Sunday, January 25, 2015

Deuss Ex Machina # 534 - maska arxasında

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_534_--_maska arxasında

19 Ocak 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Şahan Arzruni - Genarios Ghorghanian - Romance Sans Paroles (Kalan Müzik)
2. Şahan Arzruni - Makar Yekmalian - Nocturne (Kalan Müzik)
3. Mariam Matossian - Dle Yaman (Self Released)
4. Mariam Matossian - Narineh (Self Released)
5. Lévon Minassian - İm Yarris / Pour Mon Amour / For My Love (Long Distance)
6. Lévon Minassian - Hol Ara Véze / L'appel De La Terre / Call Of The Earth (Long Distance)
7. Authentic Light Orchestra - Araspel (ArtBeat Music)
8. Authentic Light Orchestra - Mer Tan Itev (ArtBeat Music)
9. Burcu Yıldız - Komitas Vardapet- Alagöz Açerıt (Kalan Müzik)
10. Burcu Yıldız - Komitas Vardapet - Bahar Oldu (Kalan Müzik)
11. Albina Hambartsumian & Artur Sedrakian - Hov Arek Sarer Jan (Hollywood Music Center)
12. Albina Hambartsumian & Artur Sedrakian - Alagyoz Acher (Hollywood Music Center)

maska arxasında
(534)
Yaşamak Bir İhtimale Varmaktır

Bomboş bir kâğıda, bir boşluğa, belirli anlamlar ihtiva eden kelimeleri sıralayabilmek onlarla daha önce duyulmamış, anlaşılmamış, fark edilmemiş olan tüm detayları yakalayabilmek, tarif edebilmek hemen her şeyden daha zahmetli olan hayatı tasvir edebilmek yine yeni ve yeniden zora koşulandır. Sözcüklere sahip çıkılmasının yerine sessizliğe biat edilmesinin önemsendiği, öncelendiği, duyurulduğu bir yerde hayatın hallerini tek bir uzamda anlatabilmek, öncesini ve sonrasını bilmeden zordur. Haddizatında hemen her güne paylaştırılan bir ah’ın, bir ağıtın, bir can kırığının menzilinde bu tasvir daha da zor olandır zor olanı göstermektedir. Engellemeler, tenkitten tehdide uzanan çabalarla mani olmalar bir yana, bir de “tahakkümün” unutturdukları vardır. Kesintisiz olarak, bomboş kâğıda yazılması gereken şeyleri tüm o engellere takılmadan aksettirmek zora koyulandır.

Hemen hemen kolaycılığın süre giden gümbürtüsünde, her şeyin çabukça unutulabilir, pekâlâ tüketilebilir bildirilmesinden bu yana mana yağmalanandır. Günü birlik taarruzlar, her yandan seslene gelen muktedirin dili, yönlendirmeleri sıradanın kelamını yok etmektedir. Sınırlandırma çabası “derin boşlukları” meydana çıkartır. Dünün ağrısı bugün de işlevsel bugün de gözdağı için yeterliyken, haddizatında hemen her an başka bir vahametin başka bir can kırığının o yüke dâhil edilmesi söz konusudur. Sözlük güncellenirken, mihman daraltılırken ezberler ile hayat paramparça edilmektedir. Tek tipleştirilen düşünce, söz, dahası tahlil bu deney sahası kontenjanına haiz olan ülkede hiçbir şeyin kolaylıkla anlatılamamasına neden olmaktadır. Üzerinden kuşaklar da geçmiş olsa da yahut da şu anda eylenenler bile olsa acıların, ağrıların kâğıda dökülmesi zordur.

Kelimelerin birbirlerini bulabildiği, anlam-anlatım sahalarının yerle yeksan edilmesidir hep bir acıtan her defasında ağrıtan budur. Devinim harap ettirendir. Devinim harap viran olanlara yol etmektir. Akıl nobranlaştırılırken, nobranlaşan bir denetim mekanizmasının hayatın her anına apayrı kastedişini görebilmek pekâlâ mümkündür. Hemen tüm tahayyül elde olanın tükettirilmesi adına yinelene gelmektedir. Bugünü, en az dün kadar ağır kılmak yoksunlaştırmak yıkım ve daha beteri tahayyül edebilmelerle yarını daha da zora koymak adına yinelenenlerden mülhemdir. Zorlaştırma eksiltme bir manadan gerçekliğin ta kendisine dönüştürülmektedir. Her şeyin normalleştiği dile getirilip, her günün “yeni” nam ülkede olumlanması beklentilendiği bir tahayyüle sıkıştırıldığı güncellikte, esasen olan bitenin vahametini aksatmadan göstere gelmektedir.

Yeni diye bildirilen dünün eskisinin, o yüz yıllık mazinin, bugün doksan yıllık reklâm arası başladı-bitti çıkışına sıkıştırılanların halini, mealini ve mecalini bildirmektedir. Dünden devralınan, yarınlara ulaştırılmak istenen, hayata dair tüm detayların resmi tahayyüle - anlatıma göre şekillendirildiği bir uzamın kendisidir. Bu menzilin bu ülkenin hemen herkese vurgununun, kesintisiz sıradanlaştırılmasıdır. Zaman, ölçülebilir bir biçimden çıkartılarak genişleyerek gün mefhumu bu vakıaları ve olayları yutan bir kara deliğe dönüştürülmektedir. Karanlık güncellenebilen bir mesele dönüştürülmektedir. Zora koşturulan düşüncenin, anlamın, fikriyatın ve hikmetin sınırlarından uzak kılınmasıdır tüm ‘gayretkeşlik’ dört koldan bunun içindir. Devlet, onun nizamı, müessesi sıradan gibi görünürken, birebir bu tehdit etme, yok etme retoriklerine sahip çıka gelen kesimlerin varlığı ve eylemleriyle bu kara delik genişlemektedir. Sınırları büyütülmektedir hala.

Her gün bir dolu derdi yutan, onları bir daha işitilmez kılan bir miatla bellek sınanmaktadır. Miatlı bir yâd ediş bir hatırlama hali veya bilebilme eylemi söz konusu değildir ki bu deney sahası haline evirilen ülkede bile böylesidir. Kesintisiz tahakkümün hemen her güne sığdırılan fenalığın miatsızlığı, onların hemen her gün karşılaştığımız olmasından ileri gelmektedir. Her karşılaştığımız bir mahvetme hamlesinin en yeni, yepyeni bir halkasıdır. Her günün hepten ve sonsuz o yok etme istencine rehin edilmesi söz konusudur artık. Bütün sorular havada bırakılmaktadır. Nerede yaşadığımız nasıl hayatları idame ettiğimizin bir ehemmiyeti bırakılmamaktadır. Topyekûn tehditle dönüştürülen bir saha bugünün gerçekliği haline dönüştürülür. Bomboş kâğıda yazılacak anlamın yağmasıdır, geriye kalacak tek satırın bırakılmaması gayretinde yollandığımız yer ise “anlamın çölüdür”.

