Sunday, October 27, 2013

Deuss Ex Machina # 471 - len ďalší skvelý deň

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_471_--_len ďalší skvelý deň

21 Ekim 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. DeepChord - Barcelona (Soma Quality Recordings)
2. DeepChord - Oceanic (Soma Quality Recordings)
3. Nils Petter Molvaer & Moritz von Oswald - Further (EmArcy)
4. Nils Petter Molvaer & Moritz von Oswald - Step By Step (EmArcy)
5. Fax - Gravity (Indian Gold Records)
6. Fax - The New Rage (Indian Gold Records)
7. Volor Flex & Encode - AVIA (Dark Clover Records)
8. Volor Flex & Encode - Frontiere (Dark Clover Records)
9. Bearcubs - Elegy (Self Released)
10. Bearcubs - Trust U (Self Released)
11. Djrum - Comos Los Cerdos (2nd Drop Records)
12. Djrum - Lies (Feat. Shadowbox) (2nd Drop Records)

len ďalší skvelý deň
(471)

Sonrasını Hiç Düşünüyor Musunuz? Ya Sonrası..

"1970-71'den bu yana üzerinde gezinmeye çalıştığım şey, iktidarın "nasılı"ydı. "İktidarın nasılı"nı incelemekti, yani iki sınır ya da bunun mekanizmalarını iki işaret noktası arasında kavramaya çalışmaktı: bir tarafta iktidarı biçimsel olarak sınırlayan hukuk kuralları ve öte yanda ise, öteki uç, öteki sınır, bu iktidarın ürettiği, bu iktidarın yönlendirdiği ve dolayısıyla bu iktidarı sürdüren hakikat etmenleri var. Demek ki, bir üçgen söz konusu: iktidar, hukuk, gerçeklik. Şematik olarak şunu söyleyelim: sanırım siyaset felsefesine ilişkin olan ve şöyle dile getirebileceğimiz geleneksel bir soru var: gerçekliğin söylemi yâ da, çok basit olarak, her şeyden önce gerçekliğin söylemi olarak kavranan felsefe, iktidarın hukuk sınırlarını nasıl saptayabilir? Bu geleneksel sorudur. Oysa benim sormak istediğim daha alttan gelen, bu geleneksel, soylu ve felsefi soruya göre çok olgusal bir soru. Benim sorunum bir anlamda şudur: iktidar ilişkilerinin gerçeklik söylemlerini üretmek için seferber ettiği hukuk kuralları nelerdir? Ya da daha da ötesi: bizimki gibi bir toplumda böylesine güçlü etkilerle donanmış gerçeklik söylemlerini üretme gücüne sahip olan şu iktidar biçimi nedir?

Şunu söylemek istiyorum: bizimki gibi bir toplumda -sonuçta hangi toplumda olursa olsun- sayısız iktidar ilişkisi toplumsal kitleye nüfuz eder, onu belirler, oluşturur; iktidar ilişkileri gerçek söylemin bir birikmesi, bir dolaşımı, bir işleyişi, bir üretimi olmaksızın ne işleyebilir, ne yerleşebilir ne de ayırt edilebilir. Bu iktidar içerisinde, bu iktidardan yola çıkarak ve bu iktidar yoluyla işleyen belirli bir gerçeklik ekonomisi olmadan iktidar uygulaması olmaz. İktidar tarafından hakikat üretimine bağlı kılınırız ve ancak hakikat üretimi yoluyla iktidar uygulayabiliriz. Bu her toplum için geçerli, ama sanırım bizim toplumumuzda iktidar, hukuk ve gerçeklik arasındaki bu ilişki çok ayrı bir biçimde düzenleniyor.

İktidar, hukuk ve gerçeklik arasındaki ilişkinin mekanizmasını değil ama yalnızca ilişkinin yoğunluğunu ve sürekliliğini belirtmek için şunu söyleyelim: o gerçekliği talep eden ve işleyişi için buna gereksinimi olan iktidar tarafından gerçekliği üretmeye zorunlu kılınırız; gerçeği söylemeliyiz, gerçeği itiraf etmeye ya da bulmaya zorunluyuz, mahkûmuz." (Michel FOUCAULT / Toplumu Savunmak Gerekir YKY Yayınları / Çeviren: Şehsuvar AKTAŞ)

Ulaştığımızı varsaydığımız menzil başlangıcından bugüne bir süreklilik döngüsünde hemen hiç ara verilmeksizin akla yerleşmiş olanları unutmama gayretinin teşvikleriyle bir dolu hezeyana ve tahrifatın karşılığı hep daha zor sınanışlara göğüs gererek, başka yollar arama çabasının inadıyla söz konusu edilebildi. Bugünlere kadar, kimi zaman duraksayarak, kimi zaman daha ilerisine varma çabasını muhafaza ederek her dem bir biçimde varlığını koruyarak, dönüşerek sınırlarımızın ötesine yolun uzağına varabilmeyi, menzil dediğimiz 'durağa' daha kolay ulaşabilmemizi sağladı, sağlıyor. Geçirdiğimiz günler, yaşamakta olduğumuz şu an ve yaşayacağımız yarın birlikte ve birbirine paralel bir biçimde sorguların müdanasız, mübalağasız birleştirilebilmesinden doğacak çabalarla, yeni okumalarla ya da tahayyüllerle mümkünlüğünü muhafaza edecek, saklayacaktır.

Karanlığın hiç olmadığı kadar istihap haddini alenen aştığı bir zaman / güncenin dâhilinde söz bir adımlamadır. Söz ile birlikte sürdürülen bu adımlamalar ise menzile varabilmenin, önüne konulanın, yükseltilen duvarların, had bildirimini cismanileştiren sınırların, ufkunu sürekli kolaçan eden devlet geleneğinin, gözetiminin her nelere tekabül ettiğini tek seferde gösterecek alametler ihtiva etmektedir. Yaşamayı, kurallar ve kaideler ile her zamanki gibi sınırlandırmaların hepimizi ulaştırdığı, gümbürtüsü ile savuşturduğu alan kendi doğrusundan ötesini işitemeyeceği sınırlarının dışarısı olagelmiştir. Tarihselliği olan mesellerin bir yana da güncel olanlarda dahi bile isteye aynı tutumun savunulduğu, yinelendiği bir yerde devletin, yönetenin hiçbir sözü teminat değildir. Temin, tolere ve ötesi ile bunların kapsadığı, gösterdiğinin ezcümlesi tastamam haklarımızın gasp edilmesidir.

Rivayet olunduğu üzere sunumlandırılanların, paylaşılanların, janjanlı paketlerden çıkartılanların, bir heves iki kalas duyumsatılanların, açılımların, süreçlerin hemen çoğunda bu hazin durumu imleyebilmek mümkündür. Kendi doğrularının herkesin doğrusu olduğu konusunda zerre-i miskal şüphe taşımayan bir devlet aklının nelere kadir / mani / olduğunu ortaya çıkartan bir resim, görüntü hasıl olmaktadır. Tam da anlatmaya çalıştığımız, tam da ermeye uğraştığımız, dilini çözmeye gayret ettiğimiz konularda yeknesak makamdan, nefreti hicaz güftenin saklanıp durulduğu esasın başka yerlerde bambaşka hallerde can yakıcılığını, heder ediciliğini muhafaza ettiği bir ülke bina olunur. Yükseltilen, medeniyet diye ulaştırılan ve her defasında tekrar edilen geçmişin tüm yekpareliğini, aman vermezliğini yinelemektir ne de olsa. Demokratikleşmenin bahanelerle, ancak yumurta kapıya dayandığında, bir şeyler için mesajların alınması artık zaruri görüldüğünde akla düştüğü bir yerde, halkın tahayyülüne önem verilmeyeceği aleniyette akla yerleşendir. Ortalıklarda belirginleşen bir sonuçtur.

Bugün yaşamakta olduğumuz ise dünün devamlılığıdır. Dünde kaldığı söylenenlerin ambalaj yahut ta mizanpaj yenilemelerinin gerçekleştirilmesinden sonra her dem olduğu üzere hapın yutturulması oyununun bir başka tezgahlanışıdır. Kesintiye uğratılmaksızın tekrar edilip duran beylik sözlerin, atıfların, hegemonik yapının tescillenmesi korunaklılığını muhafaza etmek dışında başkaca bir amacının olmadığı artık bilinmesi zaruri bileşenleridir bu tezgâhın. Her yerinden artık sapır sapır dökülen bir devlet aygıtının neoliberal tahakkümün getirdiği geçici hamlelerle, atılım görünümlü gasplarla kendini ehven olarak sunumlandırması, bunun gayreti ne ilktir ne de sondur. Her defasında gösterime sokulan, geniş görüşlülüğe eklenen, ana haber bültenlerinden, gazete manşetlerine, sokaktaki yaşantımızdan evlerimizin ta içlerine kadar yaygınlaştırılan bütün bu pejmürde hallerin devamlılığı içindir. Ne düşünelim, ne konuşalım ne karışabilelim ne ilişebilelim.

Her halükarda gösterilen sınırların içerisinde, menzilimize tam olarak ulaşamadan, daha kat edeceğimiz yollar dururken burası kâfidir deme noktasına geri dönelim. Yeter ki ses çıkartmayalım, yeter ki karışmayalım. Erk, muktedir ya da iktidar kendi bildiğini bütün bu sınırlı tasavvur etrafından şekillendirirken, her gün ayrı bir hamlesini esirgemezken kendimizi seyirci olarak konumlandıralım. Ekranlarımızdan yaygınlaştırılıp duran, dizi, yarışma vs. programların göstere geldiği biçimli, sorgulamayan, kendi sınırlarından, geçici korunaklılığından da ötesini düşünmeyen, buna çalışmayan bireyler olmaya devam edelim yeter ki. Sabit fikir, kendi döngüsünü, tekrarını ve yinelendikçe başkaca acıları ya da başkalarının acılarını bir seyirlik olarak sunmaya devam ettiği bir yerde buna kanmak, bununla yetinmek zül değil midir? Her şeyin tersinden ilerletildiği, düz denilenin eğri, doğru denilenin yanlış, yolun ucu hepimiz için hakkaniyet derken türlü çeşitli masallarla (kâbuslarla) avunmanın yinelenmesi korkunç değil midir?

Hala bir anlamı olmayan şeylerden midir? Karşılığı bulunamayan sorulduğu zaman yanıtı alınmayan sorgularımız ne olacaktır. Her şey kendiliğinden değil şimdi basbayağı bile isteye kötürümleştirilirken, dar bir perspektife mahkûm edilirken devletin olurundan gayrı bir de halkın fikrinin olduğunu hatırlamak hala uzak bir ihtimal midir? Nereye kadar tekrarlarda, nereye kadar bir örnekleştirmeler dâhilinde katara eklenen acıları sineye çekmeye devam edeceğiz. Bugünlerde düşündüğümüz yegâne şey budur. İktidar eliyle kotarılan hakikat denilenin bir mizansen olmasının, yalancı dolmaları yutmaktan gayrisi olmadığının idrakine ulaşmak için ne lazımdır? Hangi büyük fecaat / felaket olması gerekir ki görebilelim, duyabilelim, artık sorgulayabilelim. Derdimiz sadece görünürlüğü ifşa edilenlerin, ana akımın ses ettiklerinin, bildiğini sandıklarının tekrarlarını yinelemekten ibaret değildir.

Yaşadığımız yerlerde gün aşırı devamlılığı sağlanan ve bir biçimde makul, makbul vatandaş tanımlarının göreceliliği, o tavrın ensemizde pişirdiği bozalara ilişkindir. Sorgulamaları öteledikçe, sınırlandırdıkça her yeri çıkara göre şekillendirmek bir oyun olmaktan çıkacak tastamam bir zulmün kendisine dönüşecektir. Zulüm kolaylıkla bina edilmezse de, anlamlandırılmasa da makul bir süre geçtikten sonra ortaya çıkan, özetleyen şey buna tekabül edecektir. Yerimiz, yurdumuz bir devamlılık dâhilinde denetlenirken, söze karışılıp, attığımız izler silinmeye, yok edilmeye çalışılırken düşünmemiz gereken bir meseldir. Ortaya attıklarımız genel geçer bir durum değerlendirmesi değil siyasetin düz ya da pütürsüz berrak bir hat üzerinden şekillendirildiği bir yerde, sorunların çokluğuna uyandırabilme gayretidir. Kestirilip attırılan, unutuş tarlalarına terk ettirilen şeylerin Orwell'in romanlarına referans verilip, yinelenen şeylerden ibaret olmadığını ifşa edebilmek içindir.

