Monday, February 24, 2014

Deuss Ex Machina # 487 - života podľa

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_487_--_ života podľa

17 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Invisible Path - The Levitating Mirror (Not Not Fun Records)
2. Invisible Path - Escaped Into The Mist (Not Not Fun Records)
3. Talvihorros - Little Pieces Of Discarded Life (Denovali Records)
4. Talvihorros - Today I Am Reborn (Denovali Records)
5. Saffronkeira + Mario Massa - Umorale (Denovali Records)
6. Saffronkeira + Mario Massa - Variazione (Denovali Records)
7. Subaeris - Αθήνα (Self Released)
8. Subaeris - Москва (Self Released)
9. Davwuh - Pirates (Self Released)
10. Davwuh - Distant Lights (Self Released)

života podľa
(487)
En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. — Nietzsche

Gerçeğin tahrif edilebilir kılınmasından bugüne kadar her dönüşüm ve her hamle, her günü daha önce idrak edemediğimiz farkına varamadığımız detayların yok edildiği, hakikatin ise lime lime edilip yeniden tanımlandırıldığı yahut da basbayağı tanımlanamaz hallere konulduğu vesikalardan mürekkep bir yapıma evirmektedir. Duraksadığımız ve düşünme payına ihtiyaç duyduğumuz, sorgulama gerekliliği hissettiğimiz o aynalanmaya çalışılanların doğru bu, gerçek bu ötesini ne siz sorun ne biz söyleyelim yollu uyarılar ile donatılması hayata düşülen şerhleri çok daha rahat okumamızı sağlamaktadır. Çözüm olarak sunulan ve paylaşılanların azami bir biçimde kanıksatılmaya gayret edilenlerden ve dahası onay beklenip durulan çıkarsamaların hemen tümünden işte bu tıkanıklığı teyit edebilmek mümkündür. Her şerh, hayata bir başka açıdan kastedişin de temellendiricisidir. Şerhler, engellemeler yinelenirken biatin sürekliliği için her şey mubah sayılmaktadır.  Her gün tanımların bozulup, eğilip, büküldüğü dün ak pak olanın bugün kapkara zift karası yarın şer haline dönüştürülmesinin bu gayretin satırbaşları okunabilir o vesikada. Yönlendirilip illa tahrip edilerek yıkıma açık konulan hayatlarımızın sınırlarıdır her gün, her an. Hayatı muhafaza etmekten ziyadesiyle uzağa şu anki kötürüm halinden fenasına taşımak için yapılan, edilenlerdir yekunda karşılaştığımız. Farkına varana kadar her şeyin toz dumana katıldığı bir sahnelemedir önünde biçare kalakaldığımız. Akıl rehin tutulmaya, irade hakir görülmeye, düşünce ise inatla dört koldan yok sayılmaya bu ve benzeri olan edimlerin tümünde beliriveren engelleyici sansürcü hamleler, bir suskunlar ülkesinin adım adım yapılandırıldığını göstere gelmektedir. Her gün fecaat; biteviye zikredilen hakaretler ve yaftalamalar kapsayıcı görünüp ayrımcı söylemlerle suskunlaştırmanın mümkünatlığı her an güncellenmektedir.

Vesika, komple salı toplantılarındaki değinilerden ve bir avaz söylenip geçildiği sanılan ithamlar ve seslenişler sokaklarımıza yansıyor anında. “Susu”n komutu emir erliğinin kumanda merkezlerini oluşturan televizyonlar ve gazeteler aracılığıyla sokağa zerk ve dikte ettiriliyor. Mühim olanı sorgulayabilmek nedendir, nasıldır vurgusu değil de mühim olan sürü psikolojisinde kara koyun olmaktan bir özenle kaçınılması yineleniyor bu ileri demokrasi güncesinde. Hizanın içi ya da dibi gösterilip duruluyor ezberle, ezberlenmiş olanlarla. Düzen denilenin bekası, ibret vesikaları üst üste yığılırken; halen bu yapının ehven olduğuna dair söylemler aracılığıyla yineleniyor. Reel politik gerçeği yok edip erkin kendi bildiğine dönüştürülürken, devletin her ne olduğu sıklıkla tekrar edilse de / görünse de her şey rotasında ve uygun zemininde hareket ediliyor bahsine zamklanıyor. Toz duman.

Mücadele çoğaltılabilir, çokluğun tesisi için lüzumlu bir şeyken gereksizdir ilanları her yeri donatmaktadır an be an, gün be gün. Riya bu denklemin ayrışmaz bir parçası halinde topyekûn olan biteni özetleyen bir mefhumken göz ardı edilip yok sayılması halimizin perişanlığını da ortaya koymaktadır. Bütün paramparça edilirken arda kalan sınanışlardan hep çakan bir akıldır. Sığlık dipsiz bir kuyu haline dönüştürülürken bu çabalar düzeneğiyle bedenlere kurulan tahakkümün zıvanadan çıkmışlığı da bir biçimde gün yüzüne kavuşmaktadır. Malumun ilam olunduğu salı toplantılarından sonra gerçekleştirilen konuşmalarda yerel seçim çalışmalarında bu nitelik defaatle ilerletilirken her ne oluyor bahsi bir tabidir ki muallâkta bırakılmaktadır. Erkânın başının, herkese dost olduğunu bildiren ve herkesi kapsadığını ilan eden o cümlelerinin durum tespitinden, bir çıkarsamadan ziyade aslında hedef göstermek için oluşturulmuş başlangıç vuruşları olduğunu, hemen hiç iştahı kesilmeden kullanılan yaftalama vd. ayrımcı ifadelerin ertesi günün manşetleri, yeni kanaatleri olduğu çokça lafı dolandırmadan söz konusudur, bellidir. Quo Vadis bir eğimdir bu güncelliğin hazanını çözümletebilecek. Devletin sistematik hamlelerinin, kural kaide icatlarının biteviye sürekliliğinde önce polis ardından istihbarat yüzü ağır basan, erklerin arasındaki savaşta kaybedilen mevzileri toparlayabilmek adına her şeyin sil baştan yapılabileceğini, bunun da bir demokrasi hamlesi yahut da özgül ağırlıklar dengelemesi gibi bir paravanla, onun ardına saklanarak yapıldığını yineleyebilmek mümkündür. Yazmayan gazetelerden hiç duyurmayan ekranlardan görmeyen ama ispiyonu bu devlet adına yapmaktan kaçınmayanların teşvik edildiği, el üstünde tutulduğu bu yerde polisin eksik bıraktıklarının tamamlayıcısı erk leb derken her şeyi boğuntuya götürecek olan istihbarat düzenlemesi leblebiyi tanımlandırmaktır. Devletlû için sorgulayan değil biat eden kitlelerin, hizada, müesses nizamda boyun eğenlerin, eyvallah çekenlerin her şeyi sindirenlerin, o fenalığı sineye çekebilenlerin güncelliğine dair yeni sınırları oluşturulmaktadır.

Saklı duran, sımsıkı ağız birliği edilmiş fecaatlerin akıbetinin bilinmeyeceği bir ülkenin temel taşları ta Gezi direnişin bu yana atılmaktaydı, atılıyor. Polisin yarım bıraktığını milli istihbaratın tamamlaması için sonucun her şeyin olur belletilmesinin yolu da sağlama alınmaya çalışılıyor. Devletlûnun çapulcudan haşhaşiye evirilen paranoya simsarlığı gerçek bir psikolojik deneye dönüşüyor. Her yaftanın ardından bir dolu meydan okuma, bir dolu haddin ve hududun bildirildiği sahnelemeler hep bu düzenlemeler için zemin yaratmak içinmiş insan şimdi görünce bir kez daha anlıyor. Mutlak doğru yokken, töz hınçla, şiddetle, gözdağıyla birlikte beraber tekilleştiriliyor. Yüceltilen, kutsanan devlet, yüzleşilmesine çabalanıldığından dem vurulandan daha beterine yol vermek için kullanılıyor. Onun içindir ki Abdullah Cömert’in akrepten açılan ateş sonucu katledilmesi, Mehmet Ayvalıtaş’ın hızlıca yolunda giden! bir araba tarafından katledilmesi, Ali İsmail Korkmaz’ın sokak ortasında linç edilip, dövülerek öldürülmesi, Ahmet Atakan’ın da bir çatıdan düşürülmesi; bahislerinin hakikatliğinin, ardından yaşananların sorgulanmasının önü alınmaya çalışılıyor. Sorgu devre dışı bırakılmaya çalışılıyor. Atfedilenler ile gerçeklik birbirinden apayrı noktaları görünür kılsa da varsa yoksa kafayı kuma gömmek tavsiye olunuyor hala! Oysa görünenler ve akla kazınanlar sadece bu gerçekliği artık kanıtlanmış devlet elli kıyamların, suretlerinden bir kaç saniyelik kayıtlarından değil, hemen her gün yeniden kotarılmaya çalışılan otoriteryenliğin tastamam ibretlik vesikalarında kendini tekrar tekrar sunmaktadır.

Vesika devlet aklının tezahürünün yekunda olabildiğince suskun kıldırmak üzere temellendirildiğini ortaya çıkartan bir aynalayıcıdır. Dün bellediğimiz, bildiğimiz bugünümüzü kapsamakta yarınımızı rehin almaktadır. Birbirini takip eden düzenlemeler, karar hükmünde kararnameler, erkânın bir kere yok dediğine geçit vermemesini sağlama alan hamlelerinden okunabilir. Paramparça edilen adalet ve hakkaniyet ve sosyopolitik gerçekliktir. Anayasa’da yazılmış olanların bile birer lütuf gibi bir verilip bir alınmasıdır çabalanılan. Bunlar çok karışık geldiyse yıkıma terk edilen hayatlarımızdır. Didaktik tekrarlardan sıkılanlar için erkân-devletlû Hsyk düzenlemesinden, internet üzerindeki yayınlara dair kanunda, bu satırlardan dahi suç akdi ortaya çıkartabilecek istihbarat düzenlemesi tasarısına vb. hemen her hamlesinde hayata kastetmektedir. Sözün, seslenişin, anlamın, gerçeğin toptan lağvedilmesi gayreti ecdad ecdad diye zikredilenlerin / bir kısmı otuz dört yılımızı çalan netekim paşalardır / yönetişim anlayışlarını güncelleyebilmek bugünlere taşıyabilmek içindir. Demokrasi diye atfedilenlerin hemen hepsine dair ister gizli ister açık, gündem maddeleriyle yapılan her değişiklik atılan her adım sağlam iradenin temellerinden çürümüşlüğünü gizleyebilmek içindir. Bir ajandaya bağlı veya değil aslolan bu tahrip olmuş, izandan yoksunluğu, bozuk düzeni sağlama alabilme gayretidir. Askeri vesayet ile yüzleşmenin yolları arşınlanırken sözüm ona onun en güncel ve en aşılmaz ve en sorgulanamaz, biat etmeyeceksen sonuçları fecaat ve kıyamet olacaktır bahsini cismanileştiren yeni halimiz, rotamız altında imzası bulunandır sağlam irade. Dokunulmazlıklarla hesap verilmesinin önüne kurulan önleyici, engelleyici girişimler ile yedirmeyeceğimler on iki yıl gibi az zamanda nasıl düzenli bir biçimde hayatın zapt edilip daraltılabileceğini özetleyen bir sonucu gösterendir sağlam irade.

Hayat bu ülkede hiçbir zaman hiçbir surette kolay olmadı, kolaycıl kılınmadı. Kimilerinin tahayyüllerindeki gibi bir güllük gülistanlık hallerde hemen hiç bulunmadı, asla rast gelmedi. Yıkım suretten surete geçişte daim ve kalıcı oldu. Gerçek yıkım oldu, tahribat, zulüm, katliam oldu. Bütün bunlar kafi gelmeyip ısrar ve inatla bedel – diyet seslenişleri sürekli yinelenirken azap sürekli oldu. Takdis edilen zulüm behemehal yarınlara ipotek koyan oldu. Tek adamın sözcükleri kural ve kaide oldu. Ezberlenmiş cümleler yafta oldu, itham ve iddianame oldu. Yeri geldi sonumuz oldu. An geldi bugün İzmir’in bir Urla’sında lincin fiştekleyicisi oldu. Onca söz edebilmenin gerekliliği zikredilirken, hemen her şartta barışın, adaletin, eşitliğin adı zikredilirken, namı laf olsun diye değil tahayyüller hakikat olsun denilirken, bildiğimiz ırkçılığın hedefi oldu. Olmasına alenen polislerin, eylemci güruha sağduyu! ile yaklaşarak aman canım cicimleriyle sakinleştirmesine yol oldu. İzansızlık kalıcı olurken ırkçılık normal bir tahayyül oldu. Adları çoktan siyaset sahnesinden silinmesi gereken faşist aklın, beton kafalılığı bir kez daha sahneye dâhil oldu. Kimsecikler sorgulayamasın diye yine bin bir tane yalanın, dolanın zikredileceği, herkesin birbirine düşürüleceği gündeme dolgu olarak insanların hedefe konulmaları söz konusu oldu. Bizatihi devletin bugün sahibi olanların, sadece Akp değil, Chp’sinden Mhp’sine hemen hepsinden feyiz alan nefreti körükleyen bir tavrın yolundan ilerleyen ırkçıların meydanlarda alenen tehditlerine mazhar olundu. Meclis denilen yerin bir ring olarak işlevsellik kazanmasından kelli sokaklar bildiğin şuncu buncusun ve bir ırka tehditsin ya seveceksin, ya defolup gideceksin diye bağrışanlara mesken oldu, olduruldu. İstanbul’un orta yerindeki 1992 yılında Hocalı’da gerçekleştirilmiş Ermeni Devleti’nin kıyamını anmak nümayişi tertip edilirken, sözün dönüp dolaştırılıp Hrant Ahpariğe gelmesine bir biçimde vesile olundu. Bir devletin zulmüne ses ederken, onu lanetlerken bizzat bu devletin gözleri önünde öldürülen bir Ermeni’den hesap sorulacağı zikredilir oldu. İstanbul’un orta yerinde linçin adı yine Ermeniler üzerinde kurulur oldu. İzmir’in yanı başında polislerin nezdinde bir binanın altı üstü tarumar,  seçim otobüsleri taşlanırken, ortada taş da olmadan bir pankartla had ve hudut hatırlatılır oldu. Daha önceki anma toplantılarında “Hepiniz Piçsiniz” sözünü alkışlatan mühim içişleri bakanlarına alışkın gözler için Yaşasın Ogün Samastlar, Kahrolsun Hrant Dinkler sözünün arkasında Ogün’ün Ermeni’yi öldürdüm dediği yaştaki çocukların karanlığı sahiplenişi mümkün oldu. Sorgulayamadığımız Rakel Dink’in dilinden dökülmüş olan karanlık artık bu memlekette kalıcı oldu. Burada tanımsızlaştırılan sadece edimler kurallar, kaideler değil elbirliğiyle talana böyle terk edilen ruhlarımız oldu aynı zamanda. Her gün karşılaştığımız, her an soluk almaya gayret ettiğimiz bu yerde, ahir zamanda biteviye ruhlar talan edilmeye yağmalanmaya devam ediyor hala.

