Sunday, May 25, 2014

Deuss Ex Machina # 500 - þjást af lífinu sjálfu

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_500_--_þjást af lífinu sjálfu

19 Mayıs 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
01.Grup Yorum - Madenciye Ağıt (Kalan Müzik)
02.Grup Yorum - Madenciden Günesi Beklerken (Kalan Müzik)
03.Emekçi - Maden Ocağı (Ses)
04.Emekçi - Patron Ağa Devleti (Ses)
05.Cem Karaca - Maden Ocağının Dibinde (Yavuz Plak)
06.Cem Karaca - İhtarname (Yavuz Plak)
07.Moğollar - Issızlığın Ortasında (Emre Plak)
08.Cem Karaca & Moğollar - İhtiyar Oldum (Yavuz Plak)
09.Yaşar Kurt - Kaçak ve Anne (Gam Müzik)
10.Bajar - Cinayet Saati (Gam Müzik)

þjást af lífinu sjálfu
(500)

Eski Bu Sahnede Yeniden Kullanılıyor

'Ancak mutlak yalan doğruyu söyleyebilir bugün. Doğruyla yalanın ayrım yapmayı nerdeyse imkânsızlaştıracak ölçüde birbirine geçmesi ve en basit bilgi parçasına tutunmanın bile bir sisyphos emeği gerektirmesi, savaş alanında yenik düşen ilkenin mantıksal örgütlenme alanında zafere ulaştığının işaretidir. Yalanların uzun bacakları vardır: kendi zamanlarının önünde giderler. Hakikatle ilgili her sorunun iktidar sorununa dönüşmesi - eğer iktidar tarafından imha edilmeyecekse hakikatin de kaçınamayacağı bir süreç- eski despotik düzenlerde olduğu gibi hakikati bastırmakla kalmıyor, doğruyla yalan arasındaki ayrımın yüreğine saldırıyordur: kiralık mantıkçıların zaten var güçleriyle silmeye çalıştıkları bir ayrım.'. Theodor Ludwing Wiesengrund Adorno

Gerçeğin dönüştürüldüğü ve nihai olarak anılanın kalıcılaştırılmasına çalışanların her yerden çat kapı buyur edildiği, eksiğin gediğin tükenmezliği bir yana artık yoksunlaştırmanın süreklileştirildiği bunun da işin fıtratında olduğunun teklemeksizin dile döküldüğü sahneleri paylaşıyoruz. Sahnelenenin bir hayat hikâyesi onun bir tamamlayıcısı anahtarı veya kilit çözücüsü hamleler bütünü olmadığını artık söyleyebileceğimiz güncellikte ilerliyoruz bir aşağı iki yukarı. Hep böyle zikzaklar çizerken bir de bakıyoruz ki zemin çoktan sıfırın altını düzlem çoktan altüst edilmiş bir yekpareliğe teslim edilmiş oluyor. Gerçeklik duyumsatılırken yalanlar ile bunun sağlandığı, bu işlerin hep böyle olduğu kendini ifşa etmeye devam ediyor. Gözün gördüğü kılavuz istemezken her şey meydandayken bir de büyük usta yorumu ilave olunuyor.

Büyük usta herkesin aşina olduğunu eğip bükerek, diline dolayarak, metinlerinde bağlaç ederek, her ihtimali değerlendirerek, ince eleyip sık dokuyarak!, hayatın ucubeliğini, ucubeliğe teslim hayatı resmediyor. Dönüştürmeye olanca hızla devam ettiği ülkede kendi bildiğini okumayı sürdürüyor. Bütün bunların canla başla uğraşılan milli diye anılanla tekten mürekkep ötesine ya da ötekisine hiç müsamaha göstermeyeceğini ilan etmiş iş bu düzenin üzerimize biçtiği demokrasi bahsi şekilleniyor. Demokrasiden geriye ne kalmışsa onun da üzerinden geçiliyor, dönüşüm mutenalaştırmaya, tıpkı kentsel dönüşümdeki gibi bir elitizme eviriliyor. O ustanın gözlemi, tavsiyeleri, ya sözü hep dikenli, ya akla hakaret eder gibi basbayağı eğri büğrü ama bu işin doğrusu budur diye iteklenip durulan bir modellemeyi çağrıştırıyor. Devam edilen bir süreklilik haline dönüştürülen yeri ve yurdu içinde kapana kısılacak bir mesken haline indirgeyen bir sonucu karşılıyor. Sonucunda üzerimize biçimlenen şey kader kısmet ile fütursuzca hesapsızlık, kitapsızlık elinden çıkıyor.

Her sahnede bunların doğruluğuna şahitlik etmemiz istenirken uyumlu uyumlu kaderin cilvelerine!, öyle denilenlere eyvallah etmemiz susup biat etmemiz telkin ediliyor. Telkin sözün gelişi bütün bu heyulanın bizatihi bize özgü bir kader modellemesi olduğu aralıksız yinelenebiliyor. Bunca yaşanmışlıktan sonra hala tevekkül buyruluyor. Hayat bir biçimde yok sayılırken mühim olanın sürüde her şeyinden her an feragat edebilecek, üstüne toprak atılsa bile nedenini sorgulamayacak bireyler, salt soluk alıp verenler olmamız tavsiye olunuyor. Biatin dönüşümü tanımlandırmaları dinsel motiflerden kıssaların refakatinde bu iktidara onun başına, bu süre giden düzenin tüm aktörlerini kapsayan bir kutsiyet mefhumuna teslim ediliyor. Her gün mağdurun değişmezliği bir yana, her gün uygulanan zapt-ı raptın hamleleri sıralanıyor o bahiste gerçekten mağdur olanların lakin sesleri işitilmeyenlerin gözlerinin içine baka baka.

Sirayet eden akıl her nevi tahakkümden feyiz alarak, varsa yoksa en iyi bildiği hıncı, linçi, öfkeyi ona harman ederek yeni ülkenin eskimeyen halinden temellerini sağlama alıyor. Sağlam iradenin şimdilerde yükseldiği zemin her şimdi hesap verecekler bahsinde bir başka gedik bulup sıvıştığını gösteren bir mefhuma dönüşüyor. Dert kalıcılaşmış! dert sinede yer etmiş, dert döşe çökmüş, kömür karası gibi göğü kapsamış ama her şey lalettayin muğlakta ve her şey olurunda ve tek mağdur bu iktidar. Böylesi bir tahayyülün üzerinden şekillendirilmeye devam edilen heyula, bahsedilip durulan algı yönetimini de kusursuz bir biçimde belirginleştirmektedir. Suç meydana dökülürken, ulu orta açıkta eylenirken yapılıp nihayetlendirilirken sonuçsuzluk bütün bunlara galebe çalmaktadır. Hiçbir şeyin sorgulanamayacağı, arkasının, izinin, akıbetinin sürülmeyeceğinden bunca emin addedilen düzende olan bitenler algı yönetimi diye bildirilenin saflarında unufak edilmektedir.

O yasak, bu yasak bu mühim değil şu teferruat ama bunların sual edilmesi, sorgulanması darbedir. Hele bir de yazılıp çizildi mi, sorgulandı mı darbe planı, yıkıcı faaliyet, devlete karşı başkaldırı vesaire. Hakaretamizliğin, sağır duymazken uydururculuğun (hastalık değil siyasanın zihniyeti), her itiraz odağında ezberlere tutunmanın, sapla samanı karıştırmanın özetlenişidir darbe diye adı sayıklanıp durulan. İtirazın demokrasinin bir gereği olduğunun unutturulmasıdır o gayret edilen.  Otuz dört yıl önceki darbe hiç yaşanmamış gibi o mefhumun, hayata kast eden ve bugünkü halimizi ta o günden temellendiren fesatlığın, fenalığın zorbalığın izlerini ve sorumluluğunu şimdiki zamanla paylaştırmak düşüncesidir korkunç olan. Devran geçip gitmemiş olsa da o günkü askeri vesayetin hinliklerinin, her bir şeyinin bugün halka mal edilmeye çalışılmasıdır darbenin mağdurlarına o vasfın yapıştırılması çabasıdır bu aralıkta düşündürücü olan.

Yüzleşeceğiz diye bahse tutulanlarla değil doğru düzgün hesap sormak bugün bizatihi o dönemin yarıda kalmış hangi toplumsal müdahale / dönüşüm / dayatım hamlesi varsa ona bizzat sahip çıkan erkin meydandaki cüretkârlığıdır, hiddetindeki sınırsızlıktır düşündürücü olan. Artık yeni Türkiye söylemini yinelemekten kaçınılmazken tezatlıkların her demeçten sonra kendini hatırlatmasıdır!. Onca lafın, sözün ardından koca bir yalandan mürekkep bir ülke olduğu hep onun için çalışıldığı görünmektedir.  "Demokrasi, hukuk, özgürlükler bizim de hakkımız" diye sözü eyleyenin sokaklarda zulüm etmesidir, bu dilden dökülenlerin bir gün sonra değil bir kaç saat sonra bir yerlerde felakete dönüşmesidir mesel. Değişimi yahut ta sorgulamayı önemsiz bidat bir detay nüvesi gibi aksettiren, işine hep bu bakışım geldiği için, erk elinde yinelenip durulan sahip çıkıp üzerimizde biçimlendirilmeye devam edilen şey zapt-ı raptır onun gizli kapaklı yapılmasıdır.

Bugünün halinin ahvalinin pratikte her neye dönüştüğü erkânın sözcüklerindeki hiddet orantılı, bunu cismanileştiren kelime seçimlerinde arşınlayabilmek mümkündür. Herkese haddi gerektiği gibi, gereken biçimlerde ve gerekli gereksiz o icatlarla birlikte verilecektir. Kimisi düpedüz apaçık, göstere göstere, kimisi üstü kapalı, bir paravanın ardında saklı kalacak intibasıyla ama daima eylenmektedir. Hudut falan bildirimi değil sadece riyanın cilalandığı bir menzildir, yapılanların amacı öylesi bir ülkeye varabilmektir, kalıcılaştırmaktır. Her gün öğretilmeye çalışılan şey devlet dediğinin yapıp ettiğinin sorgulanamazlığını ilan etmek içindir. Parmak sallanan bir ülke dezenformasyonunun, hep dışarıdan gelen sözlerin, tespitlerin ve olası çözümlemelerin nifak tohumu olarak değerlendirilmesinin yolunu daha en baştan saf dışı bırakmak içindir.

İçinde kala kaldığımız bu kuyu, şu karanlık her ne derseniz o bu zulüm mümessilliğinin yeniden işlevselleştirilmesi adınadır. Doksanlı yıllar, seksenler, yetmişler diye bahsedilirken iki binlerin ilk on dört yılında temelleri atılanlar bütün o dönemlerin en vahim örneklerini günümüze taşımaktadır, bugün yekvücut. Hayatlarımızın bir sahibi varsa bunun Soma'da yaşanan maden ocağı cinayetin ardından olduğu gibi sessizlik ve tefekkürle karşılanması gerektiğinde ısrarcı olan, gölge suretlerin icraatlarında saklıdır. Okmeydanı'nda güpegündüz cem evinde cenaze beklerken Uğur Kurt'un katledilmenin hesabının verilmeyeceğini bilmektir zül, o yekvücut hale dönüştürülen. Nasırlaşmış bir kanıksamayla, sınır boylarında her gün bir insanın canına daha kastedilmesinin örtbas çabasında olandır yekvücut. Ben diktatör olsaydım meydanlarda rahatça dolaşamazdınız sözü cümleleştirilirken, her şeyin daha başında olduğumuzu yineleyen bir çıkarsayışın özümsenmesidir çoktan katara dizilmesidir gördüğümüz.

Hayat gasp edilirken suskunlaşmanın tavsiye edilmesi, her şeyde geniş bir hoşgörü yanılsaması yalan ile istikbal şekillendirilmesi istikamet iki bin yirmi üç diye sayıklanmasıdır durmaksızın yinelenen Yeni Türkiye'de. Zulmün sıradanlaştırılması, faşizmin resmen olağanlaştırılması acının hakir görülebilir ve üzerinden polemik geliştirilebilir bir mesel haline dönüştürülmesidir hedefe konan asıl ulaşılmak istenen. Dünün sancısı, bugünün yarası, yarının ağır yükü haline böyle zincirleme ilerletiliyor. Bodoslama bir hınç yumağıyla, devlet denilenin müsebbibi olduğu fena ve kahredici her ne varsa ona sahip çıkılarak kotarılıyor. Erkin başının -polisler! nasıl sabrediyorlar anlamıyorum cümlesinde dökülen bizatihi yıkımın az'mış sanki yetersizmiş gibi sınırlarını zorlaması gerektiğinin hedefe konulmasıdır. Şiddeti sıradan addederken doksan yılın ezberi olanlar yeni Türkiye için de geçerli sayılıyor, kullanılmaktan kaçınılmıyor bir kez daha.

