Monday, June 30, 2014

Deuss Ex Machina # 505 - Qani Vur Can İm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_505_--_Qani Vur Can İm

23 Haziran 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Wife - Dans Ce (Tri Angle)
2. Wife - Heart Is A Far Light (Tri Angle)
3. Maria Minerva - Treasures (Not Not Fun Records)
4. Maria Minerva - Spirit of the Underground (Not Not Fun Records)
5. The Notwist - Lineri (City Slang)
6. The Notwist - Run Run Run (City Slang)
7. John Frusciante - Shining Desert (Record Collection)
8. John Frusciante - Fanfare (Record Collection)
9. Kreidler - Ceramic (Bureau B)
10. Kreidler - Alphabet (Bureau B)

Qani Vur Can İm
(505)
Cehennem Güncesi

“Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır. – Virginia Woolf”

Kar beyaz bir sayfa üzerinde herhangi bir ibare taşımasa da, belirgin bir biçimde bomboş gibi görünse de noktalar ve mikro izler, lekeler, yaşanmışlıklara dair tecrübeleri barındıran onları aynalayan bir ortamdır. Elimizin altından kayıp giden niceleri gibi esasında her başlangıçta bize bir şeyleri hatırlatan, o boş gibi görünen sathı doldurabilmek için çabalara düşüren, yolculuklara çıkaran bir menzildir tek sayfa. Tek satırda çoğunlukla yüz kırk ya da daha az karakter ile derdin anlatılabilir sanılmasından, uzak kalınan oysa içteki ile sırtta taşınan "derdi" satır satır çözümleyebilmek çıkış bulamasak da bir çabaya düşebilmenin mekânı, makamı, dert ortağıdır bembeyaz sayfa. Çoğunlukla boğulduğumuz suni gündemlerin az ötesinde başa getirilecekleri düşünebilmek, tasalanarak kaygılarla ve can havliyle ne oldu ve ne olacak sorularını sormak için bir nedenin kendisidir beyaz sayfalar.

Kesintisiz ya da aralıksız olarak bu uzamda her ne eyleniyorsa hepimizin namına bunların nasıl büyük tahribat ve felaketleri günümüze dâhil ettiğini fark ettiğimiz ol vakit avazımızı, meramımızı görünür kıldırandır harf harf üzerine kazındığımız beyaz sayfa. Döküldüğümüz menzilde yarınları da dün gibi yaşadığımız gün gibi, şu an gibi korunaklı, kararlı ve sabık bir karanlıkla hemhal ettirilirken, sınanırken durup ta düşünmelidir bir kez daha bu durakta, ya sonrası, ya sonrası sorusunu daha bir ivedilikle. Harflerle iştigal edildikçe, kelimeler birbirini çağırdıkça, yeni sorular er ya da geç çıkar o milimi milimine bildiğimiz satıhtan. Her gün biliyoruz bunları diye buyururken erkânın anlamadığı zor zor zor olanların aslında nasıl da canımıza battığını göstere gelen bir çabalanımdır bu beyaz sayfaların üzerinde eylenen. Durmaksızın akıp giden zamanda gümbürtüye konulanın -dertlerimiz olduğunu göstere gelen karşılaşmalara ev sahipliği yapması bariz bir biçimde söze alan bırakılmamasındandır.

Sözü teferruat, kelamı sadece muktedirin hakkı, sorguyu salt güç sahibinin hesap sorması, yazıyı ifşaatın dibi, fişlemek için bir neden olarak bir tek bunun için kullanarak hemen her şeyin zapt edildiği bir yerde sığındığımız yerdir beyaz sayfa yaprakları. Kimimiz için duraksadığımız son yer gibi görünse de ya da anlatılacak her ne kaldı veçhesiyle karşılansa da bir sayfa bir sathı mahalden gerçekliğimizin aynalayıcısı olan bir uzama evirilmektedir. Düştüğümüz yerdeki can kırıklarının her birinden kendimize çıkardığımız derslerdir bizi o sayfada buluşturan. Dönüşüm ve devinimi tamamen; kendi tahakkümünün rasyonel bir neticesi, olağan sonucu olarak ele alan, düşünen, akla karşı barikattır sayfa. Kurulu olan sistemin gün aşırı dayattığı yeni nam 'eski' teşebbüslerin, engellemelerin sınırlandırmaların dünün bunlar da çok oluyor bir müdahale şart diskurunun buna ek olarak tekrar edilebildiği yerde bireyselden, ortak uzama ulaşma çabasıdır sayfa.

Kâğıda döktüğümüz çizgiler, harfler, karalamalar, kelimeler, nihayetinde cümlelerden ibaret değildir sadece. Bir ülke suretinin ve onun karanlığına dair çıkarsamalardır anlatabildiğimiz kadarıyla, yetebildiğimizin sınırlarıyla. Her insan bir başka hikâyeyi tanımlandırabilir onun detaylarına vakıf olabilir dizebilir. Gel gelelim ayrışık görünenler de de bir ortak uzamın izleri söz konusudur. Kimseler çok önemsemez ise de derdin birlikteliği kendi sınırlarını aşarak yazıyla bütünleşerek gün yüzüne ulaşır. Bir lexia oluşturur sessiz sedasız yavaş yavaş. Bu illa ki bir yönlendirmeyi açıklama kutusunu ya da dipnotu gerektirmez. Söz teferruat edilmişken sıradan olan kendi güncesinden bütün o görülmeyenleri yaşayarak onu tecrübe etmektedir durmaksızın aralıksız. Heyula kopmaya devam ederken devletin alarm zilleri çalmaya, koruma kalkanları devreye girmeye hazır ve nazırken, her şey emir telakki eden yeni bir vesayetin müesses nizamı eylemeye devam ederken tabii her şey olmaya devam ederken hayatın o sınırlardan ötedeki mücadelesine tanıklıktır ortaklaşan.

Dümdüz edilen yaşam alanlarının, rant için katledilen yaşam kaynaklarının, hepi topu üç beş tabak çanak sayılan mirasın içerisinde terk edilenlerin meramıdır. Bir yerlerde bir şeyler hep fenalık için tasarlanmaya devam ederken tasalanmanın suretidir, belirgin bir biçimde isyanıdır o bahisler. Bir yerlerdeki fenalığın çat kapı sana ona herkese rast gelebilir olduğunun idrakini, yaşadığı ile tecrübe edenler için sözdür tahayyüldür o bahis, dikkatle suna geldiğimiz. Didaktik ve kendini hep tekrar eden zerre bundan öteye ıramayan tek bir özeleştiri getirmeyen, bunun bahsini bile etmeyen bir akıldır önüne, insafına yapayalnız terk edildiğimiz. İnsanlık sorgusu kaçıncı kez naçar edilecektir budur meselemiz. Ortaklaştırmaya çalıştığımız yerde erkânın dilinin bir zehir gibi, bir virüs gibi hala tesir edebilmesinin, bünyeye sirayet ettirilmesinin çabukluğudur aslında dert yandığımız.

Her şey köreltilirken başlangıcın vicdan bahsinden temellendirilmesidir dert. Durgun bir söz dizimi, bir akıl okuma, tavsiye değil gözün gördüğü artık kılavuz istemeyen gerçek bir yıkımdır oradan günümüze irtica eden günümüze yarınımıza katılıp durulan eksiksiz. Gerçeğe dönüştürülen bir yıkım ve daha fazlasının kıyametin ta kendisi olmasıdır anlatılması zaruri olan. Heyula süre giderken erkânın ayrıştırmaları normal bir değer olarak ele almasından itibaren kesintisiz olarak vicdanın kirletildiğini kırıma çalışıldığını örnekleyebilmek mümkündür bugün bu ülkede. Birinin acısını, diğerinin sevinç kaynağı haline dönüştürmektedir o cerahatli akıl her eylediği ile beraber. Yeşilköy'deki Süryanilerin kullanımına tahsis edilen, Latin Katolik Kilisesi'ne düzenlenen saldırı girişimi, daha öncesinde gerçekleştirilen kundaklama çabasının ortaya döktüğüdür azı daha az eyleyebilmek azalanların işte bu ülkenin bir değeri ya da tamamlayıcısı olarak görmemenin hazin sonuçlarındandır.

15 Haziran’da gerçekleştirilen saldırıda sekiz kişilik bir grup vaftiz töreni olduğu sırada kiliseden içeriye girer. İddiaya göre törene katılan cemaat üyelerini rahatsız eden grup daha sonra kilisenin bahçesine çıkarak kilise görevlilerine tehditler savurur. Bu sırada kilise görevlisi Doğan Yıldırım ise grubun yanına giderek kilisenin etrafından ayılmalarını ister. Tartışma çıkması üzerine grup içerisinden bir kişi iddiaya göre bıçak çıkartarak kilise görevlisini tehdit eder. Hakaretler, daha önce kundaklama girişimin de gerçekleştirildiği yerde bir kez daha çınlar. Yok, sayılmanın, yok edilmenin kulvarına güzergâhına eklenebilecek yeni böyle bir nefret ile şekillendirilmektedir. Ötekisi sanılan, her durumda tüm fenalığı onların eylediği bahsi üzerinden yükselen bir siyaset normatifinin günü geldiğinde söyleyip geçtiği varsayılan şeylerin sonuçta nasıl bir yoklamaya dönüştüğü meydana çıkmaktadır usul usul değil, paldır küldür.

Dahası bu kaçıncı kırım girişimi, gözdağı çabasıdır sorusu kalıt gibi yükselirken Küçük Armutlu'daki Cemevi’ne bu sefer resmi kolluk kuvvetinin hışımla girmesi, üç el silah atmasıdır bu noktada gözden kaçmaması gereken bir başka vakıa. Detay olarak görülen hışmın, linçin artık 'devlet' eliyle şekillendirilmesinin önünün açılmasıdır bir utanç vesikası olarak görünen bu olaylar silsilesinde. Hiçbiri münferit olmayan bu çıkışlar bir duyarlılık, gereken neyse ders verilmiştir yollu yönlendirmelerle şekillendirildiğinden, alkışlar ile karşılandığı bir ülkede hiçbirimiz için gelecek rahat olmayacaktır, bu kadar alenidir. Tutturulup gidilen hışım ve linç kültürünün bunun kanıksatılması çabasının salt ona buna, bir gün berikine öte gün diğerine değil hepimize olduğunu örnekleyen bir meydan okumadır karşılaştığımız. Karşılaştığımız ortak uzamı önce dıştan içe sonra en içten dışa yağmalanmasının biliyorsunuz bunlar Alevi sayıklamasının sonunda evirile evirile her neye dönüştüğünün aynalayıcısıdır.

Affedersiniz Ermeni, Rum diyorlar savunuşun hiç tanımadıkları ve görmedikleri insanlara karşı bir bileylenme ve had bildirme hakkını kendine görev belleyenlere yol olması ya da dayanak eylenmesidir afallatan, halen bu ülkede şaşırtan. Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları Adana'nın Akkapı mahallesinde önce 'Alevileri öldüreceğiz' yazılmasının yapılmasıdır o cüret. Bu yazılamaların üzerinden çok vakit geçmeden mahalleye saldırılması ve altı kişinin yaralanmasıdır şimdi uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken. Bir sözün her neye dönüştüğünü belki dank ettirebilecek olan bir kerede. Yaşam hakkını tehdit edebilmek, ona karşı tavır alarak, kendisi gibi düşünen unsurlara yol verirken her şeylerine göz yumarken kendi sınırlarında da buna benzeşen klikleri, çabaları sürekli el altında ve alarmda tutarak ve gerektiğinde gözdağı vermek için hazır kıta eylemek düşündürücüdür.

Devlet dediğimiz mekanizmanın sonsuz tekrarlarından birisi de bu bağnaz ayrıştırma ve eleme ve linç etme fonksiyonlarını sonuna kadar sahip çıkarak gündelikliğe dâhil etmesinin vahametidir düşündürücü olan. Sorgulanması gereken o dilin, belagatin yine yeniden satır satır sirayetidir, tehdidin güncellenmesidir. Bir bayrak olayı daha sürüncemesiz aynı soruları yinelemek için eylenirken eylemi gerçekleştiren insanın şizofren hastası olması hiç düşünülmeksizin bildik ezberlerin kurulmasıdır. Çatı hep yıkım için birleştirilmektedir! Yaşadığımız yeri bir cehennem tasvirine bunca sık yolunu kestirerek ulaştıran dimağın eyledikleri, neşrettikleri, icat ettikleri ve güncele dâhil ettikleri ve çok daha fazlasından çıkan şeyler o makamı oluşturur. Yeryüzüne taşınan şey öte dünya, öte taraftan buraya taşınmış bir menzildir.

İnsan eliyle nefretin, hıncın, kinin, kırımın, heder etmenin, sıradanlaştırıldığı bir yerde cehennem uzak değil bizatihi burasıdır, bu ülkedir. Cehennemin merkezindeki bir yaşamın 'vaat' olmaktan çıktığı hakikate evirildiği yerdir kanıtlar her yerdedir. Bugünün ülkesi erkanın kendine benzemeyene, benzeştiremediğine karşı bilfiil teyakkuz halini savunan bir akıla teslim edilmiştir Sandık sandık diye karşımıza çıkartılan demokratik hak bahsinin, paralelinden düzüne devletin suçlarının o gümbürtüde örtbas edildiği, yok sayıldığı bir ülke bugün her şekilde sayfalarca kirletmeye devam etmektedir. Bir sandıkla ülkenin ipotek altına alınacağı geleceği ameliyattadır bir kez daha. Onca şey olurken sandıktır hepimize bırakılmak istenen, sonu karanlık olacağını bile isteye bir tercihtir sanki tek derdimiz. Bugün bu sayfaları simsiyah kıpkırmızı hepsinden bir tutam ama hayatın renklerinden uzak bir faunaya mahkûm etmektedir. Tüm inat bunun içindir.

Kalıcılaştırılmaya çalışılan bu derin boşluklar arasında "nefes almaya" son kalan derman ile hayata tutunmaya çalışıyoruz. Derdimiz, tasamız, tasalandığımız meramımız birbirine denk yekten bunca ortakken sözün son sathını da kaybetmemek için direniyoruz. Karar mercii olarak kendini resmeden aklın hepimiz için biçtiği kumaş üzerimize hep bol ya da dar bir kalıpken düşünüp tasalanıyoruz. Ya o sayfalarımız, yazmaya gayret ettiğimiz alanlarımız son şansımızsa diyerek. Tasalandığımız yer ne varsıllığımız, sahiplendiklerimiz ne de dünyevi endişelerden, bir kez daha kırılmaktan, düşürülmekten, hakir görülmekten ibaret onlardan mülhem bir meseledir. Esas dertlendiğimiz hep unutturularak, denk getirilenlerle bir uçurumun kıyısına itilip durulmamızdır son sürat hala ve hala. Çiğlik çağındaki kapkaranlığın hegemonyasında sonuçları kabul ettirilmeye zorlandıklarımız, bir çocuk, bir işçi, bir kadın, bir erkek ya da lgbtiq bir bitki veya hayvan soluk alıp veren herhangi bir yaşayana karşı yapıp edilenlerin sonsuz kaosu, karanlığı mesele-miz-dir. Derin boşlukları aşabilmek köprüleri düşürmeden inatla bir arada kalabilmek muktedirin algısına ve sınırlandırma çabasına karşı halen en büyük ve ivedi önceliğimizdir. İşitenlere duyup anlayanlara okuyanlara ve yola koyulanlara ithafen, en büyük meşgalemizdir çabamızdır. Bir kez daha ikrar edelim.

>>>>>Bildirgeç

Özür dilemek bir erdemdir derler ya sen inanma. Asıl erdem özür dilenecek bir davranış yapmamakta, derdi bir arkadaşım, ona katılıyorum. Hem yapacaksın hem de pişkin pişkin özür dilerim diyeceksin ve affedilmeyi bekleyeceksin. O işler öyle kolay değil işte.

Herkesin yazar-şair olduğu bu sanal dünyada, nasıl olsa birileri yazar dedim ama baktım İsmail Saymaz'ın haberi üzerine atılan birkaç tweet dışında bunu yazan pek çıkmamış. Gerçi bu kadar gündem koşturmacası içinde insanlar ne yapsın, hangi birini hatırlasın onlara da hak vermemek elde değil. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, IŞİD gibi "müslüman evlatları"nın eylemleri, plajlarda soyunuk kadınları kapanmaya çağıran mesajcılar gibi daha popüler ve önemli konular varken, geçen sene 1 Mayıs eyleminde kafasından yaralanan Dilan Alp'i kim nasıl hatırlasındı?

O bizim "Dilan kızımız"dı, öyle söylemişti İstanbul'un sayın valisi. Elinde şişe taşıyan, yüzünde kırmızı bir fular olan (devletin kırmızı fular takıntısını hala aşamadığını bilmiyor olsa gerek, ama kara fular da takmış olabilir ki bu en tehlikelisi), belli ki polisle çatışmaya girmek için eyleme gitmiş olan, örgüt üyesi mi bilinmez ama örgüt içerisinde faaliyet yürüttüğü kesin olarak bilinen Dilan kızımız. Kafasından gaz bombasıyla vurulduğu, ağır yaralandığı iddia edilen bu yavrucak yasaklı bir eyleme elinde bir molotof kokteyliyle katılıyor. Tamam siz ona sirke şişesi diyorsunuz, kabul edelim madem, iyi de sıradan bir vatan evladı neden elinde sirkeyle eyleme gider? Demek ki polisle çatışmaya hazırlıklı gidiyor. Yoksa polisin her eyleme anlamsızca saldırdığını düşünecek kadar akıl yoksunu değildir elbet, ne de olsa lise öğrencisi. Demek ki neymiş, örgüt içindeymiş bu yavrucak. Hem yavrucak dediğime bakmayın devlet kayıtlarına göre 19 yaşında (17 yaşında diyorlar ama kesin bu da yalandır) ve takip edilen birisi, yani mimli zaten.

Şimdi sen yasaklı eyleme gideceksin, terör simgesi kırmızı ya da kara fularını takacaksın, üstüne üstlük elinde de şişe bulunduracaksın, polis seni vurmasın da ne yapsın? Polis dediğin emir kulu, emir kulu ama aynı zamanda vatanımızın, devletimizin yılmaz, korkusuz, cesur bekçisi. Nerede bir vatan haini görse, belki bin kilometreden tanır ve vurur, affetmez. Sen şimdi o teröristin orada ne işi var diye sormaz da işini kanının son damlasına kadar yapan vatansever polise suçu atarsan, o teröristten bir farkın kalmaz.

Neyse, bu kız yani Dilan Alp, geçen sene 1Mayıs eyleminde kafasından gaz bombasıyla vurulmuş, sonra tedavi görmüş iyileşmiş. Komada kalmış, aylarca tedavi görmüş ama iyileşmiş işte daha ne istiyorsun? Yok maksat olay çıkarmak ya (zaten bu eylemcilerin, anarşiklerin, bölücülerin tek derdi bu), efendim neymiş devlete tazminat davası açmak istiyorlarmış. Yav arkadaş koskoca İstanbul valisi, hem İstanbul halkından hem de bu yavru teröristten ve ailesinden özür diledi ya, üstelik ona "Dilan kızımız" dedi ya, daha ne tazminatı istiyorsunuz, anlaşılır gibi değil. Valimiz O'nu kızımız diyerek içselleştirdi. Sayın valiye tazminat davası açmak, "iyi niyet kurallarıyla bağdaşmamaktadır".

Devletin bunca iyi niyetli yaklaşımına ve özür dilemek gibi yüce bir erdemle hareket etmesine karşılık tazminat davası açmaya yeltenmek aymazlığın dik alasıdır. En iyisi mi bu terörist kız ve ailesi el aman etsin ve bu gayretinden vazgeçsin. Zira onları ağına düşürüp kandıranlar kesin dış mihraklardır, oyuna gelmesinler. Bu konu da burada kapansın, zinhar açılmasın, ayıptır kardeşim koskoca devlete tövbe tövbe.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Gidişatımızın gümbürtüsünde pek fark edilmese de, Dilan Alp'e karşı tıpkı yazı boyunca andığımız öteki bilinenlere eylenmiş, derlenip toparlanmış olan devlet kibiri, haddini ve hududunu bildirme gayretkeşliği mevzusunda bir başka hamle gerçekleştirilmekte. Güneş KARA'nın Ben Ettim Sen Etme, Özür Dilerim Yüce Devletim makalesi, ironik diline rağmen o tavrın her neyi sınırımız haline dönüştürdüğünü devletin dilinden nakletmektedir. Güneş KARA ve Radikal Blog'un anlayışlarına binaen, makaleyi sizlerle paylaşıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Konstrüktivistler De Dağa Çıkmışlardı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İstanbul Valiliği: Dilan'dan Özür Diledik, Daha Ne Tazminatı? - İsmail SAYMAZ - Radikal
'Berkin Elvan Ölümsüzdür' Sloganı Ağır Cezalık - Ayşegül USTA - Hürriyet
Biz Hasanlarız, Geldik İşte - Elif ÇONGUR - Fraksiyon
Aahhh Belinda - Akın OLGUN - Birgün
Anne, Senin Yüreğin Taş Olsa Dayanır Mı? - Sibel YERDENİZ - T24
Zirve Katliamı Sanıkları 'Denetimsiz' Serbest Mi Kaldı? - soL
Adaletsizliğin ‘Zirve’si - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Mahkemeden MİT'e: Ogün Samast Devlet Sırrı Mı, Açıkça Söyleyin - Taraf
Aç, Susuz ve Kuşkusuz Darbeci Müslümanlar - Kerem ALTAN - T24
Hakimden Ders Gibi İşkence Kararı: Yurttaş Polisin Şiddet Nesnesi Değildir - İsmail SAYMAZ - Radikal
Türkiye’den Bir Masal: Kırmızı Fularlı Kız - Ece ÇELİK - 5 Harfliler
Destan Yörük'ün Annesi: Savaş Değil, Barış İstiyorum - Jiyan
Gözaltında Öldürülen Afgan Tacik İçin Acil Eylem Çağrısı - İsmail SAYMAZ - Radikal
15 Yaş, Öldürülen Çocukları Hatırlatıyor - Evrensel
AK Parti'de Yükselen İdeoloji: Yeni Ulusalcılık - Mustafa AKYOL - Al Monitor
Dicle: Tahliye Olmama Hiç Sevinemedim - ANF
Erdogan Will Kurden Als Wähler Gewinnen - Frank NORDHAUSEN - Frankfurter Rundschau
30 Mart Seçimi ve C. Başkanlığı Seçimi - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Kadın Cumhurbaşkanı İstiyoruz - Emrah ALTINDİŞ - Bianet
Demirtaş: Köşk’teki Erdoğan Pazarlık Yapamaz - Serpil ÇEVİKCAN - Milliyet
Hdp Kongresi: Kısa Bir Değerlendirme - Ecehan BALTA - Başlangıç
DDA Deklerasyonu - Denge Denetleme Ağı
34. Yılında Çorum Katliamı'yla Yüzleşmek - Fikret GÜNEŞ - PolitikART
Kışanak İşkencecisine Seslendi: Gümüşhaneli Bahattin, Hayattaysan Beni Bul - Aslı ULUŞAHİN - Demokrat Haber
Sırrı Süreyya Önder’den Kenan Evren Çıkışı: “Ama Beslemeyelim De” - AA - Jiyan
Dönüş Bileti - Günay ARSLAN - GA' Blog
Xwezî Tû Li Viraba! - İrfan AKTAN - Express
After Opening Way To Rebels, Turkey Is Paying Heavy Price - Ben HUBBARD & Ceylan YEĞİNSU - NYT
Families Say 163 Turkish Citizens Have Joined ISIL - Fevzi KIZILKOYUN - HDN
Hefter Türkiye’yi Libya’da “Terörizmi” Desteklemekle Suçluyor - Semih İDİZ - Al Monitor
Obama'dan Suriye Politikasından Çark Sinyalleri - Sami KLIB - Al-Ahbar - Medya Şafak
Yahudi Bir Anneden Arap Annelere Mektup - Bambi SHELEG - Şalom
Irak'ta Zor Hesap: Haşmetmeab Sıra Sizde! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
“Irak’taki Mezhep Savaşı Değil, İnsanlığın Barbarlıkla Savaşı” - Yakın Doğu Haber
Irak Kürtleri: Mezhepçi Bir Orduyu Desteklemeyiz - Güney YILDIZ - BBC Türkçe
Türkiye’deki Suriyeli Göçmenler ve Alttan Alta Yükselen Irkçı Dalga - Militan
İnsan Hayatı Üzerine Denklemler - Selin NASİ İZ - Şalom
Geri Dnme Umudu - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Irak'ta Süryanilere Bir Kez Daha Göç Yolları Düştü - David VERGİLİ - Süryaniler.com
IŞİD Karakuş'a Saldırdı, Süryaniler Bölgeyi Terk Ediyor - soL
Yeşilköy'de Kiliseye Vaftiz Esnasında Saldırı - Fırat ALKAÇ - Hürriyet
Samatya: “Münferit” Mi “Muntazam” Mı? - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Diyarbakırlı Son Ermenilerden Bayzar Alata'dan Selam - Ekin KARACA - BiaMag
Farewell To Baydzar: Diyarbakir Loses One Of Its Last Armenians - Gulisor AKKUM - Armenian Weekly
Kumkapı Yine Diken Üstünde - Uygar GÜLTEKİN - Agos
AİHM: Kumkapı “Misafirhanesi” İnsanlıkdışı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sie Gehen Einfach Nicht - Matthias BOLSINGER - Taz.de
Azınlık Vakıfları 2 Milyar Dolardan Habersiz - M. Serdar KORUCU - CNN Türk
'Türkiye Gelir Eşitsizliğinde Dünya Üçüncüsü' - Adem KARA - Onedio Gündem
Şilili Madenciler Soma'da - Cumhuriyet
O İple İnme Sırası Oğlunda! - Beyar ÖZALP - Evrensel
Torba Yasa Protestosunda DİSK Genel Sekreteri Gözaltına Alındı - İMC
Bakanlar Kurulu’ndan Şişecam Grevi’ne Erteleme - Sendika.org
SDP'nin Gezi Davası Bugün Başladı - Gelecek Gazetesi
Ölmez Ağacı - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Kamilet Halkı HES Yollarına Geçit Vermiyor - Nilay VARDAR - Bianet
Yolüstü Köyü Sakinleri Tepkili: Bir Taş Ocağı, İki HES’imiz Var Yeter! - Fatih ÇELİK - Zaman - Kuzey Ormanları Savunması
Üzerinde HES Olan Bolaman Çayı'nda Balık Ölümleri Başladı - Çatalpınar Haber
Halkın Yeryüzü Sofrasına Polis Böyle Saldırdı - Yarın Haber
Rte Hastanesinde Hem Tecavüze Uğradı Hem İşinden Oldu - Zeynep KURAY - ANF
‘Bugün Bu Kadar Şiddet ve Acı Varsa, Neden 1915’in Kapanmayan Yarasıdır’ - Özgün ÇAĞLAR - Agos
15 Haziran 1915 Paramaz ve Yoldaşlarının Asılması - Erol YEŞİLYURT - Mesele
Ahtamar Kilisesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne Giriyor - BasNews
It's International Day in Support Of Victims Of Torture. Lets #StopTorture Together - Amnesty Int'l
Sevan Nişanyan’a Yönelik Baskıya Müslüman Tepkisi - Lora SARI - Agos
Kahraman Irkıma Bir Gül - Sevan NİŞANYAN - Nişanyan / En Son Yazıları
Mutation Of The Triad: Totalitarianism, Fascism, and Nationalism In Japan - Sabu KOHSO - E-Flux
Aynen’in Askerleriyiz - Elif K. - Diken
Mutlak Değerler Var Mıdır? - Moritz SCHLICK - Vivaverita
Leyla Halid: Yaşanmış Gündelik Bir Deneyim Olarak Direniş ve Devrim - Ziad ABU-RISH - Fraksiyon
İnsanın Kendisini Yaratma Özgürlüğü - Mark POSTER - İştirakî
Sahi Ne Zaman Konuşacağız - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
“Sonsuz Ev”: İnsan Yapımı Bir Kozmos - Frederick KIESLER, Çeviri: Nur ALTINYILDIZ ARTUN - E-Skop
“Queer Tahayyül”: Dünyanın Bütün Kimlikleri Oynaşınız! - Mine EĞBATAN - Edebiyat Haber

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
A Dozen Masks By Nicole Lane

>>>>>Poemé
Kısaca İnsan - William BLAKE

Kalmaz ortada acıma
Yoksulluk olmayınca;
Ne de merhamet
Bizim gibi mutluysa millet

Birbirini korkutup barışı aradıkça
Sevgiyi kendine sakladıkça;
Zulüm sarar dört yanını
Pusularla tutarlar yollarını.

İlahi korkularla kalakalır baş başa
Ağlar gözyaşları yağar toprağa;
Ve alçakgönüllülük kök verir birdenbire
Ayaklarını bastığı yerde.

Derken bir gölge gibi yayılır hüzünle
O giz kafasının üzerinde;
Bir tırtıldan sineğe
Her şeyi o giz beslemekte.

Ve taşımakta düzenbazlığın meyvesini
Belli ki dayanılmazdır lezzeti;
Derken bir sırtlan yuvası o uğursuz gölge
Karanlığını saçar her yere.

Karalar ve denizlerin Tanrıları
Çok aradı Doğu’da bulmak için o ağacı;
Tüm çabaları boşunaydı oysa
O ağaç insanın beyninde boy atmakta.

Kaynak

Sunday, June 22, 2014

Deuss Ex Machina # 504 - nextphase

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_504_--_nextphase

16 Haziran 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Tangerine Dream - 3 Rotcaf Neila (Eastgate)
2. Tangerine Dream - Cygnus (Eastgate)
3. Plastikman - EXtend (Mute)
4. Plastikman - EXpire (Mute)
5. M.E.S.H. - Scythians (Pan)
6. M.E.S.H. - Interdictor (Pan)
7. Detritus - After (Ad Noiseam)
8. Detritus - Bane (Ad Noiseam)
9. Dub Phizix - The Clock Ticks (Critical Music)
10. Emperor - Control (Criticial Music)

nextphase
(504)
Son Yok, Başlangıç Yok, Sorular Var!

Bir uzamın her neye dönüştüğünden hiç bahis açılmayarak basbayağı kör bir karanlığın refakatinde yeni istikametler belirleniyor. Biraz daha derine yol kat edilirken bir türlü nihayetlendirilmeyen dipsizlikte, yeni eşikler arşınlatılıyor. Sorgu sual bir kenara atılırken, istiflenirken derdin aslında ne olduğu bu güzergâhtan güzergâha geçişte unutturuluyor. Erkin oluşturduğu, dönüştürdüğü son kertede üzerine çöktüğü o iradenin hiçbir surette değiştirilemez olduğu yineleniyor, değil ki hatırlanmak, değil ki sorgulamak. Bunların hepsi bir detaya indirgeniyor. Deney sahasına dönüştürülmüş olan bu sathı mahalde hemen her duruma uygun bir senaryo daha olay, vakıa cereyan ederken yazılıyor. Paylaşıma çıkan bir söz dağarcığı ya da ne oluyor bahsine bir gönderme gayreti, çözümleme değil daha çok müesses nizama yedeklenenlerin sıra savmalarını ortaya çıkartan veçheler oluyor.

Yedeklendikçe derdi mevzu bahis edilmeyecek nüveler olarak gören bir akıl icat olunuyor. İcat olunan soluk almaksızın müesses nizamın yenilenmiş bir suretine dönüşüyor. İşte bu uzamın dönüşümü gerçekleştirilirken hayat ve insan mefhumu odağından artık enikonu şaşırtılan bir uzama yollanıyor. Söz kifayetsiz, olan biten karşısında tepkimeden, anlık bir seslenişten, bir adımdan öteye vardırılmıyor. Neden, ne için, ne hakla ve niye; kısa ve net olan sorgu hiçbiri olmazsa gazeteciliğin temel unsuru olan beş n bir k gibi kısa yollar bugünün ülkesinde geçersiz kılınıyor. Geçersizleştiriliyor adım adım çabayla beraber. Biteviye süre giden tepkisizleştirme, sıra neferliğinin çok rahat sineye çekilebilir bir mesele olarak değerlendirilmesinden bu yana istisnasız eksilmelerimizi göstere geliyor. Erkin karşısında hayat baştan mağlup ilan ediliyor.

Konu her ne olursa olsun kör karanlığın derinliğinde atılan adımlarla hayatın kendindenliği, durağan görünen rutinde hapsedilmiş olan sıradan olanın sözü geçiştirilip üzerine ölü toprağı serpiliyor. Biçimlendirme biyopolitiği hemen istisnasız bir zaptedici kalıp olarak değerlendiren erkânın sözünü, eylemini bütünleştiriyor bu ölü toprağıyla. Düşünme ediminin üstüne kurulan tahakküm mekanizması böylesine basit gibi görünen bir simyada herkese, özellikle kendisine dönüştüremediği herkese aynı tavırla karşı koyuyor. Dibine iyice çekilmeye çalışıldığımız o karanlık alanı yaşanabilir bir uzam tanımlaması bu belirgin ayrıştırmayı kalıcılaştırmak için ortaya atılıyor. Ehven olana dahil olmayan, sırasından çıkan herkes için bir zapt-ı raptın şekillendirileceği muştulanıyor. Her yer bu nizama göre dönüştürülürken, devşirilen düzlem hala sineye çekilebilir olarak tanımlanıyor.

Reklâma çıkartılan geleceğin ülkesi geçmişin ağır ve ağıt dolu tortusundan zerre uzağa ilerlememiş olsa da her şey mubah sayılıyor. Bizzat sineye çekilebilir diye kestirilip atılan gün aşırı tahakkümün başka bir suretinde yaşatılacaklar oluyor. Bir gün çocuklar darp edilirken, katledilirken, ertesi gün yetişkinlerin mahpuslukları artık tecride eviriliyor. Öldürmeyi küçükten daha en masum zamanlardan başlayan bir aklın ilerleyen dönemlerde oradan kurtulup yetişkin olanlar için hayatı dar edecekleri yeni meseleler icat olunuyor. Hınç diz boyuyken halen yeterli gelmiyor o derdest edişler, köşeye kıstırmalar, zorla sınayışlar, had bildirimleri vesaire. Mutlak son olarak bugün yaşayabilenleri yarın her ne bekliyorsa onun yazısı, yolu ve kurgusu sağlama alınıyor, temellendiriliyor. Bir gün emeğin önüne çekilen yeni standartlar oluyor ertesi gün torba yasa ile hakların hepsi birden boğuntuya nasıl konulacağı örnekleniyor.

Soma Cinayeti'nin takibatı, katliamın sorumlularına dair tahkikatların hepsi 'gizlilik' kararıyla gündemden düşürülüyor. Eline tebligat ulaştırılmış olan madenciler içinse yeniden ekmek için işte o ölümün kıyısında yolculuk mesaisi başlıyor. O yolculukta kaderine basbayağı terk edilenleri ise bu karanlık son bu sefer Şırnak'ta buluyor. Erkânın fıtratıyla bu işler hep böyle dönüyor. Geçtiğimiz günlerde üç işçi o mezar madenlere kurban ediliyorlar. Sonra birisi ve bir kişi daha o toprağa karışıyor. On beş gün içerisinde beş can daha eksiliyoruz. Nêrex (Dağkonak) köyünün yakınlarında bulunan kaçak bir kömür ocağında bir öğlen saatinde yaşanan göçükte hayatını kaybeden Musa Seven’in toprak altında kalan cenazesini de arkadaşları kendi olanakları ile çıkardılar. Tam tamına böyle yazıyor haber metni. Bir yerlerde yok edilişimiz sürekliliğe bağlanıyor.

Karanlık her yerde kırım mütemadiyen güncelleniyor. Yıkım, talan ve rant için daha büyük tahribatların önü, kâr için her şeyin canın bile bir bedelinin bulunduğu savunuşu o madenin şartlarında kendini gösteriyor Şırnak bir uzak mezar. Yerin altının sistemsizliği böyleyken, bu halde üstünde de o tahakkümperverliği sonuna kadar muhafaza etmeye ant içen aklın eylediği kırımlar sahnelenmeye devam ediliyor. Oluşturulan hegemonya düzeni kastetmekten, sindirmeye, yok saymaktan, had bildirmeye her evrede kendini çok daha açıktan ifşa eden bir mefhuma ulaşıyor. Büyük Ülke ustasının yönlendirmeleriyle, tenkitleriyle, had bildirimiyle öfkesinin sonsuzluğuyla ve aralıksız olan gözetimiyle beraber saymaya çalıştığımız meselelerdeki gibi bir sistemi önceleyen, yaşayanı hakir, mahpus ve prangalı mahkûm, Azrailine teslim olması gereken bireyler olarak bildiren bir akılla şekillendiriliyor.

Aralıksız istimlâk edildiği vaaz olunan askeri düzen, anayasasından o vesayetin sürekliliğine aralıksız güncellenirken bu ülkede, iki onursuz katilin, bu ülkeye ettiğinin hesabı gıyabında 'müebbet hapisle' geçiştiriliyor bu gürültüde, böyle. Sadede gelelim yüzleşme hazin bir çadır tiyatrosunda piyesle geçiştiriliyor böyle böyle. Evren ve Şahinkaya'nın müebbetlik oldukları halkın nezdinde afakîyken ve bir gerçek onların hesap vermelerinin önü her defasında mani olunan, alınan, korunup kollanan bina ettikleri o ülke algısı bugünü tarumar etmeye devam ediyor. Hemen hiç ara vermeksizin bir rutinde itinayla tahribat onlar varmış gibi sürdürülüyor. Katiller bu ülkede el üstünde tutulur bahsinin belki de en iç kıyan suretlerinden birisidir resmi pejmürdelikteki hesaplaşma güncesinden arta kalan bize. Bir yerinden başlanacaksa bugün anlatılmaya, bunun temellerinin nasıl atıldığını, her şeyin nasıl başladığını görebilmek mümkündür on iki eylül güncesinde, davasının şeceresinde, arta bıraktıklarında.

Bugün sürmeye devam eden o sistematiğin her neye tekabül ettiği anlaşılacaktır. Fikirlerinin mahkûm edildiği duyurulurken, bir devir kapandı gitti diye betimlenirken o düzen bir gölge gibi siyasal uzamı, sosyo-ekonomik güncelliği, hayatın merkezde olduğu her meselede kendini belli etmektedir. Bugünün yenisi, dünün eskisinin yarıda koyduklarını, tamamlayamadıklarını daha büyük değişimlere, dönüşümlere (menfi) ulaştırmak gayretinin suretidir, kopyasıdır. Her şey delik deşik edilirken insanlığa dair olanın sözü seslenişi bir ihtimal çözüm arayışı, çıkış çabası daha en başından linç edilmektedir halen durmaksızın. Devletin sabitlendiği uzamda yaşamı önemsemek yoktur çünkü. Yaşamı bedel ödeyecekler! ve her şeye biat edenler arasında paylaştıran algı bunun içindir hep buna dairdir.

Kanıksatılmaya çalışılan yabancılaştırıldığımız on iki eylül vahşetini, dehşetengizliğini bugünün sokaklarında, yaşadığımız mekânlarda, çalıştığımız iş yerlerinde adım attığımız her makamda sabık bir rutine, aralıksız bir denetime tabi olunarak yinelenmektedir hep usul usul. Muteber kılınan devletin gözünün kulağının kendi halkı üzerindeki bunlar ne yapar, nasıl yaşar ve neden halen biat etmezler isyan ederleri anlamak için değil daha fazla köşeye kıstırmak, yok etmek için vesileler yaratmak üzerinden şekillendirilmesidir devam olunan. Evet, iki katil bozuntusu yoktur artık sahnede ama fikriyatta uygulamaya vakit bulamadıkları her şey azar azar gerçeğe dönüştürülmektedir. Sonsuz bir çemberde devinim sürmektedir. Her bahiste komplo, terörist, çapulcu, vandal, ayyaş bunlar budur, biliyorsunuz şu işaret ve hedef belirlemeleriyle kimlikleri, aidiyetleri zulüm için bir vesile olarak gören, uygun bulan zihnin tezahürüdür bir gölge gibi takip ede duran.
Kanıksatılmaya çalışılan, hayatın böylesine dibinde faaliyet gerçekleştirilirken facianın ne zaman denk getirileceğinin belirsizliğidir. Bir belirsizlik uzamında insana kastın şekillendirilmesi gayretinin sonsuzluğudur. Kimi zaman "şaka" gibi görünen şeyler bu kasıt düzeneğinin ön izlemesidir oysa. Hakan Yaman'ın Gezi Direnişi günlerinde başına getirilenlerin; ateşin içine atılan bedeninin ve ona bu işkenceyi yapanların hesabının hiçbir zaman sorulmayacak bir merhaleye sıkıştırılmasıdır kasıt ve mesele! Selçuk Yıldız'a yakın mesafeden saldıran kolluk kuvvetinin onun tek gözünü çalmasından sonra verdiği hukuk mücadelesinde, valiliğin yanıtladığı tahkikata emniyetin envanterinde gaz bombası atacak teçhizat yok savunuşudur o kepazeliklerden bir başka örnek.

Polisin katlettiği Berkin Elvan'ın adaletsiz konulacağı artık muhakkak dava dosyasında olduğu gibi ezberini asıl vahim olanı bir çocuğun katlini neye dayanarak hangi neden gösterilerek gerçekleştirildiğini sorgulayan Berkin Elvan'ı, Ali İsmail Korkmaz'ı mezuniyet töreninde anan Işıtan Önder'e reva görülenlerdir bu ön izlemesi yapılanlar. Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi'nden Tuncay Dil ve Nuriye Gülmen hakkında benzer gerekçelerle Berkin Elvan'dan dolayı açılan soruşturmadır kepazeliğin daniskası. Yuhalatmak, had bildirmek, terörist damgası için çabalanmak serbesttir, meydanlarda! ama anmak, neden diye sormak, ağıda ortak olmak yasaktır.

Leyla Alp'ten alıntı yaparak -milyon dolarların ayakkabı kutularında saklandığı ülkede, Roboski'de 'kaçakçı' diye öldürülen otuz dört kişinin katilleri korunması bahsidir rezalet, kepazelik. Roboski soruşturmasını takipsizlik, kovuşturmaya gerek görmemek itirazları reddetmek neden bahsini dışlamak, hangi hakla (akılla) bu zulüm sergilenmiştir diye sorgulamanın önüne yükseltilen bunca duvardır kepazelik. Örülen duvarların gani gani çokluğudur. Dert kepazeliğin daniskaları ile yaşamak hayal değildi beklentilenmeyendi şimdi birbiri ardına gerçek bütün bunlar tüm bu bahisler.

Hırsızın hırsız olduğunun bildirilmesi karşısında dayağın, hayırlı evlatlığı, ekranlardan propagandasının açıkça ilan olunduğu 'sarrafbeyin' emri altındakilerin saldırılarıyla savuşturulduğu, asıl terörün bunlar olduğu bir uzamdır bahsedilmesi gereken. Kepazeliğin daniskası hassas günlerden geçerken! Yaptığından hiç gocunmadan çoluk çocuğumun yanında bana hırsız diyorlar abuk sabuk sayıklamasıdır. Hassas günler ne demektir beyefendinin dilinden dökülen halen meçhul muhayyiledir. Kaçırılan işler midir halen anlaşılamamıştır mesel. Erkin ülkesinde her şey pay edilmiş herkesin konumu güncellenmiştir kepazelikler sürdürülürken!

“Radikal Gazetesi'nden İsmail Saymaz’ın haberine göre Adana, Mersin ve Hatay’da, ekonomik krizi ve Başbakan’ı protesto ettikleri, 1 Mayıs'a ve "Darbelere Karşı Demokrasi Mitingi"ne katıldıkları, Kahramanmaraş katliamını ve Hrant Dink’i andıkları için ‘Marksist Leninist Komünist Parti (MKLP) üyeliği iddiasıyla yargılanan 17 kişiden 13′ü hakkında verilen cezalar, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanır.” Cezanın onandığı duyurulan haber metninde Deniz Gezmiş ve Che Guevera terörist, Hrant Dink'i anmak suç, zilli def örgüt üyeliğine başat delil olarak geçmekte halin her ne olduğunu göstermektedir. Kepazelikler diz boyu, sonsuz bir döngüde önümüze çıkmaktadır.

Hayat üzerindeki bunca kararın, tahakkümün, zorbalığın eylendiği; bütün bunlara rağmen devletlu konusunda herhangi bir bahsin daha en başından yok edildiği, sıfırlanmaya çalışıldığı bir uzamdır yaşadığımız şimdi görüyor musunuz? On üç yaşındaki çocuğa devletin 'büyüklüğünü' üç yıllık mahpusluk sınavı ile sorgulatan, yargılamaya çalışan akla nihayetinde kepazeliğin bir başka suretine erebiliyor musunuz? Devletin yok ediciliği, yıkıp geçerliği, zıvanadan çıkmışlığı meydanda görüyor, görüp de anlıyor musunuz? Karanlık, geniş bir kapsamı alanının ta kendisini tanımlandırmakta böylesi bir uzamı görünür kılmakta bu ülkede. Yaşadığımız güncellikte hemen her anın her karşılaşmanın bir kırıma dönüştüğü yere doğru evirilmektedir. Gözün görebildiği ya da fark edebildiği, ötekisine denk getirilenlerden ibaret değildir sadece.

Hemen her fırsatta olanakta olasılıkların zorlandığı aralıksız zapt edildiği, verili kimliklerin, dosdoğru tekilliklerin dünyasının vaaz olunduğu bir merhale, karanlık-karanlığımız cismanileştirilmektedir. Yaşadığımız yerin vahameti görünür kılınmakta bunca köreltmeye, suskunlaştırma gayretine, örtbas uğraşına rağmen. Biat etmeyecekler için yeni kırımlar tezgâhta işlenmekte haddizatında. Karanlık bir metafor olmaktan öteye hayatın merkezindeki bir aktöre, başat unsura dönüştürülürken nasıl bir yol seyredilmelidir? Akıl nasıl ortaklaştırılmalıdır, nasıl böylesi bir hızla insan eliyle kotarılmış olan bu cehennem tasvirinden daha fazla tükenmeden çıkılacaktır? Çıkış var mıdır? Rosa Luxemburg'un “Varım, varız, var olacağız meramının” sınırlarını dosdoğru layığıyla hakikate ulaştıracağız sorumuzdur. Dünyanın devrinin eskisinden çok hızlı aktığı zikredilirken, gidişatla, yok olmadan önce, kuytuların izbeliğine sürülüp, sürüklenip, çürümeden önce fark edecek miyiz, idrak edecek miyiz, görecek miyiz, direnecek miyiz? Sorular sonsuz da yanıtlar için çabalanacak mıyız?

>>>>>Bildirgeç

Sesini duyurmak, bir “sesi” olduğunu bilmek, kendi sesini işitebilmek ve daha da önemlisi haykırdığında birilerinin duyabileceğini hissetmek insana yaşamın zorluklarına karşı dayanma gücü ve umut aşılar. Ses, sadece işittiğimiz bir şey değil, bizatihi çevremizde başka varlıkların olduğunun tescilidir. Sese ses katmak, yalnızlığın ve terk edilmişliğin kuyusundan kendini dışarı çıkarabilmenin imkânıdır. 1999 depreminde rant ekonomisi ve onun üzerine kurulu olduğu klientalist ağlar enkaz altındayken, denizden çekilmiş kum ve cılız demirlerden oluşan moloz altında yaşam umudu bulmanın adı haline gelen “sesimi duyan var mı?” çığlığı, hayata dair özneler arası dayanışmanın sloganı olmuştu. Bir ses duymak ya da sesini birine duyurmak, çoğu zaman bir yaşamın kurtuluşu demekti. Ufacık bir inilti, son bir haykırış karanlığın içinde günışığına çıkmanın yolu oldu. Sonrasında da “sesimi duyan var mı” çığlığı, olgusal anlamının ötesinde sembolik bir dünyanın kapılarını araladı.

Muhalifin sesini bastırmak
Sesimizi duyan var mı sorusu toplumsal bağlamda politik bir soru aynı zamanda. Siyaset tanımı itibariyle konuşan ve düşünen özneler arasında gerçekleşen bir eylem olmak durumunda. Kimin sesinin çıktığı ya da kimin sesini duyduğumuz politik yelpazedeki yerimizi belirler. Eğer dışlananın, ezilenin sesini değil de muktedirin yakınmalarını ve şiddetini meşrulaştırmasının söz cambazlıklarını duyuyorsanız siyasette “sağ” koordinatlardasınız demektir. Yok kimliği ne olursa olsun mağdur edileni, hakkı gasp edileni gündeminize alıyorsanız o zaman adresiniz sol siyaset içindedir. Sadece muktedirlerin sesinin çıktığı ya da duyulduğu bir politik rejim, tiranlık olabilir; oligarşi olabilir ancak demokrasi olamaz. Halihazırda yaşadığımız siyasal konjonktürde olduğu gibi muktedir kendi sesinden başka sesi duymuyorsa, istediği kadar o ülkede serbest seçimler yapılsın, içinde yaşanılan rejim demokratik bir rejim değildir.
‘Öteki’ni susturma ve muhalifin sesini bastırma alışkanlığı Türkiye’de yeni değil elbette. Ancak bugünün Türkiye’sinde iktidara karşı eleştirel tutum takınanları yıldırma ve cezalandırma yöntemleri geçmişe nazaran çok daha kılcallaşmış vaziyette. Bilhassa Haziran direnişleri sonrasında iktidarın pozisyon alışına paralel olarak muhalif sesi bastırmak için durumdan vazife çıkaranların sayısı arttı. 30 Mart seçimlerini takiben mevcut politik konjonktüre bakarak hükümet yanında “şahin” kesilen bürokratların başlattığı soruşturmalarda sayı her geçen gün yükseliyor. Son İzmit’te bir okulda, lisesini birincilikle bitiren pırıl pırıl bir zihin mezuniyet konuşmasında Berkin’in ve Ali İsmail’in sesi olduğu için okul idaresine ifade vermek zorunda bırakıldı. Otoriter rejimlerin havuç ve sopa siyasetinin bir ürünü olan “muhbir vatandaşlar” da çoğaldı. Akdeniz Üniversitesinde bir meslektaşım, Berkin’in öldüğü gün derslikte onu andığı için hakkında soruşturma başlatıldı. Hocayı şikâyet eden ise dersini alan bir öğrenci ve babası… Benzer “şikâyetler” demokrat ve muhalif akademisyenleri, öğretmenleri susturmak için son bir yıldır sistematik olarak yenileniyor. Bir yandan da sürekli olarak resmi görevlilerin faili olduğu cinayetler çocukların hayatını söndürmeye devam ediyor. Adana’da Lice protestoları sonrasında katledilen İbrahim Aras’ın gencecik bedeninin çığlığı ise iktidar katından duyulmuyor. Tıpkı Abdullah’ın, Ali İsmail’in, Medeni’nin, Berkin’in ve devlet dersinde öldürülen nicelerinin duyulmadığı gibi.

Sağırlık ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi
Emekten, barıştan ve özgürlükten yana bir Türkiye’nin kurulması taleplerine kulak tıkayan sadece AKP de değil. Parlamentodaki muhalefetin kulaklarında epey katmanlanmış bir buşon tabakası mevcut. CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanlığına aday olarak İhsanoğlu’nu göstermesi bu kısmi sağırlığın bir neticesi. Reel siyasette mevzi kazanmak için müesses değerler üzerinden siyaset yapma taktiği CHP’yi esir almış gibi görünüyor. Burada birkaç noktanın altını çizmek şart. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun tercih edilmesi, Mansur Yavaş ve Sarıgül’ün belediye başkanlığına aday yapılması ile aynı siyaset şablonunun içinde düşünülmeli. CHP, merkez sol siyasette özgün ve ikna edici bir rol üstlenemiyor. Üstüne üstlük sol-sosyalist yelpazedeki partilerle işbirliği ve ortak akıl çalıştırma iradesi de yok. Hal böyle olunca yeni bir lig kurma yerine AKP’nin ligine çıkıyor ve popülist sağ siyasete yelken açıyor. Seküler, demokrat, özgürlükçü bir aday çıkarma cesaretini gösteremiyor. Erdoğan karşıtlarının doğrudan İhsanoğlu’na gönüllü ya da gönülsüz teveccüh edeceklerini, AKP seçmeninden de bir kısım oyun İhsanoğlu’na yöneleceğini hesaplıyorlar. Diyelim ki hesap tuttu; bu sonuç CHP için politik bir zafer olarak değerlendirilebilir mi?
Toplumsal muhalefetin kendi sesinin çağlayacağı, kitlelere kendini anlatacağı zeminler ve platformlar inşa etmesi tek çözüm. Reel siyasetin pragmatik hesaplarının ötesine geçecek, ‘sesimi duyan var mı’ haykırışına cevap verecek mekanizmalar… Söylediğimizi önce kendi işittiğimiz, sonra duyurduğumuz, cevap aldığımız bir mekanizmadan bahsediyorum. Böyle bir mekanizma, birlikte inşa etmeye, birlikte kurmaya çağrıyı merkeze almalı. Yetkiyi ve sorumluluğu mahallelere taşımalı. Sokak ile siyasal örgütlenme arasında bağ kurmanın yollarını dinlemekten ilham alarak gerçekleştirmek, ses ile seslenmek, dert ile dertlenmek, sadece iktidarın başarısız olduğu yerlerde değil “başarılı” göründüğü alanlarda da sözümüzü söylemek için birleşik bir muhalefet zemini tesis etmek bizi yarına taşıyacak tek umut.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Güven Gürkan ÖZTAN'ın kaleme aldığı Sesimizi Duyan Var Mı? makalesi de bu bahsin bir tamamlayıcısı örneği teşkil etmekte. Zaman bizim sandığımızdan, öngördüğümüzden de çabuk ilerletilirken asıl sorgulanması gerekenlere ulaşmak için çabalanacak mıyız bunun derdini masaya yatırmakta, meramı anlatmakta. Öztan ve Birgün Pazar'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Destan Yörük’e Ve Tüm İsyankarlara - Güneş KARA - Jiyan
Vicdan’ın İktidarı… - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
O Çığlığı Asıl Bizim Atmamız Lazım - Bürge AKBULUT - Seda AKÇO - Bianet
Muhalefetten 3 Yıl İsteniyor - Bahri KARATAŞ - DHA - Hürriyet
Devlet O Çocuğun Peşini Bırakmadı: Savcı, A. K. İçin 3 Yıla Kadar Hapis İstedi  - Başka Haber
İbrahim Aras'ın Öldürülmesi Kapatılmak İsteniyor - Birgün
Işıtan Önder'in Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan'ı Andığı Konuşma - Diken.com.tr
Işıtan Önder: Beni Yıldıramayacaklar - Cüneyt ÖZDEMİR - 5N1K CNN Türk
Kırmızıçizgiler ve Devletlûnun Yeni Ülkesi - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Silahlı İsyandan Siyasal Direnişe, Diyalogdan Müzakereye - Hakan Tahmaz İle Söyleşi - Başlangıç
Polis Hem Dövdü Hem İftira Attı - Elif YILMAZ - Posta
‘Saldır Vatandaş’ - Çetin YILMAZ - Jiyan
222 No’lu Mobese Nerede! - Birgün
Lice'de Skandal Tutanak: Biz Havaya Ateş Açtık, Onlar Birbirlerini Vurdular! - Nuhaber
Bir Bayrak Hikâyesi: “Ağırımıza Gitti Abi” - Barış YILDIRIM - Fraksiyon
17'lerden Okan ve Berna Ünsal İçin - Hakan GÜLSEVEN - Ekşi Sözlük
Orda Bir Soma Var Uzakta - Ayça ÖRER - Zaman Pazar
Sokakta, Parkta, Yolda Gördüğünüz O Yabancılar Kim? - Fatih PINAR - T24
Uludereli Aileler AYM'ye Gidecek - Al Jazeera Türk
Zalimlerin Devletini ve Dinini Harabeye Çevirecek Alevi İsyanı - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Ղըզըլպաշներու կրօնաբարոյական աւանդը - Բագրատ ԷՍԴՈՒԳԵԱՆ - Agos
12 Eylül Askeri Diktatörlerinden Evren ve Şahinkaya’ya Müebbet Hapis! - Vicdani Ret Derneği
Yüzleşmek ya da Yüzsüzleşmek - Özcan KIRBIYIK - Jiyan
13 Eylül 1980: BBC Türkçe Yayını - BBC Türkçe
1980 Coup Leaders Given Life Sentences In Turkey - Middle East Institute
Görümlü Davası - Haber Zoom
Tabutlara Sarılan Bayrak Kuşkuyu Örtemedi - Jinda ZEKİOĞLU - ANF
"Esas Duruşta Cinayet": İsmail Saymaz - Medya Atlası - İMC TV
Asker Hakları Raporu Açıklandı - Asker Hakları
AYM’den ‘Balyoz’ Kararı: Hak İhlali Var - Rusya'nın Sesi
Balyoz Siyasi Yargılamalar İçin Nasıl Emsal Olacak? - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
#LGBTİ Dersim de Yaşananlar Kadınlara Değil, Kadınları Ezen Sisteme Yöneliktir - Loren ELVA - Jiyan
Ne De Olsa "Her Temas İz Bırakır" - Salih CANOVA - KaosGL
Ne Mutlu Farklıyım Diyene - Murat TÜRKER - BiaMag
Mirzabeyoğlu’nun Avukatı Hasan Ölçer: Balyoz’daki Hak İhlaliyse Bu Ne? - Dünya Time
PKK'den Flaş Açıklama - Doğan Haber Ajansı
Evladını IŞİD'e Kaybedenler - Murat Can BİLGİNCAN - CNN Türk
Gerges: Irak Merkezi Hükümeti 'Çöküntü Yaşıyor' - Fawaz A. GERGES - BBC Türkçe
Iraqi Turkmen Feel Abandoned By Turkey - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
Iraq Women's Shelter Responds To Growing Crisis - Hajer NAILI - Womens News
How ISIS Stormed Iraq: A Chronology Of The Militant Offensive - Al Arabiya
Liberal Direniş'çiler ve Hizbullah - Emel Saed GUREYB - İştirakî
Twitter Cihatçıları - Pınar TREMBLAY - T24
Ortadoğu'nun Enerji Haritası - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Rojavalı Siyasetçiler IŞİD, Irak ve Suriye'yi Anlattı - Dila GÜRSES - Bianet
Selahattin Demirtaş Portresi - İrfan AKTAN - Zete
Ruşen Çakır: Türkiye Kürtleri Tercih Etseydi Bunların Hiçbiri Yaşanmayabilirdi - Gelecek Gazetesi
Bir Eşcinselden Ekmeleddin İhsanoğlu'na Mektup - İsmail ALACAOĞLU - Radikal.Blog
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Arkasındaki Gerçek Güç - Levent GÜLTEKİN - Internet Haber
CHP Laiktir Laik Kalacak - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Enkel Der Belagerer - Duygu ÖZKAN - Die Zeit
#Irak Canlı Blog via Al Jazeera Türk
IŞİD: Bütün Kiliseler Yıkılacak - Ali KARATAŞ - Evrensel
Iraq Crisis Hits Turkish Economy - Mehmet ÇETİNGÜLEÇ - Al Monitor
Iraq's Kurds and The Extremists: Are They Really In A Secret Alliance? - Zanko AHMAD - Niqash
Şişecam İşçileri Yine Boyun Eğmedi: Bu İşyerinde Grev Geleneği Var! - İşçi Mücadele Derneği
Radikal ve Benim Radikal Maceram - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Radikal İki De Düştü - Esra ARSAN - Evrensel
Radikal’in Ardından...  - Pınar Bihter ÖĞÜNÇ - PÖ' Blog
Nymphomaniac ve Kadın Olmak Üzerine - Aybike ALKAN - BiaMag
Çocukken Kadın Oldum - Nurettin KURT - Hürriyet
How Can We Stop Honour Killings? -  Riada ASIMOVIC AKYOL - Al Jazeera
Kadınlar Okudukça Ekonomi Büyüyebilir - Gülsin HARMAN - Milliyet
Persona: Yüzün Anlamı - Gül Esin SERTTEK - Flsf Dergisi
Why Brazil’s World Cup Protesters Are So Furious - David ZIRIN - In These Times
Bana Arkadaşını Söyle... - Nurinisa EROĞLU - Sanatatak
Kortun: Az Düşünüp Çok Üreten Sanatçılar - Tuğba ESEN - Agos
Alğan: ‘Artık O Mahalle ile Birlikte Yürümek İstemiyorum’ - İsa TATLICAN - Sabah
Aranan Kitap - Siyaset Yazıları - Süreyyya EVREN - Salt Araştırma
Sinemanın Gerçekliğiyle Kış Uykusu’na Bakmak - Haydar TAŞTAN - Fraksiyon
Kırılgan Hayat ve Birlikte Yaşamanın Yükümlülükleri - Judith BUTLER - Çeviri: Elçin GEN - E-Skop
“Masalı Kes” Demeliyiz En Güçlü Sesimizle: Masalı Kes!!! - Derya Divrikli GÜL - Gazete On İki
«Էս ի՞նչ ա, արա՛: Մաֆիոզ եք, հա՞, բայց այն ատեն ապուշ մաֆիոզ եք» - Մարինե Մարտիրոսյան - Hetq.am
Gaye Su Akyol’un Simyası - Tayfun POLAT - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Manu Chao: Problemlerinizin En Büyük Kısmı Başbakanınız - Barış AKPOLAT - Birgün

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
You Can Trust Goverment - Nate BEELER via The Columbus Dispatch

>>>>>Poemé
Dokunma Yanarsın - Yusuf HAYALOĞLU

Çocukluğum çıraklıkta geçti,
Kir-pas içinde.
Gençliğim korsan yürüyüşlerde, mitinglerde.
Hapse erken düştüm,
Copla erken tanıştım,
Küçük voltalardan bıktım, usandım!

Şimdi uçsuz bucaksız ovalarda,
Adımlarımı saymadan,
Geriye dönüp bakmadan,
Usanmadan, bıkmadan,
Deli taylar gibi koşmak istiyorum!

Ve görüyorsun ki;
Aşkı beceremiyorum...
Beni kendi halime bırak, yavrucuğum,
Ben yolumu nasıl olsa bulurum...

Upuzun çayırlarda,
Yalınayak koşmak istiyorum.
Saçlarım rüzgara konuk,
Yüzüm dağlara dönük...
Göğsümün çeperini,
Ölümle sınayan esaret,
Ve yüreğimi yararcasına zorlayan cesaret;
Kıyasıya vuruşsun istiyorum!
Koşmak... koşmak istiyorum, sevgilim
Dönemezsem, affet...

Firari gecelerin azmanı olmuşum,
Bütün istasyonlarda afişim durur.
Beni bir çocuk bile bulur...
Dokunma bana, çıldırırsın!
Dokunma bana, ellerin tutuşur!

Koşmak istiyorum;
Eksozların, molozların,
Yağmaların kıyısından.
Onca insafsızlıkların,
Onca haksızlıkların,
Manzarasızlıkların, parasızlıkların,
Allahsızlıkların kıyısından...
Kimseye ve hiçbir şeye değmeden,
Ciğerlerimi yok edercesine koşmak istiyorum!

Koşmak istiyorum;
Şiirimin ve yumruğumun namusuyla...
Kavgaya karışmadan, tutuklanmadan
Ve küfür etmeden
Kafamı kırarcasına koşmak istiyorum!.

Avucunu son bir defa,
Ağlamadan tutmak istiyorum;
Gözlerim yüzüne küskün,
Sazım sevgine suskun...

Saati ayrılığa kurmuşum,
Olmaz teslimiyet!
Ziyan aklımı senle bozmuşum,
İçerim felaket!.
Kurşunlara geleyim istiyorum,
Ölmek... ölmek istiyorum, sevgilim
Sağ kalırsam, affet!..

Firari acıların uzmanı olmuşum.
Bütün telsizlerde adım okunur;
Beni bir korkak bile vurur...
Dokunma bana, fişlenirsin!.
Dokunma bana, sen de yanarsın!..

Kaynak

Monday, June 16, 2014

Deuss Ex Machina # 503 - alltid förtrycket


Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_503_--_alltid förtrycket

09 Haziran 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Moon Zero - Shadow Den (Denovali Records)
2. Moon Zero - Endless Palms (Bruised Skies Remix) (Denovali Records)
3. DeepChord - Prayer Wheel (Soma Quality Recordings)
4. DeepChord - Seaweed (Soma Quality Recordings)
5. Akkord - Torr Vale (Houndstooth)
6. Akkord - Channel Drift (Houndstooth)
7. Aerts - 5.1 (Authentic Pew)
8. Aerts - 5.3 (Authentic Pew)
9. Gantz - Spry Sinister (Deep Medi Musik)
10. Gantz & El Mahdy Jr - Rising (Deep Medi Musik)
11. Enei - Slender (Critical Music)
12. Enei - Breath (Critical Music)

alltid förtrycket
(503)
Her Anı Utanç Vesikası Olan Bir Ülkede Anlatmak Kâfi Gelir Mi? 

Sanki bir şeylere kani olunabilirmiş, bir şeyler kâfi gelebilirmiş, belirli bir sonucu nihayetinde özetleyebilirmiş, anlaşılmasına yol ve zemin sağlanabilirmiş ufkun dar edilmesinden çıkılıp, dapdaracık kalıplar tümden açılabilirmiş, aşılabilirmiş gibi daha önce karşılaştığımız kelimelerle, cümlelerle yolumuzu birleştiriyoruz. Hep ezber edilmiş, durmaksızın ya yüz yüze, ya baş başa kalınmış behemehal tedbirlere rağmen "sanki" bir yerlerden hep hatırlıyor olduğumuzu meydana uluorta seren, göstere gelen bir uzamda tekrarlananların, cümlelerin bir şeyleri dönüştürebileceğine umut bağlamaya inatla devam ediyoruz. Ne ki, denkleştirdiğimiz harflerden mürekkep kelimeler ve anlam çabası cümleler yekûnu tanıdık bir tanıklıktan ötesine geçit vermiyor.

Tanık olduğumuz bedbinlik, bu kör karanlık sağırlaşmanın bir tezahürü olarak öne çıkartılan, kendi bildiğini eylemek güdüsü erkin muntazaman hiddet ve şiddete olan yakınlığı ve tüm bunlardan bir geleceğin temellendirildiği böylesi bir yerde gördüğümüze dair yorumlardan öteye ulaşmıyor, ulaştırılmıyor hiçbir zaman. Bildiğimizi fark ettiğimizden bu yana ceberutluğun pek çok mizansenine figüran edilirken o başrollerin nasıl da kahırlanılası bir Azraillik müessesi olduğunu anladığımızdan bu yana cümleler tek başına kâfi gelmiyor. Sımsıkı tutunduğumuz cümleler erkin değil kulağına o sımsıkı korunan duvarlarına kadar bile ulaşmıyor bu ülkede Anlatılması zaruri olanların nasıl kanıksatılıp bu da geçer nasıl olsa unutacaksınızlar ile hemhal edile edile geçersiz bir çığlığa dönüştürüldüğünü görüyoruz bir kez daha. Bunu örnekleyen bir zamanda yeterli gelmiyor hiçbir cümle, anlatım vs.

Toplumsal dönüşümün izahattan, sorgudan uzak uzakta konumlandırılmasının neticelerinden birisi olarak devamlı ampuller çakıyor yol nereye derken bir başına kurulan cümleler daha her şeyin başında olduğumuzu hatırlatıyor bir türlü ilerleyemediğimizi gösteriyor. Bir türlü dertlerimizin ortaklığına vakıf olamadık bunun gibi nicesiyle o detaylarla dert oluyor koca bir umman. O ummanın içerisinde sözüm ona yaşaya dururken "tanık" olduklarımızı aralıksız kesintisiz aktarabilmek eskisinden de zor oluyor. Biyopolitik tahakküm şeceresi eylenirken, bu katara eklenen cümlelerin yüklendikleri vicdanı kanatmaya devam ediyor. Bir örnekleştirilmiş cümleler erkin dağarcığından çıktıysa bir de mutlak doğrudur düzleminde yankılanan beylik laflar ve fazlası geçmişi unutmamızı salık veriyor. Geçip gitmiştir! çıkışındaki kadar merhamet, mana belirli bir ağırlığın altında kala kalıyor.

Ezber okumalar ve had bildirimlerinde bir nihayet yahut ta sonun direktifi olmadığından her gün cehenneme çevirtiliyor ustanın elinde, gözetiminde. Yetmiş yedi milyonun temsilcisi olduklarını neredeyse aralıksız olarak dile getirenlerin her gün başka bir cürüm ile yeni bir utanç vesikasıyla toparlamalarına şahitlik ediliyor bu sathı mahalde. Cümleler ne kadar kanıksanırsa kanıksansın son kertede yafta, hiddet ve zulüm bu ülkenin ayrıştırılmazına dönüştürülüyor. Sekiz sütuna manşetlerden, haber bültenlerindeki cerahati alenen onore eden sayıklamalardan ve her şey normal - rutindeymiş gibi davranılmasından okunabilir tüm bu bahsettiklerimiz. Biteviye, tutturulan güzergâhlar oluşturulan gündem çıkışları asıl konuşulması gerekenleri sürmenaj edip durmaktadır bu ülkede. Sıradanın derdi yeteri hiç bir türlü görmezken her gün üzerine ilave olunurken bu iktidarcılık türküsünü çalanların aralıksız hiddeti ekleniyor o menzile aralıksız.

Bayrak mefhumu, direğe tırmanan çocuk ya da değil haddini bildireceğiz, o askerler(!) bunun hesabını verecekler yirmi günü aşkındır Lice'de o insanların neye tepki gösterdiklerini ve ne için bunca zulme rağmen hala orada bulunduklarını unutturmaktadır. Erk masallarını anlatırken bağır çağır gerçek sorunlar kenar süsü eylenmektedir hiç bahsedilmeyen. Kalekolların bir güvenlik gereksinimi olarak değil otuz dört senelik devlet şiddetinin her an yanı başınızda olacağız diklenmesinin sorgulanamıyor oluşudur halen mesele iş bu heyulada. Erkânı devletlû için hizada tutulması şart koşulmuş ondan gayrisi unutturulmuş Kürd özgürlük hareketine, o gerçekliğe karşı yeni duvarlar bina edilmesinin yolunu açandır bu heyula. Sözüm ona barışırken o süreçte bile mütemadiyen savaş için eli tetikte olanların kimler olduğunun ıskalanma gayetidir o heyula.

Hariciye nazırı davutoğlu'nun stratejik derinlikli çözümlemesinin, bölgenin lider ülkesi sayıklamasının ardının ve sonunun; -Işid'e taşeronluk, Suriye’dekinden beter bir işgal için Musul'un gözden çıkartılmasıdır konuşulmayan. Kan ile kurulan hükümranlıkların ezelden bugüne kadar gelen uğursuz simyasına bunca açıkça destek verilmesinin peşinden ne gelecek vurgusunun, vurgununun hep eksik hep gedik konulmasıdır heyula. Bir türlü konuşulmasına müsaade olunmayandır. Behemehal büyük devlet diye savunulanın o aralıkta kurulan dev cümlelerin, bir savunuş hattında büyük kepazelikleri örtbas edebilmek için kurulduğu takdirinizedir. Cümleler var olan yıkımın boyutunu fark edememek, fark ettirmemek, usulün ve düzenin devamlılığı adına sürüncemede kalmak için çatılmaktadır. Makûs kader diye vaaz olunanların tamamının insan elinden çıkma hatalardan mürekkep olduğunu unutturma gayretine düşülmektedir bu gümbürtüde.

Her şeye kudreti bulunduğu ifade edilen işte bu devletin kendisi yekten bir kez daha duvara çarpmaktadır vurgun, çarpma ile yeri göğü sarsmaktadır. Herkesi ayrıştırmak, yaftaladıklarına göre sınıflandırmak, kimliklerine göre had tahsis etmek biliyorsunuz ile affedersinizlerin havada uçuştuğu belagati taşıyarak şu an sınırın öte yakasında cereyan edenlerin kıyamsız suretlerine ön ayak olunmaktadır. Suriye ve Irak'ta yapılmaya çalışılanların, bir ölçüde gerçekleştirilen "etnik" temizliğin, linç misyonunun, daha fazla zapt-ı raptın bu topraklarda, bu kara parçasında gerçekçi bir yıkımı bina etmektedir. Bunu ölümler ile de buluşturularak cerahat siyaseti ile hemhal edilerek bu yollar kat edilmektedir Mefhum üzerinde olan biteni sorgulamak hep aynı aralıklarda boğuntuya konulmaktadır. Unutturulmak istenen hep bu sahici, söze gerek bıraktırmayacak yıkıma dairdir.

Yargılar tamamen, karma karışıkmış gibi görünürken Sünni, Hanefi, Müslüman ve Türk nadiren de olsa Laik ekseni birleştiren bu tanımlananlar dâhilindekilere hayatın var olduğu zikredilmektedir. Geriye kalanlar ya misafirdir yahut ta mihraktır. Geriye kalanlar ya hak hudut bilmez yahut çapulcu, vandaldır. Ya ötekisidir Rum'dur Süryani'dir, Ermeni'dir, Alevi'dir, Kürd'tür, yahut ta katilleri mubah sayılacak kadar onanmaya çalışılan Lgbtiq. Cümleler korunaklı makamlardan birbiri ardına eylenirken neticede oluşan yıkım fark edilmesin diye bütün bu çabalanımlar bugün bu ülkede artmaktadır. Sınırın öte yanında göstere göstere gelen kıyametteki taşeronluk zevahiri ele vermektedir. Onca susacaksınız talimatına rağmen bir yerlerden kendini göstere gelmektedir. Aslında yapılmak istenenin uygulanmaya çalışanın en şiddetlisi gösterimdedir hep bir hizada tutmak için; zorbalık ve Azrailliğe neden tamah edildiği bunca önemsendiği kanıtlanmaktadır kare kare.

Lice'de, Meskan Dağı'nda barışı muhafaza etmek, kör topal bugünlere getirilmiş olan sürecin savaş naralarına daha da savaşmalıyız diskuruna, ezberletilmiş kürd düşmanlığına kalekollarla yola devam diyen bir erkanın karşısında isyana durulurken olanlara reva görülenlerde saklı olandır zorbalık. Devletin zuhur ettiği beş günde yapılıp edilenin üç cana kıyabilmenin o çok sayıklanıp durulan sürecin de daha ne kadar sineye çekilebilir bir muamma olduğunu açık etmektedir. Sosyal medyanın her dönemecinde karşılaştığımız bayrak indirme, alaşağı etme konusunun, çekiştirilip durulduğu, yekpare milliyetçilik sunumunda ki yapan şahıs için jitem muhbiri sözü bir iddiadır olan bitenin aslında nasıl da provoke edildiği sonucu göstermektedir. Her şey kontrolümüz altında diye buyrulurken bir kez daha devletin, erkânın tuzağı gezi direnişinde fark edilen çokluğu alaşağı etmiş ayrıştırmış ve deyim uygunsa yeni kırılmaları eski yöntemlerle sağlamıştır.

Eski yöntemler Çiller anonslarından, bugün kıyamet koparken halen her şey yolunda, rehineler emin - güvenli yerlerde diye buyuran bir devletlû masalından cismanileşmektedir. Hep erkân anlatmaktadır kendi bildiği gibi. Yazdığı, çizdiği, noktasına ve virgülüne karıştığı gibi medyasıyla halkın hiçbir şeyden haberdar olmamasını sağlamaktadır. Fanusta olduğumuzu, nefes almanın bile imkânsızlaştığını zikrederken bile bir hukuksuzluk ile karşılaşacağımız çok net bir biçimde örneklenmektedir. Hakkaniyet uzam dışı bir tanımlama haline terk edilmektedir bir kez daha. Doksanlara geri mi dönüyoruz sorusu sorunsalı basbayağı bir şüpheyken çok tartışılası bir meselken Rıza Bayram'ın cesedi bulunur Berdan Irmağı'nda. Gösterilere saldırmayı, yasalar dâhilinde güvence olarak tanımlandırılmış olan tepki gösterme, ses çıkartma hakkını kullanırken gözaltına alınmak istenen o Rıza Bayram aramızda değildir artık. Gerisi muammalardan bir demet dahadır.

Adana'nın merkez Seyhan ilçesinde polisin Akrep tipi bir zırhlı araçtan attığı "ses bombası" olduğu belirtilen cismin kafasına isabet ettiği 15 yaşlarında İbrahim Aras isimli bir çocuk hayatını kaybetti haberi düşer ajanslardan. Bu sefer eylem de yoktur herhangi bir olay da. Kolluk kuvveti bir destan yazmadır, nasıl sabrediyorlar anlamıyorum lafları arasında yine yeniden en iyi bildiği şeyi katletmeyi sahnelemektedir bir kez daha. Bir çocuk daha katledilmiştir işte. Geçtiğimiz sene Berkin Elvan'a rast gelen, bu sene İbrahim Aras'a yönlendirilmiş destan devam ettirilmiştir. Hiçbir şey olarak değerlendirilmeye devam ettiğimiz bu ülkenin yurttaşları olarak değerimizin ne olduğunu özetlemektedir bütün bu yazı - meram tantanasından daha gerçek!

Her şey plastikleştirilmiş dünyada tamı tamına daha büyük yıkımlar içindir ortaya konan şiddet sarmalı. Giderek plastikleşen algılarda benzeş tepkilerle boğuntuya konulan, unutursunuzlar ile geçiştirilen bir düzenin tesisidir payımıza düşen ve düşürülen. E iyi güzeldir tanımlamalar da nereye kadar naylonlaşacaktır tepkime. Daha kaç İbrahim Aras kalmıştır bu ülkede katledilecek. Nereye kadar o lağım ağızlı erkânın dibini kovalayan si en en, ne ti vi ve benzeri mecraların yalanları işitilecektir. Sırf o devletlûdan azar işitilmesin, aman alınan ihalelere zeval gelmesin diye daha kaç çocuk terörist ilan edilecektir. Daha kaç çocuğun vebali ve ahı alınacaktır!. Bir baba oğlunun ellerinde bomba olmadığını kanıtlama zorunluluğu için sınanacaktır kaç kez, kaç defa.

Katledenler işlerini yaparken nereye kadar anlatılacaktır masallar. Devletin borazanlığı, aman zarar gelmesin!, aman ucu bana dokunmasınlar arasında kaç günahlık yer vardır daha, sorgulanmayacak. Otuz dört koca yıldır masal anlatmış olanların, ona çanak tutan sümsük medyanın yalanlarıyla yarın sabah bir teröristten! kurtulduklarına sevinenlerin olacağı bir ülkede huzur ne demektir, huzurlu olmak nasıl bir şeydir. Kolluk kuvvetinin sorumluluk sahası daha fazla öldürmek dışında herhangi konumda ileri sürülebilir mi? Tükenen, tüketildikçe daha fazla köşeye kıstırılan, zorbalığa rehin edilip, gaza, copa, dayağa ve kırıma, hiçbiri uymazsa en hafifinden tenkite maruz bırakılıp, en ağırı ölümlere terk edilip inatla unutulması tavsiye olunan bu uzamda hayat nerededir? Önce kadın mıdır kız mıdır bilmemler gelmişti arkasından mevzuumuz bunlar değil diye bir yok edişin Metin Lokumcu'nun üzeri çizildi.

Kendini daima tekrar eden aklın tezahürü bir köyü komple yok etti. Düğmelerle bu ülkeyi idare edenler Roboski'de kıyameti yeniledi. Affedersinizler, cinsimiz cibilliyetimizi mevzu ediliyorlar hep havalarda uçuştu arkası bir ayrımın yeni evreleri oluverdi. Herkese hiza, herkese ayar tahsis olunuverdi. Herkesin sınırları yeniden hatırlatılıverdi. Elinde sapan vardı'dan, Emri ben verdim’lere uzanan, hayatı gasp edilenlerin ardından yuhalamalar ve şiddet olduruluverdi. "Linç" bu mefhumda devletin enikonu sığınağı eyleniverdi. Gün aşırı an be ana akla mıh gibi kazılan şey bunca şeye rağmen yas sev ya terk et cümlesine iliştiriliverdi. Sevmek ediminin karşılığı çok daha fazla zulme boyun eğmek olarak naklediliverdi. Bugünün ülkesi heyulaların girdabında çocuksa çocuk gereği neyse yapılacaktırı da sahipleniverdi. Canlı canlı linç teşvikleri, katliam provaları, katilleri onore etmeler vb söz konusu ülkenin her ne halde olduğunun da aynalayıcısıdır aynı zamanda görebilene.

Çoluktu çocuktu kadındı kızdı erkekti yahut ta delikanlı ya da herhangi birisiydi. Sorun kanıksatılmış, şiddeti reddiye için yapacağımıza bağlı şekillenmekte ret mi sineye çekiş mi?  Bu kaçıncı çocuktur hiçbir şeyden habersiz katledilen ve neyin hesabıdır inatla erkin dilinden dökülen. Neresindeyiz bu kör şiddetin ve karanlık çağın. Soru ortadadır iki sonuç ya da iki cevap yoktur ya çukurdan çıkış yahut ta azabın sonsuzluğunda sırayla yok oluş, felaketlere tanıklıktır paylaşacağımız. Dökülen/ecek/ kandan medet umanların dünyasında daha fazla sorgulamak ne zamandır, yeter artık ne zamandır! "Devlet görevini nasıl yapacağını size mi soracak?" diye buyurmuştur Adana'nın İl emniyet müdürü. Katledilmeden; nasıl yapacaklarını bilmediğimiz o kör şiddetle bir kez daha canımız yanmadan evvel düşünmek ne zamandır, yeter artık ne zamandır!. Gerçeğin çölündeyiz, zamanın durduğu yerdeyiz, yok olmadan önce meramımızdır.

>>>>>Bildirgeç
Faşizm Sizin Çocuğunuz - Akın OLGUN - Birgün

Analizler yapmayacağım. Bir karşılığı yok bu ülkede biliyorum. Zaten bana göre de değil bu yüksek ölçekli “ahkâmlar”. İnsan yanımıza dokunmuyorsa hiç bir gidiş, ne anlamı var ki bol çakıl taşlı vatanın. Kimliğine bakıp, kimin ölümü hak edip etmediğine onay veren o kurutulmuş ruhla gerçekte neyi, nasıl sevebilirsiniz?

Evleriniz bombalanmıyor, çocuklarınızın parçaları ellerinize verilmiyor, başınızın üzerinden mermiler geçmiyor, yanı başınızda bombalar patlamıyor, her gün aranızdan biri, bir gece ansızın kaybolup bir yol kenarında cesedi bulunmuyor, benim çocuğum mu diye çıkan kemiklerin peşinden koşmuyorsunuz. Dikili inşaatların temelinde acaba benim yavrum da var mı diyerek geçmiyorsunuz önünden. Size dışkı yedirmediler, köyünüzü yakmadılar, ananızı, bacınızı işkence sorgularında çırılçıplak soyup karşınıza dikmediler, cesetleri tankların, panzerlerin arkasında sürükleyip parçalayarak “alın leşlerinizi” demediler. Ne bir savaş uçağı tepenize bomba bıraktı, ne de Skorsky helikopterlerden üstünüze cesetler atıldı.

