Sunday, April 27, 2014

Deuss Ex Machina # 496 - Messefiles

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_496_--_messefiles

21 Nisan 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Machinedrum - Talk 2 Me (Ninja Tune)
2. Machinedrum - Vaulted (Ninja Tune)
3. Reeko with Architectural - The Universal Dream (Polegroup Recordings)
4. Reeko with Architectural - Blue (Polegroup Recordings)
5. Agaric - Dust (We Are)
6. Agaric - Sound Of Wave (We Are)
7. Com Truise - Valis Called (Control) (Ghostly International)
8. Com Truise - Subsonic (Ghostly International)
9. Patrik Skoog - Cluster 34 (Third Ear Recordings)
10. Patrik Skoog - Inside Jupiter's Eye (Third Ear Recordings)
11. Arman Akıncı - Move Me (Team Records)
12. Arman Akıncı - N Music (Havantepe Remix) (Team Records)

messefiles
(496)

Eksiğin gediğin neredeyse hiç tükenmediği bir şeylerin yarım yamalaklıktan hiçbir türlü alıkonulmadığı, düzeltilmesi bir yana daha da fazla, daha derinde bozguna uğratıldığı, eksik konulduğu, çözümsüzlüğe rehin edildiği, geleceğin ipoteklendiği bir uzamdayız. Hepsi birden yahut da biri diğerinden aşağıda kalmaz bir biçimde gözetilip, vakti gelince kullanılan çekiştirilen ve hırpalanan bir yerin, bir aklın yurttaşlarıyız. Kendini yinelemekten alıkoymayacak, düzenin bekası diye burnumuzun ucuna dayatılan zorlama tedbirlerin sofrasındayız. Mütemadiyen ikram edilen tekrarlar ile haddimizin ve hududumuzun öğretildiği bir yerdeyiz, eksik gedik olmaksızın. Oturduğumuz sofra karın doyurmalık, nefsi köreltmelik değildir çok daha fazla ve daha derinden endişelerle hemhal olduğumuzu muştulayan bir makamın ta kendisidir. Geçit yoktur denilerek, kestirmeden atılanların, bunlar paralel, şunlar yekpare o mihrak, bu nifak vızıldamasının tekrar edile edile sonunda seçeneksiz bir biatin, çıkış için önerildiği, halen bunun yapılabildiği bir mekândır o oturduğumuz sofra. Kesintisiz bir biçimde ülkenin her nereye doğru koşturulduğunu, nasıl hiç gocunulmadan böylesine eğrisi için çabanın zikredildiğini meydana seren, karşılaşmalara ev sahipliği yapandır oturduğumuz sofra. Yitirilenin, kıyılanın, yok sayılıp, izi kaybettirilenin, tarumar edilenin tasnif etmelerin hiç bitmezliğinin güncelliğinde, eylenenlerin daha fazla eksiltmek için olduğu özetlenmektedir.

Çokluğun ve çoğulculuğun o nihai olan emir erliğini bugünkü gibi sıradan bir faşizmin her hamlesine mutlak teslimiyetçiliği mübalağasız kabulleri ve daha büyük kırılmaları temellendirmek için kullanıldığını görebilmek mümkündür. Sıradana ait olan nüvelerin, erkin elinde nasıl birer ayrıştırıcıya dönüştüğünün örneklerine rast gelmek mümkündür. Çokluktan bahsedilirken bilinçli tektipleştirmenin alttan alta yinelenmesidir ezberden okunmaya devam eden. Bir fırsat yakalandığında herkesi kapsadığını söyleyenlerin nasıl ali menfaatleri için kendi kıyılarına hitap ettikleri ortaya çıkmaktadır. Sözü iktidar üstüne tapuladıktan sonra, bunu bunca kolay eyleyebildikten sonrası yapılacaklar bir karar hükmünde kararnameye iki mecliste oy çokluğu ile geçirilecek düzenlemelere ve üç erkanın başının tahayyülüne terktir. Bütün bu sahne geçişleri birer mizansen değil bu yaşadığımız ülkenin şimdisinin dönüşümünü, erkin dönüştürmedeki aceleciliğini örnekleyendir. Örneklenenler bir durum karşısında tepkimenin zıvanadan çıkmışlığını özetleyecektir.

Bugün her şeyin(!) konuşulabildiği, tartışılabildiği ve gerektiğinde değil her zaman direncin, çözümün tesis edilebildiği bir ülke, bütün bu yukarıdaki nesnel, cismani engellemelere karşı ve rağmen sürdürülebilmektedir. Onlar her ne kadar “görmek istememeyi” tercih etseler de, erk, hamlelerini daha büyük yılgınlıkları tesis etmek için kullanırken sıradanın ifşası, sorgusu ne oluyoruz bahsindeki istenci bu karanlıklar güncesinde nefes alabilmemizin sağlayıcısıdır. Şiddeti, tüm bu hizalama gayretinde başyardımcı belleyen erkânın, devletlûnun oluşturduğu çıkarsamaların karşısında sual edilenler, akıbetleri sorgulananlar, yarına dair tahliller, tespitler ya da değiniler bir daha asla! Diyebilmek içindir, anlayana. Meşruiyet bahsi tahterevallinin bir ucundan diğerine indirilip, çıkartılırken, bir dolu yağma, bir o kadar talan, bir nefeste zikredilen yalan, umarsızca tepkimelerin hemen hepsine ‘hain’ damgasının vurulması bunun heyulasında gerçekten yeter diyebilmenin temellendiricisidir. Doksan yılını çoktan geçmiş olan, öncesiyle ve bugünü ile eksiklerden mülhem, bir demokrasi özgürlük ve hak mücadelesinin artık kemirile kemirile, içi boşaltıla boşaltıla sonunda naçar bir mefhuma tıkış tepiş istiflenmesine, güneşin elimizden bir kez daha çalınmasına dur diyebilmek içindir itiraz vesaire söz ettiklerimizin tamamı. Sathı mahallin eksiklikleri, bizatihi eksik konulanları hayatlarımızın, dört duvar arasına sıkıştırılan hallerinin de bir aynalayıcısıdır. Her eksiklik bir başka kıyamın habercisidir. Her, zamanın unutuş tarlasına terk edilmek istenenin ardıysa yeni yıkımdır. Her sineye çekiş bugün değil yarının da köşeye kıstırılmış bir ön izlemesidir. Her taarruzdan sonrası sütliman olduğu sanılan bildiğiniz karanlığın çöküşüdür. Muktedirin dili ile olur verilenlerin yolu hazırlananların bir, iki, en geç üçüncü denemeden sonra bir hakikat uzamına oturtulması bundandır.

Kendini tekrar eden suretlerin sıfatlarından ve vecizlerinden dökülü verilenler, ekseriyetle bir yazgı haline dönüştürülür. Reel politika, aktörleriyle kendi bendinden öteye, hayatın merkezine doğru hamlelerini, salvolarını gerçekleştirirken unufak ettiği şey umuttur! Komple üstenci bir dile haiz olduğunu, gizlisi, saklısı olmadan vurgulayan, uygulayan bir hızara dönüştürülür oradan meydana dökülenler, hayatlarımıza dahil edilenler. Umut köreltildikten, korkulara mutlaka koşulsuz teslimiyet her Allahın günü yeni bir yara verme teşebbüsünün katara dizilmesinden tüm bunları okuyabilmek mümkündür. Okuyabilenlerimiz için bundan sonrasının daha zor olduğu yinelenesidir. İktidarın kazıdığı hendek, tuzak, kafes, hepsi birbirinden beter yapılar, hamleler geleceği daha da karanlık, karaltıda kılmaktadır. Karanlık çağın ayrıştırılmazı ilam olunurken gözümüzün önünde buranın bir cennet olduğu varsayılmaktadır hala. Okullarda gerçekleştirilen Gezi tahkikatları ile öğrencilerin ihbarcılığa yönlendirilmesine, Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Bir Harika kitabının, Türk aile yapısına uygun olmaması öne sürülerek kitabı öneren öğretmenlere soruşturma açılmasına kadar örneklerin bu derin kurgunun, devlet aklının her gününü özetleyen örneklerdendir. Kurgu gibi görünen şeylerin ucundan kıyısından denk gelindiğinde nasıl da yara verdiğini kısadan özetleyendir. Vesayetin ettiklerinden hiç çekilmemiş gibi sivilliğinden dem vuranların kendi dinamikleriyle, tahayyüllerine göre ülke şeması çıkartmalarıdır özetlenen. Konuşmak yasak, bilmek yasak, bahsetmek hepten yasak, sokaklara çıkmak yasak, el ele dolaşmak yasak, yan yana yürümek yasak, büyüklerimizin eylediklerinden bahsetmek yasak toptan tek kelime ile yeni bir ülke. Yasak hemşerim! Örnekler, bir temsiliyet, birer öncünün ta kendisi olarak hayat akışındaki yerini eskisinden de sık hatırlatmaktadır. Sorun dün olanlar belirli kesimlere iliştirilirken, bundan kıvançlanılası bir şey gibi bahsedilirken bugün hemen hemen iktidarın yönetişimine itirazı olan herkesin, her kesimin hedefte olduğu açık seçik ortaya çıkmaktadır. Bunun ifşası gerçekleştirilmektedir.

Ülkede gidişattan, bir istikametten, bir ilerlemeden bahsedilecekse, bu ancak zulmün yolunda aşılan engeller, icat olunan yeni tedbirler, tehditler ve iktidar olduğu konusunda hemfikirizdir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sınırları ve görev tanımlarına dair yasasının devreye konulması ve bu meselin ardını(!) halen merak edenler için utanç duyulası bir vesikadır, özet geçendir. Hamleler hayata, hamleler halka, hamleler geleceğe karşı tedbirdir hep onun diğer adıdır. Raconu kesen devletin topyekun o dizilerdeki trajikomik sahnelemelerde kendine yer bulan akılla nihayetinde buluşmasıdır. Gerçekliği o sahte mizansenlerin bir kumanda vasıtasıyla uzaklaşmak mümkünken bundan bu ülkenin şimdisinden kaçışın mümkünatsızlığıdır bir dikkatinize sunmaya çalıştığımız. Sorgusuzluk ilam olunurken yol nereye gibi çıkarsamalar ve sorular münferittir münferit diye geçiştirilendir. Tahakküm hep güncellenirken söz tehdit olarak algılanmaya, suç için neden bellenmeye devam edilmektedir. Suçlanacak, mesul bildirilecek ve yaftalamaktan bir adım öteye varacak, ulaşacak olan kırım devleti sessiz sedasız bina edilmektedir.

Bir yasa, bir kaç düzenleme, arkası ve önüne eklenmiş yeni takısıyla eskinin tastamam kopyesi inatçı takipçisi bir ülke. Hatırlamayı, bellekten ötelenmişleri geriye çağırmayı, hiç uzağımızda olmayanları önemsemeyi mutlak doğru olarak tescillenmiş olanın arasından sızıntıyı idrak edebilecek, yaftalamalardan bir adım öteye varmak, dönüşümünün dönülmez ufkuna demir atılmışken uzun uzun düşünülesidir. Korkulara teslimiyetin daha ‘sağlam irade’nin ismini söylerken kendini göstermesi unutulmaması gerekendir. Her unutulan bir başka yıkımın, bir başka yok oluşun temelinin atıldığı bir meseldir nesilden nesile anlatılmaya devam eden. Ekmek ile bir çocuğu anmak, kitap değiş tokuşu ile cümleleri düzenlemek, hafızayı tazelemek, bilgilenmek yasaktır ülkede çünkü. Yasaklarla anıla gelen bir yurtta, yoktur vardır denilirken kendisini hatırlatandır mütemadiyen biteviye, sonsuz. Sonsuz bir girdap gibi, tekrarların tekrarları birer pejmürdelik olmasına rağmen yinelenmektedir çünkü. Akla yerleşmesi için, akıldan hiç çıkmaması için. Her şeyin dört dörtlük olduğu ilan olunan bir yerde bütün bunlar can sıkıcı, komplocu, nifak tohumu, ayrıştırıcı bir dolusu ve hepsi birden demektir yerseniz. Kasıtlı olarak insanlar kendilerini sokağa dökmekte, internetlerde delire yazmakta, bir yerlerde konuşmakta ve anlatmakta ya da dinlemekte gasp edilmemiş hakları için onca tuzu kuruluklarına rağmen şikâyet çıkartmaktadırlar. Heyula süre giderken akıl biçareleştirmektir. Devletin el birliğiyle yapmaya çalıştığının, âmâsız özeti.