Dahası sınanırken bile kırılmaktayız, ayrışmaktayız. Bu her harfine aşina olduğumuz, zincirleme yok etme dert sahibi etmenin aslında ne olduğu idrak ettiğimiz yerde hayat çalınmaktadır. Hayatın çalınması sözden başlayarak, bedenler gasp edilerek ve katledilerek doğasına kıyılarak tabi bir yandan da yok edilerek, daha öncesinden beter bir medeniyet inkişafına kurban edilmektedir. Aklın normları düzeltilmek, düzenlenmek bir yana tahrip edilmektedir. Sözün yol göstericiliği mübalağasız bir kenara terk edilendir. Her gün bir kez daha bu tahakkümün kurduğu sahneler yeniden bir çukuru göstere gelmektedir. Her çukur “yepyeni” bir tuzaktır, bunca karşılaşılmış olmasına rağmen hala ve hala. Hayatın tanımlanabilir öngörülerden mürekkep, bir bütünleşik kurgu olmadığı dahası her günün bu sürpriz olarak anıla gelen, oysaki her birisinin apayrı bir dehşetengizliği muhteviyatında barındıran bir tekerrür yığınağı olduğu meydana çıkmaktadır.

Handiyse tüm cümlelere sirayet etmiş olan “sinizm” iş bu dehşetin karşısında çıkışların nasıl tıkandığını göstermektedir. Her çukur bir kırımdır. Ümit var olmanın değil, ümit kırıntılarının yağmalandığı güncellikte tehditlerin biteviyeliği akıllı olun bahislerinin tüm o güncellemeleri, dokunan yanar nidasının bir belirten olması, tanıklıklar, bu tıkanma halini cisimleştirir. Soyut kavramların deryasında değil, hepsine aşina olduğumuz neredeyse aklımızın bir köşesinde yer edinmiş somut hayat engelleyicilerinin neler olduğu o tıkıldığımız menzilden anlaşılmaktadır. Sıkıştırıldığımız saha anlamların ötesine varabilmenin, tüm arz-i hallerin her ne için olduğunu akıldan uzak tutmak adına deneyin sürdürüldüğünü bildirmektedir. Kelimeleri teferruat olarak ananların, öylesini anlatanların karşısında bu dar boğazın menzilindeki hallerimizin özetidir o çukur.

Çukur özetleyendir bir kere başlayabildiğimizde tanıma, gerisinin bu hayatın sayesinde gelebileceğini hep bildiğimizdir. Hakkaniyetin yerini hiddetin, hikmetin yerini zulmün ikame ettirilmeye çalışıldığı yerde elimizden gelen çığlıktır. Bu sözle aksettirilenler, söz dalaşlarının taşıyıcısı olduğu yerde belki hiç işitilmeyendir hiç anılmayandır. Yine de kapsam daraltılırken menzil karanlığa rehin edile durulurken bir ihtimaldir. Sözün hayatı tasvir etmenin yanında bir diğer önemli işlevi anlamı hatırlatan olmasıdır. Ancak hatırlayabildiğimizde, ancak sözü ikrar ettiğimizde malum gidişatın nasıl bir daraltımı, tükenişi göstere geldiğini anımsayacağız, ötesi değildir bu kadar açıktır ve alenidir. Muktedir tehditlerini hep yineleye dururken, her gün icat olunan, duyurulan yahut da müjde gibi paylaşılan hamleler bu ‘hayatı’ daha en başından rehin kılmaktadır.

Rehinelik şiddetin muhafazakârlıkla hemhal olduğu sahneden başlamaktadır. Hepimizin ortak hikâyesi buralardan başlamaktadır. Eksiltile, eksiltile en sonunda o boşluğa düşülmektedir, sayelerinde yapayalnız, uluorta. Sözün özü bu hamlelerin pekliğinde birbirimizi duyabilmemizin önü hep böylece alınmaktadır. Tüm bildirmeye, arz-i halimize katmaya çalıştığımız, ‘kudreti’ olmayan diye yaftalananlar olarak sualin sözün çukuru aşabilecek bir mefhum olmasına karşı taarruzun ta kendisidir. Bir teşebbüs, bir deneyim bu güncellikte o daraltmaların dibinde yeni değil belki ama hakkaniyeti yeniden özümseyebilmeyi mümkün kılacaktır. Ülke haletiruhiyesinin, bunca tedirgin kılınmasının müsebbipleri fark edilebilir bir ihtimal. Ötesi berisi olmadan düpedüz bir mahvın ortasında bırakıldığımız anlaşılabilir bir ihtimal, ne zamandan bu yana. Bu güncelliğin dönüşümü ezberlerin sıklıkla yinelene geldiği bir menzildir.

Oysa dünün sınırlarındaki yapılan her fenalığın hiç de boşa olmadığı sırf bu tekerrür edişten anlaşılabilir. ‘Komitas Vardapet’in, Yaşar Kemal’in, Didem Madak’ın yaza durdukları, yaşarken anlatmaya çalıştıkları bu hallerin birer örneklemidir. Henüz yaşarken fark edebileceğimiz o tehditlerin ne olduğu anlaşılacaktır her satırda, sözde, seslenişte musiki ile birlikte. Komitas Vardapet boşuna delirmemişti. İnsan diye bilinenin, kendi benzeşine kıyarken elini titretmemesini gördükten sonra. Boşuna değildi işte. Aziz Nesin boşuna kelama sığınmamıştı. Hallerimiz hal değil diye, boşuna dökülmemişti.  Ahvalimiz geldiğimiz yer katillerin memleketini ta o zaman gösterirken. Tezer Özlü çığlıklara boğulmadan çıkarmamıştı bu ülkeye dair en doğru cümlesini. Biz boğulduk sesimizi kendimiz bile duyamıyoruz artık.