Sorgumuz çokluğun, çoğunluğun hassasiyetler denilerek, tahayyüllere şerhler konularak, itiraz edilene şunu yapmasaydınız, bunu demeseydiniz şimdi bu hallere konulmayacaktınızlarla kapı komşusu eylenmesine isyandır. Tastamam. Yeterli gelmemiş midir bir insanın sokak ortasında adı sanı belli bir polisin elinden çıkan bir kurşunla katledilmesinin arkasından çevrilen tiyatro. Bir oraya, bir buraya çekilip kollanan, perukaların altında saklı duran zihniyetin, kahramanlar üretiminin sonu gelmemiş midir, gelememiş midir? İstanbul'un eski sayfiyesinde yakalanan, devletinin elinin sırtından hiç eksik edilmediğini beyan etmekten kaçınmayan bir tetikçi takımı liderinin bunca kıyamet kopması lazımken bir gün önce röportajlarla görünürlüğünün sağlanması, sorgulanması gereken esası o altı delik ayakkabılar ile bu ülkede güvercin tedirginliğinde yaşamanın ne olduğunu hala bilenlere, çekinenlere karşı arkası yarın gibi gösterilmesi az biraz fazla değil midir? Hiç eksiği gediği olmaksızın zül değil mi yahut ta ayıp?

Bir siyasi parti liderinin "Türkler bu toprakları fethetti ve Türklerden önceki her izi silmekle mükellefiz." sözünü bu bağlamda, bir ilave olarak bu satırlara eklediğimizde sonuç ne olur tahayyül ettiniz mi? Artık şaşıracak bir şey kalmadı diye insanların yönlendirildiği bir ülkede bunca şaşılası hadisenin birbiri arkasına gündemin altlarına çekilmesinin sorumluluğu ne yana konmalıdır. Ne hallerdeyiz! idrakine erer misiniz? Yoksulların mahallesi Tuzluçayır'ı zenginleştirmek adına değil daha fazla hazinleştirmek için ortaya atılan bir projenin, bütün o yaşama karşı, üstten yaparız, olur tavrının bu ülkedeki Alevi-Kızılbaş inanca karşı aldığı tavrın hâlihazırdaki tavrını ne yapmalı, hangi yana koymalıyız? Süreklileştirilen tahayyülleri altüst edip, tahakkümün en olmadık yerlerden gündeliğe dâhil edilmesinin belki de en tehditkâr halini, hiçbir mesajın alınmadığını ortaya çıkartan birliktelik mesajının, bütünlük halinin gerçek bir fiyasko olduğunu imleyebilmek için nelerin yaşanması lazımdır?

Gözün gördüğünün basit bir sınama, evresi sonrası elbette bir çıkışı, sonu olacak diye beklentilenen her defasında tekrar edilen bu yaptım olduculuğun sonuçları yarınlarımızı ayaklar altında paramparça ederken, her şeyimizi ipoteklerken düşünmeden durabilmek hazin olan değil midir? 14 bin civarındaki ailenin halen yaralarını sarmaya çalıştığı, yüz civarında ailenin ise unutuluşlarını artık kabul edilmeyecek seviyelere çekildiği Van depremzedelerinin hallerini nasıl okumak gerekir ki bir şeyler farklılaşabilsin. Konteynırlarda belirsizliğini muhafaza eden bir yarınsızlık ile hemhal olmak, kışın kapıya dayanmasına karşılık herhangi bir çözümün önerilmediği bu yerde yaşamak, yaşayabilmek hala nasıl olumlanabilir. İnsanlık meseliyle beraber devletin sorumluluklarını kendi yurttaşlarına karşı esirgeyen bu halinin vebali ne olacaktır. Neye dönüşecektir.

Fiiliyatta bir şeyler yeni aşamaları, basamakları aşıyor olduğumuz tavrını hatra düşürürken, hep bunun peşinden cümleler kurulurken savaşa yapılan yatırımların artık insanların geleceklerini tahsis etmek için kullanılması gayreti unutulan bir şey midir? Uzun uzun hiçbir kesintiye uğramaksızın sorgulanması gerekendir bu had bildirimleri, yok saymalar. Sandığı gösterip dururken bildiğini okumanın rahatlığı ve konforu ile ODTÜ’nün ortasında yol geçirme çalışmasının İstanbul'daki son nefes alınan orman sahasında yapılan köprü faaliyetinden sonra ortaya çıkan resmin esamesi nasıl okunmalıdır. Tekrar etmekte fayda var, bize tapulu olmayan bir dünyayı yok edebilmek için, hükmün uzun bir süre elimizde olmadığının bilinmesine karşı bunca fenalık insana / doğaya / hayvana ve her şeye karşı sergilenenler, yapılıp edilenler, had bildirmeler, yıkımlar, talanların karşılığında edinilen getirim / kazanç hangi şeyi telafi etmeye yetecektir. Bütün bu bedellerden sonra yaşadığımız yerin anlamı diye bir şey söz konusu edilebilecek midir?

Hazin bir biçimde sinizm gemisi yükünü alarak ilerlemeye durmaksızın devam edip, ne şimdiyi ne de geleceğimizi net bir biçimde belirleyebilmemize mani oluyor. Bilindik tevatür, söz çoğaltımlarından ziyade şu satırların arasındaki en dikkat çekilesi cümlenin kendisindeyiz. Nasıl yaşayacağız, ne ile neye karşı, neye göre ve nasıl bir yaşama sahip olacağız. 65 yaşındaki bir yurttaşın iyileştirme merkezine çocuklarını götürebilmesi için aşmak zorunda olduğu, yol olmadığı için araçsız kat etmek zorunda kaldığı engelleri aşabilmek için iradeyle mi, sahiplenişle mi? Tersinin felaket olduğunu bilerek, siyaset jargonunun lağım çukurlarına düşmeden insana varabilmek hepimiz için yarınlara bırakılmayacak bir meseleyi tanımlandırmaktadır. Gördüğümüz, vardığımız menzil iktidarın / erkin / muktedirin tespitleri, müsaade ettikleri kadarıyla daraltımı olağanlaştırma çabasıyken yeter artık demenin vakti, örgütlü-örgütsüz gelmemiş mi hala gelememiş midir?

Hakkı, hukuku koruyacağından son seslenişlerinde epey dem vuran baş vezirin her teşebbüsünün birimiz için değil hepimiz için yeni yaralar olduğunun bilindikliğiyle sorgumuz, sualimiz bir kez daha yinelenmesi şart olandır. Sınırlandırılmışlığımız, hezimetlerden hezimet beğendirilmemiz, haddimizi bilmemiz için reva görülenler, hudut devşirmelerin güncelliğinde düşünür müsünüz? Yazmak sorumluluk savmak adına işlenen bir eylem değilken hiç değilse bir anlığına düşünür müsünüz? Quo Vadis. Nerede, nasıl yaşadığımız gün aşırı belirginleştirilirken her yandan apayrı bir müdahale ile sarmalanırken durup ta ne oluyor demek, itiraz edebilme şansımız hakkı savunma talep etme gayemiz ayaklar altına alınmaktadır. Başladığımız noktadan bugüne vardığımızda yaralarımızın bunca çokluğunun müsebbiplerinden birisi de bu her şeyi yerle yeksan ediştir. İstisnasız neredeyse her itiraz bir olumsuzlama olarak kabul görmesinin temellendiricilerindendir, ayaklar altına almak. Ayaklar altına alındıkça üzerinde per per tepinilen geleceğimizin kendisidir.

Kısadan geleceğimizin ipoteklenmesidir. Kusursuz, eksiksiz bir biçimde vurgunun ta kendisidir. Neye dert yandığımız, ne için bunca gözyaşı döktüğümüz önemsizleştirilirken biat kültürünün her neye dönüştüğü az ya da çok meydana çıkmaktadır. Bir biçimde duyumsanandır, enikonu bilinendir. Bizler o konuyu görmemiştik, gerilerden geliyoruz bahsinin hemen hiç üzerinde durulmadığı, önemsenmediği, mevzu bile edilmediği bir bir tecrübenin kendisidir ayaklar altına alınmak. Keder kendi örüntüsünü daimi bir biçimde varlığını kalıcılaştırırken, behemehal devreye konulan tedbirlerin bırakın demokratikleşmeyi, özgürlüklerden, haklardan bihaber bırakmayı / olmayı vaaz ettiği açıktır. Aleniyettedir. Yerginin bunca el üstünde tutulması, önemsenmesi demosun kendi kendine yetebilirliğinin de önüne kurulan engeldir. Her yan aşılmaz duvarlara, çitler ve daha fazlasıyla çevrelenirken, sınırlandırılırken her yeni gün bir savaşım sahasıdır.

İstenilen ya da talep edilen asgarinin tözüyken erkçe de sahiplenilen bu daha başlangıç minvalli seslenişler beklentilenen sonra karşımıza çıkartılacak olan fecaati gözler önüne sermektedir, farkında mıyız? Ayaklar altına alınan onurumuz, düşüncemiz, sözümüz ve genele sirayet eden / değen / kesişen her bir edim olduğunun idrakinde miyiz? Kesintisiz bir biçimde engellemeler birbiri ardına bu güncellik dâhilinde cismanileştirildikçe, olur belletildikçe alternatifler hüccetten yok sayılmaktadır. Derdini, kederini bütün bunların bir yazgı değil açıkça ve basbayağı hesaplı kitaplı icraatlar olduğu konusunda hemfikir olunabilecek bir çıkarsayıştır yazıda ifade etmek istediğimiz. Ayakaltına alınıp çiğnenen hemen her gün insana dair bir başka eksiklik / eksiltmeyi katara eklemlenmesidir. Bütün yerle yeksan edilirken / paramparça öncelik ve çabalanımlar hep yarınlara bırakılması dile getirilendir. Nereye kadar.

Sorgu sadece bugünü, anı ve şimdiyi kapsamaz. Bir biçimde geçmişle hakikat için yüzleşmek, hesaplaşmak, adaletin tecellisi, eksiklerin kotarılması, yaraların iyileştirilmesi bütün / istisnasız her sözün önemsenmesiyle hâsıl olur. Söz sadece bir gösteren değil aynı zamanda da şimdinin tahlilini layığıyla yapabilmek içindir. Önemsenen her bir durum karşısında tastamam bir hızar bıçağı gibi olan aşılmazlık duvarı karşısında belki de yegâne şansımızdır söz eyleyebilmek. Her dakika bu hayat daha da zorlaştırılırken, çetrefilleştirilirken masallara karşı hakikatlerin buluşma eşiğidir söz. Yıpratmaların, birbiri ardına taaruzların eksik edilmediği bu yerde ayakaltından kurtarılması ivedi olandır "söz". Lazım olanın duruma göre yönlendirmenin, gönül neylerse oraya meyletmenin herhangi bir kazanımı olmayacaktır. Suretler hayat akışında birbirlerini takip ederken söz eylenen / dile dökülen makus bir kederin oto portresi olmayacaktır. Erk, muktedir, iktidarın mütemadiyen diline pelesenk ettiklerinin geçersizliğini kanıtlayandır söz.

Eylem hakkının söz söyleme gayretinin yahut ta düz ayak protestonun nasıl olması gerektiği zikredilip durulurken erkçe aynı anda ODTÜ’de ve Taksim'de gözaltının, hakkın kullandırılmaması bahsinin canlı tezatını oluşturmaktadır. Geçtiğimiz akşam ateşe atılan göstericinin durumunu da bu tabloya ilave ettiğimizde her hakkı hem var diye söyleyip, hem de sonuna kadar sınırlandırmanın, hayata kastedişin kesintisiz devamlılığı gören gözlere ulaşmaktadır. Hak olan bir biçimde tolere, müsamaha sınırlarından değerlendirilirken olanın özeti tam zıddının olmasıdır. Bahis tam anlamıyla gerçekliğin tahrif edilmesidir. Kanunun yazılı olduğu kitabi doğruların, kitaba göre doğruların nasıl bile isteye yok edildiği ortaya çıkmaktadır. Söz ile lafazanlığın birbirlerine hücum ettiği, boğduğu sahne tam da budur. Hakikat yasak hemşerimcilikten öteye ulaştırılamazken hala ileri demokrasi bahsinin zikredilmesi bu fecaati meydana çıkartmaktadır.