Okmeydanı'nda olduğu gibi istinat edilenlerin, Berkin'i anmak, Soma'yı hatırlatmak için yürüyüş yapan gençler bahane edilerek on beş yirmi kişiye mangalarca polisin sabredemeyip saldırmalarına sıkıştırılıyor bir kez daha. Valibeyin tweetinden meçhul kurşun ifadesi ekranlardan yazılı basına düşerken Uğur Kurt katlediliyor sabredemeyip polis bir cana daha kıyıyor tam da erkin istediği zulüm yineleniyor bu ülkenin semalarında. On beş ya da yirmi kişilik protestoya yüzlerce polisin aralıksız on bir saatlik müdahalesi detaymış, o mahallenin yaşam biçimine olan hadsizlik derecesini aşan engellemeler hiç söz konusu değilmiş gibi sanki cem evine saldırılmamış gibiyken bizatihi bu katliam talimatı yerini bulur. Henüz Uğur Kurt'un yasındayken Ayhan Yılmaz'da katledilir henüz gün bitmeden. Yok, etmek, izini bırakmamak, silmek, sindirmek üzerinden cismanileşendir o devlet.

Ana akımın kamerası kayıttayken o talimata sahip çıkıp "destan" yazanların kırımları, "sokakta" ulu orta küfürleri, had bildirmek için insanlığın en fenası hallere bürünmeleri, en kötücül hissiyatları meydana serilir. Kürt illerinde bihaber kalınanlar bu defa şehrin göbeğindedir, medyanın kucağında, sermayenin dibindedir. Vizörün görebileceği menzildedir işte, bir çığlık mesafesinde. Yetmiş üç gün sonra Berkin'den, Uğur'a varılabilmiştir. Uğur ile gördüğümüz o şiddet Ayhan'ın da hayatını gasp etmiştir. Devlet ezberinde olanlarla, hatırladıklarıyla unuttuğumuz her dakika cana kastı, ölümü sırf kendi iktidarı için kırımları cinayetleri zorbalıkları sahiplenmeye gözyaşlarını kurutmadan ağıt yaktırmaya devam ettirmektedir. Devletin sahipliliği, hayatın ipoteğinin, gaspının, linçinin de teminatı sayılmakta zulüm güncellenmektedir histerik bir şeytanlıkla.

Suskunlaştırmak için çabalar hiç bu kadar arsızca olmamıştı, görünür kılınmamıştı. İnfaz emirleri, beylik tabancalar, nutuk atıp duran makamların ardından halka doğrultulmamıştı. Kılavuz kılavuz derken bu çizgiler, hedefleyişler, yeni sınırları işaretliyor yeni ölümler ile beraber. Bir ülke tahayyülünden eskide kaldı geçti denilenden ulaşılan 'yeni' daha büyük bir cehennemi tescilliyor. "Ülkemizin huzuru için yüzünde maske olanı öldürmek lazım" cümlesi bu devamlılığı görünür kılıyor. Yinelenen makul karşılanan, müspet bellenen ifratın kendisiyken zulmün kelime karşılığındaki her bir şeyi oluyor. Dönüştüğümüz yer, ulaştırılmak istediğimiz menzil bunların ve daha fazlasının uygulama sahasına dönüşüyor. İfrat, tefrit ile yan yana koşar adım güncelliği hem dönüştürmeye hem de içinden çıkılmaz kılmaya devam ediyor bu ülkede.

Uzamımız tam anlamıyla delik deşik, ağıtların üzerine siyasanın çullanması, hakaretamizliği kum gibi, dertten uzaktaymışız gibi varsaymamız adına bu cehennemi dönüştürmeye, kalıcılaştırmaya devam ediyor. O yok, bu yok, o değil, bu değil derken adetli ölümler, bu işin fıtratında var! bu meselleriyle plastikleştirilen dünyamızı çok daha net anlıyoruz. Resmiyet, merasim, lacivert takımlar, pespaye sunumlar, cümbür cemaat devlet devlet devlet halleriyle erki her anlamda savunurken, her şey bilinçle bu sığlığı yüceltmek adına yapılırken olan biten emekçiye, öğrenciye, kadına, kısası ayrısız gayrisiz halka eyleniyor. Olan biten sınırı savaştan kurtulmak için geçmeye gayret ederken Saada Derviş'in hayatının gaspına dönüşüyor. Kızıltepe'de sınırı geçen 13 yaşındaki A.Ö'ye ateş açılması, şakağından vurulmasından sonra iki gözünü kaybetmesine neden oluyor. Amed’de polisin dur ihtarına uymadığı iddiasıyla vurarak öldürdüğü Özgür Arda davasında mahkeme polis Mehmet Fatih Korkmaz’ı serbest bırakmasında kendini hatırlatıyor. Ağrı'da, boynunda Bdp künyesi taşıdığı için hiç te sabır göstermeyen polis tarafından Turgut Tatar'ın başına sıkılan kurşun olur.

Zulüm güncelleniyor biteviye artık teklemeksizin arasız hegemonya bir suretten, meselden, laftan öteye taşınıyor. Neoliberalizmin oburluğu ile devletin teamüllerinin değişmeyen kuralları kıyametimize dönüşüyor. Yaşam bunca heder edilirken delirtici sessizliğimizi, plastikleşen duyarlılıklarımızı aşıp nihayet uykudan uyanacak mıyız? Gidişatın uçurum olduğunu idrak edebilecek miyiz? Yaşayabilecek miyiz?

>>>>>Bildirgeç


3 milyona yakın “İsrail dölü”nün katledildiği Auschwitz Toplama Kampının girişinde yazar: ‘Arbeit Macht Frei’ (Çalışmak Özgür Kılar). İsrail dölleri bu toplama kampına getirildiğinde hiçbirisi öleceğini bilmiyordu elbette. Onlar, daha sonra kendilerine verilmek üzere, yanlarında getirdikleri bütün eşya ve paralarını kampın girişinde teslim etmişler ve yalnızca kendilerine verilen o tek tip giysiyle toplama kamplarına girmişlerdi. Aralarında çokça yaşlılar, hastalar ve çocuklar vardı. Almanya’nın her yerinden toplanıp getirilen bu insanların orada bulunma nedenleri aynıydı: Onlar, yaşamak için orada olmak zorundaydılar. Yaşamak için yavaş yavaş ölmeye alışmalıydılar. Ve bu “İsrail dölleri” gaz odalarına gönderilirken (öldürülecekleri akıllarına düşmesin diye) yanlarına kendi komşularından/ırklarından/inançlarından insanlar verilirdi. O kamplarda çalışmak onları hayatta tutan tek şeydi. Çalışmak zorundaydılar yoksa o “İsrail dölleri” yaşlarına bile bakılmaksızın öldürülüyorlardı. Bir annenin iki çocuğundan birini, Nazi subayı yalnızca o an öyle istedi diye, öldürülmek üzere seçmesi istendiğinde vahşet kelimesi bile bu durumu anlatmaya yetmeyecekti. “İsrail dölleri” o kampta özgürlük denilen şeyin yalnızca yaşamak, salt yaşamak olduğunu öğrenmişlerdi. Yaşayabilmenin dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden yaşamaktı amaç ve bu onlar için özgürlüğün kendisiydi. Özgürlük sadece yaşayabilmekti hepsi bu. Çalışmak hayatta kalmanın tek yoluydu.

O kamplarda insanlık sıvılaşmıştı. Her kimlik, her yaş ve her inanç birbirine karışmıştı. Artık onlar yalnızca İsrail dölüydüler. Toplama kampına giren için Yahudiliğin, komünistliğin, hastalığın, çocukluğun ve her şeyden önemlisi masumiyetin önemi yoktu. Avusturya’daki toplama kampı listelerinde isimlerine rastladığım iki Türk de İsrail dölüydü, yine orada yakalanıp kışın ortasında başından aşağı soğuk su dökülerek yavaş yavaş dondurulan Sovyet askeri de.

İnsanlığın sıvılaştığı bu kamplar hala yanı başımızda. Hâlâ bir el uzatımlık yerde ama bir o kadar da uzakta. Hava karardığında güzel bir akşam yemeğinde klasik müzik eşliğinde eşi ve çocuğuyla güzel yemeklerin tadına bakan ve ertesi gün yalnızca işi olduğu için “İsrail döllerini” öldüren insanların ruh haliyle donatıldığımızı görmememiz için bütün bu yalan dolan. O kamplar her yerde ve biz tıpkı o subaylar gibi umarsızız aslında.

“Kaynakla uğraşıyorum ama eldiven bile vermediler bana. Her yerim yanık. İş elbisemiz bile yok. Taşeronlar ölüm falan dinlemezler. Ölümden daha önemli olan şey çalışmak, sadece çalışmak.” Soma’daki katliamdan kurtulan işçi anlatıyor bunları. Aklıma Auschwitz kampının kapısında asılan yazı geliyor: Çalışmak özgür kılar. Devam ediyor işçi: ¨Beş dakika soluklan, hemen elinde lambasıyla biri gelir: ‘Hadi hadi hadi’ der. Sen, burası göçecek ben girmem dersin. O, ‘Hadi hadi hadi’.¨ En çok duyduğumuz söz “hadi hadi hadi”. Yahudi işbirlikçiler “İsrail döllerini” gaz odalarına götürürken de böyle kendinden emin ve kara vicdanlıydılar. Auschwitz’den kurtulan Levi bu durumu “her insan kendi kardeşinin Kabil’i olup çıkıvermişti” diye anlatmıştı yazdığı kitapta. Taşeron, Yahudi işbirlikçi olup onlarca yıl sonra Soma’da ortaya çıkıvermişti.

Ölümler saklanıyordu Auschwitz’de. Yıkanacaksınız deyip götürüldükleri odalarda hidrosiyanür asitle yok edildiler çoluk çocuk demeden. O çocukların bembeyaz tenleri yeşil pembe renk alıp soluveriyordu saniyeler içinde. Oyuncakları bugün o müze-kamplarda sergileniyor hala. Su borularından su yerine gaz geldiğinde yanında ölenlerin önemi kalmıyordu. “Yıkanmaya” götürülmeyenlerin duyduğu derin vicdan azabı sarıyordu bütün kampı hepsi bu. Ölümler saklanıyordu Soma’da da. Anlatıyor madenci: ¨Arkadaşınız orda ölmüş, siz çalışmaya devam ediyorsunuz, mesai bitince öğreniyorsunuz¨.

