Sunday, November 30, 2014

Deuss Ex Machina # 526 - It's Nearly Tomorrow

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_526_--_it's nearly tomorrow

24 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Flooba - Private Departures (Batenim Netlabel)
2. Flooba - Last Games In April (Batenim Netlabel)
3. Psychic Frequencies - Projecting Fractures (Test Tube)
4. Psychic Frequencies - Concrete And Disorder (Test Tube)
5. saneLIV - All Is Conflict And You Must Take Sides (Haze)
6. saneLIV - Denouement (Haze)
7. Blackberry - Ruhezustand (Phonocake)
8. Blackberry - Ecken Und Kanten (Phonocake)
9. Borealis - Antivenene (Ellevæ Cancelle) (Tipping Hand Recordings)
10. Borealis - Zantedeschia (Tipping Hand Recordings)

it's nearly tomorrow
(526)

Aynı Nakarat (Yetmedi Mi?)

(…) İktidarın kötü, çok kötü olduğuna inanıyorum. Onun varlığı karşısında mütevekkil ve kaderciyim, ama bir musibet olduğunu düşünüyorum. Bakın, iktidara ulaşmış kimseler tanıdım ve bu korkunç bir şey. Ünlü olmayı başaran bir yazar kadar korkunç bir şey. Üniformalı olmak gibi bir şey bu; üzerinizde bir üniforma varsa, artık aynı insan olamazsınız: İşte, iktidara ulaşmak da, daima aynı olan görünmez bir üniformayı giymektir. Kendime soruyorum: Normal olan, ya da normal gibi görünen bir insan, iktidarı neden kabul eder? Sabahtan akşama meşgul yaşamayı neden kabul eder? Muhtemelen hükmetmek bir zevk, bir zaaf olduğu içindir bu. Bunun içindir ki kendi isteğiyle iktidardan feragat eden hiçbir diktatör ya da mutlak şef örneği yoktur. (…) İktidar şeytanidir: Şeytan, iktidar hırsı olan bir melekti sadece. İktidarı arzulamak insanlığın uğradığı en büyük lanettir. Emil Michel CIORAN - Ezeli Mağlup (Söyleşiler) – Çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, 2007

*

Hep aynı nakarat tekrar edilip duruluyor. Bütün paramparça edilmişken bir dolu hezeyan bir o kadar felaket, üzerine kesintisiz bir tahakküm yinelenirken günler günleri kovalamaya devam ederken aşina olunan ezberlerle yol alınıyor işte bu menzilin dâhilinde. Sınırlar artık öylesine keskin ve iç içe ki müdahalelerin pekliği ve nefes bile alınmadan yinelene gelmesi halimizi ve ahvalimizi yalın bir biçimde özetliyor. Halimiz topyekûn yıkım güncesinin bizatihi kendisine dönüşüyor. Ahval ise bunun hem takipçisi hem de onaylayıcısı hamlelere ev sahipliği yapıyor. Görünen köye kılavuza ne hacet gök kubbe başımıza çalınıyor aralıksız hemen her gün. Bildik tanımlamalar, ekranlarda gösterilip de unutturulanlar, bir günlük siyaset kotasında harcananlar değil sadece bunlar kadar görünemeyen, anlaşılmayan ve nedense hemen hiç kafa yorulmayan sıradanın dertleridir gök kubbe misalindeki kafamıza çalınmakta olan.

Başka şeylerden, hep başka rotalardan bildirimler gerçekleştirilirken esas-asıl dertlerimizle bir başımıza konuluruz. Dert sana, bana ona diye ayrıştırılırken böylesi tarif edilirken birimizden, birimize değil hemen hepimize hemen her an mutlak bir yıkım bildirilmektedir oysa nakaratlarda. Nakarat edilen söz değildir sade ve sadece. Şekillendirilmiş asla kâfi bulunmayan bir hiddettir eş zamanlı olarak. Nalıncı keseri gibi aynı cümleler bir örnek başka şeyleri bildirmektedir artık patavatsızca. Dönüşüm, devinim ve ilerleme terimleri kasten ve bilinçli bir izole etme ve dışlama çabasında kullanılan edimlerdir. Devletin araç kutusu, ilk yardım çantası, o el kitabında aynı nakaratın binlerce kez hissettirilmeden tekrar edilmesi yazılıdır. Hissettirilmeden sürdürülmesi vaaz olunan yıkımları süreklileştirmektir.

Her tekrarda, daha önce bildirilmemişi duyurulmamışı dahası başa gelecek ne kalmıştır ki dahası olsun avuntusunu saf dışına öteleyen, bunu her defasında yineleyen bir mekanizma bina olunmaktadır. Kolektif anonim bir değişiklik gereksiz bir yorum ilavesi olur. Hâsılı asıl olan bu yerde bir tekrarda yüzlerce kez ithamın, ikazın yaftalara dönüştürülmesidir. Mekanizma bunu sağlama alarak ve hep birlikte sürekli güncellenen devlet aygıtıdır. Devletin nakaratları ‘fragman’ ya da jenerik değil kesintisiz bir tahakküm bildirimidir. Her bildirim ile yaraların bir kez daha kanatılmasıdır gayretkeş olunan. Dün gibi hatırlanan, bugün ise tek bir cümlede geçiştirilen; nesnel şiddet yaşama halen kastetmektedir aralıksız olarak. Gidişatın ve var olanın göstere geldiği yıkım tecrübesidir bilahare ve aralıksız ve neredeyse sonsuz. Eşitlik bir uydurma tanımdan ötesini sağlamamaktadır bugünün düzeninde güncesinde artık.

Sorunlar biteviye kanatılmaya devam edilirken sözde birleşmenin, eşit koşullarda adil bir yaşamın artık tekrardan “restorasyonunun” nasıl sözde kaldığı örneklenmektedir. Dara düşüldüğünde ancak akla gelen açılımlar düzleminden en son sinagogu müze yapacağız bahsine sıkıştırılır mesele. Onca devlet eliyle yaşatılmış olan şiddet, tehdit, tenkit ve soykırıma rağmen hala bugün özrün yegâne karşılığı beton dökmek midir, kışlayı müzeye çevirmek midir, sinagogu müzeye, eski diye unutturulmaya çalışılanları komple silmek midir bu bahisler yanıtsızdır? Üniversite adını Munzur yapmak mıdır özür dilemek. Tanımsızlık menzilinden gün aşırı yeni bir ucubelik bina olunurken reel politik gündeminin, ancak kılıçlar kuşanıldığında akla gelenin bir kırım olduğu gerçeğine varmak zor mudur uzakta mıdır?

Eşitlik mefhumunun, sarf edilen sözlerde kalması dahası bu açılım bahsinde anılırken insanların varlıkları, bir yandan da fişlemelerin, soy kodu uygulamalarının toplumun önemli bir kesimine yollanan bunlar ötekileridir -mesajlarının önü alınmayacak, bir son bulmayacaksa nedir bu açılım teranesi, tiyatrosu, o pejmürdeliği. Eğitim hakkında bile tabi olan diye bildirilen; “Sünni Müslüman” din eğitiminin zorunlu kılındığı bir yerde bundan muafiyet isteyenlere kulak tıkayanların açılımı nedir, cidden necidir?  TEOG ile birlikte yapılan değişiklikler İmam Hatip Liseleri’nin dönüşümü ile başlanan sürecin ardından çıka gelen, eğreltilik, sistemin düzensizliği bir yana eğitim hakkında bile asal sözü bu devletin söylemeye devam ettiğini gösterirken bu açılım terane midir, masal mıdır, vitrin düzenlemesi midir nedir nicedir.

Zorunluluklardan mürekkep bir ülke için kaç sınanış vardır, daha kaç eşik dahası aşılacak engelleme, yapılacak icat kalmıştır. Eşitlik bahsi dile getirilirken, zikredilirken halkın pardon milletin Cumhurbaşkanı olan zatın kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir beyanından ötesi-ertesi nedir neye tekabül eder onca beylik söz dizimi bir dolu ahkâm, tahayyül. Eşitliği tarumar eden ve bununla yol aldıkça daha büyük ayrışmalara zemin arayan, buna çabalayan bir düşünselliğe karşı ne demeliyiz? Kadına yönelik şiddetin protesto edildiği akşamında dayak yiyip işkence görmüş ve tecavüze uğramış insanların varlığını nasıl okumalıyız, nasıl seslendirmeliyiz ki bütün bu eşitlik bahsinde dillendirilenlerin erk beyanının nasıl patavatsız, umarsız olduğu anlaşılabilsin. Birbirini takip eden bu söz dizimleri ve büyük sözcükler bir dolu nutuk yanında gerçeğin, hazanın ta kendisini nasıl anlatmalıyız ki bir kadın, bir insan, bir erkek ile eşit değildir ve olmamıştırı anlatabilelim.

Cumhurbaşkanı gibi sözünü yermek, yaftalamak, hedefe koymak için kullana gelenin bahsini nasıl anlamalıyız, yangına körükle gitmek dışında. Hiçbir surette düzeltilmeyecek, hatadan asla dönülmeyecek bir yerde anayasal hak olanın üzeri çizilirken neye nereden ve nasıl anlatmaya başlamalıyız bu gayya kuyusunda. Erkin takvimi, yönlendirmeleri var olan tanımların, diş ile tırnakla teker teker kazanılmış, geri alınmış haklara karşı birer manevradan ötesine çoktan ulaşmıştır. “Tahakküm etmenin” a’dan z’ye uzanan yolunda aralıksız her gün başka bir hamle karşımıza çıkartılır. Dün öyle denilen, bugün böyle denilerek yahut da dönüştürülerek, çekiştirilip, parça parça, talan edilerek tek ve mutlak olan bedene yönelik taarruz ve biçimlendirme sürekli kılınmaktadır. Bu bağlamda bir ilave olarak el ele tutuşmak yasaktır, hamile kadının sokakta gezinmesi, bir ihtimal öpüşmek de katiyen uygunsuz ve tenkit edilendir.

Toplumun tüm kodlarıyla oynanıp durulurken bedene yönelik şiddetli biçimlendirme hamlesi dönüp dolaşıp kendisine yeni bir menzil, mevzii bulur. Eşitlik yahut da, erk’in özetlendiği mevzunun çıkışı da buradan itibaren gerçekçi kılınır. Erkin tahayyülü bir kadının ya da bir lgbti insanın savunusundan, görünürlüğünden sair anlamlarıyla birlikte bu hayatı yaşayabilmesinin kısıtlandırılmasıdır. Biçimlenmiş olan akıllarla her yere laf yetiştirirken insana verilen değerin nasıl da yerlerde süründüğü meydana çıkmaktadır. Âdeme verilen hakkın koşa koşa Havva’dan kaçırılmasıdır çünkü mesele. İnsana verilen değer, kasten ve bilinçli olarak yağmalanan bir nesnelliğe hapsedilir burada. Kırmızıçizgiler bunun icadıdır. Genellendirilerek, genele yaygınlaştırılarak, bir tekrardan daha hızlıca sirayet ettirilerek paldır küldür göz önünde icra-i siyaset öğesi belleyerek ve sonsuza kadar gidecek ihtimalleri sürekli kurcalayarak, erk denetlenebilir bir toplumu oluşturmayı amaç edinir.

Denetlenen, gözetlenip, didik didik edilen hayatlarına her an müdahale edilebilecek bir toplumdur varılmak istenen iş bu ülkede. Varılmak istenen fiili sessizlik, zeyil bir tekliktir. Tek tipleştirmek için en başından ne gerekiyorsa her gün yine yeniden başta hayallere ket vurulur. Hayal ve imaj düşünülmeyen diyerek bildirilir. Düşünülmeyecektir, düşünmek edimi ile yoldan çıkılmaktadır çünkü fitneler olarak adlandırılanların tümü düşününce çıka gelmektedir muktedire göre. İnsan dediğinin her ne olduğu zerre umurunda değildir devletlûnun. Pratikte hayal edilenlerin iş bu sistemin alarm zillerini harekete geçirmesi kadınlara yönelik söylemden çıka gelenlerden bile belirgindir. Bu ülkede hayat standardı denilen şeyin talan edilmeye devam olunduğu salt bu birkaç cümleden afakîdir.