Asgari müşterekin ve ortak aklın topyekun kısıtlandırıldığı bir yerde topyekun istimlak edildiği zamanımızda, doğru söz ve eylem tamamen saf dışına çıkartılmaktadır. Sözün kerameti hiçleştirilip etkisizleştirilmesi bu durumun eksiksiz ön izlemesidir. Yaşadığımız yerde ekseriyetle dile getirilmeyip, unutma tarlalarına terk edilmeye çalışılan, bir yerde de oldukça başarılı olan şey bu tahakkümün usul usul kanıksatılması, akılların bir köşesine aleni demirbaş edilmesidir. Hiç te uzağa gitmeden Van depreminden sonra hayatın / hayatta kalmanın mücadeleyle eş anlamlı - tamamlayıcısı bir günceye haiz konteynırlarda yaşayan ailelerin durumudur ve hallerinin bir türlü görülmemesi, adlarının anılmamasıdır bu tavrın keskin bir örneği. Yara sarmayı beton ormanlar inşa etmek, her yeri kuş kadar doğa sahasıyla bırakmak, rant için daha fazla yıkımın, yok etmenin sınırları ile hemhal olan bir bakışımın sahiplerinin, insanları en doğal gereksinimlerinden bile mahrum bıraktırmasıdır o unutturma bahsi.

Günlerdir ölüm orucundaki insanların hayatlarına biçilen değerdir bir başkasında biz ya da korunaksız olanlarımızın da başlarına getirilecek, reva görülecek olan. Tabela devlet her yerdeyken insaniyet yahut ta ağır bir romantize etme işlemine tabi tutulmayacak olan vicdan (daha uygun bir kelime maalesef yok) hiçbir yerdedir. Ötekinin hali, ötekileştirilenin derdi yine yeni yeniden kendine bıraktırılır. Sözü işitilmeyecek bir detaya dönüştürülür. Acının üzerinden salt kazanım elde etme gayretkeşliğinin hazin teşebbüslerinden bir diğeridir. Olması gereken, olması gerektiği biçimde, olmasına çabalanılan bir çerçevede türetilmeyen / bütünleştirilmeyen sistemde yaşadığımız şimdinin gerçekliğidir. Altı kırmızı kalemler ile çizilmesi şart olan belagatin belgeleyicisidir. Artık trajik bile olamayacak kadar ağır sinizm, kaybedişler, yıkımlar, gasp edişler olağan edilendir. Ayrışmazımız olarak ilan edilenlerdir.

Hakkın talebin değil adının zikredilmesi, çözümleyebilmek / aşabilmek için çabalanılması ses / söz türetildiği anda kendini yeniden görünür kılan, görünürlüğünden bir beis görmeyen, kusur bulmayan bir ayaklar altına alma, pare pare etme sürekliliği devreye alınır. Barış sürecinin halinden, evrildiği durumdan, emek mücadelesinde olanların enselerinde pişirilen bozaya, adalet tecellisi beklentilenirken her gün yeni bir kördüğüm, kanıksatılanla hemhal olunan bir ülkedir ulaştığımız. Alternatiflerin yerle yeksan edilmesi, kulağın sürekli kapalı tutulması son kertede, trollük gibi resmiyette olmayan bir tavrın bu sahnedeki varlığı, alışırsınız seslenişleri ve çabası bütün bu döngünün tamamlayıcısı olmaktadır. Büyük puntolarla reklâm panolarına yazılmış vizyonların ve misyonların; yapılıp edilenlerin yapılacakların o nimetmiş gibi sunulan toplu vaatlerin handiyse bir tek kuşu sütü eksik olan demokratikleşme hamlelerinin, bir türlü yazılamayan anayasanın, hiçbir türlü öngörülemeyen hukuki düzenlemelerin, hepimiz için önceliği olan emek mücadelesindeki zırnık zammın devamlılığı gibi tüm unsurlar ilave olunduğunda demek istediğimiz daha netleşecektir.

Her şeyin birbirine karıştırıldığı bir yerde, her şeyin bile isteye bulanıklaştırıldığı bir yerde, hemen her şeyin erk ne derse onunla yetinmek illa ki avunmak, susmak olduğunun yinelendiği bu yerde hepimiz için zor günlerin eşiğinde olduğumuz meydandadır. Dünümüz ehven olmamışken, şimdimiz yıkıma açık halde bırakılırken yarının ne olacağının okuması, sonucu tamamen tahayyülünüzdedir. Neoliberalizm çarkları çevrilirken hepimizi öğütmeyi sindirmeyi amaçlamaktadır. Otoriter, dar bakışımlı görüşlü böylesi bir perspektif her günümüzü cehennemi kılmaktadır. Başladığımız nokta ile ulaştığımız menzilin arasındaki engellemeler, kastedişler, yok saymalar tehditler tenkitler halen görünmektedir. Uzaklaştığımızı sanmamıza rağmen halen yakınımızdadır. Bir türlü iştahı kesilmeyenlerin sofrasında paylaşılmaya devamlılığımız gün be gün bunun arttığının vesikası oralardadır, ortalıklardadır.

Düşünce ediminin karakteri kapsamı sınırı ve menzili mütemadiyen daraltılmaktadır. Söze karışmak ise bir mesel haline evirilmektedir. Ol bahiste cereyan eden, hep denk gelen her dem varlığını koruyan tahakkümün eylediklerinin tümünü hiç olmamış gibi davranmamız dikte edilendir. Susun, sıradan ayrışmayın eksik edilmeksizin yinelenendir. Yerle yeksan edilen onarılmayacak tahrifatlara bir hevesle koş koş teslim olunan hayatlarımız olduğu hep pas geçilmektedir. Bildik tevatürlerin, akla zarar kararların had bildirimlerinin ortasında karanlığa kesen yurt tahayyülünde bu yerde avaz, ses, söz önemini korumaktadır duyuyor musunuz? Teferruat bilmeler, ötekileştirmeler bir vurgun rutinine evrilirken erk elinde ayıyor musunuz? Her yerde her an bir modernleşme, muasırlaşma lafının eksik edilmediği ülkede hamleler birbiri ardına gerçekleştiriliyor adımlar atılıyor bahsinde bize ait olmayan, tapulu malımız olmayan bir yurt lime lime / talan / harap eylenirken umursuyor musunuz? Nihayetinde de yaşatmayacağız bir meselden aleniyete / hakkaniyete dönüştürülürken sonrasını hiç düşünüyoruz musunuz? Ya sonrası..


>>>>>Bildirgeç
Aynılıklar ve Sınırlar - Ali Murat İRAT - Birgün

Aynılıkları hiç sevmedim. Aynılaşmaları, aynılaşanları sevmedim. Gittikçe birbirine benzeyen insanları, yolları, sokakları sevmedim. Attığımız her adımın bizi diğerlerine benzeştirmek için kurgulandığını görmekti bu hayattaki en büyük hayal kırıklığım. Benzeştikçe normalleşen, normalleştikçe sevilen, sevildikçe daha iyi yaşayabilenler oluyorduk gün geçtikçe. Kravatlar takılınca boyunlarımıza iyi paralar kazanıyor, ruhumuzu satarak yaşıyorduk. Kılığının senden daha önemli olduğu gri binalarda öldürülüyorduk her gün. Ölü insanlarla çalıştım yıllar boyunca. Nefret ettiğimiz işlerimizden ve köhnemiş dünyamızdan söz ettik yıllarca birbirimize. Hem de eğlenir gibi yaparak. –mış gibi yaşıyorduk hepsi bu.

Her gün biraz daha bize çizilen sınırlar içindeki serbestliklerimizi özgürlükler sanacak kadar aptallaştırıldık bu gri binalarda.

Akşamları eve gelindiğinde posası çıkan iki bedenin sevişmeleriydi bize kalan mutluluk. Aynılaştıkça sevilen ve uslu durdukça başı okşanan çocuktuk hepsi bu. Bu kadardık. Yaşamak için aynılaşmaya mecbur bırakılıyorduk, oysa asıl ölümün aynılaşmak olduğunu hiç bilmiyorduk. Aynılaşarak yaşlanıp, aynılaşarak çok yaşayanların ve hatta aynılaşarak hiç ölmeyenlerin kurduğu bir dünyaydı burası. Her gün aynı yollardan gidip gelerek öldüğümüz, her gün aynı elleri sıkarak yitip gittiğimiz ve her gün aynı yüzlere gülerek yaşlandığımız koca bir mezarlıktı dünya.

Yalnızlıklarımızın bile aynılaştığı bir dünyadayız işte. Aynı yalnızlıkları yaşıyoruz her yerde. Sürekli sağlıklı yaşlanmaktan söz edilen ve fakat sadece “güzel yaşlanıp” ölmek üzere kurgulanmış bir iki yüzlülük denizindeyiz. Sağlıklıysak normal sayıldığımız ahlaksız bir dünyada, çoğumuz aslında tam da bu normallikler nedeniyle oldukça hastayız. Bir karikatürde diyordu “Depresif falan değilsiniz sadece boktan bir hayat yaşıyorsunuz”. Yaşadığımız hayat boktan bir hayattı ve hepsi buydu işte.

Öyleyse bizi aynılaştıran sınırlardan başlamalı işe. Örneğin güneşin doğuşu bir sınırdır. O doğduğunda yenilenmeli yollar, aşklar ve gülmeler. Sınır, ardını yenilememiz gerekendir. Kendimizin koyduğudur. Bize öğretilendir. Büyük bir hevesle öğrendiklerimizdir sınır. Ve hiçbir zaman olmadığını sandığımızdır.

Sınırlar kimi zaman gözle görülür, elle tutulur. Ama mutlaka aşılmak için vardır. Öte yanı kutsaldır. İnsanlara bu kutsiyetle davetiye çıkarır. Kutsallık hep sınırın öbür yanında, ulaşılamayan yerdedir. Sınırı geçen ve ötedeki yere ulaşan için yeni bir hayat zuhur edecektir. Örneğin ölüm böylesine bir sınırdır ve dindara kendisini dayatır.

Bazen sınır insanı kendisiyle ve dünyayla yüzleştirir. Sınırın varlığı insan anlığını derin bir yarılmaya götürür. İnsan bu çelişkiyi bitirmek, huzura ermek için sınıra yönelir. Sınırın varlığını sınırı geçerek yok eder, ezer. Sınır geçildiği anda, geçen arkasına dönmez ve onu diğer insanlarla baş başa bırakır. Hacıbektaş kasabasındaki Delikli Taş böylesine bir sınırdır işte. Onun varlığı geçmeyi gerektirir. Geçebilen gönül rahatlığıyla hayatına devam edecek, sınırda kalan ise geride bırakmaya çalıştığı kirlenmişliğin içerisine itilecektir tekrar. Delikli taştan geçtikten sonraki mekan geçmeden öncekiyle aynıdır. Ancak kutsiyetleri farklıdır. Sınır aşıldığı anda mekan kendisini temizler. Hatalar yok olur, günahlar affolur. Yaşam bizzat sınır tarafından temizlenir, kutsanır.

Sınır bazen tarihte bir noktadır, bir an’dır. Bu an geçmişte kalmıştır ancak gelecek de o sınırla birlikte yitip gitmiştir aslında. Yaşam o sınırın gerisinde asılı kalmıştır. Tarih onun ötesine geçememiştir. Bütün bir zaman o sınırda birikmiştir. Bu birikmenin verdiği enerjiyle kitlelere yön verilir, onlara gelecek çizilebilir. Sınır kimi zaman Kerbela’dır.

Mekan genellikle sınırın iki tarafıdır. Ancak kimi zamanlar bizzat sınırın kendisi mekan haline gelir. Sınır mekanların arasındadır, ancak an gelir ki kendisini de mekan kılar. O ardında bıraktığı dünyayla, varılacak öte dünyanın arasındaki mekanlılık yeridir artık. Kudüs’le Zeytin Dağı arasındaki Arasat işte böyle bir sınırdır.

Kimi zaman sınırın ardı vatandır, adıysa barikat. Kimi zaman sınırın bu yanı ülkedir, öte yanı esaret. Kimi zaman sınır bir aşktır, kimi zaman bir baba. Kimi zaman sevgilidir, kimi zaman eli sopalı bir koca. Kimi zaman bir kitaptır sınır, kimi zaman bir parktır İstanbul’un orta yerinde. Kimi zaman bir ağlayış, kimi zaman bir gülümseme saplanıp kaldığımız. Ama hep oradadır ve hep aşılmak için beklemektedir. Hepsi bu.