Yaşar Kemal boşuna yazmamıştı ‘İnce Memed’i. Dert oradan, bugüne hala günceldir, dert ağrı ve acı hala aynıdır hiç duydunuz mu, hiç okudunuz mu? “Zulmün artsın, zulmün artsın ki
çabuk yıkılasın” o günlerden kalan bir emanetken hiç fark etmiş miydiniz? Hrant Dink boşuna dövünmemişti, yana yakıla bu ülke için. Bir tane cümle kurmak için. Bir kez olsun birbirimizi duyabilelim diye diye. Hayatı tasvir edebilmek onun içinden yeni ‘yolları’ bulabilmek giderek zora koşulmaktadır. Gün devinirken, her anımıza tekabül eden o tahakkümün belki en mühim kastedişlerinden birisidir bu bahis. Bu kadar yaşanmışlığa bir o kadar da tecrübe edişe rağmen henüz tam olarak neyin olduğu, neyin tükendiği anlaşılamamaktadır. İstekli bir çürüme halidir kanıksatılmaya çalışıldığımız. Yoksunuz ama daha da tükenmeniz için elden geleni yapacağız meydan okumasıdır daima karşılaştığımız.

Hayatı fark etmek, anlayabilmek sınavlardan fırsat bulabildiğimizde mümkündür. Üzerimizde kurulan deneylerden, başımızı kurtarabildiğimizde,  devletten feraha uzaklaşabildiğimiz yerde mümkündür. Muktedir tahayyülü, hepimize hemen günü dar ederken bir yaşam umudu ararız. Bir yerden yeniden başlayabilmek için hep burada olmamıza rağmen bir türlü fark edilmemize müsaade olunmayan menzilde, buradayız çığlığa dönüşür. Buradayız lalettayin bir beylik nida, laf olsun diye değildir. Gözlerimiz, kalplerimiz, vicdanlarımız azami müştereklerimiz hep bunun için seslenir. Değil bir gün değil bir yıl on yıl ya da yüzyıl zamandan bağımsız bağlantısız varlığın temsilidir o çığlıklar. Buradayız hala tüm bu hamlelere rağmen buralardayız. Tüm hain ilan etmelere rağmen mihrak bilip tüm soy kodu uygulamalarına rağmen tüm sessizliğe rağmen buradayız. Tüm fişleme gayretlerinin arkasının bir yıkım başlangıcı olduğu bilerek buralardayız.

Bildik genellendirmelerin, günlük söylemlerin bir hedefe koyuş olduğunun farkındalılığıyla buralardayız. Buradayız sözümüzün bu bomboş kâğıda dökülen her bir harfin hakkını verebilmek bir gün mutlaka diyebilmek için, buralardayız. Yaşayabilmenin bunca ağır koşullarla hemhal ettirildiği bir yerdeyken sözümüz tek çıkış olanağımızdır, tek ihtimalimizdir. Siyaseten değil hayatiyet için başkaca yolumuz da yönümüz de olmayacaktır, tüm yukarıda saymaya çalıştığımız referans isimler gibi hayatın ta kendisidir istediğimiz. Hepsinin anlata geldiği hakikat meselinin ta kendisi adına buradayız ki hala ses edebiliyoruz. Bu boş kâğıda birkaç satır da olsa dökülebiliyoruz. Ümit tırpanlanırken, sevinç yağmalanırken, geçmiş ve gün kırımlara rehin geleceğimizin de bu doğrultuda kara bir günceyi sağlaması için çalışılırken buralardayız. Sözümüz bu mahvetme düzenine karşıdır işte bu kesindir. Buralardayız ve bir gün mutlaka anlaşılacağız derdimiz, tasamız ile müştereklerin tesis edilebileceği bir yurda özlemle yaşıyoruz. Bir gün mutlaka… "İşler böyle yürüdüğünden dolayı, işler böyle yürümeye devam etmeyecektir." Bertolt Brecht

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

>>>>>Bildirgeç


Bazen bir düşünceyi, kaçmasın diye bacaklarımın arasına alıp geceler boyu bana bir şeyler söylemesini isterim. O söyler, ben yazarım, hele bir de kışsa, hava soğuksa, seviştiğimiz bile olur... Bazen de bacaklarımın arasından kurtulup yakama yapışır, bu defa da o gitmez, söyleyeceklerini dinlemem konusunda ısrar eder. Geçenlerde umutsuz bir düşünce yapıştı yakama, nereye gitsem peşimde, vapurda, sokakta, kahvehanede yanımdan ayrılmıyor. Bazen ona kötü kötü bakıp “De git!” diye bağırdığım da oluyor, ama hiç oralı değil, pişkin pişkin sırıtıyor. Umutsuzluk, kendine ve hayata ihanet etmek gibi gelir bana, o yüzden peşimde dolaşıyor olması tedirginlik verici.

Diyor ki, “Bıkmadın mı üç öğün kasvet yemekten, çayın yanına biraz çocuk ölümü, tatlı niyetine biraz kışkırtma, hava almak isteyince bolca biber gazı… Her güne birden fazla katliam, cinayet düşüyor artık. Takvim yaprağını çevirmeye korkar oldun. İyi uyanmaya gör, gazeteleri korkarak açıyorsun o gün, kendini iyi hissettiğin için utanacağın bir sürü şey bekliyor çünkü seni dışarıda. Hâlâ anlamadın mı, demek ki insanların çoğu tehlikede olduğunun farkında bile değil. Tehlikede olmadığını düşünen biri, doğal olarak kendisini kurtarmak isteyenlerden nefret eder.”

Ona uzun uzun yanıtlar düşünüyorum zihnimde, söylediği her şeyin bir yanıtı var ama ondan kurtulmak için görmezden gelmenin daha iyi olacağına karar veriyorum. O devam ediyor yakama yapışıp konuşmaya:

“Bir iktidar kendini bu kadar karikatürize etmişken, anlamsızlık duygusunun dipten dibe kendini hissettirmesi kaçınılmaz. Çelişkilere tanık olmaktan da, o çelişkileri göstermekten de usandığın olmuyor mu hiç? Boşa kürek çekiyorsun. İnsanları sorgulayan değil, hoşlarına gidecek şeyler yazıp keyfine bakabilirdin, hem seni daha çok severlerdi, hem de kolay olurdu senin için hayat, böyle kuşatılmaz, geçim zorluklarıyla uğraşmazdın. Sen ilk değilsin, nice yazar heba etti kendini böyle. Şimdiki edebiyatçıların çoğu, kariyer derdine düşmüş, en feci olaylarda bile sus pus oluyorlar, anlamışlar artık düzenin nasıl işlediğini. Kitapları çok satsın, devletten teşvikler alınsın, eserleri çok dile çevrilsin, ödüller verilsin derdindeler, sonra arada yuvarlak laflar edip ne kadar duyarlı olduklarını da gösterirler, zor değil. Kendi kendini bu kadar karikatürize yapmayı başarmış bir iktidarı destekleyenlerin kendilerine yaptığı kötülüğe üzülmek de gereksiz. Her şeyi bildiğini sanan ve koşulsuz itaat talep eden bir lideri takip ederek, kendi yaratıcılıklarını ve enerjilerini heba ediyor oluşlarından, bir kişinin sözde sağlam iradesine güvenerek kitlesel olarak iradesizleşmelerinden sana ne. Bu ülkede sadece sen mi yaşıyorsun ki, ödenecek bedel sana bu kadar dokunuyor.”