Standardın sağlanamadığı daha doğrusu müsamaha dahi gösterilmeyen “hasümüt” koddan artık salt İslami, şerri akıma ve akıla yönelim gerçek kılınandır. Gerçekten dönüşüm, artık onarılmayacak derecede tahribat ile kotarılmaktadır. Akla ve fikre ihtiyaç duymadan bir yayın yasağı ile her şeyin sıfırlanabildiği bir ülke gerçekten tanzim olunur. Tanzim edilmeye çalışılan hiçliğin yurdudur. Hiçlik ülkenin yeni adıdır. Yok etmek bu memleketin sıradanı ve gerektiğinde kolluk kuvvetinden, paramiliterlerine ve dahası bürokratlarından bir numarasında yer alan isim hiyerarşisinde en çok önemsenendir. Kelamın çöpe yollandığı, kimsenin kimseyi işitmediği erk gibi herkesin birbirini yerdiği, yaftaladığı ve gammazladığı kısacası müşterekin üstü çizilen bir yerdir. Müşterek olana dair kelamın dahi esirgendiği bir yerdir varılmaya hala çaba sarf edilen.

Gümbür gümbür aralıksız olarak “yenidir” diye bildirilen bizatihi bu eskinin takipçisi olan bir yaşamadır önü ve ardılı ile beraber. Birlikte kastedilen; insanlık meselesidir. Hem içeride hem dışarıda her fırsatta ve her yerde hedefe konulan insandır düşüncedir, akıldır ve fikirdir. Birlikte eylemenin önüne tek ve yekpare bir düzen tesis edilir. Duvarlardan ve akıl normu dışındaki sınırlandırmalardan mürekkep olan ülkedir istikamet. Tarumar edilen vicdan meselesidir gün ve şartlar her neyi gösterirse göstersin. Çiçekten, fıtrata, hurmadan, ümmete gün aşırı dile getirilen erkçe tüm bu pespayelik jargonuyla yenilenmiş olan ülke inşa etmektir. Sözün ona yenilenen ülkenin bedin, en fena, kötücül, onulmaz olanın her fenadan bir tutam, her azaptan bir demet, her çirkeflikten esef miktarda birleşerek, bütünleşerek yoluna devam etmektedir.

Gün başlangıcından sonuna kadar yıpratıcı bir dakiklikle sağlama alınan, hemen her yerde şekillendirilen inatla hamuru karılan, yoğrulan, çekiştirilen tatsız tuzsuz bir kıvama ulaştırılan şey budur, bu ülkedir. Nesnelleştirilen, dönüştürdükçe dahası, fenası en kötüsü için ve adına tümden yıkımın güncellenip durulduğu bir sahada ülke bahsi yapılabilir mi? Böylesi bir tespit haksız kaçar mı? Kusurların artık örtbas edilmediği ve bizatihi erkçe sahip çıkılarak, yönlendirdiği kesimlerce eksiklerin tamamlana geldiği bir yerde ülke bahsi yapılabilir mi hala böyle bir şey mümkün müdür? Naif zamanların o sıradan endişelerinde değiliz artık! Şimdiki güncelliğimiz içerisinde, bu sınırlar dâhilinde hiçbir şey sıradan değildir artık. Denetlenenin, o gözetim altına alınmaya çalışılanın dünümüz kadar günümüz şimdimiz ve geleceğimiz olduğu aleniyettedir. Her şey uluorta kırıma tabi tutulmaktadır hemen her şekilde.

Dili ketumlaştırma gayreti var olan açmazları kalıcı kılma çabası ve sonsuz bir al gülüm ver gülüm oyunu ile bir arada sahnelenenler yenilenmiş ülkeyi anlatmaktadır. Yenilenen şey artık hırsızlığın katilliğin, arsızlığın, utanmazlığın, aç gözlülüğün, onulmaz kati ve hiçbir surette akla makul gelmeyecek her fenalığın üzerinden yükselmektedir. Klasikleşmiş muhalefet şerhlerinden değildir anlatma gayretimiz. Dönüştükçe her birimizi dibine daha derine en kuytusuna çekilmeye çalışıldığımız bir meselin bildirimidir. Yok bildirilmek, yok edilmek yok sayılmak ve bir örnek o nakarattan oluşturulan güfte komple dönüştürülendir. Durmak yoktur yalanla ilerlemeye, hayatı çalmaya devamdır. Nakarat erkânın vurgularını gösterirken geri kalan talanın güncelliğidir. Görmek ve anlamak bir meseledir. Satır satır irade beyanında bulunmak ödevden çok hayatta kalabilmek içindir.

Hayatta kalmak bu kepazelikler düzeninde her ne elimizden çalınmaya devam ediliyor bunu anlamlandırma gayreti ile süren bir şarkıdır. Ezber edilmiş tüm nakaratlar tekrardan gün yüzü bulmakta bu menzilin dört bir yanında. Film hep başa sarılsa da değişmeyen, kalıt haline çoktan dönüşmüş, üzerinde zerre-i miskal oynanmayıp da şekillendirilmiş, kutsiyet atfedilmiş çağrılar yinelenmektedir. Erk en iyi bildiğini sakınmadan, hemen hiç gocunmadan tahakküm adına yineleye gelmektedir. Mamafih çukur derinleşmekte mamafih çürüme kalıcılaşmaktadır iş bu menzil dâhilinde. İşitilmeyen, anlaşılmayan, adlandırılmayan kolayca bir kenara derdest edilen hep ötelenen insanların ve o bahislerin toplamı nakaratların denk getirdiklerinden daha büyük yıkımlardır.

Söz çok zamandır unutturulurken tüm o bilindik ve aşina olunanların tezahürü cehennemi bir tasvirdir boyuna ve biteviye. Bugün soluk alırken bile zorlandığımız bu yerde o kâbusların müsebbipleri olanların hep tekrar ettikleri nakaratların karşısında söz eyleyebilecek miyiz mesele biraz da budur bu ülkede. Mesele az biraz da kırımların dibinde yaşayabilmektir her defasında daha biraz azalırken, kalanlarla birlikte eyleyebilmektir. Yok olmak bir ramaktır bir anlıktır, bin parçaya bölünerek, korkulara teslim olmaksa bir saniyeliktir. Yeniden meramları bütünleştirmek, yeniden kendimize ait olanı geri isteyebilmek için, nakaratları düzenlemek ve işte o devlet aklı karşısında kendimizi savunmayı başarabilecek miyiz? Gelecek geldi şimdi az daha ötemizde uzunca bahsedeceğimiz bir “iki bin on beş” iken anlar mısınız esas dert nedir? Esas nedir? İktidar nedir, ülke nedir, hayat nedir?  

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2014

>>>>>Bildirgeç
İtiraz Edin - Akın OLGUN - Birgün

İtiraz, kelimeleri çoğaltır, cümleleri doğurur ve berrak bir su gibi akar insanın içinde. Sıradanlığın ölü toprağını savurur üzerinizden, kalanları ise silkeleyip, rüzgârlara tutunursunuz. Savrulmak için değil, kafa tutmak için, yani anlayın ki yüzünüze çarpan o dalgalar taze bir günü uyandırır yüreğinizde.

İtirazsız yaşayanların maymun iştahlı sıradanlığı daha çok batar gözünüze.

Sizi didikleyen gözler dolanır artık etrafta. Birbirine benzeyenlere, benzeşenlere tuttuğunuz aynaya hücum ederler. Kırılır bir şeyler, çatırdar, kafa tuttuğunuz her an yaralı izler bırakır. Masalıdır artık onlar acılarınızın.

İtiraz edin

Bütün pişmanlıklar itirazsızlıktan çoğalır çünkü. Sıradanlığa boyun bükmenizden güçlenir ve kendi umutlarınızın celladı olmak yeterli gelmez. Alırsınız bir başkasının  başını.

İtiraz edin

İçinizde kalmış tüm ukdelerin, yaşamamışlığın müsebbibidir itirazsızlık. Her defasında döktüğünüz gözyaşı bir başkasına değil, kendinizedir. Sorduğunuz her soru, cevaplayamadığınız değil, cevap vermekten kaçtığınız yıllarınızın çıkmazıdır. Keşkeleri taşırsınız sırtınızda. Kendinize benzeyenleri bulup, öldürürsünüz günlerinizi. Asla kafi gelmez oysa hiç bir şey. Telafisiz suskunluk sıkar boğazınızı, dudaklarınız hep kurur, gözlerinizin feri dipsiz bir kuyu gibi çeker insan suretlerini. Korkuludur hepsi ve kaçmak için yüzünüzün hapishanesinden, tırmalarlar içinizi. Bilen bilir, en kötü hapishanedir suskunluk, öğütür insanın insanlığını.

İtiraz edin

Bütün bu çürümüşlüğe, kokuşmuşluğa ve mekanikleşmiş duyguların çıkardığı gıcırtılara. Paslanmış derinizi kazın. Söküp atın içinize bırakılmış sessizliği. Dinginlik huzur değil çünkü. Dinginlik kabullenilmiş bir çaresizliğin, yumuşatılmış halidir sadece. Bahanelerden örülmüş bir hayat, tanımaz asla bir başkasının yüreğini ve tanımlayamaz yaşamı.

İtiraz edin

İçlerimizi mezarlığa çevirenlerin çirkin yüzlerine bakın. Cinayetlerini  taşıtıyorlar bizlere, taşıdıkları bizleriz. Benzeştikçe kıyıyoruz çocukların geleceğine. Hazır ola geçmiş düşüncelerden, biriktirilmiş kabullerden alıyorlar en sevdiklerimizi. Puşt gönüllü güç zamparaları dolanıyor tepemizde. Hep açlar, tırnaklarının arasında yüreklerimizden parçalar, yine geçiriyorlar dişlerini hiç durmadan.

Yukarıda o çirkin bela, suskunluğumuzdan çatıyor zulmünü hepimize. Tek tek ayıklayıp içimizin tanelerini, eziyor ayaklarının altında. Tepetaklak olmayacağından öyle emin ki… Oysa her itirazda bozuluyor dengesi. Ne yapsa olmuyor, camına yağmur çarpsa sıçrıyor, rüzgâr esip yaprak hışırtısı taşıyor kapı aralıklarından, ürküyor. Biliyoruz, bu kadar vahşet rahat uyutmaz insanı. Her tıkırtıyı büyük bir meydan gösterisi sanıp, kocaman açar gözlerini. Artık herkes şüpheli, herkes maymuncuğu olmuştur oturduğu sarayın. İktidar tarlasının korkulukları bile çalıyorsa eğer, kim bilir daha neler neler…

İtiraz edelim

Rahatsız etmiyorsa cümleler, sözler dokunmuyorsa, kelimeler çoğaltmıyorsa sanatı, edebiyatı, müziği ve sarsmıyorsa vicdanımızı, yaşamıyoruz demektir.

Kurduğumuz içsel keyifler falan, yalana dolanmış sahte bir elma şekerinden ibarettir. Kuyruklu bahanelerden kurduğumuz “kıyak” yaşamlar, anlamsız içerikler ve günü kurtaran ezberler vermiyor hayatın rengini. İpsiz, sapsız günler hepsi sadece.

İtiraz edelim ki yeniden doğsun hayat ve tebessümsüz kalmasın “merhabalar.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Meramı tam ve eksiksiz bildirmek bir mesele. Yazmaktan ötede gerçekliğin tam ve eksiksiz yıkıma dair seslenmek bir meseledir. El bulduğumuz, kelimelerimizi tamamlayan isimler var şükür ki. Akın Olgun'un İtiraz Edin başlıklı makalesi de bu minvalde bir örnek. Bu minvalden bir hayata bu hayatta yol alabilmek için derman sağlayıcı. Okumak ve anlaşılmak bir meseleyken halimizin özetini yazarın anlayışına binaen paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Tikellik - Halil TURHANLI - Taraf
Hangisi En Beterdi? - Tanıl BORA - Birikim
Tezgâhta ‘Varoluşun Dayanılmaz Hafifliği’ - Ergin YILDIZOĞLU - EY' Blog
Ali İsmail’e Son Tekmeyi Atan Polis: Cumhurbaşkanı, Başbakan Gezi’ye Darbe Diyor, Ben Darbe Bastırdım! - T24
Erdoğan Vicdansızlığını Bir Kez Daha Gösterdi - Cumhuriyet
Ermeni Soykırımı ve Son Yüzyılda Dökülen Yüzler - Mehmet CAN - Devrimci Karadeniz
Erdoğan Doğrularını Söylüyor - Sezgin TÜZÜN - Bianet
Islamic State Group Attacks Kobani From Turkey - Bassem MROUE - AP
Inside Kobane: Devastation Mixed With Optimism - AP - Al Arabiya
Gazeteci Bali: Kobanê’nin Tamamen Kurtarıldığı Haberleri Doğru Değil - Murat ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Is The Formation Of A United Kurdish Army On The Horizon? - Franco GALDINI - Andrea LOMBARDO - Al Akhbar
How Western ‘Foreign Fighters’ Are Being Recruited Online To Join Kurds Against Islamic State - Adam TAYLOR - Washington Post
Serêkaniyê Hamlesi Sürüyor - İsmail ESKİN - Yeni Özgür Politika
تقرير مصور في اطراف مدينة عفرين القريبة من معسكر نبل و الزهراء
AKP’nin Kobanê Hesapları ve “Çözüm” Süreci - Ali KOÇER - Radikal.Blog
Cihatçıları Kim, Nasıl Manipüle Ediyor? - Thierry MEYSSAN - Özgür Üniversite
Iraqi Doctors On Unspeakable Abuse Of Yazidi Women: 'It Is A Public, Collective Act Of Rape' - Frances MARTEL - Breitbart
Trauer Um Tuğçe - Danijel MAJIC - Frankfurter Rundschau
Davutoğlu Dersim’de Ama O Vali de Edirne’de - Aslı AYDINTAŞBAŞ - Milliyet
Rakel Dink Calls For Overcoming Boundaries Between Turkey-Armenia - Public Radio Of Armenia
Türkiye'de Bugün Ermeni Olmak - Yetvart TOMASYAN - Repair Future
Yüzüncü Yılda Ne Olacak? - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Ermeni Soykırımında Kardeş Değil Miydik? - Cevat SİNET - Aykırı Doğrular
Armenian Genocide Bill Brought To Turkish Parliament - Public Radio Of Armenia
1915 Soykırımında Hıristiyanları Koruyan Ezidi Çemberi - Mardin 1915 Bir Yıkımın Patolojik Anatomisi - Yves TERNON - Ermenistan.de
Turkey's Remaining Assyrian Christians Dream Of Better Times - AFP - Dawn.com
Açılımdan Üzerinde Tepinmeye: Dersim Ziyaretleri.. - Yetvart DANZİKYAN - Bir Orman Gibi
“Mesele Üç-Beş Alkış Değil”: Pul Pul Dökülen Hakikat - Umut Tümay ARSLAN - Azad Alik
Growing Divide Between Rich And Poor In Turkey - Dorian JONES - Deutsche Welle
The President Who Ate Turkey - Steven A. COOK - Politico Magazine
Yedik ve Yaptık Diyorlar, Vallahi Kendileri Diyorlar - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Demirtaş: 'Ezilen Halkların Sorunları Arasında Hiyerarşik Değil, Diyalektik Bir Bağ Kuracağız' - Halkların Demokratik Partisi
Hükümetten 4 Adım, Alevilerden 12 Talep - Fehim TAŞTEKİN - İlke Haber
Çözüm Süreci ve Kürt Sağı - Cuma ÇİÇEK - Birikim
Türkiye’nin Ermeni Siyasetinde Karabağ Savaşı - Styopa SAFARYAN - Repair Future
Türkiye-Ermenistan Sınırı Sosyo-Ekonomik Etkiler Araştırması - Rapor - BETAM - SAM - Hrant Dink Vakfı
Halkın Üzerinden Kazanç, Neoliberalizm ve Küresel Düzen - EVREN - CHOMSKY - Everest
Soma İddianamesi Reddedildi - Bianet
'Ermenek'teki İşçiler 15 Saat Kurtarılmayı Bekledi, Su Değil Metan Gazı Öldürdü' - T24
İlerleme: Sezai Karakoç - Lütfi BERGEN - İştirakî
''New York'ta Müslüman Olmak, Türkiye'de Yahudi Olmak'' - Cemal TUNÇDEMİR - Amerika Bülteni
Kadın Örgütleri: Erdoğan Anayasa'yı İhlal Etti - Bildirge - Kazete
Turkey's Erdogan: Women Are Not Equal to Men, Their Role is Motherhood - Umberto BACCHI - Int'l Business Times
Cinsiyet Farklılığı Mı Toplumsal Cinsiyet Mi? - Zeynep DİREK - ZD' Blog
Turkish Woman's Search Gives Voice To Islamized Armenians - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Feminizm ve “Müşterekler” Politikası - Silvia FEDERICI - Heinrich Böll Stiftung
Konca Kuriş’siz 25 Kasım Olur Mu? - Muhammed Cihad EBRARİ - MCE' Blog
Mücadele Kitabının Ferguson Baskısı - Womancipation - İştirakî
Ferguson Pool Supply Store Overestimating How Badly Looters Want Chlorine Tablets - Onion
Maulkorb Für Türkische Medien - Frankfurter Allgemeine
Onları Niye Savunamayız? - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Kulluk Gücü Olmak Hiç Gücüne Gitmedi Mi? - Umur TALU - Habertürk
10 Soruda Yayın Yasakları - Sinan ONUŞ - BBC Türkçe
Açık Veri Sağlığa Yararlıdır - Anıl ÇELİK - Medium
“Mevsimler” Üzerine Röportaj - İbrahim ADIGÜZEL - Kamyon Dergi / Gün Zileli.com
Sanat ve Arzu - Ulus BAKER - Editör Tansu AÇIK - İletişim Yayınları
Patti Smith: “İsa Birinin Günahları Yüzünden Öldü Ama Benimkilerden Değil!”* - Zaf YUMRU - If İstanbul
Nekropolis - Armen SEMSUR - Radikal.Blog
Adnan – Nurinisa EROĞLU – Jiyan
Ataturk aka The Father Of Modern Turkey - Ratip TAHİR - Futuristika

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Kentin Varoşlarından Gelen Yoksul Arkadaşımız - Bertolt BRECHT

İncecik pardesüler içindeki okul arkadaşlarımız
her vakit çok geç gelirlerdi sabah dersine,
çünkü süt ve gazete dağıtırlardı annelerinin yerine.
Öğretmenler
onları bir güzel azarlar
ve işaret korlardı kara kaplı deftere

Getirmezlerdi yanlarında yiyecek filan.
Ders aralarında yalnız
ödevlerini yaparlardı helalarda.
Ama izin verilmezdi buna.
Dinlenmek ve yemek içinmiş ders araları.

Pi'nin ondalık değerini bilemediler mi
öğretmenleri sorardı onları:
Neden kalmadınız o çıktığınız çöplükte?
Bilirdi onlar neden kalmadıklarını.

Kentin varoşlarından gelen yoksul çocuklarına
devlet kapılarında önemsiz görevler vaadedilirdi,
bu yüzden onlar, gecelerini gündüzlerine katıp ezberlerlerdi
parça parça olmuş elden düşme kitaplarında ne varsa.
Bir de öğrenirlerdi öğretmenlerinin ayaklarını yalamayı
ve hor görmeyi kendi analarını

Varoşlardan gelen yoksul okul çocuklarına vaadedilen bu
                                                           önemsiz görevler
toprağın altındaydı.
Onlara ayrılan yerlerdeki sandalyelerin yoktu
oturacak yerleri.
Olsa olsa
Kısa bitkilerin kökleriydi
onları bekleyen.
Hem ne diye öğretiliyordu bu çocuklara Yunanca dilbilgisi,
Sezar'ın seferleri, sülfürün formülü, Pi'nin değeri?
Alınlarında yazılı olan Flander'lerin kitle mezarlarında
neye ihtiyaçları olacaktı bu çocukların
biraz kireçten başka?

Çeviri : A. KADİR - Gülen AKTAŞ
Kaynak

Sunday, November 23, 2014

Deuss Ex Machina # 525 - Antivenene (Ellevæ Cancelle)

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_525_--_Antivenene (Ellevæ Cancelle)

17 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Andrew Lahiff - Waiting At The Edge Of Time (Self Released)
2. Andrew Lahiff - And the Stories Began (Self Released)
3. Steve Reich - Radio Rewrite: II. Slow (Nonesuch)
4. Steve Reich - Radio Rewrite: IV. Slow (Nonesuch)
5. Craig Armstrong - In Love (Feat. Vladislav Delay) (BMG Chrysalis)
6. Craig Armstrong - Lontano (BMG Chrysalis)
7. Andy Stott - Time Away (Modern Love)
8. Andy Stott - Faith In Strangers (Modern Love)
9. Trentemøller - Candy Tounge (Jenny Wilson Version) (In My Room)
10. Trentemøller - Deceive (Unkwon Remix) (In My Room)
11. Trillones - Resplandor (Static Discos)
12. Trillones - Siempre Paralelos (Static Discos)

Antivenene (Ellevæ Cancelle)
(525)
Dert

Bir uzamın aslen ne şekilde dönüştüğünü, nasıl düzenlemeler ve ön almalar ile bunun mutlak bir sonuca evirildiğini ve yapılandırıldığını teyit edebildiğimiz içinde bir yandan yaşarken öte yandan soluğumuzun artık daha da fazla kesilmemesi için çabalara düştüğümüz bir yerdeyiz. Kesinleştirilmiş olan yargıların, değerlendirme görünümlü yaftaların ve söz denilerek boyuna geçirilen ilmiklerin sınırında bu uzamın nasıl alt üst edildiğini ve nasıl tersyüz edildiğini idrak ettiğimiz bir güncedeyiz, her yerdeyiz. Aklın dimağın, fikriyatın boşa çıkartılması ve beyhude bir gayrete dönüştürülmesi adına yalanların daima kullanıla geldiği bir menzilde, ipin ucunun artık kaçtığı bir ahvaldeyiz. Özgürlüğün lafta, adaletin sözde, eşitliğin ise ayrımcılıklarda tesis edildiği salt bunun muhafaza edilmesine çalışıldığı bir uzamın sınırlarındayız.

Bugün ve şimdi devlete dair ve onun yönlendirmelerine göre şekli şemalı oluşturulan bir menzilde yeni ülkede icatların, kanunların gözetiminde nasıl hızlıca bir dönüşüme tabi kılındığımızı idrak ediyoruz, yaşıyoruz bu uzamda. Söz enikonu naçarlaştırılırken, devlet suretinin geride bıraktığı kalıtının hemen her şekilde başa çöreklenip bedene baskı kuran bir dayatmanın önemsendiği bir yerden bildiriyoruz. Yaşam noksanlaştırılırken hep bir şekilde eksiltmelerinde ardı kırımlara çıkarken yeni olan bizatihi eskiyken, çaresizlik öne çıkartılıyor. Kırk satırlar dizilirken, ölüm gösterilip sıtmaya razı getirmelere devam ediliyor. Kendi tekrarlarında bir devlet dönüşümü ‘yenilenme’ şiarı altında bununla kesişmeye devam ediyor.  Çaresizlik aslen öğretilmez, yaşanarak zamanı geldiğinde karşılaşılır, sineye çekilir bahsi diriltiliyor bir kez daha.

Çare ötelenirken saf dışına itilen insani bahislerin tüm göstergeleri, felaketlerin önünü almaya yardımcı olan her hamleye kulakların tıkalı tutulmaya devam olunur bu menzilde. Gözler mühürlü, akıl rehin ve her attığı adım bir kırım ya da bir başka fecaatin kendisi olan devletin tahayyülü gerçeğe dönüşmektedir halen yaşarken bir kez daha idrak ettiğimiz. Neye kadar, nereye kadar, dahası ne için, ne hakla bunca fecaat, bir dolu tahakküm hep aynı yere bağlanmaktadır. Daha da fazla hükmetmek, tek söz, tek satır ilah kesilmek, noksanların olmadığı bir yer masalının daimiliği içindir. Bir tasvir bina edilirken bunun kör noktalarında yıkım güncellenmektedir alelacele hala. Noksansızlığın, eksik olmamasının yolu daha büyük kırımlara hamle edilmesi olarak bildirilmektedir halen bu ülkede. Masal bir yerde hakiki olandan öğeler barındırsa da bu menzilde tek bir kırıntının dahi konulmadığı veyahut da bırakılmadığı bir yer gerçek hayat kılınmaktadır.

Tek tipleştirilen akıl kolektif olana karşı geliştirilen yıkım hamleleri süreklileştirilmektedir. Gördüğümüz ve idrak ettiğimiz noksanlaştırmanın sonsuzluğudur artık. Teferruat olarak anıldığımız, rakam olarak geçtiğimiz, aşağıdakiler olarak hakir görüldüğümüz ve çoğu zaman yerimize kararların alındığı apar topar yaftaların sıralandığı bir bekleyiş güncesidir içinde rehin tutulduğumuz. Her şey bir anda değil her şey her gün aralıksız bir felaket tanzimi üzerinden yinelene gelmektedir. Her güne bir acı, bir kırım, bir felaketin takdim edilmesidir. Rehin edilmiş beden, akıl ve tahayyül her aşamada durmaksızın devletin daha kötüleri için, denenmemiş her ne kalmışsa onun çabasında kurban edilmektedir. Jenerik bir mesel ya da bilindik bir tespit değildir, ne de kutsiyet ihtiva edendir. Kurban edimi çeşitlendirildikçe bulunan her eşikte başka bir kırım tezgâhta işlenmeye devam olunmaktadır.

Kaçarımızın hiç olmadığı erkçe gururla duyurulan bu kara delik böylelikle dört bir yandan geliştirilmektedir. Hayat basite indirgenebilecek o sıradana pek laf, söz düşmeyecek bir mesel olarak tanımlanır. Basitmiş gibi görünenin yanı ve yöresi kırımların kalıtları ve kanıtlarını hep birlikte sunar. Hiçbir arama çabasına düşmeden çıka gelen hakikat, çıka gelen kanıtlar tüm bu anlatmaya çalıştığımızı bir karede özetlemektedir. “Ölüm” ve “kırım bu ülkenin temelindedir. Temel canın yakılabilirliği, gerekirse yok edilebilirliği üzerinden bina edilmiştir. Hiçbiri telafi edilemeyecek yok etme ritüelleri bir aynalayıcı değildir salt ve sadece aslında nasıl bir ülkeye dönüştürüldüğümüzün başlangıç hamlesini, temelini göstere gelmektedir. Kırımlar yurdundan inatla bir medeniyet beşiği tanımı ile anılanın arasındaki uçurum, burada artık çok belirgindir. Mesafe giderek çoğaltılırken, ara açılmaya devam olunurken “dünyanın” kimin elinde olduğu yinelenmektedir.

Tahayyül edilenler, düş gücünün, hayal etmenin, hayata çabayla tutunmanın değildir varsa yoksa mutlak bir çaresizlikle beraber sürü dâhilinde sıralanıp durulan tahakküm öğelerine teslimiyettir peyderpey. Gündelik hayata karşı kurulan bu tezgâhlar, birbiri peşi sıra yenilenen nizamlar, yok etmeyi üstün kılan bir güç, bunları tetikleyen bir dil, her şeyi örtbas etmekle meşgul bir aklın birlikteliğinde çıkan sonuç karşımızdadır. Bir kerede Yeni Türkiye varılandır. Olmazların oldurulurluğu artık bir endişe, tanı ya da teşhis için birer aracıdan ötede yapılacakların güncellenmiş halidir, birlikteliğidir. Reddetmek unutturulup, buna çalışılan bir sahanın ta kendisidir mesele her ne olursa olsun. İstimlâk ettikçe talan ve yağma çoğaltıldıkça, akçe hesaplarının başka kirli işlerde kaynak yaratımı önemsendikçe, al gülüm ver gülüm’lerin yerine, buyur bedelini, işte silah, işte beton, iste yağma et ister yok et, ister parçala, istersen de zulmet bahisleri el birliğiyle gerçeğin ta kendisine dönüştürülür.

Hala, yazılı olmayan kurallar buralarda devletin aklının, nasıl bir zehre dönüştüğünü göstere gelir. Kara toprak, şehirlerimiz topyekûn birer açık hava mahpushanesine dönüştürülürken, hep bu planlanırken, esas derdine düşülen bundan bile tatmin olunmamasıdır. Daha eksiltilecek, dahası yok edilecek, daha zapt edilecek, daha kırılacak ve kıyılacak sonuna kadar tüketilecek ve dahası bu sistematik taarruz yinelenirken bir yanında bunları unutturacak düzenek güncellenmektedir. Ülkenin yenisi yeni diye anılanı buralardan bina edilmektedir. Güncellenen tatmin olunmayan ve kâfi bulunmayan ardından daha büyük fecaatler için hangi çorapların başa örüleceğidir duraksız ve bir an olsun çekincesiz duraksamasız birden. Toptan bir kırım menzilidir yeni ülke de durmaksızın bir yok etme birlikteliğidir tıpkı eskisi gibi.

Çokluk bahsi bunca kolay lime lime edilirken birlikteliğin ‘ruhuna fatiha’ okunmuşken bunun idrakine önceden varan devletlûnun, her günü daha büyük daha onarılmaz taarruzlar ile donatarak yeni gedikler açtığı meydandadır, aleniyettedir. Günü, gecesi apayrı olmayan bir kararlı, hesaplı kitaplı karanlıktır tesis edilmeye, olanı da muhafaza altında tutmaya devam edilen bir dipsiz çukurdur burası başından sonsuzluğuna. Dert dağ gibi birikmeye devam ederken kayıtsızlık şimdilerde lafı bile edilmeyen bir ön tanıma zorunluluğa dönüşmüşken bu yerde çokluk bizatihi paramparça edilendir. Kimin neyi önemsediğinin değil herkesin nasıl ötekisine karşı sivriltildiği, ona karşı zırh kuşatıldığı ve işitmekten bile özellikle uzakta durduğu ortaya çıkmaktadır.

Erkin diskuru daima buradan yol almakta, bir zamanların “paşaları” gibi bireyler-fikirler kıyasıya dörtnala ayrıştırılırken, bölünme bir, tekinsizleştirme iki, izole etme olarak değer-karşılık bulan hamlelerle gün donatılırken esas kıyametin bunların tam da dibinde şekillendirilmesi aralıksız sürdürülür. Hayat bahsedilemez bir detaydır. Hayat, artık güç istencini tüm imkânlarıyla daha çok hükmetmek için halkına taarruz olarak algılayan bir cenahın yapa geldiklerine rehin edilendir. Bir yeni “küçük kıyamet” daha tasarlanmaktadır biteviye, en ufak bir bekleyiş, en ufak bir şüphe taşımaksızın, kâfi bulunmaksızın. Tasarım her durumda yenilenendir. Bizim ülkemizde ise aşılamayan, daha dibine vurulmayan, ulaşılmayan karanlığın mevzilerini geliştirme teşebbüsünün genel adıdır. Tasarlanmaya çalışılan menzil bu kopkoyu dehlizin daha büyük derin yaralara sebebiyet vermesidir.

Kayıtsızlık normalleştirilen bir edimdir. Hayat teferruattır erkin devamlılığı mekanizması karşında. Hayat bir biçimde yok edilmeye devam edilirken bunun bile kâfi bulunmamasıdır meselenin diğer yüzü. Her Allahın günü karşı karşıya kaldığımız durum toplamı, vakıa birleşiminden ibaret değildir ‘hayat’ hepsi bir taarruz sürekliliğinden mürekkep olandır. Böl parça ve yönet diyen sağ politik uzama -yok et ilave olunmaktadır. Gün aslen değişim ve dönüşüm demekken bir yerde bizim sınırın içinde hemen her fırsatta bu yok etmeler devamlı kılınır. Sus payları olarak, gözdağları da tarafımıza bildirildiğinde kayıtsızlık normal bir edime dönüştürülür. Biteviye çürümek kesintisizdir oysa. Tek bir cümlede binlerce ah ve vah nidasının yankılana geldiği bir uzamdır burası. Mutsuzluk bahsinde geçen tanımdan bir adım ötesidir bu buluştuğumuz her gün ulaştırıldığımız.

Biteviye tekrar olunanlar kesintisizleştirilip, ucu sipsivri kılınırken, delip geçerken geriye başladığımız yerden çok daha bedbin bir haneye yollandığımız kalmaktadır. İpin ucu çoktan kaçmıştır. Her teşebbüs her hamle birbirini takip eden her vakıa bütünlüklü nitelikli ivedi bir yıkımdır bunun öğesidir haddizatında. Yaşam peyderpey dönüştürülürken, sessizliğin çığlıkları bunca ört basa rağmen kendini duyurur. Hemen her şeyin sağ tandanslı yekpare bir perspektifte yerinden hep memnun ana muhalefet sol uzam ile (geriye ne kaldıysa) karşılıklı kavgasına, laf ebeliklerine sahne olurken, gerçek “yıkım” olarak güncellenmektedir. Gerçek kayıplar hanesinde artmaya devam eden sayılar diye kestirilip kısadan bağlanan canlardır. Hayat teferruat olarak bildirilen bir meseledir.

Bir açılım, bir söz deyiş ve bir lütfediş, bir de süreç gerisi toptan kendi bildiğini asla saklamadan uygulamaya devam eden bir akıl karşısında hayat nedir? Gerçekte olan, iştahı hiç tükenmeyen nefretten mamul devletlûya kurban olunmasıdır. Bugün iş bu yaşadığımız yer nicesinden alışkın olduğumuz kırımların tekrarları ile şekillendirilerek, hayata bakışını göstere gelmektedir. On iki yaşındaki Uğur Kaymaz’dan on üçündeki Ceylan Önkol’a, on dördündeki Berkin Elvan’dan on beşindeki İbrahim Aras’tan sınır hattında katledilen mültecilere o isimsiz olarak anılan, addedilen tanrı misafirlerine varana kadar hayat çalınandır. Devlet için zulümler bir devamlılık bahsidir. Hayat daim olarak hep bir yerlerde gasp edilecek olandır. Doksanların karanlığını yaşamış olan bir ülkede, Abdurrahman Olcay’ın, katlinden yıllar sonra foseptikten cesedinin bulunmasıdır bu gaspın tam karşılığı.

Cumartesi Annelerinin, beş yüz haftanın artık üstüne ulaşırken dillendirdikleri faili meşhur kayıplarının sahnesidir bu devamlılığı sağlanarak yola devam denilen. Tahakküm yeniden şekillendirilirken ezberlenmiş olanlar üzerinden, yeni hamleler gerçekleştirilir. Devlet eliyle, namıyla işlenmiş olan tüm kırımlar, had bildirimleri ve dahası soruşturma süreçlerinden muaftır. Faili meşhur olanların tetiği çektirenin devlet olması durumunda söz hep eksik bırakılmaktadır. Adalet unutulması tavsiye olunan bir yekpare kara, kapkaranlık bir meseleye dönüştürülür. Sorular yanıtsız, katiller aramızdadır bir daha. Manisa Muradiye Jandarma Karakolu’nda Sami Yoluk’un altı saat boyunca işkence görebilmesidir bu bahsin her ne olduğunu idrak ettirecek olan. Aslen neye dönüştüğümüz bu koruma kalkanı ile muhafaza altına alınanların bizatihi insaflarına terk edilişimizdir.

Haddizatında yaşam tamı tamına böylesi bir uzamın kesintisizliğidir. Durmak yok, yola devam olunan bahis tüm bu kısa metin dâhilinde andıklarımızın yinelenmesidir. Durmaksızın modernleşme diye anılan, bu yok ediş talimidir. Modernleşme anlayışı devletlûnun çok daha derin sessizleştirmelerinin, mutlak kurban yaratmasının sonsuzluğudur. Sonsuz bir seçenek sunumuyla aynı nakarat dile dökülür. Eylenen ile laf diye ortaya çıkartılan birbirini tamamlayan bir karabasan sarmalıdır. Karanlık doludizgindir bu menzilde. Aslında dönüşüm denilen yıkımdan bir başkası değildir. Yıktıkça daha fazla ve büyük tehditlerin çıkartıla geldiği bir edimin mevzisidir burada. Dönüştürürken bu bahis muktedir eliyle diliyle anlatılırken olumlama değil tam tersi istikamette koştur koştur ilerlemeyi görebilmek mümkündür.

Ortak uzam resmen delik deşik edilirken, birbiri peşi sıra modernizm şablonları düzenlenirken salt yıkıntı derinleştirilmektedir. Hayat zayidir o bahiste. Dert umursanmayandır. İsimler ve mekânlar değişse de, yaşlar, kasıtlar makamlar ve kentlerin konumları farklılık gösterse de dönüşüm daima yoksunluk olarak çıkıp gelmektedir mümkün mertebe hemen her gün. Her gün aklımıza hakaretler, dilimize kilit, bedenlerimize tahakküm çabaları yeniden kurgulanmaktadır. Dönüşüm savunulurken ortaya çıkan bu derin bir yok oluş iklimidir. Kaybediş sahasıdır zerre kimselere -erk dahi olsa faydası olmayacak olandır aslında. Dil devinir, kelimeler buluşur elbette bunca hazana rağmen. Dil devinir, kelimeler bir biçimde birleşir elbette bunca kırıma rağmen. Dil devinir, onca göz korkutma çabalarına rağmen derdi anlatıp meramı bildirmek için elbette.

Seçeneklerimiz azalıyor günler iyice akıp giderken üçer beşer ya hayata karşı erkin tüm taarruzlarına ses edeceğiz. Yahut da bu şablonun denekliğinde çürümeye devam edeceğiz. Ya hep beraber eşitliğimiz için, demokrasi denilerek nefret ülküsü yaratmaya devam eden, katleden, zulmeden, yok ettikçe daha cesur yok sayanlara karşı sözün gerekliliğini hatırlayacağız. Yahut da bu nefret sarmalında yok edilmeyi bekleyeceğiz. Derttir, derdimizdir yaşam bahsinin bunca kolay zapt edilmesine karşı çıkışımız sözledir. Sözün sınırı aklın normları bu akıl almaz devlet şablonunun hepimizle alay etmesine karşı bir yeter artıktır bir kez daha. Çabalanacak mıyız, duyacak mıyız, anlayacak mıyız? Bir tükenecek cana bir kez daha yok edilme tehdidinin yinelenmesinin arafında buluşmadan anlayacak mıyız? Derttir işte derdimizdir…

Misak TUNÇBOYACI - İstan'2014

>>>>>Bildirgeç
4 Yandan - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem

Liste tam sayfaydı, fotoğraflıydı, eksiksizdi. “Ölüm 4 yandan geldi,’’ başlığıyla verilmiş, 4 rakam olarak yazılmıştı, parantez içinde verilen ölülerin yaşları gibi... Gazeteciliğin şaşmaz kuralı ‘mesafe’, tam, doğru ayarlanmış, o şaşmaz kuralın gereksinim duyduğu dil, tek bir cümlede dahi ihmal edilmemişti: ‘’İddia edildi, iddialara göre, iddialara karşı vb.’’ (Zorunlu bir korunma ağıdır bu dil, sözcükleri içten içe, acıtarak oyan bir bıçak da... Her gazeteci bilir ki, ‘kanıtlanmadığı’ sürece, yani çoğu durumda sonsuza, zamanın bile aşındığı, aşındırdığı bir tür sonsuza dek, her şey bir iddiadır...) Listeyi, bir ölüler listesini, sonuna dek okuyan oldu mu bilemem, çoğu okur yapamaz bunu... Sayıların soğuk, mesafeli diline, kupkuru bir parmağın işaret ettiği gerçeğin, artık yalnızca bir olguya indirgenmiş gerçeğin kesinliğine, yadsınamazlığına dayanmak zordur. İnsan yazgısının iki üç cümle ve rakamda özetlenmesinin gayri insaniliğine de tekrarın, bir kere içine girdiğinde bir daha hiç çıkamayacakmışsın hissi uyandıran biteviye tekrarların derinleştirdiği umutsuzluğa da... Her şeyin  değişmesine bunca hazırken, aslında ‘hiçbir şeyin’ değişmemesinin yarattığı çıkışsızlık hissi... Sanki çok iyi ‘bildiğimiz’ için, unuttuğumuz, her an unuttuğumuz ölüm, acı, cinayet... Sessizliğe çarpıp duran, her şeyi yutan Büyük Sessizliğe katılan insan hikayeleri... Yazının, kendi engellerine tökezleyerek, kendi uçurumlarına düşerek vardığı hep aynı çöl, hiçbir sözcüğün kendisiyle bir ve aynı olamayacağı o çöl... ‘Her şeyi’ sarıp sarmalayan ufka doğru dönmüş bir bakışı yutan yokluk, hiçlik, hiçbir yerdelik... Erken inen akşamı sözcüklerin, devleşen gölgeler...

Ölüm Seyir Defteri’nden rasgele bir sayfa alıntılarken, ‘Anlatılan Senin Hikayendir’ demeye gerek var mı ya da bir polis devletinde yaşadığımız gibi sıradan, gündelik bir kez ayrıntıları hatırlatmaya... Alacakaranlıkta bile keskin bir diş gibi parıldayan gerçek, bize sorular soruyor nasılsa... Etrafından döneceğimiz ya da eninde sonunda tam içinden geçeceğimiz sorular...

50 Ölüm’den, yerim yettiğince alıntılıyor, gazete haberinin beşte birinden bile daha azını buraya sığdırabiliyorum.

Süleyman Balcı: Antep, Barak Mahallesi’nde, 9 Ekim’de pompalı tüfekle vuruldu. Ortaokul terk, işsiz. Ailesine göre ekmek almak için dışarı çıkmıştı, on beş yaşındaydı. Mert Değirmenci: Tekstil işçisiydi; on sekiz yaşındaydı. İstanbul, Esenyurt’taki Kobanê protestoları sırasında çenesinden giren kurşunla öldü. ‘Emeğin Gençliği’ üyesiydi. “İddialara göre’’ polis ateşiyle vuruldu.

Ekrem Kaçeroğlu: İzmir’de, HDP Bornova İlçe Örgütü’nün düzenlediği yürüyüşte, başından tek turşunla vuruldu, on iki gün sonra hastanede öldü. Polis panzerinin önünde sivil bir kişi tarafından vurulduğu ‘söylendi’, otuz sekiz yaşındaydı, çay ocağı işletiyordu. Sevgi Alıcı: Antep’te, 9 Ekim akşam saatlerinde başlayan silah sesleri, sabaha karşı sustuğunda, beş kişi ölmüş, yirmi kişi yaralanmıştı. Sevgi, Barak Mahallesi’ndeki evinde yemek yerken, pencereden giren kurşunla vurulmıştu. On dokuz yaşındaydı, bebeği on bir aylıktı.

Yusuf Çelik: Siirt’in Kurtalan ilçesinde belediye binası önünde toplanan grubun içindeydi. Bir korucu uzun mnamlulu tüfekle ateş açtı, olay yerinde öldü. On yedi yaşındaydı. Aynur Kudin: Viranşehir’de, protestolar sırasında balkondaydı. Kız kardeşi Adalet’in polisler tarafından dövüldüğünü görünce çığlık attı: “Kardeşimi öldürüyorlar’!’ Polis balkona biber gazı attı. Yedi gün komada kaldı; kurtarılamadı. Ön tanı: Gaza bağlı kafa içi basıncı, tansiyon yükselmesi, beyin kanaması. Yirmi sekiz yaşındaydı, bankacılık bölümü mezunuydu.

Uğur Özbey: 9 Ekim’de tabancayla vuruldu, polis ateşiyle vurulduğu ‘ileri sürüldü’, on dokuz yaşındaydı.

Mesut Menekşe: 10 Ekim’de, Kobanê protestolarına katılanlar arasındaydı, biber gazına maruz kaldı, ertesi gün öldü. Diyarbakır Valiliği, Menekşe’nin uyuşturucu bağımlılığı tedavisi gördüğünü, ölüm nedeninin Adli Tıp raporuyla ortaya çıkacağını açıkladı.

Yasin Börü: Hüda-Par gönüllüsü. Kurban dağıtımından dönerken saldırıya uğradı, linç edilerek öldürüldü. On altı yaşındaydı. Öldürülüşü, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından gündeme getirildi.

Hasan Buksur: Muş’un Varto ilçesindeki protestolar sırasında başından vuruldu. Özel harekatçılar tarafından vurulduğu ‘iddia edilen’ Buksur, yirmi beş yaşındaydı, inşaat işçisiydi. Hasdan Buksur,  6-7 Ekim olayları olarak ‘tarihimize’ geçen olaylarda, kayıtlara geçen ilk ölü oldu.    

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Meramı tam ve eksiksiz bildirmek bir mesele. Bunca heyula güncellenirken arası bir sonu bucağı olmadan bir mesele. Aslı Erdoğan'ın 4 Yandan başlıklı makalesi meselenin özeti kabilinden bir devamlılık notudur. Kulak verdiğimiz, işitmeye çalıştığımız görmeye gayret ettiğimizi denkleştiren bir meramdır karşılaştığımız. Erdoğan'ın ve Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen metni sayfamızda paylaşıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kuyruklu Yıldızın Kalbi - Bülent USTA - Birgün
Umut Var, Umut Sensin! - Ebru Nihan CELKAN - Evrensel
Çalınmış Devrimler ve Yeni Umutlar - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar
Kurgu Değil Gerçek - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
THKP-C: Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’nden BarışaRock’a Uzanan Bir Hareketin Anatomisi - Suphi Nejat AĞIRNASLI - Fraksiyon
Dersimliler İçi Boş Özür Değil, Özerklik İstiyor! - Besê HOZAT - Özgür Gündem
İstanbul Anarşi İnsiyatifi ve Karakök Otonomu Aktivistleriyle Kobane Söyleşisi - Sosyal Savaş
Kürtlere "Hamilik" Yarışı - Arzu YILMAZ - Birikim
Kobanê, AKP’nin En Büyük Stratejik Yenilgisinin Adıdır - Aysel TUĞLUK - T24
Onlar Suruç'talar; Bizleri de Çağırıyorlar - Ayşe GÜNAYSU - Bianet
Suriye'deki Savaştan Kaçıp Türkiye'ye Sığınan Mültecileri Ümitsizlik Bekliyor - Af Örgütü
Af Örgütü: Suriye Son 20 Yılın En Büyük Mülteci Krizini Yarattı - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Sınırdaki Şiddete Dair... - Özgür AMED - Yeni Özgür Politika
#CumartesiAnneleri - "34 Yıldır Tüm İktidarlar Darbecilere Suç Ortaklığı Yapıyorlar" - Refika KORTUN - Bianet
Sınırda Kaçakçı Ölümünde Yalancı Tanık Belgesi - İsmail SAYMAZ - Radikal
Direniş Hattının Camisi - Diha - Yeni Özgür Politika
Afrin Kantonu Lideri: Türkiye, Afrin'e Kapı Açsın - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Islamic State: Diary Of Life In Mosul - Collective - BBC News
İŞİD Neyin İşareti? - Kerem USLU - Özgür Üniversite
Amerika’nın Keşfi, Soykırım ve Kapitalizmin Bataklığında Serpilen Devlet Kibri - Fazıl TAR - Sosyal Savaş
Sömürgeciye Direnene Değil, Sömürgeciye Talip - Pınar ÖĞÜNÇ - Birikim
'Milli Hikaye' Meselesi (3) - Mıgırdiç MARGOSYAN - Evrensel
Edirne Valisi: “Sinagog Sadece Müze Olacak” - Şalom
Her Şeyin Başı İhtiyat - Sibel DANENDE - İştirakî
Alevi Açılımı - Hüseyin ŞENGÜL - BiaMag
JİTEM Davası Başlamadan “Güvenlik Sorunu” Çıktı - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Demirtaş: Müzakere Başlamadı Ki Yarısına Gelinmiş Olsun - Sultan ÖZER - Evrensel
Mitoromantik Söylem Ve Kürt Siyaseti (1) - Nasname
ESP Üyelerine Operasyon, Cumartesi Annesinin Evine Polis Baskını - Ayça SÖYLEMEZ - Bianet
Gezi Parkı ve Hazım Sorunu - Leyla ALP - T24
AKP, Gezi'ye Kışla İçin Bütçeden Pay Ayırdı! - Ezgi ÇAPA - Özgür ARSLAN - Evrensel
“İstanbul’da Rantın Adı Riskli Alan” - Mahmut YILMAZ - Toplumsol
Erdogan Kann Es Nicht Lassen - Neue Zürcher Zeitung
Gülen Cemaati'nin Amacı Ne? - Levent GÜLTEKİN - İnternet Haber
#Snowden - Vodafone-Firma Soll Für Spähauftrag Kassiert Haben - Frederik OBERMAIER - Henrik MOLTKE - Laura POITRAS - Jan STROZYK - Süddeutsche.de
In Israel, Only Jewish Blood Shocks Anyone - Gideon LEVY - Ha'aretz
Jerusalem Synagogue Attack: Israeli PM Vows To Respond With A 'Heavy Hand' After Four Killed In Har Nof 'By Terrorists With Knives' - Heather SAUL - Independent
US Lawmakers Warn Abbas: Curb Incitement Or Risk American Aid To PA - Jerusalem Post
Sınır Yazıları (2): Mühürlü Kapı - Sayat TEKİR - Nor Zartonk
Karabağ’da Düşen Helikopter - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
Ermeni Aileler, 1915'te Can Kurtaran Türkleri Anlatıyor: Anneannemi Tandıra Saklamışlar - Aris NALCI -  T24
"Ermeni Yetim Halısı" Sergilenmeye Başlandı - CNN Türk
Osmanlı İmparatorluğu'nda Gizli Hristiyanlar - Devrimci Karadeniz
Le Guin: Direniş ve Değişim Sanatta Başlar - Bianet
Çığlık - Sezai SARIOĞLU - Yeni Özgür Politika
Gilles Deleuze & Claire Parnet - Diyaloglar - Melih Apa Blog
Parrhesia - Yavuz ÇEKİRGE - Yazı
“Alocu Tilki’nin Serencamı” Veya Dünya Çilehanesinden İnsan Manzaraları - Emek EREZ - Edebiyat Haber
Commonwealth - Socialist Voice - Labor Press Project
Cizlavet ve Kirli Çizme - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Bir Büyük Sır Söyleyeceğim Sana - Louis ARAGON

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Zaman sensin
Kadındır zaman sevilmek özlemi duyar
Aşıklar eteğinde otursun ister
Bozulacak bir entaridir zaman
Perçemdir sonsuz
Taranmış
Bir aynadır buğulanan buğuları dağılan
soluklarla
Zaman sensin uyuyan uyandığım şafakta
Sensin bıçak gibi geçen boynumu
Geçmek bilmeyen zamanın işkencesi oy
Mavi damarlardaki kan gibi durmuş zamanın
işkencesi oy
Hep doyumsuz arzudan daha da beterdir bu
Daha da beterdir bu
Sen odada yürürken gözlerin susuzluğundan
Korkarım hep bozulur diye büyü
Daha da beterdir bu senle yabancılaşmaktan
Başın
Kaçak dışarda ve yüreğin başka bir çağda oluşu
Sözcükler ne ağır Tanrım anlatırken bunları
Arzunun ötesinde erişilmez yerlerde bugün aşkım
Sen şakağımda vuran duvar saatisin
Sen solumazsan eğer ben boğulurum
Duraksar ve tenime konar adımın

Bir büyük sır söyleyeceğim sana Dudağımdaki
Her söz dilenen bir yoksulluktur
Bir yoksulluktur ellerin için bakışında kararan
bir şeydir
Bundandır sana sık sık seni seviyorum demem
Boynuna takacağın bir tümcenin saydam
kristalinden yoksunum
Şu sıradan sözlerimi hor görme Onlar
sade bir sudur ateşte o sevimsiz gürültüleri
yapan

Bir büyük sır söyleceğim sana Beceremem ben
Sana benzer zamandan sözetmeyi
Senden sözetmeyi beceremem ben
İnsanlar vardır hani istasyonlarda
El sallayan tren kalktıktan sonra
Yani ağırlığıyla göz yaşlarının
Kolları yana düşer onlara benzerim ben.
Bir büyük sır söyleyeceğim sana Korkuyorum
senden
Korkuyorum ikindilerde seni pencerelere götüren
şeyden
Korkuyorum davranışlarından söylenmedik
sözcüklerden
Hızlı ve usul geçen zamandan korkuyorum
senden
Bir büyük sır söyleyeceğim sana kapıları ört
Ölmek sevmekten daha kolaydır
Bundandır yaşamanın sancılarına yönelmem
Sevgilim.

Kaynak

Sunday, November 16, 2014

Deuss Ex Machina # 524 - tamam ashkhar

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_524_--_tamam ashkhar

10 Kasım 2014 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ömer Sarıgedik - Olcay Saral - 4 (Remix) (Müzik Hayvanı)
2. Ömer Sarıgedik - Eray Düzgünsoy - Darfur Fragments (Remix) (Müzik Hayvanı)
3. Kim Kashkashian & Tigran Mansurian - Havik (ECM Records)
4. Kim Kashkashian - Krunk (ECM Records)
5. Alan Hovhaness - Symphony #15 'Silver Pilgrimage' I - Mount Ravana (First Edition Music)
6. Alan Hovhaness - Symphony #15 'Silver Pilgrimage' III - River Of Meditation (First Edition Music)
7. Ensemble Economique - Fade For Miles (Denovali Records)
8. Ensemble Economique - Never Gonna Die (Denovali Records)
9. Peygamber Vitesi - Yüce (Müzik Hayvanı)
10. Peygamber Vitesi - Kırık Dağın Şarkısı (Müzik Hayvanı)

tamam ashkar
(524)

Sorgu Meseli

"Her seçim yalnızca insanın kendisi için yaptığı bir seçim değildir. Aynı zamanda insanlığın tümü için doğru olduğuna inandığı seçimdir, insanlığa önerisidir. Okuduğu kitaptan, dinlediği müziğe, kendisi için seçtiği önderlere kadar insan yaptığı seçimlerle tüm insanlara karşı sorumluluk taşır. Bu sorumluluğun bilincinde olarak insan seçmek zorundadır…" Özgürlük meseli için Jean-Paul Sartre’den alıntı…

Sorgusuzluğun bu dehşetengiz çukurunda ilerlemeye eskisinden çok daha hızlı bir biçimde, hemen hiç tereddüde düşmeden duraksamadan olan biten her şeyi kanıksamaya talim ettiren erkânın gözetiminde devam ediyoruz. Her yanımız açıktan, artık yara bere içindeyken bunun farkındalığına ulaşma menzilinin çok daha ötesindeyiz sayelerinde. Göze indirilen perdelerin yollara serilen engellerin, dört yandaki tuzakların, aralıksız hiddetin yinelendiği bir yerde işte bu topraklarda sınırın meselelerini konuşmuyoruz. Meseleleri konuşmak bir yana artık hiçbir şekilde haberdar bile olamıyoruz. Yüklenebildiğimiz kadarıyla, yük edindiklerimiz ile birlikte yola devam ederken daha fazlasına artık tamah etmeyeceğimizi, hiç istemediğimizi yinelerken buluyoruz kendimizi.

Yolumuz, yordamımız, gündemimiz, türlü çeşit engebeler, engellemeler ile donatılmışken gücün-muktedirin dümen suyunda gitmeyi mubah bir şey sayanların sözleri ve ikrarları sıralanıyor. Peyderpey yinelenen, tatlı hayatın eksiltilmemesi bahsine tıkıştırılıyor. Güzel günler yaşanıyormuş gibi, bunun da önünü almayın dile getiriliyor. ‘Acı’ her yerdeyken bunun derdine düşmeyenler o bahsi takip edip duruyor. Sorgulama yerine kanıksama, itirazsız riayet yahut da biat tavsiye ediliyor. Gözün görebildiği, kulağın duyabildiği ve aklın alabildiği şeylerin bir yanılsama olduğundan dem vuruluyor hala. Sorgusuzluk yeni hizalama sisteminin en başat tanımı-ayrışmaz öğesi eyleniyor. Biteviye tekrarlanan her fırsatta yinelenen sorgunun can yakacak bir tavır olduğu müjdeleniyor!

Kestirmeden atıflar, yaftalamalara dönüştürülüyor bu menzilde bu ülkede. Sözün herhangi bir karşılığı bırakılmıyor gayet bilinçle, idrak ile hınç ile birlikte. Yaraların müsebbibi olan düzen dün ne idiyse, bugün de onun yolunda yürümeye devam edenlerin tavırları ile yenileri çoğaltılıyor düzen kalıcılaştırılıyor. Yeniden güne dâhil edilenler ile beraber bu gayya kuyusu menzil körlüğün mabedi kılınıyor. Körlük kayıtsızlık ve zulme rağmen onamalar için talep toplanmaya devam ediliyor. Hedef yeni ülke, büyük spotlar ve afişler ile bildirilirken ortadaki oyun ve tezgâh eskinin aslen hiçbir yere gitmediğini göstere geliyor. Hedef yeni ülke diye kıvançlanılırken, bir yandan da muhafaza altına alınmak istenen düzenin en bet, en yara veren, en çok içe dert dağları oluşturanlar etmenlerine, ev sahipliğinde sürdürülüyor.

Nasıl olsa karışan görüşen olmadığından bu bahis, yeni bir tercihin kendisiymiş gibi pazarlanıyor. Yenilenmiş bir vaat olarak takdim ediliyor. Gerek içeriğin unsurları gerekse de zeyil olunanların bir uzamdaki birlikteliği laf ile icraatın nasıl da birbirlerini tamamladığını göstere geliyor. ‘Fecaat’ bu ülkenin ana omurgası kabilinden temellendiriliyor. Yoksunlaşmış, köşeye kıstırılmış daha kötüsü, daha fenalarını alıştırma yolunda bir ülke bina olunuyor. Şok doktrinleri artık birer gerçekliğimiz haline dönüştürülüyor. Fecaatler kalıcılaştırılırken sorgu, sual mesele edilmemesi zikrediliyor umarsızca. Omurgaya yapılan her müdahale fecaati daha da kötürümleştiriyor handiyse içinden çıkılmaz addedilen ne varsa onlarla da eklemlenerek devşiriliyor bir kez daha.

Sorgusuzluğun, kilit odağı oluşturduğu menzilden çıka gelenler bu fecaatin üzerinde birer ikişer yükselmeye devam ediyor. Kanıksatılmış olanların yanında daha öncesinden aşina olunmayanlar bu düzenek dâhilinde icat olunuyor. ‘Yeni’ salt lafın gelişi bir imi kolayca bulunmuş bir mahlası tanımlandırıyor artık. Düzen, kötürümün, yıkımın, tehdit ve taarruzların birlikteliğinde bir yeniyi oluşturuyor bugünün ülkesinde şimdilerde. Tüm unsurlar birbirlerine ulaştığında adlandırma zaten detayın ta kendisine eviriliyor haddizatında. Sorunlar varlığını mübalağasız korumaya devam ederken bir yandan güncellemeler gelirken ve yenileri eklenmeye devam olunurken sorgusuzluk kalıcılaştırılıyor artık. Yarının ne getireceği akıldan öteleniyor hep bir biçimde.

Ekranlar, yayınlar, manşetler, köşe yazıları ve seyirlik olan her şey içinde her şekilde bu algının üzerine oynanmaya devam ediliyor. Kanaat, erkânın, muktedir ve iktidarın tahayyülü dışındakileri kapsamıyor artık. Kanaat diye bildirilenler sıradanın hayatına dair tek bir iz barındırmıyor artık. Kanaat diye kestirmeden yollananlar duraksamasız ve essiz, yeni tahakküm nesnelerine dönüştürülüyor. Yeni tahakküm mutsuz kitlelerin daha büyük daha derin yıkımlarla bir başına kalmasına sebebiyet verendir işte. Kanaat artık sorgulanmayanın ta kendisidir. Böylesi bir izlektir bu yerde. Kesintisiz addedilen kutsiyet biçimlendirilen ona dar bir elbise giydirilmesi gayretidir. Yekûnda dertler boyu çoktan geçmiş, her yere ve her şekilde eşit bir biçimde pay edilirken halen her şeyin en konforlu en müstesna, en pirupak güncesinde yaşadığımız iktibas olunur.

Neşredilip yaygınlaştırılan, dertlerin çevrelediği bir yerdeyken tam tersi cennet bahçesinde bulunduğumuz fasaryasına sımsıkı tutulmasıdır dört bir yanda hep aynı zümrenin dilinde. Baş efendi hayatı yorumlarken değil reel politiğin argümanlarını bölük pörçük kılarak, onları çekip çevirerek yeni yıkımlara yön tayinini gerçekleştirmektedir. Daha hazret cümlesini bitirmeden çok doğru tespit, büyük cumhur, pek de dikkatli ve maharetli dile getirmişler kendileri vs. birbirini takip eder iş bu sarmalın neşriyatında. Hayat hiç yorumlanan değil dönüştürüldükçe içinden çıkılamayacak bir çukura dönüştürülmektedir bu metafor değil gerçek kabilinden, üstünkörü okumalar, had bildirimleri benzeşir gibi olan, ama her defasında ayrı yerlerden çıka gelen kırmızıçizgiler bunun içindir. El alınıp, hayatı dönüştürebilmek için sıklıkla yinelene gelmektedir.

Benzeşmeyen bir örnekleşmeyen ‘tek tip’ tedrisatında kendisini konumlandırmayan kısaca tehdide hedefe yerleştirilmeye ve hiza buyrulmasına karşı sesi sözü olanlar için cehennemin kapıları bir kez daha aralanmaktadır bu ülkede. Tahammül eşikleri alt üsttür artık tolerans diye bir tanım duyulmamıştır empati denilenden zerrece haberimiz yoktur memleket idaresince. Şartlanmışlıklar tehdide evirildiği yerde, hayat -gasp edilendir. Bugünün ülkesinde yok saymanın sıradanlaştırılması bunun da vaka-i adiyeden sayılmasının gayreti bu pejmürdeliğin böylesi bir yok etme kültürünün, giderek merkezileştirilmiş, düzayaklaştırılmış halini gözler önüne sermektedir.

Düşman tanımı olan algıya yapılan müdahaleler ile halkların özden birbirilerini duyabilmelerinin, sorunlara vakıf olabilmelerinin önünü almaya çalışan bir yapımdır karşılaştığımız. Düşman yetmiş üç milletten her gün birisinden birisine, bir biçimde aynı karanlık aynı sığlığı muhafaza eden bir bakışımla beraber üretilmektedir. Düşman tanımı artık açıktan dile getirilmektedir. Hayat mı artık yerle yeksan edilen, delik deşik edilendir işte bu menzilde. Uzağına düşmeden, kelimeleri eğip bükmeden bir edebi, yazınsal nüvesine bağlı kalmaya hacet bıraktırmadan kendiliğinden bu tortu ve hamle bütünü nefreti kalıcı kılar artık. Defalarca düzeltilmiş, çoğu zaman onlarca kez okunmuş, tashih edilmiş; kelamın ve cümlenin sözün karşısında küt diye çıka gelen, güm diye gündemin ortasına düşürülen yorumlama diye bildirilen başbakanından milletin adamına kadar tekrarlanan ve savunula gelen bir edim haline dönüşür nefret.

Betliğin, fenalığın makul! sayılabilecek bir şey olarak bildirilmesidir dert. Bir ibadethanenin kapısına “yıkılacak mekân” yazılmasıdır dert, hemen hiçbir yerde haber değeri taşımadığından bahsi bile açılmayan bir kırım sistematiğidir dert. Soykırımın kan dökmek ile paraleli olarak şekillendirilen Beyaz soykırımın, asimile etmelerin, kültüre ve inanca karşı tek ve muktedir müdahalesinin devamlılığıdır sistematik olan. Sistematik diye duyurduğumuz bir bahisten çok gerçekliğin kendisidir. İstenmediğimiz yerde yaşamanın nasıl zora koşulduğunun özetidir. Gün aşırı medyanın önemli bir kesiminde tutturulan bu nefret söyleminin nihayetinde bir kez daha hedefe, tacize cüretidir asıl dert. Münferit kod genelde ülkesine bağlı yurttaş diye anıla gelen ve daha birkaç hafta önce Ankara’da Hdp üyesi Ahmet Karataş’a bıçakla saldıran zümrenin karga tulumba gündemden düşürülmesidir dert.

Ahmet Karataş’a saldırının da tıpkı diğer organize şiddet hücrelerinin, paramiliterlerin yaptıkları gibi göz ardı edilmesidir derdin en büyüğü. Hala mı münferit, hala mı normal bir şeydir hiçbir şeyine vakıf olamadığı, dahası duymak dahi istemediği her şeye kulaklarını tıkayan aklını ketumlaştıran vicdanını çürüten bir erkin bu algısıyla nefes alan hiddet ve yaşam birlikteliği. Sorgusuzluğu normal ve muteber bir sonuç bildirenlerin bunu müspet kılanların dillerinden dökülmeye devam edilenler kadar yapa geldikleri, yol verdikleri tüm hiddet seremonileri, bu linç ayinleri ve hedef gözetimleri hala mı normaldir? Nizamsızlığın, orman kanunun, yeni bir düzen olarak duyumsatıldığı yerde hemen her şeyin kör topal bir baskınlık ile kapkaranlık bir güncellikte yinelendiği menzildir işte hala normaldir diye bildirilen.

Normatif olarak düzenlenen şeyin talan yağma, riya, menfi olanların müspet bildirilmesi gayretidir. Bu dehşetengiz çukurda kapkaranlık bir menzilin bina edilmesi birbiri peşi sıra yapılan ve edilenlerin gözetilmesi örtbas edilmesi, göz ucuyla dahi olsa takip edildiğinde bu durumu teyit etmektedir. Ülke dediğimiz yer betliklerin buluştuğu, fenalıkların kollandığı, riyanın önemsendiği, hakikatin değil de yalanların öncelendiği, hırsızın, arsızın ve katilin yüceltildiği ucubeliğin ta kendisine dönüştü artık. Dün dile dökülenlerin, bugün gerçek yıkımlara doğru dolanmadan, kesin olarak tarumar edildiğini, bunun için aralıksız çalışıldığını artık görüyoruz. Makûs kader ve anlamlı yazgı belli belirsiz imaların ve hemen her şeyin önce rakam sonra maddi envanterinin çıkartıldığı sıfır hassasiyet bir ülke kalıcılaştırılıyor miladi iki bin on dörtte.

Yaraların önemsenmediği bilakis bunları kanatmakla kalıcılaştırmak için eldeki tüm imkânların resmen seferber edildiği bir menzil kuruluyor bu miladi iki bin on dörtte. Reel politik, bedene kurulan tahakküm, akla karşı yükseltilen duvarlar, istemezük ve oldurmazıklar ile hemhal bu toplumu dörde, beşe sayısı artık muamma bir ayrıştırmaya tabi tutuluyor miladi iki bin on dörtte. Muktedir dönüştürürken kendi zihninin kötürümlüğünü, onca kötücüllüğünü, dolambaçsız, imasız her karşıt bildiğine zulmederek yaygınlaştırmaya çalışıyor, bunca şeyden sonra milattan sonra iki bin on dörtte. Kesintisiz boşluklar yaratılıyor erk eliyle. Her boşlukta devletin tahayyülü ola gelen hiddetin, şiddetin yeni utanç vesikaları denkleştiriliyor. Boşluklar öylesine derin, öylesine çok ve birbirine öylesine yakın ki bunlara takılmandan, düşmeden yol alabilmek hemen hemen imkânsız kılınıyor.

Delik deşik her yanı mecazi değil bilinen çukurun ta kendisiyle donatılmış, zapt edilmiş bir ülke ortaya çıkartılıyor. Henüz on beşindeki, İbrahim Aras’ın katledilmesinin ardından çıka gelen esasen silahla katledilmiştir beyanından meydana çıkmaktadır çukur. Lice’deki T.C. şiddetini protesto eylemlerinde katledilen İbrahim Aras için Adli Tıp’ın "yüksek kinetik enerjili harp silahı veya domdom kurşunu bulunan av tüfeğiyle" öldürülmüş olabileceğinin bildirilmesidir dert. Valilik ve Emniyetin yalanlarının bir kez daha ortaya çıkmasıdır, bu çürük düzenin ifşasından sonra çıka gelendir çukur. Mahir Çetin’in “Pis bir Kürd” olarak Kürtçe konuştuğu için on saniye içerisinde linç edilmesinde çıka gelmektedir o çukur. On saniyede on beş kişinin bir cana kast edebilmesinin cüretinden çıka gelmektedir o çukur. Hepimizi dibine çekmeye devam eden sarmal.

Yolunda gitmeyene karşı, kendiliğinden müdahale etme hakkını bulan her şeye müdahil hemen her şeye devletle eş zamanlı olarak da önce kırım zulüm ve ardından da linçi ve yok edişi makul bulanların imalatı olan çukur. Gel de yaşa, yaşayabil bu sınırda. Her şeyin karmakarışık değil, ölçülüp biçilerek oluşturulduğunu teyit edendir işte o çukurlar. Çepeçevre sarmalandığımız. Dün yeniye kavuşurken, yeni yarına dönüşürken gün yeniden yola çıkarken ne kadar farkındayız bu çukurların çepeçevre, dört bir yanda sarıp kuşatıldığımızın ne kadar bilincindeyiz. Ne kadar umursuyoruz o çukurları. Nasıl bir tahayyülümüz olacak bu fecaate bu satırlar dolusu felaket ile belirenlere karşı ne edeceğiz. Nasıl olacak gidişatımız düşünüyor musunuz, zaman artık aleyhimize işlerken? Sorgusuzluk, mahvın güzergâhı dâhilinde bir ara bağlantıyı sağlamaktadır.

Sağlama alınan adlı adınca bir tahakküm reçetesidir bir kez daha ve asla son kez değil. Hiçbir surette asla karışılmayacak ve görüşülmeyecek ve asla sesi, sedası işitilmeyecek meselelerin toplanma sahalarından birisidir sorgusuzluk menzili bu ülkede. Kayıtsızlık yinelenirken “düşlerimiz” kırıma uğratılmaktadır. Kayıtsızlık yinelenirken canlarımız “çalınmaktadır”. Kayıtsızlık yinelenirken her yer betonla donatılırken mezarlarımız derine kazılmaktadır. Kayıtsızlık yeniden şekillendirilirken koca bir muamma ile geleceğimiz şekillendirilmektedir. Sessiz ve derinden iki bin on beşin temellerini olabileceklerin bir ön gösterimi gerçekleştirilmektedir. ‘Sessizlik’ yaygınlaştırılırken menzilin dört yanında tek tip bir kuru gürültü duyurulmaktadır susun ve itaat edin. Tek bir yankı vardır, ölseniz de biat edin, konuşmayın. Hakkınızı ve hukukunuzu aramayın. Yılın ve tükenmek için sıranızı bekleyin.

“Yeni konuş” bir mizansenin kayıt altındaki yazılı haliydi. Bugünün ülkesi o fablın ve yazınsalın sınırlarını tamamen alt üst ederken ve yıkarken kendi yeni konuşunu bina etmektedir. Sorgusuzluğa yön belirleyen ipuçlarını barındıran bir yeni konuşu icat etmektedir. Yeni konuşta merama, hayata sözün kendisine yer yoktur. Bahissizliğin çölüdür orası. Bu yeni diye ulaşılan menzilin yeni dilinde. Yenilenmiş “eski” hücrelerimize kadar nüfuz etmeye devam ediyor.

Her yanımız bir çukurken, bugün artık sorgular mısınız iyice yok olmadan, susmadan? Her yanımız yeni konuşun mizacında öğütülmeye devam edilirken, hayat eksiltilmeye her şey yıkıma ve virana terk edilirken, uçurumdan önce fark edebilecek miyiz, sorgulayacak mıyız o gidişatın gidişat olmadığını. Reel politiğin çukurlarından, gerçek hayatların yutulduğu, derine hapsedildiği, içinde unutulduğu, katledildiği o cehennemi ayağımıza getirenlerden hesap birer birer soracak mıyız? Sorgulayacak mıyız? İşitir misiniz, duyar mısınız? Özgürlük ve adalet ve eşitlik bahisleri bir kenar süsü olarak anılan bir ülkeden nihayet gerçek kılındığı bir yere varır mıyız? İşitir misiniz, duyar mısınız? Meramımızdır.

>>>>>Bildirgeç
Devlet - Arif ALTAN - Özgür Gündem

Suçluluğu hiçbir şeyle bağlanmamıştır, günahkarlığı her yandan fışkırır ve her şeye yönelir. Cinayetle başlar, cinayetle sürdürür. Hunharlığı bilinmez bir meziyet değil, sisteme ve kurama boğulmaksızın katliamlar gerçekleştirir. Onun baştan çıkarcı yanı arılığıdır. Seslenişi billur, eylemi şeffaf, niyeti berrak. Öldürmeye bahanesiz. En beceriksiz anında bile elbisesindeki bir toz gibi üfleyip ruhları bedenlerden söküp atabilir. Her hareketinde yığınların kendisi hafifler, onun her yöneliminde kurbanlarının kendisi suçluluğa bulanır. Keyfiliğine ciddiyetle bağlanır sökülüp alınan bütün ruhlar. Dalaverenin masumiyeti gibi ışıldar, her cinayetinin ardından sırıtan tunç soğuğu çehresi. Aklı taşıyan bir yükümlülük, kendinden uzağa sıçratan bir ürperti dolaştırmaz bu çizgiler. O öldürür, kurbanlarıyla birlikte herkes onun merhametine kefil yazılır.

Mahremiyeti, kanlı yönelimi.  Serveti, sefillerin tutkusuz mahrumiyeti. Bir ölüm sessizliği kopardığı kıyametin sesi. Hayat için mütevazi kıt isteği, kıyım için debdebeli bir gösteriş bütünlüğü. Kıskanılacak kadar benzersiz, göz kamaştıracak kadar kendine özgü. Çekingenliği, kucaklayıp boğma arzusu. Kendi eserine övgüsüz, kendi ağırlığına şevksiz, kendi yaratıcılığına duygusuz. Sıçramalara hevesli, epik atılımların soğuk doğruculuğuna yanlışlığın ağır nefesi. Yansımaların hafifliği, karanlığın belirsizliği, yaklaşan bir tehlikenin tedirginliği, görünmez bir gücün boğucu kütlesi. Yalan tanımlayabilir, günah açıklayabilir, kötülük yorumlayabilir, vahşet kusursuz çerçeveyi doldurabilir.

