Monday, July 28, 2014

Deuss Ex Machina # 509 - återkommande dröm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_509_--_återkommande dröm

21 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. c.db.sn - Snowday (Self Released)
2. c.db.sn - athousandmiles (Self Released)
3. Wooky - Recurrent Dream (spa.RK)
4. Wooky - Thalassa (spa.RK)
5. Borealis - Imagox (Tipping Hand Recordings)
6. Borealis - SentieΛI (Tipping Hand Recordings)
7. Varg - Vaastra Skogen (Semantica Records)
8. Varg - Stupagreve Homuth (Semantica Records)
9. Orphx - Density Current (Hymen Records)
10. Orphx - Vapour (Hymen Records)

återkommande dröm
(509)

Soluk Almayı Düşünmek Yaşamın Temelidir

Bir boyutta bir menzilde, bir alanda, öncesi ve sonrasıyla hepsi bir arada bugünün güncelliğinde birleştirilen, dönüştürülen ve nihai bir kalıcılık ile hemhal ettirilen, sonuca ulaştırılan, gel gelelim bakıp da bir kez bir daha irdeleyelim bu ne menem bir vuslattır diye kara kara düşündüren akislerimiz mevcuttur. Birbirine denk getirilenlerin kesiştiği odaklarda bunca aymazlık noksansız ve nobran bir dille, bodoslamadan kurulan tezgâhların, oyunların ismi salt demokrasi gerisi toptan bir otokrasi olan ülkeye eylediklerini görebilmek mümkündür. Birbirleriyle düşmanlıkları bildirilip durulan sivil, askeri vesayetin karmaşasının yıkımını geride bırakılan enkazı toptan sahiplenen bununla yol alan bir erkânın izlediği rotayı gösterendir o akislerde gördüğümüz.

Hemen her şeyle ve her şekilde yüzleşme çabasından dem vurulan bir ülkede halen her şeyin nasıl hala kalıcılaştırıldığını, nasıl aşılmaz duvarlar ile dehşetengiz bir biçimde sarmalandığını okuyabilmek mümkündür. Her birleştirilen noktada bir başka acı tezahür etmektedir. Yeniden peyda olunan akıl ve fikir kırımı için hamleler gerçekleştirilmektedir bu da meydandadır. Zaruriyetten değil dönüşümün, bu devranın bunca hinliği koruyup kollayarak geliştirildiğini örnekleyebilmek söz konusudur her akiste an be an. Topyekûn hamlelerin adıyla sanıyla birer ikişer yeni garezler, kırımlar, sözden başlayarak fikriyattan ötede gerçeklikte kırılmalar, çürümeler, noksanlıklar ve sorgusuz sualsiz biat edilecek, 'kula kulluk edilen' bir ülke olarak binası sağlama alınmaktadır.

Atılan temeller nefret edimi ile bunca mesnetsizliğin bir arada soluk almaksızın yinelenerek büyütülmesi adınadır. Şiddet sarmalı olağanın ta kendisi haline dönüştürülerek, deli dumrul tavrı basit bir mesel olmaktan çıkartılıp gerçeğe dönüştürülür. Kalıcılaştırılan şey bu ülkenin her anında bir başka fecaatin normalleştirilmesi gayretidir. Erkan eylerken, mekanizması çalışırken geri kalanlar üstüne düşünülmeyen adımlamalar ve daha fazla felaketin taşeronluğudur. Her an yinelenen budur bu kadar keskindir haddizatında görebildiğimiz bir akiste karşılaştığımız bunlardan ilerleyen tekilleştirilmiş tavrın ardıdır, sonrasında kopacak kıyametlerin temellendiriliyor olmasıdır. Tek bir sözle, tek bir doğruyu, tek bir bakışa haiz olanların başkasını kabullenmeyenlerin dillerinden eksik etmedikleri demokrasi mefhumu böylelikle lime lime edilmeye devam olunmaktadır.

Akis karşılaştığımız resmin her neresinden bu müdahalelerin eylendiğini, kalıcılaştırıldığını duyumsatmaktadır. Sorgular ehemmiyetten uzaklığa koyulması, ciddiyetin kibirli reddedişlere, anlamak yerine umursamazlığa teslim edildikçe, hep bu bildirildikçe sonuç bu türetimin bir dejavu'dan çok daha bariz bir biçimdeki yıkıntı üzerinde ve refakatinde yol aldığımızı gösterecektir. Ne ki durup da düşünmeye bu heyula içinde vaktimizin olmadığını duyumsatmaktadır akrep ve yelkovana da hükmedenler. Bu hızlandırılmış güncellikte de, tıpkı bir çemberi arşınlayan hamsterlar gibi boşa dönmemiz, birileri için veri olmamız ve kobaylık dışında bu hayatın bir rutininin olmadığı dile getirilmektedir. Oysa utanç elden kayıp gittiği söylenen zamanda çok daha önemli bir meseledir. Başa örülmek istenen çorapları, göstere gelmektedir an be an bir süreklilik içinde.

Utancın bir yanı bir yöresi dezenformasyondur. Tıpkı Urfa Ceylanpınar'da yapılan sonra da ne yaptık ki biz diye ifşa sırasına girilenlerde karşılığını bulmaktadır. "Unsur"un varlığı, onun üstlendiği öne sürülen bir saldırıyı örtbas etmek için, Pkk-Ypg'nin karşısına askerin çıktığı barış sürecindeyken dokuz insanın katledilmesinin, Asker-Gerilla fark etmeksizin "mübalağasız", ilave yorumsuz bir siyasal faktör olarak müsamaha göstermedik, biz büyük devletiz tiradlarıyla birlikte servis edilmesidir. Karşılaştığımız bıçak sırtı hayatların her nasıl şekillendirildiğini, nihayetlendirildiğini kurt sofrasındaki parçalanmaya hazır ve nazır hallerimizi göstere gelmektedir. Kaçakçılar, geçilmeye çalışılan sınırlar, müdahale vesaire denilirken devlet bu seferinde çetelere el veren de olmuştur. Çetelerin eylediği, kırımların dibinde bitiveren aksi bile olsa dahi bunu kabullenecek bir onamayı beraberinde ileri sürebilmektedir.

Onlara yaptığı yardımları sorgulatmayan her defasında pirupak çıkan mekanizma bir kez daha asli vazifesini yerine getirir. Kırımı normalleştirmek, barış arifesinde bile öldürürken insanları bunun sorgulanmamasıdır. Unsur unsur denilenler yapıp ederken sınırın içinde dışında her yerde, her türlü şiddeti bir avuç tuzla koşmaktır her yere. Kırımın hiçbir türlü bu ülkenin asli unsuru olmaktan alı konulmadığı bunun kaile bile alınmadığı bir yerde primitif bültenlerle iki satırda duyurulanlar olan bitenlerin sürecin de halen her ne merhalede olduğunu göstere gelmektedir. Ayrıştırma bu barış dillendirilirken halen göz önündedir. Ceylanpınar'da olan biten muallâkta konulurken Hpg Basın Birimi'nden de bir açıklama bu kepazeliğin nasıl bir biçimde dönüştürüldüğünü sürdürülmeye çalışılanın barışmaktan çok bir kez daha savaşın kıvılcımını çakabilmek olduğunu göstere gelmektedir. Devlet tragedyasını sürdürmeye çalışmaktadır.

"21 Temmuz günü akşam saatlerinde Ceylanpınar (Serêkaniyê) alanında hareket halindeyken gerilla, Türk güvenlik kuvvetlerinin pususuna düşmüştür. Çıkan çatışmada manevra halinde olan birim, sınır askerlerinin de müdahalesi sonucu onlarla da çatışmak durumunda kalmıştır. Çıkan bu çatışmalarda iki gerilla gruptan kopmuş, diğerleri ise sağlam bir biçimde üslerine ulaşmışlardır." Cümleler birbiri içerisinde bir o yandan, bir bu yandan demeçler havada uçuşurken aksedenin, kesişenin iradeye karşı tahakkümü bir kez daha kondurabilmek olduğunu sunmaktadır. Ceylanpınar'daki saldırının, Suruç'da ve Meskan Dağı'nda yaşananların tümü, bir iradeye, bir halka edilen onca zulme rağmen buradayız, hayır ayaktayız çığlığına ve çağrısına karşı vurulmak istenen kettir. Nefret öylesine dolayımsız, dümdüz yinelenmektedir ki kırımın ve terörün kimin elinden neler gözetilerek şekillendirildiğini, kimin neyi yıllardır önemsediği meydana çıkmaktadır. Bir kez daha tüm bu hışmın aslında ne için olduğunu ikiletmeksizin tek seferde aynalamaktadır.

Bugünün ülkesi sınırlarının yakınındaki bu pejmürdeliği aşmayan, o zulümden vahametten yolunu ayırmayı hemen hiç düşünmeyen bir yolda ilerlemektedir. Hükümet sivil makamlarından askerine kendi mekanizmalarıyla 'unsur' dediklerine lojistik desteğini esirgemezken, bir de onlarla beraber Kobane'yi düşürmeye çalışan katillerle aynı safta yer alır ateşe ve zulme ortak olmaktadır biteviye. Bir yerde İşid'in yapmak istediğini, sınırın öte yanından bu yöresine taşımayı denemektedir. Direniş sahalarındaki halka ait arabaların, çadırların yakıldığı, Ypg mevzilerine kurşun atılan bir döngü yahut da küçük çaplı bir savaş icra olunmaktadır. Halka karşı ve halkın öz dinamiklerine, meramına, isyanına karşı o hep aşina olunan kurşun, yangın ve zulüm güncellenmektedir. Biteviye gün be gün bu fecaatin üzerine yenileri eklenmektedir fecaat bunlardadır.

Soluk almaksızın tekrar olunması gereken bu bahiste tek bir hamleyle, bir biçimde düşman yaratımının halen geçer akçe sayılmasıdır. 'Barış Süreci' diye bir şeyin artık adını, derdini ve neden elzem olduğunu muhataplardan sadece Kürd Özgürlük Hareketi seslendirirken, geriye kalanların bu tragedyayı sürdürme heveskârlığıdır dert olmaya devam eden. Hepimize dert olması gereken budur. Kanıksatılmış olan belagatin, sivri dilin, eylemin ve neticeleri hiçbir türlü kestirilemeyen hamlelerin ötesi o akislerden yansımaktadır bir kez daha. Düşmanlık ediminin bunca kolay devreye sokulabildiği, halen herkesin 'teröristlik' potansiyellerinin bulunduğunun bildirildiği, bu yerle yeksan etmelerin asla tükenmediği, ölümün halen yüceltildiği bir menzil bina olunmaktadır. Sözü naçarlaştıran, hep tekrar ediliyormuş izlenimi uyandıran tanımların birlikteliğinde sonucu bir kez daha hüsrana uğratma gayreti güncellenmektedir açık apaçık.

Aynı gün, Gever'in Oramar bölgesindeki Herki köyüne başlatılmak istenen bir saldırı da dipnot olarak açıklamalardan bir diğerinde yer edinir. Kolaçan edilip duyurulmaya devam edilen şeyler körü körüne yıkımın bu topraklardaki lanetlenmişliği daim kılması adınadır. Yetmemiş midir otuz beş senedir dönemde olan bitenler. Bir kalemde kısadan kestirilip atılmaya çalışılan ve ancak kart kurttan nihayet kürd diyebilme başarısına ulaşan bir ülkede, hep ezberlerin gösterildiği, önemsendiği bir yerde kâfi değil midir zulüm. Aşmak ya da sonlandırmak için gayrete düşmek bir yandan müzakereler için bir şeyler yapılırken, çok açık edilmese de adımlamalar için insanlar direnç gösterirken, duyarlık sergilerken hiçbir haltı doğru düzgün vermeyen medyamız sayesinde devletin yalanlarına tabi olmaktan çıkmayı ne zaman başaracağız?

19 Temmuz günü 39 yaşındaki Xurşit Haci Ahmed adlı Rojavalı’nın, askerler tarafından vurularak öldürülmesi gibi kırımların duyurulmadığı bir ülke reva mıdır? Görgü tanıkları, Ahmed’in kendi tarlasında çalışırken, tek kurşunla vurularak öldürüldüğünü anlatırken, aynı bölgede geçtiğimiz Mart ayında da, 8 kişilik iki aile Türkiye’ye geçmek isterken askerler ateş açmış, 2′si kadın 3 kişiyi yaralamışken halen zor ve uzakta bir ihtimal midir, o vahamete uyanmak? Hdk, Dbp'nin ortak basın açıklamasında belirttiği gibi "16 Temmuz günü, sınır boyundaki karakollarında Türk askerlerinin işlediği insanlık suçuna bir yenisi daha eklenmiştir. H.H isimli genç kadın, sınırı geçmeye çalışırken Katran Bölük Komutanlığı’na bağlı askerler tarafından sınır karakolunda alıkonulmuş ve bu askerler tarafından tecavüze uğramıştır."

