki kitleler olarak kodlanmaya devam edilmemizden bu yana süregiden doksan yıllık tedrisatta tek bir şeyin bile olumlanmamasının yanından yöresinden bir çuvaldızı göstermek istiyoruz.

her ses çıkartana reva bulunanların dün ne idiyse bugün de aynı bağnazlığı aynı sınırlandırmışlığı teklemeksizin talep eden bunu dayatan bir yapının kendisi olduğunu yinelemeliyiz. iki arada bir derede. kolaycıl olanın hakir görmek ve genellendirmelere teslim ederek bitirildiği, iş bitiriciliğin bir başka safhası olan maarifin öğrenci olmasaydı ne güzel idare edilirdi bahsindeki gibi kocaman bir yerin yönetişim algısının da artık o seviyelere çekildiğini görebilmek söz konusuyken, kimi detaylar bunu ispatlarken yinelemeli bir kere daha yol nereye! anlam  gayret edildikçe söz konusu edilebilecek bir çıkarsayıştır. sonuçtur. her günün farklı bir beklentiden ziyade varedilmiş ve kemikleşmiş sığlığın kutsiyetinin bunca avaz avaz duyurulduğu ispatına girişildiği bir yerde  hemen her hamlenin onun devamı olarak yapılandırıldığı bir mevhumda daha çok mu yol vardır. aşılmaz sanılanları aşabilmek için davranmaya!. bir olmaya ve mücadele etmeye. adaletin enikonu çürüklüğünü bir eksik bırakmaksızın sergilenegelmesi karşısında hakkaniyet ne yana düşmektedir. bunu anlamak çok zor bir sınav mıdır? sınanış mıdır?

gün geçmeksizin yineletilen ezber okumaların, beton millet sakarya lafların, hakkaniyet taleplerine karşı vurdumduymazlıkların, ses etmeye teşne olanlara en azından çabalananlara reva görülenlerin bir aradalığında maskaralığın daniskası bir ülke portresi değilse karşımıza çıkan her neye tekabül etmektedir? bunca tahammülsüzlüğün, iktidara çemkirirken, muktedire söverken, sayarken yapılıp edilegelenlerin cılız bir duyarlılık seremonisi, vicdan rahatlatma ayini olmasından ötesine varmasına çok mu vardır? nedir yani!. yargıların biçimsizleştirildikçe genel olana karşı bir tahakküm unsuru haline dönüştürülmesi de bir şeylere uyanmaya kani gelmiyor mudur? söz işitildikçe, kulak verildikçe yahut yaşamın ta dip köşesinde karşılaşıldıkça bunca vahim olanla hatırlanacak bir şey, bir mesel değildir. dünü geçersiz kılan, dünde kaldığı varsayılan tahakkümün bugün başka ambalajlarla sunumlandırılmasındaki acelecilik bir yerlerde tekrara düşen yapının tam da yapmaya çalıştığı şeyin; dönüp dolaşıp tekrardan bütün haklardan feragat eden, sürekli biat eden, her şeye eyvallah çeken, birey olduğunun farkına varmasının önünü alma adına sürünün bir ayrışmazı olduğu çıkarsamasına enikonu çalışarak daima oradan vurgulamalara girişerek şekillendirildiği bir coğrafyada hakkaniyet nerededir! hatırlayanınız var mı?

tahsis olunanların batıp çıka, itip kaka hep göstere geldiği şey 'itaat edin' savının muhafızlığında kopartılanlardır. yaşama karşı nüksettirilen her türlü tehdide karşı insana ait olanın, insancıl olanın o bildiklerini okumaktan kendilerini hemen hiç alıkoymayanların lügatlarında anlamlı bir karşılığının olmadığının idrak edilmesinin mümkün olduğu bir zaman / yerde bunlar tekardan dile getirilesidir. yinelenesidir. fasaryalardan arındırıldığında yaşamı kapsayan faşizmin bir tezahürüdür. ayrışamadığımız bir türlü sonu getirilmeyen bir mevhumun bir kere daha buradayım diye seslenmesidir. otuz iki kısım tekmili birden alenen! ortalık yerde. muktedirin sağaltımların yahutta seslenişlerinin arasında, kelamının ortasında kabak gibi görünmeye devam eden sinsiliğin, yaşatmayacağız bize benzetemediğimizi vurgusunun düzayak okumasıdır bahsetmeye çalıştığımız faşizm. bir soluk almak nefes açmak için değil bunca hakkaniyetsizliğin bağnazlıkla sürdürülme gayretinde sözümona değil hakikaten özgürlüğümüzden olduğumuz gerçekliğini örnekleyecek olan bir kavisin kendisidir yaşadığımız günleri özetleyecek olan.

taksim'in neredeyse yirmi yedi gündür işgal altında bizahati avm yönetimlerinin, tarih kıyamcısı rant farelerinin alttan alta destekleri kolluk kuvvetimizin handiyse tükenmez nefretlerini sergilemek gayesiyle artık enikonu zıvanadan çıkan bir gazlama, sulama, kıstırdığını öldüresiye dövme, kıstırmadığına demediği ecdad küfürünün peşini bırakmadığı, che tişörtlü sivil mangaların, uzun saçlarının arasına telsizi sıkıştırmayı başaranların varlıklarının görünürlüğünü arttırdığı halka açık kürsünün nasıl tekrardan devletluya geçtiğinin resmi geçidine ev sahipliği yapılan bir yerden başlayabiliriz bahsettiğimizi örneklemeye. yerin ve yurdun sınırlandırılmışlıklar silsilesiyle, handiyse limiti olmayan bir zapturapt ile terbiye edilme gayretine mesken olunan taksim'in yanında reyhanlı'nın varlığını da iliştirmeliyiz. reyhanlı'da vuku bulanın tastamam burası özgür bir ülke nokta ibaresinin koca bir yalandan ibaret olduğunu, güvenliğin hak getirdiğinin açık seçik ilan olunduğu, insan canının ne kadar ucuza tekabül ettiğini gösteren, danışıklı bir kan oyununun son sahnesinden bahsetmek mümkün bu iktidar oyunlarında ayrışmazımız olan acının bir başka karesinde görünenlerden.

içerideki sulhün zorla zapturaptla, dayakla, arsızlıkla, dışarıda ise buradan bir haber her yere akıl fikir vermenin nerede aksi, insana yakışmazı varsa ona akıl verir görünüp, hangi çizgi dışılık varsa bir şey yokmuş gibi sıradan bir biçimde sahip çıkılmasının tahlillerinde görebilmek mümkündür. zorla savaşa taraf olma gayretinin, kan akıtma hevesinin her neye yol verdiğini anlamlandırabilmek bu kadar zor mudur? eleştirebilmek amerika'larda alınan ayarlardan sonra kendi kendine dayılanmaların, efelenmelerin neler olarak faturalandırıldığı idrakına erebilmek zor mudur? anlaşılmaz mıdır? durum fenalıklara bağlantılanmışken, orada sıkışmışken fikirlerin bilinse de bizim iktidarımızda konuşulamaz denilmesine şahit yazıldığımız başka sekanslar da hayatlarımıza eklentileniyor. gümbürtüye götürülmesi gereken bir mevzu söz konusuysa alelacele ortaya dökümlenen fenafillah akla zarar şeylerden medet umulmasının, ayranlı kolalı tavırların akabinde içki yasaklarının yasallaşması değil sadece faşist iklimin sunageldikleri. haddizatında görüşlerini, kendi bildiklerini, eğrisi doğrusuyla, hemen hemen hiç korkmaya yer olmaksızın, başına bir iş açılmadan söz etmek isteyenlerin, meramlarını kotaranların başlarına örülen çorapların, adlarına atılan dokuz sütuna manşetlerden yargı kararlarına kurban seçilen son isim olan sevan nişanyan'ın mahkumiyet kararından da bahsetmelidir. iliştirilmelidir.

sözün, kelamın neyi gösterdiği yahutta neyi önemli bulduğunun pek de önemli olmadığını, anaakım yayınların hemen pek çoğunun salt reyting denilen nalletliğe, emir erliklerine katkısı için hemen alarma geçtikleri bir yerde din eleştirisinin ne hallere evriltilip, hangi sonuçlara dönüştürülebildiğini gösteren bir tavır almadır nişanyan'ın sözlerinden sonra başına getirilenler. reva görülenler. bu kırmızı çizgilerin sayısının fazlalaştırıldıkça erkçe hiçbirimizi dışında tutumayacağını artık olunan bir sınırlandırmışlık, sınırlı sahanın gösterilmesidir faşist ülkenin erkinin, iktidarının, payandalarının elbirliğiyle önümüze serip ortaya koydukları. kare kare resmettikleri. hüküm haline dönüştürdükleri. düşünce zaten öyle uluorta söylenirse başa gelecek fecaatler de her türlü sineye çekilesi bir sınanıştır sözcülüğüne talip olanların, ondan ayrışmazların eleştirinin bir doğrudan ve sadece tek bir sözcükten ibaret olan sınırlandırmaların, düşüncenin böyle açık seçik linç edilmesine karşı tavrının akibeti mühimdir. herkes için sıklıkla yinelenesidir. lazım gelendir.

avrupa insan hakları mahkemesi kararları bir yana yapacağız edeceğiz, herşeyin bir kolayı elbette var, biz halledeceğiz diye kördüğüm halini daha da derinleştiren düşünme ediminin, söz söyleme yetisi ve tavrının ne hallerde konulduğunun takdiri, eleştiriye karşı geliştirilmiş yegane safın sinkaf etme dürtüsünde yeni ufukların açılması, akla gelmeyecek sıralamaların, kılıçtan geçirme sözlerinin yinelenebildiği yerde düşünce nedir! nasıl bu pütürlü, dikenli ortamda nefesini tazeleyebilir. nefes alabilir ki!. düşünmeli bir kere daha. formüle edilmiş, belirli kalıplara mengenelenmiş, biteviye tekrarlardan ibaret döngülerde, yüzyüze kalınmış, şerhlerin her fırsatta iliştirildiği, güne dahil edildiği, ama, fakat vd. çekince bildirimi görünümlü ket vurmaların katara dahil edildiği bir yerde düşünselliğin ne hallere konulduğudur üzerine kafa patlatılması gereken. her ne yöne ve her nereye yönlendiriliyorsak ite kaka darp, harp ona dair mükerrer olmayanları görebileceğimiz, bir silsilenin, tahakküm evreninin bedellerden bedel beğendirtmesinedir dikkati çekmek istediğimiz. sözü taşımaya çalıştığımız.

vurgulamalar, söz edişler, kelamlar, eylemler bütünleştirilirken en azından muktedirin korunaklılığına tamah etmeyenler, en azından bunu belleyenler, ihtimam gösterirken bir direnç tasarlarken karşısında konumlananın iktidar sahiplerinin hayatın her anında kendi bildiğinden şaşmazlıklarını inadım inatçılıklarının daimiliğini kendince aşılmazlığını yineleten vesikalar ve sonuçlar çıkartmak söz konusu edilebilir. günümüz vahim olanın, vurdumduymazlıkların daniskalarınca zapturapt altına alınmaktayken, düşünsellik hemen her gün daha fazla kısıtlandırılırken, mütemadiyen erkin masallardan mülhem seslenişlerini işitmekle mükellef bellenmişken o ve benzeri bir çok tahakküm öznesine, yardımcısına rehin bıraktırılmışken hayat ne yana düşmektedir!. bildiğimizi varsaydığımızda bile ne kadar yetersiz kaldığımız yüzümüze çarpılırken ha'bire, bunca belliyken düşünce edimi nedir? dosdoğru kestirmeden ilave bir şeyler ile donatmadan hesaba katıp çıkartmadan sadece şu son bir kaç güne sığdırılanların olan bitenlerin tüm refakatinde bu sorgu düzeneğinin sebeplerini, nedenlerini çözümleyebilmek, ona yeterli gelecek anahtar veçheler karşımızdadır. ortalıklardadır

yeknesaklaştırılıp, tektipleştirilen aman vermemek adına her güne başka bir baskılama, şablon iliştirilirken gerçeklik olarak sunulurken yaşam dediğimiz bu maratonda, rutin diye belletilenlerin hayatlarımıza etkileri incelenesidir uzun uzadıya derli toplu. müdahil ve taraf olunanlar nasıl birdenbire marjinallik olarak değerlendirildiği, dün makul bulunanların bugün uzak bir ihtimale dönüştürülmesi, ona yolunun çıkartılması gibi detayların tümü bu bahsini açmaya çalıştığımız düşünsellik meseli, çabalanımının gereklerindendir. ide sürekli olarak dışlanıp dış kapının mandalı belletilirken, harap edilirken yaşanan güncellikte bu işin müsebbibi olanların söze sahip çıkmak isteyenlerin varlıklarının tehdit olarak algılanmasıdır düşündürücülüğünü muhafaza etmekte olan. halen. tanımlandırılmış kural ve kaidelere göre şekillendirilmiş her koşul ve şart dahilinde sınırlandırmaların boyutu daha da daralttığı bir yerde bütün bu olup biteni "marjinallik" fasaryasında eritmeye çalışmak geçmişten güne taşınan sorgulamaları hiçleştirmektir. buna çabalanma gayreti bildiğiniz tastamam muktedirliğe tutulmaktır. "akıl tutulması". kazanılmış tüm mevzileri davaları yeniden korunaksızlık çatısına gerisin geriye yollamaktır. ide ya da çıkarsamaların daha yolun en başında, başlangıç noktasına ezilmesi gayretine karşı, buna dair çabalayanların marjinal olarak değerlendirilmelerinin takdirini sizlerin insafına bırakıyoruz.

her an ve her dakika günün getirdikleri ve ötesinde isnat edilenler bu değinmeye çalıştığımız tahakküm maskaralığının dahilinde ne haller konulduğumuzu neden ve ne için bu marjinal savına bunca çalışıldığını açık seçik ilan edecektir yekten. görünenler artık şimdiki zamanda kılavuz istememektedir. şifresizdir. bu kadar kesintisiz bir biçimde süregiden dönüşümleri  tamamen muktedirin tahayyülleri doğrultusunda oluşturulanların özeti düşünce ediminin sizlere ömürlüğüdür. en azından bugünün dünyasında. yakınlarda olanların, gerek tek tek gerek birbiriyle bağlantılayarak ele aldığımızda özetlenen şey bizahati budur. düşünmezsen sorun yoktur. ilişmezsen başın yanmaz. düşündüğünü söze katmaya başladığın anda yaftaların ve layığın olanın ardı gelecektir. böyle böyle her yaftanın az ötesinde tenkitler, tehditler, ikazlar olmadı davalar için ihbar metinleri vs. ile şekillendirilen nihayetinde daraltımın enikonu köşeye kıstırmaların kervana konulduğu hamleler bütünü ortaya  çıkmaktadır. iktidar hayatı hedef aldığında, hayat iktidara direniş halini alır. deleuze'un cümlesi şimdinin tahakküm gerçekliğinin ne yapmaya çalıştığını ilk kısımda özetlemektedir. ikinci kısım için daha kaç fırın ekmek, pardon kafaya düşecek tahakküm gazı, bombası ve sözü vardır!.