Modern toplum büyük ve ehlileştirilmiş bir toplama kampıdır hepsi bu. Yaşamak için çalışmak zorunda kaldığımız ve çalışmadığımızda öleceğimizi gayet iyi bildiğimiz. Ve bu kampta hepimizin tek bir adının olduğu vakıadır: “İsrail dölü”. O nedenle Başbakana kızmayınız. O bir gerçeği yüksek sesle dillendirdi. Canlarını führerleri ve devletin bekası için vermek zorunda olduklarını “İsrail döllerine” yeniden hatırlattı. Bizi ancak onlar için çalışmanın özgür kılacağını kulağımıza fısıldadı hepsi bu. Ama o bunu deyince aklımdan bir şimşek gibi geçti Ah Muhsin Ünlü ve onun şiiri: 90’larda zalimler biraz racon bilirdi/ Karıları çocukları köpekleri olurdu/ Yalnız kalan bir zalim Allah’ı düşünürdü/ Dur gevşeme/ Zulüm Allah’tan hariç!/ Ah o gemide ben de olsaydım eğer/ Mızrağı sallardım Aştot’a kadar/ Belki gider çirkin bir faşiste değer/ Belki de bir masumun tam kafasına/ Ama savaş böyleymiş/ Bazen siviller ölebilirlermiş devlet uğruna/ 90’lar bitti artık onlar var ve hey/ Siz devlete inanan bütün reziller/ Cehennemde karşıma çıktığınızda/ Öyle bir yumruk patlatacağım ki tam burnunuza/ Hayatınız Gazze şeridi gibi geçerken gözünüzden/ Anlayacaksınız Allah ne demek, ahlak ne demek/ Ve rüya… / Bu sözlerimi cennet ehline aynen ilet sevgilim:/ Devletin bekasının da Allah belasını versin, malboranın da!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Derslere ihtiyacımız, unuttuğumuz kelimeleri hatırlamak gibi mesellerimiz var bugünün ülkesinde. Yeni diye ambalajlananı pakedinden ayrıştırdığımızda nasıl eskinin devamlılığı olduğunu ifşa eden satırlar var  Ali Murat İRAT'ın “Devletin Bekasının Da Allah Belasını Versin” başlıklı yazısında. Kamplaştırma, ayrımcılık, nefret söylemi ve dile yerleşik hale gelmiş olan pespayeliğin devlet eliyle nasıl kullanılan bir yapıma dönüştüğü, her ne hallere koyulduğumuzun görünürlüğü o satırlarda özetlenmekte. Ali Murat İRAT'ın ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Üzüntümüz Öfkemizin Tohumudur - Meydan Gazetesi
Siyasallaşan Mekan Mekanlaşan Siyaset - Prof. Dr. Erdal AKPINAR - Akra Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi
Milletin Efendileri - Utku BALABAN - Bianet
Cumartesi Anneleri: 19 Yılda “Tank Cumhuriyeti’nden TOMA Cumhuriyeti’ne” - Jiyan
Zulme Karşı Bekliyoruz, Peki Ama Neyi - Ekin BALTAŞ - Jiyan
Uğur Kurt'u Niçin Vurdunuz? - Hür Bakış
Uğur Kurt.. - Hülya Hürmet ÖZCAN - Kaynakça: Aylaqoqur
Okmeydanı Bugüne Nasıl Geldi? - İsmail SAYMAZ - Radikal
Alevilerden Ölümleri Protesto - Al Jazeera Türk
Silah Milah Diyen, Aslında Ne Diyor? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
RAF’tan Okmeydanı’na: Mücadelenin Yöntemi Tartışması - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
The Failed Autocrat : Despite Erdogan's Ruthlessness, Turkey's Democracy Is Still On Track - Daron ACEMOĞLU - Foreign Affairs
Violence And New Tragedy In Turkey - Howard EISSENSTAT - St. Lawrence University - Human Rights In Turkey
Dispatches: Stoking The Politics of Enmity In Turkey - Emma SINCLAIR-WEBB - HRW
Erdogan 'Amazed' By Police Restraint After Two Die In Istanbul Protests - Haaretz
Erdogan's Abrasive Style Unchecked By Turkish Mine Tragedy - Can SEZER & Dasha AFANASIEVA - Reuters
Köln'de Onbinlerce Kişi Erdoğan'ı Protesto Etti - Hülya TOPÇU - BBC Türkçe
“Köln Türkiye’de Olsaydı, Çok Sayıda Yaralı ve Ölü Olabilirdi” - İMC
Erdogan in Köln: Geteilte Stadt, Gespaltenes Land - Oliver TRENKAMP - Der Spiegel
"Für Eine Türkei Ohne Tayyip!" - Freia PETERS - Die Welt
Bir Çocuktan Korkuyorsunuz, Sayın Başbakan. Ölü Bir Çocuktan... - Hakan AKSAY - T24
Ne Olacak Benim Bu Tayyip Düşmanlığım? - Levent GÜLTEKİN - Internet Haber
Bu Ülkenin Dayıbaşı Kimdir? - Efkan BOLAÇ - Cumhuriyet
Alevi Köyünü Teğet Geçen Devlet - Şirin PAYZIN - Radikal
‘Yer Altında Kapı Üzerimize Kilitleniyor!’ - Zeynep KURAY - ANF
Soma'da "Taksir" Faciası - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Soma'daki Madencinin Sitemi: 'İki Gün Sonra Siz De Unutacaksınız Bizi' - Sinan ONUŞ - BBC Türkçe
‘Tütüne Gittik, Geçinemedik’ - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Maden İşçileri: Artık 'Kolay Gelsin' Diyorlar, İnsan Yerine Koyuyorlar - T24
“Acımız Derin, Gül Gibi Çocuklarımızı Toprağın Altında Bıraktık” - Jiyan
Devlet Soma’da! Gidin ve Görün… - Onur DALAR - Jiyan
Bir Arkadaşımızın Soma’dan İzlenim ve Haberleri - Başlangıç Dergisi
Bir Madenciden Hatıra Güvercinler - Nilay VARDAR - Bianet
Soma’nın İrfanı Bizim İmtihanımız - Emine Uçak ERDOĞAN - Dünya Bülteni
Facianın Tek Sorumlusu Ramazan Doğru - Taraf
'Soma da Bizim Gibi Unutulacak' - Umay AKTAŞ SALMAN - Al Jazeera
Ölümün Kıyısından Hayata Bakış - Bursaport
Suçtan Delile Değil Delilden Suça Gidilmeli - Fevzi ÖZLÜER - Evrensel
2014 ITUC Global Rights Index - International Trade Union Confederation
Soma Katliamının Hesabını Sormazsak Aldığımız Nefes Haram Bize! - İşçi Mücadele Derneği
Maden Faciasında Ölen İşçi Sayısı 722 Mi? - Zeynep KURAY - ANF
Altı Yıldır Sonuçlanan İşçi Ölümü Davası Yok - Kemal GÖKTAŞ - Bianet
TEPAV'a Göre 1 Milyondan Fazla Çocuk İşçi Var, 772 Çocuk Da Maden İşçisi - T24
Madencilikte Çocuk Emeği, Hukuk ve İstatistikler - Güneş A. AŞIK - Azad Alik
Çocuklar Değil, Cezaevleri Kapatılsın - İlham YILMAZ - BiaMag
Soma’ya Devlet Yardımı: 1125 Polis, 405 Sağlıkçı - Evrensel
Güvenlik Önlemleri Alınmadan İşçileri Çalışmaya Zorlamak İnsanlık Suçudur! - Soma İçin Adalet
Soma’da Maden Mühendisleri Tutuklandı: Sömüren Sisteme Karşı Halkın Mühendisi Olmaktan Başka Yol Yok! - Politeknik
Quick Thoughts: On The Soma Mining Disaster - Cihan TUĞAL - Jadaliyya
Turkish PM's Aide Given Sick Leave After Kicking Mine Disaster Protester - Constanze LETSCH - Guardian
Arroganz Der Macht - Frank NORDHAUSEN - Frankfurter Rundschau
Siyasi Tutsak Celal Binici Sürgün Yolunda Yaşamını Yitirdi - ANF
‘Karşamba’dan Sızan Kan - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
13 Köylünün Öldürülmesiyle İlgili Davada Tutuksuz Yargılanan Tuğgeneral Beraat Etti - Haberler.com
Ege Üniversitesi’ne Gece Yarısı Saldırı: 38 Gözaltı - Yeşil Gazete
Rojava Sınırında İnsan Avı Mı? - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Karayılan: Gerilla Sürece Göre Kendini Yeniledi - İlke Haber
Tekme Tokat Çankaya’ya - Amberin ZAMAN - Taraf
Erdoğan'ın Referans Gösteremediği Diğer Ülkelerde Yaşanan İstifalar - T24
Medyanın Kâğıt Kalkanları Delinirken - Ümit ASLANBAY - Taraf
Sulukule'de Evler Açık Arttırma ile Satılıyor! - Yapı.com.tr
Soma’nın Ölüm Döngüsü - Doğu EROĞLU - Birgün
Peki, Soma Nasıl Bir Yer? - Nilay VARDAR - Bianet
Hardt: Soma Erdoğan İçin Dönüm Noktası Olabilir - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Ay Palas 19.05.2014 - Açık Radyo [Kaza Değil Cinayet! - 13.05.2014 - Soma]
Bakan, Milletvekili, Diplomat, İşinsanı Kardeşlerim - Filiz GAZİ - Bianet
Acının İki Yüzü / Du Rûyên Êşê. 30 Yıllık Savaşta Evlatlarını Kaybetmiş Ailelerin Hikâyeleri - Depo İstanbul
Sanasaryan'ın İkinci Davası Buhar Oldu - Rober KOPTAŞ - Agos
The External Dynamics Of The PM's Statement on 1915 - Alin OZINIAN - Sunday's Zaman
Bir Soykırımı Tanımak İçin Kaç Yıl Gerekir? - Kelemet Çiğdem TÜRK - Agos
Tsitsekun Unutulmayacak! - Evrim KEPENEK - Özgür Gündem
Ode To America’s Freshwater People - Kurt VONNEGUT - In These Times
“Yeni” Emperyalizm: Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim - David HARVEY - Praksis
Türkiye’nin Orta Sınıf Takımadaları - Emrah GÖKER - İstifhane
Beklemek - Meltem GÜRLE - Birgün Pazar
Acı Çeken Ruhlar - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Palme d'Or - Nuri Bilge Ceylan Pour Winter Sleep - Canal+

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Big Brother II

>>>>>Poemé
Ağır Ölüm - Pablo NERUDA

Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

Çeviren: İsmail Aksoy
Kaynak

Sunday, May 18, 2014

Deuss Ex Machina # 499 - overalt fylt av mørke

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_499_--_overalt fylt av mørke

12 Mayıs 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Motion Sickness Of Time Travel - The Secret Door (SicSic)
2. Motion Sickness Of Time Travel - Rows Of Peach Trees (SicSic)
3. Esmerine - Lost River Blues I (Constellation)
4. Esmerine - Yavri Yavri (Constellation)
5. Mercan Dede - Meçhul (Onearth Records)
6. Mercan Dede - Masal (Onearth Records)
7. Ah! Kosmos - Melting Into Rise (Müzik Hayvanı)
8. Ah! Kosmos - II (Müzik Hayvanı)
9. Haraket - Attgo (Melodica Recordings)
10. Haraket - Taint (Mokadem Remix) (Melodica Recordings)

overalt fylt av mørke
(499)

Her Yer Karanlık

"Devlet, devlet olmaklığıyla, hakikatlere temas eden herhangi bir siyasi yönelimin varlığına kayıtsız ya da düşmandır. Modern devlet sadece belli işlevleri yerine getirmeyi ya da bir kanaat mutabakatı imal etmeyi amaçlar. Tek öznel boyutu, ekonomik zorunluluğu -yani Sermaye'nin nesnel mantığını- teslimiyete ya da hınca dönüştürmesidir. İşte bu yüzdendir ki adaletin herhangi bir programa ya da devlete dayalı olarak tanımlanması onu tam tersine çevirir: Adalet çıkarların etkileşiminin uyumlu hale getirilmesi olur çıkar." Alan BADIOU - Sonsuz Düşünce

Salt bir görünüm, imgelem çıkarsama ya da tahlilden ibaret sırf o bağlarla konuşulup, yazılabilecek, nakledilip tartışılabilecek, uzun uzadıya etraflıca önü arkası sorgulanabilecek bir yurt değildir burası iş bu ülke. Ezberlenmiş olanların yeknesak bir tavırla biteviye tekrar edildiği, boyuna çekiştirildiği gel gelelim o tatavadan sonrasında neticenin hep sıfıra sıfır elde var sıfıra iliştirildiği, bugün alenen zamklandığı bir yer burası bu ülke. Doğruluğundan kati suretle emin olunan bahislerin, değinilerin dibinde, esasında her şeyin tastamam gerisin geriyi gidişi işaret ettiği ayyuka çıkarttığı bir yerde eğri ve yanlışlardan mürekkep yarınların icat olunduğu bir ülke burası, garabetlikler resmigeçidi. Tekrar edilenler sayesinde rıza üretiminin kolaylandığı bir şeyleri dayatmanın erkin tahayyülü dâhilinde ve asıl her ne olduğunu göstere gelen karşılaşmalara ev sahipliği yapılmaktadır bu ülkede.

Mağdurun kimliği hemen hiç değişmese de failler çoktur çeşitlidir. Hep duyumsanmış isim, kimlik yahut ta tanımların sıkılmaksızın yinelendiği bir gösteri icra olunmaktadır. Had bildirilecek, hudut gösterilecek başlarına çorap örülecek, hayatlarına kastedilecek, doğasına kıyılacak, hayvanına eziyet edilecek kendisine tüm bunlar yetersizmiş gibi cehennemî bir yeri 'cennet' diye yutturacak hamlelerin atıldığı bir menzildir bu ülke. İşkence hanenin tabelası, mevzisi artık her yerdedir. Bir zamanlar okunan, kulak kabartıldıkça, ortaya döküldükçe devlete kahırlanılan, beddua edilen, yok artık bu kadarı denilenlerin çat kapı dört bucağı sarması, hiç kimseyi sarsmamasıdır ol menzilde olan biten. Tek bir itirazın uyarıya, tek bir eylemin fişlenmeye, bundan daha fazlasını düşünmenin alenen mahpusluğa gidecek yolu temellendirildiği işlenip durulan bir siyasa mekânı burası.

Korkulardan medet umulan bir coğrafya, hep daha fazla kork, sin, yok ol diye çabalanılan, neticesinde o umulan bir yer. Derdin asla anlaşılmadığı erk ve avenesinin yüzdeler ile açıklanıp durulan o güruhun hayatlarının stabilliği, sterilliği, akçelerine zeval gelmemesi tek bir hesap vermeden hayatlarını sürdürmelerinin konforunu sağlayabilmelerin dışında hemen hiçbir şeyin önemsenmediği bir dolu yaranın her an, halen açıkta konulduğu bir yerdir burası. Devletlû aklının aman vermezliği, patavatsızlığı bir yana bir de onların değirmenine su taşıyan yozdillerin varlığıdır böylelerini kolaylıkla, zahmetsizce öne sürüp duranların sözüm ona kavgalarının sürdüğü, gerisinin hep aynı olduğu bir muammalar şaibeler yurdudur bu ülke.

Yaralar bizatihi erk eliyle kanatılmaya devam ederken bütün bu olan bitene karşı sağırlığın itinayla önemsendiği bir yurt bina olunur. Ne ki bina olunan bu söylemlerden ibaret ülke bir eksiklikler toplamıdır. Eksiklerinin hiçbir türlü giderilmediği varsa yoksa tedbirlerin, hayâsız, edepsiz, elinde misket, kadın mıdır - kız mıdır, şu mudur bu mudurlar ile geçiştirildiği güncellikte sınanış kalıcılaştırılmaktadır. Sınavların aralığı birbirine çok yakınlaştırılırken hiçbir şey yokmuş izlenimi, vurgusunu görebilmek mümkündür. Yakıştırılan yaftaların, edilen ifşaat görünümlü değinilerin tortusu bir milli irade teşebbüsüne, hayat duruşuna entegre edilir. Zihne yerleştirilen kalıplar belirli bir sayıda, defa zikredildikten sonra ol bahiste değinilenin konusu her ne olursa olsun milli irade gömleği giydirilmektedir. Kamuflaj milli irade ile sağlanmaktadır tıpkı bir parhessia gibi.

Müesses nizam dünden kalan azap veren vesayetleri işte o çatı altında güncellemektedir. Derdin tasanın değil de devlete ve milli olan iradeye karşı fenalıklar kervana diziliyor, başımıza getiriliyor denilerek o tahayyül yeniden gösterime sokulmaktadır. Ezcümle, vesayet kafamızın üstünde bir giyotin, sırtımızdan kovalayan bir gölge gibi her gün yeniden ambalajlanmaktadır. Biçimlendirme, bütün sorunun milli iradeye karşı gayrı millilerin, milletten sayılmayanların kalkışması olarak değerlendirilmektedir hal ve gidişat ortadadır. Her durumda suçlunun milli irade demesi, hırsızın milli irade demesi, katil olduğu afişe olanın milli iradesi erkânın en tepesinden, en altında yer alanların tümünün milli irade söylemleriyle buluştuğunda üst üste okunduğunda o kalıcılaştırma hamlesi anlaşılacaktır.

Bugünün ülkesi dünü yeniden öğrenerek, yüzleşme bahsi ile haşır neşirken sessiz sedasız, o aralıktan yarım kalanları tamamlayarak yoluna devam etmektedir. Tamamlanmaya çalışılan şey hayatın kesintisiz bir biçimde müdahaleye açık, korunaksız bırakılan bir mesel haline dönüştürülmesidir. Müdahale edebildikçe, zapt-ı rapta alıştırabildikçe bu kahredici güncelliğin sorgulanamayacak bir tabuya evrimi söz konusudur çünkü. Yaşıyoruz böylesi bir uzam dâhilinde mamafih bir şeyler karşımızda o rutine müdahale etmek için bütün bunlar olağan şeylerdir mefhumuna takılı, rehin bıraktırılıyor. Erkânın doğrusu, düzü zaman ve mekândan bağımsız hiç onlara ihtiyaç duyulmaksızın yıkımı olağanlaştırıp, her şeyi kanıksanabilir kılıyor. Ne olağan, hangi konu kanıksanmalı, sineye çekilmeli ve nereye kadar sorgusu belirsizliğe teslim ediliyor, prangalanıyor.

Hiçbir şey doğru değilken hala kahır bela yaşamlara sahip olduğumuzu sorgulamaksızın onu kanıksamamız beklentileniyor ve bütün bunlar olağan şeyler diye geçiştiriliyor. Hiçbir cümle kolay kurulmuyor böyle bu kadar, her anında olağan bir şeyler olağanüstü bir dakiklikle hayatımıza karışırken daima vuku bulurken üstelik. Korumalardan, kolluk kuvvetine, müşavirden, başbakana kadar uzanan en alttan en üste gidip gelen daima yükseltilen bir şiddet retoriği ol bahiste olur öyle şeyler ile başa getiriliyor. Görülmesi gereken sorgulanması elzem, örtbas edilmesi imkânsız, ardının peşinin mutlak surette takipçisi olunması gereken şeyler otuz iki kısım tekmili birden yaralara dönüştürülüyor bir kez daha. Öfkesine hâkimiyetini yitirenlerin, öfkenin bir hitabet sanatı olduğundan dem vuranların halka, görünürde bile olsa sorumlu olduklarına karşı eyledikleridir yaralardan en yenisi o halkaya eklenen.

Devletin sesinin ve uzattığı elinin merhem için değil yaraya basılacak bir karşı hamle evet o bildiğiniz kezzap olduğu aleniyete dönüşüyor bir kez daha. İstemsizce değil neredeyse göz göre göre azabımızın sureti, müsebbipleri ile beraber ortaya çıkmaktadır. İzan, izahat, anlama, gayret ve yasa ortak olmak göstermelik değil birileri görsün diye değil sessiz ve usulca yapılırsa, gösteriye dönüşmediğinde aladır, bir şeye benzeyendir. Acıya ortak olmak için gidilip! Her yeri alt üst etmek, kolluk kuvvetiyle bir şehri zapt etmek insanları bir kez daha acılarının derinliğinde yalnız başlarına koyup bir şamar, bir tokat, yerde tutulana bir tekme, gelene fırça gidene posta koymak değildir. Bir kaç gün evvel yapılan tahammülsüzlüğün, hiddet seremonilerinin devlet babanın sever de döver de kadüklüğüne kestirilmesidir ortaya sıkıştırılıp gündemden düşürülmesidir bahsedilmesi şart olan.

Oysa devletin temsiliyetini gerçekleştirenlerin orada o raddede, o yas evinde yaptıklarını çok değil yetmiş iki saat sonra tomalar icra edecektir. Soma'da, İstanbul'da, İzmir'de tepkinin görünür kılındığı her yerde ve her zaman diliminde baskılama cismanileştirilmektedir. Yasa kulak tıkayıp madeni görünürde işletenlerle kol kola pozlar verenlerin, ulaşılamayan galerilerde bir çeşit toplu mezar yapımının dillendirildiği bu yerde, kayıpların akıbetlerinin mutlak bir sessizliğe rehin edilmesidir o bahis. Bir dolu iddia, bir dolu cevapsız soru dururken havaya kalkan ellerin, sorgulamaların, sual etmelerin karşısına it sürüleri ile cop, toma, her an daha ağır bir yıkımı kalıcılaştırmak gayretidir erkin tahayyülü gerisi laf-ı güzaf.  Acının ortasında kalkıp tv’de kendini türlü çeşit kelime oyunlarıyla aklamaya, paklamaya çalışan holdingin sahibinden, müdürüne bir umutta tek bir kırıntı bile olsa hayata dönebilecekleri umudunu taşıyanların gözlerinin içine bakıla bakıla yalanlara talim, zulme devam, mühim olan çarklar dönsün para akışı bir avuç kömürün daha fazlasını, daha erken, daha ivedi istifleyebilmek olduğu yinelenen bu yerde dert hiç tükenir, açılan yaralar onarılır mı?

Yaşam odasının varlığı muammayken, işçiler bile bilmezken oradan söküldü, yeni yerine taşınıyordu ki işçiler öldü kepazeliğin daniskası bir savunuşla yas sönümlenebilir mi? Devletlûnun kayıtsızlığının bir başka benzerini gizli bir elin değil neoliberalizmin bu en dişli şeytanlarına yol verildiği bir uzamda bir şirket sahibinin sözleri hiçbir yaraya merhem olabilir mi? Yeniden işleteceğim o madeni özgüveni olan katillerin, saplantılı bir biçimde hayatı göz ardı edebilmesinin sacayaklarından birisiyken böyle aleni o yas dindirilebilir mi, acı susar mı hiç? Gözaltına alındılar haberi düşerken ajanslardan sosyal medya'dan boyalı basınına istimlak edilen, yok sayılan, yaşamları sadece birer rakamdan, aldıkları maaşlardan, ekranlarda bir satır anlatılacak ibreti âlemlik vecizlerden ibaret sanılanların hegemonyasında bu Karun düzeni bir gün sonlanır, o yağır bağlayan, ellerinde kan olanların insan canına kastetmekteki iştahları kesilir mi, nihayetlenir mi acaba?

Cinayetten kurtulan bir madenci işçisinin "Bize patlamanın mesai saatleri dışında gerçekleştiği yönünde ifade tutturuldu. Maksat şirketin tazminat yükümlülüğünü düşürmek." sözü ortadayken kalıcı olan "yas" hiç anlaşılır mı? Yakınlarını, dostlarını kaybedenlerin, bu mezarlık aday adayı olan madenlerde ivedilikle işlerinin başlarına geri dönüşlerinin öncelendiği bir yerde, hiçbir psikolojik destek, yardım önemsenmezken asla, bütün bu fıtratlar, itirazlar Gezi'ci icadı diye yazılamalar yapılırken acı kanatılmaya, ölüm aralıksız gösterilip sıtmaya razı getirmelere devam denilen bu yerde "yas" hiç diner mi? Yasın karşısında yükseltilen bu kepazelikler arsızlıklar diner mi hiç biter mi? Potansiyel ya da garanti oy denilerek her şeyin tehditler, ikazlar ve ekmeğinizden olursunuz maazallahlar ile gerçeğin örtbas edilmesine, Holding'in modern zaman köleleri eylenmiş emekçilerine göre susturucuların devreye girdiği Soma'da o yas tükenir mi?

Erkânı devletlu, müesses nizamın müseccel azabın tedarikçileri yine yeniden sahnedeyken acı susar mı? Adaletsizlik diz boyuyken bu ülkede, yaşam pamuk ipliğindeyken daima ona rehin söz hep boğaza tıkılırken, her şey eksik gedik ve yarım yamalak hayat nerededir şu yedi yüz seksen üç bin beş yüz altmış iki kilometre karelik sathı mahalde var mıdır öyle bir ihtimal. Hayat denilenin yerin dibinde de yerin üstünde de bunca korunaksız, böylesine biçare konulabildiği bir yer var mıdır ola? Acında bile hizada durmanın zikredildiği, itirazların önünü alma fazla ses çıkartan olmaması için her ihtimalin değerlendirildiği başka bir yer var mıdır ola? Yeknesaklaştırılırken akıl tutulmalarıyla çizilen, sınırları paramparça edilip gerçek hayat hikâyeleri diye neşredilen azaba hep komşu, hep iç içe yaşayan insanlar var bu ülkede. Hepimiz o sınırların dâhilinde birbirimizle yan yanayız, kimliklerimizden azade, bunca delirten faktöre karşı bir arada birlikte.

Biçimsizleştirme için dönüşüm acının bağında o yeni ülkeyi simgelemektedir, başında hep zorbaların olduğu bir yeri tanımlandırmaktadır. Kesintisiz bir biçimde vurgusunda zerre tereddütsüz kıyamlar yurdu, özellikle varsılların hırsları için daha büyük ihmallerle kotarılan bir yurt özetlenmektedir. Tokat yiyenin özür dilediği, olayların montaj olduğunu zikredebildiği, her şeyin kontrol altında olduğu duyumsatılırken bir yerde on beş denilen naaş sayısının o sayı olarak zikredilenin ne üçü ne beşi on katı kadar canın!, insanın toprağa karıştığının zikredildiği ama kimselerin duymadığı, görmediği bir ülkedir o simgeleştirildikçe, sivrilen. Sivrildikçe daha fazla bedbinliğin katara; katran karası, kömür karası yazgıları kader kader diye yutturmaya devam ettiği bir ülkedir bu bahsettiğimiz. Henüz on beşinde kıydığı çocuklara üzülürken, davaları bilerek muammaya terk edilmişken o devletin kolluk kuvvetinin "yeter gaz atmayın çocuğum var!" diye isyan eden bir kadına "yansın, kör olsun çocuğun!" diye sözü tükettiği yanıttır inşaatın kanlar, canlar üzerinden yükseltildiği o ülke.

Dahası da var dahası eklenebilir sadece Ali İsmail Korkmaz'ın davasında yaşanan kepazelikler silsilesi bile bu kör şiddetin nelere yol verdiğini gösterirken, Reyhanlı'da, Roboski'de kendini gösteren devlet şiddetinin terörün ta kendisinin Soma'da neoliberalizmi anlaşılır kılan suretinde, bir şirket kimliğiyle yanı başımızda icra edilmesinde fark edilebilir. Özetlenebilecek her ne varsa onu yekten tanımlandıran şey bu sathı mahalde şiddettir bizatihi muhatabı olduğumuz. Durduğumuz yerde her yer yası işaret ederken, her yer Soma'yı her şey karanlığı gösterirken aman yıpratmayalım aman sorgulamayalım kıssalarında olduğu gibi haksızlık karşısında susanların dilsiz şeytanlar olduğunu göstermekte, hafızamıza kazımakta, iyice belletmektedir bu ülke. Katil kimdir, hata nerededir düzen düzen denilen nasıl böyle başıboş bırakılıp hayatların rehin edilebildiği bir uzam olduğu sorgulanmaz bu nasıl bir ülkedir?

Gelecek nerede hangi düzlemde soruları kimileri için klişe gibi görünse de yankılanmaktadır avaz avaz! işte hiç durmaksızın. Durmaksızın yinelenenler can kırıkları arasında görünen bunca fay kırığı ortadayken, yerin altında yerin üstünde hayat nerededir? Şehrin göbeğinde "omurga" nam müstearla dikilen o hançerdeki gibi nefes kesilirken sorgunun önü alınırken hemen her şey bildiğin hilkat garibesi yapımlarla simgelenirken, linç edilirken bu yeni ülke!, her şeyin bir bedeli var diye dile dökülürken, taziye cehennemi aratmazken her şey meydandayken. Sıfıra sıfır elde var sıfırlardan biri yakalamaya çalışıyoruz. Saklananların, yok, etkisiz eleman sayılanların sessiz ortaklığında, çığlıkları, ağıtları birleştirip bir yol arıyoruz. Çoğunlukla kalabalıklar içerisinde yapayalnız. Her şeyimiz garabetlik ve refakatçisi karanlığı tümleyen bir kararlılık arasında bir o yana bir bu yana fırlatılıp durulurken sözü arıyoruz.

Duvardan duvara, mekandan uzaman bir dönüşüm gerçekleştiriliyor kanıksayabilmemiz için, alışıp da çıt çıkartmamamız, kurallara riayet, bu düzende iş bu sürüde kalmamız için. Kötülüğün sıradanlığının her evresini yaşamakla yükümlü kılınıyoruz, damgalanıyoruz. Sizli, bizli çoktan seçeneklerin def edildiği, kapı duvar eylendiği bir yerde, yokluğu, mahrumiyeti, zulmü ve bunlara, hizmetkarlıklarını geçtik sözünü eğip halen bükenlere, hırsızlara ve uğursuzların iktidarına mahkumiyeti tecrübe ediyoruz. Tarih, kepazeliklerin mükerrerliğinden mülhem ucubeliğe doğru enikonu dönüştürülürken hakikatte olan bitenlerin, yaralarımızı nasıl kalıcılaştırdığına şahitlik ediyoruz bugün bu ülkede.

Yerimiz yurdumuzda, hayatımız her şeyimiz, her anımızda "sıfırı" bir eyleyebilmek için çabaların birlikteliğinde ilerliyoruz yapabilecek miyiz, ulaşabilecek miyiz, aşabilecek miyiz dert az biraz da budur! Her şeye müdahil olan devletin kompleksli, her şeye kılıfı önceden ayarlanmış yok etme çabalarına, sıfırlama gayretlerine, üzerine çöreklenme örtbas etme ve en çok tutunduğu unutturma ısrarcılığına karşı hatırlayabilecek miyiz? Hiçbir şeyi unutmadığımızı, eksiksiz gediksiz ifşaa edebilecek miyiz dert az biraz da budur! Laletayin bir bahis değil yaşayabilecek miyiz, hesabını sorabilecek miyiz, takipçisi olacak mıyız bu rezil kepaze düzenin her bir aktörüne günü dar edebilecek, yaptıklarının cellâtlık olduğunu ve oyunun bittiğini ilan edebilecek miyiz? Her Yer Karanlık, Hey Orada Mısınız - Hayatta Mısınız?                                                                                                                                                                    


>>>>>Bildirgeç

hüseyin çelik, akp parti sözcüsü, bir nevi hükümet sözcüsü olarak, fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın saçmalamayın demiş. videosu da var. izledim. an itibarıyla şurada mesela

fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın ünlemi şunu söylüyor: elbette zenginin kömürünü fakir çıkartacak bunda ne anormallik var. dünyanın düzeni bu. bak sen gazetecisin zengin değilsin ama bir bilgin, mesleğin, bir artın var, sen de madene girmezsin. rezil bir yer orası. kim girer. en alttaki niteliksiz. bu da işin doğasıdır. ölürse de o ölür. sen mi ölecektin, zengin mi ölecekti, ben mi öleydim? demekte...
sınıfsal adaletsizliğin insan doğasının, hatta genel olarak doğanın bir yansıması olduğu inancı, sözgelimi maden işçilerinin toprak solucanları gibi birşey olduğu, zenginlerin, maden sahiplerinin de günde 50-60 solucan yemesi gereken köstebekler olduğu, gazetecilerin de ağaçlarda yaşayan kelebekler olduğu, dolayısıyla da toprağın altına girip solucan yemedikleri, işte dünyamızın da böyle bir yer olduğu, acımasız gibi gözüktüğü ama böyle yaratıldığına göre bu acımasızlıkta da bir anlam olması gerektiği, ve bu anlamın da eğer varsa kutsal olduğu ve sorgulanmaması gerektiği çünkü değiştirilemeyeceği ve bizim denetimimizin üzerinde olduğu ve nedenini nasılını bilemediğimiz ve bilemeyeceğimiz fikri toplumsal ilişkilerin tamamen kültürel ve siyasal tasarımları yansıtan yanlarını belirsizleştirmek için devreye sokuluyor elbette.
seni öldürüyorum ama bu seni öldürmek istediğim için değil, ben köstebek olduğum için sen de solucan olduğun için, böyle olmakta. sen köstebek olsaydın sen beni yiyecektin. ne yapalım, kutsal takdir böyle. köstebek için yapılacak tek bir şey var: solucanı hazmetmek. kelebeğe düşen de güzel kanatlarıyla etrafta uçuşmak öleceği yakın an gelene dek.
böyle olunca elbette sömürgecilik diye bir şey de yok tarihte, solucan üçüncü dünyalılar var, kölecilik diye bir şey de yok, solucan afrikalılar var, solucan zenciler var, Naziler de yok, solucan Yahudiler var, Filistin de yok, solucan Filistinliler var, erkek cinayetleri de yok, solucan kadınları doğaları gereği mecburen yiyen erkekler eşler sevgililer var, ekonomik adaletsizlik yok, Wall Street üçkağıtçıları yok, ABD parababalarının siyaseti de yöneterek yüzde 1'i iyice inceltmesi yok, yüzde 99'un solucanlığı var, Kaddafi'nin Mübarek'in baskıları yok, solucan Arap halkları var, uluslararası ilaç tekelleri yok, tarım tekelleri yok, köle işçiler yok, insan kaçakçılığı yok, paryalaştırmalar yok, Pol Pot yok, Endonezya katliamı yok, Robinson ile Cuma yok Cuma'nın solucanlığı var, güçlünün kazandığı her momentte gücün doğayı yansıttığı fikriyle kutsanışı var.
eh böyle olunca da madencileri dert etmeye gerek yok, kot işçilerini dert etmeye gerek yok, tersane işçilerini dert etmeye gerek yok, onlar için illa üzüleceksen daha üzülecek çok solucan var dünyada. sen üzüleceksen ülkemiz (yani köstebeklerin birliği) daha çok solucan yiyemedi ve daha büyüyemedi diye üzülmelisin. (çünkü doğadan yana olmayı güçten yana olmak olarak anlamalısın).
Tabii Gezi'yi anlayamazlar ve taban tabana ters gelir: ağaçları korumak da ne? Ağacı kesecek gücüm varsa kesmeliyim. bu şekilde büyüyeceksem büyümeliyim. bu doğadır. diğeri vatana(köstebeklerin vatanı olup olmaması fark etmez), dahası doğaya (bu anlamda kutsallığa) ihanet.
ilerlemecilik, kalkınmacılık, sermayeyi büyütmek, bunlar asıl doğamız, güçlenme güdümüz, yoksa köprü yapılacak da rant olacak diye kestiğimiz ağaçlar öldürdüğümüz canlılar doğa değil.
1 mayısı ayaklar baş olmaya çalışıyor diye okumak ve bunun doğaya tersliğin ispatı olduğunu öne sürmek gibi. 1 Mayıs haklı olsaydı ayaklar aşağıda baş yerde olurdu, ama nasıl, ayaklar yerde, baş yukarıda, demek ki 1 Mayıs haksız ve doğaya ters, sömürü, ayakların ezilmesi ve birilerin ayak olması doğal, zihniyeti.
biyolojik metaforlarla sömürüyü meşrulaştırmak çok eski de bir taktik tabii.
güçlünün sürekli güçsüzü ezmesi doğa değil, doğamız birlikte yaşamak, birliteliği süreklileştirmek için ahlak diye bir şey bulmak, vicdan sahibi olmak ve birlikte hayatlar, kültürler, dünyalar kurmak olarak algılanmadığı sürece zor.
Kropotkin'in neden darwinizm ile uğraştığını da anlatıyor bize.
tabii İslamcılar Darwin'i baş düşman belliyorlar ama buradaki mantık Darwinizme de epey oturuyor gibi.

neyse, konu uzun.

ne çok rezalet, skandal, felaket, boktanlık, acı, kahrolma ve kandırılma var gibisinden bir cümleyle dürtülerek uyandım 6 gibi. yattığım yerden alt alta dizmeye çalıştım kafamda ama çok uzun bir liste, çok karmaşık. kalktım. bir kenara yazmayı deneyeyim dedim.

Olmuyordu, çok uzun, çok dallı budaklı. O sırada bu haberi gördüm. fakirin kömürünü zengin mi çıkartsın haberi. neyin doğal olan olduğu tartışmasının merkeziliği dikkatimi çekti. sağduyu diyor Savaş (Kılıç) burada itaat edilene. karışık. sonra dönmek üzere keselim--

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Gerektiğinde görülüp gerekmediğinde ise hiç fark edilmeyen şeylerin ne kadar hayati olduğunu devletin bakışından azade görebildiğimizde önümüzü, hayatımızı şekillendirmeye çalışan izleri aramaya devam ediyoruz. Fakirin Kömürü Zenginin Dilini Yorduğunda yazısıyla Süreyyya EVREN, Öyle Bir Blog sitesinde devlet sözcüsünün değinisinden az öteyi arşınlıyor. Arkasını, önünü merama dönüştüryor. Okudukça, dertlendiğimiz, derdimizin her ne olduğundan artık çok emin olduğumuz bu yerde EVREN'in sözleri gibi doğrudan kelamlar ile idraka ulaşacağız, ya da bu su almaya devam eden gemide çürümeye devam edeceğiz. İyi okumalar..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
SOMA: Vahşete Direnmenin Adı - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
İçinizdeki Devleti Öldürün - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Burnunuzdan Fitil Fitil Getireceğiz - Akın OLGUN - Birgün
Kader Değil Sınıf Soykırımı - Duygu ERDEM - Fraksiyon.org
Maden Değil Öfke Patladı - Başyazı - Agos
Siz Bizi Anlamadınız Galiba - Burcu ŞENTÜRK - Sendika.org
Yerdelenler Ölüme, Gökdelenler Servete ve İktidara… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bu Şirket, Bu Kule Soma İşçisinin Kanı Üzerinde Yükseliyor - Politeknik
'93 Numara Vermişler Oğluma' - Özgür Gündem
Çizme Güzellemesi, ‘Şey’lik ve Ahvalimiz - Müjgan HALİS - Kürdistan 24
Tanıklık: ‘Soma Katliamı’ - İmre AZEM - Diken.com.tr
Uyumadan Önce Ölülerimizi Düşünmek - Bülent ŞIK - Birgün
Somalı Madenci Eşinin Yanıt Bekleyen Sorusu: Şimdi Ben Ne Yapacağım? - Burak ŞAHİN - Diken
Somalı Bir İşçi: Bir Köpek Kadar Değerimiz Yok - Fatih POLAT - Evrensel
'Vura Vura Bizi Büktüler, Eğildikçene Eğildik' - Fatih PINAR - T24
Soma'da İşçilerle Röportaj - Eylem ve Polis Saldırısı - Hayat TV
Somalı İşçiler Anlattı: Gaz Maskelerinin Çoğu Bozuk, 9 Yıllık Maskeyi Takıyoruz! - T24
Madende Stajyer Öğrenciler de Öldü - Yurt
Soma Under Lockdown with Commando Deployment - Banu ŞEN - Turan GÜLTEKİN - HDN
Soma’nın Cevapsız Soruları - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Bakan Faruk Çelik: ‘İşçi Aileleri Konuşmasın, Basın Da Az Haber Yapsın’ - Sendika.org
“Sol Bir Şeyler Söyle Be!” – Foti BENLİSOY - Başlangıç
Soma Katliamı… Uçurumun Üzerindeki Salıncak - Nuray MERT - Diken.com.tr
Soma'ya Eşkıya İnmiş - Özgür MUMCU - Radikal
Fildişi Kulelerden Kuşbakışı Soma - Ağustos Tepesi - Jiyan
TC: Türkiye Cehennemi - Mutlu TÖNBEKİCİ - Demokrat Haber
Acının, Kor Kor Yanan Yüreklerin Resmini Yapabilir Misin Abidin? - Sema ÖZCAN (GÜRCAN) - Kadın Hareketi
Yasımız İsyan, Soma! - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
Yaşasak Mı Ölsek Mi? - Annette Bshara - A' Blog
Soma Kazasında Öğrenebildiklerimiz - Ümit KIVANÇ - Yeşil Gazete
Beraber Doğdular, Beraber Öldüler - Turaç TOP - Al Jazeera Türk
The Soma Tragedy: Kadere Karşı / Against Fate - William COKER - LeftEast
Turkey: The Political Cost Of The Mine Blast via Channel 4
Dispatches: Turkey Kicking Them While They’re Down  - Emma Sinclair-WEBB - HRW
Hatırla! - Müştereklerimiz
İTÜ'lüler Okullarından Utancı Temizledi - soL
Bildiri - İTÜ Öğrencileri - Fraksiyon.org
İş Cinayetlerinde İlk Dört Ayın Bilançosu: Nisan Ayında 115, 2014’ün İlk Dört Ayında En Az 396 İşçi Yaşamını Yitirdi - Güvenli Çalışma
Yaşadıklarımız Kömür Karası Kadar Kara Günlerdir - Bildiri - TMMOB - Maden Mühendisleri Odası YK
Madenler, 2013 Yılında Patronların Kar Hırsı Nedeniyle, Maden İşçilerine Mezar Oldu - Dev Maden Sen
Örgütlü Bir Cinayet: Soma Maden Katliamı - İbrahim SARIKAYA - Sendika.org
Soma Katliamı Tanıklıkları - Av. Selçuk Kozağaçlı - Vimeo
Kozağaçlı: Tutanaksız Alındık, İşkence Edildik, Bırakıldık! - Gelecek Gazetesi
Soma Katliamının Faili Belli - Murat ÇAKIR - Özgür Gündem
Tavan Malzemesi Metal Değil Ağaç! - Arif BALKAN - Milliyet.com.tr
Bu Da Bir Facia - Yön Haber
Mavrikos: 70 Felaket Gördüm ‘Fıtrat’ Gibisini Duymadım - Jiyan
Kayıplardan Soma'ya Adalet - ANF
Soma'yı Araştıracak Savcı Türken, Ak Parti'den Aday Olmuştu - Haldun AKYÜZ- Cafer ELMAS - DHA - Onedio
Taşeron Sistemi Bir Rejim Sorunudur Da – Ahmet BEKMEN - Başlangıç
Denetim Yetmez Millileştirme Lazım: Kömürün Siyasi İktisadı - Yasin KAYA - Pembe Kitap
Turkey Erupts Over Mining Tragedy; Many Blame Privatization - Sisi TANG - In These Times
Solidarity To Our Brothers and Sisters in Turkey – In Mourning Of The Hunderds Killed at Soma Mines - May Of Solidarity
Tραγωδία σε ορυχείο στην Τουρκία: «H πλέον μαζική δολοφονία στην ιστορία της χώρας - Antigold.gr
Οργή στην Τουρκία για τους 282 νεκρούς ανθρακωρύχους - διαδηλωτές επιτέθηκαν στο αυτοκίνητο του Ερντογάν - Ta Nea
Die Wut Richtet Sich Gegen Erdogan - Handelsblatt
L'incroyable Photo du Conseiller d'Erdogan Qui Frappe un Manifestant - Cyril BONNET - Observateur
Turkey: Losing The Freedom To Mourn - Meltem ARIKAN - Index On Censorship
Erdogan Shouts Anti-Israel Slur At Protester - Haaretz
Turkish PM Accused Of 'Slapping Protester' - Heather SAUL - Independent
Erdoğan:"Caligula veya Sezarların Deliliği" - Elmas TOPÇU - Vivahiba
Milli İrade Mottosunda Bir Tokat - Ahmet Erdi ÖZTÜRK - Zaman.com.tr
Kara Yüzlü Mücadele: Her Daim Klasikler - Ulus ATAYURT - Bant Magazine
Madencilik Sektöründe Taşeronlaştırma ve Özelleştirme Yöntemi: Rödövans - Esra ERGÜZELOĞLU KİLİM - EK' Blog
“Sıfır Süreli İş Sözleşmesi”: Kapımızdaki Bir Başka Düşman - Ecehan BALTA - Başlangıç
Soma’da “Burayı Gezi’ye Çevirecekler” Tahriki - Ahmet SAYMADİ - Bianet
Pasif Katil Yılmaz Özdil - Kemal BOZKURT - Jiyan
HDP Heyeti Soma Gözlem Raporunu Açıkladı - Hdp.org.tr
Soma'da İşçilerle Yaptığımız İlk Görüşmelerin Sonuçlarını Aktarıyoruz - ÇHD İstanbul Şubesi
Acar: 'Karanlık Bir Tünel, Dize Kadar Su' - Sinan OĞUŞ - BBC Türkçe
Maden Ocağına Gömülen İmaj - Akif EMRE - Yeni Şafak
Mücadelenin Çerçevesini Belirlemek: İşçi Ölümleriyle İlgili 4 Argüman ve Eleştirisi – Ümit AKÇAY - Başlangıç
Reza Yurt Dışına Çıkabiliyor Avukatlar Soma’ya Giremiyor! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Soma Ne Yana Düşer Usta? - Müjgan HALİS - Kürdistan 24
”Müstehak” Diyenler ve Hakim Sınıfın Jüri Kibiri - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Kötüsünüz.. - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Ozan KÖSE - AFP - Getty Images

>>>>>Poemé
Berducesi 1962 - Cahit ZARİFOĞLU

a
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor

topyekûn bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız

beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim


b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu

her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni

sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah


c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşadım kıvranışlarında
gözlerinde 'harikulâde' yaş bulutları
Yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska

göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz

bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyordum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üç 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış

hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans

Kaynak

Sunday, May 11, 2014

Deuss Ex Machina # 498 - Najpiękniejsza Forma Człowieka

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_498_--_najpiękniejsza forma człowieka

07 Mayıs 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Harold Budd - Jane 3 (Darla Records)
2. Harold Budd - Jane 8 (Darla Records)
3. Dalhous - Information Is Forever (Blackest Ever Black)
4. Dalhous - He Was Human And Belonged With Humans (Regis Version) (Blackest Ever Black)
5. Copeland - Fit 1 (Self Released)
6. Copeland - Advice To Young Girls (w/Actress) (Self Released)
7. Jesse Somfay - Heavens Of Hollow Flowers (Detroit Underground)
8. Jesse Somfay - Coup de Grâce (Detroit Underground)
9. Bass Clef - Self-Perpetuating Fun Loop (Pan)
10. Bass Clef - Fluorescent City Shining City (Pan)

najpiękniejsza forma człowieka
(498)
Hayat Kimin Elinde, Hayatımız Nerede ?

 "Politika, toplumun eksikliğini idare etmektir." - Ernesto Laclau

Hemen her konuda tavrın dünün ataletinden fersah fersah uzakta hızlandırıldığı, devinimi arttırıldıkça hep bir şeylerin hafızanın kıyısından öteye ötelendiği, derdest edildiği, işin doğrusu unutturulduğu, buna çabaların karşılıksız konulmadığı bir merhaledeyiz. Bulunduğumuz zaman öylesine heyulalar ile patavatsız bir koşturmacayla geçiştiriliyor, üst üste vakıalarla hemhal ettiriliyor ki olan bitenleri hatırlayabilmek hep önemli bir meseleye eviriliyor. Hatırlamak düne ait, dünde yaşanmış, başa getirilmiş, yolu ve bucağı insanla kesiştirilmiş olan şeyleri sıklıkla yinelemekten ibaret değildir. Cana dokunanın, başa getirilenin nasıl belirli bir rota ve düzen takipçiliği ile oluşturulduğunu göstere gelen bir aynalamanın kendisidir.

Korkulara teslim bayrağını yeniden bir kez daha çektirmek için; halka, eldeki tüm imkânların seferber edilmesini teyit etmektedir hatırlamanın menzili, bugünü. Düne ait dediğimizin bugünlerde ve şimdi, şu anda yeniden tesis edildiğini görebilmektir hatırlama çabası. Birbiri içerisine lehimlenip artık neredeyse fikslenmiş, cümle ve beyanatların ısıtılıp ısıtılıp sunulmasının, bunların kepazeliği yanında arada sırada değil hep bir değişim vaadinin yinelenmesidir hatırlanan. Hatırlayabildikçe düzenin o şeklinin şemalının tıpkı bir insan gibi huyunun suyunun nasıl bir değişmezlikle hemhal olduğu ortaya çıkacaktır. Korkuyu diri tutarken, bir kez daha sahnenin başat figürü eylerken iktidar, muktedir vaatlerle her şeyin tozpembe bir kurguda olduğunu biteviye öne sürmekte bundan da hiç gocunmamaktadır. Fikri sabitlik sabık aklın tahayyülleri ve istisnasız her şeyin her vurgunun, imi ya da çağrıyı derdest etme gayreti, didişinde aslında nasıl bir ülkede yaşadığımız bahsini de yeniden özetleyecektir. Sabit kaldığımız yerin izaha muhtaç olduğu kesindir.

Geçtiğimiz, geçmiş sandığımıza dair olarak bir kaç çanak çömlek parçası işte, affedersiniz x’ler ya da y'ler, biliyorsunuz bunlar; bilmem kimler kimlikler, meslekler, hainler yafta çeşitlemeleri, hep bir kusur bul(un)acak bu muhalifler gibi üst cümleler ile bu döngü biteviye yinelenmektedir. Hızlandırılan şey, sık tekrarlanan bu cümle kalıpları değildir sadece onların gölgesinde yıkımın sıradanlaştırılmasıdır. Yıkımın, zapt-ı raptın çat kapı denk getirilebilirliğidir. Sıradanlaştırırken olağan için hamleler eylenirken yolu, yıkım üzerinden şekillendirmektir tüm gaye ve gayret. Yekûnda, vesikaların istifinde karşılaştığımız ne onun ne bunun ne de şunun ya da berikinin derdidir, hepimizin başına getirilenlerdir muntazaman. Sıradan sanılanlar en çok yara verenlerdir hala. Doğru zıvanadan çıkartılırken eğri ve eğreltinin el üstünde tutulmasıdır dert dediğimiz. Kani olunup, makul görülmesi zikredilenler kepazeliklerdir tastamam.

Eksiği gediği bolca olan ülkede sırça köşklerin varlığının muhafaza altına alınması gayreti düşündürücüdür işte çoğu zaman bu bahiste. Behemehal devreye konularak sıraya dizilen, karar hükmünde kararname, yasal düzenleme, meclis alt-üst komisyonlarının elinden gelenler bunlardır. Bütün dediğimiz birbirine karşılıklı olarak hamlelerle beraber paramparça eylenmektedir. Her alınan tedbir, her gizlide saklıda alınan onay her halka kapalı görüşmede vurgulanan o beylik cümleler bunun içindir. Yerle yeksan edilen hayatlarımızın gerçekliği ve daimiliği adınadır. Hayata kastedişin bitmek tükenmek bilmeyen suret ve aşamalarıdır. Birbirine uzak gibi görünse de her yere yayılıp yaygınlaşmış olan her küçük nokta birleştirildiğinde ortaya çıkan yeni Türkiye şablonu eskinin izlerini birebir takip etmektedir ikiletmeksizin budur. Teyit etmeye gerek duyulmayacak bir biçimde unutuş 'yeni dönüşümü' beraberinde sağlama almaktadır. Yeni'ye ulaşırken eskinin her fenalığı da modernize edilmektedir.

Muktedirin aklı fikri, eylemi ve her bir şeyiyle şey şey diye sayıklarken yapmaya çalıştığı şey unutturabildiği kadardır. Unutturabildiği kadarında yapıp ettiklerinin toplamıdır yeni Türkiye söylemi ve gerçekliği. Sorgusuzluk cismanileştirilirken, somuta dönüştürülürken, kalıt gibi yükseltilirken, yapım çoktandır su almakta, yerin dibine göçmeye ise adım daha yaklaşmaktadır. Ne mihrak ne hain ne başka bir müsebbip kesintisiz bir sonuç / failin kim olduğu ortaya çıkmaktadır. Özetlenirken kısaltılan yaşadığımız bu hayatın donuk bir rutine, yaşatmayan bunu aklından bile geçirmeyen bir tahayyüle doğru koşturulmasıdır. Ne ki nasıl olsa unutulan bakiyedir. Ne ki nasıl olsa bizden sonrası tufandır şartlanmışlığıyla ol rahatlıkla zikredilebilmesidir. Gizli kapaklı, yapılmaya çalışılanlar kapalı devreden sızdırılanlar sayesinde bir kez daha bir kez daha kendi gerçeğini, yalın olanı atfetmeye görünür kılmaya ama ve fakatlardan azat etmeye sürüncemesiz devam etmektedir.

Milyonların yerlisi yabancısı ama hep para birimi cinsinden bahsinin sağlı sollu havalarda uçuştuğu, saatlerin, kasaların, köşklerin, yiye yiye doyulmayan rantların, pazarlıkların, ihalelerin illa ki al takke ver külahların ikliminde ört basın mümkünatsızlığı meydana çıkmaktadır böyle böyle. Yok yok yok, en baştaki sözlerin üzerine daha fazla yalandan mürekkep bir savunuş icra edilmek istenirken aklıktan çok kapkaranlık, tamahtan çok yağmacılık ülkeden çok kişisel çıkarların ve aklınıza düşebilecek her şeyin kullanılmasının tahrif edilmesinin suretleri resmi geçit yapmaktadır kestirmeden. Yalanlar saklandıkları deliklerden hayatımıza karışmaya devam ederken itinayla olan biten şey neo liberal tahakkümün yapıp ede geldikleridir. Hep aynı cümleler ile yolumuz denkleştiriliyor, birleştiriliyor gibi görünürken, böylesi bilinirken; tam tersi istikamet uzamında her şey olmakta yapılmakta ve hakikate ulaştırılmak için hınçla linçle teşvik edilerek önemsenmektedir, üstelenmektedir.

Ezberlerin bu ülkede her hangi anlama çıka geldiği az çok görülen ve bilinen bir hadisedir. Yeni olarak aksettirilen işte o yarım ağızlılığın dile döktüklerini tamamlayan, naçarlığı el üstünde tutan, dert yokmuş gibi davranan bir sonucun kendisidir. Kelam, söz dizimi, meram, belki hiçbir şeyi değiştirmese de dünden bugüne erkanın, devletlunun güç istenci üzerinden yaptıklarını örnekleyecektir. Güce sahip olmak için gözden çıkarttıklarını gösterecektir. Sıradan olanlar ile onun sahibi, sonsuz hükümdarı olduğunu duyuranların karşılaşmalarında bu tahlilin izleri yer almaktadır. Bahsettiğimiz bir muamma değil insanlık tarihinin başlangıcından bu yana süre giden bir heyuladır. Geçmişin göçerliğini yerinden yurdundan ettirmeyi savaşı öne sürerek, ilhak edilen yerde yeni bir ülke kuracağız diyerek eyleyenin modernleştikçe tehcirden, mübadelesine, oradan sürgününe, fişlemesine soy kodu uygulamasına sanal hedef gözetimlerinden, canlı yayında ithamlara her şeye ve her konuya müdahilliğe varan öncekiler kadar ağır sonuçların artık düğmelere, komutlara bağlı olarak şekillendirilmesidir.

