Sunday, August 25, 2013

Deuss Ex Machina # 463 - Remembrance

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_463_--_Remembrance

19 Ağustos 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Panabrite - Activator (Constellation Tatsu)
2. Panabrite - Abyssal II (Constellation Tatsu)
3. Shigeto - Silver Lining (Ghostly International)
4. Shigeto - Soul Searching (Ghostly International)
5. Ripperton - Chaos Calme (Feat. Van Hai) (Green)
6. Ripperton - City Lights (Feat. Van Hai) (Green)
7. Horror Inc. - The Absent (Perlon)
8. Horror Inc. - Remembrance (Perlon)
9. DJ Koze - Amygdala (Feat. Milosh) (Pampa Records)
10. DJ Koze - Ich Schreib' Der Ein Buch 2013 (Feat. Hildegard Knef) (Pampa Records)
11. Deadboy - On Your Mind (Numbers)
12. Deadboy - Geek'd Up (Numbers)

Remembrance
(463)
Yaşamak İçin Söz Gerekli.. Silinmeye Çalışılanları Hatırlamak Gerekli.. Bir Olmak Gerekli.. Şimdi..

Bir söz, basit bir kaç cümle iki hasbıhal üç vurgu dört tespit tanesi. Hepsi birbirine bağlı hepsi birbiriyle iletişim halinde ilerleyebilecek düşünsellik makamı bayağı daraltılan bir yerde sual edilenleri denkleştirmek için bir yol yöntem olarak el altında bulundurulan bir çıkış çabasının kendisi. Göze kolay gelip de bir kaç satır yazılana kadar, insanı enikonu sorgulara sevk eden basbayağı düşündüren küçük küçük yaralardan ve yüklenişlerden bir tane de olsa anlamlı cümle kurma, meramı anlatma gayretinin kendisi olan söz sözlerimiz. Algımızda sandığımız yahutta zannettiklerimiz değil hemen hepimizi ilgilendiren şeylerin alelacele bir gümbürtüyle, dosdoğru lafazanlıklar aracılığıyla apar topar yağmalanması, gözden ırağa taşınması gayretinde tam da mevzunun asıl ne olduğunu bildirme zorunluluğunu hatırlatandır. Görmek isteyene.

Bir bilmece değildir, iki bilmece kadar eğlenceli de değildir hiçbir zaman. Ne böyle bir bahis vardır ne de bunu gerektirecek bir mefhum. Yaşadığımız yer ortalıkta, yaşadıklarımız meydandadır. Hiçbirimiz için bir diğerinden daha ala veya kötü olmadığının okuması mümkündür. Hepimizi eşit kılan yegane şeyin bu neo-liberal çarkın dişlileri arasında hizaya konulmamızdır. Ne söz mü eyleyeceksiniz, nasıl hakkınızı mı arayacaksınız, ne diye ortalara dökülüp ben insanım! mı diyeceksiniz, yoksa kendi başıma ben bir örgütüm deme cüretine mi sahipsiniz!. Hepiniz fişlendiniz, dahası kelamın k'si ağzınızdan dökülürken bir yanınızdan bir yörenizden çoktan eksilmeye, azalmaya başladınız.

Hissiyatınızın, vicdan kantarınızın dile pelesenk edilmiş sözlerden ibaret bir malumun ilamı olmasından uzaklaştıkça, onun için de benim için de, bizim için de vurgusuna hiç ama hiç teklemeksizin sahip çıkmaya çalıştıkça ne olduğunuzun yansıması, tezahürü hepimize; tebliğ edilecek olandır. Susunuz. Bu laletayin, bayağı dümdüz söylene gelen şey bildik bir teraneyi çağrıştırsa da işte bu ileri demokrasinin yaşatıldığı yer olarak kendini tanımlandıran, konumlandıran bir ülkede kazın ayağının hiç te öyle olmadığı anlamlandırılasıdır. Net karşılığı bildirilesidir. Böyleyken böyle. Dert sadece belirli, her şeyi tanımlandırılmış olan bir cenaha değil, hepimize uğradığını anlamlandırabilmek o kadar zor mudur? Yaşamak söz konusuysa eğer, sadece rutinlerden ibaret midir gündeliklik?

Kafa yorulmasından o eylenden bayağı önce vurulmaya çalışılan ketler, önümüze çıkartılan televizyon, gazete ve internet medyumları aracılığıyla devlet dilinin, aklının neyi nasıl yapmamız ya da tersini zikreden bir propaganda mekanizmasına evrilmesi, bizatihi buna dönüştürülmesinin eylediklerini ne yana koymalıyız? Nasıl yapmalıyız? Düşünme edimini ne yaparsak da daha fazla sivriltsek diyerek, itibarsızlaştırmak adına Haziran Direnişi'nden bu yana gün günü kovaladıkça daha da belirgin bir biçimde karşımıza çıkartılanları, gözümüzün önünden saklananların yekününe bakmak ne zaman söz konusu edilecektir? Herkes 'devlet'in bu fuzuli, ziyan olarak gördüğü, bayağı münferit olarak sınırlandırmaktan da kendini hiç alıkoymadığı ve aklına gelen her şeyi her olumsuzlamayı dünyanın neresinde ne olup bitiyorsa onu da burada cereyen edenler ile birleştirme çabasının okuması ne yapılacaktır?

Çapulcu, ayyaş, arsız, vandal, marjinal, darbeci, vatansız, hain, işbirlikçi, terörist liste uzadıkça terbiye sınırlarının, devlet ağzının da argoya düştüğünü görmemize vesile teşkil eden bir suç yaratmayı ve herkesi terörize etme şartlanmışlığının yöneticileri ne hallere koyduğunu gösteregelen bir dinamiktir karşılaştığımız. Söz eylenmelidir ama içimizden her şeylere itiraz etmek bir tabi ki mümkün değildir, ama her şeyini evinin dört duvarının arasında kendi başına eylemeniz sağlığınız için salık verilmektedir. Kamu spotlarıyla duyurusu gerçekleştirilen ve zararlı olduğu ilan edilen şeylerde olduğu gibi kime göre ve neye göre kıstasını umursamadan direkt olarak hamlelerin gerçekleştirildiği bir yerde vicdan ne yandadır! Vicdandan arta kalanların da yağmalanmasına yeter artık demek bu kadar zor bir tavır mıdır.

Tarık Ali'nin Haziran Direnişi sürerken internetten ulaştırdığı dayanışma videosunda değindiği gibi devletin aklı olan birlikteliği alaşağı etmek, insanlar arasında ayrışımı derinleştirmek için her şeyi deneyip uygularken bir arada durmayı sağlamanın o edimi içselleştirmenin, hakikate evirmenin yollarını arşınlamak ne zaman söz konusu olacaktır? Ayrışmadan, anlayarak, sözü kesmeden, yaftalara gedik bırakmaksızın önemsemeksizin hangi zamanda bu esasa dönüşecektir. Yola çıkmaktan, adım atmaktan bunca korkutulmuş bir ülkede sesini, sözünü savunmanın her ne olduğunu anlamlandırabilmek konusunda kendiliğinden başlayan, ilerleyen bu günlerde azalmış gibi görünse de varlığını koruyan, öğrenerek geliştiren bir dayanışma kültürüne belaltı vurmalardan medet ummak Mısır'da olan bitene darbe demiyor bunlar şarlamasının kadüklüğüne tutunmak nasıl bir akıl kıtlığının ortasında durduğumuzu göstermektedir.

Sadece Mısır'da eylenenlere değil Suriye'de gerçekleştirilen devlet terörünün de kıyasıya hiç yok sayılmadan zerre atlanmadan eleştirilmesi mütemadiyen devam ederken işin kolayını bulup bunlar, bunlar ve bunlar ayrımına tutunmak en olmadık şeylerde bile Haziran Direnişi'ne dair kötülük ve nefet kusmalar, hadlerini bilecekler, bilmeseler de öğrenecekler yollu söylemlerin sıklığı bütün bu meram dahilinde eylediklerimizi bütünleştirmeye çalıştıklarımızı düzenleyen, bütünleştiren bir okumayı beraberinde getirmektedir. Devlet aklı, halkın aklından çekinmeye tüm hızıyla devam etmekte, tüm imkanlarıyla kendi savunuşunu, meskenini yaşadığı kentini ve doğasını korumak için ses edenlerin tümünü bunlar darbe çağrıcıları diye anmak hafif tabirlere gerek yok anladıkları lehçeden söyleyelim arsızlığın ta kendisidir. Utanmazlıktır.

Hazıra konmaya alışkın olanların millet ile halk ayrıştırmasından hala beklenti içerisinde bulunmalarının kepazeliğidir. Yönetenler daima kendi bildiklerinin doğrultusunda her türlü fenalığı yaparken ederken bütün bunları hiç sordunuz mu da eylediniz, yola çıktınız diye dökülenleri bu serzenişleri bile bir potada eritmek ve dışlamak adına eylenlerin yekününe başkaca bir adlandırma kulağı tersinden tutmaktır. İktidarların topu cehenneme diye ilave edilesiyken, bu bildirimler bir makamı alt etmekten çok, darbeye davetiye çıkartmaktan çok hesap verilmesinin yinelenmesidir. Bir parkı park olmaktan çıkartıp betonarmeye evirmek nasıl bir hadsizliğin karşılığıysa, istanbul'un son nefes alanlarını da üçüncü köprü bahsinde katletmenin, beton ormanlarla donatılmış tüm kentlerin; yetmez daha fazla boğulmasının yollarının arışınlanmasına karşı olur mu denmelidir. Ne yapılmalıdır dert dosdoğru anlaşılabilsin.

Halktan çıkan tahayyüllerin, beklentilerin tümüne en olmadık argümanlar yetiştirilirken velveleyle, alelacele makus kaderimiz olarak rutinimizin bir parçası haline sabitlenen polis devleti mefhumu gerçekçil kılınmaktadır. Sürekli hadleri bildirilecek olan halklara karşı kolluk kuvveti cumhuriyeti. Başımızda, sürekli bizleri yönlendirecek bir başvekil, sözünden zerre ayrılmayacaklarına ant içen vekiller, bürokrat ahalisi, bir dolu gıkımız çıkmayacaktır devletlum oluruna teslim eğitim kurumu yöneticileri, rektörler, köşe kadılarından atılacak manşetlere kadar aferin beklentisini, sonrasındaki ranttan nemalanmayı halen beklentileyen yandaş medya kurumları dururken bunlar birer 'gerçek haline dönüşmüşken susmak mıdır gereksinimimiz. Yoksa ses çıkartılanlar bunca çoğalmışken, önemsenmesi lazım gelirken üç maymunluk mudur gereksinimiz! Yetmedi mi?

Devlet aklının birbirine lehimlemeye çalıştığı her halükarda olumlanabilir olan şeyleri ayrıştırmak yıkmak bir kez daha karşılaşmamak üzerine kurulduğu afakidir. Haziran Direnişi sonrası gün aşırı gündem diye yutturulmaya çalışılanların yanında, tıpkı Mısır'da, tıpkı Irak'ta, tıpkı Suriye'de, Bahreyn'de, bütün Kürdistan yurdu ve ahvalinde, Kıbrıs'ta ve her yerde dillendirilen insanlığı asgari müşterekler üzerinden kurabilmektir bir kez daha. Kimseleri karıştırmadan, devletin sopasını kendisine saklamasını talep ederek. Her olmazın, her yol vermeyizin sonunda dönüp dolaştığı yer tıkanmadır, zulümdür, peyderpey adı anılası kıyamet olduğunu yineleyerek inat edilesi hakkı talep etmenin gerekliliğidir.

Söz konusu edilenler ile akla zarar beyanat ve cümlelerin birlikte koşturulduğu, kıyasıya yarıştırıldığı zaman diliminde halkların kelamını işittirmek hepimizin ödevi, sorumluluğudur. Aması, başkası, fakatı, öylesi böylesi yoktur. Olmayacaktır. Halen maskelerin ardına kendini saklayaduran devlet tahayyülünün doksan yıllık cumhuriyet tarihi boyunca sürdüregeldiği aman bu halk kendi sözünü duymasın!, aman el aman diyen kimselere el uzatmasın, hakkını aramasın sözü eylemesin, eyleme geçmesin beklentisine karşı elimizde tek bir şey var o da umudumuz. Vicdanın bile isteye körleştirilip plastikleştirildiği, her sözün ardında acaba ne demek istemişti bunlar yolunun ve takibinin süreklileştirildiği bu sathda ve her yerde başkaca bir yolun başka bir dünyanın tahayyülünün, adaletinin, özgürlüğünün mümkünatına kafa yormanın zamanı gelmemiş midir? Hiç değilse tartışabilsek, konuşabilsek az şey midir?

Demokrasi dediğimiz şey nedir bu meramı hiç düşünmeyenlere, günün getirdiğinin karanlıktan başkası olmadığını fark etmeyenlere verilecek cevaplar için elimizdeki teş şey 'Publius Terentius Afer' in "In Me Omnis Spes Est Mihist" (bütün umudum kendimde) sözündedir!. Esas resim, görülmesi gereken onu fark edenlerin dillerinden dökülenlerdedir. Netliğini enikonu kaybeden, kaydedilmiş, kadrajlanmış görüntülerin giderek belirsizleştiği, silikleştiği sarının tonları hakim kılındıkça detayların da artık zar zor seçilebildiği bir resim tasvirine bürünmekte yaşadığımız güncellik. Solmasına müsammaha gösterilen resmin sınırlarında hayat tecrübesinin de altı üstüne getirilmekte, üzerinden çiğnenip gidilen bir mefhum haline dönüştürülmekte haddizatında.

Her koşul ve şartta gösterilmesi, bilinmesi, aşinalıktan öte içselleştirilmesine uğraşılan, didinilen şeylerin her ne hallere konulduğu, nasıl detaylar haline indirgetildiğini sorgulatacak olan bir medyumdur resim. Dünümüz bir dolu renk, rengahenk bir dolu sözle bütünleşip resmin ilk anları gibi capcanlıyken tahakküm mevzisinin sağlayabildiği atlanmaması gereken, yol verdiklerini bir kez daha hatırlatandır. Bütün renkleri soldurmak adına eyledikleridir. Haddi ve hududu yeniden kotarmasıdır hep aynı, her dem bildiği gibi hınçla, öfkeyle ve daha fazla azrail kesilerek, zulm ederek. Gördüğümüz, vakıf olduklarımız ile şimdi karşılaştıklarımızın birbirlerinden bu kadar ayrışık ve apayrı hallere dönüştürülmesinin yol haritasıdır her bir solgun resimde, resim dahilinde görmeye nail olduklarımız.

Detaylar topyekün lime lime edildikçe ortaya sapsarı bir boşluk peydah olacaktır. Görülmesi bir yana bilinmesinden bile bunca hicap duyulan, korku dağlarının yükseltilmesinin müsebbibi utanç vesikaları yok oldu sanılır. Oysa ne görünmez olmuştur, ne bilinmez her şey ortada her şey meydandadır. Tahakküme alıştıkça muktedirin, bugünün yöneticilerinin tahayyülleri, dar görüşleri, kuralsızlığı yüceltmeleri ben ben ben diye sayıklamaları çok daha keskin, kesin bir biçimde ortaya çıkacaktır. Resmin bileşenleri, o rengahengi sembolize eden detaylar küçükten büyüğe müdahaleler ile zaptedildikçe bir sonraki evre, sarıya kesilmiş mefhumda sopsoluk belirsizlikler başımıza musallat edilir. Buna yol verilir tastamam.

Büyük biraderin oyunun düzeni kurulmuştur!. Böldükçe, ayrıştırdıkça her detay üzerinde kurulan tahakküm arttırıldıkça, söze gem vuruldukça, sözüm var diyene dur hele denildikçe bu soluk belirsizlik bir mefhumdan gerçeğe evrilir. Dert tek değildir ya da tek bir hamle ile hal yola koyulabilecek değildir. Aslolan o tahakküm suretinde hemen her şeyin yeknesaklaştırılması, tekdüzeleştirilmesi sıradanlaştırılmasıdır. Solgun resim bütün evrelerin neticelerinden birisidir. Sözümona ilerleyip gelişirken tüm o bilinen, inanılan(!) modernizm şematiğinin yepyeni bir dokunulmaz tabu haline evrilmesinin çabalarıdır karşılaştığımız. Sorgu tanımazlığı tescil edildikçe hep daha fenası, daha zorunun katara eklemlenmesinedir sözü getirmek istediğimiz.

