Sunday, September 28, 2014

Deuss Ex Machina # 517 - Pieces Of Life

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_517_--_Pieces Of Life

22 Eylül 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Bitchin' Bajas - Ruby (Drag City)
2. Bitchin' Bajas - Asian Carp (Drag City)
3. Ólafur Arnalds - Near Light (Live At Daytrotter Session) (Erased Tapes Records)
4. Ólafur Arnalds - Only The Winds (Live At Daytrotter Session) (Erased Tapes Records)
5. Christopher Willits - Clear (Ghostly International)
6. Christopher Willits - Connect (Ghostly International)
7. Claro Intelecto - White Sun (Delsin)
8. Claro Intelecto - Remember (Delsin)
9. DFRNT - Hermans House (Amadeus Records)
10. DFRNT - Flow (Original Mix) (Amadeus Records)

Pieces Of Life
(517)

Eski Bir Yeni

Demokrasi, tüm politik sistemlerin haklılıklarını ve ölçülerini almak zorunda oldukları düzenleyici özgürlük fikridir. Bunun sonucunda demokrasi fikri yeni bir başlangıç için, uzamın ye­ni bir uzamlaşması için olanak sağlamaz. Şu andaki demokrasi sistemlerimiz, doğal haklarımız olarak tanımlanan bu özgürlükleri kut­sal bir şey gibi saklamaktadır. Bunun sonucunda da demokrasi, pay­laştığımız var oluşumuzu başlatmak durumunda olan temel ve özsel özgürlük praksisimize direnmektedir. Ya da daha kötüsü, Foucault'nun deyişini kullanacak olursak, demokrasi, ortak-varlığımızı her zaman iktidar buyrukları olan ekonomi ve teknik buyruklarına göre düzenleyen 'politik teknoloji'ye dönüşmüştür (Jean-Luc Nancy)

Kaygının hiç paylaşılmadığı, acının sizli bizli kılındığı, sorgunun mütemadiyen ötelendiği, iki adımda bir münferittir ve sıradan bir edim olarak resmedilmeye çalışılan o küçük kıyametlerin umursanmadığı reel politiğin çukurunda olan biten heyulalar ile günlerin geçirildiği bir ülkede yaşıyoruz. Yaşam hepten pamuk ipliğine bağlanmışken ilaveten bu karanlık düzenin daimiliği için onun kalıcılaştırılmasına yönelik hamlelere şahitlik ediyoruz. Şahit yazılıyoruz bir yerlere bir zamana bir mekâna bağlı olmadan her dakika. Atılan adımlar, yapılan hamleler, hemen her şeyi manidar bir biçimde umursanmayacak meseleler dolaylarına sıkıştırıyor. Paramparça akıl yok etmeyi basit bir meseleye indirgiyor. Ne ki tüm yaşatılanlar daima eksiltmeleri çoğaltıyor.

Koca bir deryada sırf sorundan mürekkep bir ülkenin her neye dönüştüğü, nasıl güncellendiği meydana çıkıyor. Koca bir deryada derdin nasıl dağ gibi yükseldiğini hatırı sayılır çokluğunu özetliyor. Koca bir deryada sana, bana denk gelmesinin ayrımcılığına dair kelimelerin edildiği bir menzil bina ediliyor. Seni, beni bulan şeyin bize rast gelmediği sayıklanıyor. O, Biz daima rahatça yoluna devam ediyor diye sayıklanılıyor. Koca bir dünyada hemen her şeyin ötekisine karşı öyle bilinene karşı nasıl bir taarruz halinde güncellendiği gün yüzü buluyor. Koca dünya bunca yalanla idare edilmeye çalışılan bir mekâna dönüşüyor. Erkânın patavatsızlığı ile açılan paylaşılan ve dile getirilenler bu hazanı gerçek kılıyor. Çıplak gerçek. Karar ve hüküm kati ve değiştirilmez diye bildirilirken koca devletin yapa geldiği zulümler, bir fecaatten çoktan facia boyutuna ulaşmışken bunlar rahatça sindirilebilir diye buyruluyor.

Bütün bu cehennemi alanı yaratmanın yetmediği, iklimin tastamam ona dönüştürülmesinin yolları arşınlanıyor, dört bir yanda bir dolu yeni yalanla birlikte. Bütün olanlar hayata yönelik kasıtlı müdahaleler sonu hiç gelmeyecek tavırların tamamı- sindirilebilir, -yenilip yutulabilir diye anılmaya devam ediliyor bu deryada. Resmedilip gerçeğe dönüştürülen hep bir örtbas çabasından mürekkep, onunla yol alırken hiçbir surette neden, niye, ne hakla bu kadar kolayca sinmek kolaylaştırılıyor buna bir yanıt yoktur haddizatında. Hiçbir şeye yanıt verilmediği gibi bu münferit sayılanların o geneli handiyse toptan zapt etmesi yüce iktidarı bağlamaz. Kısadan yürüyor tüm mesellerin ardı, hep aynı uzama bağlanıyor. Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü öne sürülerek her vakıa, her edim kör bir nefretin doksan yıllık o geleneğine teslim ediliyor.

Gelenek elden gelen kadarıyla değil tüm şartlar zorlanarak yineleniyor, sahip çıkılıyor, yineleniyor. Öldüren, emri veren, yok et diye buyuran, işitme hiçbir zaman asla, kayıtsız kal muhakkak diye çemkiren daima aynı olsa da makama saygıdan bahisler açılmaya devam ediliyor. Dün hiç yaşanmamış gibi, daha dün gibi olanlar hatırda bunca çokça ve apaçık belirginken bunları önemsemeyin, başınızı belaya sokmayın direktifi yineleniyor ol aralıktan. Ol makamdan seslenişler bu ülkede, bu coğrafyada gidenlerin arkasından dizilmeye devam edilen kelamın şirretliğini göstere geliyor. Devletin yıkılmazlığı bir yana halkına karşı geliştirdiği biyopolitik hamlelerin aslında nereye doğru yollandığımızı göstermesi açısından detaylar artık aleniyettedir. Şirretliği hiçbir surette elden bırakmadan yolu daraltmanın nasıl mümkün olduğu resmediliyor.

Her şey aslında, yalan dünyayı biraz daha örtbas edebilmek adına yineleniyor. Daha evvelce nasıl olmuşsa bugün de yarın da aynı tavırla dönüştürülmeye kayıtsızlık bir tavırdan öteye gerçeğe eviriliyor. Kayıtsız kalınmasının güveniyle dün sözüm ona hesap sorulan katillerden, müsebbiplerden, bu ülkenin karanlığının mimarı olan isimlerin attıkları adımlar birebir takip ediliyor. Daha derin yıkımlar için. Dün eksik koydukları bugün tamamlanıyor artık hiçbir ilaveye gerek bıraktırmaksızın bir heyulanın gümbürtüsünde. Sözün erkânca ipotek altına alınabilir kılınmasının ardından, eylem zincirleri gösterendir diye bildirilmesi bunun yolunun açılması ile istimlâkten, yıkımın en sert iklimine geçiş kalıcılaştırılıyor. İsyan etmek sözle bile olsa alarm zillerini harekete geçirendir! İsyan etmek bir biçimde vahşete karşı dil dökmek bile yasaktır.

Her şey ileri demokrasi içinde yeniden dönüştürülürken bir tabii ki ses etmek de yasaktır, ağıt yakmak da yardım etmek sözü havada bırakmadan yardımcı olmak da günahtır. Her şey günahtır da çocuklara katledilmesine karşı hiçbir hamle edilmemesi günah değildir. Her şey günahtır da insanların inançlarına karşı yapılanlar günah değildir. Her şey günahtır da zorunlu denilerek bu ön tanımlamayla din dersi eğitimi, bunun tedrisata dâhil edilmesi makuldür. Her şey günahtır da kime sordun da yaptın o düzenlemeleri suali yanıtsız ve bi’günahtır. Her şey günahtır da, insanların katledilmelerinin en onulmaz yaraları açılmasının karşısında yanıtsızlık günah değildir. Oralardan en yüksekte yer alan makamlardan avama karşı ses ediyorum diye lafazanlıklar günah değildir.

Eyyyy Batı diye söze başlarken İslam Devleti nam şebekeye laf, söz konduramazken kalkıp PKK’ye onun ve ona bağlı olan tüm halk hareketlerine karşı argüman diyerek hedef göstermenin tam anlamı tam karşılığı günah değildir. Ne de olsa günah Kürd söz konusu olduğunda geçersiz bir tanımı gösterendir. Aysel Tuğluk’a hakaret etmek de günah değildir, bizatihi yargı tarafından alınmış olan taş atmak bir özgürlüktür bir ifade biçimidir kararına rağmen hiç değildir. Önce Akdoğan "Nankör" diye bahsi ve linçi başlatır. Arkasından Başbakan Davutoğlu "edepsiz" der. Erdoğan hiç uğraşmadan hiç "densiz" diye devam eder. Bugün onların görmek istemediği asla yanıtları vermedikleri topraklarda gün aşırı saldırı hamlesinin bir İslam Devleti’nden bir T.C. askeri ve polisinden gelmeye devam ederken ucundan kıyısından çekilen görüntülerde bile zalimin kim olduğu meydana çıkarken bir kadın vekil suçludur günaha batmıştır. Bir tek bu erkân temizdir günahsızdır.

Kameralar kayıttayken eylenen suç akitlerinin, insanları yerlerde sürüklemenin o sürükleme hali devam ederken bir yandan da ağır hakaretlerin adı bir türlü konulmaz. Asla bu hizada tutuşun, o hayat için kaçanlara karşı neden sergilenebildiği sorgulanmaz. Yanıtsızlığın, sözün yokuşa sürülmesinin ardı daha büyük felaketlerdir oysa. Hiçbir biçimde yaftaların “sığ” ikliminden uzakta kalmak söz konusu değildir. Dün artık bugün dün artık şimdidir. Dün artık bugün de böylesine tek formla ve tek bir akılla birlikte güncellenmektedir. “Restorasyon” nam tecrübesinin dillendirilmesi, atfedilenin dönüşümü değil tam tersine eğreltiliği ve ucubeliği bir estetik olarak bildirmektedir. Estetik, bir çabanın karşılığı olmaktan çıkartılarak hep yapılması sonuç kabilinden karşılaşılması yinelenen, bir yaranın örtbas edilebilirliği haline dönüştürülür.

Kesin olmasa bile emin olabildiğimiz yegâne şey, bu devinimin hemen her alanda, hemen hiç yılmadan yinelenmesidir. Aralıksız sergilenen tahakküm hamleleri restorasyon sürecinin değil kalıcı yıkımın teminatıdır. Ortaklaşması asla mümkün görülmeyen yapıların, karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamasıdır düşündürücüdür yenilenmekten çok yinelemeyi görünür kılandır. Bilindik, aşina bir yerlerden kulağa çalınmış bu akılda yer etmiş hamlelerin tekrarlanmasıdır bunca sık, bunca dip dibe aralıksız. Restorasyon bir gerçeklik örtüsüdür artık. Gerçekte olan bitenin üzerine iliştirilmeye çalışılan bir yamalama gayretidir bu menzil içinde hiç kesintisiz. Tutturulan, denk getirilen, ya da birleştirilen hamleler, topyekûn bu ört basın yeni bir hamle olarak sunulması aralığından türetilenler sayesinde uzam bir karanlığı cismanileştirmektedir. Yenileme hep bir şeyleri gizleme, gözden ırak tutma, sorgudan muaf kılma adına hemen her hürriyetin sorgusuz sualsiz rehin edilmesi anlamını muhteviyatında barındırır.

Görünen köye kılavuz bu ahval altında bundan çok elzem bir deneyimi simgeleştirir. Yenilenirken bu eskiye dair hemen her şeyin şimdiye taşınması söz konusudur. Bunca belagatin tedrisatından ve her türlü fenalığından geçmiş bir ülkede, yaşanmışlık kâfi gelmemiş gibi yenilerinin de bu katara dizilmesidir yenileme-restore. Biçim, şemalı dönüştürülürken formların giderek ayrıştırılmaz bir biçimde devlet nobranlığına göre düzenlenmesidir asıl mesele. Felaketleri de, fecaatleri de hatırlamaktayken bunca yakınlardan akıllara kazınmışken üstelik halan. Yenilenenin bir tavrın yinelenmesi olduğu muhakkaktır. Kaygının sınırlarına, anlama gayretinin karşısına, sorguların menziline tek tip bir duvarın örülmesidir mesele. Hemen her şeyin, sessizliğe mahkûmiyetinin sağlama alındığı bir duvardır. Kanıksatılmaya çalışılanların bir yerde, beynelmilel konulardan çok hayat bağlamında ona doğru yinelendiğini göstere gelendir duvarlar.

