Monday, July 29, 2013

Deuss Ex Machina # 459 - isimsiz kıraat, ne oldu ne bitti!

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_459_--_isimsiz kıraat, ne oldu ne bitti!.

22 Temmuz 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
xe. ASC & Sam KDC - Blue Sun (Veil)
xnx. ASC & Sam KDC - Sonder (Veil)
xox. AP Musik - Nancledra (Rephlex)
xoxx. AP Musik - Moon Pool (Rephlex)
xoxoxx. Yosi Horikawa - Summer in 1987 (First Word Records)
xoyxxx. Yosi Horikawa - Rainbow (First Word Records)
xoyxoz. Samaris - Hljoma Þú (Muted Remix) (One Little Indian)
yxoxxxz. Samaris - Stofnar Falla (Subminimal Remix) (One Little Indian)
xyxyxyxx. Asylum - Embryo (Crunch Recordings)
zyxyzxzyxv. Asylum - Germinate (Crunch Recordings)

isimsiz kıraat, ne oldu ne bitti!
(459)

bir zaman dilimini bildiren aşina olduğumuz kadar hasbelkader farkına vardıklarımızı da derleyen, yaşanılmış bunlar da diye özet geçen bir mefhumun kendisidir eski. eskiden de olmuştu bunca şey ama kimsenin gıkı çıkmamıştı. eskiden de vardı böyle deli fişeklik, söze sahip çıkma hevesleri lakin kimse bunun peşinden koşmamıştı. öyle olmuştu lakin böyle sona ermişti. şu denilmişti gel gelelim kimsenin aklının kıyısından ne yapmalı nasıl etmeli konusu hep muallakta kaldığından sonu yoktu. olmamıştı. muallaklarda amalarda ve fakatlarda yüklenilenlerin hemen tümünün hepsinin biraradalığını gösteregelen bir yapı eski. eskimedik, eskide kalmadık. tam da düşünülen ha'bire serpiştirilip, servis edilip durulan siz bilmezsiniz o zamanları diye geçiştirilmeye bir koşu çabalanılanların ya dibindeydik, ya bilincindeydik ama hep oradaydık.

menzilin içerisinde kapsamındaydık. bir zamanlar meseline takılıp durulanla şimdiki zaman dahilinde eylenenlerin hiçbir suretle birbirinden ayrıştırılmayacak vehamet topaçlamalarından mürekkep olduğunun farkındaydık. hala da öyle. evet eski denilende küçük de olabiliriz, deneyimsiz ya da başka bir sıfat ile anılabiliriz. gelgelelim bakıp görelim şimdi başımızın üzerinde sallandırılan giyotin her neyse gerek burada gerek başka bir yerde ve zamanda kimlerin elinden çıktığının tanıklığında hep aynı noktadaydık. görmeye çabalanan!. bilmek için didinen. usul usul, uluorta her şeyi üzerine bir ağın gerilmesi gibi nadasa bırakılmaya, üzerinin tam ölü toprağıyla donatılmasına, sessizleştirilmesine çabalanılanların hepsinde buralardaydık. bu topraklarda. şu menzilde.

düşündükçe erebildikçe devlet dediğimiz mekanizmanın hepimizin yerine kararlar üretip sonuçlar çıkartanın, sonuç diye yarım yamalaklık kotaranların ellerinden neler çıktığını, hangi fecaatlere götürüldüğümüzün idrakındaydık. dedik ya bizler buralardaydık. eskidi artık, bayatladı bu mavralar hep o bildiğiniz sakızı çaklatır gibi masallar, tekerlemeler denilirken bile isteye körlüğün, körleştirip vicdanın bir bedeli olduğunun onun da satın alınabileceğine kani olan devletlu aklının eylediklerinden bi'haber değildik yok o kadar değildik. bir kere daha yineleyelim isteriz. bu minvalde yıllar yılları koşa koşa kovalarken tefe konulacak olanların, dış mihrak belleneceklerin de halklar olduğu konusunu eklememiz gereklidir diye düşünüyoruz.

oradan başkasından ekmek çıkmayacağı! savı üstünden devam ettirilen kurgulamalar biteviye rutin diye nakşolunan oysa sırasıyla yaşayan her halk kitlesinde ayrı bir yarılmanın, darbın, yaranın vd. sabitlenmesi yolunun müsebbibi olarak değerlendirilebilecek tavırların denkliği ikinci meşrutiyet'in ilan olunduğu 1908'lere kadar bizi geriye, eskiye götürür. dönemsel yapının herhangi bir olumsuzlamayı bile asla kaale almamasının, düzeltmek bir yana üstelik, her halükarda dayatımlardan mürekkep bir hayat tecrübesinin ikiletmeksizin yola koyulduğu günler. eskide kalmış görünse de bizahati şimdiyle benzeşen. handiyse bir örneği daha bilmiyoruz kaçıncı vesikası!.

1894-6 yılları arasında adana ve yöresinde ermeni halkına eylenen kıyım operasyonlarının, gerçek bir kırım teşebbüsünün daha sonrasında, koca bir halk için felaket sözcüğünün tam karşılığına denk gelecek olanının temellendirildiği -devletçe bir kere yaptık gene yapacağız tehditinin bir kenara atılmayacak önizlemesinin vuku bulduğu günler. babıali'de 'sansür mekanizmasının temellendirilmesini dahası pek çok vakıanın daha en başından duyumsanmayacak şeyler, üzerine düşünülmeyecek münferit olaylar olarak değerini bulmasının günlerinden bahsediyoruz. ne kadar şimdiye benzeş, birebir. o günlerden bütün böyle birbirini takip eden engellemeler, tedbir görünümlü halkları birbirinden ayıklamalar, durmaksızın tedipler edep bildirmeler haddi göstermeler, önce ermenilerin, sonra suryanilerin önemli bir kolu olarak nasturilerin, arta kalanlarının, pontus'luların rum veya hristiyan inancına tabî olan herkesin önünde kocaman bir baskılamanın sergilendiği günler. yıkım ve felaket. yokediş.

oysa bir kaç yıl önce tam da meşrutiyet güncesinde yankılanandı.. o kıyılanların seslenişleri "hürriyet müsavat uhuvvet" ve bir eklemeyle kimi zaman karşılaştığımız adaletti tek temenni. o günlerden ne yaralar çıkmıştı bundan bu kısıtlı sahanlıkta bahsedecek mecalimiz de yerimiz de yoktur elbette. ancak bir kelam ekleyeceksek o da  o günlerde ne edilmişse onun arkasının da çorap söküğü gibi tekrarlarında yinelenen her vakıada milleti sadıklardan, milletin bölücülerine, hainlerine, sırtından bıçaklayanlarına, ekmeğini bölüşüp ihanet eyleyenlerine ulaşan bir secere ortaya çıkartılmaya çalışıldı. böylesi ifşaa olundu. her an, her koşul altında.

nerede kalmıştık? evet, ermeniler'den başlayarak hristiyan nüfusun üzerine gerçekleştirilen baskılamanın bir başka veçhesi yahudiler için de anlamını hala muhafaza eden kuzey marmara'da yapılanlarda varlık vergisinde , aşkalelere kadar uzanır ve devamlılığı sağlanır. orada biter mi bitmez. 1930'larda ağrı, 1937'de dersim'de gerçekleştirilen ayaklanmalar bastırılıyor seslendirmesiyle v milletimizin gözünü korkutacak bir şey yok minvalinde yürütülen halbuki, bilakis bir kıyamın başka bir perdesine ev sahipliğini, katledileceklerin bu sefer kürtler, kızılbaşlar olduğunun ortalandığı bir mefhumda devam eder. sürdürülür. dedik ya tektipleştir, tekilliğin en has beyaz mermerlerine sığıştır tıkıştır her ne olursa olsun unut ve unuttur.

devletuali'nin yaşamımıza bakışının kısa ve net bir özeti. ya benim, benim dediğim gibi yaşayacaksınız ya da benim istediğimi kabul edene kadar sürecek zulümler başınızdan eksik olmayacaktır? ne kalmıştı, neyi hatırlattık ki daha!. eskinin sadece bu birbirine paralel güncesinde eylenenler daha sonraları antikomünizm perspektifinin de bu satıhda basbayağı süresi belirsiz bir biçimde gerçekliği haline dönüştürüldü. her yerde ve her şeyde bir düşman yaratmak bizim devletimize haiz olduğu, en başından bu yana sahip olduğu bir yeteneğin! başka bir tecrübesi. evresi. 80'ler ve 90'lar ise birbirinden kopuk anlatımlar ile hiçbir şey olamış gibi terrennüm eylenen skeç dizilerde anlatıldığı gibi değil, burada yaşamak konusunda ısrarcıl olanları, sözleri ve hakları için mücadele etmeyi bir an olsun unutmayacak olanlara reva görülenlerin başka perdelerine sahne olmaktaydı.

gerçi o skeçimsi görüntü akışlarını, o dizileri takip etmedikleri o kadar da apolitik olmadıklarını kimi şey veya olaylardan veya vakıalardan habersiz olmadıklarını gösteren bir 90 sonrası gençliğimiz halen varmış. gezi direnişi boyunca bu tekabül ettirilen sürekli düşman yaratımına, ötekileştirilenlerle yan yana durmak konusunda tereddüt dahi etmeyenlerin kelamlarıyla karşılaştık. yine yeniden bir şeylerin bu ülkenin geçmişinde dününde söylenenlerin bugün bir o kadar farklı ve değişken sıradan bir türk'ün  talebi kadar olağan ne varsa onun herkes için geçerliliğinin, ivedilikliğinin öneminin farkındalılığıyla buluştuk. bir yerde gezi parkı güncesinde. hiçbir şey eskide kalmamıştı halen güncelleniyordu işte.

olağanüstü halin olağanımız haline dönüştürülmesinden, dün askerin bugün sivilin eylediklerinin, vesayetin tam karşılığı olmasından, birbiri ardına gerçeklikle buluşturulanların tahakküm mekanizmalarının binasından rıza üretiminde hangi seviyelerin yeniden yoklandığını alenen faş eden bir bütünlük olduğu bu minvalde görünendir. özetin özetidir. dün yapılanlar, evvelsinde eylenenler her yere akıl fikir bilabedel sunulurken kendi halkının bireylerine karşı olan kayıtsızlıklar, şunun maşası, bu lobinin üyesi, öylesi böylesi diye uzayıp giden bir yaftalama, fişleme çabasının devamlılığında bildik faşizmin halka sunumudur. kısa ve kesintisiz. aracısız bir biçimde dünün hainleri, bugünün mihrakları yarının allah bilir kimleri olarak tektipleştirilen, sınırlandırılanın ötesini kurcalayan, yoklayanlar için sınavların yoğunluğunu bir kere daha hatra düşürmektedir.

ajansa düşer beyoğlu'nda trans birey-yurttaş gaye katledilir! eski'de kalmıştı değil mi devletin tahakkümü, şiddeti ve hedef göstermelerinin başımıza getirdikleri. epey uzaklarda. bir kaç tıklama ötemizde yeniden zuhur eylemekte, vicdansızlığın insanlığın katledilmesinde adımlanan kaçıncı dönemeç ile hemhal oluyoruz. görüyoruz. artık takdirinize. emniyet genel müdürlüğü'nün akıllara zarar projelerinden bir diğeri olarak sırdaş polis projesi ispiyonculuk, gammazcılığı, kapı komşusunu ihbar etmek isteyenlere ister sözlü ister yazılı kolaylık abuklaması da eskilerden değil bizahati şimdilerde cereyan etmekte. yaşadığımız yerde dayatımların sonsuzluğu konusunu ise bunca amanvermezliğini ise affınıza sığınarak ne orwell tahayyül edebilirdi, ne zamyatin, ne de huxley [işte bu kesin bilgi.]

sözün denk getirilebildiği, birbirine lehimlendiği, aralıksız yinlenediği bir mevhum olarak tahakkümün şeklinin şemalinin hemen her gün koca gedikler ve ayrıştırma çabalarından mülhem olduğunun bilindikliğidir. ayna vazifesi gösteren yaşadığımız güncellik dahilinde boyuna, neredeyse ara verilmeden sorunların değil de başka şeylerin tartışılmasına müsammaha gösterilen, budur işte ileri demokrasi denilegeleni kanıtlamak, haklı çıkartmak adına her anın, her vakıanın kollandığı sorunlarınsa her dem ötelendiği, bizzat buna gayret gösterildiğini okuyabilmenin mümkün kılındığı bir deneyim sahasıdır. günler akıp giderken, zamanın heder edilme gayretkeşliğine mesken olunmasıdır.

dünde işittiğimiz bugün başkaca bir şeye dönüştürülürken bunun insani ve vicdani ve ahlaki ve etik olmaktan öte çıkarımlar, illa ve billa ki kazanımlar onun da rant rant rant etrafından düzenlendiğini okuyabilmek mümkündür bu deney sahasında. vurup, kırıp ve paramparça etmenin ya biat edeceksiniz ya da biat edeceksinizden gayrı şık bırakılmayan hemen her şeyin hemzemini tarumar etmek üstüne kurulduğunun afişe olunduğu bir deney sahasıdır burası. sözün evrilip çevrilip, tutturulan türkünün darbeci bunlar alt metniyle beraber kırkbir kere söylendiği bir mevhum tüm batıllığı boşa çıkartmak için önce hesap vermesinin, bunca ezanın, kıyılan canın hesabının hedef gösterdiği insanların ve kurumların karşısında sadede ne zaman gelinecektir? sorgulamalıyız.

soluk alınmaksızın doğa tahribatında, gasplarında sorumluluk ve göz yummaların hemen alelacele derdest edilmeye çalışıldığı bir yerde bir dolgu olarka hep aynı teranelerin sahip çıkılmasındaki eğreltiliktir hepimize rastgelen bu deney sahasında. düşünceler evrilirken, kalıt devletin hangi parametreleri varsa bunlara kol kanat gerenlerin ben ben ben diyen akılla-fikirle ortaklığını açık edendir, saymaktan usandığımız adetten bir başka kez sergilendiği, ispat edildiği bir menzildir işte bu ülke, şimdilerin ne kadar rafta tozlandığı sanılan eskisinin yeniden güne dahil edildiği deney sahası. tanımların, bakış açılarının, hemen tüm farklılıkların, fikir hürriyetinin kırmızı çizgilerle olan mesafesine, değmesine göre mütemadiyen yeniden düzenlenmesi dert mevhumunun nasıl bile isteye dönüştürüldüğünü özetlemektedir.