Kâfi gelmeyecek bir biçimde zapt-ı raptı devletin en birincil önceliği olarak ele alan, bunu hır gürle uygulamaktan geri kalmayanların zulmünü sorgulamaya ve yeter artık çağrısı üzerine uzun uzun düşünmeye daha çok var mıdır, nedir halimiz, nicedir durum? Hır gürü bir siyasi tavır olarak, ister düşük yoğunluklu aba altından sallanan sopa olarak, ister tam kapasite savaşın bir hayat görüşü, zamane gerçeği, şartı olarak duyurulmasından, bilinmesinden bu yana her şey o azaba dökülmektedir. Esef miktarda vakıaların bu ülkedeki her eğreltiliği, hatayı düz ve normal olarak gösterme gayretinde vahamete rehin edilen insani olandır, vicdani olandır ve akli olandır topyekûn yağmalanmaya devam edilen budur. Bilinç tarumar edilirken, konjonktürel gereklilik, büyük devlet olmak bahsi için uygulanması zorunlu olanlar, en sıradanlaştırılmış haliyle faşizan, her anı her aksi, her yolu, her sözü engellemektedir. Suçlar ortalıkta icra edilmeye devam olunmaktadır.

Yaşadığımız yer cehennemi bir uzam olmaktan uzak durmamaktadır. İddialar vahametliğini yanıtsızlıkla beraber dönüştürmeye devam ederken bir seyirlik, anlık bir karşılaşma değil kalıcılaştırılmak istenen uzun ve eksiği gediği olmayan sonsuz bir yıkımdır. Bütünüyle topyekûn bunun adınadır çabalar. Ölüm çığlığı bunca, siyasetin kalem kavgası malzemesi, el altında tutulan bir nüvesi, kırmızıçizgi belirteci olmaya devam edilirken sözü işitebilmek, Suruç'da, Ceylanpınar'da, Meskan Dağı'nda, Kobané'de olanlara karşı sestir çağrıdır elzem olan. Muktedir oyununu sürdürürken dilinden dökülenlerle paslı bir linçi türetmeye devam ederken, her anında ırkçılığa başvururken hitleri anarken daha fazla sözdür üzerine titrenmesi gereken. Biçimsiz akislerde karşılaştığımız onarılmaz, tamir edilemez; tanımlandırılmaz yaralara dönüşmeden evvel çok derin düşünülesidir.

Hiçbir türlü bilinmeyen ülkenin doğusunda, Kürd illerinde yapılanların geçtiğimiz seçim döneminden bildiğimiz kör nefretin bir boyutu, Rize'de tek başına stant açıp Hdp'nin Cumhurbaşkanı Adayı olan Selahattin Demirtaş için propaganda çalışması gerçekleştiren Necmettin Durmuş'a yapılan linç provasında görebilmek halen mümkündür. "Demirtaş’a destek standına tepki gösteren bir kişi Necmettin Durmuş ile tartıştı, standı 5 dakika içerisinde kaldırması istedi, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceği tehdidi savurarak alandan ayrıldı. Geri döndüğünde kendisi dahil üç kişiyle emekli öğretmene saldırdı." Haber metinlerinde ancak bu kadar yazılan, gerisi için çok da evham yapılmayan, önemsenmeyen şey ülkenin herhangi bir yerinde sözü salt iktidarın bel bağladığı değil, insaniyet için, haysiyet için, gelecek için, barış için sözün önüne kurulmak istenen korku duvarlarını göstere gelmektedir.

Rize'deki saldırının ardından, Samsun ve İzmir'den de benzeş "münferit" olarak kodlanan gel gelelim bunların tamamının belirli bir uzamda vatan millet sakarya'dan bağımsız bir mesaj iletimi olduğunu bildirmektedir bir kez daha. Bu saldırılar gibi nicesinden sonra bir tavır bir gereklilik olarak bu uzamda bir arada yaşayabilmenin gereğini hatırlamaktır elzem olan. Sınırımızın az ötesi ölümle sınanırken, bu tarafında hayatı! geri isteyenlerin varlığı bunca önemsenmezken bu bir muhasebe, vicdanı rahatlatma, gönülden geçeni bildirme ve sıra savma değildir hiç öylesi olmamalıdır. Hayat için çabalanmaktır aslolan. Ayrışımların linçlerin, kırımların bağında her günümüz bir biçimde yıkıma terk ediliyor. Bildiğimiz sınanışların değiştirildiği, dönüştürüldüğü yerde zapt-ı raptı, yok etmek üzerinden bina ederek söz konusu ediliyor. Kanıksatılmaya çalışılan bölük pörçük umutların da basbayağı kırımı eyleniyor.

Kimi zaman belirli bir mefhum, bir aralıktan değil her şeyin hile hurdayla, hınçla, zulümle dönüştürüldüğü bir sistem kalıcılaştırılıyor. Yeni ülke eskinin her kepazeliğini içselleştirmeye devam ediyor hala. Sistem her şeyi muhteşem, muazzam ve sorgulanamaz diye bildirirken, içinde yer alan tek bir hatadan, bir haberden, bir vakıadan bütün bunların hiç de öyle olmadığı anlaşılmaktadır. Hatalar düzeni, gerçekleri görebilmemiz için birer aynalayıcıya dönüşüyor behemehal anlık kırılmalar, karşılaşmalar bunca karşıtlığın her neyi idame ettirmek için el altında tutulduğunu göstere geliyor. Hayat hep linç edilirken, mesnetsiz bir tanımsızlığa rehin eylenirken ne yapmalı da nefes almayı tekrar hatırlamalı? Bugün o sandık bahislerinden, avaz avaz bağırıp çağıran adamdan, hedef gösterdiğini uygulamaya geçiren paramiliterlerinden uzakta nefes almayı tekrar hatırlayabilmek söz konusu olacak mıdır?

Sınır boylarındaki zalimliğin, bize alnımıza çakılmış olan bir zamanları, bin dokuz yüz on beşleri hatırlattığı tekrarlardan, o korkulardan azade özgür, bir arada ve birlikte nefes alabilme yollarını bulabilecek miyiz? Ölümleri kutsallaştırıp, her anlamda hiddet ve nefreti çoğaltarak, ırkçılığı yaygınlaştırarak toplumu kontrol edeceğini varsayan erkânın baskılamasından çıkış, bir umutla yaşanacak bir hayat söz konusu edilebilecek midir? Şu siyaset gümbürtüsünde, el atıp da zalimliğini göstermediği bir anı yokken erkânın bizler ancak birbirimize bu Chp'li şu Liberter beriki de Hdp'li vs. diyerek sınırlandırmaya, gırtlak gırtlağa düşmeye devam ederken, karabasan sürerken bunu aşabilecek yolu, asıl pusu sana kuruluyor kardeşim farkındalılığına ulaşmak halen zor mudur? İsimler, yer adları, vakıalar daha pek çok şey değişkenlik gösterirken, sonuçta fatura bir edebi metafor değil hep garibana denk gelirken, nefes alma çabasına düşmek için kıyamet mi kopması lazım gelmektedir, nedir? Dert buradadır.

>>>>>Bildirgeç

Özgüvenle geliyordu Necmettin Durmuş’un yanına az sonra onu tehdit edecek olan saldırgan; Selahttin Demirtaş için bir başına açtığı standı kaldırmazsan canınla, hayatınla ödersin diyordu…Özgüveni güçlü olmaktan geliyordu belli ki. Hemen  sonrasında Necmettin Durmuş’a, çocukları yaşında olanlar saldırıyordu.

Oysa bilmiyorlardı devrimcilerin hayatı fikirleridir ve onlar yoksa  zaten ölüdür bir insan…

Necmettin Durmuş’un özgüveniyse çoğunluk olmaktan değil, inancından geliyordu belli ki…Saldırıyla bedeni yıkılıyor  ama inancı büyüyordu oracıkta…

Emekli bir öğretmen diye geçiyordu haberlerde , oysa o hala öğretiyordu onurla durmayı. Durduğu yerde karalılıkla durmayı. Belki de öğretilmesi en zor olanı öğretiyordu. Nihayet diğer tüm dersler çok çalışmakla, onurla durmaksa kararlılıkla, devrimclikle alakalıydı…

Heslerle hayatları ellerinden alınanların, kendilerine hayat vereni, barışın ülkesi umudunu yaratanlara saldırması ne hazindi. Bu haliyle Necmettin Durmuş’a saldıra ölümün saldırısıydı…

Anlıyordum ki kimseyi zora sokmadan bu zor işte başına kimsenin başına birşey gelmesin diye düşünen bir adamdı o…Tek başına çıkıvermişti işte meydana.

Bu haliyle öncü kelimesini kelimenin tam anlamıyla hak edendi o…

Devrimcilik sürekli yürümek değildi sonuçta. Bazen durmaktı durduğun yerde…Duruyordu onurla Necmettin durmuş.

Bu saldırının olduğu zamanlarda konuşuyordu Başbakan Erdoğan Amed’te. Selahattin Demirtaş için Satılmış diye bağırıyordu…Oysa alım satım işleri para kimdeyse ondan sorulurdu…

Aldığı onur sattığı kararlılık olmasa, böyle kararlı insalnar çıkabilirmiydi bir başına alanlara…

O Amed’ten seslenirken, aslında ne demeliydi: siz benim memleketime giremezsiniz mi? 92 Newrozunda katledilenlerin 17 Aralık Operasyonunu yapanların yaptığını da söylüyordu. Resmi ağızlardan öğreniyorduk ki derin devletti onlar. 92 Newrozunu söylüyor ama Roboski diyemiyordu…Ve aslında söylemiş oluyordu düne kadar kimlerle ortak olduğunu bu haliyle. Ya onların aldığı ve sattığı neydi karşılıklı?

Belki de Karadeniz halkları en çok anlayan olmalıdır tüm ezilenleri. Bir yanı uçuruma bakan evlerin diyarıdır nihayetinde memleketim…Radyosyonla kanser edilenlerin, para için radyasyonlu çayların içirildiği, sağ kalabilenlerin ise Heslerle hayatlarının ellerinden alınmaya çalışıldığı diyardır…Kimbilir belki de korkuları da budur ,saldırmaları bundandır. Karadeniz’i siz kimden bilirseniz bilin. Ben Kazım’dan bilirim…

Necmettin Hoca’nın aldığı onur verdiği kararalılıktır özgürlüğün masalarında, bilinsin…

