Monday, March 24, 2014

Deuss Ex Machina # 491 - motstykke

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_491_--_motstykke

17 Mart 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Gomidas Vartabed - İ Nınçmanet Arkayagan - Ay Açılsa (Kalan Müzik)
2. Gomidas Vartabed - Alagöz Açerıt (Kalan Müzik)
3. Erkan Oğur & Djivan Gasparyan - Mayrig  (Kalan Müzik)
4. Erkan Oğur - Bir Şuh-i Sitemkâr (Kalan Müzik)
5. Bilal Karaman - Mavi Pansiyon (Baykuş Müzik)
6. Bilal Karaman - Patika (Baykuş Müzik)
7. Forabandit (Feat Sam Karpienia, Ulaş Özdemir & Bijan Chemirani) - Engabiolat (Buda Musique)
8. Forabandit (Feat Sam Karpienia, Ulaş Özdemir & Bijan Chemirani) - Cançion (Buda Musique)
9. Tolga Sağ - Bir Derdim Var Idi (İber Müzik)
10. Tolga Sağ - Ervah-i Ezelde Evvelki Safta (İber Müzik)

motstykke
(491)
Vesikalar, Suretler, Sözcükler… Bir Soru: Yaşayacak Mıyız?

“Ne olduğunuz, sizi oluştu­ran sayısız öğeyi, bu öğelerin kendi içlerindeki güçlü iletişimlerine bağlayan etkinlikten çıkar… Yaşam hiçbir zaman tek bir noktada bu­lunmaz: Hızla bir noktadan öbürüne geçer.” (Georges Bataille)

Vesikalar biriktiriyoruz. Heyula öylesine hızlı öylesine aralıksız bir biçimde sürüp gidiyor, geçip gidiyor ki söze karşılık bulamadığımızı, tatava yapmayın denilenleri ancak ve ancak biriktirebiliyoruz gün be gün an be an. Karanlığın hangi ellerde nasıl yükseltildiğini idrak ettiğimizden bu yana delirmemek adına çoğaltıyoruz vesikaları. Kimisinde utancı, kimisinde yası, kimisinde kederi kimisinde haksızlıkları ama hepsinde ve hepsi ile apayrı bir adaletsizliği sabitliyoruz. Bilmemiz gerekenlerden haberdar olabildiklerimizi o vesikalarla istifliyoruz. Zamandan mekândan bağımsız, ilaveten sözlerden uzak, bir keskin ayrıştırıcı olan; ama ve fakatlardan arınmış düpedüz arda kalanın özeti esas derdi ancak vesikalarla sırtlayabiliyoruz. Okuyoruz duyuyoruz ve görüyoruz basıyoruz beğen ya da beğenme tuşlarına hep bir biçimde yokluyoruz. Vesikalar boylu boyunca dizilirken unuttuklarımızın ne kadar çok olduğunu fark ediyoruz. Gümbürtü, heyula deyip durduğumuz şeyin nasıl kör karanlık olduğunu nihayetinde anlıyoruz. Ya ağlıyoruz ya öfkeleniyoruz ya da ikisi birden hiç ara vermeden doğrucu davut! olduğunu ilan edip duran devletlunun kara propagandası karşısında hiçbir şans yok denilirken işte o kalbimizin üzerine taşıdığımız vesikalara sığınıyoruz. O vesikalar ile birlikte hayatın her ne hallere konulduğunu anlamaya çalışıyoruz. Hala anlaşılmayan yanları da varmış diye şaşkınlığımız bundandır az biraz da. Salak yerine konuluşumuz, gün aşırı hedef tahtasına konulmaları, birbiri ardına laf ebelikleriyle dolduruşa getirilen duyar! sahibi münferit kitlelerin göremediği, görmek istemediğini o vesikalar ile kurduğumuz sessiz bağlarda arşınlıyoruz. Onlar hayatı gasp ederken, yağmalamak için fırsat kollarken, dört dönerken her yerde biz sadece hayatlarımızdan çaldıklarının hesabının, akıbetinin peşinde ilerliyoruz. Birileri aranırken durmaksızın ‘alo fatih’ hatlarından işin doğrusu sandığınız gibi değil diye yinelerken, aralıksız ezberden konuşurken muktedir, kimilerinin görmediği vesikalar ile hayatın şimdisinde ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bundan sonrası ne olacak bahsi hep canlı. Doğrunun, eğilip bükülebilir bir mesele haline dönüştürülmesinin karşıtlığın halka dair, ona ait olan her şeyde alenileştiği bunca uluorta sergilendiği bir yerde oyunu, trajediyi, vahameti her dakika, he an daha kolay anlıyoruz. Kumpasların ve tezgâhların sınırlarında al gülüm ver gülümlerin çok daha büyük baskılar için ‘sebep’ olarak bellendiği bu yerde zalimliğin nasıl kotarıldığını, neden hangi isnatla ve bir o kadar da hevesle sahip çıkıldığını anlamaya çalışıyoruz.

Vesikalar, donuk kareler, sabitlenmiş anlar sepyalaşmış belki az biraz silik ama kaybolmayan ve bir dolu bakışın resmedildiği suretler pek çok sözcükten artık çok daha anlamlı geliyor. Evlerin tavan aralarında, sandıkların dibinde, bir yerlerde saklı duran insana dair olanlarla yeniden buluşmaya çabalanıyoruz. Her şey bir sicim koca bir mızrap gibi tam da böğrümüze saplanırken, hayat esasında ne demekmiş iktidardan bağımsız onu arıyoruz daima. İktidar dediğimiz kurumsalın bütün bu hatıratı, kadraja sığdırılmış olanı nasıl olsa unutacaksınız tavrına karşı hiçte unutmadığımızı yineleyebilmeye çalışıyoruz. Her an ezber akıl, yok sayıp hakir görürken hayır buradayız işte derken buluyoruz sessizlik içerisinde. Hala dün olmuş gibi olup bitenleri hatırlamaya devam ediyoruz yediğimiz içtiğimiz kadar eminiz ve farkındayız diye sözlere dökülüyoruz. Vesikalar biriktiriyoruz, sol yanımız komple çocuk resimleri ağırlıkla on beşinden yukarıya doğru hiç büyümeyen, büyütülmelerine asla müsaade edilmeyen resimlerle donatılmış haldeyiz bu ahvalde. Hayır, ağlak bir edebiyat, romantize edilmiş bir söz değil tam aksine nasıl bir ülkede yaşadığımızı zihne kazıtan vesikalar, o sol yanımızda koca bir cenahı oluşturuyor. Her gün, bir başka zulme tanık yazıldığımız bu yerde sadece isimleri, bir kaçının cümleleri ya da kulak verdikleri bir kaç müzik kalıyor geriye elimize, belleğimize. Bir yanımız komple donatılırken vesikalarla toplumun yüzeyinden değil artık çok derininden kırılmalara yol verilmesin, ayrıştırmaları ve ahlaki savunuşu bir yana hoyratça devletlû ağzında yeni felaketlere çabalanışını görüyoruz artık. Her hamle mutlak doğru olarak zikredilenlerin nasıl büyük birer yanlış olduğunu serimliyor. Car car car miting meydanlarında amigolara yuhalatılan, ithamlar, yaftalamalar ve hakir görmelerin için illa onay beklenen ya bizdensiniz, ya da onlardansınız sınaması ve seçeneksizliği günü dar ediyor. Kolay olmayan yaşam büyük biraderlik sınavında birbirlerini alaşağı etmeye çalışanlar eliyle her gün daha bir zora koşuluyor. Biyopolitika sıradan olanın ruhunu siyasi denklik, güç kudret bulma ya da olma güncesinde heder ettirenin ta kendisi oluyor. Nevi şahsına münhasıran her şeyin olağan rutinde ilerleyen bir ülkede olmadığımız handiyse her şeyin ölçülüp biçildiği bir uzamda her şekilde yapılanların da kasten yıkım adına olduğunu göstere gelen bir güncelliktir karşılaştığımız. Sözün detay bildirilmesi, ezberlerin çokluğu bundandır hep. Düzayak bir ‘faşizm’ edimi kendiliğinden ortaya çıkmış olan değil, bir sonuç kabilinden bu ülkenin kucağına bırakılan bir ayrıştırıcının ta kendisidir. Kullanılan -elek- öylesine esnek ki herkesi o potaya dâhil etmek için hiçbir çıkarsama ve yaftadan kaçınılmıyor. Gel de yaşa! dediğimiz şey tam da bunun üzerinden yükselmektedir. Her şeyin üzerinde, üstünde kendini konumlandıran aklın fecaati, kıyamı bu bahisten başlamaktadır. Savunulan cümleleri, kurulan karşıtlıkları mazeretlerin hepsi bu iklimi kalıcı kılmak içindir. Statüko kendini yenilerken on iki yılda, ambalajın içi de içeriği de, geleceğe kastı da meydandadır artık. Hiçbir şey sonuçsuz, sonsuz kalmayacaktır denilirken her şeyin karanlığa emanetidir, rehin edilmesindeki aceleciliktir karşılaştığımız tablo budur.

Topyekun zıvanadan çıkan engellemeler, yasak hemşerimcilik bir ontolojik kanıt olarak ‘demosun’ nihai halinin çözümlemesini yapacaktır. Hedeflenen, ileriye doğru denilen, yıkılmazlığı zikredilip durulurken muktedirin, iktidar oyunlarının sahnesinde boğuntuya koydukları kepazelikleri konuşanların, dillendirenlerin, ortaya çıkan rezaletlerin boyutunun sıfırlanması, eksilere düşürülmesidir. Atfedilen şeylerin devletin şimdisine sahip olanın yapabildikleri olarak değerlendirmek mümkündür. İsmi geçtiğinde kutsala saygısızlık ediliyor mu edilmiyor mu bahsinin açılmasıdır mesele. Mesele, yasama yürütme ve yargı eksiksiz bir biçimde tek adama bağlanmasını talep etmenin normal karşılanması gayretidir. Her yer her şey, her yer çok fena bir şey olmuş, varmış, eksik kalan kısımları için de tamamen teyakkuza geçilmişken reklâmdaki gibi tahayyülün rehin edilmesi, istisnasız teslim olunması zikrolunmaktadır bayrak, şiir sözleri bir detaydır bu bahiste işte bu güncellikte. Eleştiri sınırının çok ama çok geriye düşürüldüğü, alarm zillerinin eskisinden de erken devreye sokulduğu bir uzamdır işte ustanın güncesindeki ülke. Tastamam hayallerini tanımlandıran ülke. Kolektif belleğe ve sorgulayan akıla, dahası ne oluyoruz bahsini aklında diri tutanlar için, onlara karşı mücadele sınırsızdır böyledir bu uzamda. Bugün gördüğümüz ülke vesikası oluşturulan suret milli mücadele, istiklal savaşı, kutsal addedilenin korunması, tek bayrak, tek dil ve tek devlet söylemi bütünüyle rezaletin dik alası olarak olan bitenleri unutturmak içindir. Elden ele alttan alta dolaşıma sokulan listeler, miting alanlarına çağrılan isimlerin yanlarında taşıdıkları bir sonraki torba soruşturmaya konu edilebilecek isimlerin çokluğudur mesele. Rant, yağma al takke ver külah soygun devam ederken, halkın hiçe sayılması, korku dağlarının yeniden yükseltilmesidir asıl gaile. Gün bunu gösterip aynalayandır. Zıvanadan çıkan devlet sahipliliği bu sefer tek adam üzerinden şekillendirilmektedir. Mütedeyyin olanın müesses nizamı gerçek bir yıkım için yapılabileceklerin, takınılacak tavır, ifşa ve yok etmelerin, bir dolu hak gaspının henüz çok ama çok başında olduğumuzu göstere gelmektedir. Kökünü kazıyacağız bahsinde rezilliğin, yağmanın, kıyamın değil, onu yapanlardan hesap sorulmasının değil bunun bahsedildiği sosyal medyanın engellenmesinden bu bahis açıkça okunabilir. Takibat ortaya çıkanların hesaplarını vermek adına değil bütünüyle her şeyi örtbas içindir. Yedi gün yirmi dört saat mitinglerden ve televizyon ile gazetelerden ve reklâm panolarından iktidara ait olan her mekanizma ile oluşturulup paylaşılan görüşler hep bunu sağlayabilmek içindir. Hemen hiçbir şeyi sorgulatmayıp yağma düzenini bu güncesini sıfır zayiatla atlatarak yola devam etmek içindir yapılan edilenler. Her şeyin, karabasan gibi bir döngü dâhilinde savunulup her savunma çabasında önüne milli takısı getirilen oysa halkın önemli bir kesiminin halen bilmediği bir biçimde işitmiş olsa da günaha girerim gibi! ara kurtarıcılarla kulaklarını kapalı tutmayı normal saydığı, bunca şeyden sonra halen böyle gördüğü bir yerde utançtır bu tablo. Efelenmeleriyle, toptancı yaftalamalarındaki kabadayılıklarıyla milletin hizmetkârlığı konusunda beyaz değiliz zenciyiz sözünü ön plana çıkartırken, her şeyi dış mihrakların kumpası olarak değerlendirirken “muktedir” olan bitenin, fecaatin karanlığı bunca engellemeye rağmen görülmektedir. Koşulsuz ve şartsız hesap vermek bahsi çoktan ötelenmiştir bu menzilde, işte bu ülkede. Doğrunun nasıl kolay eğilip büküldüğü, eğrinin nasıl düz belletilmeye çalışıldığı artık aleniyettedir. Her şeyi montaj bildirilirken erk eliyle işte bütün bu savunuşlar gerçeğin ta kendisi, erk eliyle ortaya dökülenlerin onanması ve sahip çıkılmasıdır kepazelik güncesi. Bugün yaşadığımız güncelliğin elbet literatürde bir karşılığı mevcuttur. Demokrasi dediğimizin lafta kalmış, hakikatte işlevsiz bir uydur kaydır dostlar alış verişte görsün hale dönüştürüldüğü mahkûm edildiği artık ortaya çıkmaktadır.