Bir Mayıs Emek Bayramı tartışmaları sırasındaki yasak hemşericiliğin Nuh deyip peygamber dememeye gelmesinin yanında “şımarıklık” olarak ele alınmasıdır düşündürücü olan. Şımarıklık olarak istiflenen değer bulan şey itirazların sonunun her türlü sukutu hayale çıkartılsa da bu ülkede her meselin kıyılması, nihayetlendirilmesidir. Genellendirmelerin çölünde, dikilen fidandır bir kez daha açıp yeşertilmeye çalışılan. Derdi anlamamak adına değil var olanı ebediyete kadar muamma kılmak adına her bir şeyi yokuşa süren hiçbir şeyi umursamayan bir aklın tezahürüdür çünkü şımarıklık zannettikleri. Asla anlamayacakları şey! Sokakların en hakkaniyetli muhalefetten daha ehven bir yol olduğunu gördüğümüzden bu yana, birbirimizin sesini duymamızdan beri şımardığımızı sanmaları, zannetmeleri normaldi. Gelecek ipoteklenirken rehin kılınırken her durumda yeni bir vurgunun, hudut devşirilmesinin ta kendisidir bahsedilen. Şımarıklık. Karşılaştığımız hak gasplarının, hukuksuzlukların bir döngü dahilinde yinelenme hevesidir. Her heveslenişte gök kubbenin biraz daha üzerimize çökmesine tanıklık ve buna kayıtsız kalmamaktır. Yarını rehin alınan, her şeyin kazan kazan kazan ekseninden değerlendirildiği deyin uygunsa erkin tongaya basmamak için hemen her durumu kolaçan ettiği, maça hep galip çıktığı bir yer ihsas olunurken başka bir seçenek mümkün müdür!. Ses etmeden, avaza karışmadan, doğrunun eğriltilmesine itiraz etmekten gayrı mümkün müdür hiç ? Özgür ve Lorin bebek ile mahpus edilmek istenen Mülkiye Kılınç’ın durumunda da, 68 yaşında yıllar sonra yeniden tutuklanan Makbule Özbek’de de durum budur. Cilvegözü sınır kapısına geçişleri engellemek için tamamlandığında sekiz kilometrelik seyyar beton bloklar ile duvar örülmesinde durum budur aynısıdır? Kırmızıçizgiler devşirilip bunun üzerine basanları yok etmek bir stratejiden gerçeğe evirilmektedir ülke dâhilinde. Her gün ve her an bundan gayrisi düşünülmemektedir. Düşünce artık behemehal yaftalanacak, derdest edilecek, safın dışına itilecek olandır.

Bir sathı mahallin varlığı ve yaşanabilirliği sadece sınırlarının eni boyu, endazesi, büyüklü küçüklü binalarının çokluğu, her yerin küçük İstanbul’a, İstanbul’unsa kargaşanın öteki adına evirilmesinden belli olmaz, sınırlanamaz. Bugünün ülkesinde her neler eksik ise düşünselliğin zapturapt altına alındığı suretinden görünmekte, özetlenmektedir. AYM Başkanının sözlerinin arkasından kopa gelen küçük fırtınada bu bir kez daha teyit olunmaktadır. Halkın, muhalif bellenenin, sıradan olanın dilinde tüy bitiren ama hiçbir türlü anlaşılmayanlar bir demeçle erkânın yüzüne zikredildiğinde umursanmıyorsa bütün bunlar anlatabilmeli daha fazla, daha vurgulu; kaybedecek bir hayatımız daha yoktur. Geçmiş ne kadar geçmiştir bu bağlamda yinelenesidir. Son kertede on iki yıllık bir iktidar için kendine referandum olarak bellediği yerel seçimlerden sonra her günü daha bir azaba dönüştürülürken nereye geçmiştir? İlk ya da son olsun diye değil nasıl geçmiştir? Delik deşik edilmiş olan belleğimizin hemen her hücresine nüfus etmek konusunda eskisinden de sık, aralıksız bir tahakküm dayatım ve zulüm varken nereye geçmiştir. Geçip gitmiştir. Durmaksızın sorgulamaların beyhude bir çaba, kalkışma olarak değerlendirildiği bu yerde bu sağırlıkların tavsiye olunduğu yerde rutinin uykusundan uyanmak ne zamandır. Sihirli değnekler, boş vaatler, sözde taziyeler, çarşaf çarşaf demokratik ülkeyiz vesselam sözlerinin kadüklüğüne binaen sorgular mısınız, uyanmak ne zamandır?

>>>>>Bildirgeç
Bellek Fay Hatlarında Birikir ve Patlar - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün

İlk kim çıkardı şu “hayata beyaz sayfa açmak” zırvasını? Bilmiyorum, ama iktidarın işine çok yarıyor. Neredeyse ülkeyi beyaz bir sayfa olarak yeniden kuracak. Tüm toplumsal bellek, toplumsal izler, kendi yolsuzlukları bir çırpıda silindiğinde, kendimizi bembeyaz, belleksiz, lekesiz, tertemiz bir sayfada bulacağız. Sonra meydanı boş bulan iktidar istediği gibi, kendi despotik metniyle doldursun beyaz sayfayı. Yok öyle şey!
Bembeyaz yüzey gibi görülen boş bir tuvalin bile belleği vardır. “Ressamın beyaz bir yüzey karşısında olduğunu düşünmek hatadır” diye yazıyordu Deleuze, “Duyumsamanın Mantığı”nda (Norgunk Yayıncılık). Ressamın önündeki boş tuval hayatını, atölyesini ve zihnini kuşatan imgelerle doludur. İktidar, kentlerin kıvrım kıvrım dokusunu betonla kaplayarak bembeyaz bir tuval gibi yeniden tasarlayacağını sanıyor ülkeyi. Oysa beyaz bir yüzey gibi görünen bir kentin bile belleği vardır, insanların beden kıvrımlarında saklı.

YÜZEYDE HALA HAYAT VAR
Bellek, istediğiniz kadar betonla kaplayın, bir yolunu bulup yüzeye sızan bir leke gibidir. İktidarın toplumu belleksizleştirme çabası, badana ustasının isli bir lekeyi kapatabilmek için gösterdiği çabayı andırıyor. Duvara ne kadar boya sürerseniz sürün, bir süre sonra boya kusacaktır belleği. Ya da kentin işçi sınıfı tarihini kıvrımlarında barındıran Haliç’i düşünelim. İşçilerin inşa ettikleri gecekonduları bozup belleği kazıdığınızda ve parlak yüzeylerden oluşan bir kentleşme yarattığınızda bile buradaki kent dokusu hâlâ sınıfsal geçmişini yansıtan bir iz gibi duracaktır yüzeyde. Bazen bu geçmişin yüzeye çıkması için bir koku bile yeterli olabiliyor. Kimi zaman havaya karışan Haliç’in metan gazı kokusu, geçmişin zihnimde canlanmasına yol açabiliyor. Ve tüm kudretiyle bir zamanların işçi sınıfı direnişine dair özlemleri pekiştiriyor bu koku. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, yüzeye sızacaktır devrimci bellek.
Sonra, eski papirüslerdeki yazıların silinip yerine yenilerinin yazılmasıyla ortaya çıkan üst üste bindirilmiş metinler ve aralarındaki ilişkiyi anlatan “palimpsest”i düşünelim. Kâğıt kıtlığından dolayı eski bir metni ya da belleği silerek beyaz bir sayfa elde etmeye çalışan Ortaçağ insanları. Geçmişi silerek beyaz bir sayfa açtıklarını düşündüklerinde, eski metnin izlerinin yüzeye çıkacağını kestirememişlerdi. Geçmişin metni ya da belleği yüzeye sızıyor ve egemen metnin kalın harfleri arasından kendi yolunu bulup yeniden okunabiliyor. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kentin belleğini silip diktatoryal tasarılarınız için beyaz bir sayfa açamayacaksınız kendinize. Toplumun isyancı belleği, isli bir leke gibi yüzeye sızarak bozacaktır metninizi.

DOĞANIN HAFIZASI TAZE
Doğanın da belleği vardır. Doğaya karşı topyekûn giriştiğiniz düzleştirme, belleğini kazıma savaşınız da boşuna. Denizleri doldurarak, doğayı tahrip ederek, doğanın yeryüzünde açtığı izleri, doğanın belleğini silmek. Yenikapı’daki doğanın belleğini silerek kazandığınız belleksiz, boş sayfaya kentin tüm toplumsal kuvvetlerini hapsetmek istiyorsunuz. Bu çabalarınızın boşa olduğu, yeryüzünün jeoloji tarihinde yazılı. Düzleştirmeye çalıştığınız doğanın derinlerde, fay hatlarında biriken ve patlayarak yüzeye çıkan enerjisi tüm despotik düzenlemelerinizi alaşağı ediyor. Ölümlere yol açtığı için acılı bir deneyim olarak zihnimize kazınmış İzmit depremi, doğanın belleğini silerek yeni yerleşimler için beyaz sayfalar açtığını düşünen iktidarın planlarını bozmuştu. Bastırdığını düşündüğü doğal belleğin, aslında hep orada olduğunu ve bir pundunu bulduğunda yüzeye çıktığını, iktidarın beyaz sayfa olarak düşündüğü şeyi yeniden kendi belleğinin izleriyle yazdığını gördük. Doğa hiçbir şeyi unutmuyor; denizden kazandığınızı sandığınız boş sayfayı geri alıyor ve belleğini kusuyor yüzeye.