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Kemal BOZKURT'un, Onurla Durmak... başlıklı makalesi de sözün giderek daha az önemsendiği bu ülkede kalıcı olan, gereksinimiz halindeki idrak edilesi öğeleri karşımıza çıkartmaktadır. Dilden dökülenler, klavyede birleştirilenler bu derdin ne kadar ivedilikle önemsenmesi gerektiğini ortaya koyan bir çağrıdır. Bugünün ülkesinde her şey tersine dönüştürülürken, alaşağı edilirken bir meramdır, hepimizin okuması gerken.. takdirlerinize paylaşıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Devletleşmeyenler - Gözde BEDELOĞLU - Birgün
Şehreküsenler ve Küstürenler - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
'Yahudi, Ermeni, Rum, Süryani, Eşcinsel, Alevi Kardeşim' Diye Bir İfadeyi Asla Duyamazsınız - Raffi A. HERMONN - T24
Faşist Olmak, Bir ‘Hak’ Değildir… - Murat SEVİNÇ - Diken.com.tr
Susun Artık - Hayko BAĞDAT - Taraf
Filistin ve Türk Sağının Hitler’le Flörtü - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Her Yer Microfaşizm - Pınar TREMBLAY - T24
Faşizm Macerasına Doğru - "Kurtarıcı" Teorisi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Ayeleth Şaked’in Suretine Bürünmek - Hidayet Ş. TUKSAL - Serbestiyet
Irkçılık, Münferit Bir Şaka Değildir - Misak TUNÇBOYACI - Muhalif Yazılar
Bir Büyük Y - Bülent USTA - Birgün
When The State Sanctions Turkey’s Ugly Anti-Semitism - Louis FISHMAN - Haaretz
Mario Levi'ye Destek - Bianet
Mario Levi, Nefret Söyleminin Hedefi Oldu - Aslı ULUŞAHİN - Cumhuriyet
Ortaköy Sinagogu’na Yumurtalı Saldırı - Serdar KORUCU - CNN - Nor Zartonk
Düşman Kardeşler: Yahudi Karşıtlığı ve Siyonizm - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Birileri Bizi Mi Avutuyor? - Aris NALCI - T24
İsrail Savaşı Çoktan Kaybetti! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Eski ve Yeni(lenmeyen) Ortadoğu - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Where's The Honest Reporting On Gaza From The BBC? Asks Musician Brian Eno - Stop The War Coalition
Savaş ve Barış - Selin NASİ İZ - Şalom
Gazze - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Ortadoğu’ya Hitler’in Yardımı Olmadan Barış Gelir Mi? – Doğan ALPASLAN DEMİR - Toplumsol
The Middle East Friendship Chart - Joshua KEATING - Chris KIRK - Slate
Who Profits מי מרוויח من يربح - Research Project
Esrar İçmek, Geğirmek En Büyük Mutluluk - Ali Murat İRAT - Birgün
Devlet ve Devrim’e Karşı - Kaçakkova - Mutlak Töz
Yoğurtçu'da Yurttaşlar Sordu, Selahattin Demirtaş Yanıtladı - HDP Genel Merkezi - Youtube
Yeni Toplumsal Dilin Adayı: Demirtaş - Ferhat KENTEL - T24
Selahattin Demirtaş: 'Kardeşlik Bin Çankaya'dan Daha Değerlidir' - Mehmet YİRUN- Şaban KARDEŞ - DHA - Onedio
Kara Delik - Demir KÜÇÜKAYDIN - GünZileli.com
Adaletsizliğin Adını "Güvenlik" Koymuşlar - Ali TOPUZ - Diken.com.tr
Tutanağa Göre #UğurKurt Vurulmamış - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
Uğur Kurt'u Vuran Polise İki Komiser Birden 'Ateş Etme' Demiş! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Uğur Kurt'u Vuran Polise 'Peşinen' Beraat - Birgün
#İbrahimAras - 112: Biz Giremiyoruz Karakola Taşıyın! - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
AİHM'den Biber Gazı Kararı: Polis Yaşam Hakkını İhlal Etti - T24
#KışladaAskerÖlümleri - ‘Oğlum Kürtsün, Solcusun, Alevisin Vururlar Seni’ - Zeynep ÖZEL - Demokrat Haber
#KışladaAskerÖlümleri  - Sevag Davası Tanığı Sürekli Tehdit Edilmiş - Uygar GÜLTEKİN - Agos - NZ
Yılmazer, Dink Soruşturmasında İhmali Olanları Deşifre Etti: Necmettin Emre, Vedat Yavuz ve Bülent Demirel - Bayram KAYA - Fazlı MERT - Zaman
Iraklı Türkmenler ‘Yok Olmanın’ Eşiğinde - Ceyda KARAN - Taraf
Süryanilerden IŞİD Vahşetine Karşı Birlikte Mücadele Çağrısı - ANF
Rojava: A Struggle Against Borders And For Autonomy - Ali BEKTAŞ - Roarmag
Sarıyıldız: Rojavalılar İçin Ölüm Sınırına Döndü - Etkin Haber Ajansı
YPG’de Bir Türk Genci: Gezi Ruhu ile Kobanê’deyim - İsmet ESKİN - Dicle Haber Ajansı - Jiyan
Barış İçin Kadın Girişimi Çadırları Ziyaret Etti - Bianet
Roboski’nin Çocukları Neyi, Niye Kaybettiklerini Ne Zaman Anlayacak? - Frederike GEERDINK - Diken.com.tr
Roboski'nin 34 Hikayesi - Mehmet DEMİR - Youtube
Adalet Herkes İçin Etkin Bir Şekilde İşletilmelidir - Basın Açıklaması - Mazlumder Diyarbekir Şubesi
Hani Yalandı - Odatv.com
Sarıyıldız Sınırdaki Tecavüzle İlgili Vali ile Görüştü - ANF
Demirtaş #Soma’da - XQW News
#Soma “Eşlerimiz Sessiz Kaldıkları İçin Öldüler” - H. Burak ÖZ - Başlangıç
Çocuğu Dövmekle Suçlanan Cezaevi Müdürüne “Güvenlik Tayini” - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Devrimcilikten Namus Bekçiliğine - Belda GÜRSEL - Radikal Blog
MİT ‘Dijital Gestapo’ Olmaya Aday - Gürkan ÖZTURAN - Agos
12 Eylül'e Yasakçı Demek 'Kişisel Görüş!' - Uğur KOÇ - Birgün
Adaleti Sizden Öğrenecek Değiliz - Leyla ALP - T24
İsmail Saymaz: Yargı ve Güvenlik AK Parti Eliyle Cemaate Verildi - Gündem Müzakere - İMC
Paralel Yapıya Operasyon - Deniz ZEYREK - Köln Radyosu
Hani Montajdı? - Canan COŞKUN - Cumhuriyet
Adliye Koridorlarında İlginç Olay! - Milliyet
Istanbul’s Gentrification By Force Leaves Locals Feeling Overwhelmed And Angry - David LEPESKA - The Guardian
Prangalarla Koşmak:1990'larda Özgür Basın Deneyimi,Türkiye'de Derin Devlet ve Demokratik Özerklik - Gültan KIŞANAK - Toplum ve Kuram
Interview With Prof. David Harvey - BU Political Economy Reading Group & Committee - Ekop.org
Bir Greve Daha Yasaklama Kararı - Etkin Haber Ajansı
Susuzluğun Nedeni Mega Projeler Mi? - Yeşil Öfke
Muhteşem İkili: Bilgili ve Şahenk ‘Tek Bir Ağaç’ Kesmeden Park Orman’a 108 Adet Villa, 15 Bin Kişilik Salon Yapacak! - Diken.com.tr
Human Development Report 2014 - File via UNDP
Kumkapı “Misafirhanesine” AİHM'den Ceza - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Latuff: En Başarılı Diktatörler Türkiye’deki Gibi Sahte Demokrasilerde Oluyor - Selçuk ÖZBEK - Birgün Pazar
Hindistan’da Kurucu Babanın Geciken Ölümü - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Bazı Fraksiyon.org Editörlerinin Mini-18-Brumaire’i: Sol Yayıncılıkta Sansür ve Darbe Ayıbı - Barış YILDIRIM - Yazılama
Bu Köşe Yazısını Da Mı Kaldırtacaksınız? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Kamera Görmüş Kazazede Gibi Sırıtmak - Özgür ERBAŞ - Toplumsol
Hamşesnak Keuşe Soy Gelli - Gözde KAZAZ - Agos
Zeynep Altıok, Anka'yı Anlattı: Barışı Biz Getireceğiz - Didem ÇELİK - Evrensel

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
A fighter of the YPG in a field outside the village of Alok. The body of a fighter of the al-Nusra Front can still be seen here days after he was shot dead.
Photo By Andy Spyra. via Jadalliya

>>>>>Poemé
Ötesini Söylemeyiceğim - Sezai KARAKOÇ

Kırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır
Suyun içinde gürül gürül yanan
Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları
Bekçi Halil’in kız kardeşinin oğluna ait
Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan
Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum
Hiç kimsenin bilmesine imkân yok
İmkân ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı
Ve yağmur yağıyor ben birşeyler olacağını biliyorum
Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili
Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum
Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil
Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil
Annemi babamı karıştırmayın işin içine
İnanmazsınız ama onların şuncacık
Şuncacık evet şuncacık bir alâkaları bile yok
Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar
Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor
Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?
Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz
Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi
Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de
Kirli çamaşırları tahta döşemelerin
Üzerinde bırakmamanızı yalvararak isteyeceğim
Yalvararak isteyeceğim diyorum Medenî Adam
Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem
Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir
Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi
Hatta Matmazel Nikol’un o kırmızı ipekli gömleğini
Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya
Bile giymek istemem istemiyeceğim
Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz
Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan
Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok
Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler
O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı
Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi
Ben ve kardeşim Ali’nin anlayabileceğinizi umarım
Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi
-Ben bunu ispat edeceğim-
Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya
Beyaz ve yumuşak
Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var
Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz
Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu
Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz
Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz
Siz bizi görmüyordunuz
Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk
Siz onu çok öpüyordunuz
Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı
Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım
Annem böyle konuşmak ayıptır dedi
Annem o kadına şeytan diyor
Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar
Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı
Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz
Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel
Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç
Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor
Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum
Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı
Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum
Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız
Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız
Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor
Sizin o kadını sevmiyor Süleyman
Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor
Ben de onu seviyorum
Onu ve bizim evi seviyorum
Bizim evin her tarafı tahtadandır
Ayrıca matmazelin üzerine
Bir akrep atabileceğimi de düşünün
Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz
Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar
Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz
Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor
Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor
Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı
Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez
Onun için gidin şapkalarınızı da beraber götürün
Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar
Her biri bir damla atıyor aşağıya
İşte yağmur bunun için yağıyor
Ben bunun için yağmuru seviyorum
Yağmur bizim için yağıyor
Çalılar için Süleymanın tabancası için
Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine
Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor

1953, Eylül

Kaynak

Sunday, July 20, 2014

Deuss Ex Machina # 508 - briseadh roimh déan

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_508_--_briseadh roimh déan

14 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Fennesz - Sav (Editions Mego)
2. Fennesz - Static Kings (Editions Mego)
3. Claro Intelecto - White Sun (Delsin)
4. Claro Intelecto - A Nightmare Before Bedtime (Delsin)
5. Sascha Dive - Dark Shadow (Deep Vibes Recordings)
6. Sascha Dive - Thunderstorm (Deep Vibes Recordings)
7. Manuel Tur - MKS-70 (Freerange Records)
8. Manuel Tur - Werk (Freerange Records)
9. Robert Babicz - Astor (Gui Boratto Remix) (Renaissance)
10. Gui Borato - Telecaster (Renaissance)

briseadh roimh déan
(508)
Çürümek: "Yeni" Ülkenin Eskimeyen Vaadi…

Hayat ancak hayal gücümüzün ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür. – Emil Mihai Cioran

Tekrarlanan büyük vecizler, anlatılmaya bir türlü yeter-kâfi bulunmayan tahliller, yazı akardan geçtikçe bir örnekleşen, tıpkı muktedirin algısında yer edinmiş sabıklık gibi biteviye bir saplantıyla handiyse aralıksız bahislerin tam yanı başında bir manadan çok daha ötesini gösteren bir edim karşımıza çıkmaktadır çürümek. Görünen onca şatafatın, yaldızlı sözün, henüz atılmaya devam edilen nutkun, söylevin ya da cümlenin bağında buralara her ne olmaktadır onun bahsi yükselmektedir o aralıkta. Yinelenen kalıpların birbirinden fena olanlara yol vermesi için mütemadiyen sayıklandığı bir menzilde çürümek buranın paylaştığı en derin yıkımlardan birisidir.

İnsani olanın, ona dair olanın giderek bir mekanik algı yönetişimi başlığı altında ruhun değil makinenin yönlendirildiği, bireyin değil aslında müesses nizama ayak bağı olmayacak personaların gelişiminde harcandığı acının, elemin, fecaatin aralıksız güncellendiği bir yerde sondan bir evveli göstere gelmektedir çürümek bahsi. Nihai olana varana kadar yapılacak düzenlemeler, kararlar ve hükümler birer ikişer, yaftalarla beraber bu sarmalın sınırlarından hayatı muğlâklaştırmaktadır. Çürüme menzili geliştirildikçe, kapsamı arttırıldıkça vahamet sorgulanamaz kıldırılır, ne de olsa komutla tepki verilen, tepkiye göre susulan ya da konuşulan bir ülke olduğumuz türlü örtbas çabalarına rağmen aleniyettedir ol bahiste.

Dünün hataları birer, üçer, beşer el altından esas sahip çıkılana dönüştürülerek 'yeni'nin vahameti daha baştan güncellenmektedir. Çürümeyi normal bir çıkarsama ya da olması gereken bir evre, dönüşüm hamlesi olarak değerlendiren pratiğinde yaptıkları ile onun nasıl daha fazla tahribat adına kullanıldığını yekten göstere gelen bir iktidar güncelliğindeyiz. İktidar gücünü güncellerken, adım atılmadık üzerine basılmadık, zapt-ı raptı altına alınmadık bir menzil, unsur ya da öğe bırakmamaktadır. Bireye yönelen şiddetin temellendirilip geliştirilmesinden, hepimizi ilgilendiren konularda mahalle kabadayısı edasıyla yapılan göndermeler, sayıklamaların arkasından türlü çeşit tezatlığın bir aradalığında bunu okumak mümkündür.

Tutturulup ta gidilen yollarda başa getirilecek fecaatlerin henüz arafındayızdır bir ihtimal. Kapsamaktan çok yerin dibine sokmak, anlamaktan çok azarlamak, yuhalamak için malzeme olarak bilinen, anlaşılanların; sıradanın sözünün, derdinin karşısında yükseltilen hıncın kanıksatıldığı bir heyulanın içerisindeyiz. Her yerden tekilleştirilmiş, otokratizmin ustasının söylemleri beyana geçip, kayıt altına alınıyor. Her sözde, demeçte çürüme daha bir yakındadır. Sistemin belagatleri def etmek için hep kullandığı doksan yıllık düşman yaratımı, bunun adlandırılması, tarif edilmesi geniş halk kesimlerine onların birer "mihrak" olarak yer ettirilmesi için sonu gelmez çabalarla beraber bu çürüme dibimizdedir.

Nefret, hınç ve zahiri elden yitirmemek kaybetmemek için kullanılan ezberler dün neydiyse bugün de onun bir adım, kademe daha ilerletilmesi o şablonun keskinliğinin daha büyük tahribatları yenilemek için kullanıla geldiğini örneklemektedir. Erkin bu davranış biçimi vakıaları daima tersinden yorumlamasının bir ihtimal sonunu görmek konusunda eksik bir tecrübe, eksiği gediği olan bir mesel olarak değerlendirilebilir. Ancak Ali İsmail Korkmaz davasındaki katleden çetenin müdahillerinden olan avukatın belagati savunup, kırımı haklı çıkartmak, aklamak için öne sürdüğü argümanlarda çok daha fazla başa örülen çorapları görebilmek mümkündür. Tüm bu heyulada arta kalanın her neye evirildiği can yakan bir çıkarsamadan öteye geçer.
Sanıkların savunuşlarından, sözlü bildirimlerinden tüm bu detayları görebilmek mümkündür. Paranoya derecesinde, kendileri etmişlerdir her fenalığı, her defasında; -ne ki suçu yine gariban katledilen çekecektir "bedel" orayı işaret eder, etmelidir. Yağmalananın sadece doğa üzerinden, üstünden değil bir de böylesi insanı insana kasıtlı olarak kırdıran suretten, vakıadan ol linçten okumak mümkündür. Hesap verilmeyecek bir de üzerine ahkâm ve had bildirilecek bir büyük yıkım bina edilmektedir bir kez daha. Kare kare izlettirilen görüntülerle zanlıların her dem olduğu gibi vatan savunuşu olarak birilerinin dolduruşlarına, birilerinin emir erliklerine riayetlerinin sonucu özetlenmekte bir kez daha o aralıkta.

Tekme atanın, küreği ile kışkırtanın, sokağa sıkıştırıp da linç edenin amirinden memuruna, fırıncısı gibi paramiliter esnafına el üstünde tutulduğu bu kaçıncı dehşettir varın orasını siz belirtin. Sanık, Mevlüt Saldoğan'ın “Bir baba olarak o gece hiç kimseyi kasten öldürmeye teşebbüs etmedim. Polislik mesleğinin bana verdiği yetkiyle bedenen zor kullanarak dağıtma yetkimi kullandım.” bahsinden ötesi aleni, ötesi belirginken, ötesi cinayetken halen sürdürülen bu pejmürdelik bir tragedya değilse nedir? Adalet zevatın başını ağrıtmayacak kadar önemsenen, bir noktaya kadar anılan sonrası kendi haline bırakılan mesel midir, bu kadar mıdır?

Devlet Denetleme Kurulu'nun 1993 yılında ikisi otel çalışanı, otuz beş aydının katledilmesi ilgili Madımak raporu yirmi bir sene sonra tamamlanır. Tam yirmi bir sene sonra Devlet ses eder etmesine de katil zanlısı avukat kadar kendinden emin, belagati, kötülüğü inatla savunan 'milliyetçi ve dini duyguları güçlü insanların etki altına alındığı' imasını öne süren bir yorum ilave edilir. Daha açık söylersek Aziz Nesin'in konuşmalarının, Pir Sultan Abdal heykelinin dikilmesinin, ses edilmesinin hep görünür olan ama hemen hemen hakkında hiçbir şey bilinmeyen Aleviliğe karşı geliştirilen şartlı refleksin ölüm olduğunu bildirmektedir. Karşıt görüşlerin birbirlerini alaşağı etmeye çalıştığı bir kalkışma, sıradan bir olay menziline sıkıştırılmaya çalışılmaktadır bu katliam bir kez daha. Somut gerçeklik tersini söylese de devlet bildiğini okumaya, o aralıktan eylemeye herkesin başta da katledilenlerin yasını hala tutanların gözlerinin içine baka baka devam ediyor.

Umursamadığı, örtbas edilip zaman aşımına terk edilmiş bir dava-vakıa olarak bu ülkedeki her büyük kırımdaki gibi yerini alması için çaba sarf etmekten usanmıyor, hala ve hala. Acıyı yaşayanların en iyi ifade edebilecekleri o yıkımlar, silleler, küfürler, kâfirler bir yana bir de herkesin devletinin birilerini daha fazla önemsediğini gösteren bir yorum karşımıza çıkartılıyor. Kapanmayan yaralar bir de böylesi raporlamalarla nihai tahlillerle beraber basitçe örtbas edilmeye devam olunuyor. Devlet başa ya da kuzgun leşe sözü cismaniliğini acı tecrübesini bir kez daha sahneliyor. Meşum otelde mahsur kalıp, katledilen insanlar hasıma, mevzii kaybetmemek, 'irticaya geçit vermemek için' ısrarla otelde kalındığı bir detay olarak bu resmi hüviyetli raporda işlenmeye, vicdani meselin kırım olduğu göz ardı edilmeye devam olunuyor.

Acıları birden çok kılınan ülkede her gün yeni ağıtların temellendirildiği, boyuna filizlendirildiği ya da güncellendiği bir uzam bina olunmaktadır. Eksiği gediği olmaksızın üç yüz altmış beş güne, üç yüz altmış beş acı bu kör, sinsi, hiddetli reel politik hamlelerin refakatinde yine insana denk gelmektedir. İnsan eliyle, yapılmış, düğmeye basılmış, talimatı verilmiş, onanmış, onaylanmış olan kırımlar bu kör bir girdap halindeki ülkede yinelenmekte an be an gün be gün. Ümit Kurt'un katledildiği Okmeydanı'ndaki vahşetten sonra dava dosyasındaki kadük vurgular, kolluk kuvveti! personelinin meşru müdafaasının, molotof atıldı, karşılığında kendimi savundum sözünün, eylemin her nasıl bir bilinçle yinelendiğini, adalet önünde dahi suçlunun kendine yazılmış senaryoyu oynamaktan bir an olsun imtina etmediğini göstere gelmektedir.

Bir protesto gösterisini bahane ederek, bir mahallenin neredeyse aralıksız olarak baskı altına alındığı bir yerde, insana kıymanın hesabını vermek bir yana, oradan bu buradan şu atıldı imgesine sahip çıkılması düşündürücüdür. Uğur Kurt katledilmiştir, durduk yere değil, handiyse biline istene bir cana daha kıyılmıştır var mıdır bir başka açıklaması. Suçlar bu menzilde, devlet adına, o makam için, melun çıkarları doğrultusunda eylendiğinde sonu hep acı ardı hep böylesine sürüncemeli davalar, açıkta hesabı verilmeyen soruların kalıtlaştığı bir hal olmaktadır.

Resmiyete kavuşturulmuş olan üç yüz bir sayısıyla anıla gelen Soma Madenlerinde işlenen cinayette olduğu üzere hesabın verilmediği verilen sözlerin unutturulduğu bir heyula imal olunur. Rant için insanların katledildiği bunun şartlarının, ikliminin oluşturulabildiği bir yerde, hiç kimsenin hesap vermeyeceği bunca açık bir biçimde ilan olunmaktadır bir kez daha göstere göstere. Verilen ya da taahhüt edilen sözlerin üzerine yenileri güç bela, ite kaka, bin bir rica minnet ilave olunurken bütün bunların neoliberal tahakkümün bu en vahşi halini, kölelik düzenini ortaya seren madenciliğin, onun emekçisinin sorunlarıyla bir başına kala kaldığını göstermektedir. Madenlerde hayatını yitirenlerin mesai arkadaşlarının, yaralanıp organlarını kaybeden işçilerin işten atılması sürecinin devam olunduğu, neredeyse ilk gün yaşanan travmanın, hilafsız devam olunduğu bir uzam Soma'da halen süre gitmektedir.

Büyük vecizler dile dolandırılırken onca sesleniş katara eklenirken çürüme ise bir kez daha hâsıl olmaktadır. Çürüyenin sadece beden değil bir zihniyet, iki hafıza üç bu ülkenin demokrasi beklentisi olduğunu göstere gelen karşılaşmalar önümüze serilmektedir. Bir yerlerden hatırlanmaya devam olunan adaletin tecelli edeceğinin bir masal olduğundan dem vurulandır bu çürüme sürekliliği. Acıların üzerine çok daha büyük ve çok daha ağır yıkımlar kondurarak ilerleyen muktedirliğin, a'sından z'sine; devletlûnun her icraatı bir biçimde işte bu andığımız nihai çürümeyi rutinleştirmektedir.

Bir başka örnek 'Rojava devrimini' boğmak adına çeteler tarafından yapılan saldırılara karşı Rojava halkıyla dayanışmak amacıyla Şanlıurfa'nın, Birecik ilçesine bağlı sınırdaki Aşme köyünde kurulan direniş çadırına yüzlerce polis, asker ve zırhlı araçlar ile müdahale edilmesinde görülebilir. Hdp Diyarbakır milletvekili, Nursel Aydoğan derdest edilir o saldırı sırasında. Suruç ilçesindeki direniş çadırına da bir müdahale gerçekleştirilir. Müdahale bir sözlük anlamından ziyade o nefret ediminin, sözüm ona barış sürecinde her neye dönüştüğünü, nasıl sabit kaldığını göstere gelen bir hamledir. Bu saldırılar sırasında yaralanan Sadık Aydın'ın hayati tehlikesi sürmektedir. Birecik'in Ziyaret (Zarêta Serxetê) köyünde yapılan baskın sırasında, başına isabet eden gaz fişeğiyle yaralanan Jinha muhabiri Şehriban Aslan ise dört gün boyunca uyutulmaya devam edilecek, ajansların geçtiği haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla.

Bu haber kesitleri benzersiz birer tespit ya da daha önce başka yerler adına bildirilmiş halen duyarlılık beklenen birer mesele değildir. Topyekun hıncın güdümünde aslen her nereye konumlandırıldığımız ifşa olunmaktadır bu detaylarla ve o çürüme bahsiyle. Bedenlere kurulan tahakküm sürecinin sonunda, her neye dönüşeceğini göstere gelen bir tanıklıktır çürüme. Erk, muktedir, iktidar, hepsi ya da bazısı hangisini uygun görürseniz işte hemen her anlamda bu teori olanı pratikte görünürlüğü artan bir meseleye dönüştürmektedir aralıksız. Bahsedilenler, kısaca değinilenler, anlatılıp da sonra unutulanlar otuz kırk saniye haber bültenlerinde gösterilip de geçilenler, ezber okumalar, geçip gitmiştirler, affedersinizler, van minütler o ayağınızı denk alınlar vs. bir dolusu gözdağı, hakaret ve fazlasından okuyabilmek mümkündür.

Bugün yaşadığımız ülke, yer, bastığımız bu toprak parçası bunlardan mürekkep olan çürümelerin deney sahasıdır. Denendikçe insanlığın yitirildiği lime lime paramparça edildiğinin gösterimde olduğu bir alandır. Bir rasyonaliteden bahsedeceksek bugünün ülkesinden kelimenin eksiksiz karşılığında bu çürümeyi ileri sürebilmek söz konusudur. Artık zerre şaşırtmayan hemen hiçbir surette afallatmayan bir hızla ve her gün kademe kademe el verilenler, yol verilenler, önü açılanlar unsurlar ve daha pek çok hamleyle, karanlık elle, yöntemle beraber kotarılanlar bize bu bahsi ne kadar derinden yaşadığımızı hatırlatmakta göstere gelmektedir. Bir yerlerde eylenen, sisteme dâhil edilen güncellikle yolu buluşturulan tahayyüller ve kapsayışlar içe atılıp da biriktirilmeye devam edilen şiddet seremonileri a'sından z'sine sistemin her neye yol verdiğini ifşa etmektedir bunca ört basa rağmen.

Kalıcılaşan yıkım ve o çürümenin ta kendisidir. Yerin üstündeyken bile hayatlarımız ipotek altında, halimiz viran, bildiğiniz harap, çürüyoruz vesselam. Mamafih bu büyük ve yeni Türkiye'de bunların önemseyen, sorun eyleyen sayısı bariz bir biçimde azınlık. Mütemadiyen anlatmaya devam olunan şeyler belirli bir kesimin, kitlenin, halkın değil hepimizin geleceğine mani olunması çabasında her ne evrede olunduğunu da göstere gelmektedir. Çürümek bir hakikate dönüşmüşken artık düşünmeye başlamalı ziller hepimiz adına zangır zangır çalarken bugün ve şimdi!

Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil, insanlar arasında acı çekendir. –Emil Mihai Cioran”* Çürümenin Kitabı’ndan..

>>>>>Bildirgeç
Büyük Kutsallar, Küçük Kurbanlar - Gökçe TAHİNCİOĞLU - Milliyet

Köydeki o ıssız evde neler olup bittiğini herkes bilir, kimse bilmezdi.
Evin büyük oğlu, bir gece, küçük erkek kardeşi yatağına gelmediği için evi yakmaya kalktığında, zaten aslında bilen ancak bilmezden gelen bütün köy, yangını söndürmek için elbirliği etmişti.
Anadolu’nun yardımseverliği her yerde bilinirdi.
Elbette ki yanan bir evi elbirliğiyle söndürmek gerekirdi.
Herkes o kadar duyarlı, o kadar yardımseverdi ki, evin büyük oğlu, küçük erkek kardeşini, yatağına gelmeyi yine reddettiği için evin bahçesine çıkartıp gömdüğünde birkaç saat sonra hemen koşmuş, küçük çocuğu topraktan çekivermişlerdi.
Bir başka gün çocuğun üzerine kolonya döküp yakmaya çalıştığında müdahale eden ve sonrasında oğlundan dayak yiyen annesini nasıl da teselli etmişlerdi.
***
O ıssız evde, üç çocuklu bir anne, zihinsel engelleri bulunan baba, büyük oğlan, ortanca kız, küçük oğlan yaşayıp gitmeyi denerlerdi.
Sadece denerlerdi çünkü yaşam akıp öyle pek kolay gitmezdi.
Baba, başkalarının bahçelerini çapalar, verirlerse, 10-20 lira ile eve dönerdi.
Anne, vakıftan aldığı 200 lirayla çocukları okula gönderir, evin ihtiyaçlarını giderirdi.
Üç çocuğun üçü için de okulda, “zihinsel engelli” denirdi.
Her şey açığa çıktıktan sonra yapılan testlerde öyle çıkmayacaktı ama öğretmenler, köy ve aile durumu kabullenmişti.
***
Annenin ikinci evliliğiydi.
Daha 14 yaşında evdeki baskılardan, dayaklardan bunalmış, kendisine bakan ilk göze kaçıvermişti.
Daha çocukken kucağına kızını almış, sonrasında terk edilmiş, baba evine dönememişti.
Kendi anlatımına göre, o yüzden işte, mecburen evlendiği ikinci kocası “deliydi.”
Ve bütün hayatı kendisinin göğüslemesi gerekirdi.
Zaten o ilk kızı da erkenden birilerine kaçmış, daha 22’sinde evlenip boşanıp, ortada kalmıştı, tıpkı kendisi gibi.
Üç çocuk daha doğurmuştu ama şansı yaver gitmemişti.
Belki işte herkesin kıskanıp suçladığı büyük oğlu, kendilerini kurtarıverdi.
Bütün o suçlamalar, bütün o yalanlar da çekemeyenlerindi.
***
Baba, daha çaresizdi.
Büyük oğlunun istekleri için çabalar, o gün para kazanamayıp, sigara alamadığında dayak yerdi.
Eşi, kendisini dinlemez, “erkek gibi” görmezdi.
Kızı ve küçük çocuğu da kendisi gibiydi.
***
Küçük oğlan, ağabeyinin kendisini sürekli yatağa çağırdığını, yakınına gelmek istediğini, gitmediğinde dövdüğünü anlatmıştı öyle saf.
Kendisini tek koruyan ablası da artık uzağa gitmişti.
Sadece o geldiğinde evde biraz rahat ederdi.
Ağabeyi, o vakit, kendisini bırakır, ablasına giderdi.
Zaten ablası, ağabeyinin kendisine zarar vermesine izin vermezdi.
Bazı geceler, korumak için sarılır, yatağında yatırır, olmadı bütün gece gidip gelip kontrol ederdi.
***
Ortanca kız, biraz büyüyüp de kendisini göstermeye başladığında, ağabeyinin dikkatini çekmişti.
Önce samimi kardeş sohbetleri gibi başlamış, sonra bir keresinde bedenine dokunmaya yeltenmişti.
Bir başka seferinde yeniden yeltendiğinde bağırıp, ağlamış koşup annesine söylemişti.
Annesi kaşlarını çatıp da yalancılıkla suçladığında, derdinin koca bulmak olduğunu öyle bağırıp, yüzüne sözleriyle öyle derin vurduğunda omuzlarını kaybetmişti.
Saçlarını, bir başka tacizden sonra annesinin bulunduğu komşu evine koşarak gidip olan biteni anlattığında kaybedecekti.
Bakışlarını, akşam babasının yanında anlattığında.
Ruhunu, bütün köy kadınlarının ortasında annesinin ve bütün o kadınların kendisini yalancılıkla suçlayıp, “ayıp” diye susturduğunda.
Ve umudunu, bileğini ilk kez kesmeye çalışıp ölmediğinde.
Öfkesini, ağabeyini şikâyet için gittiği polis merkezinden geri gönderildiğinde.
2 yıl sonra bir gün, artık canına yeniden tak ettiğinde, bileklerindeki çiziklerin sayısı bilinmez, bayılmalarının sayısı sayılmaz olduğunda, yeniden polis merkezine gitti.
Bu kez bir polis ilgili merkezi aramaya karar verdiğinde ilk kez bir şeyler değişti.
Polisler geldi, uzmanlar evi ziyaret etti.
Herkes dinledi herkesin aslında bildiği hikâyeleri.
Öğretmenleri “Kız yalancıdır” dedi, köy kadınları “Kız yalancıdır” diye söylendi.
Annesi “Kızım yalancıdır” diye uzmanları engelledi.
Ama herkes anlattığında, kulaktan kulağa evlerde konuşulup dışarı çıktığında yüz çevrilen hikâyeler kâğıda dökülüverdi.
Kız, Sevgi Evi’ne gönderildi, büyük ağabey için, “danışman” kararı verildi.
Kızın evine dönmesine gerek olup olmadığına karar vermek için inceliyor mahkeme şimdi bütün belgeleri.
Küçük erkek çocuk için yapılan ise sadece, “danışmanlık” tedbiri.
***
Köydeki o ıssız evde, ortanca kızın olmadığı aynı düzen sürüp gidiyor şimdi.
Bir ülkede o köy neyse, odur şehri, o şehir nasılsa, öyledir medyası, devleti, mahkemesi.
O yüzden öldürülürken kadınlar, istismar edilirken çocuklar, susulur, açığa çıktığında çünkü o zaman kolaydır suçlamak birilerini.
Çünkü o düzende aslolan ikiyüzlülükle örttükleri ayıplarını saklamaktır ve bu suça herkes ortaktır.
Küçük ve çaresiz çocuklar, bir umudu, direnci olmayan kadınlar, bütün bu kutsal düzenin yıkılma riskine karşı sadece, verilebilecek küçük kurbanlardır.


* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Çürümenin her nerelere uzandığı bahsi ne tek bir yazılık ne de tek bir cümleliktir. Gökçer TAHİNCİOĞLU'nun kaleme aldığı "Büyük Kutsallar, Küçük Kurbanlar" makalesi bu atfetmeye çalıştığımızı göstere gelen bir aynalayıcıdır. Bir kez daha bu heyulanın içerisinde neler geçip gitmektedir, neler dert edilmemektedir, ortak el birliğiyle ve nasıl çürümekteyizdir bunun okuması adına önemli bir metindir. TAHİNCİOĞLU ve Milliyet Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Linç Kültürü - Kaçakkova - Mutlak Töz
Ramazan'da Suriyeli Katletmek Orucu Bozar Mı? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
İsrail'in Ayağını Denk Almasını Ümit Etmek… - Sibel YERDENİZ - T24
Gerçeğin Çölünde, Sanrıları Değil Hakikati Fark Etmek - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
Fez-leke… Mezdeke! - Umur TALU - Habertürk
Mülkiye Demir Kılınç İkiz Bebekleriyle Cezaevine Girecek - İMC
Afgan Gencin Ölümü: Tanık İfadelerini Polis Kafasına Göre Yazmış - İsmail SAYMAZ - Radikal
Su’dan Musluk’tan Darbe Güzellemeleri - Emin NERGÜZ - Radikal.Blog
Kim Ortadoğu’da Yaşamak İster Ki? - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Fears Of Islamophobia Gave Activists Free Rein in Birmingham Schools - Helen PIDD, Patrick WINTOUR & Lyndsay WARNER - The Guardian
Filistin İşgalini Normalleştirmek İşgalcilerle Suç Ortaklığıdır - Judith BUTLER / Udi ALONI - Cogito
Rachel Corrie'yi, Şarlo'yu, Gandhi'yi, Mandela'yı Aramak - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Gazze Limanında Hanabi - Armen SEMSUR - Radikal.Blog
Boys Drawn To Gaza Beach, And Into Center Of Mideast Strife - Anne BARNARD - The New York Times
Zordur Kumda Koşmak - Delice GÜNAY - Jiyan
#Gaza - Israel / Palestine: Unlawful Israeli Airstrikes Kill Civilians - Report - Human Rights Watch
Protesters Storm Israel Embassy In Istanbul, Claim ‘Israel Is Killing Again’ - The Global Dispatch
Israel's Operation Protective Edge In Gaza - Live Blog via Jerusalem Post
#Gaza - Nina PALEY - Globe Today
Bir Mektup Vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin Endişeleri - Halil BERKTAY - Serbestiyet
Düşman Kardeşler: Yahudi Karşıtlığı ve Siyonizm - Foti BENLİSOY - Nüve
Suriye Krizi: IŞİD Suriye’de İlerleyerek İç Savaşın Güç Dengelerini Değiştiriyor - Patrick COCKBURN - Sendika.org
Suriyeli Göçmen… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Christians Flee Iraq's Mosul After Islamists Tell Them: Convert, Pay or Die - Louisa LOVELUCK - Daily Telegraph
İHD Bölge Şubeleri: IŞİD Türkiye Desteğiyle Rojava’da İnsanlık Suçu İşliyor - İHD Diyarbakır
2008 Zap, 2013 Serêkaniyê, 2014 Kobanê - Amed DİCLE - ANF
Rojava Başka Bir Ülkede Mi? - Oğuzhan KAYSERİLİOĞLU - Sendika.org
Rojava Ezilen Halkların Stalingrad’ıdır! - Hayri TUNÇ - Jiyan
ISIL ‘Attacks Shiite Mosque’ in Istanbul - Hürriyet Daily News
'Caferilerin Sesi' - Selim TEMO - Radikal
Yeşilköy Kilisesi’nde Son Gelişme - Hayko BAĞDAT - Taraf
#HrantDink - Bütün Yollar Kamu Görevlilerine Çıkıyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
#Hrant Dink - 17 Temmuz 2014 - Basın Açıklaması - Hrant İçin Adalet İçin
Zirve Sanıkları Tahliye Olunca Türkiye’den Ayrıldı - Yakup ÇETİN - Zaman.com.tr / Jiyan
Aileler, Uludere İçin Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda Bulundu - Ahmet ŞİNOFOROĞLU - Cihan Haber Ajansı
#MehmetAyvalıtaş - Gezi'de Oğlunu Kaybeden Baba: Adalet Yerini Bulmazsa Ülkeyi Terk Edeceğim - T24
#AliİsmailKorkmaz'ın Davasında Neler Yaşandı? - Birgün
Gereği Düşünüldü! - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Tecavüz Cumhuriyetinin Kan Dolaşımı - Güneş KARA - Jiyan
#Homofobi - Yasakçı Paksüt, Eşcinsellere Nasıl Sahip Çıktı! - Ali KARAHASANOĞLU - Akit
#LGBTIQ - Translara Silahlı Saldırı ve Polis Tacizi! - KaosGL
#LGBTIQ - Basın Açıklaması - Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği
Gülistan’a Mektup - Deniz GÖKSEL - Jiyan
“Tanrım, Babamın Önderi Anlamasına Yardım Et!” - Foti BENLİSOY - Başlangıç
'20 Yıldır Adalet Bekliyoruz' - Helin ALP - Al Jazeera Türk
Gerilla Ailelerinin Üç Yıllık Mücadelesi ve Toplu Mezarda 16 Yıl Sonra Keşif - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demirtaş, Gezi, Kürtler ve Kirli Propaganda - Çetin YILMAZ - Jiyan
Gezi, Demirtaş ve Kürt Hareketi - Barış YILDIRIM - Fraksiyon.org
"Kürtler Gezi'de Vardı-Yoktu" Meselesi - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Cumhur’un Reisi - Osman ELBEK - KaosGL
TKP, Demirtaş ve Seçimler - Şöhret BALTAŞ - Jiyan
Neden Demirtaş? - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Demirtaş Neden Haklı? - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Selahattin Demirtaş "Cumhurbaşkanlık Seçimi Yol Haritası" Konuşması (15.07.2014) via Youtube
Armenian Organization Backs Turkey’s Presidential Challenger Demirtaş - Asbarez
‘Yeni Türkiye’ Mi Demiştiniz? - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün
Sosyal Demokrasi Kürt Sorunu’nu Nasıl Çözebilir? Araftan ÇıkışYolları - Emrah ASLAN - Nüve
Hande Yener Bakkalında Böyle Alışveriş Görmüş Mü? - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Alevis Split On Turkey's Presidential Elections - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
İsim Vermeden HDP'ye Yüklendi: Silahlar Olmasa, Aldığı Oyların Yarısını Bile Zor Alır - T24
Kurdos, Entre El Cerco Islamista y Los Avances Políticos - Elisenda PANADÊS - Diagonal Global
Soma İşçileri Meclise Yürürken, İşçi Örgütlenmesi Büyüyor! – Başaran Aksu ile Söyleşi - Başlangıç
Tezekçi Patrona Karşı Sütaş Direnişiyle Dayanışmaya Devam - İşçi Mücadele Derneği
SÜTAŞ’ta İşten Çıkarma Sebebi Bitmiyor - Toplumsol
İnşaatta Çalışan Üniversiteli Hayatını Kaybetti - soL
Adsız Titanikler - Levent KONCA - Güneşli Pazartesiler
Sacco ve Vanzetti’den Sacco-Vanzetti Savunma Komitesi’ne - İştirakî
‘Protecting’ Russians in Ukraine Has Fatal Consequences - Timothy GARTON ASH - The New York Times
Sosyal Medyanın “Ölü Kızları”: Jada Pozu ve Steubenville Tecavüzü - Elçin POYRAZ - CinsoMedya
Beyaz Çimento Kültürü - Dila KARAM - Radikal.Blog
Dünya Kupası Beyrut’ta İzlenir - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Futbolun Cazibesi ve Solun Futbolu - Tanıl BORA - Toplumsol
Turgenyev – İlk Aşk - Veli BAYRAK - Birgün
“Are You Going With Me?” - Adnan ALGIN - Futuristika
Yoldaş Pançuni - Nükhet EREN - Birgün Pazar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Pawel Althamer-Venetians Installation via Artkurio

>>>>>Poemé
En Büyük Özgürlük - Ahmet ERHAN

Damarlarıma yeniden yayıldığını duyuyorum kanımın
İçtenlikle söylüyorum, seviyorum bu hayatı
Ölmek istemiyorum ama ölebilirim şimdi
Varsa ölümümün bu dünyaya bir yararı.

Koca bir çınar gibiyim, az da olsa yaşım
Kopmaz köklerim var hayatın yüreğinde
Şimdi ağlayıp sızlanan körpe dallarım
Onlar toydur biraz, başları gökyüzünde.

Yaşamak, bizim en büyük özgürlüğümüz artık
Acıların, gözyaşlarının da bilincine vararak
Bağırıp çağırmadan, boyun büküp ağlamadan
Yaşamak…enginlerde salınıp, yücelerde coşarak.

Bağırıyor içimde bir kuş, durmadan bağırıyor:
Şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
Bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
Ağladım. Biraz rahatladım.İyiyim şimdi.

Kaynak

Sunday, July 13, 2014

Deuss Ex Machina # 507 - silenciadors fabricats sota les ordres directes

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_507_--_silenciadors fabricats sota les ordres directes

07 Temmuz 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Roman Flugel - The Sky (According To Sapna) (Mule Musiq)
2. Recondite - Corvid (Mule Musiq)
3. How To Dress Well - What You Wanted (Weird World)
4. How To Dress Well - Words I Don't Remember (Weird World)
5. Eno & Hyde - Who Rings The Bell (Warp Records)
6. Eno & Hyde - Mother of a Dog (Warp Records)
7. COH - Bond Number (Editions Mego)
8. COH - Helicon (Editions Mego)
9. DMX Krew - Paradise Grove (Shipwrec)
10. DMX Krew - Fractalus (Shipwrec)

silenciadors fabricats sota les ordres directes
(507)
Sahte Cennetlere Kanmadan Cehennemden Çıkış Var Mıdır?

“Ben bir tek dev saniye içinde, hem fevkalade, hem korkunç olan binlerce eylem gördüm, hiçbiri de beni, hepsi mekânda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı. Ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak çünkü dil sınırlayıcıdır.” Jorge Luis Borges – Alef’ten bir kesit..

Bir yerlerden belirli-belirsiz pek çok uzamdan içli dışlı olduğumuz ya da hiç tanıyamadığımız, asla ulaşamadığımız menzillerden birilerinin her gününden, bir kısmımızın dününden, birçoğumuzun bugününden ve şimdisinden seslenişler kulağımıza çalınıp duruyor. Koca kalabalıkları barındıran betondan mamul ses yalıtkanlarıyla mürekkep, her köşesi işgal edilmiş kuru gürültüye teslim-rehin edilmiş kentlerden evet o sınırlandırılmış suretlerden; çağrılar yükseliyor avaz, avaz. Muktedirin gözetimi, denetimi ve dönüştürme çabası olanca hızlılığıyla devam ederken, hep bir şeylere mani olma seferberliği o malumu ilan ederken gerçekliğin aslında neleri kapsadığını ve nasıl da belirli bir şemaya oturtulmayacak, engel olunamayacak kadar derin ve ağır yıkımları beraberinde taşıdığını duyumsatmaktadır o seslenişler.

Basit kolaya kaçılıp bir cümle ile özetlenebilecek bir hayatı idame etmediğimizi göstere gelen ve bu kadar korku nüvesine rağmen, sese ses eklemeye devam eden çağrılardır bahsetmeye çalıştığımız. Birilerinin duyulmaması için elinden geleni ardına koymadığı bu yerde sıradanı görünür kıldıran bir teşebbüstür o seslenişler. Dünün ezberlerinin bugün kullanılarak yeni sınavlar için, basbayağı zemin teşkil ettirildiği bir yerde seslenişler kimi zaman sıkışık kaldığımız yerlerde, tüm o boğma çabalarının biteviyeliğine karşı nefes alma çabasıdır. Boğuntuya konulmak istenenlerin esas meselleri, esas konuşulması gerekenleri, esası suna geldiği bir merhaleyi tanımlandırandır seslenişler. Kısık ya da yüksek, bir başına ya da bir kaç kişi veya çok daha farklı etmenler, birliktelikler ile beraber buranın resmi! tahayyülleridir o seslenişler.

Resmiyeti devletin şekillendirdiği bir uzamda gerçekliğin gayri resmi hali üzerine eklenen kelamlardır bu seslenişler erkânın bizatihi duymadığıdır. Çabaları sayelerinde hemen hiç fark etmediğimiz sanılırken, esas her şeyin nasıl da birbirini takip eden bir süreklilik içerisinde deviniminin asla şansa bırakılmadığı bir yerde hayatın her ne hallere konulduğunu bildirmeye devam edendir işte ol seslenişler. Avaza dökülen yerde muktedir olanın tüm ört basına rağmen gerçeği haykırmaya, olanı biteni anlatmaya devam eden bahislerdir o seslenişler. Dünümüz ve günümüz bir biçimde bunca seslenişi, gözlemi, çıplak gerçeği, düpedüz hakikati, eksiksiz gediksiz, tanımlamaya, paylaşmaya devam ısrarcılığı ile sürdürülebilmektedir. Unuttuğumuz yerde yeni bir felaketin kapımızı çalacağını bildiğimizden bu yana seslenişler sadece durum bildiriminden ibaret olanı biteni yad eden bir ifşaat ya da felaketlerin açtığı tahribata dair bir gözlem paylaşımından ibaret değildir asla.

Bugünün dünyasındaki muktedir nesnelliğinde nasıl algılandığımızı, onların perspektifinde her nereye konumlandırıldığımızı yekten ve dolambaçsız bildirendir seslenişler ve tanıklıklar. Hiddetin en normal tavra belirgin bir halde sıkıştırıldığı, öylesinin bildirildiği bu oyun hepimiz için sonlar hazırlamaktadır. Nasıl olsa karışan görüşen olmadığından birsinin acısını diğerinden üstün tutmak ayrımını o hiddet ile bildirmek bu satıh dâhilinde deneyimlenmektedir behemehal gün be gün an be an her an. Acıları birilerine karşı çekiştirilecek, siyasi bir mesele haline dönüştürüp akıl okumalara girişilmesinin tanıklığıdır gözümüzün önünde cereyan eden. Büyük ağabeylikler, ülkenin içinde bulunduğu coğrafyanın en çok sözü geçen ülkesi olma vurgusu, inadı vesair çabaların denkliğinde nasıl da kıyametleri çağıran, onları önemseyen alkışlayan bir menzile dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.

Bir yerlerin kırımının felaketinin oluşumunda ucundan kıyısından destek verilmesi gayreti yetmezken, bunlar gibi pek çok farklı menzilde de o teşvikler, el altından yönlendirmeler ve akıl yürütmelerle ırkçılığı yükseltme gayreti bütün bu hezeyanların iklimini daha da net bir biçimde özetlemektedir. Teşviklerin bir sonraki adımı tırlarla silah sevkiyatları, "unsur"ların Türkiye sınırları içerisinde tedavi edilmesi, Kürd özerk alanı ya da bölgelerine yapılan müdahalelerin görmezden gelinmesi, etnik ayrımcılığı kışkırtan bunu önemseyen her durumda bir ayrışım için eldeki tüm imkânları o sahada yeniden kurgulayan, destek bulan bir menzildir oluşturulmaya çalışılan. Acılar birbirinden bağımsız değil birbirleriyle birleşik, lehimlenmiş hallerde bu ülkede her güne paylaştırılmaktadır bir kez daha, yeter ki görece haklılık kazandırılacak, erkin mağdur olacağı şayiası çıkartılabilecek bir nüve el altında bulunsun.

Yeter ki insanlık bahsini önemsiz bir detaya indirgeyecek bir çıkar meseli ortaya çıksın. Her şey kaldığı yerden daha büyük vahametler adına bir inatla, ayrışmaz bir hışımla beraber sürdürülecektir. Düzenin bu sorgulanamaz yapısında üstten indirgemeci, emreden, biat isteyen tahakkümü çeşitlendiren davranış kodlarıyla toplumu nihai dönüşüme, sessizleştirmeye devam eden bir çabadır karşı karşıya olduğumuz. Bu tavırlar karşısında; her daim yengilerle, yaşamak zorunda bırakıldığımız bir ülkedir varılmak istenen. Erkan için doğru tecrübe edilebilir, sınanabilir olmasından çok, ne kadar işlevsellik taşıdığı ve nasıl büyük yıkımları ulaştıracağı mühimdir o mefhumun devamlılığında. Herkes için belirgin olanı tahlil edebilmenin önüne kurulan bu set, yığıntı iktidar için ömür-zaman kazandıran bir meselenin kendisidir.

Bütün donanımıyla daimi bir harp içinde olan akıl, bu ve benzeri pek çok çıkarsamayla kendini var eden o savaşlara borcunu ödemektedir. Çok daha fazla ezen, talimatlar yağdıran kurumlarının önceliğinin insanlar değil mekanizmalar olduğunu güncelleyen bir heyuladır sürdürülmeye devam edilen. Bugünün ülkesi dünün en bedbin tavırlarını ambalaj güncellemesiyle beraber yeniden takdim etmektedir. Kodlanmış patriarkal tavır bütünlüğü bunun için sürekli olarak güncellenmekte, zamane şartlarına uyumu sağlatılmaktadır. Otoritenin takdimini üstlenen lacivert takım elbiselilerden bir üniformaya ihtiyaç bile duymayarak sözleriyle bu devinime olur veren çağrılara destek veren kendiliğinden görevliler ve atanmamış klikler sayesinde gidişata dair seslenişler umursanmaz bir detay haline dönüştürülür acı tükenmeksizin bile isteye.

