Sunday, August 31, 2014

Deuss Ex Machina # 513 - stillhet

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_513_--_stillhet

25 Ağustos 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Clock DVA - Rayonist Refraction 1 (Anterior Research)
2. Clock DVA - Kabaret 13 .1 (Anterior Research)
3. Shackleton - Vor Und Zuruck (Woe To The Septic Heart)
4. Shackleton - Beat His Command (Woe To The Septic Heart)
5. Bass Clef - Fluorescent City Shining City (Pan)
6. Bass Clef - Adventures Unventured - Tenderness Untendered (Pan)
7. Asusu - Sister (Nick Höppner Remix) (Livity Sound)
8. Pev & Kowton - Raw Code (Surgeon Remix) (Livity Sound)

stillhet
(513)

Sessizlik

Kötü alışkanlıklar: Saygısızlık, hafıza kaybı (amnesia), teslimiyet. Korku bizi değişmekten alı koyar. Zihinsel tembellik ise 'onlar'sız var olamayacağımızı düşünmemize sebep olur. – Eduardo Galeano

Sessizlik lafın düzü enikonu kendini ortaya çıkartan zorunlu haller dışında her nerdeyse hiçbir surette göğümüzden ayrılmayan, hep orada, hep bir perdenin ardında iş bu ülkenin ayrışmazı edilen bir tavır olarak güncelliğin sınırlarındadır. Biteviye yinelenen sınavların, her defasında kesintiye uğrayan akislerin merkezinde varlığı kanıksatılmaya çalışılandır. Büyük bir nüfusun çoktan sindirdiği ve bizatihi içselleştirdiği, geminin su alıp dibe çökmesinin ağır çekimindeki tanıklıkla teyit olunandır sessizlik, sessizce tanıklık. Çokluk delik deşik edilirken, kelimelerin ortaya serdikleri önemsiz bildirilirken bir dolu şey olup biterken vurgunun kayıtsızlıkla beraber tanımlayıcısıdır sessizlik edimi. Tamamlanan döngü nihayetinde bu ülkede soluk almanın dahi birbirine denk getirilen rabıtalara, tahakküme ve her türlü fenalığa boyun eğerek, itimat edip çoğunlukla sineye çekerek mümkün olacağının bildirildiği bir uzamdır.

Sessizlik öylesine derinden içimize işlenmekte, öylesine çarçabuk yaygınlaştırılmaktadır ki lal olmak kaçınılmaz olarak kalıcılaştırılıp, ayrıştırılmazımız eylenmektedir. Hakikatteki mesele olarak, ses etmemiz lazım gelirken önce sesi sonra imi en sonunda da kelamı yitirirken geriye kocaman bir boşluğun kalması bu itimat, biat düzeneğinin pekliğindendir. Bu biat düzeneğini her gün yeniden önümüze çıkartan iktidarın yapıp ettiklerinin kural tanımazlığındandır. İnsana dair olanın tek bir tanımla atfedilemeyeceği yerde hemen her şeyin tek tipleştirilip, monogram gibi bir tavırla altına o imza atılarak, tıpkı bir ‘monolog’ söylem sayesinde dönüştürülmesi bu yıkımı kolaylamaktadır. Ne ki gidişat ve yollandığımız menziller artık tüm bunların da yeterli görülmediğini bildirmektedir. Erk, muktedir, iktidarın daimi bir biçimde muhafaza ya da koruma altına almak istediği, kalıcılaşmasına çalıştığı meselesi bu ülkedeki ortak uzamın sessizliğidir.

Sessizce teslimiyetidir hemen her gün yine yeniden. Bir devinim, bir süreç ya da belirli bir zaman-mekân aralığında değil daima kalıcı, sarsılmaz ve aşılmaz bir sessizliktir üzerinde çalışılıp durulan. Muhafaza edilmek istenenlerin karşısında sözdür yıkılmak istenen buna çabalanılıp durulmaktadır hep bir ağızdan. Durmaksızın yeniden şekillendirilip hayatın üzerinde yükseltilen bu durumdur. Her halükarda tekilleştirilip bir doğrudan ibaret sayılan bir akışın mamuldür sessizlik. Dert kendiliğinden değil her yerde, her uzamda şekillendirilirken erkçe buna itirazların daha en başında devre dışına atılmasıdır amaçlanan. Korunaklı, aşılmaz, sorgulanamaz kılınanlar bir ülkenin hemen istikbalinde karşılaşacaklarıdır. Geleceğinde tamı tamına dibinde bitecek, başına örülecek çoraplardır sorgulanmasına mani olunup durulan her dem.

Sessizleştirme, toplumsal dinamiklerin merkezine, biyopolitiğin tanımında geçen bedene tahakküm ilkesinin tamamlayıcısı olan bir tavırdır. Sıra neferi olmayı reddedenler için hayatın her nasıl zora koşulacağı bildirilmektedir. Her sunumlandırma, söylev ve tanımın ardı arkası bu belirgin eksiltme, sessizliği arttırma adına güncellene gelmektedir her yerde. Her şey bir göz yanılsaması çabukluğunda belirli adımların uygulana geldiği bir mefhumda ardı arkası kesilmeden yinelenmektedir. Her şey kendini tekrar etmektedir, tarihin tekerrür etmesinden çok daha büyük anlamlar ihtiva eden bir sürekliliktir sürekli karşılaşılandır. Sonucun hep daha büyük ve derin yıkımlar olabilmesi için, onun adına tazelenmektedir halen. Faturalandırmalar, bedel talep etmeler, biri bitmeden bir başka tahakküm nesnelliğini ortaya koyan, bütünleştiren çıkarsamalar, engellemeler vesaire hepsi bir arada eyleyebilmeye, ortak - müşterek olanı yok edebilmeye tüm olanaklarıyla devam edilen bir ülkeyi göstere gelmektedir.

Suskunlaştırılan, soluksuz bırakılmaya devam edilen dünün yapılanlarının eksiksiz halen güncellenmeye devam olunduğu bir tavır olarak bilinmesindendir bu satıh da düzen için yinelenen. Kendiliğimizden, kendi çevremizden başlayarak tüm toplum katmanlarıyla, bireyler ile sorunların çözülebilirliği uzlaşılabilir birer çıkış yolu tahsisinin önünde biriken, kalıtlaştırıldıkça bir aşılmaz duvarlar silsilesidir muktedirin yapa geldiği. Her icraat yıkımın ontolojik derinliğinde bir kademe daha ilerleyebilmek, bu bariz olan konuşma, anlaşma ve tahlil edebilme çabalarına ket vurulmasını göstere gelmektedir. Her icraat daha büyük sessizlikleri meydana getirebilmek adınadır bu ülke söz konusu olduğunda. Hayatı zorlaştıran bu karanlığın ayrıştırılmazımız kıldırılması, demokratik tahayyülün her neye dönüştürüldüğünü de göstere gelmektedir.

“Restorasyon” olarak atfedilen, erkin öncülü ve ardılınca zikredilen cümlelerde sıklıkla bahsedilenlerin her harfi böylesi bir sonuçlandırmayı daha erkene çekebilmek adınadır. Sessizlik mutlak biat ile bu yıkım döngüsüne tepkisizlik ile şekillendirilmektedir. Ne ki eylenenler hiçbir tahayyülün ya da anlatının ya da sıradanın sözünün artık işitilmediğini de kanıtlamaktadır. Otuz beş yıla yaklaşan süreç dâhilinde, tipik bir yamalı bohça haline dönüşen o darbe anayasası hemen her günü muktedirin lehine dönüştürmekteydi. Hemen her günü salt kendini kurtarması için erkânı devletlûnun beklentilediği eli sağlama almasına yardımcı bilinendi. Kaldı ki restore edilecek, buna gerek duyulabilecek herhangi bir düzenleme yapılmaksızın siyasa hep sistemin defolarıyla birlikte yaşaya gelmiştir. Hem defolardan fayda sağlayıp hem de korkuları kullanarak güncellenmiştir.

Olgular, yönlendirmeler daha iyisi adına değil, o kötürümlüğü muhafaza altında tutarak, ortak uzamı yerle bir etmek için güncellenmektedir. Eksikler ve gediklerden mülhem bir ülkedir korunmaya devam edilen. Eksiğin gediğin daha a harfinden başladığı ülkede z'ye varmak hala bir ömürdür. Bir ömürlük meseledir. Hayatın tüm vadesinde yapılan sessizleştirme, suskunlaştırma gayretinin pekliği ise düşündürücüdür. Her dönemin, her evrenin bir öncekinden daha ağır daha yıpratıcı ve daha içine kapalı bir toplumu bina etmek için yinelendiğini görebilmek mümkündür. Ülkenin tek tipleştirilmiş her şeyin, bu akıla göre yönlendirildiği, hamurunun hep öyle karıldığı, herkesin suspus edildiği, dokunanın cidden yandığı ve konuşmanın resmen imkânsızlaştırıldığı bir menzildir çabası durmaksızın yinelenmeye devam olunan ve bir biçimde yapımına devam edilen.

İnşaat sürmekteyken, hala yapılıp edilenler tek kelimeyle yıkımı kanıksatmak üzerinden yükselirken, sonuç onu gösterir iken her yerin sütliman olduğu duyurulmaktadır. Restorasyon bildiğiniz tarumar etmeye uzun zamandır evirilmişken, talan edip yağmalamaya dönüşmüşken bütün bunların birer gereklilik olduğu duyurulmaktadır. Kontrol altındaki medyadan, sandık bahsinden sonra sıklıkla anılan, Yeni Türkiye şablonunun onaylayıcısı olarak dillendirilen kesimlerin onaylamalarına dahası ve pek çok örnekle beraber bir ülke yenileştirilmektedir. Fenalıklarla hemhal olmasının sorun teşkil etmediğinin yinelenip durulduğu oysa daha tepkime verilirken yarın ne olacak bahsinin tam bir muammaya terk edildiği bir yurttur restorasyon adıyla kurgulanan. İktidar, muktedir, düzen adına her ne buyurursanız o, tüm kesimleriyle incelikli bir biçimde yarını dönüştürmek adına bugünün tüm imkânlarını seferber etmektedir haddizatında.

Hiçbir türlü çözül(e)meyen sorunlar, yığılmakta bugünün ülkesinde. Öyle bir denklik ki karanlığın kör kuyuları, o bedbin hal artık topyekun yüzeyimizde burnumuzun ucunda, eşiğimizin dibinde handiyse bağrımızda istiflenmektedir. Hayat boşluklara yer bırakılmama çabası ile bilinçli olarak kah sözle, edimle, kah betonla ve hacimle ve tahakküm ile yeniden biçimlendirilmektedir. Kah bostanlar, bağlar ve azdan az kalan doğa katledilerek, olmadık yerler peşkeş çekilip betonlarla boğulurken yine yeniden milletin hak ettiği olarak duyurulmaktadır. Boşlukların ipotek altına alınması sürecin tam merkezinde kolaylanmaktadır. Nefes alacak boşluk, kelam eyleyecek bir aralık ya da öyle bir sualin karşılığını oluşturacak nesnellik bugün "yeni" diye ambalajlanan ülkede yoktur, bir hiçtir. Bir ihtimal genellendirmedir tüm bu bahisler lakin onun da içerisinde bir dolu haklılık payı mevcuttur öyledir.

Aralıksız bir biçimde sahnelenen iktidar oyunları, en muktedir benim sahnelemeleri, tevekkülü medet ummak, Türkiyeliliğin yeni kurgusunu bir başkasına üstünlük olarak değerlendiren bir akıla rehinelik şekillendirilmektedir. Sessizlik her yerdedir. Sessizlik nihai olarak bildirilendir. Toplumsal birliktelik uzamının ve müşterekler bahsinin, imece aklın üzeri sözsüzlük ile örtülmektedir. Bütün bu meseleler saf dışına öyle ya da böyle itilmektedir bugünün ülkesinde. Ses ile söz birbirinden ayrıldığında geriye kâbusumuz kalmaktadır. Ses ile söz birbirinden kopartıldığında geriye linç kalmaktadır. Sesle söz birbirinden ayrıştırıldığında geriye imdat çığlığı kalmaktadır sadece bilenlerin duyabildiği. Mutlak olan kesin ve keskin doğruların hüküm sürdüğü, bu hegemonyanın hâkim olduğu bir uzam kalıcılaştırılmaktadır.