MEYDANLAR VE SOKAKLAR YENİDEN
1 Mayıs yeryüzündeki tüm emekçilerin, ezilenlerin günü olarak evrensel belleğe kazılmıştır. Ve bu bellek, betonla kaplayıp belleksizleştirdiğinizi düşündüğünüz kentin meydanlarında ve sokaklarında yeniden yüzeye çıkınca ne yapacaksınız? Tüm kolluk kuvvetlerinizle bastırmaya çalışsanız da fay hattında biriken bir enerji gibi patlayacağını ve boş sayfanızı geri alacağını bal gibi biliyorsunuz. Ve her yüzeye çıktığında bellek kentin kıvrımlarında yeni izler bırakır; bu izleri silemeyeceksiniz.
Gezi Parkı, beton denizinin ortasında yüzeye çıkmış, doğanın ve toplumun isyancı belleğinin bir izi olarak duruyor, iktidarın korkulu rüyası; bastırılan bir belleğin, devasa bir kütlenin yüzeye çıkmış küçük bir parçası ya da buz dağının görünen kısmı. 68’in sloganı bize kaldırım taşlarının altında kumsal olduğunu söylüyordu. İktidar kentin kaldırım taşlarını yok ederek her yeri betonla kaplasa da kumsal hâlâ betonun altında duruyor. Kendini bir put olarak betonun üzerinde yükseltirken, adım adım “Putların Alacakaranlığı” zonuna giriyoruz. Fakat ne diyordu Nietzsche kitabının alt başlığında?: “Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları.” Taksim’in altı kumsal, biliyoruz. Betonun altındaki kumsala ulaşmak için çekiçle, balyozla, artık Allah ne verdiyse girişmekten başka çare kalmadığında, fay hatlarında biriken enerjinin kudretini artık siz bir düşünün.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... Rahmi ÖĞDÜL'ün Bellek Fay Hatlarında Birikir ve Patlar makalesi bu doğrultuda, meramımızın tamamlayıcısı olan bir okumayı beraberinde getirmekte. Anlatabilmek, gösterebilmek, biraz olsun fark edebilmek tüm çabaları, çabalayanları ortaklaştırabilmekten geçmekte. Rahmi ÖĞDÜL'ün meramı da bu doğrultunun yalın bir özeti ilavesi Birgün Gazetesi'nin ve Rahmi ÖĞDÜL'ün anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Bir Kürtten Ermeni Halkına Özür Mektubu - Hayri TUNÇ - Jiyan
Diaspora’dan Mektubun Var Türkiye - Agos
ՀԷՔԵԱԹ ՉԷ, ՑԵՂԱՍՊԱՆՈՒԹԻՒՆ - Sedat YILMAZ - Özgür Gündem
Նոր Զարթօնքի Մամլոյ Հաղորդագրութիւնը՝ Հայոց Ցեղասպանութեան Մասին - Nor Zartonk
Dedeler, Torunlar, ‘Bizim Ermeniler’ ve Lobiler – I * - Özgür L. İSPİR - Kara Karga
Dedeler, Torunlar, ‘Bizim Ermeniler’ ve Lobiler – II * - Özgür L. İSPİR - Kara Karga
‘Kötülüğün Sıradanlığı’ ve Sultan Teyze - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Turkey’s Armenian Syndrome - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
1915; Kıyımdan Kıyama Yürümek - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
1915 Kurbanı 1700 Kadın ve Çocuğun Hikayesi Gün Işığına Çıkıyor - Zete
Sadakat - Hıyanet Çıkmazında Ermenilik - Lora SARI - Agos
Devlet Sadece Manevra Yapar… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bir 9 bir beş.. bin dokuz yüz on beş - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Roboski'den 1915'e… - Tamer YAZAR - Antakya Gazetesi
Her Cumartesi Bir Ağıt - Özcan KIRBIYIK - Yüksekova Haber
Ermeni Soykırımı Anması - Haydarpaşa Basın Açıklaması - Marksist.org
Mesele 23 Nisan’da bir Türk Çocuğu Olmak Değil Yeğen, Mesele 24 Nisan’da bir Ermeni Çocuğu Olabilmektir - Barzan KAYA - Jiyan
'Büyük Felaket': Soykırım ve Yüzleşme - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Erdoğan’ın ‘Taziye’ Mesajı Bir Ambalaj Mı Yoksa? - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Başbakan’ın Taziyesi - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Ermeni Aydınlar Erdoğan'ın 'Taziye' Mesajını Yorumladı - İsmail SAYMAZ - Radikal
Erdoğan’ın 1915 Açıklaması Kaotik - Evrensel
Seyfo Soykırımı Belgesel Olacak - Murat KUSEYRİ - ANF
Dosya - Büyük Acının Tarihi, Ermeni Soykırımı - Evrensel
Sultan Kim? - Çetin YILMAZ - Jiyan
Her Acı Yerli Yerine... - Kemal BOZKURT - Radikal.Blog
Erdoğan Beni Ters Köşeye Yatırdı - Amberin ZAMAN - Taraf
Bugün 24 Nisan... - Markar ESAYAN - Yeni Şafak
Tohumları 1913′te Atıldı - ETHA - Jiyan
Çığlıklar Hiç Dinmedi - Barış KOYUN - DİHA - Özgür Gündem
Erdal Doğan: ‘HDP ile Ermeni Diasporası Arasında Bir Köprü Kurulabilir’ - Zeynep KURAY - ANF
Kadınlar Kendileriyle ve Birbirleriyle Yüzleşiyor - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Cumartesi Anneleri: Rahat Uyuyun, Hakikatinizin Emanetçileriyiz - Jiyan
Her Kırım, Bir Servet Transferidir - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Sancılarının Nedeni Damarlarındaki Şovenizmde Mevcuttur! - Ayşe BATUMLU - Özgür Gündem
O Pası Kim Temizleyecek? - Kemal BOZKURT - KB' Blog
Ermeni Soykırımıyla İlgili İki Temel Sorun - İsmail BEŞİKÇİ - Fraksiyon
Arlene Avakian: Ermeni Toplumu Soykırımla ‘Gerçekten’ Yüzleşmedi - F. Gökhan DİLER - Agos
Ermeni ve Yahudilerin Yok Edilmesi - Hamit BOZARSLAN - Birikim
Vomank: Ermenice Yabancı Bir Dil Değil, Bu Toprakların Dili - Serdar KORUCU - Birgün
Soykırımda Öldürülen Ermeniler Diyarbakır'da Ortak Vicdan Anıtı Önünde Anıldı - HDP
Ermeni Soykırımı - Yasaklanan Anılar - ANF
Türk Solu ve 24 Nisan: ÖDP Örneği - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Chp'den 1915 Açıklaması - Haberartıbir
6 Aylık İkizlere 25 Ay Hapis - Meydan Gazetesi
16 Yaşında Hayatı Demirlerin Arasında Son Buldu - Yarın Haber
İstanbul Forumları 1 Mayıs’a Çağırıyor: “Yeniden Taksim’e” - Sendika.org
Nasıl Bir Kutsal Açıklamaya Çalışayım - Kanat ATKAYA - Hürriyet
İstanbul'da Saldırıya Uğrayan Liberyalı: Güvende Değiliz - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Van’da 12 Yaşındaki Çocuk 16 Kurşunla Öldürüldü - İMC TV
Milli Hassasiyetlerinizle Oynamak İstiyorum - Serkan ENGİN - Haberlink
‘Sonunuz Hrant Gibi Olacak’ Diyen TİT’li Beraat Etti - Jiyan
Cinayet Tellalları ve Daracık Sokak - Akın OLGUN - Birgün
Zürefa Sokak - Tayfun SERTTAŞ - TS' Blog
TOKİ Hemşin'i Yıkacak Yerine Bu 'Kent'i Yapacak - Radikal
Turkey's Top Judge Accuses Erdoğan Gov't Of ‘Corruption of Conscience’ - Daily News
Haşim Kılıç'ın "Özgül Ağırlığı" ve Mesajları - Kemal GÖKTAŞ - KG Blog
Deniz Feneri Sanıklarının Mal Varlıkları Üzerindeki Tedbir Kaldırıldı - Osman ARSLAN - CHA
Cockburn: Suriye'deki Cihatçıları Türkiye Güçlendirdi - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Our Neoliberal President - Melvyn DUBOFSKY - In These Times
Onur Ünlü: ‘Allah Hepimizi Ahlakçı Olmaktan Korusun’ - Evrim KAYA - Agos
''Kadın Hayatlarını Yazmak'': Farklılık Fark Yaratır - Fatmagül BERKTAY - Bianet
Şanslı Karşılaşmalar - Nilgün Toker'le Röportaj: Tuğçe YILMAZ - Birgün Kitap
Zilo’nun Hayali - Bülent USTA - Birgün
Kayısı Dalının Sızısı - İlkay KARA - Bianet
“Ukala” Ermeniler Edebiyat Diyarında: Murat Belge ve Edebiyat Eleştirisinde Himayecilik - Görkem DAŞKAN - Azad Alik
Muhalefet Bağımsızlığın İksiridir - Ragıp DURAN - Bir + Bir

Deuss Ex Machina genel geçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik türlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canlı olarak Dinamo'dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Stencil 'Freedom Painters' On Ahmad Fakhry St. Nasr City

>>>>>Poemé
Şimdiden Bir Hatırasın - Didem MADAK

Şimdiden bir hatırasın
Bulutsa, tozsa, uçarsa
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Rüzgar çanısın, rüzgarın diline dolanırsın
Ne bir şarkısın,
ne de dillerde nağme adın
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın

Günler izmarit diplerinde biriksin
O zaman mutlaka bir trenle gelirsin
Köpüklerdensin, mavisin, sakinsin
istesen suyun tenine bitişirsin
ellerimi bıraktım, artık bunu sana yazsın
İçimde iki yaşlı balık varsa,
İçimde biri pulsuz, iki balık varsa
Biri sensen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
Sonra postalamak istiyorum
Pulsuz bir zarfla
Hiçbir mektup artık ikna etmiyor beni hayata

Bu kırmızı oyalarla saçlarımda
Beyaz bir tülbent gibi kalırsam
tenimde, süzemediğim tortularla
Gün olur sararırsa sayfalarda
Bıraktım ellerimi, sana bunu yazsın
Şimdiden bir hatırasın

Kırık kalplerle süslü bir sayfaysan
Camsan, saydamsam, beni kırarsan
Simlerimle sevişirim seninle
O süslü sayfaların üzerinde
İçimde iki mutlu yıl varsa,
İçimde biri simli iki kadın varsa
Sen, gelirsen ve yok edersen
Bunu yazmak istiyorum sana
sonra postalamak istiyorum
Simli bir yılbaşı kartıyla
Hiçbir mektup artık beni, ikna etmiyor hayata

Şimdiden bir hatırasın
Açmışsa bir sardunya saksıda
Bütün (aşklar) paranteze alınsın
Bıraktım ellerimi, artık sana bunu yazsın
mektuplar postaya takılırsa...
Ey aşk sen
Artık bazı şarkılar kadar yaralısın.

Kaynakça: Antoloji

Sunday, April 20, 2014

Deuss Ex Machina # 495 - stillin'progress


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_495_--_stillin'progress

14 Nisan 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Fennesz - Pallas Athene (Editions Mego)
2. Fennesz - Static Kings (Editions Mego)
3. Subjected - M (Vault Series)
4. Subjected - VX800 (Vault Series)
5. Architectural - The Red House (Architectural Recordings)
6. Architectural - Cold Wet Grass (Architectural Recordings)
7. Automat - GWW (Bureau B)
8. Automat - The Streets (Feat. Lydia Lunch) (Bureau B)
9. Deadbeat & Paul St. Hilaire - Working Every Day (BLKRTZ)
10. Deadbeat & Paul St. Hilaire - Hold On Strong (BLKRTZ)

>>>>>Bildirgeç
..meram..



info:
"1915" A Film By Gerard Agabashian
One hundred years have not been enough to remove the effect of the massacres and forced displacement on the Armenian people at the hands of the Ottomans since 1915 until today. Back then, Armenians endured a long journey of misery in an attempt to find a safe place to live in this harsh world, fleeing from their homeland Armenia to Syria, where they eventually found refuge, especially in the city of Deir ez-Zor. The people of Deir ez-Zor offered the Armenians fleeing from death safety and a new beginning. Today, 100 years later, the Armenians of Deir-ez-Zor have to go once more on a painful journey: this time not because of the Ottomans, but as a price for demanding freedom, just like many people from Deir ez Zor and allover Syria demanded a decent life without ongoing humiliation.
In his first short film "1915 ", Gerard Agabashian tells the story of the Syrian-Armenian opera singer Kevork who fled to Lebanon to find a safe place in this difficult and painful time, trying to smile in spite of all the sadness. "From Armenia to Syria to Lebanon, the road is full of obstacles, but we're going to continue our journey until everything becomes the way it should be" says the young film director.
Produced by: Bidayyat

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo'dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Untitled By Juanjo Contreras

>>>>>Poemé
Asurlu Kadın - Silva KAPUTİKYAN

Büyük kentlerin kaldırımlarında,göklerin gölgesinde,
Körpe ve dik bedeniyle,soluk şarına bürünmüş,
Buz kesilmiş parmaklarla kunduralar temizliyor,
Büyük kentin kaldırımlarında.

Ne kadar da güzel kadın,gözlerinin bebekleri kor gibi,
Kirpikleri kül altında bıcıldayan hüzün dolu bakışlarla gizemli,
Kalabalık üzerinde kah dolaşan,
Kah bir yerde donup kalan bu gözler,
Bir bakarsın kapanıyor ilgisiz.

Asurlunun bu gözleri... kırpışıyla hafifçe
Orduları akınlara kaldırmış ya da geri çekilmeye zorlamış,
Neredesin,Ninova'yı fetheden ey ilahi o bakış?
Neredesin,ey muhteşem Semiramis,nerede?

Şimdi soylu bu gözlerin bakışları asfaltını ölçer durur yollarını
Kent boyunca geçip giden taşıtların,koşuşturan insanların ardından,
Onlar ise akıp gider durmadan,
Kimse bakmaz güzel gözlü Asurlunun üstüne.

Oysa böyle gürültülü bir dünyanın debdebeli akışının içinde
Bir köşede sinip kalmış bakışları pür dikkat,
Ve gururlu alnı yere eğilmiş,pis ve çirkin yollarında büyük kentin
Çamurlanmış kunduralar üstüne...

