Sunday, September 29, 2013

Deuss Ex Machina # 467 - unity is brought about by force

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_467_--_unity is brought about by force

23 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ryuichi Sakamoto + Taylor Deupree - Ghost Road (12k)
2. Ryuichi Sakamoto + Taylor Deupree - Frozen Fountain (12k)
3. Banabila & Machinefabriek - Rain Painting (Tapu Records-Lumberton Trading Company)
4. Banabila & Machinefabriek - Narita (Tapu Records-Lumberton Trading Company)
5. Arve Henriksen - Portal (Rune Grammofon)
6. Arve Henriksen - Saraswati (Rune Grammofon)
7. Ezechiel Pailhès - Divine (Circus Company)
8. Ezechiel Pailhès - Under The Lake (Circus Company)
9. Lawrence - Kurama (Dial)
10. Lawrence - Angels At Night (Dial)

unity is brought about by force
(467)

Düşünmek İçin Paket Mi Lazım!..

"Demokrasi, karar almak için (ki gerçekleştiği ender görülür) bir öneride bulunmaktır; seçim kampanyalarıyla pek bir ilişkisi yoktur. Demokrasi, siyasi kararların yönetilenlere danışıldıktan ve onların fikri alındıktan sonra verileceği vaadinde bulunur. Bunun gerçekleşmesi için yönetilenlerin, söz konusu meseleler hakkında yeterince bilgilendirilmesi, karar mercilerinin onları can kulağıyla dinleyecek ve önerilerini dikkate alacak yetenekte olması gerekmektedir. Demokrasi, iki seçenek arasında tercihte bulunma "özgürlüğü", kamuoyu araştırmalarının yayınlanması ya da insanların istatistiklere tıkıştırılması ile karıştırılmamalıdır. Bunlar demokrasinin sahte göstergeleridir.

Bugün gezegenimizde giderek daha ağır bir şekilde çekilen gereksiz acıların sebebi olan en hayati kararlar, kimseye açıkça danışılmadan ya da kimsenin dahli olmaksızın, tek taraflı olarak alınmaktadır.

Gerek askeri, gerekse iktisadi stratejistler medyanın hayati bir rol oynadığının artık farkında – halihazırdaki düşmanı bertaraf etmekten ziyade isyanları, protestoları ya da firarları önlemede. Herhangi bir despotun medyayı yönlendirme çabası korkularının ifadesinden başka bir şey değildir. Günümüzün despotu ise dünyanın içine düştüğü çaresizliğin korkusuyla yaşıyor. Öylesine derin bir korku ki bu, çaresizlik sıfatı –tehlikeli anlamına gelmedikçe– kullanılmıyor." John BERGER - Kıymetini Bil Herşeyin Kitabı - Neredeyiz? Bölümünden.. 

Soluklaşan bir resmin hep aynı yörüngesinden, hep görünmeyeninden her şart ve koşulda halının altına süpürüleninden bahsedermiş gibi buluyoruz kendimizi. Naçar konulan, biçar bırakılan, nadasa terk edilenin neredeyse yıllar yılıdır değişmezliğini tescil eden bir vesikadan bir diğer vesikaya arşınlıyoruz. Utanç vesikaları boylu boyunca yanı başımızda serpilip büyütülürken eylenen kötülükler normal olan gibi atfedilip de gözümüzün önünde yinelenirken sanki yetersiz kalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Yetişemeyeceğiz gibi bir endişe hasıl oluyor. Yetişip de bunca kötülüğün eylendiği bir yerde dur artık demenin nasıl bir şey olduğu, olabileceğini unuturuz diye korkuyoruz. Kim bilir yarın neler getirecek diye beklerken, düşünüp taşınırken, belki nefes alırken boynumuza geçirilen / geçirilecek yeni sicimlerin hangi mesnetsizlikler ile örüleceğini bildiğimizden, az çok fark ettiğimizden endişe bir hal tavır olmaktan öte ayrışmazımız haline dönüşüyor.

Bu yerde, bu zaman diliminde yani şimdi eylenenler topyekün bir karede rastladıklarımız Berger'den aldığımız, notun derinlerine işlemiş olan parametreleri görebilmenin gerekliliğini hatırlatıyor. Tasvir olunanlar ile gerçekliğin nasıl birbirlerinin sınırlarını çoktan geçtiğini, hemhal olduğunu biz sıradan olanlar için bu karar alma mekanizmalarının nasıl aleyhimize şekillendirildiğini ve bunun adının halen demokrasi olarak savlanageldiğini yineleyen bir bildirgeç karşımızda duruyor. Yaşam zorunlu kılınmış tecrübelerden ibaret bir şema olup dönüp dolaşılıp yinelenesi tavırlardan ibaret bir şeye indirgenip, sıkış tıkış daraltılırken bir kere daha düşünmelidir yol nereye çıkacak diyerek. Her dem yaptığımız sorguların işitilebilirliği değil bambaşka şeylerle yolu kestirilmekte olan yadsınmasının, olmayan bahislerin gündeliğin gereği kabilinden gündeme dahil edildiği bir yerde asgari müştereğin her ne olduğunu hatırlayanımız var mıdır? Hala kalmış mıdır?

O yaraların bunca aralıksız çoğaltıldığı yerde yaşadığımız kara parçasında ya sonrası demek için daha ne gerekmektedir. Nasıl bir fecaat bütün bu bahislerin birbiri ardına sıralandığı gündeliklik içerisinde seslendirilirken ara vermeksizin bir şeylerin tersine gittiğine nihayet uyandıracaktır. Az buz değil, latife olsun diye değil mübalağa hiç değilken kötülüğün sirayet ettiği alan, anlık değişimlerle her yeri kapsamı altına alırken düşünmek bu kadar zor mudur? Düşününce günaha mı girilmektedir, nedir allasen? Yordam derman bulabilmek için sözü işitmekten, ortaklaştırmaktan geçmekteyken halen şüphelere rehin kalınmasının, akıl tutulmalarının ve daha pek çok etmenin sağlayabileceği yegane şey sabitliğin artmasıdır. Kör kuyular dediğimiz şeyin, bataklık olarak adlandırdığımız meselenin özü her yeri kapsamasıdır. Her hücremizi işgal etmesidir. Dün o olmaz bugün bu yapılmaz denilirken, yapılan edilenler, söze katılanlar, on bir yılda peyderpey gerçeklik olarak tasvir olunanlar, cismanileştirilenler bütün bu anlatımı özetleyecek olandır.

Bütün bu satırlar vasıtası ile kurmaya çalıştığımız hasbıhalde meramın ne olduğunu ortaya çıkartacaktır. Görmek için imtina etmeden, yadsımadan, amalar ve fakatlara denk düşmeden, üşenmeden, yılmadan, sözü savunabilmek bu çağrı silsilesi ile yeni bir tahayyüle ulaşabilmek muktedir düzeninde gerçeğin ne olduğunu sorgulamaktan geçmektedir. Anlatılanlar ile yaşananın arasındaki farkın özniteliğini keşfederek, umursayarak, çuvaldızın ucunu ete batmasına gerek olmadan hissederek, önemseyerek mümkün olacak bir meseledir. Üstünlük taslayan bir kuram değildir. Her nerede ve hangi şartlarda yaşadığımızın, malumun ilamı içindir. Ortak tahayyülün çıkartabileceği şey ülkeye özgü bir durum değildir. Demokrasi denilegelenin, o edimin hangi hallerde olduğunu da pekiştirecek bir sonuca ulaştıracaktır. Janjanlı paketlemeler, bir dolu boş sözle avaz koşulanları yan yana dizdiğimizde haddizatında nerede olduğumuz ve ne halde olduğumuz anlaşılacaktır. Anlamlandırılabilecektir.

Fakatlara girişilmeksizin ülke dediğimizin kolluk kuvveti olarak istihdam edilmiş şüphelerinin asla tükenmeyeceğinin, şiddetlerinin asla kesilmeyeceği, nefretlerinin asla körelmeyeceği artık alenen ifşaa olunan bir makama terkinin -hepimiz için önümüzdeki günleri nasıl bir korku deryasına evireceğinin tamı tamına eksiksiz bir okumasını ortaya çıkartacaktır. İçerisi ile dışarısının arasındaki farkın minimumla sabitlenerek kotarıldığı bir cezaevi "opsiyonel"imiz kılınmaktadır. Budur. İstenilen tasvirler, istenildiği kadar laf ediledurulsun ortaya çıkan görünen esas resim bu tahrifatçılığın aralıksız düzenlemelerinden ibarettir. Paketlerle sunulacak olanın behemehal devreye konulacak olan önlemlerin, daha müreffeh daha özgür bir yer daha çok söze karışılan bir yer değil, tam tersine atfedildiği gibi cezaevi özelliğini koruyan bir yurt tahayyülüne prangalanmasıdır amaçlanan.

Devlet dediğimiz hiçbir zaman halkın sözünün sesinin yahutta derdinin aslında ne olduğuna kafa yormayan bir mekanizmaydı. Halkla pek de yüz göz olunmayan, seçim süreçleri haricinde pek de itibar edilmeyen bir doğrultuda yönü şekillendirilmekteydi. Geldiğimiz bugünkü seviye, sözüm ona dün ile hesaplaşmaya girişildiği duyurulan erk-muktedir-iktidarın ol bahiste dem vurulanlar ile kendini yeniden harman etmesidir. İçselleştirmesidir. Topyekün tek kelimeyle anlatabilmek yaşadığımızın neye tekabül ettiğini sanırız bu bahis bile yeterli gelecektir. Durmaksızın aynı sözcüklerin, yazı akarlardan geçip duran büyük vecizlerin spotlar, kameraların kayıt ışıkları söndükten sonra hiçbir şeye dönüşmeyen ulaşmayan, ilerlemeyen hali bunu daha da pekiştirecektir. Adaletin beton bloklarda işitilmez, anlaşılmaz bir mesel haline dönüştürülmesini de ilave edebiliriz. O soğuk yapılar içerisinde, dünyanın en kadük halinin ince işçilikli seremonileri, trajediyi ortaya çıkartacak müsamereler sahnelenmektedir çünkü.

Devlet eliyle açılmış yaraların yapılmış kıyamların nice tecavüzün hesabının hiç sorulmadığı meskenlere dönüşmektedir çünkü beton grisi kalıtlar. Ya da emeğin haddizatında kalakaldığı hallerde görünenler bir şeylere uyandıracaktır bir ihtimal. Türk Hava Yolları emekçilerinden Kardelen Tekstil, Aksa, Feniş, Hey Tekstil vd. gibi pek çok mücadele noktasında haklarını talep edenlere reva görülenler zulmü meydana çıkartmaktadır. Eğer yan çizmezseniz. İfade özgürlüğünün topyekün yalan edildiği bir yurt dahilinde bir tabii ki hakların tam ve noksansız tanzimi bir ütopya kalmaya devam edecektir. Devletualimiz ne biliyorsa, ne eyliyorsa en iyisini yaptığından! sürekli olarak "sözde" takısını kullanarak her şeyi, her yeri, her bireyi fişlemekte bir kötü ya da fenalık görmemektedir. Sorgulamaların birbiri ardına gerçekleştirilmesi ses çıkartılması demokrasinin olağanıdır çoğu zaman.

Bahsettikleri bu sınırlı cümleler dahilinde deneyimledikleri savundukları yahutta önemsedikleri maalesef yurt sınırlarında değil yurt dışında caka satmak için kotarılan pespaye lügat parçalamalarındandır. İşin orası kesin ve teyitli bilgidir. Basit suallerin, neticesinde hepimizi etkisi altında tutma kısmını zor kullanarak ceberrut devlet aklına sahip çıkarak kotarıldığı bir yerde ileri demokrasinin demokratikleşme pakedi de bütün bu handikapları gözardı etmeyecek birlik ve bütünlüğümüzü hiç bozmayacak şamarların / pardon düzenlemelerin ardı arkasına icraasını mümkün kılacak düzenlemelerden mürekkep olacağı artık bellidir. Meydandadır. Her kusur bulunduğunda, bir yerlerde ses eden olduğunda gözdağının en alakasız makamdan verilmesi payesini en önde kotarıldığı, her defasında kapatılan Gezi park'ından bunu fark edebilmek mümkündür.

Teyit edilen, belleğe kazınmış olan devlet refleksinin nasıl ve hangi şartta yahut koşullar ileri sürülerek kendi yurttaşına eylediği kıyamın aralıksız konulması, illa bir şeylerin buna vesile teşkil etmesidir. Hatalar zincirleme sürdürülürken adı anılmayan çaresizlik halkın aklına mıhlanmaya v kaçarınız yok elimizde rehinsiniz tavrı mütemadiyen kotarılmaya devam edildiği bir yerde demokrasi kitabi bir figürden ötesi olmayacak, gerçekliği bir türlü tamamlanmayacaktır. Derdimiz buradadır. Yanımızda. Engellerle donatılmış aşılmaz ve yolundan alıkoyulmaz levhalarıyla tenkitin biteviye tekrar ediledurduğu, devamlılığın ölümü gösterip sıtmaya razı getirerek ortaya konulduğu, sürdürülebildiği alametler belimiş olsa da kopartılacak yeni kıyametlerin izlerinin yollarının kolaçan edildiği, yaratılmasına vesile olunan bütün bu hezeyanların üzerinden yeni bir ülke tanımının yinelendiği, bunun halen yapıldığı bir yerdeyiz.

Söylemlerin bütün bu cümleleri haklı çıkartmak adına bile isteye kötülüğün nasıl da önemsendiğini halka karşı etkin bir caydırıcı olarak, halen ol bahisten medet umulduğunu kesintisiz bir biçimde aktarmaktadır. Halkın sözü, tahayyülü başka şeyleri gösterse de, talep etse de sıklıkla yinelese de her durumda karşılaşılan cismanileştirilip ayrışmazımız kılınmış olan kötülüktür. Kötülüğün düzayak kılınması, yapılan hataların zaman zaman değil her zaman kaale bile alınmayacak ufak pürüzler olarak değerlendirilmesinden, birlik ve beraberlik için setler kurmalıyız, lafazanlıklarıyla birebir sıklıkla zikredilip yola devam seçeneğinin tercih edilmesinden ileri gelmektedir. Formüle edilmiş, kitabına uydurulmuş, doğrusu budur diye onanmış ve olur bildirilmiş nice konuda karşımıza çıkartılan budur. Bu bahisten türetilenlerdir. Yaşamın kendi doğrularını tecrübe edip deneyimleyip kotarmasının önü bu deneklik silsilesi, deney laboratuvarı haline dönüştürülen bu ülkede abesle iştigal etmektir.

Her çağrıyı, sesi veya sözü bununla ilintilemek ve had bildirmek ise iktidarın işlevlerinden, önceliklerinden birisi olarak anılmaktadır. Pekiyi de nereye kadar. Ambalajı değişmiş, janjanlanmış, yenilendiğinden bahis açmakta herhangi bir beis, hicap duyulmayan kimseyi ettiği fenalıktan da alıkoymayan halen bunun sürdürülebilirliğine uğraşılıp, didinilen bir yerde hayat ne yandadır. Muasırlaştıkça, fenalıkların olumlanmasından gına gelmemiş midir? Artık yetmemekte midir ortaya çıkan kapkaranlık tasvir, nedir? Her günü içinden çıkılamayacak karabasanlarla tıka basa doldurulan bu ülkede gördüklerimiz az şey midir? Bir duruşma salonunda yalnızlaştırılan Sarısülük Ailesi'nin karşısına dikilen yığma siviliyle çeviğin yahutta adını kestirmedne söyleyelim kolluk kuvvetinin varlığı, tehditleri ve tacizlerinden başlamalıyız. Kasten öldürmenin can almanın polis elinden çıkageldiğinde nefsi müdafa olarak değerlendirilmesinin gayretinden, peruka, hakim heyetinden daha sonra bu trajik halleri / gözdağının devamı olarak evde eylenenlere kadar peşpeşeliği, tehditlerin barizliği, hiddet ve hıncın halka karşı, halka rağmen kullanımından hiç çekinilmediğini, eksik konulmadığını göstermektedir.