Gidişatın kıyametlik olması hiç tartışılmazken, herkes sözüm ona her şeyden hesap sormaya girişirken büyük sahnede hemen her şey nihayetlendirilmekte 'ol'maktadır. Asıl sahici olan yaralar kalıcılaştırılmakta, çözümsüzlük tekmili birden bir ayrışmaza dönüştürülmektedir. Aklımız, tahayyülümüz, bağlar ve tanımlar doğrudan saf dışına ötelenmektedir. İnsan sureti var ama sesi kısık. İnsan cismi var, sözleri hükümsüz. İnsan görünüyor ama zayii ve çoktandır makineleşmiş. İnsan bildirendir ama bu menzilde asla bilinmeyendir. Sözü ve sesi hep elinden çalınmaya, fikri bildik hep aşina kuşatmalara terk-i diyar edilince yağmalanınca gerisin geriye düşendir insan ve insanlık bahisleri. Yaşatmayan, nefes aldırmayan bir uzam tesis edilmişken ama az ama çok üstüne fikir de topyekûn lağvedilmektedir. Birbirinin tamamlayıcısı olan ses ve söz birbirlerinden uzaklaştırılırken meramın kendisi naçar kılınmaktadır.

Cehennemin bir sureti halinde, herkesin birbirinin, politik uzamın tahlilinden ırakta yaftalarla karşıladığı had bildirdiği bir yerde sessizlik sonumuzu yakınlaştıracaktır.  Sessizlik bir mizansenden çok daha derli toplu, kalıcılaştırılmaya çalışılan bir gerçeklik olarak hayatlarımızı kapsamaktadır iş bu ülkede. Her adım, her söz, eylem ve edim gözetim yahut da denetime tabi, rehin eylenirken ve bundan gayrisi yoktur diye bildirilirken bunun tamamlayıcısı olan son hamlelerse o sessizlikle beraber şekillendirilmektedir. Muasır medeniyet, modernizm bahisleriyle dolu olan lahzalarda çok daha büyük yıkımların örtbas edilmesi gayreti bu sessizlikle sağlama alınır behemehal. Ol bahiste Ne anlattığınız ve neyi önemsediğiniz değil nasıl bir hayatı istediğiniz değil lakin nasıl bir körlüğe karanlığa tamah edeceğimiz duyurulmaktadır. Talimatlar nizamlar, kurallar, tebliğ olunanlar ve sırasını bekleyenler hep bunun içindir.

Sessizliğimizi aşabilecek miyiz? Sözü ve asıl meseleleri fark edebilecek miyiz? Eski değil daha on dört ay önce gördüğümüz yaşadığımız hali, çokluğu yeniden hatırlayabilecek miyiz? Basit ve kestirmeden değil yaşayabilecek miyiz? Bir arada ve sessizliği alaşağı edebilecek bir biçimde ortaklaştırabilecek miyiz dertlerimizi? Bedenlerimiz, kimliklerimiz, algımız, sorgularımız, yaşam alanlarımız, doğamız her şey aklınıza düşebilecek her şeyde bir ipotek altına alma, sessizleştirme gayreti süre giderken susacak mıyız konuşacak mıyız? Bir ömürlük sualimizdir çıkışı bulabilecek miyiz? Arz-i halimizdir.

>>>>>Bildirgeç
O Sitemli Söz Öbeği: Nerde Bu Devlet? - Filiz GAZİ - Bianet
http://bianet.org/bianet/siyaset/158062-o-sitemli-soz-obegi-nerde-bu-devlet

Biri size “Devlet yaptı, devlet katletti” dediğinde gözünüzün önünde birisi, birileri belirmez. Ama anlarsınız; “fail belli, devlet.”

Ama bu devlet kaç kişiliktir. Kimleri kapsar, kimleri kapsamaz. Çok parçalı bir şeyse en çok hangi parçası suçludur? Adı ortalıklarda dolanan ama kendisine rastlayamayacağınız devlet bir hayalet gibi uydurmaca mıdır yoksa? Ya da bir insanlık efsanesi olarak, insanlığın suçlarını örtbas etmek için icat edilmiş bir suç aleti midir? O sitemli söz öbeği yani: Nerde bu devlet?! “Sessiz yığınlar” kavramının sahibinin izni ile söylersek; devlet,  toplumsalın içinde kaybolan kara bir delik midir? Dispositif kavramlar denilerek çıkılmıyor işin içinden.

Bütün dünya halkları tarafından bilinen suç örgütü devlet, en az halk kavramı kadar ele avuca gelmez; tanımlanarak, konumu, cismi belirlenemez bir şey. Devlet ve halk kavramları o kadar birbirine benzerdir ki hatta iç içe oldukları da şüphe götürmez. Üstelik devletsiz halklar, devletli halklardan aşağı da kalmamışlardır tarihin çoğu zamanında. Güçlü olmak insanın aklına bir şekil düşmüştür ve düşlenen ortaklık devlet (güç) olma yolu iyiliklerle, güzelliklerle döşeli değildir. J. Habermas okumaları bir yana, doğar doğmaz çığlık atan ve yürüyemeyen tek canlı olan insanın acizliğinin varıp dayandığı noktanın adıdır belki de devlet.

Yasayı uygulayan mı suçludur, yasaya karşı çıkan mı, yasayı yazan mı? Cephede insan öldüren asker, devlet midir örneğin? Yoksa devlet, vur emrini veren kişi midir? Bir gün bunların hesabı sorulacak denildiğinde kaç bin kişiden bahsedilir aslında? P. Greengrass’ın yönettiği Kanlı Pazar’da şöyle bir diyalog geçer: Bir asker tarafından “Hedefe ateş edin” emri verilir. “Hedef göremiyorum efendim” diye yanıtlar onu bir diğer genç asker. Hedef olarak herhangi bir şey göremeyen asker, az sonra gözünün önündeki onlarca insana ateş açacaktır.

Bir TOMA’yı, bir savaş uçağını, bir bazukayı kullanan birinin, hedefi o dakikalarda belirlemesinde koca bir geçmiş mi yatar, yoksa sadece almış olduğu emir mi? Çünkü koca bir geçmişse eğer silahlı kişimiz bir kahraman, almış olduğu emre göre davranan bir kişi ise eğer militarist devlet geleneğini sürdüren sıradan bir vatandaş.

Kahramanlığın ve vahşiliğin birbirlerine bu kadar yakın, bu kadar uzak olmasının sebebi haklılık payına göre, militarist bulunacak kimi şeylerin aklanabiliyor olması. Ota, böceğe militarizm tanısı koyanlar bu yüzden kimi kesimlerce salt barış kuramcısı, boş vakitlerinde makalelere çiçekler, kalpler çizenler olarak görülür. Argüman basittir çünkü: “Öldürülüyorken, öldürmeyelim mi?”

Sessize alınmış savunma ise her biri bir basamak değerinde, haklılık mertebesine yükselten mücadele nedenleri. Sokaktaki, evdeki erkek olma hali ile birlikte, sadece devletle özdeşleşecek bir şey değilse militarizm, öz savunmanın sınırlarını belirlemek bir hayli güç. Eğer bir varoluşu belirleyen başka bir var oluşsa yanıtı yine basit: Düşmanımla tek ortak olduğumuz nokta yöntemimiz. “Öldürdük seni ama bir sor nasıl güzel öldürdük”  olmayacağına göre.

Joshua Oppenheimer’in yönettiği “Öldürme Eylemi” belgeselinde, Oppenheimer, 1965’li yılların bir paramiliter liderine “Cenevre Sözleşmesi’ne göre sen bir savaş suçlususun” diyor: Eski katilin yanıtı şöyle oluyor: “Savaş suçu kazananlar tarafından yazılır. Ben kazananlardanım. O yüzden kendi tanımımı yapabilirim. Uluslararası sözleşmeler umurumda değil. Daha önemlisi doğru olan her şey iyi değildir.”

Bunu bir katilin diyor olmasına takılmazsak antimilitarist mücadeleyi en iyi yönlendirecek cümlelerden biri sanırım. “Doğru olan her şey iyi değildir.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Derdimiz bir sathın içinde, kıyısında olan bitenlerden gözümüzün gördüklerinden ibaret hiç değil. Anlatılması gereken, lafazanlıklardan kurtarılıp nihayetinde derdin her ne gibi bir menzile evirildiğini görmemize yarayacak sualler sormaya gayret ediyoruz. Yazıların sonunda eklediğimiz makaleler de bu minvalde. Filiz Gazi'nin Bianet'te yayınlanmış olan O Sitemli Söz Öbeği: Nerde Bu Devlet? makalesi buna dair bir okuma parçası. Bahsedilmesi gereken çok şey varken, unuttuğumuzu hatırlayabilmek için Filiz Gazi ve Bianet'in anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
‘Daha İyi Bir Yer’ - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Suriyeli Yazar Bekir Sıdkı: Dün Kürtler, Hrant Dink Hedefti Bugün Suriyeli Mülteciler - Nur Banu KOCAASLAN - Diken
Şekispirsiz Soytarılar - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Palyaço Ermeniler - Hayko BAĞDAT - Taraf
Palyaçolar, Parazitler; Ermeniler, Yahudiler - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Dalkavuğun Cenneti - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
'Bir Ermeni Olarak...' - Etyen MAHÇUPYAN - Akşam
Ne Mutlu 'Palyaçoyum' Diyebilene!' - Raffi A. HERMONN - T24
Sorumluluk... - Ceren KENAR - Türkiye
Üçünün De Altına İmzamı Atarım - Halil BERKTAY - Serbestiyet
Etyen Mahçupyan'ın Düşündürdükleri - Bilge GİRGİN - Akıl ve Fikir
Mahçupyan Millet Oldu, Biz Ermeni Kaldık - Gökhan KAYA - Medyafaresi
Hayat İçin Söze Karışmak… (Mahçupyan’a Dair) - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Armenia Hands Invitation Letter To Erdoğan To Mark 100th Anniversary Of 1915
Zorla Kaybedilenler - Emel ATAKTÜRK - Hakikat Adalet Hafıza Merkezi
Belleğimde Vedat Aydın. Yıl 1991, 10 Temmuz Günü - Savaş BAYKAL - Radikal Blog
Bebek Ateşli İshal, Doktor Var Mı? - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Yoksa Biz Irkçı Mıyız? - Aydil DURGUN - Milliyet
Gaziantep'teki Sosyal Yangın Sönmüyor - Haşim SÖYLEMEZ - Aksiyon
Arbil Im Nordirak: Kurdistans Dream City In Angst Vor Den IS-Milizen - Hasnain KAZIM - Spiegel
'IŞİD Devlet Olmak İstiyor' - Ayşe KARABAT - Al Jazeera Türk
IŞİD Nasıl Büyüdü? - Çeviri: Neşe İDİL - Radikal
Alman Televizyonu: IŞİD'in Fatih'te Bürosu Var - Hür Bakış
Mustafa Akyol: IŞİD'le Yüzleşmek İçin Kendi Geleneklerimizi Sorgulamak Gerek - Salih GERGERLİOĞLU - Geniş Ufuk
You Can't Understand ISIS If You Don't Know The History of Wahhabism In Saudi Arabia - Alastair CROOKE - The World Post
ISIS: Made in Washington, Riyadh – And Tel Aviv - Justin RAIMONDO - Antiwar.com
Tehlikenin Farkında Mısınız? - Suat KINIKLIOĞLU - Radikal
Iraq's Sunni And Shiite Turkmens Fall Out Over IS - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
Assyrians Demonstrate Outside British Embassy In Stockholm - Assyrian International News Agency
Ezidi Billionaire Family Establishes Aid Fund For Ezidi Refugees - Ezidi Press
#Şengal - Halklar Seferberliğe - Özgür Gündem
Midyatlı Süryanilerden Êzîdî Kürtlerle Anlamlı Dayanışma - ANF
Şengallilerin Yaralarını Mı Sarmak?.. - Ali KOÇER - Jiyan
"Sosyal Medya ve IŞİD’in James Foley’i Katletmesi" - Christian FUCHS / Diyar SARAÇOĞLU - Fraksiyon
Önce Barış, Sonra Yağma: Belfast ve Diyarbakır - Yasak Mermi - Devrim Defteri
“Marjinal” Üretmeden Rahat Edemeyen İktidar Zihniyetinden Kurtulmamız Gerekir! - Murat PAKER - T24
N.Mert’e Birkaç Hatırlatma Veya Çözüm Sürecinin Paralaksı - Fırat AYDINKAYA - Yeni Özgür Politika
‘Tuhaf Bir Yazı’ya Yanıt - Nuray MERT - Diken
Disk- Dev Maden Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün’e Açık Mektup - Kamil KARTAL - Başaran AKSU - Başlangıç Dergi
Laçiner: CHP, Omurgasını Değiştirmeli - İrfan BOZAN - Al Jazeera Türk
Büyük Taarruz! - Umur TALU - Habertürk
Turkey’s Imperial Fantasy - Behlül ÖZKAN - The New York Times
Untold Story Of New Turkey - Sarphan UZUNOĞLU - SU' Blog
Alkıştan Hain Çıkartanlara - Hayri TUNÇ - Jiyan
İsrail Şiddetine De Irkçılığa Da Hayır - Hürriyet
Woman In Yemen Burned To Death For Her Faith - Morning Star News
Ukraynalı Ve Rus Kadınlar Savaşa Karşı Örgütleniyor! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Festus Okey Davasında Yedi Yıl Sonra Yeni Soruşturma - İsmail SAYMAZ - Radikal
Yeter Ki Endişelenmesin Avrupalı - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar
Kadınlar Plajı ve Horon Tepenler - Tuncer KÖSEOĞLU - Serbestiyet
İnsan Hakları Derneği Nurtepe Raporu: Taraflar Özeleştiri Vermeli - Beyhan MEŞECİ - Birgün
Anneleriyle Beraber Hapishanelerde Tutulan 339 Çocuk Var!.. - Hapiste Çocuk
Prof. Görür, ‘Üniversiteler Fukaralaştı’ Dedi, Akademisyenliği Bıraktı! - T24
The Struggle For Turkey's Internet - Freedom House
"Devrimciler Devrim'i Boğdular" - Haluk KALAFAT - BiaMag
Liberal Anti-Totalitarizm ve “Soykırımcı” Sol - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Davutoğlu Türkiye’nin Said’i Değil, Bernard Lewis’i Olur - K. Mehmet KENTEL - Agos
Q&A: Fatih Akin Discusses His New Film ‘The Cut’ - Stephen HEYMAN - The New York Times
Muş Kilisesi Yıkıma Direniyor - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Kuzey Ormanlarının İmara Açılması ‘Ricası’ Üzerine Erdoğan Bayraktar - Yaşar ADANALI - Mutlu Kent
Aram Saroyan - Complete Works via Cuneiform
Alan Hovhaness - Halil TURHANLI - Taraf
Masumiyet - Ayşe ACAR - AA' Blog
Sözde Acı Olur Mu? - Karin KARAKAŞLI - Agos
Bir Epik Tragedya; O Thiasos - Haydar TAŞTAN - Fraksiyon
Alex'in Dramı, El Sistema'nın Mucizesi - Nurinisa EROĞLU - Sanatatak.com
Andrew Jolly - Seni İçime Gömdüm - Veli BAYRAK - Birgün Pazar