Baktı ki, ne söylese beni kışkırtamıyor, sözü Gezi’ye getirdi bu defa: “Gördün mü bak, kimse Gezi’yi ağzına almaz oldu artık. Geri çekildi insanlar, ne kadar gaz yerlerse yesinler, bir şeylerin değişmeyeceğini gördüler çünkü. Sen hâlâ hayal âleminde yaşayıp Gezi’ye güzelleme yapıyorsun.”

Bunu söylediğinde, tek tük sokak lambalarının aydınlattığı ıslak ve ıssız bir sokaktaydık. Yakasına yapışıp onu duvara yapıştırırken bilincim yerindeydi. “Geri çekilen bir şey yok, hem geri çekilmek ya da durmak, düşünmek için gerekir bazen. Hangi yöne gideceğini bilemedikten sonra hareket etmenin bir anlamı yok. Angela Davis, Boğaziçi’nde yaptığı konuşmada, söz Gezi’ye gelince, bir olayın sonucu ile etkisi farklı olur demişti. Somut bir sonucu olmayabilir, ama etkisi çok büyük. O etkiyi, yaşamın her alanında görmek mümkün, yüzlerce örnek sıralayabilirim sana. Kariyer derdine düşmüş edebiyatçılardan da bana ne. Mahkemelerde yargılanmış Yaşar Kemal’in kariyerine ulaşabilirler mi, suspus oldukları her şey bir gün karşılarına çıkar. Hem ben kimseyi kurtarmak istemiyorum; bu ülkeyi, Yaşar Kemal’in romanları, Yılmaz Güney’in filmleri gibi seviyorum çünkü, karşılık beklemeden.” Sonra, umutsuzluğun yakasını bırakıp, “Seni de seviyorum ey umutsuzluk!” diye bağırıyorum, “Beni sürekli sınayıp umuduma güç kattığın için. Turgut Uyar, ‘Umut kaçınılmaz gerçektir’ derken, emin ol ki aklında sen de vardın, seni umuttan ayırmadı hiç.”

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Tek bir cümle kimi zaman kafi gelmeyendir yaşananı anlatmaya. Bülent USTA'nın kaleme aldığı Yaka Paça Umutsuz makalesi bu minvalde bir değerlendirmeyi beraberinde güncemize dahil ediyor. Eksik kaldığımızı tamamlayabilmek için kimi zaman sözcükler en doğrusunu en kestirmeden bildirenlerle birleştiğinde anlamlıdır. Usta'nın sözcükleri bu minvalde önemli bir meram. Kendisinin ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen makaleyi sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
Piyano! - Veli BAYRAK - Demokrat Haber
Hepimiz Hrant Değiliz - Yeşim NUMAN - Jiyan
"Beni Öldürdüler Kardeşim!" - Ercan KESAL - Birgün Pazar
Soykırımla Yüzleşin, Çünkü Tarih Yaşıyor! - İrfan AKTAN - Zete
Buradayız Ahparig! - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Vicdanı Aklayamayanların Ülkesi: Pazartesi'den Çarşamba'ya - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Milletvekillerine Açık Mektup - Ercan KANAR - Demokrat Haber
Yargıtay'dan Uğur Kaymazı Öldüren Polislerin Beraatına Onay - Radikal
Nihat Kazanhan’ın Dosyasına Gizlilik Kararı - İMC
Aydınlar Katledildiğinde Çoğalır Karanlık - Akın OLGUN - Birgün
'Soyumuz Kırıldı Ey Halkım Unutma Bizi!' - Serdar KORUCU - Demokrat Haber
Yaşayanlar Görecek Ahparig! - Ateş KOÇ - Muhalefet
Bu 19 Ocak Başkaydı - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Bir Yol Bulmak - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Kurdish Anger Simmers as Turkey Accused of Killing Unarmed Teenagers - Jake HANRAHAN - Vice
Roboski - Adalet Bakanlığı'ndan Skandal Görüş - HaberVanTV
Uludere Katliamı ‘Hükümetin’ Kasasını Doldurmuş! - Taraf
Dink Suikastından 3 Yardımcısı Tutuklanan Engin Dinç Nerede? - Zaman
Emekli Savcı Ahmet Gündel'den İsmail Saymaz'a: “Ahlaksızlık Etme, Pislik” - soL
Hrant Dink Yerevan’da - Vahakn KEŞİŞYAN - Agos
«Թուրք նոր սերունդը կոտրում է լռությունը» - Hraparak
10 Yıldır Bekleyen Röportaj: "Hrant Ödevimdi Umudum Oldu" - Mahmut ÇINAR - Bianet
Zaman ve İnsan Kaybı - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Hrant'a Mektup - Aslı ALPAR - Adımizi
1915 Katliamını 19 Ocak’la Mı Tamamladık? - Fatih TUNÇ - Jiyan
"Eksiltmelere Rağmen Hala #BuradayızAhparig!" - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Ermenistan-Azerbaycan Sınırının '0' Noktasında Nefes Almaya Çalışmak - Aris NALCI - Radikal
Davutoğlu'ndan Hrant Dink Mesajı: Tekrar Dostluklar Kurabilme Arzumuz Samimidir - Agos
The Gallipoli Centenary Is A Shameful Attempt To Hide The Armenian Holocaust - Robert FISK - The Independent
Karadeniz'de Neden Rumca (Romeyika) Konuşuluyor - Vahit TURSUN - Devrimci Karadeniz
Türkyılmaz: ‘Türk Milliyetçiliği Olmasaydı Da Ermeni Soykırımı Yapılabilirdi’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Turkey - Education At A Glance 2013 Country Note - OECD
Ah Bu HDP Yok Mu… - Hayko BAĞDAT - HB' Blog
Lice, Cizre, Sırada Neresi Var? - Ajansa Kurdî
İslamcılar Yolsuzluklara Niçin Duyarsız? - Levent GÜLTEKİN - Internet Haber
Tutacağım Yas Toprak İçindir, İçine Bir Kral Girecek Nihayet… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Süryanilerden Öcalan’a Mesaj - ANHA - Hawar Haber Ajansı
25 Ocak ve Şeyma: “Bu Hâlâ Başlangıç!” - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Yemen In Crisis - Adam BARON - European Council On Foreign Relations
A Coup Around Every Corner - Paul Benjamin OSTERLUND - Jacobin
Yeni Bir Alternatife Doğru: Demokratik İslam - Derviş Aydın AKKOÇ - Yeni Özgür Politika
Charlie Hebdo’dan Dindarlık, Tabudevirme ve Medya Dersleri - Ragıp DURAN - Apoletli Medya
Charlie Hebdo’ya Saygı Duruşu - Alican TAYLA - Birdirbir
Après La Tuerie - Alain BADIOU - Aude LANCELIN - Sophie WAHNICH - Contre Courant
Küresel Baskı Küresel Cihada Karşı - Evren BALTA - Birikim
Noam Chomsky: America Is A Terrified Country - Catherine KOMP - Truthout.org - Salon
Boko Haram ve Nijerya: Petrol Yoksa Müdahale De Yok - Mehmet ULUDAĞ - Radikal Blog
Emeğin Müştereklerini Kurmak - Barış YILDIRIM - Müşterekler
Kürtler Yeni Bir Türkiye Yaratabilecek Mi? - Özgün AKDURAN - Başlangıç
Ölü Şamanlar Ayini - Sibel YÜKLER - Harfvolver
Büyük Türkiye Oteli ve Yükselen Ay Krallığı - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
Depo’da Yıl Boyunca 1915’e Yolculuk - Agos