benzeşen, bir örnekleştirilen tekliğin bir adım sonrasını tahayyül etmeyen, düşündürmeyen handiyse ses edene reva bulunanların ol bahis hayattan geriye hiçbir şey kalmamaktadır. soluk alıp verdiğimiz o alandan az ötesi yalan edilmektedir. düzayak klişelerden mürekkep, hep rutinlerde seyreden bir döngü değil bu hayat. düşüncenin, belirli, kısıtlı, sınırlı hallerden uzakta durmaksızın varedildiği dönüştürüldüğü konuşulmasına ön ayak olunan bir meskendir hayat. artık ortaya çıkanların nisbi bir gerçeklik, kasıtlı bir yeni söz budur hakkaniyetiniz düzeyinde ortalaması yapıp ettikleri deleuze'un sözlerini daha dikkatli okumayı getirmektedir. daha net bir biçimde anlama gayretini beraberinde getirmektedir. çürümüşlüğün tam ve eksiksiz bir biçimde devamlılığına yol verilen güncelliği de bu ara ilave etmeliyiz. etmeli ki niye çözümlemenin elzem olduğu bir kere daha anlamlandırılabilsin. hayat bütün bu tırpanlama, törpüleme çabasına karşı direnç halini muhafaza edebiliyorsa, söz söyleme yetisini, isyanı hala önemli bir mesel olarak görenlerin sayesindedir. karşılıksız, iktidar beklentisi olmaksızın hatta özellikle ondan imtina ederek, yeni söz söyleyebilme gayretine düşenler sayesindedir.

dün, gün ve tabii ki yarın söz konusu edilecekse muteber olan, bahsi açılması lazımgelen düşünselliği yeniden ayağa kaldırabilmektir. o gayrettir. düşünmenin ama, fakat gibi şüphelere terk edilmeden tazlenebilirliği yeniden kotarılabilirliği üzerine yoğunlaşılasıdır. gün, yaşatılanların nasıl arsızca, kural tanımaz bir biçimde insana kastın utanç vesikalarından mürekkeptir. hemen hepsi bu minvaldedir. muktedirin sözcükleri yinelemekten çekinmeksizin baskılama, yok etme üzerine kurguladığı ilave edilmelidir. susmalar kabullenmenin yolunu hazırlayandır. susmak bugün öbürüne, diğerine denk gelenin yarın bizi, hepimizi bulacağının habersizliğidir. ta kendisidir. susmak roboski'den reyhanlı'ya bir dolu kıyamın halen hesabının verilmemesidir. susmak, zıvanadan çıkan faşizmin artık ayrışmazımız olmasına tanıklıktır. susmak, düşünce ve ifade özgürlüğü söz konusuysa bu yurtta hala tmk ve tck ile yüz yüze kalındığından bi'haberliktir. susmak, zulüm ile abad olanların mütemadiyen kastedişlerinin sıklaşmasıdır. susmak kabul edilmeyecek nice şeyin nasıl sineye çektirildiğinin biattan ötesinin önemsenmediğini yedi gün, yirmidört saat aralıksız propagandasının gerçeklik diye yutturulmasına tanık yazılmaktır. bilinmezliğin sarmalında, bu sessizliğin çoğunluğunda döne döne batağın içinde taa en altta, aşağıda kalanlar bir şeyler düşlüyor. bir şeylere varıp ulaşıp tüm tahakküme karşı ses ediyor. yaşam böylesine zora koşulmuşken hiç değilse bu vakitten sonra o, bu veya şu değil bizi hepimizi konuşmaya başlamalı.. hepimizi.. değil mi!.. vakit yitmeden.. tükenmeden..


>>>>>Bildirgeç
Deyyûs - Ali Murat İRAT - Birgün

Geçen gün Kapadokya’da iki balon birbirine çarptı. 1 kişi öldü. Onlarca yaralı var. Radyodan dinliyorum. Balon sahibine uzatılıyor mikrofon. Diyor ki haşmetmaab: “Şu balonun sepetine bakın, parçalanmamış. Pilot başarıyla indirmiş, yapılması gerekeni yapmış. Her şey olması gerektiği gibi olmuş. Dünya üzerinde balon uçuşları için en güvenli yer Kapadokya’dır.” 1 kişi ölmüş, onlarca insan yaralanmış ama o, balonun derdinde. “Sus ulan deyyus. Elinde istatistik mi var?” demek geliyor içimden ama demiyorum. Demem de zaten. Ama balon sahibinde tek bir özür ifadesi, ya da ses tonunda ince bir tereddüt bile yok. İşte bu, Boston’daki üç kişiye ağlarken Reyhanlı’daki yüzlerce kişiyi bir derbi maçı uğruna satabilen, her ölümün arkasında kendinden başka neden arayan aziz milletimin ve onun devletinin damarlardaki asil kanımızda nasıl da dolaştığının en güzel özeti olarak giriyor haber bültenlerine.

Türk-İslam Sentezinin bu ülkeye yaptığı “kötülükleri” anlatan bir “solcu” hemen peşinden dönüp bana soruyor “Kürtlerden Alevi olur mu?” Türk-İslam Sentezi denilen şeyi bir kitabın bir bölüm başlığı zanneden ve onu okumadıkça bulaşmayacağını sanan bu “solcu” zevat’a da “sus ulan deyyus” diyesim geliyor ama demiyorum. Demem de zaten. “Efendim Alevilik….” diye başlıyor ve lafı uzattıkça uzatıyor, saçmaladıkça saçmalıyorum. Ruhumu teslim ederken ben, karşımdakini kanında dolaşan Türk-İslam Sentezinden bi haber bırakıyorum oracıkta.

Akşam oluyor yine haberleri dinliyorum bir başka radyoda. Akil adamlar Isparta’da halkı ikna turlarında diyor haberler. Zamanında Kürt bile yazamayan büyük renkli gazetelerin, Kürtlere yapılan linçleri bile meşrulaştırdıkları o günlere gidiyor aklım. 30 yıllık kirli savaşın baş aktörlerinden olan medyanın Barış Sürecini kirli bir sürece çevirebilme olasılığını gördükçe irkiliyorum. Bir futbol takımının taraftarları tarafından öldürülen bir başka takımın taraftarı için “Aslında yayın akışını kesmek lazım diyor” bir spiker. İçimden “kesmelisin elbette” diyorum. Ama kesmiyor. Zaten kesseydi dün başkasının savaşı uğruna öldürülen onlarca vatandaşı için keserdi. “Yıkıl karşımdan deyyus” diyesim geliyor. Demiyorum ama. Demem de. İşte zamanında “Ahmet Kaya’nın kafasına çatal atın”, “Attıkça daha Türk daha Müslüman olacaksınız” diyen bu akilliğin adamları, bu defa Isparta’da, Kürtlerin “zamane ruhuna” uyanlarının aslında ne kadar iyi insanlar olduklarına inandırmaya çalışıyor aziz milletini. Artık “Türkiye Türklerindir” yerine “Türkiye Sünnilerindir” alt başlığıyla çıkıyor o dev gazeteler.

Bir başka gazetenin sayfalarını çeviriyorum ertesi sabah. Aslında kahvaltıda belamı arıyorum. “İnşaat işçisi Abdurrahman Sazcı, para çekmek için gittiği Profilo AVM’ye üzeri pis olduğu gerekçesiyle alınmadı” diyor gazetede. Zafer Yılmaz Dipnot Yayınları’ndan çıkan “Yoksulları Ne Yapmalı” adlı o güzel kitabında bunu irdeliyordu tam da. “Gömün a… k…” fıkrası geliyor aklıma. İyi giyimli trajikomiklerin dolaştığı AVM’lerin orta yerlerine kusasım, işeyesim geliyor takım elbisemi giyip. “Deyyuslar” diye bağırasım geliyor. Ama bağırmıyorum. Bağırmam da. Yapmam böyle kabalıklar.

Devam ediyorum hayatıma. İşte günün en güzel haberi sonunda. AKP Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, kanser riski taşıdığı için ameliyatla göğüslerini aldıran ABD'li sinema yıldızı Angelina Jolie'ye "şifa olsun diye" kayısı göndermiş. Oh be diyorum. Sonunda diyorum, sonunda AKP’li bir vekil çıkıp elle tutulur bir şeye katkıda bulundu diyorum. Mutlaka diyorum Malatya’da da göğüs kanseri olan yoksul kadınlara yardımcı olup, şifa dağıtıyordur bu hazreti mebusumuz. Mutlaka diyorum elinde dağıtacak fazla şifası kaldığındandır taaa Amerikan artistlerine kayısı göndermesinin sebeb-i hikmeti. Üstelik büyük ihtimal okunmuş kayısılardır belki de. Hatta üflenmişlerdir bile. Kayısı haberiyle kendimi kırlara bayırlara vuruyorum. O gün hiçbir şey geçmiyor aklımdan. Söylemeyi bırakın, hiçbir şey düşünmüyorum bile. Çünkü ben düşünmem hiç, yapmam öyle kabalıklar. Vesselam.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Ali Murat İRAT, Birgün Gazetesi'nde yayınlanan Deyyûs başlıklı makalesinde sözün özünü okutuyor. Haticeyi değil neticeyi anlam ve bağlamıyla paylaşıyor. Henüz vakit varken, henüz bir şeyleri değiştirebilmek, dur diyebilmek için fırsat varken hepimize bir ses ediyor. İşitmek isteyenler için Birgün Gazetesi'nin ve Ali Murat İRAT'ın engin anlayışlarına sığınarak makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Deyyûs - Ali Murat İRAT - Birgün
Yassah! - Güven Gürkan ÖZTAN - Mühim Hadiseler Enstitüsü
'Unutursak Kalbimiz Kuruyacak' - Zeynep ALTIOK AKATLI - T24
Demokratik Çözüm Konferansları - Muzaffer AYATA - Yeni Özgür Politika
ÖDP ve Halkevleri'nden Barış İnisiyatifi - Demokrat Haber
Toplumsal Barış İçin Mücadele Çağrısı - Evrensel
'Türk Askeri Düşmanımız Değil, Türk Analarının Acılarını Paylaşıyoruz...' - Hasan CEMAL - T24
Barış Hukuku Savaş Hukuku - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
PKK Çekilirken: Metina Notları - Müjgan HALİS - Bir + Bir
Kışlada İki Şüpheli Ölüm Daha - Bianet
Vicdani Reddimi Açıklıyorum - Melis TANTAN - Nor Zartonk
Pınar Öğünç: ‘Vicdani Redde Karşı Olanlar Önce Retçileri Dinlesin, Sonra Konuşalım’ - Onur EREM - Birgün
Hatay Reyhanlı Askeri İstihbarat Belgeleri - #RedLeaks - RedHack
Redhack’ten Reyhanlı Belgeleri - Bianet
Redhack’e Belge Sızdırdığı İddiasıyla Tutuklandı - Halkın Günlüğü
Bakan Güler: Sızdıran Asker Gözaltında RedHack: 2 Asker İşkence Altında - Birgün
Reyhanlı Olayları ve ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ - Enver GÜLŞEN - EG' Blog
Faşizmde Dünya Markası - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Batıkent’te Yüzlerce Kişi Reyhanlı İçin Yürüdü - Sendika.org
Kayıp Yakınlarında Yas Süreci ve Onarım - Eda ERDENER - Bianet
Dilan; Babamın Fabrika Direnişine Destek İçin Oradaydım - Nazenin TOKUŞOĞLU - Halkız Biz
Vulgarity On Rise In Turkish Political Discourse - Tülin DALOĞLU - Al Monitor
İstanbul Karıştı, İstanbul Üniversitesi Öğrencilerine Sert Müdahale - Nahide ÇELEBİ - Milliyet Blog
Dicle Üniversitesi’inde Fişleme Skandalı.. - Amed News
Taksim Protestolarında Dövlet! Terörü - Bugün Taksim Bizimdir! - Ötekilerin Postası
Grup Yorum Eylemine Gazlı Müdahale - T24
Adana'da Polis ÖDP'lilere Silah Çekti, Darp Etti! - Muhalefet
Dave Hill: “AKP’nin ‘Ilımlı’ Faşizmi O Kadar Da Ilımlı Değil” - Sendika.org
Güneşli Günler Dileriz - Bir Marjinal Grup - Youtube
Bekle Bizi -Yeniden- Taksim! - Sibel ÖZBUDUN - Kaldıraç Dergisi / Nor Zartonk
Keskli Tutsaklar Serbest Bırakılsın - Facebook Duyurusu
Her Tarafımız Örgüt Üyesi - Veli BAYRAK - Kırmızı Haber
Gazetecilik 'Terörizm' Gazeteci 'Terörist!' - Nedim ŞENER - Posta.com.tr
Metin Lokumcu Davasında İçişleri Bakanlığından Skandal Savunma - Çınar Livane ÖZER - ÇLÖ' Haberler
‘Eyleme Katılan Tazminat İsteyemez’ - Ntvmsnbc.com
Polis İşkencesi Raporlandı - DİHA - Demokratik Toplum Kongresi KCD
Antalya L Tipi Cezaevi İkinci Pozantı Mı? - Mehmet Şah ORUÇ - Evrensel
Cezaevinde Felç Olan Tutsak Tahliye Edilmiyor! - Hür Bakış
Mete Diş Tahliye Edildi - Halkın Günlüğü
Devletin Düşman Zihniyeti Değişmeli - Roj Haber
Direnmek Yaşamaktır 'Berxwedan Jiyana' - Sibel YERDENİZ - T24
Turkish Ministry Of Health Injects Kurdish Children with Deadly Vaccine via Alliance For Kurdish Rights
Faşizmin Müptezeli: Alkolofobi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
"Alkol Düzenlemesi" Komisyon'dan Geçti - Cnntürk.com
THY Grevinden Mektup Var! - #ThyDeGrev - Fakfukfon
Sanki Grev Bülteni Değil THY Yönetiminin Suç Dosyası! - #ThyDeGrev - Emek Dünyası
Grev De Destek De Büyüyor, THY Alarmda - #ThyDeGrev - Sendika.org
THY Grevi 7′inci Gün: Sendikadan Yeni Teklif - #ThyDeGrev - Sol Defter
Kanun Dışı Grev Olduğuna Yönelik İddialara Karşı Ön Bilgi ve Açıklamalarımız - Hava-İş
Çocuk İşçinin Ölümünde Kan Parası - Cumhuriyet.com.tr
Ve Madem Ki Sokaklar Kimsenin Değil: Talan, Dolandırıcılık ve Hırsızlığa Karşı Kentsel Müşterekler Yaratmak - Begüm Özden FIRAT - Eğitim Bilim Toplum
Üniversite Dayanışma Platformu'ndan, Üniversitelere Polis Yerleştirilmesi Kararına Tepki - Alıntılar / Referanslar
Emek Sineması İçin 27 Mayıs Pazartesı 'Ruhsat İptal' Diyoruz! #emekbizim
Türkiye Roma Statüsü'nü Tanımalı - Sivil Toplum Geliştirme Merkezi
Öpüşme Eyleminde Bıçaklı Saldırı - Raşit AYDOĞAN - Akşam.com.tr
"Bu Ülkede Irkçılık Yoktur" Diyorsanız Eğer... - Yetvart DANZİKYAN - Radikal.com.tr
“Geleneğimizde Irkçılık Yoktur” - Ahmet KILCI - Marksist.org
Demirören Ailesine Ağır Suçlama: “Rum İş Adamını Öldürüp Servetine El Koydular” - Fikir Zamanı
Kültür Bakanı’nın ‘Dedikodu’ Gafı Ermeni Cemaatinde İnfial Yarattı - T24
Tolga Baykal Ceylan Dosyasında Dink’in Katillerinin İzi - Zeynep KURAY - ANF
Dink Cinayetinde Jandarma Ayağı: Sahte Belge Düzenlediler - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Erhan Tuncel: Polis Göz Yumdu; Beni Kalleşçe Sattılar - Barış PEHLİVAN - Odatv
‘Devlet Hatırası’ Albümü: Ulus-Devletin Portresini Çizmek - Toplum ve Kuram Dergisi - Nor Zartonk
R.Ç Davasından Yine Sonuç Çıkmadı! - JİNHA - Hebûn LGBT
Kod'um R.Ç. - Ercan Jan AKTAŞ - Demokrat Haber
N.K’nin Duruşması Temmuza Ertelendi - Evrensel
Dost Meclisinde Konuşulacaklar - Şevan NİŞANYAN - Nişanyan Blog
Sevan Nişanyan'dan Hapis Cezası Yorumu - Mustafa KULELİ - Mercek Altı
Elhamdülillah Ateistiz - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Q & A: Sevan Nişanyan, Turkish-Armenian Blogger Sentenced For Blasphemy - Liana Aghajanian - Ianyan Magazine
Blogger Sentenced To Jail For Insulting Prophet - Committee To Protect Journalists
Reporters Without Borders Condemns Turkish-Armenian Writer’s Blasphemy Sentence - Daily News
Nişanyan ve İktidarın Zehirli Okları - Sarp UZUNOĞLU - Emek Dünyası
Fazıl Say'dan AKP'nin Sanat Saldırısına Yanıt - Viral Mecmua
Yeni Bir Siyaset İçin Felsefe - Alain BADIOU - Sendika.org
Bir Patricide Eylemi Olarak Kimlik Siyaseti - İsmail Güney YILMAZ - Fraksiyon
yeni tarlabaşı: ‘adam olacak prenses’  - Deniz ADANALI - Mutlu Kent
Bir Kamp Olarak Kent: 1 Mayıs 2013 Örneği - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
2013 Gençliğine Hitabe - Barış İNCE - Birgün Pazar
Gençliğe Hitabe - Sevan NİŞANYAN - Aykırı Doğrular
Torbadan Sermayeye Varlık Barışı ve ÇED Muafiyeti Çıktı - Sendika.org
State Spares 1 Million Lira Budget For Mor Gabriel Monastery - Vercihan ZİFLİOĞLU - Daily News
Meğer Dersmiş Gerçekten Dersim, Hala Vere Vere Bitirilemeyen - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Birbirini Tanımayanların Ülkesi: Sevgili Rober Koptaş’a Sitemimdir - Emrah ASLAN - Nüve
‘Alevi-Sünni Gerginliği’ Yazısına Dair - Rober KOPTAŞ - Agos
Yeni Bir Konjonktüre Doğru - Görkem DOĞAN - Başaran AKSU - Toplumsal Dayanışma
5 Soru-5 Yanıtta Kuseyr: Esad Hükümeti Ne Yapmaya Çalışıyor? - Hediye LEVENT - BBC Türkçe
Suriye: Batı Kazanamaz - Immanuel WALLERSTEIN - Fraksiyon
Alawite Community Key To Syrian Transition - Ghassan AL-AYACH - Al Monitor
El Nusra Militanı The Economist'e Konuştu: 'Alevileri Cezalandıracağız' - soL
Turkey Police Foil Attacks Against Syrian Refugees, Says Official - Al Arabiya
El-Cezire’nin Sansürlediği Makale: Samilerin Sonuncusu - Joseph MASSAD - Oğuz ESER Arşivi
Rioting Spreads Outside Calmer Stockholm - Al Jazeera
İsveç’teki İsyan Yaygınlaşıyor - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Yugoslavya’nın İkinci Doğum Günü Ne Zaman? - Dağhan IRAK - Haber Boşnak
“Bangladeş’teki İşçi Kardeşlerimizle Dayanışma Zamanı” - Mehmet TARHAN - Sol Defter
Big Banks Are Still Gaming The State, But Who's Got The Courage To Say It? - Richard PATON - The Guardian
Kriz ve İntihar: “Böyle Yaşamaktansa Yok Olmayı Seçiyoruz!” - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
The Lefts In The Crisis - François SABADO - International Viewpoint
On The Rise Of A New Left In Europe - Richard SEYMOUR - Crisis And Revolt
Asi Şehirler Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru / David HARVEY - Sendika.org
Domuz Kalpli İnsan - Gündüz VASSAF - Radikal.com.tr
İçimizdeki Ağustos Böceği - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün Gazetesi Yazıları
Karin KARAKAŞLI: Ermeni Edebiyatı ve İnsanın İçinden Yeni İnsanlar Çıkaran Acılar - Notosoloji
Şehir ve Müzik Paneli'nden Notlar - Artemis GÜNEBAKANLI - Manyetik Bant