Kötülük sıradanlaştırılmakta, devletin hedef bildiği nefret ettiğine karşı alttan alta sürdüğü hemen her şey artık alenen kotarılmaktadır. Fecaatin böylesinin farkında mısınız? Müsamere düzeninden ayrışmayan, adil olmayı bir kenara çoktan bırakan bu kör tarafgirlik, devlet neylerse güzel eylerin kaçıncı tekzipidir sormalıdır. Yedi sene sonra hakkındaki iddialar için yalan, yalan, yalandan gayrı cümle kuramayan, yanıtım budur diye ortaya koyamayan zenginliğimiz, mozaiğimiz, kardeşliğimiz söylemlerini bir kere daha geçersiz bir türetmeye eviren içişleri bakanının sözlerini ne yapmalı nasıl etmelidir? Yasa saygının esamesinin okunmadığı, katledişten bu yana geçen sürede sorumluların, kalın enselilerin, karanlığı kotaran cerahatin değil, tetikçilerin basit bir şebeke gibi yutturulmaya çalışıldığı Hrant Dink davasının bu müsamereliği çok değil midir? Fazla değil midir? Gözlerin içine bakıp bakıp hala yalana sığınılması, ben yapmadım tavrı neyi günyüzüne çıkartmamak içindir.

Adaletin talebinin, aranması gayretinin özellikle sakınılması gereken bir mefhum, hakkı ve hukuku kuralsız ve kaidesiz bir biçimde limiti olmaksızın zapturapta teslimiyet, özgürlükleri ise bildiğimiz polis devleti jargonuyla her yeri ve herkesi kovuşturulabilir olarak değerlendiren yaklaşım mıdır paketimizin! müjdeleyicisi, habercisi. Bir fezleke, iki iddianame, üç varolmasalar da olur örgüte havalesine / iliştirilmesine, bu ve benzerlerinin insafına terk edilen bir ülkede hayat nedir? Anayasal güvence altına alındığı söylenip durulan hangi edim, hangi hakların bu bahsettiğimiz yalın, apaçık kesintisiz ve doğrudan gördüğümüz ile sağlanmaktadır bu nasıl hayat nasıl bir ülkedir? Gezi Direnişi'nin nihayetlendirilmesinden, mağrur bir zafer elde edildiğinin duyurulmasından sonra gösteri hakkından, söz söyleme hürriyetine grev hakkından siyasetle ilgilenmeye söz söylemeye varan bir dolu şeyde engellemeler, tehditler bunca çokken halen geçerli olan muktedirin ağzından dökülenler iken nasıl bir hayattır?

Fikri sabitliğin eylediği sadece böylesi bir kısıtlandırma değil örgütsüz bile olsa aralıksız ses eden, söze karışan, hakkını arayan, muhalefet edene lincin temellendirilmesidir. Sözün unufak edilip dört duvarın arasına sıkıştırılmasıdır!. Açık toplum, ifade özgürlüğü, anadilde eğitim hakkı ve ileri demokrasi bahsi gibi nicesinde ne hallere koyulduğumuz ortadadır. Kötülük olağana veyahutta normale dönüştürüldükçe tum bu atfettiğimiz insanlığın hak ve hukuk sınırlarında memleket olarak halen sınavımızı veremediğimiz, sınıfta kalmaya devam ettiğimiz kalıcılaşmakta, netice olarak önümüze çıkmaktadır. Açık ve seçik. Hezeyanlar öylesine körlemesine, öylesine yaptık oldularla denk getirilip hayata karıştırılmakta, dahil edilmektedir ki bu bahsini eylediğimiz, denk getirdiğimiz söz dizini bir hakikate evrilmektedir. Hem de hiç ayrışmazımız olan cinsten.

Suskunlaştırma bireyden başlayarak toplumun geneline nüfuz ettirildikçe tahakküm alelade kotarılan bir durumdan fazlasına dönüştükçe faşizmin soluğu üzerimize çöreklenmektedir. Halimiz az biraz, sıkıntımız epey fazla bu gayretin! hemen sonraki evrelerinde yapılacaklardandır. Erk muktedir iktidarın diliyle yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır sözü bile kendi başına anlatmaktadır her şeyi. Düşünmenin, sorgulamanın, soru sormanın, hakkını aramanın adalet talep etmenin dar koyaklara sıkıştırıldığı bir ülkede böylesi teminatlar, seslenişler varolan karanlığın süreğenleşmesini sağlamaktadır. Bunu günden güne artan bir biçimde kolaylaştırmaktadır. Devletin tenkit ve tehditleri varolan görüngünün bir cezaevi imgesinden hemen hiç ayrışmamasının sağlamasıdır. Gözaltı, soruşturma, ispiyonlama, baskı kurma çabaları ve provokasyonlar ve fazlasında gördüğümüz tam olarak bunlardan mürekkeptir farkında mısınız?

Ak parti sözcüsü olan vekilin dilinden eksik etmediği demecindeki "yanlış yapanın kafasını koparıyoruz!"un ne demek olduğunun aynalayıcısıdır. Son sözüdür. Kötülüğün sözlük anlamı birer ikişer eksiği gediği olmaksızın karşılığını her gün bulmaktadır umursar mısınız? Janjanı değiştirilen, bolca şatafatla süslenip püslenen dünün açılımı bugünün paketi ile demokrasinin bütün bu hezeyanları tek seferde aşmak için yeterli gelmeyeceği muhakkaktır. Gözümüzün önünde cereyan eden, vakıa olarak belleğe kazınan pek çok şeyde kötülüğü yücelten ve onu içten içe sahiplenen bir devlet aklıyla karşı karşıyayız. Temel hakların, karşılığı bulunabilir taleplerin, eylemlerin her şartta birlik ve bütünlüğe karşı bir tehdit unsuru olarak dillendirenlerin mekanındayız. Söz eylemenin, derdi tasvir etmenin, yol aramanın, yön tayinin hiç ama hiç şimdi ve şu andaki fenalıklarına tanık olmayanlar için bile cerahat meydanda, söz yitimi, hedef gösterme ve linçler canlı yayındadır.

Tahakküm kendini dönüştürürken akıl nadasa mı bırakılasıdır? Her şey bu kadar ehvenken bunca insanın sözü sesi ve meramı bir paketle geçiştirilebilecek, çözümlenebilecek bir şey midir sorarız? Yeknesak makamda nefreti hicaz güftelerin aralıksız yaftalama, sindirme hiçbiri olmadıysa bir biçimde süründürme, bütün bunlar korkutmuyorsa tenkit ve tehditleri sokağa yayma, hınç alma operasyonlarından sonra bu ülke bir demokrasiye haizdir diyebilir miyiz, sorarız. Neredeyse kesintisiz bir biçimde, demokrasi ve ona bağlı edimlerin belki de doğrudan seslendirilmesi yıllar sonra bu korku eşiklerinin aşılmasındandır kastınız, sorarız ve sorgusundayız. Ülke dediğimiz ona ayrı, buna ayrı hukuki, siyasal yahutta sosyolojik tavırların takınıldığı, iktidara kim geçerse onun borusunun öteceği bir yer midir, öyle mi kalacaktır sorarız. Derdi görünür kılmak adına atılan adımların bir başlangıç olduğuna uyanmak ne zamandır?

Her taraftan cenderelenmiş, dört yanda gözetleyenlerin olduğu, kırmızı çizgileri aşıyorlar diye her an vavelyanın kopartıldığı bir yerde paketlerin gerçekliği ne ölçüde sahicidir, lafazanlığın değil icraatın kendisi ne zamandır. Sözü işitmek bunca gün sonra halen devletlu insiyatifinde, dilinden dökülecek, lütfedeceklere mi bağımlıdır. Kötülüğün yüceltimi hiç ara verilmeksizin itibarımız, haysiyetimiz, memleketimiz sözleri birer ikişer sığınılacak liman diye bilinerek, oradan türetilen tasvirlerle normalleştirilmeye çalışılıyor. Normal olarak bellenmiş şeyler erkin dilinden düşürmediği yaftalarla belirginleştiriliyor. Yaşam, laf ebeliğinden tutun gammazcılığa, yandaşlığa vesair bağlaç / eksenlerde vicdan tahrifatına devletçe sınırsız bir kredi verilerek daraltılıyor.Ya öyle ya böyle selamet için sürgünler, hakkaniyet için göz yummalar, adalet için perukları sineye çekmemiz iletiliyor. Daraltılan sözcükler değil, muhteviyatıyla hiçbir şekilde iktidara tabi olmayanlara hayatın zindanlaştırılmasıdır. Zindanımızdan güneş görünmüyor!. Çürüme yayılmadan bunca bed, fena ve kötülük setini / engelini aşmak için sözü ortaklaştırmaya kaç var.. Onun için de paket mi bekleyeceğiz...

>>>>>Bildirgeç
Sağa Çek - Niyan - Jiyan*

Bazı  cümleler var. Bazı çabalar. İçeriği ile bir şeyler oluşturulmaya çalışılacak, siyaset yapılacak üzerinden. Ve bir de bazı kareler var, bazı haberler. O içeriğin hedeflediği algı ile gerçeğin kendisi arasında öyle bir köprü kuruyor ki, konu hakkında ne hissettiğinizi anlatmak için o karenin üzerine tek kelime dahi etseniz, o köprünün verdiği inanılır gibi olmayan gerçeklik etkisi ezilip büzülecek. Ses çıkarmaya kıyamıyorsunuz. O gerçekliğin şiddetine bakakalıyorsunuz.

Başbakan bir temmuz akşamında, ‘Gençlerin ölmediği, anların babaların ağlamadığı, umutla ve güvenle geleceğe baktığımız ülkeye doğru emin adımlarla gidiyoruz.’ diye bildirdiğinde, Mehmet, Abdullah, Ethem, Medeni ve Ali İsmail öldürülmüştü. Bu cümlenin ediliği akşamın 3-4 saat öncesinde, Ali İsmail toprağa verilmişti. Anaların babaların ağlamadığı ülkenin fotoğrafıydı bu (bkz. yazının başındaki fotoğraf).

Başbakanımız bize, olan biten, devlet şiddetiyle ölen çocuklar dahi olsa, olanı biteni görmezden gelmek üzerine ilerleyen gaddar bir çizgide, hiçbir şey olmamış gibi, kaldığı yerden ‘siyaset’ üretmeye çalışan bir iradenin ne hale düşülebileceğini görkemli bir şekilde sergiliyordu.

30 Eylül’de, yine başbakanımız, bizzat, demokratikleştiğimizi ilan edecek, içinden çeşitli şeylerin çıkacağı bir paketle. Kendisi, halkı, içeriğini bilmediği bir demokratikleşmeye, dolayısıyla sağlam bir oksimoron sekansına hazırlık aşamasını, ısrarla bu pakedin, herhangi bir süreç için yürütülen bir müzakere ile alakası olmadığını, zaten parti programlarında bu tür demokratik açılımlar olduğunu filan vurgulayarak geçirdi. Aşağıda da, pakedin kendisi gelmeden, toplantısına dair yapılan bir haberi izliyoruz:

“Demokrasi paketi” basın toplantısına Evrensel, Birgün, Özgür Gündem, Sözcü, Sol, Halk TV, Hayat TV, İmece, Aydınlık çağrılmadı”.

Bu kadar böbürlenmeli argümanlarla sunulan bir demokrasi pakedi için, işin aslıyla böylesine köprü kurabilecek daha net bir iki satır düşünemiyorum. Gayri resmi fakat tamamen meşru bir politika haline gelmiş ve olağanlığından haber değeri bile taşımayan bir ötekileştirmeyle gelecek demokrasi. Bize müsaade ettikleri kadarıyla, tabi ki.

Aynı mevzu döne döne başa sarıyor. İnsan, üzerine düşünmeye yoruluyor, bu arkadaşlar bu şekilde eylemekten yorulmuyorlar: ‘Bizdenseniz, size demokrasi pakedi açacağım. İçeriğini kimsenin bilmediği, kimsenin tartışmasıyla oluşmamış, kendi aramızda kararlaştırdığımız çeşitli maddeleri size indireceğim ve size artık hakkınız olan şeyleri ‘bildireceğim’. Nefret suçlarını tanıyacağız. Kamuda kıyafet serbestisinden bahsedeceğiz. Tunceli’nin ismini Dersim yapacağız. Belki bir takım siyasi cezaları azaltacağız. Belki seçim barajına dair bir şeyler yaparız çok şaşırırsınız. Belki çeşitli başka süprizler, kim bilir? Hahahahaa sen bilemezsin. Çünkü biz demokrasinin de en iyisini biliriz. Şu an demokrasiyi ilan ettik. İkinci bir emre kadar herkes demokratik olacak. Biz kararımızı verdik. Biz ne diyorsak o.’

İnsanların gözünün içine baka baka sanal bir gerçeklik yaratıp, her koldan bu sanal gerçekliği besleyerek ayakta durmaya çalışan bir iktidar, kendisinden olmayana duyduğu öfkeyi saklama gereği bile duymadan, meydanlardan ekranlara bas bas bağıran bir iktidar, 4 aydır, somut bir şekilde, halkı ‘biz ve onlar’ diye bölmeye çalışan bir iktidar bana demokrasi indirecek ve ben de bundan herhangi bir kazanım bekleyeceğim, ‘Aa bak daha önce öyleydi, artık böyle olacak’ diye bir tatmin yaşayacağım, gençlerin ölmediği güvenli ülkemde, geleceğe umutla bakacağım öyle mi?

Memleket üzerine, kendine mitingler düzenletip, kendi kalabalaklarına karşı dahi kendini yalanlamadan, bir süre önce söylediğini, hiç söylememiş gibi yapamadan, dış politikaya dair vahim söylemleri dış işleri bakanı tarafından düzeltilmeden siyaset yapamayacak hale gelmiş bir başbakan, çözüm sürecine ve barışa dair bir noktaya kadar ilerliyor gibi gözüken ve halkların hala bir şeyler bekliyor olabileceği bir diyalog ihtimalini, ‘Parti programımda var benim zaten bunlar, kimseyle masaya oturmadım’ diye üstüne basa basa ezip bitirecek ve biz hala zalimle barışabilmeye dair bir şeylerden bahsedebileceğiz, öyle mi?

İşi gücü bıraktık, prompterı bozulduğunda öfke kusmaya başladığı cümlelerin vurgusunu dahi ezberlediğimiz başbakanın, ülkeyi yarın açacağı ‘sır gibi’ paketle demokratikleştireceği dakikayı bekleyeceğiz, öyle mi?

Sen maddeler sıralayıp ‘Ben yaptım’ diye müjdeleyeceksin, iki satır bahsedip kendine malzeme edecek olduğun o ‘maddeler’, yaptıklarını 10 yıl önce yapmadığın için bunlar uğruna hapislere düşenlerin, mücadele edenlerin, hakları, canları gaspedilenlerin mücadelelerinin sonucu olmayacak, sıkıştığını köşenin adı olmayacak ama senin ‘parti anlayışında zaten yer alan’ lütufların olacak öyle mi?

Eh. Bu sorulara az çok ‘Tabi ki’ diyecek arkadaşlar var, tabi ki. Diyecekler ki, ‘Bizden önce demokrasi yoktu, onu başbakanımız getirdi.’. ‘O özgürlükler, o özgürlükler yok mu, hepsi akp döneminde getirildi.’. ‘Askeri vesayetten, antidemokratik her şeyden kurtardılar bizi, bak demokrasi pakedi bile açtılar.’. ‘Bizi özgürleştirdiler, toplumun her kesimi birbirine kaynaştı, zamk gibi yapıştı.’. ‘Bize ve paketlerimize karşı olanlar, bu ülkeden nefret ediyorlar’.

Evet bu ülkeden, geceleri ‘Ne yapmalı?’ diye uykuları kaçan ben nefret ediyorum, bir adamın ağzına bakarak demokrasi bekleyip, bunun üzerinden şov yapmak için sıraya dizilenler, verdikleri fotoğrafın ucubeliğini görmeden ‘ülkelerine’ tapıyorlar. Bu arkadaşlar için, bu zamana kadar bir yandaş sevdalıya verilmiş en güzel cevap Elif Şafak 4 Haziran’da, herhalde paralel evrenden yazdığı twitter hesabında; ‘Başbakan vekili Bülent Arınç, polisin-hükümetin hatalarını kabul edip, Gezi Parkı göstericilerinden özür diledi. Bu adımı önemli & olumlu buluyorum’ diye bildirince, @ctopbas tarafından verilmiş zaten:

‘Ticari, sağa çek.’