Modern dünya modern insanın mezarıdır. Bir mezar gibi sınırlar çeker her yana. Tıpkı Cioran’ın dediği gibi oraya buraya koşuşturup hayatın ucundan köşesinden tutunmaya çalışanların dünyasıdır modern dünya. Serbestliği özgürlük sanarak aynılaşanların dünyası. Sınırlarını aşmak için çabalamayan aynılıkların dünyası. Oysa sınırları aşmadıkça aynılaşacak ve aynılaştıkça öleceğiz. Aynılıkları hiç sevmedim ben. Hepsi bu.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Durmaksızın yinelemeye her defasında zikretmeye çalıştığımız şey duyumsatılan ile yaşatılanın aynı şeyler olmadığıdır. Ali Murat İrat'ın kaleme aldığı Aynılıklar ve Sınırlar başlıklı makalesi bu bağlamda, sözün gerekliliğini, her nerede ve nasıl yaşadığımızı örnekleyen, düşündüren bir meramı ortaya çıkartıyor. Karakterlerimiz, varlığımız, hayata tutunma biçimlerimiz bir örnekleştirilirken, bunca teşebbüs edilirken dikkatle okunmasını salık vereceğimiz bir uyaran Aynılıklar ve Sınırlar. Birgün Gazetesi'nin ve Ali Murat İrat'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Aynılıklar ve Sınırlar - Ali Murat İRAT - Birgün
Ağaçlar ve Ormanlar! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Kemirgen, Çapulcu ve Utanmadan Bir De Yogiler… - Kemal BOZKURT - Jiyan
"Ve Madem ki Sokaklar Kimsenin Değil": Talan, Dolandırıcılık ve Hırsızlığa Karşı Kentsel Müşterekler Yaratmak - Begüm Özden FIRAT - Academia.edu
Çocukların 'Yeni' Bir Cumhuriyete Mi İhtiyacı Var? - Çekirdek Çocuk - ÇÇ' Blog
Nazan Üstündağ: AKP'nin Sonuna Geldik - Yıldız TAR - Etha
Tek Karar Veren İsim Erdoğan - Kadir CANGIZBAY - Birgün
Neo-Liberal Hegemonya ve Patriyarkal "Veliahtlar" - Kansu YILDIRIM - Birikim
Barış Yapılmaz, Barış Kurulur - Mehmet TARHAN - Evrensel
Sizin Derdiniz Barış Mı Gerçekten? - Umut ÖZKIRIMLI - T24
İstanbul’da Kürtlerin Oylarına Göz Diken Akbabalar - Cahit MERVAN - Sêla Sor
Yasal Kürt Hareketi Neye Gebe? - Barış M. YILDIRIM - Fraksiyon.org
Anne Sarısülük'ten Cumhurbaşkanı'na Çağrı - Birgün - Ötekilerin Postası
Ankara'ya Gidiyoruz! - Alınteri.org
Gün Hâlâ Kavga ve Dayanışma Günüdür - Diyar SARAÇOĞLU - Fraksiyon.org
Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri'nden Ferit'in Ailesine Ziyaret - Özgür Gelecek
HDP Kurulurken Uyarılar ve Öneriler - Demir KÜÇÜKAYDIN - Demir'den Kapılar
HDP Kongre’den Parti’ye, Yönetimden Yönetişim ve Çokluk Bilgeliğine - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
HDP ile Doğru Yoldayız - Rıdvan TURAN - XQW News
Kürkçü: HDP Kongresine HDK Yol Gösterecek - Ekin KARACA - Bianet
Önder: ‘‘Adaylığımı HDK Belirleyecek’’ - İshak KARAKAŞ - Maltepe'nin Nabzı
Kürtlerin HDP İttifakı ve Birkaç Şey Daha - Çetin YILMAZ - Jiyan
“Getirin O CHP’yi Bana” - Akın OLGUN - Birgün
Alçaklığın Destanını Yazanlara Açık Mektup - Ankara Öğrenci Kollektifleri - Kollektifler.net
ODTÜ Rantın Yolunu Durdurmak İçin Direniyor - Sendika.org
Biber Gazı ve Hukuk - Semih BİLGEN - Turnusol
ODTÜ'de 'Ağaç Sökme' Gerilimi - Sinan ONUŞ - BBC Türkçe
Erdoğan'dan ODTÜ Mesajı: Yol Geçecekse Cami De Yıkarız! - İnsan Haber
Gülen Cemaati ve Hükümet: Birlikte Kazanmışlardı, Birlikte Kaybediyorlar - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Depremzedelerin Bitmeyen Çilesi - Yüksekova Haber
Kürt ile Kürt'ü Ayıran Duvar - Ali Duran TOPUZ - Utay
Erçoban: Sınırlardaki Duvarlar Birer Utanç Duvarı - Yüce YÖNEY - Bianet
Sömürgeci Efendilere Doyduk - Muzaffer AYATA - Yeni Özgür Politika
Eğer Gerçekten Kürtlerle Savaş Değil Barış İsteniyorsa... - Cengiz ÇANDAR - Radikal
KESK’ten Hükümete ‘Süreç’ Tepkisi - Evrensel
Barış Sürecinde Bomba Gibi Sözler - Vagus.TV
Hem Cahil Hem Megalo - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Kürdistan’a Dair Oryantalizm - Mücahit BİLİCİ - Taraf
BDP Grup Toplantısı Selahattin Demirtaş Konuşması 22.10.2013 - Erhan AVCI - Youtube
19 Yıl Sonra Yine - Nu Haber
Dikkat Kampüste Polis Var! - Emrah UÇAR - İnsan Haber
Umberto Eco: 'Gezi'de Polis Şiddeti Çok Korkunçtu - T24
Polis Şiddetine Maruz Kalırsanız, Sizi Neler Bekliyor? - Osman ÇAKAR - Radikal.Blog
Polise Kurşun Geçirmez, Yataklı Toma - Bayram KAYA - Zaman.com.tr
Polis, Eyleme Katılan Hocayı Üniversiteye İhbar Etti! - Radikal.com.tr
Karakolda 'Çıplak Arama'ya 6 Ay Hapis - Onedio
Muş Cezaevinden Kamuoyuna Çağrı - Evrensel
Güneş Işığına Hasret Kaldılar - Murat İNCEOĞLU - Cumhuriyet.com.tr
F Tipi’nde Keyfi Uygulamalar Bitmiyor - İsminaz ERGÜN - Etha - Özgür Gündem
Sekiz Kişilik Koğuşta 28 Mahpus - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Türkiye, Kadın-Erkek Eşitliğinde 120'nci Sırada - BBC Türkçe
Yatmıyor, Çok Çalışıyoruz - Cem KILIÇ - Milliyet.com.tr
Kazova İşçileri 'Üretim Araçlarının Sahibi' Oldu - Radikal.com.tr
100 Kadın: Kazova’da Direnmeyi Öğrenmek - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Tahayyül Gerçeğin Tözüdür - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Cemevini Camiye Kapı Yapmak - Süleyman ALTUNOĞLU - Fraksiyon.org
Cami Yıkan Müslüman: Pasif Devrimin Toplum Mühendisliği - Cihan TUĞAL - Birgün Pazar
Tarsus Şube Başkanımıza Hakaret Eden Tarsus İlçe Milli Eğitim Müdürü Derhal Görevden Alınmalıdır! - Basın Açıklaması - Eğitim-Sen
Erhan Tuncel'den Mehmet Ali Ağca'ya: Abi Size Hayranım! - soL
Türkiye’nin Ermeni Vatandaşı, Ünlü Gazeteci Belçika’dan Siyasi Sığınak Rica Etti - Ermeni Haber
Ermeni Okulunda ‘Andımız’ Hatıraları - Aline OZINIAN - Zaman.com.tr
‘Türkiye 2015’te Özür Dilemese De Orta Vadede Değişim Yaşanacak’ - Barış YILDIRIM - Agos
“Bir Daha Asla! Geçmişle Yüzleşme ve Özür” - Açık Toplum Vakfı
Young Turkish Jews Emigrating Due To Anti-Semitism, Tensions With Israel - Ha'Aretz
Sikorsky’li Sendika Baskınına Tazminat Talebi - Fırat KOZOK - Cumhuriyet.com.tr
Kayıplarımız Faili Meçhul Değil; Fail Devlettir - Deniz Alan HELD - Bianet
Askerlerin İnfaz Ettiği Köylülerin Kemiklerine Ulaşıldı - ANF
Alınak Cezaevlerindeki Hak İhlallerine Karşı Nöbette! - Jiyan
Kürt Siyasi Tutsak Gulperipur İdam Edildi - Yeni Özgür Politika
Utku Kalı Soruşturmasında Gizlilik Kararı - Sendika.org
Seçim Kazanma El Klavuzu - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Seçim Ekonomisi Uygulanacak Mı? - Mustafa SÖNMEZ - MS' Blog
Artık Zamanı Gelmiş; AVM Yasası Çıkıyormuş, Yüksek Binalara İzin Vermeyeceklermiş… - Yorum - Fikir Zamanı
Tek Tipleşen İstanbul’a Karşı Çokluğun İstanbul’u - İkbal POLAT - Turnusol
Amed'de Yerleşim Merkezine 3 Yeni HES İnşa Edilecek - Nudem ATEŞ - ANF
Firsthand Accounts Document Mistreatment Of Turkish Journalists - International Press Institute
EU Gives Turkey A Failing Mark On Media Freedom - Tülin DALOĞLU - Al Monitor
Odtü’den Gezi’ye: Ak Troller ve Alternatif Medya - Niyan - Jiyan
Devlet Gazetecilerin Yazışmalarını Takip Ediyor - T24
Facebook BDP'nin Sayfasını Kapattı - Bianet
Cuma Adlı Adamlar: Totalitarizmin Kökenleri Zeynep GAMBETTI - 25 Ekim 2013 - Açık Radyo
'Sovyetler' Bir Ülke Adı Mı Yahut Tarihe İhtiyacımız Var Mı? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
On Deleuze And Zapatismo: An Interview With Thomas Nail via Critical Theory
Nasyonal Sosyalizmin Mühendisleri - Ahmet Efendi - Retroscale
Halkımızın ‘Gerçek’ Değerleri - Zeynep GAMBETTI - Taraf
Kürt Toplumunda Değişim Dinamikleri ve Sınıflar - Toplum ve Kuram
Reification: History Of The Concept - F. VANDENBERGHE - Logos
Angela Davis - Freedom Is A Constant Struggle: Closures And Continuities - Backdoor Broadcasting Company
Badiou: Tarihsel Ayaklanmalar Tamamlanmadı - M. Ali ÇELEBİ - Özgür Gündem
Politik Eylemi, Birlik ve Bütünlük Paranoyalarından Kurtarıp Özgürleştirin - Michel FOUCAULT - Fraksiyon
Bir Acayip Judith Butler - Levent ÖZATA - Agos-Şapgir
Verileri Tersten Kurmak - Kamil ŞENOL - Sanatatak
Bir Ufka Vardık Ki... - Meram - Express Sayı: 138
Don Kişot Yeldeğirmeni’ni İşgal Etti - Beyza KURAL - Bianet
Paylaşım Ekonomisi - Sharing Economy - Ahmet ALPER - AA' Blog
Arslan Sükan: İmgelerin Arkasında Görünmeyeni Çıkarmaya Çalıştım - İlker Cihan BİNER - Agos-Şapgir
Halk Ozanı Feyzullah Çınar Anılıyor - Veli BAYRAK - Kırmızı Haber
Önder: Aziz Nesin’in Hayatını Filmleştirmek İsterim - Sibel ORAL - Radikal Kitap
Samsa In Love - Haruki MURAKAMI - The New Yorker

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Big Brother Is Watching You - Franck VERVIAL via Flickr

>>>>>Poemé
Kurutulmuş Yapraklar, Şairler ve Çiçekler - Hüseyin PEKER

Ben, sayfaları arasında sarı yapraklar, şairler, kurutulmuş çiçekler
Barındıran bir sanat dergisiyim; okumayı bırakmış bir öykücünün kitaplığında
Güneşi bekleyen; hani o titreyip, nasıl batacağını unutmuş gölgeli güneşi
Yağmuru izleyen; bir gün yağar, canlanır şairlerim, kuru yapraklarım diyen
Ben şafak delisiyim, o dergideki kurumuş şairlerden birisiyim