Düzenin bekası adına bugünün şartlarında bunca fenalığın sorgulanmasının, tahlilinin yeri yoktur çünkü her şey kanıksatılabilir. Her şeye yeter bir sandık bahsi, erkin kronikleşmiş olan sorun yumağına karşı yegâne çözüm önerisidir. Çözüm diye dayattığı; şiddet, hınç, hiza ve askeri nizamın en güncel halinin onaylanması beklentisidir otuz iki kısım tekmili birden. Bütün saflarda, kalıcılaşan yıkımı örtbas etmek ve aşmak salt alına oya ve bir sandığa bakar. Düzen oyunu alır alamazsa gasp eder, sündürürür, hatta çalar sonuçta bu demokrasi diye anılan edimin en pespaye piyesi tüm faturalandırmaları halka dönük olmak üzere yenilenir. Mesele oy kullanmak, seçmek değil seçeneksizliğe meşruluk kazandırmak, cumhurun başının saksı, bekçi, noter olunmadığını vurgulayan gerektiğinde de şantiye şantiye gezeceğini bildiren bir kimliğin, ustanın yolunu oluşturmaktır. Oyunun handiyse tüm kuralları bunun üzerinden şekillendirilmektedir gümbür gümbür.

Bir ülkenin gittikçe, atfedilmiş olan muhafazakârlık segmentinde yeni kırılmaları ve çok daha büyük sorgulanamayacak dönüşümleri için "sandık" temel bir başlangıç noktasıdır böylesine dönüştürülendir. Hepi topu bir balkon konuşması ile esasında her ne olacağının ilkin tatlı tatlı dillendirileceği ve o merhaleden sonra kopacak kıyametlerin de başlangıç vuruşudur. Devlet kendi alıştığı pratiği içerisinde bu alışılageldik rutini bir hamle olarak bellemekte ve eksiğin tamamlanacağı mesel olarak ele almaktadır. Oysa yalın gerçek, bu yıkım arzusunu göstere gelmektedir. Tükenen insanlıktır. Ezber olunmuş klişeler, vurgular ve çıkarsamalar bu dönüşümü nihai bir sona vardırana kadar güncellenecektir burada. Kinin her neye dönüştüğü, neye yol verdiği meydana çıkmaktadır azar azar, usul usul değil, birbiri peşi sıra hamlelere ev sahipliği yapılan bir güncellikte.

Keskin laik söyleminin bu ülke siyasetinde hala konuşulmayan yaptığı tahribat sözüm ona karşı yanıt olarak "milli" takısıyla endamını gösteren iş bu muhafazakâr dindarlık kuşağında da yinelenmektedir. Vesayetin hep lafta sonlandırıldığı şeklinin ve cisminin düzenlenerek, dönüştürülerek halka siz bizi yönlendiriyorsunuz bakın burada sandık ve oyunuz, yalnız geçen seçimlerdeki gibi trafolara kedinin girebileceği hazin vakıaların refakatinde sonuçlar duyurulabilecektir. Vesayet tüm bu kadroların en üstten en alta, tek bir faaliyet doğrultusunda bilumum kısıtlandırmayı devam ettirmektedir her şey ustanın yola devam etmesi içindir. Sorunların asla sorun olarak ele alınmadığı bir menzil hemen her şeyin bu yönetişim kastına yönelik bir fenalık, her sözün komplo, her eylemin darbe, bir ses ettiğimizde işittiğimiz o alarm zillerini çaldıran şeylerin iki katı çoğaltıldığı 'dokunan yanar' bahsinin sahici, kalıcı bir merhaleye evirildiği bir ülkedir.

Elitlerin vesayetinden, milli motifine haiz tabi bir oy potansiyelini kıllanarak gelişen, sivil bir vesayet böylelikle ortaya çıkmaktadır. Ne ki dert olan sadece bu doğrultunun güncellenmesi el değiştirmesi değildir. Devletin şeklen her zaman olduğundan daha derin, çok daha baskın, daha çok denetleyen, daima fişleyen ve fırsatını bulduğunda da yok eden bir mekanizma olarak kalıcılığını kutsal bir görevmiş gibi tabulaştırılarak sürdürülmektedir. Ezber olunmuş sözlerle dile getirilmiş, uygulamaya geçilmiş bahislerin daimi bir paranoya üstünden! fütuhatçı milliyetçilik, dini motifleri siyasi rant, mevzi kazanmak için kullanmaktan kaçınmayarak ve çok fazlasıyla bu tabulaştırmalar düzeneği devam olunmaktadır. Kemikleşmiş olan sabitlikler, birbiri ardına sabıkalı tahayyüllere evirilmektedir.

Her şey çözümlenebilmiş gibi bir vaveyladır kopup gidiyor. Kendi tekrarından sıkılmayan cenah yeni ayrıştırmaları yıkımları temellendiriyor. Ne ki artık sıradan olan için adım atacak menzil kalmamış durumda. Dört yan yağmaya peşkeş, rant için paylaşılmaya devam ediliyor. İstikbal için zulme olur vermeye devam eden bir zihne açıktan rehin edilmeye devam ediyor. Kıyametler kapıdan olmazsa bir biçimde bacadan buyur ediliyor, yeter ki düzenin bugünkü hali sürdürülebilsin. Yeter ki usta eylemeye, herkesin her şeyine karışmaya karar mercii olmaya devam edebilsin. Yeter ki usta akıl karışıklığından daima uzakta yazı akardan geçen o günkü hedefe konulacak kimler, hangi kimlikler varsa ona karşı söz edebilsin, iki satır o da linç için hedef gösterebilsin.

Daha yakın zamanda Gaziantep'de düzenlenen nümayişin bir benzeri, bugün unutsak da pek çok şeyini yaşadığımız ülke tarihinin unutmayacağımız yaralarından birisine mesken olan Kahramanmaraş'taki Suriye'li göçmen istemiyoruz kalkışmasında yinelenerek cismanileştirilebilsin. Hınç eninde sonunda linçe ve ötekisi olarak başta bulunanın dilinden, onun gözetiminde yayınlanan kitaplardan, gazetelerden ekranlar ve daha pek çok mecradan bangır bangır yayınlanan ırkçılık teşviklerinin cehennemî neticelerinden birisini göstere gelmektedir. Ortak yaşam iradesi veya çabalarının tamamına yakınına bu menzilden, daha önce pek çok kez bahsettiğimiz gibi bir öfke bilinçli bir biçimde yok etmek, def etmek, silmek adına ve için kullanıla gelmektedir bunca rahatlıkla.

İsrail dölü! lahzasının üzerinden çok zaman geçmeden bugünün sıra neferi olmayı bir başarı olarak değerlendiren makam ve mevkilerini, gelecek tahayyüllerini o doğrultudan ilerletenlerin bahislerine konu ettikleri bir devlet şiddetine karşı hemen tüm Yahudi nüfusuna karşılık gelecek seslenişler, yaftalamalar giderek bu düzenin her neye benzeştiğini fizandan değil, yakınımızdan duyurmaktadır. Seslendirilmesine müsamaha asla gösterilmeyen şeyler bu ülkenin yaralarını derinleştiren bir ayrıştırma çabası olduğunu göstere gelmektedir. Dert buralardadır, bunca kolaylıkla nefret, hınç ve soluk almaksızın ırkçılığın rahatlıkla siyasette malzeme edilebilmesidir. Kalıcılaştırılmak istenen bu düzeneğin cumhurbaşkanı seçiminde sonra devamlılığı için sürdürülmektedir.

Hiçbir sorun çözülmemişken, halen yaralar kanamaya devam ederken, davalar muallâkta konulmaya devam ederken, bir dolu soru halen yanıtlanmayı beklerken nefret dili, muktedir lügatini oluşturmaktadır hala. "Başbakanın kullandığı dil nefret ve düşmanlaştıran dildir. Akp’ye oy veren insanlara karşı biz bu dili kullanmayacağız. Sırf Akp’ye oy verdi diye bir grubu düşmanlaştırmayacağız. Ama Başbakan’a göre bu böyledir. Başbakan’a oy vermeyen herkes düşmandır, vatan hainidir. Bu dil, polisin kullandığı şiddetin nedenidir, Gezi’de gençlerin katledilmesinin nedenidir. Bu dilden vazgeçmediği sürece 76 milyon kişinin cumhurbaşkanıyım dememeli. Bütün Türkiye’yi kucaklayan bir mesaj vermediyse, Sivas katliamı ile yüzleşmediyse, Rojova’daki katliamlara dur demediyse, Roboski ailelerinden, Berkin Elvan’dan özür dilemediyse asla Türkiye’nin cumhurbaşkanı olmayacaktır" Hdp'nin Cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş'ın dile döktüğü meramdaki gibi açıktadır her şey görebilene.

Seçim güncesinden bağımsız olarak başlı başına derdin büyüklüğünü göstere gelmektedir. Çünkü tahribat ve yıkım erke asla kâfi gelmemektedir. Toprağa ve yaşama yapılan yetmiyor bir de zihin bir hışımla, hızlı hızlı kötürüm eylenmeye çalışılmaktadır. Düşünce tam kapasite iğdiş edişler had bildirimleriyle sıfırlanmaya devam edilmektedir. Bütün bunlar için -bu daha başlangıç- bahsiyle bu günlerin arkasının geleceği biteviye yinelenmektedir. İçinde alenen kalakaldığımız cehennemî ortamdan "sahte cennetlere" kanmadan bir arada çıkmak mümkün müdür. Bir yol var mıdır? Yeni diye sunulan bu ülkenin hiç eskimeyen alışkanlıklarından kurtularak, nihayetinde, eksiği gediği olmadan, yüzleşerek ortak bir geleceği bina etmesi halen bir ütopya mıdır? Söz kesintisiz olarak bu nobran, tekçi, ırkçı ve dahası fenalıkları eylemekten hemen hiç kaçınmayan muktedir aklına karşı seslenmeye devam etmektedir. Önemser misiniz? İşitir misiniz? Kale alır mısınız?

>>>>>Bildirgeç
Kıyameti Koparmak İçin Daha Neyi Bekliyoruz? – Özcan KIRBIYIK – Jiyan

Davos’ta başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres arasında geçen diyalogda, aklımda yer edinen en vurucu cümle; Tayyip Erdoğan’ın Peres’e, haklı olarak sarf ettiği ve hepimizin de içinden geçen ‘öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz! Plajlardaki çocukları öldürdünüz.’ cümlesiydi.Gerçi sonradan başbakan ‘benim tepkim moderatöreydi,Şimon Peres’e değil.’ dediyse de gündemde pek yer bulmadı.Ama mevzu bahis çocukları katleden bir devlet zihniyetini ifşa etmek olunca, o gün orada başbakan, taraflı tarafsız Filistin konusunda zerre-i miskal duyarlılığı olan herkesçe haklı olarak takdir gördü

İnsani anlayış da,dini anlayış da,vicdani anlayış da,hukuki anlayış da  savaş esnasında bile kadınlara ve çocuklara zarar verilmesini kesinkes red eder.
-Davos’ta herkesin tüylerini diken diken eden ‘çocuk hassasiyetiyle’ ortaya çıkan başbakana ne oldu da geçen sene polislerin katlettiği 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesini meydanlarda taraftarlarına yuhalatacak kadar zalimane davranıyordu?
-Ne oldu da başbakan Gezi Eylemi’nde hayatını kaybeden çocuklar için göğsünü kabarta kabarta meydanları ‘emri ben verdim,bennn!’ diyerek  inletiyordu?
-Filistinli onlarca çocuğun kanına giren Şimon Peres’e tarihi ayar veren Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl bir çocuk aşkı doğdu da,Davos’taki Peresle kapışmasından birkaç yıl evvelinde, Van’da eylem yapan Barış Anneleri için ‘kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız!’ dedikten sonra Van sokaklarında özel harekat polislerinin şehrin ortasında üst üste yığdığı anne ve çocuklarını ‘kadın,çoluk çocuk demeden’ işkenceden geçirtecek kadar gaddarlaşacaktı? Hem de Filiistin’de işgalci konumunda bulunan İsrail güçlerine rahmet okutacak işkence türleriyle…

Hep kıyametin alametlerinden bahsedip duran halklar olarak, asıl kıyametin bu olduğunu ne zaman göreceğiz?
Başbakan,
Berkin Elvan’ın annesini yuhalatırken kıyameti koparmadık ya,
Van’da eylem yapan Barış Anneleri’ni çoluk çocukla, tek emriyle sokak ortasında işkenceden geçirtirken, önüne atlayıp ‘zulümle abad olunmaz başbakanım!’ diyemedik ya,
Ceylan Önkol’u parçalanmış bedenini eteklerinde toplayan annesi, hala gözlerimizin içine bakarken ‘katil devlet hesap verecek’ bile demiyorsak,diyemiyorsak;’devlet babadır,kutsaldır,muhim olan devlet bekasıdır’ deyip, yaşamaya devam ediyoruz ya,devletin ete kemiğe bütünmüş hali olan ve yaptıkları her şeyi devlet adına yaptığını söyleyen polislerin Diyarbakır’da 6,7 ve 10 yaşlarındaki 3 kız kardeşe yıllarca cinsel taciz ve tecavüzde bulundukları  ortaya çıktı!
Suçlu arayan herkes aynaya bakabilir,Berkin’in,Ceylan’ın Uğur’un katledilişine sessiz kalan herkesin bu olayda payı vardır!
Uğur’un hesabını sormadık Ceylan katledildi,Ceylan’ın hesabanı sormadık Berkin’i katlettiler,Roboski’nin hesabını sormadık Gezi’de gençler katledildi.
Diyarbakır’da çocuk bile sayılamayacak yaştaki 3 kız kardeşe  tecavüz edildi,olayın peşini bırakır da kulakarkası edersek,failler ve aynı çevreler bundan güç alıp neler yapabilir herkes düşünmeli.