Sınırların varlığının, sokaklardan, zihinlerden, insanın ruhun ta içlerine kadar taşındığı bir hücumun kendisidir asıl olan biten duvarlar ile. Çevreleme birbiri ardına yapılmaya devam edilenler bu kuşatma halini süreklileştirmektedir. Devletin, aklı fikri bu menzilin daha da büyüyebilmesi adınadır. İşleme koyduğu her kararın satır aralarında bunun sağlaması yapılabilir. Tek başına bir ‘sağlamadan’ öteye her ne maksatla “restorasyon” teriminin kullanıla geldiği meydana çıkar. Her durumda satır aralarındaki niyet bu ülkenin yegâne gerçekliği olarak işlenmektedir. Aynalanır. Kesin ve teyitli olan ise, iktidar için hayata müdahalenin kesintisizleştirilmesidir. Hayatın devlet aklının ezberlerine kurban edilmesine doyulmamasıdır. Sonsuz bir yargı ve en nihayetinde zapt etme çabası bu ülke gibi bir deney sahasını ortaya çıkartmaktadır.

Doksan yıldır bu savunula gelen tezlerin zaman bunca değişmişken hala inatla, ısrarla muhafaza edilmesidir düşündürücü olan. Doksan yılın bahsi bu sorunların karşısına çıkartılan yanıtsızlığın kalıcılığıdır, yekpareliğidir soluk almaksızın aralıksız. Hayat ehvenin değil ‘kötünün iyisi denile gelenin’, ölümü gösterip sıtmalara razı getirmelerin menzili haline böyle böyle itilmektedir. Kurgudan gerçeğe evirilen ve kalıcılaştırılan erkin tahayyülü ile baskılamasıdır. Tepeden inme kural ve kaidelerin hayata doğru onu hedef haline dönüştürmesinin izlerini yollarını açığa çıkarttığı muhakkaktır. Derin yaralar biriktiriyoruz. Derinden yüzeye bir türlü ulaştırılmayan dertlere ortak oluyoruz bunları yan yana yaşıyoruz kendi içimizde. Erkânın bilmediği, henüz keşfetmediği sınırlarda içte ama hep birlikte yaşıyoruz bir dolu zaman birbirimizden habersiz.

Acı kelama hiçbir zaman, kolay dökülmeyecek olsa da bari bir nüve, tek bir kelimeyle de olsa anlaşılmaya uğraşıyoruz. Ezber olunanların bizi götürdüğü menzilin arkasının hepimize ayrı bir “zulüm” olduğunun bilinciyle dökülüyoruz. Kesintili, eksik gedik ama hayat için çatmaya çalışıyoruz cümleleri. Hayat elden böylesine hoyratça, böylesine sıfatlardan azade katledilip, yok edilirken kaygının paylaşılması adına ilerliyoruz birbirimizin sesini duyarız! diyerek, belki gerçekten görürüz diyerek. Yorgun ve bitkin soluğumuza karşı taarruz eksiksiz güncellenirken sırasını kaybetmeden uygulanırken biz neresindeyiz bu kırım ikliminin işte bu coğrafyanın bunu anlamaya çalışıyoruz. Hayatı bir biçimde bunca zora koşturanların bu direnci, tahakkümle ezip geçerek ilerlemeyi tercih eden devletler olduğunu görüyoruz. Hayatı kör kuyulara rehin edenlerin suretleri sıralanıyor birden görüyoruz.

Masa başlarında eller kollar mimikler bu biatten de gayrisine çalışmayanların salabildikleri korku ekseninin her neye dönüştüğünü de açık ediyor artık anlıyoruz. O yüceler, ulular, haşmetmeaplar, hazretler, çeteler, katiller, şunlar ve bunlar halkların cellâdı olmak için didişe duruyor. Halklara karşı daha ne yapamamışlarsa fenalık adına bunun yollarını arıyorlar umarsızca Türkiye, Kürdistan, Suriye ya da Irak hiç birisine yetişemiyorsa, Nijerya, Ukrayna ya da Hong Kong illa ki bir sınıra bir yerlerdeki hayata kast ediş temellendiriliyor insafsızca. Hayat  bu erkân sultalarına karşı direnebilmektir her anlamda sesle sözle ve isyanla. Hayat her anlamda ayağa kalkabilmektir yılmadan, azalmadan yengilere rağmen bir başlangıç iradesidir. Sinematografik bir kurgu olmayan bu güncellikte yegâne yetebileceğimiz akıl burada saklıdır o iki kelamda.

Gün deviniyor hınca mutlak ve koşulsuz biat ettirme düsturu ile şekillendirilen bir daraltım ile hep ona rehin edilerek şekillendiriliyor. Hayat zapt ediliyor. Bir veciz, atfediş olmaktan öteye geçmiş olan seslenişlerin ardı birer ikişer yıkıma dönüştürülüyor. Acı hep sizli bizli eyleniyor. Yıkım her yerdeyken söze asla sıra gelmemesi adına hiçbir fırsat kaçırılmıyor. Susun telkinden çıkartılıp öcüye dönüştürülüyor bu iklimde. Haddinizi bileceksiniz, bir büyük fermana eviriliyor. Batıya akıl verilirken, buraların o doğunun aklından zerre iz bırakılmaması için elden gelen yarına bırakılmıyor. Yaşam ile ona kast edilmesinin yeni sürümü!, bu ahvalde birbirinden apayrı diye bildirilirken, ayrıştırıcının burnunun dibinde her şey birbirini bulmaya devam ediyor. Nankörler diye atılan manşetlerden edep bildiren, haddini bil denilerek meydan ve makamlardan avaza dökülenler bu toprakları acıların mabedi eylemeye devam ediyor.

Açık olan yegâne şey acının daimiliği, sonsuzluğu adına yapılanların, hangi ellerden, nasıl türetildiği meydana çıkmaktadır bir kez daha. Devletin götürdüğü yer yeni değil; olsa olsa eskiden peyda edilen karanlığın kendisidir. Bu karanlık hal güncellenirken fark edecek miyiz gidişatın uçurum olduğunu? Suretler mütemadiyen değişirken, müdahale edenlerin kimlikleri çeşitlendirilirken susacak mıyız, sese karışmaya devam edecek miyiz? Adlarını saydığımız yerlerde, sayamadığımız nicesinde insanlar hayatlarını sorgulamaya başlamışken hep birlikte teferruat olarak bildirilmekten alıkoyabilecek miyiz endişelerimizi bu yeni ülkede. Amalar ve fakatlardan çekinceler bildirip duran, devletin yolunda ilerleyip yardakçılık eden akıllardan uzağa taşıyabilecek miyiz tüm meramı, arz-i hali hep birlikte. İşte bugünün ülkesinde bunlar meselemizdir.

Misak TUNÇBOYACI İstan’2014

>>>>>Bildirgeç
Kobanê’nin Kawa’ları Dehaq’ları Yenecek - Serkan MENTEŞ - Gezite

Bu komedi bitti! “49 rehine” oyununun sonuna gelmiş bulunuyoruz. Rehinelerin ailelerine ve istemeden de olsa bu oyunda figüranlık yapan rehinelere geçmiş olsun.

101 gün rehin kaldıktan sonra bir sabah ansızın takım elbiseleriyle ve 101 gün şarjı bitmeyen bir telefonla döndüler! Telefonun modelini öğrenebilsek çok iyi olur malum çağımızın sorunlarından biri de çabuk şarjı biten telefonlar.

Cumhurbaşkanı operasyonla kurtardık diyor Başbakan diyalogla yalan da bile anlaşamamış adamlar, biz nasıl kurtardıklarını çok iyi biliyoruz Kobanê’de ki tüm halkların kanını IŞİD’e satarak “kurtardılar” ama “MİT’in inanılmaz başarısıyla” diye satılıyor, yedik mi?

90 yıl boyunca tren durmayan bir durakta bir sabah elektrikler kesiliyor. TCDD’ye ait bir tren duruyor. 49 kişiye karşılık soysuzlar çetesi IŞİD’e 49 tane tank ile Niğde’de bir polis bir astsubay ve sivil bir vatandaşı öldürüp “jandarmayı öldürerek sevap işledim” diyen teröristleri vererek 49 rehine “kurtarılıyor”.

Bu mu inanılmaz başarı? Çok sevdiğiniz devlet sırlarını da verseydiniz tam olaydı (gerçi vermiş de olabilirler).

Bir iddia var: Suriye uçakları Kobanê etrafındaki IŞİD mevzilerini vurmak için civara geldiklerinde Türkiye uçakları tarafından taciz edilip hedeflerin vurulmasına izin verilmemiş. Başka bir iddia daha var ki önemli bence: IŞİD lideri Bağdadi’nin yardımcısı Ebu Müslim Türkmeni‘nin Ankara DTCF‘den mezun olduğu ve MİT’e çalıştığıyla ilgili iddia. Buna göre Türkiye IŞİD’i yaratan güçlerden biri değil, onun asıl öğesi!

Türkiye, halk düşmanlarını bu kadar destekliyorken Kürtler bu hükümetle, bu devletle mi barışacak? İlk fırsatta bizi öldürmeye çalışan bir devletle nasıl barışacağız!

Türkiye IŞİD’i kullanarak Rojava Devrimi’ni boğmak istiyor ama bunu başaramayacak. Irak’ın ikinci büyük şehri Musul’u ve o koca koca silahları tankları bir günde ele geçiren IŞİD Kobanê’yi 85 gündür düşüremiyor ve Kobanê düşmeyecek, o topraklar kanla sulanmayana kadar!

Türkiye akbaba misali Kobanê etrafında dolanıyor, insanlar ölsün şehir düşsün de orda tampon bölge kursun rahatça diye. Ama artık akbabalara yem olmayacağız. Çünkü Kobanê’deki Kürtler onurları için destansı bir mücadele veriyorlar.

Kürtler ve Rojava’daki tüm halklar Türkiye’nin bu ihanetini asla unutmayacak!

Artık yapay sınırlar kalkmıştır bunu Kobanê ile Suruç arasında gördük. Gençler halkını korumak için sınırları yıkıp Kobanê’ye geçti! YPG, modern zaman Kawa’larından oluşan bir ordu. Onurları ve toprakları için Dehaq’lara direniyorlar ve tüm Dehaq’ları yenecekler!

YPG sözcüsü Rêdûr Xelîl‘in şu güzel cümlesiyle bitiriyorum:

“IŞİD’liler cennete gitmek için Rojava’ya saldırıyorlar. Biz de onları cehenneme gönderiyoruz!”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arzihal'in sınırında bittiği yerde Serkan MENTEŞ'in Gezite'de yayınlanmış olan Kobanê’nin Kawa’ları Dehaq’ları Yenecek makalesine yer vermek istiyoruz. Sözün tamamlayıcısı, anlatılması elzem hale dönüşenleri özetleyen, bütünleştiren bir okuma parçasının altına imzasını atıyor MENTEŞ. Gezite'nin ve yazarın anlayışlarına binaen, Deuss Ex Machina'da sizlerle paylaşıyoruz. İyi haftalar...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Kobanê: Kutsal İttifak Devrimi Boğmaya Çalışıyor - Cihan ÇABUK & Y. Doğan ÇETİNKAYA - Başlangıç
Kobane Neyi Anlatıyor? - Akın OLGUN - Birgün
Dewrano - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Öbür Büyük Mesele: Türklerin Geleceği - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Dengêk Bidin Şengalê Û Rojava! - Şeyhmus DİKEN - Bianet
Suruç'ta İki Kadın - Müjde Tozbey ERDEN - soL
İnsanlıkla Barbarlık Arasında Bir Savaş: Kobanê - Tuncay ŞUR - Kürdistan24
Dünyanın Yalnızları - Yusuf NAZIM - T24
Ya Sizin Dünyanız? O Da Berkin’den Küçüktür… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Kobanê: Satranç Oyununun En Kritik Safhası - Erhan KELEŞOĞLU - Evrensel
Fighting Power In Kobanî - Carl DROTT - Le Monde Diplomatique
“Çekirdek Koalisyonun Komplo Teorisi IŞİD” - Emrah TEKİN - Meydan Gazetesi
Kobane’de Çatışmalar Sürüyor: Binlerce Kişi Sınırı Aştı, Geri Dönüşte Asker Saldırdı - Sendika.org
Açlık Grevindeki Vekillerden Kobanê İçin Acil Çağrı - Dicle Haber Ajansı
Polat Can ile Amerikan Hava Saldırıları ve Kobanê Üzerine - Mutlu ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Islamic State Tightens Siege Of Syria Border Town Kobane - Paul WOOD - BBC News
Secret Hospitals Treating Wounded Civilians: Ghosts Of Aleppo - Vice News via Youtube
Zakaria: Turkey Key To Anti-ISIS Strategy - CNN - Global Public Square
İttifak Operasyonları IŞİD ve Nusra'yı Barıştıracak Mı? - Hasan SİVRİ - Yakın Doğu Haber
Işid'in Kobani Saldırısı, Ortadoğu'nun Dizayn Edilmesi Türkiye'nin Kaybetmesi - Mustafa PEKÖZ - Muhalif Yazılar
Turkish Government Co-operated With Al-Qaeda In Syria, Says Former US Ambassador - Richard SPENCER & Raf SANCHEZ - Daily Telegraph
La Frontière Turco-Syrienne 'A La Cruelle Epreuve Des Faits : L’exemple Du Sud Du Département D’Urfa En Septembre 2014 - Jean-François PEROUSE - Ovipot
"Islamischer Staat": Auswärtiges Amt Warnt Vor Terrorrisiko In Vielen Ländern - Der Spiegel
Syria Air Strikes: America’s Attacks On Isis May Help Bashar Al-Assad Keep His Regime Alive - Robert FISK - The Independent
Fleeing ISIS, Syrian Kurds Swarm Into Turkey - Alan TAYLOR - The Atlantic
Türkiye'ye Geçen Kürtler Evlerine Dönmeye Çalışıyor - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Rehineler ve Takas - İskender KAHRAMAN - İştirakî
MİT Raporunda Korkunç İddialar - Yurt
“Karanlık İşlere ve Onları Örtecek Kahramanlara İhtiyacımız Var..” - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Russia Is The Biggest Loser - Vahakn KEŞİŞYAN - Outbox Society
French Bungle With Returning Islamists Draws Political Flak - Gregory VISCUSI - Bloomberg
Faşizme Karşı Atılan Her Taş Meşrudur - Doğan Emrah ZIRAMAN - Gezite
Asıl Edepsizlik - Çetin YILMAZ - Jiyan
Mültecinin Evi - 13 Melek - Sabit Fikir
BM Kararı Dink Davası’na Hayırlı Olsun! - Erol ÖNDEROĞLU - Bianet
Gazi Üniversitesi'nde Ermeni Nefreti - Birgün
Faşizme Bir Taksi! - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Are They Allowing The Headscarf Or Imposing Their Beliefs On Everyone? - Orhan Kemal CENGİZ - Sundays Zaman
Aleviler: Çocuklarımızı Zorunlu Din Dersine Göndermeyeceğiz! - Dersim News
Parasız, Laik, Demokratik ve Anadilde Eğitim İçin Sivil İtaatsizlik - Cem AKBALIK - Harfvolver
Okul Kitaplarında Ötekiler - Herkül MİLLAS - Zaman
'Ermeni Öğrencilerden Özür Dileyin, Nefret ve Düşmanlık İfadelerini Ders Kitaplarından Çıkarın' - Bildiri - T24
Kaiser: "There Is No Collective Kurdish Guilt For 1915, But The Responsibility Is Yet To Be Discussed" - Evrim KAYA - Agos
Ermenilerin Önündeki Tercihler ve Agos... - M. ESAYAN - Yeni Şafak
Bir ‘Makbul’ Agos Aranıyor - Karin KARAKAŞLI - Agos
Metehan’a Saldıran Faşistler: ‘Alperen Mergen’i Sahipleniyoruz’ - Sendika.org
IŞİD Saldırılarını Protesto Eden Öğrencilere Saldırı - İMC
İÜ'de Öğrencilere Saldıran Gerici Çete İşte Böyle Elini Kolunu Sallayarak Okuldan Ayrıldı! - FKF Twitter
Bütün Dünya Buna [Ya Da Sana] İnansa! - Pınar TREMBLAY - T24
Washington'da Kürt Konferansı Başladı - Barış SARER - VivaHiba
Tarih Yapmak ve Tarih Yazmak: Ertuğrul Kürkçü  - Göksun YAZICI - Zete
Roboski İçin Bir Gün Değil Ölüm Her Gün - Fatih TUNÇ - Jiyan
Mersin'de Çocuğa İşkence Eden Polis İşine Geri Döndü - İsmail SAYMAZ - Radikal
İnanılmaz İstatistik: Sadece 4 Yılda "Polise Mukavemet" Suçundan 102 Bin Kişi Yargılandı, 41 Bini Mahkum Oldu - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Seattle Police Aren't Using Enough Force, Internal Memo Says - Renee LEWIS - Al Jazeera
From Watts To Ferguson - Rick PERLSTEIN - In These Times
Ferguson’da Her Yerde Bütün Polisler Katildir - Meydan Gazetesi
"Alternatif Nobel" Sızdıran Snowden ve Yayımlayan Rusbridge'in - Bianet
Malya Ovasında Bir Babai - Süleyman ALTUNOĞLU - Gezite
The Rise Of Kurdish Literature - Selim TEMO & Tarık GÜNERSEL - Sampsonia Way
Hayat - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Edward Said: A Remembrance - Ammiel ALCALAY - WarScapes
Orhan Doğan Barış Ödülü Eren Keskin'in - Agos
An Interview With The Aghvor Parer Project - Clément GIRARDOT - Mashallah News
Կարմիլիկ - ՄԱՀԻՐ ԷՕԶՔԱՆ - Agos
'Gezi' Kitabı Yüzünden 1 Yıl Hapse Mahkum Olan Özkoray: Kararı Tanımıyorum - Fatih UZUN - Onedio
Eski Gece - II - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Afrika’nın Ortasında Yan Yana İki Üvercinka’yız - Sibel YÜKLER - Harfvolver
The Source Of Bad Writing - Steven PINKER - WSJ

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Suruc

>>>>>Poemé
Bir Tanımı Olmalı - Ayten MUTLU

bu acının bir tanımı olmalı
bana hiç söylenmemiş sözcükler gerek

gözlerime doluşan bu yağmur kuşlarının
her sevgiye bir tarih düşüren yanlışların
çıkmayan sokaklarda yitirdiğim düşlerin
bu acıyla buluşan bir tanımı olmalı

göğsünü kanırtarak oyan kör bıçak gibi
yaşanacak herşeyi dünde unutmak gibi
ömrünü kayalardan fırlatıp atmak gibi
kendinde kaybolmanın bir tanımı olmalı

toprağı gökyüzüne savuran depremlerden
bütün evleri birden sürükleyen sellerden
geriye bir başına kalan ihtiyar gibi
acıyı solumanın bir tanımı olmalı

güneşin ortasında karanlık olmak gibi
kuruyan bir denizde sessizce yanmak gibi
ıpıssız bir evrende tek canlı kalmak gibi
bu çılgın yalnızlığın bir tanımı olmalı

sevdiğinin yüzüne son kez değercesine
söylenecek hiçbir şey kalmadı dercesine
en uzak tınıları boyayarak sesine
"hoşçakal" demenin de bir tanımı olmalı

ben ne söyleyeceğim şimdi yelkenlerime
bana rüzgâr dilinden sözcüklere gerek

Kaynak

Sunday, September 21, 2014

Deuss Ex Machina # 516 - et non descendat

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_516_--_et non descendat

15 Eylül 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Kronos Quartet with Bryce Dessner - Aheym (Anti-)
2. Kronos Quartet with Bryce Dessner - Little Blue Something (Anti-)
3. Nils Frahm - Improvisation For Coughs And A Cell Phone (Erased Tapes Records)
4. Nils Frahm - Familiar (Erased Tapes Records)
5. Moon Zero - Winter Dreams (Denovali Records)
6. Moon Zero - Endless Palms (Bruised Skies Remix) (Denovali Records)
7. Blochemy - Dinae (CleanError Records)
8. Blochemy - Olab (CleanError Records)
9. Dalt Wisney - Plums From Pluto (Tektosag)
10. Dalt Wisney - Star Eyes (Tektosag)

et non descendat
(516)

Hayat

Devlete alternatiflerimiz hakkında düşünürken reddimiz bir kilit noktası olmalı. Reddedişimiz farklı bir dünyanın, yeni ortaklıkların ve işlerin yürütülmesinin farklı bir tarzının yaratılması ile el ele gitmeli. Reddimizin burada ve şu andalığının arkasında başka bir zamansallık, farklı bir dünyanın sabırla kuruluşu olmalı. Sorun iktidarın ele geçirilmesi değil, kendi gücümüzü, işlerimizi farklı bir biçimde yapabilme gücümüzü, başka bir dünya yaratabilme gücümüzü kurmaktır.” “Devlet, Egemenlik ve İktidar – John HOLLOWAY

Basitin hepten zora koşturulduğu icat olunan kural ve kaidenin bu kördüğüm hali güncellediği dahası içinden çıkılamaz kıldığı bir ‘kuşatma’ halinde güncelliği idame ettiriyoruz bir yerlerde hep bir telaşla. Anlatmak istediklerimiz basit birer cümleden, tek seferde görülebilecek mesele ya da sorunlar değildir artık. Kısaltılmış olan sorgu aralıklarının zamanında bu uzun cümlelere yer yok bu görünümde. Her şeyin muallâkta bırakıldığı sorgunun değil bir kabulün, biat edişin önemsendiği, önerildiği bir güncelliği yaşıyoruz. Her durumda kendini hep ön plana çeken bir iktidar ve onun takip ededuran muhalefetin peşi sıra koşturdukları halkın sorununun ise daima kendisine kaldığı bir zamandan bildiriyoruz. Sözümüzün, anlatımlarımızın, atfedişlerimiz için yola çıka geldiğimiz, kendiliğimizden eyleyebilmemizin sınırları daraltılmışken yanıtların işte o cenahtan değil içimizden çıkacağını artık biliyoruz. Bugün her şartta her koşut karşısında bir kez daha ikrar ediyoruz.

Biz sıradan olanlar birleşemesek birbirimizi duyamasak hiçbirisinden hiç ama hiçbir surette, kaile alınacak bir karşılık gelmeyecek. Sorunlar dağ gibi yığılmaya bir an olsun anılıp, ertesinde de unutturulmaya devam edilecek. Duyulması gerekenleri kendinize saklayın o bildiklerinizi diye sayıklanıp durulan şeylerin esasında, hayatiyet bahsini biliyoruz.
Kuşatmalar düzeni, devletin zorbalığının her neye dönüştüğünü hemen hiçbir eklemeye gerek bırakmadan göstermektedir. Bilinenlerin kapsamı bu görünümde asıl neyin önemsendiğini de yinelemektedir. Her şeyin salt bir kurgu olarak bildirildiği yerde gerçekler, sorunlar olan biten tüm bu kapsamlı heyula dâhilinde yansımaktadır. Basitin tanımsızlaştırıldığı bir dönüşümden çok daha büyük, vahim tahrifatların yolunun temellendirildiği bir ülkede önem arz eden şeyler istimlâk edilmektedir.

Dönüşüm temellendirilirken, aklın ve mantığın beşeri sıradana dair olmadığı yinelenmektedir. Bilen bir avucun, bunu çevreleyen bir azınlığın ve onun etrafında seçimden seçime hatırlanan hali vakti değil geleceklerini bu düzene oynayarak güvence altına aldığının iddiasındakilerin birlikteliğidir mevzubahis. Bir ülke gerçekten gümbürtüde eylenen, biçimlendirilen bir al gülüm ver gülüm sahnelemesinde bölüştürülmektedir. Paramparça edilip üzerinde tepişilip durulan, aklı nobran bir tahakküme rehin eden bir kurgu değildir artık sırada daha büyük yıkımlar vardır çünkü. Neticenin her ne olacağı bilinmeden, anlaşılmadan, gidilen ve inatla o yolun tavsiye edilebildiği tavırdır düşündürücü olan. Kendini hep tekrar edip duran tahakküm için ortaklık bahsi bu dar alanda hapsolmaktadır. Hapsedilen geleceğe dair tespitleri ve tereddütleri paylaşarak bir ortak uzam inşasını değil aksine bu çukurun içinde kalmanın bir biçimde sağlamasıdır, sağlama alınmasıdır.