Mütedeyyin, müesses nizam bekçiliği soluğu keserken bir oraya bir buraya ama ve fakatlarla ayrımı / ötekisini giderek daha da sınırları geniş bir makamda, elemeye, ayrıştırmaya, had bildirmeye darmaduman etmeye devam etmektedir. Reel politik argümanlar bedenlere kurulmaya devam eden tahakkümün de aynalayıcısıdır. Düzen partileri, düzenin daimiliği adına şerhleri, engellemeleri ve dönüştürme gayretleriyle bu tezi sonuna kadar sürdüren birer odaktır. Hıncın, öfkenin, düzayak faşizmin sıradanlaştırılması gayreti, çabalanışı bir makamda bir uzamda değil sadece her an yinelenmektedir. Şarkılarda betimlenenlerden, köşe yazılarında o yazılanlara, meclis kürsüsünde atılıp tutulanlardan, ilmi ve irfanı halkları ayrıştırmak için kullanan siyaset mühendislerine her yönüyle gerçekliğimizdir. “Türkiye Türklerindir” sözünün ayrımcı bir ifade olduğunu idrak etmekten bir özen kaçınan gazetelerden, attıracakları manşetler kadar verebilecekleri derin yaralar daha büyük yıkımlar için çabalayan siyaset erkânından, bugünün ülkesinden yinelenmektedir. Yaşatmayacağız bahsi bir gerçekliğe böyle böyle dönüşmektedir. Zulüm yinelenirken, faşizmin hiddeti, arsızlığı, ölüm kapasitesi sürekli kurcalanmakta, yaralar kanatılmaktadır. Yangına körükle gitmekten kaçınmayanların oluşturduğu tablo hepimiz için sınavdır. Yaşayacak mıyız, sineye çekip bunca pespayeliği sonunda yok mu olacağız? Her yerden ve her günden biliyoruz, artık unutmuyoruz, unutturmayacağız, farkındayız ve biliyoruz!. Dört saat içerisinde silinip, kendini yok edecek haberlerden, yazılardan olabilir bu metin. Silinene kadar göründükçe, anlaşılabildikçe asıl derdin her ne olduğunu idrak etmek hepimiz için ödevdir. Hem devletlûnun, hem sokakta kendilerini enikonu görünür kılan nefret neferlerinin linçi, hıncına mazhar olmayacak bir ülkenin temellendirilmesi halkların söz birliğinden, dayanışmasından, sandık sandık diye gösterilen ileri demokrasinin itiraz noktasını aşarak, aşacak çabalarla ve daimi bir sorguyla mümkün olacaktır.

>>>>>Bildirgeç
Taşra ve İsyan - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar

Modern çağda iktidarın kendini üretme biçimlerinin iki temel ayak üzerine oturduğunu biliyoruz. Bunlardan ilki şüphesiz, muktedirlerin tarih boyunca kullandığı cebir enstrümanlarını estetize ederek çoğaltmaktır. Bir başka deyişle kendi iktidarını tanımayan ya da ona isyan eden özneleri “zor” yoluyla bastırmak. Bunu gerçekleştirirken de iktidarına bağlı kitleyi “mutlak makbul” ve ona muhalif olmamakla beraber mesafeli olanları “zararsız ya da muhtemel müttefik” kategorisine koyarak ürkütmemeye özen gösterir. İktidarın hayata geçirdiği cebir yöntemlerini de içeriği açısından sınıflandırabiliriz. En yaygın olanı muktedirin kendi varlığını onaylamaya ve hareket alanını açmaya yönelik formüle ettiği ve yasalara dayandırdığı yaptırımlardır. Burada amaç toplumun tümünü güvence altına alma ya da koruma iddiası arkasında iktidar bloğunu muhafaza ve idame etmektir. Yürütmenin yasamayı yutması ve yargının yürütmenin bir cihazına dönüştürülmesi otoriter demokrasilerde zor yöntemlerinin önünü açan bir düzenlemedir. İktidar bloğunun cebri uygulamaları her daim böyle “sistematik” ya da “aleni” olmak zorunda da değildir. Muktedirlerin güç kullanma tehdidini pervasızca ve keyfi bir şekilde uygulaması ya da her an tehditkâr bir üslupla seslenmesi cebir kategorisinin içinde düşünülmelidir. Genellikle kapalı kapılar ardında işleyen süreç kısa vadede sansüre orta vadede otosansüre neden olur. Türkiye AKP iktidarında medyadan bürokrasiye kadar uzayan operasyonlarda cebir ve cezalandırma stratejileri her iki biçimde de karşımıza çıktı, çıkıyor. İktidarın kendini yeniden üretme biçimi olarak rıza devşirme stratejisi ise yine AKP döneminde büyük ölçüde toplumsal algının manipülasyonuna dayanmıştır. AKP’nin algı manipülasyonuna “düşman” portreleri ve komplo teorilerine atıfta bulunarak ağırlık vermesi ile onun iktidar performansındaki somut düşüşü arasında paralellik olduğu da yadsınamaz. Haziran direnişleri ile yoğunlaşan muhalefet bloğunun şahlanışı, iktidar bloğunda hem çatlamalara hem de algı operasyonlarındaki pervasızlığa yol açmıştır. AKP’nin başını çektiği koalisyondaki fay hatlarının harekete geçmesi ikna edicilik özelliğini kaybeden iktidar bloğunun daha da saldırgan bir pozisyona çekileceğinin göstergesidir.

Merkez-çevre?
İktidar saldırgan tavrını artırırken halen merkez-çevre argümanı üzerinden AKP’ye methiyeler düzen ya da onun otoriter siyasetini onaylayan kalem sahiplerine tesadüf ediyoruz. Söylemeye devam ettikleri şey kabaca şu; “AKP, çevrenin merkeze yürüyüşünü sağladığı için rakipsiz ve bugün de alternatifi yok! Onun mobilize ettiği dindar-muhafazakâr kitleler tüketimi de üretimi de ve elbette bu dolayımla demokrasiyi de talep edenler!” Merkez-çevre paradigmasının siyaset bilimindeki serüvenine eleştirel bir okuma bir gazete yazısının boyutlarını aşar. Burada sadece yukarıda özetlediğim AKP lehine çubuğu bükenlere birkaç hatırlatma yapmakla yetineyim. Öncelikle iddia ettikleri üzerine Türkiye’de hiçbir zaman tek bir ‘merkez’ olmadı; ‘merkez’in içinde ‘çevre’, ‘çevre’nin içinde de ‘merkezler’ var olageldi. AKP’nin içinden geldiği taşra radikalizmini, kısmen kentli ve tüketimle barışık bir harekete çevirdiği yanlış değil. Ancak demokrat olmakla çok kazanan-çok tüketen olmak arasında zorunlu bir ilişki de mevcut değil. Bir başka deyişle, bir an için ‘merkez’e yürüyen bir ‘çevre’nin AKP ile mümkün olduğuna kansak dahi bu o zikredilen yürüyüşün özgürlüğe ve demokrasiye yöneldiğini göstermez. Aksine çevre’nin merkez’de yeni rant alanları ve klientalist ağlar örmesine tanık olduğumuzu hatırlayarak böylesine bir determinizmi tümden reddetmemiz gerekir. Merkez’in yeniden inşası esnasında taşrada belirli sermaye sahipleri dışında geniş çaplı bir yoksunlaşma ve yoksullaşma yaşanıyor. İstihdam artıracak adımlar yerine toplu konut, baraj ve terk edilmeye mahkûm alışveriş merkezleri inşa ettiren iktidar taşranın büyük bölümünü halen dinsiz ya da komünist “öcü” ve “iblis” hikâyeleriyle avutmaya çalışıyor ama geçmiş olsun.

Taşrayı dinlemek
İktidarın yekpare bir yapı olmadığı bilakis farklı unsurlardan oluşan bir koalisyon olduğunu epey önce keşfettik ancak bu saptama tek başına bizi başka bir siyaseti kurma konusunda yetkin kılmıyor. Öncelikle muhalefetin mozaiğinin kuşbakışı bir fotoğrafını çekmemiz elzem. Bu esnada da yerel’in bilgisine ve taşradaki dinamiklerin analizine dair fikir sahibi olmak, klasik örgütlenmelerin ötesinde yerel ile irtibata geçmek hayati önem taşıyor. Bir başka ifade ile Türkiye coğrafyasının muhalefet röntgenini elimize almadan muhalefet ağlarını birleştirmek imkânsız olmasa da çok zor. Haziran direnişleri boyunca Türkiye’nin hemen hemen her köşesinde eylemlilik halinin olduğunu biliyoruz. “Taksim Halkındır; Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Diren Gezi Parkı Adana Seninle”, “Diren Taksim, Diren Gezi, Diren Mersin” (ve daha nicesi) yazan pankartlarla bize destek olan dostları unutmadık. Ancak bu destek ve muhalefet dalgasının yerel dinamikleri konusunda kolektif bilgimiz çok sınırlı. Siyasi parti organizasyonlarının, örgütlerin taşra şubeleri ile merkez arasındaki ilişkinin çok ötesinde bir bilgiden bahsediyorum. Hangi ilde hangi grupların eyleme katıldığı, bu sırada beklentileri, talepleri ve sadece nasıl bir Ankara değil nasıl bir Türkiye ve dünya tasavvur ettiklerine temas edebilmek kastettiğim. Gezi’nin, Kuğulu’nun, Gündoğdu’nun iklimini, Diyarbakır’daki tereddüdü ve hatta Antakya’nın Hopa’nın siyasal atmosferini de büyük ölçüde biliyoruz. Ancak Kayseri’nin, Erzurum’un, Kars’ın, Adana’nın Haziran direnişleri içinde hangi bunalmışlıklar ve hangi problemlerle isyan ettiklerini bu denli geniş bir mercekten göremiyoruz. AKP iktidarının baskı politikasını ve neoliberalizmi derinleştiren uygulamalarını ortak bölen olarak not ediyoruz; ancak her bir örnekte bahsi geçen uygulamaların hangi toplumsal ve ekonomik sorunlara yol açtığının envanterinden uzağız. Öyleyse yeni ağırlık merkezimizi direnişe ilham olan şehirlerin dışına taşımak kendini sol, sosyalist, sosyal demokrat siyasette konumlandıranlar bizler için acil bir durum. HDP’de sosyalistlerin ne işi var; Kürt hareketi sol siyaseti ileri mi götürür yoksa hareket alanını mı daraltır; ulusalcılara iktidara karşı beraber mücadele edilir mi gibi soruların ne denli havanda su dövmek olduğu belki o zaman anlaşılır. Yerel’in gündemi ile ülkenin genel ajandası arasında ortaklıklar yaratmadan tartıştığımız her şey havada kalmaya mahkûmdur. Bizim somut sorunlara somut çözümler bulma zamanımız geldi de geçiyor. Hatırda tutalım taşra romantizmine kapılmadan; yerel’den, taşra’dan öğrenecek çok şeyimiz var; bunun için her düzeyde ortak işbirliği yaratacak zeminleri çoğaltmamız gerekiyor. Bir “bilen” olarak değil dinlemeyi, öğrenmeyi ve paylaşmayı seçerek, isteyerek ve taşraya gitmek… Taşrada emek örgütlenmelerinde, akademilerde, liselerde, mahallerde kendini yalnız hisseden, bin bir baskıya maruz kalan ancak buna rağmen eğilip bükülmeyen yüreği doğru yerde politik öznelerle buluşmamız müesses siyasetle gerçekleşemiyorsa yeni mekanizmalar üzerinde kafa yormaya başlamanın zamanıdır.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...Güven Gürkan ÖZTAN'ın Birgün Pazar'da kaleme aldığı Taşra ve İsyan makalesi bu minvalde sözün tamamlayıcısı bir okumayı sağlamakta...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Biz Nerdeyiz? - Gündüz VASSAF - Radikal
Alişim - Akın OLGUN - Birgün
Ali İsmail Korkmaz'ın Annesi Emel Korkmaz Anlatıyor - 5N1K - Youtube
Ya Bu Raporu Ne Yapalım - Kanat ATKAYA - Hürriyet.com.tr
Ali İsmail’e Saldıran Fırıncıların Avukatı Davadan Çekildi - Sendika.org
Mağdur İktidar - Onur ÖNCÜ - Jiyan
Başörtüsüz K.D.’ye Tecavüz Edebilirsiniz! - Ali Murat İRAT - Birgün
Neleri Unutmamızı İstiyorsunuz? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Yeryüzü Kurumadan Kapitalizmi Kurutmak - Alp TEMİZ - Meydan Gazetesi
Koltuk Sevdası Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Efkan Bey Bu Da Fişi - Taraf
Pınar Selek Hakkındaki Kırmızı Bülten Kaldırıldı - ANF
Hayal ve Tuncel’in Ses Kayıtlarındaki Sır - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Kötü ile En Kötü Arasında Bir Seçim Ummak: Cumartesi Anneleri! - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Uludereli Aileler Makamdan Kovuldu - Sendika.org
Daha İyi Bir Hapishane Kurtarır Mı Şakran Çocuklarını? - Yusuf NAZIM - YN' Blog
Devrim Nostaljisi Olmayan Devrim Pratiği: Rojava - Fatma BAÇARU - Jiyan
Cenevre II, Rojava ve Dersler - Cuma ÇİÇEK - Radikal 2
Kürtlerin Hayatın Aynasındaki Yüzü: Rojava - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Öcalan’dan Hükümete Önemli Uyarılar - Baki GÜL - Pervin BULDAN - Sterk TV - Kürdistan24
Mustafa Karasu: AKP’ye Uyarılarımız Blöf Değil - Sterk TV
Sanık Eken’den BDP’li Buldan’a Hakaret - Taraf
Ermeniler ‘Durup Dururken’ Ne İstedi? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Öğretmenim Konuşmayı Öğrenememiş - Mehmet Emin DEMİREL - Metin AKARSU - Evrensel
Dil Yoksa Hayat da Yoktur - Kemal BOZKURT - Jiyan
Ji Sûken Zaroktiya Mın Ner Bı Mırınê… - Vahap IŞIK - Jiyan
Anadili Çalışmaları İçin Muhtaç Sözlük - Şerif DERİNCE - Zan Enstitü
Roja Zimanê Zikmakî Pîroz Be - Celadet BEDİRXAN - Dîrokname
Masalların Diliyle Anadili - Kollektif - Bianet
Bavulumuza Rumca Sığar Mı? - Foti BENLİSOY - 20 Dolar 20 Kilo
Hazine Ermeni Mülklerini Geri Alıyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Arhavi'nin Yeşili Kömür Karasını Yendi! - Nilay VARDAR - Bianet
Korkuyorum Anne! - Aslı ÇAKIR - Milliyet Pazar
12 Eylül Davasına ÖYM Molası - Evrensel
Gültekin’le AKP-Cemaat Kavgası - Müjgan HALİS - Diken
Cumhurbaşkanı, Kendini ve Meclis'i Feshetti! - Ali TOPUZ - Radikal
Bunu Gör, Bunu Duy, Bunu Konuş - Emre GÜNDÜZ - Meydan Gazetesi
Dünden Bugüne Sansür - H. Nedim ŞAHHÜSEYİNOĞLU - Pir Vakfı
Hayaldi Gerçek Oldu: Artık İnternet Yok! - Bildirge - Korsan Parti
Jiyan’dan Sansürcülere Cevap: Sansürünüzü Tanımıyoruz - Jiyan
İşte 10 Maddede İnternet Sansürü - Nu Haber
İnternet Yasası Chaplin, Gezmiş ve Doğan’ı Sansürledi - Sendika.org
Police Put Down Protest Against Controversial Internet Law In Istanbul - Daily News
Güncelleme - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Markar Esayan: Hükümet HSYK ve İnternet Adımlarını Seçmen İradesini Korumak İçin Atmak Zorunda - T24
HSYK Değişikliği Yetmez Rüşveti De Suç Olmaktan Çıkarmanız Gerekiyor! - Ergun BABAHAN - T24
Hukuk Dışılığın Olağanlaştırılması - Haldun GÜLALP - Birgün
NYT: İnternet Yasası Türkiye’de Demokrasiye Vurulan Son Darbe - Hürriyet.com.tr
Die Porno-Lobby - Michael MARTENS - Frankfurter Allgemeine Zaitung
Mit Yasası: Adım Adım Otokrasi - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Doç. Dr. Gambetti: Hukuk, Hukukla Askıya Alınıyor - Ekin KARACA - Bianet
Yeni MİT Yasası Hakkında Her Şey! - Kemal GÖKTAŞ - Gazete Vatan
Yargı Da MİT'e Bağlanıyor: MİT Bütün Önemli Soruşturmalardan Bilgi Belge Alacak - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
MİT Taslağı; Evrensel Hukuk ve İnsan Haklarına Tehdit - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Yeni MİT Kanun Teklifi Hakkında - Av. Akın ATALAY - Twitter
'Gül Fidan'a 'Gitme' Dedi' - Al Jazeera Türk
Turkey: President Should Veto Judiciary Law - Human Rights Watch
Turkey's Embattled Erdogan Seeks Wider Powers For Spy Agency - Orhan COŞKUN - Reuters
22 Şubat Özeti: İnternet Özgürlüğü İçin Sokağa Çıkanlara Saldırı, MİT Yasası’nda Da Makyaj Sinyali - Sendika.org
HSYK 2. Daire Başkanı Özer: Beni Kategorize Etme, Etiketleme Beni! - T24
Cezaevinde Avukatlara “Cam Fanus” - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
İtibara Dokunulmasın, Ya Kadına? - Semiha ŞAHİN - Atılım Haber
Kabataş Olayında Çin Krizi: Kadının Beyanı Esastır İlkesi - Eda Aslı ŞERAN - Zeynep Koçak YILMAZ - Birikim
Kaba-Taşlaşmış Vicdanlar - Deniz IŞIKER BEDİR - Agos
Kabataş Meselesi: Yangında İlk Okunacak - Ümit KIVANÇ - BiaMag
Kabataş’ta Psikolojik Harp - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Kabataş Görüntüleri ve "Faydalı Aptallar" - O. GÜRSEL - Günzileli.com
Kabataş ve Kadın - İnci TULPAR - Posta.com.tr
İkiyüzlülüğün Daniskası - Melis ALPHAN - Hürriyet.com.tr
Kabataş’ın Raporu Da Şaibeli - İklim ÖNGEL - Cumhuriyet
Ehrenmorde Unter Den Augen Des Staates - Die Welt
Kaplan: Özel Tim Yeğenimi ve Başörtülü Akrabamı Darp Etti - ANF
Dershane Düzenlemesi Komisyondan Geçti - Genel Gündem
(Ne) Yerel (Ne De) Seçim 2014 - Yaşar ADANALI - Arkitera.com
Medya, İktidar, İdeoloji: Bir Stuart Hall Değerlendirmesi - Burak ÖZÇETİN - Academia.edu
'Zaten Hükümet Yanlısı Yayın Yapıyoruz' - Tuğba TEKEREK - Taraf - Demokrat Haber
Anadolu Ajansı'ndan 8 İnternet Gazetesine Suç Duyurusu - T24
Alternative Media & Participation - Editörler: D. Beybin KEJANLIOĞLU - Salvatore SCIFO - COST European Cooperation in Science and Technology
'Gezi'de Dünyaya Facia Görüntüsü Vermeyi Planlamış Olabilirler' - Mehmet Ali BERBER - Sabah.com.tr
Polislerin Gezi Tezgahı - Mehmet TEZKAN - Milliyet.com.tr
HDP'î Di Buroya Xwe Ya Hilbijartinê De Asê Man - DİHA
BDP Eylemindeki 'Karaltılar'a 11.5 Yıl Hapis! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Roboski’de 1 Yaralı - XQW News
Writing The Snowden Files: 'The Paragraph Began To Self-delete' - Luke HARDING - The Guardian
Sabotaging Peace With Iran - Leonard C. GOODMAN - In These Times
Peace Deal That Frees Yulia Tymoshenko A Harsh Blow To Ukraine’s President - Mark MACKINNON - The Globe & Mail
Ukrayna: Batı ile Doğu’nun Arenası - Ceyda KARAN - Taraf
AWU’dan (Otonom İşçi Birliği) Ukrayna’daki Duruma Dair Açıklama - Çeviri: İnan Mayıs ARU - Indymedia
Maidan And It's Contradictions: Interview With A Ukranian Revolutionary Syndicalist via Avtonomia
Rusya ve Avrupa Birliği Arasında Sıkışan Ülke; Ukrayna - Dr. Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Protests In Ukraine via Libcom.org
An Anarchist Perspective On The Protests In Venezuela - Rafael UZCATEGUI - Roar Magazine
Solun Özgürlükle İmtihanı! - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Data Pioneers Watching Us Work - Hannah KUCHLER - FT.com
In A First For Spain, A Woman Is Convicted Of Inciting Terror Over Twitter - Raphael MINDER - NY Times
Elîaçik: Pirsgirêka Kurd Bi Peymana Medîne Çareser Dibe - ANF
Gerontokrasi ve Partiraykanın İçiçeliği Üzerine - Kürşat KIZILTUĞ - KK' Blog
İşçilerin Greif İşgali Sürüyor - Halil ÇELİK - Meydan Gazetesi
DİSK’ten Greif Sürecine Dair Açıklama - Sendika.org
Gezi Direnişini Konu Alan Artık Yeter Filmi Yayında! - Bağımsız Sinema
Bourdieu, Wacquant ve Gezi Parkı’nın Küçük Burjuvaları - Ayşe ÇAVDAR - Academia.edu
Genç Ölmek - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Nasılsın Asker? - Tülin ER - Radikal Kitap
Kesit: Şüpheli Asker Ölümleri - Murathan MUNGAN - Metis Kitap
Çirkinin Yaşama Hakkı: Philip Seymour Hoffman ve Beyazlı Kadın - Çağla ÖZBEK - 5Harfliler
Mecburi İstikamet: Yalnızlık - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
George Monbiot: Daha Fazla Harika İçin, Dünyayı Yeniden Yabanileştirin - Ted Talks
(Devrimci) Kültür Endüstrisi’nin Eşek Tacirleri  - Mustafa KARAKALEM - İştirâki
“Fizikte Kriz,” Felsefe ve Politikanın Krizi - Bob AVAKIAN - BA' Blog
Başbakanımıza ‘’Kendinizi Nasıl Tanımlarsınız?’’ Diye Sorduk, İçtenlikle Cevapladı - Nedim KARAEL - Jiyan
What Bourdieu Would Say About The Web - Cristina COSTA - Social Theory Applied

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
We Are The Future! via Sanathareketi

>>>>>Poemé
İşitilmeyen - Oruç ARUOBA

Yuvarlanarak geçtim buradan:
görmediniz.
Güneş bile yumdu gözlerini
kapattı kulaklarını
işitmedi
sözlerimi.

Yaralanarak geçtim buradan:
sağaltmadınız.
Gök bile örtündü bulutlarını
sakladı yıldızlarını
dinlemedi
umutlarımı.

Yokolarak geçtim buradan:
yaşatmadınız.
Ölüm bile çekti aldı anlarını
tuttu attı anılarımı
dindirmedi
acılarımı.

Kaynakça: Şiir Evim

Monday, February 17, 2014

Deuss Ex Machina # 486 - feror cura ignis

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_486_--_feror cura ignis

10 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Tonbruket - Little Bruk (The ACT Company)
2. Tonbruket - Nubium Swimtrip (The ACT Company)
3. John Zorn - 1001 Nights In Marrakech (Tzadik)
4. John Zorn - The Third Mind (Tzadik)
5. Tim Berne's Snakeoil - Static (ECM Records)
6. Tim Berne's Snakeoil - Son Of Not So Sure (ECM Records)
7. Mikrokolektyw - Sonar Toy (Delmark Records)
8. Mikrokolektyw - Crazy Idea Of Jakub S. (Delmark Records)
9. Mulatu Astatke - Azmari (Jazz Village)
10. Mulatu Astatke - Hager Fiker (Jazz Village)

feror cura ignis
(486)
Sağlam İrade..

Hemen her şeyin karmakarışık kılındığı, ipin ucunun çoktandır kaybedildiğini örnekleyen bu uzamda, tanıklığımız bütün bu yıkımları, dönüştürme çabalarını, yok edişleri, keşmekeşleri, had ve hudut bildirimlerini, kıyımları vb. fark ettiğimizde kör düğüm olmuş yumak gibi görünenin aslında hepimizin bedeni olduğu, bedenlerimizden mürekkep bir tasarım olduğu meydana çıkacaktır. Sözcüklerin es geçildiği, eleştirelliğin ise yedirilip yutulduğu, çoğunlukla duyulmadığı bu yerde kördüğüm edilmiş yumağın ipi bizleriz. Hepimizden mamul bir kolektif yapı hayatlarımızı şekillendirmektedir. Sandıktan sandığa hatırlanan bedenlerin verdiği kararların doğrultusunda oluşan tablonun çoğunlukla gerçeği yansıtmadığı aleniyken, gücü eline geçirenin, sıradanı, hizada tutulması şart, düzenden öcü gibi korkması zaruri belleyişinin sınırlarında bedenlerimiz her an işlenmeye çalışılır. Karar mercililiğini oluşturan yönetenin aldığı her karar; ‘Bütün bunlar iyiliğiniz için, sizin için’ reklâmlarıyla paylaşılırken, janjanlı tanıtımların gerisi, hepimizin paylaşmakta olduğu yıkımlardır. Akıl ve fikir, doğruların bu zamanda bir taneden -yegâne tekten ibaret- olmadığını gösterirken, bildiğini okuyan için başka ihtimallerin bırakılmayacağı bir ülke inşa olunur. Dönüp dolaşılıp kör kuyulara terk edilişimiz ip dediğimizin yapısının da nasıl bir dönüşüm üzerinden şekillendirildiğini ortaya çıkartacaktır. Kör kuyuların ötesi berisi yoktur o safhada. Bütün safrası dökülen devlet bakışının kördüğüm edilmiş hayatları artık hiç geri dönülemeyecek noktalarda tahrip etmeye çalıştığı meydandadır. Sözün kifayetinin, değerinin ve aslında neden belirtildiğinin önemi düşünülmeyendir ol bahiste. Kargaşa devam ederken bilindik bir tavır olan ötekileştirme, ayrıştırma ve bölme artık sonsuz bir gerçektir burada. Sonsuza kadar sürmesi muhtemel bir döngüdür bu sathı mahalde.