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
gösteri toplumu (the society of spectacle) - rummenigge

>>>>>Poemé
Tarih Kötüdür - Barış PİRHASAN

İşte gençliğimin şiirleri
İlk gençliğimin
Güzel şeyler
Deli saçmaları
Beceriksizlikler
Şehvetle titreyen parmaklarla yazmışım onları.

Bir çocuk için
En güzeli
Belki bütün yazdıklarımın en güzeli
Gövdemi ılık
Kirli
Pırıl pırıl bir havuzda düşlerdim
Göğsümde nilüferler
Su çiçekleri

Garip bir çocuk dediler bana
İçine kapalı
Güçlü
Onun koluna girerdim
Zayıflığı çekerdi beni
Acımasız pırıltısı
Geceleyin kendini sevmesi
Organları

Çocukluğumun şiirleri
Hepsinde umarsız bir çığlık
Zavallı
Traji-komik
Şanlı tarihim:
Ne zorbalar geçmiş beynimden
Ne haksız kıyımlar olmuş gövdemde
Kimler can vermiş hapishanelerde
Hangi sınıf egemen?

İlk şiirlerim
Alaycı bir göz
Kirpiklerinde tohum
Düzensiz patlamalar
Yaralı omuzlarım
Biri kavga türküsü
Acemi
Çığlık çığlığa
Yarım

Bütün bunlar şimdi geçmişte kaldı
Çocukken yazdıklarım beni yüreklendiriyor
Bir budala gibi
Yoksul bütün halklar gibi
Şaşkın bir el yazısıyla
Ayaklanmalar tasarlıyorum.

kaynakça: şiir.gen.tr

Sunday, May 19, 2013

Deuss Ex Machina # 449 - the art of tyranny


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_449_--_the art of tyranny

13 Mayıs 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
m. Jerusalem In My Heart - Amanem (Constellation)
a. Jerusalem In My Heart - Koll Lil-Mali7ati Fi Al-Khimar Al-Aswadi (Constellation)
z. Komadub - Nema (Feat. Fedayi Pacha) (Self Released / CD-R)
i. Komadub - Kül (Self Released / CD-R)
k. The Gaslamp Killer - Nissim Feat. Amir Yaghmai (Brainfeeder)
a. The Gaslamp Killer - Mother (Brainfeeder)
l. Iskeletor - Afromax (Gantz Şeytan Remix) (Tektosag)
p. Iskeletor - Bomba (Tektosag)
t. Ağaçkakan - Sıkboğaz (Music For Non-Musicians)
e. Ağaçkakan - 2011'de Berbat Bir Yıldı (Music For Non-Musicians)
y. Ventochild - Kesik Kerem (Tektosag)
a. Sotu The Traveller - Hoodia (Tektosag)
r. How To Destroy Angels - Keep It Together (Columbia)
a. How To Destroy Angels - The Believers (Columbia)

the art of tyranny
(449)

çıkan kısmın özeti diyebileceğimiz yegane şey mübalağa olsun diye değil lafola beri gele diye değil hakikatte hiç bir şeyden haberdar olamadığımız gerçekliğinin bizahati kendisidir. kanıtlandığıdır. birbirinin aynısı veçheler, cümleler fasaryadan dizilen sergüzeşt makamdan terennümler hiç bitmeyen tereddütler boyuna ha'bire sergilenip durulurken, seslendirilirken neye eremediğimiz az biraz meydana çıkmaktadır. halen bir sınanmadan bir sınanmaya koşturulup durulurken bütün bütün halklar olarak yaşayageldiğimiz güncelliğin, yaşamakta olduğumuzun ne hallere konulduğundan bu kadar habersiz kalabiliyor oluşumuzadır bu satırı veya karalamayı yazmayı öncelikli kılan, sebebiyet veren!. gözün gör dediğini yok illa billa görmeyeceğim diye şartlanmışlıkların, ucu nasıl olsa bana dokunmuyorların çoğaltılmış olması, yalıtımın her türlüsü artık olağan ve naçar bir kabullenişle içselleştirilmesi ve dahasıyla beraber tekmili birden şakası yapılıp durulan balıkların hafızalarıyla yarışır, aşar bir yerde yaşamı sürdürmeye devam ettiğimiz gerçekliği ortaya çıkan, dökümlenendir. hala biraz insafınız varsa eğer!.

hala boyunduruk altında kalmaktansa tek başıma ses etmeye devam ederim ben bunca kalabalığın içerisinde diyenlerdenseniz epey önemli nüvelerin, görünenlerin biraradalığına yolun, menzilin nereye yönlendirildiği meydana çıkacaktır. az biraz dikkat edince. az biraz farkına varmak isteyince.kolay değil bir tabi ki bunca zaman mevhumunda her günü apayrı derdest, hınç ve linç ile hemhal olunan, onlardan en az birisiyle yüz yüze kalmak zorunda kalınan bir yerde kelama sahip çıkmak. unutmadan tek bir harfi dahi sakınmadan saklanmadan. gel gelelim yaşadığımız yerin ortasında süreğenleştirilenler her dem olduğu gibi paranoyaları sağlama almak için gerekli bulunan sakız olmuş bilindik klişelerin dillendirilmesinden bir arpa boyu ötesi olmadı ve oldurulmadı. erk-muktedir-iktidar isimlerin çeşitliliği bir yana, nasıl atfederseniz nasıl bellerseniz belleyin şimdinin haresini, kısıtlandırılmışlığını ve en başında değindiğimiz unutuşları sağlama almaya çalışan iki kere kolaçan eden bir düzenin ta kendisi olmak dışında da bir sonuca çabalanmadı.

vurgulamalar hep yarım ağız, atfedilip yola çıkılan, neredeyse adaklanan şeyler ülkenin demokrasi dersinde halen sınavlarına çalışmayan, bunu önemsemeyen istisnasız tek bir  farklı sese müsammaha göstermeyen gelgelelim her şeyin altından da kalkacağını yumurtlayıp duran bir açılım enflasyonunu meydana çıkardı. müştereklerin elene elene en sonunda herhangi bir kesmi tatmin eder halden bile uzak varolan durumdan da beter hallere evrilmesinin yolları açıldı. birbirimizi işitmek ne zaman sorusu ötelendikçe, nasıl olsa yolumuz açık diyenlerin avaz avaz çağrıları havanda yeni su dövmeleri de mümkün kıldı. her dem tazelenenin, aba altından sallanacak sopaların çeşitliliği olduğu, bitmek tükenmek bilmeyen içimizdeki düşman haznesine yeni yeni isimlerin eklentilenmesi gayreti ve çabasından ötesini de taşımadığı bir kere daha kanıtlandı. halen kanıtlanmaya devam ediyor. makul olanın çözümlenmesi değil makbul diye bilinenlerin, erkçe uygun bulunanların dayatılması diye bir süreçler silsilesi karşımıza çıkartılıp duruluyor. roboski'nin üzerinden beş yüz yedi gün geçtikten sonra fasaryalar, aman devletimize zeval gelmesinlerin dikkatli algıları sayesinde genelkurmay'a vur emrini verenlerin açık seçik ilanına, soruşturmanın derinleştirilmesine ve devlet aklının tazminatını verdikten sonra can alırım efelenmesinin ötesine varabilmek mümkün olmadı halen mümkün görünmüyor.

tecridin her ne olduğunu idrak etmek adına bir günde kaç canın yakılabileceğini, karanlığa kurban edileceğini gördüğümüz kabusların sürekliliği sağlama alınmaya çalışılıyor. düzen ve düzenin bekaasının sözümona barışırken bir yandan kck davalarında, yurdun dört yanı olmadık köşelerinde bir salıverme, ertesi gün salınanları geri toplamalarla, tekrardan mahpus etmelerle ne kadar ilerlediğini görebilmek bir kere daha söz konusu edilmektedir. gerçek kılınmaktadır. bu yerde hiç nefes aldırır mıyızın karşılığı zaman mevhumunda birbirinden farklı örneklemlerle duyumsatılmaktadır. tahakküm kendi dengi olarak görmediği, tehdit olarak algıladığına karşı elindeki yegane güç olan kolluklarını öne sürmekte bir an olsun kaçınmamaktadır. ya gaz, ya boyalı su, ya linç, ya duyarlı vatandaş tepkisini kaşıma kaşıdıkça daha fenalarına zemin sağlama. taksim'in bir mayıstan bu yana sürekli olarak muhaliflerin tümünü tecrit etmek, derdest etmek, bırakın sözünü seslerini bile duyumsatmamak adına sivil ordusuyla, külahlı, maskeli halk düşmanı palyaçolarıyla zuhur ettiği seremoninin tam karşılığı her gün farklı bir okuma ve yaşam tecrübesi olarak güncelliğimize dahil olmaktadır.

daha sözün bitmediğini yinelemek şansı zorlanırken durun yol o kadar da uzun boylu değil dercesine en ufak bir endişe taşınmadan her yer kimyasallığı artık bilinen gazlarla zapturapt altına alınmaktadır. e ne de olsa her yere demokrasi bahsi bizim bu sathımızda geçersiz bir türetme olduğu sayın bay netekimlerin attığı, yıkılmayacak faşist dövlet temelinin nasıl da mazlumların mazlumuyuz diye kendilerini paralayanlarca sahip çıkıldığını gözler önüne seren, onları da eleveren bir vesika ortaya çıkartmaktadır. utanç vesikası. duyarlılıkları tamamen günün şartlanmışlıklarından ileri gelenlere göre şekillendirmenin, çuvala sığmayan mızrabın hatay reyhanlı'da ortaya çıkarttığı küçük kıyametin daha bizleri nelerin beklediğinin az biraz özetlemektedir erebiliyor musunuz!. savaşın değil barışı dillendirmenin, her dem tespit olunan kırmızı çizgilerin, aleni duyarlılıkların yerine insanlığa ait!! olanları seslendirmenin, onlara sahip çıkmanın vakti henüz gelmemiş midir? düşündükçe sorgular buluyoruz aklımızı. düşündükçe ne hallere konulduğumuza yanıyoruz ama salt hayıflanmanın bir şeyleri çözmeyecek olduğunu da artık biliyoruz.