Yaşatmayan bu da yetmezmiş gibi sorgulattırmayan, düşündürmeyen, sual olunana hep kayıtsız, ses çıkartılmasına öfkeli daha pek çok evrede artık bileylenmiş çok daha kötü yakıştırmaların zikredildiği bir iklim gerçeğimiz kılınmaktadır. Düzen hakkında söz söyleyeni öteki’den başlayıp affedersin Ermeni’sinden, biliyorsunuz bunlar Zerdüşt’e, bir kısım Alevi’ye, barışın altına dinamit koyan Kürtler’e ve daha pek çok kez hep birlikte işiteceğimiz Dhkp-c’li çocuk! gibi çıkarsamalarla lime lime edip, serbest vezin ırkçılığı, linç teşvikini fark etmek mümkündür. Kan dökülmesini hınç için yeni hedeflerin ortaya çıkartılmasını içte yetmez dışta düşman unsurların çoğaltımını millet eğilmez Türkiye ise yıkılmaz aforizmasından özetlemeye çalışan savunuşun aslında daha başa ne işler açabileceğinin arifesindeyiz. Teslimiyet için hemen her şey erk eliyle yönlendirilirken bizatihi sürdürülmek istenen bu tahayyüldür bugünlerde ötesi yok. Faşizm bir tavır, edim olmaktan o sınırların içinde kalakalan bir olgudan kare kare hakikatle örülen geliştirilen halka karşı halka rağmen savunulan korunan kollanan bir dönüşümle ayrıştırılmazımız kılınmaktadır artık. Habis bir ur gibi, bünyede yayılmaya devam eden bir kist gibi artarak ve çoğalarak, bendini ve sınırlarını yıkarak ilerleyen faşizm sarmalındayız. İhtimallerin yarına dair sözün ve umudun sıfırlandığı argümanların yermek, yıkmak, yok etmek, şamar indirmek, üzerinden şekillendirildiği nihayetinde gerçek kılındığı bir mevzii dâhilindeyiz. Dört yanımız değişmez bir sağlam iradenin mutlak doğruları olarak ilan olduklarıyla sarılıp sarmalanmış. Sıkış tepiş, tıka basa bu doğru diye bildirilen yanlışların uzamında ve düzeninde günün tahliliyse zift karasını imlemektedir. Belirginleşen karanlık özümüzü işgal ediyor. Durmak yok yola devam şiarı az biraz da bunun içindir zaten. Barkodlanıp numaralandırılmış, zihnine ipotek koyulmuş ve her şeyi, vatan millet sakarya ile sınayan bir yapım! gündelikliğin tüm sathında kendini konumlandırıyor. Dört yanımızı sarıyor. Siyasanın, bugünün ülkesinde ben ben! diye söze başlayanların konu ilhak, yıkım, zulüm, savaş olunca birbirlerine benzeştiğini hala anlamamak bu kuşatmanın varlığını kalıcılaştırıyor. Düzen olarak gösterilen düzensizliğin bizatihi kendisiyken bu kaostan kurtuluşun reçetesiyse daha fazla teslimiyetten geçtiği yineleniyor.

Biat et itaat et, itimat et, vatan, millet, bayrak sevgisi derken, halen bu dile dolanıp durulurken her şey olup biterken bütün o söz nutuklar, büyük sözler, reklâm panolarından yansıyanlar vd asıl kamufle edici ya da örtbas için kullanılan tavrın kendisi haline dönüştürülüyor. Oysa yıkımın tam ortasındayız. Oysa fecaatin bir küçük kıyametten çok daha derinliklisi olduğunun idrakindeyiz. Oysa mevzu sadece rant, yağma değil, adları hep beyefendi olarak anılanların, asgari ücretle geçinen bir halkın gözünün içine baka baka yola devam şıkkını dayatmasıdır. Oy verin, biz çalalım size de ekmek çeyrek altın, üç yüz beş yüz lira takdim edelim lahzası ile hakaretin cismanileştirilmesidir mesele. Oysa fark etmeseler de yasın içerisindeyiz hala bu ülkede hala. Sırtlandığımız vesikalar biriktirdiklerimiz, hep yanı başımızda yolunda gitmeyen bir şeyler var demek için bin tane şey geçiyor içimizden eksiğimiz var!. Eksik konulduklarımız, ayrı düşürüldüklerimiz var. Birlikte güzelken bir arada zoraki bu devlet hıncıyla, linçiyle apayrı düşürüldüklerimiz var. Kimisini uçurtmasından kimisini çubuklu formasından, kimisini duvara kazıdığı iki satırlık hayallerimizi satmadık ya bahsinden, kimisini ufkundan bu koca şehirdekilerden çok daha büyük tahayyüllerinden bildiklerimiz var. İnsan olmanın bunca zulme rağmen halen sessiz çığlıklarıyla, vakur duruşlarıyla koruyanların hatıratı var. “Özgürlük adı altında kimse bizim mahremimize giremez.” bahsiyle kendini yasakları, engellemeleri ve kıyamları savunup dururken zevat! için hiçbir zaman anlayamayacakları yaramız var. Adaletin tecelli etmediği, kimsenin onlar için ön ayak olmadığı, haklarını savunmadığı bir ülkede yaşadığımız idraki var. Acı sabitlenirken bu bir dolu vesika bize kestirmeden bir okuma imkânı sağlıyor. Yaşayabilecek miyiz, sandık bahsinde sözümüzü eyleyip, sandık sonrasında acımızla, vesikalarımızla bir başımıza kala kalacağımızı bilerek

>>>>>Bildirgeç
Tarihi Yazanlar Ezilenlerdir - Hayri TUNÇ - Jiyan

Tarihi yazanlar, tarihle ilgilenmezler. Onlar için tarih, kendi ideolojik yaşam biçimleri ile ifade edilen bir durumdan başka bir şey değildir. Tarihi tarafsız bir şekilde, kendine pay çıkartmadan yazmak, gerçekten büyük uğraş isteyen bir durumdur. Tarihi egemenler yazar ama yaşayanlar ezilenlerdir.

İnsan, ilk dönemini aştığı süreçten itibaren belli ideolojik yaşam tarzlarına yönelmiş, kendisine en uygun yaşam tarzını arayıp durmuştur. Ana-erkil süreçte hiçbir şekilde ideolojik bir yaşam tarzı arayışına girmeyen insan için var olan hayat, yeteceği kadar yiyecek bulmak, yeteceği kadar çalışmaktan ibaretti. Ana-erkil sürecin en belirgin özelliği, kadın temelli bir yönetim şeklini merkeze koyup, iktidar dışı bir yaşam biçimini hayata geçirmesiydi ki bu zaten ilkel komünal olarak bilinen bir dönemdi. O süreç içerisinde oluşturulan yaşam tarzı, her şeyi yeteceği kadar almak, gerektiğinin dışında bir aç gözlülüğe ve eşitsizliğe girmemekti, ancak süreç ana-erkilden ata-erkile geçişle birlikte değişmeye de başladı. Kaba güçler gerektiren işleri yapan erkek, bir süre sonra iktidar hastalığına yakalandı ve süreç güçlü ile güçsüz arasında bir savaşa doğru gitti.

İktidarı ele geçirmek için savaşan erkek’in ilk yaptığı kadını aşağılamak oldu. Her koşulda ve her alanda kadını aşağılamaya başlayan, kadını ikinci plana iten erkek, bunu günlük yaşamda ve inançta yapmayı başarınca iktidarı da ele aldı. Erkeğin karşısında yenilgiye uğrayan kadın artık egemen sistemin elinde bir köleden başka bir şey değildi. İlk erkek egemen sistem olan Sümer rahip devletinde, kadına verilen ilk misyon fahişelik görevi idi. Sümer rahiplerinin tapınaklarında, tanrılara sunulan fahişeler görevi verilen kadın için artık ezilme ve köleleşme hızlanmıştı.

Köleleşen sadece kadın değil, seçilmiş bazı erkekler dışındaki herkesti. Sümer rahiplerinin büyük kuleler kurmasından etkilenen, egemen sınıfta kendine büyük kuleler kurmaya, daha sonraları da bunları yoksul halktan koruyacak ordular kurmaya başlamışlardı. Egemen erkek anlayışı ile oluşan Sümer rahip devleti, sınıfların oluşmasını da sağlamıştır. Zengin ve yoksulun oluşması ile zaten sınıflı toplumlara adım atan insan için bundan sonra artık kendine en uygun yaşam tarzını aramaktan başka bir durum söz konusu olamazdı. Sümer rahip devleti ile birlikte sınıf savaşları da başlamış olmuştu.

İnsanlık tarihi boyunca, köleci, feodal toplumlar olmuş, Fransız burjuva devrimi ile birlikte de kapitalizmin dönemi başlamıştır. Sınıflı toplumun en temel özelliği, kendisine bir düşman yaratması ve insanları o düşman üzerinden egemenliği altına almasıdır. Tarih boyunca, her dönemde bir düşman üzerinden halkı yönetmeye, ezmeye çalışmıştır. İktidar, her koşulda ve her dönemde halkın olamayacaktır. Bunun için de yoğun bir çalışma yapılmış, her iktidar sahibi, kendi döneminde, kendisinin gerekliliğini ve iktidarın elit olduğunu halka inandırmak için çabalamıştır. “Devlet baba” söylemi de bu söylemlerden biridir.

Bu topraklarda da aynı politika yürütülmekte, her koşulda, tarihin her safhasında devlet, bir olmazsa olmaz olarak gösterilmektedir. En belirgin ve akılda kalıcısını söylemek gerekirse; “olmaya devlet cihanda” ve “devlet baba” sözleri ve bunların halktaki etkileridir. Türkiye devleti kurulduğu andan itibaren, bir devlet miti yaratma çabasına girmiş, her koşulda ve her alanda devletin büyüklüğü vurgulanmıştır. Kırsal kesimlerde oluşturulan köy enstitüleri ile de bu devlet miti her yere yayılmıştır. Devlet artık yıkılmaz, olmazsa olmaz bir hal almıştır.

Bir mit haline gelen devlet için bir sonraki aşama, halkın gözünde oluşan yenilmezliğini korumaktır ki bunun için yapılacak durum basit bir döngüden ibarettir, önce bir düşman yarat, sonra korku yarat ve iktidarı elinde tut.

Kapitalist devletin oluşumu ile birlikte yenilmezliğini devamlı hale getirmenin en temel özelliği olan düşman yaratımında en çok halktan yararlanılmıştır. Halk her daim bir düşman olarak görülmüş, köleleştirilmiştir. Egemen sınıfların çıkarlarını korumak dışında hiçbir görevi olmayan devlet aygıtı, halk üzerindeki hegemonyasını korumak için her daim bir sürü baskı şekli yaratmıştır. Kapitalizm doğası gereği bir baskı rejimidir ve üretimden çok tüketim temelli bir yapılanmadır. Bir yandan yenileşmeyi yaşarken, bunun alt metninde büyük bir tüketim ve yok etme hırsı yer almaktadır. Çıkar temelli bir sistem olan kapitalizmde, egemen sınıfların çıkarları her şeyden önemlidir.

Türkiye de de durum farklı değildir. Son 10-15 yıldır kapitalizme geçişi yaşayan devlet, giderek sınıflar arası bir ayrıma ve sınıf devletine de dönüşmeye başlamıştır. 90 lı yıllara kadar var olan orta sınıf kavramı, özelleştirmeye başlanması ile yavaş yavaş yok olmuş, yerine işçi sınıfı ve egemen sınıf olarak iki sınıfa bırakmıştır. Ülke şu an da kapitalizme geçisin en ağır, en zor dönemini geçirmekte, egemen sınıfların iktidarı, halka kendini açıkça göstermeye başlamıştır. Son yıllarda uygulanan politikalara bakıldığında, halk daha çok ezilmekte, zenginler daha da fazla hak sahibi olmaktadır. Kentsel dönüşüm uygulamaları, taşeron kurumların oluşması, devlete bağlı kurumların bilinçli bir şekilde işlemez hale getirilmesi kapitalizmin göstergelerindendir.

70 lerden itibaren başlayan devlet baba efsanesi, yerini artık devlet patrona bırakmıştır. 90 lara kadar gelinen dönemde var olan,”devletin bir bildiği var”, “devlet baba” söylemleri giderek yok olmakta, devlete güven yerini devletten korkuya bırakmıştır. Zaten tarihe bakıldığında görülecektir ki, Türkiye’de yaşanan sistem 80 darbesi ile değişime başlamış, Özal’lı yıllarla kapitalizme göz kırpmalar hızlanmış, son on yıldır da kapitalizme geçişi yaşamıştır. Artık sistem gerçek anlamda kapitalizmdir.