hemen tüm kavramların içeriklerinin boşa çıkartıldığı, boşaltıldığı, bizzat buna uygun çalışmaların yandaş kalemlerin ellerinden çıkanlarca şekillendirildiği bir sath bu deney sahası. muktedir argümanlarının zerre değişmezliğine binaen böylesi kesin ve netken halkın meramının önemsenmemesidir nakşolunan, hemen hiç aralıksız gösterimde kalan. bugünün dünden farklı olan paylaşımların, haberlerin ve olan bitenlerin yalın gerçekliğinin, farkındalılığını arttırmak için olan çabalardır yalpalamaksızın değinilmesi gerekli olan. ikiletmeksizin söze katılması gereken. ama nerede? sözcüklerin karşısına toplumsal teammüller, milletin iradesi bunu gerektirir diye yapılan hak gasplarının tümüne dair bir çaba ve ifşaa ortaklığıdır, gezi direnişinden sonra meydana çıkan.

ve evet yaşıyoruz yetebildiğimiz kadarıyla bir istanbul'un bir adana'nın, bir eskişehir'in bir amed'in, bir ceylanpınar'ın sözcükleri, bir rojava'nın gerçekliği oluveriyoruz. birlikte bir arada. kah mısır'da adeviyye'nin kenarındayız tıpkı tahrir'de darbe heveskarlığı taşımayanların da olduğunu, direndiğini unutmadan!, kah brezilya'dayız kah kapı komşularımız bulgaristan, yunanistan ve ermenistan'ın sokaklarındayız. isyanlarının dipnotlarındayız. kah kamusal alanlardan bir başkasının ranta peşkeş çekilmesine, bir avm daha dikilmesine ret için kah eski bir kültür olan bostancılığın köküne kibrit suyu dökülmek istenen son numunelik yedikule ve kuzguncuk'un.

kah neoliberal angajmanlarla, her şeyin koca bir konjonktürel gereklilik olarak resmedildiği kurgu masalların öcülerine insan elli kıyımlarına dur demek, kah bozuk plak kabilinden hemen her söylemde "rıza imalatçılığı"nı yutmadığımızı ikrar edebilmek için. kah buradayız dört duvarın arasında kah sokaklardayız her yerde. herkesle müştereği arayanlarlayız. kah çapulcuyuz kah öfkeliler. kah hakkı gaspedilen emekçiyiz kah oturduğu kıt kanaat kirasını ödemek için debelendiği kondusunun direnişçisi. işimizde gücümüzdeyiz ama birisi dedikten sonra herkesin kendisini tekrar ettiği, onayladığı papağanlardan değiliz, kemirgen, vatan haini vs. hiç değil.

bildiğimiz, uyanılan bir sonraki günde neleri nasıl ve hangi koşullarda tecrübe edeceğimiz nasıl ve hangi direktifler doğrultusunda başımıza devletin ne işler açtığının farkındalılığıdır. budur. işin haberdar olmak ve anlamak kısmından katetmeye çalıştığımız mesafe buralardan birisidir, teyit edicisidir. görüyoruz. tıpkı roboski'de, reyhanlı'da, ceylanpınar'da, lice'de eylenenlerden bildiğimiz gibi unutmuyoruz. tıpkı uğur'un, ceylan'ın katledilişlerini duyumsatmadıkları gibi, umursamayanları bildiğimiz, bellediğimiz gibi ali ismail'i, mehmet'i, ethem'i öldürenleri korumaya alanları bir an olsun hatrımızdan çıkartmıyoruz. utku kalı gibi nice tutsak eylenenlerin dava dosyalarında ne kepazeliklerin sergilenebildiği, hangi ayak oyunlarından medet umulduğunun farkındayız şimdi daha kestirmeden anlamını biliyoruz.

görece özgürlükte tutsak edilenler olarak, durmaksızın öğrenmekteyiz seslerini handiyse hiç duyamadığımız barış çabasının hangi evrelerinde nelerin gözlerden kaçırıldığının idrakındayız. kaybedecek bir canımız daha yokken savaş iklimini sürdürme gayretkeşliğinin utancını, o kötülüğü asla bir daha asla paylaşmayacağımızı yinelemeye gayret ediyoruz. işte, yolda ve her yerde. tekçil bakışımın neleri kapsamına aldığını kimleri, hangimizi hedeflediğini ve niyesini biliyoruz, tanık yazılıyoruz yine birlikte. hes inşaatlarının amanvermezliğinden, pıtırak gibi çoğalmasından, yıkmak eylemini her şeyi ve her yeri betona kestirmek, beton ormanlarla donatmak olarak ele alan algının inönü stadı'ndan haliç tersanesi'ne, 3. köprü'den sayılabilecek bir dolu farklı projenin satır aralarında okuyoruz.

kitlelerin içerisinde izole edildiğimiz günlerden sonra birbirimizin derdini anlama gayretinde basmakları usul usul çıkıyoruz. kelam yetersiz kalınan her anda imdada yetişendir. daraltım, tahakküm, baskılamaların karşısında biat etmeyeceğim diyebilmenin yol göstericisidir. bugün ortak olanı, asgarinin yekününü, hemen hiç kimsenin karşı çıkmayacağı müştereği arama gayretinin belki bir ihtimal yeni uyanışın sofrasındayız. buradayız. kemirgenliğe kadar terfii ettirilsek de kazın ayağının öyle olmadığını, işin doğrusunun özgürlük mefhumu olduğunun ilamına ortak çabalarla varacağımızın bilincindeyiz, derdindeyiz. beş kişinin kıyamı, üç kişinin dolaylı yollardan katledilmesi, bir kişinin hayatının elinden alınması, onlarca kişinin mahpusluk binlerce kişinin yaralanıp, canlarının yakılmasının mesele edilmeyecek bir şey olarak değerlendirilmesinin abukluğuna karşı hükümetin hesap vermesinin aciliyetini unutturmayacağız.

bunca yaşatılanla bunca günden sonra korkuyu diri tutmaktan ötesini düşünmeyen muktedir hallerinin açmazının kendi halkına karşı sağırlaşması olduğunu yineleyeceğiz. bunca ezanın kestirilip atılmasına, davaların muallakta konulmasına ya da kapatılmasına müsammaha göstermeyeceğimiz bilinesidir. neyin önemli neyin teferruat olduğu bariz bir biçimde demeçlerde görünürken seslendirilirken sokağı, halkın sözünü işitmek ne ara söz konusu olacaktır. mahallenin, meskenlerin, ağacın, parkın, toprağın ve yerküreye dair her şeyin ve hayatın kendisinin boyuna tecriti, tahrifi söz konusuyken halkın sözü ne yandadır!.

nitelikli olan sözün büyük harflerle, koca koca puntolarla dokuz sütuna manşet bir avaz, iki telaş bildirilmesinden anlaşılmaz. gündem budur denilse de anlamlandırılmaz. hemen hiç böylesinden bir yol bulunmaz buldurulmadı da bu yasalarında medeni olduğu vurgulanan ülkenin sathında. böyle medeni medeni ilerletilirken, seviye atlanırken aşama aşam cenk edilirken sözümona halk için kaybeden koltuk sahipleri değil demokrasi oldu. hep halklar oldu. yaşamaktansa biat et, rıza göster, kabul et ya da başına daha neler gelecekler var bir bilsenler eklendi boyuna habire. dokunursan yanarsın buyuruldu. bizler yaşamı isteyenler olarak, kargaları bile güldüren bu dayatmacılığa karşı hayatlarımızı istiyoruz. kendimize ait olanı istiyoruz!. işitir misiniz? [29.07.2013 00:43]

>>>>>Bildirgeç
Kemiklerin Öyküsü - Akın OLGUN - Birgün

Kaybedilen insanların yüzyılımıza ait çığlıkları… Çocuklarının, yakınlarının kemiklerini arıyorlar. Kuyuları kazıyorlar, boş arazileri, kışla bahçelerini, parkları, inşaat temellerini, asit kazanlarını, maden ocaklarını… Ülkenin işkence ve zulüm tarihinin kalıntıları kazılan her yerden fışkırıyor. Acaba benim çocuğumun kemikleri mi? Diye sıraya giriyor aileler. Bir kemik parçası ve ruhu huzura kavuşturacak bir mezar taşı isteği.

Yan yana dizilmiş insan cesetlerini “terör leşleri” diyerek gözümüze sokanların karartmaları arasında “ohhhh” çekerek iç yağlarımızı erittiğimiz günlerde, Kürt evlerinden koparılan insanların öyküsü bu kemikler. İçlerinde on üç yaşında yaşında çocuk da var, seksen yaşında dede de.

İyilik ve şefkat dolu bir bayram mesajı(!) Kocaman gülen bir fotoğraf iliştirilmiş yanına. Denize nazır bir tatil beldesinin belediye başkanı (DP) Mehmet Tire sesleniyor Gümüşlülük halkına: “Bu ayda kimsesizleri, yetimleri ziyaret etmek, hal hatırlarını sormak ve zor durumda olan, ekonomik sıkıntı yaşayan nice insanlara da imkânlarımız doğrultusunda maddi, manevi olarak yardım etmek gerekir.”

Birer Merhametçik şimdi .

Ya dün ?

Mardin Dargeçit jandarma komutanı olarak görev yaptığı dönemde gözaltına alınıp bir daha haber alınamayan 7 Kürt köylüsünün akıbetinden sorumlu. Onların kemikleri 2012 yılında bir kuyuda bulundu. 14 yaşında bir çocuk olan ve bir daha kendisinden haber alınmayan Seyhan Doğan’ın anne ve babası çocuklarının akıbetini arayan Cumartesi annelerinin arasında(ydı) çünkü 2010 yılında peş peşe aramızdan ayrıldılar ve çocuklarının 2012 yılında yapılan kazıda kemiklerinin çıktığını öğrenemediler.

Diğer fail, tabur komutanı Hurşit İlmen ise CHP Sivas Çepni beldesi Belediye Başkanı olarak “saygın” hayatına devam ediyor. Bayram mesajları, kan bağışları gibi organizasyonlarla kamu hizmeti yapıp gülen pozlar veriyorlar. Katliam saadetleri ile barışık yaşıyorlar. Kuyudan fışkıran kemiklerin arasında bir de emirlerinde olan asker var. Katliama tanıklık etmiş ve vicdanının kurbanı olmuş bir asker. Kışla kazanında yakılıp aynı kuyuda son bulan bir başka hayat.

İşkencecilerin, katillerin ülkemizin seçkin cemiyetleri arasında yer alışları, suç ortaklığının bir örümcek ağı ile birbirine nasıl bağlı olduğunu gösteriyor. Bu bağlılık onları belediye başkanı, bakan, milletvekili, iş adamı, hastane sahibi yapıyor ve liste uzayıp gidiyor.

Diyarbakır Cezaevi’nin ünlü işkenceci doktoru Orhan Özcanlı’nın Sevgi Hastaneleri gibi… Mengele’nin müthiş isim buluşu olan “sevgi” ile açtığı hastaneler zinciri. Bildiğiniz gibi kendisi veremli hastaların balgamını toplayıp cezaevinin yemeğine katarak tüm mahkûmlara veremi aşılayan, ekmek üstüne sürülen krem deterjanı yedirten bir mahlûkattır.

Dünün işkencecileri, bugün cemiyetin seçkin ilişkileri arasında kuluçkalanmaya devam ediyorlar. Birçok emekli işkencecinin özel sektör’ün güvenlik kadrosunda kendine yer bulup sığıntılanması gibi.

Bir ülkede asker polis ne kadar çok alkışlatılıyor, ne kadar çok övülüyor pofpoflanıyorsa bilin ki orda mutlaka kirli ilişkiler vardır. Suç büyüdükçe ve ortaklıklar çoğaldıkça alkışlar da büyür, itiraz edeni bastırır, sesini duyulmaz hale getirir.

Suç ortaklığı “yedirtmem” diyerek asabiyet çeker topluma.

İşte Roboski; Ortada duran parçalanmış cesetlerin sorumluluğu resmi bir kayıp olarak hasıraltı ediliyor.

Gezi direnişinde katledilen beş vatandaşın faillerinin, siyasi iktidarın korunaklı kucağında başı okşanıyor.

Sokak ortasında linç edilen genci hastanede savsaklayıp ölüme gönderen doktor, dünün Mengele geleneğinin belleğinden fırlamış gibi davranıyor. (Kim bilir belki bir on yıl sonra özel bir hastanesi olur)

Roboski’nin katillerini belki bir on yıl sonra “ressam dedeler” olarak cemiyetimizin seçkinleri arasında açılış yaparken buluruz.

Kenan Evren’i 90 kuşağına “ressam dede” olarak pazarlayan şanlı medyamızın desteği ile neler başarılmaz ki? Tontiş yanakları sıkmak için sabırsızlandığımız zalimleri, geleceğe bir armağanmış gibi PR lamak yazılı olmayan bir devlet ritüelidir vesselam.

Ama, kemiklerin öyküsü nereye giderlerse gitsinler kulaklarına ulaşacak.

Ceylan Önkol’un yüzü hep karşılarına çıkacak.

Roboski’de parçalanmış bedenlerinin görüntüleriyle mutlaka yüzleşilecek.

Tutuklu çocukların üzerine abanıp, tecavüz penisini devletin mahremiyeti olarak kayda geçenleri asla rahat bırakmayacak o AN-lar…

Biz de peşini bırakmayacağız. Hesabı sorulmayan her zulüm bize daha büyük olarak dönüyor çünkü.

Bu yüzden; Eğer bir barış olacaksa pragmatizme ve paradigmalara kurban edilmeyecek ve devletin mahremiyetine bırakılmayacak bir barış olmalı. Bunun tek yolu hepimizin taşın altına elini koymasından geçiyor.