Kaynakça: Nabukednazar

Sunday, April 13, 2014

Deuss Ex Machina # 494 - arte nuntium

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_494_--_arte nuntium

07 Nisan 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Emea - Dampier (Partapart Records)
2. Emea - Aoraki (Partapart Records)
3. Marat Shibaev - In The Early Morning (Lantern)
4. Marat Shibaev - Sliding (Lantern)
5. Sven Weisemann - Evolver (Telrae)
6. Sven Weisemann - Elution (Telrae)
7. Efdemin - Solaris (Dial)
8. Efdemin - Parallaxis (Dial)
9. Azari & III - Hungry For The Power (Sei A Remix) (Dim Mak Records)

arte nuntium
(494)

“Savaşları karıncalar da yapar, devletleri arılar da kurar, servet ve zenginliğe hamsterlarda da rastlanır. Ama senin ruhunun izleyeceği yol başkadır, ruhunun hakkı yendi de onun zarar görmesi pahasına başarılara kavuşacak oldun mu, mutluluk çiçeklerini asla koklayamazsın. Çünkü ‘mutluluk’ denen şeyi ancak ruh duyumsayabilir, ne akıl, ne karın, ne kafa ne de para cüzdanı…” (Herman HESSE - Öldürmeyeceksin)

Doğru diye bildirilen, hakikatin o olduğu zikredilenin, yalansız dolansız olduğu zikredilip bir türlü görünümün berraklaştırılamadığı söylemlerin güncelliğine her ne yana dönerseniz, her ne fikirde olursanız olun her duruma karşı söz hakkınızın bulunduğu aklınızın kıyısında canlı dursa da burasının Türkiye olduğunu hatırlatan öğelerle karşılaşmanız mümkündür. Tepkimelerin belirli bir düzenekte burasının neresi olduğunu asla eksiltmeden, üzerine tek bir söz bile ilave etmeden gösteregeldiği bir yurt tahlili ile baş başa kalınır. Mümkünatsız olduğu zikredilenleri benzerleri dünyanın hemen her yerinde olduğu, bulunduğu söylenip durulan şeylerin nasıl bu ülkeye mahsus olduğunu anlamlandıracak karşılıklardır değinmeye çalıştığımız. Biteviye bir tekrar döngüsünde, ancak dikkatle bakıldığında normal olmayan şeylerin düzgün, derli toplu ve olması gerektiği gibi tavırlarıyla karşılanmasıdır anlatmaya çalıştığımız. Kendine özgün bir ülkenin, lafta değil hakikatte özgür, tahayyüllerin önünün bağnazca müdahaleler, başta kimilerince ‘anlamlı’ gelse de neden sonra unutturulmaya çalışılan ket, engellemelerin vuku bulabildiği, sıradan sayılabildiği bir ülkedir burası. Kimilerinin referandum döneminde hayatımızın hatalarından birisini yapmıştık işte diye geçiştirebildikleri bununla temize çıkıp günü kurtulabileceklerini, aynı su altına bir kez daha girmeye gayret ettikleri bir ülkedir burası. Tutturulup gidilen sandık bahsinin bile hokus pokus hızlılığında perde arkasında dönüştürüldüğü bir tabi iradenin pardon devletlunun beklentisi doğrultusunda düzeltildiği, bu yapılamıyorsa provokasyonun taşeronluğunun devreye sokulduğu seçimlerden çok bu hak gasplarının konuşulduğu, tartışıldığı nihayetinde de her şeyin sonuçsuzluğa mahkum edildiği bir portreden okuyabilmek mümkündür bu ülke bahsini.

Her şey normalleştirilirken, şeffaflaştırılırken, bu dile getirilirken sade ve sadece oy verilen sandık kutularını ve ele sürmekten artık vazgeçilen boyalardır normale çekilen gerisi bildiğiniz tiyatronun kendisidir. Madrabazlığın, hilelerin çoktandır olağan addedildiği, “Ne var yani siz de iktidar olsanız sonuna kadar  bu özel imkanları değerlendirirdiniz” cümlesinin kurulabildiği bir yerdir bu bahis en başından bu yana değindiğimiz ülke ve onun hakikati. Bilmiyoruz kaçıncı kezdir ama asla aslında son olmadığından emin olduğumuz yapılandırma, düzenleme, dönüşüm ve yenilik kelimelerinin hem içeriklerinin boşaltıldığı, hem de yapılanlarla bunları tarumar düzeninde kalkan edildiği, bellendiği bir ülke hayaldir şimdi ise otuz iki kısım tekmili birden gerçek! Muktedir tekleştikçe, her şeyi bir tane ve yegâne değişmez, kural gibi olarak zikrettikçe, uyguladıkça gerçeklik burada değindiğimizin sağlamasını yapmaktadır. Sağlama alınan, doksan yıllık ezberlerinin tozunun bile kaldırılmadan yinelenmesidir. Sağlama alınan her şeyle yüzleşiyoruz bahsinin nasıl bir kandırmaca olduğunun ifşasıdır. Biçimsiz, şemailsiz yekten yargılayan, ikinci bir seçenek, üçüncü bir önermeye daha en başından tüm duyargaları kapalı demokrasinin ilerisi böyle böyle yükseltilir. Sadece düne aitmiş gibi görünen nice vesikayı birbirine eklediğimizde ortaya çıkan suretle beraber tüm bu yekpareliği teyit edebilmek mümkündür. Asıl olan bu hallere konulduğumuz, bunca hoyratça terk edilişimiz ve gözden çıkartılmış olmamızdır.

İktidar denilen mefhumun karşısında nümerik sayılar dışında, vergi vermesi zorunlu sayılar tabi bir de oy zamanı hatırlanan kimlikler olmanın ötesinde varlığımızdan çok yokluğumuz üzerinden yükselen bir yerdir burası, bu ülke. Vahamet hep bu ağır ve yaftalara ev sahibi, genellendirmelere haiz olan cümlelerin altındadır. Vahamet kendimizi korunaklı hissettiğimiz menzilin böyle varsaydığımız dört duvarların bile yıkılmış olmasıdır. Yerle yeksan edilen sınırlı güvenceliliğimizdir. Yıkılmayan son duvarlar da gizlimiz, saklımız olduğu için değil nasıl bir pespayelikle hemhal olduğumuzu özetleyecektir. Kral çıplakken, bunca eğrilik meydandayken halen uğraşılan, hedefe konulanların değişmediğini gösterendir “yıkılan duvarlar” mecazı. Yoksunlaştırılan, yok sayılan hiç edilenin tam da üzerine basılıp durulan burası Türkiye yok öyle söylemi ile bağdaştığını da kaydetmeliyiz. Vuku bulan şeylerin, hep rastlantısal öylesine beyhude ve kendiliğinden olmadığı afakî bir biçimde gerçeğe dönüşmektedir. Sinop’ta ağaç kıyımının pervasızlığı iki yüz otuz beş bin ağaç gibi felaketin boyutunu meydana uluorta bırakan sayıdan bile bulunabilir. Bir hidroelektrik santrali kaç doğa kıyamıdır sorusundan önce medeniyet düşmanları gelişmemizi istemiyorlar sayıklamasında burasının her neresi olduğunu anlayabilirsiniz. Tıpkı Dicle nehri üzerine yapılmak istenen üç adet hidroelektrik santrali için Enerji Piyasası Denetleme Kurulu’nun onayın neredeyse jet hızıyla geçmesinden fark edebilirsiniz burası her neresidir. Dönüşüm ve devinim veya yenilik yok ederek, izleri kayıp ettirerek en önemlisi kendi neslimizin tapulu malı olmamasına rağmen doğaya kastederek şekillendirilen bir heyuladır. Sorgulamak ya da itiraz etmek bu noktada hainlik denilenlerin seslendirilmesine yeter de artar bir kez daha. Hali hazırda yapımı süren üçüncü köprünün hemen her gün Kuzey Ormanlarını biraz daha, biraz daha eksilttiğini gördüğümüzde asıl bahsin her ne olması gerektiği anlaşılacaktır. Hainlikten ziyade, geleceğin ranta ve aslında hiçbir halta yaramayacak bir köprüye koca kentin ciğerlerini emanet ya da rehin değil katledilmesidir karşılaştığımız. Bilgi yumağında enikonu her şeyin çözümlenmesine ihtiyaç duyulmayacak bir biçimde ortalığa serili olan gerçek kendini tanımlandırmaya devam etmektedir. Halin perişanlığını ortaya döken az biraz da budur. Bu ülke bahsinin büyüklenmesinde nelere sahip çıkıldığı nasıl vatan millet sakarya nüvesi üzerinden ya yanımızdasınızdır, ya karşımızda vurgusu ve ikilemleriyle her şeyin saçma sapan bir sığlığa hapsedildiği anlaşılacaktır. Burasının neresi olduğu artık aleniyete kavuşmaktadır sonsuz tekrarlarda.

Kent suçlarının hanesine her gün bir başka halka eklentilenirken, hazır seçimlerde geçmişken, geçip gitmişken asıl mesele olan insanlık suçları bahsinde bu felaket gidişat, bu obez iştah biteviye güncellenmeye devam edilmektedir. Handiyse en başından bu yana devletçe taraf olunduğu ilan olunan Suriye savaşında kargaşayı diri tutup insanların canlarının kaybolmasına müsamaha gösterilen bir tavır ile karşılaştığımızdır. Sınır kapılarımızın delik deşikliği, hasbelkader kayıt altındayken yeri geldiğinde mangalda kül bırakılmayan vatan sınırlarının bizatihi her şeyin, kayıttayken göz önünde gerçekleştirilmesi Kessab gibi kentlerin boşaltılıp tahrip edilmesi yanında ve yöresindeki yerleşimlerde yaşayanların ölümle tehdit edilmeleri hemen her şeyi meydana sermektedir. Ermeni nüfus göç ettirilirken alelacele Lazkiye’ye aralarından yaşlı yirmi birinin de Samandağı’na getirilmesi ile sözüm ona hayatlar kurtarılmıştır. Bin dokuz yüz on beş’in yarattığı sarsıntının kendisi yüzüncü yılına bir kala bir kez daha yaşatılmıştır. Erkânı devlet, İttihat ve Terakki’nin zulmettiğini yapıp ettiğini, taşeronlarına ihale ederek, mücahitlerin kıyamlarını ve yağmasını sürdürmelerinin güvencesini bunca yıl sonra tekrardan sahnelemektedir. Ne de olsa burası Türkiye’dir. Bir yanıyla bu gerçekliklerle yaşarken öte yandan Alevi-Nusayri nüfusun da sınırımızın öte yakasında kıyamdan geçirildiğinin haberleri takip etmektedir. Bahsettik ya, savaşın en başından bu yana tarafgirlik hayatların sorumsuzca zaptına ve yok edilmesine yancılık olarak bir kez daha birilerinin, hiç tanıyamayacağımız birilerinin geleceğini çalmaktadır. Burası böyle bir ülkedir. Büyük ülke masalının büyüklüğünü ve kıvançlanılan şeylerin arasına savaş suçları da eklenmektedir böyle böyle. Seymour Hersh’in makalesinde yer verdiği şekliyle sârin gazı ile kitlesel kıyamın temellerini atan bir ülke olduğumuz ifşaa olunur. Koca bir kent tarumar edilirken bir şekilde kıyam için gerekli olan malzemelerin güzergâhı olduğumuz, devletin bilgisinde bunların taşındığı ifşaa olunur. Bilgi, belge ve söz ortadadır. Lakin Hersh gibi bir gazeteci de paraleldir. Alabileceği yegâne yanıt odur!

Kesintisiz bir uzamda yerle yeksan edilen üzerinde tepinilerek, çekiştirilerek, kıyasıya hırpalanarak daha fazla zorlayarak istikbali sağlanmaya çalışılan şey zulmün kanıksatılmasıdır. Ne yapılırsa bu erk eliyle hayırlısının tabidir ki o olduğunun idrakidir, savunuşudur gördüğümüz, ne fena. Kanıksatılabilen zulümlerle yolun kesiştirilebilmesidir gerçek. Yüz altmış dokuzuncu yılını tarihinde eşine az rastlanır zorbalık ve kıyamla kutlayan! Bir teşkilatın huzur ve güven ortamının teminatı diye Evren’in sayıklamasının tekrarlanmasıdır dert olan. Bütün suretin gerçekliği halen ortadayken “destan yazdılar” diye cümlelerin kurulabilmesidir düşündürücü olan. Temelleri gün öncesinde atılan, her gün sözüm ona değişikliklerin gerçekleştirildiği Mit Yasasına dair eklemelerle bu şemalsizliği daha da kalıcı, kurcalanamaz ve sorgulanamaz kılacak; -bir bin dokuz yüz seksen dört- yazınsalından hakikatine varmamıza yol verilecektir. Belediye seçimlerinin açıkça bir iktidarı onama, onaylama, her şeyine a’dan z’ye olur verme referandumuna dönüştürüldüğü bir o kadar hile ile hırsızlığın bir dolu gaspın gerçekleştirildiği sözüm ona işte bu demokrasi dersinde, millet bize temizlik yetkisi verdi buyrulmasıdır bizatihi sorgulanması öncelikli olan, asıl dikkatle takip edilmesi gereken.