Nükleer santrallerdeki ısrarlar, taşeronlaşma süreçleri, işçiden bütün haklarını alma çabaları, kişilerin bireysel şiddete yönelmeleri, ezilen kesimlere, kadınlara yönelik açık şiddet ve ezme çabaları kapitalizmin göstergeleridir. Muhalif kesimlere uygulanan baskılar, saldırılar da bunların içindedir. Kapitalizmin son dönemdeki pervasız saldırıların sebebi, kendine düşman olarak gördüğü tek güç olan işçi sınıfı ve sosyalistlerin yaşadığı sıkıntılardır ancak bilinmelidir ki; sosyalist devletlerin ve sosyalist hareketlerin dünyada uğradığı başarısızlıklar ve baskılar, bu hayat görüşünün ortadan kalktığı anlamına gelmez. Kişisel devrimciliğin yok olduğu veya sönük kaldığı kanısına, ”dünyada sosyalist devlet kalmadı” düşüncesiyle varılamaz. Zaten devrimler de halkın en çok ezildiği, kapitalizmin ve sermayenin tamamen gırtlağa çöktüğü dönemlerde meydana gelmiştir. Bu nedenle, dünyada devrimci kalmadı dendiği anda bile devrim olması muhtemeldir.

Sosyalizm, bu sistemin tek alternatifi, tek çözümüdür. Kapitalist sistemin insan doğasında ve dünya da yarattığı tahribatı yıkabilecek, insanı, diğer bütün canlıları, dünyayı hak ettiği konuma getirecek tek sistem sosyalizmdir. Kapitalizmin her alanda saldırması, insanın günlük yaşamına kadar müdahale etmesi de bundan ötürüdür. Sosyalizmin geleceği korkusu yüzünden, her koldan sosyalizme saldıran sistem, buna denk olarak da, anarşizm, sosyal demokrasi gibi kavramları ortaya çıkartmıştır ki, bütün çıkartılan düşünceler, sosyalizmden yararlanıp, sosyalizmin sisteme alternatif olan kısmını törpülemeyi hedeflemektedir. Sosyalizm dışında var olan bütün düşünceler, sistem içerisinde çözümler hedeflemekte, sistemin verdiği iki üç basit hakkı kazanım olarak görmekte ve susmaktadırlar. Devletten bir şey bekleme mantığı ile hareket eden, devletin verdiği hakları kazanım olarak gören bu düşünceler, gerçek anlamda sorunun kökenine inmek yerine, sorununun kökenini gizleme çabaları içinde yer almaktadırlar.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...İyi haftalar..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
This Is Only Beginning - Ali B. - Indybay.org
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
‘Devletin Sevilmeyen Çocuğu Olduğumuzu Herkes Biliyor’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Tatava Yapma Birleş - Çetin YILMAZ - Jiyan
'Milli' İrade Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle'nin Türkiye'de Twitter'ın Yasaklanması ile İlgili Yaptığı Açıklama via Europa.eu
Is Turkey Ready For The Post-Erdogan Era? - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Demokratik Özerkliğin Ekonomik Modelleri Nedir ve Nasıl İnşa Edilebilirler? - Ceren ÖZSELÇUK - Yahya M. MADRA - Vansont
Dispatches: Turkey Shuts Down Twitter - Emma SINCLAIR_WEBB - HRW
Erdoğan'ın Twitter'ı Kapatmasının 7 Nedeni - Paul MASON - BBC Türkçe
Internet Altyapisi ve Muhtemel Engellere Karşı Öneriler - Anonima - Kaynakça Gurbetname
Turkey's Government Can't Stop Twitter - Heather TIMMONS - The Atlantic
Twitter'dan Sonra YouTube'a Da Erişim Yasaklanabilir - Sam SCHECHNER - Emre PEKER - WSJ Türkiye
Ben VPN’i Övmeye Değil Gömmeye Geldim - Serhat AYAN - Tknlj.com
AEM - RedHack Editor
Turkey And Twitter - Room For Debate via The NY Times
Anonymous #Op Turkey Twitter Storm 2014 - v/ Anonymous
Canlı Blog: Twitter'a Erişim Engeli - Al Jazeera Türk
Her Şey Batar İnsan Yüzer! - Bülent ŞIK - Birgün
Streisand Effect Takes Hold As Turkey Bans Twitter - Emma WOOLLACOTT - Forbes.com
Die Brücke Nach Europa Wackelt - Samuel ACKER - Zeit
Turks Flock To Apps to Avoid Censorship - Arabian Gazette
İster Resmi İster Gayri Resmi, Biz Öldüğümüzden Daha Çok Doğanlarız - Kemal BOZKURT - Jiyan
Berkin Komadayken İfadeye Çağrılmış - İsmail SAYMAZ - Radikal
Berkin’in Cenazesine Katılanlar Fişleniyor Mu? - Emre ERTANİ - Agos
Gezi’yi Alevîleştirmek - Ayfer KARAKAYA-STUMP - Bir + Bir
Okmeydanı: Mahalle Eskisi Gibi Değil - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
MEB'den Okul Müdürlerine 'Berkin Elvan' Uyarısı: Kafaları Kopartılacak - Cnntürk
“Polis Şahbaz’ın Sağlık Raporları Sahte” - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
TİB'den Abdocan İçin "Yanıt Yok" - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Burak Can Karamanoğlu Kimdir Anlatıyoruz - Yürüyüş 409 - Sosyalizm Okulu
Erdoğan Running Amok: Turkey and the Politics of Polarization - Umut ÖZKIRIMLI - The World Post
Seçim Özel Sayısı - Amargi Dergi v/ Issuu
Millet İradesi ve Ak Aydınlar - Uğur Kenan ÖZKAN - Başlangıç
Bir HDP Seçmeninden Bir HDP Eleştirisi - Dağhan IRAK - DI'Blog
Partilerin Nitelikleri Üzerine - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
“Garnitür” Neden Bir Eleştiri Değildir ya da İnsan Hakları Sosyetesi - Hande COŞKAN - Jiyan
HDP'li Gambetti’den CHP Çağrısı - Mustafa KÜÇÜK - Hürriyet.com.tr
Ertuğrul Kürkçü'den Gambetti Açıklaması v/ Ötekilerin Postası
Basın Açıklaması - Boğaziçi Üniversitesi HDK-HDP’li Öğrenciler - HDK-HDP Rumelihisarüstü
Ne AKP, Ne de Cemaat Katkılı Cephe… - Çetin YILMAZ - Jiyan
Kürt Sorunu ve Gelecek: Özgürlükçü Sosyal Demokrasinin Dört Talebi - Nüve.biz
Şimdi Tatava Yapmayacağız Da Ne Zaman Yapacağız? - Çağdaş ERSOY - Sendika.org
Öcalan'ın Newroz Mesajı: Barışımız Halklar İçindir - Evrensel
Diyarbakır Mümkün! - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
Röportaj Mı Vereceksin, E Buyur Gel! - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Rober Koptaş: 'Cemaat Sırf Son Aylarda Yaptıklarıyla Kirli Bir Güç Odağı Olduğunu Gösterdi' - Serdar KORUCU - T24
Koru Nasıl Sıfırlandı - Gülistan ALAGÖZ - Hürriyet.com.tr
Ali Fuat Yılmazer: RTE Gerçekleri Örtbas Etmek İsteyen Bir Başbakan - T24
Figen Algül: Greve Gidince Okuldan Attılar - Can ÖKTEMER - Agos
Bu Topraklar Sizindir ve Tabii ki Tekrar Sizin Olacaktır. Yerkir.am’in Türk Yazarla Yaptığı Özel Röportaj - Akunq
AKP-Gülen Cemaati Kavgası Dink Cinayeti Üzerinden Devam Ediyor - Emre ERTANİ - Agos
‘Türkiye ve Suriye Alevilerini Birbirinden Ayırdık' - Hasan SİVRİ - Yakın Doğu Haber
Ermenilerin Yaşadığı Suriye Kesab Şehri Türkiye’den Sınırı Geçen Teröristler Tarafından Saldırıya Uğradı - Ermeni Haber
Armenians From Kesab Spent Night in Latakia Church 
Քեսապի հայ բնակչությունը տարհանվել է - Asekose.am
Süleyman Şah’a Giderken Fırat’ta Boğulmak - Süleyman ALTINOĞLU - Fraksiyon
Never Again - Serkan ENGİN - Paper Boats Of Poetry
International Day Against Fascism March 22nd - Live Blog v/Revolution News
Avrupa Antifaşist Manifestosu - Çev: Aslı ÖCAL - Fraksiyon
Conflict in Ukraine Could Be A Boon For Big Gas - Cole STANGLER - In These Times
Greif: İşgalin Manifestosu - İştirakî
Ali Ağaoğlu'na Hayran Kalmak... - Cinsiyetçi Medya Takip

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Turkey By Julia Manzerova

>>>>>Poemé
‘Ah’lar Ağacı - Didem MADAK

1-
Bir ilaç içsem bari diye düşündüm,
Biraz kolonya sürünsem,
Ferahlasam, pencereyi açsam.
Şöyle bir şey yazdım sonra:
Yağmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
Sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
Berbattı,
Bir şiire böyle başlanmazdı.

İç ses diye söylendim,
Ardından Yıldırım Gürses...
Aptal aptal güldüm bir de buna.
Ayşecik vazoyu kırıyor
Ve ‘tamir et bakalım’ diyordu babasına.
Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızdırıyordu çatlaklarından.
Karnabahar kızartmıyordu asla
Başrolde kadınlar.

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah...dedim sonra
Ah!

İç ses, diye söylendim
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya:
Tanrım bana hiç erimeyen,
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla.
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik
Kardeşimle kendimize durmadan,
Olmayan çayları,
Olmayan fincanlardan içerdik.
Olmayan kapıları açardık,
Olmayan ziller çaldığında.
Siyah papyonlu olurdu mutlaka
Resim defterimizdeki damat.
Yedi günde yarattığımız dünya
Mutlu olurduk pastel koksa.

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
Hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah...dedim sonra,
Ah!

Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım,
İçim sıkılmasa o kadar
Tek bir satır bile okumazdım.
Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı
Bir derdi var derdim.
Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim.
Ninni derdim, ninni bebeğim!
Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini.
Plastik gözkapaklarının ardında,
Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin,
Gözyaşları da.
Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına.
Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı,
Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa.

İnsan çıtır ekmeği ısırdığında,
Kırıklar dolar kucağına,
İşte orası umudun tarlasıdır.
Ve orada başaklar ağırlaştığında,
Sayısız ah dökülür toprağa.

İç ses, diye söylendim
Ve ah dedim sonra,
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim.

Dallarına salıncak kurardı çocuklar,
Hızlı yaşanan bir hayatın şarkılarıydı salıncaklar.
Meyveleri tatsızdı
Eski bir lanetten dolayı
Herkes dişlerdi acı meyvelerini,
Ve herkes söverdi ona.
İsmini yazardı herkes onun bağrına,
Ah derdi o. Ah!

Bıçağın ucundaydı insanların hafızası
‘İnsan unutandır
ve insan unutulmaya mahkum olandır.’
Tanrı şöyle derdi o zaman:
Ah!

Ne çok dikeni vardı ahlat ağacının tanrım,
Ulaşılamazdı,
Sen sarılmak istesen ona,
O sana sarılmazdı.
Ne çok dikenin vardı Tanrım!
Ne çok isterdim,
Sana sarılamazdım.
Ve şöyle derdim o zaman:
Ah!

Ahlat ahların ağacıydı,
Yaşlanmaya başlayanların,
İtiraf edilememiş aşkların,
Evde kalmış kızların.
Ahlat ahların ağacıydı,
Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
Öyleydi işte.

Ve etimoloji Eti’lerden kalma
Bir zaman birimiydi yanılmıyorsam.
Ve yanılmıyorsam yalnız insanların,
Kahvaltı edip ağladıkları pazar sabahları yokmuş o zaman.
Mesela o zamanlar
Mutsuz olduğunda insanlar,
Yok olurmuş bazı dakikalar.

Gülümsedim o sıra,
Bazen sevinirim,
Sevinmek nedense hep yedi yaşında
Ve ah... dedim sonra,
Ah!

Bazen ah diyorum durmadan,
Şimdi ben ahlatın başında,
Otuz iki yaşımda.
Ahlar ağacı gibi.
Rengarenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim.Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı vermekten başka.

Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta.

At arabasıyla kağıt toplardı
Her sabah çingene kadınlar.
Üst üste yığılırdı buruşuk kirli kağıtlar
Şaşırırdım
Kadınların mı yoksa kağıtların mı memeleri kocaman?

Bir zamanlar öfkem beni zora koşardı.
Kızıl yelelerim yapışırdı terli alnıma
Ne eğere gelirsin ne de semere derledi bana,

Yeniden doğmuş olurdum oysa,
Öldüğümü sandıklarında,
Yalnızca kağıtlarda iyi koşan bir at olarak.

Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar.
Ahtım olsun,
Yükleri ağırlaşsın diye iyice,
Tabutumun içinde tepineceğim.


2-
Bir göl vardı evimizin karşısında,
Mavi gözleri olan,
Kara yağız bir şehirde yaşamışım meğer yıllarca.

Ya siz,
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?

İlk üç vişneyi verdiğinde bahçedeki ağaç
Annem sevindiydi hatırlarım.
Ah demişti.
Ah!
Üç küçük kırmızı dünya verilmişti sanki ona.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.
Annem çok sevinmelerin kadınıydı,
Sıcak yemeklerin.
Başına diktikleri o taş,
Ne zaman dokunsam soğuktur oysa.
Ben okşadığımda ama, ısınır sanki biraz.

İç ses!
Bu bahsi kapa!