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Resim: Behind The Mask – Wenny Yap

>>>>>Poemé
Yirminci Yüzyılda - Samih EL KASIM

Öğrendiydim nefret etmemeyi
yüzyıllar boyunca,
beni zorla yoldan çıkardılar:
Fırlattım oku suratına koca yılanın,
çarptım ateşten kılıcı canavar tanrının suratına.
İlyas Peygamber yaptılar zorla beni
yirminci yüzyılda.

Öğrendiydim ağıza almamayı
sapık düşünceleri
yüzyıllar boyunca.
Bugün yapıştırıyorum kamçıları tanrılara,
o tanrılar ki gönlümdeydiler, kutsaldılar,
sattılar benim halkımı iki pula
o tanrılar
yirminci yüzyılda.


Öğrendiydim kapalı tutmamayı
konuklara kapımı
yüzyıllar boyunca.
Ama bir gün açtım
gözlerimi ve gördüm ki
neyim var neyim yok yağma Hasan'ın böreği.
Ve gördüm ki asmışlar karımı,
ve yavrumun sırtında
na şöyle şöyle
yara izleri.
Konuk değilmiş onlar, anladım, düşmanmışlar.
Mayınlar, bıçaklar topladım eşiğimden.
Sonra ant içtim bütün yaralarım adına:
Atmayacak eşiğimden adımını, dedim,
bir tek konuk
yirminci yüzyılda.
Bir şairden başka bir şey değildim
yüzyıllar boyunca
tanrıdan medet uman.

Oysa şimdi ben
bir volkanım,
yirminci yüzyılda.

Patlayan bir volkan!

Çevirenler: A.KADİR - Afşar TİMUÇİN
Kaynak

Sunday, January 18, 2015

Deuss Ex Machina # 533 - Cold House Of Life

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_533_--_Cold House Of Life

12 Ocak 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ricardo Donoso - Vesperum (Denovali Records)
2. Ricardo Donoso - Crepusculum (Denovali Records)
3. Robert Del Naja - VC (Ludum Dare)
4. Robert Del Naja - DT3 (Ludum Dare)
5. Masks - Fragile Feelings (Opal Tapes)
6. Masks - Vapors (Opal Tapes)
7. Application - Swuth (Dust Science Recordings)
8. Application - Cron Job (Dust Science Recordings)
9. Ez3kiel - Dead in Valhalla (Ici D'Ailleurs)
10. Ez3kiel - Stereochrome (Ici D'Ailleurs)

Cold House Of Life
(533)

Eksiltmelere Rağmen Hala, Buradayız Ahparig!

Durağan olmayan, sürekli güncellendikçe yeni vahametlere yön belirlenen, bunların tümü için menziller geliştirilen, aralıksız ve kesintisiz tahakkümün yinelene geldiği bir yerde eksiltmeler hayatımızın merkezini kapsamaktadır. Eksiltebildikçe vahim olana rehin edildikçe; bellek, düş kırımlarının güncellenebildiği bir saha bina edilmektedir bugün. Tekerrür ettirilenler yinelenip dönüştürülürken ağrıyı ve acıyı güncelleyen buna göre hamleler yapılan bir ülkedir tasarlanan. Dünün yaraları önemsizleştirilirken, sorunumuz değildir bahisleriyle geçiştirilirken, günün ve şimdinin hali, şemaili onun kadar sert bir iklimi yineleye gelmektedir. Tekrarlanan şey düşünü yok etmek adınadır. Tekerrür eden olgu nefes almayı imkânsız kılmak adınadır. Hal ve gidişat fenalardayken normalin böyle bir şey olduğu savunulmaktadır. Hal ve gidişat yıkımları, ehven olarak görenlerin tahayyüllerine göre şekillendirilendir ülkede.

Yalanlardan el alınarak, ikame edilip topyekûn cerahate dönüştürülen irinlerin ülke temelinin yapıtaşı olarak değerlendirildiği bir menzildir sorun edilmeyen. Reçeteye yazılanların ilaç niyetine bildirilenlerin kötürümlüğü kalıcılaştıran, eksiltmeleri hayatın ayrışmazı ilan ettiği bir yerdir işte, dönüşe dönüşe sonunda varılan. Didaktik söylemin, biyopolitik edimin hemen tüm şartlanmışlıklarını hep bir biçimde savuna geldiği yerde ötesi beklentilenebilir miydi? Burası bunun gibi nice sorunun mabedidir. Meramın anlaşılmak bir yana oluşturulan ‘mağdur’ kültüne göre, ona tehdit olup olmamasına göre değerlendirildiği, her sözün, eylemin buna göre biçiminin kazandırıldığı menzilde sözün kıymetsizliği ilan edilmektedir. Eksiltmelerin birinci hamlesi sözcüklere karşı gerçekleştirilen çabalar ile sağlanmaktadır bu eskimeyen yeni içerisinde.