Sinsiliğin beceresi, entrikanın süreğenliği, hainliğin işleyen kusursuz zekası. Salt bir kötülük müessesesi değil, devlet denen infaz yeteneği, bir iğfal bilgeliği. Üstün ruhların tüm o tuhaflıklarıyla içinde kaybolup gittiği bir kesinlik enginliği. Ama belirgin ve göz önünde, duru ve  gizemsiz. Dünyanın yontma taş dönemine ait süslemelere sahip mağaraların yalın dinginliği kadar çıplak bütüncül kötülüğü. Ağlamaksızın dökülen bir gözyaşının saydam sahteliği. Bir sükunet havası, bir kalabalık uğultusu. Damarlarında ilk kan pıhtısına dek izleri sürülebilir aldanış.  Bir yankısız, bir ürkütücülüğü dönüşümsüz kükreyiş. Herkesin zaafı, herkesin suçluluğu, herkesin arzulu süzüşü.

Bir ruh, bir kişilik. Yasalar, uzuvlar, figürler, kurumlar, kurumlanışlar, yaslanışlarÖ Bütünlüğüne bölünmüşlükler yok. Söylevler, hatıralar, saldırılar, düşsüz düşüşler, dirilişsiz ayaklanışlar, aynı kaynağa çıkan milyonlarca ve milyonlarca yansıma. Büyüklükten uzak küçüklüğün kibri, yoğunluğunu bulmuş şiddetin kuvveti. Kölelerin mırıltılarına dalgalanan sağır patlama. Bir saplantı, büyüleyici bir paranoya. Sıhhati bulmak için hastalığa sarılan hile dinamiği. Devlet, bir inanış iklimi inançsızlıkta, hırsta erişilmemiş güvensizlik. Her canlıya güven içinde sinmiş uğursuz hava.

Sert bir memnuniyet, yolundan alıkonulmaz bir içtensiz inat. Kan soğur, cesetler çürüyüp gider, hakikat, anlamsızlığına parçalanmış sözcüklerle dönüşür. Yalan sarsılmaz gerçeğin kendisi olur. Dürtüleri hiçbir şeyle bağlanmamış, hırs her yanından fışkırır ve her şeye yönelerek öldürür. Devlet bir ihtiras ezgisi, bir vahşet sergisi. Hiçbir şeyi tamamlamaktan hoşlanmayış diye de okunabilir. Hiçbir şeyi sona erdirememesi onun doğası, gücünü belirleyen bu kuvvetsizliği bizim talihimiz. En yeni, en çabuk eskiyen şey. İyi niyetli öğütleri geri çeviren, ölümden soluyan sağır nefret. Hakikatin şaşkınlığı, dirençsiz kuvvet sarhoşluğu. Hakkında her şey bilinene aldanmak bir şehvet tutkunluğu. Devletin yalanı, herkesin hakikati olur bu durumda.

Fitnenin kaynağı fitnenin çok ötesinde, kötülük kötülüğün çok uzağında böylece. İki günde 50 insanı öldüren kuvvet kuvvetsizliğinin derinliklerinde. Devlet, bir hile klasiği. Ceset diriyi vurdu. Değil mi ki suç, suçlunun görünmesinden öncedir, ölü canlıyı, olmayan olanı, başsız gövde kılıcı getirmez mi? Ceset kendi failiyse, devlet ne etsin! Herkes kendi ölümünden, ama ölü çocukların tenlerini cüzdanına dokunur gibi okşayan cin adamlar,  toplu mezarları çeyiz sandığıyla karıştıran neşeli hanımlar da devletin ağzından seslensin.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Arif ALTAN'ın kaleme aldığı "Devlet" başlıklı makalesi bu eksiklerimizin ya da anlatamadıklarımızın tamamlayıcısı olan bir okuma parçası. Özgür Gündem gazetesinde yayınlanmış olan makale dahilinde, kurgudan öteye açık ve seçik olarak Devlet'in her ne olduğu ortaya çıkıyor bir kez daha. Ulaşmayanlara, uzlaşmayanlara, halen tenkite sahip çıkanlara, kestirmeden meramı anlatıyor. ALTAN'ın ve Özgür Gündem'in anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Hayatını Kaybeden İşçilerin Anısına... - Soma'nın İşçileri
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
O Tweet Sana Değil - Leyla ALP - T24
Sevme Beni! - Meral AKBAŞ - Birikim
Sonra Dedim Ki... - Ruhi UZUNHASANOĞLU - Muhalif Yazılar
Önce Söz Vardı - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Çeşit Çeşit Hudut Var - Filiz GAZİ - Bianet
Kara Leke - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Ete Giren Bıçak… - Ali Murat İRAT - Birgün
Politics Strain Turkey's First Kurdish-Language Institute - Fehim TAŞTEKİN - Al Monitor
Family Ties - Lauren BOHN - UNHCR Tracks
Yerellik ve Evrensellik Arasında Rojava Deneyimi - Bülent KÜÇÜK - Ceren ÖZSELÇUK - Jadaliyya
Bir Yaşam Devrimi - Salih Müslim’le Röportaj - Jonas STAAL - Çev: Zeynep UĞUR - ZAN
YPJ Komutanı Meryem Kobanî ile Miştenur Tepesi ve Son Durum Üzerine - Mutlu ÇİVİROĞLU - MÇ' Blog
Kürt Kadının Devrimi - Özel Sayı - PolitikART
Hayat Denilen O Ülke - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem
Çözüm Süreci ve '90'lara Dönüş - Cuma ÇİÇEK - Birikim
Kürtlere Karşı Nefret Söylemi ve Irkçılık - Şerif DERİNCE - PolitikART
Kobane'nin ‘Biz’imle Ne Alâkâsı Var? - Temel DEMİRER - Harfvolver
Bir Mescitten Kobanê’ye İki Çocukluk Arkadaşı: ‘Biri YPG’ye, diğeri IŞİD’e..’ - Vahap IŞIK - Jiyan
Tuğluk: 'İnancım Yok, Umarım Yanılırım' - Gonca ŞENAY - Al Jazeera Türk
Süreç: Neler Olmuştu - İrfan AKTAN - Heinrich Böll Stiftung Türkiye
HDP Suggests Accelerated Process For Kurdish Bid - Deniz ZEYREK - Daily News
Turkey-PKK Peace Process 'At Turning Point' - Güney YILDIZ - BBC News
Research Paper: ISIS-Turkey List - David L. PHILLIPS - Huffington Post
İbrahim Aras, Kapsülle Değil Silahla Öldürülmüş - Kemal GÖKTAŞ - Milliyet
Çadır Kentlerdeki Kobaneli Çocuklar Kışa Çorapsız, Ayakkabısız Giriyor - Bianet
Turks Increasingly Sympathetic To Islamic State - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Üç Büyük Katliamın Paylaşılamayan Mirası: Ermeni Yetimler - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Müslümanlaştırılan Ermeniler Bu Kitapta Ele Alınıyor - Hrant KASPARYAN - Demokrat Haber
Vali Vekili Ermeni Mirasına Düşmanlığı İtiraf Etti - Agos
Alevi Bektaşi Federasyonu: Alevilik AKP’nin Can Simidi Değil - Bianet
#DersimSoykırımı - Adam “Öldürmemişler Mi?” Kutu Deresi’ne Gitsin Sorsunlar - AABF - FDG - Agos
#DersimSoykırımı - Dersim Dört Dağ İçinde - Gökçer TAHİNCİOĞLU - Milliyet
1964 Sürgünü: Meslekleri Yasaklanan Rumlar - Özgür KAYMAK - Bianet
Unutmamak, Unutturmamak İçin 11. Kez “Buradayız” - Mois GABAY - Şalom
I Am A 14-Year-Old Yazidi Girl Given As A Gift To An ISIS Commander. Here’s How I Escaped - Mohammed A.SALIH - Washington Post
Ve “Öteki” Çocuklar: Görülmeyen, Duyulmayan, Konuşulmayan -2 - Adem ARKADAŞ - Ayda ERBAL - Azad Alik
II. Pozantı Vakası’nda Gardiyanlara Ceza Yok, Soruşturmada Adım Yok - Sendika.org
Sekiz Tutuklu Çocuk İki Gün Ring Aracında - Yüce YÖNEY - Bianet
Norwegian Doctor Banned From Gaza: ‘I Document What I See & That Makes Me Trouble For Israeli Govt’ - RT.com
Kapitalizmin Doğayla Savaşı - Necati SÖNMEZ - Özgür Gündem
Yırca'da Neyi Kazandık? - Fevzi ÖZLÜER - Evrensel
Yırca’da Ağaçları Katleden Kolin’e Toplamda 511 Bin TL Ceza Kesilmiş - Diken
Ermenek’ten Yırca’ya, O İhaleden Bu İhaleye... - Yetvart DANZİKYAN - Agos
#KatilHırsızYağmacı Kolin'in Yöneticisi - Vicdanen Rahatsızız - Banu ŞEN - Hürriyet
#AfşinElbistan - Küller ve Kökler (2) – “Dumanı Biz Yeriz Sefasını Onlar Çeker” - Gözde KAZAZ - Yeşil Gazete
Ahmet İnsel: İktidardaki Zümrenin Zihniyetini En İyi Yansıtan “Ak Saray” Ak Devlet’in Makamıdır - Cafrande.org
Ortadoğu’yu 1. Dünya Savaşı Mı Şekillendirdi? İslamcılar Bu Hikayeyi Neden Seviyor? - Nuray MERT - Diken
Armenia Vows 'Grave Consequences' After Helicopter Downed - Emil GULIYEV & Mariam HARUTUNYAN - AFP
Yunanistan'da Binlerce Kişi Eğitim Reformunu Protesto Etmek İçin Yürüdü - Anarşi Haber
#AccionGlobalporAyotzinapa - We Ask The World To Keep An Eye On Us Today - Cool Kids
#AccionGlobalporAyotzinapa - Protesters Burn State Congress Over Mexico 'Massacre' - AFP Feed via Yahoo!
Susmak - Tanıl BORA - Birikim
Sennett’in “Yabancı”sı Veya Bir Cemaat Hayal Ettik, Yabancılar Kirletmesin! - Emek EREZ - Edebiyat Haber
Anadilinize Çeviri Yaparak Dünyayı Değiştirebilirsiniz - Bahar C. MULLER - Bianet
'Beni Tarihle Yargıla': Ahmet Kaya Kasetlerinden Alternatif Bir Siyasi Tarih... - Bahadır ÖZGÜR - Radikal
46 Yıllık Gazeteci Ali Haydar Yurtsever Hayatını Kaybetti - BBC Türkçe

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info Fotoğraf

>>>>>Poemé
Kayıp Şiir - Katerina GOGOU

    “Bana engel olmasanıza! Hayal kuruyorum.
    Yalnızlık ve adaletsizlik içinde yüzyıllar geçirdik.
    Şimdi durun! Beni durduramazsınız.
    Şimdi ve burada, sonsuza dek ve her yerde
    Özgürlüğü düşlüyorum
    Herkesin eşsiz güzelliklerini,
    Evren için yepyeni bir uyum yaratacak olan.
    Hadi oynayalım!
    Mutluluktur bilgi,
    Okullu olmayı gerektirmeyen.
    Düşlüyorum çünkü bu duyduğum aşk,
    Gökyüzündeki büyük hayaller için,
    Ve, kendi fabrikalarında
    Tüm dünya adına çikolata üreten işçiler için.
    Düşlüyorum çünkü biliyorum ve buna gücüm var.
    Bankalar hırsız eder insanı,
    Ve hapishaneler terörist.
    Tüm uyumsuzluk yalnızlıkla
    İhtiyaç üretilenle
    Ve, ordular sınırlarla
    Var olur.
    Hepsinin nedeni mülkiyet,
    Ve, şiddetin nedeni şiddet.
    Şimdi değil! Beni durduramazsınız!
    Şimdi, ahlaklı dürüstlüğü
    Yeniden kurmanın zamanı.
    Yaşamı şiire,
    Yaşamı pratiğe dönüştürme zamanı.
    Bu yapabileceğimin hayali!
    Sizi seviyorum.
    Ne siz beni durdurabilirsiniz
    Ne de ben artık hayallerle oyalanacağım.
    Yaşıyorum ben!
    Ellerim dayanışma
    Ve özgürlük için
    Uzanıyor,
    Ne kadar sürerse sürsün.
    Hep yeni baştan,
    Yaşasın anarşi!”

Kaynak : Katerina Gogou: Atinalı Anarşist Bir Şair (1940-1993) - Sosyal Savaş