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel: Silence

>>>>>Poemé
Senin Korkularını Benim İnceliğimi  - Şükrü ERBAŞ

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.

O küçük ölüm!

Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....

Ne mi yapacağım bundan sonra?

Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.

Kaynak

Sunday, August 24, 2014

Deuss Ex Machina # 512 - spoznan za krivega po vseh

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_512_--_spoznan za krivega po vseh

18 Ağustos 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. John Zorn - Whispers Of Heavenly Death (Tzadik)
2. John Zorn - Sea Drift (Tzadik)
3. Jerry Granelli & Jamie Saft - Tail Of The Tiger (Veal Records)
4. Jerry Granelli & Jamie Saft - First Thought Best Thought (Veal Records)
5. Franz Kirmann - Glider (Denovali Records)
6. Franz Kirmann - Excelsior (Denovali Records)
7. Eno & Hyde - Mother Of A Dog (Warp Records)
8. Eno & Hyde - Celebration (Warp Records)
9. Carbo Flex - Amme Dot (Central Processing Unit)
10. Carbo Flex - Morjod (Central Processing Unit)

spoznan za krivega po vseh
(512)
Yaşam Cümle Kurma Cüretinde Saklıdır

Kısadan kestirilmiş, yolu düze çıkabilmek için çatılmış, birbirlerine lehimlenirken anlamın peşinde koşmayı göstere gelen cümlelerle beraber yol alırız. Her cümle ile aslında görünenin her neye tekabül ettiğini idrak edebilmeye, ona vakıf olmaya gayret ederiz. Modernlik bahsinde giderek azalırken kelimeler ve kelimelerin gücünden ve sınırından kaçış başlamışken geriye ne kalmışsa onu bildirebilmek için cümlelere sığınırız. Her kurulan cümle bir hayat okumasıdır bu vuslat değilse bile karşılananın, zarftan ayrılmış tebliği demektir şimdimizde. Kurulan, denk getirilen, nihayetlenerek noktalanan cümlelerde bir yol ararız. Yoldan geriye tek bir izin bırakılmadığı bu yerde, toz dumana karışmışken hem neredeyiz hem de nereye doğru gidiyoruz bunu anlamaya çalışırız. Biteviye çaresizlik içerisinde ümidi aramaya gayret ederiz. Cümleler bunun için vardır.

Daha fazla yıkmak yok etmek bahsine onay vermek ve bir gözün kapalıyken kapatılmışken diğerini de kapatmamak için ol mevki de bir çabadır düşleyiştir. Kendi kendini tekrar eden akıl unutulanları hatırlayabilmek için vesiledir her cümlede. Saklı duranlar, hatırlananlarda birer hakikate ulaştırır, düşünce ile beraber. Her cümle unutulanı bildirendir hatıra düştükçe. Halen yaşıyorken dile getirilmesi gerekenleri duyurandır cümleler. Bildirirken her ne halde olduğumuzu asla yadsımadan göstere gelen bir makamdır o cümleler. Topyekûn yok oluşun bağında ilerletilirken duyumsanması gerektiği kadar anlaşılması ivedi olanlar için de yol göstericidir. Bahislerin birer anlatıcı olma halinin, aktarmanın bir adım ötesinde gerçekliği tasvir etmek adına vardır cümleler. Bunun için yola düşülür, bunun için bir şeyler denk getirilir. Bunun için çaba süreklileştirilir ya da denk getirilir harfler.

Görebildikçe, büyük resimdeki o derin boşlukları, keskin ayrışımları aşamasak da şimdi, sorgulamaya başlangıç için bir yoldur kurulan her cümle. Her şeyin hemen her anlamda genellendirildiği, eleştirel tasvirin yoğunluklu, sert ve salt, had bildirmek adına yerilmeye devam olunduğu bir yerden nereye varamayacağımız ortaya çıkmaktadır. Muktedirin yaygın nefret söylemi bir başkası için kullanılabilir değerlendirilebilir bir şey olarak pay edilmektedir halen haddizatında. Sözü naçar kılan, çoraklaştıran, anlamaktan uzak durarak, inadım inatlarla had ve hudut bildiren bir form ortaya çıkartılır. Oluşturulan yapım düpedüz şiddetin asli, değişmez bir makam olarak bellenmesini gösterendir. Cümleleri yarım yamalak koyarken yapılan edilen biraz da fark edilemezlik için çabalanmaktır. Anlam beyhude bir emeğe evrilirken, sorgulayabilme hak ve hukuktan azade bildirilirken çıplak olanın göze batmaya devam edenin sorgulanmaması beklentilenmektedir.

Hemen her günümüz başka sınavlarla donatılmışken bütün olanların tamamlayıcısı olanı bu kırmızıçizgi belirtecinde görebilmek mümkündür. Öylesine bir heyula değil tastamam hesaplı kitaplı, ölçülüp biçilmiş ardı, arkası gözetilmiş, sonrası şekillendirilmiş bir kırmızıçizgiler bildirimidir asıl olup biten. Dert gırtlağı çoktan aşmışken lafının kelamının edilmemesi tavsiye olunmaktadır işte bu yeni ülkede. Sürüncemeye bırakılan uzlaşı, müşterek ve çokluk yerini; tahakküm, tekillik ve tektipleştirmeye, dayatmaya terk etmektedir adım adım durmaksızın. Mekanizma olarak devletin öğütücü çarkları çalışmaktadır hepimizi içine mahkum ederek hepimizi bu sisteme alıştırmak gayretiyle beraber birlikte. Dönüşüm her evrede daha bir sert, her eylemde daha bir hışımla eylenmektedir. İcat olunan kırmızıçizgiler yeni aşılmazlar olarak nakledilmektedir biteviye.

Dertler daima peyderpey güncellenirken zulüm zembereğinden boşalırcasına bu her dilde, her renkte avazın, sözün sahiplerine, cümle kurmaya gayret eden halka karşı, ona rağmen yeniden biçimlendirilmektedir. Üstenci dil, korkuları kanıksanabilir bir meseleden bildirmektedir. Cümlenin kendisini, sualin nesnesini beklentisini bu korku ikliminde topyekûn ketumlaştırılıp, çoraklaştırmaktır amaç. Kanıksatılmaya gayretli olunan, bunun bir adım ötesine geçerek reel politiğin hamlelerinde yok olmaya yüz tutan, beklentilenen şeyse sorgudur. Sıradanın lafının derdinin, meramının ipoteklenebilmesidir. Yüce ve ulu olan mekanizma, güçlü ve dirayetli ve sorgulanamaz bildirilen yönetenler, hiçbir düzenlemeye tabii görülmeyen eksikliğin yapımcısı olan herkesler, bu ipotek etmeyi kalıcılaştırarak sonsuz bir azaba dönüştürmektedir.

Sonsuzlaştırılmaya çabalanılan deneyimin, yok edilebilirliği konusudur. Hemen her şey bu sağaltımın üzerinden yükseltilmektedir biteviye. Dertlerin varlığının önemsenmeyecek küçük tefek detaylar olarak aksettirilmesi bu yıkımların güncellenmesini sağlamaktadır. Yaşadığımız ülkenin gerçekliği kimi zaman bir heykele düzenlenen operasyonda, kimi zaman makamların her neye dönüştüğünü gösteren uygulamaların bütününde kimi zaman da hep bilindik klişelerin üzerinden şekillendirilebilen taarruzlarda eylenen dehşetengizliktedir. Bu ülkenin gerçekliği, doğrunun göstere göstere, bile isteye lağvedilmesidir. Artık kesintisiz bir biçimde düşmanlık bahsinin bir meseleden çıkartılıp hayatın ortasında temel edilmesidir. Herkes birbirinden nefret edip birbirlerine sövmeye devam ederken sistem tıkır tıkır işine devam etsin beklentisidir ortalığa serili veren çıplak gerçek.

Sözün bir biçimde naçarlaştırılması, tektipleştirilen algının hiçbir surette değişmeyeceğinin bildirildiği yapı hayata kast etmektedir oysa. Burada, orada, her yerde her şekilde sonuç budur. Düşmanlıklar için sürüncemesiz hamleler gerçekleştirilirken, ne olacak bahsi devreye hiç alınmadan, üzerinden atlanarak geçilen bir tavra dönüştürülür. Açmazlar birer yara, her yara ölümcül bir hazanı beraberinde getirirken, bir adım sonrası o bahsin gerçekliğiyken her şeyin olağan ve rutininde olduğundan dem vurulabilmesidir haddizatında, problem. Bir bilmece, karmakarışık bir teori, bir edebi yapım değil hayatın yalın gerçekliğinde, 'devletin' öncelikleri tüm cümleleri üçer beşer tarumar etmektedir boyuna ve biteviye. Yeni Türkiye şablonu budur kısadan oralardan devşirilmektedir. Böylesine aralıksız hizalama, düzenleme yahut da kararname ile konumlandırılandır yeni Türkiye.