acılarla hemhal oluna oluna aşinalığın, bağışıklığın başkacalarına denek edile edile bir ya da daha farklı seslendirmelerin, çabaların gerekliliği bir kere daha kanıtlanırken tekrarlardan azade olmak belki bir şeylere başlatacaktır. bir şeylere artık uyandıracaktır. vicdan çünkü şartlanmışlıklarla, daimi olan başımıza gelecekler var şunların, bunların elinden şartlanmışlıklarına karşı klişelerin reddini duyumsatmaktadır. göstermektedir. görüyor musunuz? yaşadığımız yerin nasıl da eskidi dediğimizden çok fenasına doğru koşaradım götürüldüğünün fark edilmesinedir seslenmeye çalışmamız. sınırlandırmalar, tahayyül edilenleri hep bir potada değerlendirmeler ne geliyorsa bu çok konuşanlardan, dirliğimize kast etmekten hiç vazgeçmeyen mihraklar masallarının artık miadının dolduğunu da gösteregelmektedir görüyor musunuz? söz bariz bir biçimde etiketlerden azad edilmedikçe, genellemelerin şartlanmışlık bağlarından uzaklaştırılıp ortaklaştırılmadıkça, barikatın ardında bir arada durmanın gerekliliğine kafa yorulmadıkça bizim on bir eylüllerimizin, on iki eylüllerimizin, sivil kıyamlarımızın, soykırmaların, mahpus etmelerin, derdest edemediği yahutta sırası ona gelmeyenlere bu sözümona açık görünen cezaevi ülkesinde demokrasinin adını koyalım basbayağı bir masal olduğunu yineletecek tahakkümünün sonu gelmeyeceği meydandadır.

gördüğümüz ya da erdiğimiz içinde kalakaldığımız, yaşadığımız bu coğrafyanın içerisinde insanın sözüne sıranın gelmesinin gerekliliğidir. yadsınmadan, kaçak güreşilmeden, hakkaniyet için yüzleşmelerin laletayin bir gösterinin parçası olmadığını kanıtlayabilmek için, paramparça edilmiş algıların yeniden denkleştirilebilmesi için, onun bunun için değil hepimiz için bir yarının ancak müdahil olunarak, mücadele ederek sağlanabileceğini de kanıtlayan bir vesika önümüzde özet kabilinden dikilmektedir. amasız, fakatsız görebiliyor musunuz!.işitir misiniz, paylaşır mısınız!. her günü bir öncekinden daha ağır, daha kasvetli yıkıma enikonu korunaksız ve tahakküme meydan müsait, zapturapta dolaylı dolaysız hayat buldurulan, nefretin en akla gelmedik şekillerinin, suretlerinin gösterime sokulduğu bütün bunların bir mizansen değil delip geçer olduğunu kanıtlayan, akla mıhlatan kanıt kanıt diye ortalara düşenlere o beklentilerini fazlasıyla karşılayan örneklemelerin vücud bulduğu, görünür kılındığı bir iklimdeyiz. yaşıyoruz vesselam!. her yanımız sınayışlarla donatılmış, çevrili dört yanımız acılarla hemhal.

kolay değil böylesi günlerde yola çıkarak, idenin, tözün peşinden bunca canhıraşlığa, utanç vesikasına, rezaletin daniskasına rağmen hayata tutunmak. kırılamayacak dallara ulaşmak ve uzanmak. gayret göstermek ve ötesinden el almak, yol bulmak. donatılan tahakküm pejmürdeliğinin başa açageldiklerineden dem vurabilmek her şart altında o 'kırmızı çizgilere' bulaşmak olarak sunulan hep böyle belletilen bir iklimde varım, varız ve var olacağız diyebilmek. şablonlara, klişelerle mengenelenmiş görüşlerin paylaşıma açıldığı bir yerde sözün gerekliliğini hatra düşürecektir. sorgulanamayanların elbet ki sorgulanabilir olduğuna dair çıkarım, hamleler ve daha fazlası iki arada bir derede, basbayağı köşeye kıstırılan düşünselliğin ne hallere konulduğunu da az çok belirginleştirecektir. devir her dediğini, her yaptığını, her eylediğini, her peydahladığını neden ve niçinlerle burun buruna kalınmasını önemsenmeksizin, sorgulatmaksızın hizaya çekmelere gayretli olunan bir merhaleyi cismanileştirmektedir. hepimizin denekliğinin de hilafsız, yalansız teyit olunduğu. yaşadığımız güncenin kendilikliğinden değil, basbayağı hesaplı kitaplı davulla ve zurnayla fecaate mesken olunan, bir kadüklüğün mihmandarlığında yol alındığından da dem vurup, bahis açmalı, belirtmeliyiz.

gayret gösterilmesi, azami önem gösterilmesi gereken öncelikler saf dışına iteklenirken, kulağı tersinden tutmayı abartısız olur bilen, belleyenlerin belirlediği gündemin ortasındayız. tabi aşina olunan şekliyle, bir başımıza. sorgulamalardan ırak sıramızı bekler halde kalakaldığımız bir yarı özgürlük sahanlığındayız, her an o kısıtlı olanın da elden alınmasına çalışılan. her an derdest ettirilmeye hazır v nazır. delip geçenin muktedirin olurlarıyla işlenmiş, hazırlanmış şeyler olduğunu hakikatinse, kaf dağının ardında belirsizliklere yollananlar olduğunu yinelemek, ilave edebilmek söz konusudur. her gün ağırlaştıkça daha fazla ağıtlaştıkça, o günün bir öncesinde olanların unutturulmasındaki ivedilikliktir delip de geçen. delip geçerliğine tanıklık edilen. mütemadiyen devreye sokulan bu paralize etmelerin gölgesinde vicdandan başlayarak bir dizi edimin nasıl dönüştürüldüğü manidar bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. otuziki kısım tekmili birden. dolambaçsız net, yalın olanların önde gelenlerinden birisi duyarlılıklardır. makul ve makbul bulunanların, bugünkü tek alternatifiniz, tüketeceğiniz diye arzı endam eylenenlerin duyarlılığın tüketilmesinden ibaret olduğu açıktır.

yurdun handiyse her gününde ayrı bir bellek çağrısının hatırlayışın, tahakkümün eyleyegeldiğinin bambaşka utanç vesikalarının bir diğeriyle hemhal olunurken, tanıklık edilirken yad edilenlerin düzenli bir biçimde sorguların yeknesaklığı duyumsatılmaktadır. duyarlılık sergilerken hep aynı cümleler duyumsanır sorun ama fazla kurcalamayın. ilgilenin ama kırmızı çizgileri aşmayın!. bağır çağır ve unut. söylen, seslen, gazını ye şanşlıysan gözaltına alınmadıysa evine çekil, dizini kır otur. ses çıkart, sanal agorada ama sokak denildiğinde evsolcu takıl. sorgula ama daha ilerisi değil. ne oluyorsa oluyor herşey böylesi bir rutinde, karaşınlık düzeninde pespayeleştiriliyor. muktedirin yapageldiklerini sorgulamanın yerini kara bahtımız tabii ki kör talihimiz nüvesi ikame ettiriliyor. kabule açık olundukça gemiyi azıya alana karşı ne yapalımcılığın sonunun fecaat olduğu bir kere daha yineleniyor görebilene. karşılaşılanları sorgulayabilene. haddizatında, erk-muktedir-iktidar olan bitenler şüphe taşıtmaz bir biçimde eylediklerinin yekünü faşizmi tam manasıyla denkleştirirken, onu gösterirken ne yapalımcılık felaket değilse ne olarak adlandırılmalıdır?

sorgulamalar birbirini tamamlayan, tamama erdiren bir görügünün ortaya çıkmasını mümkün kılan bir deneyimin ta kendisiyken olan bitenin farkındalılığına ermek ne zamandır!. hangi zaman geldiğinde bu ucu dokunmuyor ya hu bahsinden feragat edilecektir. kurtulunacaktır. biçimlendirmelerin bariz bir biçimde kalıba dökmek sıkıştırmak, hep dolaylı imalar ve belirsizlikler ile anılsa da sürekli bir sınırlandırmayı devam ettirmek üzerine / üzerinden yol alınan bir zaman diliminde düşünmek ne ara hasıl olacaktır? yazılamanın başında değindiğimiz her günün böylesi anlatmaya çabaladığımız bu düzensiz kesişimler, tahakküm yapımları ile bina edilip yükseltilmesi / çoğaltılması neticede her günün başlı başına atfedilen o cehennemin tam kendisini oluşturmasına ne buyurulmalıdır? bu hallerin ortasındayken kötünün iyisi günlerden, başımızdakilerle geçiyoruz ya hu goygoy değilse nasıl bir göz perdelenmesinin mamülüdür. akıl tutulmasının kendisidir!. böylesi tanımlandırmalar, haklı çıkartmalar komik bir mizansenden daha beteri değil midir, hala değil midir? nedir nicedir hallerimiz.

erke tutkunun, bağlılığın bu yeni sürümleri yıkımın ta kendisi değilse nasıl adlandırılmalıdır. şimdiki zamanın sorgulanmasında gözardı edilenlerin birer ikişer değerlendirmeye alınmasının önemi bu kadar delip geçer vakianın tam da yanıbaşında hayat sürenleri, yani avam olan hepimizin öncelikli sınavlarından birisiyken yinelemeyiz yol nereye? üzerinden çok uzun zaman geçmeyen pek çok olayın bizzat başlangıç, temellendiricisi olan şiddet mevhumunun devletlu eliyle kotarılması bir yazınsal değil tastamam noksansız bir gerçekken bunun idrakına varmaya ne kadar vardır? sorular birbiri ardına sıralanabilir, hemen anında bir çok ilave gerçekleştirilebilir. tek bir parçasından dem vurmalıysak bunca azab türetiminin, utanç vesikasının ortasında kanıksamaktan uzakta mıyız kısmı değerlendirilmesi öncelikli olandır. kanıksamaların bir tercih olarak karşılığını bulması, standarta eklenmesi kafamızda patlayan her tahakkümün, bombanın, gazın vs. kendisine sağlam bir zemin bulmasına, devamlılığına sebebiyet verecek olmasıdır!. bunca yıldır ara verilmeksizin yapılan baskılamaların, tahakkümün birini sorgulayamadan enikonu hesabını sormadan bir diğerine üzülüyor, sinirleniyor, seslenişlerini duyumsamaya, içselleştirmeye çabalanıyor oluşlarımız bu sözü daha net anlamlandıracaktır.

romantize edilecek, altı üstü ağ tutmuş sözlerden medet umulacak günlerden geçmiyoruz. hemen herkesin kendisince doğru bellediğini, bildiğini duyumsatmasında ne kadar yalnızları oynamakta olduğunun, yalnız konulduğunun noksansız vesikasının diri tuttuğu günlerde akıl arıyoruz. laf salatası değil. her acıyı kendi sınırlandırılmışlığında, biri bir yanda, öteki dört duvarının arasında yaşanacak bir şeye evrilecekse eğer bugünlerden sonrasında vay halimize!.. hakkını, hukukunu, adaletini, sözünü ve özgürlüğünü arayanları aralıksız yaftalayan marjinal bunlar diye belletmeye alışan bir terör örgütümüz var. yapageldiği yegane şey çukurları bahane edip hemen yanındaki sokakların tamamını zapt edip, adım atılamaz, yaşanılmaz kılmak adına, kendini kanıtlamak için terörize etmekten çekinmeyen bir mihrakımız var!. hepimizi düşman bilen, böyle belleyen. ona göre tomasını, gazını, copunu, sinkafını kuşandıkça sözü duymayan. sağır. meselleri sorgulamayı bayağı bayağı teferruat olarak ele alanlar iş bu devletçe kotarılanların ardından biteviye aynı kelamlara sahip çıkanlar, tahakkümün, makamın kıyısından uzaklaşıp mücadelede buluşacak mıdır? kral çıplak diyecek sözü işitilir kılacak mıdır! hep beraber sesli düşünelim..bugün, yarın için...

>>>>>Bildirgeç
Tamamlanmış Anlamsızlık  - Bülent USTA - Birgün*

Bu hafta içimden yazmak gelmedi. Reyhanlı’daki katliam, koyu bir karaduygululuğun içine hapsetti beni. Öyle politik ya da edebi kaygıların hiçbirini duymadan yazmaya çalışsam da, gerçekte yazamadığım bir yazı çıktı ortaya… Marguerite Duras, “Yazdığımı sandım, ama hiç yazmadım, sevdiğimi sandım, ama hiç sevmedim, kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman!” diye yazmıştı, kapalı bir kapı önünde beklerken. Ben de işte öyle bir kapı önünde bekliyorum bu yazıyı yazarken.  Yazamayışımın nedeni, bu defa kapalı kapının altından kan sızması… Koyu bir kan… Ve kapının ardından gelen çığlık sesleri…

Benzer bir duyguyu, Roboski Katliamı yaşandığı zaman da hissetmiştim. Günlerce kendimi şimdi olduğu gibi kapalı bir kapının önünde beklerken bulmuştum. Kapı kapalıydı, çünkü herkes açılmaması için uğraşıyordu. Yaşanan dehşeti kimse görmek istemiyordu. Televizyondan izler gibi izlemekti derdindeydi çoğu kişi. Sonra, halka değil de devletlere ve şirketlere danışmanlık yapma arzusuyla kıvranan entelektüeller, uzmanlar, gazete yazarları, politikacılar her şeyi rasyonalize etmeye çalışıp kapının ardından gelen çığlıkları duymamamız için, tıkaç vazifesi görecek fikirler üretmeye çalışıyorlardı, her zaman yaptıkları gibi . Kapının altından sızan kan için de, Türkiye’yi güçlü kılacak bir tür iksirden bahseder gibi bahsediyorlardı. İkna ederken de hiç öyle zorlanmıyorlardı, çünkü hiç bu kadar, iktidarı elinde tutanın ikna gücüne tav olmamıştı yığınlar…

Nazilerin toplama ve imha kampları, sosyal bilimcilerin dünyanın gidişatı ve insan davranışlarına dair geliştirdikleri pek çok tezi çöpe atmıştı. İnsanlar, toplama kamplarında öylesine dehşet verici şeyler yaşamışlardı ki, yaşadıkları olayların gerçek olduğuna, toplama kampından kurtulduktan sonra bile uzun süre inanamamışlardı.