Mutfağa gidip domates çorbası pişirdim.
Çoktandır öksüz olan mutfakta
Buğulandı ve ağladı camlar,
Gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.
Çoktandır öksüz olan dünyaya baktım,
Allah babasıyla baş başa kalmış insanlara,
Poşetin tamamını beş bardak suya boşaltınca,
Sanki biraz rahatladım.
Kazanlar dolusu çorba kaynatsam sanki,
Artık kimse mutsuz olmayacaktı.
Ah...dedim sonra,
Ah!
İç sıkıntımla çektirdiğimiz bu fotoğrafta,
Aynı vampir gibi çıkacağız.
Kırmızı çorbama ekmek doğrayınca,
Sanki biraz ferahladım.
Karıştırdım ve iç ses diye fısıldadım:
Hala aç mısın?

Bir tren geçti yine tam o sıra
Ustura gibi kara,
Düdük çala çala,
Geçti şiirimin ortasından.
Kes şunu dedim, kes artık!
Oldu olacak,
Kan kardeşi olsun ruhumla yollar.
Merak ederdim,
Kesik başları ve sarı ışıklarıyla
Nereye gider bu insanlar?
Raylar uzanırdı içimde kilometrelerce
Bir kara yılan gibi,
Bilemezdim menzil neresi?

Ah...dedim sonra
Ve acilen makas değiştirdim.
İç ses, diye söylendim,
Raydan çıkma bundan sonra.

Kuyruk sallardı,
annemden kalma maaşım
her üç ayın sonunda.
Sevinirdi,
Kocaman bir kara kediyi okşamış gibi ellerim.
Sarımsak kokulu fötr şapkalı amcalarla,
Muhabbet ederdik kuyrukta.
Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
Fötr şapkalı kelimeleriydik,
Çürük dişlerimizle bizler,
Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
Saf ve pembe gülümserdik.
Bizler her üç ayın sonunda yeniden doğan bebeklerdik.
Neden ilerlemiyor bu kuyruk derdik,
Neden hep aynı yerdeyiz,
Hayattan söz edilirdi,
Zor denirdi,
Ve ardından susulurdu mutlaka.

Fötr şapkalı amcalardan biri
Ah derdi sonra,
Ah!
Kuyruk öfkeyle kıpırdanırdı o zaman.

3-
“Bir Arap şairi şöyle demiş,
Savaşta yenilen halkına,
Ağlamayın, ağlamayın, acınız azalır”

Uzun bir dize dayardı hayat her sabah karnıma
Şiir için düelloya gelmiş bir sevgili gibi,
Sorardı:
Daha yazacak mısın?
Hayır derdim,
Artık yazmayacağım.
Ama şöyle denir:
Kılıç çeken kılıçla ölür.
Ama şöyle denir:
Kaderden kaçılmaz.

Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
Yıllarca biriktirdim
rengarenk çokomel kağıtlarını kitap aralarında.
Aşık olduğumda,
Çikolata kokardı kırmızı yazgım.
hayatıma hayat diyemem artık.
sarı yazgım her sonbahar onu
biraz daha fazla, ömür yaptı.
Maviye de, yeşile de dili dönmez ömrümün artık.

Kara yazgımı şimdi kim bilir
Hangi kitabın arasında saklıyorsun tanrım?
Ah.. dedim sonra
Ah!

İç ses, diye söylendim,
Başımda rüzgar vardı
Başımda uğultular...
Kalbim usulca kıpırdardı
Ve ses çıkarırdı dokununca
Çan çiçeğiyle karıştırırdı onu belki
Bir başkası olsa.
Başımda rüzgar vardı,
Yine esiyordum
Hızla dönmeye başladı kalbim
Rüzgargülüyle karıştırırdı onu belki
Bir başkası olsa.
Başımda uğultular...
Fırtına çıktı sonra,
Yaşadığını anladı kalbim,
Böyle yaşanamaz derdi
Bir başkası olsa.

Bir zamanlar meydan okumak isterdim.
Kaç meydanını okudum da bu hayatın.
Yalnızca iki harfini öğrendim:
A
H!

Ah benim nergis kokulu cehaletim...
Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,
Bir AH’dan başka.
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH!

Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
Çok şey geçmiş gibi başımdan
Ah dedim sonra,
Ah!

İç ses, diye söylendim.
Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

Vasiyetimdir:
Bin ahımın hakkı toprağa kalsın...

Kaynakça: Antoloji

Monday, March 17, 2014

Deuss Ex Machina # 490 - satevis

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_490_--_satevis

10 Mart 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Strom Noir - Textures (Zoharum)
2. Strom Noir - Urban Blues (Zoharum)
3. Selaxon Lutberg - Untitled (Denovali Records)
4. Selaxon Lutberg - Untitled (Denovali Records)
5. Barnett + Coloccia - Retrieval (Blackest Ever Black)
6. Barnett + Coloccia - Hallway (Blackest Ever Black)
7. Crippled Black Phoenix - I Am Free, Today I Perished (Invada)
8. Crippled Black Phoenix - Whissendine (Invada)
9. Vomank - Vantag (Self Released)
10. Vomank - Sareri Hovin Mernem (Self Released)

satevis
(490)

Neredeyse tam donanımlı hiçbir eksiği gediği bulunmayan, kusurun hemen hiç bulunmadığı, lekenin adının bile geçmediği, hilenin söz konusu bile edilmediği, ağza dahi alınmadığı, adının anılmadığı demokrasi güncesindeyiz! Görenin ya da duyanın da geriye tanık olarak numune kabilinden konulmadığı, tartışmaların kısır bir döngüye hapsedildiği demokrasi nam mefhumun basbayağı ayarının bozulduğu ve dengesinin şaştığı bir uzamdayız. Gerçeklik iri puntolarla hep devleti haklı çıkartan, meydan okumasını, tehdit etmesini kolaylaştıran, müsaade eden ama demos’un tek bir sözünün bile işitilmediği, asıl derdinin hiç umursanmadığını bütünleyen bir kurguya teslim edilmektedir. Muhafazakârlık doğrunun zikredilmesi, hakikatin meydana çıkartılması ve asla yalandan medet umulmaması olarak zikredilirken, her sözün o dolayımlarda boğuntuya konulduğu bir demokrasi bina olunmaktadır. Muhafaza edilen kuyruklu yalanlarla savunulan yağma, rant, çıkar, maddiyat ve çok daha fazla hükmetme çabasıdır. Hep düşünülen budur. İktidar olmanın, muhalif kalmaktan tek farkının, icraatta önünde engel teşkil edilmeden yol alabilmek olduğu bugünlerde bir kere daha ayrıntılarıyla kanıtlanmaktadır. Bu ülkede o engelsizliğin, dokunulmazlığın asıl bambaşka fecaatleri türetebilmek adına başvurulan bir mekanizmaya evirildiği kesindir. Hiçbir gizli saklı yoktur denilirken, her şey şeffaf, aleni ve uluorta eylendiği zikredilirken, hemen her şeye müdahil olunup engellenemezse de önüne set kurulan, tiratların hep aynı ezberlerden birleştirildiği, duyurulduğu komplike bir perdeleme söz konusu edilir. Bir perde iner ömür billâh bir daha kalkmayacak bir karanlığa tekabül eder, ettirilir. Bugünün ülkesi yalanlarıyla gizlide, kuytuda sakladıklarıyla, belgesi olsa da ona da inanan çıkmayacaktır özgüveniyle, onun avuntusuyla, her şeyin paçavraya dönüştürüldüğü siyasanın mabedi yapılır.

Sistem çoktan çökmüşken, yıkıntıların arasında halen en güçlü, en muktedir, en çok sözün kural olduğunu duyuran, sağlam iradenin insafına terk edildiğimiz ortaya çıkmaktadır. Kesintisiz bir biçimde yapılan edilenin toplamında bu durumu teyit edebilmek mümkündür. Doğrudan demokrasi tercihinin, şansının her zamanki gibi ihtiraslara, ali çıkarlara kurban edilmesinin de daimiliği sağlanmakta işte bu deney laboratuarı ülkede bugün ve şimdi. İleri demokrasi güncesinde hayat biteviye rutinlere mahkûm edilmektedir. Sorgusuz, sualsiz, biat, biat ve daha çok biat dillendirilmektedir her an. Deneyin birisi bitmeden bir başkasına geçilmektedir. Erdoğan yargısının, nihai sonuçlarından birisi olan tahliyelerden bunu görebilmek mümkündür. Herhangi bir örgüt bağlantısına ihtiyaç duyulmayacak kadar kadar kendileri has suç örgütleri olan Kemal Kerinçsiz, Atilla Uğur, Levent Göktaş, Şener Eruygur, Doğu Perinçek’lerin tahliye edilmeleri,hem deneyin tükenmezliğini hem de erkânın en zor şartlarında kimlerden el aldığını gösteren bir aynalayıcıdır haddizatında. Nefretin, kinin, linçin, hıncın asil ‘vatan savunuşu’ olarak zikredildiği bu yerde Veli Küçük’ün de aramıza katılması gözdağının belkli de en resmi makam tarafından bir imdat kolu olarak bellendiğini ortaya çıkartmaktadır. Yanalım.

Korkuyu diri tutmak adına bu tahliyelerle, bedeni kurban olarak kullanmayı sıradanlaştırmak bu iktidara nasip oldu! Çıkar çıkmaz icraatlarına devam edeceklerini bildiren o meşum tayfanın cümlelerinden bunu okuyabilmek, anlayabilmek bir ihtimal değil hakikattir. Ufuk hizasından ölümün, kıyamın eksik edilmediği bir yerde başka söze gerek var mı? Her gününün hırsız arsız ve katillerin karanlığına teslim edilmiş bir ülke var mıdır? Bu kararlılığın her günü nasıl bir azaba dönüştürdüğü anlaşılabilmekten hala uzak mıdır? Çok uzaklarda mıdır idrak edebilmek, nasıl ve niye? Gündüz matem gece terör diye çıkan gazeteler var mıdır? Paramiliterlerin ortalıkta cirit atmasını nasıl yorumlamalıyız pekiyi? Matemin, elemin üzerini başka ölümlerle, onları kutsayıp sıvışıp gidilebilecek olan bir yerde söz var mı? Yıkıntıları arasında kala kaldığımız ahir zamanlar böylesi bir çiğlik ile dönüştürülürken hayat diyebilmek ne zaman söz konusu edilebilecektir? Üzerine basılıp geçilenin toprak değil bedenler olduğu ne zaman anlaşılacaktır? Bütün paramparça edilmişken geriye toz duman ve irin ve karanlıktan başka ne bırakılmıştır, sorgular mısınız? Karanlık cismanileştirilmişken, uluorta seslendirilenlerin, cümle diye ortaya çıkartılanların şeytanın aklına düşmeyecek şeyler olması vicdanınızda hiç yaralamaz mı? İktidar tüm donanımıyla hep taarruzda, söze bedene güne ve geleceğe kıyarken hiç aklınıza düştü mü yol nereye sorusu? Yaşıyoruz! Mamafih devlet dediğimizin her günü apayrı bir kıyamete dönüştürdüğünü bizatihi yaşayarak tecrübe ettiriliyoruz. Duraksamaksızın taarruzlar bunun daimiliği adına yineleniyor. Cümle ya eksik kalıyor yahut ta bir sonraki gün tamamlanıyor daha büyük acılarla. Hiçbir şey sonsuz değilken bizim ülkemizin demokrasisinin yenileme-düzenleme süreci nihayetlenmiyor. İş oraya getirilmiyor, gelmesi istenmiyor. Sorun işte burada hala ve hala. Provokasyonların teşkilatlı örgütlü yüzleri bunun temsilcisi düzenin sorumluları olarak lal kalıyor ol bahiste. Hayatın sizli bizli kıyaslarının uzamında her hedefleyiş, her saptayış bir kıyama dönüştürülüyor. Bitmeyen süreçlerse kalıcılaştırılıyor. Çocukların katledilişi siyaset sahnesinde argümanlara, polemiklere meze ediliyor. Lağım ağızlıların dillerinde her katledilen çocuk bedeni, ismi, geride bıraktığı annesi babası büyüğü küçüğü ayrı konulmadan, ayrıştırılmadan hedefe konuluyor hala. Biteviye cümleler kuruluyor biteviye yüksek perdeden terör örgütlerinin içine aldığı, yüzü poşili, eline sapan verilmiş, cebinde demir bilyesi olan bir çocuk diye cümleler kurulabiliyor hala. Bir mezara atılmış bilyeden medet umuluyor, bilye değil misket derseniz de bir şey değişmiyor o cihat hiddetini çoktan kuşanmış adamların, kadınların zihninde. Ne ekmek alması ne alakası var? gibi bir dolu cümle geçiyor! Anne hedefe konuluyor. Bir çocuk henüz yedisi çıkmadan, kırkı çıkmadan, yasa saygı duyulmadan hedefe bunca kolay konulabiliyor. Diğer yanda bir başka çocuk iyi kötü o bu değil onun acısından nefret kusuluyor, oysa babalar henüz konuşabilen, halen bu düzenin hışmında birbirleriyle karşı karşıya konulmak istenenler, oyuna gelmeyeceklerini söylüyor. Barışa ne kadar da çok ihtiyacımız olduğunu zikrediyorlar. Aradaki farkı görebilen hiçbir kimse, devletlûnun, kıyım çağrısını, linç kültürünü onaylar mı? O sözler, karşılıklı konuşmalar sizlere bir şeyleri hatırlatır mı? Bir anneyi yuhalatan katledilişinin sorulmasına, borsada iniş çıkış yok deyip geçiştiren, daha önce kadın mıdır kız mıdır bilmem lafının arkasına sığınmış olan, biber gazının katlettiği Metin Lokumcu’yu tanımayan, ne geziden ne de öncesindeki Reyhanlı’dan ve Roboski’den özür dilemeyen üzerinin örtülmesine gizli, açık çabalayan bir insanın suretidir karşılaştığımız.