Yeni diye anılan hep nutku tutturan, soluksuzluğumuzu ve ne oluyor, nereye eviriliyoruz kısasını güncelleye duran bir yer olduğu aleniyettedir. Açık, seçik belirgindir. Kesinti, önce şifahen daha sonra hamleler kastetmek için yinelene gelenlerdedir. Eksiltmek işin sınırlarını tanımlandıran yapımın kendisidir. Gündelik olanın taarruzlara karşı bir başına bırakıldığı varsa yoksa bir heyulanın içerisinde küçük tefek seslenişlerin hasbelkader denk getirilebildiği bir yerde bunların bile akıldan ötelenmesi gerektiğinin eyleme dönüştürüldüğü, kısıtlandırıldığı bir menzildir bina olunan. Ezberlerle beraber yapılan eksiltme çabasının başlangıcı, seslenişlere, kelimelere, düşünceye yapılanlarla belirginleştirilenlerdir. Aklın fikrin dimağına menziline karşı bu eylemin artık bir tehditten öte gerçek kılındığı, ayrışmazımız bildirildiği bir güncellikte yaşamaktayız.

Sözün, anlamın, karşı istikametini yanıtını duvarlar ile çevrelemek bu yapımın halini anlatandır. Bu mefhumda denk getirilenleri belirginleştirendir. Eksiltmeler önce sözden başlayarak temellendirilendir. Hayat, her ne anlama tekabül etmektedir hep o yanıtsız konulmayı sürdürülendir. Genellendirmelerin güncesindeki bu hamleler, kırımları güncellemektedir. Söze karşı girişilen çaba dönüp dolaşıp bedene tahakküme dönüştürülür. Menzildeki erk muktedir ve iktidar çabası bunun içindir, hep buna dairdir. Kesintisizleştirilen tahakküm etap etap yinelenirken, bir öncesinde, icra olunanın yenilenmiş hali çok daha büyük kırılmaları beraberinde getirmektedir. Anlamın tükendiği yer böyle meydana çıkmaktadır. Hayatın belirgin bir biçimde müdahalelere, kayıtsız şartsız teslim edildiği bir alan, form haline dönüşümü noktasından virgülüne tüm bu hamlelerin refakatinde gerçek kılınmaktadır burada.

Eksiltilmek, düşünce sisteminin çeşitliliğini sınırlandırma ve tek tipleştirmenin yolunu arşınlatan hamleler bütünüdür. Taarruzlar sürdürülürken, yıkım biteviye tekrarlanandır, sürekli sınırı geliştirilmeye devam denilendir işte. Yeni diye kotarılan, eskinin adımlarını hem muhafaza eden, hem restore eden hem de kalıcılaştırılmasına çabalanan her ne varsa onu önemseyen bir bütünün şekillendirildiği çatının adıdır. Eksiltmeler buradan itibaren şekillendirilmektedir. Durağan olmayan sürekli güncellendikçe daha derin büyük hezimetlerin yolunun arşınlandığı bir menzildir eksiltmeler ile kotarılan. Bir biçimde toptan bir tehdidin tek seferde diri tutulduğu hamlelerin bunun doğrultusunda daha ağırlarına yol ve zemin sağlanan bir güncelliğin haletiruhiyesidir eksiltmelerden kasıt.

Didaktik o ezberlerin, aşılamaz tabuların yine, yeni ve yeniden kutsal diye ortaya çıkartılan devletlû normunun bariz en tehlike arz eden öğelerine destek çıkılan, bunları hayatın normalleri olarak aksettiren bir bütündür, eksiltmeler menzilinden dökülenler ve görünenler. Bir manşetin, bir demecin, bir suretin tek bir kelimenin yahut da hamlenin başlangıç için yeterli görülebildiği bir menzildir bu eksiltmeler. Hiddeti bir norm olarak değerlendiren, bununla yol alınabileceğini ve günün kotarılabileceğini düşünen aklın hemen her an şekillendirdiği tehditlerin çatısıdır o eksiltmeler. Hayata doğrudan tehdit, tahakküm, tecrit üçlemesinin ayrıştırılmazlığının tescil edildiği hamle bütünüdür eksiltmeler. Ne ki pek çok durumda ancak yapılanların, fecaatlerin, üzerinden bir zaman geçtikten sonra farkına ayılabilen bir sahadır işte.

Günümüz bunca kolay zapt edilebilirken geleceğimizin ön gösteriminde daha büyük ve kalıcı tahakkümün yol vereceği yıkımların her neyi eksilteceği yinelenmektedir görebilene. Yeni konuşun, yeni düşünün, yeni ülke olarak tanımlandırıldığı yerdeki hali meali bu çabaların dönüşümünü ve aslen neyi sakladığını, asıl neyi hedeflediğini bildirmektedir. En başta sözdür rehin alınan. Tereddütsüz olarak her bir çabanın önüne çıkan engellemelerinin bir yerdeki sualin, sorgunun mahvedilmesidir eksiltme meseli. Biteviye gün zapt edilirken en başta yağmalananın hayatiyet bahsini oluşturan söz olduğu, hepimiz için bu engelleme ve eksiltmelerin aslında neyi yok ettiğini de anlaşılır kılınmaktadır. Eksiltilmek her bir kelime ile anlatılması ve anlaşılması gerekenin yine yeniden görmezden gelindiği bir günü tesis edilmektedir. Yıkım bu hamlelerin ardından çıka gelenlerdir.

Sözlerle ve sual edilenlerin, bahsedilenlerin, anılanların dile getirilen hemen her şeyin kör karanlığın kuşatmasıyla hemhal ettirilmesidir esas bozgun. Her bozgunun ardından türetilen tehditler, kural ve kaide ve nizam öne sürülerek her dem tekrarlananlar yıkımların acısını anlamlandırmaktadır. Yıkımların aslen ne olduğunu bildirmektedir. Her tecrübe o deney sahasında başımıza örülecek yeni bir çorabın aslında neyi örselediğini bildirendir. Behemehal eksiltilen sıradanın kendi aklıdır. Behemehal devrede olan üst akıl diye icat olunanın hayatın normaline karşı taarruzlarıdır. Hemen her şey aynı bağıntıyı göstere gelirken her durumda, daha gidilmedik yol, -daha yapılmadık hamlenin bırakılmadığı bunca belirgin bir biçimde ifşa olunmaktadır. Cahil cesareti denile gelen tam da budur. Cüretin cürüme dönüştüğü, tahakküme ulaştığı, zorluk ve zorbalık sınavlarına evirilen cehaletin siyasetidir en kestirmeden.