Benzer bir duyguyu, bugünlerde yeni baskısı yapılan Bayram Bozyel’in “Diyarbakır 5 No.’lu” adlı kitabını okurken de yaşadım. Bayram Bozyel, Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü akıl almaz işkenceleri tüm çıplaklığıyla anlatıyordu kitapta. Yaşadığı şeyleri rasyonalize edip anlamlandırmaya çalışırken ortaya çıkan çelişkiler, aklıma, İsmet Kür’ün “Onuncu Sigara” adlı romanındaki Yosun’u getirdi. Üniversiteli genç bir kız olan Yosun, işkence yaptıkları şeyin kendi bedeni olmadığına inandırıyordu kendisini. İki tane Yosun vardı sorgu odasında. Biri, korkunç işkenceler altında acı çekerken, diğeri pencereden geçip giden bulutları izliyordu gökyüzüne bakarak. Ben de kapalı kapının önünde beklerken, Yosun gibi arada gökyüzünden geçen bulutlara da bakıyorum ama içimin kanaması bir türlü geçmiyor.

Nazilerin yaptığı işkenceleri ve katliamları ya da Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları, rasyonalize etmek gerçekten güç. Çünkü bu işkence ve katliamlar, öylesine saçma sapan traji-komik ideolojik savlarla ve öylesine korkunç yöntemlerle gerçekleşmişti ki, sağlıklı düşünen bir zihnin olup biteni anlamlandırması çok zor. Ama tüm o ideolojik savları bir gerçeklik olarak kabul edip, yaşanan dehşetin dinamiklerini görmeye başlayınca, her şeyi anlamlandırmak mümkün hâle geliyor. Sosyal bilimciler, bu anlama durumunu “Tamamlanmış Anlamsızlık” olarak adlandırmışlar. Bugünlerde yaşadığım his, anlamsızlığın tamamlanmasından başka bir şey değil aslında. AKP’ye dair ilk zamanlar pek çok kişinin yaşadığı kafa karışıklıklığının sona ermesi için, daha kaç kere anlamsızlığın tamamlanması gerek, onu bilemiyorum işte.

Naziler, işkence yapmak için yanıp tutuşan korkunç yaratıklar değillerdi sadece. Bir fayda ilkesine göre hareket ediyorlardı. Diyarbakır Cezaevi’nde işkence yapanlar, devletin yararı için öngörülen bir politikanın uygulayıcılarıydı öncelikle. Bu açıdan, Reyhanlı Katliamı’nı Ortadoğu’da etkin olabilmek için ödenen bir bedel olarak görenlerin Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencecilerden ya da Nazilerden bir farkı yok.

Reyhanlı’daki katliamdan sonra, içine hapsolduğum karaduygululuğun nedeni, sadece bir savaş karşıtı olarak, Hükümet’in göz göre göre bir felakete ve savaş doğru giden politikaları değil. Ya da bu katliamla ilgili üretilen bütün senaryoların korkunç sonuçları olması da değil içimi bu denli acıtan. Kasabalarda yaşayanlar ya da yaşamış olanlar, Reyhanlı’daki katliamın o kasaba üzerindeki korkunç etkisini az çok tahmin edebilirler. Benim çocukluğum ve ilkgençliğim, bir sahil kasabasında geçmişti. Kasabalar, şehirler gibi değildirler, orada herkes birbirini tanır. Herkesin birbiriyle iyi-kötü mutlaka bir hikâyesi vardır. Sadece insanlarla da değil, ağaçlarıyla, taşıyla toprağıyla da kurulmuş bir ilişki vardır kasabalarda. Eğer bir kasabada yaşıyorsanız, tüm dünya o kasabadan ibaretmiş gibi gelir insana. İşte bu noktada kilitleniyor düşüncelerim, kalemim kırılıyor, yazamıyorum, orada yaşayanların ruh hâlini düşündükçe… Ama şunu da biliyorum, bu saldırıyı yapanlar hayata düşman oldukları için savaşı arzuluyorlardı. Onların oyunlarına gelmemeli…  Hayatı savunmak için, bu defa gerçekten tamamlayalım artık şu anlamsızlığı, tamamlayıp görelim…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Yazmak meşakkatli, yazdığını anlatabilmek çok çetefilli. Her durumda iki kere üzerinden geçilmesi gereken sınayışların anlat artık bu cümlede ne demek istedinlerin birbirini kovaladığı bir sınayış sahası. El vermeye çalıştığımız, kelimelerle oluşturduğumuz bulmacanın, karalamanın yanında kelamlarıyla bizim değinemediğimizi tamamlayan bir noksanımızı, gediğimizi daha tamamlayan yazı erbapları var. Bülent USTA'da bu hayatı çekilir kılanlardan birisi. Tamamlanmış Anlamsızlıklar başlıklı makalesi de bu doğrultuda kelamı didaktik, tekdüze bir sunu olmaktan öte yaşadığımızı günceyi anlamlandıracak bir yolu, resmi sözle görünür kılıyor. Birgün Gazetesi'nin ve Bülent USTA'nın anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Tamamlanmış Anlamsızlık - Bülent USTA - Birgün
Roboski’nin ve Reyhanlı’nın Ülkesi - Merve EROL - Bir + Bir
Devletin Sınırları - Barış M. YILDIRIM - Fraksiyon
Bu Memleket Bizim... Mi? - Ecem SARIÇAYIR - Arkitera
ODTÜ Reyhanlı İçin Direniyor - Anarşi Haber
AKP Yalan, Halk ve Sokaklar Gerçekleri Söylüyor - Baş Yazı - Muhalefet.org
Reyhanlı Katliamı’nın Sorumlusu AKP Hükümetidir! - Nor Zartonk
Türkiye, Reyhanlı İçin Sokakta: Antakya’da Kent Durdu, Ankara’da Çatışma Çıktı - Sendika.org
Üniversitelilere Yine Gaz Yine Gaz - Beyza KURAL - Bianet
Reyhanlı: Islah, Sıtma ve Bomba - Ertan KESKİNSOY - Bir + Bir
Reyhanlı Dersleri - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Reyhanlı’da Katliamın 1. Haftasında Bu Kez Polis Saldırdı: “Reyhanlı Burada, Tayyip Nerede!” - Sendika.org
Hatay: Hoşgörü Kenti Alarm Veriyor - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Hatay / Reyhanlı Ön İnceleme Raporu - Mazlumder
Reyhanlı Halkını Nazi Katliamı Yapmakla Suçlayan Hakan Albayrak 'Çark Etti' - Özür Dilerim - İvedi Haber
Reyhanlı Katliamı’nın Arka Planı: Büyük Orta Doğu Projesi - Erkan BAYIR - Radikal Blog
Reyhanlı’da Yok Olan “Solun” Vicdanı: Başka Bir Sol Mümkün - Özdeş ÖZBAY - Marksist.org
Reyhanlı Emniyet Müdürü Görevden Alındı - Evrensel
Reyhanlı Patlama Sonrası... - Radikal.com.tr
Reyhanlı... - Yasak Gündem
Suriyeli Mültecilerle Bölge Halkı Arasındaki Gerginlik Artıyor - Ayla ALBAYRAK - WSJ Türkiye
Reyhanlı'da Öfkenin Öteki Adı: 'Siz Bunları Yazamazsınız' - Çiğdem TOKER - Akşam.com.tr
Utanç Vesikası: Reyhanlı Deyince Aklınıza Ne Geliyor? - Sokak Röportajları
Syria Crisis: Russia 'Sends Sophisticated Weapons' - BBC News
Roboski’ye Uzaktan Bakmak - Mehmet DİNÇ - Yüksekova Haber
A Statesman’s Forum With H.E. Recep Tayyip Erdoğan, PM Of Turkey via Brookings Institute
Emine Erdoğan'a Manidar Hediye: 'Diktatörlüğün Psikolojisi' - soL
Turkey’s Journalists Say Press Freedom Has Declined Under Erdogan’s Rule - Roy GUTMAN - The Bellingham Herald
Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası: Adli Tıp Kurumu Bildiklerini Açıklamalıdır - Başka Haber
Kayıplar Haftası, Mehmet Ağar Protestosuyla Başladı - soL
Kbaada 149 Yıldır Kanıyor (1864-2013) - Jineps Gazetesi
21 Mayıs Çerkes Soykırımını Anma Çağrısı - 18 Mayıs Taksim'de! Gerçeği Haykırıyoruz! - May21.org
BDP Şüpheli Asker Ölümlerini Meclis’e Taşıdı - Asker Hakları
Artık Bu Zihniyet Sussun! - Yılmaz ERKEK - Özgür Gündem
Kürt Dili Bayramı ve Vicdani Ret Hakkı - Günay ASLAN - Yeni Özgür Politika
Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan Artık Vicdani Ret Hakkını Tanımalı - Uluslararası Af Örgütü
Vicdani Ret Derneği - Facebook İletişim Sayfası
İstanbul'da Vicdani Red Buluşması: Militarist Kültürü Yok Etmek İçin Mücadeleye - Başka Haber
(Röportaj) Vicdanî Ret Derneği Kuruluyor - Ozan Ekin GÖKŞİN - Marksist.org
Vicdani Red İstiyoruz - Gözde ÖNDER - Solukbeniz
15 Mayıs Uluslararası Vicdani Ret Günü Basın Açıklaması - HDK Anti-Militarizm ve Vicdani Ret Komisyonu - Nor Zartonk
Toplumsallaşan ‘Vicdani Ret’ - Ercan Jan AKTAŞ - HDK Anti-Militarizm ve Vicdani Ret Komisyonu - Özgür Gündem
Vicdani Ret Haktır! - Basın Açıklaması - Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
19 Kişi Vicdani Reddini Açıkladı - Anarşi Haber
Yılkı - Deniz GEZGİN - Agos ŞapGir
Pınar Öğünç'ün 'Asker Doğmayanlar' Kitabı Çıktı! - Savaş Karşıtları
Bugün, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtlığı Günü! - LGBT Haber
Etha'dan İşkence Mağdurlarına Çağrı - Etha.com.tr
Tahir Canan, Mücadelesini Tüm Tutuklular İçin Sürdürüyor - Evrensel
Madde 1: İnsan olun... - Özgür AMED - Yüksekova Haber
Hava İşçilerinin Grevini ve Tüm İşçilerin Direnişlerini Selamlıyoruz! - HDKYK - Halkların Demokratik Kongresi
Dakika Dakika THY Grevi - ÖZ / YILDIRAL / MANSUROĞLU / DENİZALTI - Birgün #ThyDeGrev
Grevciler Mücadeleye Devam Ediyor - Adil Medya #TheDeGrev
Hava-İş: Grevdeyiz, THY: Uçuşlar Sürüyor - Rusya'nın Sesi #ThyDeGrev
İşçiler Yenilsin Diye Haber Yapıyorlar - Gökhan DURMUŞ - Berivan KOÇ - Metin AKARSU - Evrensel #ThyDeGrev
THY'de Direniş, Sermayede Yalanlar Sürüyor! - İşçi Mücadele Derneği #ThyDeGrev
Grev Yaparsanız Yeni Mağduriyetler Yaratırsınız Tehdidi - Bendika.org #ThyDeGrev
Grev Kırıcılığında Sınır Yok - Aziz ÇELİK - Birgün #ThyDeGrev
THY Grev Notları - Emek.org.tr
Kardemir İşçisi Yüzde 47.7 Zammı Kazandı - Radikal.com.tr
İş Cinayetleri Devam Ediyor! - Muhalefet.org
Artvin Barajı İnşaatında İş kazası : 1 İşçi Öldü - Artvinliyiz
Bangladeş'in 'Önlenemez Yükselişi' - Cem OYVAT - Radikal 2
Global Employment Trends For Youth 2013 - International Labour Organization
Barış Çıkar Mı? - Tanıl BORA - Birikim
Hakikatle Yüzleşmeden Barış Olmaz - Zeynep KURAY - ANF
42 Soruya 42 Cevap...  - İbrahim Halil Baran
Savaşa Hayır! Peki Ya Barışa? - Kerem KABADAYI - Marksist.org
Parisli Agit Evine Dönebilecek Mi? - Hasan CEMAL - T24
Son Gördüğüm Dağ Bêzar'dır; Öldüğüm Dağ Bêzar - Evrim ALATAŞ - Dere Nahiyesi
Türklükle Mücadele Etmeden Sömürüyle Mücadele, Nereye? - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Soykırım Meselesi - Doğan Barış ABBASOĞLU - Yeni Özgür Politika
CHP-ÖDP-Halkevleri İttifakı Mı, Yoksa CHP'de Bölünmenin Alameti Mi? - Gökhan BİÇİCİ - Emek Dünyası
'Türkiye, Kuzey Irak ile Petrol Anlaşması İmzaladı' - BBC Türkçe
Cehennem Bize Gelirse ? - Ayhan BİLGEN - Adil Medya
Ermeni Meselesi Dokunulmazlığı - Suna ARAS - Özgür Gündem
Biz Bitti Demeden Bu Dava Bitmez! - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
"Dink Cinayeti, Sıradan Bir Suç Mu?" - Elif AKGÜL - Bianet
Hrant 'Millet'ten Sayılmadı! - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
“Atatürkçü Olmayan Akut'a Giremez” - Habertürk.com.tr
Bahadır Baruter: “Hiciv, Otoritenin Yediği Pandiktir.” - Kaan ÖZKAN - Notosoloji
H. Akçura: Etki Gücüne Sahip Her Girişim Baştan Evcilleştiriliyor - Cihan AKTAŞ - Dünya Bülteni
1 Mayıs’ın Ardından - Müştereklerimiz.org
Direnmenin Estetiği Yeniden Türkçede - Edebiyat Haber
Gecikmiş Bir “Taksim Fetişizmi” Yazısı - Serdar UĞURLU - Fraksiyon
Who, What, Why: How Dangerous Is Tear Gas? - Rema RAHMAN - BBC News
Nurdan Gürbilek: “Güçlü Edebiyatın Ardında Hemen Her Zaman Bir Kriz Var.” - Kaan ÖZKAN - Notosoloji
Sanatı Sanatçılardan Kurtarın! - Alexander BRENER - Barbara SCHURZ - Çeviri Nelin ÇİPER - Fraksiyon
15 Mayıs Anadil Bayramı! - Mehmet KARABAŞ - Batman Barış Gazetesi
Dicle - Seren GEL - Youtube
Kitap, Yasak Harfler ve Fuar! - Şeyhmus DİKEN - Yüksekova Haber
Marcel Duchamp (1887-1968) - Various Statements, Interviews & Sound Works via UbuWeb
Kentsel Dönüşümden Kentsel Devrime - Sarphan UZUNOĞLU - Remzi Kitap
Devekuşunun İtibarı - İsmail H. POLAT - Yeni Medya
Obama War Powers Under 2001 Law 'Astoundingly Disturbing,' Senators Say  - Michael MCAULIFF - Huffington Post

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
cem dinlenmiş - her şey olur # 555

>>>>>Poemé
Bazı Yaralılara - Süreyya BERFE

 Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası

Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası

Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası

Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır

İsteyen denize isteyen kendine baksın

kaynakça: şiir.gen.tr

Sunday, May 12, 2013

kenarlık 2013: # 02 - jerusalem in my heart - mo7it al-mo7it (cst093-1/constellation) (2013)



tepkimenin çoğunlukla kitlesel karşılık bulabilmesine göre şekillendirildiği, o algıya göre yılmadan düzeltilerek yorumlandığı bir sathı mahal burası. olması gerekenin azamisinin veya asgarisinin değil de her durum, şart altında görecelilik, hüsnü kabül veyahutta birileri ne der şıkkına fazlasıyla el, ayak, vicdan bağlı illa prangalı bir duruş sergilenmektedir. meseller ortalık yerde dönüşümüne ve devinimine devam ederken bir yandan da olabildiğince kekremsi tekrarlara başvurulan, klişelere terk-i diyar edilen başka bir mahal var mıdır? şimdi, emin olmak bir yana farkında olduğumuz yegane şey, durmaksıızın konulan şerhlerin de atılan virgüllerin de amalar, fakatların da giderek düzayak meramın önünü tıkadığıdır. düzayak bir merhaleden, durum tespitinden çok argümanların gündelik "konjonktürün" getirdiklerine göre yorumlar ile süslendiği tın tın boş tenekeliğin daimiliğini tescil eden bir duruş 'ivedilikle pompalanmaktadır. anaakımın bol güdümlü, hep devleti aklamaya, paklamaya çalışan mesajlarından, manşetlerinden, o ekranlarda varlığını sürdürmeye halen devam eden fossillerin tükettiği benzeş, bağnaz değinilere kadar bir dolu vavelyanın ortalığı kapsamasını buna eklemlediğimizde halet-i ruhiyemizin son tahlili yeterince acıklıdır. ilave tek bir kelama ihtiyaç duyulmaksızın acınasıdır. böyleyken böyle değil, işin özü basbayağı gösterilmesi ve görülmesi zaruri olandır. farkındalılık belirli bir kıstas, ölçeğe göre şeklini oluşturmaya, tanımlandırmaya dönüştürüldüğü müddetçe de daha epey uzun bir süre daha birlik ve beraberliğimiz meselinde nelerin başımıza geleceğini duyumsatacak olandır. kalıcılaştıtırılan engellemelerin, ses sus, zihnin lal kalsınların mabadı kapsarken dört bir yanı kendi sessizliğine daha fazla gömmesidir. göreceli değil basbayağı sessizliğin daimiliği için elde kalan her ne varsa kırmızı çizgileri alışılageldik söylencelikler, tavır almalar vesaire ile beraber denkleştiren bir tahakküm vesikası ortaya çıkartılır. her defasında o öyle değildir, bu böyle değildir. şu asla kafa yorulacak kadar mühim değil beriki ne geldiyse kafamızı kuma gömmediğimiz için başımıza gelmiştir. vardır-yoktur. durmaksızın yinelenen devletin yaptığında bir bilindiklik olduğuba göndermelerdir. esef verici, iç kıyıcı.



yeknesak makamdan tevatürlerin birbirine benzeyen aynı algıların sürekli sergilenme gayretinde, tenkit, sansürlemeler ve daha başkacasında sesin dahilinden duyumsananlar, duyumsatılmak istenenler afaki bir biçimde sınırlandırılmaktadır. gördüğümüze değil tam tersi istikamette olan biten vavelyalara kanmamız hala beklentilenmektedir. yaşadığımız yer her neye koşa koşa dönüşüyorsa, her defasında anmaktan kaçınmadığımız cehennemvari bir ekosistemin gerçekliği karşımıza çıkartılır. yorgun düşmek bir yana yaşadığımız yerin çetrefilliklerle olan hemhalı hem düşünselliği, hem ideyi, hem de hayatı toptan prangalamaktadır öyle ya da böyle. kanada'da yaşayan, lübnan asıllı radwan ghazi moumneh'in jerusalem in my heart adıyla yayınladığı albüm mo7it al-mo7it bu denkleştirmek istediğimiz ya da denk düşürmeye çalıştığımız yarıda kalmış kelamların paralelinde, onlardan beslenerek kendi sözcülüğünü gerçekleştirmeye gayret eden bir meramı ortaya çıkartıyor. fransız jérémie regnier ve şili'li malena szlam salazar'ın projeye dahil olmasıyla beraber işitselliğin yanında görsel unsurların da fazlasıyla kurguya dahil edildiği, çözümlemelerin dinleyenin tahayyülüne terk edildiği bileşenler dinleyicilerle paylaşılıyor. yorgun düşen bir coğrafya olarak bellenen ortadoğu'nun ezgilerinden yola çıkılarak kotarılan amibent, drone, sonik ses erimleri, saha kayıtları ve fazlasıyla beraber dönüştürüldükçe makamlardan sesli meramlara ulaşılır. keskin sınıflandırmalara gerek duyulmaksızın, batının çok sevdiği oryantalizme düşülmeksizin kendi soluğunu ortaya çıkartan bir yapılar bütünü ortaya çıkartılır. lehimlenen sesler, iliştirilen kayıtlar, teker teker dokunan vecizler, yalıtılmış olan düşünselliğin az biraz sınırlarının alaşağı edildiğinde nelerin bizleri beklediğini kulağımıza sunan bir denklem ortaya çıkartır. çözümleme elbette basitçe gerçekleştirilebilecek bir mesele değildir en azından kestirilip atılası kadar kolay değildir. lakin, yaşamakta olduğumuz zaman mevhumunda olmadık şeylerin başa getirildiği bir yerde, birbirimizi ne kadar anlama gayretine düştüğümüzün, ya da öteki sandığımızdan aslında ne kadar farklı olmadığımız konusunda önermeleriyle, seslendirilmiş kesitlerle beraber dikkatle kulak kabartılası bir müzikal çalışma ortaya çıkartılmaktadır. zamanında muslimgauze'dan veya random_inc'in kayıtlarından ulaşan ses deneylerinin, politik perspektiflerin, sesli tahayyüllerin bıraktığı ara noktaların dönüştürüldüğü ve yeniden kurgulandığı, bilmediğimizi sandığımız oysa tamamen içinde yaşadığımız o coğrafyanın içinden, özünden bir sesleniş şimdiye taşınmaktadır. bütün eksik gedik tamamlanmaktadır. seslerden mürekkep bir belge niteliğinde... belki az biraz zor ama anlaşılması için çabanın her türlü kazanımı beraberinde getireceğini bildiren bir deneysel seyrüsefer...mo7it al-mo7it (mo-hit al-mo-hit)

photo credit: francois berland

jerusalem in my heart official
jerusalem in my heart artist page via constellation records
jerusalem in my heart’s mo7it al-mo7it: album stream and q&a by vish khanna via cbc music
jerusalem in my heart’s mo7it al-mo7it album review by birkut via tiny mix tapes

Monday, May 06, 2013

Deuss Ex Machina # 448 - elkarrekin berria da bakarrik

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_448_--_elkarrekin berria da bakarrik

29 Nisan 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Lukas Boysen - Without God (Hymen Records)
2. Ben Lukas Boysen - Unpack (Hymen Records)
3. Mimetic - Sparkling Love (Mira Calix Rmx) (Hymen Records)
4. Mimetic - The Basis Of Any Conflict (Hymen Records)
5. (Ghost) - Full Cycle (n5MD)
6. (Ghost) - Endless Roads (n5MD)
7. An-Ten-Nae, XOchitl - We Got The Power (Album Mix) (Muti Music)
8. Pair Of Arrows, An-Ten-Nae - Vestige (An-Ten-Nae Remix) (Muti Music)
9. SP:MC & Youngsta - Kenshin (Tempa)
10. SP:MC - Launch Code (Tempa)
11. Demon - Geth (ICU Audio)
12. Demon - Intern (ICU Audio)

elkarrekin berria da bakarrik
(448)

kendini tekrar eden mükerrer olarak anılıp da her köşeden hep çıkagelen, tekerrürden ibaretken tahakkümden mürekkep tazyiklerle boşaltılan, doldurulan, yüklenen bir gerçeklik haline dönüştürülüveriyor tarih mevhumu. sarmalın bir başlangıcı var bir sonu yok. her yerde her zaman başkaca bir yorumun denk getirildiği işin doğrusu yorum diye bilindik teranelerin sıklıkla belleğe kazınmış olan ayrıştırıcı sözlerin ikrarıyla yol alınan, yol kat edilebilen bir mevhum haline dönüştürlendir tarih. ne yaşananların ne yaşatılanların sorgulanabilriliğine sıra bir türlü getirilmeden bahsi handiyse açılmaksızın başkaca sularda yelken açılması için alelaceleciliğin vesikası haline dönüştürülendir tarih. kestirilip atıldıkça, biçimlendirilme gayretiyle engellemeler kol kola geçtikçe tahakkümün avazının hemen hiç susmadığı bir sahadır tarih ve tarihsellik. idrakı ve sorgulamayı beraberinde taşımasını bekleyedurduğumuz pek çok karşılaşmada daha yolun hemen başında hemen her şeyin paldır küldür derdest edildiği önemsiz bir mevhum vakia halinde etkisiz yetkililerimizin dudaklarının arasından çıkanlara göre konuşulan veya unutulan bir mesel haline dönüştürülendir tarih. bozguna uğrattıkça daha fazla ne yapmalı sorgusunu hep öteleyen. ötelendikçe insanım ben her şeyden önce vurgusunu ne gerek var bunu da sorgulamaya diye kendilerince haklı gerekçelerle sahip çıkılan bir yerde henüz kapanmayan yaralarla, bizahati yeni açılan yaralar ile yüzleşmek ne ara söz konusu edilebilecektir.

hangi ara bir şeylere erilebilecek kafalardaki soru işaretlerinin bunca çokluğunda nefes almak için bir çabaya düşülecektir? hangi ara birbirimizin titrlerinden ziyade, kimliklerinden azade, sade ve sadece insanlığı konuşabileceğiz. bütün çabalanımlar, avazlar, hareketlenmeler ve fazlasının önünde yükseltilen aşılmazlık duvarının gerek tahakküm, gerek zapturapt, gerekse de silinip gitmekten gayrısını düşünmeyen bir yapım olduğuna ayabilmek hala zor mudur, engebeli bir yol mudur? bunca meşakkatli bir mesele midir? yaşanılan yerin sanki alelade bir masal ülkesiymişçesine hemen hiç bir şey olmamaktaymışçasına gözlerimizin bir tozpembelik ile perdelenmesinden, bizahati engellenmesinden gına gelmemiş midir? halen gelmemiş midir? yoksa polyannacılık, sıranın içerisinde sorgulamalardan azadelik ile hemhal olmak çok kolayca adapte olunabilecek bir şey midir? akla gelmeyenlerin başa getirilebilirliğinin ülkesinde yedi yirmi dört mesaisinde devam eden linç güdümlü kıyım ve baskıcılık bu güncenin içerisinde değindiklerimizden ötesini vakitlice arşınlayabilmenin ve sorgulamaya girişmenin gerekliliğini bir kere daha hatırlatmaktadır. tarih belirli normlarla basbayağı hesaplar ve kitaplarla pek çok şeyi olmamış "sözde" sayarken bir kere daha yinelemelidir ki hayatlarımız başkalarına tapulanamasın. başkalarının kullanımında bunca kolay heder edilebilecek bir mevhum olamasın!.

bunca kolaylıkla gaz ve tazyikli suyun insafına böylesine hoyratça terk edilemesin!. bunca kolaylıkla alenen değinilerde marjinal marjinal diye çemkirilemesin!. bunca kolaylıkla dün çok kolay adım atabildiğimiz bir yerin bugün olağanüstü hal bölgesi haline dönüştürülmesine mani olunabilsin. dün o bugün bu şartlarla hiç noksansız beton millet sakarya'nın eyleyebildiklerinin zulüm olduğunun idrakına ulaşılabilsin. farkındalılık sağlatacak belki de yegane şey yaşamakta olduğumuz bu hayatın tüm sınırlarının elden geçirilmesinde her durumda olduğu gibi yine aceleciliğin devreye alınmasıdır. üstünkörü hareketlenmeler duyumsuyoruz ya da önemsiyoruz yollu seslenişlerin hemen ardına, arkasına paldır küldür kendi bildiğini okumaktan da asla vazgeçmeyecek olan devlet mekanizmasının refakatçisi böldürmeyeceğiz paranoyasının ne gibi sonuçlara yol verdiği anlamlandırılabilir. handiyse artık günübirlik söylenmeye başlayan, vur de vuralım öl de ölelim vurgusunun özüne yapışmış olan hiddetin faşizan diskürun hiçbirimize faydasının bulunmayacağını anlamlandırabilelim!. anlamlı kılabilelim. devlete mebzul miktarda nüfuz etmiş olan faşizanlığın ulaştığı merhalenin, yaptığı ettiğinin tam da on yedi yaşındaki bir kıza neler ettiğini idrak ettirebilelim.

sadece o da değil bayram gününü olmadık hezeyanlarla donatarak, neredeyse taksim'e doğru hareket eden her insanı bilinçli ve kasıtlı olarak terörize etmelerin, gazla imtihanların ağızlarda caklatılan barış sürecinin hangi yanına sığdırılabileceğini artık çözümleyebilelim. birilerine dank ettirebilelim. bir arada yaşamın birbirinin diline erebilme, anlama ve empati kurmanın saçma sapan bir mesel olmadığını tam aksine tam da gözümüzün önünde onlarca paralize etme, göstermeme çabasına karşı günyüzü bulanın karanlığına karşı sesi sözü bir edebilelim. sesten ve sözden yeniden hayata kavuşabilelim. hayatı konuşabilelim. devlet mekanizması ve tahakkümperver yan unsurlarının el birliğiyle kotarmaya çalıştığının adı üzerinde bir korku imparatorluğu olduğundan gayrısına şüphe taşımadan yaklaşabilelim. geldiğimiz, ulaştığımız gün içerisinde karşılaştıklarımız hemen pek çok yerinde bizlerin hikayesine yapılan edilenleri gösterirken evet bu kadar afakiyken kelam varlığının ne kadar önem arz ettiği belki uyanılabilir. tarih her defasında güdümlü, ağır aksak sinkaflı, bolcana çemkirilmiş, durmaksızın derdest edilmiş hallerle, tavırlarla donatılan ve mürekkep bir ahval halinde durmadan yazılırken bir kere daha haykırmalı faşizme geçit yok bahsini. dün duyumsadıklarımızın, kara arşivlerde gördüklerimizin, akılımızın, dimağımızın alamadığının bugün tekrarlanması korku öğesinin eksiksiz bir yüke dönüştürülmesi bu hayat dediğimiz maratonun nasıl da ağır bir tecrübeye dönüştürüldüğünü hatırlatmaktadır.