Körü körüne değil, akılcı yöntemlerle elbette…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaattadır. Unutmayalım diye hatırlatanların yazdıklarındadır. Akın Olgun'un kaleme aldığı Kemiklerin Öyküsü'nü de bu minvalde değerlendirmek elzemdir. Sözün yetersiz kaldığı, sınırların belirgin bir daraltıma tabi tutulduğu bu yerde, hep hatrımızda olanları özetlenmekte Kemiklerin Öyküsü'nde. Akın OLGUN'un ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
A Digital Collection Of Gezi Park Articles via Readlists.com
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Kemiklerin Anlamı - Akın OLGUN - Birgün
II. Meşrutiyet ve Diyet - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
T.C.’nin Anlamı… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Gezi Ayaklanmasından Parklar Demokrasisine - Deniz ÖZGÜR - Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği
Hukuken Gezi'ye Bir Çivi Bile Çakılamaz, Bunu Haklı Gösterecek Gerekçe Yok - Av. Can ATALAY - Gezi Radyo
Haliç Yat Limanı ve Kompleksi Projesi İhalesi Hakkında - Basın Açıklaması - TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Yedikule Bostanları Tahrip Edildi! - İmece: Toplumun Şehircilik Hareketi
Twitter'da Büyük Operasyon - Gerçek Gündem
Diary: The Turkish Left - Ghaith ABDUL-AHAD via London Review Of Books
Ulusalcılaşan AKP - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Gezi Direnişi Şehitlerinin Ailelerinin TBMM'de Yapmış Oldukları Basın Toplantısı (26. 07.2013) - Hayat TV
Families Of Killed Gezi Protesters Hold Meeting at Turkish Parliament - Hürriyet Daily News
Ali İsmail'in Ölümünde Polis Şüphesi - Evrensel
Emniyet'ten İlginç Yöntem - Milliyet.com.tr
Yaman Çelişkiler Yasaklansın - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Seyhan Doğan'ın Kemikleri ve Ateşi Harlayanlar - Nuray ÇEVİRMEN - Kadın Hareketi
Helal Komedyen, Helal Diktatörlük, Helal Demokrasi; Gel De Aziz Nesin'i Anma! - Vedat ÖZDAN - T24
Yaşar Adanalı: “Beyoğlu’nda Eylem Esnafın Dostu” - Gülsin HARMAN - Yeşil Gazete
Çocuğa ‘Erdoğan’a Hakaret’ten Gözaltı - Latif SANSÜR - DHA - Milliyet.com.tr
Gezi Eylemcileri Müebbetlik! - Internet Haber
#UtkuKali'yaÖzgürlük
Er Sevag’ın Ölümüne Neden Olan Ağaoğlu Gazeteciye Dava Açtı - Sol Haber
Yargı "Adalet" İçin Örgütleniyor - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Antakya’da 17 Direnişçiden 13′ü Tutuklandı - Sendika.org
Ceylanpınar’a Yine Havan Topu Düştü: 1 Kişi Hayatını Kaybetti - Dağ Medya
‘Karakol Yapımını Sürdüren Türk Devleti Savaş Hazırlığında’ - Hezil ROJDA - ANF
Öcalan: Hükümet Hızlı Hareket Etsin - Yeni Özgür Politika
Barış Süreci, Savaş Süreci - Ali Duran TOPUZ - Radikal.com.tr
Efrîniyan Sînor Ji Holê Rakir - Hawar News
Faili Meçhul Cinayetler ve Süryaniler - David VERGİLİ - Suryaniler.com
Çelikkan: Hakikat Komisyonları Resmi Olarak Kurulmalı - Arzu DEMİR - ANF
Yaz Ortasında Karanlık - Nuray MERT - Birgün
İşyerlerinden Parklara: Direne Direne Kazanacağız! - Tatavla Dayanışması
Direniyor Kazova! - Evrim Hikmet ÖĞÜT - Bianet
mektup yazıyoruz…- gagarin* - gagarin's view
Courts Serve As Public's Lone And Troubled Check Against Mega Projects - Noah BLASER - Sunday's Zaman
Çok Affedersiniz Yanlış Hesap - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Trans Danışma Merkezi Derneği (T-Der) Kuruluş Bildirgesi  - Trans Danışma Merkezi Derneği
AOÇ’deki Başbakanlık İnşaatında İşçiler İş Bıraktı - Sendika.org
Turkish PM Erdogan Threatens To Sue Times Over Open Letter - BBC News
'Türkiye Medyasındaki Esef Verici Durum' - Daron ACEMOĞLU & James ROBINSON - T24
Can Dündar'a Süresiz İzin Mi? - Muhalefet
İşte Yavuz Baydar'ı Sabah'tan Kovduran Yazı! - Gazeteciler.com
Gezi ve Gazetecilik - Mehveş EVİN - Milliyet.com.tr / Sendika.org
Basın Özgürlüğü Eleştirileri Neden İtibarsız - Markar ESAYAN - ME' Blog
Ahmet, Mehmet, Ali, Kürşat, Yavuz ve Diğerleri… - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Günümüz Anti-demokrat Kemalist Evlerini Bu Kadar Farklı ve Bu Kadar Baştan Çıkarıcı Yapan Nedir? - Hakan AKÇURA - Open Flux
Taksim-Gezi Direnişi’ni Okuyoruz - Semih GÜMÜŞ - Notosoloji
Michael Löwy, Gezi Direnişi’ni Yorumladı: Sürekli Birikime Karşı Yanıt, Sürekli Devrimdir! - Özay GÖZTEPE - Kansu YILDIRIM - Sendika.org
Bir 'Malum Şahıs' Kahramanı Olarak Doğan Akhanlı - Sennur BAYBUĞA - Demokrat Haber
Ters Köşe: Siz Bizimle Dalga Mı Geçiyorsunuz? - Enver GÜLŞEN - EG' Blog
İyi Günde De Kötü Günde De Halk Düşmanları - Aslı AYDIN - Birgün
'Cevap Ver AKSA' - Ekolojistler
Akyaka'daki Özelleştirmenin Hukuki Durumu  - Av. Zeynep YILMAZER - Akyaka'nın Sesi
Moloz Zihniyeti Marmara’yı Katlediyor! - Muhalefet
Econ 101 Is Killing America - Robert ATKINSON & Michael LIND - Salon.com
Son Diyelim, Başka Çıkmasın - Sevan NİŞANYAN - En Son Yazıları
Başörtüsü Meselesi Neden Çözülmüyor? - Reha RUHAVİOĞLU - Gazete İpekyol
Primo Levi: İnançsızlık Üzerine via Newalaqasaba
Akit’in 'Kızlı-Erkekli Kamp' Korkusu - Evrensel
‘Gidenler’in Ardından Ayasofya Kiliseleri - Tuğçe KAYAAL - Nor Zartonk
Sahibinden Satılık Kilise - Hayko BAĞDAT - Taraf
An Armenian Named Talaat - Khatchig MOURADIAN - Armenian Weekly
Milli Coğrafya: Gürün - Polisantrik - Dehr-i Blog
Bulgarian MPs Trapped Inside Parliament By Protesters - The Guardian
Bulgar Polisi Parlamento Binasındaki Engelleri Kaldırdı - Rusya'nın Sesi
France's Headscarf War: 'It's An Attack On Freedom' - Angelique CHRISAFIS - The Guardian
Rojava'ya Saldıran El Nusra Üyeleri İstanbul - Hatay Üzerinden Geçiriliyor - Tillek Axdat Youtube
Ok’tan ‘Rojava’ Eleştirisi: Yeterince Destek Verilmiyor - ANF
Suriyeli Mültecilerin Sayısı '2 Milyona Çıktı' - BBC Türkçe
Egypt: “Do Not Let The Army Fool You” – Independent Union Leader Speaks Out - Mena Solidarity Network
Mısır’daki Darbe Üzerine Düşünceler - Selim SEZER - Nor Zartonk
"eski" de yenilenmek - eskiyorum - senselogic
21. yüzyıl neoliberal otoriter muhafazakarlığı, isyanları, yeni devrimci teorileri anlamak için kaynakça önerisi via @pervertcritique
Fantasies - Noam Chomsky - ZCommunications
Tek Adam Patolojisi - Gündüz VASSAF - Radikal.com.tr
'Gezi' Çifti Anlattı: 'Nazım'ın Şiiri Gibiyiz' - Neslihan KOÇASLAN - soL
Reflections On Resistance, Reform, and Revolution - Ross WOLFE - The Charnel-House
Direnme Notası - Bülent USTA - Birgün

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel [ Mahalleme, Meydanıma, Ağacıma, Suyuma, Toprağıma, Evime, Tohumuma, Ormanıma, Köyüme, Kentime, Parkıma DOKUNMA ]
resim için kaynakça: sinek sekiz yayınevi

>>>>>Poemé
Giden Can - Federico Garcia LORCA

Ne boğa tanır seni ne incir ağacı,
Ne evindeki atlar ne karıncalar
Ne çocuk tanır seni ne de ikindi
Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok

Taşın sırtı da seni tanımaz artık,
İçinde düşündüğün kara atlas da.
Dilsiz anıların da tanımaz seni,
Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok.

Deniz kabuklarıyla geldiğinde güz,
Sis üzümleriyle, dağ öbekleriyle,
Gözlerine hiç kimse bakmak istemez,
Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok.

Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok.
Yeryüzünün bütün ölüleri gibi,
Unutulmuş bütün ölüler gibi
Sönmüş bir köpekler yığını içinde.

Yok tanıyan seni.Yok.Seni söylüyorum bense.
Yüzünü inceliğini söylüyorum sonraya.
Anlayışının o yüce, yetkin üstünlüğünü
İştahını ölüme, ağzındaki tada onun.
Senin o yiğitçe sevincini saran kederi

Doğmasına çok zaman ister, gün olur doğarsa,
Öyle zengin serüvenli, parlak Endülüslü'nün.
İnleyen sözlerle söylüyorum inceliğini
Anarak acı bir yeli zeytin ağaçlarında

çeviri: Said MADEN
kaynakça: antoloji.com

Monday, July 22, 2013

Deuss Ex Machina # 458 - primitive crystallized hemisphere

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_458_--_primitive crystallized hemisphere

15 Temmuz 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Mike Cooper - What Cares Paradise (Room40)
2. Mike Cooper - The Ordeal (Room40)
3. Sundrugs - Euphoria Euthanasia (BLWBCK)
4. Sundrugs - Moving Borders (BLWBCK)
5. Ore - Aus 2 (Tektosag)
6. Ore - Aus 5 (Tektosag)
7. Félicia Atkinson - Franny (Umor Rex)
8. Félicia Atkinson - This Impermanent Gold (Umor Rex)
9. Ensemble Pearl - Wray (Drag City)
10. Ensemble Pearl - Painting on a Corpse (Drag City)

primitive crystallized hemisphere
(458)

az zaman değil biraz biraz hiç değil, kısıtlanmış ya da kısıtlı sanıldığı gibi değil neredeyse yedi gün yirmi dört saat aralıksız, ilaveten yaklaşık elli gündür birbirinden farklı olmayan tenkit cümleleriyle karşılaştığımız kontrol bizde sakin sakin diye durmaksızın hiddetini arttıran muktedirliğin gözünün önündeyiz. her yeri donattığı dijital gözlerinin kayıt altına aldığı, emir demiri kesir veczini haklı çıkartan, vur! deyince de suyunu çıkartıp plastik mermilerin havada uçuşturan, gazla deyince can almayı halen akıldan geçiren bir mekanizmanın alenen harekete geçirildiğini onaylayabilmek mümkündür. tanığıyız bu kör şiddetin. sözcüklerinden, telaffuzlarından eksik etmediklerinin sokaklarda vuku bulan tepkimeye hiddetle ayar çekmelere ve can almalara karşı nasıl yekpare bir mermer olduğunun da altını kalınca çizmeliyiz. hem de hiç unutmamacasına hem de akıldan çıkartmaksızın biteviye, sürekli.

bir yerinden ya da bir yöresinden başlanacaksa anlatmaya yaşadığımız onca gezi güncesini uzun uzadıya, az biraz da bu kurum bağlayan dilin eylediklerinden yola çıkararak ilerlemeliyiz. akla gelenin teyide ihtiyaç duyulmaksızın şak diye söylenegeldiği başbakan danışmanlarının sanal agoralarda önce nabız yokladığı, duruma uygun bir karşılık ya da tepkimeye göre şeklinin nihayetlendirildiği bir mevhumla yan yanayız. otpor, faiz lobisi, telekinezi, çekemeyenler vs. şimdi bu kadar günden sonra hala hakaretin en büyük tutundukları dal olarak zihinlere yer etmiş olanı diklenmeyip, dik durduklarında muktedir cenahının eyledikleri sadece satır başlarıyla okunduğunda basbayağı ülkenin hali de ortaya çıkacaktır.

hizaya geçilecek geç. kırmızı çizgiler aşılmayacak aşma. ağaç doğa falan demekten bir özenle kaçınılacak kaçın, öldürülen canlarımız var bunlarla ilgili adli kovuşturmalar ne alemde diye sorma, sus çünkü her şeyin en alasını bilen devletimizin sahibi, muktedirlerimiz hepimizin bu suallerini, sorgu ve tahayyüllerini bir anda karşılaşayabilecek kadar mesaj alındı bahsinde olduğu gibi anında geri dönüş sağlayacak kadar engin bir mevhum değil. oraları hiç kurcalama. bu basının hali nedir diye zırvalama. hayır hiç öyle değil kazın ayağı demeye kalkma çünkü oraya da laf-söz edersen kesin bu ülkenin demokratikleşmesine müdahalede bulunanlardansın. şucu ya da bucusun en olmadı öcüsün!.

hakir görmelerin, hakaret etmelerin nerede boşluk var oralarda iki satır laf denk getirmelerin altında, yanında hep bu bildiğimiz teranelerden siz susun (halka) -milletin seçilmişleri, atanmışları konuşuyor tebaasının zulmü mevcut. belgeli ve teyitli. yaşadığımız kentlerimiz, soluk aldığımız mahalle, voltalayıp durduğumuz sahillerin, sokağımızın, çehremizin, yanımızın ve yöremizin nasıl bile isteye ranta kurban edildiğini gördükten sonra, bir şeylere teşne olunca alınacak yanıtın ve geri dönüşün yukarıdaki gibi bir sığlıktan gayrısı olmayacağı muhakkaktır. gel gelelim işte burası türkiye. her an hakkınızın gaspı söz konusu edilebilir.

bir kulp bulunduğuda, savunmaya çalıştıklarınız, sözcükleriniz nasıl ve hangi şartlarda edilmişse, birleşmişse birleşsin bu "kutsal devleti" yıkmaktan gayrısı olmadığı gibi bir abuk subuk darbe teşebbüsü ile bile ilintilenebilsin. dedik ya burası türkiye diye. özgürlük mevhumunun on bir yılda nasıl dönüştürüldüğü, ne hallere konulduğu bunca afakiyken, işin yanisi kabak gibi meydandayken halen eskilerin putlaştırdığı veçhe ve mesellerin yeni sürümlerine anında ikiletmeksizin sahip çıkanların sana / bana söz hakkı verebileceğini tahmin eder miydiniz? hiç böyle bir şey düşünür müydünüz? tabi ki yanıt olumsuz. bir tabi ki sözcüklerimizin cümlelerimizin yanıtları hep grilerle hemhal. hep muammalara terk edilmekten kaçınılmayacak kadar aleacele bir savunmalara rehin.

yaşadığımız güncenin getirdiklerinde, gözümüzün önünde toparladıklarına baktığımızda, sadece bakabildiğimizde bütün bu mevhum boyunca denk getirdiklerimizin toparlayıcısı bir özetleyiş karşımıza çıkacaktır. sözün ve fikriyatın, eylem ve pratiklerin hemen tümünün, hemen hepsinin bir kenara fırlatılma gayretkeşliğinde her an bir deneyimin kendisini aklımıza mıhlamaktadır. mıh diye yerini sağlamlaştırmaktadır. vasatlığın, görünen köyün kılavuza ihtiyaç duymadığı bu ülkede sözün işitilebilirliği halen öncelikli bir meseledir. onu ya da bunu değil, sadece ona ya da sana ait bir şey değil, benim ya da onların değil bizim hepimizin; ortak müştereklerimizin, asgarinin ortak aklın sunageldiklerinin peşisıra avaza tutunmak hayat için çabalanma griliğin bet beniz atan unsurlarına, daralatılmaların topyekün taaruzlarına karşın taksim'in, gazi'nin armutlu'nun, ceylanpınar'ın eylediklerine ortak olmaktan geçmektedir. bir kere daha ama son kez değil.

biteviye tekrarın durmaksızın öne sürülenlerin tencere tava hepsi bir hava karşı koyuşunun, cezasını devletten beklemeyin kendiniz verin yollu savunuşun, aba altından sopa sallamaların gün aşırı gözaltıların, neticesiz harplerin hiç bitmeyecek olan korkun bizden! diye sayıklanmaların, yapılanların edilenlerin hepsinin dile getirdiği faşist tahakküme rıza gösterilmeyeceğine uyanmaktır. elzem olan. bir kere daha ama son kez değil. adaletsizlik makamı kendi utanç vesikası tarihinde yeni eşiklerde ilerlemeye devam ederken, adil olanın hakkaniyetli olanın ne olduğu bütün bu kaydedici gözlerin önünde vuku buldurulan kıyamların kimlerin elinden olduğu kısmını açık etmekten geçmektedir. kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.

saiklerin, ortaya konan iradelerin falanlı, filanlı yaklaşımlarla şüphe duyulmaktan gayrısını akla getirmeyen bir önyargısal sabıklıkla karşılandığı mevcut iktidar ve avanesinin güncesinde, gündem diye yutturmaya çalıştıklarının hemen ötesinde hayatımızı nasıl şekillendirmek istediğimiz, kendi kararlarımızı kimselerin itmesi, çekmesi ve ötelemesi durmaksızın kafamıza kafamıza kakmasıyla değil özgür vicdanlarımızla almayı düşünebilmenin arafındayız kararlıyız yetebildiğimiz kadarıyla. birlikte, birarada. bir kere daha söze katalım. bir kere daha yineleyelim. kentlerin şantiyeleşmesinin böyle hunharca, alelacele hala inandıkları gibi bir medeniyet göstergesi seviye atlatma sacayaklarından birisi olmadığı artık alenidir şimdi belirgindir.

gezi parkı’nın yerine topçu kışlası’nın yapılmasıyla ilgili olan 6. idare mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararı, bölge idare mahkemesi’nce iptal edilmesi üzerine haberler sunulurken ağ üstünde bu daha bir manalıdır. yolların, geçitlerin hemen hemen yeşilin nüfuz ettiği her alanın bir şekilde dönüştürülmesi bu ve benzeri hamlelerin ardı arkasının gelmemesi karşısında her şey yeniden başlıyor. gözden çıkartılan gezi parkı'nın yanında denizin artık göstere göstere doldurulduğu miting alanı yapıyoruz değerli vatandaşlarım diyerek ucundan bilgi bile edinilebilen yenikapı sahilindeki denizi dolduruyoruz, mütemadiyen denizi de betonlaştırıyoruz hamlesinin her gün biraz daha fazla eylediklerini de gözardı etmemeliyiz.

kıyamın her türlü örneği bu iktidar güncesinde mevcut. kanıtlarıyla beraber. bir kaç tıklama mesafesinde, bir toplu taşıma aracı mesafesinde aralıksız sürdürülmekte paylaşalım. yedikule bostanlarının istanbul'un son kalan organik ekim alanları diyebileceğimiz bir sahanın da zapturapt altına alınmasını da üzerine ilave etmeliyiz. her yanımız işgal edilmekte neoliberal mekanizmanın çarklarına çoktan kendilerini teslim etmişlerin, fasaryalarında boşboğaz lakırdılarında yer vermedikleri, veremeyecekleri şeyler gündem diye anaakımdan muştulananların yanında hemen yanı başında bütün hayatlarımızı dönüştürmeye devam ediyor.

vurgulamalar güncelliğe dair klişelerden ibaret, her türlü teyakkuz durumunda koruma kalkanları devreye alınacak, ezberlenmiş olanın tekrar edildiği biteviye ileri sürüldüğü bir kelime dağarcığı hali dahiline güç kullanılarak, itiş ve kakış sıkıştırılmışken meramın ne olduğunu anlayabilmek için türlü çeşit yolların arşınlanmasının gerekliliği ortadadır. bakabilmek için önce görmeye ihtiyaç, ayabilmek için olan bitene ve tüm bu rutin gibi görünen ama velakin her şeyin hesaplı kitaplı olduğu, düşüncelerin toptan yoksayıldığı ne biliyorsak odur bağnazlığına bayağı koşulsuz şartsız teslimiyetin referans olarak gösterildiği bir yerde yaşayabilmek hem eskisinden de zordur hem de inanılmaz bir biçimde kendiliğinden yeni yolları keşfedebilmek için bir yol göstericidir.

halimiz, erk ve payandalarının hepimizin yerine sınırlandırmaya çalıştığı düşünselliği bir kenara koyan onu da en iyi biz yaparız hiddetlenmesine karşı bir çıkıştır. daraltılan, kelimenin tam karşılığı kadükleştirilen, yoksunlaştırılan, ıssızlaştırılan bir zaman mevhumunda olan bitenin arasında aslen neyin vurgulanması gerektiği hatırlatılacak olandır bir daha. bugün başlangıçların bir başka arafında kelamların basit bir tepkime değil de yılların birikimi olduğu belki bir nebze daha kolay anlamlandırılabilecektir. her türlü tahakküm bu ülke sathında sergilenirken, alelacele karar hükmünde kararnamelerin, yetkilendirmelerin, torba yasaların, yargıların, yaftaların vs.nin bu durumu derinleştirdiğini ilave etmeliyiz. denk getirilenlerin, vuku buldurulanların tamamına yakınında bu hesaplı kitaplılığı çözümleyebilmek mümkündür. böyle olduğu aşikardır.

alelacele kotarılan, bilinçli olarak gerçekliğe evrilen, kesintisiz bir biçimde devamlılığına çabalanılan kırmızı çizgileri muhafaza etmeye ant içmiş bir türkiye gerçekliğidir. bütünde ortaya çıkan her ne kadar yeni takısı kullanılsa da bizahati o eskinin vehametinin, tektip söyleminin halen kullanılması çabasıdır. bunun devamlılığıdır!. bunun hoyratça sahiplenilmesi, sahip çıkılmasıdır. tepe tepe kullanılmasıdır. oysa karşılaşılan zulümdür sokaklarda gün geçmeksizin handiyse polis devleti haline dönüştürülmemizin, dün askerin eylediğini bugün başbakan'ın yönlendirilmesiyle bir kere daha sahnelenmesidir. özet geçecek olursak dünün vehameti bugünün griliğinin kendisidir.

bayrak satıcısının da, bir akademisyenin de bir gazetecinin de bir oyuncunun da ya da yazarın da yahut sadece bir yurttaşın endişelerini paylaşabilmesi, geçip aştığı korkuları, o eşiklerin ardına gerisin geriye çekilebilmesinin yollarının yeniden tanzim edilmesi gayretidir. vuku buldurulan resmin genelinde bunca gün sonra özetlenen. her yok artık bu kadarı da olmaz dediğimizde yeni bir tahakküm vesikasının tanziminin tutunulacak dal olarak, gidilecek yol olarak bellenmesindeki kadük bakışa dikkatleri çekmektir. bir kere daha ama son kez değil. müşaade altında bulunan ve bugün uyanan mustafa ali tombul, geçtiğimiz günlerde hayata dönen ama artık konuşamayan lobna al lami ve berkin elvan gibi nicelerinin hayata tutunma mücadeleleri sürerken oluşturulan kahır eksen devlet eliyle kotarılan taciz parametrelerinin, ne işleri varmış gezi eylemlerinde sözlerinin insafsızca sarfedilebilmesine illallahtır değinmek istediğimiz!

meşruiyet lime lime edilirken, mahremiyet alt üst masumiyet karinesi dümdüz edilip yağmalanırken söz gerekli olandır. belki unutulanları hatırlatacak. bir kere daha vesile teşkil edecek. meram avazken sözlerden mürekkepken gelen yanıtların gözaltılar, tutuklamalar, baskınlar, sansür girişimleri, eli sopalı linç güruhları ya da paramiliterler ve halklar arasında cepheler, ayrışımlar oluşturmak için teşebbüsler olduğunun yine, yeniden bildirilmesidir. bu küçücük ekranlardan görünmeyen, anlaşılamayan o sokaklara yansıtılmak istenen bizahati gezi ruhunun üzerine üzerine salınan bunlardır böylesi bir kıt akıllıktır vesselam. evrilip, çevrilip günün ve gündemin, yol ve yordamdan bile isteye uzak kalınmasının, utanç vesikalarının bina edilmesidir.

döndürülüp, dolaştırılıp aynı kelamların zikredilmesi, birbirinden farklı olmayan tahakkümün her an çeşitlendirilmesidir. bugün ona denk gelen yarın sana ve bana hepimize uzanabileceği döv-letçe taahhüt edilen, hiç bitmeyecek gibi savlanan, zerre-i miskal mesajların alınmadığını, sözün işitilmeyeceğinin tam ve eksiksiz görünür kılındığı bir süreçtir yaşadığımız şimdinin özeti. her yere bol keseden dağıtılan aklın fikrin kendi ülkemiz söz konusu olduğunda nasıl bir kenara itildiğini, bugün için demokrasi pratiklerinin hemen tümünün lime lime edildiği ve ortada bir daraltma ve suskunlaştırma devamlılığından gayrısının konulmadığıdır nihai özet. ezcümle.

insanların canlarını sıkmak söz konusu edildiğinde, devlet geleneğinin nasıl elini korkak alıştırmadan tahakküm araçlarını ve hamlelerini bir arada kullanageldiğini, rıza üretmenin yollarını karşıt propagandadan geçildiğini örnekleyen her şey bu değinilerimizin toparlayıcısı olacak nihai bir vesikadır. söze bir kere başlamaya görsün muktedir her şey siyah ve beyaz ya oradasın ya bunlardan, ya da bizimlesin, fikir teatrisinde bile benim dediğim, bildiğim olur verdiğim, onayladığım olur ötesi yoktur kestirip atmalarının yer aldığı vesikadır. budur. söylemler ve beraberinde eylenenler bu ülke gündeminde her ne varsa kabak tadı veren bunun halen komple kullanılmaya devam edildiğini, endişe tahlilleri dizi dizi dizilirken bile direniş güncesinde ve sonrasında denk getirilen sözlerden halen bir haber kalındığının aynalyıcısıdır. ifşaa alanıdır.

cana kasıtlarla beraber, doğaya, toprağa, yaşadığımız kentlere, o kentlerin yaşayanlarına daha yapılacak fenalıkların tükenmediğini yumurtlayandır apaçık malumun ikrarı ve ilamıdır. beş kişi polise mukavemetten hayatlarını kaybeder, kayıtlar ve bir dolu tanıklık ortada söz meydanlarda her şey ulu ortadır adaletin tecelli ettirilmeyecek olması da bu aralıkta iliştirilendir. göze çarpandır. böylesine ve daha fazlası yaralayıcı bir o kadar da nerede yaşadığımızı teyit eden bir görüngü hasıl olmaktadır. budur. dünü şimdi'de yeniden yaşamak, gizlisi saklısı olmadan bir kere daha biat edeceksinizlerle karşılaşmak hem vehametin hem de körlüğün nasıl hiçbir şeye kulak vermeyen bir zorbalıkla şekillendirildiğini izah eden bir tecrübenin kendisidir.

sadece taksim'de, gazi'de, kızılay'da, kordon'da, dersim'de, lice'de, armutlu'da veya ceylanpınar'da oralardan ibaret değildir yaralanışımız. yaralandığımız yer bütün ülkede makus kaderimizin ayrıştırılmazlığının kendisidir. her yerdir. şiddet mevhumunun nasıl sineye çekilebilir bir şey olarak değerlendirilip halen ileri sürülebilen bir araç olarak devletlunun sahip çıkmasındandır yaralanışımız. sözün paha ve anlamını tarumar etmek için en olmadık yakıştırmaların pekliğindendir yaralanışımız. her şeyin en'i olmaktan kıvaç duyan iktidarın en gaddarlığı gören gözlere rağmen sürdürmesindeki inattandır yaralanışımız. mustafa ali tombul, berkin elvan gibi haberdar olduklarımızın yanında bi'haber kaldığımız nice yurttaşın tedavileri boyunca ve şimdi halen polis şiddetine, göz korkutmalara maruz kalmalarındandır;  yaralanışımız.

iktidar dilinin kötürümlüğündendir yaralanışımız. söz uçacaktır, belki sokaklar boşalacaktır ama yazı kalacaktır elbette. her yer ranta peşkeş, her yer muktedirden olmayana azap, her an basbayağı tahakküm ile donatılırken günü kurtardık yarına allah kerim diye bahsedilen laflar da unutulmayacaktır. anlatılan, hepimizin rolünün bir mizansen değil gerçeğin, hakikatin ve vicdan muhasebesine mesken olunan, asıl meramın kendisi olandır. gıybetlerini uluorta sergileyenlerin yalanlarına karşı tek sığınağımızdır bu anlatılanlar. yitirilen, zaptedilen, yağmalanan, yaftalanan, biçar bırakılan, böyle yekten tefe konulan bir muhalefet bir dolu muhabbettir söz, anlatmaya çalıştığımız.

hep beraber yazdığımız. bir artıp bir azalan durmaksızın baskının başka halleri, her hallenişin insana karşı kasıt evrelerinde ne eksik kalmışsa, onun tanzimine çabalanılan, boyuna ilavesi gerçekleştirilen bir mevhum ile donatılmakta bu ülkenin şimdisi. kesintisiz bir biçimde tavır denilegelenlerin, yok sayacağız ve yok edeceğiz ekseninde ilerletilmesidir can kardeşim bunca vehamet boyuna gıybet bir dolu adaletsizlik, hiç sekmeksizin yinelenen yalanlar ve dolanların arasından kendimize, o eskiden aşina olduğumuz şimdi bir yerde ütopya diye seslendirilen hala öyle diye belletilmeye çalışılan başka bir günü kotarmak, başka bir güne uyanmak çabasında neredeyiz? hangi evredeyiz!.. düşünelim mi? hiç değilse bir beş dakika düşünelim mi? meramımız sualimizdir... [21.07.2013 23.55]

>>>>>Bildirgeç
Şaşırmak Acemi Bir Eylem Biçimidir - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog*

Şaşırmak meğer ne büyük bir lüksmüş. Haziranın başından bugüne yaşadıklarımızı gözden geçirdikçe daha iyi fark ediyorum bunu. Devletin eylemcilere karşı verdiği  çirkin refleks farklı boyutlara ulaşarak 1,5 aydır tırmanmaya devam ediyor.