Her şey aleniyetteyken, bunca belirgin kılınmışken “milletin üzülmesidir” söz konusu edilebilen, tapelerden dökülen. Şaşırtmayan, tüh ve vahlardan daha anlamlı, daha büyük yıkımlar ihsas olunmaktadır ses kayıtlarında. Yedi gün yirmi dört saat gözetlenen ve denetlenen, hizaya sokulmaya çalışılanların yaşadığı ülkede düzenin nasıl işlediğinin belgeleyicisidir kulağımıza çalınanlar. Hak çiğnenirken, hukuk boş verilmişken özgürlük adı anılmayan bir meseleye indirgenmişken pespayeliklerin yekûnudur karşılaştığımız her gün başka bir kayıt ile beraber. Ülkenin yönetim sorunundan artık uzakta her şeyine, her kararına bizatihi karışan, çıkarı doğrultusunda karar alanların ve bu zapturaptı süreklilik dâhilinde yine yeni ve yeniden devreye sokan bir erkândır karşılaştığımız. Yönetmekten anladıklarının bir hizada bir uzamda sadece erkin doğrusu neticesinde yapılandırıldığı ortalığa serilmektedir uluorta. Aleniyet kazandırılan, hiçbir surette eleştirelliğin tözünü bırakmama gayretidir. Telefonlar açıp ikaz etmelerin, uyarıların, o medya çalışanlarının ihale kovalamalarının, bakan ağzına bakadurmalarının konuşulmamasıdır, hiçbir surette hiç dile dökülmemesi, sorgulanmamasıdır mesele. Muktedir kendi bildiğini eylemekten bir adım ötede, inandığını akla nüfuz ettirebilmek, kanıksatmak, ‘Olur böyle şeyler’ makamını genelleştirerek yaygınlaştırmak için, adına kullanmasıdır düşündürücülüğünü koruyan. Muhafaza kelimesinin soy kökünden türemiş olan bu siyasal erkânın aslında neyin hamisi ve koruyucusu olduğu her demeçten, her konuşmadan sonra çok daha açık ve seçik olarak berraklaşmaktadır. Muhafaza altına alınan her dönemeçte hedefe konulanlar için söylene durulanlardır eksiksiz. Muhafaza edilmeye çalışılan algıyı köreltmenin kısa yolları bulunduktan sonra bunun süreklilik dâhilinde güncellenmesidir. Muhafaza altına alınan dirlik, birlik ve vatan millet sakarya nidalarını sıklıkla yineleyerek faşizmi sıradanlaştırmaktır. Söz eyleyebilmenin önüne kalın duvarlar çekilmesi gayretidir. Söz hakkı tanıyacağız derken sumen altından yürütülenlere sus pus kalabilmek için sansürü yasallaştırmaktır. Özgürlükleri bahşediyoruz diye böbürlenirken, öte yandan belki de tek konuşulabilen alan olan interneti kısıtlandırma yolunun tercih edilmesidir muhafaza edilen. Kamunun huzurunda şeffaflık diskuruna sahip çıkanların hiç de atfedilen gibi olmadığını örnekleyen, her çıkarsayışı daha en başından bölücü ve yıkıcı faaliyet diye fişlemektir muhafaza edilen. İtirazlar söz konusu bile edilmezken günümüz ülkesinde endişeleri bildirebilmek bile bir süre sonra yaftalanmak için bir neden teşkil edebileceğinin bildirilmesidir muhafaza edilen. Hiçbir geçerli nedeni bulunmasa da beyefendiyi kızdırmanın, tepesinin tasını attırmanın suçlanmaya yeterli sayılmasıdır muhafaza edilen. Sözün değil limitsiz biatin çağıdır şimdiki zaman. Zamane gayretinin denkliği, karşılığı ancak yüksek makamlardaki, mevkilerdeki fertlerin korunması için tek ve yegâne şey olarak korkuyu yaşamın ayrışmazı kılmaktır esas mesele. Hiç nihayetlenmeyecek bir karabasan döngüsünün imalatıdır esas mesele. Muhafaza altına alınıp korunmaya devam edilen sorguların işlevsizleştirilmesi adına yapılanlardır.

Kördüğüm haline dönmüş olan yumak enikonu karıştıkça dengelerin nereden bozulacağının da artık enikonu şaşırıldığını ifşa eden bir menzil yapılandırılmaktadır. Gayret bundandır. Düşünmek ya da sorgulamak yerine korkulara rehin edilmenin onları yeniden imal etmenin ve kullanmanın her gün yeniden elini kolunu ikaz için bu uyarıyı yineleyebilmek için şartlı refleksleriyle beraber ekranları, yazılı medyayı ve hatta sokağı donatmaları, işgal etmeleri bundandır. Korkutulabildiği kadarıyla muhafaza edilebilecektir bu ülke. Korku sıradanlaştırılabildiği müddetçe tersine gidişat sorgulanamayacaktır çünkü! El üstünde tutulan, makbul bilinen, mazbut yaşam sürüyoruz diyenlerin çevirdikleri dolaplar unutturulacak ve saf dışına ötelenecektir bu bahiste. Milli damat yirmi dokuz yaşında memleketin bacasız sanayicisi olarak el üstünde tutulması gereken bir evlat olarak takdim edilen Rıza beyin eşiyle beraber İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun ardından basın özgürlüğünün bazı durumlarda engellenebileceği kararıyla ortalığa serilen sansür girişiminden örnekleyebilmek mümkündür. Hırsızlık söz konusudur ortaya ama öyle ama böyle bir şekilde ömrü hayatımızda görmediğimiz bir emtianın dolaşımı, oradan oraya, buradan beriye şuradan öteye aktarımı, rant, rant, rant daha fazla çıkar sağlamanın elifbasına değinmek tabii ki mümkün olmayacaktır. Devletlûnun tebaası olanlara dair laf söz söyletilmeyecek, sansür ile her şey sütliman edilecektir. Bir yanda “Milletin a. koyacağız” diye zikretmesinin fecaati dururken hemen ardından bir başka tape’de bir başka iş adamının dilinden dökülen “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” ve onu takip eden karşılıklı sinkaflarla bezeli söylemler ile ırkçılık bile reva görülecektir. Böyledir muhafaza altına alınmak istenen hep korunmaya çalışılan devletlûnun işleyişi. Havuzlara para aktarımı yapılırken, zorla haraçlar ödenirken fakirin, fukaranın esamesi değil küfürle anılması mübalağasız uygun bulunmaktadır! ‘Sosyal İzleme Merkezi’ namıyla faaliyete geçtiği öne sürülen handiyse bireysel tüm aktivitenin, tıklamanın peşinden iz sürecek, denetleyecek bir kurumun temellendirildiği haberi düşer ajanslara. Yayınlar birbirini takip ederken yapılanın bu korku iklimini bir şeye dönüştürmek, sessizleştikçe, itaat ettikçe, görmezden geldikçe yaşanabilecek bir ülke halinin binası için kurgulandığı ortaya çıkmaktadır. Muhafazakârlık biraz da budur! Eskinin halini, eleştirilip durulan yapısını, ettiklerini ikiletmeksizin zamanın şartlarına göre yeniden şekillendirmektir. Sansür ile gözetim ile yeri geldiğinde sokakları zapt ederek, zulme devam edilmesine çabalanılmaktadır. Ülke sınırları ve ufku çoktan karmaşıklaşmış bir yumağa dönüşmekteyken, sessiz yığınların hiçbir şeyden haberi olmaması çabalanılmaktadır.

Kutsallık jargonuna eklenen isimle o en son halkanın tamamlanmasıyla, tek adam dobralığının, sözünün eriliğinin nasıl kaygan bir zeminde yükseltildiği de meydana çıkmaktadır bugünün ülkesinde. 3 boyutlu hologram artık her yerdedir. Sağlam irade diye kentlerin dört yanı donatılırken aslında sağlama alınan ranttır. Maksatlı yağmadır, bilinçli hukuk gaspıdır, her şekilde özgürlüğün ipotek altına alınmasıdır. Bütün bunları ve daha fazlasını yapabilendir sağlam irade. Bunlarla birlikte daha fazlasına, kötüsüne imza atabildiğinde bir karşılığa kavuşandır sağlam irade. Hayat ipoteklenirken, tehditlere korunaksız bırakılırken tüm yaralar kanatılmaya devam ederken suç akdine ve meseline kafa yormayan bizatihi kafa bulandır bu sağlam irade. Kanunların muktedirin üç beş kuruşluk birikimi ya da tasarrufuna göz koymasına(!) ‘Hırsızlık bu’ bahsine müdahale edebilmektir sağlam irade. Bir lokma, bir hırka felsefesinden, kendi değinileri ile milletin hizmetkârlığından yan çizenlerin, yol değiştirenlerin ayakkabı kutularında dip köşe bucakta saklaya durduklarının önemsiz, sorgulanmaya değmez olduğunu yargıdan önce kesinleştirebilendir sağlam irade. Hepsi pirüpaktir. “Paraları sayıyor musun?” diye soran arkadaşına “Babam bakan olmasa kimse yüzümüze bakmaz” diye söyleyebilmektir o bahis bir yandan da! Umarsızca düzen dediklerinin, adil olan diye savunulanların, söylenenlerin aslında nasıl bir perde olduğunu imleyendir karşılaştığımız sağlam irade! Tahakküm eyleyebildikçe her şeyin yegane sahibi olduğunu duyurandır sağlam irade!

Kararların bütün resimde ortaya çıkan kör noktaların önemsizleştirilmesi, sual edilenlerin karşılıksız konulması sorgulananların geçersiz bir işlem yürüttünüz ile denk getirilebilirliği muktedirin dünyasını algısını da belirginleştirmektedir. İnsana varmanın, tabeladaki vasıfların tümünün yağmalanması karşısında sözün yeterliliğini, afişe edebilmesini değil karman çorman hale gelen, kördüğüm edilen yumağın; bu ülkenin aklının çok daha fazla karıştırılmasıdır yegane gaye ve çaba. Unutturabilmek için olan biten bu pejmürdelikleri, sözün doğrusu hırsızlığı ve arsızlığı bu Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, İsmet Berkan, Balçiçek İlter, Elif Çakır, Nihal Bengisu Karaca’ları kullanmaktır gram tereddüt etmeksizin. İleri sürmektir, “Hücum!” nidalarıyla beraber. Yeniden paketlenmiş sizli bizli açık kapalı, çıngar çıkartan kurallara harfiyen riayet eden diye ayrışımdan medet umandır sağlam irade. Düzen değişti söz millette diye buyurulurken insanları ayrıştırmanın yollarının aranmasından vazgeçilmediğini örnekleyendir her anıyla sağlam irade!

Bir an, tek bir kare değil, bir gün, tek bir makam değil, bir uzam, tek bir yön değil, her an ve istisnasız her şekilde eylenen, harekete geçirilen ihtimalleri daraltan bir akıldır karşı karşıya kaldığımız. Karmakarışık, kördüğüm biçare konulmamız bundandır böyledir. Bedenler üzerine kurulup onu yerle yeksan edebilmeye çabalayan hep yerin dibine sokmaya gayret eden bir algının güncesindeyiz. Tedbirler ve akçelerle belirlenen al gülüm ver gülümlerin sofrasında zihniyet değişmez bir biçimde hakkaniyeti yok etmek adına yapılanları gösteriyor. Soluksuz beti benzi atmış ruhu zapt edilmiş yaraları sonsuza kadar kanatılmaya devam edecek bir ülke tahayyül ediliyor. Sürek, süreç, süreğenlik biri değil hepsi birden gösterime sokuluyor. Bir tragedya deyip çıkmak olmaz. Bu gördüğümüz tastamam bir dönüşüm çabası. Sağlam irade nam temsil, yönlendirmeleriyle alaşağı ettiği yeniden kurduğu oyunlarıyla, kanunlarıyla, bozgunlarıyla, bir dolu hamlesiyle her günün manşetini atıyor! Manşette hepimizi temelde sarsacak, sorgulanacak şeylerin üstünün örtülmesi sekiz sütunda her şey sütliman asıl devrimi biz yapıyoruz sürmanşetiyle gururla sergileniyor. Farkına varabildiğimiz bunca heyulada asıl görülmesi gerekenler bilinmesi elzem olanların alelacele saf dışına bırakılmasına çabalanıyor. Her bir şey basbayağı şaibeli olan, epey manipüle edilebilen bir sandık mefhumuna kilitleniyor. Herkes salak yerine konulurken bunca açık seçik ileri demokrasi ve devrim sözcükleri çoktan muktedirin lügatında paramparça edilmeye çalışılıyor. Hal ve gidişat bu kadar keskin. Yıkım meydanda. Sorgu çabasına düşmek ne zaman? Hangi zaman?

>>>>>Bildirgeç


Büyük tahammüller çağındayız. Sürekli sabrımızın sınandığı ve tıpkı ateş alır gibi sevmelerimizden vazgeçirildiğimiz bir sindirilmişlikler çağı bu. Gözümüzü açtığımız andan itibaren tahammül etmemiz gereken bir çok şey ve kimseyle boğuştuğumuz kişiliksizleştirme çağı. Kişiliğimizi kaybettikçe, yoksunlaştıkça kazanacağımız bir çağ. Her gün onlarca el sıkarak, gülümseyerek ve güzel sözler söylemek zorunda kalarak tamamladığımız hayatımızın kendisinden utandığımız bir çağ. Ve bu çağda bunca sahteliğe karşın ayıp olan küfretmek.

Çoğu zaman sıktığımız ellerin sahiplerine tahammül edemeden sıkıyoruz ellerini. Güldüğümüz yüzlere tahammül edemeden gülüyoruz çokça. Hep aynılaşıyor söylediğimiz sözler. Ve tahammül etmemiz gerekenler artıyor her gün. Zarafet doluyor her yanımız. Kırıldıkça kırılıyoruz. Oysa çoğu zaman ağız dolusu küfürle uyanmak istiyoruz güne ve kimi yüzler tükürülmek için duruyor önümüzde. Tahammül ettikçe söyleyemediklerimizi biriktiriyoruz ve “dilimizin ucunda küfre dönüyor her sözcük”. Küfür etmenin ayıp olduğunu söyleyenlerse tahammül çağırıcıları. Yere bile tükürmenin ayıplığından söz edenlerse sistemin bekçileri. Kızgınlığımızı küfürle süslemenin ve yüzlere tükürmenin asaletinden yoksun kalmamız isteniyor. Onlar tahammülü kutsarken her birimizin çürümesinden sorumlu olanlar. Erkeklerimizi ve kadınlarımızı çürütüyorlar. Çocuklarımız çürük ağaçlardan kopardıkları çürük meyvelerle doyuruyorlar karınlarını.

Tahammül ediyoruz. Her şeye ve herkese tahammül ediyoruz. Oysa tahammül suskunluk demektir. Suskunluğun kutsandığı bu çağda bizler tahammül eden, kendinden veren, kendini eksilten, kendini yiyen oluyoruz. Tahammül öfkenin bastırılması, sistemin devamı olarak çıkıyor karşımıza. Tahammül edip kurtulduğunuzu sandığınız an ve yerde kendimizden gelen o çürük kokusunu duyumsuyoruz.

Bu çağ gündelik tahammüller çağıdır. Uyandığımız anda başlayan gündelik tahammüllerimiz var hepimizin. Örneğin uykusuzluğa tahammül ediyoruz. Oysa hiçbir çağda bu denli uykusuz kalmamıştık biz. Sistemin gözleri uykunun üzerindedir. Onun için kıymetlidir uyku. Onun için özgür olduğumuz tek alan uykuya tahammülü yoktur onun. Uykunuza girmek ve yapamıyorsa sizi uykunuzdan etmek için çalışır durur sistem. Rüyalarınıza henüz reklam almıyorsanız bugünlerinize şükredin. Rüyalarınızın en güzel yerinde bir densiz çıkıp “Rüyalarınızı bizimle gerçekleştirin” demiyorsa henüz iyi günlerinizdesiniz demektir.