Bir duygusal bağ gibi gösterilip, anılıp durulan faşizm üzerinden hiddetin, şiddetin ve nefretin refakatinde enikonu dönüştürülendir. Yeni Türkiye, tüm eskinin, hemen tüm eksikliklerini muhteviyatında barındırandır. Mahzum Korkmaz'ın Êgit'in heykeline saldırdığı gibi, olağan, kendi akışında olan biten her şeye karşı taarruz halini koruyandır. Fiberglas bir heykel diye sayıklayan dünün eli sopalı devlet adamının içişleri bakanı olduğu bir ülkedir sıfır empati. Sıfır anlama çabası. Her kesimin, bir diğerine sözünü eğrelti değil, laf olsun diye değil basbayağı böbürlenerek bu vatan bizim şayiası ile yönlendirmesinin, derdi değil, sorunu anlamayı değil sorunu yok ederek çözmeyi amaç edinendir bu yeni ülke. İstimlâk edilmeye çalışılan, dün yüzleşiliyor bahsinde dile getirilenlerin paralelinde, bizatihi yolunda yine halka ait olana, halka karşı her şeyin faturalandırılması çabasıdır.

Barış mı o da neyin nesidir ki diye bir sual eksik kalmıştır son bir haftada. Kırımı, yok etmeyi ehven saymaya devam edendir çünkü bu ülkenin yeni kimliği, yegâne kıymetlisi temelleri o makamda atılarak yükselmektedir. Bir yapımdan, bir imgeler toplamından bütünleşik tahayyüllerden azade yekpareliğin beton grisinin tastamam karşılığıdır Yeni Türkiye. Daha fazla ürkütüp daha çok yıpratarak, mütemadiyen korkularıyla baş başa konulan halklara vaat edilendir Yeni Türkiye. Kesintisiz hıncın her neye dönüştüğü, nasıl bir keskinliğe ulaştığı bunca ortalıklarda eylenirken, yapılıp edilirken sıfır sorunun ülkesi diye bahsedilendir işte bu Yeni Türkiye. Dönemeçlerin, demokrasi için bu giderek kadükleştirilen hak, hukuk, adalet ve eşitlik bahislerinin, meselelerinin hiçleştirilmesi adına kotarıldığı bir karanlık çağın restorasyonudur tanık olduğumuz.

Bireye özgün, sahte bir demokrasi tahayyülünde "biyopolitika"nın hemen her edimi karşılaşılan ve yaşanılandır bu yeni ülke içerisinde. Heykellere saldırırken Kürd'e akıl verilendir. Ya heykel ya barış diye sıkıştırılmaya çabalanılmasıdır. Onca şiddeti bizatihi icra edenin sorgulanması bir yana, atlanıp aşılıp yola devam seçeneğinin şuursuzluğu bir yanda durmaktadır oysa. İcraat ve önermeler hep birbirleri peşinde avaz avaz yinelenirken şatafatın tam da dibinde hiçbir şeyin olmadığı, her şeyin tam tersine koşturulduğunu cismanileştiren vurgular karşılık bulmakta; hemen her gün. Totaliterliğin dehşeti güncellenmeye bu karanlık döngü dâhilinde aralıksız yeniden mahvımız için şekillendirilmeye devam etmektedir bu yeni ülke bahsinde.

Sıfır sorunun temsilcisi olan başbakanlığa oynarken, hassasiyet diye dilinden dökülemeyen teröristlerin o çetenin varlığı İstanbul'un orta yerinde kendini gösterir bir gün. İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde çete bayrağı açılıp gösteri eylenir. Sonrası yine muammalarda kalan bir gösteridir her dem olduğu gibi aynı tornadan. Neden sorusunun yanıtı verilemez, oysa kırk dokuz insan rehinedir, yurdun bir ucunda Ezidiler, Şebbaklar, Süryaniler, göç ederek hayatta kalıp nefes alma çabasında yollardadır. Sınırların içi hayat mücadelesindedir, dışı gibi hep aynı hep. Cümleler, yarıda ve yarım bir türlü tamamlanamaz kılınarak, insanları birbirlerine bağlayan her edimin özellikle demokrasi nam yapımın ileri olan suretine bizatihi ayak bağı olarak bellendiği bir ülkenin imalatı, son hız güncellenmektedir.

Kurulan ve kurumsallaşan kök salan derdin anlaşılmaz bildirilmesidir. Her şeyin sütliman olduğu vurgusunda behemehal onu çürütenin, tüm etmenlerin bir aradalığının umursanmadan tek bir itirazın dahi kaile alınmadığı bir yerin varlığıdır halen yapım aşamasında olan Siyaseten doğruculuğun bunca elem ve kederi onlarla beraber gadri yüklene geldiği bir yerden halen bedeller ve diyetler talep edilebilmektedir. Halen özetin özeti ise sıfır sorundur ülke tanımındadır. Cümlelerinin kelamlarının boşluklarında yarının tahayyülü daha büyük azaplarla şekillendirilmektedir. Bugün yaşamak bir cümledeki dile getirilenlerden, önemli görülüp hayati olarak duyurulmaya çalışılanların tastamam gölgelendiği her şeyin gerçek değildir bu kadarı da düzeyinde karşılandığı bir serencama dönüşüyor. Ne ki otuz iki kısım tekmili birden gerçeklikte hayatlarımız ortada bunun tam tersini teyit etmektedir.

Cümle anlayabilmek için bu lebalep heyula dolu ülkeyi, azap çukurunu ve bu coğrafyayı elimizde kalan tek sığınacağımız liman. Yok, etmek için her şeyin kurban edilebildiği bu tüketim dünyasında sığınabildiğimiz son liman belki de bir ihtimal değil kesin varlığımız. Bugün sorgulanmadan yükümüz haline dönüştürülen, acının karşısında belki tutunulacak dalımız ve tek şansımızdır cümleler. Hiçbir surette görünür kılınmayan, nedendir bilinmez hiçbir zaman anlaşılmayan bu mesellerin ardındaki, o gerçekliğe vakıf olmanın anahtarıdır kurulacak tek bir cümle. Yalnızız bu âlemde ve devranda şimdi. Sözümüz yarına varabilmek için, bizi sorgulayabilmek için, çıkabilmek için bu gayya kuyusundan bir umut, bin umut birlikte ve bir arada. Bir daha asla diyebilmenin bir yâd edişten ötesi olabilmesi için hakikatin adını koyabilmek için başka bir mihman kalmamıştır çünkü. başka bir teşebbüs.. hal ve mecal.. Arzihalimizdir.

>>>>>Bildirgeç
İnsanın Kısa Tarihi; Var Olmanın Dayanılmaz Trajikomikliği - Ekin BALTAŞ - Jiyan

ABD’de Micheal Brown adında 18 yaşında Siyah ve silahsız bir genç polis tarafından vurularak öldürüldü.

Lice’de Mahsum Korkmaz heykelinin yıkılmasını engellemeye çalışan kitleye polisin saldırması sonucu Mehdi Taşkın öldü.
Gazze’de ölü sayısı saldırının ilk gününden bu yana 2 bin 96’ya ulaştı ve görülüyor ki, daha da artacak.

Irk, din, dil, soy sop, mezhep… Bazı kelimeleri 10 kere art arda söyleyince anlamsızlaşır ya, bu kelimeler de öyle.

Dünyaya uzaydan bakma imkânımız olsaydı, kocaman evrenin içindeki ‘soluk mavi nokta’ ne kadar ufak görünürdü gözümüze.
Ya da milyonlarca yıl öncesinde bir mamuta ‘ırk’ deseydik örneğin, ya da bir mağara adamına ‘peygamber’, gülerlerdi belki. Anlayamaz ve saçmaladığımızı düşünürlerdi.

Dünya tarihinde geriye doğru gittiğimizde 250.000 yıl önce bize fazlasıyla benzeyen ilk insanlar var.

6 milyon yıl geriye gittiğimizde insanlara pek benzemeyen atasal türler mevcut.

60 milyon yıl öncesinde artık primatlara dair bir iz bulunamıyor.

280 milyon yıl önce dünya üzerinde memeli hayvan, 460 milyon yıl önce karada yaşayan bir hayvan izine, 650 milyon yıl önce ise denizlerde yaşayan bir canlı türüne rastlanmıyor.

6 milyon yılı ilk insanların ortaya çıktığı 250 bin yıllık tarihimize oranladığımızda sonuç; 1/24.

Yani koca bir günün yalnızca son 1 saatinde varız biz. Yalnızca 1 saat içinde birbirini yok etmek için binlerce sebep, var olmayan binlerce ayrım yaratan, çökmesi mecburi bir sistem yaratıp bu 1 saatin içinde bir saniyeye bile denk düşmeyen hayatlarımızı çalışarak, hem de kendi karnımızı doyurmadan, yalnızca aynı saniyenin içine denk geldiğimiz zengin sınıfın cebini doldurmak için çalışarak geçiriyoruz.

Her şeye tepeden bakmak gerekiyor bazen. Tepeden bakınca her şey çok daha net görünüyor. Küçük hayatlarımızın dışına çıkmak gerekiyor. Bize sunulan, yaşamaya mecbur bırakıldığımız bu kocaman insanlık tarihinin içinde bir saniyeye bile denk düşmeyen yaşamları anlamak da sanıyorum bu deli saçması sistemi yıkmanın ilk ve en önemli koşulu.

250 bin yıllık tarihi ele aldığımızda burjuva sınıfının elinde bulunan eğitim sistemi tarafından bize öğretilenler ne kadar doğru peki?
Öncelikle; hayır, insan doğuştan mülkiyetçi değil tabii ki güzel kardeşim. Zira tarihe baktığımızda, 250 bin yıl önceki ilk insan avladığı bir geyik bacağını eline aldığı anda kafasında bir ampul yanmıyor ve “HEY, BU PARÇA BENİM!” diye bağırmıyor. Tam tersine özel mülkiyetin tarihi, uygarlığın gelişmesiyle birlikte başlıyor. Aşağı yukarı 3-4 bin yıl önce.

Yani biz de ilk 246 bin yıl boyunca kardeş kardeş yaşayıp gidiyoruz. Avcılık ve toplayıcılıkla hayatımızı sürdürüyoruz, avlanan ve toplanan her şey içinde bulunduğumuz topluluğun kolektif ürünü kabul ediliyor. Birlikte çalışıyor, birlikte tüketiyoruz.

Peki, ortalama bir kronolojiyle bu rezil günlere nasıl geldik? İnsanlar ormanlarda gezip dolaşırken, avlanıp yerken, oradan oraya göç ederken 7-10 bin yıl önce bir tarım devrimi gerçekleşti, yani toprağa bağlanmanın ilk adımı. Dolayısıyla insanlığın önüne, tarım ile birlikte çıkan şey, göçebelikten yerleşik hayata geçme olanağı. Yerleşik hayat ne demek? Dirlik düzen, efendime söyleyeyim, nüfus artışı ve zurnanın zırt dediği yer; artı ürün. Toplumsal artı ürünün, bu üretimin belirleyenlerinin elinde toplanmasıyla yavaş yavaş özel mülkiyet dediğimiz belanın doğduğu söylenebilir. Eh bize de buradan, binlerce yıl öncesinde o artı ürüne el koyan kesime selam söylemek düşer.

Artı ürünün ortaya çıkması ve üretim biçiminin gelişmesiyle birlikte süreç içinde ortaya çıkan özel mülkiyet, zamanla bu mülkiyeti korumaya, sahip olanın güvenliğini sağlamaya yönelik yönetim biçimlerini gerektirdi tabii. Şehrin etrafını surla çevreleyen güvenlik örgütlenmesi, kadının erkek tarafından egemenlik haline alınmasının aracı olarak düzenlenen tek eşli aile masalı, savaş esirlerinin köleleştirilmesi ve işgücü olarak kullanılması, asker sınıfı, mal sahiplerine has soyluluk unvanı, mülke el koyanların dokunulmazlığını onaylayan kutsal halenin örülmesi, din adamları ve yöneticilerin karşılıklı çıkar birliği…

Burada din mevzuu hayli önemli. İnsanın var olduğu ilk zamandan beri zekâsı diğer türlere göre gelişkin bir hayvan olmasından kaynaklı olarak akıl sağlığını korumaya ötekilerden daha çok ihtiyacı var tabii. İnsan bu, durur mu, sürekli soru soruyor, sürekli cevap arıyor. Yani, gök gürültüsüne dair hiçbir fikri olmayan insanların gök gürültüsü duyduğunda tanrıların kızdığını düşünmesinden doğal bir şey olamaz. Olamaz da, dinin devletlerin baskı unsuru haline gelmesi de, sömürülen sınıfın ortaya çıkışıyla aynı döneme denk geliyor, ne ilginç tesadüf!

Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçişle ilgili okuduğum bir yazıda şöyle diyordu; “daha inandırıcı olanlar doğal seçilimle bugüne ulaştı”. Evet tabii, anlamsızca sinirlenip şimşek çaktıran bir tanrıya ve yağmur yağdıran kanka-tanrıya kıyasla, tapınakları, kuralları, ödülleri ve cezaları olan tek bir tanrı, daha organize ve güven verici bir otoriteydi. Kuralları daha sert, Tanrısı daha korkutucu, ölüm sonrası ise bu kurallara uyanlar topluluğu için çok daha lütufkârdı. Sonrasından bahsetmeme lüzum yok; devletin eline geçmiş bir cennet, cehennem, kâfir, gayri-birşeyler ve tonlarca yalan…

Tüm bir insanlık tarihi boyunca art arda gelen olaylar silsilesi aslında böyle şematize edilince ne kadar basit ve aynı zamanda ne kadar trajik…

Yıllardır komünistlerin anlatmaya çalıştığı şeyi, tarih açıkça söylüyor; devlet ve din işbirliği yalnızca özel mülkiyeti korumak için vardır. Ama bazen bir şeyi saklamak için onu apaçık göstermekten daha iyi bir yöntem yoktur. Bugün semt duvarlarında yazan “Bütün devletler katildir”in büyük büyük annesidir işte özel mülkiyeti korumak için yoktan var edilen devlet… ‘Edeb müddet’ ilkesiyle kutsanan bir tarihin başlangıcı olan devlet… Sonrası bildiğimiz hikâye… Kader birliği yapmış vatandaşlar, savaşlarda yazılan kahramanlık destanları, dökülen kanlarla kurulmuş “milli egemenlik”ler falan filan… Yani kocaman bir uydurmaca.
Zamanın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan bütün sınıflı yönetim biçimleri zorbalığı peşine takmıştı elbet. Şu meşhur artı ürün (ve tabii artı değer), Asyatik toplumlarda despotik devlet, köleci toplumlarda köle sahipleri, feodal toplumlarda feodal beyler ve meşum sonumuz olan kapitalist toplumda burjuvazi tarafından gasp edildi.

Rönesans ve Reformla ortalama bir aydınlanma yaşayan Avrupa kıtasında, özgürlük, bireycilik gibi havada dolaşan kavramlar mevcutken, bir yandan Carl Linnaeus adlı sivri zekalı bir ‘bilimci’ arkadaşımız insanları sınıflandırmakla meşgul. Irklara ayırıyor, hangimiz daha üstün, hangimiz daha zeki, kim daha güçlü ki kim ölmeli? Sonrası Siyahlar, Beyazlar, Yahudiler, Naziler ve sayılamayacak kadar çok farklılık.

18.yüzyılda feodal sistemdeki soylu kesimin ayrıcalıklarından yararlanamayan burjuva sınıfı (tüccarlar) çareyi katı sınıf ayrımını bahane edip üretenlerle el ele vererek (siz de bir gün zengin olabilirsiniz sloganıyla) feodaliteyi ortadan kaldırmakta buldu. Sonra hızla gelişen bir burjuva sınıfı, sanayi devrimiyle oluşan işçi sınıfı, serbest piyasa ekonomisinin yarattığı rekabet ortamı, yani kapitalizm.

Kapitalizm sonrasının kısa bir özetini yapmak, şematize etsek bile mümkün mü bilemiyorum ama bu yazının ilk satırından bu satıra kadar burjuva sınıfının çıkarına kullanılabilecek tüm kavramları oyuncağı eden, devleti, dini, dili, ırkı bir sınıfı korumaya tahsis eden, sistemin içinde belirli zaman aralıklarıyla biriken öfkeyi dizginlemek için safsatalardan ibaret onlarca disiplin icat eden bir sistem işte. Soykırım mı eksik bu tarihte, katliam mı, sömürü mü? Savaş, açlık, salgın hastalık, yoksulluk, adaletsizlik… Hepsi mevcut. Dünyanın yavaşça yok oluşunu izliyoruz. Var olma hakkını kendinden ibaret sayan emperyalist sistem, her şeyi, insanları, hayvanları, ağaçları, gölleri, denizleri, dağları yok ediyor.

Peki, bugün interneti açıp vasat bir senaryoya sahip distopik öğeler taşıyan herhangi bir Amerikan dizisini açtığınızda bunların hangisi yok? Zamanın ilerleyişinin felaket getireceği üzerine yazılmış senaryoları izlerken farkına varamadığımız bir nokta mevcut; BİR FELAKETİN İÇİNDE YAŞIYORUZ. Sen de, ben de, evet ortalama 10 bin kazanıp rahatına bakan amcaoğlun da o felaketin içinde yaşıyor.

Şansımız olsaydı ve 3 bin yıl öncesinde yaşayan bir insana, bugünü gösterseydik; soğuktan korunmak için değil zengin gösteriyor diye avlanıp kürk yapılan hayvanları, buzlar eridiği için evlerinden sürülen kutupayılarını ve doğanın kurtuluşunu sistemde değil bizde arayan aldatmaca kurumları, federe devletleri, üniter devletleri, Siyahi diye öldürülen genci, altındaki petrol için bombalanan kentleri, aç insanları, yiyebileceğinden fazlasına sahip olanları, çalışırken kolunu makinaya kaptıranları ve hiç çalışmadan kazananları…. Tıpkı o diziler gibi izler miydi, güler miydi, “mümkün değil” mi derdi? Kim bilir.

Bu yazıyı dünyayı biraz daha anlayabilmek adına yazdım. Kendim için. Umutsuzluğa kapıldığımda her şeye dışarıdan bakabilmek için.

“Şimdiye dek filozoflar dünyayı anlamaya çalıştılar, oysa mesele dünyayı değiştirebilmektir” diyor Marx.

Evet sonuç niyetine; biraz olsun anlayabildiysek bazı şeyleri, insanlık tarihini şöyle bir gözden geçirdiğimizde, devrimi bir hayal olarak gören, ütopyadan ibaret sayan ve dünyanın da, insanın da içine eden bu sisteme kendini ve bu gezegendeki her canlının geleceğini mahkûm eden herkese soruyorum;

24 saatlik bir günün son 1 saatinde var olup bunca saçmalığı icat etmeyi başarmış bir türün hepsini elinin tersiyle yıkması kaç dakikasını alabilir ki?

Cevap sizin.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Derdimiz bir sathın içinde, kıyısında olan bitenlerden gözümüzün gördüklerinden ibaret hiç değil. Laf olsun diye değil bu dünyanın nasıl bir gayya kuyusuna dönüştürüldüğünü, kimin eliyle olduğuna dair önemli bir metin var Ekin Baltaş'ın elinden.
İnsanın Kısa Tarihi; Var Olmanın Dayanılmaz Trajikomikliği, sorgulamaya çalıştığımızın tamamlayıcısı bir metin. Bütün şekillendirmelerden azade bu yeni ülkede konuşmamız gerekenler özetleniyor yazar tarafında. Jiyan.org'un ve Ekin Baltaş'ın anlayışlarına binaen metni alıntılıyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Dünyanın Yalnızları - Yusuf NAZIM - T24
Boşluktayken; Arkhe! – Kalk Artık… - Misak TUNÇBOYACI - Sesli Meram
Irkçılık Öldürür - Ayça SÖYLEMEZ - Toplumsol
Çocuklar Öldürülürken Susutuk, Susuyoruz - Semra PELEK - SP' Blog
İbrahim Aras'ı Dert Etmek - Kıvanç KOÇAK - Birikim
Bir Heykel Kaç Can Eder? - Güneş KARA - Radikal Blog
Peki Ya Katliamcıların Heykelleri? - Serdar KORUCU - Marksist.org
#Şengal - Sincar Dağları'ndan Kaçış, Peki Ya Sonra? - Donatella ROVERA - Uluslararası Af Örgütü Türkiye
#Şengal - Gazeteci Kızıler Şengal Dağında Yaşananları Anlattı - ANF
Roboski’de Kürt Ezidilerin Dramı - Ferhat ENCÜ - FE' Blog
Yeni Türkiye - Cemalettin N. TAŞCI - Politik-a-politik
Yeni Türkiye: Vasatlığın Egemenliği - Mustafa EMİN - Hanzalan
Siyasetten Kaçış - Erkan DOĞAN - Onur DOĞULU - Başlangıç
Göz Göre Göre - Çetin YILMAZ - Jiyan
Kalemi Kanla Kırılan Bir Gazeteci: James Foley - Güneş KARA - Radikal.Blog
Artan Nefret Söyleminde 17 Gazete - Elif AKGÜL - Bianet
Kürkçü: Mersin'de Sinsi Bir Irkçılık Var - Cumhuriyet
Yeryüzünün Ezelî ve Ebedî Salgını: İnsan - Melike KOÇAK - BiaMag
In Photos: Meet Iraq's Minorities Displaced Again By The Islamic State - John BECK - Vice News
Bitimsiz Kuşatmalar Tarihi Şengal ve Êzîdîler - Seyitxan BARAN - PolitikART
Ayakkabıyla Kirletilmeyen Ovayı Işid Pisletmesin - Vahap IŞIK - Jiyan
Iraq Crisis: 'How I Survived Islamic State Massacre' - BBC News
Aa... Türkmen De Yok, Kamp Hazırlığı Da - Ceyda KARAN - Cumhuriyet
Viyan Daxil: Kirvelerimiz İhanet Etti! -  Ersin ÇAKSU - Önder ELALDI - Özgür Gündem
Meet The PKK 'Terrorists' Battling The Islamic State On The Frontlines Of Iraq - John BECK - Vice News
Cemil Bayık İle Söyleşi -Tam Metin - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Isis Fighters Surround Syrian Airbase In Rapid Drive To Recapture Lost Territory - Martin CHULOV - The Guardian
No: 274, 21 August 2014, Press Release Regarding The Allegations In The Media Today - TurkeyMFA
İslam Devleti’ni (IŞİD) Durdurabilecek Güçler - Kevin OVENDEN - Alternatif Siyaset
IŞİD ve Herkes - Mesut YEĞEN - MY' Blog
Ortadoğu’ya Giriş Sözlüğü - Gülsin HARMAN - Milliyet
Saudi Arabia: Surge In Executions - Human Rights Watch
Iran: Nouvelles Exécutions D’Homosexuels - InfoLGBT
İslamcılık Tartışmaları - Yüksel TAŞKIN - Taraf
Early Writings Reveal The Real Davutoğlu - Behlül ÖZKAN - Al Monitor
26 PKK'lının Mezarı Açıldı - Radikal
Komünistlerden Demirtaş'a Açık Mektup - HTKP Merkez Komite - İleri Haber
‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’: İktidar, Muhalefet ve Kürtler - Nuray MERT - Diken
Çözüm Sürecinin Kırılgan Noktaları - Fehmi IŞIK - Evrensel
Devlet Olmanın Hakkını Verin Arkadaş! - Hayko BAĞDAT - Taraf - Düzce Yerel Haber
Bu Feryat Yüz Yıldır Duyulmayı Bekliyor - Ümit KURT - Alev ER - Agos
New Document On Armenian Genocide Discovered In Paris Library - Armenpress
1915'in Medyada Adı Çok Ama Yok Da - Elif AKGÜL - Bianet
Armenian Genocide Resource Collection - Facing History And Ourselves
‘Herkesin Anası’ Meryem Ana ve Oğlu Armenak’ın Hikâyesi - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Sol İçi Bir Yüzleşme; Levon Ekmekçiyan İdamı - Hayri TUNÇ - Jiyan
Prominent Jewish Couple Murdered In Istanbul - Ha'Aretz
#Soma'ya Bir Örtü Daha - Emre DÖKER - Cumhuriyet
#Soma - Üç Ay Sonra - Yeşim NUMAN - Muhalif Gazete
Letter From Gezi Park To Ferguson - Kanat ATKAYA - HDN
FHKC ABD’deki Siyah Mücadelesini Selâmlar: İmparatorluk İçeriden Çökecek - İştirakî
Ferguson’da Bir Dehşet Gecesi - Rosa CLEMENTE - Birgün
Ferguson: Over One Week In - Juan CONATZ - Libcom
Ferguson Protester Calls Out Jesse Jackson: 'We Don't Want You Here' - Breitbart
Patronların ve Devletin Korkulu Rüyası : Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti - Anarşist Faaliyet
Amerika’da İki Göçmen Anarşist: Sacco ve Vanzetti - Emek EREZ - EE' Blog
Erik Olin Wright Derlemesi, Sınıf Analizine Yaklaşımlar - Emrah GÖKER - İstifhanem
The Legacy Of Jean-Paul Sartre - Joseph MASSAD - Al-Ahram Weekly
George Orwell Reviews Mein Kampf (1940) - Jonathan CROW - Open Culture
This Is Where Your Childhood Memories Went - Ferris JABR - Nautilus
Zaman Yine Yalan Zaman'ı! - Mustafa DOĞAN - ANF
MNG Arhavi’yi Terk Ediyor - Seçil TÜRKKAN - Birgün

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel
Escher

>>>>>Poemé
İyilik ve Kötülük - Halil CİBRAN

Ve şehrin yaşlılarından biri, 'Bize iyilik ve kötülükten bahset.' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil.
Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde
azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?

Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile
yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.

Siz, kendinizle bir olduğunuzda iyisiniz; bununla birlikte,
kendinizle bir olmadığınızda, kötü değilsiniz.

Çünkü parçalanmış bir aile eşkiyaların ini değildir;
sadece parçalanmış bir ailedir.

Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasında
amaçsızca dolaşır durur, ama dibe batmaz.

Siz, kendinizden bir şeyler vermeye çabaladığınızda iyisiniz;
Kendiniz için bir kazanç sağlamaya çalıştığınızda ise,
kötü değilsiniz.

Çünkü, bir şey kazanmak için uğraştığınızda, toprağa tutunan
ve onun göğsünde beslenen bir kök gibisiniz.

Doğaldır ki, meyve köke 'Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol..' demez.
Çünkü, almak nasıl kök için bir ihtiyaçsa,
meyve için de vermek bir gereksinimdir.

Konuşurken tamamen uyanıksanız, iyisiniz.
Ama, diliniz anlamsızca kekelerken uyukluyorsanız,
kötü değilsiniz;
Ve sürçen bir konuşma bile, zayıf bir dili güçlendirebilir.

Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla ilerlediğinizde iyisiniz;
Fakat oraya topallıyarak gittiğinizde de, kötü değilsiniz.
Çünkü topallayanlarınız bile geri gitmez.

Fakat güçlü ve hızlı olanlarınız, incelik gösterin
ve topal birinin yanında asla topalllamayın.

Siz, sayısız konuda iyisiniz ve
iyi olmadığınızda ise, kötü değilsiniz.
Sadece oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz.

Ne yazık ki, geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemiyor.

İyiliğinizin, üstün beninize duyduğunuz özlemde saklı
ve bu özlem herbirinizde mevcut.

Ancak bazılarınızda bu özlem, yamaçların gizemini
ve ormanın ezgilerini taşıyarak, büyük bir güçle
denize doğru akan bir sel gibidir.

Ve diğerlerinde ise, dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,
kıyıya ulaşmadan önce oyalanıp duran durgun bir ırmağa benzer.

Yine de özlemi fazla olanın, az olana 'Neden bu kadar yavaşsın,
neden duraklıyorsun? ' demesine izin vermeyin.

Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, `Neden elbisen yok? '
diye sorar, ne de evsiz olana 'Evine ne oldu? ' der.'

Ermiş - 1923

Kaynak

Sunday, August 17, 2014

Deuss Ex Machina # 511 - so this is goodbye

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_511_--_so this is goodbye

11 Ağustos 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
01. Bad Sector - Peaks (Power & Steel)
02. Susumu Yokota - Lily Scents Jealousy (Lo Recordings)
03. Susumu Yokota - Wave Drops (Lo Recordings)
04. Triola - Dunkelraum (Kompakt)
05. Triola - In Lourdes (Kompakt)
06. Ellen Allien & Apparat - Rotary (BPitch Control)
07. Ellen Allien & Apparat - Sleepless (BPitch Control)
08. Junior Boys - So This Is Goodbye (Domino)
09. Junior Boys - FM (Domino)
10. Mikkel Metal - Rain (Kompakt)
11. Mikkel Metal - Memories (Kompakt)

so this is goodbye 
(511)
Yok, Olmamak İçin Direnmek… Şengal… 

Hayat özetlene özetlene, handiyse sürekli olarak eksiltmelerle beraber, yüz kırk veyahut da daha az olan karakter ile ifade edilebilen bir mefhuma dönüştürülüyor. Hap gibi konsantre, gel gelelim içeriği daima eksik gedik konulan bir tanımlama gayretine düşülüyor. Tanımlar, atıflar bir gerçekliğe değil tam aksi istikametteki yalanlardan mürekkep olan bir forma dönüştürülüyor. Azaldıkça, eksildikçe sözün tözü ve esamisi okunmayan bir martavala sıkıştırılıyor. Her im bir martaval biliniyor. Nasıl olsa sorgulayan yok bahsine sımsıkı tutuldukça, inanıldıkça dünden daha az, dünden daha sığ bir kelime kervana düzülüyor. Yola çıkan meramın anlam sahanlığının enginliği ya da anlam ölçeğinin derinliği değil yüz kırk karaktere uyup uymadığı önceleniyor. Her şey işin kitabına uydurulurken, def edilenin kapı dışına itilenin aslında bahsedilmesi gerekenler olduğu bir kere daha pas geçiliyor.

Azaltma ve azalmalar bir süreklilik haline dönüştürülüyor bugün tamı tamına şimdilerde, şu vakit. Kesintisiz bir tırpanlama sözün değil duyumsanması, umursanmaması için elden gelen yarına hiç bırakılmıyor. Oysa her azalış yok oluşu hızlandırıyor bir süreklilik dâhilinde. Biteviye eksiltmeler cümlenin, dolayısıyla hayatın yarım yamalak kılındığını ifade ediyor hep görmek isteyene. Derinden sessiz sedasız taarruz ediliyor aralıksız. Kelimeler azaltıldıkça hayatın anlamı daha bir rutinde hep tekrar olunanlara mahpus ediliyor bilinçli olarak. Rutine hapsedilen illa ki mahkûm edilen sözün niteliği bir ihtimal de dile getirilenlerin aslında iyileştiriciliği oluyor. Behemehal erk seslenişinden çıkan o tereddütler, kırmızıçizgiler, hudutlar ve sıradana bildirilen hadler yaşamı zapt ediyor. Azaldıkça harfler mana unutuluyor. Azaldıkça kelimeler azap artıyor.

Azaldıkça söz keskin bir kötülük hâsıl oluyor her yere ve her şekilde. Azalan harfler değil sadece insan bahsinin ulaştığı sınırın çiğnenebilirliği ve unutulabilirliği belleniyor. O yoldan ilerlenmesi tavsiye olunuyor. Unuttukça ancak ayakta kalabilirsiniz diye buyruluyor. Görmeden, duymadan ve bilmeden yaşayabileceğimiz sözlerle aksettiriliyor, yarım yamalak değil otuz iki kısım tekmili birden bir arada. Sınırladıkça, vahametin güncelliği de kapsamı da daha derinden sarsmaya, kendi bildiğini eylemeye devam ediyor. Müşterek yıkılırken, onun yolunda geri dönüşsüz ilerletilirken kalıcılaştırılan şey sessiz bir mutabakat olarak bildiriliyor. Her şeye kayıtsız ve şartsız bir biat olarak resmediliyor aralıksız. Azalan harfler manaları alıp götürüyor.

Acıyı, derdi sizli bizli kılıyor, her şey değerlendirme şablonlarına sıkıştırılıyor. Şablon bir kez tutmaya görsün -o kalıplaşan bahis her günü apayrı bir cehenneme dönüştürüyor. Dönüştürülen yer cehennemin bir tasvirinden ziyade bizatihi kendisi ediliyor. Yaşadığımız güncelliği, ucu bana, cana dokunmuyor nasıl olsa yanılgısı öylesine seri bir biçimde yaygın kanıya dönüştürülüyor ki kıyamet koparken, lazım gelen farkındalılık öteleniyor. Önemli ve mesele edilmesi gereken çabalanımlar daha en başından derdest ediliyor, saf dışına öteleniyor bayağı bir gayretkeşlikle beraber. Azalan sözler, muhteviyata yapılan dolaylı veya doğrudan hamlelerin bütünlüğünde bu birbirlerini kovalayıp ta duran hamleler süreğinde asıl lazım olanların mahvına sebep oluyor. Ol bahiste mahvediş artık yalansız ve dolansız bir ayrışmazımız edilip hepimize pay ediliyor.

Acılar, sindirilebilir, dertler kanıksanabilir belletiliyor. Her şey layığıyla azaltılmışken eksiltilmişken sözlerin ardında aranması gereken hakikat de linç ediliyor böylelikle bu cehennemî ortamda. Ucun değmesi bahsi bir yana artık delip geçiyor behemehal. İstediğin kadar gözünü kapat, aklını mahrum et duvarlarını kuvvetlendir işitme ve görme ve duyma veyahut da öylece kala kalarak bekle sonuç olan yıkım kati surette değişmiyor, hiçbir zaman pay edilen başkalaşmıyor asla. Her defasında inanılan 'bu defa da kurtulduk' tavrı kendi kendine çürüyor bir kez daha. Sözün lime lime edildiği, geriye kalan umudun resmen çapraz ateşe tutulduğu varsa yoksa "devletlû" dilinin altında saklı duran baklaların birer ikişer gerçeğe evirildiği bir sahneleme hâsıl oluyor payımıza. Ortaya çıkan delip geçen pek fark edilmese de söz ile eyleniyor.

Her yerde ve her şekilde reva görülüp katara eklenen hamleler geleceğimizi çalmaya devam ediyor hemen hiç farkına varılmaksızın. Bir, iki, üç değil çok daha fazla hamlede bir biçimde şekillendirilen, sonuç olarak ulaşılmak istenen tamamen ve eksiksiz yıkım olmaya devam ediyor. Acıtmayan bahsi geçersiz bir türetmenin kendisi oluyor. Hem acıyor, hem kanıyor ve hiçbir surette tükenmiyor devletlûnun hıncı ol bahiste. Gösterile gelen çaba bunun nihayetlenmesini değil de, kalıcılığını işaretlemeye yeter de artar hale geliyor. Mübalağasız ötekisi olarak bildirilene karşı uygulamaların ötesi ya da berisi umursanmıyor o menzilde. Düzlem apaçık, çukurken her bir şey sütlimana çıkartılıyor. Nasıl olsa size dokunmayacak diye bildirilen şeyler daha söz yinelenirken yeni yıkımların teminatına, ön duyurusuna dönüşüyor.

Her hamle bütüncül teferruattan arındırılmış olan özdeki yıkımı kalıcılaştırıyor. Bir zaman aralığından değil hemen her fırsatta, her an güncelleniyor. Akıl fikir noksanlaştırılırken düşmanlık bahsine yeni kademeler, sınayış gayretleri ekleniyor biteviye hiç durmaksızın. Yerle yeksan edilen, bunca naçarlaştırılan akılken, daha nobran, daha sert, daha derinden yaralar ortaya çıkartmaya çalışa duran hamleler cismanileştiriliyor. Varım varız var olacağız sözünün kıymet-i harbiyesi geçersizleştirilmeye çalışılıyor her hamlenin ardında. Her hamle yeni bir yaraya dönüşüyor bu sathı mahalde, bu coğrafyada, bu menzilin önünde arkasında, dört bir yanında eksiltmelerin özü ve amacı bu yaraları kanıksatabilmek için verilen iktidarın oyunlarına sahne oluyor hemen her gün. Yakalan her fırsatta devletlûnun ettiği, sonuca ulaştırmaya çalıştığı bu yıkımlar güncesinde, zincirleme, patavatsızca sona bir adım daha yaklaşmak oluyor.