Hemen asla ve hiçbir biçimde olan bitenin tam olarak anlaşılmadığı bir iklimin ta kendisidir cahil siyasetinin menzili, sınırı. Cehalet tahsille alakası, kültürle ilintisi olmayan bu sürümü düzenlemelerin bir biçimde yokluğa rehin, aklın, fikrin en önemlisi tözün esemesinin okunmayacağı, alaşağı edileceği bir menzilin bina edilmesidir işte asıl mesele. Topyekûn gericilik nüvelerinin ‘muhafaza’ altına alındığı, bütün bunlara kutsiyet anlamı yüklenmeye çalışıldığı, bir yandan da kutsal olanın ‘insan’ olduğu bahsinin örselendiği bir yerdir cehaletin siyasetinde ortaya dökülenler. Menzil bina edilirken “yüz yıllık” bir temel eğreltiliği, doksan bir yıllık bir görmeme hali, son elli beş seneklik kayıtsızlık, otuz dört yıllık çözümsüzlük fiiliyatlarının da buraya dâhil edildiği yinelenmelidir. Ne birisi, ne salt bir köşesi kıyısı, sonucun toplumsal düzlemin tarumar edilerek dönüşümüne çıktığı her hamle, cehaletin siyaseti bağlamını özet geçmektedir.

Cehaletin siyaseti kesintisiz taarruz akdidir iş bu ülkenin gerçekliğinde. Ortaya çıkan bütünlük ve form alışıla geldik kimi zaman da kanıksanmış çokça deneyim sahibi olunduğu zikrolunsa da ataletin her günkü cüretini de yinelemektedir. Anlam, meydandadır. Bir ülkenin yaşatandan ziyade, zulmüyle çürümeyi sağaltan, güncelleyen bir yer haline dönüştürülmesi kolaylanmaktadır. Her adımda, her evrede bizatihi eksiltmelerle birlikte bu yıkım sınırsızlaştırılmaktadır. Hepsi birbiriyle bağlı tüm hayata karşı taarruzların ahvalinde yaşayanlarız. Bir yaşam sahasıdır ki her gün çürümenin güncellenmesi, öte yandan her gün bir yanımızın, yöremizin eksiltildiği bir güncelliğin payandalarıyız işte. Her hamlenin, bir uyanışı beraberinde bir sorguyu getirmesini beklentilerken daha sessizleşen daha fazla ‘biat’ eden bir ülkeye dönüşüyoruz hep birlikte azalıp bir yandan eksiltilerek.

Hep birlikte tükenip bir yandan da çürümeye devam ederek ötekisi, ötesine karşı geliştirilen her hamlenin bütünü, aslı tarumar ettiğini, bir fecaate sürüklediğini görerek ve bilerek ilerliyoruz. Dün günümüzü mahvederken, şimdimiz yarınımızı tehdit etmeye devam ediyor hala. Her şeyin birbirini bulduğu bir uzamın tarumar edilmesi bunu bildirendir. Eksiltmelerin ikliminde birisi bitmeden bir başka yağmaya hem tanık hem de vurgunu yiyenler olarak yazılıyoruz. Hangi fecaat yapılacaksa tüm bunların denendiği bir hır gürün ortasına terk ediliyoruz. Eksiltiliyor o cümlelerimiz derdimizin her ne olduğu işitilmiyor artık. Yekten makbul olanın tanımlandırıldığı, gerisinin tefe konulduğu bir menzil bina olunuyor. Gerisi hep teferruat bildiriliyor. Gerisi hep ‘sorgulanamaz’ kılınıyor. Ahval dönüştürülürken ne gerek var ki den girilip laf etmeyin artıklara, sürekli, süresiz bir tahakküm devreye sokuluyor.

Resmin tüm parçaları birbirinden apayrı rotalara dağıtılıyor. Kendimize bile doğruyu söyleyemeyeceğimiz bir haletiruhiyeye terk ediliyoruz, koştur koştur yönlendiriliyoruz. Eksiltmelere dur demek ne zamandır sorgusu hep aklımızdan uzaklara bir bilinmezliğe terk ediliyor. Gözümüzün ucunda, bir yüzyıl önce yaşatılanlar tekrarlanıyor hiç mi hiç istif bozulmadan. Hiç mi hiç amaya, fakata sığınılmadan bu ülke bizim nidası yükselip duruyor. Söz bununla kurulurken sizler dış kapının mandalısınız, vatan hainisiniz, dış mihrak ve dahasısınız diye eksiltilmek güncelleniyor. Bir yüzyıl öncesinden bahis açılırken onun da unutturulduğu, üzerinin örtüldüğü meydana çıkıyor. Resmi olan söylem öylesine bir taarruzu yineliyor, öylesine kendinden emin ki bir buçuk milyon insanın nereye gittiği duyumsanmıyor bu bahse sıra hiç getirilmiyor. Ne ki eksiltmeler güncelleniyor.

Sekiz sene olmuş bir can kırığı bir nar tanesine karşı devletlûnun tezgâhladığı kırımın hesabı verilmeden duruyor. Dahası hep dile getirilen karanlık dehlizlere terk edilmeyecektir sözü havada bırakılıyor. Her yapılan yine yeniden tekrar edilen bir ortaoyununda anlatılan masallar oluyor. Her masalda bir hakikatin ol menzilde bir gerçeğin yattığı bilinirken, kendi sözleriyle zehirli kan mecazından başkasını, tek bir sözü etmemiş, bu ülkeyle bağ kurmaya çalışan bir insanın katli unutturulmaya çalışılıyor. Karanlık gösterime konulan trajik kırımın ardındaki esas isimlere bir türlü denk getirilmiyor o hesap bir türlü görülmüyor. Daha cinayet işlendiğinde “gebermişse gebermiş” diyebilenlerden dönemin Trabzon Emniyetinde İstihbarat Şubede görevli polislerden Muhittin Zenit’le, Özkan Mumcu’nun tutuklanması ancak sekiz sene sonraya denk geliyor.

Herkesin bildiği, hemen her gün bir yanının yöresinin bildirildiği gösterildiği ve görüldüğü eksiltmek dediğimizi toptan bir defada anlamlandıran bir kırım yurdunda katillere sıra gelecek midir halen yanıtsız olan budur bu bahistir. Üstü kalabalıkların, sırtı peklerin, makam koltuklarında Vatan Millet Sakarya için kaykılıp duranların, bu yerin yaşatabilirliğini sıfırlamak için giriştikleri bu kırımın bir hesabı sorulacak mıdır? Yanıtsız bırakılmaya devam edilen, kimisi vekil, kimisi vali, kimisi bürokrat olarak hayatlarına devam eden, tetikçiler dışında, şu geçtiğimiz dönemde yaşanan ‘güç savaşı’ olmasa yine kimsenin görülmeyeceği, anılmayacağı dahası bulunmayacağı, adalet önünde hiç hesap vermeye zorlanmayacağı bir ülkede bir gün hesabı sorulacak mıdır? Eksiltme dediğimiz bu bahislerin yekûnudur işte bir kez daha.