Müşterekin yaratımından dönüştürülmesinden çok zümrelerin bekası adına uğraşının ta kendisidir karşılaştığımız. “Dün” asla dünde kalmamıştır mamafih dünün eksik koyduğu yeni günün temellerindedir. “Yeni” olarak zikredilenin harcı o dünün fecaatinden türetilmektedir hala. Günün kendi aksi içinden herhangi bir sorguya yer ve yönü kazandırması, ihtimaldir ki tartıştırması daha bu, erkenden yok edilmeye çalışılmaktadır. Hafazanallah bir şeylerin farkına varılırsa, bu nasıl yenidir diye sorulursa foya ortaya çıkacak ve şapka düştüğünde kel görünecektir. Hiçbir kılavuza ihtiyaç duyulmadan görünen köyün ta kendisi anlatacaktır her şeyi. Yön tayinleri vurgulamalarda kendini göstere gelen büyüklükler, bir dolu bahisler ve çağrışımlar restore edilen yeni diye buyur edilenin halini, mealini de, asıl derdini de ortaya çıkartmaktadır.

Yaşamı zora koşturmanın hemen her tür edimden daha fazla benimsendiği karanlığın bir timsalden mizansen olmaktan ileriye hamle eden kalıcı vahametin tam karşılığına ulaştırıldığı bir döngüdür karşı karşıya olduğumuz. Öylesine bir döngüdür o ki hayatın çarklarına karşı girişilen her müdahale ile yarınlar daha bir biçimsizleştirilmekte bahsi restore etmek olarak dillendirilen ülke tahayyülünün bildik bir ucubeye doğru evrimi sağlama alınmaktadır. Sözün naçarlaştığı hiç kimsenin kimseyi duymadığı, görmediği dahası anlamaya çabalanmadığı heyula kalıcılaştırılmaktadır böyle böyle. Erkânın tahayyülü diye çıka gelenler birer ikişer kalıcılaştırılmaktadır. Sorgulanamaz, ayrıştırılamaz, üzerine tek bir söz bile ilave olunamaz tabulardır güncelliğin eğrileri. Tabulaştırılan bir meseledir ‘yeni ülke’ formu. Bütün yekpareleştirilmiştir artık. Bütün asla hiçbir sorguya geçit vermemek için daraltılmıştır.

Bütün artık düne dair değil sadece güne dâhil yıkımların güncellendiği bir mefhumdur. Basitin zora koşulması her şeyin akışından alıkonulabilir olarak bilinmesi ise daha büyük ve derin yaraları beraberinde getirmektedir. Devlet denilen mekanizmanın bireylere hamlelerinin tamamı bu kuşatma çabasını meydana sermektedir. İfşa olunan her kare ile anlamını hiç de ötelemeden bulmaktadır. Bugünün ülkesi kendi sınırları içinde ve dışında şiddete meyyal edendir. Hiçbir surette sorgulanmayacak büyük bir güç istenci içerisinde şiddeti sıradanlaştıran, faşizmi iyice kanıksanabilir bir mesele olarak değerlendiren bir akıldır ulaşılan. Şiddet yeniden gündeme bu kuşatma menzilinden içeriye buyur edildiğinde döngünün her neye ulaştığı, nasıl bir gaile için şekillendirildiği anlaşılacaktır kısadan. Kısacık bahisler, bazen bir satırlık demeçler ya da TV ekranlarından, gazete sütunlarından bildirilenler hep bu düzeni normalleştirmek adınadır arka arkaya.

Her anlatılan doğrudur diye kestirmeden gösterilenlerin ardı büyük bir pespayeliktir iş bu güncellikte. Gerçekleri örtbas edebilmek için kullanılagelen dilden “otuz dört” yıldır aşina olunanın bir adım ötesinde olmadığımız yüzümüze çarpılmaktadır bir kez daha. Her şey aynı, her şey bildiğiniz gibi kendini tekrar eden, sığlıkla hemhal halde daha büyük delirtmeler adına yinelenmektedir. Algının üstünde iradenin karşısında, sıradana, halka rağmen kurgulanan şey ise bu şiddet ikliminde kuşatmalar ile yeni ülkeyi sorgulanamaz kıldırmaktadır. Doksan yılın her dönemecinde, halk hareketleri ivme kazandığında çıkagelen darbeler, müdahaleler dünün mağdurları eliyle yinelenmektedir. Bugün darbe değildir artık yapılan, bugün bizatihi, suskun ve sessizleştirilen yığınlar yaratmaktır o işkence halini sürdürmeye talip. Kesin ve kural haline dönüştürülen dakik olunan bir zamanlamayla, her bir şeyin ipotek edilip, derdest edilebileceği güncelliğin bina olunmasıdır.

Her konunun mutlak, tek ve değiştirilemez bir doğru üzerinden şekillendirilip ötesinin tarumar edilmesidir amaç. Her günün böylesine bir tahammülsüzlük ile birlikteliği, rehin ettirilmesidir mesele. Neticede varılmak istenen yerse sığlıktır ve sessizliktir hiç uzağa gitmeden bir kez daha. Demokrasi mefhumunun içeriği hepten boşaltılırken bomboş bir mesele kıvamında ismi var cismi var etkinliği ve geçerliliği yok halidir dönüştükçe varılan ulaşılan. Menzil bir an değil her gün böyle çabalarla, tarumar edilip içi yağmalanmaya devam edilmektedir. İleri, yenileşme, dönüşüm, modernizm tanımlarının göreceliliği bir yanda artık sadece bir tabela olarak yer edinmesinin yolu bina edilmektedir düzenin güncesinde. Yanlışın yanlışlığını düzenleyebilmek, doğruya varabilmek için çabalanmak bu döngünün yaratıcıları tarafından üzerinde düşünülmeyen bir meseledir.

Gözümüzün önünde açıkça yapılandırılan her hamle bizatihi yönün dönüşümünü sağlamlaştırmak içindir. Hazin olanı kıyımıza tam ve eksiksiz yerleştirmek adınadır. Öyle bir devinimdir ki acının karşılığına hep daha fazla zulüm çıkartıla gelmektedir. Standart’ın Türkçe karşılığı yahut da bir uzamdaki yankısının, ne olması gerektiği hep kadraj dışıdır hep dışarıda. Standart diye bir bildirim-söz konusu değildir azami, zorun sınırsızlığı, hiddetin çokluğunu yedi gün yirmi dört saat hep tekrar eden bir ülkedir tamı tamına karşı karşıya kaldığımız. Sistemin belagati dün atfettiklerimizi, daha dün bir dolu suale giriştiklerimizi, ses etmelerimizi istisnasız boğabilmek adınadır. Şeklin şemalın estetikten hep yoksun bırakılmış hali o eğreltiliği düzayak bu sınırdan bile görünmektedir. Taraflar arasında bölüşülen bir ülkede, tarafsız olanın, sıradan olanın kendisi olmaya çalışanların halen bedeller ödemekle yükümlü oldukları yinelenmektedir.

Ezberden bildirilenler bu her şeyin ‘tozpembe’ olarak dillendirildiği hülyalar ülkesinde gerçekliğin kötülüğünü ispat etmektedir. Bir standart vardır elbette bu dile, eyleme, edime, kurala ve nizama hakka, hürriyete ve hüviyete kesintisiz bir saldırı retoriğidir. Bir standart vardır daha fazla sessizleştirebilmek için. Yinelenip durulan binlerce düzen oyununda sıradana karşı yinelenen hamlelerdir standart. Mühim olan tek şey ise erkin, tahakkümü kesintisiz bir biçimde yapa geldiklerini hiç ara vermeden sürdürmesidir. Herkesin detaya dönüştürüldüğü bir yerde ön plana çekilenlerin tamamı bunca pragmatik, bir örnekleştirilmiş bir yekpareliktir. Sığlık içerisinde kahramanlık hikâyelerinde çürüme bahsidir karşılaştığımız. Büyük vecizler dökülürken, büyük millet miti, milletin adamı hikâyeleri eksik gedik olmadan tekrar edilirken karşı karşıya kalınan zulümdür. Asıl dertler, konuşulmayan ve unutturulanlardır.

Ezber edilmiş konuşmalarla bugünün nasıl olduğunu, yarına nasıl bir halde ilerlediğimizi gösterimdedir. Hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği ve dostluğu politik doğrucu değil hayatiyet için seslenişleri neden önemsememiz gerektiğini yinelemektedir. Erkin her çabası bir sağaltım için değil bu duyumsamalara karşı duvar örebilmek adınadır. Kuşatmalar sınırın içinde olduğu kadar da sınırın hem üzerinde, hem ötesinde ve berisindedir. Aynı zamanda ve aynı anda yinelene gelmektedir hala. Devlet kendi eylediği şiddetiyle kâh adliye sarayındadır, kâh meclis nam temsilin tükendiği bu sıra düzeninde yer edinen beton grisi makamda. Devlet kâh asansörün çalışıp çalışmadığının asla kontrol bile edilmediği tescilli inşaatlarda, kâh bir gecede düzenlenip yüzlerce emekçiyi kapının önünde bırakan torba yasadadır. Hep oradadır. Devlet kâh Roboski’nin müsebbibi kâh Reyhanlı’nın gözlemcisi, kâh Irak ile Suriye sınırında, üzerinde Radikal İslamcılarca gerçekleştirilen kırımlara el verendir.

Devlet bugün Suruç’tadır. Devlet bugün can havliyle, canını kurtarma ümidiyle kendi kapısına akrabalarına ulaşmak için sığınan Kürd halkına, Kobane direnişine karşı geliştirilen bir zulüm aktörüdür. Hiçbir sözlükte karşılığı bulunmayacak bir ayrımcılığın, ivedilikle tekrar edildiği, daha çok değil bir on beş ay önce ikrar edilmiş olan biz bu doğu’yu, Kürdistan’ı bu haberlerden mi işitmiştik bahsindeki o yerlerde yine yeniden sergilenen şiddete kayıtsızlıktır. Türkiye Halklarının ortak olduğu kendi namına yaralarının kanatılmasına tanık olduğu bir güncelliktedir Devlet dediğimiz. Her fırsatı daha büyük yıkımlar için kullana gelen bir aklın tezgâhladığı hayata kastetmenin bir oyundan gerçeğe evirildiği bir güncelliktedir devlet. Suruç sınırında, Kesab’dan, Şengal’den, Maxmur ve daha pek çok yerden göç etmek zorunda kalmış insanlara karşı zalimliğin gösterimindedir, bunun cakasını satmaya çalışandır Devlet.

Kanıksatılmaya çalışılan, uzaklarda, çok uzaklarda olduğu zikredilen şeyin, kırımın bizatihi can evimizden vurmaya devam ettiğinin göz önünden uzağa taşınmasına vesiledir Devlet. Her şey sınırda olup bitmektedir apaçık, elli bin altmış bin yetmiş bin sayılar mütemadiyen güncellenmektedir. Bir istatistik olarak değerlendirilen sınırın dışından teröristler geliyor diye kirli propaganda yapılmasının bile yollarının arandığı kırımdır karşılaştığımız. Tehciri, zulmü yüz yıl öncesinden bilenler için bir tekrardır, canlı canlı ülkeye neler edildiğinin, insanların canları için neleri göze alabildiklerinin bir sağlamasıdır hepsi tek bir şey için hayat adınadır. Öylesine değil, kestirmeden değil işte, yaşamak için sırtlanan insan sırtlanan, yük edilen candır. Kimi yaralıdır, kimi sakat, kimi son nefesini barış içinde vermeye hazır ve nazır olandır. Ekranlarda bir heyula içerisinde PKK yandaşları saldırıyor diye kısadan bahsedilen, kestirilip atılan şeyin o sınıra daha yaklaşmadan devletin askeriyle yaptığı ‘saldırı’ hamlesine karşı sessizce bir direniştir karşı karşıya olduğumuz.

Görmezden gelmelerin amalar ve fakatların, onlar da böyle, bunlar da şöyle diye bahislerin açılıp durulduğu menzilde gerçek katiller ile masaya oturulan bir devletin varlığıdır daha fazla düşünmemize sebep. Gerçeklerin üzerini örtebilmek için fasaryadan bir ilgileniyoruz bahsinin cismanileştirildiği Suruç’ta, halk kendiliğinden bir hayat mücadelesi vermeye devam ediyor bir yandan. Batı yakasında benzeş, bir tornadan çıkan hikâyeler anlatılırken, hep aynı masallara tav olunurken gerçekler karelerle gerçek toz bulutu, devletin gaz bombaları, gerçek kurşunları, arkalarında bıraktıkları kentlerde İslam Devleti nam şebekenin katliam fermanlarıyla gerçeğe dönüşüyor. Hayat için devletlere, çetelere karşı bir mücadele sergileniyor. Her unutulduğunda o mekanizmaların aslında nelerin nasıl kıyametlerin tedarikçisi, mimarı olduklarını göstere geliyor.

Anlatmak istediklerimiz için hemen her şey bir vakıa, mesken, olay örgüsü ya da tasavvur olmaktan ötede insaniyete kastın ta kendisidir artık. Devletin eylemselliği nobran bir mesele, hamura şekil vermek gibi yeni bir ülkeye dair tasvirlerden ibaret değildir. Yeni ülke her anında her gününde zulmü çeşitlendiren bir meselenin failidir artık. Devlet kalıplarını yenilerken sözünü eylemini güncellerken yaralar çoğalmaktadır. Her aldığımız yara ise umudun, tözün, fikriyatın her ne hale dönüştürüldüğünü göstere gelmektedir. Suruç sınırında da bunun teyidi vardır. Görmek isteyenler için, bir halkın var oluş mücadelesi, hayat için çabalanışı mevcudiyettedir. Yaşamak soluk almaktan öteye bir bahse dönüşecekse ancak birbirimizin acılarına, yaralarına tam ve zamanında ses ederek, adını ne koyarsak koyalım şiddetin baş müsebbiplerinden hesap sormayı bilerek, çabalayarak ancak söz konusu olacaktır.

Hayat bu menzilde, bu coğrafyada, bu sınırlarda, bu yerde hep anlatılan, hep atfedilenden bir adım daha derinden yürüyen, önemsenmesi gereken bir meseledir. Ülkeyi sorgularken, bugün neden kırımlar ile yan yana yaşadığımız gerçekliğine kafa yorduğumuz vakit, devletin neyi temsil ettiğini idrak edebildiğimiz vakit bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Can için çabalayanların, barış için uğraşanların, demokrasinin, hürriyetin her neye tekabül ettiğinin çırılçıplak gerçekliğine vakıf olabilmek için Kobane özelinde sesler işitilirse, duyabilirsek. Suruç’u görebilirsek, ses edebilirsek bir şeyler değişecektir gerçekten hakikaten. Yaşadığımız coğrafya bambaşka değil, hep aynı ezberlerle zulmün, mahvın mükerrerliğinden rota belirlerken, o kırımlar ile düzen oluştururken halkların söz birliği için çabalandığımız an bir şeyler değişecektir, gerçekten!


>>>>>Bildirgeç
Diren Kobanê ...Kim..? Seninle? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
http://riyatabirleri.blogspot.com.tr/2014/09/diren-kobane-kim-seninle.html

19 Eylül'ü 20'sine bağlayan gece, Suriye-Türkiye sınırının dibindeki Kobanê'de "İslâm Devleti"nin saldırısı sürüyor. Bu acımasız örgütün önünden kaçıp Türkiye sınırına yığılan binlerce kişiye sınır gün içinde nihayet açıldı, içeri alındılar, iyi kötü biryerlere yerleştirildiler. [ EK/20 EYLÜL: Hükümet yetkilileri sayının 60 bini bulduğunu, Kürt gazeteciler 7-8 bin civarında olduğunu söylüyorlar. ] 20 kadar köyün aşırı zayiat vermemek için terk edildiği İD'e karşı Kobanê'de sadece YPG savaşıyor. Gece, HPG gerillalarından oluşan takviye güçler onlara katıldı. Bunun dışında da Suriye Kürtlerine yardım eden kimse yok. İD'e karşı ABD önderliğinde kurulan, resmî söyleme göre 40 devletli uluslararası koalisyon, somut adım atmak şöyle dursun, doğru dürüst açıklama bile yapmadı. Türkiye Cumhuriyeti için ise, anlaşılan, öncelik taşıyan, İD tehlikesi değil, Kürt fobisi. Öyle görünüyor ki, özellikle Rojava'daki "devrim düzeni", Ankara'nın Kürt korkusunun üzerine tüy dikiyor. Bu yüzden, başa akıl almaz belalar açabilecek "tampon bölge" fikirleriyle oynanıyor.

Yani diyebiliriz ki, Yeni Türkiye'ci cumhurbaşkanı ile Yeni Osmanlı'cı başbakanın sınır boyuna ilişkin politikası, bütünüyle "Eski Türkiye"nin o hem atgözlüklü hem kompleksli güvenlik zihniyetiyle şekillendiriliyor. Kürt fobisinin bu zihniyetin merkezî unsurlarından olduğunu hatırlatmak bile gereksiz.

Muhalefetin halindeki tuhaflıklara gelelim.

Türkiye'nin "çağdaş-laik" sıfatlarıyla tanınan kesimi için İD ile Kürtlerin savaşı zorlu bir ikilem. Bir tarafta kafa kesen köktendinciler, öbür tarafta terörist Kürtler. Hangisi? İslâmcı hükümet İD'i tuttuğuna göre, çağdaş-laik seçkinlerin onun hasmına arka çıkması gerekir. Ama çıkamıyorlar? Niye? Çünkü bunlar Kürtler! Rojava'da özerk bölgeler kurdular, tuhaf bir düzen kurdular, mazallah! Türkiye'nin Eski'si ile Yeni'si, Kürtler sözkonusu olunca bir anda biraraya geliveriyor. Eski Türkiye'yi kurtarabilecek formül var aslında: "Yesinler birbirlerini" formülü. İslâmcılarla Kürtleri birbirine kırdırmak, Kemalist için rüya gibi olurdu. Ama sanırım İD'in Misak-ı Milli sınırlarını değiştirmesini zayıf, Kürtlerin bunu yapmaya kalkmasını güçlü ihtimal görüyorlar; bu yüzden Rojava'nın ezilmesi onları huzursuz etmeyecek. "Yeni Türkiye"nin hükümetini ise ilaveten sevindirecek. Rojava ezilirse hükümet çözüm sürecinde elinin güçleneceğini varsayıyor olmalı. Bu şüpheyi yaratarak bile çözüm sürecinin manevî zeminini ve atmosferini baltalıyor. Ayrıca, uluslararası düzeyde kendi elini müthiş zayıflatacak ihtimallere kapı açıyor (bunları daha sonra konu ederiz).

Herkes Kürtlere küstü mü?

19-20 Eylül'ün, askerî ve siyasî yönleri bir yana, insanî trajedi niteliği taşıyan olayları, başka -ve belki daha vahim- musibetleri ortaya döktü. Şengal ve Ezidî soykırımının sanki bize çok uzak bir olaymış gibi yaşanmasından belki anlamalıydık. Kürtler kendi kaderlerine sahip çıkmak istedikleri için herkes onlara küsmüş sanki. Kobanê'de muhtemel bir İD zaferi halinde yaşanacak felaketin boyutlarını gözümüzün önüne getirebiliyor muyuz? Bu neden şu anda çok acil ve can yakan bir mesele değil, Türkiye'nin kendini demokratik, özgürlükçü şu bu sayan insanları için? Üstelik, herhangi bir konuda tavır almanın ön şartı sayılan, hükümeti suçlayabilecek sebepler de varken? Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan'ı alkışladı diye mi? Nelerle neleri birbirine karıştırır olduk... Yoksa Kürtler her adımda ne yapacaklarını birilerine sormuyorlar diye mi?

Türkiye'de "Kürt siyasî hareketi"nin yaptığını ettiğini eleştirebilirsiniz; elbette her siyasî hareket gibi eleştirilecek birçok şey yapıyorlar. Fakat bu size şu anda Yeni Zelandalı bir insan hakları savunucusu için dahi gayet acil ve birincil görev olan, Kobanê ile dayanışma faaliyetinden kaçınma lüksü ve hakkı vermez. Faaliyetten, eylemden önce, varolan duygusal durumu teşhise çalışıyorum. Görebildiğim belirtiler bu teşhisin sonucunun pek hayırlı çıkmayacağını gösteriyor. Belki de "bu kadar benmerkezciliğin sonu böyle olur" demeliyiz, bilemiyorum. Daha fazlasını söylemeden susmak bu aşamada daha doğru. Susacağım ve Gezi isyanının artçı sarsıntıları sürerken, "Diren Lice, Taksim seninle!" diye sloganlar atılarak yapılan yürüyüşün anısını döndürüp duracağım zihnimde.

Teşhisim konusunda feci şekilde yanılıyor olmayı umuyorum.

[ NOT: Lütfen 1991'de, Saddam'ın ordusunun önünden kaçan yüz binlerce Kürt Çukurca'ya sığındığında Enver Özkahraman'ın çektiği görüntülerden kurguladığım filmi izleyin: "Sığınmak - Çukurca 1991". Can korkusuyla her şeyini bırakıp, çoluk çocuk dağ başına kurulmuş çadırlara başını sokmak, iki lokma için hep birilerine muhtaç olmak, çok korkunç bir insanlık durumu. Hiçbir siyasî hesap, böyle durumlara kayıtsız kalmayı meşru gösteremez. ]

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arzihal'in sınırında, tam da bittiği yerde bir ustaya yer vermek istiyoruz. Ümit KIVANÇ'in kaleme aldığı Diren Kobanê ...Kim..? Seninle? makalesi bir özetin özetidir. Anlatmak için çabalandıklarımızın bir sağlamasıdır bugünün coğrafyasında. Ümit KIVANÇ'ın anlayışına binaen metni sizlerle paylaşıyoruz...

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Rehineler Serbest! Şimdi Türkiye İçin Karar Zamanı: Ya IŞİD Ya Çözüm! - İrfan AKTAN - Zete
Tek Kolu İle Savaşan Brusk Kobanê’nin Ruhudur - Özgür AMED - ANF
Gerger: IŞİD Türkiye Adına Kürtlere Karşı Savaşıyor - Arzu DEMİR - ANF
IŞİD’ten Kaçanların Aklı, Geride Bıraktıklarında - Fatih POLAT - Evrensel
IŞİD İçinde 2 Bin Civarında Türk Özel Tim Elemanı Var - Kurdistan24
Unutmak - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Muktedirin Kuraklığı - Halil SAVDA - Yeni Özgür Politika
AKP Destekli IŞİD Karanlığına Karşı Birleşmek Zorundayız! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Sosyalistler Ne Zamandır Ezilen Halkın Karşısında Yer Aldılar? - Hayri TUNÇ - Jiyan
Kobanê Direnişi ve Mezar Kazıyıcı - Cahit MERVAN - ANF
"IŞİD, Türkiye Ortaklığıyla Suriye Kuzeyini Tutuşturuyor" - Muhammed BALLUT - Medya Şafak
‘IŞİD İle Mücadele’ ve İdlib Yansımaları - Hasan SİVRİ - Yakın Doğu Haber
İşte Türkiye’den IŞİD’e Eleman Gönderen Kişi ve Kurumlar - Kurdistan24
Öyle Bir Ülkede Yaşıyoruz ki Aileleri Kemiklere Razı Ettiler - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
JİTEM'in 'Kanlı Bıçağı' Hakim Karşısına Çıkıyor - Radikal
Kürdistan’ın Kadın Vekillerinden De Rest: İlişki Sadece Ekonomiyle Olmaz - Pınar ÖĞÜNÇ - Diken
Rojava İçin - Müge İPLİKÇİ - Vatan
Resmen İlk Kez Açıkladı: Türkiye IŞİD’e Aracı - Taraf
Türkiye’de Kimlikler, Kürt Sorunu Ve Çözüm Süreci: Kamuoyundaki Algılar Ve Tutumlar Çalışması - Hakan YILMAZ - Açık Toplum Vakfı
Murat Paker: Eşitliği Kabul Etmeden Huzura Eremeyiz - Yeter POLAT - BasNews
Türkiyelilik - Cengiz AKTAR - Düzce Yerel Haber
T.C. Devleti’nin “En Hakiki Sorusu” - Aras ERGÜNEŞ - Bianet
Turkish 'Genocide' Film: An Epic Too Late? - Hamid DABASHI - Al Jazerra
Özür, Yüzleşme, Yas - Yetvart DANZİKYAN - Repair
Ermeniler İçin Ne Değişti? - Haluk KALAFAT - Bianet - Nor Zartonk
Ş.K. Fincancı: "Yüzleşme Olmadan, Travmalarla Baş Edilemez" - Uygar GÜLTEKİN - Agos
Sivas Valisi Barut: Madımak Katliamı’nın Failleri De Bizim Canımız - Zete
İHD: Anadilinde Eğitimin Anayasaya Aykırılığı İleri Sürülemez - Bianet
Kürdün Okulu Zorunuza Mı Gitti? - Özcan KIRBIYIK - Jiyan
Mühürlenen Kürtçe Okulundaki Duvar Yazısı: ‘Dil Olmadan Yaşam Olmaz’ - Frederike GEERDINK - Diken
Çok-kültürlü Eğitim, Anadil ve Türkiye -1- Vahap COŞKUN - VivaHiba!
AİHM Din Dersi Davaları - Ali KENANOĞLU - Evrensel
Bu Çocuklar Minderde Eğitim Görüyor - Piryolu Haber
Turkish President Erdoğan and Western Hypocrisy - Gönenç ÜNALDI - Revolution News
Analysis: Turkey Balks At Helping West, Prefers Sunni Jihadists - Ariel Ben SOLOMON - Jerusalem Post
Erdoğan’ın Semboller Savaşındaki Yeni Taarruzu: “Aksaray” - Kadri GÜRSEL - Al Monitor
Emniyet’ten ‘Akrep’ Oyunu - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
#GeziDoktorları - İlgili Davaya Müdahillik Talebimdir! - Eriş BİLALOĞLU - Bianet
Vali Tuna'ya 'Ali İsmail'in Katili' Diyen Öğrencilere Dava - İsmail SAYMAZ - Radikal
Polis: Gaz Fişeği Birini Öldürecekse De Umursamıyordum - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Yalçın Akdoğan 'Alo Fatih Hattı'nda: İbnelerin Başının Haberini Yapın! - Arzu YILDIZ - T24
Oda TV Soruşturması Hâlâ Açıkmış: Takipsizlik Yok, Dava Yok, Ünlü İsimler Hâlâ "Şüpheli" - Kemal GÖKTAŞ - KG' Blog
Haberciye "Yeni Tip" Davalar - Bianet
Göçmenlere Sistematik Şiddetin Son Kurbanı: Ugandalı Nankabirwa Öldürüldü - Gülşah KELEŞ - Agos
“Tohumuna Para Sayılmayanlar” - M.Utku ŞENTÜRK - Toplumsol
Özgür Özel: "Soma'nın Bilirkişi Raporu 'Siyasilere Dokunuyor' Diye Gizlenmeye Çalışıldı - Başka Haber
Naomi Klein: ‘We Can’t Dodge This Fight’ Between Capitalism and Climate Change’ - Micah UETRICHT - In These Times
How The People’s Climate March Became A Corporate PR Campaign - Arun GUPTA - Counterpunch
Schottlands Nein Zur Unabhängigkeit: Neustart Für Großbritannien - Carsten VOLKERY - Der Spiegel
Kateryna Kruk: Lenin Heykeli’nin Yıkılması Tarihsel Bir Kopuş Olarak Algılanmalı - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
İstiklal Caddesi Tarihine Yüz Mü Çeviriyor? - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Ölümü Göze Alarak Yola Çıktık - Atlas ARSLAN - Birgün
Türkiye İşçi Partisi’nin Gayrıresmi Tarihi - Fuat ŞEN - Agos Kirk
‘Vur Ula İtoğlu! O Sopa Bizim Elimize Geçmez Mi?’ - Fahrettin KÜREKLİBATUR - Birgün
Affedersiniz! - Herkül MİLLAS - Agos

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Suruc By The Associated Press

>>>>>Poemé
Dönelim - Edip CANSEVER

Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz
Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.

Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı
Kedilerden örülmüş birsemte
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan
Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği
Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği
Belki de genç bir şairden ödünç laınan.

Yürüyor mu, yürümeyi mi düşünüyor Ruhi Bey
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına
Azıcık vakit kalmış
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı
Ruhi Beyin
Başkaldırması mı yoksa

Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı
Vaktinde anlamanın sevinci mi
Ya da biraz geç kalmanın
O gereksiz tedirginliği mi
Hangisi

Ama belli ki sonundayız her şeyin
En sonunda.

Kaynak

Sunday, September 14, 2014

Deuss Ex Machina # 515 - difondre la paraula

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_515_--_difondre la paraula

08 Eylül 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
Muslimgauze - Un-Used Re-Mix's 1994-1995
1. Muslimgauze - Untitled One (Staaplaat)
2. Muslimgauze - Untitled Two (Staaplaat)
3. Muslimgauze - Untitled Three (Staaplaat)
4. Muslimgauze - Untitled Four (Staaplaat)
5. Muslimgauze - Untitled Five (Staaplaat)
6. Muslimgauze - Untitled Six (Staaplaat)
7. Muslimgauze - Untitled Seven (Staaplaat)
8. Muslimgauze - Untitled Eight (Staaplaat)

difondre la paraula
(515)

Yeni Bizatihi Eskidir, Eksik Gediğin Ta Kendisidir  

Bir karenin göstere geldiği kimi zaman üzerinde hiç düşünmediğimiz o kural tanımazlığın, adaletsizliğin, müdahale edenlerin arsızlığının birlikteliğinden, ortaya çıka gelen tahakküm ivmesinin belgelenişidir. Belgelerle konuşulamayan bir zamanda bir dolu meramı doğrudan göstere gelmektedir bir kare. Ortak uzam düşüncesinin daha en başından saf dışına itilmesine çabalanılan ülkede derdin her ne olduğunu yekten özetleyendir bir kare. Tek bir karede hayata dair hemen tüm okumalara girişebilmek söz konusu değildir elbette. Bunca kepazeliğin üstüne çıkagelen yenilerinin kıyısında belki en ehven anlatıcı-gösteren de değildir. Dağ gibi yükselen sorunlardan mamul yeni ülke şablonunu çözümleyebilmek içinse anahtardır bir yerde. Tek bir karede hamaset, husumet ve kinin aralıksız yüceltilmesinin her neye dönüştüğü görülebilir ya da anlaşılabilir pekâlâ.

“Normal”in bina edildiğinin ilan edildiği bir mefhumda hemen her şeyin tersi istikamette şekillendirilmesini bildirecek olandır tek bir kare. Tersine doğru güncellenip, yeni diye ilan olunanın aslında eskiyi kapsadığını örnekleyen satıhlardandır o tek bir kare. Bir gördüğümüzü, bakabildiğimizi ikincisinde unutma yolunda ilerlediğimiz bu sathın sınırlarında buna mecburiyetimizin olmadığı idrak edilesi bir meseledir. Bizatihi geriye doğru gittiğimizin yalın ve apaçık suretleri karşımıza çıkmaktadır hiçbir ilaveye gerek kalmaksızın. Yazgı olarak bildirilenlerin aslında ne olduğunu, kimin elinden çıktığını gösteren, örnekleyen ve unutmama konusunda bir yardımcı öğenin ta kendisini oluşturandır tek bir kare. Her bir teşebbüsün aslen yıkım için zemin teşkil ettiği, bunu kolaçan edildiği hemen her kararın salt bunun için çalıştığı bir ülkede belki de müdahale edilmeyen yegâne alandır o kare.

Bildiklerinizi daima kendinize saklayın diye buyuran ülke normunun, bir hevesle göz önünden kaçırmaya çalıştıklarının nasıl birer hegemonya taşıyıcısı, mahkûmiyet tescilleyicisi olduğu muhakkaktır. Ezberlenmiş haller bildik tekrarlar ve sıklıkla uygulanan hamleler yığınında asıl olan, tastamam bir yerdeki sözün geçersizleştirilmesini açık bir biçimde suna gelmektedir. Sahne türlü çeşit demokrasi oyununa bunca trajik hale dönüşmüş olan demos’a hep kulak tıkayan bir anlayışla donanmışken hemen sınırının dibinde olagelenleri bildirmeye devam eder o tek bir kare. Sahnenin ihtişamı ışıkları sönene kadardır. Işıklar söndüğünde ise geriye dertleri ile bir hayatı tüketecekler kalmaktadır. Mağduriyetten mağduriyet beğenen seçkinler değildir gerçekten tüm bu yıkımın insafına terk edilenlerdir orada. Mağduriyet iktidar adına hayati bir meseleyken, hep onunla yüz yüze, asla korunaklılığa sahip olmadan yaşamak zorunda olanlar için bu kanıksanmış bir tecrübedir hala ve hala.

Sesin hiçbir surette duyulmadığı bir menzilde dertler ömrün tüm vadesine yayılmıştır çünkü. Erk kendine beka sağlayabilmek için oradaki mağdurluğa sığınırken hep onun etkisine ya da yıkımına terk edilenlerin yaşadıklarıdır bu kanıksatılmaya çalışılan. Bir ömürlük kılınan yüklenişler behemehal kare kare bu yıkım saiğinin devamlılığını oluşturmaktadır. Mağdur hep belirginken siyaset sahnesinin hemen her figürü ve yapısının bunları kendileri için bir istikbal teminatı olarak kullana gelmeleridir mesele. Sizlerden biriyiz lafının nasıl bilinçli bir biçimde, zorlamalarla çekiştirilip sündürüldüğü meydana çıkmaktadır. Kimse bu yandan değildir ‘halk’ kendi sınırlarında ve ancak seçim sandık bahisleri ortaya atıldığında hatırlanandır. Yıkıma hep bir başına yakalanan halkın karşısında, onca korunaklılığa rağmen, erkânın mağdur olmasının imkânsızlığıdır sorguyu kalıcılaştıran.

İktidar mevhumu ile donanırken, sınırlar devşirilirken o atılan her adımda bir kademe daha yükselirken erk gündelik yaşamdaki şiddetin her neresiyle, hangi evresiyle hemhal olmaktadır. Hangisinde canına kastedilmiştir, hangisinde o dört duvarı başına indirilmiştir. Hangisinde hangi meselede bir başına adaletsizliğe mahkûm edilmiştir bir yanıtsızlık ikliminde nefes almaya zorlanmıştır hangisinde. Keskinleştirilmiş yargılar ile şekli şemalı tutturulan siyaset jargonunun demirbaşı edilen mağduriyet hep bu yana düşmekteyken yara nerededir? Bahse konu yara sınırın tam dibindedir bitivermektedir oysa. Bahse konu olup dillendirilen, siyasa uzamında zikredilip gün kurtarıcı haline dönüştürülen mağduriyet hep bu yana düşmektedir oysa. Tek bir karede görünen, bildirilen bu sınırların nasıl daha büyük daha hacimli yıkımlara terk edildiğidir, hiçbir surette erkânın anlamayacağı bir karşılaşmadır çünkü yıkım.

Günün telâşının alışılageldik rutini terk ettiğine çok uzun zaman oluyor. Bir kurgudan çıkmış olan gerçek zamanda, biyopolitik hamlelerin denekliğinde ömür geçiriliyor artık, ömür tükettiriliyor, sıfırlanıyor kesinleşen yegâne şey budur. Mağdur kapsamının tanımı iktidar, güç sahipleri için her gün güncellenmeye devam edilirken sıradan olan için o duyarsızlık, önemsiz atfedilmek bu yaraları kalıcılaştırıyor arka arkaya, bir arada ve birlikte. Deney halen aralıksız olarak sürdürülürken acının hissiyatsız karşılanabilir bir mesele olduğuna vurgu ekleniyor bu güncellikte. Acı kendini gösterirken bunların birer mizansen hep düzeni bozacak olan bir çıkış savunusunun dillendirilmesi peyda olunuyor. Her aman bir feryadın ta kendisidir oysa. Açıkça hali hazırdaki tüm seslenişlerin sonunda teferruat bellenen yıkım vardır ne ki hakikaten görme eylemine varabilelim. Tek bir karede görüntü, hapsedilirken sorgulamalar için yeterince geniş bir satıh bırakılmaktadır kariye, izleyiciye.

Mercekten yansıyan şey hayatlarımızın ahvalidir o en belirgin suretidir oysa. İktidarın tahakkümü ve çabasının birlikteliğinde o görünene dair en muteber ört bas etmeler devreye sokulmaktadır çünkü. İzleyenin hafızasına hakaret edercesine onun anlamayacağı zannıyla beraber söz zapt, görüntü tahrip edilir aralıksız hemen hemen hiç durmaksızın bir biçimlendirmedir o tek kareyi işgal etmektir erkin amacı. O sathı da zapt edip dönüştürüp sonunda simsiyah bir boşluğa ulaşmaktır maksat. Bugünlerin ülkesinin, hemen hiç doymak nedir bilmeden kurban etme iştahının her neye yol verdiğini gösterir işte! tek bir kare aniden. Duygularından arındırılmış nefret etmek dışında hiçbir tepkisi kalmayan bırakılmayan suretlere dönüşüm sağlama alınmaktadır bir yandan da. Personalar yazılmış olanların ardından bu günlerde güncellenendir. Hiçbir şeye yer yoktur özellikle de empatiye.

Birbirini takip eden küçük kıyametler güncellenirken isimlerin de vakıaların da unutulacağı bildirilmektedir. Tıpkı kırpılan görüntüdeki yıkımın kendisinde olduğu gibi bu bahis de kanıksanacaktır. Bu bahisler de durmadan yola devam eden ülkede çizginin dışına itilecektir. Ne de olsa normalleşilmekte, ne de olsa her şey bir düzene kavuşmaktadır öyle ya da böyle. Oysa biyopolitik bir mesel olan Türkiye başından dibine kadar insana mütemadiyen taarruz edilen bir yerdir. İnsana ve bedene karşı geliştirilen hamleler hep bir biçimde daha büyük yıkımlar içindir. Bahsedilmesi gerekeni değil tam tersine nerede lüzumsuz işgüzarlık varsa bunun konuşulması, sahnenin gerisindeki o tahakküm çabasını biraz daha ilerletebilmek, yıkımları sessizce yapabilmek adına sürdürülür. Beden üzerinde şekillendirilen hamleler, ona karşı geliştirilen dönüşümlerin ardından çıkıp da gelen yıkımdır oysa. Çok daha büyük zulümdür oysa.

Ehveni falan olmayan bir ülkedir hiçbir surette karşılığı bulunmayan. Sınırlarından bu tarafa, hayata kaçmaya çalışan insanlara kurşun sıkılan bir menzildir. Mustafa Hûsen’in katledilmesindeki gibi, o nicelerinde aşina olduğumuz gibi. Haber metninde geçer zaten neyin her ne olduğu yalın ve açıkça. ‘Afrin Kantonu'na bağlı olan Merseva köyünden Mustafa Husên, sınırı geçerek Kilis'e gitmek isterken, Süngütepe Bölük Komutanlığı'na bağlı askerlerin açtığı ateş sonucu karnından ve kolundan yaralandı. Olay yerinde yaşamını yitirir Hûsen.’ Bir sınır boyunda onlarca insana zulmederek, onların can olduklarını umursamadan kendine sıfır sorun politikası gibi kadük argümanlar ile savuna gelen bir ülkenin eyleyebildiği yegane şeyi gösterir. Daha derinlemesine kırım, daha çok ağıt ve gözyaşıdır vaat edilen.

Devletin devletliğini ifşa eden, bozuk kızamık aşısı yapılan binlerce çocuğun SSPE hastalığına yakalanmasıdır tek bir gösterge bir kez daha. SSPE hastası, Cihan Kaya hayatını kaybeder bu hiçbir şeyin bilinmediği, bilakis önemsizleştirildiği bakışımda bir can daha yitirilir bu devlete kurban verilir. Sonu olmayan bir vatan sağ olsun döngüsünde yok etmek buradadır bu eşiğin tam dibindedir. Dönemin Sağlık Bakanlığının handiyse ‘Kürdistan’ topraklarında her uygulamasında bir sorun, bir büyük yara iddia olmaktan çıka gelmektedir bu güncellikte, Cihan Kaya’nın yitirilmesinde. Bu silsile halindeki yok etmeler ülkesinde, arasız tıpkı Leyla Alp’in bahsi gibi ‘Yazılması kolay yaşanması zor şeylerin toplamına Hayat denir.’ Ki öyledir hayat bu ülkenin ekranlarında yansıtılmayanları bir kere öğrendiğinizde bir kez bile hafızanıza yerleştiğinde o söylenmeyenler.

Tıpkı, Uğur Kurt’un ulu orta katledildiği Okmeydanı’ndaki keşfin yüz altı gün sonra kerhen yapılabildiği, Lütfullah Tacik’in öldürülmesi bahsinde hemen her şeyin ortalığa bırakıldığı bir yerde Mahir Çetin’dir mesele. Onun da pis Kürt denilerek bir güruh tarafından aleniyette katledilmesidir mesele. Sokağın ve hayatın zapt edilmesinin hiçbir surette sonlanmayacak bir müdahale tekrarından ibaret olduğunun bildirilmesidir mesele, miz.  Hayatın kutsiyetinin, devletin belirlediği kıstaslara uymayanlar mihrak edilenler, dış kapının mandalı bildirilenler için yok edilebilirliğidir sorun tek bir kerede. Tahakkümle birlikte acele acele dönüştürülen yeni ülke tanımında tüm eski ezberleri yinelemektedir. Erdoğan’a hakaret ettiği iddia edilen Filiz Akıncı’ya polisin tehdididir bu yinelenen ‘Halkın arasına atarız, linç ederler’.

Gözdağının ‘sağlık hizmeti’ diye eylenen suçlardan, bir hak olan protestoya varana kadar hemen her uzamda bir öncesinden kalan belagati tamamladığı, cana kast ettiği ve cana kıydığı ilan olunmaktadır yekten gözler önünde. Ülkenin biçimlendirilmesi topyekûn geçmişi şimdi daha önce tasvir edilmemiş bir biçimde yıkım adına güncellenerek eylenmektedir. Bir ileri mecazının etrafında dizilmiş bir dolu gerileme bahsidir bütün bunlar. Her teşebbüs kader, fıtrat, sektörel kaza, olması gereken bu vs. gibi yakıştırmalardan çok yaşananlara paldır küldür entegre edilmesinden okunabilir. Tek bir karede, tek bir uzamda hep her şeyin örtbas edilmesi çabukluğudur akla dert olan. Bir örnekleştirilmiş, kesintisiz zulümlerin çağındayız. Birbirine benzetilirken hemen her günü bir küçük kıyamete sahne edilen günlerden geçiyoruz. Yeter ki muktedire dokunulmasın, yeter ki erkin başına bir hal gelmesin. Olan biten halka olsun!

Kare kare gün gün ölmeye devam ediliyor. Bu sessizlikte sineye çekilecek her ne varsa bunların da zorlana geldiği günlere tanık yazılıyoruz. Görüyoruz ve ikrar ediyoruz ki bir kez daha biz! dur yeter artık, dışında bir sözel müştereke varana kadar devran böylesidir. Devran kırımların her yerden yinelenmesidir hemen her anlamda. Devran yerginin, devran kırımın, devran beka için zulüm öneren devletindir. Devran dünü nasıl olsa unuttunuz diye bildiren erkânındır. Devran kimlik siyasetinden muhafazakârlığı bir tavır olmaktan öteye “ırkçılık” devşiren bir yönetimin hem erkiyle, hem muhalefetiyle birlikteliğidir. Devran tüm yüzleşmelerde şerhlerin halk eliyle değil nüfuslu olanların koyduğu bir uzamdır işte. Devran kırımların, yine yeni ve yeniden her ezberlenmiş olan kayıpları tekrar ettirenin. Bellek unutmuyor oysa bunca gümbürtüde ört basa rağmen, hem her şeyin sıfırlanmasını hem her gün katilliğini ilan eden devletin hiçbir suretini, hiçbir hamlesini asla.

Devran katillerin el üstünde tutulduğu ve onların açıkça milli kahraman ilan edildiği bir güncellikle hemhaldır. 1993–1995 yılları arasındaki Şırnak’ta gerçekleştirilen  faili meçhullerin ardındaki isimlerden olan Albay Cemal Temizöz’ün salıverildiği güncelliktir o devran. Devran televizyon ekranlarında beyefendilerin kırımların görünürlüğüne rağmen bir inatla halen masallarıyla hemhal, bir arada yayında olup unutturma çabalarınındır. Dün bunca inatla unutturulurken, bugün her şeyin hala bir biçimde işlenmeye devam edildiği görünmekte ve hatırlanmaktadır. Kanun, hak hukuk ve adalet behemehal tek bir karede yıkılmaktadır hala. Tek bir kareye, bir dünya sığmaktadır kimseler farkında olmasa da yekten birleşmektedir. Bir heyula halinde ilerleyen dünyamızda, iş bu coğrafyada layığımız diye bildirilenlerin fecaatini bildirmektedir tek bir kare.

Gözümüzün önünde işlenmeye devam edilen insanlık suçları, reel politiğin birkaç satırlık sahnesinden nihai bir çözüme varmamaktadır, sonlandırılmamaktadır asla. İnsana karşı gerçekleştirilen suçlar devlet için kolayca savuşturulabilir bir mesele olarak anılmaya devam edildikçe daha da zordur o sona varmak. İsim, şehir, mekan, meselenin vuku bulduğu alan değişse de senaryonun ardı hep benzeştir bir örnektir. Her şey fıtrat, nazar, edep, ahlak, hak ve bir tabii ki olması gerektiği için olduğu yinelenmektedir. Tek bir kareden tek bir kelamdan her şeyin yalan olduğu duyulmaktadır oysa. Bütün gizlenen saklananlar ortalıklarda cana değmeye devam etmekte avaza karışmaktadır hala. Onca masala maval okumaya rağmen kâbustur işte denk gelinen devrin kendisini oluşturan. Kâbusun sonsuzluğudur pay edilen. Tek karede hakikat önümüzdedir; yeni eskinin devamıdır, mirasçısı, takipçisidir. Yeni, eski olanın bizatihi her felaketini yeniden yorumlayandır. Yeni, eksinin birikimi ile yıllardır ettiklerine en çok itimat gösterilendir. Yeni diye karşılaştığımız bizatihi eskidir, eksik gediğin ta kendisidir!

>>>>>Bildirgeç
İktidar Dilimize Nüfuz Ediyor - Güneş KARA - Fraksiyon

Gündelik dilin, ihtiyaçları belirten sembollerden daha fazlası olduğunu düşünme eğilimdeyizdir genel olarak. Her ne kadar bunun metafiziksel bir yaklaşım olduğu eleştirisi getirilebilirse de kültürün temel ögesi olarak kabul edilen dili, semboller toplamına indirgemeye çalışan yaklaşımın da eksiklikler barındırdığı aşikar.

Her dilin tarihsel bir gelişimi ve bu gelişimin güne yansıyan bir tezahürü vardır. Tarihsellik, dilin kültürü yansıtan sözü olması bakımından bir mirası, dolayısıyla da geleceğe bağlantısını sağlayan köprü görevini de içinde barındırır. Bu görev her ne kadar günümüzde ayrışmanın temeline oturtulsa da esasen birleştirici olması bakımından önemlidir. Kullanırken farkına varmadığımız bu önemli görev iktidarlarca biliniyor olmalı ki, söylemlerini hayata geçirme çabalarında dili etkin olarak kullandıklarını görüyoruz. Bu etkin çaba, dilin geçirgenliğini kullanarak kültürü parçalamakta ve geleceğe atılan köprüyü yıkarak yerine kendi halatlarını geçirmektedir.

İsteğini, duygularını, ihtiyacını veya niyetini dilin sembolleri aracılığıyla karşısındakine bildiren insan, kullandığı sembolün aynı karşılığa denk geldiği varsayımından hareket eder. Çünkü aynı karşılığa denk gelmeyen semboller uzlaşımı saf dışı edecektir. Farklı sembollerle yapılan bir matematik işleminin anlamsız olacağı gibi anlamadığımız dildeki bir fıkra da komik gelmeyecektir. Bu konudaki kesinliği sağlamak için matematik ve geometri gibi alanlarda herkesin üzerinde ortaklaştığı semboller kullanılır. Ama sözlü anlatım bu kesinliğe sahip olmadığından manipülasyona da açık bir alan oluşturur.

Bugüne kadar ortadan kaldırılmak istenen kültürlerin ilk önce dillerine saldırıldı. İlk saldırı olarak yasaklanma düşünülse de asıl saldırı bozma yönündeydi. Bozma, o dilin anlattıklarını, yaydıklarını da bozacağından en etkili yöntem olduğunu kanıtlayarak iktidar alanını genişletmek isteyen tüm muktedirlerce kabul gördü. Ulusal ve uluslar arası alanda güç kontrolüne soyunan muktedirler, dili tek tipleştirdikleri oranda düşünceleri de tektipleştireceklerini bilerek öncelikli saldırıyı bu alana yaptılar. Anadilin yasaklanması, sonrasında serbest bırakılmasına rağmen kullanım alanının daraltılması veya bu anadilin içine bir ajan gibi girerek kendi sözcüklerini yerleştirmesi bu nedenledir.