İkinci dördün ay resimli pulla göndermiştim size şiirimi
Kim bilir hangi emeklerle basmıştınız beşinci sayfaya, desenle dizelerimi
Siz şimdi yaşamayan bir dergi izleyicisi, ne iyi seçerdiniz renkleri, sesleri
Kahveden koşup almaya gitmesi ayrı bir beğeniydi, tavlayı boşuna kapatarak
'Bu ay da çıkmadı, gelecek aya az kaldı nasılsa' diye avunmanın elebaşı renklerini
Başımıza taç yapardık, derginizin savunulmaz renklerle döşeli sayısını
'İşte şiirim beşinci sayfada' şimdi bu korkunç düşünceler, kurutulmuşlar arasında
Ölmüş bir yığın şairin ortasında tutuşmuş, sanki son dizeler mezar taşı tutanağı
Size son kez soruyorum basıp basmayacağınızı, siz yıllar sonra yanıtlıyorsunuz
'Gelecek sayı önünüze kıpkırmızı bir ekran parçası, unutulmuşlar özel sayısı'

Düşümde görüyorum Cağaloğlu merdivenini
Yaşar Nabi, Sunullah Arısoy, Cemal Süreya izliyor taşların her birini
Bir eski şairin kitaplığında duran bu sararmış sanat dergisi
Saman yaprakları kabarmış, kırmızısı patlamış, üstüne pembe boya dökülmüş
Ezbere okumaktan yıpranmış satırlar: Altı üstü bir yığın eleştirmen
Dün vardınız? Bugün nerdesiniz? Kaçınızı kaybettik ki Sivas'ta?
Yoksa eleştirmenler dimdik kalır mı ayakta?
Oracıkta kurur gider konular, yağmalarŞiirin diri kalan bir yanı var

Fanilama yapışmış, kurutulmuş yapraklar; sarı damarlı
Ölmek için çırpınan bir yığın kelime
Gelin ortalıkta bırakmayalım şu sanat dergisini
Yoksa ikinci baskı hüzün çıkaracak bunca polemik, yazın haberleri
Yarışmalar, kazananlar ve ötesi

Her şiir için ölgün bir kelime çıkaralım dizelerin ortasından
Sanat dergisini katlayıp ikiye bölelim kurutulmuş çiçeklerin çanak arasından
Yere çakılıp ufalanan şairlerden bir şair daha yaratalım, o da olsun:
Alnımızın akı, eleştirmenlerin ahı, öykücülerin yaşam kırpıkları!

İçimize doğan yeni şairden anahtar kelimeler bulalım:
Tekrar doğmanın imzasız kalan faturasıÖlüm tarihimize bir nokta koyalım
Başlangıcımız iki sıfırın arası

Kaynakça: Şiir.gen.tr

Sunday, October 20, 2013

Deuss Ex Machina # 470 - il libro nero dei nostri tempi

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_470_--_il libro nero dei nostri tempi

14 Ekim 2013 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Offthesky - Through The Lines (SEM Label)
2. Offthesky - Down The Fist (A Remix By Juxta Phona) (SEM Label)
3. Former Selves - Breathe Away (Exo Tapes)
4. Former Selves - Universals (Exo Tapes)
5. Nils Frahm - Snippet (Erased Tapes Records)
6. Nils Frahm - For (Erased Tapes Records)
7. Múm - Time To Scream And Shout (Morr Music)
8. Múm - Underwater Snow (Morr Music)
9. John Foxx and Jori Hulkkonen - Evangeline (Sugarcane Recordings)
10. John Foxx and Jori Hulkkonen - Strictly (Sugarcane Recordings)
11. Mount Kimbie - Home Recording (Warp Records)
12. Mount Kimbie - So Many Times, So Many Ways (Warp Records)

il libro nero dei nostri tempi
(470)
Tahayyül Gerçeğin Tözüdür

"Geleneklerimiz yalan söylememişti, çünkü onlar insaniydi ve bu dünya hakkındaki cehaletlerine rağmen insanı biliyorlardı; bizler, bu dünyayı iyi bilen bizler, hatta giderek daha fazla kötüye kullanacak kadar iyi bilen bizler ise insanı bilmemeye başlıyoruz -imkânımız olmadığından değil, bizi kendimize dair kör eden bir hüner gösterisi nedeniyle. İnsan aşılmış olduğundan, acınacak bir halde ve sefil olmamasına imkan yoktur; ve biz bunu kabul etmek istemiyoruz, bu sefalet bizi rahatsız ediyor, niyetimizi aşıyor, onu kendimizden uzak tutuyoruz, ondan kaçıyoruz, geri püskürtüyoruz, çünkü bizim eserimizin iflasının habercisi bu. Bizim putumuz aşmak; artık tutarlılığı ona feda ediyoruz, ona olan sevgimizden dolayı sentez fikrinden vazgeçiyoruz, değerlerimizi ve yaşama nedenlerimizi birbiri ardına yakacağız, ama put doymak bilmez, sonunda bir insan kıyımına kalkışıp kendimizi sunmak zorunda kalacağız. Umutsuz gençliğimizin yapmayı öğrendiği şeyi yarın milyonlarcamız yapacağız; en büyük, eylem somutlaştırma olacak, burada delilik ile bilgelik, yüce bir aşma içerisinde, kendi sentezlerini gerçekleştirecekler, böylelikle tek yaşayan ölüm olacak ve düzen simgelerini tek başına kaos üzerine geçirecek." Albert CARACO - Kaos'un Kutsal Kitabı / Işık ERGÜDEN - Versus Yayınları

Karanlık kendini saklı tutmaktan, bir adım gerimizden takip etmekten, ardımızı kolaçan etmekten çok yanımızda, burnumuzun dibinde varlığını sürdürmeye her şeyi ve her yeri kapsamaya mütemadiyen bir inatla birlikte sürdüre gelmektedir. Yaşadığımız güncellik mevzusunu etmeye çalıştığımız karanlık suretlerin birer hakikate evirilmesinin tamamlayıcılarındandır. Her adım başka bir biçimde koyuyu, korkulanı ve kenarda bırakıldığı, aşıldığı sanılanı yine yeniden güne dâhil etmektedir. Karanlık öylesine baskındır ki, ne havanın görece güzelliği mühimdir ol bahiste, ne iki adımda bir hepimizi bulan memleket iyiye gidiyor tahlilleri bir çıkışı, avuntuyu sağlayacaktır. Kani gelecektir. Körlüğe biatin, itaate zorunluluğun, sorgusuz kabullenişin sınırlarında, sınırlandırmasında başa gelenler için Albert Caraco'nun dile getirdikleri eminiz pek çoklarımız için anlatılması yahut ta dile getirilmesi son derece zorlayıcı bahislerdir.

Bunca fecaat bir dolu arsızlık refakatindeki felaket v hemen hiç eksik konulmayan gıybetle temellendirilen, biteviye ayar çekmelerden sonra neye eviriliyoruz bunu anlamaya gayret edince alıntı kendiliğinden bir tahlile, saptamadan öte bir gerçekliğe evirilmektedir. Her şeyimiz uluorta yerle yeksan edilirken, sözümüz, avazımız ve çağrılarımız ancak tüm kartları, her şeyiyle beraber açık, seçik olarak ifade edildiğinde bir anlam / anlayışla buluşturulabilirken (hasbelkader) medeniyet basamaklarını tırmandıkça daha alçaklara düştüğümüz meydana çıkmaktadır. Bir sorgunun, iki bahsin, üç tahayyülün ve bunların hepsinden mülhem bir hayat okumasının bunca şartlanmışlığa rağmen daha ehven bir biçimde olumlanması, olumlu olarak değerlendirilmesi haddizatında pek olası, ihtimal dâhilinde değildir. Karanlık kendi sınırlarını mütemadiyen geliştirirken ama vesayetin lacivert takım elbisesi ile ama kural tanımazlığın bir başka evresi kentlerin talanındaki aktörleri ile sözleri handiyse hiç tükenmeyecek gibi duran laf ebelerinin pekliğinde birlikteliğinde ortaya çıkan resim kocaman bir siyah noktadır.

Simsiyah noktanın ortasında dururken hepimiz için sanki kenarındaymışız gibi bir avuntunun, elbet vardır bir çıkış yolu avuntusu ile oyalanırken tüm o zannettiğimiz korunaklılığın, güvenceliliğin bir anda bir kez daha yerle yeksan edildiğini ifşaa eden bir siyah nokta. Yarıda kalan cümlelerimizi tamamladığımızda eksik gedik kalmadığında bu simsiyah odak / doruk / noktanın hayatlarımızın tam da merkezinden geçtiği artık bir aleniyettir. Hakikate çoktan evrilmiş bir neticedir. Dönüşüm her yerde sinsice, alttan alta, yavaş ama emin adımlarla sürdürülürken aslolan karanlığın kapsamının arttırılmasıdır. Nefes alabilecek miyiz? Dört yanımız, her yerimiz sınırlarla belirginleştirilirken, duvarlar, zırhlar ile korunaklılık sadece ilişemeyelim, sadece sorgulamayalım diye değildir. Yaşadığımız yerin, cehenennemi tasvirin kendisine ulaşmasındaki aşılması beklentilenen, dile getirilen şeylerin birlikteliğidir.

Korkuları yükseltince, sessizleştirince daha da fazla itaati öne sürdükçe, biattan gayrısını reçetelendirmedikçe ne bugünümüz ehven ne yarınımız ala olacaktır. Karanlık kendi konumundan tek başına ilerlemeyecektir. Devletlûnun hepimizin iyiliği mahlasının bir arada ardına saklandığı, açılımlar, süreçler, paketler vesair tanıtımlar, bolca tantanalar ile kotardığı bütünleştirdiği yegâne şey daha fazla eksilmemizdir. Daha fazla yoksunlaşmamız biçare kalmamızdır. Soruları ve sorunları kalıcılaştırırken hiçbir düzlemde yeni bir okumanın, gayretin, çözümlemenin önemsenmeyeceği ifşaa olunandır. Nereye kadar? Kutsiyet atfedilen kahramanlıklara değil daha fazla birbirinin sözcükleri ile yeniden doğruları kotarmaya bu gayya kuyusundan çıkabilmek için başka tecrübelere ihtiyaç duyan sıradan olanlar, bizler bu seçilmişliğin, yüksek zümre olarak kendini konumlandıranların, değneklerinden uzağı tahayyül edebilecek miyiz?

Düşünecek miyiz yarınların bugünlerden daha iyisine ulaşabilmek için önce kelamın, sözün anlatının ve beraberindeki yaşanmışlıkları saklanmadan paylaşımına itimat gösterecek miyiz? Duyacak mıyız birbirimizin el aman feryatlarını vakitlice, iş işten geçmeden. Nısêbîn ile Qamışlo'nun arasında temelleri atılmaya çalışılan ile Efrîn ile Kilis arasında çoktandır sessizce yükseltilmeye çalışılan duvarı, duvarları, ayrıştırmaları önceliğimiz kılabilecek miyiz? Neye istinaden, hangi makul gerekçeye sığınılırsa sığınılsın bir yerde ikirciklilik, ikili oyunlar, bolca tezgâhlar sergilenirken devlet eliyle, yönlendirmesiyle yok artık o kadar da uzun boylu değil diyebilecek miyiz? İnsanlar arasında bağların kopartılması için her yeri ve bulunan her fırsatı değerlendirmekten kaçınmayan bir algıya karşı sözün kendiliğinden ortaya çıkan hal ve gidişatı doğrultusunda, tam da üstadın dediği gibi suyun çatlağını bulabildiği bir yerde daha nereye kadar susacağız, suskun kalacağız?

Düşünmekten alıkoyacak, tehditlere boyun eğecek ne gelecekse ona da eyvallah çekmek gerçek bir yıkım değil midir? Otuz dört yıldır duyulmayan anaların çığlıklarını, feryatlarını, figanlarını bir Roboski bahsini göz önünde bulundurduğunuzda ne yana koyabilirsiniz. Sadece tekil bir vakıa olarak geçiştirilmeye çalışılanın basbayağı bir kıyam çabası olduğunun idrarına ulaşmak bu kadar zor mudur? Karanlığı yüceltmelerin, janjanlı paketlerde demokrasi geliyormuş tantanasının az dibinde, az yamacında eylenenleri, gezi tutsaklarını ne yana koymalıyız. Doğu ile batı'nın devlet gözünde buluşturulması mıdır? Nedir, nicedir hallerimiz. Soyutlamalar, sorgusuzluğu düz ayak kılarken her günümüze başkaca bir sınav yerleştirilmişken Utku Kalı'nın hesabı ne olacaktır, düşündünüz mü? Bildiğini okumaktan şaşmayan devletin kendi bildiğini dayatmasının hemen her alanda, her yerde budur bildiğim en güzeli yaftalar en güzeli genellendirmeler ve bir dolu propaganda olarak değer görüldüğü bir yerde masumiyet karinemiz ne olacaktır

Suçlarımız düşünmek, taşınmak, dert edinmek, kentimize kendimizden önce sahip çıkmak ve daha fazlası mıdır? Uydur kaydır iddianamelerin asıl tetikçileri, asıl katilleri, asıl ranttan iştahı kesilmeyenleri, asıl zenginleri koruyup kolladığı bir yerde adaletin hakkaniyeti hangi paket açılırsa açılsın, hangi sözle, hangi vurguyla nasıl bir cümle kurulursa kurulsun hepimize karşı bir kapkaç değil midir? Karanlık yükseltilirken kimsenin hiç bir şeyine karışılmadığı zikredilirken ibadet hürriyetinden protesto hakkına kentine ve doğasına sahip çıkmaktan, sözünü sakınmamaya davasının peşinde koşmaya insanların önüne daha kaç set kurulacaktır. Kaç tahayyül rezil rüsva eylenecektir. Kaç kez, kaç sefer daha her şey yeniden başlayıp hiçbir şey olmamış gibi devam etmemiz istenecektir. Bir şeyler koştur Allah koştur unutturulmaya çalışılırken, dışarıya her şey güllük gülistanlık bahsinin zikredilmesi şu raddede artık ayıp, günah ve terbiyesizliğin dik alası değil midir?

Düşünceleri sınıflandırmaları, sınıf hakkını, sözün gerekliliğini yok sayan, hükümsüzdür diye buyuran bir aklın tezahürleri gerek makamlarından, gerekse de harçlıklarına kadar karşıladıklarını saklamadıkları basının kimi kalemlerinden, köşelerinden bir an değil her dakika bu denetim toplumunun bambaşka bir suretini önümüze getiriyorsa düşünmek ne zamandır? Hangi aralıkta bunca karanlıkla birlik ve beraberlik içerisinde yaşamaya bağışıklık kazandırılmışız düşünmez misiniz? Bir seremoninin kurgusal bir yapımın figüranları kadar değer verilmezken hayatlarımıza, elimizden (ç)alınan yok edilen, rehin edilen tutsaklığı makbul karşılanan, her seslenişi teferruat olarak kayıtlara / zabıtlara geçirilen vakıalardan sonra yaşamak nedir? Nasıl dosdoğru anlatılmalıdır ki, anlamlı kılınmalıdır ki bu yaşadığımızın bir deneklik tam ve eksiksiz bir denetim toplumunda ses kısmak olduğu yekten anlaşılabilsin. Zor mudur, uzak mıdır?

Karanlık dediğimiz tüm tahayyüllerimizi yerle yeksan etmek adına her gün başka bir suretini, had bildirimini, hudut gösterimini, dayatımını ivedilikle kotarırken, o simsiyah noktanın ortasında duranlar / yaşayanlar / soluk alma gayretinde olanlar için elini taşına altına koyma zamanına daha var mıdır? Çok uzaklarda mıdır tahayyüller ve yalın hakikat. İlişilen, durmaksızın dönüştürülen her defasında daha bir beter / fena / kötüye yol verilen bir ülkede başka bir gün söz konusu olacak mıdır? Yıpranmaksızın başka bir başlangıç hala mümkün müdür? Var olan yaraların tedavisi söz konusu edilecek midir? Dönüp dolaşıp karanlık tahlilinin en başında alıntıladığımız o kaos, yazınsal metindeki bir hakikate evirilmeden önce çıkışımız olacak mıdır? Tahayyül beklentileneni, olması umulanı, yapılmasına çabalanılanı, bir biçimde hayatta karşılığını bulmasına çabalanılanı, her an her gün yokuşa sürülen, kulak arkası edilen şeylerin önceliliğini, aciliyetini eksiği ve gediği olmaksızın bildiren, duyuran bir edimdir.

Gösterilen yahut ta bildirilen hayatın tözüne dair birer çıkarsamadır. Hem onu etkileyen, etkileyebilecek hem ondan yeni yollar keşfettirebilecek bir mefhumu en kestirmeden ortaya çıkartandır. Sözlü tarihin vaaz olunanlardan ibaret olmadığını, tam aksine onun sadece bir boyutu göstere geldiğinin idrakinden bu yana her tahayyül başka bir hayat okumasıdır. Zapturapta rehin edilmiş, doğruları sürekli törpülenmiş, tırpanlanmış bireysel çıkarsamaların kimi zaman genelin yollarını da kapsayan aşamalarını / yok kat etmesini sağlayan bir deneyimdir. Tasvir olunan, duyurulan yahut ta bildirilip, görünür kılınan o derste, ol bahiste henüz göremediklerimiz, duyamadıklarımızdır. Devletin algısı, bildirimi ve paylaşımı dar alanda kısıtlı - kasten sınırlandırılmış şeylerden ibaret olsa da her tahayyül asıl beklentileneni, yeniden tanımlandırandır.

Yeni düzenin alelaceleciliği, hızlılığında göz ardı ettiklerinin, başımıza örülecek yeni çoraplar olacağı / önümüzde bina edilecek yeni duvarlar haline dönüşeceğini hemen hiç ayrıntılarda boğulmaksızın kıssadan sunacak olandır. Erk-muktedir-iktidara göre olağanın - sıradanın halk için kimi zaman nasıl bir zıtlık ile hemhal olduğunu gösterendir tahayyül. Anlatıldıkça, mesellere boyut katıldıkça her tasvir, bildirildikçe ve yorumlandıkça her sunuş yola yeniden koyulabilmenin temellendiricisidir tahayyül/lerimiz. Ulaştığımız menzil kimilerimiz için yeterli / kâfi gelse de bunca bedliğin / fenalığın bir aradalığında her çaba yeni bir çıkışı temsil edecektir. Sıkışık kaldığımız düzlemden öteye geçebilmek, tahayyül edilenin ayırtına varabilmek, değerini bilebilmek ve anlayabilmek aralıksız çabalanım gerektiriyor. Küçük kazanımların, sus paylarının hiçbir meselde yaralarımızı tedavi etmediği, iyileştirmediği bunca meydandayken / görünürken her tahayyül bir başka yeniden anlam türetimidir, gayretidir. Bütün pespayeliğe inat.

Hükümranlık, disiplin ve denetim toplumu olarak türetilen Deleuze'un kullandığı kavram kümesi, gerek dönemsel, gerekse de gerçeklik ile ilintisi bakımından bugünleri / şimdiyi anlamlandırabilmemiz için el altında tutulası, deneyimlenesi bir tahayyüldür. Pespayelik ne dokunun, ne ilişin ne konuşun ne çaba sarf edin diye uzanıp giden bir kuyu, kör karanlık iken anlamak için sözcüklerin göstere geldiğine daha çok ve özenle itimat gerekiyor. Zamane vurgununu en kesintisiz biçimde ortaya çıkartan denetim toplumu çıkarsamasının bu ülkeyi ne hallere koyduğu bir muamma değil artık tastamam bir hakikattir. Söze karışmayı, yeni nüveler keşfetmeyi, sorgulamaların hemen tümünü göz ardı edilebilir bir mesel olarak değerlendiren bu kesintisizlik tahayyül edilene vurulan kettir. Her yerde ve her zaman alışılageldik şartlanmışlıklardan mürekkep bir denetleme çabası bu çıkarımı netleştirendir.

Siyaseten doğruculuğun, mümkünse üstünüze vazife olmayan hiçbir şeye karışmayınların sonu paketlenmiş demokratikleşmeler, epeydir ihtmal edilen o barış çabalarına, hemen hiç işitilmeyen faili belli cinayetlere, sonsuz bir kavram kargaşasının kendisine evrilir. Böylesi bir yerde söz kendi başına yeterli gelmeyecektir. Sözü çoğaltmaya gayret anlamaya ve eksik gedik olmaksızın anlamlandırma aracılığı karşısında türetilen her yeni denetim / sınav / sorgulama birer ikişer had bildirmeye dönüşmektedir. Muğlâk bırakılan önemsenmeyen bir duvar olarak hayatımızı enikonu sınırlandırmaktadır. Beklentilerin asgarinin altına düşürüldüğü varsa yoksa erkin doğrusunun aralıksız duyurulduğu, ona biatin istendiği bir yerdir gerçeğimiz haline dönüştürülmektedir. Kesintisiz bir biçimde her tahayyül noksanlaştırılırken, yoksunluk olağanlaştırılmaktadır. Çıkartılan önümüze serilen, duyumsatılanlar için illa ki o değildir demeye nail olsak da bu engellemelerle bir türlü ötesine ulaşamayacağımız ilam olunandır.

Yergi, genellendirme yafta ve beraberindeki hiddet, bir kalıba sıkıştırmalar bu kör döngünün tamamlayıcılarındandır. İyi de nereye kadar. Her bir tahayyül yeni bir okumayı çoğaltırken, mümkün kılarken daha ne kadar? Akla düşen her şeyin olumsuzlanması, yok sayılması denetim toplumunda hangi seviyelere ulaştığımızı gösteren bir unsurken daha hangi fecaatler bizleri beklemektedir. Her açılan "janjanlı" paketin içeriğinden zehirlenmek artık yetmemiş midir? Sorun dağ gibi yükselirken, kalıtlaşırken, kalıcı hale dönüştürülürken yaşamın içeriği bunca koflaştırılırken, kısır döngülere prangalanırken ne yapmalıdır? Düşünmekten alıkoymayacak bir ülke hala ütopya mıdır? Çok katmanlı, çoğulcu tüm tahayyüllerden bir asgari müşterek çabası uzak bir ihtimal midir? Eski bir ezginin unutulan, çoktan silinen bir makamı mıdır, derdi midir? Meramı mıdır? Toplumsal dönüşümün tamamen sınırlandırılması, yok sayılmasında daha kaç nesil heder edilecektir.

Düşüncenin, tözün yerle yeksan edilmesi gayreti bir çabalanım dizininin en son hamlesi değildir. Gelecek tahayyülünde bunca geçmiş kötü / fena olarak değerlendirilirken yapılanların tekrarların daha fenalarının eksik edilmediği / konulmadığı yerde hiç değildir. Tahayyül edilenin yerine tenkitlerle kotarılabilecek hemen hemen her durumda baştan savuşturulabilecek, bundan yol alınacak bir algının yaratılmasıdır dikkat çekmek istediğimiz. Her yerde ve her koşulda türetilenin itaatkârlık üzerinden kotarıldığını her defasında tescilleyecek olan karşılaşmalardır deneyimlediğimiz. Tahayyül edilen barış olsa da karşısına duvar örerek çıkılması / bunun gayretidir vurulmaya çalışılan ket. Her yerde barış dile getirilirken nasıl bile isteye savaşın körlüğünü yüceltmelerin, el altında tutulan tezkerelerin yeni kıyamların habercisi olduğunu ifşaa edecek olandır. Kesintisiz ve net.

Tahayyül edilen emeğin karşılığı olsa da eksiksiz, gediksiz yarım yamalak konulan işitmezlik zırhıyla çepeçevrelenen bir uzamdır söz konusu edilmesi lazım gelen. Hey Tekstil'den, Fen-İş'e, THY'den Kazova'ya her fabrika / iş yerinde bizatihi emek / köleleştirmenin bir başka etabına dönüştürülürken her çalışan kurban bellenirken gösterilmeyenlerdir asıl önemini muhafaza eden. Tahayyül yaşadığımız yerdeki özgürlükler ister dinsel-teolojik ister sosyolojik birer gereksinim kaçınılmaz olan iken her paketten sonra avuntu çabasında yine yeniden / yokuşa sürülendir. Unutturulandır. Bilindikliği artık aleni olan Tuzluçayır ve Gülsuyu'ndaki Alevi / Kızılbaş kültürüne, inanışına reva görülenler ortadadır. Bir türlü hakları eksiksiz teslim edilmeyen Süryanilerin iki arada bir derede bırakılması, devletçe rehin bilinmelerinin nelere yol verdiği alenidir.