Hrant Dink, sadece bir isim bir anlam değildir kesin olarak görebildiğimiz ve bildiğimiz haliyle bu ülkede kaleme tutunma çabamızdır. Söze sahip çıkmak için yol gösterenimizdir. Herkesin mitleştiği bir dünyada sıradanın sözünün bir gün ve elbet bir gelecekte bu ülkede hakikati konuşturabileceğini bildiren bir dimağdır. Hrant Dink, tam da eksiltmelerin menzilindeki çoğalmanın karşılığıdır. Yüz sadece bir rakam değil, Hrant Dink sadece bir isim değildir. Can kırığımızdır özümüzdeki çığlığımızdır. Vardık varız ve yok olmayacağız demektir bunca eksik gediğin olduğu yerde, tükenmeyeceğiz demektir. Bugün ve şimdi bir kez daha tüm satırlarımız cümlelerimiz anlamak içindir. Anlatmaktan yorulmayanlar olarak buradayız diyebilmek içindir. Güvercin tedirginliğinde de olsak, korkuyu bir başımıza yaşıyor olsak da buradayız diyebilmek içindir. Hala buradayız.

Sekiz yıldır. 1894-6’dan, 1915 ile 1920 Aralığından, 1937’den, 1954’den, daha düne 2007’ye, 2012’ye, 2015’e buradayız ki hala bu uzamdayız yaşıyoruz diyebilmek içindir. Hrant Dink’den Sevag Balıkçı’ya, Maritsa Küçük’den, Ceylan Önkol’a, Uğur Kaymaz’a, Ali İsmail Korkmaz’dan, Berkin Elvan’a, Ümit Kurt’a, Nihat Kazanhan’a saydığımız kadar pek çok sayamadıklarımızla özlemin ta kendisini anlatmak, eksiltmenin ne olduğunu bildirmek için yarın yollarda olacağız. Bir yerlerde sözden uzakta, karanlığın daim kılınması adına yinelenen insanlık suçlarına karşı ses edeceğiz. Eksile eksile Buradayız Ahparig, Հոս ենք ախբարիկ (Hos Enk Akhparig) diyeceğiz. Bir kez daha olmasın diye. Hiçbir nar bir kez daha dağıtılamasın diye yaşayalım diye - Buradayız Ahparig sekiz ve üzerimizdeki yüzyılın ağırlığı ve ağrısıyla beraber. Artık eksilmemek için; vaktinde işitmeniz temennisiyle…

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015


>>>>>Bildirgeç
Evet, Ben Bir ‘Türk’ Olamadım! - Güven Gürkan ÖZTAN - Birgün Pazar

Yine bir 19 Ocak’ın arifesindeyiz, içimizde bu memlekette yaşamaya dair tüm güzel hislere kurşun sıkıldığı anlardan birinin acısını derinden hissederek.. Hrant Dink’i aramızdan alan şeyin basit bir Türk faşizmi olmadığını bilecek kadar tecrübeliydik. İlk şoku üzerimizden atar atmaz bu işin arkasında devlet destekli bir örgütsel ağ olabileceğini birbirimize söylemeye başlamıştık bile. Hrant Dink boşuna seçilmemişti, diğer ‘faili meçhul’ bırakılan onca güzel insanın rastlantı sonucu katledilmediği gibi. Aradan geçen bunca zamanda yaşananlar sadece katilin örgütlü bir gücün maşası olduğunu ortaya çıkarmakla kalmadı, iş katilin ve katillerin korunması olduğunda devletin kurumlarının ne denli ‘profesyonelce’ davrandığını da gösterdi. Ogün Samast’ın arkasındaki korkunç şebeke, bürokratik ve siyasi hamlelerle korundu, cinayetten önceden haberdar olan mülki amirler terfi ettirildi, milliyetçi odaklar faillere göğüslerini siper etti hatta bazıları beyaz bereleri ile Agos’a yürüyecek kadar cüretkâr oldu. AKP bu süreçte gerçeğin ortaya çıkarılması için somut ve ciddi hiçbir adım atmadı. AKP’yi destekleyen ve aralarında Hrant’ın dostu olduğunu söyleyen kimi isimlerin söylediğinin aksine, iktidar bu planlı cinayetin birkaç kişinin üstüne kalmasını memnuniyetle karşıladı. Ne de olsa ölen bir Ermeniydi ve bir Ermeni için devletin ‘operasyonel aygıtları’ ile kapışmaya değmezdi! AKP o gün de bugün de hepimizin malumu olan ‘aygıtlara’ ihtiyaç duydu, duyuyor. Okmeydanı’ndan Cizre’ye çocukları katledenler ile Hrant’ı hedef alanlar aynı zihniyetin parçası.

Milliyetçi vasat ve faşizm  
Devletin ve AKP’nin Hrant Dink cinayetinde aldığı pozisyona şaşırmayacak kadar T.C.’yi ve bugünkü iktidarı tanıyoruz. Buna rağmen Hrant için adalet talep etmeyi sürdürmekten, davanın takipçisi olduğumuzu hissettirmekten de vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki adalet talep etmek, bizim kolektif vicdanımızın asli unsuru ve ortak sorumluluğumuzdur. Hrant için adalet istemek bu ülkenin tüm halkları için adalet talep etmektir. Adalet arayışımızda önümüze çıkan tek engel iktidar değil maalesef. Altını çizmek isterim, devletten ve AKP’den çok daha büyük bir problemimiz var; o da bu ülkede beyaz yakalısından işçisine, mürekkep yalamışından kitap defter açmamışına kadar toplumun bütün kompartımanlarına sızmış milliyetçi vasat.
Hrant Dink’in öldürüldüğü haberi gelince buna sevinen ancak konjonktür gereği nefretini ve zehrini dökemeyenler yıllar içinde pervasız bir biçimde kin kusmaya başladı. Paris’te Charlie Hebdo saldırısı sonrasında tüm insanlığa yapılan bu korkunç saldırıyı kınamak için ‘hepimiz Charlie’yiz diyen vicdanlı insanlara katılan Türkiyelilere ağır hakaret eden kesimlerin sosyal medyada ve internet forumlarda yazdıklarına bakmak dahi ne denli ürpertici bir tablo ile karşı karşıya kaldığımızı göstermeye yeter. ‘Hepiniz Hrant oldunuz, hepiniz Ermeni oldunuz, