Sunday, October 26, 2014

Deuss Ex Machina # 521 - to se dogaja zdaj, ukrepati zdaj

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_521_--_to se dogaja zdaj, ukrepati zdaj

20 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. bANDiSTA - Bakıyoruz Dünyaya (Tayfa Bandista)
2. bANDiSTA - Unadikum (Tayfa Bandista)
3. Pitohui - Zmaj (Self Released)
4. Pitohui - Talan (Self Released)
5. C.Diab - Awake, Little Creatures! (Self Released)
6. C.Diab - Young Hums (Self Released)
7. Mono - Cyclone (Temporary Residence Limited)
8. Mono - The Last Dawn (Temporary Residence Limited)
9. Zion 80 - Metatron (Tzadik)
10. Zion 80 - Ielahiah (Tzadik)

to se dogaja zdaj, ukrepati zdaj
(521)

Harfler ve Hayat

Sınırlar, şartlar, zorunluluklar. Bizi bizden, insandan ve insanlıktan uzaklaştırıyor. - Mehmed Uzun

Harfler diziliyor yan yana ve usul usul usulüne göre değil fermana göre değil gidişata göre hiç değil kendiliğinden olması gerekeni aksettirebilmek gailesiyle, meramı bütünleştirmek için bir araya getiriliyor bu düzlemde. Kanıksatılmaya çalışıldığımız pek çok şeyin nasıl da zorlu birer sınayışa dönüştüğünü bildiğimiz yerde harflerle bina edilen kelimelerle, cümle dağarcıklarıyla halimizi pür mealimizi aksettiriyoruz aralıksız. Görülmeyen ve duyulmayan ve anlaşılmayan dertler güncesinde zamana düşülen kayıt silsilesidir anlatmaya çalıştığımız. Her harf bir izdir. Her iz bir kere daha yaşanmışlığın kanıtıdır. Her kanıtta unuttuğumuz meselelerde aslında ne başımıza getiriliyor bunun yankısı saklıdır. Her iz bu kanıtları denkleştirmek adınadır. Epeyce zamandır unutulmaya yüz tutmuş insaniyet bahsinde nerede kaldığımızın idraki saklıdır orada, ol evrende.

Yığınlar istif edilirken kedere, acıya ve eleme ve açmazlara dair, bunca peyderpey hamlenin sofrasında, bu memleketin güncelliğinde unutmamanın yankısıdır o harflerden işaret edilenler. Harflerle birlikte kotarılan gerçekliğimiz bahsinde vermemiz gereken sınavların hep kapımızdan içeride olduğunun temsilidir haddizatında. Harflerin birbirlerini bulduğu bu yerde kelimelere dönüştüğü karşılaşmalarda yönümüzü aramaya çalışırız bir yandan da. Karanlıkları güncelleyen bir muktedir dünyasında, gücün tahakkümüne karşı ne kaldıysa ondan bahsetmek için bir yol ararız. Bir yerde bu ekosistemin bozulması gibi, tahakkümün gündelik olana karşı taarruzlarının sıklığı da bu kelimelerle örülene karşı bir bozulmayı peyda eder. Durmaksızın, aralıksız olarak akıldakini kendimize saklamamızı salık verilir. Oysa dün olduğu, sayılanların yarınlarda da yinelenebilecek olmasıdır o kadar çabaya düşüren.

Tehlikenin kimin elinden ve nasıl çıktığının bilindik halidir kelimelerle mesaiye sevk ettiren. Her şey alt üst hemen her gün paramparça edilirken düşünsellik gündelik derdin telaşın içinde esemesi okunmazken üstelik yinelenmesi lüzum görülenlerle bu sınırlandırma gayreti çoğaltılırken kelimelerdir amaçlanan.  İnsaniyet bahsinde hakikat olanlardır her bir çaba o satırlara dökülenler. İçinde bulunduğumuz menzil derin kırılmaların artık devlet eliyle kotarıldığı bir toprak parçasıyken söz ve kelimeler bunu bildiren ve sorgulayanlar için bir başlangıç hamlesidir. Tırpanlana, tırpanlana hep hizaya sokmak için tepeden indirilmiş giyotinlerle kuşatılmış dört yanına duvarlar örülmüş hendekler kazılmış bir ülkede hayatın her nerede ve her ne hallerde olduğunu idrak ettirendir o kelimeler ve beraberindekiler. Ezber olunmuş klişeler değildir bu anlattığımız her yerde göre göre, aşina olduğumuz nutuklar büyük cümleler değildir kastettiğimiz.

Duyumsadığımız şey artık hiçbir ilaveye gerek olmaksızın dökülmeleri, içte birikenleri göstere gelendir bu anlattığımız. Hiçbir şeyin kendi halinde bırakılmadığı ülkede çürüme ediminin nereden bizi vurmaya başladığını o kısa kesitler, zamana düşülen kelime dağarcıklarından görebilmek mümkündür. Hayat hiç var mıdır, kastedilmeyen kalmış mıdır? Hiçbir surette yıkımın bir sonu var mıdır? Her şeyi kötücü her anı fena her fırsatı daha büyük yaralar vermek adına adayan çabalayan bir devletin gölgesi altında yaşam nedir, neye tekabül etmektedir? Terörist imalatının daha cümlelerin en başından demeçlerin hem sağından hem solundan geldiği bir yerde ötekisi olmanın anlamı ciddi olarak her nedir bunlar gibi nicesi meçhule konulanlardır. Meçhul bildirilen devletin eylemselliğinin bir sonraki adımında nasıl bir kırılmayı beraberinde getireceğinin belirsizliğe sıkıştırılmasıdır. Sağımız, solumuz, dünümüz ve günümüz öncesi ve sonrasında alınan tedbirlerle harflerin yan yana düşmesinin önünü alabilmek için güncellenmektedir.

İstinat duvarı tepemize çökmüşken halen yolunda giden bir şeyler olduğunun bildirilmesidir artık mesele. Sorgulanmayan ülkede biatin ötesinin bırakılmadığı cisimleşir an be an. Biatten gayrisi yoktur erkân için. Vurgulanan kelimelerin hep bir yafta, kötü birer ayrıştırıcı, hedefi hep bilindik nefrete çıkartılanlar o yolun takipçisi olduğu muhakkaktır aleniyettedir. Dün söylenenlerin arkasından, bir gün sonra bütün bahislerin gerisin geriye yutulmasının detayları bir yandan yutulup, bir yandan unutturulmaya devam olunmasıdır meselenin tözü. Hiddetten ıramayan dille, yergilerini hep o bilindik, aşina söylemlerle güncellerken erkânı devletlû sokaktaki gerçek kırılmanın, hem yolu hem yöntemi güncellenmektedir bir yandan da. Şüphelerle harfler birbirinden ayrıştırılırken, kalanların da birlikteliğinden olan yeni kelimeler sürgün edilirken tüm cümleler gasp edilirken, ezberlenmiş olan hayata yön vermeye, ona mani olmaya devam eder.

Bir biçimde süre giden heyula içinde kopan fırtınaların, eş zamanlı danışıklı dövüşlerin toplumu, ikiye, dörde yetmez ama daha çok kutba ayırmasının menzili gün be gün geliştirilir. Ezberler Agos Gazetesi’nin internet sitesinin hack edilmesi sonrasında geriye bırakılanlarda görülenlerdir. Bir Ermeni sitesini tahrif ederek bütün sorunların kendiliğinden çözümleneceğini sanmaktır mesele. Ezberden girişilen sözlerle yinelenen belagatli tonlamalarla birilerine mesaj verilmelidir. Gün geçmez lisan değişmez işte o ezberlerde. Agos Gazetesi’nin sitesi hack edilir bağlam aynı cümledir. Laf sokulacaktır aynı cümledir beğenmediğin birisi olur aynı cümledir ortalığa dökülen. Ne çektirmiştir, Ermeniler bu ülkeye daha hesap vermesi beklenir. Hınç ve öfke kutsanırken dile pelesenk edilmiş lafları yineleyerek olduğumuz yerde mezarımız derine kazılmaktadır işte.

Sorular yanıtsız sıradanın sözleri hep eksik gedik konulmaktadır işte. Ezberler Gezi ile Kobane’yi birbirinden çok farklı şeylermiş olarak düşündürmeyi, temelinde hak için mücadelenin ‘ortaklaşmasının’ birbirinden uzak bırakılmayacak bahisler olduğu bu meydandayken bunlar hep bilinirken ayrıştırmak için hamleler güncellenir. Gelişigüzel değil, laf olsun diye değildir kıyıda not düşülsün diye değil ortak uzam tahayyülüne karşı beton bir bloktur bugünün T.C.si. Ortak olana karşı kastetmenin müştemilatıdır temellendirilen. Dizi dizi betonarme bloklar yenilenirken, söz uçurumdan tamı tamına aşağıya yuvarlanır. Ali İsmail Korkmaz ile Suphi Nejat Ağırnaslı’nın arasında ‘dağlar’ kadar fark yoktur. Ethem Sarısülük ile Serkan Tosun arasında upuzun ayrışımlar yok. Medeni Yıldırım ile Vahap Genç’in birbirlerinin kelamlarından uzaklıkları baki değildir yoktur çünkü öyle bir şey.

Dün yine terörist ilan edilen, maşa olduğu addedilen “Berkin Elvan” ile bugün o sınırda katledilen -çocukların ardından yinelenenler arasında hiç fark olmadığı gibi. Muktedir tahayyülünü ve hamlelerini yok etmek üzerinden şekillendirirken “Kobane” varlık meselesidir bir kere daha ya hep beraber ya hiç birimiz. Varsa yoksa Kobane bunlar manidardır diye erkçe anıla gelenin, resmen söylenenin tam karşı köşesindeki hayattır kurtarılmaya çabalanılan onlar her ne kadar önemsemese de. Ayn El Arap diye sayıklanıp, Araplarındır diye yinelenirken bu bildik klişe ayrıştırma atağının yinelendiği bir menzildir ezberden okunan. Dün Lazkiye’nin, dün Humus’un, dün Kessab’ın, Karatepe’nin Maxmur’un, Musul’un vesair yer adlarından çok hayat mücadelesinin mevzileri olarak anılmasıdır esas muktedire dert. Halkı, terörist diye ana gelmenin kolaycılığına kendini kaptıranların halkın topyekûn direnişine bunca devlet destekli kırım, pogrom, tehcir çabasına rağmen, sükûnet ve inatla yaşam çağrısının yinelenebilirliğidir muktedire dert.

"PKK’nin Ayn el Arap’ta hayalleri yıkıldı. Türkiye’ye saldırdı.” Cümlesi ile çıka gelen bir zamanların mimli şahsiyetinin dilinden döktüğüdür muktedire dert. Birilerinin ya da belirli bir güruhun değil insanlığın söylemi, geleceği, kelimeleri için yaşama çabasının her ne olduğundan bihaber olanların dillerinden döktükleri nefretin ayrıştırmamasıdır aslında erke dert. Bir fikriyat olarak hayat kendini göstermeye devam ederken zulümlerle, istikbalin ondan mütevellit gelecek temellendirme çabasının boşa çıkartılmasıdır dert. ‘Kobane’ bir yer adından fazlasıdır bugün bunca pespayelik içerisindeki dünyada bir nefes alma mücadelesinin merkezidir. Tüm kimliklerin hiçbir yönlendirmeye asla ihtiyaç duymadan birbirinin yaralarını önemsediği bir menzildir. Yok etmelerin düzeninde hayat çağrısının aralıksız yinelendiği bir menzildir Kobane’miz. Derinlerde bir yerlerden hatırlamaya devam ettiğimiz hakikatimizdir.

Çok kolay gibi unutturmak için dil dökülenlerin hiç de kolayca hafızadan silinmediğini ikrar ettiğimiz bir sahadır görünen köydür Kobane. Durmaksızın yinelenen, yok etme ve zapt etme, hizada tutma, sınırlandırma gailesi hamlelerine karşı belki de bu satırlardan yansıtamadığımız bir çağrıdır, yeter artıktır Kobane. Kırk ikinci gününde hayat için direniştir ezberlerin artık hiç kaile alınmadığı bir yeni tanımdır o saha. Bugün ülkesinin dönüşümü istikbali olarak tasavvur eylenen sözlerin dibinde, bunca had bildirimi aralıksız olarak yinelenirken insanlık bahsinin ta kendisidir işte Kobane. Karanlık bir gelecek için her şey seferber edilmişken umudun varlığını cisimleştiren bir başkaldırıdır Kobane masal değil gerçektir. Gördüğümüz ve vakıf olduğumuz bunca engellenmeye rağmen hayata tutunmanın bir süreklilik olmasıdır. Düne dair, hep dünde kalmış bilimsel değil, tam da şimdinin göbeğindeki olan biten çabalar toplamıdır bu bahis tek bir gün, tek bir an değil daimi özgürlük bahsinin mücadelesidir beher karede, kare kare.

Nihai olarak hedefe konulanların, sözüne ket vurulmaya çalışılanların, had ve hudut bildirilenlerin adlarıyla, sanlarıyla, yaftalananların bunlara gerek olmadan da inatla kulağı çekilenlerin, hiza buyrulanların meselidir orası işte. Demokrasi dostlar alış verişte görsün bahsinden bir tanıma dönüştürülürken bedene kurulan tezgâhların, eskiden aşina olunan ezberlerin yinelene geldiği, yan yana düşen harflerle kotarılanların biçimsizleştirildiği bir ülkedir bu karşımıza çıkartılan. Sınırın ötesi onca işitilmezliğe son birkaç gündür yaygınlaştırılan “yardım” çağrılarına ancak harekete geçirdiği büyük devletlere rağmen hayatını müdafaa etmeye eldekilerle ve karşısında sürekli yinelenen bir nefret ordusuna karşı direnmektedir.