Yıkım ve tehdidin birbiri ardına ve bunca sık yinelenebildiği bir ülkede olağanın artık olağanüstü hallerden mürekkep olduğunu biliyoruz. Her yeni gün bu kanıksatılmaya çalışılan boyunduruk düzeninin bekası adına çok daha fazla mengenenin sıkıştırıldığı bir kapanın kendisidir bu ülke. El birliğiyle böylesine dönüştürülüyor. Her ne yana dönersek dönelim her nasıl davranırsak davranalım hükümran olan dil erke ait söz bizim, sıradan olanın tahayyüllerini bozguna uğratmak adına kah Roboski’de, kah Kessab’da, kah Samandağı’nda, kah Ceylanpınar’da kısaca her yerde ve her şekilde tahakkümünü eylemeye devam etmektedir. Burası Türkiye yok öyle bahsi bir bakarsınız Roboski’de gözaltı olarak kendini hatırlatır. Yirmi iki kişi sınır ticareti yaptıkları için devlet ağzıyla kaçağa gittikleri için gözaltına alınırlar. Makamlar ve mevkiiler işte böyle derinlemesine, çözümlenmesi beklentilenen bir kıyamı örtbas ederken geride kalanlara da hayatı dar etmektedir dar. Van’da, Rojava sınırına kazılan hendekler için düzenlenen eylemde dört genç gözaltına alınır. Beş yaşındaki bir çocuk da polislerce darp edilir. Çocuklarına kıymaya doymayan ülke için bu sınırların her ne manaya geldiği bir kere daha özet geçilir. Öte yandan da oralarda kamuflaj ile yedi, yirmi dört yapılanlar, ülkenin batısına gelindiğinde ise mutlak biat adına destan yazanlar olarak alkışlananların Greif-Hakan Plastik işçilerini derdest ederken kendini gösterir. Ankara’ya yürüyen Yatağan İşçilerinin, haklarını gasp edenlerden geri almak için verdikleri mücadele karşılığında gaz ve copa dönüşüp her zamanki kadar ağır zapturapta evirilmektedir. Gezi Direnişi sırasında gözünü bir fişek yüzünden kaybeden, bu anları da kaydeden Okan Özçelik’in, hem derdest edilip hem de hayatına kast edilen Hakan Yaman’ın akıbetlerini hazırlayanların! İçişleri Bakanlığı nezdinde sağırlıkla, inat ve itinayla kayıtsızlıktır. Hopa’da katledilen, Metin Lokumcu için tazminata İçişleri Bakanlığı’nın “Kamu düzenini bozdu ve öldü, ne tazminatı” bahsini yineleyebilmesindedir saklı duran burası Türkiye bahsi. Adaletsizliğin gün yüzü bulduğu bir ülkedir. Kıyamların ardının yanıtsız konulmasından zerrece hicap duyulmayan bir yerdir. Nereye istiyorsanız oraya başvurun, burası bizim dediğimizin ötesine ulaşmayacak bir menzildir diklenmesinin tam da üzerindeyizdir işte. Görünenler ile gerçek kısacık bir aralıkta bir görünüp bir kaybolan sırra kadem basan bir olgu değildir hemen hiç öyle olmamıştır. Burası Türkiye sözünün vurgusunun altında ve kıyısında her şeyin nasıl muntazam bir özen ile müesses nizamın vesayetini tanımlandırmak ve muhafaza etmek adına şekillendirildiğini özetleyen örnekler ile doludur. Bir kıssadan çok daha fazlası yaşadıklarımızın hakikatindedir. Yaşatılanların tamamı bir karşıtlık veya etkiye-tepki değildir. Sözsüzlüğün reçetelendirildiği, daha fazla itaatin zikredildiği, her yerde ve her şekilde aslen demokrasi bahsinin boşa çıkartıldığı, sorgusuzluğun tavsiye olunduğu bir ülke bina olunmaktadır. Sağlam iradenin ortaya koyduğu her an ve her şekilde, sacayakları desteksiz, korunaksız, daima diken üstünde, tehditlere karşı, her yanındaki düşmanlara karşı, akla ve fikre karşı rehinelikten başkası değildir. Sağlama alınmak istenen son tahlilde sıra neferliğidir. Sıranın sessiz her şeye uyumlu ve itaatkar üyeliğidir teklemeksizin bir an bile düşünmeksizin. İkinci defa bir ikaza gerek olmaksızın riayettir.

Burası bir denklik mabedi değildir. Herkesin ve her şeyin bir karşılığının olduğu bir yer değildir. Sözün, kelamın, sesin yakının kesintisizleştiği bir mefhum değildir. Aksaklığın giderilmesine geç de olsa çalışılan bir yer değildir. Eksiğin veya gediğin tükendiği bir yer asla değildir. Her an ve her şekilde tahakküm ve ona el verenlerin, yönünü çizenlerin yok öyle dediği, demekten kaçınmadığı bir yerdir burası, bu ülke. Hemen her anında “küçük” birer kıyamet koparken tam anlamıyla curcunanın, alaya almaların devam ettiği bir yerdir. Oturduğumuz yer, üzerinde adım attığımız topraklar bir yas evinin kendisiyken düğün bayramın yapılmasının salık verilebildiği bir tımarhanedir bu ülke. Bugünün ülkesi yanıtsız soruların havada kurşun kadar ağır yankılanmaya devam ettiği bir platodur. Düşlerimiz eksik, hayallerin tamamlayıcı olan kelam, ümit berhava, gün karanlık gece zorbalıkla hemhalken söyleyin nasıl etmeli, ne yapmalı da derman bulmalıyız. Burası Türkiye bahsi sürekli güncellenirken, her şey eksik gedik konulurken, yılgınlığa teslimiyet için, karanlığa rehin kalmak için çok daha fenalarının katara eklenebileceğinin ifşa olunduğu, gösterildiği bir ülkede ne yapmalıyız ki gerçekten sözü işitebilelim, itirazları kaile alabilelim. Devletten önce, muktedirden önce, neoliberalizm çarklarında yok olmadan önce.

>>>>>Bildirgeç
Sahici Midyeler - Bülent USTA - Birgün Gazetesi

Kimse inanmasa da devletimizin çok güzel planları varmış bizler için. Hükümet üyeleri de, onları televizyonlardaki programlarına çıkarıp uzun uzun söyleşen, övgülerle dolu manşet atanlar bile inanmıyormuş ya o planlara, siz onları da, yapılan planları da boşverin. Yaptıkları seçimlere bile inanmayanlardan ne beklersiniz, rüyalarında bile oyları sayıp duranlardan. Öğrenciyken bazen o kadar çok okey oynardık ki, rüyalarımızda da okey taşlarını sayardık, fena sıkıcı bir işti. Okey oynamaya benziyor aslında biraz seçimler, elindeki taşları doğru bir biçimde dizmen yetmez, karşı tarafın da dizdiği taşları tahmin etmen gerekir ki, doğru taşı beklediğinden emin olasın. Ama görüldü ki, taş çalar gibi oy çalınıyormuş, sonra gel de inan yaptıkları işe, söyledikleri söze…

Belki de bu yüzden fena halde sıkıldığım oluyor bu ülkeden, kimse bir şeye inanmıyormuş gibi geliyor bazen. Devrimcisinden Müslüman’ına, iktidarından muhalefetine, edebiyatçısından sinemacasına, sanki bir şey başarmak için illa ikiyüzlü olmak gerekiyormuş gibi bir sahtelik… Osmanlı’nın son zamanlarından bugüne kadar vatan aşkıyla bir sürü güzel planlar yapıldığını okuyorum kitaplarda. O güzelim planlara inanmadıklarını söyleyenlerin hain ilan edildiğini, sürüm sürüm süründürüldüğünü, yetmeyip öldürüldüğünü… Ama sorun şu ki, o planları yapan hiçkimse zaten inanmamış yaptığı ettiği hiçbir şeye. Çocuk oyunu gibi düşünün devlet yönetimini. Bir çocuk, hırsız polis oynarken, gerçek olmadığını bile bile inanır ya hırsız ya da polis olduğuna, öyle canla başla koşturur, ona benziyor bizim plan yapanlarımız da. Gerçek değil kendileri gibi…

Üniversite öğrencisiyken senarist olmaya karar vermiş, bir gazete ilanından yola çıkarak bir film atölyesinin seçmelerine katılmış, nasıl olduysa artık geçmiştim o seçmeleri. Sonrasında atölyeye devam etmeyip, sayfa başına para aldığım bir roman yazma işine girsem de –ki hayatımın yönünü değiştiren bir hikâyedir, belki başka bir zaman anlatırım- yönetmen Yavuz Özkan’la atölyede bir masada otururken sürekli olarak bana ve başkalarına “Sahici insan olmak gerek” dediğini duymuştum. O kadar çok söylemişti ki bu “sahici insan olmak” sözünü, o yıllardaki varoluşçu hallerim iyiden iyiye depreşmişti. Neydi bu “sahici insan”? Ne yer ne içer, nasıl sever, başkalarıyla nasıl ilişki kurar? Sonra anladım ki inanmakla ilgili bir şey sahici olmak, kendine, başkalarına, yaptığın işe, şiire, aşka, hayata inandığın ölçüde sahicisindir. İnandığın şey sahte olabilir, mesela birinin aşkına inanmışsındır ama o seninle sadece vakit öldürmüş ve tekmeyi basıp gitmiş olsun… Hiç önemli değil, sen o aşka inanmaya devam ettikçe, o aşk da, sen de sahicisinizdir.

Sahici insan olmaya kafayı taktığım günlerde, sonradan ana akım medyada yazılar da yazacak olan bir kadınla tanışmıştım. “Bana yoksullardan bahsetme. Açsalar gidip midye çıkarsınlar” demişti bir gün ve bunu söylediği zaman tam da bir yol ağzındaydık ve yağmur yağıyordu. Hiçbir şey söylemeden soldaki yola sapmış ve arkama bakmadan yürüyüp gitmiştim. Eğer o sözü etmeseydi, muhtemelen sevgili olacaktık, belki evlenecektik, kim bilir… Böyle durumlarda aklıma Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ı gelir, hani hoşlandığı iki kadın farklı yönlere sapınca, acilen hangisinin peşinden gideceğine karar vermesi gerekir ya. Bayan B’nin değil de Güler’in peşinden gider ve sonra düşünür acaba aradığı aşk Bayan B’de miydi diye? Güler’in peşinden gitmesinin nedeni, Tophane civarını sevmemesiyle ilgilidir yalnızca, Bayan B. o tarafa doğru yürümüştür çünkü. Cemal Süreya’nın dediği gibi “Hep sen kazanırsın çözümsüzlük!” Bana yoksullardan bahsetme diyen o genç kadın, sonradan sürekli yoksullardan bahseden yazılar yazıp durdu, o yazıları yazarken midye yediğini hayal ettim hep.