açık açık devlet eliyle bir marjinal avı söz konusuyken her köşede bir münferit, duyarlılık sahibi! göz kırıpıyor hıncını kusuyorken. akıl fikir uzaklarda mıdır? nicedir. çoğu zaman bu birbirlerine denk dahi getirilmeyen ama birbirinden ne kada uzak görünürse o kadar yakınlaşan, bağ kurulabilen bu nefret sarmalı, nefret iklimi hepimizi içine daha derinlere çekmeye devam ederken sorgulamaktan, mücadele etmeye geçişe daha çok var mıdır? doluya koy, boşa taşı eksilt, topla her seferinde yazarken kelimelerle yeni rotayı ve menzilleri arşınlarken bugün kilitlenmiş olmamızın, bugünde tecrit edilmiş olmamızın nasıl bir gelecek tasvirini önümüze çıkarttığına ayabilmek zor mudur?. nasıl bir karanlığın müdanasız ve mübalağasız bir hali beraberinde hayatlarımıza dahil ettiğini görebilmek için alim olmaya gerek mi vardır? şimdiki zaman başka bir çok şeyi fısıldarken muktedir dilinde, faşist mangalarında, payandalarınca sürekli tekrarı yapılanların belirli bir hedef gözetilerek toplumun emekçi kesimlerinin neredeyse tamamını, düşüncelerini ifade etmek isteyen halk kesimlerinin handiyse topunu, ötekisi olmadığını bizahati bu yurdun yurttaşı olduğunu ispatını ve çabasını her seferinde bütün yıldırmalara karşı gösterenlere karşı gerçekleştirilen hücumların bir arsızlık değil basbayağı hayata kasıt olduğu ikrar edilesidir. bilinesidir.

yazmak bir tecrübenin ötesinde düşünüp taşınırken bunca karaşınlığın arasında belki yeni bir yolun o unutulduğu varsayılan mücadele ediminin esasen ne olduğunu hatırlatmak için bir çalar saattir. kim bilir? denk getiriştir.anlayabiliyor musunuz? erebiliyor musunuz? sözün dahilinden, bu menzilde iliştirebildiklerimiz en az onlarca kez silinen, onlarca kez yeniden yazılan bir kurgu, toplam. gördüklerimiz karşısında, henüz duyumsayamadıklarımızın yarın karşılaşacaklarımızın nelerden mürekkep olacağının bilinmezliği söz konusuyken idrak etmek ve yinelemek elzem olandır kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!. hiç birimiz. görünen, bilinen ve duyulanın, akla yerleşenin daima farkına varılıp önemsenenin hiç bitmeyecek bir devinim sürekliliğinde durmaksızın şeklinin şemalinin yeniden tanımlandırıldığı dün hiddetle karşılananın bugünün sıradanı olarak yerinin değiştirildiği yahutta tersinin hayata geçirildiği bir yerde sorgular kaçınılmaz olanları yinelemektedir. hatırlatmaktadır. anlatılanlar ve ortak zihnin biriktirdikleri, anlatılanlar bizlerin hikayesiyken hepimizi her birimizi kıyasıya bir sarmalın. kara kuyunun en karanlık koyaklarına çekmeye devam ederken her bir hamle bir dolu anlamın yeniden tanımını, karşılığını bulabilmeyi ve illaki kanıtlamayı gerektirmektedir.

demokrasinin kendisini önüne ardına ilave edilenlerle yeniden ambalajlanmış hallerinden ırak özde yaşayamadığımız bir türlü tamamına erdirilemeyen bir mevhum dahilinde, ne hallerde olduğumuzun vesikası, kıssadan hissesi karşımıza çıkacaktır. adaletin koca gri bloklar, tapınaklar inşa ederek, bizahati o ucubelik yapılarla kıvançlanarak adaletin a'sını anmaksızın sağlanamayacağını yineletebilecek pek çok örneği güne kavuşturmaktadır. behemehal fikrin tam da tepesinde sallandırılan giyotin/hızarı da unutmamak lazımgelendir. (b)öyledir. miadını epey zamandır beklediğimiz argüman görünümlü zehir zemberekliğin, hiddet arsızlığının bağından kopup gelen; müfteriliklerin, münafıklıkların nasıl ve hangi koşullarda yeniden kervana eklemlendiği, iş bu sorgulama odağında söze, gerçekliğe en nihayetinde neticeye evrilebilecektir. duyumsayıp önemsediklerimiz koca bir sorun yumağını belirginleştirirken, bunun da yüzde birisiyle hemhal olabilmişken daha derinlerini arşınlayabilmek şimdi neler oluyor sorgusuna girişebilmek tanımlanabilir. yaşadığımız yerin ehvenden bu kadar ırak konularak hep ve daimi bir baskılama ile tahakküme yol verilecek yeni vechelerle donatılması her dem olduğu üzere insana dair çıkarsamaların, ortak paydaların silikleştirilmesi gayretidir.

mücadeleyle kazanımların, söke söke alınanların köhnelikten ve devlet aklından ve sabitliğinden kurtarılanların ilk fırsatta recminin yahutta geri iadesinin beklentilenmesidir. dillendirilip durulan budur. sorguları biçimsizleştirdikçe kelamı önemsizleştirip ne gerek var can sıkmaya düzeyine bağlantılanan, yaşadığımız yerin karaşınlığının esas kimlerin elinde nasıl şekillendirildiğini, nasıl hiddetin olağan belletilmeye çalışıldığını görebilmek mümkün olacaktır. hiddetin güncellemelerle yenileştirilirken, yeniden tanımlandırılırken zor olanın, ulaşılamayacak kadar uzakta olarak betimlenenler meydana sürülür. ümidin, şevkin, çabanın aslında ne kadar uzağına düşürüldüğümüzün en gerçekçil hali meydandadır. dikkatli bir gözün yazılanlardan ve laf olsun diye ortalıklara itinayla salınanlardan daha hakkaniyetli, yalın bir biçimde görebileceği şiddetin hemen hemen tüm evrelerinin aslen kimlerin elinde kotarıldığı meydana çıkacaktır. belleksizleştirilen bir toplum için bir kaç gün sonra epey hallice bir kısmınca unutulacak, gümbürtüye götürülecek şeyler bizahati muktedirin elleriyle kotardıklarını yeniden hatırlatacaktır o bahiste. bütün bu yaşadıklarımız, değiniler bir kurgumasal değil bizahati gerçek olduğu yinelenecektir. yönlendirmeler, bağışıklık kazandırılan derdest edişler, sıklıkla katara eklemlenen, uydur ve kaydır bir potaya dahil etmeler ve daha nicesi yaşadığımız yerde neye dönüştürülmeye çalışıldığımızı ifşaa eder.

yaşadığımız yerde her neye dönüştürülmeye, her neyde sabitlenmeye çalışıldığımızın ifşaası okunup değerlendirilebilir. mücadeleyi toptan yok etmek, bir hamleyle imha etmek için insana kastın en şüphe götürmez bir biçimde kini yücelten kısımlar bu döngüye dahil edilir. güncellikte, şimdinin muktedirinin geçip gidenin, geçmişin tükendiği varsayılanlarından pek uzakta durmadığı, en az onlar kadar sebatının sürdürüldüğü nato kafa nato mermerliği okunabilir. yinelenebilir. görünen manzaranın en kestirmeden yorumu bu özetleyiştir. hiddetin özellikle devlet eliyle kotarılanının sıradanlaştırılması, iki adımda bir linç tevatürünün sahnelenmesi, onlar vasıflı ya da vasıfsız işçi, emekçi, öğrenci o ya da bu değil kımıl zararlıları, marjinaller vs. gibi türlü ad verme gayretlerinin yapılanları haklı çıkartma yağ gibi olan biten bunca zapturapta karşı tek bir söz söylemeden kurtulma çabasının başlıca tezahürleri görülebilir ol bahiste. bizahati dünün olağanı ve sıradanının bugün yassah hemşerimcilik ile ikame olunması nihayetinde de baskılamanın yeniden bu sınırlardan içeriye buyur edilmesidir. barış sürecinin yavaştan da olsa şekillendirilmesi, bir yolun bulunmasını yahutta temellendirilmesinin hemen akabinde ortaya çıkan faşist duyarlıların yurt genelinde eylediklerinin, kolluk kuvveti diye asayişten sorumlu olan sorunlularca bizahati nasıl sahiplenildiğinin, uygulandığının tam ve eksiksiz bir yansısıdır bir mayısta olanlar. bu da okunabilir pekala.

yahutta çoktan unutuş tarlasına terk edilen roboski kıyamı gibi hayatların zaptedildiği, katliamların tam karşılığının esas ne olduğunu eksiksiz gediksiz, ötekisi bellediklerine yok etme teşebbüsünün devamlılığında olanlardandır bir mayıs'ta olanlar. teyakkuz halleri güncellenirken bu cenahta düşman arayışının bir türlü nihayetlendirilmemesine isyanın taa kendisidir bu karalamanın özeti. ortalık yerde hakkın hukukun bizahati devletçe yok edilmesi çiğnenip geçersiz kılınmasının türlü vesikaları varken karşılaştığımız propaganda ve devlet tasdikçiliğinin vicdanı nasıl tahrif ettiğine isyandır. tahrifat yaygınlaştırılırken olan biten insana kastın makulleştirilmesidir. bertaraf edilecekler, derdest edilecekler, kameralar önünde sinkaf eylenecekler uzayıp da giden kocaman bir girdap, harbi çukurun kendisi. gördükçe bunca tıynetsizliği farkına varılası olan o çukur metaforunda yarım ağız savunulanların, korunaklılığın salt halka karşı kullanılmasıdır. dünya durmadan gelişmeye devam eden, adımlar atan bir yer olarak atfedilmeye devam ederken bu ülkenin orwell'in bindokuzyüzseksendört'ünde yazdığı evrenin bir benzeşine neredeyse aynısına hapis kaldığımız anlamlandırılabilir bir ihtimal. bir kurgunun yapısı içinde yer alanların, atfedilenlerin, dillendirilenlerin nasıl birer ikişer gerçekliğimiz haline dönüştürüldüğü ve hayatın onlarla sürekli bir sınamaya tabii tutulduğundan dem vurulabilir bir ihtimal.

meramın ötesini tahayyül etmeliyiz bir ihtimal bir şans bir geri dönüş imkanımız olmadığı artık belliyken, böyle gazla, copla, sinkafla, dört yanda muhalife hayatı dar eden bir düzende yaşadığımızın idrakında haddizatında. zulüm yaşadığımız ülkede hemen hiç eksik edilmedi. tahakküm sistemin ayrışmaz bir parçası olarak varlığını sürdürdü ve yer etti en nihayetinde içimize işletildi. acılarla sınanışlar; ötekine berikine değil hepimizin hanesine işlenmeye devam edilirken her gün bir mayıs her an ve her yer taksim'dir. hiç değilse bunda birleşerek yola çıkabiliriz. her anımızı sınayışlarla donattı muktedir. sınanmadan soluk almak, düşünmek size zor dediler. zor değil bizzat imkansız diye eklemlediler peşisıra tam da layığınız bunlardır diyerek. gür seslenişlerin, avazların, soluk alıp veren bünyelerden yayılan tereddütsüz, amasız, distursuz, itaat etmeyen çağrılardan ve sözlerden daimi bir biçimde çekindiler. her günümüz bir mayıs'da gösterilen arsızlıkla çevrelenmişken hayatın o olmadığını, sanıldığı gibi olmadığını idrak ettirebilmek elimizde, önümüzde. düşünerek taşınarak çabayı birleştirerek çukurlara denk gelmeden...  skidas arti pukrik - bijî yekê gulanê! - yahya mayu nihe 1 iyor - ζήτω η πρωτοµαγιά - Կեցցէ՛ 1 Մայիս - yaşasın bir mayıs. daima daima daima...

>>>>>Bildirgeç
Ülkesi Satılsa Sesi Çıkmayanların Gaz Atılınca Uyanması! - Ali Murat IRAT - Birgün*

1 Mayıs’ta liseli bir kızın kafasında patlatılıyor bomba. Vali açıklama yapıyor: “O kadar masum değil o”. Copla tecavüz ettikleri devrimci kadını sorduklarında Turgut Sunalp da böyle söylemişti. Her çocuğa neredeyse bir jetin dalış yaptığı Roboski’de de. 14 yaşında bir çocuğa 40 küsur hayvan tecavüz ettiğinde de söylendi bu. Hrant arkasından vurulup düştüğünde de. 1 Mayıs’ta eylemciler Taksim’e çıkmaya çalıştığında bir liseli çocuğun kafasında patlattılar bombayı. “Aman çukura düşüp elinizi ayağınızı kırmayın, sonra biz sizsiz ne yaparız” inceliğindeki devletin gaz bulutuyla zehirlendi köhnemiş İstanbul. O gaz insanların ciğerlerinden daha çıkmamıştı ki, ortaya Gökbakarların Şahan atlayıverdi. Ülkesi satılsa sesi çıkmayanların gaz atıldığında uyanmaları ne de ilginçti.

Zamane ruhunun Serdar Ortaç’ıydı o artık. “Zaten alana çıkmaya çalışanlar işçiye benzemiyordu. Emekçi şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı”. Gökbakar oyun çağında çocukların eşek gibi çalıştırıldığı, hayvanca sömürüldüğü bu sistemde çocukları işçiye benzetebiliyordu ama alanlardakini benzetemiyordu. Son on yılda “iş kazalarında” ölen 10 bin işçiyi vicdanına sığdırıyordu ama “polisin uyarılarına” rağmen alana çıkmak istenmesini vicdanına sığdıramıyordu. O’nun twitter’da yazdıklarını okuduğumda Ahmet Kaya’yı linç edenlerin o gün ne kadar da mağrur oldukları aklıma geldi.

Nihat Doğan’dan kurtulduk derken daha beterinin yanı başımızda bittiğini gördüğümde ise yine de imrendim muktedirlerin gücüne. Taksim edilmiş bir ülkede, taksim edilmiş ruhlarla yaşayan insan posalarının sözleriyle kırdılar kafataslarını bu kez de.

1 Mayıs’ı bayram yapan nedir peki? Çünkü bayram anlamları değiştirendir, derinleştirendir, hatırlatandır. Herhangi başka bir bayramı bayram yapan da budur. Bayramlar salonlarda kutlanmaz. Bayramlar çevresi boş alanlarda kutlanmaz. Bayram bu kirli sistemin bütün yollarını tıkamazsa bayram olmaz, yalnızca gösteri olur. Bayram siz emeğin bayramını kutlarken birileri hala sömürüldükleri mezbahalara taşınıyorsa bayram değildir. Bu nedenle Bekir Bozdağ’ın dediği gibi teşekkürü hak etmiştir AKP. O yolları ulaşıma kapadığı için, insanların birkaç saat daha az sömürülmelerine katkıda bulunduğu için teşekkürü hak etmiştir. O mezbahalara, o cehennem vari sahteliklerin doluştuğu iş yerlerine ulaşımı kestiği için teşekkürü hak etmiştir. 1 Mayıs ne zaman ki Taksim’de kutlanmaz, o vakit o şehir yeniden ölür. O vakit renkler solar, duvarlar yalnızca engel olur, şehir boğulur. Oysa bayram rengarenk boyayandır, insanla renkleri bir kılandır. İnsanın içindeki duvarları yıkandır. Anlamları değiştirendir. Görünmez olanı görünür kılan, ruhları tazeleyendir. Şehrin içindeki şehri yeniden ortaya çıkarandır. Örneğin Taksim’i koca bir dünya yapandır, vatan yapandır. O nedenledir işte bir liseli çocuğun kafasında patlayan bomba. Dilan o anlamlar değişmesin diye komadadır şimdi. Şehrin renkleri değişmesin, aynı yollardan aynı pislikler akıp dursun diyedir Dilan’ın kafasında patlayan bomba. Kent uyanmasın diye, renkler değişmesin diye Dilan hastanede yatıyordur şimdi.