Sınırın içi reel politik aktörlerin laf cambazlıklarında, her günü bir öncekinden ağır sınayışlarla geçiriyor istikamet ise prangalara rehin edilmek, istikamet mahrumiyettir. İstikamet halka taarruz cumhuriyetidir. İstikamet yine yeniden dillendirilen bir malum şüphe aksiyonudur. Daha önce kılıfına ve nizamına uydurmak için yapılıp edilenlere gerek duyulmadan ezberden şüphelerin mutlak biatin bizzat kendisi için ihbarcılığın aradan çıkartılarak kanaatlerle yönetilen bir ülkedir. Güvenlik paketi sözün gelişi, doksanlara dönmek bilinçli bir seslendirmenin asıl istikametin hiçbirisine benzemeyen, hiçbir zamanla uzlaşılmayan, kendinden menkul özgün ve yeni olduğu kadar ‘derin’ yaralar açmakla meşgul bir ülkedir. Tarihi sadece tekerrür etmekten bir adım öteye taşıyan nefret sarmalı bina ediliyor böylece.

Doksan bir yılın vahameti, doksan bir yılda alınamayan yollar ve aşılamayan menzil için daha yapılmayan ne kaldıysa buna çalışılıyor sınırın içinde, bu kara parçasında, bu kara toprakta. Bingöl’de yaşanan kırımın üzeri örtülüyor. Gever’de katledilen askerler için tek bir manalı cümle kurulmuyor. Kars’ta katledilen gerillaların sözü bile edilmiyor. Mühim olanı devlet bizatihi tape zamanlarında sallarız üç beş mermi yaparız bir senaryo diye bildirmişken o kırımlarla halkları birbirinden uzaklaştırmanın, kendini kurtarmak için bir suçu daha yaratıp yinelemenin yolları aranıyor bu ülkede. Davaların, adaletin yok olduğu, kırımların, kan akıtıp, kanla yol ve kırmızıçizgi çekmenin mühim sayıldığı bu ülkede. Bir vekilin, Validebağ direnişi sırasında yazdığı cümledir twitter’da o sayıklanan ezberlerden birisi daha. Güneydoğu’da bazı ilçelerde emniyet mensupları geceleyin resmi kıyafet ile dolaşamaz iken Validebağ'lılara değil teröriste güç gösterin, cümlesidir bu bahis.

Ezberlerden mürekkep durmaksızın kendini tekrar edem savlar ile hayata karşı taarruz doğrudan şekillendirilmektedir. Doğayı savunmak bir hak pekiyi yaşamı savunmak bir hak değil midir? Sayın milletvekili için bunlar birbirinden apayrı şeyler, kırımlar için yol göstermek olağan bir meseledir bu mudur? Yalanlarla bu doğrultunun destekleyicisi olarak yedi gün yirmi dört saat eklenmekte bu tarifler aralıksız yinelenmektedir.  Hayata doğrudan müdahaleler ile sözün önünün alınması sağlama alınıyor. Konu her ne olursa olsun direnme haline karşı hakir görme, yok saymalar mütemadiyen hayatı, harfleri ve manayı istimlâk ediyor halen. Durduğumuz menzilde gördüğümüz, anlama çabasına düştüğümüz şey nereye kadar bu yorumlar ve hayata kasıtlarla birlikte ilerleyebileceğimiz sorusudur. Nasıl bir hayattır ulaşacağımız.

Hükümetin, muhalefetin, a’sından z’sine siyasanın halka olan mesafesi, harfleri ve kelimeleri ve cümleleri asıl dertleri duymama inadından, her ne halde olduklarının temsiliyetidir. Demokrasi dersinde sınıfta kalmaya devam eden sınırın hep altında müşterekin, ortak olanın tahayyülüne kurulan setler düşündürücüdür. Hayat saldırılan bir meseledir. Hayat zapt edilendir. Hayat istimlâk edilmeye çalışılandır. Kelime kelime harf harf gün be gün hayatı ümitten ayrıştırmak kör kuyulara rehin etmek gerçektir artık. Harflerle çizgiler boylu boyunca endamını göstermek için değildir, tekmili birden her ne oluyorsa onları anlatabilme gailesinin kendisine eviriliyor birlikte bu uzamda. Düzen yerle yeksan etmeyi ve bununla gurur duymayı dillendirirken hayatın kendisinin hiç de öyle olmadığı onu bildirmediği anlatılmaya çalışılıyor o harf diziminde.

Yaşamı bina etmek yerine yok etmeyi, perişan ve paramparça kılmayı destur edinenlere karşı sözden gayrisi yoktur orada. Bugün Kobane bugün Şengal ve bugün Hama ve bugün Amed bugün adını hep sonradan öğrenebildiğimiz yerler bugün bu ülke bu sınır şu kara toprakta halen bunun mücadelesi sürdürülmektedir. Görmeme çabasına düşenlerin, harfleri ayrı birbirinden uzak tutmaya çalıştıkları şey hayat kelimesidir, direniştir. Yolun, izin, yönün ve aklın gösterdiği hiçbir devletin lügatinde yazmayandır bu kanlı coğrafyada.

Hayat ise, harf sarmalından yankılanmaktadır avaz avaz duy artık, gör artık, bil artık bahsi ile dönüşmektedir bir kısa değil hakikat olarak. Saklı tutulanların, ezberden okunanların yanında hakikatler uluorta ses etmektedir. Ses edilenler senin, benim, onun değildir bizim hikâyemizin istikametidir, geleceği için ve adınadır. Kaybedilen her gün ve her can kurulan her tahakküm ve çabasına koşar adım gidilen her güzergâh ancak karanlık olacaktır. Hayat her halükarda es kaza seslendirilen, yaşanan bir mesele olmayacaksa hep birlikte sağlayacağız bunu. Bugün bu kara güncellikte bile umut sadece buradadır. Meramımızdır.

>>>>>Bildirgeç
Küçük Ruhlar Büyük Günahlar - Arif ALTAN - Özgür Gündem

Bir günah anında yakalananların günahlarını örtbas etme çabalarındaki acıklı gülünçlüğü, biz hiçbir edebi metinde, sahnelenen hiçbir komedide, uyarlanmış hiçbir trajedide göremeyeceğiz. Günahı işlerken duyduğu hazzın görkemi, günah anında yakalanırkenki, o mahvedici kıstırılmışlık duygusunun çökertici sefaleti hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Sonsuz bir büzüşme ile sınırsız bir küçülme arasında gidip gelen, ama son anda erdemden yana değil de yalandan yana tercihini koymak zorunda bırakan iç kuvvetin ruhun görünümlerini buladığı şaşkınlık, benliğin biçimlerini, geri çektiği ilkel doğasının çıplaklığına giydiren kötülük, öfke değil acıma uyandırır.

Günahın son anda, hiçbir vakit sahip olamayacağı erdemin gücünden, kötülüğün bütün doğasını harekete geçirerek bir iffet kıvılcımı koparma çabasındaki sakarlık, kötücül niyetine rağmen acıma yerine yine de bir şefkat duygusu uyandırabilirdi. Ama şefkat duygusunu yok eden, acımayı tiksinmeye doğru öteleyen yine aynı imkansızlık: Günah, sırf iffet kılığında görünmeye cüret ettiği için bağışlamanın ön koşulu olan acımayı, şefkati hiçbir zaman yanına yaklaştırmayacak.

Günahkar, arzuya yöneldiği için değil arzulu yönelimine bir suçsuzluk eğimi kazandıramadığı, ama yine de ortalıkta dik başlı ve cömertçe bahşiş dağıtan erdem kılığında dolaştığı için suçludur. Bağışlanmaz olan suç değil, övgüye sırt çeviremeyen cüreti. Kirletmeye azmettiğinin ruhunu örtünmeye cesaret etmesi. Kötülüklerin altından girip erdemin tepesinden çıkması. Çirkinliğin bütün çizgileri ve huylarıyla doğasının cevherini nakışlarken, hiçbir utancın yükünü taşımadan güzellikten geçinmesi. Yalanın, masumiyeti geri dönüşümsüz bir biçimde zedelemesi. İnsanı art niyetiyle çırılçıplak ortada bırakan her eylem, coşkularından ve bunaltılarından esirgeyecek daha üstün bir tutkudan da yoksun bırakır.

Devasa kütleler, erdem zerrecikleri kılığında beliriyor. İsteksiz bir gülünçlük etkisi yarattığına aldırışsız. Cengaverliği tutan korkaklar, dikkati uyanan uyuşuklar, cömertliği hortlayan bezirganlar, dürüstlüğü hesaplılığına yabancı kılan kalpazanlar, girdikleri günah sandıklarından iffet peçeleriyle çıkan hayasızlar, yedi göbekten ahlakla ruhunu düğümlemiş riyakarlar dolanıyor. Her kötülük, baskın çıkan iyiliğin de sonuçlarından faydalanmak istiyor. Suç, suçsuzluğun nefesinden solumalı ki, erdem günahın saçlarında uçup gitmeyen bir rayihaya dönüşsün. Günahlarını kökünden kestiğinde hayatı aniden solacak olanların, hayatın erdemine ve ahlakın inceliklerine aniden sarılma anı, erdem ve ahlak için en büyük tehlike anı. Dehşet içinde geriye çekilmek, ahlakın ahlaksızlık karşısındaki yenilgisi değil, zaferi ancak.

İştahı körelmiş, kayıtsızlığı sinirli saldırganlığıyla bilenmiş, alevli bir düşüncenin ortasındaki çöküntü gönüllüsü bir hezeyan öğesi gibi boşluğuna tutkun ruhlar üşüşüyor, dehşetin kasırgasını alt eden çocukların üstüne. Yağmanın en alçakça hilesine iştahlanan çirkin zeka, en sevdiği kılıkta sinsice arkadan dolambaçlı yollar izleyerek kuşatıyor. Ahlakın el değmemiş güzellikleri üstün gelmesin diye, dokularından aşınmış saldırgan ve hayasız bir ahlakı, çirkin bir şüphenin mühimmatıyla tahkim ediyor. Orduların nefesi barut kokar, dağılır gider, ama kötülüğe düşkünlüğünden bağlanmış basit ruhların nefesi kin ve zehir kusar. Dağılıp gitmez, zihinlerinden çözülüp hayatı ağılayan istekli şüphenin buharı.

Başkalarından doğalarını eksilterek kopardığı rüşvetlerle boş varlığını dolduranlar, vicdan ve erdemi kendi ağırlığı altında eziyor. Serveti ve yaşam düzeyi yükseldikçe, doyumsuzluğu imkanlarını aşan bu küçük ruhların erdemi, peşmergenin yiğitliği, ABD’nin iyiliği ve merhametiyle aynı anda tutuyor. Kobanê’yi kurtaran, üç sandık mühimmat ve nüfuza istekli bir derebeyin hesaplanmış boş hamlesiymiş meğer. Terbiyeye ve çocukların dökülmüş kanına saygıya davet gereksiz. Bin yılda bir bile gerçekleşmeyecek muhteşem bir erdem, vicdan ve özgürlük destanını yağmalamaya istekli küçük ruhlar kaynaşıyor. Büyük kötülüğün bu küçük ayakları, pisliğin içinden çıkmadan erdem yokuşlarını tırmanma hevesinde. Kobanê, hayasızı hayaya zorlayanın şiiri. Kimsenin değil, Kobanê, soysuz bir dünyaya asaleti bağışlayan o yarasından öpülesi çocukların destanı.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arif ALTAN, Küçük Ruhlar Büyük Günahlar makalesinde arizhal'in sınırlarından az ötede bahsedilmesi elzem olanları yazıya döküyor. Kelime kelime birleştirilen, ortaya çıkan esas resim sorguların gerekliliğini ve nedenlerini dile döküyor. ALTAN'ın ve Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen metni sayfamıza ekliyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Süreç, İnat, Koridor.. - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Yeni Bir Maan Mı Bekliyorsunuz? - Hasan SİVRİ - Oniki Gazete
Kimi Sözler Yaralara Değendir - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Kontra Tatbikatları - Akın OLGUN - Jiyan
Bir Savaş Hazırlığı Olarak "Güvenlik" Paketi - Kemal GÖKTAŞ - Birikim
Bu Kış da Madenlerde Yakacak Binlerce Çiftçi Olacak - Müştereklerimiz
Bir Köy Nasıl Yakılır? - Nurcan BAYSAL - T24
Sürece Dair.. - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
500 Haftadır Eve Dönmeyen Çocuklar - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Cumartesi, Beyaz Toros ve 1800 Lira - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
#CumartesiAnneleri500Hafta Beni Bul Anne! / Kayıplar İçin Kısa Bir Hatırlatma - Hayri TUNÇ - Jiyan
#CumartesiAnneleri500Hafta Her Cumartesi Bir Ağıt - Özcan KIRBIYIK - Siyasi Haber
Suphi Nejat Ağırnaslı: Kobane’de bir CHE - Zeynep KURAY - Birgün
Kelimelerine Dönüşen İnsanlar… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
“Ontolojik” Antiemperyalistler, PYD ve Lenin - Rıdvan TURAN - Gelecek Gazetesi
Robert Fisk: “Savaşı Kim Kazanıyor? - Ajansa Kurdî
Kobane Düştü - Demir KÜÇÜKAYDIN - Radikal Blog
Kobane’nin Anlamı - Henri J. BARKLEY - Demet ARPACIK - Vivahiba
Kobani'den Bir Mektup! - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Kobanê: Vicdanımızın Sınırı, Direnen İnsanlık / Bir Dost Yüreğin Kobanê İzlenimleri - Qîra QİJİK - Jiyan
Özgür Amed: Kobane Artık Feleğin Enlem ve Boylamının Geçtiği Yerdir - Onur ÖNCÜ - Gelecek Gazetesi
O Forma Da, Bordo Da, Mavi De Ananın Ak Sütü Gibi Helal Olsun Sana Vahap - Devrimci Karadeniz
Selma Irmak "Akp Politikası Halkların Başına Çöküyor" - Erdal İMREK - Evrensel
KCK: AKP’nin Rojava Politikası Çöktü - Kürdistan 24
HDP 'Bingöl Suikastı Araştırılsın' Dedi, AKP Reddetti - T24
Ayhan Bilgen: “Toplum Barışı İçselleştirdi Ama Hükümet Çözümü Zamana Yayıyor” - İshak KARAKAŞ - Halkın Nabzı
Barış Süreci, İktidar ve İlahi Sırrı! - Nuray MERT - Diken
Cevaba Cevap: ‘Barışın Diplomatı’na ‘Aşağı’dan Bir Ses! - Nuray MERT - Diken
Demirtaş: Yol Haritası Bize Verilmedi -Gonca ŞENAY - Al Jazeera Türk
İnsanların Yiten Akisleri - Hüseyin ŞENGÜL - Bianet
6 Maddede 'İç Güvenlik Reformu' - Al Jazeera Türk
İnsanlık Onurunun Kurtuluşu Kobanê’dedir - Abdurrahman GÖK - Evrensel
Tunceli'de 'Mezarlık' Gerginliği: Kente Giriş - Çıkış Yasaklandı - Radikal
İstanbul’da Kobani Operasyonu: 16 Kişi Gözaltında - Zete
Misafirliğe 'Evet', Vatandaşlığa 'Hayır' - Al Jazeera Türk
Irkçılığın Yeni Kurbanları Suriyeliler - Doğuş ŞİMŞEK - Bianet
In Turkey, It's All About The Beard - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Islamic State Advances Against Yazidis On Iraq's Mount Sinjar - Isabel COLES & Saif SAMEER - Ha'aretz
UN Says Assault On Yazidis May Be Genocide Attempt - RFE Radio Liberty
Entführungen Des „IS“ Verschleppt, Verkauft, Verheiratet - Karim EL-GAWHARY - Taz.de
Kobané : Le PYD, Un Parti Kurde Autoritaire - Jean-Louis LE TOUZET - Liberation
Kürdistan'da Sosyal Devrim - Maxime AZADİ - Lekolin
Defense Minister Ya'alon Blasts Turkey, Erdogan As 'Leaders Of Muslim Brotherhood Axis' - Chemi SHALEV - Ha'aretz
'Yardımı Tekrarlamayın' - Duygu GÜVENÇ - Cumhuriyet
Gelinen Nokta... - Cengiz ÇANDAR - Radikal
İşitme Engelli Kız Felç Oldu - İnanç YILDIZ - Evrensel
Biber Gazı Sıkıp Dövmek, İşkence Değilmiş - İsmail SAYMAZ - Radikal
Ali İsmail'i Döven Polis, Kamerayı Kapattırmış - Birgün
Video - İmre Azem’in Kamerasından Validebağ Direnişi - Diken
Yırcalılar Termik Santrale Karşı Nöbette! - Kazım KIZIL - KK' Blog
“Torunlar”a Takipsizliğe İtiraz: Asıl Sorumlu İşveren - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
#ReyhanehJabbari: Hem Tecavüz Ettiniz Hem İdam Ettiniz. Alçaksınız! - Gülfer AKKAYA - Siyasi Haber
Israeli Forces Shoot, Kill Palestinian Teenager Near Ramallah - Maan News
400 Yetim Kızın Göz Nuru ve Stratejik Hesaplar - Edvin MINASSIAN - Agos
Raymond Kevorkian: Bugün Kürtlerin Durumu 100 Yıl Önceki Ermeniler Gibi - Siyasi Haber
Kobane Explained: What's So Special About It? - Tanya GOUDSOUZIAN - Al Jazeera
‘2015’te Ermeni Soykırımı ve Seyfo Birlikte Anılsın’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Michael Hardt-Antonio Negri: “Güvenlik Mefhumu Bir Biyoiktidar Biçimidir” - Türkçesi - Barış YILDIRIM - Heyûlâ
Türkiye’de Laiklik Sorunu 3: Sünni İslam Neden Devlet Himayesine Alındı? - Ferda KOÇ - Sendika.org
Sınırda: Türkiye’de Seküler İnsan Hakları - Pınar TREMBLAY - Open Democracy
Turkey: Abusive Policing Powers Bill - Human Rights Watch
After Gezi: Erdoğan And Political Struggle In Turkey - Brandon JOURDAN - Roarmag
Turkey’s Shifting Strategic Culture: Part 3 - From Republican To Neo-Ottoman - Ryan EVANS - FPRI
No Country For Human Rights Azerbaijan's Increasingly Intolerant Regime - Günay ISMAYILOVA & Samir KAZIMLI - NY Times
Sevan’ı Bırakın Artık - Bilgehan UÇAK - Gazete360
Turkish Writers To Visit Border Towns Across From Kobane - Hurriyet Daily News
Kobani'de Aragon Ya Da Voltaire'den Kime Bahsedeyim Ki? - Jean-Louis LE TOUZET - Agos
Bir İntihar, Bir Ölüm-Mehmet Pişkin ve Paramaz - Bihterin OKAN - Siyasi Haber
Hong Kong Leader Warns Poor Would Sway Vote - Ken BROWN - The Wall Street Journal
“This Is Clearly Not Just About Ukraine, But About Russia’s Ambitions In The Whole Neighbourhood” - UCL
State Department Faces Criticism In Uphill Social Media War Against Islamic State Group - PBS News Hour
Kıyametten Önce Köleliğin Yeniden Canlanması - Dabiq - Forus'a Karşı
İletişim Yayınları’na Mektup - Yusuf TUNÇBİLEK - İştirakî
İktidarın İştahı: Sanatı Kuşatmak - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Elle Dergisi Kürt Kadın Gerillayı Niye Öptü? - Kollektif - 5 Harfliler
Işid’i Hakan Günday Mı Kurdu? - Şoreş HAKİ - Harname
‘Beş Yüz Alkış Bir Öneri’ - Sezai SARIOĞLU - Özgür Gündem
Vatican Library Puts 4,000 Ancient Manuscripts Available Online For Free - The Event Chronicle

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Fotoğraf – Amnesty International Switzerland Campaign

>>>>>Poemé
Düşler Bir Ses Bulur Bende - Haydar ERGÜLEN

bir çocuğun düşüyüm ben
büyülü yaz akşamları
ben üflerim mızıka söyler
sesimiz tutar sokakları

ılık bir ses taşırım yorulmadan
sonsuz özlemler büyütürüm yarına
ben mızıka çalarım
siz onu duymasanız da
mızıkamın içindedir yaşam

kardeşler ben çalayım siz görün
nasıl geçilir kiraz rengi sokaklar
soluk soluğa yeni aşklarla
yorulmaz yaşlı bir yürek bile
gülüşler ona akar da

ben mızıka çalmazsam
ne özlemleriniz olur ne ayrılıklarınız
yalnız bir yıldız gibi boşluğa
düşer yaşlı dünyanız

bir çocuğun düşüyüm ben
mızıkamın sesi yeryüzüne değer
uyurum uyanırım hep aynı şarkı
ne sesim eksilir ne umut biter.

Kaynak

Sunday, October 19, 2014

Deuss Ex Machina # 520 - Enheten Påverkas Av Världen

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_520_--_Enheten Påverkas Av Världen

13 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Pan & Me - A Bigger Grand Canyon (Denovali Records)
2. Pan & Me - Oberland (Denovali Records)
3. Dave Harrington - Form And Affect (Other People)
4. Dave Harrington - Things Behind The Sun (Feat. Tamara) (Other People)
5. Ricardo Donoso - The View Of The Overlook (Rendition) (Denovali Records)
6. Ricardo Donoso - Shape Collateral (Denovali Records)
7. Andy Stott - Faith In Strangers (Modern Love)
8. Andy Stott - On Oath (Modern Love)
9. Function & Vatican Shadow - A Year Has Gone By (Hospital Productions)
10. Function & Vatican Shadow - A Year Has Passed (Hospital Productions)

Enheten Påverkas Av Världen
(520)
Deney Sahası Bir Yeni Ülke!

Sesler çıkıyor dört bir yandan bütün ayrıştırma hamlelerine, bir dolu heyulanın icat olunduğu bir menzilde hayatın kendisini savunabilmek o anlatılanın her ne olduğunu bildirebilmek için yineleniyor bu anlamlandırmaya yardımcı hamle. Güncellik vahameti örtbas edebilmek adına yapılanların başka bir uzamdaki yeni kırımları, kırılmaları var edebilmek için olduğunu ortaya çıkartan vurgulamalarla donanıyor bir yandan da. Faşizm dersinde epeyce yol alan bir ülkenin o garabetliğini koruma gayretinin her neye dönüştüğü eğri değil dolambaçlı hiç değil düpedüz gözler önüne seriliyor. Sesler, seslendirilenler bu ülkeyi yönetenin fıtratında her ne olduğunun en kestirmeden bildirimi haline dönüşüyor. Mevzu artık güncellenmekten bir adım öte gerçeği dönüştürmek olduğu sıklıkla yineleniyor bu seslenişlerde. Gücün muhafaza altına alınmasında kat edilen yol, ulaşılan menzil tüm anlamları bir dolu beyanı birlikte göz önüne getirdiğimizde gidişatın hazanlığı daha bir anlaşılır oluyor.

Gidişat diye gösterilen eşikler bir kez daha ‘korku ülkesi’ oluyor. Ezberden okunan düşman edimi ötekisi için kullanılan kulplar o tekrara devam edilen ‘korku simsarlığı’ ama hep süre giden bir belagat, iki hınç söyleminin aralıksızlığındaki gidişat bir mahvoluştur. Ülkenin neye dönüştürüldüğü artık alenidir. Görünen şey ile yaşananı birbirlerine yaklaştırdığımızda mahvetmektir erkin çabasının ta kendisidir. Mahvetmenin, yok etmenin yollarının arandığı, etütlerin yapıldığı deney sahasındayız. ‘Denek’ bellendiğimizden bu yana güç istencini elinde tutanların yönlendirmelerinde bir oraya, bir buraya savruluyoruz. Her durumda bir kıyamet kümesi yaratılması için çabaların aslında her neye dönüştüğü az çok belirginleşmektedir. Kurulu olan eğreltiliği daha da fazla kanıksatabilmek için müdahalelerin sonu gelmez hiçbir türlü getirilmez. Eğreltilik bahsi devletin şekli şemalında insana dair yerin ve karşılığının her ne olmadığını gösterirken üstelik.

Dünün değil günün değil yarınların rehin edilmesinin taslakları çıkartılmaya devam olunur bu menzilde. Hiddet o vandallar, çapulcular, hainler, teröristler tekerlemesinin bitmeyecek belagatli cümlelerinde gizli özne eylenir. Görev, tanımlama ve alt okumalar bu örneklerden hareketle birer ikişer yüklemleştirilir ardılı buradan şekillendirilir. Ülke bir şeye dönüştürülecekse onu da bu ağır belagatle şekillendirmek hemen tüm devlet erkânının yegâne çabasıdır. Her seslenişte bunu anlayabilmek olasıdır işte bu yeni ülkede. Dayanılmayacak raddedeki bir ülkeye dönüştürmek erkânın elinden gelen tek çabadır. Ulaşmak istediği tek menzildir şimdilerde. Tüm sınırlar zorlanırken eğrelti düzlemde en başta insanlık bahsi kırıma uğratılır. En önce insanlıktır dışa itilen. En başta lügatten atılan insanlık bahsidir. Lawrence’ın çocukları ile Osmanlı’nın torunları arasındaki çekişmedir, Osmanlı’nın torunları Şırnak’ta galip çıktı sözüdür düşündürücülüğü, tekrar ana geldiğimiz nükteyi yekten ortaya çıkartan.

Deney sonsuz bir kurgudur. Deney sonsuz bir tekrardır. Deney bu ülkedeki en bilindik yönetişim şeklidir. Deney ya tutarsa değildir bizatihi dayatmanın ta kendisidir. Şırnak Valisi’nin dilinden dökülenler kanıksanmış olan nefret söylemini bir taşım daha ilerletebilmek için tahayyül edilmiş bir vecizin ta kendisidir. Osmanlı torunlarının gazabından dem vurulanla karşı karşıya getirilmek istenen bir kırım ülkesinde kala kaldığımız gerçekliğidir. Had öyle ya da böyle bildirilecektir bahsini yineleyebilme arsızlığıdır ta bin dokuz yüz on beşten bu yana. Nobranlığa ulaştıkça keskinleşen sözün önüne yeni ilavelerle beraber çürümeyi bir adım öteye taşıma gailesidir karşı karşıya kalınan. Vali esip gürledikçe şamar sesleri duyulmakta, şamarın birer kurşuna, birer gaz bombasına, daha fazla ağıda dönüştüğü gün yüzü bulmaktadır böylece bu deney sahasında.

Dünümüz şimdi günümüzde şekillendirilirken dönüştürme bu bağlantı ve hamlelerin tekrar edildiği hemen her sahneden sonra bir kez daha akla gelmektedir. Yıkımları kanıksatmak adına daha yapılacak çok şey vardır bu da misliyle tatbik edilecektir işte. Barışın yolunda kör topal yürünmeye çalışılırken üstelik hala gıybet hala tehdittir el alınmaya devam edilen. Uzlaşmayacak olduğu tescilli devlet algısının bu vali örneğinde olduğu gibi kamuoyu tepkisi diye paylaştığı, bunu inatla yinelediği şey nefrettir. Sözlerini sürdürürken kameraların karşısında düşmanlarına hitap eden bir komutan edasıyla şamarları indirtmektedir. Memleketi kurtarmak ancak bununla, söz diye çıkartılan nefretle mümkündür hazrete göre. Hiçbir zaman tanınmayacak ve bilinmeyecek insanlara, sınırsız nefret ile yaklaşıldığını örnekleyendir bu tek başına.

Gök kubbe denilen yer paylaşımsız, tekil, bencil bir akımın ve aklın tahakkümündedir artık. Nefret edilecek, istisnasız bu kurallara uy, burası muz cumhuriyeti, bakkal değil T.C. aşırtmaları, Lawrence benzetmeleri kendini tekrar ettikçe bataklığını geliştiren bir meydan okuma, alan daraltma söz konusudur artık. İlerlenmeye çalışılan yol Türk-İslam sentezinde, kapsam dışındakilere gözdağı verebilme çabasıdır. Cumhurbaşkanı olan şahsiyetin sokaktaki eylemciye infaz emri vermesinden de, Pirsus’ta, rehin tutuldukları okulda iki yüz altmış bir insanı gaza boğup askerin Işid gibi keseriz cümlesini kurduğu bir anlamdır gözdağı. Lawrence vurgusunun kısa zamanda siyaset sahnesinde, en üst makamdan bir numara tarafından da dile getirilebilirliğidir gözdağı. Kimliklerin/den tehdit algısına düşülmesinin, aranmasının yolu ve yöntemi çizilmektedir bir kez daha.

Kendini tekrar eden akıllar birer mavradan öteye geçerek nizama dönüştürülmesidir derdi kederi bunca çoğaltan. Yinelenen şeyler basit gibi görünse de sanki daha önce işitilmemiş gibi şimdi mi önemsenmelidir diye buyrulurken, fikriyatın hayata karşıtlığının icat edilmesi meseledir hepimiz için. Sık tekrarlanan vurgular, bitimsiz yaftalama çabaları Kobane Direnişi sürerken yeniden ekranlardadır. Haddin hududun hızla devşirilmesi, gözdağıyla birlikte ortak bir yok ediş düzeninin bekası hep böyle sağlanmaktadır. Ortaklaşmış bir yok eden ülke böyle tertip edilmektedir sivil takım elbiselerinden apoletler fışkıran erkânın sözlerinden sonra. Milli Güvenlik Kurulları, ekranlardaki Genelkurmay açıklamaları, ama az ama yetersiz, ama münferit diye bildirilse de yüzlerce kişinin toplanabildiği “faşist gösteriler” bütün bu ayarlamaların, hedef gözetiminin sonucunda ortaya çıkan linç mangalarını okulların içinden meydanlara, meydanlardan ülke sınır boyuna kadar her yerde o sözün arkasını göstere gelmektedir bir çabayla.

Doksan yıllık cumhuriyet güncesindeki algıdan, zerre-i miskal sapma olmaksızın düşman yaratımı, aynı tornadan kesilmiş olan cümleler, tek boy kalaslar, bir örnek palalar, öfkeli sessiz kalabalıklar ile cürüm yinelenmektedir. Vesayetin “sivilleştirilmesi” artık çok daha belirgin olanı göstere gelmektedir. Nefret bu ülkenin mayasına katılmıştır. Muktedir, bürokratından gazetecisine, sokağında herkesin başına bekleyen parti adamcıklarına ağabeyler olarak adlandırılan yönlendiricilerinden paramiliterlerine susacak ve riayet edeceksiniz, yoksa sonunuz harap olacak vurgusunu yineleyen terennüm tekrar olunmaktadır. Seslerden, özellikle “aykırı” diye bildirilenlerin, sorgulama hamlelerinin karşısındaki kin budur. Burada yeniden şekillendirilmektedir. Kin gütmenin nefret saçmanın ağız dolusu hakaretin yinelene geldiği bir mefhumdur bu düzayak ortaya çıkan.

Hayata düşülen şerhler erk eliyle yinelenirken, burasının her neye dönüştüğü ülke tanımından çok neye doğru ilerlediği meydana çıkmaktadır. Terörün gizliden değil artık bayağı açıktan desteklene geldiği, muhteviyatında hayatı -bir bedelle satın alınabilir- diye belleyenlerin ikrar ettikleri linçlerin tevatür değil noksansız gerçeğe dönüştüğü bir menzildir. Hemen hiçbir konuda hesap vermek, söz konusu edilmediğinden günün geceye dönüştürülmesi ve zifiri bir karanlık kılınması mevzusu gümbürtüde “gerçeğe” evirilmektedir. Dert insaniyetin yitimidir. Dert olan müesses nizam inşasının harcında dökülmeye çabalanılan kandır kan. Dert halen alınmaya devam edilen canlardır imdi kırk sekiz isimden mürekkep bir kırımdır. Dert Işid, İslam Devleti ya da Daiş’i savunulabilir kılmak için gösterilen çabanın bir halkın hayatına mani olunmaması için mücadele eden ‘YPG-J’ ya da ‘PYD’ için hiçbir suretle anılmamasıdır.

Herkesin ülkesidir burası sözüm ona eşitlik, demokrasi bahsinin esasen fasarya kılınmasındaki dönüşümün teminatı olunanlardır dert. Işid’in katletmekten kaçınmadığı şeyin canlarla birlikte sürüncemesiz özgürlük olduğu bunca açıkken üstelik. Kürd halkının söz ve yaşam hakkını göz ardı etmeyi sürdürürken Kobane’nin Kürdlerden ibaret olduğunun yanılsamasıdır bu dert. Her ferdin insanüstü bir çabaya düştüğü ve tüm kimliklerin “insanlık” için birleştiği bir yere kulak tıkanmasıdır hala dert. Kürd kürd diye belleğe yapılan hakaretler, dilden dökülen tehditler hiç aralıksız sürdürülürken ne olacak sorusunu soranların hain ilan edilmesidir dert. Dert Amed’le Kobane’nin ne alakası vardır cümlesinden sonra çıka gelen, -“son olaylar gösterdi ki Pirsus ile Kobane’yi birbirinden ayırmak mümkün değildir” cümleleri arasındaki derinden kopukluktur. Kobane’de birliktelik için azami çaba gösterilirken burada “cadı avının” temellendirilmesidir dert.

Yargı ve güvenlik halka karşı onun üzerindeki baskıyı arttırmak için yeni düzenlemeleri ifşa ederken çokluğun, söz birliğinin, eylem hakkının, düşünce özgürlüğünün linç edilmesidir içe dert. Hayatı savunmanın önüne yeni hendekler kazılmasıdır dert. Dört yanımızda bu kadar ağır hamlenin bir gün içerisinde eylenip de ertesi gün unutturulmasıdır bu dert. Kaosun devlet elinden çıkmasıdır asıl meseleye kulak tıkanmasıdır içimize işleyen dert. Hayat, sathı mahalde sözü iktidardan geri alma çabasına düşmüş olan her kesime, her gün yeni bir zorbalık ile çıka gelmektedir artık. Ses çıkartmak, sual edebilmek bir meseledir. Meramın merkezindeki hayata kastedişin önünün alınmasına dair tahayyüllerin kolayca; iğdiş edilmeye, nihayetlendirilmeye çalışılmasıdır düşündürücü olan dert olan. Bilinmeyen olarak zikredilenin kendisidir asıl dert. Kemikleşmiş eğreltiliklerden ülke diye yeni kırmızıçizgiler, yeni bir kötülük temellendiriliyor haddizatında.

Çağrıların boşa konulması çabasıyla her bahsin ardından yeni bir felakete yolun düşürülmesi bu sınırları çizilmiş toprakların insanlık bahsinde her nerede kaldığını gösteriyor. Sessizlik tavizsiz yaygınlaştırılırken ses edenin işaretlenmesi, fişlenmesi için yollar aranmaya, yoksa da bir biçimde yaratılmaya devam ediliyor hala. Makul şüphe, kıstasıyla, henüz kanuna evirilmeden uygulamaya geçilen bir yönteme dönüştürülüyor. Somutun yerini bu soyut alıyor. Hırsıza hırsız, arsıza arsız, katile katil demenin, eleştiri yapabilmenin son kalelerinin zaptı tez eyleniyor. Yolsuzluk dosyası neredeyse toptan rafa kaldırıldığından, hsyk seçimlerinde iktidar yandaşlığının, güce koltuk çıkanların zaferlerinden (!) sonra, adalet de nizamın sınırlarına geri çekiliyor. Adalet de hükümetin ve bir düzen partisinin kendisine rehin ediliyor. Şüphe, kanıtın önüne çekiliyor.

Yazdığından söylediğine çizdiğinden eylediğine her gün yinelenecek bir cadı avı bina ediliyor bu eski yeni’de. Eski yeni’den düzenlenirken, toplumsal tahayyülün en geniş perspektifi değil, birlikteliği hiç değil tek dil, tek renk ve tek ses bir müesses nizam kurgusuna kurban seçilmeye devam ediliyor. Bu ülkedeki demokrasinin mezarı derine kazılıyor. Yeninin tam dönüşümü için eldeki her veri bunu bir kere daha anlaşılır kılıyor, görebilene. Sesler, tam da ihtiyaç anında çıka gelmesini beklediğimiz çağrıların merkezinden bir simyadır. Seslenişler iş bu cehennemî ortamda bir anlığına da olsa nefes alabilmenin gayretkeşliğidir. Durduğumuz yer, duyumsadığımız imler yekûnda görebildiğimiz suretler ve ardılı, bütünde ne kadar yalnız olduğumuzu ve nasıl bir karanlığın içinde halen izole edilmeye devam edildiğimizi gösteriyor. Anlatmak istedikçe, daha büyük, daha derin suskunluklar peşimize takılıyor.

Yol ve yordam, anlam ve mihman, meram ve arz-i hal manalı bir biçimde engellemelere -terk-i diyar ediliyor. Fenalıklar güncesi yenilenirken sıradanın sözü daha A denilirken gerisin geriye ağza tıkılıyor. Sıradanın iç döktüğü meselesi ve kederi ve sözü onulmaz bir anlayışla bir daha onarılmayacak bir biçimde tahrip ediliyor. Yerle yeksan olduğumuz ülkede artık sözü duymak ve onunla yola tekrardan koyulabilmek sınırları alaşağı ederek kanıksatılan tüm ezberleri yıkmak için birlikte çabalayarak söz konusu olacaktır. Şimdi dura geldiğimiz bu karanlık dehlizden başka bir çıkış şansı, başka bir yol yoktur. Şimdi dura geldiğimiz bu karanlık güncede tek umut birlikteliğin, bir arada olmanın her nasıl temellendirilebileceğini düşünmekten geçmektedir. Hayatlarımıza karşı duvarlar, zırhlar, tomalar, mahpushaneler açık ya da kapalı ama hep bir gözetim denetim ihtiva eden hamleler geliştirilirken insanlık sınavında neredeydiniz bahsine düşmemek için bu günler mühim, bu günler önemlidir.

Yarınlarımız karanlığın kendisine rehin edilmeye kolayca devam edilirken, düşünmeliyiz birlikte, bir arada, hayat için. Her renkte her dilde her cinste ve her halükarda sesimizi kurtarabilecek miyiz? Seslerimizi birbirimize işittirebilecek miyiz tıpkı Kobane gibi müştereki bulacak mıyız, derdimizdir. Yaralarımız halen kanatılmaya çalışılırken iyileşmek için birbirimizi önemseyecek miyiz, derdimizdir. Modernlik bahsi denilerek yapılan tekrar edilen ve ardı arkası kesilmeyen “faşist ülke”nin ta kendisiyken felaketler sonrası değil, önceden birbirimizi görebilecek miyiz, derdimizdir. Mit tarafından tehdit edilmiş “Press TV” muhabiri Serena Shim trafik kazası geçirdi, kaza sonucu yaşamını yitirdi haberi düşerken bir yandan, Cemil Barlas nam akademisyenin hezeyan dolu, tehdit vurgulu mesajlarını okumaya paylaşmaya devam ederken, bu ileri demokrasi bahsinin arkasının nasıl bir karanlık olduğunu, sonrasının her ne olduğunu idrak edebiliyor muyuz? Uyanır mıyız fark eder miyiz artık? Arz-i halimizdir.


>>>>>Bildirgeç

Elbette burası “bakkal dükkânı” değil! Burası geçen hafta 41 vatandaşını kaybeden ama kireç kuyusu kalbiyle öldürülen vatandaşlarına yas tutamayan, gözyaşı dökemeyenlerin ülkesi...

41 insanın ardında bıraktığı ölüm sessizliğine nispet mikrofonların önünde hınçla Aşık Veysel’in duyuş ve deyişine, muktedirin yanında sırıtarak zulmeden şarkıcının ülkesi.

Burası, üç yıldır sınırlarını çocuk tecavüzcüsü, cihatçı sürülere “ata yurdu” gibi açan ama geçen hafta Nusaybin sınırından geçen göç çocuğu 8 yaşındaki Beşir’in boğazından kurşunlandığı eller.

Burası günde dört defa “düşmanlarını” tiksintiyle ilan eden, sokaklarda üst üste düşmüş çocuk cesetlerine basa basa kendi akıbetine koşan muktedir’in peşinden Ortadoğu tarihinden aşağıya doğru çekildiğimiz yer.

Gerçeklerin “yasaklanmakla” kalmayıp gerçekleri zihinde kuracak düşünce, dil kalıbı, sözcükler ve ifadeler dahil topyekûn imha edildiği zamanlar.

Burası elbette “bakkal dükkanı” değil, olsa olsa kapısına “iç güvenlik reformu” diye vatandaşı kanun yetkisiyle vuracak polislerin konuşlandığı Dubai çakması bir AVM azmanı.

Şimdi bu AVM’de kepenklerini açmış kutsal devlet miti çapaklı kanlı gözleriyle piyasalara giriyor, geçmişe gömdüğü kalaşnikofları çıkarmış zamane sahiplerine dağıtıyor...

“Organize” sopalı, palalı kalabalıklar, silahlı milis örgütlenmeler, ağır istihbarat “gafleti” polis cinayeti, linç gruplarının sırtını sıvazlayan, üniversite basarken tekbir getiren kamu güvenlik güçleri, Kürt nefretini IŞİD sempatisiyle ancak ödünleyebilen “patolojik toplumsal psikoloji” ve “güçlü” Türkiye’ye ne çelişki ki uzanabilen “karanlık el” mizanseninin hâlâ “sahnelendiği” plastik yeşil alanlı plato burası.

Az gayret biraz ötede bir daha başımızı kaldırıp birbirimize bakabilecek yüzümüzü de geriye dönüşsüz kaybedeceğiz.

Fakat ne gam!

Üç günde 41 insan öldürülürken, heyheylenen “kamu malı tapıncımızın” arkasında içi boşaltılmış kamu bankası ATM’leri, yandaş firmalara “beleş” mega projeler, tarihe çöp olacak yolsuzluk dosyaları ve “mukaddes/milli rant beldesi Türkiye’nin” durduğunun farkında mıyız?  

Neoliberal ekonomik vandallık, lümpen şiddet ve entelektüel zontalıkta yazdığımız tarih dur durak bilmiyor.

Ve zamanı geldi, “müesses devlet yöntemi” linç tatbikatları ve “milli düşman” mutabakatıyla azdırılmış iç savaş pratiği sahneleri yine vizyonda.

Çünkü parti-devlet rejim hukuksuzluğuna paravan anti-Kürt öfkesi şah damarımızda zonklamalı.

Tabii ki burası mahalle bakkalı değil, IŞİD sevicisi fanların üniversite bastığı ve iktidar’ın IŞİD kollayıcı savaş naraları atarken birkaç yüz metre ilerde tanklı, füzeli  IŞİD’e karşı haftalardır direnen Suriyeli Kürtleri tepeden  izlediği rezidans “manzaralı” tepemiz.

Burası Kobane’ye “insani koridor” açmamakta ısrarcı Türkiye’nin 2bin cihatçıyı “ham-hayali” Esad rejimini yıkmak için barındıracağı, “eğit-donat” terörist-moral tesisleri kuracağı “iç güvenlikli” havzamız.        

Trajik olanı katiyen okuyamama trajedimize sarılmış nereye koşuyoruz yine.

Her sabah uyandığımızda “aynı” insan değil binlerce yalan ve  fenalığa bezgin tanıklığımızdan olsa gerek “eksilmiş-insan” gibi uyandığımız, içimizdeki o  “karanlığın” biz olduğu ve o pes sesli uğultunun hiç dinmediği yurdumuz burası...

Değil mi?

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Nihal KEMALOĞLU'nun Burası Neresi! makalesi de yazmaya çalıştığımızın tamamlayıcısı olan bir okuma parçasıdır. Sözümüzün yetmediği yerleri eksik kalan, boşlukları tamamlayan bir okuma metni aynı zamanda ülkenin gidişatı ve yönlendirilmek istenen hattın neresi olduğu konusunu bildirmekte, yeniden sunmaktadır. KEMALOĞLU'nun ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Yeni Güvenlik Yasası: Kurtuluş Var Mı Tek Başına? - Müştereklerimiz
İnsanlığın Sınavı: Kobanê* - Ali KOÇER - Radikal Blog
İnadına Ay Parlıyor - Diyar SARAÇOĞLU - Fraksiyon
'Yurdumuzu İşgal Etmeye Gelmişler' - Giray POYRAZ - Demokrat Haber
Orda Bir Köy Yanıyordu Uzakta! - Seray ŞAHİNER - Birgün
Kobane Kurtulmadan Kurtulmayacak Kalpler Senfonisi - Aytül HASALTUN - Harfvolver
Suphi, Ethem, Paramaz, On Beşler, Yirmiler - Karin KARAKAŞLI - Agos
Suphi Nejat Ağırnaslı; “Her Yürek Devrimci Bir Hücredir!” - Fraksiyon
Sen Niye Orada Değilsin? - Taylan KESANBİLİCİ - Yurt
#Kobane’nin Küçük Kara Balık’larına - Hayri TUNÇ - Jiyan
'Her Yürek Devrimci Bir Hücredir, Hayal Gücü İktidara' - Neslihan KARATAŞ - Birgün
Kobane’de Güneş Doğana Dek Bize Uyumak Haram - Muhammed Hêja KAYRAN - Siirt'ten Öte
#KadriBağdu - Enseden Tek Kurşun - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Hrant ve #KadriBağdu - Akın OLGUN - Birgün
Bir Gazete Dağıtıcısının Ölümü ve Yeni Türkiyenin Yeni Öcüsü Olarak 90’lı Yıllar - Deli Gaffar - DG' Blog
“90’ları Nasıl Anlamalı?” - Onur GÜNAY - Toplum ve Kuram: Lêkolîn û Xebatên Kurdî - ZAN
Katledilen ‘Kamu’dur, ‘Mal’ın Canı Cehenneme! - Haluk ÇELİKTAŞ - Kürdistan 24
Hükümet Bu Öfkeyi Doğru Okuyamazsa Kırılma Artar - Serpil İLGÜN - Evrensel
Fincancı: Egemenler Korkuyor, Çünkü Kobane Demokratik Özerkliğin Uygulama Alanı - Halkların Demokratik Kongresi
Kürtlerin İsyanı, İktidar, HDP: Asıl Mesele Barış Sürecindeki Binbir Çelişki - Nuray MERT - Diken
'Çerkesya’yı Haritadan Silen Barbarlığın, Bugün Kobane’yi Vurması Tesadüf Değil' - İnci HEKİMOĞLU - T24
‘Kobanê’ye, Bosna’daki Gibi Müdahale Gerekiyor’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Turkey Has Failed Kobani, Kurds - Dilar DİRİK - Boston Globe
Kobane Diary: 4 Days Inside The City Fighting An Unprecedented Resistance Against ISIS - Heysam MİSLİM - Newsweek
ISIS Fighter In Kobanê: “Erdoğan Has Helped Us A Lot” - İskender DOĞU - Roarmag
Kürdistanlı Doktorlar Şengal’deki Trajediyi Anlattı - Murat KUSEYRİ - ANF
Diyarbakır: Gönüllülerin ve Belediyenin Ayakta Tuttuğu Ezidiler - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Ezidiler ve Kobanêlilerin Kışlık Çadıra İhtiyacı Var - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Sıradan İnsan Olmak Gazeteciye Yetmeyince - Dağhan IRAK - Evrensel
Oğlu ile Birlikte Katılan Baba: Halkımızın Askeri Olalım - Ersin ÇAKSU - Abdurrahman GÖK - Dicle Haber
Algıdan Gerçeğe: Özgürlük Arayışında Kürtler - Toplum ve Kuram: Lêkolîn û Xebatên Kurdî - ZAN
Devlet Olmayan Devlet - Burhan EKİNCİ - Al Jazeera Türk
'Kobanê'de Savaşın Sonucu Ne Olursa Olsun, Bu Artık Bir Destanın Adıdır' - Ümit KIVANÇ - T24
Ziya-ül Hak Mezarından Suriye Fatihlerine Fısıldıyor - Fehim TAŞTEKİN - Radikal
Turkey's Passive-Aggressive Inaction In Kobani Is Anti-Kurd, Anti-Peace Politics. And It's Dangerous - Mutlu ÇİVİROĞLU - Guardian
Comprendre La Bataille De Kobané En Quatre Cartes -  Christophe AYAD, Jules GRANDIN, Delphine PAPIN & Véronique MALECOT - Le Monde
Geçici Adalet, Uluslararası Ceza Hukuku ve Kobanê - M. Sinan BİRDAL - Evrensel
Turkish President Tayyip Erdogan Will Do Nothing To Stop The Islamic State - Jordan SCHACHTEL - Breitbart
Bernard Henri Levy: 'Erdoğan'a Kobani'de Çanların Aynı Zamanda Kendisi İçin de Çaldığı Hatırlatılmalı' - Kayhan KARACA - Deutsche Welle
US Officials Held Talks With Syrian Kurdish Group: State Dept - AFP - Yahoo News
Emperyalizmle İttifak Özgürlük Getirmez! - Gelecek Gazetesi
90’lar Mı, Başka Bir Dönem Mi? - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Bingöl'de Şüpheleri Artıran İfade - Ahmet ŞIK - Cumhuriyet
Kürkçü'den "Dünyayı Başlarına Yıkarız" Diyen Arınç'a Yanıt - Cumhuriyet
Sokaklar Kazanacak - Zülküf KURT - Kürdistan 24
Emri Ben Verdim… - Ali Murat İRAT - Birgün
İstanbul Barosu Başkanlığı’na Açık Mektup! - Tamer DOĞAN - TD' Blog
Köşe Kapmacalar - Onur ÖNCÜ - Gelecek Gazetesi
10 Toma 5 Milyon - Çiğdem TOKER - Cumhuriyet
Sahtekarlık Belgesi - Kerem ALTAN - T24
Prof. Dr. Mithat Sancar: Almanya'da Yargı Polisi Kollamaz - Nilay VARDAR - Bianet
Full Horror Of The Yazidis Who Didn’t Escape Mt. Sinjar: UN Confirms 5,000 Men Were Executed And 7,000 Women Are Now Kept As Sex Slaves - Steve HOPKINS - Daily Mail
Iraqi Christian Village Takes The Fight To 'IS' - Cathy OTTEN - Deutsche Welle
Mahmood: "We Have A Bad Record On Treating Minorities" - Egyptian On Arab Indifference On Kobane - BBC World Service Radio
#Kobanê’deki Türk ve Arap Gençlerinden Halklarına Çağrı - Ersin ÇAKSU - Abdurrahman GÖK - Ajansa Kurdi
Şu Sıralar Rojavalı Kadınlar - Ruken ŞAHAN - Bianet
Kobanê’de Bir Aylık Savaşın Sonuçları - Amed DİCLE - ANF
Kobane Dersleri - Deniz YILDIRIM - Birgün Pazar
Köy-Der Baskınının Otopsi Raporu: Bıçak, Kurşun, Yanık... - İsmail SAYMAZ - Radikal
Taboo Nation: Bill Maher, Islam And The Censorship Of  Ideas - Sanjay SANGHOEE - Huffington Post
Perihan Mağden ve “Türk Tipi İlişkiler Cangılında” Katledilen Kadınlar - Çiçek TAHAOĞLU - Bianet
Revolution Under Attack: The Story Of Kobanê's Resistance - İskender DOĞU - Contributoria
Ermeni Amcamın Peşinden - I - Selim TEMO - Radikal
The Legacy Of Turkish In The Armenian Diaspora - Jennifer MANOUKIAN - Repair
White House to Display Orphan Rug At November Exhibit - Armenian Weekly
Keşişyan: ‘Halep’te Patlayan İlk Bomba Ermenileri Gerçekle Yüzleştirdi’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Devrim Yaratan Bir Hayat: Zabel Yesayan - Saro DADYAN - BiaMag
The Perceptions Of Armenian In Turkey - Tuğçe ERÇETİN - Bilgi University European Institute
Ailesi Fehmi Tosun İçin Pankart Açtı: Akıbetini Açıklayın - Beyza KURAL - Bianet
Zina, Tecavüz ve Müftü - Belda GÜRSEL - Radikal Blog
HES Direnişinden Kentsel Dönüşüm Mücadelesine Antikapitalist Hareketin Ortak Zemini: Müşterekler - Bahar BAYHAN - Arkitera
Lütfen Kemerlerinizi Bağlayınız: Küresel Krizin Yeni Aşamasına Geçiyoruz! - Ümit AKÇAY - Kriz Notları
Hong Kong Şemsiye Hareketi: Hayal Mi Gerçek Mi? - Mehmet SÖYLEMEZ - Viva Hiba
Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Sansür - Açık Dergi - Açık Radyo
Mutsuz Günlerde Yaraya İlaç: Edebiyat, Sinema, Müzik - Emek EREZ - Edebiyat Haber

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Resim – SPY – Urbanart

>>>>>Poemé
Çiçekleri Umudumuzun - A. KADİR

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yüzlerce olun, binlerce olun, onbinlerce.
Daha çok olun, daha çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun.

Bu dünya ne tek tek yaşamakta,
bu dünya ne rakının, ne şarabın içinde,
bu dünya ne parada, ne pulda,
ne kalleşlikte, ne zulümde.
Bu dünya aşkın içinde, alın terinde.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
yaşayın dünyayı doya doya,
açın kapıları, camları güneşe,
ne yeise kapılın, ne korkuya,
çok olun, çocuklar, çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele.

Mutlu olmak varken bu dünyada,
geceler geldi dayandı kapımıza,
olduk acımızla sarmaş dolaş,
bekledik düşümüzle koyun koyuna.

Çok olun, çocuklar, çok olun,
yapraklar kadar, balıklar kadar çok olun,
el ele verin, çocuklar, el ele,
bütün gündüzler sizin olsun,
yaşayın dünyayı doya doya.

Çocuklar, çiçekleri umudumuzun.

Kaynak

Sunday, October 12, 2014

Deuss Ex Machina # 519 - soleils noirs pour lune blanche

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_519_--_soleils noirs pour lune blanche

06 Ekim 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Grouper - Holding (Kranky)
2. Grouper - Lighthouse (Kranky)
3. Gidge - Fauna, Pt. I (Atomnation)
4. Gidge - Fauna, Pt. II (Atomnation)
5. Darkside - What They Say (Other People)
6. Darkside - Gone Too Soon (Other People)
7. The Bug - Void (Featuring Liz Harris) (Ninja Tune)
8. The Bug - Black Wasp (Featuring Liz Harris) (Ninja Tune)
9. Fanu - Paracosm (Lightless Recordings)
10. Fanu - Yin Dub (Lightless Recordings)

soleils noirs pour lune blanche
(519)

Yara!

Yaralar dökülüp saçılıyor şimdilerde. Zamanın bir iyileştirici olarak savunulmasını tastamam boşa çıkartırcasına birdenbire görünmezlikten görünürlüğün en sert noktasına intikal ediyor o yaralar, sahiplendiğimiz. İntikal ettiği noktada, afişe yükseldiği andan itibaren deneyim sahibi olunmasına rağmen halen acıtmaya devam ediyor hepsi. Önemsenmeyen şeylerin tözünde kan ve gözyaşı daima birbirinin peşini bırakmazken ortaya dökülen yaraların tamamına kayıtsızlık bildiriliyor. Susun bir baskın yönetim anlayışıyla zikrediliyor aralıksız. Erk, muktedir, iktidar kendi diline doladığı şekillendirme gayretkeşliğinde tüm yaraların daha da kalıcılaştırılmasını sağlıyor. Genellendirilen ve toplumun tüm katmanlarında bütünleştirilmiş basbayağı yaralarla yaşam vaadin ta kendisi oluyor.

Yaşam bir rutinde hemen tüm acılara kayıtsız şartsız uymaları bildiren bir erkâna teslim ediliyor. Rehin ediliyor işin doğrusu konu ötekisi olarak bildirilenler olduğunda bu tavırdan zerre ayrılmıyor o akıl o düzenek. Yaşam vaatlerden kurtulalı çok uzun zaman oluyor oysaki. Verili bir şey olarak bilinmesinin yolu çok uzun zaman önce aşılmış hep aynı noktalarda kendi ezberinden başkasını duymayan akıla karşı hayat, kendi rotasını bulmak konusunda insanların kendisi yol göstermekteydi. Denk getirilenler, bunu da sineye çekersiniz diye atfedilenler kimisi dünden kimisi yıllar öncesinden kimisi şimdi türetilenle birlikte ve bir arada yıkımı mübalağasız kesin sonuca dönüştürüyor. Yaraların ‘yazgı’ haline dönüştürülmesi bu noktadan sonra devreye konulan hamlelerle beraber geleneksel devlet aklına tekabül ediyor haddizatında.

Yorgun düşen beden değil sadece tekinsiz bir inatla ve ısrarla yıkıma götürülen, acıları ortaya çıkartan akılların meydandaki kalıcılığıdır. Fenalıkların altındaki imzalar hemen hiç değişmezken durmak yok yola devam seçeneğidir inatla sürdürülmeye çalışılan. Her şekil ve şemalı göz önüne getirirken yazgı diye dayatılanların var olan yaraları daha derinleştirmeyi amaç edindiği kesindir. Yok etmelerin bu düzeninde hayata hiçbir zaman sıranın gelmeyeceği yinelenmektedir avaz avaz. Yaşamın rastlantısallığı yaralara göğüs gererek, daha büyük, daha derin açılacak olanlara karşı mütemadiyen ses etmeyerek mümkün olacağı muştulanmaktadır. Gizliden açığa alınan tavırların birlikteliği hep bunun içindir. Hamleler, devlet kademesinden tabana indikçe bu zorlu halin yaraları deşen tavrın tıpkı bir ‘virüs’ gibi yaygınlaştığı meydana çıkacaktır.

Bir virüs gibi çoğaltılmaya devam eden nefretin aralıksız deneyim haline evriminin sonsuzluğudur. Yollar, günler, zaman mefhumu akıp gitmeye devam ederken kalıcılaştırılanla ona çalışılan, çabalanılan hep daha büyük yaralardır onulmaz bir biçimde. Akıl diye bildirilen, yok etmenin ikliminde daha fazla acı yüklenişidir. Yaranın müsebbibi değişmezken kalanların tamamı değişirken mağdur edilmesine çabalanılanlar hep aynıdır her dem ötekisi denilenlerdir bu menzilde. Akıl diye bildirilen o devşirilen hudutların pekliğidir. Sınırlar çoğaltılırken nefes almak bile mümkün kılınmamaktadır. Yaşadığımız yerin dönüşümü biteviye alınan tedbirlerle şekillendirilirken hep bundan yola çıkılırken vahamet örtbas edilmektedir. Vahim olan, örtbas çabasının sürekliliğidir.

Vahim olan Kobane’nin de uzaklardaki bir mesele dönüştürülmesi gayretidir. Görülmeyen, bilinmeyen hiçbir zaman anlaşılmayacak nedenleri sorgulanmayacak, aslı astarı hiçbir surette araştırılmayacak bir kaosun yaratılmasıdır aslında düşünülen. Tasavvur edilenin birilerinin yaralarını önemsemek adına olmadığı bilakis daha fazla kanırtmak için uğraşın hep kendisi olduğu meydana çıkmaktadır bir kez daha. Yaşadığımız zamanın cehennemleri böyle bina edilmektedir. Sözün anlaşılabilirliği değildir mesele, birkaç yazı öncesinde değindiğimiz hemen her şeyi bir yazgı gibi insanlara pay ettirme güdüsüdür esas dert. Budur layığınız daimi olarak çekeceğiniz dile getirilmektedir. Akıl ve fikir, doğru uzamı bulabilme gayreti adına bir yöntemken bizim yaşadığımız bu yerde prangaların temellendirildiği bir satıhtır asıl olan.

Her şey siyah ile beyaz arasına sıkıştırılmaktadır. Hemen hiçbir konuda asla ilerlenemeyen, çözüm bahsinin yok sayıldığı bu zamanda yaşama şansı salt ve tek başına devletlû tespitlerine, kaide diye öne sürdüklerine riayet etmekten geçmektedir. Kaideler birer pranga olsa da, kafaya tamı tamına düşecek bir giyotin gibi şekillendirilse de itirazsız riayet yinelenmektedir hala halka ve kendilerine göre yola ve hizaya sokulması gereken herkese. Bildirilen sorgusuzluğun “ehven” ilan edilmesidir. Yanımız, yöremiz, günümüz ve geleceğimiz açıktan, toptan bir seferde rehin edilirken, gelecek diye bir tahayyüle yer bıraktırılmazken acıların çoğalması adınadır, yapılan ve edilenler bu menzilde yinelenmeye devam edilen. Ezberlenmiş olan tahakküm kodlarıyla yıllar yılıdır süre giden nefret yeni yaralara dönüştürülmektedir.

Çaba bu bahisleri devam ettirme adına yinelenenlerden mülhemdir. Ezberden okunanların handiyse tamamında ırkçılığın utanç vesikaları kendisine yer bulmaktadır. Yönlendirilmeye gayret edilen sınırın bir yanında edilen vahşetin, yapılan kırımın, dehşete düşmekten bir adım ötesi; cehennemi dünyada var etmenin yolunun yönteminin buralarda da filizlendirilmesidir gaye ve çabanın yekûnu. Yaraların artık kabuk bağlamasına da müsaade edilmeden üzerine yapılan taarruzlarla hepsi kalıcılaştırılıyor. Alışılageldik nefret kalıpları bu defasında canları daha çok yakabilmeye vesile teşkil ediliyor. Sessiz ve onaylayan kitlenin çoğaltımı ve ilave ettikleriyle birlikte bütün bu anlata geldiğimiz cehennem platosu kalıcılaştırılıyor. Dış mesele diye bildirilen yara! için konuşulanların bütün halindeki özeti olarak bir halka nefret kusulmaya devam ediliyor. An be an ve bitmeyecek ve asla sonlanmayacak bir kurgunun gerçekliğine doğrudan yollanıyoruz.

Gidişatımız körlüğü bu kadar kolayca sineye çekilebilen bir mesel olarak içselleştiren bir ülke oluyor. Suretler boyuna birikiyor acının gözlere yer etmiş halleri bünyeleri sarıyor gel gelelim gidişatın, kör karanlığın azap çukuruna karşı ses bütünleştirilmiyor. Devletin aklı, kendi iktidarının devamlılığından da gayrisini bilmiyor halen. Her şeyi komplo olarak değerlendiren akıl bir yönetim anlayışı tümü bu hayattaki yaralara karşı yaşayabilmek umudunu yıkmak adına yinelenip duruluyor. Kobane düştü düşecek sayıklamasının ve resmi açıklamalardaki; Ayn El Arab isminin zikredilmesinin çıkışı daha da büyük nefretle insanları birbirlerine karşı kırdırmak adına atılan adımlar olduğu aynalanıyor. Sorun yoktur bahisleri toptan nadasa bırakılıp Işid de PKK’de aynıdır veçhesinin sınırlarında tur atılıyor. Cumhurbaşbakan olan zatın dilinden dökülenler, başbakancılık yapanı egale eden, aşan betimleler ile beraber sonsuz bir gayya kuyusunda tükenmesi zor bir faşizmi burada bu sınırlarda kalıcılaştırma gayretine dönüşüyor. Sonun ne olduğu biline biline.

Hayatı savunan ile hayatı lime lime edenin birbirleri arasında bir tercih dile getiriliyor. Taraf olmaları bir fişleme, bir biçimde suskunlaştırma, ötekisi olduğunun ilanı olarak değerlendiren akılla ve fikirle bu döngü dönüştürülüyor her dem. Devlet aklı için Kobane demenin, geleneksel tehdit unsuru olduğu yineleniyor. Son otuz dört yıldır hemen her türden felaketin Kürdistan illerinde temellendiricisi dahası bizatihi insanlarına karşı vermiş olduğu değeri zorla ve azapla ve daha büyük kırımlarla dillerini unutturmak için engellemelerle yapmış devlet kendini ve kaidelerini tekrarlamakta bir beis görmüyor. Hiçbir suçluluk duymuyor asla. Barış için çabalar sürerken o kör topal yürüyen hatta bile mayınlar döşenmeye çalışılıyor. Barış dillendirilirken hala aynı değişmez tavır ile hayata karşı tahakkümünü yineliyor devlet.

Zoru inat ve ısrarla bir halkı bu toprakların bağları arasından, simyasındaki yerinden uzaklaştırmak için; tam karşılığı asimile etmek, tekilliğin parçası etmek için çabalar ölümler ile beraber şekillendiriliyor. Ölüm bahsini yineleyip sıtmaya razı getirmek gayretkeşliğine düşülüyor. Amed’den tescilli bir ‘faşist’ zatın dâhiliye nazırlığı koltuğunda kendisini kanıtlamasının yolu daha derin, büyük zulümleri tekrar ettirmekten geçiyor. Sırf hatadan mürekkep bir ülkede düzenin tertibin, tek ve yegâne teminatı çocuk mu, kadın mı, erkek mi bilinmeden, gerek olmadan vur emrinin hayata geçirilmesinden şekillendiriliyor. Biyopolitik dönüştürme çabası son kertede o anladıkları dilden konuşacağız sözünü kendilerine düstur edinen bir ustaya göre yineleniyor. Aralıksız boşluklar yaratılıyor o bahisler şekillendirilirken söz naçarlaştırılıyor. Söz yok sayılıyor varsa yok kin varsa yoksa bu ülkeye biat etmeyenlere yaftalar çeşitlendiriliyor.

Hayata karşı kurulan tahakküm ve doğrudan müdahalenin sonu ölüm eyleniyor bir kez daha. Mal mülk bahisleri ediliyor bir yandan da kısa adamın değindiği -çözüm sürecini vandalizme terk edemeyiz geliyor sonrasından. Sürecin her neresinde insana değer verilecektir bunca, mal mülk sevdasındayken hala o yanıtsızdır. Süreç sözüm ona devam ederken alanlara inen insanların hepsine Kürd illerinde gerçek kurşunlar ile saldırılmasının dehşetengizliği sokağı tanklar ve askerlerle zapt etmenin vahimliğine yanıt her neredir, her nedir? HDP şımarık bir düzen partisidir sokağa çıkanlar teröristtir yine cumhurun başına göre. Katledilen canlar necidir sorusu gümbürtüye konulmaktadır. Üç günde kırk insan katledilmişken yanıtsızlıktır yaraları derinleştiren. Devletle uyumluluk bildirisi yayınlayan bir parti, tüm bileşenlerine karşı tahakkümün zıvanadan çıkmışlığına binaen sözünü sakınmadan tehditin yinelenmesi midir barış süreci?

Savaşa hayır demenin, Kobane gibi yalnızlaştırıldıkça direngenliği artan hayatın tüm bu pejmürde hallerine karşı bu ülkenin gösterdiği yegâne şey o uzattığı el bu mudur? Bu bahislerle beraber toplumsal dönüşüm çabasının da son dönemeçleri hızlıca aşılmaktadır. Hayata değerin değil betona mala bağlılığın her şeyin maddiyatla ölçülüp biçildiği uzam kalıcılaştırılmaktadır. Canlar katledilmiştir, ama mal daha mühim olarak anılıp, bu budur diye bildirilip zıvanadan çıkmışlık kalıcılaştırılmaktadır. İnsana verilen değerin hala ne hallerde olduğu görünmektedir bildirilmektedir işte. Maddi tıp şeytandır bir babanın dediği bugünün körlüğünün, vurdumduymazlığının, hemen her şeyi komplo olarak görmenin yekten ez cümlesidir karşılaşılan dert budur ve dert ortadadır. Dert koca bir ülkede yok sayılmaktır o bahsin nihayetlenmemesidir.

Erkânın bir numarasından, en alt düzeyindeki bürokratına kadar siyaset sahnesinin mikropluğu tavizsiz savunuşu hemen her konudaki düşman edimini yılların ezberleriyle birlikte kotarmasıdır dert budur işte. Düzenin dizginlerini elinde tuttuğunu iddia edenlerin birer istatistiğe dönüştürdüğü hayatlardır, hayatlarımızdır aslen. Tezkere kararından, tampon bölgesi diplomasisine vurdumduymazlığın dik alası kabilinden kontrgerilla, Hizbullah gibi karanlık yapılar ile yapılan işbirliklerinden, çetelere verilen tavizlere, eylemlerin bölünme paranoyası adına kullanılmasından misliyle yanıt verilecektir cümlesine hepsi birlikte asıl dert nedir bunu bildirmektedir. Bir masal ülkesinde, anlatılan medeniyet beşiği, misafirperverliğin dillere destan edildiği bir ülkede yaşamıyoruz bu artık belirgindir.  Bir film platosundan daha sahte olan bir yerde, bu ülkede her kurgunun arkasının “ölüm” olduğu bir kez daha meydana çıkıyor.

Siyasal uzamın dönüştürdüğü, tam da merkezinden duyurmaya devam ettiği İslam bir kardeşlik hukukunun önüne bilmiyoruz kaçıncı kezdir geçiyor bunu görüyoruz. Dini motifleri saldırıyorlar kardeşlerimize vatan hainleri düzleminden aksettiren, Gezi Direnişi güncesindeki gibi Camilere saldırdılar seslendirilmesine başvurulmasının hazanlığıdır dikkatlerinize özenle paylaşmaya çalıştığımız. Dinin kullanımının son otuz dört senede nereden nereye yükseltildiği nasıl bir toplum yaratımının evreleri gün be gün kendini belirginleştirirken her şey ortadayken halen bu seçeneğin yeterli gelmemesidir düşündürücü olan. Düşman yaratımındaki sonsuzluk adına bir eşik daha aşılmaktadır, şehir şehir mitinglerine devam eden herkesin cumhurbaşkanı olan zatın dilinden dökülenler. Dünün yinelenmesi gayretkeşliği, dünü ezber olmuş hiddetinin tekrarlanmasında yeni cümleler kuruluyor ne ki çürüyoruz.

Ne ki burnumuzun dibinde kırılan hayatlara karşı elimiz kolumuz bağlanmaya çalışıyor. Susmamız salık veriliyor. Önümüzdeki Salı gününe randevular veriliyor. Kolluk kuvveti olarak atanmış -katil sürüsünün- yetkilerini daha da arttırabilmek için düzenlemelerin getirileceği bildiriliyor. Ne ki, bir kez olsun kırım henüz uğramadan jeton düşmüyor bu toprakların birlikteliğinin böyle sağlanmayacağına kafa yorulmuyor. Ne ki hayatta yaralar yüklenmeye devam edilirken bir “hepimiz insanız” bahsine sıra getirilmiyor. Ne ki mal mülk, götürülenlerin yanında, iç edilmiş olanların yanında hiçbir şey iken halen bundan söylem geliştiriliyor. Karanlık buradadır. Yaralar sonsuzluk girdabında şekillendirilmektedir. Yinelenen zulüm ve öldürme ve yıldırma çabaları bu hayatın mahvı için yapılan edilenler oluyor bir biçimde biteviye aralıksız.

Kesintisizleştirilen hayata kast etmenin türlü çeşit örneklerini ihtiva ediyor hala. Kesintisiz olan ölüm vaadi oluyor. Bu toprakların hiç bitmeyen meseline bir kat daha çıkılıyor. Eşikler aşılıyor “sözüm ona” modernleşme nutukları atılıyor. Asrın zamanı durmuş gibi tarihi tekerrür ettirme gayreti kırımlardan yol alıyor burada hep oradan yol alınmaya devam ediliyor. Yaralar önemsizmiş gibi yenilerinin açılmasına el ve ayak olunuyor. Ön tahliller gerçekliğe dönüştürülüyor. Bir On İki Eylül güncesi daha yeniden gümbür gümbür şekillendiriliyor her yerde. Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ülkenin vatan hainlerinin resmen tespitine çalışılacağı bildirilir ajanslardan düşen haberlerde bir yandan da. Bugün yaşadığımız yerde hayat için çığlıklar atılıyor. Her şeyden azade her bahisten öte hayat çağrısı yineleniyor halen.

Onca hiddete, bir dolu saldırıya, pogrom provasına, sonsuz bir ağıda dönüşmesi için çabalanılmasına rağmen Kobane’den göç edenlerin de dâhil oldukları “hayat” çağrısı var. Sınırdan geçmelerine müsaade edilen insanların Suruç’taki Fen Lisesi’nde hayata tutunma mücadelelerine bir de gözaltı eşlik ederken bir söz var, hayata dair çağrı var halen ve halen. Güneşi zapt edemeyeceksiniz diye yükselen! Yaralarımız derinleştirilirken birbirimizin sözünü Kobane’nin bu imdadını duyacak mıyız? Duyuyor muyuz halklar direniyor ve görüyor muyuz? Hiç ama ve fakata gerek duymadan cümle inşa edebiliyor muyuz devlete, o devletlere karşı hayatı bir başka perspektiften kurabiliyor muyuz Kobane’deki gibi direnebiliyor muyuz?

Anlıyor muyuz Kürd, Alevi, Süryani, Ezidi, Ermeni, Türkmen birbirinden ayrı değil bir arada olduğunda başarabilecek bunu idrak edebiliyor muyuz burada, şimdi. Bütün bu heyula güncesinde tam da vaktinde anlayabiliyor muyuz, kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz cidden bu meselin farkına erebiliyor muyuz? Faşizme karşı sözümüz ortadadır bunlar meselemizdir, arz-i halimizdir. Sonsöz kabilinde; “Kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır.”.Hrant Dink’den hepimize bir ders daha. Bunlardır meselemiz ve arz-i halimiz..


>>>>>Bildirgeç

Yönetenlerle yönetilenler arasındaki çelişki, devlet ve toplum arasındaki çelişkinin bir formudur. Bu çelişkiyi mutlak gören kapitalist hukuk sistemi, bir yandan olağan koşulları diğer yandan olağanüstü koşulları içeren kuralları barındırır. Olağan ve olağanüstü halin bütünlüğüne dayalı hukuk kuralları, kapitalist devletin özünü oluşturur. Bu devlet yapılanmasında, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine esas olacak kurallar istisnaya, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması kurala dönüşmüştür.

Bir toplumda, temel hak ve özgürlükleri geliştirecek olan güç, örgütlü bir toplumsal siyasadır. Ancak, toplumsal yaşamın örgütlü olması, toplumun kendi kendini yönetmesine yönelik iradesi, kapitalist devletin varlığı açısından daimi bir tehdit olarak açığa çıkar. Bu nedenle hak ve özgürlüklerin geliştirilmesine yönelik örgütlenmeler, yönetenler tarafından devletin varlığı için daimi bir tehdit olarak kabul edilir. Çünkü toplumun kendi kendini yönetmesine yönelik iradesi, örgütlülüğün inşası, felsefi olarak da olsa, devletsiz bir toplumun kapısını aralar. Bu düşünce ve örgütlülük, kapitalist devlet yönetenleri tarafından kargaşa, savaş ve iç bunalım tehdidi olarak sunulur.  Devlete verilen  güç kullanma yetkisi de, bu örgütlülüğü iğdiş edecek, temel hak ve özgürlükleri sınırlandıracak araçlara dönüşmektedir.

Türkiye’nin devlet toplum pratikleri, bu durumun güncel pek çok örneği ve deneyimi ile doludur. Devletin bekası ve kapitalist ekonominin yeniden inşasına yönelik rejim uygulamaları karşısında, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine evrilmiş toplumsal örgütlenmeler, devletin varlığı açısından bir tehdit olarak kabul edilir. Bu durum Türkiye’deki devlet rejiminin de ön kabulüdür. Türkiye’de hak arama ve geliştirme pratiklerine karşı, olağanüstü hal ve sıkıyönetim politikası ve hukuku devletin bekasının kilidi olarak sık sık kullanılmıştır. Türkiye’de devlet ve kapitalizm denkleminde, olağan hal yönetimi istisna olarak devreye girer.

Kapitalist devletin, “demokratik sınırlar” içinde hukuka dayalı olarak güç kullanmasının dayanağı, yurttaşlarının anayasa ile güvence altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerini koruyacağına dair bir güvence sistemi sunma iddiasıdır. Bu bağlamda devlet, tüm hak ve özgürlükleri yasa önünde herkese eşit olarak uygulayacağına dair bir sözleşmenin tarafı olarak belirir. Devlet, yurttaşlarına yaptırım uygulama gücünü de tam da bu hak ve özgürlükleri tesis edebileceğine dair iddiasından ve yurttaşlara verdiği sözden almaktadır. Bu anlamıyla, olağan halin anayasal sistemi içinde, devlet rejiminin veya toplumsal yaşamın tehdit altında olduğu iddiası ancak yurttaşların ve yurttaşlar topluluğunun temel hak ve özgürlüklerinin varlık koşullarının tehdidi halinde mümkün olacaktır. İşte olağan halden olağanüstü hale geçişi sağlayacak kriz hukuku, toplumsal varoluş koşullarının köklü bir biçimde tehdit altında olduğu süreçlerde mümkün olabilir. Bu tehdidin ortadan kaldırılmasına yönelik tedbirler için gerekli normları, yetkileri ve temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabilme koşullarını, kriz hukukunun düzenleyeceği varsayılır.

Doktrin açısından da olağanüstü hali zaruri kılacak koşulların, savaş hali ya da yakın savaş tehlikesi, silahlı ayaklanma, ekonomik çöküş, doğal afetler gibi üç formda açığa çıktığı belirtilmektedir. Tüm bu süreçler, yurttaşına temel hak ve özgürlükleri koruyacağı sözünü veren ve bu noktadan meşruiyetini sağlayan devletin, aşması gereken olağanüstü haller olarak kabul edilir. Ancak yanıtlanması gereken soru şudur, kapitalist devlet, olağanüstü hal koşullarının doğması ihtimalinden bahisle, adı konmamış,  savaş koşullarına uygun bir kriz hukuku, “olağanüstü hal ya da sıkıyönetim” rejimi inşa ederse, bu rejim meşru sayılabilir mi? Ya da bu rejimin, kriz varsayımıyla  temel hak ve özgürleri sınırlandırmasının sonuçları ne olabilir?

KRİZ HUKUKU VE ÖTESİ

Türkiye’de olağan hal ile olağan üstü hal hukuku arasındaki çizgiyi belirginleştirmek, kapitalist devletin meşruiyetini sorgulamak açısından gereklidir. Kapitalist devlet çoğu kez, yasa ile adı konmuş olağanüstü hal ilanı yoluna gitmez. Bunun yerine olağanüstü hal koşullarından bahisle, olağan hallerde de kriz hukuku uygulamalarına yönelir.

Olağanüstü hal rejimi koşullarının doğmasının toplumsal yaşam ile temel hak ve özgürlükler açısından önemli sonuçları vardır. Bu nedenle de olağanüstü hal hukuku, ancak savaş, ekonomik çöküş ve yaşanan bir afet, salgın hastalık sürecinde ortaya çıkar; olağanüstü hal hukuku yasaya ve belli bir süreye tabi kalarak sonuçlarını doğurur.

Devlet erkinin, olağanüstü koşullardan temel beklentisi, devletin organlarının daha fazla yetki ve güçle donatılmasını, politik eksenine aldığı iktisadi, sosyal, siyasal programın uygulanmasını sağlamaktır. Devlet iktidarına daha fazla güçle donatılması için ise bilindik formül ise temel hak ve özgürlükler ve hak arama hürriyetinin sınırlarını daha fazla daraltmaktır.
Temel hakları güvencesiz bırakacak bir yetki kullanımı ise, hükümetlere tanınan takdir yetkisinin aşılması anlamına geleceği gibi bu yetkinin kullanılmasının ön koşulu olan toplumsal meşruiyeti de ortadan kaldıracaktır. Devlet, afet-savaş koşullarında, meşruiyetini; temel hak ve özgürlükleri, canlı yaşamının güvence ve koruma sistemlerini yeniden inşa etmeye ve afeti-savaş koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik kriz hukukundan alır.  Kriz hukuku yetkilerini kullanan devletin, makul ve iyi niyetli olarak kriz hukukunu işleteceği kabul edilecek olsa bile, bu yetkilerin amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı ve bu anlamda İnsan Hakları Sözleşmelerinden doğan ve canlılığın devamını sağlamayı amaç edinen yükümlülüklere uygun olup olmadığının mahkemelerce denetlenebileceği hususu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “The Sunday Times” kararında da geçmektedir. Hükümete duyulan güvenin tesisi de işte bu takdir yetkisinin ve kullanılan yetkilerin yargısal denetimi yollarının etkin olarak kullanılmasıyla sağlanabilir. Çünkü yargısal denetim, hükümetin aldığı kararların denetimi ve halkın yargısal denetim yoluyla karar alma süreçlerine katılımı anlamını taşır. Afet-savaş süreçlerinde doğru, açık ve etkin bir bilgilendirme sürecine, afete-savaşa maruz kalanların mağduriyetini en aza indirecek bir yargısal denetime ve katılım mekanizmasına ihtiyaç vardır. Afet-savaş gibi süreçler en geniş toplumsal destek ve katkı ile aşılabilir. Ancak devletin afet-savaş süreçlerinden beklentisi ile afet-savaş gibi krizlerin aşılabilme koşulları tam da bu nedenle birbiriyle çatışır. Afetler-savaşlar, iktidarın kullanımı açısından daha fazla toplumsal meşruiyet ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesini gerektirir. Yetkinin merkezileştirilmesi de bu demokratik katılım süreçleri önünde bir engel değildir. Hükümetin takdir yetkisinin sınırının genişlemesi, bu yetkinin etkin denetiminin sağlanması ile afet-savaş sorunlarının aşılması için bir olanak haline gelir. Aksi durumda sürekli bir kriz yönetimi süreci inşa edilir ki bu da afeti-savaşı sonlandıracak bir rejimi değil; afetler-savaşlar üzerinden kriz rejiminin yarattığı merkeziyetçi yönetiminin aşırı ve denetimsiz bir güç kullanmasına yol açar. Bu durum da krizi sona erdirmez, daha fazla derinleştirir. Merkeziyetçilik, otoriter bir yönetim tesis etmenin ve verili kapitalist birikimin aracı haline dönüşür. Hükümetin yetki kullanımı, temel hak ve özgürlüklerin inşası hedefinden uzaklaşır. Bu durum, meşruiyet dayanaklarını yitirmiş bir yönetimin doğmasına neden olur.

SARKASTİK BİR DİZİNİN YENİ BÖLÜMLERİ

Bu yönüyle Türkiye 1980 darbesinden bu yana kriz hukuku rejiminden çıkmamıştır. Kobane eylemlilikleri nedeniyle Valilikler tarafından ilan edilen sokağa çıkma yasağı ve yaşanan düşük yoğunluklu çatışma haline bakarak “acaba 90’lı yıllar geri mi geliyor” tartışması abesle iştigaldir. Çünkü henüz 80’li yıllar aşılabilmiş değildir. Valiliklerin Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca ilan edilecek olağanüstü hal koşullarında ek tedbir olarak alabileceği “sokağa çıkma yasağı kararı” almaları endişeyle karşılanmıştır. Bu kararın Anayasa’yı ihlal olduğu değerlendirilmiştir. Doğrudur. Valilik Makamı, İl Özel İdaresi Kanunu’na dayanarak bu olağanüstü hal rejimi dönemine ait bir yetkiyi “olağanüstü hal” ilan edilmeden kullanamaz. Dayanak İl Özel İdaresi Kanunu, temel bir hak ve özgürlük olan seyahat hakkını engelleyecek biçimde valiliklere böyle bir yetki vermemiştir. Ama olağanüstü hal rejimi ilan edilmeden, olağanüstü hal hukuku uygulamaları da yeni değildir.

Türkiye’de devlet eliyle sermaye birikimi sürecinde kullanılan “acele kamulaştırma” uygulaması Kamulaştırma Kanunu uyarınca ancak savaş halinde mümkünken, Bakanlar Kurulu her ay onlarca acele kamulaştırma kararı alabilmektedir. Yaşama hakkı, sermaye birikiminin zorunlulukları karşısında hiçe sayılabilmiştir. Savaş halinde, yurttaşın iki hayvanından birini devlete geri vermek üzere uygulanan bir Kanun, sermaye birikimi için son on yıldır etkin bir biçimde kullanılmıştır. Deprem riskini bertaraf etme gerekçesiyle çıkartılan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınacak kararlara ve yapılacak uygulamalara yargısal denetim sınırı getirilmesinin gerekçesi de olağanüstü hal koşulları olmuştur. Olağanüstü hal ilan edilmeden de “Hak arama hürriyeti” olağanüstü hal rejimi gerekleri varsayımıyla kısıtlanmıştır.

Bu anlamıyla devlet rejiminin sürekliliği, kapitalist iktisadi zorunluluk alanının yasalarına tabi olduğu sürece, olağan halin olağanüstü bir hukuk sistemi altında yaşanıyor olmasını doğru değerlendirmek gerekir. Ortada “yeni” bir durum yoktur. Verili bu kriz yönetim sürecini olağanlaştıran sürecin karşısında, yöneten ile yönetilen arasındaki açıyı daraltan her deneyim savaş rejiminin her türlü baskısına açıktır. Önemli olan tarihsel bu süreklilik içinde, toplumsal ve siyasal birikimi yeni bir hukuk rejimine yüzü dönük pratikler olarak inşa edip edemeyeceğimiz noktasında açığa çıkmaktadır.  Olağanüstü halden olağan hale geçici sağlayacak olanda işte bu toplumsal güç dengeleridir. Bu nedenle herkes bildiği yolda yürümeye devam ederken, rejimin karakterini öngörerek yürümeye devam etmelidir. Olağan üstü hal hukukunun araçlarından olan acele kamulaştırma kararı, “riskli alan ilanı” neyse “sokağa çıkma yasağı” ilanı da odur. Temel hak ve özgürlüklerin bütünlüğü içinde mücadele verilmezse olağanüstü hal rejimi kendini yeniden üretmeye devam edecektir.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla... yazabildiğimiz kadarıyla. Arz-i halimizin tamamlayıcısı olarak Fevzi ÖZLÜER'in yazdığı "Olağanlaştırılmış Olağanüstü Halimiz" başlıklı metni sizlerle paylaşıyoruz. Düz mantık bir ülkeye, tek tip ve kapalı devre bir akla rehin edilirken, gidişatın her neye dönüştüğüne dair yetkin bir okuma parçası ÖZLÜER'in kaleminden dökülenler. Bir nevi uyarandır, görebilene.. Fikrinize..

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Dönüşüm - Gentrification Belgeseli - Hakan TOSUN - Youtube
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Çocuğa Karşı Ayırımcılık Raporu - Gündem Çocuk Derneği
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
“Bir Gün Savaş Bitecek ve Ben Şiirime Geri Döneceğim” - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Nereye Dönüyoruz? - Kaçakkova - Mutlak Töz
Ölümü Zulmü Haksızlığı Kanıksamak - Şoreş HAKÎ - Harfvolver
İnsanlıkla Ne Alakanız Var? - Çetin YILMAZ - Jiyan
No Pasaran! - Özlem AKARSU ÇELİK - Milliyet Pazar
Hani Kardeştik? - Selda YETEN - 2 Eylül
Beleaguered At Home, Turkey Loses Friends Abroad As Isis Threat Grows - Andrew FINKEL - The Observer
Kobane ve Haysiyet - Leyla ALP - T24
Asya Abdullah: Rojava'yı Neden Boğmak İstiyorlar - Radikal Demokrasi Konferansı Konuşma Metni - Halkların Demokratik Partisi
Kobanê'nin Tozu... - Ertuğrul MAVİOĞLU - T24
Bir Ülkeye Ağıt - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
“Misli” ile Direniriz - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün
The Siege Of Kobani - Patrick COCKBURN - Counterpunch
Süreç, Kobanê’dir... - Besê HOZAT - Özgür Gündem
Kerbela'dan Kobanê'ye - Ali KENANOĞLU - Evrensel
Memleketin Fabrika Ayarlarına Dönüş - Emrah GÖKER - İstifhanem
Eyvahlar Olsun! Bunlar(*) “İyi Aile Çocuğu” Değil! - Mehveş EVİN - ME' Blog
Kobane Işığı Sönerse Mezopotamya ve Anadolu Karanlıkta Kalır! - Cem AKBALIK - Harfvolver
Protestocu Diye 16 Kez Bıçaklandım, Polis İzledi - Taraf
Diyarbakır’da Huzur ‘Kobani’ye Bağlı’ - Çağıl KASAPOĞLU - BBC Türkçe
Kobanê Refugee Girl: “ISIS Destroyed My Dreams” - İskender DOĞU - RoarMag
Sınırdaki Kürt Köyleri Tek Vücut Tek Ses: ‘Yaşasın Kobani Direnişi’ - Frederike GEERDINK - Diken
Süryaniler: Kobani Düşmemeli, İnsanlık Kaybetmemeli! - Demokrat Haber
A Kurdish Alamo: 5 Reasons The Battle For Kobane Matters - Katherine WILKENS - Carnegie Endowment
Siz Yine de Kendinize Dikkat Edin - Gigi ZİLDJIAN - Gigi Yazar İse
Kobanê'ye Bakıyoruz; Stadyumdayız Sanki - Özgür AMED - Bianet
Irkçının ve Arsızın Kutsal ‘Bankamatik’ Hakkı… - Murat SEVİNÇ - Diken
Polis Molotof Kullanana Ateş Edebilecek - Sibel YÜKLER - Dokuz8 Haber
Hadi Davranın... - Hayko BAĞDAT - Taraf
PKK ile IŞİD Bir Mi? - Gökhan KAYA - Medya Faresi
Kobane'den Mektup Var; Anne Seni Çok Özledim - Narin - Kaynakça-Diren Vicdan
Mecbur Değilse Niye Savaşsın Ölsün Bu Kadın? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Serhildan ve Kobanê Direnişi Türkiye’yi Kaostan Kurtaracak - Veysi SARISÖZEN - Özgür Gündem
1915’te Kobanê - Serdar KORUCU - Agos
IŞİD Irak ve Suriye’de Kadim Halkları Yok Ediyor - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan
İğne (Ve Çuvaldız) - Nazan ÜSTÜNDAĞ - Siyasi Haber
Gezi-Kobanê Kıyası Olur Mu? - İrfan AKTAN - Zete
Kobane ve Barış Süreci - Serdar ESEN - Bursaport
Chomsky: Türkiye ABD'yi Dinlemediği İçin Amerikan Basını Türkiye Aleyhine Yazıyor - Mine Gencel BEK - T24
Fall Of Kobani Risks Security Of Whole Region, Says Syrian Kurdish Leader - Mick KREVER - Amanpour Blog via CNN
Will The Blood Of Kobani’s Kurds Be On Turkey’s Hands? - Seth LIPSKY - Haaretz
A ‘Revolution’ Under Attack – The Alternative In Midst The War In Syria - Ulrike FLADER - Anarkismo
Why Is The World Ignoring The Revolutionary Kurds in Syria? - David GRAEBER - The Guardian
Kobanê è Sola? - Sandro MEZZADRA - Euronomade
Time For Turkey To Stop Sitting On Its Hands In The Face Of Isis Threat - Editorial - The Independent
Turkey And Syria: While Kobane Burns - The Economist
Solidarität Mit Kobane! Nein Zur Intervention Des Westens! - Marx21
Umutlar Gezi 3. Sezonda - Süleyman ALTUNOĞLU - Siyasol
2014 Kobane Çatışmaları - Krasotkin - Sourtimes
AKP'li Emrullah İşler: IŞİD Öldürüyor Ama İşkence Bari Yapmıyor - T24
Is IS About To Overrun Iraq’s Anbar Province? - Joanna PARASZCZUK - Radio Free Europe - Radio Liberty
SOS Kurde : La Bataille de Kobane Tourne à l’avantage Des Djihadistes - Pierre HASKI - Rue89
El Kaide’den Post-Kaide’ye Dönüşüm: Işid - Recep Tayyip GÜRLER & Ömer Behram ÖZDEMİR - Tutunamayanlar
Firuzabadi: Kobani’den Komplo Kokusu Geliyor - Yakın Doğu Haber
How Not To Understand ISIS - Alireza DOOSTDAR - Divinity School
The Campaign Against ISIS: Is Syria An Afterthought? - Frederic C. HOF - Atlantic Council
Ghosts Of Aleppo - Full Length - Vice News
Iraqi Journalist Who Embedded With Shia Militias On Fighting ISIS & Why US Strategy Is Bound To Fail - GOODMAN - SHAIKH - SCAHILL - Democracy Now
40 Maps That Explain The Middle East - Max FISHER - Vox
Around 20 Sunni Men Arrested On Eid Day In Mahabad - HRA News
Rojava Anayasası - Rojava Toplum Sözleşmesi - Mutlu ÇİVİROĞLU
Zorla Çirkinlik Oluyor! - Pınar TREMBLAY - T24
Dilar Dirik's Lecture: "Stateless Democracy: How The Kurdish Women Movement Liberated Democracy From The State" At New World Summit
Suriye… Çocukluğum… - Emre KARAÇAYLI - Gezite
Karabağ’da Barış Arayışı - Agos
Dayê Welat Kurdistan E! - Faruk AYYILDIZ - Evrensel Pazar
Meksika, Arjantin, İspanya, Bask ve Cataluña'dan Kobané ile Dayanışma Eylemleri - Patria Libre O Muerte
Watch: Ferguson Flash Mob Interrupts St. Louis Symphony with Requiem For Michael Brown - Tom BOGGIONI - Raw Story
Günümüz Yunanistan’ında Ortak Olanların Özyönetimi - Alexandros KIOUPKIOLIS & Theodoros KARYOTIS - Müştereklerimiz

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info GöRsel
Resim – Aris Messinis – AFP

>>>>>Poemé
Bir Ninni Ya Da Türkü - Afşar TİMUÇİN

Çocuğum uyusan bir güzel
Ölümleri düşünmeyi bıraksan da
Nasıl olsa şimdi korkunç amcalar
Ateşler akıtmıyor göklerden
Çocuğum güzelce uyusan da
Uyansan güneşli bir güne
Nasıl olsa şimdi uzaktan
Tank gürültüleri gelmiyor
Nasıl olsa dindi yağmur gibi
Makineli tüfeklerin sesleri
Sanırım yarına kadar bizi
Öldürmeyi düşünmez kimseler
Sen de bilirsin ki bir akşamla bir sabah
Arasında ne güzel yüzyıllar vardır
Uyu tadını çıkar yaşamanın
Değil mi ki savaşların çocuğusun
Daha çok sevmelisin her şeyi
Çocuğum bir güzel uyu şimdi
Hem o kadar üstünde durma
Öleceksek öleceğiz nasıl olsa
Yaşam dediğimiz bu güzellik
Kırılgandır dayanamaz korkuya

Kaynak