Gerçekliğin bahsi şudur hayat ipoteklenip, belirli bir bedel karşılığında satın alınabilip, üzerinde her hakkın değerlendirilebildiği bir akış toplamına evrimidir. Eskiden; saklı gizliymiş gibi olanlar, yapılanlar bugün her yanımızda gözetleyen gözlerle, analiz kasan yazılımlarla, durmadan kaydeden kameralar, fiber optik kablolar ile göstere göstere eylenmektedir. Mutluluk veri araştırmasından, hiç kimselerin kullanmadığı materyallerle ölçülen enflasyon oranlarından, ekranlardan arasız, essiz gösterilmeye devam eden kimi mesajlar ihtiva eden kurgulamalarla bu pekiştirilmektedir. Resmi söylem, devletlû dili pespayeliklerden kendine mağduriyet çıkartmak konusunda yarışırken olan biten eksiği gediği değil tastamam halka kesilmesi gayretidir bunlar. Defolu sistem itinayla dönüştürülmektedir. Defolu sistemdeki açıklar artık göstere göstere kanatılmakta, bir seyirliğe dönüştürülmektedir.

Her seyirlikte olduğu gibi miadı dolana kadar, kullanım ömrü geçene kadar bir heyula süre gitmektedir. Gerçek böyle midir, böylesi bir sığlıktan ibaret midir? Defolar dökülmeye, yerine dikilen yamalar sökülmeye terzinin bile şaştığı icraattan icraata koşulurken sorulması gereken, yol nereyedir? Durmaksızın kendini tekrar edenin tözü tastamam yıkımın yeniden paketlenmiş haliyken yinelenmelidir - yol nereyedir? Biteviye tekrarlarda sıklıkla değinilen, Gezi Direnişi'ne dair göndermelerin sonuncusunda yine hazretin dilinden dökülen nefret bir kez daha kapımızın eşiğinden içeri girmişken yol nereyedir? Doymak bilmeksizin insanları kırdırmak, onları birbirlerine düşürmek, ayrıştırmak için nifak arayıp duran zevatın başının yine yeniden bir çocuğu diline doladığı, muhatabı olduğu bir yetişkini eleştirmek için onun adından, sanından, ailesinden, sapanı ve hayattaki konumundan cürümler ortaya çıkartmaya çalıştığı garabetlikler varken cidden yol nereyedir?

Yetmemiş midir, kanıksatmaya çalıştığı tahakkümünü kabul ettirmek adına daha kaç kez, bugünkü anneler günü olduğunu da göz ardı ederek söyleyebildiği şeylerle insanım diyeni yerin dibine sokacak lafazanlıkları yinelemekten kaçınılmamaktadır. Nereye kadardır, Berkin Elvan'ın katline dair örtbas çabası kamuoyu sayesinde aşılmaya çalışılırken birilerine, o çok dillendirilen paralellerde olduğu gibi işaret-mesaj mı verilmektedir. Lağım çukuruna dönen reel politiğin haddizatında ki kepazeliklerinde siyasi çekiştirmelere konu edilecek kaç çocuk vardır, kaç anne, kaç baba. Dile getirilenler, bahsedilenler bunca kolay cümle haline dönüştürülebilecek şeyler midir? Hiçbir şeyin hesabının verilmediği bilinmesinden midir, Berkin gibi diğer Gezi Direnişi sırasında kaybettiğimiz canlarımızın davaları muammada konulmakta, belirsizlikten belirsizliğe sürüklenmektedir. Varsa yoksa darp, harp biber gazı, cop, soruşturuyoruz, yapıyoruz, aldık mesajları mamafih nato kafa nato mermer! ee nereye kadar?

Her güne gündem belirleme konusunda, her güne kendine karşı bir cephe açma, afişe etme konusunda eşikleri, rekorları kırmaya doymayan muhteremin acaba Mülkiye Kılınç'tan haberi var mıdır? Korkuyu kaç kuşak daha taşıyacak, sırtlanacak yükü bilecek. Haddi hududu kaç kuşak daha belleyecek, böyle böyle öğrenecektir. Kitaptan bomba suçun temeli, yakılması gerektiğinde mümkün bir şey olarak bahsedilebilirken bir de sattığı kitaplar yüzünden bir kadının, ikiz bebekleriyle beraber mahpus edilmesinin izanı, izahatı var mıdır? Var mıdır acaba böylesi bir korku yaymak hayata başka bir yerde, uzamda. Mülkiye Kılınç'ın sesi kendi aramızda, sokaklarımızda, yanı başımızda yankılanmaya devam ediyor, biteviye hala ne olacak halim diye soruyor haklı olarak, ne olacak halimiz ve ahvalimiz, hepimiz mi içerideyiz, hepimiz mi mahkûm edilmişiz.

Bunun böyle olduğunun, devletlûnun ağzına sakız ettiği, had bildirmek için isimlerini kullandığı kadınların, çocukların, haklarının gasp edilmesinin bir başka hamlesi, iki ve dört yaşındaki çocukların annesi Nazan Dikici'yi mahkûm ederek kendini göstermiştir. Amed’deki 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşulları ve sağlık durumuna dikkat çekmek için yapılan bir gösteri ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde düzenlenen mitinge katıldığı gerekçesiyle, “örgüt propagandası” yapmaktan yargılanan Dikici'nin suçu ihsas edilerek on aylık bir mahpusluğun yolu açılır, çocuklarıyla. Gökyüzü yetişkinlerden çalınırken, şimdi sıra çocuklara, bebeklere de gelmiştir. Karanlık kendini güncellerken bu menzilde yaşamanın direktiflere uyup her bir şeye itiraz etmeden yaşamaktan geçtiği yeniden hatırlatılmaktadır. Ana akımın neredeyse önemsemediği böylesi derdest edişler, mahpusluklar, soruşturmalar, bitmeksizin terörist bunlar imalatının akıbetini öngörebilmek mümkün müdür? Yineleyelim yol nereyedir, gidişat nasıl bir ülkedir.

Açılımlar, süreçler, ilave tedbirler, hiç bitmeyen ötekileştirmeler, yaftalamalar vesair unsurlar tek kelime karşılığını bulur; rezalet. Kepazeliğin, arsızlığın, hadsizliğin kural tanımazlığın götürdüğü yer laf olsun diye değil böylesi bir sonuçtur işte. Sırtta taşımaya devam ederken yükler, benlikte taşınmaya devam edilirken ağıtlar ve ağrı bir akılda yer ederken her daim ve cevapsız sorular rezilliğin düzeni denilenin elini neden bunca hızlandırdığını da anlaşılır kılacaktır. Yoksunlaştığımız yer maddiyat değildir işte üzerimizde kalanların, gidenlerin, hesaplarının her yöne bunca çok sıkış tıkış keşmekeşe konulmasıdır. Yok, sayılmaların sıradan bildirilmesidir, inlerine gireceğim dediklerinin kendi halkı olduğunun, sapan, misket, taşısa da taşımasa da kitap satmış olsa ya da sadece görünmüş olsa da bir yerlerde insanların bu ülkede rehin edilmesinin, korkuya mutlak teslimiyetinin sağlanabilirliğinin ilan edilmesidir yoksunluğumuz.

Wan'ın Xaçort mahallesinde, henüz on yaşındaki bir çocuğun hayatına kast edişin sorgulanmamasıdır yoksun kaldığımız. Sindik mi hep beraber!  Her güne sıkıştırılan, lebalep doldurulanlar öylesine çok ki hangisi acı, hangisi ağrı, hangisi dert ve kalıcı yanıtlar beklenen konular birbirine karışmaktadır haddizatında böyle böyle. Laf değildir işte işin içerisinden çıkabilmenin o zor halidir yoksunluk. Dertlerin ihmal edilebilir bir mesele sıkıştırılmasıdır yoksunluk. Dünün ve bugünün fecaatinin yarına taşınma gayretkeşliğidir ol yoksunluk. Demokrasi tabeladaki bahse dönüşmüşken tek bir sözün, eylemin yaşa dışı bilinmesidir yoksunluk. Zamanda geri dönüşlerin ülkesidir burası. Geri dönüşüm kutumuz lebalep dolu tıka basa sayelerinde, eyledikleriyle. Hiçbir şey eskimemiş gibi yeniden karşımıza çıkıyor o tıka basa dolu olandan, bu ülkeden. Bir yerlerde unuttuğumuzun resmigeçidi, tekmili birden paylaşılmakta o aralıkta geri dönüşüm kutusundan.

Kervana düzülen, hızlandırılıp ilerletildiğinden dem vurulan medeniyetimizin nasıl kadük kaldığının aynalayıcısıdır haddizatında. Her şey makul karşılanabilir, mubah sayılabilir ve tabi ki mübalağasız örtbas edilebilir, kanıksanabilir şıklarının hazin gerçekliğidir karşılaştığımız. Ne derinde bırakılan iz, ne yaşanan sarsıntı, ne boyumuzdan büyük tahrifat ve yıkım varsa yoksa erkanın refahı, mutluluğu ve huzurudur dert diye önümüze çıkartılan, bu mudur bahis? Unutturulmaya çabalanılanların refakatinde, hayatımızdaki ayrışmazlığında, her erk müdahalesinin aynı zamanda kabağın başımıza her daim patladığı bir menzil olduğunun bilinciyle her gün tekrarlıyoruz, hatırlıyoruz, kanıksamıyoruz, unutmuyoruz. Yeter artık anlamlı gelene kadar, işitilene kadar, çocukların, kadınların, erkeklerin, onun bunun hepimizin derdinin yaşamak olduğunun idrakine ulaşana kadar anlatacağız bu gayya kuyusunda.

Gözyaşlarımız birleştirmişti o aralıkta bizleri. Sözüm ona sıkıştırıldığımız yerde görünür olmuştu derdimiz, tasamız, nedenlerimiz, sızılarımız! Ne erkânın hiddeti, ne boyuna söyleye geldiği ahkâmları, ne de bu ithamları. Akıttığımız gözyaşları hep o unuttuğumuz sanılanları hatırlatmaktaydı, eksiksiz noksanız. İşittirinceye kadar, yetti artık duyuluncaya kadar, o hesaplar sökün edinceye kadar. Direniyoruz... Susmuyoruz... Hesap Soruyoruz.