Tahammülümüz azalıyor. Bizim bu dünyaya, bu dünyanın bize. Bizim en yakınlarımıza, “efendilerimizin” bize. Çünkü bütün tahammülümüzü tüketiyoruz. Sevdiklerimize yalnızca kof ve boş bir anlamsızlıkla bakıyoruz gün sonlarında. Sevdiklerimize tahammülümüz kalmıyorken bütün enerjimizi soğuruyor yaptığımız o boktan işler ve onların sahipleri.

Sabah erken uyanmaya tahammülünüz kalmadı mı? İşe giderken duyduğunuz o küçük öfkeler mi sıkıyor sizi? İş yerlerinizde devlet midir boğazınızı sıkan yoksa küçük devletçikler mi içinizde yarattığımız. Kendi yarattığımız küçük devletçiklerle yaşıyoruz ve yaşlanıyoruz. Ve biz böyle oldukça var olabiliyor o büyük devlet de.

O nedenle kimi zaman en güzel ihtimaldir ölüm.

Ben bunları yazarken arka masamda “Yaşamak güzeldir” diyor bir adam kendisine hizmet eden garsona. Ekliyor “Sen” diyor “Bir portakal suyu getir bana çok mutsuz görünüyorsun”. O büyük tahammül devreye giriyor yine. Küfretmek hoş karşılanmıyor. Tükürülecek yüze gülüyor garson ve işine koyuluyor.

Tahammül ediyoruz. Oysa kimi zaman en iyi ihtimaldir ölüm, biliyoruz.

Enver Gökçe o büyük tahammülden söz etmişti bize: “Sana selam olsun/ Zincirin zulmün kar etmediği/ Kırbacın kar etmediği/ Büyük tahammül!” Kor gibi şiirler bırakarak o da göçüp gitti bu dünyadan. Onun şiirlerini “bir mıh gibi” taşıdık aklımızda. Oysa yaşarken tahammül edemedik ona. Bir huzurevinde tükettik onu. “Oğulu uşağı bir de karısı hastir çekti” ona. Sistem tüketti bizi ve küfretti değerlerimize bütün gücüyle. Ve Seyranbağları huzurevinde bıraktı koskoca bir devrimci gelenek ölüsünü. Ve Aleviler. Bütün duvarlarına yazdılar Aşık Hüdai’nin sözlerini: “Bütün evren semah döner”. Bu cümlenin altında ezildiler ama Hüdai’nin acından ölmesinin altında ezilmediler. Küçük devletçikleriyle seyrettiler kendi değerlerinin ölümünü. Onlar da tahammül ettiler.

Büyük tahammüller çağındayız. Ve küfür yasaktır. Oysa kırılarak konuştuğumuz sahtelikler dünyasında ölümünü seyrettiklerimiz kadar gerçek bir yokluk içindeyiz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Kullanışlı İsmetler - Niyan - Jiyan
Kabataş’ta Buluşalım - Nimet ALICI - 5Harfliler
Kabataş Olayı ve ‘Kadının Beyanı’ Meselesi - Sevda KARACA - Evrensel
Kabataş Saldırısı ve Gezi’nin Unutulan Duyarlılıkları- Ceren AKÇABAY - Bianet
Kabataş Meselesi - Yangında İlk Okunacak - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kabataş Meselesi: 2 - Sis, Pus, Hamaset Arasından... - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kanatları Sığmaz Umut - Bülent USTA - BU' Blog
Yeni Akit Gazetesi’nin Rezilliği… - Esra ÇİFTÇİ - Yeni Özgür Politika
Körlük (!) - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Rafta Kalmış Uçurtma - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Kötü İle En Kötü Arasında Bir Seçim Ummak: Cumartesi Anneleri! - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Bir Alışveriş, Bir Fiş, Bin Arsız - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Yolsuzluk ve Sinizm - Tanıl BORA - Birikim
Kahrolsun Tüm Devletler… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Aptal Yerine Konulmak! - Gündüz VASSAF - Radikal
Sansür Bu Ülkede Bütün İktidarların Silahı Oldu - Leyla ALP - T24
Toplumsal Barış Yasa Tasarısı - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Gündem
Avantajlı Konumlar ve Güvenli Alanlar - Berk Efe ALTINAL - Marksist.org
Saldırı Da Yok, Taciz De: Kabataş Yalanının Suç Ortakları - Yalçın YUSUFOĞLU - SesOnline
Başbakanın Kabataş Beyanı Esastır - Neptün ÇELİKYAN - Radikal Blog
Kabataş - Balçiçek İLTER - Türkiye
İsmet Berkan: Kusurumu İtiraf Ediyorum... - Demokrat Haber
Kabataş Savcısı soL’a Konuştu: O Görüntülerin Devamı Var Demedim - Selin ASKER - soL
Kabataş'taki O Kadın: Ben O Acıları Yaşadım; İspat Etmek Zorunda Değilim - T24
'Görüntüler Gerçeğin Tümünü Anlatmıyor' - Al Jazeera Türk
Kabataş Videosu İçin Neler Yazılmıştı Neler! - Diken
Kabataş Provokasyonunda İsmet Berkan ve Balçiçek İlter’in Rolü Neydi? - Gökhan KAYA - Turnusol
Gezi Terör Örgütü ve Felce Uğrayan Devlet Aklı - Behlül ÇALIŞKAN - Spot Dergi
Gazı Yasaklansın İnisiyatifi Kuruldu - Dilhun GENÇDAL - İdris TİFTİKÇİ - DHA
French Student Files Complaint Against Turkish Ministry Over Gezi Detainment - Ayşegül USTA - Daily News
Polis Şahbaz Fotoğrafı Kasada Korunacak - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Herkes Biliyor, Eskişehir Polisi Bulamıyor! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Polis Ali İsmail'in Ailesini Bekleyenleri Engelledi! - soL
Ali İsmail İçin Kan Donduran Sözler: ‘Polis Olsaydınız Siz De Öldürürdünüz’ - Haber Piryolu
Ali İsmail Korkmaz’ın Ailesi Fenerbahçe Taraftarıyla Buluşacak - Zete
Uyuyan Hakimden Çekilme Dilekçesi - ETHA
Alo Fatih Saraç Altaylı Köprüsü - Veli BAYRAK - Jiyan
'Alo Fatih' Hattını Dinledik De Ne Oldu? - Kerem ALTAN - T24
Altaylı Geliyor - Yıldırım TÜRKER - Radikal
Fatih Altaylı ve Utanmak! - Eren KESKİN - Özgür Medya
Alo Fatih!, O Bebek Öldü - İklim ÖNGEL - Cumhuriyet
Gazeteciler Baskı ve Sansüre Karşı Sokağa Çıkıyor - Pressout
Ebru Gündeş'in Talebi Üzerine Eşi Görülmemiş Yasak - Milliyet
Türkiye'nin Gündemle İmtihanı - Elif YILMAZ - Posta
#BBCtrending: Turkish PM's Private Call Goes Viral - Ertuğrul EROL - BBC News
Güler’den Zarrab’a: “Abicim Senin Önüne Yatarım Ya” - Karşı Gazete  / XQW News
Babalar ve Oğullar, Bir Mini Diyalog - Ali Duran TOPUZ - Utay
Bekir Bozdağ: Kılıçdaroğlu Tapeleri Dinletmeye Devam Ederse... - Haber Gazete
AKP'nin İş Adamları Bunlar: "... En iyi Kürt ölü Kürt ya … Koyayım" - Turnusol
Havuzdan ‘Irkçılık’ Da Çıktı - Diken
Demirören'den Başbakan'a: Sizi Üzdük, Milliyet'i Kime Satalım! - Radikal
TIR'larla İlgili Haberlere Yayın Yasağı Geldi - Evrensel
HSYK Kanun Teklifi Kabul Edildi - Rusya'nın Sesi
Duada Üç Defa Başbakan Hatırlatması - Cumhuriyet
Yargıtay, Lice Davasını Yanlış Mahkemeye Nakletmiş! - İsmail SAYMAZ - Radikal
'Gavat' Diyen Vali'ye Değil Vatandaşa Dava Açıldı! - Evrensel
Paket (Demokrasi), Torba (Yasa), Kutu (Rüşvet), Barış ve Çözüm (Yalan) - İrfan AÇIKGÖZ - Evrensel
Demokratikleşme Paketi Komisyondan Geçti - Bianet
Turkey Is Going Back To The Old Days - Arzu Kaya URANLI - Huffington Post
Çözüm Sürecine Sokma Süreci - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
Abdullah Öcalan AKP'yi Uyardı - ETHA
'İyi Ki Öcalan Var' - Vahap COŞKUN - Al Jazeera Türk
Should Abdullah Öcalan Be Freed? - Michael RUBIN - Commentary
Şırnak, Silopi ve Kızıltepe'de de Çatışmalı Saatler - ANF
Tausende Kurden Demonstrieren in Straßburg - AFP - Die Welt
Geri Kalmayın - Çetin YILMAZ - Jiyan
Cezaevinde Aramaya Direnen Tutukluya Böyle Müdahale Edildi - İsmail SAYMAZ - Radikal
89 Yaşındaki Hasta Cezaevi Revirinde Af Bekliyor - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Kışanak: Yüksekova’da, Gezi’de Birlikte Katlettiniz - Orhan KURUL - Evrensel
Seçimler İçin Bir Güzergah Denemesi - Atıf GÜNEY - Fraksiyon
Gezi'den Sonra - Temsiliyetsiz
Hdp Nereye? - Sungur SAVRAN - Gerçek Gazetesi
Sosyalistlerin HDP Dışında Ne İşi Var? - Alp ALTINÖRS - Fraksiyon
Vurun Abalıya...  - Sterger - Kontra Salvo
2002′den 2011′e HDP’yi Anlamak - Rasim BOZBUĞA - RB' Blog
Yazısının Daha Samimisi ? Tanıl’a Mektup Gibi - Ulus BAKER - Aleyhtar
Akp Stantları, Seçimler ve Siyaset - Cihan ÇABUK & Y. Doğan ÇETİNKAYA - Başlangıç
Seçimleri Gölgeleme Çabası... - Sezai TEMELLİ - Turnusol
Today’s Zaman Yazarından Özeleştiri: Cemaat Dört Konuda Hatalı - Agos - Geniş Ufuk
Alevilerin Neden Bir ‘PKK’si Olmalıydı? - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
‘Zincirlerini Kırmasını Bilir Bir Kent’ - Zeynep AKHANLI - Fraksiyon
Radical Political Islam And the Empowerment Of The Poor And Pious - Erik MEYERSSON - EM' Blog
Sürdürülebilir Kalkınmadan Yeşil Ekonomiye - Dr. İsmail KILINÇ - Sendika.org
İstanbul Ormanları Nasıl Katlediliyor? - Ümit Ilgın YİĞİT - Metroda Siesta
HES'ler; Faaliyettekiler, Planlananlar, Durdurulanlar - Beyza KURAL - Bianet
Greif'ta Fabrika İşgal Edildi! - Kızıl Bayrak
Kudüs Ermeni Patrikhanesi'nden Dava - Vercihan ZİFLİOĞLU - Al Jazeera Türk
Erdal Doğan: 'Soykırıma Mazeret Olmaz!' - Kadir KAÇAN - Demokrat Haber
1915’e Dair Sahici Bir Diyalog - Ayşe KULİN - Karin KARAKAŞLI - Agos
Genocide As A Hidden Subject - Civilnet.am
Soykırım Araştırmacılarından AİHM'ye Sert Eleştiri - Endişeli Soykırım Araştırmacıları - Agos
Hrant Dink ve Ergenekon Soruşturmalarına Yeni Savcı - Zete
'Ötekinin Ötekisi' Müslüman Ermeniler - Vercihan ZİFLİOĞLU - Al Jazeera Türk
Babaeski’de Antisemit Saldırı - Şalom
Süryani Öğrencilere Din Dersi Dayatması ve Nefret Söylemi - Sedat SUR - ANF - Nor Zartonk
CHP'li Aygün'den "Hozat Raporu" - Haber X
Hama'nın Maan Köyünde Yaşanan Katliama Dair - Ali ÖRNEK - Kaynakça Kıvılcım Başak
SYKP’den Maan Katliamı’na Kınama - Siyasi Haber
Barış Masasından Savaş Çıktı, Razı Mıyız? - Işın ELÇİN - Diken
Syria’s War Must End - Stephen HAWKING - The Washington Post
Yeldeğirmeni’nde Gezi Hayaleti Dolanıyor- Eser Sandıkçı - Siyasi Haber
#OccupyGezi: The Park Revolution - Yaşar ADANALI - Reclaim Istanbul
Freedom House – İnternette Özgürlük 2013 Raporu Değerlendirmesi - Gürkan ÖZTURAN - The Radical Democrat
Is The Internet Good or Bad? Yes. - Zeynep TÜFEKÇİ - Medium
İnternet Yönetilmeli Mi, Özgürleştirilmeli Mi? - Yanko Bin MADYAN - Agos Şapgir
Hayaldi Gerçek Oldu: MilliWeb - Mutlu BİNARK - Birgün Pazar
İnternet Sansürü Hakkında - 5Posta - Storify
Erdogan Attacks The Internet - Louis FISHMAN - Haaretz
İnternet Sansürünü TOR Delecek - Yasin ÖZEL - Agos
The Sporting Spirit - George ORWELL - Orwell.ru
çoğalarak, çoğaltarak dönmek... - Mustafa SÜTLAŞ - BiaMag
Şehzade Mustafa’nın Ölümü ve İktidar - Alparslan NAS - Mühim Hadiseler Enstitüsü
What The Media Need To Know About Trans People - Sady DOYLE - In These Times
Karl Marx Grundrisse - E. Ahmet Tonak - EAT' Blog
Venezuela’da İkinci Karşı Devrim Denemesi - soL
Halkın İsyanı: Dayton Bosna’sından Bir Kopuş Mu? - Andreja ZIVKOVIC - Başlangıç
Bosna Öfkeli, Ama Halk Bu Kez Yönetenlerin Etnik Yalanlarına Kanmıyor - Slavoj ŽIŽEK - Jiyan
Noam Chomsky / "How To Ruin An Economy; Some Simple Ways" - Leigha COHEN - Youtube
Yeni Komünizm Paradigması ve Alain Badiou - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Stuart Hall: 21. Yüzyıl İnsanının Prototipi - Derleyen: Ahmet GÜRATA - Bir + Bir
Farklı Bir Yoldan Yeni Bir Başlangıca Doğru: Mikro-Sektin Alternatifi - Hal DRAPER - Jiyan
Çocukluk, Pedofili ve Feminist Politika - Ezgi SARITAŞ - Birikim
Tanıl Bora: "AKP'nin En Zayıf Olduğu Alan Kültür" - Özgür Duygu DURUN - T24 - Başka Haber
Necati Tosuner: İnsan Kendi Yazdıklarına Acımayacak! - Recep ŞENER - Barış YARSEL - Futuristika!
Hafızanın Rafları II - Emre DURSUN - Metroda Siesta
Çatıdaki Çimenlere Basmayınız - Halil Emrah MACİT - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Yayınevi Emekçileri Kolektifi: "İdealizm Sömürüsüne Karşıyız" - Gökçe GÜNDÜÇ - Sabit Fikir
Ataerkiye Sanatıyla Başkaldıran Kadınlar - BiaMag
Bir Manipülasyon Silahı: Porno - Vildan DAŞDÖĞEN - Jiyan
Vakit Varken - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Cama Çarpan Kuş - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Cavit Murtezaoğlu ile 'Ses Metodu' Kitabı Üzerine Söyleşi - Feryal ÖNEY - BGST
Van'daki Depremzede Bir Aile İçin Yardım - Ezgi ÖZCAN - Fırtına Ağacı

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Three Days Grace By Valle Rogers via DeviantART

>>>>>Poemé
Kalbimin En Doğusunda - Didem MADAK

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.

Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.Kedi dili büsküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla...
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler...
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan

Kaynakça: Şiir Evim

Monday, February 10, 2014

Deuss Ex Machina # 485 - a vida é uma transformação inexorável

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_485_--_a vida é uma transformação inexorável

03 Şubat 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
01. Bohren & Der Club Of Gore -  Bei Rosarotem Licht (PIAS Recordings)
02. Bohren & Der Club Of Gore - Im Rausch (PIAS Recordings)
03. Benoit Pioulard - Gospel (James Murray Remix) (Lost Tribe Sound)
04. Benoit Pioulard - Florid (Loscil Remix) (Lost Tribe Sound)
05. Flica - Lucid Dreams (mü-nest)
06. Flica - Wasteland (mü-nest)
07. Tigerskin - Burning Down Paris (Dirt Crew Recordings)
08. Tigerskin & Ulrich Schnauss - Love Went Without Saying (Dirt Crew Recordings)
09. Leif - Fortune (Fear Of Flying)
10. Leif - Age Of Aquarius (Fear Of Flying)

a vida é uma transformação inexorável
(485)
metamorfoz*
Dümdüz, düpedüz, aralıksız, kesintisiz ve es’siz, handiyse soluk alma temposuna yakın boşluksuz, istif istif öbek öbek yinelenip durulan, her duruma çare diyerek atfedilen, gösterilen demokrasi mefhumunun yahut da meselinin durumunu sabitleyen, sıkışıklığımızı imleyen bir deneyimdir yaşadığımız. Her karede bunca yıllık birikim, deneyim, tecrübe denilerek sahiplenilen, izinden her ne olursa olsun nasıl şartlar oluşursa oluşsun uzaklaşılmayacağı rivayet olunan, bildirilmeye çabalanılan ‘demokrasi’nin nasıl ve hangi koşullar gözetilerek içeriği boş bir tanıma dönüştürüldüğü uluorta sergilenmektedir. Yinelenen, dünde kaldığı her daim zikredilmiş olanların nasıl teker teker değil de hepsinin alayının cerahatleriyle birlikte bugünleri zapturapt altına alma gayreti için kullanıldığı okunabilir. Janjanlı, kocaman harfler ile yazılı bir bağrış çağrış iki nutuk makamından söylevlerde kullanılagelen, sokak dilindeki karşılığı atıldı mı mangalda kül bırakılmayan, neticeye geldiğimizde ise basbayağı sıfıra sıfır elde var sıfırı belirginleştiren bir tablo yinelenip durmaktadır. Demokrasi nerededir bahsi açılmamaktadır kısaca. Kani olunup kanaat bildirilen, her an yinelenen sözlerin işlevsizliği ve sadece günü kurtarmak için can simidi vazifesi anlamlandırılabilir.

Yaşıyoruz, mamafih, duygulanımın, gereksinim duyulanın çoktan bir çöldeki serap haline dönüştürüldüğünü bilerek, görerek ve tecrübe ederek. Kelamın, sual edilenlerin asıl dert ve tasanın ‘modern’ zamanlarımızın alın yazısı olarak değerlendirilmesine, bizatihi o alana hapsedilmesine tanık eylenerek, ara verilmeksizin biteviye prangalara hapsedilerek yaşıyoruz. İşitiyoruz hep birinci elden tahakkümün, hiddetin, nefretin nasıl olurunun yollarının arandığının izleri üzerinde bir dolu söylevle beraber. Kesik kesintili her şeyi ve her anı bir azap çukurunda yapayalnız bırakıldığımızın hep orada olduğumuzun idrakiyle yan yana yaşıyoruz. “Emredersiniz efendim”lerin, “Mesaj alınmıştır beyefendi”lerin, “Gerekli müdahaleyi yapacağım” sözlü taahhütleri vd. havalarda uçuştuğu inşallah, maşallahlar ile kıblesi şaşmaz; sansürün bayağılaştırıldığı, sıradan bildirildiği bir hayatı ikame ediyoruz. Özgürlükler her gün, her fırsatta biraz daha kısıtlandırılırken olan bitenin, devletlunun asri gerçekliğine has hakiki olan çirkin yüzüne dokundurmamak, kural kaidelerine el sürdürmemek, itirazları daha en başından saf dışı bırakmak, aşılacağı söylenen tabuları sabitlemek olduğunu bilmiyoruz kaçıncı kezdir teyit ediyoruz, yaşıyoruz (!).  ”Zulüm ile abad olunmaz” denilirken zulmederek gasp ederek yok sayıp imha ederek, hakların handiyse tamamının üzerini çizerek, sıfırlayarak ilerleyen güncellik her ne halde olduğumuzun da aynalayıcısı olacaktır. Memleketin çivisi çoktan çıkmıştır oysa. Sağlama alındığı zannedilen, usta elinde! Kontrol edilen birleşim yerlerinden bugün artık çatırdamaktadır bu ülke. Her çivi bir metafor değil hakikat olarak bağlantı noktasından çıkmaktadır. Kökünden sökülmekte ve resmi tahayyülü bayağı lafı dolaştırmaksızın göstere gelmektedir. Paramparça. Her şeyi layığıyla idrak edip, bizim yerimize tedbir alıp hepimizin yerine karar verecek yetkinliğe haiz olan yöneticilerimiz vardır oysa.

İşte bu “tek adamın” demokrasisinde söylem ve pratiğin, yanlışların düzeltilmesi adına değil tam tersine yıkımın ele alınması yönünde ilerletilmesi bundandır. Biçimsizleştirilip, nasıl olsa unutulacaktır tüm bunlar elbette denilerek yıkım enikonu bu ülkede kalıcılaştırılmaktadır. Paramparça eylenen ülkenin sınırları, görünür hali değil biz özenle kaçırılan detaylarında, gösterilmeyen yüzeylerinde eylenlerdir. “Alo Fatih!” şebekliği sadece bir uzamdır! “Alo Fatih!” rezilliği sadece bir tanesidir, binlercesi arasından birer ihtimal erk savaşında olanlarca duyurulması istenenlerden sadece biridir. Hedef tahtasının yapısı, oraya konulan suretlerin bunca fazlalığı, çeşitliliği her dakika çoğaltılırken / başkalaştırılırken, hiçbir şey yokmuş türküsünün zikredilmesi bu körlüğü kalıcılığı sabitleyebilmek içindir. Değinilerin asla oralara, tape’lere getirilmemesi bundandır. Bir biçimde kotarılan yinelenen türkü bu düzeni korumak adına güncellenmektedir. Gözden alelacele kaçırılan şeyler biteviye bu hayat akışındaki ayrışmazlarımız olarak belleğe kazınmaktadır. Her yer demokrasi, her şey sandığa kilitli her yer demokrasi, her şey iki dudağın arasından döküleceklere göre kararlaştırılıp uygulamaya geçilecek kadar azap verici sonuçlarla düzenlenmektedir. Sandık hesap sorabilmenin, yegâne merkezi olarak ilan edilmektedir Başbakanın dilinde, kurmaylarının nezdinde, yazılısından görseline tüm matbuatında kendi sınırlarında. Demokrasi mefhumu boşaltılmaya devam edilirken usul usul bu ülkede, her şeyin çözümü reye bırakılmakta ve o alana sınırlandırılmaktadır. Kuşkunun sonlandırılmadığı üç kâğıdın hiç bitmediği bir tezgâha, katakulliye zemin olabilecek bir makama teslim edilmektedir. Düzeneğin tamamı a’sından z’sine  dün neydiyse bugün de onu yinelemekten kaçınmayan, kişisizleştikçe her şeyin üzerinde kendini konumlandıranların tahayyüllerinde paçavraya benzeyendir işte. Düzenin adıysa çoktandır ‘yamalı’.

Düzen, boşa doluya söz yetiştirmekten ötesinde müdahale ederek, savaşa gidermiş gibi kimyevi muhteviyatı belirsiz gazlarla saldırarak illa ki sokakları da sansürleyerek gerçekleştirmekten çekinmeyenlerin sahasıdır. Düzen, sesin ve soluğun önünü alabilmek için gerektiğinde kameralar önünde plastik mermilerden beylik tabancalarına varasıya kadar tetikçilerin, katillerin gösterilerine müsaade eden ama anayasal hakkını kullananlara hep uzak hep kapalı olandır. Unutacağımızı, gözümüzden kaçırıldığında aklımızdan da silinecekmiş gibi sanılan vaka / olay örgüsünde hınçlarını insanların üzerinde tahakküm eyleyebilmek için neden belleyenlerindir düzen. Adaletin adının sanının anılmadığı şu bir kaç cümledeki gibi muktedirin doğrusunun dikte edildiği, yargısının ise linçe dönüştüğü bir meseledir bu düzen. Öyle bir düzendir ki, Ethem Sarısülük’ün katili olan peruklu olarak mahkemeye zuhur edebilmiş Ahmet Şahbaz’ın Emniyet Müdürlüğü içerisindeki soruşturmadan sonra meslekten men edilmesinin değil de yirmi dört aylık kıdem durdurma cezası ile geçiştirilmesi gayretine meskendir. Ethem Sarısülük’ün dava dosyası ise bu gümbürtüde ortadan yok edilmek, sumen altı edilmek istenmektedir. Ta ki halkın baskısı neticesinde sonuç alıncaya kadar, duruşma celsesinde uyuyan hâkim heyetine gerisin geriye yollanır dava, artık ortak olan davamız. İki aydır süren sumen altı etme çabasının da önü nihayetinde alınabilecektir, ite çeke hakkı talep ede ede. Böyledir bu ülke ve onun düzeni katillerin onore edildiği, taltif, takdir vb. ile makbul insanlara dönüştürüldükleri bir yerdir geri kalan kısmında. Pazartesi günü Kayseri’de gerçekleştirilen duruşma nam “trajik” sahnelemede Ali İsmail Korkmaz’ın katillerini özgüvenle konuşturabilecek güveni buldurandır düzen. Sırtları pışpışlananlar on dokuz yaşındaki bir çocuğun hayatına kast etmişlerdir ama verecek tek bir hesapları yoktur!, hatırladıkları hiç bir şey yoktur! Bir hatırlamama hali, yinelenip durulan çelişkili betimlemeler, ezberden okunan kinli cümleler ve ölümü bile normalleştirme çabası olarak ayağımla dürttüm, ayağımla hafifçe vurdum! gibi katletmenin yeni sözcüklerini arz ettiren, yeni sözcülerinin takdim olunduğu, bir tavrın teyit olunduğu bir sahadır bu düzen. Bu davayı müteakiben; Gezi Direnişi’nde ilk kaybımız olan Mehmet Ayvalıtaş’ın duruşmasında bu yeni düzen kendini ortalara serecektir. İsminde adalet olan koca bir beton yığıntısının eksi dördüncü katındaki ufak bir salonda yapılan zanlıların lütfedip de katılmadıkları dava heyetininse hiçbir kurala riayet etmeden sadece kendi bildiklerini okudukları bir oyunun sergilendiği bir uzamıdır işte bu düzen. Dahası da vardır savcılık tarafından mahkemeye gönderilen evrakların kaybedildiğinin ortaya çıktığı ama kıyametin kopmadığı bir ülkedir burası. Dava için bu davanın temel delilleri arasında yer alan bir ekspertiz raporu, biyolojik ve kimyasal inceleme raporu, bir dvd, 4 sayfa cd incelemesi ve bir kimlik fotokopisinin 2 ocak’ta polise teslim edildiği halde sadece tanık ifadelerinin dosyaya girdiği, diğerlerinin bulunamadığı ajanslardan düşen metinlerde bir ibaredir sadece. Altı üstü bir ibare, dava varmış yokmuş adalet meseleymiş her şey düzenin bekası ve ona uzanan elleri kırmak içindir (!) Adalet lime lime edilirken bildiğiniz tabirle paramparça hakkın hukukun herkese olduğu yinelenebilmesinin mübalağasız kepazeliğidir düzen düzen diye tutturulan. Dört koldan sarıp sarmalandığımız her yerde her an zehirlendiğimizdir.