Dertler boyu epeydir aşmışken daha bütün bunlar başlangıç kabilinden bildirimler ile ucundan kıyısından yara vermeler, kalıcı hasarlara dönüştürülüyor menzili göz önünde bulundurduğunuzda. Sürekli olarak tekrar edilen, diskur bellenen, yordama yardımcı bellenen şeyler aslında tek bir hamlede nasıl da korunaksız bırakıldığımızı göstere geliyor bugünlerde. Bir ihtimalden, bir söz dizimindeki herhangi bir ayrıntıdan değil basbayağı, kesintisiz bir biçimde yalnızlaştırıldığımızın devletin gözetiminde her şeyin yerle bir edilmesinin yolunun arşınlandığı bir güncelliğin içindeyiz. Heyula kopmaya devam ederken asıl sorunlar yükselmeye, uç dokunmaya, yara çoğaltılmaya devam etmektedir halen, bu şartlar altında bile aralıksız göz göre göre. Misafir olunan kelimeler çağrışımlar ne edebiyat, ne feylezofik bir çıkarsama durumun keskinliği için anılması gerekenlerdir bugünün ülkesinde, bu coğrafyada.

Sınırımızın tam da dibinde kıyamet koparken, bizim buraların sessizliğindendir bahisleri bunca önemli kılmaya devam eden. Bir ülkenin, bir sınırın, bir alanın değil sadece başlı başına insanlığın katlinin tescillendiği, kayıt altında göstere göstere şekillendirildiği bir vahamete sahne olan bir yakarışa karşı denk gelenlerdir derdimiz anlatmaya gayret ettiğimiz. Binlerce yıllık yaşamın sürdüğü bir yerde onun sekteye uğratılması gayretkeşliğinin bu seferinde de Vahhabi mezhebinden olduklarını duyurmakta bir beis görmeyen aslen çok uluslu bir şebeke olan Irak Şam İslam devleti nam yapımın Şengal'de yaptığı soykırımdır kırık dökük bunca satıra vesile sebep. Hayatı üzerinde tahakküm kurulabilir bir mesele olarak bellenmesinden bu yana süre giden hınç ile linçin ortaklığında IŞİD nam şebekenin bu sefer de Musul'un bir nahiyesindeki Ezidileri hedefine koymasıdır bu kırık dökük satırlara sığınmamıza yol açan, sebep olan.

Yakın dönemde Suriye'nin Lazkiye'sinde, Rakka'sında, Kessab'ından, Halep'ine kentlerinde Sünni inancına tabi olmayanları kendileri gibi görünmeyen, düşünmeyen her kesimi, Alevisinden, Ermenisine tehditten tehcire, tehcirden kırıma, kırımdan katliama ulaşan bir düzenekte yok etme çabasının son duraklarından olan Şengal Soykırımıdır bize bu satırları yazdıran. İki arada bir derede insanlığı en kesintisiz biçimde tanımlandırabilmek, heybedeki kelimeleri denk getirip de manalı bir kaç cümle kurabilmek zorlaşıyor. Düşünce sıkışıp kala kalıyor, akıl derman arıyor, yol arıyor, meramı anlatabilirim diye düşünüyor. Oysa görünen köy bir kez daha gösteriyor ki "kılavuz" her neyse, nasıl addedilirse, anlamlandırılırsa anlamlandırılsın yazmak hiçbir surette kolay olmuyor, olamıyor.

Yakın zamanlar dediğimizin bir hınç ikliminde, sürekli katliamları göstere gelmesinden bu yana olan bitenin tastamam linç olduğu, yok etmelerin sonsuzluğuna varmak gayretinin birbirini takip eden bir süreklilik olduğu karşımıza çıkıyor. Yüz binlerce insanı yerlerinden, yurtlarından eden bir şebeke için bu sınırlar dâhilinde halen "unsur"dan öteye geçebilen bir tanımın resmen yapılamadığı bir mezalim var. Hayat gasp edilirken, Ezidiler için bir gün sonrasının her ne olacağı artık enikonu muamma kılınmışken, yaşadıkları yerler çoktan talan ve imhaya tabi tutulmuşken geriye kalan söz pek de anlamı tam aksettirmiyor. Daha öncesinden daha eskilerden Medz Yeghern, Seyfolardan bildiğimiz, aklımızın bir köşesine mıh gibi işlenmiş olan korkular bir kez daha cismanileşiyor bugün, Ezidilerin suretinde hayata tutunmaya çalışanların çöl ortasındaki suretlerini gördüğümüzde.

Agos Gazetesi'nde yayınlanmış Karin Karakaşlı'nın Utanç Tekerrürü makalesindeki cümlesi ile Suriye ile Irak toprakları arasında aşırı sıcağa ve çöl tozuna direnmeye çalışan bu halkı, iliğimden biliyorum. İliğimizden biliyoruz o dermansız konuluşun bir geceyi bir sabaha ulaştıramayacak olmanın çekincesini ve gelecek kaygısını fark ediyoruz. Bilince işlenmiş olan sadece göstere göstere kırımları ve yok etme seremonilerinin bunca kolay eylenebilmesi değil, aynı zamanda o acının hiçbir surette anlaşılamaması olduğunun idrakinin de payı var, akla yer edinmesinden öte her defasında hatırlanmasında. Ezidilerin varlıklarına, salt kimliklerine karşı geliştirilen saldırıların her an güncellenen rakamlarıyla, her gün eklenen ölümleriyle beraber fark ediyoruz bir kez daha; yok olmak ne demektir. Beş yüz civarında insanın katledildiği, bin civarında ne isimlerini, ne cisimlerini asla bilemeyeceğimiz kadının yaşam haklarına mani olarak köle edilmesini bir hafta içerisinde eylene geldiği bir yerde unutabilmek ne mümkün acı kaçarımız olmayanı göstere gelmektedir.

Bir halk yok edilmekte her gün daha da yoksunlaştırılmaktadır. Sincar Dağı'na ulaşan insanların önemli bir kısmının tahliye edilmeye gayret edilirken, kaçış çabasına düştükleri yolculukta bu sınırların en doğusuna oradan da Ankara'ya kadar gelebilmiş olan insanlara orada gördükleri zulmün bir başkası reva görülmektedir yine, yeniden. Dicle Haber Ajansı'nın haberine göre 'Işid’in soykırımından kaçarak Kuzey Kürdistan’a gelen ancak Akp’nin Orta Anadolu’ya sürdüğü Êzidî Kürtlerini, şimdi de beyaz soykırımın kıskacındadırlar. Akp hükümeti ve ona bağlı kuruluşların Ankara’ya sürdüğü Êzidî Narmo ve Aldewrêş ailelerini Işid çetesinin yaptığı gibi Müslüman olmaya zorluyor.' Sadece tek bir kesit bile aslında ne olmaya devam ettiğini göstere gelmektedir bir kez daha. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, kimlikler üzerinde yapılan hamlelerin her neye dönüştüğünü bildirmektedir yekten.

Geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde Qaraqosh nahiyesine saldırılması sonrasında bu göç yolu ve tehcirle bir başlarına kalan Süryaniler, Ninova Ovası'nın tamamına yakınında bulundukları hemen her mahalde, yine Işid'in saldırılarına karşı korumasız bir başlarına zulme terk edilmektedir haddizatında. Halkların ortaklığının, yaşam mücadelelerinin ivedi olmasının hemen hiç önemsenmeden gündemin satır aralarından def edildiği günümüzde kırım onu bunu ya da berikini değil herkesi kapsamaktadır. Musul'un neredeyse tamamında, Kerkük'ün belirli nahiyelerinde ötesi berisi orası burası olmaksızın bir zulüm sürekliliği karşımıza çıkartılmaktadır. Ezcümlesin hayata kast edilmektedir. Devlet sırrı olarak atanan, neredeyse peşi hiç kovalanmayan şiddet şebekesine yardıma koşar adım yetişilen bir ülkede o hayatların kıymet-i harbiyesi anlaşılmamaktadır halen.

Devletlûnun hiçbir surette önlem almadığı, dahası güney sınırın nerdeyse tamamında kendini, varlığını ispata girişen orada olduğu kadar da, Ceylanpınar'dan, Reyhanlı'ya her yerde karşımıza çıkan bir gün İstanbul'un arka sokaklarında kendine eleman temin edebilen bir şebekenin utançlarına katkısını ne zaman nihayetlendireceğidir işte mesele. Her şey yoğun bir gündemde, bunca kıyametle beraber şekillendirilirken sessizliğin sonu zulmün bir gün gelip hepimizi bulacağını bildirmeye devam etmektedir. Hayat bir yok etme ritüeline dönüştürülürken, burada seslenip o yaralara merhem olacak duygudaşlık, çağrının ve daha fazlasında kırımlara karşı vicdanı hatırlamanın tam zamanıdır. Bir mesele, bir mana kalacaksa geriye bunca laftan tek bir şeydir: Hayat için seslerini duymak, imdat çağrılarına kayıtsız kalmamak.

Bir kırım çetesine rehin hayatın zindan edilmesine mani olabilmek için, yeter artık diyebilmek için, kelama ortak olmak, yazgı diye buyrulana karşı ses etmek lazım gelendir. Bir ülke bir halk topyekûn yıkıma zulmün güncellenmiş olan haline karşı varlık mücadelesinin peşinde, yekten ezcümle. Ne Ezidi ayrı ne Şebbak, ne Süryani ne Alevi ne de Kürd ya da Türkmeni hepsi birlikte bir arada hayatlarına sahip çıkmanın derdinde. Bugün çoktan unutulan, yarın hatırlanmayacak, daha öncesinin handiyse hiç sorgulatılmadığı bir güncellikte yaşadıklarını unutmayarak, geleceğe çıkabilmek için direniyorlar. Duyuyor musunuz? Özet edilip kıssa edilenler, sadece bir kaç karede buradaki cümlelerden çok daha anlamlısını paylaşırken fark ediyor musunuz? Oralardaki "ortam uzamı" kaybetmemek için gösterilen direniş çabalarına buralarda kayıtsız kalınmasının ne kadar da kötücül olduğunu idrak edebiliyor musunuz? Vicdanınız rahatlarda mıdır, afiyette midir, nasılsınız? Görüyor musunuz, umursuyor musunuz? Hey insanlık.

Bir Not: Elimizden ne gelir ki diye bir sualiniz varsa… http://twitter.com/SengalDayanisma

>>>>>Bildirgeç
Ezidiler ve Güneşe Doğru - Akın OLGUN - Birgün

Toprağından söküldüğünde bir halk, o topraklar bir daha kendisi olmuyor. Toprak, kendisini terk edenlerin arkasından hızla ıssızlaşıp, kan ve göz yaşı ile yine içine doğru çöküyor. Üzerinde yaşayan hayatların toplu yok edilişlerine tanıklığıyla, toprak acıyor, can çekişiyor ve çatlayarak kırılıyor. Bir insanlık dramı yaşıyor Ezidiler. İnsan, her zulümde nedendir bilinmez hep yükseklere kaçıyor. Dağlara, tepelere doğru göç yolu kuruyor. Katliamlardan, zulümlerden kaçışın adı göç. Asıl sürgün ise geride bıraktığınız hayatınıza uzaktan bakarak boğazınıza düğümlenen sözlerdir.
Artık evlerinizin içinde yabancılar var. Sizi katledenler uzanıyor yatak odalarınızda.
Oysa;
Başkalarını evlerinden edip, onların kurduğu hayatların üzerine genişce yayılarak yuva kuranlar asla iflah olmuyor.  En çok "helal" olana değer verdiklerini söyleyerek kesiyorlar boğazları, çocukları canlı canlı gömüyorlar toprağa, kadınların ırzına geçip satıyorlar "erkek" pazarında.
Hepsini kendilerine helal görenlerin zulmü bu. Adına "İslam Devleti" diyerek kuşandıkları silahları, mazlum ve çaresiz olanın kafasına dayayıp sıkıyorlar. "Allahuekber" diyor biri. Diğerleri çoşuyor, kan oluk oluk akıyor.
Biz tanıyoruz bu zulmü, bu katliam yöntemlerini, toplu sürgün cinayetlerini. 1915'ten, Maraş'a, Sivas'a uzanan o katliamlar, soy kırımlar ve "Allahuekber" sesleri aynı.