Korkunç gerçek ,insanların ölümünü siyaset sahnesinde linç için arz edilmiş şeylermiş gibi onca kıyam bir dolu zulüm tekrar edilebilmesindeki inattır. O inada sahip çıkmaktır. Millet ile halk ayrışımından, bizim ile sizin vurgulamalarından, oncu, buncu, beriki yaftalamalarından el almaya, her şeyin bunca, bu kadar ağır sorgulanası şeyi bir sandığa mahkum edip gerisini umursamayan bir körlüktür yaşaya durduğumuz. Linç kültürünü bir kez filizlendirip uygulamaya, kendi tabanına her şeyi olur bildirdikten sonra yaşanacak şeylerin hesabını sandıkta mı soracağız bu mudur bu kadar mıdır? Balkon konuşmalarında herkesin başbakanı olmaktan öte her yurttaşın özgürlüğünü, yaşam hakkını, zulme! karşı sözünü yedirmemek için bir uzama çok var mıdır? Daha uzaklarda mıdır o ihtimallerin gerçekliğe evirilmesi nasıldır? Erkânın bekası, hangi acının bunca çok kanırtılabilmesini gerektirmektedir niye? İçişleri bakanlarının sırasıyla her üçünün rezillikleri, her şeye müdahil olurken başbakanı referans gösterip, onun talimatıyla hareket ettiklerini ilan ettikleri bir yerde hayat katliamlar, zulmedişler, nefret suçları, yaftalamalar vd.nin karşısında yenilip yutulabilir ve önemsenmeyebilir bir mesele midir? Nasıl yaşayacağız, bunca kör, vicdansız, eyvallahsız bildiğini nalıncı keseri gibi tekrar eden yönetenin ülkesinde. Hangi seçim ve hangi galibiyet çabası, insanların ölümlerini alaya alma hakkını reva gösterebilir ki niye? Yaşadığımız yer bir ülke, bir sınır, bir topraktan ibaret değildir artık. İnsanlığın sınandığı bir laboratuar her şeyin lime lime edildiği, iktidar için, hükmetmek için, devletin sabitliği için, güç için yıkımın daim ettirildiği bir menzildir. Anaların yüreğine indirilen, babaları yasta kendilerini savunmak zorunda bıraktırılan yasından alıkoyan, değişmeyen devlet kutsalları için, adına hemen her şeyin ayaklar altına alındığı bir menzil. Güce tapanların müteahhit’inin milletin a. koyduğu, içişleri bakanlığı yapmış zatın Gezi direnişi zamanı her şeyin başında tutup kulaklarından ‘s.’ attığı, bir başkasının mahkemeye ne hacet at gitsin görevinden savcıyı dediği bir menzil burası. Güce tapınırken her türlü şiddeti meşru görenlerin bütün bu irine rağmen asla değişmediği hep o tutumda kararlı oldukları bir menzil burası. Genellemelerin birer ikişer yaftaya iktidarın denetimine yaren edildiği bir menzildir işte burası. Bir köşe kadısının kalkıp evladını yitirmiş bir anneye, dile getirdiklerinin bu memleketin itikadı değerleriyle çeliştiğini yumurtlayabilmesidir işte bu menzil dediğimiz. Hoyratlıkta sınır tanımayanların, acıya saygı duymayanların her şeyi iktidar, güç sahibi olmak için nasıl eğip bükmekten kaçınmadıklarını gösteren bir aynalayıcıdır bahsettiklerimiz.

Dengemiz şaştı, rotamız belirsizleşti bunca şeyden sonra, her şey silikleşti ve sis perdesinin ardına rehin edildi. Bile isteye, kafeslere, balyozlara, giyotinlere, yedirmeyizlere korunaksız teslim edildik. Az biraz değil handiyse rehin edildik sonsuz kadar uzun bir süreliğine. Söz bu bağlamda iktidarı yeniden tanımlandırmayı, yermeyi, yerin dibine sokmayı değil, onun kendisi olmayı çabalanmayı değil hala sıradan olanın sözüne daha çok sahip çıkmayı gerektiriyor. Bir dolu bir sürü sonu gelmeyen kara delik güncesinde her fecaatten sonra yine bir başımızayız. Yalnız başımızayız bu menzilde. Birleştirebilecek miyiz tekrar bu sessiz çığlıklarımızı hiç ama hiç kimselere benzemeyen yaralarımızda, yaşamlarımızda ortak olmayı becerebilecek miyiz bu körler dünyasında, vicdansızlar pazarında! Dert budur?

>>>>>Bildirgeç
Siyaset ve Ahlakçılık - İlker Cihan BİNER - Agos-Şapgir

1.
Başbakan’ın Berkin Elvan’a ve ailesine yönelik nefret söylemleri, eski bakanların halkı nefrete sürükleyen mesajları, sosyal medyada iktidarın karanlık yüzünü ortaya çıkaran yönelik tapeler, esasında siyasetin son dönemde daha da kaotik bir hal aldığının kanıtı. Böylesine karanlık bir düzlemde siyaset nereye evrilmekte?

2.
Güncel duruma ilişkin kısa bir çerçeve çizdikten sonra, bu yazıda sorgulamak istediğim aslında iktidarın karanlığı değil. Sorgulamak istediğim mesele, sol ve liberal çevrelerden iktidara gelen tepkiler. Bu tepkiler topyekûn eleştirinin terk edilip yerine, ahlakçılığın hüküm sürdüğü tepkiler. Bir düş kırıklığı veya azat ediş olarak kodlanaan bizatihi yaşama karşıt olan bu ahlakçılığı tartışmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

3.
Barış Atay’ın geçen haftalarda Birgün gazetesine yazdığı yazı, pek çok şeye karşı çıktığı halde, pek az şeyi savunan bir yazıydı. Yazıda Başbakan’a yönelttiği eleştiriler, retorik ve jest siyasetinden ibaretti. Atay, ortada mantıklı bir neden olmaksızın yazısında, eline geçirdiği  -kimlik, ötekileştirme, diktatörlük, evrensel değerler, yolsuzluk-  doğru statüsünü, iyi statüsünü güvence altına alan ne varsa son derece rahatlatıcı bir çerçeveyle ona sarılmıştı.  Yani diğer bir ifadeyle tarihe tek tek kişiler üzerinden ya da o kişilere sitem etmek gibi acayip bir kılığa giren ahlakileştirme diyebiliriz.  

4.
Wendy Brown, ‘Tarihten Çıkan Siyaset’ kitabının bir bölümünde: ‘Sol ve liberal cenahta toplumda kimliğiyle öne çıkan bireylerin ne dediğini, nasıl temsil edildiğini veya her bir gruptan bireylerin kaçının belli kurumlarda yer aldığını veya çeşitli görevlere atandığını saptamaya büyük dikkat gösterilirken ırkçılık, yoksulluk, kadına yönelik şiddet ve başka toplumsal adaletsizlik unsurlarını yaratan kaynaklardan söz edilememektedir.’(1) der.

Brown’un da işaret ettiği kaynakları ele almak için hangi yöntemlere başvuracağımızı bilmeden, insanları vicdana, ahlaka, onurlu olmaya, şerefli olmaya davet ederek büyük bir mücadele veriyormuşuz hissine kapılıyoruz. Hiçbir şey söylemeden çok şey söylemiş gibi duruyoruz. Ahlak taslayarak bir ahlak hocasına dönüşebiliyoruz. Kendi ezeli düşmanımızda olumsuzladığımız şeyin ta kendisini, yani nihilizmi ve yaşam karşıtı tutumu sergileyebiliyoruz. Böylelikle eleştirinin yerini düşünsel bir felç alıyor.

5.
Nietzsche ahlakçılığın şöyle bir etkiye dönüştüğünden bahseder: ‘Üstü şiddetle örtülmüş… geri püskürtülmüş, bastırılmış, kendi içine kapatılmış, en nihayet sadece kendi kendine saldırıp hırsını kendinden çıkaran bu özgürlük içgüdüsü: başlangıç aşamasındaki vicdanı azabı bu, yalnızca budur.‘(2)

6.
Asıl mesele; iktidarın nasıl işlediği, nerede oluştuğu ve neden her yerde olduğudur. Bizlerin bugün yapması gereken iktidar oyunlarını açık edebilmek ve karanlıkta işleyen iktidar parçacıklarını ortaya dökebilmek olmalıdır.  Tartışarak, konuşarak, kavramsal analizlerle ve ikna edici siyasi bakışlarla yepyeni bir siyasi hat yaratabilmeliyiz.

İnsanları her fırsatta şerefli olmaya, onurlu olmaya davet ederek depolitize edici ve entelektüel açıdan boğucu, kısır tartışmaların tutsağı olmaktan kurtulmalıyız. Acılarımızı dünyaya yaymak yerine bu acıları aşmanın siyasetine girişmek gerekir.

**
1) Wendy Brown- Tarihten Çıkan Siyaset (Metis Yayınları)

2) Nietzsche- Ahlakın Soykütüğü (Kabalcı) 