Aslında eşi menendi olmayan çoğunlukla bilindik sanılıp aşinayız diye bellenip, zulmün karakterinin hep dönüştürülüp durulduğu bir şekli şemalı meydana çıkmaktadır. Ortaya konan, düpedüz görülen biatle hakaretin eşikleri yıkmasıdır. Dönüşüyoruz vahametin derinliklerine asla vakıf olamadan çürüyerek. Biçimsizleştirmelerin algıya, akla ve fikre bu kadar hadsiz ve aralıksız müdahalesine kayıtsız kalacaksınız mecburiyetiyle, tenkitleriyle sınanarak. Her sınanışın arkası yıkımın bir başka boyutunu bu uzam içerisinden bir kesidi oluşturuyor. Nereye kadar sorusu buralarda artık geçersiz bir işlem yürüttünüz ile karşılığını buluyor. Sorguları daha başlamadan nihayetlendirilebilmektir tüm gaile. Sistemin bileşenleri, muktedirleştikçe düzen dedikleri de her şeyle, her anda meramı katleden oluyor. Yaralar belirginken aklı fikrin lobilerle, mahrem bölgelerle illa ki seksle izah edilmesinin “Çok çok affedersiniz, kusura bakmayın ‘edepsiz görüntülere dokunma’ diyerek, edepsizce sokağa çıkıyor.” tepki ve karşılıklarına maruz kaldığımızdır düzen. Fatih’in kaydetmeye, not almaya devam ettiği herkesi geçtik artık porno lobisinin de faal olduğunu öğrendiğimiz günlerin mabedidir bu düzen! Bu avaz avaz(!) dökülen betimlemeler, bağrış çağrış direktifler ile “yedirmeyiz” seslerinin sofrasında demokrasi yerle yeksan edilmekte, katledilmektedir. Sistemin daimiliği için hemen her şeyin mubah sayıldığı sözüm ona savaşımda zarar hep halkın düşünselliği hanesine, hep halkın adalet tahayyülüne karşıdır. Kutuplaştırıp, kamplara bölüştürdükleri yetmemişken, yaftamalardaki çeşitlilik arsızlık boyutunu çoktan geçip ‘ahlaki’ yıkıntıya hiçbir ilave olmaksızın dönüşmüşken, yol olan kesiştirilmişken her şey ranta yağmaya kurban, karşıt duruştaki herkes bozuk para gibi harcanırken, sınır dışı edilirken, bunlara özellikle çabalanılırken muktedirin pek buraları görmediği / Gezi’den bu yana mesajı almadığı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sesimiz duvara karşı sözümüz günübirlik çıkarsamaların beşinci demokratikleşme paketiyle lütfedileceklerden mülhem ‘taviz’ diye anılanlardan daha fazlası içindir. Anlaşılamamıştır. Kayıtsızlığı bilinçli olarak had bildirmek için kullanan erkana karşı cephemiz sözdür. “Bunlar, bunlar” diye süre giden tekerleme gibi görünüp ‘zehir’ döküp durulan laf ebeliklerinin karşısında çıkışımızı bulabilmek için bir ihtimalden fazlasıdır söz. Ütopyaların fecaat örneği olanlarının artık gerçekçil kılındığı bir yerde düşünebilmektir mesel. Behemehal devreye konulan sandık sandık diye tutturulup gidilenin hemen hiçbir şeyin çözümüne zemin olmayacağı artık aleniyettedir bilinesidir. Gerçeklik otuz iki kısım tekmili birden o başbakanın ifradındadır. Bir neşriyata dönüştürülen müesses nizam bekçiliğinin otoriterliği cellâtlığı normalleştirilebilir bir mesele dönüştürülmesine yol vermek olduğu artık hakikattir. Akıl berhava edilirken zihin felç edilirken duygu bilinmeyendir asri zamanımızda. Bildiğini eylemekten kaçınmayan erk-muktedir dönüşümümüzü tamamlayabilmek için hiçbir konumu kaçırmamaktadır. “Uludere’yi ne televizyondan ne gazeteden gördük başbakan da teşekkür etti.” diyebilecek insanları barındıran bir düzendir çünkü bu ülke. Başbakan’a yaranabilmek, yaranmamak meselesi değil, otuz dört canın katledildiği ülkenin yüzdelere gerek var mı tamamına yakının canının yandığı kıyamı yer vermedikle takdir edildikle, gurur duymuş gibi seslendiren insanların ülkesinde dönüşüm artık yavaş yavaş değil paldır küldür tamamlanmaktadır. Hükmedene biatin zıvanadan çıkmışlığı el etek öpmelerin fakirlerin canlarının alınmasının kıymeti harbiyesinin bulunmaması ve bütün bunlara rağmen suskunluk yıkımın, başka şeylere dönüştürüldüğümüzün aynalayıcısıdır. Her gediğin, aslında yaranın göstere geldiği özetlediği bizatihi budur. Yıkım ambalajlanmakta, güzel ölümler, had bilmeyenlere “edep ve ahlak” gümbürtüde yeniden satılmaktadır. İnsanlık bahsi bomboş bir vitrin öğesine dönüştürülmektedir. Muktedir yancısı bir kalemi satılığın (!) yaza durduğu gibi poşette muharrem yoktur her şey devleti yıpratmak içindir vurgusundaki kadar trajiktir. Her şey bu devlet dediğinizi tahrif etmek ve yıpratmak için değildir efendiler. Bir dolu isyan sözcüğü ve bir dolu sesleniş hayatımızdan çaldıklarınızı geri almak içindir oysa. Hiç teklemeksizin “Ermenileri boşuna kesmemişizdir” diyebilen yazarımız kadar hazindir anlamsız bakışlar ve yıpratma benzetmeleri.

Manşetlere çekilen hedeflerin, had bildirilecek olarak değerlendirmelerin çokluğu pekliğidir soluksuz yaşamı idame ettirmemize neden teşkil eden bu ülkede. Hakkaniyet, uzam, gerçeklik ‘demokrasinin’ plastikleştirilip içinin boşaltıldığı dışarıya her şey yolunda denilirken, için, içerinin karmaşasını gösteriyor farkında mısınız? Çürüme kesif bir kokudan daha fazlasına dönüşüyor. Tahrip edilen, aslında insanlık oluyor yine yeni yeniden. Doğru sandığımız bir yerde nice yanlışla, onları kanıksayarak yaşamaya mahkûm ediliyoruz. Mahkûmiyetimiz tescilleniyor her yerde hep aynı bağnazlıklarla. İsyan her yerden yükselmesi gerekirken laf ağzımıza tıkılıyor, tıkılan can kırıklarımız için sarf ettiğimiz sözcüklerimiz oluyor. Susmamız emrediliyor. Roboski’den, Gezi’ye, Gazi’den Lice’ye her yerdeki bunca zulüm, bunca vahamet bu allahsızlıklar izana muhtaçken, adaletin gaspını, gözlerimizin içine baka baka muktedirlik oyunlarındaki beyefendilerin düzgün soru sorun yoksa fişinizi çekerim ha diyebilmesinin kıyısında ses çıkartmalı avazı çoğaltmalı her yerde. Ambalajı dökülen ileri demokrasinin geçmişin zulmedenlerinden hiç aşağı, altta kalır olmadığı yinelenmeli, ifşa edilmeli yaşayabileceksek. Hesap vermek masalmış gibi dilden dile nesilden nesile anlatılan, her şeyin olunabildiği ama asla ve asla rezil olunmayan bir ülkede sorgulanması elzem olandır. Her yerden yinelenen, yinelenecek olan o çağrıya rağmen hesap verilmeyecekse batsın bu ülke! Bunca kepazelikten! Bunca hadsizlikten! Bunca edepsizlikten! Batsın ve yok olsun.  Hiç değilse batacağımız o yerde onurumuzla çürüyeceğimiz bir avuç toprağımız olacaktır!

*Metamorfoz: A: Fiziksel formda, alt veya üstyapıda, doğa ötesi, anlaşılamayan veya beklenilmeyen nedenlerle oluşan dönüşüm. Başkalaşma B: Karakter, görünüm veya ortamda çarpıcı gelişme.

>>>>>Bildirgeç

Birbirine her fırsatta ahlâk dersi verenlerin, kendi içinden geldiği topluluğun raconunu dayatanların, yiğitlik ve kahramanlık söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayanların kol gezdiği bir memlekette henüz daha 19 yaşında gülümsemesinin hepimize umut ve gelecek bahşettiği gencecik bir hayat, polis-vatandaş işbirliği ile kahpece dövülerek öldürüldü. “Erkeksen gel” diyen, sopasını yanında taşıyan, silahı ile poz veren, “namusu” adına sevdiğini iddia ettiği kadınları katleden, çocuk yaşta kızlarla evlenen, kendinden görmediğini hain ilan edip linç etmek için erkek kardeşler birliği kuran acizlerin erkeklik ve mertlik kavrayışı bu kadar pespaye, bu kadar onursuzdur işte… Vatandaşından polisine, doktorundan mülki amirine kadar herkesin sorumluluğunun olduğu bu cinayetin davası “güvenlik” gerekçesi ile şehirler arasında adeta taksim edildi. Geçen hafta Kayseri’de başlayan davada anne Emel Korkmaz’ın feryadı, vahşetin ikiyüzlülüğünü madalya gibi boynunda taşıyanlara tokat gibi çarptı. Ali İsmail’in annesi “o pis ellerinizle dokunmayın çocuğuma, nasıl bakabiliyorsunuz çocuklarınızın yüzüne” derken bu topraklarda büyük patron olan utanmazlık ve riyakârlığın sancaklı abidesine vicdan taşları atıyordu adeta. Oğlunu kolektif bir cinayetle elinden alanların “iyi ağabey”, “örnek baba” olarak mahallesinde gerim gerim gerilerek dolaştığını, iltifatlara mazhar olduğunu biliyordu Emel anne… Bizim zihnimizde ise şu kuyruklu soru dolanıyordu; polis saldırılarının ayyuka çıktığı haziran direnişleri sırasında polise emri ben verdim diyen bir Başbakan’ın “efelenmesinden” ve gazetecisinden memuruna önüne gelen herkesi azarlamasından zevk alan bir kitlenin mevcut olduğu bir ülkede, daha kaç annenin isyanı inletecek gök kubbeyi?

Muktedirin zırhı mağduriyet
İkiyüzlülük ve omurgasızlık, bu coğrafyada salt bireysel bir kişilik defosu değil kolektif bir ruh hali. Düşündüğü gibi yaşamayan, yaşadığı gibi düşünmeyen, söylediğine inanmayan, inandığını söylemeyen ezici bir çoğunlukla beraber yaşamımızı sürdürüyoruz. Bu patolojik vaziyetin elbette hem politik hem de kültürel ve sosyo-psikolojik bir dizi nedeni sayılabilir. Ancak şunu belirtmekte fayda var; her ne kadar muktedir ile madun kimlikleri ve rolleri bağlama göre değişse de her bir olayda muktedirlerin ikiyüzlülüğü ile madunların öz koruma biçimi olarak var olduklarından kendilerini farklı göstermelerini aynı kefeye koymamak gerekir. Türkiye’de devletin bekasını, bireyin ve halkların üzerinde gören bir yönetim zihniyetinin ve mekaniğinin olduğu aşikâr. Kendi iç konsolidasyonunu sağlamak amacıyla tehdit algılamalarını abartan bir iktidar bloğu ve yönetme geleneği, inşa ettiği korku objelerine kendisi de iman eder ve neticede her baktığı yerde potansiyel düşmanlar görür. Hal böyle olunca “güçlü olan” ile müzakereyi, “zayıf” gördüğünü ise ezmeyi bir alışkanlık haline getirir. Yönetimin keyfiliği ve sınır tanımazlığıyla karşı karşıya kalan politik özneler ise genellikle düşündüklerini, yaşam biçimlerini muktedirin “makbul olanına” göre uydurmayı tercih etmek zorunda kalır. Hukukun bu denli muktedire tabi kılınması, muhalifi ya da farklı olanı koruyacak yasal ve toplumsal mekanizmaların yokluğu veya güce bağlı olarak by-pass edilebilmesi eninde sonunda bu neticeyi doğurur.  
Muktedirin ikiyüzlülüğünün ise madunun savunmacı özellikteki kendini saklama hali gibi hoş görülebilecek bir yanı yoktur. Muktediri burada (elbette başta onlar) sadece devlet iktidarını kullanalar olarak da nitelemiyorum. Her iktidar ilişkisinde gücü ya da mukayeseli üstünlüğü elinde bulunduranlar gibi çok daha genel bir çerçeve içinde muktediri değerlendiriyorum. Bu açıdan bakıldığında muktedir sıfatını taşıyan, mülki amir ya da bir komutan’dan çok daha fazla bir yığına tekabül edendir. Kimi zaman linç eylemindeki faillerden biri, kimi zaman ise devletin günahlarını savunan bir entelektüel. Burada en dikkat çekici olan müdahil olduğu eylemde muktedir olanın kendini sürekli biçimde mağduriyetlerle kuşatılmış gibi düşünmesidir. Mağduriyet, bu memlekette muktedirin zırhıdır. Yaptığının sonucuna katlanmama alışkanlığı, her daim mağdur olma psikolojisinden kaynaklanır. Eşini ya da sevgilisini öldüren erkek de, eylemciye saldıran polis de, dava dosyasına okumadan duruşmaya giren hâkim de, hastasına doğru düzgün bakmayan doktor da sıra hesap sorulmaya geldiğinde hep mağdurdur! Mağduriyeti icat edip ona bel bağlamak yüzleşmekten kaçmanın en emin yoludur çünkü…  Gerçekten zulme uğrayanlar ise belki hiç muktedir olmadıklarından mağduriyetlerini kalplerine, dost meclislerindeki yakarışlara gömerler.