Modernleştikçe, Bin dokuz yüz seksen dört yazının başka bir evresi gününümüzü kotarıyor. Sayfa sayfa hakikate evriliyor. Modern hayatlarımızın hiç şüphe taşıtmayacak köleliği tescil ediliyor. Gözetmen olası hatalarımıza karşı her durumda olduğu gibi kayıtta. Hep kayıt hep gözetim altındayız, vesselam. Hakikatin kendisi dönüştürülüp bildik ucubeye tam ve eksiksiz dönüştürülür. Kentler, mekanlar, mahalleler, ormanlar ve her yerler zorunluluk başlığı altında ranta peşkeş çekilirken, düşün, akıl ve tözde hatta bedenlerin de bu dönüşüme kurban edilecekler olarak savlanmasının yolları arşınlanılır. Resimde gözyaşı, dert, elem biriktirilirken sapsağır bir griliğin duvarları ördürülmektedir.

Yaşadığımız yer başka, tahammül ötesi, hayallerin sınırlarını alaşağı etmekten hemen hiç gocunmayan bir yere sözün gelişi değil basbayağı sıkıştırılıp beti benzi attırılırken karşılaştıklarımızdır resmi düşündürecek ve çözümletecek olan. Emeğin işte bu neo-liberal tahakküm düzeninde eylediği düşük ücret, asgarinin de altı bir hayat tecrübesine yeter artık diyen Kesk'in Ankara yürüyüşü sırasında kolluk kuvvetlerinin aldığı tavır eylediği zulümdür resmin kendisi. Ne kadar bilinmez sanılsa da görünenin bunca sepyalık arasında bile faş olmasıdır. Nakşolunan insana uygun, adil, güvenilir, eşit ve özgür aynı zamanda da demokratik bir ülke tahayyülünün ya da bütün bunlara çabalanım için mücadele etmenin bile fecaate dönüştürülmesidir.

Aynı gün Antakya'dan Haziran Direnişi'nin kayıplarını anmak, sorumsuz sorumluların hesap vermeleri için adalet çağrısını yineleyen aktivistlerin İstanbul'a yürüyüşlerinin Gümüşsuyu'nda bizatihi kolluk kuvvetice engellenmesidir resim. Her sözün daha başlangıcında devre dışına çıkartılmasıdır. Altı otobüs çevik kuvvetinden, tomasına, gazına orantısız şiddetin devamlılığıdır. Resim silikleşmiş olsa da işte bu devlet aklının halen düşman mevzusunda karşısına konumlandırdıklarının kimler olarak bellemeye devam ettiğini açık seçik ilan eden utanç vesikasıdır. Gümüşsuyu'nda cenk varmış gibi, fenalıklarla korumaya çalışan devletin hali pespayeliği bu kadar alenidir.

Bunun başka bir tecrübesi aramızdan çekilip alınan Ali İsmail Korkmaz'ın anması için toplanan yurttaşlara yapılan orantısız müdahalede de görmek mümkündür Yeterince dikkatle bakıldığında devlet suçu o sapsarı medyumda bile dımdızlak, dosdoğru ortadadır. Bu kadar kesindir. Utanalım. Kör şiddetin amanvermezliği her nerede ve her nasıl yaşanıyorsa ona da tehdit olarak ele alınabilecek, duyurulması zorunlu bir sınanıştır. Sınandıkça tükenmeyi sıradanlaştıran bir muktedir algısında, hayat ne yandadır, hangi yönde, hangi günde!. Berkin Elvan'ın yaklaşık yetmiş gündür inadı ile tutunmaya çalıştığı ama bir türlü aramıza dönemediği düşlerinin kendisi midir? Düş gibi bir şey midir, kalkılmak istenmeyen!. Ekmek almak için çıkmışken evden bu devletin merhametsizliğinin o bildik şiddeti ile yüzleşmiş, nasibini almış bir çocuğun düşlerinin zaptının hali nice olacaktır? Görüntüsü iyice soluklaşan resim ne olacaktır? Gel de yaşa.

Medeni'ler, Abdocan'lar, Mehmet'ler, Ethem'ler, Ceylan'lar Uğur'lar ve daha niceleri varken gel de yaşa. Ortada delil ya da suç teşkil edebilecek herhangi bir eylem söz konusu değilken f tipi'ne mahpus edilen, kanser hastası Kemal Avcı gibi tutsaklar varken gel de yaşa, yaşayabil! Demokrasinin bu ilerisinde bu kısacık değindiklerimiz gibi pek çoklarını ilave etmek mümkün her anında başka bir sınanış eklenirken Ali İsmail Korkmaz'ın linç edildiği görüntüler düşer ekranlara. Gel de yaşa!.. İsmail Saymaz'ın çabası ile görünür kılınan, köşe bucak saklananların bir kere daha teyit olunduğu can güvenliğinin, toptan hücceten yıkılmasının bir başka vesikasıdır karşılaştığımız. Silikleştirildiği sanılan resmin dahilinde devletin ister kolluk kuvveti, ister paramiliter destekçileri vd. elinden cana kastedilmesinde halen bir sorun görülmemesidir.

Bir sokakta tek başına yakalanmaya görsün bir çocuk ya da bir genç ölümün soğuk yüzü ile tanıştırılacaktır. Hiçbiri yapılmazsa o kadar fenalığa ulaşılmazsa haddi bildirilecektir!. Bu kadar derinlemesine kelam düzmeye gerek yoktur. Hatta bu yazılamanın da bir önemi yoktur. Öldürmek buna teşne olmak bu kadar kolay mıdır? Can almak karşıt fikirlere karşı bir savunuş mudur? Nereye kadar. Hayat hiçbir koşulda iyi ya da ehvene varmamışken, bunca tehdit ve hakarete teklemeksizin, koşulsuz biat talep edilirken, her an nutuk çekilirken bir gencin asmayalım da besleyelim mi aklının devamı, ve o hukuk içerisinde gereği yapılacaktırların, müebbetlik bu gezi direnişçileri lafazanlığının amasız gerçek kılınmasıdır. Korkunç gerçek.

Can alanların evlerde zor tutulduğu söylenenlere mal edilmesinin utancını da ekleyebiliriz. Nasıl yanisi bol sorgular? Katilleri besleyen, semirten yeri geldi mi kollayan, mahpus değil misafir olarak istirahata buyur eden, bir şeyler ortaya çıktığında rica minnet bir şeylerin gevelendiği, adaletin hükümetlerin kör fahişesi kılındığı bir yer, ülke tahayyülü bir kere daha gerçek kılınır. Korkunç gerçekliğimiz. Ulaştığımız bu menzil bir hayata denk gelebilecek felaketlerden, insan eliyle kotarılanlardan bir kısmıdır. Bahsettiklerimiz yanında bir dolu daha vakıa vardır, yaraları kanamaya devam eden. Görebildiğimiz kadarı bile ağırdır. Ağıtlar yükleniyoruz omuzlarımızda. Sorumsuz sorumluların gözlerimizin içine baka baka yalanlarına şahit oluyoruz.

Özgürlükler on bir sene öncesine göre arttı derken bile yalancı ve arsızlıkları görüyoruz hala. İğnenin ucu hepimize dokunurken, hepimizi tarumar ederken, artık açılan yaraların daha da onarılmaz kılınmasına karşı ses ediyoruz. Çürümenin hepimize eylediklerinin dehşetini paylaşıyoruz. Modernizm masallarında, ağızda sakız gibi çaklatılan istisnasız hayatlarımız olduğunu, istatistiki matematiksel ya da zaruri bir meselin     dipnotuymuş gibi seslendirilmesine isyan ediyoruz. Yeter artık. Hayat hiç te kolay kılınmamıştı. Bugün her şey daha zor. Sınavlar öylesine ağır böylesine sık ki değil nefes almak bir tek anlamlı söz bile çürümenin dehşetini, korkunçluğunu anlamlandırabilmeye yeterli gelecektir.

Kusur olarak belletilmiş, yanlış olarak değerlendirilmiş, hakkaniyetten uzaklaştırılmış eğilip büküldükçe gördüklerimiz, yaşadıklarımız eski zamanlardan şimdiye bu yerde biriktirilip istiflenmektedir. Kendimizin bildiği muktedirin sahip çıktığı mefhum utanç vesikalarıdır. Bu yığıntı gerçekleştirilirken vahim olan, insanlığın, vicdanın kantarının da topyekün bozulmasıdır. Ona ayrı, buna ayrı hakkın, hukukun, sözün seslenişin ve sahip çıkışın normal addedilmesidir. İyi de nereye kadar bu böyle gidecektir, tam da sorulası ve sorgulanasıdır. Haziran Direnişi'nden bu yana sürekli olarak ambalajını değiştirip duran oysa içeriği hep aynı fikri sabitlik makamından utanç vesikaları, bir dolu yıkım ve bozguna uğratma çabasına rağmen düşündüklerimizle bu ayrıştırmalar, had bildirmeler döneminde yol bulabilmek, başka bir dünya tahayyülü için yaşıyoruz..Yaşayacağız hep birlikte. Sese.. söze.. hayata...özgürlüğe.. kelama varmak için..

>>>>>Bildirgeç
Çığlık
Akın OLGUN 
Birgün Gazetesi

İçimizde birikiyor ve boğazımızdan taşarak dışarı çıkmanın bir yolunu arıyor. Yumruğumuzu sıkıyoruz. Parmaklarımız çatırdıyor. Gözlerimizden akıtıyoruz onu. Nefessiz kalıyor ve boğulacakmışız gibi bir an iç geçiyoruz.

Boğazımızda birikiyor ve düğümleniyor.

Bir ayıpmış gibi tutuyoruz onu.

Bir an tüm gözler üzerimize çullanacakmış ve herkes bizi işaret edecekmiş gibi büzülüyoruz.

İçine doğru çöken ses, kalbimizi sıkıştırıyor.

Oysa bir bıraksak, bırakabilsek özgürlüğe, çığlığımız, etrafımızda uyuyan herkesi sarsarak kendine getirecek.

Çığlıklar başımızı sıradanlığımızın üstüne taşıyor. Bir an her şey çığlığın kendisi oluyor. Tepeden tırnağa titriyoruz ve kendi çığlıklarımızla başka çığlıklara akıyoruz.

Ali’yi öldürdüler. Hem de hiç korkmadan, çekinmeden, tereddütsüz, hırsla öldürdüler.

Budaklı sopaları indirdiler bedenine, alınlarında biriken öfke terlerini gömleklerine silerek silikleştiler karanlıkta. Onlar köhne karanlık bir köşeye çekilirken, Ali İsmail Korkmaz doğrulup yürüdü son mecaliyle.

Sırtında, kafasında budaklı odun ağrılarıyla yürüdü ve yürüdü...

Sonrasını hepimiz biliyoruz, diğerleri gibi o da aramızdan ayrıldı ve geride gülen ışıltılı bir yüz kaldı.

O kadar kolay linç edip öldürdüler ki öylece bakakaldık.

Önce “Allah belanızı versin” diye bir beddua döküldü dilimizden. Sonra yüreklerimize yıllar yılı oturtulan o taş çatladı orta yerinden.

Çığlıklar attık, atıyoruz.

Sadece kendimizin duyacağı kadar değil, herkesin duyabileceği kadar yüksek...

Çığlıklarımız kendine bir yol bulup akıyor içimizden dışarıya doğru. Her çığlık kendi yolunu bulur muhakkak ve her çığlık “neden” sorusunu sordurur insana.

Sorduk biz de. Neden?

Sorularımız el ele verip çoğaldılar.

Sevmediler hiçbir sorumuzu. Biz sordukça onlar suçlular için kalemlerini açacaklara sokup çevirdiler:

“Darbeciler, camide içki içtiler, türbanlı kadına saldırıp üstüne pislediler” gibi ıncıklı cıncıklı örgüleri cağlarına geçirerek kara propagandaya ilmikler attılar.

Onlar suçlarını ve suçluları akladıkça payları da büyüdü. Daha güçlü çelik kasalar, daha büyük evler, en pahalı markalarla rötuşlar yaptılar hayatçıklarına.

Ne yaparlarsa yapsınlar üzerlerine yapışan suçluluk duygusundan asla kaçamayacaklar.

Biz, her çığlık attığımızda onlar kulaklarını kapatacak, gözlerini sıkacak, ama hep duyacaklar.

Bugün aramızda beş insan yok. Beş genç, hayallerini, umutlarını toprağa bıraktılar.

Bedenlerinde devlet şiddetinin izleriyle ayrıldılar aramızdan.

Onların üzerinde tepinen şahsiyetler ise “nasıl, ben çok şık giyiniyorum değil mi?” utanmazlığıyla rüküş hayatlarına onay mührü isteyerek, moda ikonası pazarına yuvarlanıp ve hemen her konuda uzmanlıkları olduğuna dair büyük iddiasıyla kalıpsız efelik yapmaya devam ediyorlar.

Mazluma mazlumdan yanaymış gibi efelenmenin buluşu ile çalkalıyorlar ağızlarını ve tüm pisliklerini tükürüyorlar acı çekenin üstüne.

“Başımızı belaya sokmayalım yeter” diyerek sopalarla Ali’yi linç eden o eşek kadar adamların kılıktan kılığa girerek “bin bir surat” oluşlarıyla aralarındaki bağ o kadar güçlü ki.

Ama başlarını belaya soktular. Hem de çok fena...

Korunduklarını, korunacaklarını düşünüp zamanla unutulacağını sanarak ricat ettikleri her yerde annelerin çığlıklarını işitecekler.

Ellerinden alınan evlatlarının kanlı gömleklerini hep gözlerinize sokacaklar.

Unutmayacak ve unutturmayacaklar.

Evet, başınızı belaya soktunuz. Gencecik insanların üzerine hayvanlar gibi çullanıp linç fırsatçılığı ile katlettiniz.

Mazlumdan yana yükselen çığlığın ne kadar devrimci olduğunu anladığınızda çok geç olacak.

Ruhunuza kötülüğü kim üflediyse ona sığınabilirsiniz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. Bazen tek bir cümle bile yeterli gelecektir. Bazen bir dolu söz eklerseniz de az kalmış tüme varılmamış gibi bir hissiyatı beraberinde getirir. Meram'ın sınırlarının dışına, az ötesine çıktığımızda Akın OLGUN'un kaleme aldığı Çığlık'lar gibi yazılar bizleri beklemektedir. Sözümüzün yeterli gelemeyeceği hal ve durumlara karşı el altında tutulası, zihnin bir köşesine kaydedilesi betimlemeler vardır. Hayat için.. görebilmek ve anlamak için. Akın OLGUN ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi, meramı bu sayfalara alıntılıyoruz..