Ezidilerin görüntüleri düşüyor önümüze. Büyük bir kuru toz bulutu arasında görünüyor belirli belirsiz yüzler ve en çok çocuk yüzleri. En korumasız olanlar en önce ölüyorlar. Susuzlukla yığılmış taşların üstüne kuş kadar bedenleri. Geride kalanlar ise vahşet güzellemesi yapanların ellerinde can vermiş.

IŞİD'in sırtını yağlıyorlar. Bu inkar, soykırım düşüncesinin ve dilinin yansımasıdır. "Affedersiniz daha çirkin, Ermeni dediler" diyen Başbakan'ın dili işte bu düşüncenin bütünlüklü halidir. Onu kurtarmaya soyunan kimi Ermeni yazarlar ise bu düşünce dünyasının sadece bilindik işbirlikcileri. Yahudileri gaz odalarına götürmek için sıraya dizip sürükleyen, seçilmiş yahudiler gibi.  Onlar korkuyla yapıyorlardı, bunlar gönüllü. Hissetmeyenler "yarabbi şükür" geçişi yaparak atlıyorlar, dokunmuyor hiç biri.

İnkarcıların, katliamcıların ve soykırımcıların ortak noktası aynı. İnsana benziyorlar ama değiller. Artık anlamalıyız ki, kendileri gibi olanları çoğaltmak için girişilen her siyasi düşünce katliama ve zulme çıkıyor. Ona verilen her destek bizi suç ortağı yapıyor.

Evet, Türkiye  kirletilmiş bir ülke ve çokca kanatılmış... Entellektüelinden, edebiyatçısına, sanatçısından, yazarına, aydınına, siyasetçisine kadar bakın görürsünüz o kirliliği. Bir avuç insanın üstüne çöreklenen çoğulun, kötü olana duyduğu hayranlık bu kirlilikten.

IŞİD gönüldaşlığı ile inkar, asimilasyon ve soykırım arasında büyük bir bağ var. Onu koruyanların refleksleri, sözleri hemen hepsi bu anlayışın gönüllü aracılığını yapıyor. İslam adına katliamlara girişenlere aynı camiadan gık çıkmıyor.

İktidar refleksli dernekler, yazarlar, kalemler, "akiller" ağızları açık Başbakan ne diyecek diye bekliyor ve ona göre tavır geliştiriyorlar. Duyularını satmış olmanın rahvan yürüyüşü ile gösteriye çıkıyorlar.

Katliamlara hiç şaşırmıyorlar. Siyasi akrabalıkları, kan bağları onları birbirine yakın kılıyor. Su tutuyorlar "özgürlük savaşcıları"nın kanlı ellerine, sakallarına.
"Biliyorsunuz Alevi"
"Afedersiziniz daha çirkin Ermeni dediler"
"Edebsiz, aşağılık kadın"
"Çocuk deyip durmayın kaçakcı onlar kaçakcı"
"O çocugun cebinden patlayıcı çıktı"

Toplayın tüm sözleri ve IŞİD'in katlettiklerine bakın anlayacaksınız bu derin siyasi akrabalığı.

Ezidiler yükseklere çıktıkca, alçaklar daha da küçülüyor. Belki de bu yüzden anlamlı yükseklere çıkmak.

Onlar yüzlerini güneşe, diğerleri karanlığa dönüyor.
Ve alçaklar hep karanlıkta gizleniyor.
Zafer pastaları içine gömülüyor ağızları. Ağızları ki insan öğütüyor. "Saygı duyun" diyerek geçiriyorlar dişlerini. Emin olun ki kanattıkları topraklardan parçalar var dişlerinin arasında.
Dünyevi herşeyi kazanabililer belki ama insan olmanın onurunu hiç bir zaman kazanamayacaklar.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Akın OLGUN, Ezidiler ve Güneşe Doğru makalesinde bu bitimsiz bir biçimde devam eden felaket silsilesi için değinilmesi gerekenleri yekten anlatmaya devam ediyor. Bugün yaşadığımız ülkede halen her şey sallantıda, bir örüntü altında saklanmaya çalışılırken aslen ne oluyor onu bilmek için kısadan bir meramı aksettiriyor. Fikrinize..

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Jiyan! - Hayat! - կյանք!
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Şengal’in Yakarışı - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
Sığınılmazlar Cumhuriyeti - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Orta Doğu Cehenneminde Kürtler - Selim TEMO - Radikal
“Aynı Gökyüzü, Aynı Keder”: Êzîdi Katliamları - Rûken ALP - Zan Enstitü
Yazılmadan Kalan - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Yok, Olmamak İçin Direnmek… Şengal… - Misak TUNÇBOYACI - Jiyan
A Yezidi Man In Sinjar Region Speaking On ISIS Atrocities - Mutlu ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Ezidi Ailelerle Silopi'de Konuştuk: Artık Yurtsuzuz! - Faruk AYYILDIZ & Beyar ÖZALP - Evrensel
Açlığın ve Savaşın Pençesinde Bir Millet: Ezidiler - Dipnot.tv
'IŞİD Tehdidi Kürtleri Birleştirdi' - Dr. Zafer YÖRÜK - BBC Türkçe
YPG and PKK Forces: The Unsung Heroes Of The War Against The "Islamic State" - Saladdin AHMED - The New Middle East
'Traktörümle Roboski'de Katledilen Kardeşlerimi Taşıdım, Şimdi De Ezidi Kardeşlerimi Taşıyorum' - İbrahim YAYLALI - Demokrat Haber
Nasrallah: Türkiye, ABD ve Körfez Ülkeleri IŞİD Yılanını Kendileri Yarattı - T24
In Turkey, A Late Crackdown On Islamist Fighters - Anthony FAIOLA & Souad MEKHENNET - Washington Post
Êzidi Kadınların Bıçaklarında Ne Var? - Özcan KIRBIYIK - Jiyan
Demir Sopalarla Öldürdüler, Tutuksuz Yargılanacaklar - İsmail SAYMAZ - Radikal
Kilis'te Suriyeli Gerginliği! Mahalleden AFAD Tahliye Etti - Reşit ÇELEBİOĞLU - DHA
Tehlikenin Farkında Mısınız - Amberin ZAMAN - Taraf
CHP, Davutoğlu'na IŞİD Saldırısından Kaçan Sığınmacıların Durumunu Sordu - Zaman
Alacakaranlık: ABD, IŞİD ve Gazze - Melek Ulagay TAYLAN - Bianet
Almanya İstihbaratı Yıllarca Türkiye'yi Dinlemiş - Yücel ÖZDEMİR - Evrensel
“Oğlum Ferit’i Polis Katletti!” - Zeynep KURAY - Birgün
Erdoğan’ın Yüzündeki İfade… - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Seçimin Kazananı; Rehabilite Edilemeyen Sokak Çocukları - Emek EREZ - EE' Blog
Yeni Türkiye ve Yeni Hayat - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Who Will Be Turkey’s Medvedev? - Michael RUBIN - Commentary
Türkiye Siyaseti Ortadoğu’ya Kayarken Seçim Sonuçları - Bülent BULDUK - Başlangıç
‘Türkiye Partisi Olun’ Demek,‘Türkiye Partisi Değilsiniz’Demektir! - Ali TOPUZ - Diken
Güle Böyle Yapan Kaktüs Gördüğüne Ne Yapmaz? - Kemal BOZKURT - Harfvolver
2014 Cumhurbaşkanlığı Seçiminde HDP: Sonuçlar ve İmkânlar - Onur GÜNAY - Harun ERCAN - Şerif DERİNCE - Güllistan YARKIN - Ayhan IŞIK - Zan Enstitü
Seçimler, HDP ve Yaratılan Umut - Ahmet H. AKKAYA - Kürdistan 24
Türk Solundan Saç Baş Yolduracak Manzaralar - Ayşe GÜNAYSU - Özgür Gündem
Afedersiniz Ama Varız ve Var Olacağız - Sayat TEKİR - Atılım
What If You Call An Election And Democracy Loses? - Pinar TREMBLAY - The Weekly Wonk
Turkey's Economy: Now For The Hard Part - Murat ÜÇER - Foreign Policy
"PKK’yi Terör Örgütleri Listesinden Şimdi Çıkartmak Fırsatçılıktır" - Frederike GEERDINK - Diken
Iraq’s Christian Refugees: ‘They Are Bewildered’ - Krishnan GURU - Channel 4 News
Diyarbekir’den Yerevan’a Bir Yol - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Ferguson, Missouri: Savaş Eve Geliyor* - Joseph KISHORE - Direnşteyiz.org
'Obama’ya Diktatör De' Yazısı - Pınar TREMBLAY - T24
Ferguson Protesters Guard Stores From Looters -  Braden GOYETTE - The Huffington Post
Itemizing Atrocity - Tamara K. NOPPER & Mariame KABA - Jacobinmag
Erschossener Mike Brown: Unbekannte Veröffentlichen Falschen Namen Des Schützen Von Ferguson - Philipp LÖWE - Spiegel
Filistin: Ya Gettonun Yıkılışı Ya Soykırım - Foti BENLİSOY - Başlangıç
Nagorno Karabakh Will Never Be Part Of Azerbaijan: Galust Sahakyan - Armenpress
Mahçupyan ve ‘Tarihsel Çirkinliğin Bir Parçası Olmak’ - Umut ÖZKIRIMLI - Diken
Süleyman Seba'ya Lanet Yazısı - Hayri TUNÇ - Jiyan
Jiyan’dan Sızan Nefret ve Komşum Süleyman Seba - Deli Gaffar - DG' Blog
Siz Mükemmel Kalın, Seba'nın Değerleri Bize Yeter - Ümit ALAN - ÜA' Blog
Harvard Üniversitesi Yedikule Bostanları'nda Derste! - Elif İNCE - Radikal
City And Agriculture: Studying And Preserving The Historic Gardens Of Istanbul - CAA
Üsküdar'da Çöken Duvar Hakkında Gazetecilere Konuşan Mağdur Karakolda Sorguya Çekildi - Başka Haber
Soma'da İşbaşı Yaptırılan İşçilere "Sepet" İşkencesi - Ece Sevim ÖZTÜRK - Çağdaş Ses
Özel: AKP Madenciyi Dolandırdı, Kaçtı - Gerçek Gündem
Somalı Madencilere Verilen 15 Sözün Kaçı Tutuldu? - Bianet - Güvenli Çalışma
Grevdeyiz Duyun Sesimizi... - Özgür Gündem
"Kesin Geziciler Yapmıştır": Hem Herkes Hem de Hiç Kimse Olarak "Geziciler" - Arda BİLGEN - Bianet
Zeytinburnu'nda Duvar Yıkıldı, Ağaçlar Söküldü: Polis ve Zabıta Direnen Vatandaşlara Saldırdı - Başka Haber
Mert Tünay’a Mektup - Beren AZİZİ - Korkatip.com
Şortlu Kız ve Bakkalın Önündeki Amcanın Hazin Hikayesi - Mert TÜNAY - MT' Blog
Bir Ayakkabıma Bakıyorum Bir De AKP'lilere; Değmez Diyorum... - Aylin NAZLIAKA - Youtube
Işıklı Vitrinler ve Ölüm - Neslihan ACU - Yeni Asır

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Shengal

>>>>>Poemé
Düşman Yakmıştı Evceğizini - Mihail ISAKOVSKI

Düşman yakmıştı evceğizini
Yok etmişti kimi var kimi yoksa.
Nereye gitsindi şimdi asker
Kime anlatsındı kederini.

Yürüdü asker, acılar içinde,
Köyün bitimindeki mezarlığa.
Üstünü ot bürümüş bir tümsek
Bekliyordu onu orda.

Durdu asker, sanki bir yumruk-
Tıkamıştı boğazını.
Dedi ki: "Geldim, bak, Proskovya
Karşıla kahraman kocanı.

Büyük bir sofra donat hemen
Konuklarla dolsun evimiz.
Böyle bir günde eğenmeyip
Ne zaman eğleneceğiz?..."

Yanıt veren olmadı askere
Ne de bir karşılayanı...
Sıcak yaz rüzgarı sadece
Sallıyordu tümseğin üstündeki otları...

Kaynak