Sahici insan olmanın her zaman ağır bedelleri olmuştur ama o bedelleri ödedikçe insanın güzelleştiğine de tanık oldum. Ün ve para için kendisini helak edenlerin çaresizliği daha büyük gelmiştir bana. Etrafınızdaki güzel insanlara dikkatlice bakarsanız, inandıkları şeyler uğruna mutlaka bedeller ödemiş olduklarını görürsünüz. Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ının bizleri o kadar çok etkilemesi de, aslında gerçek aşkı arayan sahici bir insan oluşu değil miydi, eksikliğini duyduğumuz en önemli şey… Aç kalsak da midye çıkarır doyururuz karnımızı, yeter ki sahte olmasın yaşadığımız hayat… “Bir bardak su” yeter saçlarımızı ıslatmaya…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla...Bülent USTA'nın Sahici Midyeler başlıklı makalesi de bu minvalde, meramın eksiğinin, gediğinin tamamlayıcısı bir okuma parçası. Sadece yazınsal olarak değil, hatırlanması elzem olanları göstermesi bakımından gerçekten ihtiyaç duyduğumuz sözcükler ile karşılaşmamıza vesile olan bir aracı. Bülent USTA'nın, Birgün Gazetesi'nin anlayışına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
This Is Only Beginning - Ali B. - Indybay.org
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Ne Sağcıyım, Ne Solcu - Gündüz VASSAF - Radikal
Bir Büyük Yolculuğa Bir Küçük Davet - Nuray MERT - Diken.com.tr
Mert’in Ardından: Çalınan Çocukluğa Ağıt - Ekin BALTAŞ - Jiyan
"Burada İlk Öğrendiğim Kelime 'Kaç Para'" - Emel COŞKUN - Sosyalist Feminist Kollektif
Kesab 1909 - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Kesab’dan Vakıflı’ya Çirkin Şovun İç Yüzü - Karin KARAKAŞLI - Agos
Kesab: Eski Oyunlar, Eski Korkular - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Ermeniler soL'a konuştu: O Alevi Nerede? - Sevra BAKLACI - soL
Daha Kaç Kez Anahtarları Verip Çıkacağız Evlerimizden... - Aris NALCI - Evrensel
İtiraz - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
‘Sınırda Nöbet Tutan Türk Askerlerinin Gözleri Önünde Kesab’a Girdiler’ - Diken.com.tr
İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi’nin Gözlem Raporunun Tam Metni - Sendika.org
Քեսապի Ապտակը Եւ Հայոց Դասը - ՀՐԱՅՐ ԵՍԱՅԵԱՆ - Azator
Dokuz Kesablı Ermeni’den Haber Alınamıyor - Agos
Syria: Young Armenian Killed By Rebels - Varkis SARKEESIAN - Gagrule
Dışişleri Bakanlığı Kaybolan 9 Kesablı Ermeni’yi Arıyor - T24
Türkiye’nin Tek Ermeni Köyü Adını Kaybetmek İstemiyor - Ötekilerin Postası
Turkey Losing Propaganda War Over Syrian Armenians - Amberin ZAMAN - Al Monitor
Sarinle Ilımlılaşanlar! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Bomba Yüklü Araç Yakalandı - Gaziantep 27
Savaş Çukuru - Ömer ÇELİK & Bedran ÖZKAN - Özgür Gündem
Ceylanpınar’da Seçim Hileleri ve Savaş Hazırlığı - Ali H. YERKAN - Kürdistan24
Ağrı Seçimini Anlamak - Devlet Kürtler ve AKP - Murat SAYAN - Kürdistan24
Dirilişten Tükenişe İslamcılık - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
O Hendek Kürdün Mezarıdır… - Çetin YILMAZ - Jiyan
KDP-TC’nin Rojava İşgal Planı - Zana AZADİ - Kürdistan24
Çukur -  Günay ASLAN - Özgür Gündem
KDP Aklı - Hüseyin ALİ - Yeni Özgür Politika
İsmail Beşikçi: Kürtler Milliyetçi Olmalıdır - Mahmut HAMSİCİ - BBC Türkçe
Irak ve Suriye’deki Kürt Bölgelerinde Neler Yaşanıyor? - Mutlu ÇİVİROĞLU - Rusya'nın Sesi
Les Kurdes Au Centre De L’élection Présidentielle Turque - Samim AKGÖNÜL - SA' Blog
Er Sevag Balıkçı'nın Annesi: Oğlumun Öldürülmesi Kaza Değil, Gözdağıydı - İsmail SAYMAZ - Radikal
Askeri Başsavcılık: Er Sevag Balıkçı Kasıtlı Öldürülmedi - Vicdani Ret Derneği
Dünyanın Ermeni Soykırımı’yla Tanıştığı Yıl: 1965 - Emre ERTANİ - Agos
Serkan Engin: “Ermenilerin Genel Tavrı Kesinlikle Rasizmden, Şiddetten, İntikamcı Tavırdan Uzaktı” - Ermenihaber
ABD Ermeni Soykırımı Kabul Etti - Nu Haber
Cuma Notları - Cengiz AKTAR - Taraf
Türkiye'ye Yasalara Uy, Hasta Tutsakları Serbest Bırak Çağrısı - Kollektif - Devrimci Karadeniz
Devletin Gezi Savunması - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
İşte Delil: Gözünü Çıkaran Fişeği Atılırken Kaydetti - İsmail SAYMAZ - Radikal
Yürüyemeyen Kadına 'Gezi Yürüyüşü' Davası - Evrensel
Ümit Kaftancıoğlu Cinayeti - Elif AKGÜL - Bianet
Bilişmek, Bileşmek, Gelişmek ve HDP - Ayhan BİLGEN - AB' Blog
HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel'in Grup Toplantı Konuşması v / Youtube
Sandıktan Ne Çıktı? - Seyyar Forum & GEZİniyoruz Network - Davetsiz Misafir
Görüş: 2014 Yerel Seçimleri Erken Sonuçları İçinde Veri Madenciliği ve İstatistik - A. Murat Eren - MerenBlog
ABD’den Rapor: Türkiye’deki Seçimler Şaibeli - Ahu ÖZYURT - Gazeteciler Online
Devletleşen AKP, Değişmeyen Devlet - Doruk TATAR-K. Mehmet KENTEL - birdirbir.org / Nor Zartonk
Has Recep Tayyip Erdogan Gone From Model Middle East 'Strongman' to Tin-Pot Dictator? - Robert FISK - The Independent
Seymour Hersh Diken’e Konuştu: MİT Planladı, Jandarma Halep’e Kadar Kimyasal Taşıdı - Diken.com.tr
Erdogan Paves Way For Turkish Surveillance State - Deutsche Welle
Erdogan’s Quixotic Battle Against Social Media - Semih İDİZ - Al Monitor
Türkiye’de Demokrasinin İdeolojik ve Sosyolojik Düşmanları - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Türmen: AKP Twitter Konusunda İç Hukuk Yollarını Etkisiz Kıldı - Bianet
AYM, HSYK'de Bakan'ın Ek Yetkilerini İptal Etti - Sosyal Meydan - BBC Türkçe
Genel Fotoğrafın Anlatılamazlığı - Melda ONUR - Birgün Pazar
Rezidans İnşaatındaki İhmal 19 Yaşındaki Erdoğan'ı Öldürdü - soL
Defendant Here, Awarded Abroad: Ahmet Şık - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Türkei: Stiftung Von Erdogans Sohn Erhielt Riesige Millionenspende - Spiegel.de
Fatih Projesi Eğitimde Dönüşüm İçin Bir Fırsat Olabilir Mi ? Politika Analizi ve Önerileri - Eğitim Reformu Girişimi - Sabancı Üniversitesi
Prof. Harvey'le 'Kent Ayaklanmaları' Üzerine - Beril ESKİ - BBC Türkçe
David Harvey: "Evsizlerden Daha Çok Boş Ev Var" - Sabitfikir.com
Adalar Belediye Başkanı ‘Gezi Parkı Anısına Dilek Ağacı’nı Kestirdi - İMC TV
Yedi Farkı Bulunuz - Sevan NİŞANYAN - SN' Blog
Dağlık Karabağ Sürgünleri - Ed KASHI - BBC Türkçe
Kefen Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Mısır'da 529 İnfaz Kararı - Konuk Murat Çekiç - CNN Türk - U'arası Af Örgütü
ABD’nin Sonbaharı Ortadoğu’da Mı Olacak? - Süleyman ALTUNOĞLU - Fraksiyon
Fascism Inc.  - Infowar Productions
On The Move - Lara FRESKO - LF' Blog
60 Uzun Gün: “Greif İşgali!” - Kızıl Bayrak
Direnişteki İşçilere Polis Müdahalesi - Haber +1
Günlerin Bugün Getirdiği - Hayri TUNÇ - Jiyan
Umutsuzluk Zamanında Bağ Oluşturmak - Bülent ŞIK - Birgün
Susanna Tamaro - Büyülü Çember  - Veli BAYRAK - Birgün Pazar
Oğuz Atay Aşkına: ‘Haydar’dan Ali’ye Ölüm Uğurlaması’ - Vahap IŞIK - Jiyan
Tarkovsky Anısına... - Borges Defteri - BD' Blog
Furuğ Ferruhzad: “Ben Ağaçların Soyundanım/ Ve Bu “Bayat” Havayı Solumak Kederlendiriyor Beni” - Cafrande

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo'dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo 103.8
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Denize Düşen Yalana Sarılır (Çıkartma)  - İç Mihrak

>>>>>Poemé
Yüzyıl Uyuyan Prens - Hakan İŞCEN

binlerce yürekte
ne saatler kuruldu senin için
yaz derken, güz de geçti, bak ilk kar da yağdı bugün
en mahcup işimizdi:
her defasında yeni bir umut kırıntısıyla kuruluncaya dek
zemberekler boşaltılırdı sessiz…

 masal tersine dönse
bu kez güzel mi güzel bir prenses çıkagelse
öpse dudaklarından
açsan gözlerini
pür sevdalarla kutsanmış düğün evine dönse şehir
günlerdir pencerende bekleyen o güvercin
kurşunî bulutları delerek erişse maviliklere
çamurlu paçalarında bir melek uçurtması gibi salınsa
her an cinnete meyilli bu sessiz meydan

Kaynakça: Hakan İşcen Blog

Monday, April 07, 2014

Deuss Ex Machina # 493 - blinmail

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_493_--_blinkmail

31 Mart 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<
1. Grzegorz Bojanek - Remaining Sounds Part 1 (Dynamophone Records)
2. Grzegorz Bojanek - Remaining Sounds Part 2 (Dynamophone Records)
3. Jérôme Chassagnard - Silent City (Hymen Records)
4. Jérôme Chassagnard - She Is Behind (Hymen Records)
5. Vector Lovers - City Lights From A Train (Soma Quality Recordings)
6. Vector Lovers - Neon Sky Rain (Soma Quality Recordings)
7. Apparat - A Bang In The Void (Mute)
8. Apparat - Escape (Mute)
9. Person - vO 7ak (Spezialmaterial Records)
10. Person - Sorte Artuis (Spezialmaterial Records)

...Elektrik Kesintisi Yüzünden Yayınlanmayan Giriş...
Deuss_Ex_Machina_492_--_futureisunknown
1. Oneohtrix Point Never - Music For Steamed Rocks (Warp Records)
2. Oneohtrix Point Never - I Only Have Eyes For You (Warp Records)
3. The Notwist - Lineri (City Slang)
4. The Notwist - They Follow Me (City Slang)
5. Laibach - Koran (Mute)
6. Laibach - Americana (Mute)
7. Ricardo Donoso - The Master Game (Digitalis Recordings)
8. Ricardo Donoso - The Redeemer (Digitalis Recordings)
9. Pornophonik- Shamanok 3 (Pavillion36 Recordings)
10. Pornophonik - Process (Pavillion36 Recordings)

blinkmail
(493)

Hemen her şeyin yarım yamalak konulup kerhen kotarıldığı, sehven düzenlendiği, usulen icabına bakıldığı, demokrasinin bir adının bırakıldığı gerisinin yalan edildiği, sandık mefhumunun, makamının yoksullar için tek çıkış yolu olarak belirtildiği, gösterildiği buna mukabil hilenin, hurdanın türlü çeşit madrabazlığın saatler öncesinden devreye konulabildiği bir yerdeyiz. Sözün kendisini naçarlaştıran erk, muktedir, iktidara ait hemen her tespitin alkış kıyamet onandığı bir cehennemî güncellikteyiz. Yoksul ve yoksunları daha da yalnızlaştıran, dertlerinizi duyduk merak buyurmayınız derken, varsıllığın cephesine yeni yüklerin istiflerin hiç ara verilmeksizin konulacağının ikrar olunduğu bir zaman akışındayız, hala buradayız. Kronikleşmiş devlet aklının ve statükonun resmen el değiştirmesine tanık yazıldığımız güncelliğin sofrasındayız vakit çok ama çok geç.

Güncelliğin yeni dokunulmaz putları beraberinde getirdiği, herkesin ama herkesin gözlerin içine bakıla bakıla katliamların onanmasının talep edildiği, beyaz yemenili annelerin yuhalanmasına müsamaha gösterildiği, eldekiler yetmez daha da çoğu için her yolun, her zeminin değerlendirileceğinin bildirildiği bir güncellikteyiz, buradayız. İktidar makamının konforunun da bir karşılığı ve dayanılmaz hafifliğinde hemen her şeyin tozpembe gösterildiği, buna çalışıldığının bizatihi ilan edildiği bir yerdeyiz. Sözü yarım yamalak, eksik gedik koyup, bir türlü tamamlattırmayan bir aklın ilan edilmemiş olan 'rehin'leriyiz. Pazarlık konusu bile edilmeyecek haklar şimdi muktedirin iki dudağının arasına, bir yasasına, tek bir düzenlemesine kalmışken, sınırlanmışken baka kalıyoruz öylece ekranlara. Ekranlardan yazılar kaymaya devam ederken, hep o tanıdık ezberler yinelenmeye devam ederken seyreyliyoruz ensemizde pişirilecek yeni bozaların tariflerini.