Yoklukları için daha fazla çabalanıma girişilen, kalıtları da yok edilen Ermenilere, özden asla sayılmayan Kürdlere kadar her halk kesimine eylenenlerdir esas konuşulması gereken. Tahayyül sadece tek bir boyutta, tek bir bakışım yahut ta doğru olarak sınıflandırılmayacak / kısıtlandırılmayacak vakıa ya da durumlar için yeni bir tahlildir. Yönümüz, düşüncemiz engellerle sınırlandırılırken, hep bir şekilde saf dışı bırakılmaya çalışılırken bize kalan taleplerdir, tahayyüllerimizdir. Koşullar, dayatımlar ve zorluklar neyi gösterirse göstersin bizlerin tahayyülleri birleştirebilmesidir önceliğimiz. Haziran Direnişi'nden bu yana türetilmiş / bellenmiş / akla mıhlanmış ve yer etmiş her çıkarsama kıyasıya tahlil edilirken, sıradan vatandaşlar olarak söz sırası bizdedir. Sözün vaktidir. Söz başkalarının özellikle muktedirin baskılamasına karşı bunca aman vermezliğine karşı yeni bir yolun temellendiricisi olabilecektir.

Ülke, dengi dengine kuvveti yetenin diğerine eyledikleriyle karanlığa teslim edilirken söz imdat çığlığıdır. Anlamlar, çözümlemeler kısıtlı bir menzile sıkıştırılırken amasız, fakatsız bir dil, yüzleşmeye zorlayacaktır. İstimlâk edilen, yok edilmeye hemen hiç doyulmayan, durmaksızın hadleri bildirilecek olarak değerlendirilen kitlelerden / yaşamlardan sözü savunana, tahayyülleri gerçekçi kılma mücadelesine var mıyız? Birimizin sıkıntısının, ötekisi için zulmün başı, başlangıcı olabileceğinin nihayet idrakinde mıyız? Her yok sayma, her had bildirme içten içe çürümeyi beraberinde olağanlaştırmaktayken çıkış yolunu arayacak, bulacak mıyız, var mısınız? Oralarda mısınız? Bir yerinden başlanmalı hayata bir kıyısından bir köşesinden ben de varım diyebilmeli tüm tahakküm öznelerinin bunca bir aradalığında tahayyül edilene varabilmek için, soluk almak için, kesinti, engel vs. varmadan yaşayabilmek için.

Derdest edilmiş, yok sayılmış, yok edilmiş, yokluğa mahpus edilmiş alenen prangalanmış soluğundan çok önce sesi, sözü, kalıtları yok edilmiş halen dümdüz edilmeye devam edilenlerin sunduğu bu karanlıktan kurtulabilmek için sözdür sığınağımız. Silik bir resmin hatıratı olarak kalmadan / anılmadan yaşayabilmek için. Düpedüz her şey tersine çevrilirken, hemen her şey tersine evrilirken daha da kötüye / fenaya rehin kılınırken teferruat sanılanların hakiki meseleler olduğunu hatırdan çıkartmadan gösterileni idrak edebilmek / anlatabilmek / anlayabilmek için zaman daralıyor. Gözümüze baka baka had bildirmeye devam eden, mütemadiyen çemkiren algıya karşı / tektipleştirme mefhumuna sımsıkı tutunan erkin laf ebeliklerini / kaçak güreşlerini / geçiştirmelerini değil hayatlarımızı istiyoruz. Kıyamete pek az varken tahayyülümüz hayat içindir; her dilde her renkte her sözde...

>>>>>Bildirgeç
Kitle İmha Silahı Olarak Dil - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem*

Başlık bana ait değil. Evrensel Gazetesi'nde Esra Arsan'a ait. (http://www.evrensel.net/kose-yazisi/68491/kitle-imha-silahi-olarak-dil-gezi-ve-nefret-siyaseti.html#.UlsFTJprPIU). O kadar güzel ifade etmiş ki, hem teşekkür, hem de derdimi anlatmak babından başlık yapmadan edemedim.

Konumuz "demokratikleşme paketi"nde yer alan nefret suçları.  3 Ekim 2013 tarihli Taraf gazetesi haberinde ırkçılığa, milliyetçiliğe, nefrete ve ayrımcılığa karşı mücadele arkadaşımız, Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu'ndan Levent Şensever'in şöyle konuştuğunu okuyoruz: "Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla tasarıda sıkıntılı bir nokta daha var. O da nefret söyleminin nefret suçunun içinde değerlendirilmesi. Oysa bunlar birbirinden son derece farklı şeyler. Nefret söyleminin nefret suçu kapsamına alınması son derece tehlikeli. Bu, ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir uygulamaya dönüşebilir; Sevan Nişanyan ve Fazıl Say davaları ortada".

Mesele bu şekilde baktığımız anda, Türk, Müslüman, Sünni olmayanlara yönelik ırkçı nefret söyleminin sayısız örneğini düşünce ve ifade özgürlüğünün bir gereği saymamız, dolayısıyla bunlarla mücadeleye son vermemiz gerekir. Ben, nefret suçlarına karşı çok önemli, çok yararlı, çok aydınlatıcı bir kampanyanın yürütücülerinden olan Şensever'in ırkçı söylemleri ifade özgürlüğü olarak görmediğinden eminim. Bu yüzden de Taraf'ta yayınlanan sözlerine bir açıklama getireceğine ve kampanyaya gönül bağlarıyla bağlı insanları aydınlatacağına inanıyorum.

Türkiye'de sistem her zaman yasaları ve mevzuatı kendi istediği şekilde kullanmıştır. Fazıl Say ve Nişanyan davaları bunun yakın zamanlardaki, gerçekten de ürkütücü tezahürüdür.  "Farklı sosyal sınıf, ırk, din, cinsiyet, mezhep veya bölgesel kesimleri koruma altına almayı ve halkın kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılanmasını engellemeyi" öngören TCK'nın 216. maddesi hiçbir zaman Türk, Müslüman, Sünni olmayanlara yönelik ırkçı nefrete karşı kullanılmamış, tam tersine, sistem muhaliflerine karşı kullanılmıştır.  Cumhuriyet tarihi, TCK'nın sözcüklerini kullanırsak, "farklı ırk, din, mezhep" temelinde "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" eden sayısız yazılı ve sözlü beyanlarla harekete geçenlerin işlediği ağır suçlarla doludur.

Nefret söylemi ve nefret suçu, birbirinin "mütemmim cüzü"dür

Levent Şensever dostumuzun, nefret söylemi ile nefret suçu için "oysa bunlar birbirinden son derece farklı şeyler" şeklindeki sözlerine de düzeltme getireceğine gerçekten inanıyorum, çünkü nefret söyleminin, ırkçılık olduğunu,  nefret suçlarına yol açan başlıca faktör olduğunu bildiğinden hiç kuşkum yok.  Nefret söylemiyle, nefret suçu, birbirinin "mütemmim cüzü"dür, yani birbirininin tamamlayıcı parçasıdır.  1934 Trakya olaylarından 6-7 Eylül pogromlarına, Maraş ve Çorum katliamlarından, Türkiye'nin batısında Kürtlere yönelik kanlı linç girişimlerine, Hrant Dink'in katline, Zirve katliamına, Sevag Şahin Balıkçı cinayetinden Samatya saldırılarına kadar sayısız suç,  nefret söyleminin en etkin, en yaygın şeklide kullanılması sonucunda işlenmiştir. Aralarındaki tek fark, nefret suçunun, ceza hukuku bağlamında, suçun nefret saikiyle işlenmesi durumunda cezanın ağırlaştırılmasını öngörmesinden kaynaklanıyor. Nefret söylemi ise uluslararası hukukta kendi başına suç. Çünkü ırkçılık yapılması anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler'in 1966'da kabul edilen ve 1976 yılında yürürlüğe girmiş Uluslararası Sivil ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nde (USSHS) yer alan Madde 20/2 "ulusal, ırksal ya da dinsel nefretin, ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddete kışkırtmaya yönelik savunulması yasalarca yasaklanır" der. Neyse ki Türkiye'de de bu yönde bir gelişme yaşandı ve mahkeme, "Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz" pankartını suç sayarak taşıyanlara ceza verdi.  Yani nefret söyleminin suç sayılmaması talebi, şu anda yalnızca uluslararası hukukun değil, Türkiye'de de hukukun gerisine düşmek anlamına geliyor. (Bu arada gündemimize son yıllarda giren "nefret söylemi" sözünün bana, "ırkçılık" olgusunun bu şekilde yumuşatıldığı ve biraz da unutturulduğu duygusunu yaşattığını belirtmeden geçemeyeceğim.)

"Nankör ve kahpe millet": Yahudiler

1933 yılında, 1934 Trakya Yahudi pogromlarından hemen önce Nihal Atsız, Çanakkale gezisinden izlenimlerini şöyle anlatıyordu: "Buradaki Yahudi her zaman tanıdığımız Yahudidir. Sinsi, küstah, zelil, korkak, fakat fırsat düşkünü Yahudi. (….) Kuvvetli olduğumuz zaman karşımızda köpekçe yaltaklanan, bozgun çağlarımızda küstahlaşıp düşmanlarımızla birleşen tarihin bu hain ve piç milletini artık aramızda yurttaş olarak görmek istemiyoruz."  (Rıfat Bali, 1934 Trakya Olayları, Libra Yayınları, İstanbul 2008, s.48-49).  Çok geçmedi Trakya'da kitlesel bir vahşet yaşandı. Çanakkale'de 21 Haziran 1934'de ekonomik boykotla başlayıp dayak, kadınlara tecavüz, yakma, yıkma ve yağma ile devam eden olaylar, Kırklareli'ye, ardından Edirne, Tekirdağ,  Uzunköprü, Silivri, Babaeski, Lüleburgaz, Çorlu ve Lapseki'ye yayıldı. Yaklaşık 3 bin Yahudi evlerini, ocaklarını, işlerini terk ederek başta İstanbul olmak üzere farklı illere göç ettiler.

Çarpıcı olduğu için biraz eski bir örnek verdim. Ama bu örnek yalnızca nefret söyleminin nasıl nefret suçuna evrildiğini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda devlet politikalarıyla bağlantısını da ortaya koyuyor. Rıfat Bali'nin ayrıntılarıyla ortaya koyduğu gibi, o dönem Genel Kurmay, hassas bölge olarak nitelendirilen Trakya bölgesini güvenilmez, potansiyel hain olarak görülen Müslüman olmayan unsurlardan, özellikle de Yahudilerden arındırmaya karar vermişti. (R.Bali, 1934 Trakya olayları, s.361-366). Devlet karar veriyor, kanaat önderleri ağır nefret söylemiyle kamuoyu oluşturuyor ve suç işleniyor.

6-7 Eylül 1955 de devlet politikası-nefret söylemi-nefret suçunun ne kadar sıkı sıkı bağlantı olduğuna iyi bir örnektir. Kıbrıs politikası, agresif bir iletişim stratejisiyle kamuoyuna aktarılmış, MİT'in operasyonuyla basında Fener Rum Patrikhanesi'nin Kıbrıs'taki "Yunan  emelleri"ne destek verdiği teması yoğun bir şekilde basında işlenmiş, Mihail Vassiliadis'in anlattığına göre Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Peyami Safa Rum karşıtı yazılar yazmış ve sonunda Cumhuriyet tarihinin en kara utanç sayfalarından biri yaşanmıştır.

"Her türlü vahşet, siz Kürtlerde!"

Eskilerden bugünlere gelelim. Verecek örnek o kadar çok ki, içinden seçmek zor. Nefretsöylemi.org sayesinde bunların bir dökümüne ulaşabiliyoruz.  Bunlardan birisini alalım. 7 Ağustos 2012 tarihli Kaş Aydın Haber gazetesinde Hande Güllü Kürtlere şöyle hitap ediyor: "Ülkenin en güzel yerlerinde, refah içinde hayat sürebiliyorsunuz. Üstelik hiçbir şey vermeden sürekli almayı alışkanlık haline getirmişsiniz".  

Bunları ifade özgürlüğü olarak görmeyeceğimize göre, nefret söylemi ile suçu arasında bizim açımızdan bir fark olmaması gerekir. Zaten uluslararası sözleşmelerde ise ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı faktörler arasında ırkçı nefret söylemi sayılır. Örneğin  Avrupa İnsan Hakları Sözleşleşmesi'nin 10. Maddesi "herkese ifade özgürlüğü"nün tanınmasını öngörür ancak bu özgürlüğün sınırları arasında, "diğer insanların haysiyeti ve haklarına" zarar verilmesi durumunu sayar.

Sonuç olarak, "Demokratikleşme Paketi" vesilesiyle bir kez daha gördük ki, ırkçılık, ayrımcılık ve nefret Türkiye için, geniş Türkiye toplumu için demokrasi geleneği daha güçlü ülkelere kıyasla o kadar alışılmamış, o kadar yeni, o kadar hayret uyandırıcı ki, işin içinde olan bizlerin bile, hiç erinmeden, küçümsemeden, alçakgönüllülükle kavramların kendisinden başlayarak uzun uzun tartışmamız, sorular sorup cevaplar geliştirmemiz gerekiyor.  


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Sözün tamama erebilmesi, kelam olarak ortaya atılanların işitilmesi ve ortaklaştırılması ile mümkündür. Durmaksızın yinelemeye her defasında zikretmeye çalıştığımız şey duyumsatılan ile yaşatılanın aynı şeyler olmadığıdır. Ayşe Günaysu'nun kaleme aldığı "Kitle İmha Silahı Olarak Dil" başlıklı makalesi değinilerimizin tamamlayıcısı olarak okunmasını salık vereceğimiz bir meram. Tahayyül edilenler ile gerçekte olanların arasındaki uçurumlar günden güne daha çoğalırken, sorumluluk hepimizin ödevi. Bunun hatırlatıcısı bir makale. Ayşe Günaysu ve Özgür Gündem gazetelerinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Hemzemin Forum Postası
Gezi Sekmeleri
Park Hareketi
Turkish Capitalist Modernity And The Gezi Revolt - Ahmet ÖNCÜ - Journal Of Historical Sociology
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Can Değeri - Tanıl BORA - Birikim
'Kitle İmha Silahı Olarak Dil' - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Yarının İnsanları - Bülent USTA - Birgün
Uyan Berkin, Baban Geldi - Gökçe TAHİNCİOĞLU - Milliyet.com.tr
Devrimden Önce / Devrimden Sonra - Niyan - Jiyan
Katliam, İnkar, İftira, İşkence: İşte Devlet! - Baş Yazı - Meydan Gazetesi
Devletin Mi Var, Derdin Var… - Ali Murat İRAT - Birgün
'Erdoğan'la Hesaplaşmak' - Umut ÖZKIRIMLI - Radikal 2
EU Turkey 2013 Progress Report - İlerleme Raporu Tam Metin - T24
Siyaseti 'Tarihle Birlikte' Düşünmek… - Ferdan ERGUT - Turnusol
'Gezi Barışçı İktidar Bölücü' - Duygu GÜVENÇ - Cumhuriyet
Rektörden İnciler: Gezi; CHP, PKK, Dinsiz ve Ermenilerin İşi - Agos
İstanbul'da Vali ve Emniyet Müdürü Çevik Kuvvet'le Bayramlaştı: "Rejimin Bekçisi Olduğunuzu Gösterdiniz - Başka Haber
Suç Teorileri ve Şehir Güvenliği Bitlis İliyle İlgili Genel Bir Değerlendirme - Halil İbrahim DOĞAN - Bilal SEVİNÇ - Polis Bilimleri Dergisi
Crimes With A View In Istanbul Neighborhood - Yasemin ÇONGAR  - Al Monitor
ABD ile Türkiye Arasında 'Çin Gerilimi' Mi Var? - İlhan TANIR - BBC Türkçe
Erdogan Uses Christian Seminary As Chip In Talks With Greece - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Armenian, Muslim, Christian, Kurdish - Vicken CHETERIAN - Le Monde Diplomatique
Kime Bayram Kime Kurban - Emrah UÇAR - İnsan Haber
Rojavalı Aileler... - Mehmet Rumet SOYLU - Taraf
En Diptekiler! - Sedat YILMAZ - Özgür Gündem
Kürkçü: HDP, İkbal Dağıtmayacak Birlikte Yönetecek - Sultan ÖZER - Evrensel
Gökkan: 'Utanç Duvarı' Kürt Düşmanlığıdır - Sedat SUR - ANF
Duvar / Hikaye / Barış - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Nusaybinliler: Duvarın Örülmesine Asla İzin Vermeyeceğiz - Hür Bakış
Bir Utanç Duvarı Da Afrin ile Kilis Arasına - ANF
Israel Active On Syrian-Turkish Border: Dean - Panorama.am
The Enduring Frustration Of Turkey's Kurds - Noah BLASER - Foreign Policy
Nusayriler De Korkuyor - Güler YILMAZ - Taraf
Cemil Bayık: 'Çözüm Süreci İçin Karşılıksız Fedakârlık Yapıyoruz' - T24
Çözüm İçin Gerekli Olan Sadece ‘Zemin’ Mi? - Delil KARAKOÇAN - Özgür Gündem
PYD-Ankara Görüşmelerinin Ruhu - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal.com.tr
BDP Opposes Proposed Electoral Reforms, Despite Supposed Benefits - Selin ÇAĞLAYAN - Rudaw
Oylar Bölünmesin? - Ahmet SAYMADİ - Bianet - Jiyan
Otuz Mart 2014 Yerel Seçimleri - Gurub Vakti - GV' Blog
AKP, CHP ve MHP Oydaşması - Şaban İBA - Özgür Gündem
Binlerce Alevi Mersin'den Seslendi: Muaviye Soylu AKP'yi Tanımıyoruz - ANF
Kamer Genç, Hüseyin Aygün ve ‘Andımız’ - Hüseyin KETE - Fraksiyon.org
Mustafa Mutlu: Kürtçe Haber İçin Aldıkları Çanaklarla Porno İzlediler, Ensest Patladı!.. - Hazal ÖZVARIŞ - T24
Mazlumder, Diyarbakır Cezaevi Önünde Hasta Mahpuslara Dikkat Çekti - Islah Haber
Katiller Yargılanmadıkça Bayram Gelmez - ETHA
Boyacısın Sen, Boyacı Kal! - Ali TOPUZ - Radikal.com.tr
#dirençocukişçi - Çekirdek Çocuk - DÖDEF Fatih Üniversitesi
Adaletin Kağıtsız Halleri: Sorular, Sorunlar ve Feminist Siyaset - Begüm ÖZDEN FIRAT - Amargi
18 Ekim 2013 Cuma Gecesi ODTÜ Yerleşkesine Yapılan Müdahale İle İlgili Rektörlük Açıklaması - ODTÜ
ODTÜ Rektörü Ve Mezunlar Derneğinden Açıklama - Jiyan
100.Yıl ve ODTÜ’de Neler Oluyor? - TMMOB Şehir Plancıları Odası
Barış Sürecinde İktisadî Tartışmalar - Sedat YILMAZ - İştiraki
” İstanbul’dan Selanik’e İşgal, Özyönetim, Üretim ” - Özlem ARKUN - Meydan Gazetesi
Bayramda da Direniriz - Feniş Direnişi Sürüyor! - İşçi Mücadele Derneği
Yolsuzluğu Bul Ama Kimseler Duymasın - Hüseyin ÖZAY - Taraf
Suriye Krizi: 'Türkiye Bedel Ödeyebilir' - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
The War That Wasn’t - Leonard C. GOODMAN - In These Times
Eğitimin Görmediği Azınlık - Ayça ÖRER - Radikal.com.tr
Garo Paylan: Ermenilerin, Abhazların Sabredecek Zamanı Kalmadı - Ayça ÖRER - Radikal.com.tr
Էրդողանի ժողովրդավարացման փաթեթը և հայերը - Civilnet TV
Ermeni Soykırımı Suçlusu Talat Paşa Davası Üzerine - Tessa HOFMANN - Aykırı Doğrular
Prof. Dr. Verjine Svazlian ve 1915’in Sözlü Tarihi - Ragıp ZARAKOLU - Her Taraf
Hoşana’nın Son Sözü: Ermeniyim - Burcu CANSU - Birgün
Urfa'daki Tarihi Ermeni Kilisesi Ahıra Dönüştürüldü! - soL
Another Year of Blasphemy - Ken WHITE - Popehat
Muhafazakâr Gençlik Cemaatlere Sıkışmak İstemiyor - Fatih Gökhan DİLER - Agos
“Umarım Bir Gün Eşcinsel Bir Başbakanımız Olacak” - Aydil DURGUN - Milliyet.com.tr
Sokağa Özgürleşmeye! De Hangi Sokağa? - Cüneyt UZUNLAR - Açık Koyu
#dirençevre - Politik Ekoloji Çalışma Grubu
Scale Of Destruction In Istanbul Forests Increasingly Visible - E. Barış ALTINTAŞ - Reclaim İstanbul
Alnımıza Sürülen Kurban Kanının Huzuruyla Büyüyoruz - Cankız ÇEVİK - Şiddet Hikayeleri
‘Parçalı Tarihin Cepheleri’ - Fatih ÖZGÜVEN - İstanbul Art News
Komünist Partinin A-Salağı Bir Metin - Deniz KURTUL - Servet DÜŞMANI
Anasının İpini Satan Anarşizm - Deniz DEHRİ - Polisantrik
Döneklik: “Eskiden Bir Şeydin, Şimdi O Da Değilsin” - Foti BENLİSOY - FB' Blog
"İnternette Nefreti Siyasetçiler Tetikliyor" - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Halkçı Seçkinler - Sezin ÖNEY - Taraf
Gezi "Hadise"si ve Mizah - Okan TAYCAN - Birikim
Badiou Soruyor: Niçin Bu Haldeyiz? -Korkut BORATAV - soL
Michael Hardt Interview: On Continuity and Leadership - Hakan TOPAL - NewGrey Twitter
Michael Hardt: Örgüt ve Devamlılık Sorunu - Zümray KUTLU - Sendika.org
Fransız Öğrenciler Arkadaşları İçin Sokakta - ANF
Fransa'da Liseliler Sınırdışı Edilenler İçin Eylem Yaptı - Nuri YILDIZ - Bianet
Mapping Europe’s War On Immigration - Philippe REKACEWIZ - Le Monde Diplomatique
Neoliberalism: Why The American Dream Is Losing Steam - Jess MILLER & Student Nation - The Nation
An Anarchist Critique of Marx’s Critique of Political Economy - Wayne PRICE - The Northstar
Mexican Elites Worry As Protestors Evoke Spirit Of 68 - Peter WATT - The Conversation
Greece’s Fascist Threat - Katy Fox-HODESS - Jacobin
VI. Ulus Baker Buluşması’na Çağrı - Facebook
Sokak Kooperatifleri - Metin YEĞİN - Özgür Gündem
Fearless Speech - Michel FOUCAULT - Monoskop
Managerialism & The Culture War - Chris DILLOW - Stumbling & Mumbling
La Politica Delle Emozioni - Wu MING - Internazionale
Anarşizmler - Süreyyya EVREN - İletişim Yayınları

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Liberté - Freedom - Clément Girardot

>>>>>Poemé
Dayanışma - Bertolt BRECHT

Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
        İşçileri tüm dünyanın
        Bir amaçta birleşsin
        Dünyadaki nimetleri
        Hep beraber paylaşsın
Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
        Zenci, beyaz, sarı, esmer
        Birleşen özgür olur
        Kendileri konuşsalar
        Halklar hemen dost olur
Haydi unutmayalım
Nereden biz gücü alırız
Hem açken, hem de tokken
Haydi unutmayalım
Bu dayanışmayı
        İşçileri tüm dünyanın
        Birlikten kuvvet doğar
        Senin kızıl birliklerin
        Her türlü zulmü boğar.
Haydi unutmayalım
Soruyu somut soralım
Hem açken, hem de tokken
Bu dünya kimin dünyası?
Gelecek kimindir?

               
Verhör Des Guten - Bertolt BRECHT

Tritt vor: Wir hören
Daß du ein guter Mann bist.

Du bist nicht käuflich, aber der Blitz
Der ins Haus einschlägt ist auch
Nicht käuflich.
Was du einmal gesagt hast, dabei bleibst du.
Was hast du gesagt?
Du bist ehrlich, du sagst deine Meinung.
Welche Meinung?
Du bist tapfer.
Gegen wen?
Du bist weise.
Für wen ?
Du siehst nicht auf deinen Vorteil.
Auf wessen denn?
Du bist ein guter Freund.
Auch guter Leute?

So höre: Wir wissen
Du bist unser Feind. Deshalb wollen wir dich
Jetzt an eine Wand stellen.
Aber in Anbetracht deiner Verdienste
Und guten Eigenschaften
An eine gute Wand und dich erschießen mit
Guten Kugeln guter Gewehre und dich begraben mit
Einer guten Schaufel in guter Erde.

Bertolt Brecht: Me-ti / Buch Der Wendungen
Kaynakça: Anadolu Sanat