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Çığlık - Akın OLGUN - Birgün
Ali İsmail Korkmaz… - Misak TUNÇBOYACI - Nor Zartonk
Ali İsmail Korkmaz’ın Korkak Katilleri - Ruşen ÇAKIR - Gazete Vatan
Eskişehir, Ali İsmail Korkmaz İçin Yürüdü - Radikal
Ali İsmail - Apo Uyan - Birgün
Caner ERTAY: “Beni Gözaltında Kaybedeceklerini Düşündüm” - Doğu EROĞLU - Şiddet Hikayeleri
Taksim'den Amed'e - Aysel TUĞLUK - Radikal 2
Gözlerimi Kapatıp Açayım Da Uyan - Barış İNCE - Birgün
İlhan Cihaner'den Berkin Elvan Soruları - soL
Medeni‘nin Dosyası Avukatlara Kapalı, Jandarmaya Açık - Elçin YILDIRAL - Birgün
Talep Ediyoruz - Pakrat ESTUKYAN - Nor Zartonk
Demokrasiyi Sorgularız - Özgür MUMCU - Radikal
Zapatista’dan HDP’ye: Yatay Siyasetin Zorunluluğu - Sarphan UZUNOĞLU - SU' Blog
Çapulcular, Marjinaller, Vandallar - Deniz CAN AYDIN - Sendika.org
Adalet Yürüyüşü 32 Gün, 1200 Kilometre Sonra İstanbul'da - Haluk KALAFAT - Bianet
Occupied Times David Harvey Röportajı - Marksist Ekonomi Politik
Sözde Demokrasinin Sözde Teröristleri - Ahmet ŞIK - Radikal Kitap
Hamaset ile Teenni - Mücahit BİLİCİ - Hür Bakış
Cumartesi Anneleri 439. Kez Galatasaray'da - Yarın Haber
"Beceriksizliğin Faturası Utku Kali'ye Zulümle Ödettiriliyor" - Muhalefet.org
Ana Dilde Eğitim Meselesi (1) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Anadilde Eğitim İçin Dilekçe! - Yüksekova Haber
‘Kışın Da Forumdayız, Bu Daha Başlangıç…’ - Sendika.org
Temsil'e Karşı İfade'nin Arzu Makinası: Çokluk - Cengiz BAYSOY - Otonom
Komşuma Dokunma! - Nor Zartonk
'Tutuklu İki Kişiden Biri Alevi' - Gerçek Gündem
‘Fişledik, Fişliyoruz, Fişleyeceğiz’ - Vagus.TV
O Tehditler Bitti, Bu Tehditler Ne Olacak? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
[Akademik Terörist] #ÜniversitelerdePolisOlmasın - Ahmet A. SABANCI - Cyberspace Aylağının Günlüğü
TSK’nın Kilise ve Manastırları Ortaya Çıkıyor - Emre ERTANİ - Agos
Soy Kodu Ya Da Malumun İlanı - Dikran M. ZENGİNKUZUCU - Evrensel
Bakan Doğruladı, Tapu Kayıtları Mit'te. - Aktif Haber
Kapınızı Kapatmayın… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Batı Şeytan, İslam Alemi Melek! - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
‘Diren Rojava!’ - Nûjiyan ERHAN - Yeni Özgür Politika
‘Değerli Yalnızlık’ Değil O, Tükenmişlik Sendromu - Erdal GÜVEN - EG' Blog
Dışarıya Kabadayılık, İç Telaştan; Maliyeti İse Yüksek - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Şiddet Pornografisi ve Kuyruk Acısı - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Erdoğan: Ülkemizin Meydanları 2. Tahrir Olmayacak; Adeviyye, Rabia Olacak - T24
Tahakkümün Tezahürü - Karin KARAKAŞLI - Radikal 2
Mısır’dan Gezi’ye Uzatılan Yol - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Şêr Olursa Eğer Şer - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
Gezi Parkı’nın Ortasından Rabia’ya Selam Olsun - Ali AHMET  - Radikal.Blog - Marksist.org
Egypt: Mass Attacks On Churches - Rapor - Human Rights Watch
U.S. Officials Differ On Status Of Military Aid To Egypt - Jessica YELLIN - CNN
Mısır’ın Kanlı 28 Şubatı: ‘Mursicilikten Erdoğancılığa’ - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
Ters Köşe: Rabiacılara Neden Karşıyız? - Sevan NİŞANYAN - En Son Yazılar
Casuslar, Suriye'de Kimyasal Silah İddialarını Araştırıyor - Adam ANTOUS - Siobhan GORMAN - Cassell Bryan-LOW - WSJ Türkiye
1 Milyon Suriyeli Çocuk Artık Mülteci - Euronews
Suriye'de Kimyasal Saldırı İddiası: 1300 Ölü - Hürriyet Planet
Syrian Activists: More Than 750 Killed In Gas Attack Unleashed By Assad Forces - Ha'Aretz
Ayşe Berktay: Barış İçin Söyleyecek Sözümüz, Gerçekleştirecek Gücümüz Var. Hâlâ! - Sibel YERDENİZ - T24
Demokratik ve Modernist Olacağız Heval! - Özgür AMED - Özgür Gündem
Avesta: 40 Yıl Savaşsak Varacağımız Nokta Çözüm Süreci Olacak - Candan YILDIZ - T24
Ters Köşe: Kürt Kongresi Barışın Muhatabı - Tuğba TEKEREK - Taraf
Diyarbakır’ı Doğru Anlatmak - İshak KARAKAŞ - Maletepe'nin Nabzı
Devlet ‘Süreç’ Tanımıyor! - Xwe Metin AYÇİÇEK - Yeni Özgür Politika
"Fikirtepe’de Ruhsatları 1 Ay İçinde Patır Patır Vereceğiz" - Yapı.com.tr
'Bostan Çevresi Kamu Yararı İçin İmara Açıldı' - İdris EMEN - Radikal
4 Dönüm Bostana 3 Ayrı Plan - Sendika.org
Yenikapı Sahil Dolgu ve Maltepe Sahil Dolgu Projeleri - Toplumun Şehircilik Hareketi - İMECE
SGK Başkanı: “3 Değil 5 Çocuk” - Sendika.org
Gezi İntikamı Sürüyor: Eğitim-Sen Şube Başkanı Açığa Alındı - Muhalefet.org
Gezi’de İkinci Vergi Kurbanı İnşaat Mühendisleri Odası - Taraf
KESK’in “İnsanca Yaşam” Yürüyüşüne Polis Saldırdı - Sendika.org
Standard Profil’in Kapısında 100 Gün! - Nuran GÜLENÇ - Sendika.org / Sol Defter
Toronto Gezi Forumu: Gezi Renklerinin İzdüşümüyüz - Yeni Hayat
Kafkasör’de “Gezi Hayaleti” Dolaşıyor - Özgür Gelecek
Dünya Genelinden 1700 Aktivistin Dahil Olduğu 'Zapatista Özgürlük Okulu' Mezunlarını Verdi - Başka Haber
Robinson Crusoe’dan Direniş İçin Destek Çağrısı - Zeynep Ekim ELBAŞI - Agos
İstiklal Caddesi'nin Sayılı Kitapçılarından Biri Olan Robinson Crusoe'dan Takipçilerine Çağrı - Başka Haber
Emek Sineması Hakkındaki Davanın Reddi Kararı Danıştay Tarafından Bozuldu - Derya KARADAĞ - TMMOB İstanbul Büyükkent Şube
Facebook's Kurdish Problem? - The Stream - Al Jazeera
Akşam 6'da Türk Telekom Networkü Çöktü - Türk.Internet
Defcon Güzeldir - Ahmet A. SABANCI - Cyberspace Aylağının Günlüğü
Uluslararası Af Örgütü’nden ABD’ye Çağrı - Rusya'nın Sesi
Bradley Manning Comes Out As Transgender: ‘I Am A Female’ - Aaron BLAKE - Julian TATE - The Washington Post
İsveç'te Başörtüsü Dayanışması İsveç'te Başörtüsü Dayanışması - BBC Türkçe
Radikal Yazarından 'Linç Ediliyoruz' İsyanı! - Gazeteciler.com
Occupy’dan Gezi’ye Bir Sosyal(ist) Ağ İhtiyacı - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Haziran Direnişi ve Muhalif Gazeteler: Bir Medya Analizi Denemesi - Önder ÖZDEMİR - Sendika.org
Solcu Bir Gazete, Solculuktan Önce “Gazete” Yapmalıdır… - Gülseren ADAKLI - Medium / Media
Agos Gazetesinde Çıkan Bir Habere İlişkin Lambdaistanbul’un Basın Metni - Nor Zartonk
Peki Editör İşini Yapmazsa Ne Olur! - Ali EROL - Kaos GL
Ercan Kesal: “Sanat Sadece Hayatı Taklit Etmeye Çalışır. Bu Yüzden Hayat Sanatı Her Zaman Yener.“ - Notosoloji
Cesur Yeni Dünya Üzerine Emprovize Musiki Denemesi - Ömer NACİ JR. - Futuristika!
No Tav Hareketi Yine Saldırı Altında - Silvia FEDERİCİ - Otonom
Gezi Parkı ‘Taksim Bahçesi’yken Beyoğlu’nda Ermeniler - İlknur TAŞKÖPRÜ - Agos

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Knowledge..

>>>>>Poemé
Türkiye - Küçük İskender*

Allen Ginsberg'e

Oğlanlardan ve alkolden vaktim arrtıkça seni düşü-
nüyorum Türkiye, inan doğru bu kere yanılsamam
ve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayık
dolaşamayacak kadar dürüstüm,

Türkiye, Tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bu-
nadı kurt. Playboy'a annemin çıplak resimlerini
satarak Beyaz Saray'a sırnaşmayı düşlüyorum
spermi biraz fazla kaçırdığımda,

Beş parasız paraladığım sokaklarında embesillerini
ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını
görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken
televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi aç-
mak ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutlu-
luk bana verdiğin,

Otuz bir çekmediğim gecelerde düşler kuruyorum se-
nin hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadar
yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun,

Sosyal demokrat idiotlarını, orospu tavukların
uğrak yeri sanat galerilerini, festival sar-
kaçlarını, ölüsevici kültürünün uyanık tez-
gâhtarlarını ve tezgâhın altında neler dön-
düğünü farkedecek kadar sosyalistim,

Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu sa-
yılmam köle pazarı piyasanda, kıçına cop
girdiği için şair olanlardan da değilim; eli
kulağındadır tımarhanelerinden birinde tes-
cilli manyak olmamın ve koynuna girmediğim-
den dorukta sıçanların, o yüzden ibneliğim
de test edilip onaylanmadı,

Uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip çaktır-
madan, sonnet'leriyle, balad'larıyla köçek-
leşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilir-
sin ki havlayan it ısırmaz Türkiye, bak, biz-
bizeyiz, çekinme, şu azınlıkları ne zaman ke-
sip kızartacağız, çok acıktım Türkiye,

Nâzım'ını severim, buna kızabilirsin, ama bazı
-ne demekse- naif şairlerinin, devlet sanat-
çısı olmasına ve adının iktidar şakşakçısı
starlarla bir anılmasına dair çabalarına izin
verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, inti-
harımı hızlandırıyorsun böylelikle, böylelik-
le artıyor kirim ve seninle kirimiz, ne gam?
iyi akşamlar. Persil Supra.

Mustafa Suphi, artık hamsi mi Türkiye, dikkat et,
balıkları örgütlemesin,

Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akın
edip Avrupa'ya, toplayıp getiremesem de cil-
lop gibi veletleri, n'apalım, buradaki lüm-
pen teen-ager'larla idare ediyorum,

Türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
Türkiye, Kıbrıs'ın yakasını ne zaman bıraka-
cağız ve ne zaman yaraşır olacağız binlerce
devrim şehidimize,

Türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu ka-
dar; çük kadarken okudum Sabahattin Ali'yi,
Kafka'yı, Dostoyevski'yi, London'ı; Kapital'e
başlayışım babamla aramızda çıkan küçük bir
harçlık sorununa dayanır,

IQ'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki
bir eşek şakası mı bu; köy enstitüleri,
halk eğitimler, halkevleri ne ayak; Behice
Boran, iyi ki unutuldu; iyi oldu, eline
sağlık Türkiye,

Hasbelkader bir önerim var: CIA, Eurovision'u
kazanmamızı, AET'na girmemizi sağlayamaz
mı acaba, şüphesiz, eh benimki de salaklık,
haklısın Türkiye,

Bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağız-
larını burunlarını kırarak onlara medeniyet
öğretmek istiyorum Türkiye,

Ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslü-
man demokrat partinin, rock partinin,
çeşit çeşit gay barların açılmasını, askerliğin
kaldırılmasını istiyorum Türkiye; bu top-
raklarda Nobel, Oscar, LSD, özgürlük ve sik
anıtları görmek istiyorum: kişi başına düşen
milli gelirden bana ait payı iade ediyorum
bütün bu harcalamalar adına sana; hapishane-
ler, hayvanat bahçeleri, kamplar, tımarhane-
ler boşaltılsın derhal; ben bütün kentlerin-
den barışla, erdemle, insanlık haklarımla ke-
yiften gebere gebere, ıslık çalarak dolaşan
bir seyyah olmak istiyorum; Mandela kötü a-
dam, döv onu Türkiye,

`Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak ba-
şı gibi uzanan bu memleket... sizin! afiyet
olsun efendiler' demekten bıktım, bıktık,
anlıyor musun, orada mısın Türkiye,

Ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve
kızıyorsan ve sinirleniyorsan, olsun, biz
yine geliriz; yine yazar, söyleriz; ölürüz;
biz yine gideriz; sen, rahatını bozma o za-
man, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya ya-
tağında, böyle masum böyle mazlum uyu Tür-
kiye,

Kaynakça: Epigraf_delft

Sunday, August 18, 2013

Deuss Ex Machina # 462 - operación en marcha .. consultas de traballo

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_462_--_operación en marcha .. consultas de traballo

12 Ağustos 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ohmniscience - Alpha (Kahvi Collective)
2. Ohmniscience - Beta (Kahvi Collective)
3. Autoclav1.1 - Big Lighter (Tympanik Audio)
4. Autoclav1.1 - Interweb Pugilism (Tympanik Audio)
5. Mr Lefteye - Cut Up Biz (Loodma Recordings)
6. Mr Lefteye - Underwater City (Loodma Recordings)
7. Moderat - Damage Done (Monkeytown Records)
8. Moderat - This Time (Monkeytown Records)
9. Jon Hopkins - Form by Firelight (Domino Recording Co. Ltd.)
10. Jon Hopkins - We Disappear (Domino Recording Co. Ltd.)
11. Detz - September (Reflect Audio)
12. Detz - November (Reflect Audio)

operación en marcha .. consultas de traballo
(462)
Süreç Devam Ederken... Soru ve Sorgular Süreğenleşiyor.. 

Tarihin yazım sürecinin paralelinde gündelikliğimizi dönüştürüp, tam kelimenin karşılığı içinden çıkıl(a)maz sokaklarla yolumuzu kesiştiren bir daraltımın bileşenidir tekerrür. Her tekrarda bir öncesinde görünenin, bildirilenin, paylaşılanın vehametinin bir kademe daha arttırıldığına şahit kılmaların tezahürüdür. Neticesidir. Görüp geçtiğimizi sandığımız pek çok vakıada olduğumuz yerde saymaya dahası sözümüzün esasında hemen hiç duyulmadığının ortaya çıkmasının sağlamasıdır. Şimdi doksan yıllık cumhuriyet sürecinin ve demokrasi bahsinde ne yapsak da daha anlamlı kılınsa o makam, muasırlaşsak serüveninde yalınsız kılçıksız bir hayallerin yıkılması söz konusudur. Bir kez daha ama asla son kez değil.

Senin sözün sana onun sözü ona ekseni, bağlamında sıkıştırıldıkça, devletler nezdinde kotarılanların vehametinin ve arsızlığının hınç ve öfkesinin durulmak bir yana nerede sözünün arkasında durmak isteyen varsa onların tümüne karşı bir ket vurma gayretinin yaralayıp yok etme hevesinin hemen hiç geçmediği meydana çıkmaktadır. Bildirimlerin başkalarının tahakküm reçete yazımlarına karşı başka alternatiflerin, tüm yok saymalara ve genellemelere karşı tavır sahibi olabilmenin bunca deneyimlenebildiği iyice afişe olduktan sonra yaşatılanların hepsi, bu sorguları olur olmadık yerden başlatma hevesinin refakatinde meram işte bu tekerrür edene karşı bir sığınaktır. Sığınılacak limanımızdır.

Korunaklılık bahsinin artık geçersizliği; ilam olunduktan sonrasında hemen hemen hepimizin hedef olarak çarmıha gerilecekler olarak bellendiğimiz işaretlendiğimiz sözümona en asgarisinin bile sözü döndürüp dolaştırıp "idamlık" bunlar merhalesine yükselttiği Haziran Direnişi sonrasında konuştuklarımız bu minvalde değerlendirilesidir. Tekerrür ettirilen kökünüze kibrit suyu dökeceğiz diye ortalarda dolaşanların evet o bildiğiniz devletualinin hepimizin hayatlarına kasıt etmekten uzakta kalıp, elini korkak alıştırmayacağının karşılığını bulmasıdır. Tekerrür ettirilen bir yerlere başka mesellere olabildiğince ilgili görünürken yurdun ve bu sınırları belirli olan kara parçasındaki fırtınalara karşı tüm vicdani meselin sorumluluğun tastamam üstünden geçildiğinin okumasıdır.

Duymuyoruz tabi ki bilmiyoruz neydi dertleri bunların göndermelerinin hemen tümünden sonra, sıkıştırılan cümlelerin ve boşluksuz, hani nefes almaksızın yapılan yakıştırmaların muhteviyatı az önce değindiğimiz kadar sığlık mertebesinden siyah bir mefhumdur. Söz eylemektense, tartışmaktansa, adım atmaktansa o biat edilecek diskuru üzerinden şekillendirilen bir ülke portresini ileri demokrasi bahsiyle iliştirilerek, biteviye onunla anlamlandırarak ve paylaşarak gerçekliğimiz haline bayağı koşaradım yetiştirilmektedir. Tekrar edenler, yazı akardan geçip giden cümlelerin bir akıl fırtınası zihin jimnastiği öznesi değil, öğesi hiç değil bildiğimiz siz konuşmayın, aman karışmayın, korkun edebinizle basbayağı şerrimizden uzak kalın yollu bir tecrübenin kendisidir.

Konuşamadıktan, konuşma, düşünme, eylem ve hareket etme hürriyeti savunamadıktan, söze biçilen kefen ederiz o lafları aralığını yıkamadıktan en basitinden cümleye başlayacak dermanı tam bulmuşken duvarlarla örülmektir. Kendi başınıza, dört duvarınızda o aralıkta neylerseniz eyleyin, ama ele güne rezil etmeyin kısmı neticesi durmaksızın yinelenmektedir. Bahsetmiştik tarih sadece tekerrür edenlerden mülhem değildir bu satırların hemen bir kaç tıklama mesafesinde kendine yer bulan, bildirilen paylaşımların satır aralarında saklıdır. Maskeler birbiri ardına pay edilirken, paylaştırılan sadece maskeler değil mevzilerin kimin yanında durmamız gerektiğinin aralıksız bildirilmesinin devamlılığıdır.

Her şart ve koşulda nerede olursak olalım insanlığa dair mevzuların bu kadar kolay ötelenmesinin, üzerinin çizilmesinin günahını ne yana yazmalıdır diye düşünmekteyiz. Sorunlar dağ gibi yükselirken durmaksızın her dem sahip çıkılmaya devam edilenlerin körlemesine şiddet yüceltiminden ötesi olmadığını anlamak ne zamandır. Sözümona demokratlık bahsi buraya kadar mıdır? O sınırların dibine kadar mıdır? Kırmızı çizgiler hiç ara vermeksizin geliştirilip durulurken, alanın kapsamı ve genişliği arttırılmaya devam edilirken dört yanımızda meramın ortasında duyurmaya çalıştığımız hazin olan utanç vesikalarının akibeti ne olacaktır? Hiç düşündünüz mü?

Devletler kendi halklarına zulmü basbayağı bir dengeleyici olarak el altında tutmaya devam ederlerken, konuşulanlar bütün bu perdeleme gayretkeşliğinin hemen kıyısında şekillendirilenleri nasıl yorumlamalıyız? Kendiliğinden bir çıkış yolu tahsis edilmeyeceği gibi, Gezi ile Lice'nin birbirine yakınlığı nasıldıysa Roboski ile Reyhanlı'nın akibetlerinin her ne durumda olduğu bunca anlaşıldıktan sonra, Rojava ile Kahire'nin de kısa yoldan saydığımız bu yerlerle alakasının, birbirilerinin paraleli olduğunu anlamlandırabilmek zor mudur? Hayatı istemenin, hayata sahip çıkmanın yoluna setler ne zamana kadar çekilecektir?  Yaşadığımız küre hengameler, aralıksız devlet elli şiddet sahnelemelerine, dillere vurulan kilitler, suspus kıldırmalar, bir dolu baskılamalar ile nihayetinde basbayağı ucubeliğin daniskasına dönüştürülürken evet bu kadar kestirme bir neticeyle hemhal ettirilirken insanlığı ne yana koymalı. İnsanım ben hala bahsi lüks olarak mı karşılanacaktır. Halimiz nice olacaktırsa ortak sorgumuzdur.

Tahakküm zincirleme yıkımın ana hattıdır. Başlangıç vuruşudur. Her eklentilenen hamle, önüne arkasına iliştirilen çaba bütünlüğünde demokrasinin d'sinden basit sandığımız konuların konuşulabilmesi de uzak bir ihtimalden öteye taşınmayacaktır. O minvalden öteye gerçekliğe dönüşmeyecektir. Böylesi bir sinizmin yaygınlaştırılması faşizan tavırların neo-liberalizmin bu belki en çok sorgulanması gerekli olduğu zaman diliminde, şimdimizi kapsadığını hatra düşürecektir belki, kestirmeden bir kalk borusu vazifesi gösterecektir. Yaşamak bataklığa evrilen sözün kerametinin kimin kime ne "mal" olduğunu bildirmek için fırsat kollayageldiği bir kurt kapanına evrildikten sonrasında etiketler ve genellendirmelerden azade, ön yargılardan bağımsız bir bakışımı beraberinde getirecektir.

Ümitvar olmanın handiyse basbayağı polyannacılık olarak karşılığını bulduğu bu yerde iş bu ülke sathında duyumsatmaya çalışılanlar bir gün senin de başına geldiğinde böylesi bir tahakküm karşısında senin için de duracağım seslenişidir. Sesin yanında eylem bütünlüğüdür, amasız, fakatsız. Her yerde 'gıybeti sürdürmekten, o bildiğimiz ağız dolusu hakaretamizliğin yüceltimi için çabalananların dünyasından kala kala bizlere burası kalmıştır. Bu kadar sınırlı bir saha. Gezi'de gördüklerimizin, anti-demokratik süreğenliğin her ne hallerde ve nasıl çıkarsamalar gözetiminde yükseltildiği artık belirginleşmişken, yaşadığımız bunca günden sonrası bunlar daha başlangıç mevzusunu özetlemektedir. Duyumsatılanların tümü, birbirilerinden farklılık gösterse de ortak temenni yaşayabilmektir bir arada. Birlikte.

600 gündür havada bırakılan Roboski kıyamının sorumlularının ifşaasının zor olmadığının peşinden gitmektir kimi zaman. Talep edebilmektir Unutturmaların ellerindeki en büyük koz olarak bulundurulmasına karşın hayata yapılan edilenlerin, adaleti biçimlendirmelerin, özgürlükleri kısıtlamaların, kentleri darma duman eyleyen dönüşüm hamlelerinin hiç kaçarsız bir biçimde paranın konuşturulmasından gayrısının düşünülmediği bir mefhumda gereksinimlerimizin hiç de atfettiklerinden olmadığını yinelemektir gereksinimiz olan. Yıllar yılları kovalarken, günlerin ardı ardına takibinde, takvim yaprakları düşerken unutmayacağımız şeylerin listesi gelişmektedir. Sorularımız elbette cevaplarını bulana kadar geliştirilmeye, biriktirilmeye devam edilecek olan mesellerimiz bizlerin en büyük yüklenişi, ödevidir.

Filozof, Max Stirner'den alıntılarsak  "Devletin her zaman tek bir amacı vardır: bireyi sınırlamak, kontrol etmek, ona hakim olmak ve onu genel amaca tabi kılmak ... sansürü, denetimi ve polisiyle; devlet tüm serbest faaliyetlere engel olmaya çalışır ve bu baskıyı da kendi görevi olarak algılar, çünkü bu kendini koruma içgüdüsünün bir gereğidir" Bu güncenin, griden karaya çalan ülke profilinde aklımızın bir köşesinde durmakta olan bir sesleniş, söz öbeğinin kendisidir değinmeye çabalandığımız. Yerildikçe, yerin dibine sokuldukça, itham ve yaftalar birbirini kovalarken kendi ayaklarımız üzerinde alınan yolun, hepimiz için her yeri bir direniş sahasına dönüştürmesinin ezcümlesi gerekliliğine dair bir saptamadır.

Stirner sözünü sürdürürken gördüğümüz vakıf olduğumuz bütün bu tahakküm olgusunun yönetişiminde en alttan en üste sıklıkla bir örnekleştirme ekseninden kotarılan bir daraltım olduğunu meydandadır. Tastamam ortadadır görüyor musunuz? Hayatın kaidelerini insan eliyle kotarılan dehşetengizliğe teslimiyetinde olan bitenlerin özeti biraz daha belirgindir, bugün bellidir. Sadece kıyamların, darpların, kıstırmaların değil yanı başınızdaki komşunuzun ihbarcılığının devreye sokulması projesinden, uydur kaydır vurgulamalarla kotarılan haberlerin hiç utanmak nedir bilmeyen satırlarıyla birleştirilen "destan yazanlar"ın keşfettikleri hain taktiler uzamına varan, bölünmüşlüğü az bile olmuştır daha da fenalarına zemini sağlayacağız diyerek el ovuşturup duranların hengamesinde bugün her şey daha bellidir.

Yirmi dört saatlik  koca bir gün mefhumunda birbiri ardına sıralanan, eklendikçe bambaşka değişkenlerin de görünür kılındığı alelade ve çalakalem yanıtların hemen geçiştirmek adına türetildiği bir zamanda bir dolu soruyla hemhal ve baş başayız. Sorular gerçekliğini, sorgulamaların ivedilikliğini hatra düşürürken bir dolu tatavlada hemen her şeyin gümbürtüye konulmasıdır düşündürücülüğünü koruyan. Dert neydi mevzusuna hep kayıtsızlığın reçetelendirildiği bu yerde yüklendiklerimiz, yük haline dönüştürülenlerimiz etrafından bugün ne hallerdeyiz çözümlenesidir. Yığınların soruları ve sorgularına karşı devletin vardır elbet bir bildiğimiz kısmına olan biat ve itaatin götürdüğü körlük bu kadar kesin ve keskinken bunun üzerine iki kere düşünülesidir. Paramparça eylenen sorgunun dibinde beklenen yanıtlara ne zaman kavuşulacağıdır.

Devlet kendi bildiğini okumaya devam ederken halkın çıkarsama, talepleri ve bir dolu beklentisi ne yana konmalıdır? Makul bulunup kameralar karşısında mesajları aldık, dertlerini işittik yollu söylemlerin kıyısındaki çağrılar ile yapılanların edilenlerin akibetinin her ne hallerde olduğu açıktır. Her akın karaya, her şıkkın d hiçbirine, her tereddüt bildirimin şüpheyle karşılanması ile bertaraf edilmesine çalışıldığı bir yerde, bu güncellikte onca yanıtı aranan soru ne olacaktır? Soruların gayya kuyusunun ucunda ışık var mıdır? Üst üste istiflenen, umursanmayan ve hakir görülen ve tahayyül edilebilir bir müsammaha makamının çoktandır lağvedildiği muktedir düzeninde, şimdi sorunları anlamaya soruları işitmeye kaç vardır? Daha kaç sınama ve bir dolu kıyam handikap diye öne çıkartılan söylemler aşılmalıdır ki her şey anlaşılabilsin.

Bu da halkın tahayyülü sınırlarından, olan biten, meydana çıkan amasız, fakatsız, eyyamsız, katakullisiz dank edebilsin. Jeton düşebilsin. Soru görünür kılınabilsin. Vurgulamaları behemehal soruların nihai bir biçimde sonlandırılması, yarım yamalak konulması veyahutta hiç önemsenmemesinin sürekliliği bu çıkarsamaları acilen üzerinde daha çok düşünülesi kılmaktadır. Görene. Teşebbüs edilen sorgu ve sorular yıkım için değil, tahrifatı derinleştirmek varolan ayrışımı onarılmaz kılmak adına değildir. Hemen hiç öyle değildir. Ataletin, patriyarkal düzenin bugün git yarın gellerin ve daha bir dolusuna karşı tepkimedir. Yol Nereye?

Sözün tükenmesi mevzusundan hareket edilirken bir dolu şeyin gümbürtüye konulmasına illallahtır. Yeter, sözcük anlamını dönüştürürken kapsamı daha da genişlerken, yetmez'in o cenahta toparlananların, birbiriyle buluşturulanların iç kıyıcılığıdır. Heder ederken, hakir gören hemen hiç bundan gocunmayan statüko sahipliliğinin, iktidar köreltiminin ve boyunduruğunun sineye çekilebilir bir şey vurgusuna kıstırılmasına, anlamın yanıtın değil de soru ve sorgunun aralıksız hesabının istenmesine karşı bir cephenin kendisidir. Yol başka her türlüsünde başa getirilmiş olan fecaatleri nihayet sorgulayabilme şansıdır, zeminidir. Bir arada ve birlikte.

Gündemin bütün primitif, tek bir farklı sözün işitilmezliği üstünden yoksunlaştırılması, sözün bir tahakküm öznesi olarak el altında tutulması, araç bilinmesine karşın insanın asgarisinin söylenmesi gerekli olanların duyumsatılmasıdır gereksinimimiz bir arada ve birlikte. Söylemler ve demeçler varolan fecaatlerin üzerini örtmek adına çabalanımlar değildir. Haziran direnişi üzerine söze katılanlar, bugün geçip gittiğimiz günler tıpkı burada olduğu gibi dünyanın hemen pek çok yerindeki sorgulamaları beraberindeki soruları cismanileştirmektedir. Hakkaniyet ve adalet ona ayrı buna ayrı, ikilemleri kurcalayıp, kaşıyıp duran sözümona tepkimelerin, basmakalıplığın ötesine geçilebildiğinde bir şeyler yapılabilecektir. Umut gibi, eşitlik gibi, özgürlük gibi, kaygılardan artık kurtulmak gibi, bir olmak gibi vs. Bir sınırlı alana, belirli bir çevre ve çerçeveye dahil olanların değil herkesin ortaklaştığı, zihnini kattığı dahası bu neoliberal bataklıktan kurtulma reçetelerinin yazılma ihtimalinden öteye varmanın hattı gibi.

Kotarılan kervana eklenen her çabalanım sorular sormak noktasından hareketle yol alacaktır. Eleştirel bakışımın tam da kıyısında ilk defa söze kendiliğinden başlayan halkın tahayyülü geziden sonra konuşulacaklar burası işte bu mefhumdur. Haziran direnişi sırasında bilinenler yeniden öğrenilerin yanında o sürecin öncesinde de hatta şimdilerde eylenenlerin tümüne karşı soru sorabilmenin, hakkı arayabilmenin öncelikliliğidir işaret etmek istediğimiz. Göstergeç tahlillerdedir. Büyük bir yurt ölçeğinde sadece benim dediğim olur şartlanmışlığının götürdüğü, günümüze eyledikleridir bahsettiğimiz. Emek gaspının, hak arama mücadelesini de bir şekilde daraltarak ve elbet nihai sonuç olarak izole edilmesine, etkisizleştirilmesi çabasına karşı söz, eylemin gerekliliğidir.

Kazova, Hey Tekstil, Teksüre, Teksif, Darphane, THY grevlerinde haklarının peşinde koşanların yalnızlaştırılması çabasında ilerlenilmesine dur denilmesinin öncelikliğidir işittirmek istediğimiz. Sorulan soruların doksan yılda hemen hiç değişmemiş olmasına karşı kurgusunun zerrece değişmemesine alınan yanıtların hep aynı sabitliklerden türetilmesine, o kolaycılığa isyandır. Dersim'in, Deyr-El Zor'un sınırlarında ortaya konulanın, Medz Yeghern ya da Seyfo gibi soykırımların, ötekileştirilmesine çabalanılan her yurttaşa denk getirilmesi bunun da yıllar sonra sanki onlar hiç yaşanılmamış gibi Roboski halkına uygulanmasına dair sorguların haberimiz yok düzeyinde karşılanmasınadır cümlelerimiz. Tekerrür eden salt ve sadece tarih değildir.

Zaman ve mekan değişse de devletin giydiği vesayetçi şablonlar değişse de kendine kurban olarak seçeceği insanların yaratılmasının hazinlik utanç vesikalarının tükenmezliğidir. Dün, bugün ve daima. Devletin tahayyülünün sokağın bir kısmına yansıyan onlar öldü x oldunuz kalıbının bunlar ölünce y olmadınız kalıbının hemen hiç çekincesiz sahiplenilmesi, soy kodu uygulaması ile fişledikleri bir kere daha ifşaa olunan halklardan halen alınacak hıncın, ödetilecek bedellerin tükenmezliğinedir vurgumuz. Her kıyımı birbiriyle yarıştırıp birini diğerinden de can sıkıcı bir biçimde öne çıkartma ya da yerme hevesinin  kronik bir hastalık gibi tezahür etmesine, yaygınlığına insani olanınsa bunlardan, bu değerlendirmelerden hiç birisinin geçer akçe olmadığı inat ve ısrarla bildirilesidir. Bir kez daha.

Rojava, Lazkiye ya da Kahire ekseninde vuku bulanların, devletlerin elinden çıkan terörün, kıyımların tamamı herhangi bir konuda söyleyecek sözüm var diyen herkeslere verilmiş bir ültimatomdur. Bu bir dipnot değil, hakikatin ta kendisidir. Meşruiyet zeminleri, demokratik haklar iyice silikleştirilip, lağvedilirken, tepkimelerin sınırlarının enikonu devletlerin ya da yol verdiği para militerlerin eliyle, işbirliğiyle ne hallere dönüştürüldüğünün utanç vesikası olmaktadır. Bütün bu hamleler, senaryoları önceden yazılmış şeylerin yekünü birer mizansen değil tam aksine oraların hatrına gelmeyecek vehametlerin, hınç ve ön yargıların bir kere daha tezahürü hayatlara kast edişinin önünün açılmasıdır. Budur. Hayatlarımızın ipotek altına alınmasıdır.

Tezahür eden ile iliştirilenler arasındaki keskin ayrışım olan bitenlerle gerçekliğin tahrifindeki dengesizlikler, vicdan ile aklın birbirinden nasıl bile isteye ayrıştırıldığını muştular. Aklın yolu henüz tüketilmemişken, tükendi, tüketildi levhasının bu demokrasi mefhumunda düşe kalka ilerleyebilen bir cenahta vitrine asılmasıdır. Yazı tükenecektir ama aklın aranması, derman bulma gayreti baki kalacaktır. İliştirmek istediğimiz bütün bu modernizm güncesinde paradigmanın ikilemlerden azade kılınabilmesi üstünedir. Yol kısıtlandırıldıkça soru ve sorgu detay sanıldıkça saplantılı devletlu bataklığı hepimizi yutacaktır. Modernizmin iş bu vesikasında başımıza gelen, görülmesini beklentilediğimiz şey budur.

Yok sayıldıkça, vehametine uyanılmadıkça kabusların istisnasız bir biçimde hayatlarımızdaki yeri, işgali sürecektir. Her ama, her fakat, her tereddüt yalın gerçeğe kasıt edendir. Sorgulamak, bu dünyanın bataklığa dönüştürülmüş hallerini, duymuyoruz, görmüyoruz, bilmiyoruz perdelemesini aşabilmek için tercihtir. Her söz kıymetlidir, kesin bilgi. Bir aradalığın, bu kelamda değinilenin arasındaki mesafenin yazınsal olarak değilse bile gündelik hayattaki karşılığını daha hızlı kapatmak bir olabilmek için üzerine düşünülesidir. An gelir söze ihtiyaç duyarsınız, hiç öyle değildir diye bakınmaya, sağa sola bakmaya vakit tüketmeksizin bir anda.

Bir an gelir sesli düşünürsünüz. Düşünmek bu daraltılmış yerde belki de ilk ve tek şansınızdır. Tahlil ve tahayyüller tıpkı basım muktedir ağzının içinden dökülenlerle örülürken ilk ve tek şansınızdır. Her an yaftalama, yok saymalar bir dolu iğneleme ve tehditlerle bayağı donatılmış, kuşatılmışken ilk ve son şansınızdır. Sorgulamak bütün bu griye çalan, ağıtlarla yolu mütemadiyen kesiştirilmiş, kıyamlarla yaşamak zorunda bırakılmış bu yerde biriktirilen sorular için, yanıtların talebi için bir adımlamadır. Gereksinimimizdir. Yaşayacaksak, iradenin, aklın, mantığın tüm engellere rağmen gösterdiklerine amasız, fakatsız, dil olarak, seslenişlere ortak olarak, söz katarak, bir olarak ve birlikte!.

>>>>>Bildirgeç
Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem*

“İnsanın iktidara karşı mücadelesi, hafızanın unutmaya karşı mücadelesidir,” demiş Çek yazar Milan Kundera, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı’nda.

“Makbul vatandaşlar”dan oluşan bir ulus yaratmanın ilk koşulu ortak bir kolektif bellek inşa etmektir. İnşa sırasında bazı tarihsel olgular bellekten silinir, bazıları da yoktan icat edilir.  Devlet güdümünde hafıza kaybı konusunda New York Times’da yayınlanan “China’s state sponsored amnesia” başlıklı  yazısında Yan Lianke, Çin’den bahsediyor ama söyledikleri çok tanıdık: “Tarih ve belleğin her zaman kısa süreli sapmalara üstün geleceğini ve olması gereken yere, gerçeğe ulaşacağına inanırdım. Ama bunun tam tersinin doğru olduğunu artık anlamış bulunuyorum. Bugün Çin’de unutma belleği yenmiş, gerçekler yalanlara mağlup olmuş durumda. Tarihteki boşlukları uydurulmuş hikayelerle doldurdular.”

Türkiye yer yer silinmiş, yer yer yeniden formatlanmış, böylece devlet tarafından inşa edilmiş bellekler ve bu belleklerin yol göstericiliğinde inanılmış yalanlar ülkesi.

Bir örnek: İzmir Yangını

Elimde bir yazı var: Biray Kolluoğlu Kırlı’nın “Forgetting the Smyrna Fire” (İzmir Yangınını Unutmak) başlıklı,  History Workshop Journal’da yayınlanmış yazısı. Sağolsun, sevgili bir dost tarafından haberdar oldum. Yazı, İzmir’den Yunan askerlerinin çekilişi ve Türk ordusunun girişinin ardından kenti harabeye çeviren  büyük yangının toplumsal bellekten nasıl silindiğini, bireylerin belleğinde nasıl çarpıtılmış bir şekilde yansıdığını anlatıyor.

İzmir 19. yüzyılda  Doğu Akdeniz’in en önemli uluslararası ticaret limanıdır.  Nüfusunun %61 buçuğu, varlıklı kesimi toplumsal ve ekonomik yaşamın lokomotifi olan gayrımüslimlerden oluşmaktadır. Bunlar Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Levantenler, yani Osmanlı ülkesine yerleşmiş Avrupa kökenli kişilerdir. Türk ordusu İzmir’e 9 Eylül’de girmiş, 13 Eylül’de başlayan yangın dört gün sürmüş ve İzmir’in Ermeni, Rum ve Levantenlerin yaşadığı mahalleleri sözcüğün gerçek anlamıyla yok etmiştir.

Belleğin ters yüz edilmesi

Dönemin Türk resmi tarih yazımının birinci el kaynakları (Falih Rıfkı Atay dışında -ama onun sözleri de kitabının sonraki baskılarından çıkarılmıştır) büyük İzmir Yangını konusunda suskundur. Atatürk, Cumhuriyet’in resmi tarih kitabı olan Nutuk’ta “Kurtuluş Savaşı”na ilişkin birçok olayı en ince ayrıntısına kadar anlatırken, İzmir yangınından bahsetmemiştir. Oysa yangın kentin kalbinin attığı dörtte üçünü yerle bir etmiş, sahil boyunca 3 bin 200, kara yönünde, içeri doğru 5 bin metrelik bir alana yayılmış, evler, dükkanlar, postaneler, konsolosluklar, ticarethaneler, oteller, tiyatrolar ve klüpleri dahil 20 ila 25 bin arasında binayı yakıp kül etmiştir.  Yok olan aslında tarihi İzmir kentidir. Çünkü belleklerde yeni bir  İzmir inşa edilecektir. Atatürk’ün yangın konusundaki suskunluğu, aslında bir itiraftır.

İlginç olan, yazarın görüştüğü İzmirli Türklerin tanıklıklarında, İzmir’in “kurtuluş”uyla ilgili çok sayıda ayrıntı yer alırken, bu yangından  söz edilmemesidir. Bir kişi, yazar ısrarla yangını sorduğunda durmuş, düşünmüş ve kendisi de şaşırarak, anne ve babasının pek çok şey anlattığını, ama yangından hiç bahsetmediğini söylemiştir.  Yalnızca iki kişi farklı yanıt vermiş, bunlardan birisi, uzun tereddütlerden sonra, sesini alçaltarak, yangını Türk askerlerinin başlattığını, esas amacın, Ermeni ve Rumların mahallelerini yok ederek geri dönmelerini engellemek olduğunu söylemiştir.

Ama en ilginci, görüşme yapılanların bir bölümünün kronolojiyi gayet tutarlı bir şekilde, ısrarla tersine çevirmesi, yangın Türk ordusu şehre girdikten 4 gün sonra başlamış olmasına rağmen, bunun tersini, yani yangının daha önce çıktığını ve Türk ordusunun daha sonra gelerek şehri kurtardığını anlatmalarıdır.

Kolektif bellek ters yüz edilmiştir.

Unutturmada aydınların rolü

Yan Lianke yazısında, Çin’de devlet tarafından belleklerin yeniden formatlanmasını anlatırken, bu süreçte aydınların önemli bir rol oynadığını  söylüyor. Cumhuriyet döneminin ünlü şair, yazar, gazeteci aydınların birkaç istisna hariç büyük bir çoğunluğu, hatta solcu olanlar bile devletin bilinmemesini istediği tarihsel gerçeklerden bahsetmediler ve  topluca hafıza kaybına katkıda bulundular.

Fazla geriye gitmeye gerek yok. Yıl 1998. Yapı Kredi Yayınları, büyük boy üç ciltlik Cumhuriyet’in 75. Yılı kitabını yayımlıyor. 1923-1953 yıllarını kapsayan 1. cildini şöyle bir karıştıralım. “Yeni bir başkent doğuyor” başlıklı bir bölüm var. Cumhuriyet öncesinden başlanarak Ankara’nın tarihi anlatılıyor. Ama bu tarihte şehrin ekonomik ve toplumsal yaşamında önemli yer tutan Ermenilerin “E”sinin bile yeri yok.

Oysa gerçekte durum şöyle: Osmanlı’da Ankara vilayet statüsüne sahip. Vilayete beş Sancak bağlı: Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çorum ve Kayseri. Ankara vilayetinde 135.869 Ermeni yaşıyordu. Toplumun 150 kilisesi, 11 manastırı ve 120 okulu bulunuyordu. Sadece Ankara sancağında, yani vilayet merkezinde 20.858 Ermeni yaşıyordu ve Ermenilerin şehirde yedi, evet, yedi kilisesi, dokuz okul ve koleji, iki meslek okulu, iki çocuk yuvası vardı. (1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, Aras Yayınları). Merkezin tehcir emrine direnen Ankara Valisi ve emniyet müdürünün yerine İttihatçıların atanması sonucu Ankara Ermenilerinin bir kısmı hemen Ankara çıkışında katledildi, bir kısmı da çıkarıldıkları ölüm yolculuğunda can verdi. İşte toplumsal bellekten bu gerçeğin silinmesi için, Ankara’da Ermenilerin var olduğu bilgisinin de gizlenmesi gerekiyordu. Ve başarıldı. Bugün Ankara halkının kaçta kaçı gerçeği biliyor dersiniz?

Dersim’in ‘temizlenmesi’

Cumhuriyet’in 75 Yılı kitabının ilk cildinin sayfalarını çevirmeye devam ederseniz, mesela 1937 yılına ayrılmış bölümde karşınıza şöyle bir başlık çıkar: “Dersim İsyanı Bastırıldı”.  Metin tümüyle resmi anlatıya uygun yazılmış. Mesela şöyle: “1938’de hükümet isyandan arta kalanların TEMİZLENMESİ amacıyla yeni bir askeri harekat yapılmasını kararlaştırdı.  Harekatta yasak bölgelerde bulunan KİŞİLER  İMHA edildi.” (Büyük harfler bana ait).  Katliam yok, “temizlik” var. Okullarda okutulan Devrim Tarihi ders kitabından alınmış gibi. Tüyler ürpertici.

Şimdi, “unutturmada aydınların rolü” dedim, ama Yapı Kredi Yayınları’ndan bir örnek verdim. Yoksa ben Yapı Kredi Bankası’nı “aydın”dan mı sayıyorum? Yo, elbette hayır. Ama gelin kitabın künyesine bakalım: Yayın Yönetmeni: Feridun Aksın. Huzur içinde yatsın Feridun Aksın Türkiye Komünist Partisi’nin uzun yıllar yurtdışında yaşamış Politbüro üyesiydi. Yayın Kurulu’na bakalım: Feruz Ahmad, Hasan Ersel, Ahmet Kuyaş, Ahmet Oktay, Mete Tunçay. Son iki isim Türk entelijantsiyasında önemli yere sahip. Ahmet Oktay  Türkiye’nin önde gelen şair ve yazarlarından, özellikle “toplumcu gerçekçi” estetik ve sanat kuramcısı. Mete Tunçay da, biliyorsunuz, ilerici, sol düşünceli tarihçi.