Oyunun hemen hemen her anlamda tükenmediği, asla bitmediği bir yerde daha başa gelecek varmışın şekillendirildiği, kervana düzüldüğü, işlevsellik kazandırıldığı bir yerdeyiz. Çaresizlik ilk defa bu kadar kesintisiz bir biçimde, tahrifat meydandayken, kendini göstermekteyken kanıksatılmaya çalışılan olmaktadır. Bir ona alışmamıştık, ona da zamanla alışırsınız yollarının güle oynaya icra-i sanat eylenebilmesidir. Tekrarlanmasıdır düşündürücülüğünü muhafaza etmeyi sürdüren. Denk getirilenlerle gerçeklik tahrip edilmeye, algı türetimi, rıza dayatımı şekillendirilmeye devam edilmektedir. Yalnızdık, artık enikonu kendimizden gayrisi da kalmamıştır bakınız bu teyitli bilgidir. Artık kesintisiz bir sonuçtur. Düzenin şeklinin, şemalının her neye dönüştüğü, sağlam irade diye ortaya konulanın tahrif edilmiş rakamlardan ibaret olduğu gün yüzü bulmaktadır. Seçimlerden bahsetmiyoruz sadece genellendirmelerin çürük dünyasında o bir tanesidir sade ve sadece. Çaresizlik ile yoğrulmuş, hamuru karılmış olan bedbin bir tezahür artık karşılığını eksiksiz bulmaktadır. Kesintisizleştirilen tahrifat bir noktadan sonra gündelikliğin hemen hiçbir zaman değişmez asli bir unsuruna dönüştürülmektedir. Oysa ne hayaller vardır illa x, y, z'ye ait, onlardan herhangi birisine tapulu olmayan, asla rehin edilmeyecek. Yaşadığımız bu yerin, velhasıl sahnenin, hem başı hem de sonu kederin mutlak diktasına ve tek doğrusuna kısıtlandırıldığından bu yana yalnızız işte bu medeniyet beşiğinde.

Demokrasi denilenin masal kadar inandırıcılığının bırakılmadığı, gerçekliğini sorgulamanın Nisan 1 kıvamındaki şaka kabilinden değerlendirildiği, olduğu bir yerden bahsediyoruz. Gerçek kendini sınırlandırıldığı yerden paylaşmaya devam etmektedir çünkü. Kepazelikler kervana düzülmekteyken yahut ta olması için her şey seferber edilmişken, birbirini takip eden hilenin hurdanın, salt akçeli konular için değil hayata her an kastetmek için olduğu alenileşmişken yeni ülke tahayyülüne ve bu lidere inanıyorum seslenişleriyle gümbürtüye konulmasıdır düşündürücü olan. Reel politiğin bu ülkede bir mizansen, tape dökümü, ifşaatından çok ama daha çok 'vatan millet sakarya' üzerinden şekillendirilen bir yapı olduğu meydana çıkmaktadır. Her şey ama her şey sonuçsuzluk karanlığı ile hemhal edilmektedir. Düzenlemeler, alınan tedbirler, yapılan atamalar, çekişmeler, sürüncemeye girilmeden ikiletmeksizin yapılan hamleler, daha fazla korkuya teslim olmuş ya da olması beklentilenen kitleleri bir hizada tutmak içindir.

Dün olmaz dediğimizin bugün gayet sıradan bir tavır olarak değerlendirilmesidir mesele. Yalnızlaştırdıkça, bağlamından kopartıldıkça, sorgu meselesi kıyam kaçınılamazı getiriyor, önümüze tak diye bırakıyor. Bugünün ülkesi, değer yargıları komple sıfırlanmış, komplekslerini, semptomlarını örtbas eyleyebilmek için her şeyin mağduriyetler üzerinden açıklandığı ya da savunulduğu bir yere dönüşüyor. Suç ortada ve aleniyken bile yok onu ben yapmadım, bunda ali menfaatler, devletin bekası, birilerinin istikbali mevcutlarla bu tavır süreğenleştiriliyor. Derman çoktan, saf dışı, akıl hep noksan, fikir katlanılamaz tahayyül sindirilemez olarak boşuna zikredilmiyor. Yıkıntısı altında kalakaldığımız 'demokrasi' dersinde velev ki'lerin sonu sicim gibi boynumuza geçirilmeye çalışılan ilmiğe dönüştürülüyor hala.

Bir türlü seviye atlayamadığımızdan, zamanı gelinde hesabı sorulacak denilerek referandum döneminde çokça zikredilen Evren’in diktasına göz kırpılıyor. Perinçek gibi isimlerin medyada görünmesi, kıymetleri anlaşıldığı için değil malum tezgâhçılığın bir kez daha geçer akçe bellenmesinden olduğunu yinelemek de farzdır. Her şey tekrarlanıyor tüm kepazelikler aynısından bir kez daha türetiliyor. Bakınız bir seçim sonrası Ağrı, Van, Bitlis, Ceylanpınar'da yapılanlar. Olağanüstü Hal Bölgelerine dönüştürülen iller, Silopi'de ortalığa salınan askerler, şarjörü dolu silahlarıyla sokakların zaptını, devletin bekasını, bu her şeyin çözümü olarak sandık diye bahsederken bizatihi boşa çıkartmalar ile cismanileştiriliyor ol sicim bir kez daha. Şimdi anlaşılmış mıdır?

Balkon seslenişinin bu sonuncusunda hedefe tüm ötekilerinin konulması herkesin muhalif olan her kesimin yaftalanması gayretinden bunu okuyabilmek mümkündür. Erk, muktedir, iktidar ders değil hınç, öç için çalışmaktadır hala. Hala derdin her ne olduğu konusunda işi yokuşa sürendir. İtirazları kulak ardı eden, her çıkarsamayı daha en başında darbe olarak değerlendiren bir akıl karşımızdadır. Karşılaştığımız bunlardan herhangi birisi olmasak dahi hedef için gösterilmeye yeterli gelecek kadar mimlendiğimizdir. Özellikle devletlûnun sözcüklerinde, iki arada bir dereye sıkıştırılan göndermelerinde vd. Bugün bu şartlanmışlık, kör keskinlik, bıçak sırtı hayatlar, istim üzerindeki tahliller bunu hep kafaya yerleştirmek için sürdürülenleri anlamlandırmak içindir. Demokrasinin direnci tastamam boşa çıkartılırken otoriteryenliğin yönü, rotası sabitlenmektedir. Hakara makaralar ile alay edenlerin refakatinde değerlere sahip çıkıldığının tezatlığı birbirini bulmaktadır.

Zümre olarak el üstünde tutulanlar halkına karşı demediğini yarına koymamaktadır. Hal ve gidişat bu kadar fenadır. Milletin a. koyacağız diyen akıl ile komplo, şantaj, montaj denilenlerin yan yanalığı bu durumu kalıcılaştırmaya zemin yoklamasıdır. Küfürbaz inşaatçının da aralarında olduğu 'şirketler birliği' tarafından yapımı üstlenilen ismi meçhul üçüncü köprü tam da işte o bahsedilen kadar ağır bir biçimde üç canın hayatına mal olmuştur. Daha henüz yolun başındayken, Kuzey Ormanları yok edilmeye devam edilirken, Başbakan'ın talimatları ile yapımı hızlandırılan inşaatın Beykoz'daki ayağında göçük üç insanın daha hayatına el koymuştur. Yok edilen hayatlar, yoksulların hayatıyken onlar bildiğini en iyi bildiklerini kapalı kapılar ardında şen kahkahalarını yükseltmeye devam etmektedir, işte hal bunun gözetiminde bu kadar fecidir. Çürüyoruz hala biteviye kesintisiz miadı ve son çizgisi olmaksızın.

Bir yerlerde gizli kayıt olarak atfedilenlerde Suriye meselesindeki bu devletin tarafgirliği, en azından devlet nezdinde kimilerine ne korku yaşatılması gerektiği konusunda yenilenen değiniler ile bir başımıza kalıyoruz. Yapayalnız, korunaksız ve biçare yaşıyoruz. Üç atarız, beş sallarız, yirmi beş askeri gözden çıkartırız, şu olur bunu yaparız. Yine biz mağdur olup, dünyaya haklılığımızı kanıtlarız gibi kadük kelimesini boşa çıkartmayacak senaryolar konuşulmaktadır. Kurgu, taslak münazara, içeriden ya da dışarıdan, dinleme suç akdi ya da suçüstü hepsi ve bütün şıklar ortadayken yineleyelim bir kez daha. Adra'nın başına gelenler ile Kessab'ın topyekun tahliyesine, Ceylanpınar'da eylenenlere kadar birbirini takip edip duran bir hakikate eviriliyor orada konuşulanlar. İster sır, ister suç ama mealen değil hakikat her neye ulaştığımızı ne için çalışıldığını gösteriyor ilk elden.

Düşmanlığın aşağı yukarı istisnasız yüz yıllardır değişmeyen ilk adresleri olan Ermeniler, Aleviler, Kürdler ve genelinde insanlık bir kez daha sınavdan geçiriliyor. Derman yok edilirken, kırılıp dökülürken, yol yordam aranmasından özellikle imtina edilirken bu hınç nüvesi yükseltiliyor. Jabhat El Nusra militanları ile pozlar verilirken bir yanda, işgal edilen Kessab'tan kiliseye ne kadar saygılıyız videoları servis ediliyor. Tanıklıklar bir kaç gün sonra onun tersini ortaya bir eksiği gediği olmadan çıkartırken, dışarıya her şey olumlu izlenimi yeniden ambalajlanıyor. Oradan kurtulmayı başaranların dillerinden dökülenler bir yanıyla 1915'i bir yanıyla da kimliği her ne olursa hayatını da zapt edilip edilmeyeceğini ortaya çıkartan ifşaatlarla bezeniyor. Utanmak mı, sorgulamak mı, hiçbiri kale alınmayıp, Samandağ’ına getirilmeye devam edilen Kessab yerleşkeli yaşlılarla propaganda yolları hala ve hala inatla aranıyor. O kentin nasıl militanlara koridor edildiği, yolgeçen hanına dönüştürüldüğü, Türkiye Devleti'nin hamiliğinin, korumasının da nasıl bir yere kadar, çıkarlarına kadar olduğunu gösteren "acı" bir tablo önümüzde cismanileşiyor.

İnsanların defalarca yaşadıkları korkular yeniden hatırlatılırken ekranlarda Dışişleri Bakanı kolay hedef aramaya devam ediyor. Gözlerden kaçırılabildikçe vahametin boyutları oradan sürülenlerin yaşadıkları sarsıntılar, bedelsiz çekilişsiz kıyım senaryoları bir kez daha hakikate dönüştürülüyor. Cana kast edilmesine gelene kadar yaşadıkları topraklardan sürülüyor insanlar. 2014 senesi de olsa asri zamanlar bunun halen işlevi tartışılır bulunuyor. Esas zulüm bu noktadan az gerisi, ilerisi değildir. Suriye rejimine muhaliflik için bir koridor haline getirilen, güzergâhın doğal bir parçası sayılan Türkiye suça ortak oluyor ama değil bundan bahsetmek, hissetmek bile hainlik sayılıyor. Reyhanlı'da yahut ta Yayladağı'nda ya da Ceylanpınar'da veya Kessab'ta olan bitenin yekunu bu birkaç satırda kendini buluyor. Seçeneksizliğin zoraki seçenek olarak sayıldığı bir ülkede insan hayatının sınırların içindekilere bahşedilmeyeni dışındakilere de reva görülmüyor.

Gümbürtüye konulup üzerinden yeni okumalar durum tespitlerine girişilen, körlüğün kalıcılaştırıldığı elinde silah olanların önemsendiği bir çerçeveyi karşımıza çıkartılıyor. Zulüm erk eliyle çıkarlar doğrultusunda kesintisizleştiriliyor. Geçmişten ders almanın veya oralarda olanların hayatlarımızdan neler götürdüğünü bilerek, bilinmesini önemseyerek, yüz yıl sonra bu sahneler yıkım ve işgal, tehcir ve kıyam, zul ve şiddet takdis edilip duruluyor. Kendini tekrar edip duran sistemli 'zorbalık' ne günü ne geleceği elimizde bırakıyor. Çok düşünülüp enine boyuna irdelenmesi gereken bir mesele basit bir kent işgali, insanların canlarının sağ olduğuna şükrettiğimiz bir noktaya kadar alenen artık gerisin geriye atılıyor. Kessab bunca sözsüzlükte bile çok şey anlatmaya devam ediyor oysa. 1909'un Nisan ayında, toplam on iki günde tarihsel Kilikya bölgesinin, bugün sınırlar ile birbirinden ayrıştırılmış Kessab ile Vakıflı, Samandağı, Yayladağı birbirlerinden kopartılmıştı katliamla, devlet dediğimizin saldırılarıyla beraber. Bir kez daha insanlık kıyama uğratılmıştı. Arada derin boşluklar bırakılan bir dolu acının meydana döküldüğü bir katliam, sürek avı ile beraber.
Bahsi sıklıkla geçen 45. tepesinden Türkiye'nin içine kadar ulaşan bir menzil dâhilinde geçmiş, bugün tekrar ediliyor. Zamane denkliği, büyük cümleleri, derin manalı kesişimler, sözcükler, tanımlar vs. buralarda artık eksik kalıyor. Asıl olan bitenleri kesintisiz aksettiremiyor. Yaşam tekrarlardan ibaret, veryansın etmek ile mürekkep rutin bir yorumdan ibaret değildir. Kessab'a Türkiye üzerinden ulaştığını gazeteci Hasan Sivri'nin makalesinden öğrendiğimiz, katillerden birisi olan El Muheysini'nin söz ettiği "Alevi köylerini vurmak için alınacak yüz füze için destek verin." cümlesindeki kadar, ağır yıkımların tanıklığıdır bugün hayat. Nefret her anlamda vicdanı köreltirken, adı üstünde bir yokluğu, yoksunluğu cismanileştirirken doğrunun üzeri çizilmeye devam edilmektedir. Hayata ait olanın önü alınıyor her an ve her yerde.