Şimdi biri de birgün çıkıp, Davos’ta yapılana benzer bir konferansta ya da söyleşide başbakana: ‘siz çocuk öldürmeyi de iyi bilirsiniz,çocuklara tecavüz eden polis yetiştirmeyi ve desteklemeyi de iyi bilirsiniz!’ dese bu sözleri sarf eden kişiyi yine hepimiz, başbakanın o gün Davos’ta sonuna kadar desteklediğimiz sözleri gibi ayakta alkışlayacak mıyız?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Özcan KIRBIYIK'ın kaleme aldığı "Kıyameti Koparmak İçin Daha Neyi Bekliyoruz?" makalesi de bu minvalde eksik kalanların tamamlayıcsı bir okuma parçası. Düzeneğin göreceliliği, birisine tepki verirken bir başka vakıa karşısındaki hep ve daimi suskunluk, yeni soruları beraberinde getiriyor. Yeterince güçlü bir biçimde düşünecek ve taşınacak ve eylemeye başlayacak mıyız. Sorgu ortada ve her şey meydandadır. KIRBIYIK ve Jiyan'ın anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Bir Daha Asla
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Hani İbrahim Aras'ın Elinde Patlayıcı Vardı! – İsmail SAYMAZ – Radikal
‘Mini Destan’: 10 Yaşındaki Çocuğu Başından ‘Usulüne Uygun’ Vurmuş – Diken.com.tr
Ali İsmail'i Eve Gönderen Doktor, Tekmeci Polise Ayaktan Rapor Vermiş – İsmail SAYMAZ – Radikal
#AliİsmailKorkmaz – Zanlının Telefonundan AKP’li Vekil Aranmış – Uğur KOÇ – Birgün
Ali İsmail Korkmaz’dan Vicdanlara Mektup Var – Kanat ATKAYA – Hürriyet
#UğurKurt – Tabancasını Alıp Ateş Etmiş – Kemal GÖKTAŞ – Milliyet
Medya Derlemesi: Öldürülen Filistinliler Neden İsimsiz? – 5Harfliler
Yıldız Tilbe, Leman Sam ve Diğerleri: Sinizmden Faşizme – Stefo BENLİSOY – Başlangıç
Polisin Üç Yıl Sonra Savunması: Hopalılar Kendi Dükkanlarına Saldırmış – İsmail SAYMAZ – Radikal
Sertaç Ekinci: ‘Adalete Hesap Verilmeden Yaralar Kapanmaz’ – Doğu EROĞLU – Başkaldıran İnsan
Devlet Aklı - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Devlet İçin Kurşun Atan Çetenin Marifetleri Dava Dosyasına Girdi – Taraf
Adli Tıp: Çarkın'ın Akli Dengesi Yerinde – Hasan AKBAŞ – Evrensel
Türkiye’de Etnik Dini ve Siyasi Kutuplaşma – Dr. Salih AKYÜREK & Fatma Serap KOYDEMİR – Bilgesam
Caferi Camisini Kundakladılar: Siz Taşa Tapıyorsunuz – Cumhuriyet
Caferiler'in Camisine Saldıran Kişi Serbest Bırakıldı – Demokrat Haber
3 Polisin Tecavüzüne Uğrayan Çocukların Babasına Ulaştık – Faruk AYYILDIZ – Evrensel
Doktor 'Çocuk İstismarı' Dedi, Adli Tıp 'Tahkikat' Önerdi, Savcı Polise Dava Açmadı! – Hazal ÖZVARIŞ – T24
Prof. Dr. Şahika Yüksel: Tecavüzcü "Tecavüz Ettim" Demez – Ekin KARACA – Bianet
Basın Açıklaması - Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Ölü Kadınlara Dair Sorular – Şöhret BALTAŞ – Jiyan
Kadınlardan Aile Bakanlığı İşgali – Bianet
“Hayata Dönüş”ün Gerçek Planı: Medyada Psikolojik Harekat – Ayça SÖYLEMEZ – Bianet
Temmuz’un 11′i: Günler Ağır… - Tunç TOKER – Jiyan
Gerçek Vizyon Belgesi – Yetvart DANZİKYAN – Bir Orman Gibi
Buldan: Çözüm Erdoğan‘la Aynen Devam Eder – Yelda GÖKDAĞ – Akşam
Roboskili Aileler: Katliamcı Bir Başbakanın Cumhurbaşkanlığı Kabul Edilemez – Dicle Haber Ajansı
Soykırım İnkârcılarına, Hırsızlara, Yalancılara Oy Yok, Cumhurbaşkanı Adayımız Selahattin Demirtaş! – Bildirge – Nor Zartonk
Demirtaş: ‘Benim Vatanım Yerine Bizim Vatanımız Demeliyiz’ - İMC
The Economist Sordu: Erdoğan Aynaya Nasıl Bakabiliyor? – Diken.com.tr
Prof. Fatmagül Berktay: Yeni Türkiye, Derin Otoriterlikle Eski Türkiye’yi İhya Ediyor – Ekin KARACA – Bianet
Erdoğan’ın Geleceği Var Mı? – Namık ÇINAR – Taraf
Başlangıç Yazıları N.9: Sosyalist Sol ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri – Başlangıç
Demirtaş’a Neden Oy Vermemeli? – Sinan GORGAN – Siyasi Haber
C.Başkanlığı Seçimleri Yaklaşırken…  – Gün ZİLELİ – GZ’ Blog
Bir İmza Lütfen... – Kemal BOZKURT – Harfvolver
Hasta Tutsak 47 Gündür Yaşam Mücadelesi Veriyor – DİHA - XQW News
BDP İsim Değiştirdi, DBP Oldu – Bestanuçe
Özgürlükçü Kürt’ler ve Laik Alevi’ler Bu Ülkenin Şansıdır! – O. GÜRSEL – Günzileli.com
Vedat Abi (Vedat Aydın) – Veli BAYRAK – Jiyan
İki Farklı Ülke, İki Farklı Örgüt ve İki Farklı Süreç... Kolombiya 'dan Türkiye 'ye... – Raul GONZALO – Patria Libre O Muerte
Öcalan: Ulusal Onurumuz İçin Herkes Seferber Olmalı – Kürdistan24
Kobanê’de Neler Oluyor? – Amed DİCLE – Kürdistan24
Ahmet Türk: Yaşım Elverseydi Kobanê’de Savaşırdım – Sedat SUR – ANF – Yeni Özgür Politika
Inside Baghdad Hospital, Harrowing Tales From The Front Line – Chelsea J. Carter & Bader 
Katy – CNN
Işid ve Nusra’nın Ortak Geçmişi – Hasan SİVRİ – Yakın Doğu Haber
Baghdadi Video 'Being Reviewed' by U.S. Intelligence – Al Arabiya
Filistin’de Neler Oluyor? – Hazal HALAVUT – 5Harfliler
The People Of Gaza and Israel Document Their Terror via Mashable
UN Calls For Israel-Gaza Ceasefire – BBC News
These Are The Names of 21 Children Killed In Gaza – Ishaan THAROOR – Washington Post
Netenyahu: Gazze'de Bin Hedefi Vurduk, Bizi Hiçbir Güç Durduramaz – Demokrat Haber
Right-Wingers Attack Leftists in Tel Aviv Demonstration – Yarden SKOP – Haaretz
On Israeli Defeat And The Future of Jewish Politics – Gilad ATZMON & Alimuddin USMANI – Gilad.co.uk
Yıldız Tilbe Yalnız Değil! – M. Serdar KORUCU – Demokrat Haber
Adını Sen Koy Bu Şarkının – Karin KARAKAŞLI – Agos
Yıldız Tilbe Ayarı – Karin KARAKAŞLI – İştiraki
Siz Hayattan Ne Anlarsınız? – Kemal BOZKURT – Harfvolver
The Palestinians Who Are Channeling Rage Into Nonviolent Resistance – Bethan STATON – In These Times
Yahudilik ve Türkiye – ADL Global
Agos’a “Erdoğan’lı” Irkçı Siber Saldırı – KaosGL
Suriyeli Mülteciler Ve Yeryüzü Evi – Armen SEMSUR – Radikal Blog
Gaziantep'te 'Suriyelileri İstemiyoruz' Eylemi – Agos
Kahramanmaraş'ta 'Suriyeli İstemiyoruz' Eylemi – Radikal
Savaşın Faturası Hep Yoksullara – Fatma KESKİNTİMUR – Evrensel
Komşunun Evi ile Göğün Sınırı Arasında : Türkiye’de Suriyeli “Misafir”ler – Zeynep VAROL – Fraksiyon
Davutoğlu: Mesele Boyun Eğmeyişimiz – A.TAŞGETİREN – Star Gazete
Greece: Immigrants Attacked By National Team Fans After Last Victory – glykosymoritis – Revolution News
Süryanilerin Vatandaşlık Hakları Masaya Yatırıldı - Dicle Haber Ajansı
Çocukları, Küçük Kurşunla Öldürürler Değil Mi Anne? Srebrenitsa Soykırımı – Hayri TUNÇ – Jiyan
Sivas ve Başbağlar: Kan Davası – Ali BULAÇ – Zaman
Maden Ocağında Toprak Kayması: 2 Ölü – Taraf
Soma İşçisine Şimdi De 'Pnomökonyoz' Kabusu – İsmail SAYMAZ – Radikal
Cengiz’in Termik Santralına Mühür – Doğu EROĞLU – Başkaldıran İnsan
Özel Güvenlik İşçileri Sendikası: "Antimilitarist Bilinci Geliştirmek de Görevimiz" – Başka Haber
Seyitömer İşçilerinin Direnişi 9. Gününde – Marksist.org
İflas Eden Fabrikadan Alacaklarını İsteyen İşçilerden Tabutlu Eylem – Başka Haber
Hariçten Memleket Sosyolojisi - Besim F. DELLALOĞLU – Agos
Osmanlı Arşivlerinde Ermeniler (6 Temmuz 2014) – Gamurç – İMC
Anadolu’daki Azınlık Vakıfları Hala Bürokrasi Mağduru – Yorgo DEMİR – Agos – Nor Zartonk
Internet - Comment Utilise-t-on Les Réseaux Sociaux en Turquie ? - Delphine DUCHENE – Le Petit Journal
Disk Basın-İş: "İnternet Habercilerine Hak Değil, Baskı Geliyor" – Bianet
62. Yıl Mesajımız: Medya Düzenini Hep Birlikte Değiştireceğiz – Türkiye Gazeteciler Sendikası
Acılardan Kaçmanın Bedeli – Meltem ARIKAN – MA’ Blog
Pudingler ve Kırmızı Hudut Taşları – Bülent USTA – Birgün

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Devlet Propagandası - İç Mihrak

>>>>>Poemé
Dün Gece Nuh Ama Peygamber Değilken Gördüğüm Düş - Onat KUTLAR

Bir ülkeye binmişim adım ne bilmiyorum
Irmaktan geçsem gerek kör karanlıktayım
Yapışmış bir yanından bir satrap kıtasına
ülke ve elimde ucu yanık pankart sapıyla
Donuk köylü heykelleri kıyıda ve Atatürk
kara-baba barajının suları durmadan yükseliyor
Uzun sürecek anlaşılan tufan ırmaklar bekleyecek
Denize yol veren dağlar delinecek önce, çocuklar
ve bir kadın sığınmış yorgun kırlangıçların
hüznüyle neden hepsi durmuş bana bakıyor
Neden bakıyor köylüler çocuklar ve sevdiğim kadın?

Oysa bir ülke yutmuş beni ve adım yunusun
şafağına çok yabancı sulardan geçiyorum
Bağırıyor öfkeli babam, "Oraya git!...Oraya git!..."
Gitmeyeceğim işte. Her neyse aklıma koyduğum
"Aldım ve kabul ettim de!..."  Hayır, etmeyeceğim!..
Ayağımın altında işte senin çivilerle yazdığın en yeni
ahid, karnından çıkamadığım kala-balık bir gün
dolaştırıp zulmün yedi denizinde senin ölümünle
güneşli bir kıyıya bırakacak beni yanıbaşımda
izinli askerler, köylüler, çocuklar ve sevdiğim kadın.

Kaynak