Korkunç bir sürekliliğin içinde yaşıyoruz.  Birbirini izleyen dönemlerde devlet eliyle ya da devlet güdümünde işlenen suçlar, bu suçların belleklerden silinmesi yeni imha ve yeni bellek inşalarını mümkün kıldı. Yalanlar hüküm sürmeye devam ediyor. Tüm nüfusa kıyaslayınca bir avuç denebilecek insanın nihayet yalan duvarını aralamaya başlamış olması bu gerçeği değiştirmiyor, değiştirecek güce sahip değil çünkü. O halde mücadelenin ana damarlarından biri, topluma belleğini geri kazandırmak olmalıdır.  Çünkü bugünü ve yarını kazanmak, insanların algısında geçmişi yerli yerine oturtmakla mümkün olacaktır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. Yazılanlar anlık bir tahlilden ziyade unutturulmaya teşne olunanlara karşı bir ayna, hatırlatıcı vazifesini gösterendir. Gördüklerimiz, yaşadıklarımız bunca etraflıca konuşulması gereken mesellerin nasıl bile isteye kıyısından köşesinden aşıldığı göz önünde bulundurulduğunda Ayşe GÜNAYSU'nun elinden çıkan Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır yazısı dikkatle okunası bir meramdır. Meramımız dahilinde ekleyemediklerimizin tamamlayıcısı bir okuma parçasıdır. Ayşe GÜNAYSU ve Özgür Gündem gazetelerinin anlayışlarına binaen  bu önemli metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
2013 Protests in Turkey - Wikipedia
Devlet Eliyle İtinayla Bellek Silinir ve Yeniden Formatlanır - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Yaşadığımız Topraklardaki Halkların Mayasıdır İsyan - Başyazı - Meydan Gazetesi
Süreç, Gezi, Rojava, Mısır - Ragıp DURAN - Bir + Bir
Her Yer Taksim, Adeviyye Dahil! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Başka Türlüsü Devrimin - Mayirbey - Duvar - MB' Blog
İhsan Eliaçık: Yanlış Kabloları Yeniden Bağlıyoruz - Emre AZİZLERLİ - BBC Türkçe
Aklı Olan Eylülde Gel Der Mi? - Nuray SANCAR - Evrensel
(Gezi’nin Ardından) Starbucks Karşı-İşgali ve Öğrenci Muhalefeti - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Bir Kamp Olarak Kent: 1 Mayıs 2013 Örneği - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
Aktivizm Dersleri - Adnan EKŞİGİL - Birikim
'Çocuğunun Yüzüne Nasıl Bakıyorsun?' - Sibel BAHÇETEPE - Cumhuriyet
LGBT Hakları Bir Bütündür Bölünemez!? - Barış SULU - Radikal Blog
Sorun "Erkeklik" İle İlgili! - Ceren CANDEMİR - Viral Mecmua
Anayasa Komisyonu'nda AKP, CHP ve BDP 'Etnik Köken'de Mutabakat Sağladı - Hülya KARABAĞLI - T24
Soy Kodunun Kodu - Rober KOPTAŞ - Agos
Soy Tüccarlığı - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
'2' Koduyla Fişlenen Ermeniler Devlete Sordu: Fişimize Bakın Kaç Kişiyiz? - Aykırı Doğrular
İtirazı Olanlar Hâlâ ‘Hain’ Mi? - İhsan DAĞI - Zaman.com.tr
Bu Restoranda Alevi'ye Servis Açılmaz! - İsmail AFACAN - Evrensel
"Akdamar Kilisesi Hıristiyan Türklere Aittir" İddiası - Haber3
Utanıyorum - Ali Murat İRAT - Birgün
Gülsuyu/Gülensu'da Ne Oluyor? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
TOKİ Neden TOMA’dır? - Ahmet Turan KÖKSAL - Fikir Zamanı
Keçiören'de AKP'li Belediye, Forumun Yapıldığı Parka Göz Dikti! - Muhalefet.org
Karaburun Köylüleri İzmir Kent Merkezine Yürüdü! - Muhalefet.org
Çıralı Sahili Şimdi De Atık Su ve Denize Bırakılan Çöplerin Tehdidi Altında - Yeşil Gazete
AİHM Biber Gazı Kullanımını İşkence Saydı, TTB’nin Çalışmasına Atıf Yaptı - Türk Tabipler Birliği
Sahi, Bir Uçurtma Kaç Kez Vurulur? - Radikal Kitap
Barış Süreci, ‘Kürtler’, BDP - Nuray MERT - Birgün
Demirtaş: Öcalan 'Sorunu Çözmek İçin Bir Daha Fırsat Bulamayabiliriz' Diyor - Doğan AKIN - T24
Akil İnsanlar Heyeti Güneydoğu Raporu Açıklandı - Yeni Türkiye.org
Komeleya Tevgera Ciwanên Kurdistanê Röportajı - Rojhat PİRAN - Adil Medya
Yerel Seçimde CHP+Sokak+BDP: Neden Olmasın? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Muş Mebusu Garabedyan’ın Torunundan ‘Yıkım’ Mektubu - Keğam KEVONYAN - Agos
Heghnar Watenpaugh:  ResIstanbul, Architecture And History via Civilnet
688 Akademisyenden Bildiri: "Cadı Avı, Baskı, Soruştuma, Gözaltı ve Hukuksuzluk Karşısında Yılmayacağız" - Başka Haber
Ara Eleman - Sennur SEZER - Evrensel
BEDAŞ İşçileri Teslim Olmuyor - Zeynep KURAY - Özgür Gündem
Grev Kırıcılığına Borç Kılıfı - Duygu AYBER - Evrensel
Onbinlerce Tekstil İşçisi 'Grev' Dedi! - Muhalefet.org
Halkın Mühendis Mimarları Kadıköy Yoğurtçu Parkı'nı Geçtiler - HMMY Blog
Altı Ayda 73 Çocuk Önlem Alınmadığı için Hayatını Kaybetti - Bianet
Göç Vakfı Ocak-Nisan 2013 - Çocuk Hak İhlali İzleme Raporu - Göç Vakfı
Türkiye’de Bilim ve Bilim Politikaları - Herbişiyi Bilen Adam - Ondercirik.com
Freedom In The Cloud -  Slavoj ŽIŽEK - In These Times
Eastern European Autocrats Pose New Test For Democracy - Ian TRAYNOR - The Guardian
Bayram Küçükpazar’a Uğramadı - Zeynep KURAY - ANF
Seçimleri Özellikle Bırak - Can Irmak ÖZİNANIR - Marksist.org
Suriye'den Kaçan Kürtler İçin İstanbul'da 'Sömürü' Kampı Kurulmuş! - T24
'Suriye Politikası Türkiye'yi İstikrarsızlaştırabilir' - Ruken ADALI - ANF
Turkey Reconsiders Support For Jabhat Al-Nusra - Semih İDİZ - Al Monitor
Mısır Darbesi ya da İfrattan Tefrite Siyasal İslam - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Nasıl Gelişti? - Mısır: 'Öfke Cuması' Protestosunda Onlarca Ölü - BBC Türkçe
Statement From The Egyptian Revolutionary Socialists On The Massacre in Cairo - Jadaliyya
Marx’s Lesson For The Muslim Brothers - Sheri BERMAN - New York Times
Habiba Ahmed Abd Elaziz, Journalist Killed In Egypt, Wrote To Her Mother Just Before Her Death - Jack MIRKINSON - Huffington Post
In Pictures: Killings in Cairo - Al Jazeera
Ties With Egypt Army Constrain Washington - Thom SHANKER & Eric SCHMITT - NY Times
Here Are The Top 10 American Corporations Profiting From Egypt's Military - Kyle KIM - Global Post
Journalists Report Being Attacked, Obstructed In Egypt - Committee To Protect Journalists
Beirut Car Bomb Kills 18 in Hezbollah Stronghold - Rana El MOUSSAOUI - AFP
A Rare Meeting With Reclusive Turkish Spiritual Leader Fethullah Gulen - Jamie TARABAY - The Atlantic
The Problem is Authoritarianism, Not Islam - Dani RODRIK - Project Syndicate
Darbeciler Hedeflerine Yürürken!.. - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Ne Kaybedildi? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
An Assyrian Rebuttal To The Kurdish Leader - David William LAZAR - AINA
Aram Dikran Toprağına Kavuşmayı Bekliyor - Bildirge - Nor Zartonk
Kapitalizm Çağında Sınıf Mücadelesi ve Direniş: Latin Amerika Deneyimi - James PETRAS - Feride TEKELİ - Muhalefet.org
Kapitalizmin Krizi ve Demokratik Modernite - Aysel TUĞLUK - Milliyet.com.tr
Gezi Sineması’na Hepimiz Hoş Geldik! - Enis KÖSTEPEN - Altyazı
Cemaatten AKP’ye Serzeniş, Özür, Tehdit: Dökül Ekrem Dumanlı Dökül - Sendika.org
Ters Köşe: Savunanlar’dan Açıklama - Savunanlar Blog
Show Trials On The Bosphorus - Dexter FILKINS - New Yorker
Yasa, Şiddet ve Darbe - Egemen B. BEZCİ - Birikim
Terazisi Yandan Çarklı Adalet Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Bir Zihniyet Olarak ‘Ergenekon’ - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Örgütsel... - İlhan CİHANER - soL
7 Gazete, 1 Genel Yayın Yönetmeni - Bianet
İktidar, Yalan, Tiraj ve Çöküş - Cahit MERVAN - Sêla Sor
FT: Erdoğan Basın Özgürlüğünü Siliyor - BBC Türkçe
Türk Medyasında Karamsar Tablo - Selin GİRİT - İnsan Haber
Toplam Tirajın Yüzde 59’u Hükümet Taraftarı Gazetelerden - Fercan YALINKILIÇ - WSJ Türkiye
Spam Savaşları, Bir Süre Sonra Hepimizin İfade Özgürlüğüne Tehdit Olacak - Özgür UÇKAN - Vagus.TV
Facebook Dükkânı Kürt Siyasetine Kapadı - Ezgi BAŞARAN - Radikal.com.tr
Hack Kültürü ve Hacktivizm E*Kitap - Derleme - Alternatif Bilişim Derneği
Azametli Aptallar - Sakızlı Ohannes Paşa - Sakızlı Ohannes Paşa Blog
Chomsky: My CIA File “Minor Peccadillo” Compared To Today - Natasha LENNARD - Salon.com
Orwell’s Defeats - Kristian WILLIAMS - In These Times
Aslı Erdoğan, Thomas Bernhard, İntiharlar ve Hakaret Virtüözlüğü - Barış YARSEL - BY' Blog
Sana Empati Besledim, 10 Yaşına Girdi! - Haganbey
Palaspandıras Fanzin - Sayı 13 - Issu.com
Afet Durumunda Twitter Kullanma Kılavuzu - Yalnız Değilsin Van

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Terrorism Is Everywhere - Luis Yáñez | México via Start Propaganda

>>>>>Poemé
Arz-ı Hal - Turgut UYAR

Ben de günahkar kullarındanım Allahım...
Bir "Kulhuvallahi" bilirim dualardan,
Bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca,
Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca,
Ama çekmediğim kalmadı sevdalardan.
Ben de günahkar kullarındanım Allahım!...

Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...
Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun.
Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni.
İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini.
Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun.
Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım!...

Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...
Meleklerin sana bunları söylemezler.
Artık, pek yarattığın gibi değil dünya
İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya:
Ne olursun hoşuna gitmediyse eğer,
Yazdıklarıma sakın darılma Allahım!...

Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...
Beş vakit kızlar doluyor camilerine,
Beyaz yaşmaklı, beyaz tenli masum kızlar...
Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar;
Sen tutulmadın mı, içlerinden birine?
Sana bir şey soracağım, affet, Allahım!...

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...
Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca
Sen, bizim için hala o ezeli sırsın.
Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın...
Herkesin kederi, gailesi boyunca.
İşte insanlar bu minval üzre, Allahım!...

Kaynakça: Şiir Akademisi

Sunday, August 11, 2013

Deuss Ex Machina # 461 - The Grief Does Not Speak

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_461_--_הצער שלא מדבר

05 Ağustos 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
a. Human Error - Endure Yourself (Remixed By Mechanoreceptor) (CRL Studios)
s. Human Error - Vacancy (With K-Not) (CRL Studios)
e. Innode - Dedispersion I (Editions Mego)
f. Innode - Gridshifter 05 (Editions Mego)
d. CoH - Aniki (Editions Mego)
x. CoH - Disco Discrete (Editions Mego)
c. Mimetic - So Little Chance (Hymen Records)
m. Mimetic - Cyanure (Hymen Records)
k. Diamond Version - Turn On Tomorrow (Version) (Mute)
l. Diamond Version - Sense of Urgency (Mute)
f. Ultrademon - Dreamo (Rephlex)
v. Ultrademon - The Bayou (Rephlex)

הצער שלא מדבר
(461)
Matem Plastik Dünyamızda Konuşmaya Başlamamıştı!...

Sabit fikirlilik; kederi makus talihi olarak bildirilen halkların, her anı kayıt altında tutulan ettiği sözden attığı adıma kadar kontrol altında tutulmasının önemine kafayı takıp durmuş muktedirliğin, düzen bekçilerinin her anda eylediklerini, üstlendiklerini gözler önüne seren bir toparlayıcı çatının kendisidir. Gün devinirken olan bitenlerin üzerini çizmek yahutta alabildiğince çıkar denilen mesnetsizliğe göre tavır almaların halklar mevzubahisse eğer nasıl bile isteye sahip çıkıldığını anlamlandırabilmek için bir fırsatı teşkil etmektedir. Sabit fikirlilik mefhumu. Sabitliğe bağlandıkça, sabıklaşan fikirler her bulunan fırsatta bir başka neticesizliği, bir başka mesnetsiz tavrı birbirine bir adım daha yaklaştırmaktadır. Sorun mu ne sorunu tecrübesi az biraz da buradan ileri gelmektedir.

Aklın, fikrin ve zikrin deyim uygunsa paramparça edildiği her şeyin unutuş tarlalarına nadasa terk edildiği bir sahanlıkta, işte bu güncellikte bizatihi ortaya çıkan tablonun müsebbibidir "sabit fikirlilik". Düzenin alışılageldik kodlamalarla, biteviye kendisinin bile ikrar etmekten kaçınmadığının sağırlık, umursamazlık menzilinde şekillendirildiği bir güncelliğin özetleyicisidir. Soru ve sorunların değil bambaşka şeylerin üzerinden ilerleyerek, atlayarak, eşik atlanmayacağı bunca afaki ve belirliyken halen en inatla savunulmaz denilen şeylerin arkasında durma zorunluluğuna sahip çıkılmasının kadüklüğüne bir göndermedir sabit fikirlilik.

Çokça ayrışmazımız olması için handiyse dört yandan sarıp sarmalandığımız kıssa olarak durum değerlendirmelerinde siyaset erkanının diline doladığı, yapıp ettiğine harç bellediği söylemlerin yekününde bu ben bilirimciliğin tahakkümünü görebilmek mümkündür. Bunca saklamaya onca gayret gösterilen çabaya, sessizleştirme ve izole etmelere rağmen hakikat kendi çatlağından yaygınlaşmaya devam etmektedir. Görmek, duymak ve anlamak için çabalayanlar için bir başka yolun seceresini çatlağını ya  da yolunu menzile dahil etmektedir. Yaşıyoruz vesselam, korkunun üzerine gittiğimiz haziran direnişinden bu yana belleğimize ahzolmuş, kazınmış, kodlanmış, çokça yerleşik düzenin algısının, kör vicdansızlığının nasıl bile isteye manipüle edildiğini, işe geldiği gibi yorumlandığına şahit yazılıyoruz. Çoğu zaman, her zaman.

Kendi adımlamasının, hareket tecrübesinin bir başka baskı unsurunun öznesi olduğundan bir haberlik ile hemhal adım atarken muktedir ve payandaları ellerindeki tüm imkanlar seferber edilirken ne olacak insanlığımız sorgusuna düşüveriyoruz bir zaman, çoğu zaman. Sabit fikirliliğin illa ki ben haklıyım mahlasının ve bu ızdırabın nasıl kekremsi, hicivden öte bir zulmü ayrıştırmamız eylenmesine çabalanılırken durup sorgulamanın elzemliliğini hatırlıyoruz bir zaman, her zaman. Kanaatler dile getirilirken şüphenin sadece mimli ve bellenmiş olan halka dair şeyler olmasından zerre gocunulmamasının endişesine düşüveriyoruz kimi zaman, çoğu zaman.

Aklın taşıdıklarını değil, gözün gör dediklerini, kulağın işitmesi için yaygınlaştırdıklarının değil tastamam bildik teranelerin birer kere daha yüksek sesle okunmasının, baskılama ve tahakküm mekanizmalarının geleceği üzerine bunca kafa yorulmasının ne hallere koyduğunu idrak etmeye çalışıyoruz ki mevzubahis insanlıksa eğer' bir dolu zaman. Kalıplaştırılmış olan tepkiyi karşılamaların en başta; mübalağasız bir dertleri var herhalde sınırlarından ilerletilirken, hemen arkasına mesaj alındı buyurulurken bir dolu gün sonrasında hem o halkın da kapsayıcısı, birlikteliğine çabalayan olarak sözler sarf edip arkasına, eylül ayında gerçekleştirilebilecek olan seslenişlere yahut en basitinden tepkimelere bile nasıl orantsızca asabi ve sertçe tavır alınacağının duyumsatılmasındaki çetrefilliği saklamayan, hazımsızlıkların bir aradalığına takılıp duruyoruz epey hayli zaman. Kork kork nereye kadar?.

Gün bayramlıktan çoktan çıkmış, etraf taraf bildiğiniz kendi rızkının derdinde basbayağı bir derdine gırtlağına kadar gömülmüşken hazır kimselerin haberi yok diye eylenenlerin, katara eklemlenenlerin bir arada ortaya çıkarttığı resim bütün bu sabit fikirlilik bağlamında nelerin eksik konulmayacağını da bir kere daha teyit etmektedir. Göstermektedir. Centilmenliğe terfii ettirilen kolluk kuvvetlerinin handiyse her yaptıklarının payelik, alkışlık bir duruş olarak duyurma çabasından, kör kör parmağım gözüne tutsak eylenenlerin cezaevlerine varana kadar ve orada yaşadıkları işkence hallerinin bile birer masalmışçasına, sanki sıradan bir şeymiş gibi değerlendirilmesine dairdir bu görmekten kastettiğimiz.

Bir ülke mefhumunda siyaset erkanının alelade değil handiyse bile isteye Haziran direnişinden sonra ortaya çıkan katmanların, ses edenlerin, kendi halkının bir parçası olduğu konusunda bile engin şüphelerinin nasıl körlüklere sabitlenerek, işitmeyeceğiz işe bu darbe planlayıcılarını diye kestirmeden atarak, umursamayarak her günü ne hallere koyduğun utanç vesikasıdır değinmeye çabalandığımız Bunca kıyamet, bir dolu vehamet söz konusu edilmemiş, hiçbir şey olmamış gibi devamlılığın biz işimize bakalım yolunda, bir dolu gündem saptamasının denk getirildiği, duyumsatıldığı bir yamalı bohça hali ivedi bir biçimde kotarıldığı bu yerde bugünlerde esas sorunların farkındalılığına kaç vardır? Daha kaç heder edilecek gün sorusu beraberindedir. Bunun endişesindeyiz işte, hayat vapurlar, bayram seyran güllük elbet gülistanlık ülkemizde!.

Toplumsal katmanların flulaştırıldığı, silikleştirildikçe başımıza çoban kesilenlerin dediklerinin hiç de hayra yorulası şeyler olmadığını idrak ettiğimizden bu yana kendiliğimizden sözcükler ile kurduğumuz yeni yolların, çabaların bütün bu betonarme ile hemhal ettirilmiş kent yüzeylerindeki çatlaklardan dışarıya ve kendi doğrusuna ulaşma gayretindeki engellemeler ve yaftalamalar daha ne kadar sineye çekilmesi lazımdır bu kadar ağır kayıtsızlıkla ağız dolusu boş çenenin huzurunda bunun kıyısındayız. Düşünüp duruyoruz. Tekrar edilip durulanlar doksan yıllık bir cumhuriyet geleneğinin pek çok anlamda akıl ve fikir söz konusu olduğunda nasıl kırmızı çizgilerin ve alarm devrelerinin hemencecik devreye konulduğunu ortaya çıkartan bir başka karşılaşmadır.

Sözünü savunan elbette ki vatandaşlık meselinde bilindik şeyler ile suspus kalmaktan ötesine hareketlenenler her zaman olduğu gibi yeniden düşman edilecektir. Mihrak mihrak diyerek sonunda dönüp dolaşıp, kimi zaman kodlarla anılacak birler, ikiler, üçler, dörtler, beşler ya da alışılageldik tabirle vatan hainleri seceresi, kümeleşiminin yeniden yorumlanmasıdır. Denk getirilip durulanlar o da es kaza bir yerlerde bulunan üç beş satırlık ifşaat neticesinde. Yorulmaksızın sabit fikirliğin getirmiş olduklarını gözardı etmeden ivedilikle sahip çıkılması, biteviye aynı şifasız sesli taaruzların, yazı akar metinlerinden yaygınlaştırılanların ve o kolluk kuvvetlerini pohpohlamaların, yaşanılan kentleri daha da fazla izole etmenin kentin yaşayanları da bir yana doğanın kendisine karşı uygulanan tahakküm ve yıkım ve tahribatın süreğenliliğinin hiç te yabana atılmaması gereken örnekleri karşısında ne yapmalıdır ki hainlik söz konusu edilemesin. Bir daha bahsi açılamasın.

Alışıldık ezberlerden kurtulunduğuna dair tespitlerin hazır uluslararası mecraların gözleri üzerimizdeyken zikredilmekten, alkış kıyamet duyrulmasından bütün bu mefhumun, mevzuatın koca bir masal olarak sınırlı kalmasından öteye varabilmek ne ara mümkün olacaktır. Herkesin hakkını tanzim etmekten yolunu geçtiğini ifade edip duran bir 'muktedir-erk-iktidarın' aralık bırakmaksızın vesayetin tüm yazılı olmayan hallerine sahip çıkması bunca iddia edip durulan demokratikleşme, yeni anayasa yazımı, halkların eşitliği, hakkın zamanında ve eksiksiz tanzimi gibi konularda nasıl da sınıfta kalmaya devam ettiği kendiliğinde ortaya dökülmekteyken nasıl mümkün olacaktır?

Sabit fikirlilik alıp götürürken hepimizi menzilin sonu neresidir bilinmez bir karaşınlığa hayatı savunmak her dilde ve her renkte yalancı dolmasız, masalsız bir hakkaniyet çerçevesinde bizahati refakatinde, yol göstericiliğinde nasıldır? Gel de yaşa!. Her dem tazelenen, eklemeler ve çıkartmaların eksik edilmediği, dönüşümünün ama öyle ama böyle denilerek süreklileştirildiği bir mefhumda hep inanmamız salık verilenlerdendir masallar. Koskocaman yalan, bir dolu tahakküm hep ama hep bir avazda söylenegelen sabıklığın, fikri sabitliğin bir biçimde yenilendiği, bunlar da yenilir yutulur nasılsa denilerek türetilen masallar. Hep o bahisten yola çıkılan, örülen durmadan belleyecek ve itaat edeceksinizler ile bezenen masallar.

Gün deviniyor devinmesine, dönüşüyor başka güne de inandırıldığımız masalların karanlığı, kendine has gölgeleri hemen hiç eksik konulmuyor hayatlarımızdan. Görmek isteyenler için bunca şatafatın kıyısında hakikati cismanileştiriyor eğer tenezzül ederseniz, lütfederseniz bir kerede, bir karede. zorunlu olarak zikredilenlerin, bugün de kısmetinize bunlar çıkmışların paralelinde söz geçersiz bir türetmeye, akıl kullanımından şüpheye düşülesi bir alan ya da ihtisasa sabitlenmeye çalışılıyor. bataklığın tam da ortasındayız. Bu çıkarsamalar, söylencelikler ve uydur kaydır masallarla güllük gülistanlık bir yerdeyiz, mütemadiyen modernleşme basamakları çıkmaya çabalayan yerseniz.

Patavatsızlığın at başı gittiği bir yerde hukuka rahmet, adalete iyi saatte olsunlar, özgürlüklere de güle güle demeye olanca hızla devam ettiriliyoruz bu devlet derslerinde. Masallarla bezenmiş olan devlet tahakkümünün gözetiminde, az değil basbayağı köşeye kıstırılıyoruz. Vasatın yüceltiminde handiyse erk tüm sorumluluğundan feragat etmesine, al gülüm ver gülümlerle, yapılan danışıklı dövüşlerin alayının bir başka utanç vesikası ya da tecrübesi hayatlarımıza dahil ediliyor. Her ne olup bitiyorsa her şey bir mizansenmiş haline dönüştürülüyor. Dert dağ gibiyken kayıtsızlık reçetlendiriliyor işinin ehli, ustaları olduklarını değinmeden geçmeyenlerin açtıkları veçheler ile ettikleri sözlerle beraber.

Asgari müştereğin değil azami tahakkümün (ç)alınan oy yüzdelerine göre düzenlenmesinden her dem olduğu gibi bahislerimiz açılıyor. El hiç korkak kılınmadan sürekli har arttılırılıyor. Söz halkın temsilcisi olması gerken seçilmişlerin değil de üst zümre ile onların payandalarının hakkı olduğuna kıstırılıyor. Azınlığın çoğunluğa baskısını vızgelir tırıs gider diyerek nihayete bağlantılanıyor. Azınlık kim çoğulculuk bahsi kimleri kapsar soruları yanıtsız, her duruma uyar bir ayar verme, had bildirme, kırmızı çizgi uyarıları yineleniyor. Ortak aklın değil, naçar, yaraları derinleştiren, hep muğlak bırakılıp, daima kasteden, hedef tahtasına oturtan, lince korunaksız bırakılan bir halk vs. millet karşılaşmasına, münakaşası adına mevziler geliştiriliyor. Aralıksız nefessiz.

Her açılan gedik bir öncesinde sanki hiçbir şey olmamış, sanki ucu dokunmamış fecaat eylenmemiş gibi daha derin felaketleri beraberinde güne taşıyor. Dün öyleydi bugün böyle bahsinde hem rövanşist bir tavır  hem de birebir patriyarkal yönetim kaidelerine sımsıkı tutunuluyor. Meseller güncede birikip dururken masal okumalar, yeni yorumlamalar birbirlerini takip ediyor. Hemen her şeyi birbirinden ayrıştırarak, yeni fay kırıklarının "insan" eliyle kotarılmasının önü açılıyor. Dert nedir problemi bizatihi bu yapılanlar vesair tavır almalar, edilgen umursamaz görünürken bizzat hayatlara kastedişler ve bir dolu lafazanlık, bu süreçte taça çıkartılanlar oluyor. Tekrar soralım dert nedir?

Anlık ya da rastlantısal değil hesabı kitabı bayağı yapılıp edilen kotarılan veçheler birbiri ardına utanç vesikaları haline dönüştürülüyor. Yük azmış gibi yepyeni sınamalar, kodlamalar, had bildirmeler, tavır almalar katara ekleniyor. Yükü sırtlandığımız küfe iyice ağırlaştırılıyor. Düşünme edimi tarumar, söz söyleme gereksinimi önemsiz, hakkını savunmak çıkıntılık, adalet beklentisi ve talebi için irade ortaya koymak marjinallik vesair tanımlandırmalar bol kepçe yaftalamalar yükümüz eyleniyor. Ne eksik ne fazla. Biyopolitik veçhelerin de değerlendirilmesi ile kapitalist egemenliğin bugünlerinde en yoğun taaruzları arasında kaldığımızı yineleyebilmek, notunu düşmek farzdır.

Kesintisiz bir biçimde gündem heyhulasında ortaya dökülenler esas resimde hem bu tavrı hem de yanı başında iyice semirtilen tahakkümü kıssadan paylaşmakta ve kanıt kanıt diye dolaşmaktan helak olanlara ifşaa etmektedir. Görmek masalların geçer akçe kılındığı bir zamanda erkin herkese karşı üstünlüğünü kırıcı cümleleri, hakir ve aşağıda görmeye alışkınlığını kanıtını oluşturan meramlarının aymazlığında, mevzisini genişletmeye devam ettiği bir yerde tüm şartlanmışlıklara karşı sözü ortaklaştırmak ne zaman mümkünatlar dahilinde söz konusu edilebilecektir? Tecrübe ettirilmeye devam edilen masallar bunca kabusa kesmişken üstelik.

Demokrasi, demokratikleşme makamında eylenenlerden, hemen dibinde kotarılan adaletin yandı bitti kül oldulara evrilmesi, dönüştürülmesindeki alelaceleciliğe, pejmürdeliğin ve kokuşmuşluğun sanki hiçbir şey yokmuş gibi üstten üstten geçiştirilmesi çabasına kadar bir dolu kabus, bir dolu tahakkümdür bahsedilesi Her sorunun, sorgunun, tahlilin karşısına acabalardan komplo teorilerinin birbiri ardına sahip çıkma gayretkeşliğindeki yarışa duymuyoruz işitmiyoruz heyheylenmesinedir sözümüz. Yeter artık. Can alıcı sorunlar, tenkit edilip her dem hizaya çekilmeye çalışılan halk elinden, dilinden uyarılarını yinelemeye devam ederken buralarda kuzey ormanlarının 3. köprü için talanından, gülsuyu'nda çetelerin halka saldırılarının akibeti bunca ortada iken sorgulanası olanlara sıra ne zaman gelecektir? Bunların derdindeyiz.

Boyuna ifşaa olurken kayda düşülürken. Devletin gözetiminde katledilen Ali İsmail Korkmaz'ın ortaya çıkan hakikatin ve beraberindeki yok edilen kayıtların refakatinde hangi vicdana sığar bilinmez Eskişehir valisi'nin şükür ki siviller çıktı yollu seslenişinin yaralayıcılığını sorgulayabilmenin sırası ne zaman gelecektir? Hangi zamanda! Behemehal günlerdir hayata tutunmaya çalışan Berkin Elvan'ın örgüt üyeliği için ortaya atılan tespit tutanakları, uydur kaydır notlardan mürekkep bir vavelyanın süreklileştirilmesi, halkın bilincine işlenme ediminin günahı ne yana konulacaktır? Yetmedi mi eylediğiniz. Devletualinin elindeki kandan irinden ve ırkçı dilden kurtulmasının bir şafağı sökün edecek midir? Yoksa her şey bildiğiniz gibi tencere tava hep aynı havada mı kalacaktır başvezirin lügatından alıntılarsak! Nedir, nicedir?

Her şey ortalıkta hiçbir ilaveye gerek bıraktırmayacak bir biçimde aleniyette kotarılırken durup da düşünmek, hayatlarımızı kabusların prangasından kurtarabilmek için gereksinimiz olandır. Kodlamalardan, yaftalamalardan, had bildirimlerinden, yedirtmeyeceğizlerden, bir dolu benzeş sözcükten ibaret bu ülkede dört yanı uyarı, ikaz ve tehditlerle donatılmışken her an birlikte sorgulamalıyız. Her şeyin kontrol altında tutulduğu, bırakın anı, hayatın devamlılığının bile mücadeleyle sözkonusu edilebildiği, haziran direnişinden bu yanaysa kesin ve teyitli olan bu yerde tahakküme karşı halkların kelamlıdır önemsenmesi acil olan. Üzerinde ortaklaşmamız gereken zemin. Erk, muktedir-iktidar kendi bildiğinden zerre şaşmazken hep daha fazla masallarla kafa karıştırırken, gündemi karmaşa ile ikame ederken asgari müştereğimizdir sahip çıkmamız gereken zemin.

Duyarak, görerek, hafızaya kaydederek bir daha unutmamak için, bir daha tuzaklara düşmemek el aman feryatlarına kayıtsız kalmamak için. Hayatlarımız için. Erkçe bir yandan ezberlenmiş, bir örnekleştirilmiş tepkimeler düzülüp duruluyor. Methiyeden yergiye hep vasat olanla can yakması için bile isteye sayılıp saydırılıp dökülüyor. Allem edip kallem edip inatla hayat diyenlere iş bu cehennemi yurt tahayyülü, gezi'de gördüğümüz, deneyimlediğimiz öz / hakkaniyet lime lime ediliyor. Boşa çıkartılmaya çalışılıyor. Orası hayaldi ve bir masaldı bitti geçti denilerek bir kerede, otuz iki kısım tekmili birden avaz avaz her ekrandan duyumsatılıyor.

Şunu yapma bunu deme böyle tavır alma asla o şekilde kalkışma, nefes al ama yaşama!. Emirler gözetiminde yaşayın deniliyor işte. Masalların, penguenlerin ve bir dolu manipülasyonun bağrında tam da dibinde yol nereye sorusu mıhlanıyor kafamıza. Hiç eksik değilken ayrışmazımız oluyor işte!. Bir Ceylanpınar'da bir Rojava'da bir Lazkiye'de bir akıldan çıkmayacak olan Roboski'de bir Gazi'de ve her yerde.  Her yerde. Sokakta gördüğümüz, deneyimlediğimiz ile ezberlerden kurtulmuşken, korkuların yükseltilmesi, bu cepheden yol kat edilmesi kör inadının gözetimi altındayken hep birlikte halklar olarak ne yapmalı ve ne etmeli ki düş değildi o yaşadığımız günler olduğunu kanıtlayabilelim. Unutmayacağımızı kanıtlayabilelim. Ne yapmalı..

>>>>>Bildirgeç
Benim Vatanım İnsandır - Deniz SAL - Solukbeniz.com*

Deveye sormuşlar neren eğri diye, horoz da demiş ki ben fantezi canlısıyım abe, icraatıma bakar, kârı ön planda tutar zarar kısmına girmem demiş.. Karıncayı biliyorsunuz zaten ,tam proleter…

Evet sevgili günlük gazete okuyucuları ve Haydar Dümen fanatikleri; ne yazık ki “ulusun kaderini tayin hakkını , tahin helvası sanan bazı siyaset kirleticiler fantezinin dibine vurup,  dedikten sonra aşağıdaki paragrafa sözü bırakıyorum…

Gezi’de ergenekoncu ve ulusalcı veya darbe heveslisi var mıydı yok muydu bilmek için ; “Anadilde eğitimi sorun”… Sonra da mesafe kısmının ne olduğunu anlamak istemeyenler kimlermiş el kaldırmadan sözlü anlayın.. Hemen zıplayıp “ ne yani Gezi Direnişini kırmaya mı çalışıyorsun” diyen olacak.. Cevap veriyorum; “hayır herkes yerini bilsin istiyorum”…

……………………

Zamansız sorular savuruyor olabilirim ama şimdi sormayacaksam ne zaman sorucağım?

 Koltuğundan olan basın mensuplarının şimdiye kadar neden o koltukta oturduğu sorulmasın mı ? bu sorumu şimdi işinden olan basın mensuplarının işinden olmasını tasvip mi ediyorsun manasına yormak isteyen sevgili kardeşlerime derim ki; “ hayır sadece baskı şimdi varmış gibi yapma panpa”…

…………………………………….

Resmiyet aleminden  insan alemine geçişin zor olduğu bu yegane zaman diliminde Mars’ta hayat var mı diye tartışılırken  söylemleri ile bu dünyada yaşamadığını , Mars değil de  cehennemin dibinde ikametgahı olmasına rağmen bu garip dünyada yaşayanların hayatını cehennem ambiyansına çeviren ,Tiran koltuğunda çekirdek çıtlattıp paraya para diyen zalimlerin toprak parçasında  beşeriyete karışması vicdanı amansız acılara yollamak gibi bir şeydir , inançları dükkana çevirenler…

Devrimin coğrafyasına göre adlandırıldığı popülist politik yaşam alanında Rojava’ da yani Batı Kürdistan’da , yaw tamam düzeltiyorum Suriye’nin kuzeyi , Türkiye’nin güneyi, Irak’ın kuzeybatısı  olan coğrafyada halk kendi öz savunma mekanizmasını oluşturmuş kendi toprağında kendi gibi yaşamak adına mücadele ederken, dünyanın yada Türkiye’nin her hangi bir yerinde birileri ( bu birileri aslında ayrışan , iktidar hevesli gruplardan oluşur, lakin “Kürt” kelimesi tek başına bunları “bir” yapabiliyor) ahkam kesip oradaki insanları görmezden gelip yok saymak için uluslararası katillere bile göz kırpabiliyor..

Misal sınırdan geçen adamın cebine harçlığını ve silahını bırakanlar ne hikmetse masum çocukları ve kadınları öldüren bu çetelere tepki göstermek isteyenlere Ceylanpınar ‘da  sistemin  değişmediğini en klasik şiddetiyle göstermeye devam ediyor.. Bu ileri demokrasi icraatlarına bir de sınırdan geçirilmeyen yardım tırlarını eklersek , sonrada Ceylanpınar yolunda arabaya şiddet uygulayan polis ve jandarmayı eklersek ne kalıyor elimizde ?

Benim vatanım insandır……Masum insanlara kıymayın efendiler…

Rojava’da, Lazikiye’de  ölen çocukları  görmeyen medyamız mübarek ay nedeni ile ana haberde attığı yalanlardan sonra hocalar eşliğinde sevap point kazanacağını sanarken , savaşa nasıl benzin taşırım modundalar…

Kim ne derse desin , kim ne taşırsa taşısın, kim görmezden gelirse gelsin ROJAVA HALKI DEVRİMİ selamlayacak…

………………………………………………………………………………………….

-Baba o kadının karnı neden şiş?

- Karnında bebek var da ondan şiş..

-Bebeği kim koymuş oraya peki?

-Leylekler yavrum

-Bütün çocuklarımı leylekler bırakır baba?

-evet yavrum

- O zaman benim babam bir leylek ..Sen git babam gelsin .eeeeee ( çocuk ağlama konusunda haklı)

………………………………………………………………………………………….

“Benim  Kabem insandır”  diyen bir inanç sistemini sadece tek kişiyi sevmeyle analiz etmeye çalışanlar 4×4 lük Alevi olmayı başarmışlar .. Ama şimdi bunu söyleyen de haklı.. Aleviler içinde “Alevi olmayı” Cemevi işletme olarak anlayan ve bu ticari mekanın cami ile aynı binaya taşımayı düşünen insanların ; kılıçla yok edilmemiş bir inancı 30 yılda nasıl devlet eliyle asimile ettiklerini çok iyi biliyoruz. Dertleri Aleviler adına televizyon, radyo, vakıf, dernek  işletmek olarak görünen  ama asıl derdin “Türk İslam”  jargonuna Alevileri getirmek olduğunu okunan bu projeyi  bir Alevi olarak çok iyi biliyorum….

………………………………………………………

Sizler kızlı erkekli merdivenler çıkarken elin oğlu bir kat merdivende 3 çocuk yapma peşinde.. siz daha uyuyun, teeehooo mala min  xirabo…

…….. ……………………………………..

Ergenekon davası hükümsüzdür diyorlar.. Hayır yetersizidir ;çünkü sanıkların büyük bir kısmı gerçek suçlarından yani faili meçhullerden, köy yakmalardan, asit kuyularından, işkencelerden ceza almadı…13 yaşında öldürülen bir çocuğun cesedi  18 yıl sonra bulunuyorsa  ve Hukuk çoğu zaman Fırat’ın  ötesine geçemiyorsa ve geçmemişse ve yine geçirilmemişse olanları sorgulamak için geç olabilir ama düzeltmek için daha zamanımız var, Yeter ki  resmi tarih dışında yazılan gerçekleri anla…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün kerameti ifşaatın sınırlarındadır. İfşaa olundukça, rehavetle karşılanan bir anda kaynayıp giden nice dert anlaşılır kılınacaktır. Deniz SAL'ın Solukbeniz.com için kaleme aldığı Benim Vatanım İnsandır makalesi de bu bağlamda değerlendirilmesini salık vereceğimiz bir okumayı sağlıyor. Bildiklerimizden emin olduklarımızdan gayrı hangi şeylerden halen bir haber konulduğumuz, taraf olmanın ne olduğunun çözümlemesi için salık vereceğimiz metni SAL ve Solukbeniz.com'un anlayışlarına binaen sizlerle paylaşıyoruz.


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Belgesel: Ağlama Anne, Güzel Yerdeyim - Ümit KIVANÇ
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Poz Vermenin Dayanılmaz Cazibesi - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Evlatlarımız Eksik! - Tamer Arda ERŞİN / Ercan KARAKAY / Metin AKARSU - Evrensel
Gülmek Hepimize Yakışıncaya Dek - Berfin AZDAL - Bianet
Benim Vatanım İnsandır - Deniz SAL - Solukbeniz.com
Direnişlerin Kardeşliğinden Halkların Kardeşliğine - Erhan DEMİRCİOĞLU - Birikim
George Orwell: “Totalitarizm, Bir İnanç Çağından Çok Bir Şizofreni Çağı Vaat Eder” - Futuristika
54 Gündür Yoğun Bakımda Olan Berkin Elvan'ın Ailesi Umutlu - Başka Haber
Polis, Son Tekmeyi Attı ve Öldürdü: Ali İsmail'i Böyle Öldürdüler - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Mektup
Abdullah Cömert’in Abisi: Devletle Aramıza Kan Girdi - Muhalefet.org
Mezar Başında Acı Bayram - Burcu KARAKAŞ - Milliyet.com.tr
Yeni Ethem'lerle Yürüyeceğiz! - Alınteri
Anti Kapitalist Müslümanlar: Allah Bizi Affetsin! - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
Erdoğan Bayramlık Ağzını Açtı: “Had Bilmeyenlere Hadlerini Bildiririz” - Sendika.org
6 Ways Turkish Authorities Are Cracking Down On Dissent - Howard EISSENSTAT - Amnesty Int'l Usa
Lafı Dolandırmadan Yokuşa Sürmeden! - İhsan ÇARALAN - Evrensel
Müstesna Günleriniz Mundar Oldu Memnunum - bANDiSTA - Tayfa Bandista
Mutluluk Rüyası Görmek - Ömer MADRA - Açık Radyo
Duvarları Griye Boyuyorsunuz, Mucit Yok Diyorsunuz... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
A Conversation: Turkey, Gezi And Erdogan -  intlcritique - An International Critique
Gezi’nin Geleceği Varmış Diyorlar - Kadri GÜRSEL - Milliyet.com.tr
“Mesele”yi Anlama Kılavuzu! Ya da Gezi’deki Çevreci Gençlere Yapılanlar! - Deniz ATAM - DA' Blog
Güzel Yara - Bülent USTA - Birgün
Bir Toplumsal Hareket Olarak Gezi - 1 - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Voices From Turkey’s #OccupyGezi Movement via Yes Magazine
For A Bunch Of Trees: Graphic Diary From The Streets Of Istanbul - Özgür ERMAN - Risha Project
Yat Kalk Gezi'ye Dua Et Başbakan - Murat Serdar ARSLANTÜRK - Radikal.Blog
Yergu (İki) - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Bu Devlete Dekoder Lazım! - Ali Duran TOPUZ - Utay
Türkiye'nin Şifreleri: 1, 2, 3 - Orhan Kemal CENGİZ - Radikal.com.tr
"Soy Kodu" Fişlemesi: Rumlar 1, Ermeniler 2, Yahudiler 3 - Marksist.org
“Bu Kitabı Öfke ve Utançla Yazdım” - Sibel ORAL - Radikal.Kitap
Times: Türkiye'de Derin Devletin İslamî Modeli - BBC Türkçe
Gündemin Dümeni Kimin Elinde? - Onur YAZICIOĞLU - BiaMag
DSİP-TGB - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Gezi’den Sonra “Hukuk” ve “Siyaset” - Kaçakkova - Mutlak Töz
“Mağdur” Edebiyatları - Alınteri
Olması Gereken Oldu... - Rıdvan TURAN - SDP
Ergenekon Davasının, Normalleşmenin, Demokratikleşmenin Başlangıcı Olabilmesi İçin Mücadeleye Devam! - Sevil TURAN - Arif Ali CANGI - YVSGP
‘Faili Meçhuller’ AKP’nin Umurunda Bile Değil! - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
İsimsiz Mezarlarda 'Kimsesizler' Uzanıyor Yan Yana - Yıldız TAR - ETHA
İdamımızı İstediniz..! - Avukat Ebru TİMTİK - Çağdaş Hukuçular Derneği
Gökdelenlerin Gölgesindeki Direnişin Sesi: Kazova - Melis TANTAN - Sendika.org
Kazova İşçileri: 40 Gündür Açız - Kazova Tekstil İşçileri - Halkın Sesi
Taşeron Sistemi Enerji İşçisi Murat Göçmen’in Canını Aldı - Sendika.org
Akp ve Memur-Sen Kamu Emekçilerine Karşı Bir Gecede Uzlaştı! - Kesk.org.tr
Forumlarda Neler Oluyor? - Gelecek Gazetesi
Gülsuyu’nda Çeteler Halka Saldırdı - Sol Defter
Yedikule Bostanları Üzerine Taleplerimiz - Yedikule Bostanlarını Koruma Girişimi - Birgün
Bostan Saldırganı Fatih Belediyesi Basın Danışmanı Çıktı! - Elif İNCE - Radikal.com.tr
15-18. Yüzyıllarda Yedikule Bostanları - Ecem SARIÇAYIR - Arkitera.com
Forumlardan Mahalle Meclislerine Sıçramak - Bülent UYGUNER - Bianet
10 Soruda 3.Köprü - Kuzey Ormanları Savunması
Turkey Appoints New Military Commanders As Government Asserts Control - Jorge BENITEZ - Atlantic Council
4 Aselsan Mühendisi 'Telekinezi' ile İntihara Mı Sürüklendi? - Radikal.com.tr
Bir Başka Sendrom: AB’de Sonbahar Sendromu - Stefo BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Reyhanlı Belgelerini 'Kalı' Sızdırmadı - Hürriyet.com.tr
'Şerzan'ın Katili Meslekten Atılsın' - İsmail SAYMAZ - Radikal.com.tr
Kanser Hastası Tutuklu Kemal Avcı İçin Çağrı: “Bir Tutsağın Daha Öldürülmesine İzin Vermeyelim” - Görülmüştür.org
İngiltere’nin Paravan Kuruluşu: İHH - Lekolin
KCK'nin Kadın Eşbaşkanı: Hüseyin Aygün Derin Devletin Adamı! - Müjgan HALİS - Demokrat Haber
Turkey's Jihadi Dilemma - Soner ÇAĞAPTAY & Aaron Y. ZELIN - The Washington Institute For Near East Policy
Rojava Nedir, Ne Değildir, Orada Neler Oluyor? - Amed DİCLE - ANF
Rojava Devrimi ve Gezi Direnişi’nin Kaderi  - Demir KÜÇÜKAYDIN - Demir'den Kapılar
Rojava'da Yaşanan Kürt Katliamına İlişkin Basın Açıklaması - Şırnak Barosu
Rojava'da Yaşanan Savaş ve Savaştan Etkilenen Ceylanpınar Halkının Yaşadığı Mağduriyete İlişkin Araştırma ve İnceleme Raporu - İHD
Massacre In West Kurdistan - Batı Kürdistan Da Katliam Var - Amed News
Militants Kill 450 Kurdish Civilians In Northern Syria - Press TV
Al Aan TV Çalışanı @jenanmoussa'nın YPG Sözcüsü ile Yaptığı Anlık Söyleşi @radikaldemokrat'ın Çevirisiyle - Yeni Yüzyıl
Suriye: İnsanlığımızdan Utanmalıyız - Yüksel TAŞKIN - Taraf
Car Bombs Kill Nearly 80 In Iraq, Target Eid Festivities - Reuters
Egyptian Military Opens New Chapter Of Fear - Ahmed MAHER - The Washington Post
E.A. Davası 3 Eylül’de Başlıyor - ANF
Tecavüzcülerin Adaleti - Jeniffer Rachel DADYAN - Nor Zartonk
Gezi’nin Başörtülü Kadınlarla İmtihanı veya Türkiye’de “Beyaz Feminizm”e Bir Bakış - Hkubra - 5 Harfliler
‘Eşcinsellik Propagandası’ Yasağının Sıradaki Durağı Ermenistan! - Ömer AKPINAR - KaosGL
Armenia To Ban Promotion Of Gay and Lesbian Sexual Relationships - Andrew POTTS - GaystarNews
Yargıtay ''Genç Bir Don Juan'ın Maceraları''nı Müstehcen Buldu, Yayıncı ve Çevirmene 10 Yıla Kadar Hapis İstedi - Başka Haber
From Workers Autonomy To Social Autonomy: The Experience of Socialisme Ou Barbarie. An Interview With Daniel Blanchard - Amador Fernández-SAVATER - Libcom.org
Surveillance, Sousveillance And PRISM - An Op-Ed For Die Zeit - Ethan ZUCKERMAN - My Heart’s In Accra
R.T.E Kararlı: Türkiye ‘Mısır’ Değil, ‘Çizilmiş Kestane’ Olacak! - Mert Ali BAŞARIR - Evrensel
Plea For A Constitutionalization Of International Law - Jürgen HABERMAS - XXIII World Congress Of Philosophy
F-Tipi, Mernis ve İnternet: Hapishanenin İçi Ve Dışı - Ulus BAKER - Körotonomedya
#direninternet – İzlem GÖZÜKELEŞ - Politeknik
Politik Şiir Üzerine - Ulaş KARADAĞ - SozialFrag
Bin Kere Hayır! - Bahia SHEBAB - Viral Mecmua
La Via Campesina’nın Yeni İnsan Hakları için Mücadelesi - Priscilla CLAEYS - Karabasan
Samatya Kaçamakları - Yusuf ATUĞ - Süryaniler.com

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Together We Stand, Divided We Fall - #occupygezi - Gökçen TUNÇ

>>>>>Poemé
mitos, dağıl, toz - lale müldür

depremler
şeylerin alanında ne ise
kelimeler
şiir alanında artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

ve insanlar
senin kemiklerinden
hep aşk tılsımları yaptılar

şair
insanların gözünde ne ise
insanlar
şairin gözünde artık o
şairler artık hep mitos, dağıl, toz

tanıdın sen dokunuşların
kelimelere dönüştüğü yeri
pembe küfünden acıların
tanıdığın yüreğini
sen istemesen de seni kullandılar
duygusallıkta belirleyip farkını
kişisel bir hüzne soyutladılar
bak ölüm perendesi atmakta artık onlar

artık silkin sen pörsümüş derinden
ıslak cevizler gibi yenile kendini
buzlu sularından tanı asıl yüreğini
yok et, yok et kendini
ki şiir bir kez daha doğsun külünden

ve insanlar
senin kemiklerinden
söz ve suskunun en üst bireşimini yaratsınlar

Kaynakça: Piktobet