“Reyhanlı’da 52 kişinin yaşamını yitirmesine ve 146 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırılar, El Kaide unsurları tarafından yapıldı ve El Kaide unsurlarının Suriye dışındaki operasyonudur” ile ortaya dökülendir AGİT toplantısında Büyükelçi Tacan İldem'ın cümlesiyle bu bahis. Cehennem mi demiştiniz tam da üzerindeyiz. Doğrunun üzeri çizileli çok zaman oluyor. Behemehal al takke ver külah, seçim kayıt kuyut, hile hurda, yalan ve dolanla bugün bu durum daha fazla belirginleşiyor. Dün anılanlar bugün gerçeğe yarın felaketimize alenen hiçbir beis görülmeden faciaya dönüştürülüyor. Eleştiri öyle ya da böyle yönetilmemenin sanatıdır der Foucault. Bugünün yanlışlardan mürekkep, algı yönetimleriyle şekillendirilen muktedir tavrının, tahayyülünün her şeyinin nasıl da bir kıyama dönüştüğü bu noktadan itibaren çözümlenebilir belki bir ihtimal.

Dün erkendi, şaşkındık. Bugün hazırlıkla geçmekte yarınsa çok geç olmadan söze sahip çıkmak, eleştirebilmek, sorgulayabilme edimlerini hatırlayarak yolumuzu, yönümüzü, tayin etmek ödevimizdir. Yüklendiğimizdir. Kessab ya da Vakıflı ya da Samandağı Ceylanpınar, Bayırbucak bir orası bir burası değil her an kendini yinlemeye devam ederken tahakküm ve zulüm üzerinde daha fazla düşünülesidir muntazaman behemehal. Anayasa işlevsiz, meclis savaş çığırtkanlığına teslim, yargı kontrol altında, kolluk kuvveti zulüm taliminde, seçimler hileli, sınırlar can pazarı, eylem, itiraz yasak, sorgulamak sakıncalı, basın kör, vicdan eskisinden de sakatken ödevimiz, yüklendiğimiz önceliğimizdir yaşayabilmek için. Eğri tutulmaya devam edilen vesika, her şeyin düze çıktığı söylenip durulan ahir zamanın yeni ülkesi halen bu sorgulamaları, bu çalışmaları bekliyor. Geleceğimiz, başka yaşayabileceğimiz bir toprak parçamız, bir tane daha kaybedecek canımız yokken, savaşa, zulme, barışın rehin konulmasına, büyük ülkecilik masallarına, hamasi söylemlere, nutuklara karnımızın tok olduğunu yinelemeliyiz. Yineleyebilmeliyiz ki hayata yeniden başlayabilelim, düşüp de kaldığımız yerden, düşüp de yaralandığımız, un ufak olduğumuz bu yerden…


..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
This Is Only Beginning - Ali B. - Indybay.org
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Pis Koku Pamir'in Cansız Bedeninden Değil, Çürüyen Vicdanımızdan Geliyor - T24
Pamir’in Ardından - Hayri TUNÇ - Jiyan
Kirli Olan Kim? - Cem TERZİ - Evrensel
Yorgunluğun Yaşamak Gibi Bir Anlamı Var - Niyan - Jiyan
Büyük ve Geniş Bir Toplumsal Muhalefet Hareketi İnşa Etmek… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
30 Mart Hezimetine İnat, Haziran'ı Örgütlemek - Cihan TUĞAL - T24
Aslında Kazanıyoruz Haberimiz Yok - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
‘Önce Söz Vardı’ - Nuray MERT - Diken.com.tr
Kesab Ermenileri 1915 Duygusunu Yaşıyor - Vahakn KESHISHIAN - Evrensel
Kesab'daki Anahtar - Başyazı - Agos
Titizyan: ‘Evin Anahtarını Sakallı Adama Verip Geldim’ - Lora BAYTAR - Agos
Kesab'taki Ermenilere Yönelik Saldırıya Galatasaray'da Protesto - Elif AKGÜL - Bianet
Kessab’taki Ermenilere Yönelik Şiddet Protesto Edildi - Jiyan
Tüm Ayrıntılarıyla Keseb Savaşı - Hasan SİVRİ - Yakın Doğu Haber
Ceylanpınar Vazgeçmiyor - Dilara G. - Radikal Blog
Ceylanpınar'a Dayatılan AKP'li Kim? - ANF
Türkiye İtiraf Etti: Reyhanlı’yı El Kaide Yaptı! - XQW News
Ürdün'den Türkiye'ye Uçaklarla Cihadcı Geliyor! - soL
Turkey Admits Reyhanli Was Attacked By Al-Qaeda - Tulin DALOĞLU - Al Monitor
Hamit Bozarslan: Türkiye, Her Şeyden Önce 1908-1924 Dönemiyle Hesaplaşmalı - Melis KAYA - Agos
Bundan Sonra - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Özgür Gündem
HDP ile Tamam Mı Devam Mı? - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Savaş Cemi ve HDP - Eren BALKIR - İştirakî
30 Mart: Öncesi, Sonrası - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Türkiye Kendi Kaderini Tayin Etti: Ayrışma! - Umut ÖZKIRIMLI - T24
Şaibeli Seçimler? İsviçreli Bilimadamları Ne Diyor? - Onur YAVUZ - Azad Alik
Seçim Analizleri: Lütfen Çemberi Gereksiz Yere Meşgul Etmeyin! - Bilge GÜLER - Fraksiyon
Seçim Sonuçlarının Hayrı - Yıldırım TÜRKER - Özgür Gündem
2014 Yerel Seçimleri Üzerine İlk Değerlendirme - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Seçimler Berkemal Değil Amirim - Hakan DEMİR - Birgün
Bir Oy ve Ötesi Gönüllüsünün 30 Mart Dersleri: Dayanıştıkça, Kenetlendikçe Başaracağız - Mustafa DOMANİÇ - Diken.com.tr
Prof. Dr. Murat GÜVENÇ: "Yerel Yönetimde Siyaset Yapma Biçimimiz Tamamen Patronaja Dayanıyor" - Serkan AYAZOĞLU - Arkitera
Sözde İstiklal Meselesi - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
İlk Süryani Eşbaşkan - Çağdaş ULUS - Gazetevatan
Hoşgeldiniz - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Ayrımcılık Sandıkta Da Sürdü - Zeynep KURAY - Birgün
1999'dan 2014'e Legal Kürt Siyasetinin Haritası - Kafa Radyo - KR' Blog
İyilik Kazanamadı Çünkü Aday Değildi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
"Bize Her Yer Angara": Sandık ve Sokak - Foti BENLİSOY - FB' Blog
'Erdoğan Muharebeyi Kazandı ama Savaş Henüz Bitmedi' - BBC Türkçe
Cemaat'e Karşı Erdoğan'la Beraber Olacağız - OdaTV
Is Something Rotten In Ankara’s Mayoral Election? A Very Preliminary Statistical Analysis - Erik MEYERSSON - EM' Blog
Ya Cumhuriyet Halk Partisi Olacak ya da Cumhuriyet Millet Partisi Kalacak - Vahap IŞIK - Jiyan
Hamas Celebrates AKP Win In Turkish Elections - Hazem BALOUSHA - Al Monitor
Memlekete Komünizm Gelmiş - Kanat ATKAYA - Hürriyet.com.tr
Yazılan Anka Kuşu Efsanesidir, İyi Bak... - Kemal BOZKURT - Radikal Blog
Avukatlardan Greif İşçilerine Destek Açıklaması - Kızıl Bayrak
Eskişehir'de Polisten Dayak Yediler, Sanık Oldular - İsmail SAYMAZ - Radikal
‘Bağlar KCK’ Davasında 31 Tutsağa Tahliye - XQW News
Çevreyi Kimse Sallamıyor - Melis ALPHAN - Hürriyet.com.tr
Danıştay Sordu: Risk Nerede? - Elif İNCE - Radikal
Nuclear Weapons Won’t Keep Us Safe - Noam CHOMSKY - In These Times
Michel Foucault ve Bazı Kırılmalar Üzerine - Hamit ÖLÇER - Toplum ve Siyaset
Düzensizliği Yönetmek - Jerome ROOS - İştirakî
Batan Geminin Malları - Kaçakkova - KK' Blog
Devrim Yapmak İsteyenler Evvela Kendi Sokaklarını Aydınlatmalı - Barzan KAYA - Jiyan
Boğaziçi’nin Mimarları Ermeni Olan 10 Baştacı - Ramazan BEDÜK - Bir İstanbul Hayali
Mehmet Faruk Çiftçi: Çizimin Ütopik Boyutu - Ahmet BUĞRA - Dadatart
Rabih Mroué : 'Tamam, Bu Rejimi Devireceğiz Ama...' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Berkin'in Şarkısı - Song for Berkin "Beddua/Cursing" - Hüseyin Badilli - Vimeo

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Escher Convex via - This Life Of Mine Blog

Naat - İsmet ÖZEL

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin..
Külden martı doğuran odalıklar
Ve kahyalar
Kara pıhtılarıyla damgalanmış veznelerde dili
Şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
Celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
Ey hayat rengini sazendelik sanan
Yırtlaz kalabalık!
Dinleyin bendeki kırgın ikindiyi,
Hepiniz kulak verin.

Güneşin
Koskoca beldeye suskunluk yaygısını serdiği
Yazlar yok
Yok artık altında suskun yolları saklı tutan
Karla örtülmüş kırların kışı
Gitti giden, yerine gelmedi başka biri
Orada
Duyumsatmadı kendini hiçlik bile
Belli ki son yüzyılımız göğsümüzden
Varla yok harman eden sesi uçursak
Diye bize verildi
Yetti bir yüzyıl böcekler ve otlarda
Soluyuş izlerimiz silmek için

Ne yesek
Lokmaya vurulur gibi değil
Yuduma gelmiyor içtiklerimiz
Dernekler toplanıyor dışta tutmak için
Kanat vuruşlarını yumuşak tutan etkeni
Utançlı sessizliği tanımaz kalemlerle
Kapanıyor bilanço
Top mermisi, kör testere
Defalarca boyanmış çaput parçaları
Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki
Serazat kahkahalar atalım
Yapmacıktan nefretimiz
Sebep olsun kavgamıza
Bekleyiş arzından kovsunlar bizi
Ne yemen biraz öncemiz diyelim
Ne biraz sonramız meksika

Canı pek bir dünya son yüzyılda yaşadığımız
Yüzü perdahla kavi, peçesi paramparça
Üstü başı kükürtlü bu dünyadan
Kancıklık
Sıçradı çevirdiğimiz sayfalara
Artık kimse bize haber vermeyecek
Hemen şu tepenin ardında
Saldırmaya hazır ve müsellah
Bir düşman taburu durduğunu
Çünkü gerçekten yok
Böyle bir ordu
Bir düşmanımız kaldı
Kendi
Dudaklarımız
Arasında.

Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında
Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir
Çırpını çırpını giden atlardan indik
Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına
Zihnimiz, acizlerin şikayetleri sığacak kadar
Kanırtılırken ses etmedik
Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik
Kaldıysa bir soru içimizde
O da birşey:
Nerdedir yerle gök arasındaki ulak,
Nerde biz? .

Kimseden bir işaret gelmeyecek
Bir melek kimsenin alnını sıvazlamazsa
Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche..

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın
Neydi söğüt gölgesinde gülümsemek
Ağız dolusu gülmeden taşlıkta...

Kaynakça: Antoloji