Muktedirlerin ittifakı
Erkek kardeşler birliği olarak işleyen muktedirlerin düzeninde, erillik bir varoluştan çok zihniyete karşılık gelir. Osmanlı’nın son iki yüz yılında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yakın tarihinde geleneksel muktedirlerin üç temel kategorisi hep zikredilir. Bunları kalemiye (bürokrasi), seyfiye (askeriye) ve ilmiye (entelijansiya) olarak tanımlamak mümkün. Elbette her bir kategori kendi içinde monoblok/yekpare yapılar değiller. Hem kendi aralarında hem de birbirleriyle ciddi bir rekabet ve hegemonya mücadelesi içindeler. Tabi bir de bu üçlünün siyasal iktidar ile kimi zaman ittifak kimi zaman da çatışmaya dönen bir ilişkiler yumağı mevcut. Bugünlerde özellikle işin bürokrasi cephesinde AKP-Cemaat kavgası bağlamında yaşananlar bahsettiğim çatışmanın nasıl kaotik bir hale bürünebileceğinin de göstergesi. Tüm bu iç çekişme ve nüfuz mücadelesi içerisinde muktedirlerin ‘iktidar sahibi’ olmaktan kaynaklanan bir ittifak zihniyetinde buluştuğunu iddia etmemiz de mümkündür. Bu zihniyetin temel yapıtaşları yukarıda bahsettiğim mağduriyet zırhını kuşanan bir reaksiyonerlikten geçer. Öyle bir ortak bakıştır ki siyaseten hasım gördüğü ile sırf muktedir olmak paydasından buluşmanın verdiği ortaklıkla aynı tepkileri verir. Türkiye’nin entelijansiyası içinde olduğunu düşünen Ayşe Kulin’in 1915’e dair son söyledikleri tam da budur; iktidarın dilidir; vahşetin ikiyüzlülüğüne ortaklıktır. Hrant’ın katillerinin bulunmamasına üzüldüğünü söyleyen Kulin “Ermeni kıyımı yapıldığı zaman yoktum, annem bile doğmamıştı. Oradan kendimi sorumlu hissetmiyorum” diyor; “o bir tehcir olayıdır; savaşta yaşanmış bir olaydır; savaşta yaşananlara soykırım demek zor. Yahudilerinki gibi gidip durup dururken biz onları kesmeye başlamadık”. Bir de bu arada Ermenileri sevdiğini söylüyor eksik olmasın! Yazılacak çok şey var ama iki özellikle noktayı vurgulamak şart. Birincisi inkâr, yok saymak veya “kötü bir olaydır” diye hafife almak, başlı başına işlenen insanlık suçuna ortak olmaktır. İkincisi 1915 kırımına “durup dururken kesmedik” (ki “kesme” fiilinin seçimini bilhassa dikkatinize sunuyorum) diyerek rasyonel gerekçeler sunmak devlet tezidir. Entelektüele düşen dayatılan bu tezi sorunsallaştırmaktır, yeniden üretmek değil. Holokost’un II. Dünya Savaşı yıllarının en şedit günlerinde yaşandığını bilmemek ise cehaletten kaynaklanmıyorsa şayet daha da vahimdir.
Hepimizin içinde muhteris bir muktedir var ve o zaman zaman sakladığımız yerden aniden ve fütursuzca çıkıveriyor dışarıya. Siyaseten doğruculuk dediğimiz şeyin entelektüel konum bahşeden sihri bir anda kayboluveriyor. Cila dökülüyor ardından sıvası çatlak, demiri paslı, deniz kumu çekilmiş virane görünüyor. O anda imdada yetişen sahte mağduriyet ve çaresizlik gösterisi belki ruhumuzu ferahlatıyor ama gerçek mağdurların acısını katmerliyor. Bırakalım herkes sevmesin bizi, iktidarsız, koltuksuz kalalım ne olacak; yeter ki daha da kanatmayalım yaraları; kıyımla, cinayetle, işkenceyle dağlanan yürekleri bir de biz acıtmayalım.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla. Anlatabilmek hem meşakkatli hem de belagatin sınırlarını gösteren kırmızı çizgilere denk gelmeksizin, birilerinin hissiyatlarını atağa geçirmeksizin oldukça mahir olmayı gerektirmekte hala..Güven Gürkan Öztan'ın Birgün Pazar için kaleme aldığı Vahşetin İkiyüzlülüğü başlıklı makale değinmeye çalıştığımız meramın tam da dibinde okunmasını tavsiye edeceğimiz bir metni oluşturuyor. Yaşadığımız yere dair bir belge / bilinesi bir çıkarsamayı paylaşıyor. Takdirlerinize.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram: Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Annenin Çığlığı Adaletin Kendisidir... - Ali Murat İRAT - Birgün
Saraylarınız da Sizin Gibi! Kaplama… - Kemal BOZKURT - Jiyan
Yargıya İntikal Eden Mevzular - Veli KÜÇÜK - Kırmızı Haber
Sıfır Noktası - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Anam Kordan Bir Ateş - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Çocuklar Uyurken Sessiz Olunur, Ölürken Değil! - Leyla ALP - Jiyan
Çığlık - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Çocukluğumuzu ve Çocuklarımızı Öldürüyorlar... - Doğan DURGUN - Özgür Gündem
Muharrem'in Ölümüne Van Valisi'nden Açıklama  - Cumhuriyet
Merkez Medyanın Ölü Seviciliği - Murat SAYIN - Ege'nin Sesi
Acılı Aileden Akit Yöneticisine: Hiç Mi Vicdanınız Yok? - Samanyolu Haber
Ali İsmail'in Dövülmesi Hukuka Uygunmuş! - soL
'Ali İsmail Korkmaz'ı - İlker AKTÜTÜN - Evrensel
Ali İsmail’i Öldüren Polislerin Pişkinliği - Esra ÇİFTÇİ - XQW News
Kayseri’nin Vicdanı Türkiye’nin Vicdanıyla Buluştu - Evrensel
9 Soruda Mehmet Ayvalıtaş Davası - Ufuk ÇALIŞKAN - Diken
Mehmet’e Adalet Borcumuz Var - Eda YILDIRIM - Evrensel
İnsan Hakları Örgütlerinden Ortak Açıklama: Türkiye'de Yargı Konusunda İlkesel Yaklaşımlar - Af Örgütü
Ethem'in Katili Polise Ödül Gibi Ceza! - Turnusol
Aklın Uykusu - Pelin BATU - Milliyet
Berkin Elvan'a Mektup - Ümit Ilgın YİĞİT - Metrodasiesta
Türkiye’de Anne Olmak - Aytuğ AKDOĞAN - Mühim Hadiseler
Vatan Hainliği - Gündüz VASSAF - Radikal
Whose Turkey Is It? - Suzy HANSEN - NY Times
Democracy In Crisis: Corruption, Media, and Power In Turkey - Freedom House
BİRYER'de Yolsuzluk, Sandık ve Basın Özgürlüğü - Dr. N. Emrah AYDINPOLAT - Tepav Günlük
Türkiye Altı Çocuğun Ölümünden AİHM’de Mahkum - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Faili Meçhuller Unutulmasın - Fidan ÖZEN - funkhaus europa / WDR
Paketle Aktivistlere, Gazetecilere Cezaevi Yolu - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
İnatçı Gazeteciye Hapis Yolu Açılıyor... - Gazeteciler.com
F Tipi Cezaevi Disiplini, İsmail Saymaz'ı 'Terörist' İlan Etti - İsmail SAYMAZ - Radikal
"Biz Ermenileri Durup Dururken Kesmedik" - Hektor VARTANYAN - Radikal Blog
Gizli Özne Olarak Soykırım - Karin KARAKAŞLI - Agosma
Ayşe Kulin, Ermenilere Niye Soykırım Yaptınız? - Cevat SİNET - Akunq
Sevag'ın Annesinden Ayşe Kulin'e Sitem - Demokrat Haber
Vah Ayşe Kulin Vah... - Sevil TURAN - Naci SÖNMEZ - Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi
Gökçek ile Kulin’in Paylaştığı Zihniyet Dünyası - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Cumartesi Anneleri ve Gezi Eylemciler Bir Arada - ANF
Arınç 'Altaylı'yı Tanımam' Deyip İşin İçinden Çıktı! - Gazeteciler.com
Erdoğan’ın Efendi Uşakları - Onur ÖNCÜ - Jiyan
Dr. Sözeri: Medyayı Bizim Paramızla Alıp Satıyorlar, Hesap Vermiyorlar - Ekin KARACA - Bianet
Herkes Kuldur; Ama Bazıları Daha "Cool"dur! - Yasin DURAK - Birikim
Genetik Hırsızlık!.. - Tuncel FİKRET - Haber Ötesi
Clashes Over Turkey's New Internet Laws - BBC
Großdemonstration Gegen Erdogans Internet-Gesetze - Deutsche Welle
Polizei Sprengt Kundgebung Gegen Internetzensur - Frankfurter Allegmeine Zeitung
Avrupa Parlamentosu'ndan İnternet Yasası Değerlendirmesi - Yüksekova Haber
Turkey: Is A Dark Net Rising? - Dorian JONES - Eurasianet
İnterneti Torbalayan 27 Vekil - Serhat AYAN - Tknlj
Turkey Lawmakers Adopt 'Orwellian' Internet Curbs - Burak AKINCI - AFP / Yahoo News
Saying Goodbye To Internet In Turkey - Ahmet A. SABANCI - Medium
Turks Bid Farewell To The Internet In The Face Of Brutal Censorship/Surveillance Law - Cory DOCTOROW - Boing Boing
İnternet Yıkılıyor, AKP'li Vekiller Yer İsimlerini Tartışıyor - Serhat AYAN - Tknlj
Basına ve Kamuoyuna - 7 Şubat 2014 Basın Açıklaması - Taksim Dayanışma
Devletin ‘Özel Şiddet’ Harcaması: 701 Milyon TL - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
7 Şubat 2014 - Alman Basınından Özetler - Der. Hülya TOPÇU - Deutsche Welle Türkçe
Gezi Yanıtı: Elimde Görüntüleri Var, Almanya'daki Eylemleri Ne Yapacaksınız - T24
Yeni Siyaseti Yarı Yolda Bırakmayın - Sarphan UZUNOĞLU- Jiyan
Sarıgül'e de Taksim İzni Çıkmadı - Evrensel
Yerel Seçimler: Her Şey Değişecek (Mi?) - Ni Yan - Jiyan
Bekir Bozdağ’dan “İadeli” Fezleke Koleksiyonu - Sendika.org
Gündeş Talep Etti Mahkeme Yaptı: Eleştiri De Yasak - Cumhuriyet
Görüntüleri Öcalan’ı Güçlendirecek - İrfan AKTAN - Zete
Cemil Bayık ile Söyleşi -Tam Metin - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Cemal: Dilim, Kültürüm İnkâr Edilse, Yakınlarım Öldürülse Ben De Çıkardım Dağa.. - Çınar OSKAY - Hürriyet Pazar
'Öcalan'ın Boğazımızdan Çekip Alamadığı Kılçık' - Hovsep HAYRENİ - Demokrat Haber
Ermeniler Öcalan'ın Mektubunu Değerlendirdi - Musa ATAÇ - Vivahiba
Krizler ve Çözümler - Yakup NUHOMO - Özgür Gündem
Türkiye'de Rum Olmak - Adam Nus SKEVANDİS - Devrimci Karadeniz
Ermenistanlı ve Türkiyeli Kadınlar Barış İçin Buluşacak - Bianet
Kozağaçlı, Antalya Barosu’nun Ödülünü Reddetti - soL
Duyan Yok! Öldüren Sessizlik! - Haberlink
Başbakan’ın “İbne” Davası 13 Mart’ta - KaosGL
Çocuk Gelin: İlk Gecemde Bayıldım, Eşim 'Gel Evcilik Oynayalım' Dedi - NuHaber
Secrets Of Transformation - Deutsche Welle
Today's Zaman's Mahir Zeynalov Leaves Turkey Under Deportation Threat - Today's Zaman
Yandaş Basın Erdoğan’ın Gemiciğini Terk Ederken… - Barkın KARSLI - Serbest Piyasa
Ali Kenanoğlu: Devlet ve AK Parti, Alevilerin CHP’li Olmasından Memnun - Emre ERTANİ - Agos
En Büyük Mülk İadesi - Rober KOPTAŞ - Agos / İstanbul Ermeni Vakıfları
Ermeni Cemaatine En Büyük Müjde - Hasan AY - Sabah.com.tr
'Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik, Hafıza' - Kaya GENÇ - BBC Türkçe
Kültür Bakanı Çelik: Antik Mozaikleri Kaldırtıyoruz, Duvarlara Bakarız! - T24
Fransız Geçidine Bak Narmanlı Yurdunu Anla - Cengiz ÖZDEMİR - Kültüristanbul
Taksim’de Topbaş’ın Gördüğü ve Gerçekte Olan - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Taksim Meydanı'nın Yeni Görselleri Ortaya Çıktı - Derya GÜRSEL - Arkitera.com
Kuzey Ormanları Savunması 3. Havalimanı Raporu: Nereden Baksan Katliam, Yağma, Şaibe - KOS
O Müteahhitlere 100 Milyar Dolarlık İş... 3. Havaalanı Felaketi! - Gazeteciler Online
AKM’de Polis İşgali Devam Ediyor - Hazal OCAK - Cumhuriyet
Kaldırın Sınıfları, Yıkın Gitsin Hepsini - Vahap IŞIK - Jiyan
Kolektifler: Güçlü Bir Sol İnşa Etmeliyiz - Eren AKSOYOĞLU - Nüve
Büyüme Performansı: Nasıl Yalan Söylenir - Barış - Ters Açı
Büyüme Oranları Nasıl Hesaplanır? - Barış - Ters Açı
Foucault'da "İktidar"ı Yeniden Düşünmek - Ebru DEMİR - Birikim
Michel Foucault “Güzel Tehlike”: Konuşmanın İktidarı ve Yaşatmak İçin Yazmak - Emek EREZ - Edebiyat Haber
Romanlara Sığmazdı Ki Hayat... - Bülent USTA - Birgün
Gereği Düşünülmüş Hayatlarımız ya da Devlet Dersi - Misak TUNÇBOYACI - Everywhere Taksim
Çağrışım Havuzunda Yüzme Dersleri - Çağan DİKENELLİ - Mühim Hadiseler
Sapıklık - Erdoğan ÖZMEN - Birikim
[ Çık O Sıradan, Kendi Kendinin Esiri Olma, Kurtul. ] - Ahmet GÜNTAN - Du Bakalım
The Greatest Threat To World Peace - Noam CHOMSKY - In These Times
Şarlak ile Söyleşi: "Bir Hayatta Kalma Stratejisi Olarak Yolsuzluk" - Ayşe ÇAVDAR - Sabit Fikir
Sürrealizm Yılı 1924-2014 - E-Skop
Eril Medya Mahkemesi: Dylan Farrow – Woody Allen Davası - Kyra MENGEŞ - Jiyan

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Metamorphosis - Maurits Cornelis Escher..

>>>>>Poemé
Orada Bir Köy Yok Uzakta - A. Hicri İZGÖREN

Düşlerimi kanatıyor her gece
Dudaklarında donmuş gülümsemesi
O muhacir evde asılı duruyor hâlâ
Yitirilmiş bir arkadaş sureti

Anılar mı yakın bana acı mıdır en eski
Bir sağnak yıkasa yaralarımı belki
Yumuşayacak gecenin mimikleri ağrılarım dinecek
Ya da korunak olacak karanlığın kendisi

Hava su ve toprak kirlendi artık
Tuz ve ekmeğe karışıyor yüksek gerilim
Yeryüzünün bütün koordinatları
Barınacak bir yer arıyor
Haritadan silindi yüreğimin meskûn yerleri
Her gün kütüklerden aşklar düşüyor hayat
Artık  "ölü sayısı..." belirliyor gündemi

Kaynakça