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Bazen dilimiz kilitleniyor, aynı cümleleri kurarken buluyoruz. Bunca felaket eylenirken, gerçek kılınırken bir şeyleri ıskalıyormuşuz gibi geliyor. Görülmesi gerekeni, sorgulanması gerekeni, yaşamak için gerekeni.. İlker Cihan BİNER'in kaleme aldığı Siyaset ve Ahlakçılık makalesi bu minvalde tıkanıp kaldığımız, belki gerçekten çabalasak da göremediğimizi idrak ettirmeye, yol göstermeye çalışan bir meramı ihtiva ediyor. Sorgulanası ve tam vaktinde bir metin. BİNER ve Agos Şapgir ekibinin anlayışlarına sığınarak metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
This Is Only Beginning - Ali B. - Indybay.org
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Berkin’le Uyanış - Bülent USTA - BiaMag
Gitme Berkin, Çok Karanlık - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet.com.tr
Berkin Elvan İçin Dua  - 5 Harfliler
Çocuklardan Melek Yaratan Karanlık - Başyazı - Agos
Gülsüm Elvan: Devlet Kurban Seçti - Nihal BAYRAM / Rıza AYDOĞDU - Yeni Özgür Politika
Bildiğin Çocuktu İşte - Erk ACARER - Cumhuriyet
"Yattığın Yer İncitmesin" - Sırrı Süreyya ÖNDER - Radikal
Ağlamayın Ulan! - Ece TEMELKURAN - Birgün
“Beyaz Tebeşir ve Çocuklar” - Cihan TUĞAL - Şehir Senin
Biz Katile Katil Dedik, Diyoruz... - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
'Babacığım'ların Dünyevi Telaşı ve Bir Babanın Namuslu Takası - Arzu LERMİ - Radikal Blog
Sanem Bebek’ten Berkin Elvan’a… - Veli BAYRAK - Wan Haber
Hepimizin Yüreğine Bir Kurşun Sıkamazlar Ya… - Akın OLGUN - Birgün
Bizim Berkin Elvan’dan Başka Sözümüz Yoktur - Leyla ALP - T24
Berkin Elvan: Çocuk, Ekmek ve Hayatın Özü - Ayşe Gül ALTINAY - Bianet
Güneşe Akın - Aytül HASALTUN - Jiyan
"Bütün Sınıf Sana Çocuk Bayramlarında Zarfsız Kuşlar Gönderecek" - Ciwan ÖZKAN - Agos Şapgir
Berkin'in Öğretmeni: Ekmek Yolu Ölüm Yolu Olur Mu? - Damla YUR - Milliyet.com.tr
Korkuyorlar - Gündüz VASSAF - Radikal
Bir Çocuk Cenazesi Bir Sorumluluk Bir de Teyakkuz - Bilge GÜLER - Fraksiyon
[Fotoröportaj] Berkin Elvan Uğurlandı - Furkan TEMİR - Kurtuluş ARI - Nazım Serhat FIRAT - Agence Le Journal
Paul Murphy Speaks Following The Death Of Berkin Elvan in Turkey - Socialist World
Ein Gefühl Der Hilflosigkeit - Deniz YÜCEL - Taz
Berkin Elvan; Le Deuil De Toute Une Nation (Ou Presque) - Nicolas LEICSTENSCHNEIDER - Mediapart
Οργή για τον 15χρονο Ελβάν: Φωτογραφίες από τις συγκρούσεις στην Τουρκία - Left.gr
Alexis’in Arkadaşları Berkin’i Unutmadı - Seç Haber
Roboski'de Berkin İçin Anlamlı Eylem - Demokrat Haber
Yastaki İnsanların Üzerine Saldırı Emri Veren Efkan Himmler… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Çocuklardan Korkan İktidar - Fatma BAÇARU - Jiyan
Cinayetin Hesabını Vermeden Bilyenin Hesabını Soramazsın! - Arat SAADETYAN - Demokrat Haber
Bak Berkin Kaşların* Gibiyiz Artık. Birleştik… - Kemal BOZKURT - Jiyan
Öfkeliyiz... - Ali KENANOĞLU - Evrensel
Güle Güle Berkin Elvan - Dilara DEMİRTAŞ - DD' Blog
Elvan Ailesinin Avukatı, RS FM'e Konuştu - Atilla GÜNER - Rusya'nın Sesi
Nasıl Dayanıyorsunuz? - Dila KARAM - Radikal.Blog
Çocuk Katillerinin Aldatıcı Yası - Kürdistan24
İnsan Kimdir, Karakter Nedir? - Bağış, Tayyar, Gülen, Demirel - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Erdoğan, Berkin’i de Terörist İlan Etti!.. - Sendika.org
Berkin Elvan’ın Babasından Burak’ın Babasına Başsağlığı - XQW News
Burakcan Karamanoğlu'nun Ölümünün Perde Arkası - Barış ÜNVER - Beyn
Burak'a Da Hazin Veda - İsmail SAYMAZ - Deniz ZEYREK - Radikal
Erdoğan’ın Cepheleştirme Tuzağına Düşmekten Sakınalım! - Hasan CEMAL - T24
Sessiz Sedasız Gidişin, Bizim Haykırışımız Olacak - Ersin KİRİŞ - Politeknik
Serap Eser'in Ailesinden.. - Kaynakça: Ayça Akar ASLANTÜRK
Güvenlik Güçleri ve Cezasızlık Kültürü - Sena AKALIN - Birikim
Okmeydanindan Gelen Görüntüler Polis Faşistleri Evine Kadar Bırakıyor - Kürdistan Haber Merkezi
Öğrencisini 'Alevi' Diye Döven Öğretmenin Cezası Ertelendi - İsmail SAYMAZ - Radikal
Çocukları Suskunluğuyla Öldüren Ülke - Çetin YILMAZ - Jiyan
17 Aralık - Bakanlar İçin Hazırlanan Fezleke Dosyaları via Mediafire
Veli Küçük: Bundan Sonra Da Devam Edeceğiz… - Nor Zartonk
KCK: AKP Muhatap Olmaktan Çıkmıştır - İMC TV
AKP Sürecin Muhatabı Olmaktan Çıkıyor Mu? - Hüseyin ALİ - Özgür Gündem
Cezasızlık Zırhını Aşmak: Türkiye'de Güvenlik Güçleri ve Hak İhlalleri - Mehmet ATILGAN ve Serap IŞIK - TESEV
Yayınlanmış Tapeler Dizini - Haramzadeler333 - Dailymotion
Cemaat, Kabataş Gibi Bir Bomba Daha Patlatacak - Cumhuriyet
MPs: Erdogan's Son Doing Business In Israel - Itamar EICHNER - YNet News
Fethiye… Taksim… Okmeydanı - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
MHP'den HDP'ye Saldırılara Beklenmeyen Tepki - Ulusalpost.com
Fethiye’deki, Karadeniz’deki Solcular ve Kürtler - Y. Doğan Çetinkaya - Başlangıç
Erklerin Savaşı, Seçimler ve Sol - İsmail Güney YILMAZ - Fraksiyon
Թուրքիան լքելու համար հույներն ունեին 24 ժամ - Civilnet.am
(15 Mart 1921) Soghomon Tehliryan: ‘Talat..’ - Vahap IŞIK - Jiyan
Esas Size ‘Yazıklar Olsun’ Zafer Çağlayan - Gila BENMAYOR - Hurriyet.com.tr
Masis Kürkçügil ile Soykırım ve Ermeni-Kürt İlişkileri Üzerine - Harun ERCAN & Mehmet POLATEL - Zan Sosyal Siyasal ve İktisadi Araştırmalar Enstitüsü
Kürt Praksisi: Mizah - Özgür Amed - Avam Fanzin
Bir Gezi Yazısı: Gezi'de Herkes Vardı, Kimse Yoktu! - Selim TEMO - Radikal
Acı Sözlük - Mert İLKUTLUĞ - Resimaltı
Apoletlerini Yırt, Böyle Daha Güzelsin! - Sinem SAL - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Bulut Falı’ndan Özgürlük Çıkar Mı? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Gezi Sürecinde Ölenler ve Alevilik - Gülfer AKKAYA - Birgün Pazar
Delilik Üzerine… - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Sağlıkta Şiddet Nereden Besleniyor? - Bir Sağlık Emekçisi - Militan.net

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo FM’den iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Seven Movie Screenshot By Revieced

>>>>>Poemé
Kaybolanlar İçin Yanıp Durma Ayini - Birhan KESKİN

Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
Suna'yı ve denizi bildin
Şimdi bir başka soru bul kendine
bir yakamoz neden durup durup bir dubayı kovalar
gibi örneğin,

Ölümden ve hayattan çok bahsettik
suskun, ağızsız, sözsüz
ilahi bir koronun gülümsemesini istiyorum ben
yerli yersiz
hem neden küçük bir gülümseme için
büyük espriler gerekli bize
ve neden cinnet beşinci kattayken yakalar insanı
ve bu mermer insanlar nasıl olur da
romatizmadan bahsederler?

Ey ölümden ve hayattan olma çocuk
hüt hüt kuşunu ve gözyaşını bildin
peki, niçin bir new york bulur kendine
tatar çağrışımlı ve balkonlu kızlar
saçlarını taşırken çınaraltının serin sabahlarına
ve bir şairin yüzüne niçin kurtlar iner her akşam
durup dururken bir koridor ıssızlığına...

Kaynakça: Antoloji

Monday, March 10, 2014

Deuss Ex Machina # 489 - vydieranie

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_489_--_vydieranie

03 Mart 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Simon James Phillips - Moth To Taper (Room40)
2. Simon James Phillips - The Voice Imitator (Room40)
3. Replikas - Blackmail 2 (Self Released)
4. Replikas - Blackmail 5 (Self Released)
5. Ralph Alessi - Baida (ECM Records)
6. Ralph Alessi - 11 1 10 (ECM Records)
7. Ara Malikian / José Luis Montón - Estranha Forma De Vida (WEA)
8. Ara Malikian / José Luis Montón - Contigo (WEA)
9. Umut Çetin - Ş (Offprint/CD-R)
10. Nekizm - Kör Taşın Kıyısında (Offprint/CD-R)

vydieranie
(489)
Memleketin Günceli Ya Da Güncelin Karanlığına Dair Söz..

Hatıralar birikiyor, istif istif öbek öbek belirli bir yerden bir zamandan yahut ta belli bir uzamdan herhangi bir bağlamdan illa ki bir şeyleri yâd etmek adına değil nasıl bir yerde ve hangi koşullar altında yaşamakta olduğumuzu dosdoğru gösteren kesitlerin ve karşılaşmaların birikintisi yükseliyor. Dört yanımızdan çepeçevrelenmişken, sınırlandırmışken gümbürtünün tam dibinde neler yapılıyor, nasıl olur belletiliyor, kural ve nizama dönüştürülüyor bunu idrak ettiren bir yığın yükseliyor. Herhangi bir şüpheye yer vermeksizin en kestirmeden ortaya çıkıyor hatırlandıkça. Hatırlananlar, düzenin bu en arsızı, kepazesini hizmet hizmet diye itekleyip duranların ferasetini, kıyamlarının cinsini birinci elden göstere gelen bir mefhuma dönüşüyor. Net bir biçimde yaşadığımız yere dair tespitlerin, ahkâmların, çıkarsamaların büyük ustanın dünyaya bakışını örnekleyen şeylerden ibaret olduğu apaçık meydana çıkıyor.

Ezberlenmiş olan belagat, fecaat dile sakız edilirken doğrunun her ne olduğunun hiçbir surette atfedilenlerden ötesi olmadığı, olmayacağı zikrediliyor.  Her an yinelenen konuşmak için türetilenlerin nasıl bir hizalamaktan gayrisi olmadığını afişe ediyor.  Bağlaçları kesintili uzlaşımlar, sözüm ona hakikatler yalanlardan mürekkep doğru tasvirleri ve ağız dolusu itham, hakaret boyuna sürdürülebilen fiiller ve edimlerle ülke tastamam dönüştürülüyor. Bildiğiniz cehennem buralarda gündeliğin ayrışmazı kılınıyor. Her yerden her an şekli şemalı oluşturulan, didinilip durulan heyulayı sürdürürken bu cehennemi yeri kotarmak olduğu anlaşılıyor. Duvarlar, yıkıntılar, geçmişin sis bulutu ardına saklananlar birer birer üzerimize çöküyor. Karanlık ağır basıyor artık. Kırımların daimi eksiltmelerin, yok saymaların, bildiğini okurken kötülükten taviz vermemenin tahayyülü hakikate eviriliyor.

Basbayağı yazınsal olarak görülen faşizm, otokratizm, totalitarizm gibi kavramlar bildiğiniz ismimiz cismimiz kadar gerçekliğimizin karşılığına bir tereddüt taşımaksızın yerleştiriliyor, ayrışmazımız kılınıyor. Bu ülkede hemen şimdi. Önce kıyılan sözlerle, sonra yaftalarla en sonunda kanunun ta kendisi oluyor. 'Demokrasi' mevzu bahis edilirken anti demokratik olan her ne varsa onlar tastamam belirli bir doğrultuda peyderpey, gerçeğe dönüştürülüyor. Katar yüklenirken felaket artık olağanımız haline dönüştürülüyor. Kalıcılaştırılan bu fikri kuraklık, hak gaspları, özgürlük talanı, adaletin yağmalaması üzerinden ilerletiliyor, genişletiliyor. Eskiyi, eksi zamanları çok iyi bilenler için hatırlamaktan bir an olsun vazgeçmeyenler için yaşadığımız bu güncellik bir dolu şeyin tıpkıbasımını, yenilenmiş sürümlerini ihtiva ediyor. Delirtmek için deli dumrulluk, kayıtsızlığı ve mutlak biati sağlamak hınç ve linç ve hedef göstermeleri kalıcılaştırmak adına andıklarımızın hemen hepsini iktidarın tüm nimetlerinden faydalanılıyor. İktidar halka ait olanın yağmalandığı bir aracı olarak görülmesiyle tüm pejmürdeliğinin üstüne artık tüy dikiliyor. Yanılsamalar kabul edilebilir, yalanlar sineye çekilebilir, muktedir bekası için tehditler de dâhil her yol mubah sayılabilir tavırlarıyla bütünleşik, bir ve salt iktidara ait değil onun rantından nemalananların birbirlerini buldukları; bol inşallah, çok maşallah bir dolu onama nidasının sıkıştırıldığı, seslendirilebildiği bir gerçek hatırattan çıkıp sonuca dönüşüyor.

Krizlerin hep teğet geçtiği yerde affınıza mağruren kerizin hiç bitmeyeceği nakşolunuyor yüksek perdeden, en üst mevkilerden, hep bir avazdan kurulan cümlelerle. Cürümler eylenirken olan biten halka yapılırken, karşılığı hep halkın daha fazla yoksunlaşmasıyken, kontrol altına alınmasıyken erkin mağduriyetine dair çıkarsamalar yineleniyor artık ara vermeye bile gerek duymaksızın. Topyekûn, söylene gelen ezberlenmiş bağnazlıklardan mütevellit olanlarla rıza dayatımının ta kendisi, kütle olarak yönlendirilebilir bir tabii akılları alınabilir fikri zehirlenebilir, ranta kurban edilmesi sorun edilmeyecek kitleler yaratabilmektir. Gayret hep bunun içindir hep bunu sağlama almak içindir. Söylem nifakın kendisine evirilirken durmak yoktur çünkü. Biteviye yedi gün handiyse aralıksız yirmi dört saat taktikler talanı sindirilebilir, sorgulanamaz belletmek için kullanıla gelenlerden kotarılmaktadır.
Bir şeyler, bir ihtimal değişir diye beklentilenirken vesikanın özü dünün tasdikçiliğidir. Sahip çıkılan her bedlik -yaptım ama bir sorun neden diye alaya almaların, devletin resmi makamlarında oturanların halkı aslında nasıl göz ardı ettiğini aleni olarak ifşa etmektedir. İki araya bir dereye sıkıştırılan sandık söyleminin, demokrasi nutuklarının, özgürlükler bahsinin, hak tanzimi yahut ta gaspına karşı ses edişin, sorgulamanın mümkünatsızlığı, men edilişi artık bu ülkede görünendir. Gördüğümüz ve anladığımız hiç uzağa gitmeden totalitarizm rejiminin doğuşudur. Tek dil, tek din, tek bayrak, tek din, tek millet, tek başkan, tek sözcü, tek vücut a'dan z'ye ulaşan bir kadrajda bütünün, çokluğun ve çoğulculuğun köküne kibrit suyu dökmektir tüm gaile. Ulaşılmak istenen mertebe Yeni Türkiye tanımının karşılığı böylesi bir sığlıktır. Açık sözlülüğün, şeffaflığın Gezi'den bu yana gördüğümüz dinamiklerin, halkın görüşünün, fikriyatının, itirazının her neye dair ve her neden vuku bulduğunun ıskalanmasıdır gaile. İtiraz edilenlerin bir kulaktan girip öte kulaktan çıkmasının aceleciliğidir asıl gaile.