Çukurlara insan düşmesin diye küçücük çocukların kafalarında bomba patlatmak, çocukları ağlamasın diye döven bir milletin has evlatlarına ne kadar da yakıştı. Zaten hep çukurlarını korudu, çukurlarını sevdi bu devlet. Çünkü bu ülkede çukurlar insandan değerliydi. Büyük çukurlar açıldı bu ülkede. İçlerine faili meçhullerin gömüldüğü büyük çukurlar. Binlerce cesedin sığdırıldı çukurlar. Çukurlar açıldı bu ülkede. İsrail’i korumak için konuşlandırılan füze rampalarını sabitlemek için açıldı örneğin. ABD üsleri için, ya da Taksim’i kökünden koparmak için açıldı. Büyük çukurlara alışık bu ülkenin insanları. Büyük çukurlarda kalmaya, büyük çukurlara itilmeye alışık.

Gökbakar ders veriyor yine de: “Bunlar emekçi değil”. Vali konuşuyor: “O kız masum değil”. Gökbakar birden vali oluyor, vali yargıç, yargıç polis oluyor. Bu kabustan uyanayım diyorum uyanamıyorum. Bir gaz bulutu sarıyor bedenimi. Enver Gökçe’ye sığınıyorum bu kez, o temizliyor kanımı: Ben/ Böyle/ Taşların/ Çukurların/ İçinde/ Kalmışsam/ Yalnızsam/ Hor/ Görülmüşsem/ Arkasızsam/ Ve/ Böyleyse/ Bahtı/ Siyahım/ Yemin/ Kasem/ Olsun/ Ve/ And/ Olsun/ Şart/ Olsun/ Yerde/ Kalmaz/ Ahım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
RED! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Campaign Ad via Guardian - Freedom For Abdullah Öcalan
Ülkesi Satılsa Sesi Çıkmayanların Gaz Atılınca Uyanması! - Ali Murat IRAT - Birgün
‘Fevkalade Orantılı’ Polis Şiddeti Kör Etti - Zeynep KURAY - ANF
Amnesty On The May Day Violence In Turkey: Denial Of Right To Peaceful Protest & Excessive Use Of Force - Howard EISSENSTAT - Human Rights In Turkey
Türkiye: Adalet, Barış Sürecinin Olmazsa Olmazıdır - Human Rights Watch
1 Mayıs'ta Polis Rezaleti: 'Al O Bayrağı Ananın...' - soL
May Day Protests Held In Istanbul Despite Government Ban - Köksal BARIN - Press TV
1 Mayıs Dersleri: “Ancak Bu Böyle Gitmez…” - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Bence İyi Oldu… - Gün ZİLELİ - Günzileli.com
Sosyalist 1 Mayıslar'ı Yaratalım - TEYK - Toplumsal Eşitlik
1 Mayıs Muharebesi - 5 Harfliler
Taksim'de Bir Hortlak Dolaşıyor, Komünizm Hortlağı! - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
1 Mayıs’sız Taksim’in İktidar İçin Anlamı - Kadri GÜRSEL - Milliyet.com.tr
Antikapitalist Müslümanlar:"Hırsız Müslüman İstemiyoruz" - Adil Medya
Fetişizmi Yapmayalım! - Rıdvan TURAN - Sosyalist Demokrasi Gazetesi
kentin merkezini siyasete kapamak! - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
1 Mayıs Polis Şiddetiyle Gölgelendi - Serhatcan YURDAM - Yurttaş Gazeteci
1 Mayıs'ta İstanbul'da Çatışma - Hilmi HACALOĞLU - Amerika'nın Sesi
Kim Bu Provokatör? - Evrensel
Ali Alp: 'Bu Faşizan Yaklaşıma Karşı Herkes Birlik Olsun' - Zeynep KURAY - ANF
Yaşam Nöbeti - Ötekilerin Postası
Camları Kadar Dilan'ın Canından Bahsetmediniz - Kemal BOZKURT - Radikal_Blog
Dilan İçin Yürüyen Hey Tekstil İşçilerine Polis Saldırdı - Anarşi Haber
Şiddeti Protesto Eden İşçilere Saldırı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Dilan'ın Arkadaşları Yaşananları Anlattı: 'Milletvekilleri Olmasaydı Pansuman Yapıp Gözaltına Alacaklardı!' - soL
Dilan'ın Avukatları: Vali Bizi Korkutuyor - Selahattin GÜNDAY - Radikal.com.tr
'Hak Arayan Bir Babanın Kızı Marjinal Olamaz' - Olgu KUNDAKÇI - Birgün
Gaz Bombasıyla Yaralanan Öğretmen Uyandı ve Gülümsedi - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Serdal Gül'e Gaz Bombası - Gerçek Gündem
İşte Böyle Bir Ülke! - Nuray MERT - Birgün
TC'nin Çocuk Sevgisi! - Tuğçe TATARİ - Akşam.com.tr
Emrah Serbes: Onun Adı Recep Tazyik Erdoğan’dır - Muhalefet.org
Milli Gazımız Biber Gazıdır! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Dilan Alp Babasının Hey Tekstil Direnişi İçin 1 Mayıs'taydı - Nilay VARDAR - Bianet
Şiddet Üzerine Kurulu Bir İktidar Yıkılmaya Mahkumdur! - Müştereklerimiz Açıklaması via Antikapitalist Eylem
Adiyat Suresi [1-5] - Antikapitalist Müslümanlar
AKP Hükümeti’nin Şiddetine Karşı Yaşasın 1 Mayıs! - Nor Zartonk
Kalbimiz Yumruğumuz Kadardır - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Derin Devletle Değil, Otoriter Kapitalizmle.. - Yetvart DANZİKYAN - Radikal.com.tr
Çukur - Özgür MUMCU - Radikal / Sendika.org
4. Paketi Çöpe Attı - Can DÜNDAR - Milliyet.com.tr
Sıkıyönetim İlan Eden Vali'ye Yanıt Emekçilerden... - Muhalefet.org
Ortaklaşan Mücadeleler, 1 Mayıs ve Taksim - Göksun YAZICI - Bir + Bir
Mutlu Musunuz - Umur TALU - Habertürk
Ters Köşe!: Akit'ten Dilan Alp İçin Skandal Öneri - Emek Dünyası
Ters Köşe!: İnatlaşmanın Faturası Halka Çıktı - Zaman.com.tr
Dost Senin Derdinden Ben Yana Yana… - Yankobey - KDZvST
4 Mayıs 1937 Alevisiz Türkiye - Hasan Ali KIZILTOPRAK - Özgür Gündem
4 Mayıs 1937, Dersim Soykırımı ve CHP’deki Dersimliler - Baki GÜL - ANF
Dersim'de Mağarada İnsan Kemikleri! - Evrensel
Barışın Hürmetine Dersim’le Yüzleşin - Ferhat TUNÇ - Milliyet.com.tr
4 Mayıs - Asmên Ercan GÜR - Çıla
4 Mayıs 1937’de Ne Olmuştu? - mel - Deliler Evinden Anılar
Dersimiz: Dersim - Reha RUHAVİOĞLU - Gazete İpekyol
Mazlume 38′i Ma Viriderê! - Dersim News
Sabiha Gökçen Dersim Katliamını Anlatıyor: Atatürk Emretti Ben Vurdum! - Turnusol
Sabiha Gökçen Havaalanı’nın Adı Xatun Sebelciyan Havaalanı Olsun! - Kazım GÜNDOĞAN - Birgün
Dersim'i Bombalayan Sabiha Gökçen Mi, Hatun Sebilciyan Mıydı? - Ayşe HÜR - Radikal.com.tr
Kemal Kılıçdaroğlu: “Dersim’de Bir İsyan Oldu Bastırıldı” - Fakfukfon
Uğur'u Ölüme Sürüklüyor' - Yüksekova Güncel
Tutsağın Özgürleşme Anı - Tahir CANAN - Bianet
Hayatı Çocuklarım Öğretecek - Ozan SÜRÜCÜ - Akşam.com.tr
Press Freedom In The Digital Age: New Threats, New Challenges - CEC' Human Rights Comments
Freedom Of The Press 2013: Middle East Volatility Amid Global Decline - Freedom House
Müjde 62 Gazeteci Hapiste (!) - Nedim ŞENER - Posta.com.tr
Anlatacak Binalar Kaldığında - İnan ÖZDEMİR - Yazıhaneden.com
Ruh İkizi İktidarlar: Yerle Bir Edilmiş Meydanlar - Bahri OLGAÇ - Radikal_Blog
İstanbul İKK: Taksim'de 1 Mayıs'a Konulan Yasak, Fiziki Koşullarla İlgili Değil Siyasi İktidarla İlgilidir - TMMOB
İstiklal Caddesi'nde Siyaset Yasağı - Marksist.org
Kimlik Siyaseti Kalmadı Emekçi Karşıtlığı Verelim - Nihal KEMALOĞLU - Akşam
İşgal Edilmemiş En Güzel Yer Olan Var Oluşumuzu Savunmaya Devam Edeceğiz - E. Ali AYDIN - Fraksiyon
Toplumsal Muhalefetin Bayramı - Erkan BAYIR - Radikal_Blog
Başbakan’a Bir Çift Lafımız Var! - Tamer İNCESU - Muhalefet.org
13 Öğrenciye 109 Yıl Hapis Cezası - Bianet
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi A.Ş’de “Akademik” Linç - Tunceli'nin Sesi
'Kadınlar Yaşadıklarını Anlatamıyor' - Yüksekova Haber
4+4+4 Sisteminin 7 Aylık Uygulaması Hakkındaki Değerlendirmeler - Tüm Eğitim Müfettişleri Derneği
Ak Parti’nin Eğitim Politikası Ne Yönde Değişiyor? - Aytuğ ŞAŞMAZ - Analiz Türkiye
Yeniden Kuruluşta Anayasa... - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Ermenistan'da Gözlerinde Hüzün Var İnsanların - Yıldız ÖNEN - Marksist.org
Aleksi Gövciyan: Türkiye'deki Herkes, Hükümet De Biliyor Soykırım Olduğunu - Cansu ÇAMLIBEL - Düzce Yerel Haber
Trabzonsporlular 1 Mayıs’ta Hrant Dink Pankartı Açtı - Agos
Dünden Bugüne Etkili Bir Terfi Aracı: "Ermeni Katletmek" - Hektor VARTANYAN - Radikal_Blog
Tarihi Bir Adım: Ermeni Diyasporası İstanbul’da Soykırım Anmalarına Katıldı - F. Levent ŞENSEVER - Marksist.org
Hollanda Dersim Vakfı, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne Mektup Gönderdi - Çıla
Asıl Ağıt, Kendi Anadilinizde “Ağıtın” Karşılığını Hatırlayamamaktır - Sevda ALKAN - Hür Bakış
Frederic Rzewski - The People United Will Never Be Defeated! (1978) - Ubu Web
behzat ç. bizi izliyor çevik de izlesin… - marksist öküz - epistemik öküz cemaati
TGB: Genç Faşistler Rahatsız - Gökhan KAYA - Turnusol
Akil İnsanlar'ı Protesto İçin İstiklâl Marşı'nı Okumak İstedi, Sözleri Unuttu - T24
Ülkücüler Akil'lerin Katıldığı TV Yayınını Provoke Etti - Demokrat Haber
Gözyaşartıcı Gaz ve Neoliberal Devirde İç Savaş Manzaraları - Foti BENLİSOY - Bianet / FB' Blog
HPG: Türk Ordusu Şemdinli’de Operasyon Başlattı - ANF
Taraf: Bitmeyen Cenaze - Sarphan UZUNOĞLU - Akşam.com.tr
Taraf’ın İkinci Ölümü - Ragıp DURAN - Bir + Bir
İlkokul Çocuklarında Atatürk Algısı - Esra ELMAS - BiaMag
Ahmet Sozen' Presentation at TEDxNicosia 2013 via Youtube
How Conspiracists Think - Sander Van Der LINDEN - Salon.com
seksenler bir rüyaydı ve fonda pet shop boys çalardı. - vinny - 04.54 horozu

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
May Day In Istanbul - Picture Of The Day via The Guardian
Photo Credit: Bülent KILIÇ / AFP / Getty Images

>>>>>Poemé
Bitkilerin Bildikleri*

I.
Türümüz kendisini beğenmiş.
Din, ilim fark etmiyor.
Kutsal kitabında, Darwin kuramında, en tepede insan.
Sonunu getirmek pahasına, dünyada ne varsa kendine yontuyor.
Uçsuz bucaksız evrende, tanrısının kendisine benzediği sanrısında, kendine tapmaktan mustarip.
Feylosoflarının bencil ufuksuzluğunda, en büyük erdem insanla sınırlı,
“Kendini tanı!”
Binbir aitliğe bürünmüşlüğünün patolojisinde, kimlik savaşlarında, dünyayı dar ediyor.

II.
Diyorum ki günde, haftada, ayda, olmadı yılda bir saat konumumuzdan, yüzyılımızdan uzaklaşabilsek.
Tarihimiz boyunca tekrarladığımız bunca ayin ve oyundan, sevişme ve didişmeden, gaflet ve hasletlerimizden bir an uzaklaşıp onları ilk defa görüyormuşçasına bakakalsak diğer Dünyalılara.
Mantığımızın kalıpları, kültürümüzün alışkanlıklarından soyunsak.
İnsanın ruhu var, onların yok zırvalamamızdan kurtulsak.
Şarkılarını, şiirlerini dillendirebilsek.

III.
Uzaylılara akıllarını takanların haddi hesabı yok.
Kayıp kıta Atlantis, Mısır’da piramitler, devletlerin bizlerden gizlediği uçan dairelerde uzaylılar... Bunları düşünen, üstüne kafa yoran, samimi sohbetlerinde paylaşan çok.
Önce, gezegenimizin en yaşlılarını tanısak.
Afrika’dan yola çıkalı 60,000 yıl oldu. Diğer türlerle karşılaştırıldığında emekleme çağında sayılmayız. Öğreneceğimiz çok şey var.

IV.
Bilimin son keşfi bitkilerin bilgeliği...
Kaplumbağa, kaplan,
Meşe, patlıcan,
DNA’larımız, davranışlarımız...
Şüphe yok! Soydaşız

V.
Bitki ne görür? Ne koklar?
Hisseder? Duyar? Hatırlar?
Duyularımızın
Onlarda benzeri var.
Bizi beslediler,
Tedavi ettiler,
Öğreniyoruz ki şimdi
Birbirleriyle haberleştikleri gibi
Kuşaktan kuşağa
Tecrübelerini de aktarmaktalar.
Ve inanın,
Dokunduğunuzda ağaca
Kaale almazken sizi
Hatırlıyor dokunulduğunu.

VI.
Nerden mi biliyorum?
What A Plant Knows:
Chamovitz, D., Scientific American, Farrar Straus and Giroux, New York, 2012.

kaynakça: Bitkilerin Bildikleri - Gündüz VASSAF - Radikal.com.tr