Şimdi “savaş”, “imha” diyerek hiç başınıza gelmeyen cümleler kuruyorsunuz yeniden. Kendi çocuklarınızı sakınıp budaktan, başkalarının çocuklarına “yürüyün” diyorsunuz. Ama mayınlı yollar, kopan kollar, bacaklar sizin sofranızda hiç bağdaş kuramıyorlar. Tekerlekli sandalyeleri gazisi oldukları vatanın kaldırımlarına çarpıyor, protezleri aşamıyor merdivenleri, ellerinde kalıyor.

Kaç bin gazisi var bu savaşın ve siz kaç binini gördünüz hayat içinde? Kaçınız gönüllü çalışıyorsunuz onların hayat cephesinde? Dansözlü, şarkılı, sözlü gecelerden arta kalan “gazilerimiz eğlendi” manşetciklerinden geriye ne var?

Neden “Savaş” değil de “Barış” canınızı acıtıyor bu kadar. Bir halka “teslim olun” diyerek, “pişmanlık” dayatarak diz çökerttiğinizde zafer mi kazanmış olacaksınız? Siz eşitliği bozduğunuz için öldü o on binler. Eşitsizse halklar ve bu eşitsizlik hak görülüyorsa eğer, kaçınılmazdır acılar. Önce siz, sonra onlar sizin içinize mezar kazmaya başlar. Birbirimizin içine mezar kazmaya devam ettikçe ölümler, acılar sıradanlaşır.

Biliyoruz;

Ali’yi, Berkin’i, Ahmet’i, Medeni’yi, Mehmet’i, Abdullah’ı, İrfan’ı ve nicelerini öldürdü bu devlet. Ama sadece devlet değil, içimize yerleştirdikleri devlet de onayladı bunu. Yuhaladı binlerce insan Berkin’in annesini ve şimdi yuhalıyoruz çocuğunun bedenine saplanan o mermi yarasına bakıp “yaralarına kurban olurum” diyen anneyi.

“Cebinde bilye varmış amaa” ile “ askere taş atıyormuş amaaa” diyen ses aynı ses. Polisin sabrına şaşıyorum” diyen Başbakan ile “teröristlere şefkat gösteriliyor” manşetleri atanlar aynı faşist kalıbın ürünü.

Orman yakanları kahraman ilan eden Çölaşan ile ağaçları yok eden iktidar aynı. ( 11 Haziran 2006-Hürriyet, “Kahraman” başlıklı yazı. 12 Ocak 2013-Hürriyet, “Cinayetin anımsattığı kahraman”)

“Çocuk çocuk deyip durmayın, kaçakçı onlar kaçakçı” diyerek Roboski katliamını savunan Başbakan ile “Sayın kaçakçı, babası eşek anası attır” diyerek “ohh” çeken Özdil birbirlerinin ruh ikizi sadece. (Bkz 6 Ocak 2012 “Sayın kaçakçı” başlıklı yazı)

O “ imha ederiz” diyen sesin arkasında hepsi. Onlar düşündükleri gibi konuşuyorlar. Öylesine çıkmıyor sesler, manşetler. Bir tek Zeybek oynarken diz kırıyorlarmış. Doğrudur, işkencede kırılacak bacak hiç onların olmayacak, kıranların pış pışcıları durumunda hepsi, ondan bu kadar rahatlar…

Geçelim şimdi;

Bayrak, daha büyük bayrak, devasa bayrak, köprü boyu bayrak ve “herkes evine bayrak assın, asmayan bölücüdür” Faşizmin, fetişleştirdiği bu propaganda ayarı, masum bir tepkiden, asmayanı bölücü ilan ederek yan komşusunun balkonunu dikizleyen hale getirilişine ne güzel örnektir. Artık çocuklarınız bir bölücünün çocuğudur, kızınız, oğlunuz bir vatan haininin evlatlarıdır.

Konya’da o yurtta, demir sopayla Kürt çocuğunu uyurken döverek işkence yapıp kameraya çektiren o çocuk artık sizin en iyi çocuğunuzdur.

Faşizmi, çocuğunuz olarak alacaksanız evinize dikkat edin.

Bir gün sizi beğenmeyebilir, kafatasınızı ölçmek isteyebilir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Meramın sınırlarının tamamlayıcısı olan makaleleri paylaşmaya çalışıyoruz ağ bağlantıları dizininde hepsi bir arada yazılarda değinemediklerimiz için okunması elzem hayat derslerini arşınlıyoruz. Akın OLGUN'un Faşizm Sizin Çocuğunuz başlıklı makalesi yazmaya gayret ettiklerimizin bir toparlayıcısı görünürlüğü ve bilinirliği elzem olanlar için bir hatırlatıcı. Akın OLGUN sözcüklerle bize unuttuğumuz şeyleri tane tane anlatmaya devam ediyor metinde. Hatırlamak isterseniz, yahut ta unutmayanlardansız bir dolusunu faşizmin aslında ne olduğunu idrak edebilmek için bir vesiledir bir kez daha bu çukurda.. Akın OLGUN'un ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla!
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz
Üzüntümüz Öfkemizin Tohumudur - Meydan Gazetesi
Dikkat Devlet: Bayrağa Sararak Muhafaza Ediniz - Defne ÖZONUR - Birgün Fikir
Lice Kürdün Direniş, Zulmedenin Yenilgi Tarihidir - Hayri TUNÇ - Jiyan
Gezi'den Lice'ye Yol Olur Mu? - Emek EREZ - Radikal Blog
Lice’nin Mezarları - Ayça SÖYLEMEZ - Birgün
Bayraklar… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bayrak Bahane Faşizm Şahane! - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Çoçuk Kanından Yapılan Bayraklara Sarın Beni - Güneş KARA - Jiyan
Lice İnceleme ve Tespit Tutanağı - İHD Diyarbakır Şubesi
'Taraflar Savaşa Mı Hazırlanıyor?' - Pınar ÖĞÜNÇ - Radikal
Habur’u Unutmak ya da Barış Nereye? - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Rıza Bayram'ın Cenazesi Bulundu - Etkin Haber Ajansı
Hafıza ve Soma: “Yeni Türkiye”nin En Büyük İşçi Katliamı - Serhatcan YURDAM - Yurttaş Gazeteci
Gezi'nin Seçimi: Çankaya İttifakı - Erkan BAYIR - Radikal Blog
HSYK Kararnamesi: Akp, Sosyal Demokrat, Ülkücü İttifakı Yatırımı - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Ötekilerin Ötekileri: Ezidiler, Aleviler, Süryaniler… - Çetin YILMAZ - Jiyan
Bir Gerilla Anlatıyor: Dağ ve Çocukluk Algısı - Ruken ŞAHAN - Bianet
Bir Medeniyet Kenti Düşerken! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Erbil’deki TIR Şoförü: Arkadaşlarımız Bırakılmadı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
IŞİD ve Yeni Ortadoğu Denklemi - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
IŞİD ve Türkiye, Irak, Suriye, Nusra … - M.C. EBRARİ - MCE Blog
IŞİD’in 1500 Militanı Musul’u Nasıl Aldı? - Ali KARATAŞ - Evrensel
Suriye Sınırında IŞİD Örgütü Şoku - Bugün
"Bağdat Yolu IŞİD'in Irak'ta Sonunu Getirebilir" - Mete ÇUBUKÇU - Bianet
Iraq Isis Crisis: Mass Executions of Civilians and Soldiers In Mosul, Say UN - Jack MOORE - IBT
Iranian Proxies Step Up Their Role In Iraq - Phillip SMYTH - Washington Institute
Iraq At The Brink - Michael RUBIN - AEIdeas
100 Kilometer Bis Bagdad - Silke MERTINS - Taz.de
Musul’dan Sonra Kerkük Tehdit Altında - Jiyan
El Kaide ile IŞİD arasındaki Anlaşmazlığın Boyutları - Muhammed EBU RUMMAN - Al Jazeera
The Iraq-Syria Civil War Challenges Both The US and Iran - Bob DREYFUSS - The Nation
Syrian Kurds Continue To Blame Turkey For Backing ISIS Militants - Amberin ZAMAN - Al Monitor
Revenge Of The Kurds - Keith JOHNSON - Foreign Policy
İslâmlar Savaşı ve Laikliğin Âhı - Tayfun ATAY - Radikal
Suriye Ordusu Keseb'i Geri Aldı - T24
Musul'daki Ermeni Kilisesi Bombalandı - Agos
IŞİD Manastırı Eli Geçirdi, Süryaniler Yine Göç Yolunda - Bianet
Cumhuriyet’in Ermeni Fişlemesi İlk Kez Gün Işığında - Nevzat ONARAN - Agos
Êzidi İnanç ve Kültürü Üzerine - Mehmet ÖZCAN - Jiyan
20′ler Anması Basın Açıklaması - Nor Zartonk
Paramaz ve Yoldaşları - Tarih ve Toplum
Türkiyeli Bir Devrimci, Yoldaş Paramaz - Kadir AKIN - BiaMag
Paramaz ve 19 Yoldaşı Anıldı - Özgür Gelecek
Festus Okey Kararında Garip Gerekçe: Ölenin Kim Olduğu Önemli Değil - İsmail SAYMAZ - Radikal
Sendikalar ve İşçi Sınıfı - Tahir CANAN - Günzileli.com
Yazarlar Toplantısında Bir General - Mustafa ÜNAL - Zaman - Mühim Hadiseler Enstitüsü
Taraflı Gazeteciliğin Başarısı - Kemal GÖKTAŞ - Radikal Kitap
Understanding Turkey: Lack Of Interpersonal Trust - Ola CLAESSON - What's Up Turkey
Murathan Mungan: "İstanbul’dan Hıncını Alan İnsanlar Yönetiyor İstanbul’u" - Serkan AYAZOĞLU - Arkitera - Başka Haber
Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği - Resmi Gazete
Okmeydanı’nda Neler Oluyor? Erbay Yucak ile Söyleşi - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
4 Ayda 13 Milyonluk Resmi İlan Alan Gazeteler - Radikal
Why Soccer-Loving Brazilians Are Voicing Discontent Over World Cup - PBS
Emrah GÖKER: “Vefa ile Arzu Ettiğimiz Militan Sosyal Bilimcilik Pratiğini Yeniden Düşünmek” - Sidar BAYRAM - Arka Kapak
Hannah Arendt ve ‘İnsan Hakları’ Sorusu - Elis SIMSON - ES' Blog
Kış Uykusu: Yaz Sıcağında Kışı Özlemek - Aslı ÖZGEN TUNCER - Başlangıç
Borular - Etgar KERET - Nazlimou
Vicdan: Romantizmin Ufku Söyleşi: Ahmet TELLİ - Ulus BAKER - Ütopiya
İnsan Sorumluluktur - Emrah ALTINDİŞ - Birgün Fikir
Berger'den Aşkın Tarifi: 'Senin İçin ve Senin Hakkında' - Zeynep MİRAÇ - Hürriyet Pazar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Tanımsız Çığlık

>>>>>Poemé
Şükrü ERBAŞ - Ondandır

ilk akşamdan alnına düşen o erkenci bulut
o kırık çizgi, sularda susan ışık, eksilen rüzgar dallarda
gölgelerin perde perde pişmanlığı getirmesi
günün gönlünce geçmediğindendir.

avuçlarında biriken ter o gözyaşından içten
bir damlası inancına düşen bir damlası yorgunluğuna
umarsızlık değilse bunalmış ve bitkin
düşlerin gerçeğe dönüşme telaşındandır.

evlerde bıçak yarası bir ayrılık
çatılardan camlara akıp duran kırmızı
her şeyin dokunması insana bu içli saatlerde
zamanın aldıkları geri dönmediğindendir.

bir duruşun var hani susmakla söylemek arası
bir gider bir gelir ikircim sularında
kalmışsa yüreğinin teknesi kıyısız
gözlerinle dilinin köprüleri yıkıldığındandır.

savrulmuş tel tel kalabalıklar içinde
rüzgarın ucunda bir bulut duyguların avucunda bir çocuk
görmeden geçiyorlarsa seni istekle titrediğin yerde
büyüdükçe herkesin bir şeyleri yitirdiğindendir.

bir adam... tutmuş yüzünü uzun yağmurlara
bir kadın... kendi kuyularında ıslak ve hüzünlü
söylüyorsa hala bir incecik türküsünü
sevgiye inandığından, sevgisiz olduğundandı

Kaynak