Gezi eylemleri “ustalık dönemini” yaşayan AKP hükümetini kıskıvrak yakaladı. Kısa süreli bir bocalamadan sonra hükümet polis güçlerini bir cihada yollarcasına seferber etti. Neticede binlerce yaralı,6 ölü ve çeşitli uzuv kayıpları gibi dehşet rakamlarla dolu muazzam bir bilanço meydana geldi. Devlet bilindik gaddarlığını olanca hoyratlıkla sergiledi, şaşırmadık.

Ethem Sarısülük Başkent’in göbeğinde bir polisin kullandığı gerçek mermi neticesinde hayatını kaybettiğinde şaşırmadık.

Başkentin belediye başkanı Ethem Sarısülük’ün öldürüldüğü yere polise teşekkür afişi astırdığında şaşırmadık.

Ethem Sarısülük’ün cenaze konvoyuna geçiş izni tanınmadığında, acılı annenin yürek parçalayan feryadı duyulmadığında şaşırmadık.

Abdullah Cömert Hatay’da Gezi Eylemine destek vermek amacıyla sokaktaydı, öldürüldü. Muktedirler fail olarak başka bir eylemcinin attığı taşı öne sürseler de otopsi raporları Abdullah Cömert’in de polis müdahalesi sonucu ateşli silahla öldürüldüğünü gösteriyordu. Yasal terör bir çocuğumuzu daha almıştı, şaşırmadık.

Ali İsmail Korkmaz Eskişehir’de AKP il binasına yürüyen grubun içinden alınıp devletin resmi sopalarıyla darp edildi. Devlet hastanesinde müdahale edilmedi. Beyin kanaması yaşarken ifadesi alındı ve göz göre göre can verdi. Şaşırmadık.

İrfan Tuna Kızılay’da bir dershanede temizlik işçisiydi. Polisin bol keseden kullandığı biber gazına günlerce maruz kaldıktan sonra kalbi daha fazla dayanamadı ve can verdi. Polisin bu kadar orantısız ve usulsüzce şiddet kullanması bir cana daha mal olmuştu. Şaşırmadık.

Elinde palalarla sokak ortasında kadın tekmeleyen, eylemcilere saldıran Ak gömlekli palalılara da şaşırmadık. Milli görüş gömleğini çıkartıp Ak gömlek giymişler canım deyip geçtik.

Resmi sopalar ve resmi magandaların sokaklarda canımıza kastetmişçesine arz-ı endam etmelerine de şaşırmadık. Ne de olsa memlekette insan bol, insan ucuz.

Meydanlarımızın, sokaklarımızın ve parklarımızın polisin mutad mesai alanları olmasına da şaşırmadık. Vatandaştan çok polisin bulunduğu meydanlar; giderek polis devletine dönüşen memleketin alamet-i farikası olmuş durumda.

Dün itibariyle devletin TOMA’larla ve polisleriyle tam teşekküllü bir şekilde düğün basmasına tanık olduk. Gelinin eski sevgilisi vali olmuş da sevdiceğini ele kaptırmayı içine sindirememiş gibi bir hal peyda oldu. Resmi görevlilerle “resmen” gelin ve damat kaldırmaya yeltenen  muktedir aklına dahi şaşırmadık. Bekliyorduk zira, tahammülleri olmadığını da biliyorduk.

Gezi eylemi muktedirlerin midesine çöküverdi. Hükümet çevrelerindeki bu hazımsızlık siyasi arenada aldıkları ilk ciddi darbenin sancılarını hala atlatamadıklarının delili. Bu darbe alışılmış muhalefet çevrelerinden değil de halktan kaynaklanınca  daha bir yaktı canlarını kuşkusuz.

Sokakların, meydanların ve parkların kullanım hakları bütünüyle halka aittir. Hükümetin bu ceberut tutumunun hiçbir meşru dayanağı yoktur. Hayatlarını, tanıştıkları eylemin simgesi haline gelen Gezi parkında birleştirmek isteyen insanlara bırakınız mani olmayı destek olmak ve mutluluklar dilemek gerek. Lakin devlet aklının zorbalıktan öte çalışmamasına yine şaşırmadık.

Şaşırmak insanın evrene karşı acemi ve iyi niyetli durma şeklidir. Şaşırmak  demokrasinin çok renkliliğine ve çok sesliliğine denk düşen bir eylem biçimidir. Devlet bir düğünü basıp gelini ve damadı gözaltına alma girişiminde bulunuyor ve biz buna şaşıramıyoruz. Ne yazık ki elimizden alınan lüksün henüz tatmamış olduğumuz demokrasi ve farklılıklara tahammül anlayışı olduğunu içimiz sızlayarak fark ediyoruz.

Şaşırmıyoruz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla Boyuna masal anlatılırken, kardeşlik türküleri eşliğinde bolca gazlı, kameraların görünmediği yerlerde devlet şevkatinin sergilenmesi için en onulmaz yaraların açıldığı bir yerde ve buna sahip çıkan bu muktedir dilinde ve düzeninde.. şimdi bile... hektor vartanyan derdimizi özetlemiş.. görmek ve anlamak isteyenler için meramımızın devamında okunmasını salık vereceğimiz bir makale iliştirmiş radikal blog' sayfalarına. vartanyan ve radikal blog'un anlayışlarına binaen metni makina'da paylaşıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Diren Karadeniz..! - Apolas LERMİ - Murat ÇORAK - Youtube
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Polis'i Tanı - Emir Eri!
Park Hareketi
A Digital Collection Of Gezi Park Articles via Readlists.com
tiananmen meydanı’ndan gezi parkı’na -kaçakkova - mutlak töz
Hiçbir Şey Olmamış Gibi Mi Yapalım? - Yetvart DANZİKYAN - Agos - Makaleler
Gezi’deki Üç Beş Ağaç… - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Gezi Yurttaşlık Bilincinin Ayağa Kalkmasıdır - Hilmi BEGÜMCAN - Muhalefet
Kahrolsun Bağzı Veriler - Onur YAVUZ - Azad Alik
Şaşırmak Acemi Bir Eylem Biçimidir - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Hakikat Kavgası: Bir Parrhesia Olarak Gezi Parkı - Nazile KALAYCI - Gün Zileli.com
Tutsak Yazar İbrahim Şahin'den Direniş Değerlendirmesi - Görülmüştür.org
Gezi’nin Ardı.. Şimdiye Dair.. - Anonima - Nor Zartonk
Istanbul Dispatch: Gezi Uprising and Beyond - Ceren ERDEM - Blog Walker Art Center
Ahmet Yıldız’ın Paçavralarından Ethem’e Gömlek Eyledik - Ethem E. ÇAKMAK - KaosGL
Ethem'in Annesi: Beni Üç Kere Vurdular - soL
Sarısülük'ü Vuran Polise Soruşturma İzbi Zırhı - Kemal GÖKTAŞ - KG's Blog
İşte Gezi'nin Polis Telsiz Kayıtları! - Alican ULUDAĞ - Cumhuriyet
İHD: 40 Günde 5 Ölü, 8 Bin Yaralı, 119 Tutuklama - ETHA
Turkey: End Incorrect, Unlawful Use Of Teargas - Report - Human Rights Watch
Gezi'de 34 Bin Hak İhlali - Cumhuriyet
Özgürlük Sokaktadır - Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Gelecek Gazetesi
Demokrasi Değil Kanibal (Yamyam) Okrasi - Kadir CANGIZBAY - Birgün
25 Bilim İnsanından Biber Gazı Eleştirisi - Ekolojistler
AİHM ve Biber Gazı Düzenlemesi - Yahya BERMAN - Bianet
Bayrakçı Ali Sarıçiçek'e 7 Yıl Hapis İstemi - Radikal.com.tr
Binlerce İnsan Suçsuz Halde Cezaevinde - Zeynep KURAY - Birgün
Ali SARIÇİÇEK'in Eşinin Açıklamaları - Dha - Youtube
Abdullah Yasa v Türkiye - Polis Gücünün Orantisiz Kullanimi - 17/07/2013 - ECHR Press
Osman Erden Polis Saldırısını Anlattı - Beyza KURAL - Bianet
Lobna.. - Barış GÜNGÖR - BG' Facebook
Yaz/a/mıyorum - Pınar KUSTER - Habere Dikkat!
Sosyalistlerden “Devrimci Karargah“ Açıklaması - Gelecek Gazetesi
Genç-Der'den Gözaltılarla İlgili Açıklama - Genç-Der
Mahkemeden Topçu Kışlası’na Onay! - Klavyeşör - Jöntürk
Tarihi Yedikule Bostanları Suni Havuzlu Park Oluyor - Elif İNCE - Radikal Web Tv
Yedikule Bostanları Sosyal Etki Raporu - Yedikule Bostanları Tumblr
Istanbul’s Troubled Gardens: Gezi Park’s Flowers - Elif BATUMAN - New Yorker
John Holloway: Şimdi Hepimiz Çapulcuyuz - Mete KIZIK - Cumhuriyet Pazar
Marx'tan Esnafa: 'Bağnazca Savaş' - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Gün Zileli: En Büyük Tehlike, Yeniden Seçim Oyunlarına Katılmak - S. UZUNOĞLU - Sol Defter
Perihan Mağden: Erdoğan Kalbimi Kırdı - Tuğba TEKEREK - Taraf - Düzce Yerel Haber
Dişi Direniş - Mustafa Alp DAĞISTANLI - Bir + Bir
The Ongoing Turkish Protests Have Left Us Enlightened And Emboldened - Zeynep TALAY-TURNER - Guardian
“Yalnızca Taraftar Değil, Sömürülen Emekçi, Şiddet Görmüş Vatandaşız” - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Belediye'den Esnaflara Misilleme! - ETHA
istiklal caddesi esnafı - emfuzi - ekşi sözlük
Daha Özgür Yaşam İçin Çevrimiçi Adresler - Beyoğlu Forumu
Forumlarda BDP'nin Eksikliği Hissediliyor - Zeynep KURAY - ANF
Gezi ve Solda ‘Gerontokrasinin’ Muhtemel Sonu - Foti BENLİSOY - Nor Zartonk
Gezi’deki Gerileyişin Nedenleri ve Bir Muhasebe - Harun YILMAZ - Militan
Adalet ve Saygıya Çağrı: Gezi’nin Temsil Ettiği Demokrasi Zemininde Buluşmak - YVSGP
Economist’den Anti-Kapitalist Müslümanlar Yorumu - Yeşil Gazete
In Turkey, Media Bosses Are Undermining Democracy - Yavuz BAYDAR - NY Times
Yabancı Gazetecilerin Hayatı Gezi Sonrası Zorlaştı - Talar SELSU - Agos
Baş Harfli Kadınlar! Kadının Kaleminden - Zeynep AVCI - Sincan Cezaevi, Ankara - Özgür Gündem
Bir Bay Pardon Hikayesi... - Müjgan HALİS - Öteki Haberler
Darbe, OTPOR, Melih Gökçek, Cemil Çiçek ve Arkadaşları - Murat GÜLTEKİN - BiaMag
Türkiye, Erdoğan Hükümeti ve Sol: Oğuzhan Müftüoğlu - Dan LA BOTZ - New Politics / Muhalefet
Online And Off, Information Control Persists in Turkey - Greg EPSTEIN - Global Voices Advocacy
Var Oluşumuzu Tehdit Eden Kuvvetlere Karşı Kendimizi Nasıl Koruruz? - Noam CHOMSKY - Özgür Gündem
Kültür Bakanlığı 'Gezi Parkı' için İdare Mahkemesi'ne Başvurdu - Düzce Yerel Haber
Kentin Tozu: Kral Çıplak - Cihan UZUNÇARŞILI BAYSAL - Açık Radyo
Üçüncü Köprü Macerasının Tarihi - Özgecan KARA - Yeşil Gazete
Ermeni Evlerine Kentsel Dönüşüm - Hrant KASPARYAN - Taraf
Kentsel Dönüşüm Kurbanları Arasına Nevşehir’in Rum Mirası da Katıldı - M. Serdar KORUCU - Yapı.com.tr
Turkey: Redefining The Public Space, One Piece at a Time - Stratos MORAITIS - The Globe Times
Jandarma: Köyleri Biz Boşaltmadık, Kendileri Gitti - T24
Mardin Dargeçit'te Yapılan Kazılar Sonuç Verdi: Bulunan Kemikler 13 Yaşındaki Seyhan Doğan'a Ait  - Başka Haber
JİTEM’in Kanlı Qoser Dosyası I - Serkan KURT - Özgür Gündem
Zor Dönemin, Tatsız Bir Konusu - Ergin YILDIZOĞLU - Sendika.org
Salih Müslim: ‘Devlet Kurma Niyetimiz Yok’ - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Turkey, Lonely Man Of The Middle East - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
The Neocapitalist Paradigm Of Discourse In The Works Of Tarantino - Helmut HUMPHREY - Communications From Elsewhere
Direnişin Önderi Olamadık Dışında Da Kalmadık - Gökhan DURMUŞ - Evrensel
İş Güvenliği Sayı 27 - Türkiye İş Güvenliği İş Adamları Derneği
Psikoterapi Herkese Lazım Olabilir - Viral Mecmua
#Nov5th 2013: Anonymous Pledges To Hack Govt Websites Globally on Guy Fawkes Day - RT News
Brazil, Turkey: Emerging Markets, Emerging Riots - Erdem YÖRÜK - Jadaliyya
Brezilya'nın 'İsyan Eden' Yeni Orta Sınıfı - Julia CARNERIO - BBC Türkçe
#direngazeteci - Bianet
Türkiyeli Aydınlar… Aydınlarımız… - Leyla ERBİL - Fakfukfon
Margaret Atwood Küresel Krizi Yorumluyor: “Hep Ben, Ben, Ben Dönemi Bitti.” - Der Spiegel - Notosoloji
The Visual Emergence Of The Occupy Gezi Movement, Part 1-2-3 - Christiane GRUBER - Jadaliyya
Giriş Gelişme Barikat Ya Da Biz Başkalarının Söylemiyiz - Ozan K. - Futuristika
Listen: Global Ear Istanbul Tracks - Daniel SPICER - The Wire
Visual Sunday: After Gezi - Clément GIRARDOT - Mashallah News


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
resim için kaynakça: zamazingo anette blog

>>>>>Poemé
Bitiş ve Başlangıç - Wislawa SZYMBORSKA

Her savaşın ardından
birileri ortalığı temizlemeli.
Az buçuk bir düzen
kendiliğinden kurulmaz

Birileri temizlemeli kürekle
yollardaki döküntüleri
ki ceset dolu arabalar
devam edebilsin yollarına

Birileri tıkanıp kalacak elbet
çamurlarda ve küllerde
parçalanmış koltuklarda, cam
parçalarında
ve kanlı bezlerin arasında

Birileri kütükleri bulup
dayamalı duvarlara
pencerelere cam takmalı
kapıları geçirmeli menteşelere

Kendiliğinden olmaz bunlar,
fotoğraflarda
yıllar, yıllar alır.
Tüm kameralar şimdiden
başka bir savaşa gitti.