Gezi'nin ruhu Amed'in Hevsel Bahçelerinde bambaşka bir fikri töze dönüşürken, devlet ağzının hiç değişmemesidir gaile. Bunca gün sonra, bunca anlatılan, yazılıp çizilenden sonra bile. Mesaj alınırken, alınıp durulanın resmi tapelerdeki karşılamalar olmasının, bütün o ortaya saçılan kepazeliğin toplamına sahip çıkmaktır gaile. Üzerini örtebilmek için dinlemişler ya hu demenin tercih edilmesidir. Hırsızlığın, arsızlığın, patavatsızlığın bir dolusu eylenirken halen hesap vermemezlik itinayla devam edilirken, sürdürülürken, nasıl olsa dokunan kimse kalmadı korunaklılığı ile atılıp tutulmaya devam edilmesidir gaile. Bir yay gibi gerilebilen ülkenin hayalden gerçeğe dönüştürülmesidir bugünün ülkesinde, esas gaile. Yoksunlaştırılan, deneyimden, sorgulamadan uzak tutulan, çaresiz konulan biteviye erk propagandası ile hayatı görmeye onu da ancak yarım yamalak bellemeye itinayla devam ettirilen bir ülkedir asıl gaile. Bütün bunlar birer gerçektir haddizatında. Bütün bunlar bizim gerçekliğimizdir kırık dökük demokrasi tarihimizin gecekondudan hallice olmasının, her yerinin eğri büğrü kalmasının kanıtlanmasıdır.

Hopa'da kıyamet kopartan ile Gezi'de ortalığı yangın yerine çeviren aynı akıldır işte tastamam. Arhavi'de kurulması için ön ayak olunan hes inşaatları gibi Alakır'da da iki hes projesine onay verenlerin varlığıdır tastamam. Roboski'de ne yapılmışsa Lice'de, Gever'de de onun yeniden yapılabilmiş olan akıldır işte tastamam. El aldığı nefret doğusu batısı artık hiç ama hiç fark etmeden her yeri kapsamaktayken Amed'den Aksaray'a, Urla'dan Fethiye'ye o ateşin harını daima diri tutmaktır gaile tastamam. Siyaset uzamının muktedir olanların haiz olabildikleri bir ayrıcalık olarak görülmesinden bu yana halkın sözünü ortaklaştırma çabasına karşı linçin devreye, devletlû korumasında, gözetiminde, linççi güruhların sırtını sıvazlayarak yinelenebilmesidir dert tastamam. Bir tabelanın indirilmesi ülke bayrağının asılması, Allahuekber nidaları ile Mustafa Kemal'in Askerleriyiz sloganlarının birbirinin dibinde atılabilmesidir ve bütün bunların normal karşılanmasıdır tastamam.

Bütün bu kalkışmalar sıradanmış gibi münferittir diye o aklın müdahalelerine bağışıklık kazanmış olan ekranlardan tatsızlık olarak dillendirilmesidir esas yıkımın kendisi tastamam. Devletlûnun kaymakamının bir turizm kentine böylesi görüntülerin yakışmadığını yineleyebilmesidir. Kameralar kapalıyken mahalle mahalle Kürdü avlamaya çalışanların varlığını sorgulamaktan imtina edilmelidir çünkü, orası turistik bir kenttir tastamam bu kadar keskin. Bir diğer yandan, 17 Aralık Yağma ve Hırsızlık operasyonu kapsamında sazı eline alan, muadili dünyanın herhangi bir yerinde göremeyeceğimiz bir ranttan kendine koca bir dilim almış olan eski bakanın demecinde görülen itham düzeneğidir ırkçılığın kendisidir yapılmaya çalışılan. Zafer Çağlayan'ın Tarsus'ta "Nasıl bir zihniyetle mücadele ettiğimizi bu millet çok iyi görüyor. Sizlere anlatacağım çok şey var. Ama bunları bize bir Yahudi, bir ateist, bir Zerdüşt yapsa anlarım. Ama bunları yapan Müslüman’ım diye geçiniyorsa yazıklar olsun" bahsinde sıkış tıkış kalmasıdır griliğimiz, çıkışsızlığa mahkûm edilişimiz tastamam. Yıllar yılıdır bu ülkenin ötekisi, diğeri olarak tanımlananlarına karşı denilmedik söz edilmedik bir hakaret konulmamışken yenilerinin de yolda olduğunu bildiren, can sıkan bir savunuştur gördüğümüz. Hesap vermek bir yana her fırsatta mihrak yaratımının, bunlar bunlar diye çemkirmenin, neoliberal sistemin dâhilinde hemen her şeyin mubah sayılması bilmiyoruz kaçıncı yarayı açmaktadır.

Yalanlar üzerinden yükselen bir ülkenin yeni denenmemiş olanlarla karşılaştırılmasıdır aslolan tastamam. Acıyı normalleştirilebilir,  sıradanlaştırıp geçiştirilebilir bir şey olarak sanmaktır esas gaflet lafı hiç dolanmaksızın. Yerin yurdun bütün bu karanlığı sağlama alma gayretinde, insanın ve doğanın isyan etmesine, yeter artık demesine rağmen sözün işitilmemesinin gayretkeşliği suretleri biriktiriliyor. Bütünleşik vesika, resim her nerede ve hangi şartlar altında hayatta olduğumuz bahsini de kısadan özetlemektedir. Dur durak bilmeksizin tekrar edilenlerin sayesinde de ezber okumalar neticesinde bok çukurunda debelenmeye devam ediyoruz artık. Kesin ve teyitli bilgi. Kasti olarak yönlendirmelere bilince hep öyle yer ettirilmiş suskunluklara hemhal ettirile ettirile meram bu ülkede tanımsızlaştırılıyor. Behemehal ortaya çıkan tablo bunu idrak ettirip, iliğimize kemiğimize kadar hissettiriyor. İnsanlık bahsi sıradan gibi gösterilen sınamalarda yerle yeksan ettiriliyor.

Doğru bir tane bir tekten mürekkep değilken hayır tektir bahsiyle ötesi sorgulanamaz kılınıyor. Aleniyetteyse her şey paramparça edilip binlerce küçük can kırığına dönüşüyor. Can kırıklarının yekunu iş bu hayat bahsinde nasıl görüldüğümüzü, nasıl bilindiğimizi son kertede erkin diliyle özetliyor. Gücü yetenin ülkesinde her iki erk, kuvvet! bunların yancısı ve yolcusu olan kesimler birbirlerini alaşağı etmeye çalışırken kalıcılaşan ve bunlarla yaşamaya mahkum edilen halkın sesinin, avazının, sözünün ve derdinin hemen hiç işitilmemesine gayret ediliyor. En büyük çıkarsamamız budur işte bu ülkeye dair. Salt sandıktan sandığa ya da zaruri bir beklenti, çıkar söz konusu değilse hemen hiç önemsenmeyenler, işitilmeyenler bugün bir kez daha kendi başlarına terk ediliyor. Sözleri ve sorguları umursanmıyor, işitilmiyor. Orada veya burada her yerde linçe, hınca ve öfkeye korunaksız bırakılan bir ülke tahsis olunuyor.

Cehennem çoktan kapımızı çalmış, yaşadığımız yerin kendisi olmuşken her şey handiyse bile isteye bu doğrultuda saf nefret, hıncın, linç vesaire kıyam için türetilen hamlelerle donatılmışken yalnızlaştırılmaktan kastımız bireyin izole edilmesi değil sessizliğe canlı canlı gömülmesidir. Başına getirilenlerin özellikle duyurulmamasıdır. Yaşam artık nasıl da zor farkında mısınız? Enkaz zihnin alabileceğinden artık çok daha fazla bir yıkımın temsilidir ki altında kalakaldığımızı bile ancak fark edebiliyoruz. Erk olma mücadelesi modern zamanlarda kuralsız, kaidesiz, limitsiz bir had bildirme, yaftalama ve ifşa süreciyken geri kalanlarımız için, "halk" için bu hep yeni dayatımlar, boyunduruk altına almalar, linçe korunaksız bırakılmalar olduğu gün yüzü bulmaktadır. Sözüm ona kavga sürerken Eskişehir'de protesto gösterilerinde şehrin düşman işgalinden kurtuluşu sergilenmektedir tıpkı bugün Fethiye'de olduğu gibi. Üzerlerinde zıplanabilen göstericiler ayakkabı ile copla dalınan camiiler ile halkın sesi işitilmez, başbakanın moralinin bozulmasının önlenmesidir bütün çabalanım.

Sözüm ona kavga sürerken hiçbir zaman masaldan başkasını vaat etmeyen adaletin hiç uğramayacağı artık bilindik olan ortak yaramız; Hrant Dink davasının kimilerinin sözleriyle kara kutusu olan Erhan Tuncel'in salıverilmesidir gümbürtüde uluorta eylenen. Malatya'da beş kişiyi sadece Hıristiyan oldukları için işkence ile katlederek öldürenlerin, katillerin özgürlüklerine bir biçimde kavuşturulmasıdır mesele, meselemiz. Adaletin hiçbir zaman var olmayacak bir mesele sınırlandırılmasıdır söz konusu özettir işte kameralar önünde - bu da boru diyenin hesap vermek bir yana bildikleriyle tahliyesinde gümbürtüye gidecektir vesselam. Daima millet, daima zillet, daima!. Barışıyoruz bahsi zikredilip durulurken savaşın, kanı yüceltmenin, vatan millet sakarya’nın yine her şeyin bu kutsal tesilisine sıkıştırılmasının çabasıdır karşılaştığımız.

Roboski'de daha bir kaç gün önce vahametin ta kendisi olarak yapılan askeri operasyonu takiben, katliamdan kurtulan Servet Encü'nin evinin delik deşik edilmesidir hâsılı problem. Yaşatmayacağız bu sınırda, öyle ama böyle ve bir biçimde sonuç olarak gerçekliğe kavuşturulmaktadır. Barışacak mıyız savaşacak mıyız her şey bu iki şıkkın arasında insanların hayatlarına kastederek sürmektedir devlet nezdinde. Kontrolü altında tam ve eksiksiz olarak cereyan eden, bunca sarsıntıya rağmen kök devletin geleneğini sürdürmeye devam ettiğidir. Bedenlere kurulan tahakkümün yanında ekolojik kıyamın da kolaçan edildiği bir surettir burada gördüğümüz. Her şey paramparça edilirken, alenen yıkılırken bizlere kalan hep bu gördüklerimizi biriktirmektir. Gördüğümüzü unutmamak adına yazmaktır.

Hatırlamak için kenarlara, kıyılara, sayfalara, güne not düşmektir. Hatırlananlar sadece yok edilenlerden ibaret, bildiğimizi sandığımız karşılaşmalardan mürekkep bir mefhumun taşıyıcısı değildir çünkü. Aynadaki akis içimizi delip geçen, iz bırakanların her nasıl erk eliyle ve hangi amaçlar doğrultusunda şekillendirildiğini, yıkımı kolaylamak için bir çocuğu azarlar gibi hükmedenin takındığı tavrı görünür kılan bir karşılaşmalar toplamıdır özetle. Hatırlayabildikçe, akılda yer edinenlerin dipsiz bucaksızlığında yer edinenleri, kazınanları aramaya inandıkça, yolumuzu keşfederiz. Daraltılmış patikalardan bunca ağır sinizm ve yıkımdan kurtulabilmek, yüzleşmek için başka bir seçeneğimiz kalmamıştır ezcümle. Başka bir şansımız olmayacaktır.

>>>>>Bildirgeç
Savaşalım Mı? - Çetin YILMAZ - Jiyan

Çözüm süreci diye adlandırılan çatışmasızlık hali bir yılına yaklaştı. Yıl dönümünde, uzun ve kanlı savaşın nihayete ermesi, ölümlerin olmaması, coğrafya’nın yavaş yavaş normalleşmesinin kutlanması beklenir değil mi?  Veya bu hayırlı sürecin savsaklanmaması için kamuoyunun hükümete baskı yapması? Hatta sürecin başlatanı ve en büyük aktörü Abdullah Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi/serbest bırakılması için kamuoyunda yükselen bir talep olması beklenir, değil mi? Değil…

Türkiye’de sistem tarafından dışlanmış tüm kesimlerin sesi olma iddiasıyla ve yüzde yüz insani taleplerle 3 ay önce kurulmuş Halkların Demokratik Partisi’ne, (HDP) Urla’dan başlayan ırkçı bir linç kampanyası başlatıldı, Aksaray’da devam eden ırkçı linç saldırısı, Ordu’da sürdü, Giresun’da devam etti, Fethiye’de de linç için hazırlık yapılıyor. Kent ve ilçelerde yaşayan/yerleşik yurttaşlar kendi partilerinin çalışmalarını yapamıyor, iktidar tarafından sürekli adres gösterilen “demokrasinin adresi” seçim sandığına gitmeleri, partilerinin kendini anlatması engelleniyor. Bu ırkçı linç saldırısı Mecliste kendine milliyetçi diyen bir parti tarafından açık açık destekleniyor, iktidar partisi linçlere göz yumuyor, sosyal demokrat olduğunu iddia eden ana muhalefet partisini bu ırkçı linçler ilgilendirmiyor bile…

Bir siyasi partinin seçime katılımı, seçmenine ulaşması açık açık engelleniyor ve onun güvenliğini sağlamakla yükümlü kesimler (emniyet, valilik ve içişleri bakanlığı vs) bu ırkçı linçleri umursamıyor ve olumluyorsa o ülkenin/kentin/ilçenin seçimi meşru değildir. Bu seçim olsa olsa ırkçıların şef seçme seçimi olabilir, demokratik değil, ahlaki değil, insani ve hukuki değildir.

Linç çağrılarına ve linç hali sloganlarına bakıldığında aslında dert anlaşılıyor “Savaşalım” bu ırkçı saldırılar bir yıldır kan akmaması karşısında duyulan derin memnuniyetsizliğin dışavurumudur, tabuta özlemdir, otuz yıldır oğlunu yitiren annelerin acısını istismar etmenin, kan müptelalığının dayanılmaz şehvetidir.