Çarşı’nın bugün yaptığı tribünsel ve aşırı derecede hayatsal mevzularla ilgili açıklamada şöyle bir kısım var; ‘Ülkemizin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sizlerin hamasi nutuklarında yer alan inançsız ve samimiyetsiz birlik ve beraberlik değildir. İnsanların özellikle bugünlerde ihtiyaç duyduğu yegane şey, adaletin tecellisidir.’

Sen demokrasi pakedi açıklarken, dün Abdullah Cömert’i vurduğu anın görüntüsü yayınlanan akrep’in kayıtlarının 4 aydır (ve hala) neden saklandığını açıklayamıyorsan, yine, bunlar hiç ama hiç olmamış gibi, Ceylanlara, Uğurlara, Şerzanlara, Metinlere kıyılmamış, bunları kıyanlar kollanmamış gibi, bunların tüm sorumluluğu sende değilmiş gibi, bana yeni, ‘özgür’ haklarımı bildirebileceğini ve bunun sana çıkar sağlayabileceğini zannediyorsan, seninle benim aramda hiçbir türlü anlama, anlaşma ihtimali, iletişim kırıntısı, empati olasılığı, siyaseten karşılıklı bir kabulleşme yolu kalmamış demektir. Hallerimiz böyleyken, seni yarın ‘Oley’ diye dinleyecek olan, benden değildir.

Yarın olsun, pakedinizin görkemli kurdele töreniyle birlikte hepiniz sağa çekin ve o sağda, her ne yapıyorsanız kendi aranızda yapmaya devam edin. Tarihe, tek bir kişi için bile olsa, şu an, şurada not düşülsün; Unutmayacağım, affetmeyeceğim. Ben bunlarla barışmayacağım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Söz dizimin gayya kuyusu halinde çıkamadığımız anlarda desteğini esirgemeyen sözcüklere sığınıyoruz. Eski limanımız olan Jiyan'ın geri dönüşü pek çok yeni kalemin de yazılarını keşfetmemizi sağladı. Sözün özellikle de bireysel sözün geçersiz kılındığı, devlet aklının, tavrının yanında olmayanlara hayatın dar edildiği bir yerde Niyan'ın yazdığı Sağa Çek başlıklı makalesi avazımızın tamamlayıcısı olarak okunmasını salık vereceğimizdir. Jiyan.org'un ve Niyan'ın anlayışlarına binaen makaleyi sizlerle paylaşıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Sağa Çek - Niyan - Jiyan
Türkiye'de Rejim Demokrasiye Mi, Faşizme Mi Evriliyor? - Orhan Kemal CENGİZ - Al Monitor
Seçim, Baraj, “Sosyalist İktidar” vs. vs… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Paket Paket Demokratikleşirken: Polisin Yetkilerinin Genişletilmesi Girişimleri ve “Genişlik” Tanıklıkları - Av. Deniz ÖZBİLGİN - Sendika.org
Demokrasiyi Sadece Ben Paketlerim! - Yüksel TAŞKIN - Taraf
Paketten İnsan Çıkar Mı? - Günay ASLAN - Özgür Gündem
Demokrasi Paketinden Önce Demokratik Bir Dil Geliştirmek Şart - Ergun BABAHAN - T24
HDP’nin Potansiyeli - Alp ALTINÖRS - Özgür Gündem
Sağın Katliamlarla İmtihanı - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Tek Dil, Tek Millet, Tek Taraf... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Resmi Tarihle Hesaplaşmanın Kırılma Noktalarından Biri Kemalizmi Karşımıza Almamak - Tamer ÇİLİNGİR - Devrimci Karadeniz
Kimlik Siyasetinden Çatışma ve Teröre - İhsan DAĞI - Zaman.com.tr
Serdar Erener’e Açık Mektup! - Kağan İŞMEN - Everywhere Taksim
Doktorlardan Çok Sert Gezi Raporu - Radikal.com.tr
Gezi Eylemcisi 3 Aydır Kayıp - Akademi Politik
Mücella Yapıcı “Taksim’de Yapılan Bir Yayalaştırma Projesi Değil, Biz Gezi’de Yayalaştırmıştık!” - Başka Haber
Yeter Diyen Çığlıklar Ülkesi - Nizam Sucu - Muhalif Yazılar
AKP Denince... - Fikret RONİ - Özgür Gündem
Ters Köşe: Ekim Devrimine Doğru... - Ali BAYRMOĞLU - Yenişafak.com.tr
Cemil Bayık'la Söyleşi (1): Görüşmeler Oslo ve İmralı'da Diyaloğu Aşmadı - İrfan AKTAN - İA' Blog
Citizens Urge Continuation Of Peace Process - Zeynep CERMEN - SES Türkiye
Ceylanımı Unutmayın! - Yasin KOBULAN - Mehmet Şah ORUÇ - Evrensel
4 Yıl Geçti, Ceylan Önkol'ü Hatırladınız Mı? - Hür Bakış
Ceylan'ın Gözlerini Berkin'in Yüzünü Unutma! - Çekirdek Çocuk - Çekirdek Çocuk Blog
Requête No 24359/10 - Raif ÖNKOL et Saliha ÖNKOL - European Court Of Human Rights
Çocuklar Hiç Gülmeyecek - Zeynep SENCER - Toplumsal Eşitlik
#Uyuyan Liseliler - Dev-Lis
MEB'e "Çocuk Gelin" Uyarısı - Bianet
Okul Sıralarına Barış Nasıl Gelir? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal.com.tr
Toplumsal Barışın İnşasında Öğretmenlerin Rolü / Kürt Meselesi Okula Nasıl Yansıyor? Başlıklı Rapor Kamuoyuna Tanıtıldı - Helsinki Yurttaşlar Derneği
Mahkeme Salonu Polis Ablukasında! - Alınteri.net
Ethem’in Katili Tayin Edildi - Kırmızı Haber
“Ethem’i Tanıyabilmiş Olmak Eğilen Boynumuzu Dikleştirdi” - Cankız ÇEVİK - Şiddet Hikayeleri
Er Utku Kalı Ayağa Kalk - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Ali’yi Şimdi Kim Öldürdü? - Evren E. ÇAKMAK - Kaos GL
‘Mülayim Polis’ - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
LGBT Haklarında Türkiye 63. Sırada - Bianet
Turkish Muezzin Who Couldn’t Lie Is Exiled - Yasemin ÇONGAR - Al Monitor
Türkiye'de İnanç Özgürlüğü Yok - Devrimci Karadeniz
Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı - 2-4 Kasım 2013, İstanbul - Hrant Dink Vakfı
Cevizin Kalınlığı Boynunu Geçerse O Boyun Gider - Savaş ÖZBEY - Hurriyet.com.tr
Sınavlar Ayrışmazımız Mıdır - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Diaspora Dönmek İstiyor - Hrant KASPARYAN - Taraf
Turkey’s Concerns Not Vain: Armenians Could Start The Process Of Property Return Ahead Of 2015 - Armine Gevorgyan  - Public Radio Of Armenia
Istanbul Pogroms Of 1955 Remembered With Appeals For Tolerance - Evrim KURDOĞLU - SES Türkiye
‘Ermeni Piçleri’ Sözü İfade Özgürlüğü Değil! - Gelecek Gazetesi
‘Dink Davası Bir Derin Devlet Davasına Dönüşebilir’ - Agos
Güler "Hrant Dink" İddiasına Yanıt Verdi - Cnn Türk
Unutulan Diller ve Engelliler - Emrah UÇAR - İnsan Haber
Tahribad-ı İsyan: Sulukule Artık Burjuvazinin - Murat SABUNCU - T24
"Bursa Valisi Romanlardan Özür Dilesin" - Bianet
Eylül Yoklaması - Ferda KOÇ - Sendika.org
AKP’nin İleri Demokrasi Anlayışı - Zana FARQÎNÎ - Özgür Gündem
Yerelden Demokrasi - Ercan Jan AKTAŞ - Demokrat Haber
"Türkiye'de Akademisyenlerin Özlük Haklarının Mevcut Durumu ve İyileştirilmesi" Konulu Raporu - Prof. Dr. Muammer YAYLALI - Sosyal Politika
"Başbakanımızın Emriyle Üniversitelerde Artık Bu Tarz Eylemler Olmayacak" - Gelecek Gazetesi
Uludağ: Yaralanan Öğrenciye Bir Yıl Uzaklaştırma - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
İşgal Ettiler, Direndiler ve Ürettiler! - Halil Emrah MACİT - Gelecek Gazetesi
Kıdem Tazminatı Hedef Tahtasında - K. Sabri ÇİMEN - Militan
8 Kat Fark Değişmedi - Milliyet.com.tr
Toplu Taşıma İsyanı - Cnn Türk
Çarşı Tribünlerinden; Sokağa, Özgürleşmeye! - Furkan TOMBUL - Evrensel
Bize Beşiktaş Derler... - Şairler Parkı
Taraftar Gruplarına Operasyon! - Muhalefet.org
Pressefreiheit In Der Türkei? - Dinah RIESE - Neues-Deutschland
Meclis Hiç Anlamadı - Hüseyin İSTEMİL - Taraf
Antalya'da Erkek Öğrenciler Kız Öğrencilere Getirilen Etek Yasağını Etek Giyerek Protesto Etti - Hıdır TOK - Başka Haber
Talking Turkey - A Conversation With Abdullah Gul - Foreign Affairs
New York'ta Gül'den 'Gezi Takıyyesi'… - Nilgün CERRAHOĞLU - Cumhuriyet.com.tr
Turkey 'Will Probably Never Be EU Member' - Alex Spillius - Telegraph
How the Syrian Revolution Went Wrong - Richard SEYMOUR - In These Times
Rojava Devrimi Karanfil Kokuyor - Zübeyde SARI - Özgür Gündem I - II
Rojava'da Bir Fotoğrafın Batufa'sı... - Yıkıcı Tutku - Yeni Yüzyıl / Rojava Bilgi
Dünyayı Vatan Hainleri Kurtaracak! - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Şiddetin Kaynağı! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Report: “Israel Is The Only Nation That Prosecutes Children In Military Courts” - Apartheid Exists
Faşizm Üzerine: Avrupa'nın Üzerindeki İki Hayalet - Foti BENLİSOY - Antikapitalist Eylem
Greek Neo-Nazi Party Politicians Arrested - Al Jazeera
Yunanistan'da Binlerce Kişi Altın Şafak'ı Protesto Etti - BBC Türkçe
Revealed: Qatar's World Cup 'Slaves' - Pete PATTISSON - The Guardian
Disability And The Capitalist State - Richard ATKINSON - International Socialist Network
Counter-Counter-Revolution - David RUNCIMAN - LRB
Bir Deli Aktör: Tuncel Kurtiz - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet.com.tr
Neşet Ertaş: Abdallığın Binası - Ulaş ÖZDEMİR - Bir + Bir
Kardeş Türkülere ve Sonraya Dair - Pakrat ESTUKYAN - Evrensel
"Anne Ben Hıyar Mıyım?" - Ali ARTUN - E-Skop
“Gezi Direnişi” ile Başlayan Demokrasi Arayışında Çağdaş Sanatın Konumu - Dr. Necmi SÖNMEZ - Lebriz Sanal Dergi
merhaba dünya - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Hrant Dink via Turkey Street Art

>>>>>Poemé
Bankerlerden Bütün Farkımız: Onlar Paralı Biz Parasız - Ogden NASH

Bankaları övmek için yazıldı bu şiir.
Para şıkırtısı neymiş gör, hele bir bankadan içeri gir!
Bir de garip bir ses duyacaksın, ne kadın sesi o, ne su şırıltısı,
Bilirim, duymuşluğun yok, o, binlik bangınotların hışırtısı.
Mermer konaklarda otururmuş bankerler, hakları,
Boşuna mı yıllar yılı "Milli Kalkınma" diye bağırıp çağırdıkları!
Asıl, bir usulleri var, ona borçlular her şeyi, o bir bozulmaya
görsün, bankaların işi bitti:
Kısacası, paraya muhtaç olanlardan gayrısına açılır kredi.
Sizi bilmez miyim hiç, anlı şanlı bankerler, nasıl da kılı kırk yararsınız!
Siz, ev kirasını ödemek için borç istemeye gelen vatandaşları
kuruş koklatmaksızın dehliyebilen milli kahramanlarsınız.
Evet. Siz, çocuğum doğacak diye iki yüz lira borç istemeye
görsün bir dar gelirli,maymunlara zart zurt eden
Tarzan edasiyle bakarsınız suratına,
"İşine git, oğlum!" dersiniz, "Ne sandın burasını? Burası ne
tefeci Şakir, ne emanetçi Sultana!"
Ama diyelim ki bir kalantor zat çıktı geldi bankanıza, olur a,
milyonunu çiftleştirmek istemiş canı,
Bak, o zaman koruyucu melek kesilirsiniz. "Arzunuz, emriniz"
demeye kalmaz, toslarsınız milyonu.
"Madem bir milyonu var, değil mi ya niye iki milyonu olmasın?"
derken hazret, iki milyon daha istemeye kalkar,
"Baaşüstüne'yi bastırırsınız hemen, değil mi ki elde iki milyon
emniyet akçesi var.
Münasip buyurmuşsunuz" der toplanınca banka idare heyeti,
"Bütün istediğimiz bizim, kalkındırmak memleketi."
Kuzum, bankaları yerdiğim sanılmasın sakın,
Bilmez miyim ne büyük işler çevirdiklerini onların!...
Bilmez miyim; "Parayla bitmez iş, hayatın temeli sağlıktır,
mutluluktur" deyip gezen menfi unsurları ortadan kaldırarak
cemiyete ne büyük hizmetler gördüklerini,
Bilmez miyim, sağlığını, mutluluğunu korumak için beş on kuruş
isterikleri vakit, o serserileri nasıl kapı dışarı ettiklerini! Bilmez
miyim, Mukaddes Para'ya dil uzatmak ne demekmiş anlasınlar
diye, bilmez miyim o insanları nasıl açlıktan öldüklerini!...

Türkçesi: Can YÜCEL
Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, September 22, 2013

Deuss Ex Machina # 466 - Enlightenment (Hold Onto Me)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_466_--_Enlightenment (Hold Onto Me)

16 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Frost - In Flesh And Blood (Self Released)
2. Ben Frost - Enlightenment (Hold Onto Me) (Self Released)
3. Tim Hecker - Stigmata I (Kranky)
4. Tim Hecker - Stigmata II (Kranky)
5. Alberich - No Mistake (Hospital Productions)
6. Alberich - Snow Is Falling In The Ruins Of Stalingrad (Hospital Productions)
7. Human Error - An Era (Remixed By Glue On Smile) (CRL Studios)
8. Human Error - Vacancy (with K-not) (CRL Studios)
9. Hecq - Flame I (Hymen Records)
10. Hecq - Flame II (Hymen Records)
11. Frank Bretschneider - Day.Dream (Raster-Noton)
12. Frank Bretschneider - Black.Out (Raster-Noton)

Enlightenment (Hold Onto Me)
(466)

Hayatta Mıyız!..

"Derrida bağımsız bir gösterilenler alanı olamayacağını belirttikten sonra, ilkin, hiçbir göstergeyi hiçbir gösterilene işaret ederken düşünemeyeceğimiz; ikincileyin de gösterenler dizgesinden asla kaçamayacağımız sonucuna varır. Bu sonuçlar hiçbir koşula bağlı olmayan bir "bulunuş" olamayacağına dair uyarır bizi. Şimdiye değin, "bulunuş" varsayımından ötürü konuşmaya yazı önünde hep bir öncelik tanınmıştır. Derrida buna "sesmerkezcilik" der. Konuşma yazıya göre daha üstün bir konumda düşünülür, çünkü konuşma "bulunuş" olanağına yazıdan çok daha yakındır. Daha yakındır çünkü belli bir dolaysızlık bildirir. Anlam görünüşte konuşmaya içkindir, dahası bilincin içsel sesiyle konuştuğumuzda kendimizle konuştuğumuzu duyumsamakla kalmaz, bunun yanında konuşurken konuşmanın anlamını yakaladığımızı sanar ve sanki o anlam üzerine herkesin kabul ettiği ortak bir karara varıldığı dolayısıyla "bulunuş"u ele geçirdiğimiz duygusuna kapılırız. Bu açıdan bakıldıkta, yazının ümitsizce yerine getirdiği aracılık ödevinin tersine konuşma, görünen an'a ve "bulunuş"a bağlanır ve bu nedenle daima yazı karşısında daha ayrıcalıklı bir konuma yükselir. Derrida bu nedenle sesmerkezciliği, "bulunuş"un kaçınılmaz bir sonucu olarak görür." - Biblio'nun Civanı - PoetikHars

Şimdi'nin sınırlarında görüp geçirdiklerimiz deneyimlediklerimiz, birbirine paralel olarak kotarılan, birbirinden zerrece ayrışmayacak bir biçimde hesaplı kitaplı türetilen kötülüğün o bedliğin bir devamlılığı, sonsuz bir döngünün kesitlerinden birisini oluşturmaktadır. Şimdiki zamanda eylenenler, birbiri peşine eklentilenenler sorunların ve vurgulamaların önemsiz birer küçük teferruat olarak değerlendirilmesini, kaçınılmaz bir biçimde yaşamayı zora / dara sokmayı amaç edinen bir çabalanımın bileşenlerindendir. Gösterilenler, rast gelenler modernleşen, muasırlaşan dünya imgeleminde aslında nasıl, ne kadar ilkelliğe doğru koşar adım ilerlediğimizi cismanileştirmektedir. Bir anlam veyahutta alıntıladığımız metinlerin sınırlarının sunduklarındaki değinilenlerden değil çok daha kötülüğün yüceltildiği bir zaman diliminde hayatlarımızı ikame ediyoruz!.

Yaşadığımızı varsayıyoruz. Sözün bayağı bir köşeye kıstırılması, sözcüklerin neredeyse iyice elenip hemen hemen aklın türetimlerine kapatılmış olması bu yarayı daha belirgin kılmaktadır. Üç yüz yahutta beş yüz sözcükle idame ettirilen, her ne oluyor, ne eyleniyorsa ona karşı bir direnç noktası oluşturmanın mümkünatsızlaştırıldığı bir mefhum şimdi. Olabildiğince yalın bir biçimde söylemeye gayret edersek ne düşündüğü ne için düşündüğü, hangi bağlamda kotarıldığının hemen hiç önemsenmediği acılardan türetilen ağıtların merkezinde yaşıyoruz. Ne kadar anlarsak. Adına ne kadar yaşam diyebiliyorsak. Belirlenmiş olan sınırların hemen dibinde ya da kenarında kıstırılmışlığımız düşünmekten özellikle imtina etmemizi, en azından kendi başımızı yakmamamız adına muştulanırken gün aşırı belirli belirsiz isimli isimsiz tehditlerin bu devletualinin söylemlerinden saçılıp yaygınlaştırılırken ne olacağız sorgusu kenara atılmaktadır.

Bu seferinde madem yazamıyoruz konuşalım o halde derseniz beklemediğiniz tepkimler yine bildiğiniz klişelere sabık bir biçimde tutunarak öne sürülmektedir. Bilmediğin işlere karışmayacaksın sözün kelamın ucu nereye dokunuyor bakacaksın. Uyaranlar arka arkaya eklemlendikçe ortaya çıkan şey yönergelerin tehditlerden ibaret olduğu bir manzarayı karşımıza çıkartmaktadır. Söz bir gün başınıza iş açabilir. Erkan-muktedir-iktidar değme akıl tutulmaları arasında her gördüğü boşlukta bu mefhumu daha da keskinleştirmek için eylemediğini asla yarına koymazken sözü ne yana bırakmalıdır. Hiç düşündünüz mü? Korkulara galebe çalınması için durmaksızın işletilen bir mekanizmada töz ne demek hiç arşınladınız mı?

Kenarın kenarına itilerek, dış kapının en dış mandalı olarak lanse edildikçe yerginin ötelenmek adına, hırpalanmak için değil düşündürmemek adına türetildiğini fark ediyor musunuz? Umursar mısınız. Düşünme ediminin yerle yeksan edilmesi rutinleri nasıl göz karartılarak bambaşka bir evreye taşındığını netleştiren bir vesikayı önümüze çıkartmaktadır. Utanç vesikaları bildiğimizden, bildiğimizi sandığımızdan da fenasını birleştirmektedir. Gün bir yanda bir yer ya da meskende, bir yer yahutta yurtta hiç umulmadık şeylerin denkleştirildiği bir kompozisyona dönüştürülmekte, karikatürize edilecek kadar bile hiciv unsuru ihtiva etmeyen bir karanlıkla donatılmaktadır. Hiç mi canınız yanmaz.

Her şeyi beyhude bir çabalanım, durmaksızın söylenen bir darbecilik mefhumuna sımsıkı tutturarak, belaltı vurmalarla sözün, endişenin sadece o yıkımlardan bir diğerine kapıyı açık tutmak ya da zemini sağlama almak adına gerçekleştirildiği sezisi, yargısı bizi ne hallere koyacaktır. Kurgulanmış ve ezberlenmiş olan oyunların sürekli sergilendiği, bizim gibi dünyanın üçüncü sınıfındaki ülkelere bile hallice ağır kaçacak yaklaşımların normalleştirilmesi, o zaten normalimiz olarak değerlendirilmesi otuz dört yıllık bir darbe yapısının bugün, halen kudretinden hemen hiçbir şey kaybetmediğini meydana çıkartacaktır. Ol haldeyizdir. Kötülük, bedlik yüceltilirken bir yanımız yaprak dökmektedir şimdi. Ne edebi bir çıkarsamadır, ne de şairane bir terennüm. Ne muğlak bir beyanattır, ne alışkın olunan şekliyle duygusal bir çoğaltım ya da serzeniş.

Ne vicdan kandırmacasıdır (çokça bildiğimiz örnekleri gibi), ne de günü kurtaralımcılık. Gün dediğimiz haddizatında yeterince karanlıkla hemhalken, bir o kadar daha baskılamalara göre şeklinin şemanlinin daha nasıl arttırılabileceği düşünürken, dört yandan korku dağları yine yükseltilirken ne yapmalı sorugusudur peşinde olduğumuz. Ne yapabilmelidir ki özenle bezenle hasıraltı edilmeye çalışılanlar tam ve eksiksiz olarak meydanda kalmaya, sorgulanmaya devam edilebilsin. Yaşadığımız salt yalanlardan ibaret, bienallerde gösterilecek bir deneysellikten öteye kurgulanmış olan ona da çok benziyormuş sığlından alışkanlıklarından kurtulabilsin.

Dün Ali İsmail Korkmaz'a sokak ortasında eylenenlerin, Ahmet Atakan'ın canına kastedenlerin, öldürmeyeceksin emrini çiğneyenlerin kafalarını yastığa gömdüklerinde nasıl mışıl mışıl uyuduklarını ilan ettikleri bir yerde, meçhullerin değil faili bellilerin kıyamlarının meşrulaştırıldığı bir ülkede yaşamak neye tekabül etmektedir bunun sorgusundayız. Beton ormanlarla sınırlarımız çizilirken çitler ile örülürken her yanımız hakkımızın, hukukumuzun o beton grisine teslimiyetinin, kalıba dökülüp çoktan bağlanmış ve sınırlandırılmış olan hallerin, dayatım ve baskılamaların yakacağı kaç canımız vardır. Kaç içeriği bilinmeksizin adımlanacak harekete geçilerek yerle yeksan edilecek hayat vardır.

Sulukule'sinden, Kuzey Ormanlar'ına HES'lere peşkeş çekilecek daha önce görülmedik ölçekte yağmalanacak, ranta peşkeş çekilecek daha kaç meskenimiz kalmıştır. Kaç kesilecek orman, kaç tüketilecek doğal kaynağımız mevcuttur. Dile getirilenlerin önemliliğinin sadece belirgin, görünen ya da bilinmesine salık verilenlerden öte bilinmezlik perdesi ardına sıkıştırılanlar ne olacaktır? Nasıl olacaktır. Şimdi, bütün bunların üstünden bir okuma çabası olarak sıklıkla atfedilen, seslendirilen yeni Türkiye bu mudur? Yaşatmayan, nefes aldırmayan, söz hakkını bile detay gören, konuşmayı edepsizlik savunmayı bozgunculuk ile birbirine lehimleyerek değerlendiren demokrasiyi ancak paketlerden çıkacak tavşanlara yok yok verilecek sözlere göre yaşanılabilir bir (devletimiz taviz vermez) mefhuma dönüştürme konusunda halen yalapalayan bir ülkenin neresi yenidir?

Eskinin tüm vehametini sahiplenerek, ona zerre-i miskal toz kondurmayarak, sorgulatmayarak, sözüm ona 'yüzleşme nasıl gerçekleştirilebilir. Nasıl gerçek addedilebilir ki yazmaktan yorulmuyoruz ancak her defasında tekrar ediyor gibi görünen söz dizimlerinin içeriğine bir dolu acıyı daha katık ediyoruz, ilave ediyoruz. Şecere fenalığın ister devlet eliyle olsun, ister onun yönlendirdiği paramiliterler, yancılar, yandaş medyasıyla olsun bu ülkenin asıl sorunlarının görünmezliği çabasından ötesi değildir. Buna ayabiliyor muyuz? Yıllar yılıdır tekerleme gibi zikredilen düşman yaratımında sözler hınç ile 1-0 önde başlarken, vicdan bütün bu felaket tellalığına karşı yeterli gelecek midir? Sorgulayacak mıyız.

Sorgulayıp da oncu, buncu değil şimdi 'insan' için bir şeyleri yapmanın, karanlıkla buluşturulan hayatların, zorla çalınan hayatların, derdest edilen doğanın, gözümüzün içine baka baka katilleri kollamaların, hiç hicap duymadan yalanlardan medet umulamasın yeni Türkiye'de. Gördüğümüz, anlatmaya çalıştığımız sadece şecerenin küçük bir kısmı. Hiçbir şey güllük gülistanlık değilken televizyonlar gazeteler ve erk eliyle yaygınlaştırılmaya çalışılan polyannacılık anlatısını yıkarak, gerçekle yüzleşerek, elimizden çalınanları geri alabilecek miyiz? Yıkıntının arasında yeni bir hayatı tesis edebilecek miyiz? Yağmalandıkça tanımlanamaz kılınan bir yerin eskisine-aslına hayıflanmaktan iş işten geçtiken sonra vahlanmaktansa düşünmeye başlamak ne zaman. Sorgumuz, sualimizdir.

Anın getirdikleri, denkleştirip önümüze bıraktığı, yolumuzu kesiştirdiği bir fikir jimnastiğinden ötesine varabilmek için özetlediği, kıyasıya tahrifatın önünün açıldığı bir zaman diliminde kavramların o hep zikredilen nüvelerin kitabi sunumları ve tanımlandırmalarından bir arpa boyu bile yol kat etmediğini ispat eden bir şecereyi öne çıkartmakta, özetlemektedir. Aleniyette bahsi açılan, çokça söze katılan edimlerin neredeyse bile isteye ve göz göre göre tahrif edilmesinin şeceresidir bu. Eylene gelen reva bulunanların eksiksiz ve topyekün bir hakir görme, iki şiddeti kesintisizleştirme, ve halen geçerli olan üç yalandan medet umup bütün bu bileşenlerden daha da kısıtlandırmaya sevk etmenin şeceresidir.

İnsanları ve oluşan tepkimelerin nedenlerini anlamak yerine zulmü eskiden de çok ve ağır hayatlarımıza defakto yerleştirmenin öteki adıdır karşılaştığımız. Zaman ne kadar ilerlerse, değişirse değişsin bazı şeyler söz konusu edildiğinde halen nasıl bir tavrın takınıldığının esameasini okutacaktır bu şecere. Kavramların içi boşaltıldıkça mizansen tepkimelerin hemen tümü saha kenarına alınıp, yeni torumun tüm tehditkar unsurları cilalanıp ileri sürülmektedir. Yasal olan haklar bir anda kanunsuzluk cenahına terk edilmesi bundandır. Bunun elindendir. Kolaylaştırmak yerine işi yokuşa sürmek, derdi görüp çözümlemek yerine erk-muktedire yapılan komploların izlerini aramak ve her adımı, her eylemi, her seslenişi, her yazıyı itibarsızlaştırmak adına yapılanlar bugünün ülkesinin her ne hallerde olduğunu, dahası hangi sınavlarını vermeye yanaşmadığını kestirmeden özetlemektedir.

Günümüz başka bir hayata evrilirken, buna yönlendirilirken, bunda gayrısı olmaz denilirken bugünün ve sonrasının ne olacağını hatırlatandır şecere. Bir bağlaçtan fazlası ve ötesi. Unutturulduğu varsayılanların geçerliliği ve halen gündemi kapsayabilmesi, tahakkümün seviyesinin nerelere ulaştığını gösterecektir. Nefes almak bile zor zahmet izine bağlıdır. Söze karışmak bir mesele savunmaya kalkışmak yaftalanmaya hazırlık olmak demektir. Yoksunlaştırıldıkça hemen tüm yapılıp edilenlerin elbet bir hayrı vardır odağının el üstünde tutulmasıdır. Dert sadece tek bir bakışımdan, avaza dönüştürülenden ibaret değildir oysa. Kelimeler yeniden türetilirken şecereye işlenmiş olanların bildik teranelerden, akıl tutulmalarından ibaret hali içler acısıdır.

Aşılmaz duvarlar, engellemeler vs. ile konuşulması gerekenlerin bir türlü birbirini bulamadığı bir memlekette barış bir masal, adalet bir ütopya, eşitlik kocaman bir heyhula özgürlükler yolun dışında tutulmasına çalışılan bir mefhum olarak değerlendirilir. Neoliberal tahakküm düzeninin bu çarkları her sıfırlanma çabasında her tarafında oluşan paslanışın sözüm ona yenilenmesi gayreti, derdine düşüldüğünde karşılaştığımız bunlardır. Biyopolitik fasılaların birbirlerini takip eden nefes aldırmazlık gayreti, anlatmaya çalıştığımız düzenin değirmenine taşınan suyu temsil etmektedir. Her uygulama bir yaptırım her yaptırım nihayetinde şecereye işlenecek bir kör nokta daha demektir.

Devletin ezberden okuduğu mütemadiyen tekrara koşturduğu yaptırmayacağız ettirmeyeceğiz, konuşturmayacağızın kıyısı aba altından sopa sallamaları denkleştirmektedir. Bu çaba behemehal yolun daraltılması adına hiç bitmeyen istimlak çalışmalarından bir diğeridir. En büyük fenalıklar, fecaatler arka arkaya dizilirken yurttaşın payına düşen efendisine (kendini öyle addedene) karşı sessileşmektir. Budur dillendirilip netice kabilinden sunulup durulan. Tahakkümün keskinleşmesi normal olanın her ne hallere konulduğunu da ispatlayacaktır. Söz dönüp dolaşıp üstten idirgemeci, sizlerin yerine kararları biz veririzciliğin eylediklerine bağlanmaktadır. Alınan her karar, atılan her imza v pratiğe dökülen her uygulama tahayyülü bu çürük sistemin işlevini ortaya çıkartmaktadır.

Muhalif olmak başlı başına suç menziline kıstırılırken, önü alınmaya çalışılan yegane şey ise düşünselliktir. Boşa doluya ekenen, iliştirilen taaruzlarla! her sekansı ayrı bir utanç vesikasından ibaret güncelliğimiz budur. Bunlardan ibarettir. Gezi Direnişi ile bağlantılı, polis şiddetine dair bakanlar ve başbakan'a atfen yapılan tüm suç duyuruları vesair çağrıların alelacele üzerinin kapanmasından görebiliriz. Ethem Sarısülük'ün katledilişinin bir meşru müdafaa olmayacağı, polis a.ş.'nin kasten ölüme sebebiyet verdiğinin bilirkişi raporunda yazılmış olsa da her halükarda duyumsanmayacak olandır, oralardadır. Hiç uzağa gitmeden Salih Memecan'ın karikatüristlik makamından bu devletin provokasyonunu, kendi bildiğini okumaya devam ettiği tehditlerini şirinlik ile gösterme gayretine ortaklığına gözü kapalı katılmasındaki hayasızlıktan görebiliriz.

Çizilen bir yaftalamadan daha fazla bilince işletilmeye çalışılan düşman kimdir sorusunun yanıtıdır inceden, hiç kimselere hemen hiç çaktırmadan düşman komşunuz, sırt çantalı, yeşil tişörtlü, barış işaretli herkes olabilirin ön duyurusudur. Bu kadar genelleme ve kör şiddeti onaylamak adına eylenenler makamında ne ilk ne sonuncu da olsa netice felakettir. Bir çizerin bile devletin ağzı, söylemi ve tasarruflarının ikiletmeksizin takipçisi olabilmesine ve bunun teyidine ulaşabiliriz. Daha pek çok bahsi açılası, iliştirilesi hadsizlik, kepazelik handiyse aralık verilmeksizin suçlu kavramının, suç meselinin günden güne kapsadıklarının arttırıldığını, nüfusunun çoğaltımına dair çabalanımları sergileyen ispatlayan nice kanıtı bulabiliriz.

Kesitler ya da görünenlerin yekünü ve şeceresi hep muğlakta bırakılan makul vatandaş stereotipinin nihayetinde betona kestirilmesidir. Yekpare sözü ve sesi çoktan bir kenara bırakan itaat edenler olarak kısaltılabilecek bir mefhuma sıkıştırılmasının tezahürüdür. Durduğumuz noktada şüphelere konulmaktan destan yazanların eylediklerinin sorgulanmazlığının tescilidir. Her durum ve koşulda mutlak doğru diye buyurulanların, dile getirilenlerin can yakıcılığıdır net. Soru ve bunca sorgu bütün bu şecerenin dahilinde neredeyiz kısmını, nasıl yaşatıldığımız mefhumunu göstermektedir. Yaşıyor muyuz veyahutta yaşamı bildiğimiz o hallerden ne kadarıyla ve eksiği olmaksızın sorunsuzca sürdürebiliyoruz.

Düşünce sarmalında dün ona bugün buna eylenenlerin, öyle diye yutturulanların bugün sana bana eylenebilirliği bahsinde imdat çığlığını yinelemektedir, avaz avaz. Bedenler üstün/de kurulan tahakküm tenkitten tehdite, zulümden ölüme, hukukun linç edilmesinden davaların müsamereye dönüştürülmesine kadar bir çok farklı katmanda eşzamanlı yürütülürke avaz her yerden yükselmektedir, duyuyor musunuz? En kestirmeden polisin şiddetine yönelik amirlerden, memurlara kadar yüz elli personele dair tahkikatın hayal ürünü olarak değerlendirilmesinde görünmektedir. İçişleri bakanı muammer paşa bi'tabii ki gülünesi geçilesi bir konuda sözünü sakınmayacak bu münferit, bölücülerin uydurmalarına karşı destan yazanlarını koruyacaktır. O dakikalarda görünmektedir avaz tüm o kahkahaların arasında, sızılar yükselmektedir. Duyuyor musunuz?

Ya o bin türlü zulümde hayatını kaybedenlerin yakınları, yaralanan, gözlerini kaybeden, biber gazından nasibini fazlasıyla alanlar, taciz edilen kadın ve lgbti'ler, ses çıkartarak yeni yaralara sahip olanlar neylesinler. Nasıl etsinler ki bunca gülünç olması bir kenara utanç duyulup hesabı verilesi bir konu nadasa bunca kolay terk edilmek istenmektedir. Nasıl yani!. Erkin dolduruşuyla, her durumda daha fazla korkuyu cismanileştirmek için şimdilik isimleri muammalara konulan bir Gezi Direnişi davasının, siyasi kırım, hınç alma hazırlığı nasıl okunmalıdır. Eskilerden aşina olunan tevatürlerinin güncel sürümleri, yakıştırmalarını nasıl değerlendirmelidir.

Bez parçası kırpığından uydur kaydır örgüt bayrağı, poşi'den simge, okunan kitap, asılan afiş, yazılan yazıların çarpıtılmasının yanında Direniş günlerinde taşınan ilaçlar, dayanışma gösteren insanlar, talcidli su  veyahutta şaka zannedilse de gözaltı sebebi arasına eklenen bir termos çay gibi nedenler aranıp bulunurken sonrası, sonramız ne olacaktır. Aklınızın kıyısından hiç geçiriyor musunuz? Şecere imalatı hınç ve nefretle sürdürülen bu neoliberal düzene karşıt olarak değerlendirilen herkesi bir biçimde sözde x, y, z olarak, o meşhur Andy Warhol'un sözüyle - on beş dakikalığına yasadışı olarak tescil ederken, bunun çabasındayken düşünecek miyiz? Rıza üretimi topyekün bir dayatım silsilesi olarak can yakmayı amaç edinirken, suskunlaşmayı vaaz ederken nice olacaktır bundan sonrası tahayyül edebiliyor musunuz?

Demokrasi biçimlendirmeler ve sözlük anlamından mütemadiyen ayrıştırılırken ortaya çıkan bu şecerede, muktedirin biçimlendirdiği naçar elbise deforme olmakta, artık yalanlar bu kılığa, kılıfa sığmamaktadır. Nihayetinde ayabiliyor musunuz? Sözün kifayetsiz kılındığı anlarla hemhal halen şeceremiz/lerimiz. Bağşedilmiş gibi nüksettirilen dolaylı ya da dolaysız ima ettirilenler sonsuz bir yarayı derinleştirmektedir. Yaraların sonsuzluğunu simgeleştirmektedir. Muktedir olanın aklı, fikri ve çabasının durmadan öc almak, hıncını çıkartmak, bedel ödetmek üzerine kurulu olduğu, tüm hamlelerini bunun, bu çıkarsamanın üzerinden gerçekleştirdiği her yarada her yaralanışımızda daha belirginleşmektedir. Görünmektedir. Gezi Direnişi'nde bir akıl bir tezahür bir tutunacak dal hasıl olmuştu. Görünen köye nihayetinde aracısız bir kılavuz hasıl olmuştu. Şimdi Tuzluçayır'da, Okmeydanı'nda, Olimpiyat Stadı'nda, Rojava'da ve her yerde olanın savaş tamtamlarından fazlası olduğu ifşaa olunmuştu. İktidar bozgunculuğa, vicdani olanı yerle yeksan etmeye, kendi bildiğini okumak için her şeyi provoke etmeye devam ederken önümüze sunulan şecereye itiraz ediyoruz. Yemedik, yemeyeceğiz, yenilmeyeceğiz.

>>>>>Bildirgeç
'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz… - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog

Çay diyip geçmemek lazım. Nihayet sabah kahvaltılarında yumurta kabuğunudan kültablası yapmış 3 posta çay demlemiş bir kuşağız sohbet ederken üniversite yıllarında.

Biradan daha kritik yani..
Sohbetin bitmesi demek yani.
Sohbet yoksa arkadaşlıkda yok yani.
Memleket de yok.
Muhabbetin olmadığı yere memleket denir mi?

Karıma çaylı muhabbetlerimizde aşka düştüm, hala daha da çıkıp bir çay içelim mi en kritik, en romantik cümledir biz de. Ve şüphesiz genelleme yapacağım, milyonlarca el kalkar evet bizim de öyle diye...
Sanıyorum Türk filmlerindeki Boğaz'da, deniz kenarında çay içme sahneleri de artık sansürlenecek, sektörde blurculuk diye bir alan da var artık...

Ne bekleniyor yani;
Pencerelerden çay kaşığını şıngırdatarak çay içme eylemlerine başlamamız mı? Çayı şıngırtarak karıştırma eylemleri mi?
Gürültü kirliliği diye söylenirsiniz artık siz de tevelerden...

Taksim'in en kalabalık yerlerinden biri Haco Pulo geçididir...Sabahın kör saatinden gecenin karanlığına kadar da öyledir...Firuz ağa kahvesidir...Bildiğinizin aksine barlar o kadar değildir. Anlamadığınız da budur...İnsanlar o kadar sarhoş olsa, bu kadar ay sokaklarda nasıl direnebilirdi?

Elde kala kala ayran kalıyor, onla da 5 çocuk nasıl olacaksa artık. Nihayet uyku getiriyor...

Çay diyip geçmemek lazım. Tarihteki en büyük çay eylemi ABD'nin İngiltere'den bağımısızlığıyla sonuçlandı, hatırlamak gerek.

3-5 sene öncesinde ''Paranın dini imanı olmaz'' demişti başbakan.İyi niyetle onu kötülediğini düşünebilirsiniz isterseniz.Ama heryerin betonlarla donatılmasından sonra böyle söyleyebilecek kimse kalmamıştır herhalde.
Dün de ideoloji karın doyurmaz diyiverdi.
Oysa kendi okuduğu şiir ideolojik değilse neydi ve hapse de bu yüzden atılmıştı.

Başörtüsünü savunurken ''velev ki ideolojik'' demişti ve orada haklıydı. velev ki ideolojik.

İki kavram senelerdir kötülenmeye çalışılıyor insanların zihninde bir kötüye dönüştürülmeye çalışılıyor.
Örgüt ve ideoloji.

Oysa kapitalizm de bir ideolojidir ve devlet bunun üzerine kuruludur, devlet ise en büyük örgüt değilse nedir!
Ne ki kendinden gayrısının bir ideolojisi ve örgütü olursa işte o sorundur.
Seçimlere katılabilmek için şu kadar il de, şu kadar ilçe de örgütlenmek zorunluluğu getirenlerin, örgüt kötülemesi ne acayip. Türkçesi fikir bilimi diye çevrilen sözlüklerde, karın doyurmaz diyerek söylenmesi ne acayip.

Halbu ki hangi akla hangi fikre göre bilimle, sanatla ve elbette malla mülkle ilişki kuruyorsanız hayat ona göre değişir.

Binanın temeli nasılsa üstüde ona göre yükselir.

Dün ideolik tutumları ve söylemleriyle seçim kazananan bugün karın doyurmaz diyor.
E herşeyi ağzına götürüp dişlemeye çalışırsan doyurmaz elbette ama ideoloji hayat adabıdır bir yandan da unutmamak gerek.

Ve siz bugün Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Cami müezzinini, imamı ve Beyoğlu Müftüsünü sürmüşsünüz...Bizi ormana göndermiştiniz onları da başka başka yerlere...Sırf doğruyu söyledikleri için...Doğru söze karşı bu tumunuz ideolojik değilse de nedir? Sizin deyiminizle ideoloji karın doyurmuyor ama bizi da aç bırakıyor, öyle değil mi?
Siz Kanuni'nin kalbini arayadurun, dürüst bir müezzinin kalbini kaybettiniz...

Evladım Serin bu sabah evde bulduğu parayı makasla onlarca parçaya ayırmış. Ah! dedim, Serin niye yaptın? Yeni bir para yaptım işte dedi. İçgüdüsel ideolojik tutum bu olsa gerek. Adalet, onur ve özgürlük yerine parayı parçalamak lazım...Emek mi? Bakın onun para ile,hakkını almak ile hiç bir alakası yok işte, çalıştığı halde geçinemeyen ne kadar insan var değil mi?

Hemen her yerde Kürtçe konuştuğu için saldırılan Kürt işçiler var. Bu saldırılar ırkçılık değilse nedir? İdeoloji kimini doyuruyor kimini ise aç bırakıyor...Sizin ki aç bırakıyor. Soralım bir Kürt'e dilin mi yoksa onurun mu?

Dün kazandığınız ideoloji ile bugün işiniz bitti anlaşılan, ki bugün böyle söylüyorsunuz.
Sonra size pragmatik diyince de bozuluyorsunuz.
Bize değil kendinize bozlulunuz.
İktidar çürütür diye binlerce kere söylemiştik..
Alın size ideolojik bir söz daha.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla.. Yazılanların tamamlayıcısı olarak uzunca bir listeyi paylaşıyoruz. Söze dahil edemediklerimizi tamamlayıcı olarak bildiğimiz meramı ortaya çıkartan karşılaştıklarımıza dahil uzunca bir liste sizleri bekliyor. Kemal Bozkurt'un kaleme aldığı 'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz…başlıklı makale de bu meselden hareketle, sözümüze ilave bir çıkarsama. Eksiğimizin tamamlayıcısı bir söz ilave etmekte. Tahliller belirli kaskatı kesilmiş sığ doğrulardan ibaret değildir bunun farkına varmak için okumak isterseniz Kemal BOZKURT ve Radikal.Blog'un anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
'İktidar Çürütür' Alın Size İdeolojik Bir Söz… - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Demokratikleşme Paketiymiş - Kadir CANGIZBAY - Birgün
İsyan İnsanlaşmadır? - Doğukan ÜNLÜ - Fraksiyon
Gezi Benim İçin Ne İfade Ediyor? - Louis FISHMAN - Istanbul-New York-Tel Aviv
Korkmuyorum Anne - Abdurrahman UYAN - Birgün
Hezeyanlar, Sloganlar ve İnce Analiz (İçinde Gezi Parkı Geçmeyen İlk Direniş Yazısı) - Emrah SEKENDİZ - 16 Sayfa
Filistin’den Taksim’e Biber Gazı: Neoliberalizmin Küresel Kentler Savaşı (1) - Yahya BERMAN - Yeşil Gazete
Memecan Nasıl Anlasın? - Foti BENLİSOY - FB' Tumblr
Roboski ve Gezi'de Çocuklarını Yitiren Aileler Utanç Müzesi'ni Ziyaret Etti - ANF
Babasından Ethem’e Mektup - Muzaffer SARISÜLÜK - Brkshn.Tumblr
Kayıp Zamanın İzinde - Müge İPLİKÇİ - Gazetevatan.com
Ali İsmail Korkmaz'da Görüntüleri Polis Kararttı - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Kolluk İşkence Suçu İşlemeye Devam Ediyor - Şebnem Korur FİNCANCI - Evrensel
Büyük Gezi Davası Geliyor - Hüseyin İSTEMİL - Billur ÖZGÜL - Taraf
Die Zeit - Karamsar Beklentiler - Gelecek Gazetesi
Paradigma Sıkmaya Başladı - Metin ÇULHAOĞLU - soL
Dayak Yedi Yetmedi Dava Açıldı - Cumhuriyet
Nereye Bakıyor Bu İnsanlar? - İrem ÖZTÜRK - Fraksiyon
Bakan Bayraktar: Öyle Gezi Parkı'dır, ODTÜ'dür Geçti O Günler! - DHA - Radikal.com.tr
Dayanışma'dan Soruşturmaya Tepki - ETHA
Polise Taksim Dayanışması Talimatı: “Başbakan’la Görüşenleri İfadeye Getirin Ama Zorla Getirin” - Sendika.org
Birileri Ölürken Diğerleri Ne Yapıyor? - Rojda Duygu YEŞİLGÖZ - BiaMag
Sesli Düşünelim… - Misak TUNCBOYACI - Muhalif Yazılar
Utandırmak - Sezin ÖNEY - Taraf
Andımız ve SSK’lının Maceraları - Deniz SAL - Demokrat Haber
Adaletsizliğin Suretinde Adaleti Görmek  - Bülent ŞIK - Birgün
Hoşgörü Mü Din ve Vicdan Özgürlüğü Mü? - Dikran M. ZENGİNKUZUCU - Evrensel
Evden Mi Kaçacağız? - Aslı PERKER - Milliyet
Mesele Ermenistan Değil, Sen Hala Anlamadın Mı? - Hektor VARTANYAN - Radikal.Blog
Devletin Oyununa Son, Mücadeleye Devam - Rober KOPTAŞ - Agos
Dink'in Öldürüldüğü Yerdeki Kameralar Bozuk - Yurt Gazetesi
“Dink Davası, Erhan Tuncel’den Öteye Gitmeyecek” - Faruk EREN - Rusya'nın Sesi
"Artık Hrant'ın Yasını Tutacağım" - Haluk KALAFAT - BiaMag
Dink'lerin Vazgeçtiği Ülkeden Bize Ev Olur Mu? - Ezgi BAŞARAN - Radikal.com.tr
Siyasi Cinayet Davası Sil Baştan: Dink Ailesinin Çaresizlik İsyanı - Yavuz BAYDAR - Al Monitor
Defterler Nerede - Taner AKÇAM - Taraf
Azınlık Okulları, Caretta Carettalar ve Topa Bir Türlü Giremeyen Hagop - Oşu Bubu - 5 Harfliler
'Ortak Vicdan Anıtı' Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Nataša Kandić: Geçmiş Tartışılmazsa Suçlar Siyasilerin Demokrasiye Karşı Silahı Olur - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Hêvî LGBTİ İnisiyatifi: Kürt Mücadelesinde Yeni Bir Umut - Zeynep KURAY - ANF
Toplumsal Cinsiyet, LGBT ve Siyaset Çalıştayı - YSGP
Okulda 'Alevilik Sorgusu' İçin Suç Duyurusu - T24
Azınlık Okullarındaki Sorunlar Çözüm Bekliyor - Agos
Demokratikleşme, Kürtler ve Anadilde Eğitim - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Eğitimde Eylül Darbesi - Hatice ALTINIŞIK - Maltepe'nin Nabzı
Dolmabahçe Camii İmam ve Müezzinine Gezi Sürgünü - Yeşil Gazete
Adaletin de ‘Yeter’ Dediği An: Süleyman Yeter’in Katili Yakalandı - Sendika.org
Mersin'de Polis 8 Yaşındaki Çocuğu Hastanelik Edene Kadar Dövdü - T24
Polisin Dövdüğü D.Ö'nün Annesi: Artık Yeter - HaberFX
Utku Kalı - Candaş IŞIK - Habere Dikkat
TSK'dan Kalı Açıklaması: Battaniye Bile Verdik! - soL
Hasdal'da Kürt Askere Irkçı Saldırı - ETHA
Badilgali'da Vahşet Yaşandı! - Yüksekova Haber
Kürt Siyasetinin Kurtlarla Bitmeyen Dansı - Mahmut ALINAK - Özgür Medya
Barış Meclisi Dönem Sözcüsü Hakan Tahmaz'ın Ödül Töreni Açılış Konuşması - Barış Meclisi
Barış Süreçlerinin Sorunları ve Çözum Yolları - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Jadaliyya
Barışa Yürüyelim - Mehmet Lütfü ÖZDEMİR - Adil Medya
'Gezi’den Lice’ye Gençlik Barış Köprüsü' - Faruk AYYILDIZ - Evrensel
ODTÜ’den Geçirilen Yollar-1 - TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi
Emeğin Mekânı Haliç Tersaneleri’nden Dönme Dolaplı Haliçport’a - Cihan Uzunçarşılı BAYSAL - Açık Radyo
Mesele Kadın İstihdamını Artırmak Değilmiş, Anladık… - Hülya OSMANAĞAOĞLU - Sosyalist Feminist Kollektif
Erdogan To Use Twitter As Propaganda Tool - Deutsche Welle
Şiddetin, Baskının, Ölümün, Katliamın “Usta”sı - Hasan UYGUN - Muhalif Yazılar
Gezi'nin Siyaseti, Siyasetin Gezi'si - Arif Ali CANGI - Turnusol
AKP, İktidar, Devlet, Sistem vb… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Adli Yıl Açılışına Demokrasi ve Çoğulculuk Tartışmaları Damga Vurdu - Alakbar RAUFOĞLU - SES Türkiye
“Değerlere Dayalı Dış Politikamız…” - İsmail BEŞİKÇİ - Gelawej
İktidarlar Savaşıyor Suriye Yanıyor - Ulaş BAYRAKTAROĞLU - Gelecek Gazetesi
AKP ve 27 Mayıs İltibâsı - Tanıl BORA - Birikim
Bir Çocuğun 12 Eylül'le Hesaplaşması - Servan ÇELEBİ - Radikal.Blog
Yunanistan'da Faşist Saldırı - Muhalefet
Leftist Musician  Dies After Being Stabbed By Neo-Nazis - Enet English
Greek Protests After 'Neo-Nazi' Killing - Mark LOWEN - BBC News
RIP, The Middle Class: 1946-2013 - Edward MCCLELLAND - Salon / Alternet
5 Cities In A Neoliberal Takeover; 5 Cities In A Progressive Boom - ITT Editors - In These Times
Gülsün Karamustafa'nın Tanıklıkları - Nilgün ÖZAYTEN - Hürriyet Gösteri / Salt Programlar
Sosyal Medya ve Enfosferin Fenomenleri - Erselan AKTAN - Serra TORUN - Birdirbir
Sosyal Medya: Bir Kavga Alanı - Diyar SARACOĞLU - Fraksiyon
WikiLeaks: Casus Dosyaları 3 - Özgür UÇKAN - BT Haber
Sosyal Medya Ormanında Maymun Olmak - Emrah SEKENDİZ - 16 Sayfa
Bağış: 'Türk Medyası'nın En Özgür Dönemi' - Milliyet.com.tr
Aynı Türkiye’nin Laciverti! - Sarphan UZUNOĞLU - Evrensel
Oyuna Gelme - Bedia Ceylan GÜZELCE  - Birgün
Istanbul Biennial Under Fire For Tactical Withdrawal From Contested Sites - David BATTY - The Guardian
Thomas Bernhard Anlatıyor: Devlet ve İktidarla Yatıp Kalkanlar - Kultur & Gespenster - Futuristika
Bir Sigmund Freud Şakası - Hürehni Fırat ÖNCÜ - Sanatatak
Tüm Reddedişlerin Sınırında: Aslı Erdoğan - Fırat DEMİR - BiaMag
Lanetiyle Azizleşmiş İnsan: Jean Genet - Pınar SELEK - PS' Blog

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Kaynakça: Evren Barış Yavuz via Twitter

>>>>>Poemé
Acının Bir Ucundan - Atilla AŞUT

Süzgün bir ceylan bakışın
Tedirgin ormanında hüznün
Avcılar acımasız
Avcılar kıyıcısı ömrümüzün.

Kaç kez tuz bastım yaraya
Kaç kez dağladım acıyı
İhanetin çatal dillisini gördüm
İnancın su katılmamışını.

İnce bir sızı büyür
Sesim boğulur ormanda
Rüzgâr yabanıl eser
Kalakalırım yollarda.

Kafeste kuş gibiyim
Yaralı, bungun ve tutsak
Sakıncalı bir iştir şimdi
Sevgi sözcükleriyle konuşmak.

Yaşamı paylaşıyorum seninle
İster zindanda ister sürgünde
Sevdadır emziren direncimi
Adın güneşli bir türkü dilimde.

Sorabilsem aklımdan geçenleri
Irmaklar nereye kuşlar nereye
Tut bir ucundan acının
Ekle yüreğini yüreğime.

Mamak, Ankara 1983

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Monday, September 16, 2013

Deuss Ex Machina # 465 - er vi alle barbar?

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_465_--_er vi alle barbar?

09 Eylül 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
A. Mika Vainio - Docks (Blast First Petite)
X. Mika Vainio - Freight (Blast First Petite)
E. Vår - No One Dances Quite Like My Brothers (Sacred Bones Records)
M. Vår - Begin To Remember (Sacred Bones Records)
T. Nine Inch Nails - While I'm Still Here (Breyer P-Orridge 'Howler' Remix) (Columbia Records)
K. Nine Inch Nails - Find My Way (Columbia Records)
A. Ah! Kosmos - Anneannemin Koah'sı (Müzik Hayvanı)
T. Ah! Kosmos - Melting Into Rise (Müzik Hayvanı)
N. ASC & Synkro - Planet X (Veil)
A. ASC & Synkro - Machine Love (Veil)
H. Goth-Trad & Ruckspin - Behind The Glass (Deep Medi Musik)
X. Goth-Trad - Born To Know (Deep Medi Musik)

er vi alle barbar?
(465)

'Bir şey yazmak istiyoruz, aynı zamanda yalnızca yazıyoruz. Kısacası çağımızın kırma bir tür doğurduğu ileri sürülebilir: yazman-yazar. Bu türün işlevi de ancak çelişkin olabilir: aynı zamanda hem kışkırtıyor, hem kovuyor; sözü biçimsel olarak özgür, yazınsal dilin kurumu dışına çıkmış, gene de, bu özgürlüğün içine kapanmış durumda, ortak bir yazı biçimi altında kendi kurallarını üretiyor; yazman-yazar yazın adamları birliğinden çıkmış, ama bir başka birlikte, aydınlar çevresinin birliğinde buluyor kendini. Tüm toplum düzleminde, bu yeni topluluğun tamamlayıcı bir işlevi var: aydın yazısı bir "dil-olmayan"ın çelişkin göstergesi olarak işliyor, toplumun dizgesiz (kurumsuz) bir bildirişim düşü yaşamasını sağlıyor: yazmadan yazmak, bu bildirişim hiçbir asalak bildiri geliştirmeden arı düşünce iletmek, işte yazman-yazarın toplum için gerçekleştirdiği örnekçe. Aynı zamanda hem uzak, hem zorunlu bir örnekçe bu. Toplum da onunla biraz bir kedi fare oyunu oynuyor: yapıtlarını (biraz) satın alarak, kitlesel niteliklerini benimseyerek yazman-yazarı tanıyor; aynı zamanda, denetim altında tuttuğu yan kurumlardan (örneğin üniversiteden) destek almak zorunda bırakarak, durmamacasına düşünselcilikle, yani, söylensel olarak, kısırlıkla suçlayarak (yazar hiçbir zaman böyle bir serzenişle karşılaşma tehlikesinde değildir) uzakta tutuyor onu. Kısacası, insanbilimsel açıdan, yazman-yazar dışlanmışlığıyla benimsenmiş bir dışlanmış, Lanetli'nin uzak bir kalıtçısı: belki de toplum içindeki işlevi Cl. Lévi-Strauss'un Büyücü'de gördüğü işlevden fazla uzak değil: tamamlayıcılık işlevi, bir bakıma büyücü ile aydın sağlığın ortak düzeni için zorunlu hastalığı saptadıklarından. Kuşkusuz, böyle bir çatışmanın (ya da böyle bir sözleşmenin, nasıl isterseniz) dil düzeyinde düğümlenmesi şaşırtıcı bir şey değil; çünkü dil bu çelişkidir: öznelliğin kurumlaşmasıdır.' (Roland BARTHES, Arguments / 1960) Metis Kitap..

Günler günleri kovalarken, takvim yaprakları üçer beşer dökülürken, bir yerlerde eylenenlerin peşinden ilerlerken başkaca bir yerde vuku bulanın, yapılan edilenin / fenalığı etraflıca anlamlandırmaya gayret eder halde buluyoruz kendimizi topyekün hep birlikte. İnsanı anlamanın ne kadar büyük bir mesele olduğunun idrakında buluyoruz bir yandan hep birlikte. Açmazların, ket vurmaların, sözü biganeleştirip, yalnızlaştırıp kekremsi o bilindik ağız ağdalaşmış mamülatların bir kere daha ekranlardan zikredildiği bir yerde hakikat nedir, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bir idmandan, bir sınanıştan, birbirini takip eden süreçlerden sonrası her dem olduğu gibi tanıklığın yazılı halini, kalıtını oluşturma derdine düşüyoruz. Sözcükler sadece yaşatılanları denkleştirmek, sıra savmak bahsiyle ortaya çıkan bir bileşke, kurtarıcı değildir. Anlık olarak tehdit, tenkit ve taciz altında tutulan hallerimizden arta kalanları özümseyebilme çabasıdır. Çabalanımıdır.

Yaşatıldığımız zulümler karşısında susanlar dilsiz şeytandır kısası dururken bir ucunda aklımızın, muktedir olanın hemen her defasında kendini tekrar ettiği bir karanlık ile donatılıyoruz. Nasıl anlatılmalıdır ki sessizlikten kurtulunabilsin. Ne yana dönülebilsin ki üç ayı çoktan geçmiş bir direniş güncesinin ardından mesaj kısaca net bir biçimde anlamlandırılabilsin. Ömür sayacı akıp giderken biz ne yanda duruyoruz artık idrak edilebilsin. Her yerde görünen tahakküm o bildik utanç vesikalarını birbiri ardına donatırken yeri yurdu Roland Barthes'in değinisi üzerinden şekillendirdiği haliyle yazarlık / yazmak bir klikten / entelektüel bir faaliyet olmaktan öteye geçebilsin. Artık bir şeylere değsin. Çaba ortaklaştırılabilsin. Hemen pek çok yerde başka tahayyüller birbiri ardına eklenirken, söze katılırken demokrasi dolayımında hiçbir zaman çabalanımın söz konusu edilmediği bu yerde tabelalarda sıkıştırılmış olanın, uzakta kalmış değiniler ile ifade edilenlerin ve çoğunluğunda unutturulan şeylerden mülhem bir algının parçalanması nasıl söz konusu edilmelidir.

Yekpareleştirilen bir dönüşümün değil tam aksine giderek grileşen, sorgulamaktan imtina edilen ve dokunulmaz kılınan bir tabular ikliminin tezahürüdür. Kimi değerlendirmeler seviye olarak ilerlediğimizi, muasır medeniyetler seviyesini zorladığımızı, bendimize sığmayıp aştığımızın ilamına tutuşmuken haddizatında, hemen şu yerde, şimdiki zamanda başa getirilen fecaatler toplamı nasıl okunmalıdır. Nasıl anlamlandırılmalıdır ki teferruatların, münferitlerin söylemi değil hepimizin, tüm bireylerin dertlenişi olduğu artık, amasız, fakatsız ve velevsiz, illa ki sığınılacak bir liman kotasından yer edinmiş olan kalıplaşmış klişelerle karşılanmasın. Bildik teraneler ile sorguların önü alınamasın. Örtbas edilemesin. Dertler bunca görünürken tekrar tekrar aynı cümleler kurulmasın. Hala ve biteviye bir çabalanım olarak demokrasi kavramının, insanlığın ve onun yükümlülüklerinden birisi olan vicdani sorumluluğun nasıl da hunharca telef edilmeye çalışıldığı bir kere daha meydandayken lanetlenesi elitizmle donanmış zannedilen sözcük birleştiriciliğinden kurtulup soralım; ne olacaktır halimiz! Nasıl olacak gidişatımız!.

Behemehal devreye konulanlar her olay, vakanın ardından dile dolananlar lafa katılanlarla beraber bir hatırlatıcı vazifesini göstermektedir. Geçtiğimiz hafta geleceğimizin elimizden (ç)alınmasının otuz üçüncü senesiydi. 12 Eylül 1980. Kurşuni darbe ağırlığının, her yere sirayet etmiş örneklerinin bizatihi yüzleşiyoruz, hesabını da muhakkak soracağız yollu söylemlerle, o iddialara paralel açılan davalarla kesiştirildiği bir yerde kazın ayağının hiç de öyle olmadığını gösteren örneklerle hala hemhalken yol nereye sorusu önceliklidir. Askeri vesayetin her adımında eyledikleri biçimlendirir kılmaya, kalıcılaştırmaya çalıştığı korkularına beklemeksizin teslim alınmış, illa ki bir şeylerle oyalatılırken herkesi ilgilendiren şeylerin tamamen o erkanın, seçilmişlerin, tepeden inenlerin tahayyüllerine göre şekillendirildiği makamdan ve günlerden şimdi ne kadar uzağız. Ne kadar uzaklaşabilmişiz bunun sorgusundayız.

Dün o bu şu yanlıştı birlik ve beraberliğimize kastediyorlardı veczi devredeydi. Müdahaleler vatan kurtarmakla eş tutulandı. Bugünse iktidar gibi düşünmeyenin, karşısındaki hakkında bir şekilde kulp olarak taktığı bir genellendirici tavrın ta kendisi. Hain ayıklatıcı olarak muktedirin eli altında yaşatılan yardımcı. Dün kızıl dediğiniz bahsini açtığınız yerde sonunuzu da hazırlamış olmanız söz konusuydu. Bugün sadece kızılın değil gökkuşağını oluşturan herhangi bir renge sahip çıkmaya çalıştığınızda fenalıkların sizinle buluşması çabası süreğenleştiriliyor. Dün asker ile ortalık süt liman kes(tiri)lirken bugün aynısı polis eliyle gerçekleştiriliyor. Sözün itibarsızlaştırılması, söze katılanın asıl hangi dertleri duyumsatmak için dile getirildiği, avaza dönüştüğü dün de önemsenmeyendi bugün de hiçbir şekilde fark edilmeyeni olarak yaşatılmaya devam etmekte.

Hayrettin Eren'in annesinin sözleriyle, "1980 darbesiyle, gül gibi çocuklarımıza kıydılar. başbakan, '10 yıldır gençlere bir şey olmuyor' ama yine gençlere kıyılıyor." seslenişinde o farkına varmamamız için uğraşın kesintisizleştirildiği görünmektedir bir kere daha. Tahakküm, verili hakları, tanzim edilmiş asgari müştereği tarumar etmek için hemen hiç fırsatı kaçırmadığı, zulmünü yükselttiği okumasını da ilave etmeliyiz bi'kez daha. Ötekileştirdiği, hakkını arayan her kim olursa olsun onun ağzının payının verilmesi ilkesinden hareket eden bu karanlık döngü bugünümüzde eyledikleriyle yarınımıza ipotek koymaya devam ediyor, etmeyi sürdürmekte. Alenen ve uluorta her yerde. Dünde kaldığı sanılanın bugün yeniden günceye dahil edilmesi sorguyu ne kadar önemsersek o kadar çabuk ilerleyebileceğimizi, birbirimizin sesini duyabilmemizi şimdi daha kolay kılacaktır.

Her yeri dönüştüren, kimliğini tanımlanamaz kılan, kentleri yaşanılmaz eyleyen, hayatı zindana çeviren, içerisi dışarısı fark etmez her şekilde bir cezaevi tasvirinin canlandırıldığı bu 'ülke' hali düşündürücülüğünü sadece bir kaç günde yaşatılanlarla değil uzunca zamandır eylenenlerle beraber cismanileştirmektedir. Farkında mısınız? Birbirini takip eden süreçler dahilinde Ermeniler'in başatlığında hemen tüm azınlıklara, Kürt ve Alevi halklarına eylenenlerin ortak paydasında bu sınırların belirginleştirildiği, tahakkümün devamlılığının sağlanmasının yanında hep korkularıyla yaşamalarının devamlılığının çabası da söz  konusu edilendir. Ya belletilmiş olan kasten hatalı genellendirmeler devreye konulur, her şekilde her halükarda. Ya bildirilmesi zorunlu sanıldığından ikide bir sergilenen hainler seceresine dahil edilirler. Süreçleri ve açılımları daha özgür ve adil ve eşit bir ülke sonucuna ulaştırmak adına yapılıyormuş seslendirmesi eşliğinde yola çıkılırken, Muş'ta kilise'den arta kalan yapı tahrip Tekirdağ'daki kilise arazisi alışveriş merkezi kondurulması için kentsel dönüşüme kurban edilerek sağlanır.

Ya köy başına yıkılır, yahutta hiçbir gerekliliği söz konusu bile değilken camii-cemevi harmanı bir yapının temelleri atılır. 55 kişinin öldüğü Reyhanlı saldırısı gözardı edilirken sorumluluk henüz bir çocuk olan Utku Kalı'nın üzerine yığılır. Her yerde olduğu gibi adalet tecellisi dile getirilmezken, bundan hiç bahis açılmazken Reyhanlı'nın yarası ortadayken henüz tazeyken Haziran direnişi'nden bu yana üç kardeşimizin canına kastedilir. Canları karanlıkça zaptedilir. Bütün bu insan eliyle kotarılan kıyama varan felaketler arka arkaya sergilenirken 627. günü çoktan geride bırakan Roboski katliamının hesabı Ankara'nın dehlizlerinde, makam ve mevkilerinde bir kere daha kaybedilir. Kaybettirilir. Sorgu ve sorumluluk yazmayı beraberinde getiren bir sonuçtur. Her halükarda hedef tahtasına konulan yurttaşlık bağları sürekli sorgulanan bireyler olarak Haziran Direnişi'nden sonra görüp geçirdiklerimiz bugünlerden sonra rastlaşacağımız acıların katmerlenerek artmasına karşı "ortak irade"nin elzemliliğidir. Gereksinim duyduğumuz yegane şey.

Yaşadığımız yerin şekillendirilmesi tamamlandığında o ağızlarımız bantlandığında, aklımız lal konulduğunda, adım atacak, ses edecek kimseyi bulamadığımızda ahlanmamak için, vahlanmamak için söz başlangıçtır. Korkutmanın şekil değiştirmiş hallerinde gün aşırı ekranlardan yaygınlaştırılan yeni gulyabani hikayeleri, ayağınızı denk alın söylemlerinin taşıyacağı körlük ve karanlığa alışmadan önceki son çıkışımızdır söz. Gerçekliğin tahayyüllerden fersah fersah farklı konumlandırıldığı bir dönemi anlatmak için kullanılan 1984 romanının bile az kaldığı bu yerde hakkaniyet sözdedir. Söz ile denkleştirilecek olanlardadır. Yaşayabilmek için. Söylemin eylenenlerden bir kere daha ayrıştırıldığı, lafa söze katılanlar ile sonucunda denk getirilenlerin hemen hiç aralıksız bir biçimde daraltımın neticesi ya da sonuçlarından birisi olarak filizlendirilmesi çabası yaşadığımız yerde hedef tahtasının sürekli bir biçimde yer değiştirmesini, başka başka doğrultularda karşımıza çıkmasını kolaylamaktadır.

Suskunlaştırmalar sıradan olarak betimlendikçe bizzat bundan hareketle yeni tespitler gerçekleştirildikçe, sözün nihai alanından, daraltımış yöresinden hareket ettirilen şiddet sarmalı, itaat edeceksiniz buyrukları genelin doğal bir parçası haline dönüştürülecektir. Hal böyledir. İleri demokrasi tabelasının hemen altında, aba altından sopa sallamak, adamına göre muamele etmek, hakkı ve hukuku lağvetmek adına aralıksız dönüştürmek, biteviye tekrar olsa da sözüm ona geçmişte kaldığı zikredilenin vesayetçi düzenin a'sından z'sine takipçisi olunarak yapılananlar bu çıkarsamayı teyitlemektedir. Yol nereye sorusu unutulur kılınıp adım başı yeni bir utanç vesikasının Tuzluçayır'dan Armutlu'ya, Tarlabaşı'ndan, Kuzey Ormanlarına, Çukurova'ya, Kuzey Kürdistan'a her yere istisnasız bir biçimde kesintisiz ulaştırılmasıdır. Durmak yok, zulüm ve zalimliğe devam. Zulümle abad olunmayacağı yinelense de hemen hiç bu uyarıyı dikkate almaksızın, tam da değinin az ötesinde yinenenlerle zulüm mübalağasız bir ayrışmazımız haline dönüştürülür. Hal budur.

Her yerde bu tahakküm sergilenirken bir de mağdurum ve mazlumum türküsünü tutturduk mu ortada sorun kalmayacaktır körlüğü / intibası sımsıkı tutunulan, sahip çıkılandır. Sözün hemen hiç önemsenmeyip bildiğini okumaya alışmışken muktedirlik, karşıtlık yahutta muhaliflik bir tabii ki de işe gelmeyecektir. Oyun bozandır, teyitlidir. Şiddetin, devlet eliyle, imkanlarıyla kotarılmasının yanında seçilmiş isimlerin, halkın içinden çıkanların zamanla bu mezalimin gözü kapalı onaylayıcıları, tasdik edicileri olmasını, sistem denilen her yeri dökülmeye yüz tutanın çarklarını sağlam sağlam diye yutturma gayretkeşliği en azından hangi evrede olduğumuzu özetleyecektir. Görünürlüğünü arttıracaktır. Disipline edilmeyi, zor kullanmayı, büyüklerimizin sözlerine istisnasız uyumlu bireyler olarak yaşamayı savlayan bu bakışım ise körlüğü çoğaltır. Ancak bunu sağlar.

Bu perdelemenin paralelinde eylenenler bir bakarsınız Okmeydanı'nda hangi kolluk kuvvetinin elinden çıktığı bir ihtimal bilinse de itinayla saklanan, sırdır belletilen ve bir fişekle yaralanıp da yaklaşık üç aydır komada olan Berkin Elvan için toplanan kitleye zulmü, hemen anlattığımız bahsin bir başkasını sergilemekten alıkoymaz. İnancının gereğini ifa etmeyi bile zora koşturan, sorun belleyen bakışım, açılımlarla sözüm ona aşılırken, dar kapsamlı tekçilliğe bağlı camii-cemevi'nin konumlandırılmaya çalışıldığı Tuzluçayır'ı Taksim silüetinden, Kızılay'dan, Amed'den tanıdığımız bir tahakküm ve gaz bulutu, plastik mermi vs. ile donatılmasına mani olmaz. Şiddet her an her yerdedir. Hatay'da Ahmet Atakan'dır hedef tahtasına konulan, hayatı çalınacak olan. Yeterli gelir mi, yetmez mi bunca utanç vesikası, her saniye kıyım, hiddet ve arısızlık boyuna pervasızlık hedefe konulan hepimizken, düşünülesidir.

Kadıköy'ün aralıksız gazlanmasının, her köşe başında bir zebani gibi dikilen kareli gömlekli, direnişçi görünümlü sivillerin her an eyledikleri az fenalık değil midir? Nasıl atfedilmelidir. Bir istatistik verisi değildir Ahmet Atakan'ın kaybı. Daha iyi bir yurt tahayyülünün nasıl bile isteye mümkünatsız kılındığının vahim özetleyenidir. Katliamlar devletin özüdür. İnsan eliyle kotarılan kıyametlerse hepimize denk getirilebilecek olan kısmıdır. 1894'de Hamidiye Alayları'nın Anadolu'da eyledikleri kıyamdan bu yana, Dersim'den, Sivas'tan, Roboski'den bu yana sürekli güncellenen bir tehditin kendisidir. Süreklileştirilenidir. Durmadan aynı acıları biteviye paylaşırken buluyoruz kendimizi. Aştığımızı sandığımız kimi edimlerin kalıcılığı karşısında istemsizce umutsuzluğa düşüyoruz. Çıkmazlar yeni meskenimiz olurken önümüzü görebilmek için ortak aklın tahayyüllerinin her ne hallere konulduğunu bir kere daha teyit ediyoruz. Hiç bitmemişçesine Haziran Direnişi'nde gördüğümüz ve deneyimlediğimiz devlet zulmü/şiddeti Eylül'ün başından bu yana kendini yinelemekte, biteviye tekrardan sahnede.

Korunaksız, hedef haline dönüştürüldükçe insan, düş gücünün değil bu gri/soluk bir siyahın taaruzuna maruz bırakılıyoruz. Sözü fazla uzatmadan belki de yazının en önemli kısmı burasıdır. Bitmeyecek bir kabusun daim edilmesidir. Soluk almanın imkansızlaştırıldığı, akla getirilmeyeceğin oldurulduğu ya da henüz oldurulabildiği bir yerde hemen her günün hesaplaşacağız diye duyurulan on iki eylül darbesinin bıraktığı eksiklerin tamamlama gayretkeşliğidir. Her yerde olan biten. Bireyi ve düşünceyi hakir görmenin, politik doğruculuk tavrının odun, kömür makarna yardımları ya da Adeviye mi Gezi Parkı mı arasına sıkıştırıldığı ötesinin aman sorgulamalarla, tenkit ve tehdit edildiği yerdir yaşamaya çalıştığımız. Bir biçimde sessizleştirmelerin eskiden kulaktan kulağa yayıldığı bir yerde artık bangır bangır kapı önlerinde bütün bu şiddetin sergilenebilmesidir. Sergilenenlerin dehşetengizliğidir. İleri demokrasi'de ihbarcı komşu sırdaşınız polis gibi uygulamaların hayata geçirilmesinin olağanlaştırılması gayretinin cüretidir.

Devletluya değil dokunmak hesap sormak meselinin hala uzak bir ihtimal olarak değerlendirildiği bir devamlılığın tam ve eksiksiz bahsedilmesidir elzem olan. Yaşadığımız yerde hedef tahtasına kondurulmak olağanımız olarak belleğe zerk edildikçe korku alelade bir kavram olmaktan çıkarak güncellenmektedir. Her yerde ve her zaman muhalif kimliğin, halkların demokratik toplum önerilerinin neredeyse tamamen daraltılıyorsa, bu tarz çabaların devamlılığının muktedirce nihai sonuç olarak değerlendirilmesindendir. Her şey buzlu bir camın ardına hapsedilmektedir, hapsedilmeye çalışılan hayatlarımız. Anayasa'nın yanısıra, TCK ve TMK'nın kimi maddelerine yapılan kimi düzenlemelerin hayra değil tersine çabalanımın sonuçlarına ulaşmak için olduğu artık alenidir. Suskunlaştırma ne kadar sıradanlaştırılırsa o kadar baskı bir o kadar, bir o kadar tenkit ve tehdit devreye bunun için alınacaktır, alınmaktadır. Hayat zapturapt altına alındıkça ama polis ama kanun diye yazılanlarla bu çoğaltımlar günü karanlığa teslim edecektir.

Bu kadar nefretle açılacak yaralar ne öncekileri iyileştirecek ne de daha iyi bir güne uyanmamızı mümkün kılacaktır. Korkunun yıllarca eylediklerinin, yapa geldiklerinin hayatı kapsadığı bir hakikat karşımıza çıkar. Politik doğruculuk artık geçersiz bir türetmeye evrilmişken bir kere daha yinelemeli sus sus nereye kadar? Direniş tektipleştirici olan akla, militarist yaklaşımlara, neoliberal dayatımlara karşı başka bir sözün eylenebileceği pratiğiydi. Başka bir sözün tesisi için kuvvetli bir önermeydi. Duyumsananların, gösterilmeyenlerin hemen yanında esas meselin ne olduğunu bildirendi. Dayanışmanın özü bu hedef almalar süreğenliğinde biteviye yinelenenlere karşı dur çekmek, yeter artık demekti. Bir çoğu için bitmiş gitmiş denilse de halen geçerli olan çıkarsama ve önermeler halen önemli, halen bilmeyenler için direnişi anlamaya yardımcı olacak, tahayyüller.

Mesaj alındı buyurulmuşsa da devlet elinden ne hale konulduğumuz ortadadır. Söze sahip çıkmak, Altı candan, Roboski'ye, Reyhanlı'dan Rojava'ya, Armutlu'dan Tuzluçayır'a, her yere her an devlet gözetiminde yapılan katl ve hicap duyulası ötekileştirmelere karşı bir dirayettir. Şafak bir yerlerde sökün ederken hemen hiç dibimizden ayrılmayan devletin gölgesinin, aman kafanızı karıştırmayın, ilişmeyin şu kırmızı çizgileri zorlamayın yollu tehditlerinin aleniyetidir görünen. Görebilene. Bunca tahakküm esas resmin nasıl bir ucube kıvamına geldiğini kıssadan sunacaktır. Yaşatılanların anlık bir refleks değil, devletin kurulduğu ilk günden bu yana sürekli olarak yapageldiğinin behemehal devreye sokulması, icra edilmesidir. Acı hep bu yana, hep bu yöne denk getirilirken bir dolu lafazanlık mütemadiyen tekrara koşturulurken ister on iki eylül, ister Orwell'in yazını herhangi bir tarih yazını / metni ya da yaşanmışlığı yeniden tecrübe ettirilmektedir. Bunu hiç unutmayalım. Hedef tahtasına konulan bilmiyoruz kaçıncı defadır insanlıktır vesselam.