Köprüler yeniden kurulmalı
ve istasyonlar yenilenmeli.
Kolları sıvamaktan
gömleğin kolları parçalanmalı

Birisi elinde süpürge
anlatıyor savaşın nasıl olduğunu.
Öbürü dinliyor
ve parçalanmamış başını sallıyor.
Fakat hemen çok yakında
bulunmalı böyleleri
tüm bunlardan yorgun.

Birileri bazen
kazıp çıkarmalı çalıların altından
o boktan gerekçeleri
fırlatıp atmak için çöplüğe


Onlar ne yaptıklarını bilenler
yer açmalı
kendilerinden az bilenlere
azdan daha az bilenlere.
Hiç bilmeyenlere.

Çimenler örtüyor şimdi
nedenleri ve yaşananları.
Birileri yattığı yerden
ağzı açık
bakıyor bulutlara.

çeviri: özkan mert
kaynakça: şiir.gen.tr #direnrojava

Monday, July 15, 2013

Deuss Ex Machina # 457 - in response to no one

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_457_--_in response to no one

08 Temmuz 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Lussuria - American Babylon (Hospital Productions)
2. Lussuria - Mondo Narcotico (Hospital Productions)
3. Qluster - Erato (Bureau B)
4. Qluster - Terpsichore (Bureau B)
5. Jan Jelinek & Masayoshi Fujita - Live At AvantJazz, Barcelona 2012 (Faitiche)
6. Jan Jelinek & Masayoshi Fujita - Live At Frameworks, Munich 2012 (Faitiche)
7. Föllakzoid - 9 (Psychic Ills Remix) (Sacred Bones Records)
8. Föllakzoid - Trees (Moon Duo Remix) (Sacred Bones Records)
9. Replikas - Kyzyl (Ada Müzik)
10. Replikas - Ljubljana (Ada Müzik)

in response to no one
(457)

tarif edilmeye çalışılan sürekli biçimi üzerinde konuşulagelen, ha'bire söz sarf edilen, gel gelelim bakıp görelim hemen hiçbir düzgün (yalın tabirle) hamlenin gerçekleştirilmediği tam aksine dediğim dedik çaldığım düdük kabilinden geçiştirmelerle günün kurtarılmaya çalışıldığı bir ahvalde anti-demokratik olan her ne varsa içinden geçip gittiğimiz bu direniş günlerinde halen korunaklılığını muhafaza etmeye devam ediyor. bir çıkarsama ya da laf ola beri gele kabilinden bir tespit değil az yukarıda söylenegeldiklerimiz. bir avaz sokağın bir köşesinden taksim meydanı'na varasıya, oradan gezi parkı'na paldır küldür rantsal bölüşüm çaba ve süreğenliğinde bir dolu karar hepimiz uyurken, hepimiz başka şeylerle meşgul edilmişken, bir çoğumuz şiddet denen şeyin devletin kolluk kuvveti elinden çıkan hadsiz, hudutsuz örnekleriyle hemhal olmaktan gayrısına mazhar olmamışken atfedilenlerle yapılıp edilenler arasındaki pergelin açıklığına bildirimdir.

açı mütemadiyen eşikleri parçalarken acılar da bir o kadar tavizsiz bir biçimde ayrışmazımız haline tastamam ulaşmışken kentin, kentlerimizin delik deşikliği, aynen demokrasi dersinde çakmaya devam eden devletimizin halinin, kendince istikrarının tamamlayıcısıdır. bir seferde duyurucusudur. malumu ilam edendir. orta yerde kestirmeden gireceksek anti-demokratiklik tezahürünü bütün pratiklerin alenen, medyaları aracılığıyla coşkulu bir biçimde sunumlandırıldığından dem vurabiliriz. her şeyi söylemekten kaçınmayan! ayarları artık komple bozulmuş bir düzene sahip çıkmak adına elde kalan hangi bayatlamış argüman varsa pazartesi'nden başlayıp pazar'a kadar bir dolu teranenin, yaftalamanın arasında enikonu, düzayak nefessiz kalış diri bir neticedir. basbayağı halimizin mealidir.

gündemi kendi elleriyle şekillendirmek kadüklüğü yerine belki ilk defa halkın gündem oluşturması karşısında bunca afallayan artık ne yapacağını bilmeyen muktedirliğin, o tahakküm vesikalarının refakatinde olan bitenleredir sözümüz. demokrasi vardır onun da en iyi içini biz boşaltırız. laf vardır onu da en iyi biz kullanırız. bir de ben ben ben klişesi üzerinden ilerleyen nasıl bir bakışsa ve her nereden görülüyorsa oldukça acı verici bir biçimde ümitvar günlerden geçiyoruz sayıklamasının yazı akara baka baka söylenip bunun da savunulageldiği günlerden geçiyoruz. "gençlerin ölmediği, ana ve babaların gözyaşı dökmediği, herkesin umutla geleceğe baktığı güzel bir süreçten geçiyoruz." misalinde olduğu gibi, gibi...

ya da müsiad'ın iftar davetinde söylenenler: "taksim'de felan filan gelip şiddet estirenler olabilir yoksa bunlara üzüldünüz mü? sakın üzülmeyin. kimin kim olduğu ortaya çıktı. geldiler, geçtiler, gittiler" başvezirin dağarcığında empati kurmanın değil halen hırsın el üstünde tutulduğunu gösteregelen ve kayıt altına alınmış nüvelerinden sadece bir kesit bile ne demek istediğimizi cismanileştirecektir. hakkaniyet dediğimiz şeyin halka kulak vermektense ranta kapitale göbekten bağlanmak olduğuna biat edenlerin sofralarında nelerin geçer akçe olduğunu duyumsatan bir ibretlik vesika. sözümona demokratikleşme zemininde süreçlerden süreç beğendirilirken, her lafın arasından bunlar da darbeci etiketi artık saklısı olmadan seslendirilirken biz yaşayanlar, o zulme tanık olanların dillendireceklerinin önemi bir kere daha ortaya çıkmaktadır.

gelip, geçip, gitmediğimizi, aklımızın halen gezi parkı'ndan başlayarak istanbul'un hemen her yerini bir avm haline dönüştürme gayretine ne var canım parasıyla değil mi diyerek tarihi binaların peşkeş çekilmesine, üçüncü köprünün temellerinin geçeceği rivayet olunan alandaki hesap hatasının yüzbinlerce ağacın kesilmesine başkası, başkalarına yol verdiğini idrakına ulaştığımızdan bu yana günler böyle rotasını çizmektedir. başka nasıl olsun ki?. anlatmaya çalıştıklarımız hepimizin gözleri önünde bi'fiil yangından mal kaçırıcasına şehrin alt üst edilmesi değildir. sadece bundan ibaret değildir. istanbul'dan başlayarak, amed'e, dersim'e, izmir'den ankara'ya, eskişehir'den trabzon'a ülkenin herhangi bir noktasında sadece tek bir alan, tek bir sabitliğe değil bütüne, hepsinde kurumsal korunaklılık muhafazası etrafından şekillendirilen zapturapt altına almaların, oraya avm, şuraya hes dikelim, buradaki ormanı kıyalım, şuradaki ermeni mahallesini talan edelim, beriki tarihi parkı dümdüz edelim, yapacağız olacak elbet ruhunun ta kendisine bilakis kendisine karşı bir illalallahtır.

gelip, geçip, gitmeyeceğimiz. katledilen, kaybettirilen, herkesin artık isimlerini bildiğini tahmin ettiğimiz ayvalıtaş, cömert, sarısülük, yıldırım, korkmaz, tuna, eryaşar, önder, sarı o insanlara karşı borcumuzun bu ülkede artık nefes almak karar anlarında yangından mal kaçırır gibi geceyarılarının beklenmediği nihayetinde halkın fikrinin artık alınılmasının ön koşul ve bir zaruriyet ya da lütuf olmadığını duyumsatabilmektir gelip, geçip gitmediğimiz şiarında değinmek istediğimiz. bilindik tevatürlerin baskılamaların, tehdit unsurlarının devletin resmisi olan, oluşturan kolluk kuvvetleri, laci takımlı zevatından o vesayetin yolcusu olmayı belki bundan ekmek çıkar diye bekleyeduran palalı, beyzbol sopalı vs. ile ortalara salınıveren paramiliter sözde esnafların ağız birliği etmişçesine ortalıklarda sergiledikleri şiddet örneklemelerine karşı bir dur diyebilmek içindir gelip geçip gitmediğimiz.

inadımız kentin en işlek caddelerini zaptederek bir şeyleri izaha kavuşturmak izansızlık makamından topyekün bilindik tahakkümü devam ettireceğiz, ya öyle yaşayacaksınız, ya da canınıza kast edeceğiz fermanına karşıdır. hayat hakkımız, düşünce özgürlüğümüz, her kim ya da ne olursak, neye ve nasıl şekillerde inanıyorsak, nasıl bellediysek öyle yaşayabilmek için bir imdir. duruştur. bu kadar kısa ve nettir. bozguna uğratacağım diye çok sevdikleri sözlerle durmaksızın onlar da oralarda bulunmasaydıları, devlete karşı çıkılmazların o bildik baklaların esasen ne demek olduğunun tam olarak neye tekabül ettiğini izah edebilmek içindir haziran ayından bu yana devam etmekte olan direniş sürecinde gördüklerimiz.

on iki eylül günlerinde vuku bulanların, benzeri olarak gözaltıların gerçekleştirildiği, durmaksızın korku dağlarının yükseltilmesine çabalanıldığı, yaralananların bulundukları hastanelerde baskıların artmasından polisler militerler veya yetkili olarak ortalıklarda salınanların olduğuna dair bir tanıklıktır bu uzun zamanda deneyimlediğimiz. şu iki satır arasında bir kere daha yinelemek istediğimiz. her gün başka bir şehrin başkaca bir kentin sağlı sollu gaspı, talanı söz konusu edilirken, bütün bu tahakküm süreğenlik olarak güncelliği kapsarken pek de gurur duyulacak şeyler yapılmadığını ifşaa edebilmek içindir direniş dediğimiz seslenişler ve ötesi.

birbirimizin kelamlarında başkalarının duyumsamadıklarını, önemsemediklerini bir kaldırım köşesinde, bir barikatın ardında, bir meskenin yok oluşundan hemen öncesinde, bir taaruz olarak kendini sürekli meşrulaştırmaya çalışan uzun mesaili polislerimizin! destansı! saldırılarından önce zikretmeye, avaz avaz duyurmaya çabalanıyoruz. net bilgi. gelip, geçip gittiler diye kestirmeden yok saymaların, fezleke diyerek ne var ne yok her şeyi birbirine bağlantılandırıp bunlar terörist işte savının, yine aynı pilavın kaşıklatılması çabasının kıyısında her şey yeniden başlıyor. her şey yeniden menzilimize giriyor. dinlediğimiz kelamların, birbirimizi duyumsadığımız ilk andan bu yana süregiden koşturmaca dahilinde her kaybın, her zulmün, her dayatımın karşısında sözü ortaklaştırabilmek için geldik o meydanlara ve hayır gitmiyoruz. gitmeyeceğiz.

bilindik tasvirlerin, ekranlardan atfedilmeyen ancak çabalanmaya öğrenilebilecek vehametlerin kimlerin elinden sergilendiğinin ifşaasında anlatacaklarımız var hala diye sokaklarda bulunduğumuz anlaşılıp, kararın halka verilmesine kadar sürecek bir devinim, gelişim. çünkü sıfatlarını bu ülkeyi yönetenler olarak addedenlerin yapıp ettiklerinden biz halklar az çekmedik ve bir daha da çekmek, o kör kuyulara çekilmek artık istemiyoruz, kesin ve net bilgi. biraraya geldiğimizden bu yana, 31 mayıs tarihinden bu yana geçen süreçte asgari müştereğin, hayatı öncelikli kılan şeylerin nasıl birer ikişer dönüştüğünü gördükten sonra bir daha asla eskisi gibi olmayacaktır zaman.. gelecek.

düşünelim.bir solukta, bir nefeste, bir avazda yönlendirilen, yönü, rotası belirginleştirilen, durmaksızın sözümona jestler yapılıyor her yer güzelleştiriliyor, mesajlar mı ivedilikle alınıyor demokrasi zaten böyle güzel şöyle mutebe diye dillendirilirken, her yöne bol keseden akıl fikir dağıtılırken, pot üstüne pot kırılan, gaf üstüne gaf dikilen lafazanlıktan hataların neden kaynaklanıp nasıl vehamete yol verdiği nedense hiç kafa yorulmayan bir mevhumda günün getirdikleri anlamın peşinde nasıl koşulmayacağının ve nasıl halktan bir haber kalındığını örneklemektedir. muktedir sahip çıkageldiği devlet aklıyla, kendisince yorumladığı vesayetçiliği ile nasıl hayatı mütemadiyen darlamaktadır, bunu aralıksız sürdürmektedir bunu yinelerken tüm bu olan biteni teyitleyen bir görüngü hasıl olmaktadır.

her koşul ve şart altında tekçil, tek bir doğrudan geri kalan her şeyin hem teferruat hem de kem gözlü nazar değdiren hain işi olarak resmedilmesinin vehametidir teyitlenen. bir kez daha. muteber olanınsa caka satıp, günü kurtarmak için uydur kaydır çevrecinin daniskasıyım çıkışından, camilerde şunu ve bunu yaptılar söylemine, esnafımın işini kesiyorlar şarlamasından her yeri peşkeş çekilirken geçmişle sözümona hesaplaşılırken! efsanelerin inci gibi dizilmesine kadar uluorta tekrarlanmaktan, bunlardan nemalanmaktan, satacak lobi bulamayınca içimizdeki olağan hainlere işin ihale edip, değme saçmalıklara sığınılmasıdır. anlamamazlığınsa nasıl bir şey olduğunu ifşa edendir. sözünü savunanın, hakkına sahip çıkanın kelamının geçersizliği, boşa çıkartılması için ortaya atılan fasaryaların, bir örnek tekrarlamaların birbirinden zerrece farkı bulunmayan, itham klişelerinin yine yeniden devreye sokulmasıdır. iktibas olunup duran.

yaşadığımız gün içinde icraatın bile şaka haline dönüştürülebileceğini, gerektiğinde geri çekilip, gerektiğinde tekrardan ileriye sürülüp tüm demokrasi beklentisi ve tahayyüllere karşı olabildiğince nemrut kalınmasıdır şimdilerde karşılaştığımız. gezi parkı, hemen pek çok yerde olduğu gibi açılıp kapanabilir bir meselenin mekanıdır. olağanüstü hal istanbul'un semalarında eylenecekse onun da mekanlarından birisi olduğunun kanıtlarındandır. açmak ve kapatmak. değme zihni sinir pratiklerine taş çıkartacak vehim sözcük ve talimatlarla yönlendirilebilecek v kontrol altında tutulabilecek bir seçenek olsarak değerlendirilmesinedir.

vehametin ardı ardına çocuklara bunca sıklıkla ve handiyse aralıksız bir biçimde tahakküm, baskılamanın, şiddetin o hep aşina olduğumuz korkuları bir kez daha cana kastederek teyitlemesi, bunun faktörlerinden birisi hınçtır ve lincin normalleştirilmesidir. devlet dersinde hala hizaya çekmelerin, had bildirimlerinin, hemen hiç kesintiye uğratılmaksızın çevreci veya marjinal (o muktedir sözlerinde yansıyan herhangi bir ayrıştırıcı tanım) her kimsek ağzımızın, sözümüzün karşılığını bulacağımızın dillendirilmesidir mevzu ettiğimiz. gün hepten griye çalıp duruyor işte devletin sunageldiklerini, bu vaatleri, koşulsuz şartsız dayatımları söz konusuyken bir de dakikasında bitiveren eyvallahçılığı gördükten sonra budur sözümüz. tahammülün aslında ne kadar düşük seviyelere sabit, mimlendiği ortaya çıkmaktadır bir kez daha.

sadece geçtiğimiz pazartesi gecesi on yedi yaşındaki mustafa ali tombul'a yapılanlar, berkin ve lobna'ya reva görülenler, öncesine ve sonrasına ekleyebileceğimiz nicesinde tek kalemde hafızaya yerleşenlerin tamamı, hani hepsi hiç mi bir şey anlatmamış hiç mi? ali ismail'in aramızdan alınması ve o sırada olup bitenler bu devlet mekanizmasının halkına hayatı neylediğinin has vesikası da mı bir şey anlatamamıştır? hiç mi? utancın, vahim olanın gencecik insanların gencecik insanların öldürülmelerinin, yaralanmalarının, şiddete maruz kalmalarının basit birer istatistik haline indirgenmesi, ağır kayıplar ve şiddet sarmalının sorumlularının görünmez ellerinin birden devreye sokularak her şeyin üzerinin örtülmesi gayretini, o ayıbı ne yana koymalıyız? hangi yana?

devlet denilen yapının, bileşenlerinin onun dediğini, söylediğini ikiletmeyen mangalarının yapıp ettikleri, halen ankara, halen amed, halen tarlabaşı, halen antakya vd. reva gördüklerinin cana kastediş ve özgürlüğe mani olmak olduğunun, hedef gözetilerek korkuyu tastamam eksiksiz bina etme gayretlerinin toplamını bunca kesintisizliğini ne yana koymalıyız hangi yana? şiddetin böylesine orantısız bir biçimde yükseltilmesini ne yana? sancılandığımız, dert ettiğimiz hayatların  nefes aldığımız yerlerin, bedenlerimiz de dahil bu kadar kolayca işgal edilmesi, kıyamın halen mümkünatlar dahilinde bir seçenek bellenmesinedir. yöneten katındakilerin bundan en ufak bir hicap duyup seslerini çıkartmamasına, özür dilememelerine sorumluluklarının hesabını vermemelerindeki ısrarcılıklarına dair bir isyandır.

yaşadığımız yerin giderek daha fazla özgürlüklerin kısıtlandırıldığı bir yer olduğuna dair tespitler ortak ve müşterek meramımızdır. adı konulmayan madem ses ettiler, madem şunu yaptılar, madem sokağa çıktılar cezaları da o kadar ağır olacaktır çıkışlarının tümüne isyandır. birlikte, hayatın pek de bize hiç anlatılmayan yönlerinde, devletin uzanamadığı, aklının bir türlü tahakküm kuramadığı bir yerde şimdi'de kıyamların, hadsizliklerin, sabah akşam ağız paylamalarının, aşağılamaların hesabı ne olacaktır? nasıl bütün bu yalanlardan kurtulunacaktır ey devletlu!. hesap vermek diye bir bahis bu ülkede geçersiz bir türetme midir? antakya'da, ankara'da, fırsat olduğunda istanbul semalarında pek de kameraların girmediği yerler dahilinde yapılan, organize polis şiddetine, izmir'den, eskişehir'den, tophane'den sonra kocamustafapaşa'da da kendini gösteren sopalı paramiliterlerin eylediklerini ne yana koymalıyız.

her nasıl koşullarda yaşar yaşamakta olduğumuzu anlamlı bir nüve haline dönüştüren, sorgulamaları elzem hale dönüştüren bu orantısızlığın, zapturapt ikliminin daimiliği bizi ne hallere koyacaktır? hiç düşündünüz mü? sandık için en büyük meydandır cümlesini, kalıcılığı artık tescillenmiş bir demokrasi ayıbı olan seçim barajı maskaralığının refakatinde, bunlar nasıl olsa unuturlar bir iki gün sonra bahsiyle türetilen akıl tutulması sözler karşısında layık olduğumuzun bu olmadığını idrak etmek ne zamandır? sayısı sürekli artan can kayıpları söz konusuyken, şiddet halen kol gezerken huzurlu günlerden geçiyoruz cümlesindeki huzur nedir? anlamlandırabiliyor tam ve eksiksiz karşılığını bulabiliyor musunuz?

hakkaniyetsizlik ile bol keseden atıp tutmaların öncelikli sorunlarımızın hiçbirini çözümlemeyeceği bugün yine teyit olunandır. bir kez daha artık bilinesidir. can pazarları yaşatılırken basabayağı çok yerde nasıl da ekranların penguen belgeseli gösterimlerindeki ısrarcılığın hakkaniyetten hiç birimizi alıkoymayacağını ikrar ediyoruz bir kere daha.dün istanbul'un sokakları evvelsinde ankara'nın, şimdi antakya'nın meydanları baskıcılığın, totalitarizmin karşısında sözü eylemle buluşturma direncini, felakete, hiddete ve seri kıyamlara alışkın o efsane ve destan yazar devletlu geleneğine karşı ve karşısında isyana durulduğuna tanık yazılıyoruz.

dün demokratikleşme bağlamında bu memleketin her yerinde atılıp tutulan vaatlerin, söz öbeklerinin nasıl patır patır döküldüğünü, bütün o makyajın altından bilip artık aşina olduğumuz zaman tüketmek gayreti olduğunun farkındayız, artık. hiçbiri değilse bunun artık bilincindeyiz yemiyoruz. tanımlamalardaki taciz ve iç boşaltma, direniş sürecindeki geniş yelpazeye, katılım ve dahasına karşı kem sözlerin henüz başlangıç arifesindeyiz. sözlerin kıymetini asıl şimdi anlıyoruz. muktedir tahakkümle elinden geleni yarına koymazken evet hal böyleyken hemen her şeyin yeniden başladığını asıl şimdi öğreniyoruz!. bütün bu süreçte tanımlar yerle yeksan ediliyor, birer ikişer az az değil basbayağı onar yüzer.

boş bulunan her dakika eylenenlerle, had bildirimleriyle, orantısız şiddetle vd. beraber nefes aldırmayacağız bahsi zikredilip duruluyor. artık alenen. uluorta. adrese teslim tekrardan. hayat bahsi ise hep pas geçilen olurken ayrışım ve zulmü övmeler, dile dolandırılan tekerlemeler ve daha pek çok öğeyle zikredilen biteviye ezberlerden medet umuluyor halen. asgariyi önemsemek bir yana çoğunluk kartına oynanıp, ses çıkartanlar azınlık olarak bildiriliyor. hedef gösteriliyor. muktedirin eziyeti, fecaati tükenmek nedir bilmezken fark ediyor musunuz? hakkaniyet, meşruiyet, hürriyet, adalet hak ve hukuk nasıl da ayaklar altına alınabiliyormuş kırkbeş gün sonra şimdi şu anda erebiliyor musunuz? muktedir yalanlarından fırsat bulunursa ülkede yetmiş üç millet nefes alabilir miyiz? hakkımızı talep edebilir miyiz? bu temenni rica değil, lütuf değil, gerçekten.. yalın.. yaşayabilir miyiz? sorgusundayız.. mücadelesindeyiz.. düşüncesindeyiz.. [15.07.2013 - 00:43]

>>>>>Bildirgeç
Hukuk Modeline Karşı - Ulus BAKER - Körotonmedya

Foucault hiçbir zaman yazmayı bir amaç olarak görmedi. Onu büyük bir yazar yapanın tam da bu olduğunu söyleyenler haklıdırlar. Onlar, Foucault'nun yirmibeş yılı aşkın bir zamana yayılan eserinin güzergahlarında şen bir bilimin yolaçtığı kahkahaları bastırmasız, özgürce ve sakınmaksızın savuranlar olabildiler: Foucault'nun öncesinde Spinoza ile Nietzsche'yi, sonrasında ise Deleuze'ü ve yeni bir düşünür kuşağım bu kahkaha içinde yakalıyoruz. Foucault önümüze ilahi bir cezalar komedyasını çıplak bir yemek gibi sürdüğünde bu kahkahaları tutabilecek olan ancak bir iktidarın müdahalesi, ölümcül susturma araçlarının devreye sokulması olabilirdi. Ama yine, bu aygıtların inanılmaz komikliği karşısında kahkahalarını tutabilene aşkolsun: Ondokuzuncu yüzyılın şu harika icatlarına bakın hele ~ çocuklar için mastürbasyonu engelleyici aygıtların garip şekillerine, sanatkarane inceliklerinin pek gizleyemediği iki yüzlü zarafetlerine şahit olun. Yetişkinleri kapatacak hapishanelerin dahiyane mimarilerine bakın. Kentimizin manzarasını bir zamanlar şenlendirmiş bu yapıların içinde gezerken, etraflarında dolaşırken, arşivlerini didiklerken her an karşınıza kahkahalarınızı tutamayacağınız görüntüler çıkabilir. Ve yine, ancak ceza, susturma ve ölüm hakkından gelir bu kahkahanın.

Cellatlar ise çok ender gülerler. Daha doğrusu, onlarınki aynı gülüş değildir. Ondokuzuncu yüzyıl sosyalisti Valles, dehşetin içinde bile baki kalacak bitimsiz bir neşeyi, devrimcilere özgü bir neşeyi katillerin, cellatların korkunç neşesine karşı sürmüyor muydu? Nefretin ve dehşetin yeterince şiddetlenmesi gerekiyordu bu gülüşü hayatı hedefleyen, ona karşı olan düzeneklere karşı çevirebilmek, korkudan ve güçsüzlükten hayatı yıkmak, hapsetmek isteyen güçlere karşı dirence geçebilmek için. Bu, nefret edişten duyulan şu gizli, ikiyüzlü haz ve keyiften ne kadar da uzak!

Foucault büyük bir sevgiyle eserinin içine serpiştiriyordu şu dehşet verici, mide bulandırıcı tasvirleri: Damiens'e çektirilen büyük eziyet ve eziyetin karşılaştığı zorunlu, kaçınılmaz başarısızlıklar... Vebayla çarpılmış, ıssızlaşan kent ve karantina... Başka bir kenti kateden zincirli forsalar halkla söz alışverişindeyken... Ardından yepyeni bir ayrım, kapatma makinası: Hapishane, cezaevi, hücre arabası... "Cezalandırma sanatında yepyeni bir duyarlılık..." Hapishanenin Tarihi bir sanat eserinin duyarlığıyla keskin çözümlemenin kılı kırk yarıcı, zor takip edilebilir "etkilerini" aydınlatıyor... Sorun, bir resim ve optik sorunu olarak beliriyor: Eski, geleneksel cezaların kırmızı kırmızı üstünesi, yeni hapishanenin gri üstüne grisi... Çözümleme ve resim kolkola gitmektedir. İktidarın mikroskopik fiziği ve insan bedeninin siyasal bir kuşatılması... Sanki milimetrik bir haritanın üzerine yerleştirilen renkli tablolar...

Sosyalist düşüncenin tablolar oluşturma konusunda kendini mahkûm ettiği bilgiç, ukala ve bön bir estetik yetersizlik ise, kendini imgeden beklenen bir şiirsellikten dem vurmayı bir an bırakmayan kısırlıkla damgalıyor. Foucault'nun Marksizme karşı görünen tartışması ancak belli bir yeni toplumsal mücadeleler kuşağının fonu üzerinde anlaşılabilir: Çoğul solculukların imkanı... Topyekünleştirici ve merkezileştirici anlayışa karşı bu solculuklar iktidar sorusunu tepeden tırnağa kuramsal çerçevesiyle birlikte karşımıza diktiler. Foucault ile Defert'in öncülük ettikleri GIP (Hapishane Enformasyon Grubu) deneyimi 1971 ile 1973 yılları arasındaki neşeli faaliyetinin haklı çıkarıcı sonuçlarını 1975'te yayınlanan bu eserde bulmuştu: Grubun başarısızlığı eserin başarısının nedeniydi.

Amaç açıktı yeterince: Hapishaneler etrafında örülen kavganın, başka kavgalarla iletişime sokulması. Ve bunun verdiği büyük bir kuramsal eser. İşte bu kuramsal eserin dile getirdiği ilk cümleyle başlayalım: Nereye bakarsan bak, her şeyi 'hukuksal' terimlerle ele almaktan uzak dur! İlk bakışta "olumsuz" gibi görünen bu ilke, aslında Foucault'nun bütün eserinin gözelerini işleyen güçlü bir eleştiri silahı olarak beliriyor: Blanchot'yu takip ederek, yazarın ölümünü ve adsızlığı önerdiği zaman bile onun yazarın "hukuki" varoluşunu sorgulamaktan öteye bir şey yapmadığını biliyoruz: Kendi yazısının bir parçası olarak "yazarın adı" eğer ona bir "telif hakkı" bahşediyorsa, kapitalist dünyadaki burjuva kültürünün elinden sökülüp alınabilecek tek şey bu ad ile onun gönderdiği "cisim" değil midir? Foucault, birkaç sayfacıkta ve bir dizi Marksist postülanın hilafına, tüm eserini yönlendiren bu ilkenin zorunlu sonuçlarım sıralayıveriyor...

1. İktidarın bir mülk olduğu postülasına karşı... Buna göre, iktidar bir sınıfın ele geçirdiği, sahip çıktığı, fethettiği bir mülk gibidir, Foucault ise, iktidarın kaynaklandığı ya da aranacağı yerin asla bu olmadığını gösteriyor: O bir mülk ya da "bir sınıfın özelliği" değildir, tam aksine bir stratejidir. Uyandırdığı etkiler ve yol açtığı sonuçlar bir mülk edinme ilişkisini temellendirmezler. İktidarın işleyişi, konum alışlarla, manevralarla, taktiklerle, tekniklerle, düzeneklerle ve işlevlerle ilişkilidir daha çok: İktidara sahip olmak değil, onu icra etmek söz konusudur. Yönetici bir sınıfın edinilmiş, miras olarak devralınmış ya da fethedilmiş bir ayrıcalığı değildir iktidar. Stratejik konumların topyekün sonucu, etkisidir. Elbette sınıflar vardır ve mücadele içindedirler. Ama iktidar söz konusu olduğunda onların Foucault'nun tablosundaki konumları tümüyle değişikliğe uğrar: Başka manzaralar, başka kişilikler, başka usuller... Geleneksel, hatta Marksist tarihçiliğin ihmal ettiği bambaşka bir resim... Buna göre, iktidar bir homojenlik değil, biricik noktalardan kaynaklanan, çoğulluklar içinde tikel noktaları kavrayan, açan, stratejik düzenekleri devreye sokan bir "çoğulluklar alamı" olmalıdır: "Sayısız yüzyüze geliş noktalan, herbiri kendi çatışma, kavga, mücadele ve uygulanan güç ilişkilerinin geçici de olsa tersyüz olma risklerim taşıyan kararsızlık odaklan..."

2. Yerellik postülasına karşı: Bu postülaya göre iktidar, açıkçası, Devlet iktidarıdır. İktidarın yerini bir Devlet aygıtının içinde bulmalısınız. "Özel" dediğimiz iktidarlar bile ancak belirli bir dağılmaya, yayılmaya sahiptirler ve onların da aslında Devlet aygıtının içinde "özel olarak" yer alıyorlar diye kabul edilmeleri gerekir. Foucault ise, aksine, Devletin kendisinin bir sonuç olduğunu, ondan çok farklı bir seviyede örgün olarak bulunan çarkların ve odakların bir ürünü, topyekun sonucu olduğunu gösteriyor.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla..Bilmeye çalıştıklarımızı, anlamaya gayret ettiklerimizin temellerini atan isimlerden birisiydi Ulus BAKER.. Sözünde, meramında, her buluşturduğu kelime ile başka bir bakışı fark ettirenlerdendi. Usta'nın ruhuna ithafen, yazma gayretimizin kusurlarında anlatamadıklarımızı tamamlamak için Hukuk Modeline Karşı başlıklı makaleyi paylaşıyoruz. İyi okumalar...


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Yakın Tarih / Taçlanmış Gazetecilik: Metin GÖKTEPE - Biyografim.net
23buçuk - Aris NALCI - Serdar KORUCU - Youtube
Red! Filmi - Bağımsız Sinema Merkezi
Diren Karadeniz..! - Apolas LERMİ - Murat ÇORAK - Youtube
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Gerçekler - Tumblr
Polis'i Tanı - Emir Eri!
DirenFail - Tumblr
Gezi Postası - Neşriyat #occupygezi
Park Hareketi
A Digital Collection Of Gezi Park Articles via Readlists.com
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Hukuk Modeline Karşı - Ulus BAKER - Körotonmedya
Gezi Direnişi : Bir Yanımız Bahar Bahçe - Tanıl BORA - Birikim
Tomakrosilerde Su Tükenmez! - Deniz SAL - Solukbeniz.com
17 Yaşındaki Lise Öğrencisi Yoğun Bakımda, Bilinci Kapalı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sıkıntı Var - Eda DEMİR - ED' Blog
Söz.. - Burak ŞAHİN - BŞ' Blog
Masis Kürkçügil: “Mücadele Ederseniz Sesinizi Duyurursunuz" - Hasan YIKICI - Afrika / SD Yeniyol
Istanbul Park Becomes Scene of Violence After Reopening - Şebnem ARSU - NY Times
Gezi Revolt: Critique, Courage–A Commentary - Ali Riza TAŞKALE - Society And Space
Stéphane Hessel: "Kızın, Öfkelenin!" - Alıntılar - Konstantiniye Notları
Denizlere Çıkar Sokaklar - Komünal - Komünalist Politika
Kentsel Dönüşümü Hatırlayarak Gezi’yi Yaygınlaştırmak - Mert ARSLANALP - BiaMag
AKP İktidarının Gezi Parkı Direnişine Yönelimi Konulu Basın Toplantısı - Sırrı Süreyya ÖNDER - BDP Basın
Biz Gezi Parkı Tutuklu Ailelerinin Sizden Ricası... - Çağdaş AYDIN - Radikal Blog
Taksim Dayanışması'nın Serbest Bırakılması Çağlayan Adliye - 11 Temmuz 2013 - aerisius' Youtube
Polis Şiddeti - Taksim Dayanışması'nın 9 Temmuz Basın Açıklaması Sonrası via Youtube
Taksim Dayanışması Serbest Bırakıldı - Aysun YAZICI - Taraf
Savcı, Taksim Dayanışmasına Tutuklama İstiyor! - Muhalefet
TMMOB Değişiklikleri ve Toplumsal Mücadelenin Önünü Açacak Dinamikler - Fevzi ÖZLÜER - Ekolojistler
Taksim: Önemli Olan Büyüklüğü Değil Siyasal İşlevi - Ali Ergin DEMİRHAN - Sendika.org
Onlar Öldü, Ben Yaşamaktan Utanıyorum - Mehveş EVİN - Milliyet.com.tr
Şahap Korkmaz: Sopalı Çeteler Dövdü, Hastaneler Kabul Etmedi - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Polisin Tutanaksız Aldığı Kayıtlara Otel Sahibinden İtiraz: Sağlam Vermiştim - T24
Otel Sahibi: Hard Diski Sağlam Verdim - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
#aliismailkorkmaz - Pınar İLKİZ - Denizkestane Derlemesi
Ali İsmail Korkmaz'ın Abisi Avukat Gürkan Korkmaz Güvenlik Kameralarına İlişkin Bilirkişi Raporunu Paylaştı - Başka Haber
Ekşi Sözlük Yazarı, Ali İsmail Korkmaz'ın Öldürüldüğü Geceyi Anlatıyor: "Adeta Öldürmek İçin Vuruyorladı" - Hıdır TOK - Başka Haber
Polisten Ethem’in Ailesine Tehdit - soL
Onlar Başka Bir Dünya İstiyorlardı... - Çiğdem ŞAHİN - Açık Gazete
Hemzemin Forum Postası Sayı 7 - 12.07.2013 - Hemzemin Forum Postası
Kocamustafapaşa Forumuna Saldırı!... - Çapul TV
Günün “Sivil” Saldırganları: Mado Çalışanı, Ara Sokak Sopalıları… - Sendika.org
Beyoğlu’nda Esnafın Düşmanı Kim? - Özgür ÖĞRET - Hiçişleri
Paris Komünü ve Esnaf - Marx - Gün Zileli.com
Hakim “Kaçmaz” Diye Bıraktı, Palalı Saldırgan Yurtdışında - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
'İki Ay Yatar Çıkarım!' - Mustafa Uçar ALTUNTAŞ - Gazetevatan.com
RTE: Palalı Gençlik İstemiyoruz - T24
'Geceleri Olay Çıkmasın Diye Nöbetteyiz; Tayyip Çıkın Derse Taksim’i Dağıtırız!' - Volkan KOÇ - T24
Haberciye Şiddette Israr Eden Polisi Kınıyoruz - Basın Açıklaması - RSF / Sınır Tanımayan Gazeteciler
Diktatörün Sosyoloji Fobisi - Yaşar AYAŞLI - Sendika.org
Siyasal Kibir İnsan Hakkı Tanımıyor! Dün Türkiye’nin “Devlet Terörü Tarihi”ne Bir Kara Sayfa Daha İlave Edildi. - YVSG-P
Burcu Sarak Anlattı: Gezi Nezarethanesinde Ne Yaşadım? - Radikal.com.tr
Ötekilerin Postası: ‘Facebook Yönetiminin Tavrı Devletinkinden Farklı Değil’ - Özgün ÇAĞLAR - Agos
Sinirim Bozuldu Orucum Bozulur Mu? - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Taksim Meydanı İnşaat Çalışmaları Sırasında Ermenice Mezar Taşları Ortaya Çıktı - Mavi ÖZKALIPÇI - Agos
Üsküdar Doğancılar Parkı Forumu Notları - 11.07.2013 - Metin YEĞİN Söyleşisi via Dropbox
Sivil Ha(l)k Hareketleri Niçin Yenilmezler? - Zafer YILMAZ - Birikim
Turkey: Growing And Worrying Repression Of Protesters And Civil Society via FIDH Movimento Mundial De Los Derechos Humanos
Halk İnisiyatifi'nden Gezi Direnişine Aktif Katılım Çağrısı - ANF
Rights Groups Accuse Turkish Police of Excessive Force Against Protesters - Rick GLADSTONE - NY Times
Beyoğlu Esnafı Konuştu: ‘Evet, Zarar Gördük Ama Polisten’ - Sendika.org
Polisin Dünyası - Can UĞUR - Birgün
Turkish Police Fire Tear Gas On Protesters - Al Jazeera
Küfürcü Vekil Kadınları Şoke Etti - Gazetevatan.com
Vali'den 'Türbanlı Kadın' İtirafı - Gerçek Gündem
Demokrasi AKP’ye De Lazım - Adil BAYRAM - Özgür Gündem
Yeşil Dalga: Orman Kanunu'ndaki Değişiklikler - Açık Radyo
Turkey: Selen Gulun, Woman Composer Of Music For Uprisings - Ansa Med
Ertuğrul Kürkçü: Gezi Direnişi AKP Hegemonyasını Yıktı  - Sami GÖKÇE - Yurt - Başka Haber
Devlet Roboski'de Bir Kez Daha Yenildi - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun Şakran Çocuk Cezaevi'yle İlgili Raporuna Muhalefet Şerhi - Ertuğrul KÜRKÇÜ - HDK
Bu Sesi Duyun Zulmü Durdurun! - Dicle MÜFTÜOĞLU - Özgür Gündem
'Ermeni Tehciri Haklı, Süryanilere Dikkat!' - Mesut Hasan BENLİ - Radikal.com.tr
Kore Savaşı’nda Sevag Öyküsü - Emre ERTANİ - Agos
Erdogan Weakened, Turkey Polarized - Ömer ZARPLI - The National Interest
Erdoğan's Chief Adviser Knows What's Behind Turkey's Protests – Telekinesis - Fiachra GIBBONS - The Guardian
türkiye’de sıradan bir gün - Burak ŞAHİN - brkshn Blog
Lûtfen Devam! - Ömer MADRA - Devrim Dalgası
“Her Yer Taksim” mi Acaba? - Berkay ATİK - Yeşil Gazete
Alternatif Medya Sadece Kendinin Rakibi Olurken - Sarphan UZUNOĞLU - Sol Defter
SEÇSİS’in veya Seçimlerin Güvenilebilirliği - Adem TAŞKAYA - 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
The Arab World Has Harbored Fantasies About The Supernatural Power Of The United States - Mohammed ATTAR - Heinrich Böll Stiftung
Egypt: Muslim Brotherhood Gunmen Open Fire On Church, Third Attack On Christians In 24 Hours… - Weasel Zippers
Ahmed Assem: The Egyptian Photographer Who Chronicled His Own Death - Robert TAIT & Magdy SAMAAN - Telegraph
Why Write The History Of Capitalism? - Louis HYMAN - Symposium
Kampfplatz - Felsefe Bir Kavga Alanıdır - Sayı #3
Ulus Baker Okumaları  - Durumsama
Ulus Baker Okumaları - Exdergi 9
Heba, Rüyanın Delindiği Yerden - Abdullah ATAŞÇI - Agos Kitap-Kirk - Az Bilmiş Özneler

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
"devlet, iyiliği yalnızca “temsil eder”, iyilik kendine ait değildir." ulus baker 
kaynakça: bora başkan

>>>>>Poemé
Şiire Yetmeyen Zaman - Ahmet UYSAL

Şiire yetmeyen zaman
Nasıl da yanılttı seni
Sen ki daha bir çocuktun
Bir yaşamı alıp gitti
Şiire yetmeyen zaman


Sararan ot, yiten gölge
Öyle birden gelen ölüm
Doğrusu aklında yoktu
Yaklaşıyor her geçen gün
Sararan ot, yiten gölge


Soluk soluğa bir güzel
Yaşadın ya sen ona bak
Ardında kalan şiirler
Adını fısıldayacak
Soluk soluğa bir güzel

kaynakça: şiir.gen.tr