Urla, Aksaray, Ordu, Giresun ve Alanya “savaş istiyor” denebilir mi? eğer bir kent birkaç bin kişilik ırkçı bir grühun ırkçı linçlerine ve savaş çağrılarına kitlesel olarak karşı çıkmıyor ve suskunlukla olumluyorsa, kendi iradesini ırkçı linççilere teslim etmiş ve onlara katılıyor demektir, maalesef buradan böyle okunuyor.

On dokuz/yirmi yaşlarındaki gençlerin bir yıldır ölmediği, sakat kalmadığı bir coğrafya’da ortamın yumuşayacağını sanıyordunuz değil mi? Değil…

Silahın siyasette yeri olmadığı, savaş ve şiddet çağrısı olmaması şartıyla her türlü demokratik hakkın kullanılmasından falan bahsedilir, ta 1990’ların başından beri duyarız bu tekerlemeyi, “Dağdan ovaya in, silahı bırak siyaset yap vs.”

MHP’li Ümit Özdağ birkaç gün önce yazdığı bir köşe yazısında; BDP’nin oylarının arttığını yüzde 9.7’ye yaklaştığını, Erzurum’un ilçelerinde, Bingöl, Muş, Urfa ve Ağrı’da BDP’nin yükselişte olduğunu, rahat rahat “siyasi” propaganda yaptığını, Erzurum/Trabzon hattında BDP’yi durdurmak gerektiğini yazdı… Özetle Ümit Özdağ açık açık şunu söylüyor(Savaş ve şiddet çağrısı yaparak) Kürt olarak kendi kimliğiyle ve talepleriyle yaşamak isteyenlere ölüm veya kölelikten başka yol yok, işinize gelirse…

Çözüm süreci denilen olay Kürt tarafının “hükümet belki adım atar” beklentisiyle bir yılına yaklaştı, güvenlik barajları, kalekol inşaatları, askeri yol çalışmaları, silah alımları, ihlaller ve gözaltılar son sürat sürüyor. Hukuksuzca gözaltına alınan binlerce Kürt siyasetçi halen cezaevinde rehine durumunda, üstelik çatışmasızlık halinde olması gereken TSK’ya bağlı birlikler ara ara operasyon yapıyor ve sıcak temas sağlanıp savaşın kıyısından dönülüyor, savaşın her an patlama ihtimali hükümetin ve kamuoyunun ezici bir kesiminin umurunda bile değil, üstelik barışı anlatan HDP gibi bir parti, savaş isteyen kesimler ve partiler tarafından ve toplumun/medyanın onayıyla linç ediliyor.

Gezi Direnişin ikinci veya üçüncü gününde, bu direnişin oluşmasında çözüm sürecinin de ciddi katkısı olduğunu, savaş süresince bastırılmış toplumsal taleplerin, “barış” ile birlikte görünür olmaya başladığını, bu huzursuzluğun barışın yerleşmesiyle daha da görünür olacağına ilişkin bir yazı yazmıştım. Savaş iktidarlara kolay yolsuzluk yapacakları, toplumu “düşman” korkusuyla daha da kolay hizaya sokacakları bir araçtır, yoksulluk, işsizlik, hırsızlık, yağmanın en kolay yapıldığı haldir savaş hali.

Şunu açık açık ifade etmek gerekiyor, çözüm süreci uzun zamandır yok hükmünde ve her an namlular bir daha susmayacak şekilde patlamaya başlayabilir ve üstelik bu savaş eskisine de benzemeyecek gibi.

Savaşın en çok işine yaradığı iktidara değil, kandan nemalanan ırkçı ve milliyetçilere de değil, geniş kesimlere ulaşıp sormak lazım, iktidar ve milliyetçilerin onlar adına karar verdiği suskun geniş kesimlere; Linçlerle yükseltilen bir savaş çağrısı var, hükumetin adım atmamasıyla her an patlayabilecek namlular var, sen savaş halinde canını yitirecek, sen evladını, kardeşini yitirecek, iktidar savaşı eşikte tutuyor ve milliyetçiler savaş çağrısı yapıyor, onlar değil sen kaybedeceksin, sen ölümle ve yoksullukla yüz yüze kalacaksın, ırkçı ve kanperestler savaş istiyor, peki sen buna ne diyorsun, savaşalım mı?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Çetin YILMAZ'ın Jiyan'da yayınlanmış olan Savaşalım Mı? başlıklı makalesi bu minvalde değerlendirilmesi gereken bir okuma parçasının bizatihi kendisi, akıl, fikir için..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
This Is Only Beginning - Ali B. - Indybay.org
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Nasıl Anlatmalı Seni Çocuk? - Akın OLGUN - Birgün
Irkçılığın İlacı - Kemal BÜLBÜL - Özgür Gündem
Türk Aydını Kibri ve Yaklaşan TC-Kürdistanlılar Savaşı - Vahap IŞIK - Kürdistan 24
Politik Kriz Dönemlerinin Silahı Milliyetçilik - Güneş KARA - Jiyan
Başka Yerden Bölünüyoruz, Farkında Değil Misiniz? - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Tımarhane, Akademi ve Ölüm - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
“Tapeler” Erdoğan’ı Neden Düşürmüyor? – Foti BENLİSOY - Başlangıç
Yolsuzluktan Da Fena - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Devlet Ellerini Temizliyor - Aris NALCI - T24
Biz De Safmışız, Kandırılmışız! - M. Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Erhan Tuncel Sesiz Sedasız Tahliye Edildi - Erhan HAYIR - Vivahiba
Erhan Tuncel Tahliye Edildi! - Cem TURSUN - DHA
Zirve Katliamı'nın Failleri Bırakılacak, Askerler İçeride Kalacak - İsmail SAYMAZ - Radikal
Yüzde 10 Yetmedi, Linç Barajı Kondu - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
HDP'ye Karşı 'Solculuk' Masalları! - Vedat İLBEYOĞLU - Evrensel
Linç Rejiminin Çocukluk Hastalığı: BDP’yi ve HDP’yi Görmemek - Sarphan Uzunoğlu - Jiyan
İHD: HDP, Türkiye’de Halkların Birarada Yaşaması Noktasında Bir Isrardır - İHD Diyarbakır Şubesi
Devrim Mi Devridaim Mi? - İrfan AKTAN - Radikal 2
HDP Aksaray İl Başkanı: Can Güvenliğimiz Yok - XQW News
The Process Of The Politicization Of The Kurdish Identiy In Turkey: The Kurds And The Turkish Labor Party - Ahmet ALIŞ - Kurdlib
Yaklaşan Faşist Saldırıya Hazırlıklı Mıyız? - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bolu'da Kürt Öğrencilere 6 Ayda 3. Saldırı - Beyza KURAL - Bianet
Lice’de Karakol Protestosuna Müdahale. İlçede Çatışmalar Sürüyor - Kürdistan 24
Roboskî Katliamından Sağ Kurtulan Servet Encü'nün Evi Tarandı - DİHA
Unutulmaması Gereken Bir Trajedi - Joost LAGENDIJK - Zaman.com.tr
Roboskî ve Sınır - Ferhat ENCÜ - Kürdistan 24
Eskişehir'deki AKP Mitingi Protestosuna Polis Saldırısı: 121 Kişi Gözaltına Alındı - Başka Haber
7 Mart 2014  Espark Gözaltı Görüntüleri - İhsan YAZARLI - Youtube
Ali İsmail Korkmaz Davasında Amir-Polis Dayanışması! - T24
Hep Aynı Yerde Aynı Acılarla - Bülent ŞIK - Birgün
Devletiniz Payidar Olsun, Hatice Can da Artık Yok! - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Onur Yaser Can’ın Babası Konuştu - Zete
Sami Elvan: 'Devletten Çocuğumuzu İstiyoruz' - Umay Aktaş SALMAN - Al Jazeera Türk
Berkin Elvan’ın Son Durumuna Dair Avukatlarından Açıklama - Sendika.org
8 Mart İçin - Emel KORKMAZ - Gülsüm ELVAN - Sayfı SARISÜLÜK - Boyun Eğmeyenler
'JİTEM Davasındaki Haksızlığa Son Verin' - Şırnak Cumartesi Anneleri - Yüksekova Haber
Diliniz Bir Yılanın Zehri, Eliniz Bir Katilin Elidir! - Ali Murat İRAT - Birgün
Kadın Savaşı Baladı - Süreyya KARACABEY - Fraksiyon
Direnen Koç İşçisi: “Her Şeyi Korkmadan Söyleyebiliyorum” - Fatma DEMİR - Sendika.org
Hevsel’de Ne Olup Bittiğini Merak Edenlere… - Kurdistan 24
Hevsel Bahçeleri - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Kimden Gelirse Gelsin Talana Karşı Duracağız - Cumhur DAŞ - Evrensel
Hewsel’den İnsan Geçti - Hayri TUNÇ - Jiyan
Midnight Raid on Ankara Theater Campus Results in Cutting Of Dozens Of Trees - Daily News
Baraj Değil Duvar! - Diken
Yerel Seçimlerde Kader Belirleyecek İki İl: İstanbul ve Urfa - Dr. Mustafa PEKÖZ - Sendika.org
”Sağırlar Diyalogu” ve Faşizmin İki Ayağı. Korporatizm ve Ahlak İdeolojisi… - O. GÜRSEL - Günzileli.com
Yaklaşmayın Yakarım Kendimi - Veli BAYRAK - Jiyan
'AKP Para Dağıtıyor' - Berna ŞAHİN - Gazeteport
'AB'deki Yolsuzluk Standartları Türkiye'de Olsa Meclis Boşalır' - T24
AKP Yolsuzluk Tapeleri Sıralı Liste - Queen Of The Damned - Alter Sözlük
AKP'nin Skandal Sayıştayı Yok Etme Kaydı - Başçalan  - Youtube
Başbakan Malezya'dan Sığınma İstedi Mi? - Taraf
Erdoğan: Balyoz ve Ergenekon Davalarında Katakulli Olduğu Çok Açık - Gazeteport
CHP'nin Sloganını Boşa Çıkaran PKK Skandalı! - Zeytinburnu Times
Şimdi de İzmir'de OHAL Kararı - Özgür Gündem
Rıza Sarraf Yabancı Misafirlerini Nasıl Mutlu Etti? - İnsan Haber
Türk Musevi Cemiyeti'nden Eski Bakan Çağlayan'a Tepki - Hürriyet.com.tr
A Death In Istanbul - Scott PETERSON - The Christian Science Monitor
Gezi’nin Ermeni Mezar Taşları Şişli’de - Serdar KORUCU - Agos
Susturulmuş Bir Mezarlık Erciş - Vahap IŞIK - Jiyan
‘Ez Qurbana Te Bim’ - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
İstanbul'da Suriyeli Mülteciler İçin Yaşam Çok Daha Zor - AFP - Wall Street Journal Türkiye
Sen. Kirk To Azerbaijan: Halt Campaign Of Incitement and Hatred Against Armenia - Public Radio Of Armenia
Toplumun Efendileri: Terapistler - Nedim KARAEL - Jiyan
Turkey's President Talks About Banning YouTube and Facebook - Danielle WIENER-BRONNER - The Wire
Vergebliche Attacken Der Autokraten Aufs Internet - Benedikt FUEST - Berliner Morgenpost
Government Leaned On Judicial System In Media Holding Case - RSF: Reporters Without Borders
Müjgan Halis: Batsın Böyle Gazetecilik Ama Onların Yaptığı ‘Gazetecilik’! - Berkant GÜLTEKİN - Birgün
Bir Kendine Güzelleme Kitabı: Abluka - Esra ARSAN - Hasan CÖMERT - Diken
Jineoloji Konferansı - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Gündem
Bu Bir Aşk Hikayesi Değil! Ataerkinin Kurumlarına Karşı Silahlı Mücadele! - Fraksiyon
Az Yağmur - Bülent USTA - BU' Blog
'Her Şeyin Normalleşmesi Türkiye'yi Açık Tımarhaneye Çevirdi' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Çapulcunun Evrimi - Davetsiz Misafir
Gezi Ruhu Toprağa Karıştı - Mustafa Şiyar GÖÇEROĞLU - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Gomidas'ı Dinlemek Mümkün Mü - Ali TOPUZ - Radikal

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo'dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Turkey By Anthony JENKINS via Globe And Mail

>>>>>Poemé
Koru Kendini - A. KADİR

Kaldırınca tabancasını
Nişan almak için sarı saçlıya
Parıldayıverdi gözleri
Koru kendini
Kırlangıçlar uçuştular
Korkudan çığrışıp
Kanat çırparak koru kendini.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

İşte nişan aldı tam
Kemanının üstüne
Iskalamaz iyi nişancıdır
Koru kendini
Ama teller gene şakıdılar
Doldular havayı titrek titrek hiç umursamadan.

Hadi söyle bana müziği seversin sen
Nasıl çalar insan hapishanede
Ağrılardan, sızılardan sonra
Romatizmanın zincirlerin kemirdiği elleriyle.

"Havasız bir delikte
Gıcırdayan somya üstünde yatakta
Yakalanmışsın berbat bir öksürüğe
Gel de şarkı söyle.
Ama yine de sarı saçlı adam
Devam etti kemanı çalmaya
Dirildi içimizde ölü düşler."

Kaynakça: Şiir.gen.tr