Anadilini kullandığını sananların yanılgıları farklı bir derinliğe sahiptir. Çünkü diline hakim olduğunu sanırken aslında tüm hakimiyetin dili bozmakla meşgul olan iktidarda olduğunu bilemezler. Ortaklaşa kullanım alanına sahip olunan dil, iktidarın bozumuna uğradıktan sonra artık muktedirleşir ve onu kullananları da muktedirin suçlarına ortak eder.

Bir taşıyıcı olarak dil, tüm insanlığı sırtlayan, zaman dışı bir güce sahiptir. Taşıyıcılığını yaptığı ideolojilerden bağımsız yoluna devam ederken aldığı yaraların yerine yeni dokular üretirken/ürettirilirken farklı bir yola girdiğinden de habersizdir. Yeni sözcüklerin yeni düşünüş biçimlerini oluşturduğunu bilmeyen/bilemeyen insan yavaş yavaş hizaya getirildiğinin de farkına varmaz.

Düşünmenin, hayal kurmanın ve davranmanın toplamını belirleyen sınırlarımızı ya da sınırsızlıklarımızı ifade edişimiz yine dille olur. Yani bir anlamda “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” diyen Wittgenstein’ı haklı çıkarırız.  Kızgınlıklarımızı, sevinçlerimizi, esprilerimizi, isyanlarımızı ifade ederken kullandığımız dil, hangi çerçevede yaşadığımızı ya da hangi çerçevede yaşatılmaya başladığımızı da gösterir.

Dilimize nüfuz etmeye başlayan iktidarın belirlenimleriyle çizdiğimiz bir çerçeveye hapsedildiğimizden habersiz isyan ederiz. Oysa isyanımız bile kendimize ait olmayan bir dile aittir ve kararlılıkla yürütülen bir sürecin ürünüdür. Çünkü konuştuğumuz dil,  muktedirin bozumuna uğramış ve kimliğini kaybetmiştir. Katliamlara dönüşen iş cinayetlerinde devlet yetkililerinin birisi “şehit” derken bir başkası “şehit sayılmazlar” dediğinde, nasıl şehit saymazsınız diye öfkeye kapılanlar bu bozma işleminden habersiz, servis edilen dili kullandığının farkına dahi varmazlar. “Çocuk gelin” lerin sayılarının arttığından bahseden devlete karşı çıkarken bunun “çocuk tecavüzü” olduğunu fark etmeyip, ama o çocuk gelinler sizin eseriniz diye isyan edişimiz gibi. Böylelikle “gelin” kavramıyla olaya bir toplumsal kabul arka planı hazırlayan iktidarın oyununa gelmiş oluruz.

Gülmenin tanrıya isyan etmek olarak görüldüğü ortaçağı çok geride bırakmış olsak da hala gülüşlerimizi engellemeye çalışanların sözcükleriyle, yani onların diliyle güldüğümüze ise çoğumuz dikkat etmeyiz. Soma’da yaşanan katliamın ardından ortaya çıkan (aslında eskiden bu yana var olmakla birlikte yeniden üretilen) “fıtrat” sözcüğünü de hiç sorgulamaksızın ironilerimizde kullanırken iktidarın diliyle konuştuğumuzu bilmeyiz. Gündelik dilimize sirayet eden gülünç sözler iktidarın sözleridir ve biz onları eleştirdiğimizi/reddettiğimizi sanırken aramızdaki sohbetlere keskin bir dalış yaptıklarını görmeyiz. Tıpkı “trafoya kedi girdi”, derken gülümseyen yüzlerimizle iktidarın birer suretini oluşturduğumuzun farkında olamayışımız gibi. Ya da “daha yakın tarihe geliyorum, bakın burası çok ilginç” diye başlayan cümleyi artık pek çok espriye malzeme yaparken tuzağa düşüşümüz gibi.

Dile hükmeden dili kullanana da hükmeder. Dolayısıyla dilini ele geçirdiğiniz insanların düşüncelerini ve hayal dünyalarını da ele geçirmişsiniz demektir. İktidarın yasaklamak ve özellikle bozmak yönünde dile uyguladığı her saldırı total olarak varlığımıza yöneliktir. Her ne kadar tehlikenin farkına varamasak da, bugün dilimize nüfuz ederek benliğimize, düşüncelerimize, hayatımıza giren iktidar bizi kendisine dönük bir ayna yapmaya ne yazık ki uzak değildir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Yetmediğimiz yerlerde yeni kelimelere, yeni sözcüklere yelken açanları derdi birleştirenleri okumaya bu sayfada misafir etmeye çalışıyoruz. Güneş KARA'nın Fraksiyon.org'da yayınlanmış olan İktidar Dilimize Nüfuz Ediyor makalesi bu minvalde bir sağaltım imkanı sağlıyor. İktidara benzeştikçe, onun bir suretinde yaşam sürmeye doğru yollanışımıza dair çıkarsamaları hem bir uyarı, hem de önemli çağrıları beraberinde getiriyor. Güneş KARA ve Fraksiyon.org'un anlayışlarına binaen bu önemli yazıyı sayfamıza iliştiriyoruz.

..Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
“Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor” - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Yönetmen Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Her Gün 12 Eylül Her Gün Darbe! - Güneş KARA - Radikal Blog
Annemin 12 Eylül’ü - Emel UZUN - Amargi
12 Eylül: Benim Kuşağım - Osman ELBEK - BiaMag
Eylül’ün On İkisi - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Keser Döner, Sap Döner… - Şöhret BALTAŞ - Sol Defter
Kâbus… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Sırlar ve Umut - Bülent USTA - Birgün
11 Eylül-12 Eylül: Bir Günde Neler Olup Bitti! - Umur TALU - Habertürk
Hepimiz Ahmet Kaya’nın Dizelerinden Çıktık! - Hayri TUNÇ - Jiyan
Kaçak Yaşadı, Kaçak Çalıştırılan Madende Öldü Sabri Abi - Sibel ORAL - T24
'Fotoğrafı Kaldırmak' Cumhuriyet Pazar Ekinde - Esra AÇIKGÖZ - Hafıza Merkezi
Barışçı Bir Çözüm İçin İki Önkoşul: Şiddetsizlik ve Eşitlik - Murat PAKER - T24
Sünni Dünyanın Liderliğinden Bekçiliğine! - Nuray MERT - Diken
Ankara Artık ABD'nin Müttefiki Değil - The Wall Street Journal Türkiye
Exclusive: ISIS Starts Recruiting In Istanbul’s Vulnerable Suburbs - Alev SCOTT & Alexander Christie-MILLER - Newsweek
Meet The Badass Women Fighting The Islamic State - Mohammed A. SALIH - Foreign Policy
Batı’nın Yeni (IŞ)İD Stratejisi-2 (IŞ)İD’e Karşı Ankara Gönülsüz, Kandil Gönüllü - Ruşen ÇAKIR - RÇ' Blog
Demirtaş: Türkiye'nin IŞİD Politikası Teşhir Olmuştur - XQW News
Liberalizmin Tasfiyesi ve Ortadoğu'da Alacakaranlık - Cihan TUĞAL - Evrensel
Foley'in Annesi: ABD Hükümeti Oğlumun Serbest Kalmasını İstemedi - Jiyan
The James Foley I Knew - Jeremy GANTZ - In These Times
Beş Aylık Asker, İznin Dolmasına Bir Gün Kala Yaşamına Son Verdi - Vicdani Ret Derneği
Kürt Kokusu - İrfan AKTAN - Zete
Hayko Bağdat: 'Sadri Alışık Yüzünden Ermeni Kalamadım' - İpek ÖZBEY - Hürriyet
Mahçupyan Röportajı - Emre ERTANİ - İnternet Haber
Ders Kitaplarında ‘Süryani Reformu’ - Serdar KORUCU - Agos
Sosyal Medyadaki Irkçılığa Suç Duyurusu - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Geçmiş Zaman Peşinde* - Ekrem SALTIK - VivaHiba!
İbrahim Aras'ın Otopsi Raporu Açıklandı: Ateşli Silah Yanma Ürünleri Yok - Demokrat Haber
Mahmut Alınak 9. Kez Cezaevine Girecek - Radikal
Hatip Dicle: Artık Pratik İşler Yapma Zamanı - Oğuz Ender BİRİNCİ - Kürdistan 24
Kent Yoksullarının Farklı Siyasallaşma Biçimleri: Bir Alan Araştırması Örneği - Selcen KÖK - Kafkas Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi
Aile Bakanlığı Yalnızlığa Savaş Açmak İstedi Ama... - Medya Faresi
Feminist Yazar Kathi Weeks İstanbul’daydı - Dilan EREN, Cansu BAKAR, Ferda Nur DEMİRCİ, Derya ÖZDEMİR - Duneca
Türkiye Onu Soma'da Tanıdı: çArşı’ya Bir Şey Olmasın - Erk ACARER - Cumhuriyet
'Sadece 30 Saniye Eğitim Verildi' - Al Jazeera Türk
‘Yeni Türkiye’ İşçiler İçin Cehennem - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Ölüm İşin Değil Düzenin Fıtratında Var - Aslı AYDIN - Birgün
Erkekseniz Teker Teker Ölün! - Yeşim NUMAN - 15Pont
İşçinin Hesabına Ölüm Kalıyor - Dr. Rıdvan TURAN - Gelecek Gazetesi
Çalışma Hayatında 12 Eylül Düzeni.. - Cafer SOLGUN - Taraf
Ölüyoruz, Ne Kadar Çok… - Barış YILDIRIM - Gezite
'Soma'dan Torunlar'a Giden Yol Rant ve Sömürü Yoludur!' - Sosyal Haklar Derneği - İnsan Haber
Sorular ve Öfke - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
Kan Mimarisi - Yaşar ADANALI - Arkitera
#KazaDeğilCinayet: 3 Argüman, Eleştirisi ve “Ne Yapmalı” Üzerine - Ümit AKÇAY - Başlangıç
"İnşaat Ya Resulullah" (2011)  - Sayı 270 - Birikim Dergisi
TEOG ve İmam Hatip Meselesi Üzerine - Süpertitiz - Muhalefet.org
Taşeron İşçiyi Uyuz Teşhisine Rağmen Çalıştırmışlar - Taraf
RSF’den “Torba” Eleştirisi: Güçler Ayrılığı ve Haberleşme Özgürlüğünün İhlali - Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü RSF
Totaliter Rejime Doğru Mu: Başbakanlar Yargılanmayacak, Internette Özel Hayatlar Fişlenecek! - Hasan CEMAL - T24
FT: Türkiye Internet Üzerinde Kontrolü Artırıyor - BBC Türkçe
Iranian Grand Ayatollah Issues Fatwa Against 'Immoral' High-Speed Internet Connections - Tim CUSHING - Techdirt
Fikirtepe'den İnattepe'ye Manhattan Macerası - Cihan Baysal UZUNÇARŞILI - BiaMag
Diyanet İşleri Başkanı Tarihi Yeniden Yazdı: Ayasofya Müze Veya Kilise Değil, Müslümanların Ortak Mabediymiş - Diken
"Towards A Secular Europe" - Richard MARSHALL - 3:AM Magazine
The Twenty-Eight Pages - Lawrence WRIGHT - The New Yorker
"Celebrated Maus Author Art Spiegelman Breaks His Silence On Israel" - Mira SUCHAROV - The Jewish Daily
Marinaledalılardan Faşistlere Devrimci Tokat! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Köpeğin Ağzındaki Kol - Ferhan ŞAYLIMAN - Akademi Politik
Hangi Şivan? - Selim TEMO - Radikal
Sessiz Gemi - İlker Cihan BİNER & Misak TUNÇBOYACI - Az Bilmiş Özneler
Anlamsız Bir Masal ve Yuvarlak Masa Sohbeti: Friedrich Nietzsche, Albert Camus ve Arthur Schopenhauer - Aycan GEMİCİ - Radikal Blog
Belge - TİP Başkanı Behice Boran'ın "Şili Halkıyla Dayanışma Gecesi"ndeki Canlı Konuşması - Ümit AKÇAY
What Explains The Surge In Support For Independence? - Alister BLACK & Dick NICHOLS - The International Viewport

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Go-R-Sel Screenshot From Gaza

>>>>>Poemé
Ruhumun Dalgaları - Sabahattin ALİ

Ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız.
Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
Kalbim bir kayadır ki, nerdeyse yıkılacak,
Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.

Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
Bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
Çekilse kulağımdan hatıraların dili.

Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,
Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.
Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.

Kaynak