>>>>>Bildirgeç

Bir keyif sigarası yaktı. Derince içine çekerek havaya üfledi. Önünden üç genç geçiyordu. Onları seyrederken, verdiği kararın zevki dudaklarının kenarından sarktı. Kontrol edemediği bu zevk sarkıntısını içine çekip yeniden üfledi sigarasının dumanını. Dumandan halkalar çıkarmayı becerebilse onu da yapacaktı ve o halkaların içine yerleştirdiği başları düşünüp daha bir keyiflenecekti ama gerçeği varken ne gerek vardı buna.
Üç idam, bir General apoleti olacaktı onun için. Kafasında hesaplar, kitaplar, verilen sözleri tartıp biçiyor ve heyecanlanıyordu muhtemelen.(Ona apolet takıp General yaptılar sonradan)
Korkak bir adamdı. Bütün korkaklar gibi an’ı kolluyordu. Onursuz bir askerdi ve bütün onursuzlar gibi her devrana sırtını yaslıyordu. 1974’te emekli oldu. 1976’da Adalet Partisi’nden senatör seçildi. Cebinde idam kartviziti ile gezerek kendini tanıtıyordu. “ …üç anarşisti idam cezasına çarptırmasıyla gönüllere taht kurmuştur.” Ve elbette ki bunu “demokrasi kahramanlığı” olarak pazarlama hüneri ile bugünün sağ siyasetçilerinin siyasi döllenmesine katkı sunuyordu.
Ali Elverdi, Denizlerin idam kararını vermiş olmanın keyfini hiçbir zaman gizlemedi. Her yerde bununla övündü. “Denizleri idam ettiren adam” denilerek tanıtılmasını isteyecek kadar hem de.
O kalemi kırdı. Meclis idamları onayladı. Demirel’in oylama sırasında “eller, eller” diyerek yaptığı tezahürat hâlâ, meclisin içinde aynı gelenekten gelenlerde ses buluyor.
Evet, Özal Denizlerin idamı için “Acımayalım” diyerek yüreklendiriyordu Meclis’i. Bu “eller havaya” dönemi ise Özal’la büyüdü. Bu işi eğlenceye dönüştürdü Özal.
Sonra, o da demokrasi kahramanı oldu. İdamları onaylamak için ellerini havaya kaldıranların hepsi “demokrasi kahramanı” olarak Türkiye siyasetinde yerlerini aldılar. Çekimser kalanlar ise onların hep yedeği oldu. Daha acı olanı, arkadaşlarını idam ettiren bu adamcıklara destek vererek “geçmişi kaşımayalım” diyenlerin serbest pazardan tezgâh kapma halleriydi. Derken “Eller havaya”, “ hadi yandan annem benimmm” vıcık vıcıklığı her yanımızı kapladı.
“Özal iyi adamdı”, “Demirel iyi siyasetçiydi” yazıları, haberleri tıpkı Ali Elverdi’nin “Denizleri idam ettiren adam olarak tanıtın” pişkinliği gibi sırıtmaya başladı. Öyle ya “Dün dündür, bugün bugündür” Siyaset, bu ahlaksızlık ve suçlar üzerine kuruldu. Yüze tükürülecek her şey mubah sayıldı. Tükürükler yutuldu.
Aynı gelenek yine iktidarda. O da demokrasi kahramanı ilan edildi. Elinde idam ipi ile meydanları gezmesine şaşırılsa da o “iyi, Uzun Adam”dı.
Elverdi, “ Ben faşist değilim, bu ülkede faşizm yoktur. Bu memlekette hürriyetin en yükseği, en büyüğü var. Birçok ülkelerde olmayan hürriyet var.” Demekten de çekinmemiş.
Şimdi “Ben faşist değilim” sözünün yerini “ben diktatör değilim” olarak değiştirin ve gerisini olduğu gibi bırakın. Tanıdık değil mi?
Ama hayatın bir ödeşmesi var.
Ali Elverdi’nin yediği yemek boğazına takıldı ve boğularak öldü.
Özal kalp krizi geçirdi. Kalbi her nefes alışında uyuştu.
Hayatın ironik ödeşmesi, ne zaman büyük konuşsanız mutlaka uğruyor bir gün.
Mehmet Ağar, 7 TİP’li genci boğarak ve sonra kurşunlayarak katledenleri korudu. Yargısız infazlarla adını yukarılara taşıdı. Annelerin ellerine delik deşik edilmiş çocuklarının bedenini teslim etti. Sonra Ağar daha 18 yaşında hayatının baharında olan kızını kaybedince ölümün ciğer söken acısına şahitlik etti. Evladının ölümünü görmenin dayanılmaz acısı hangi devlet adamlığını örtebilir ki?
Hayri Kozakçıoğlu OHAL valisiydi ve onun dönemi her kayanın altında, her duvarın önünde ve yol kenarlarında kafasına ve yüreğine sıkılmış olarak bulunan insan bedenleriyle anıldı.
Kozakçıoğlu kendi yüreğine sıkarak intihar etti (!)
Berkin’i kafasından vurdular. Berkin öldü. “Cebinde bilyeler vardı” diyenler, İsmail’i döverek öldürdüler. Eli sopalı polisler, o fırıncı, o “bir şeyi yok” diyen doktor,
Gezi’de katledilen gençlerin hepsine bir bahane üreterek kendine kariyer çizenler,
“Havaya sıktık gidip Kürtleri bulmuş” diyerek “ohh oldu” demenin yolunu arayanlar,
bilin ki bu hayat hep hesaplaşır.
Gün gelir boğazınıza takılır lokmalar, boğulursunuz.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Sözler birleştiğinde dert muamma olmaktan çıkar. Muamma olmaktan kurtulan şey şey diye geçiştirilenlerin hayatlarımızı nasıl dönüştürdüğü, nasıl köşeye kıstırılmaya çalışıldığımızı gösterendir. Akın OLGUN'un kaleminden çıkan Hayatın Hesaplaşması makalesi de bu minvalde çözümlenmesi gereken bir doğrudan gösteren, idraka erdiren metinlerdendir. Akın OLGUN'un ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfalarımıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Çürümeye Yazgılı Koca Kafa ve Venüs - Rahmi ÖĞDÜL - KaosGL
Isırığı - Arif ALTAN - Özgür Gündem
Binlerce Faili Meçhul Dosyası Zaman Aşımına Uğrayacak - Ali Barış KURT - ANF
Her Hafta Mücadeleleri için Annelerimizin Elini Öpüyoruz - Yüce YÖNEY - Bianet
'3 Bin 71 Çocuğun Nerede Olduğu Bilinmiyor - Birgün
Cinsel Suçlara Terör Tarifesi - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
"Polisler Bana Küfrediyor Abla" 1 Mayıs 2014 - Kızılay" via Vimeo
Gezi Şiddetinde Polislerden ‘Kopyala-Yapıştır’ İfade - Diken.com.tr
255 Sanıklı Gezi Davası Başladı - Al Jazeera Türk
Ayşe Nur Zarakolu Ödülü Berkin Elvan’a - Beyza KURAL - Bianet - Jiyan
Annelerin Beklediği Hediye Değil Yalnızca Adalet - Gülşah İMREK - Duygu AYBER - Evrensel
Sen De Geçtin Bir Ananın Gözyaşından - Halil YENİ - Telgrafhane
Anneler, Çocuklar ve Yas... - Selçuk ÖZBEK - Birgün Pazar
Mülkiye Anne'ye Aile Bakanlığı'ndan Çözüm Çıkmadı - Cnn Türk
Gül'e Cezaevi Raporu: Her Hafta 5 Mahpus Ölüyor - Yeni Özgür Politika
AYM, Açlık Grevi Yapan Hükümlülere Disiplin Cezası Verilebilmesini Oyçokluğuyla Anayasa'ya Uygun Buldu - Resmi Gazete
Yargıtay Başsavcılığı, 'Gizli Tanığa' Güvendi, 21 Yaşındaki Gülsüm Koç'a Müebbet Cezası İstedi - soL
Van'da 70 Depremzede Aile Hala Konteynerde: Feyzioğlu Doğruları Söyledi - Elif İNCE - Radikal
Devlet Adamlığı: Edep Tartışmasının Hazin Sonu - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
‘Age Of’ Pişkinlik, Pervasızlık - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Reyhanlı: Saldırıdan Bir Yıl Sonra - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Füsun Erdoğan’ın da Aralarında Olduğu 8 Sosyalist Tahliye Edildi - Jiyan
Füsun Erdoğan'a Tahliye Kararı - Haluk KALAFAT - Bianet
Tahliye Olan 3 Gazeteci: Mücadeleye Devam - ANF
Polis Masum, Gezi Olmadı, Kimse Ölmedi, Zaten Burası Da Mars ! - Jiyan
Barış Ceyhan Polisin Attığı Plastik Mermiyle Bir Gözünü Kaybetti - Başka Haber
1 Mayıs: “Sıkı Durun, Asıl Şimdi Başlıyoruz!” - Ender ALDANMAZ - Fraksiyon
Zamane Ruhu… - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Başkaldırının Süreksizliği - Filiz GAZİ - Bianet
Bu 1 Mayıs Yine Haziran Öncesiydi - Ayşe DÜZKAN - Sendika.org
Her Şey Yeniden Biçimleniyor - Önder İŞLEYEN - Birgün Pazar
“Haziran”, Gençlik Hareketi ve “Kaçan Fırsatlar” - Alican BOYNAK ve Osman ÇOKAMAN - Başlangıç
Gezi Direnişi’nin Birinci Yılı Yaklaşırken İşçi Direnişleri - 13Melek - Bantmag - Fraksiyon
Çağlayan'ın Meclis'te Salladığı Fatura Da Sahte Çıktı - Radikal
Zafer Çağlayan’a Saat Firmasından Yalanlama - Bianet
İçerideki Gazeteciler Listesi - Pressout
Türk Basını, Hakikat, İktidar - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Six Ways Turkey’s Press Is Under Pressure - Community On BuzzFeed
Kamu Yararı Varsa Telefon Kayıtlarını Yayınlamak Gazeteciler İçin Suç Değil - Yavuz BAYDAR - Prizma
'Gavat'a Ceza Yok - soL
Saray Muhallebicisi İşçileri ve Taşeron İşçiler - Emeğin Gündemi
Paralarını Alamayan İşçiler Fabrikayı Bastı - Evrensel
Erkeklerin Çığlığı: Enişte Değil Bireyim - Gönül İLHAN - Biamag
Hayatlara Değen Sihirli Değnek - Hicran URUN - Özgür Gündem
'Sadece Datça Değil, Fethiye, Dalaman, Köyceğiz de...' - Erdinç ÇELİKKAN - Radikal
İlkokulda Fişleme Anketi - soL
Türkiye’de Militarizm: Yedi Başlı Canavar - Fatmagül BERKTAY - Bianet
Geçmişin İşlenmesi Ne Demektir?: Hakikat ve Adaletin İzinde Doksanları Hatırlamak - Toplum ve Kuram Dergisi
Biliyorsunuz Kendisi Eski Rahip - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
AP Parlamenteri: Öcalan Dünya Devrimine Işık Tutuyor - Nu Haber
Türkiye'de Siyasal İslamın Kısa Tarihi - Savaş ÇOBAN - Biamag
İslamcılığın İkinci Momenti - Mücahit BİLİCİ - Taraf
İşte Öcalan'ın İslam Kongresi'ne Sunduğu Mesaj - ANF
Sokakları İnkardan Kurtaracaklar - Beyza KURAL -  Bianet
24 Nisan Taziyesi ve Sonrası - Murad MIHÇI - Demokrat Haber
Taziye Lafta Kalmasın - Nayat KARAKÖSE - Aren DADIR - Uygar GÜLTEKİN - Agos - Nor Zartonk
İHD Ermeni Soykırımı İçin İnkâra Son Kampanyası Başlattı - Besta Nûçe
Hükümetin 1915 Bildirisi Vesilesiyle: Arşivlerimiz Gerçekten Açık Mı? - Oktay ÖZEL - Radikal
MHP’li Halaçoğlu, Dersim İçin “Devlete İsyan Eden Karşılığı Görür” dedi, Meclis Karıştı - Zete
Tarihsel Katmanda Sıkışan Öteki - Murat DURAN - Muhalif Yazılar
Gerçek Kahramanlar ve Sahte Kahramanlar - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Protestodan Direnişe - Levent KONCA - Güneşli Pazartesiler
Kürkçü: Biz De Geliyoruz - ANF
Pele "Bildiğimiz Pele" Değilmiş Beyler! - Onur DALAR - Jiyan
Soviets Saved Europe From Fascism, Says Vladimir Putin On War Anniversary - The Guardian
The Recovery That Could Have Been - Rep. Alan GRAYSON - In These Times
İmdat Freni - Bülent USTA - Birgün
Arendtçi Politik Yargının Kantçı Kökleri - Tuğba AYAS - FLSF
İnsanlar Kimliklere Tutunuyorlar.. Karşılaşmaya Karşıt Bir Dünya Bu – Alain Badiou ile Görüşme - Clement PETITJEAN - Yersiz Şeyler
Tophane'de Sanat Galerisine Saldırı - T24
Müze Çok Geldi Depo Yaptılar - Adem KARA - Onedio Kültür
'Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor' - Özgün ÇAĞLAR - Agos
Ütopya, Karşı-Ütopya ve Türk Edebiyatında Ütopya Geleneği - Firdevs Canbaz YUMUŞAK - Bilig
Hüzün Şarkıları - Halil TURHANLI - Taraf
Yaşlılık, "Daha Öğreneceklerim Var" Deme Saadetidir - Ahmet ÇİĞDEM - Fragmantoloji
Şöhret Baltaş'ın Annelik-Kız Evlatlık İlişkisini Sorguladığı "Annemle Konuşmalar" Ayizi Yayınevi'nden Çıktı. - SFK
Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası ya da Sol ve Homofobi - Levent PİŞKİN - Yeşil Gazete

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Caos Humano By Kramer via Flickr

>>>>>Poemé
Beklemiş Bir Paket Cigaranın Son Umudun - Turgut UYAR

İşte suyumuzu kestiler ama masamda yine bir çiçek
bir çiçeğin akşamı elbet bir çiçeğe benzeyecek

nasıl güzel nasıl diri bir çiçek
dipdiri adamlardan biri bir çiçek

evet ben son ve kesin umuduyum bir paket cıgaranın
bir köhne câmekanda sararmış alıp içmemi bekleyecek

sonsuz bir camekânda
başlangıçsız bir çiçek

alırım seni tüttürürüm bir gün güzel tütün
söyle kim var bunu benden daha iyi bilecek

ey kalın duman gün senindir
kim var senden daha doğru tütecek


ben gelirim seni alırım büyük alanlara gideriz
seninle ben o kavruk biçim bir de o diri çiçek

ne sandın bütün alanlar bizimdir
biziz ne varsa kalan, biziz ne varsa gerçek

işte suyumuzu kestiler bu bir eylüldür ey teşrinievvel
geleceksin intihar özlemleri de kıraçlar da gelecek

nerden baksan bir bütün hüznümüz
nerden baksan sonunda o diri çiçek

ki hüznü bir mavilik duygusuna bozar gideriz biz
çünkü biliriz yılkılarımız serin yaylalarda üreyecek

yağmurlar yağar o serin yaylalara
çünkü serin yaylalarda otlar büyüyecek

bir çiçek bahçesinin elinden tutarız biz, biz olmasak kim ne
kim pundunu bulup paralara kötü pazarlıklara böyle sövecek

ey eski camekân ey diri çiçek
biz olmasak şunlara bunlara kim sövecek

ben seni alırım sakin evime koyarım sakin sonra gideriz
gözlerim mavi, senin dumanın mavi, yüreğimiz bir okka çiçek

suyun da denizin de mavi ve avuçların
biliyorsun bir gün gökyüzü değişecek

işte sürahiyi kırdılar suyumuz kesik hadi bakalım
ey camekân seninle biziz ancak bunları yenileyecek

hadi bakalım ey durgun çiçek
hangi ıslak mendil bunları söyleyecek

tatil bitti. güzel hasır şapkamı bir bıçakla değiştim
suyumuzu kestiler işte ama masamda o diri çiçek

tatil bitti şapkamı değiştim bir bıçakla
o bıçak bir güzel cıgara gibi işleyecek

Kaynakça