Valibeyin oh oh ve oh olsun nidaları, bir yerlerden tanıdığımız Boyunsuzpaşa'nın yüksekten düşmüştür açıklamasındaki hali ve tavırları, Başvezir'in diline pelesenk olan tekrarları, anamuhalefetin kadüklüğü, vurdumduymazlığı bütün bu tekrar edilenleri, zulmü ve faşizmin cismanileştirilmesi sürecini düşünülesi bir mertebeye taşımaktadır. Şimdi. Değerli yalnızlık teorisinin yurttaki karşılığı her yerde olağanüstü haldir. Karışanın görüşenin olmadığı bir yurtta, hak arama mücadelesi kırmızı çizgilere dokunulduğu anda alarmı devreye sokmaktadır. Hep korkarak yaşamın tecrübe ettirildiği, yaşayanların buna denek edildiği bir ülkedeyiz. Bundan ötesinin düşünülmediği bir karanlıktayız. Telkinler ve teskin edici sözler yok bu defasında her nerede yaşıyorsak neyle karşı karşıya olduğumuzu idrak edebileceğimiz bir güncellikteyiz. Akıl mı, fikir mi, doğruluk mu, adalet mi, eşitlik mi, özgürlük mü, birisi mi yahut hepsi birden mi hedef tahtasındayken, hedefe konulmuşken biteviye düşünmeliyiz yarınımızı. Hayatlarımız hep hedef tahtasına mıhlanıyor, yolu onunla kesiştiriliyor. Bir yerinden değmezse bir yerinden mutlaka ikrar olunan biyopolitik tahakkümün yeni tasarruflarıyla sınanıyoruz. Böylesi reva görülüyor biteviye, aralıksız biat edeceksiniz, çünkü biz her şeyin en iyisiniz biliriz argümanıyla donatılıyor dört yanımız. Nefes almak mı elbette onun için bile tenkitler ve hezeyanlarle beraber aman dikkatli olun, gazımıza, fişeğimize, mermimize denk gelmeyin buyuruluyor. Gel de hiç düşünmeden yaşa... gel de sorgulamadan sürdür hayatı..   [16.09.2013 00:30]

>>>>>Bildirgeç
Devlete Ahlak Daveti - Gündüz VASSAF - Radikal

Gençsiniz.
Güçlüsünüz.
Düşleriniz var.
İşsizsiniz.
Sen hem gençleri işsiz bırak hem de onlara karşı şiddet kullan.
Kapitalizmin en gelişmiş ülkelerinde, Avrupa Birliği’nde 25 yaş altı 5.6 milyon işsiz.
Yunanistan’da gençlerin %60’ı, İspanya’da %56’sı, Portekiz’de %42’si, İsveç’te %25’i işsiz. Türkiye %29.
Asya, Avustralya, Afrika, Amerikalar… milyonlarca genç işssiz.
Ekonomik, çevresel, siyasal kriz ve skandalların norma dönüştüğü egemen düzende, ILO istatistiklerine göre 2013 yılında dünyada işsiz genç sayısı 73.4 milyon. Anket üstüne anket gençlerin gelecekleri için kötümser olduklarını ifade ediyor.
Ne olacak?
Türkiye’de de iktidarlar, umut peşinde gençleri aldatarak, müteahhitlerle kol kola, kütüphanesiz, laboratuvarsız, kalifiye olmayan kadrolarla üniversite adında birçok tesis açtı. İşsizliği erteledi. İş bulabilenler geçmiş yüzyılın sınıfta kalmış taşeron mesleklerine mahkûmlar.
İyi bir üniversite eğitimi bile eskisi gibi işe yaramıyor.
ABD’de 20-24 yaş arası üniversite mezunlarında işsizlik oranı %12.
Özellikle ekonomik krizlerde savaşlar egemenlere çözüm olmuş.
Milliyetçi duygularla dinlerin takdisiyle devletlerin kamçıladığı gençler kendilerini cephede bulmuş. Birbirinden değişken devlet ideolojilerine edilgenlikte taraflaştırılmış.
Ölmüş. Öldürmüş.
21. yüzyılda siber savaşlara yönelen profesyonel ordularda, ne büyük sayılarda gençlere yer var ne de onları eskisi gibi bayrakla kışkırtmak mümkün. Askerler bile sokaklarda üniforma giymekten kaçınırken devletler gençlere güvenmez oldu. Askerlik işsizliğe geçici çözüm olmaktan çıktı.
Dünya kabuk değiştiriyor.
Düzen gençlerden kopuyor.
Demokrasi aldatmacalı plütokrasilerle, toplumların karşıt olduğu savaşlarla meşruiyetini yitiriyor.
Zengin yoksul arasındaki makas görülmedik ölçüde açılıyor.
Türümüzün tarihinde ilk kez yeni teknolojileri yaşlılar gençlerden öğreniyor.
%99 Biziz Occupy Wall Street hareketinde, geçen yıl Paris’te, Londra’da, Madrid’de, Stockholm’da, Sao Paolo’da, Atina’da, Türkiye’de, gençlerin gidişata dur demek istemesini, kurtuluş yolları arama çabalarını, çaresizlikle çırpınan devletler şiddetle bastırmak istiyor.
Günümüz gençliğini ‘68’e benzetmek isteyenler yanılıyor.
‘68 bir ret hareketiydi.
Savaşa ret. Kapitalizmin, ruhu öğütücü çarkında yer almaya ret. Sovyet egemenliğinde totaliter sistemlere ret. Kravatlı, kuaförlü kabız bir düzenin günlük yaşam tarzına, çifte standartlı ahlak anlayışına ret.
Günümüz gençliği, benden sonra tufan düzenine dur demekten öte, devletlerin sorumsuzluğu karşısında sorumluluk arayışında.
Devletlerin vatandaşlarına rağmen savaşlara gitmelerine, küresel ısınma karşısında ahlaksızlığına karşı ahlak davetinde.
Türkiye’de de devlet temsilcileri, Gezi’ye karşı tavırlarını, zırhlı araçlarıyla kimyasal silahlarıyla sokak savaşlarıyla sürdürüyor. Şimdiye kadar 10.000’e yakın genci yaraladı, 11’ini kör etti, en az altısını öldürdü.
Gençler, her şeye rağmen ideolojilerle, din ve bayrak aitlikleriyle parçalanıp bölünmeyip, provokasyonlara rağmen, somut sorunlara somut çözümler getirmeye odaklanma gayretindeler. Dünya vatandaşlığına doğru küresel bir demokrasinin tohumlarını ekmekteler.
Tarihte şiddetin ahlaka üstün geldiği nerede görülmüş?
Nereye kadar?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Gündüz VASSAF'ın kaleme aldığı Devlete Ahlak Daveti başlıklı makale değinmeye çalıştıklarımızın tamamlayıcısı bir okumayı, sözü beraberinde paylaşmaktadır... Radikal Gazetesi ve Gündüz VASSAF'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Gezi Park Eylemlerinin Görsel Arşivi
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Gezi'den Şimdiye Ses ve Söz.. #Podcast
Turkey: Fresh Protests Spark Fears Over Pending Tear Gas Shipments - Amnesty International
Bitmeyen 12 Eylül - Kaçakkova - Mutlak Töz
33 Yıl Olmuş... - Cafer SOLGUN - Taraf
12 Eylül ile Haziran’da Hesaplaşma: ”Bu Daha Başlangıç!” - Onur AKSOY - Sendika.org
33 Yılda Tank TOMA, Asker De Polis Oldu: Değişen Bu! - Sol Defter
12 Eylül’ün 33. Yıldönümünde Kadıköy’de “Yüzleşme” - Ekin KARACA - BiaMag
Akıl Oyunları - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Başımız Öne Eğilmesin - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Ölü Canlar İmparatorlukları - Erol ANAR - T24
Siz Niye Hep Bizim Çocukları Öldürüyorsunuz - Ece TEMELKURAN - Birgün
Usta Bizi Öldürsene - Neslihan GÜNGÖR - Radikal.Blog
İnsan Olmayı Sizden Öğrenecek Değiliz - Zeynep MİRAÇ - Milliyet.com.tr
Öldürülen Evlatlar ve Annelerin Acısı - Gezi Parkı - Açık Radyo
Her Yer Ethem'in Evi - Veli BAYRAK - Demokrat Haber / Alınteri
Duvarların Da Bir Dili Var - M.T. - Muhalif Yazılar
'Hoşgörü Adası' Hatay 3. Can Kaybına Ağlıyor - Radikal.com.tr
Antakya’nın Kır Çiçeklerinden Ahmet Öldü Başlar Yukarı, Yumruklar Yıldızlara - Serhad SAVAŞ - Sendika.org
Demirtaş, Atakan'ın Babasını Aradı - İnsan Haber
Mourning For #AhmetAtakan - The Stream - Al Jazeera
Anti-Government Protester Dies in Turkey - Desmond BUTLER - AP / The New York Times
'Ahmet Atakan Polis Müdahalesi Olmadan Düşerek Öldü' - T24
'Dur Demenin Zamanı Geldi' - Hamdullah KESEN - DİHA - Yüksekova Haber
İddianameye Göre Korkmaz, 4 Kamu Görevlisi ve 4 Esnaf Tarafından Öldürüldü - Onedio
Barolar Birliği Başkanı Korkmaz Ailesinin Avukatı Oldu - Milliyet.com.tr
“Adalet” Eylemine Polis Saldırdı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Police Intervene Against Protesters During Demos In Istanbul’s Kadıköy - Daily News
Polis Hastaneden Eylemci Kaçırdı! - Gelecek Gazetesi
KCK’den Hatay Kınaması: Demokrasi Güçlerinin Yanındayız! - ANF
Demokratik Fetva İşleri Başkanlığına - Umut ÖZKIRIMLI - Radikal 2
Gizli 'Gezi' Zirvesi' Yapıldı - İnsan Haber
Tuzluçayır… - Veli BAYRAK - Özgür Medya - Sendika.org
Gezi Sonrası Siyasetin Tribünler ile İmtihanı - Halil İbrahim GÜREL - Birikim
Bu Masallara Karnımız Tok! - Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Trabzon Fikir Kulubü'nden Agos'a Ziyaret - Haberler.com
Dokunulmazlar - Deniz KAYNAK - 5 Harfliler
İyi Ki Doğdun Hrant Dink! - Müge İPLİKÇİ - Gazetevatan.com
Dink Davası Geriye Gitti - Dicle BAŞTÜRK - Taraf
‘Dink Cinayeti Davası Dolmabahçe’de Kapatıldı’ - Uygar GÜLTEKİN - Agos
#İyiKiDoğdunHrantDink - Hrant’a Mektup: Sosyalizm - Ali Rıza TAŞKALE - Sendika.org
#İyiKiDoğdunHrantDink - Hrant Dink BBC Türkçe'de
Utanç Yoksa Umut Da Yoktur - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Charles Aznavur: Ermeni Sorunu Bir Türk Sorunudur - ANF
"Bu Topraklarda Aynı Acılar Yaşanmasın Diye" - Bianet
Zorla Kaybetmeyle İlgili İki Rapor - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
Toplu Mezarın Üstü Örtüldü İddiası - Oktay CANDEMİR - ANF
Bir Paket Demokrasi - Kerem ALTAN - T24
Paketten "Tek Millet" Mi Çıkacak? - Şeref IŞILDAK - Marksist.org
İsmail Beşikçi: Kürdistan Sorunu Her Şeyden Önce Duruş Sorunudur - İlke Haber
Fırat Anlı: Anadil Yasağı Derin Bir Kırılmaya Neden Olur - İnsan Haber
Kurdî Hîn Bibin, Hîn Bikin! - İbrahim GENÇ - Yüksekova Haber
‘Marjinal’ Bizler - Deniz ÖZGÜR - Özgür Gündem
Gri Körleştirir Gri Köleleştirir.. - N. Orçun ÇOBAN - Öküz Komünü
Gezi’den Sonra Ne? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Düzen Normallerine Geri Dönmeyi Reddediyoruz! Özgürlük Sokakta, Kurtuluş Kavgada... - Basın Açıklaması - SDP
The Gezi Park Protests And The Future Of Turkish Politics: An Interview w. Seyla Benhabib - ADALET, OVER, ÖZGÖDE, SALİHOĞLU - Dissent Magazine
Response To Melih Gokçek- "Erodoğan Is Responsible For The Rejection Of Istanbul 2020 Because He's A Murderer And Genocide - Juan MARINO - TPR
Egemen Bağış: Gezi'de Ölenler Suriye'de Ölenlerin Yanında Devede Kulak Kalır! - Birgün
Darbe, OTPOR, Melih Gökçek, Cemil Çiçek ve Arkadaşları - Murat GÜLTEKİN - Fikir Zamanı
Gezi Hareketi ve Seçimler - Cihan TUĞAL - Sol Defter
Ben Sadece İşimi Kaybettim… Oysa Siz Tarihinizi, Sınıfınızı… - Taylan TANAY - Baran Tursun Vakfı
Devlete Ahlak Daveti - Gündüz VASSAF - Radikal
Yeni Anayasa ve Türkiye Halkları - Sayat TEKİR - Radikal 2 / Nor Zartonk
‘Şehirdeki Dönüşümün Farkında Olmak İçin Uzman Olmaya Gerek Yok’ - Sarphan UZUNOĞLU - SU' Blog
Depremzedeler Ölüm Orucuna Başladı! - Besta Nûçe
Diyarbakır'da Ortak Vicdan Anıtı Açıldı - Evrensel
6 Eylül Yazısı (Son Kullanma Tarihi: 7 Eylül [7’si Dahil]) - Nimet ALICI - 5 Harfliler
İznik’te Romanlara Irkçı Saldırı - Muhalefet.org
Naomi Klein: 'Big Green Groups Are More Damaging Than Climate Deniers' - Jason MARK - The Guardian
Ormanı Korumak İçin Ağaçları Kestiler! - Sinem ŞİBUMİ - Evrensel
'Kapitalizm Sonrası Toplumu Düşlemeliyiz' - Feride TEKELİ Çevirisiyle - Red Pepper - Birgün
How Did Turkey Lose Egypt? - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
How The Anti-War Movement Won The Hearts and Minds Of The Public - Bernardine DOHRN - In These Times
‘İnsani Müdahale’ Ne Demek Bize Sorun - Evrensel
Rusya-ABD Formülü Neden Ankara’da ‘Soğuk Duş Etkisi’ Yarattı? - Serkan DEMİRTAŞ - BBC Türkçe
Maalesef - Barış ATAY - Evrensel
Garry Kasparov Tees Off On Putin & ‘The New York Times’ - Brian RIES - The Daily Beast
Krizden Çıkarken Savaşa Gerek Kaldı Mı? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
“yasak” tamam! peki ya “düzenleme”? - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Çatışma Biçimleri - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
Kentin Gözleri Kapandığında… - Sibel YERDENİZ - T24
Kayıp Zamanın İzinde'nin Üzerinden Bir Yüzyıl Geride Kalırken... - Xezal-Nizam KARAAĞAR - Birikim
Cama Vuran Bir Dal: Tezer Özlü - Işıl KURNAZ - Bianet
Yolculuk; Tutunamayan Bir Adamın Hikayesi - Numan ÇAKIR - NÇ' Blog
Orhan Pamuk, Şamanlık ve Yasakçılık - Metin CELAL - Okuduğum Kitaplar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
İsimsiz via Friendfeed Satine

>>>>>Poemé
Sözcükler - Anne SEXTON


Sözcüklere dikkat edin,
olağanüstü olanlarına bile.
Çünkü olağanüstü için yapabileceğimizin en iyisini yaparız,
kimi zaman sözcükler arı gibi sokarlar
ve bir öpücük bırakırlar iğne yerine.
Parmaklar gibi değerli olabilir sözcükler
Ve kaya gibi güvenilirdir sözcükler
kıçınıza sokarsınız onları.
Ama hem papatyalar hem de bereler gibi olabilirler.

Yine de severim sözcükleri.
Tavandan düşen güvercinlerdir sözcükler.
Dizlerimde oturan altı kutsal portakaldır onlar.
Sözcükler ağaçlardır, yaz'ın bacakları,
Ve güneş, ve onun tutkulu yüzü.

Ne var ki sözcükler sıklıkla yanıltır beni.
Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki,
Bir sürü öyküler, betimlemeler, atasözleri, vb.
Ama sözcükler yetersiz kalır,
yanlış olanları gelip öper beni.
Kimi zaman uçarım bir kartal gibi
ama bir çalıkuşunun kanatlarıyla.

Yine de sözcüklere dikkat etmeye
ve kibar olmaya çalışıyorum.
Sözcüklere ve yumurtalara özenle dokunmalı.
Bir kez kırıldılar mı olanaksızdır
Onarılmaları.

Kaynakça: Şiir.gen.tr
Çeviri: Tuğrul Asi BALKAR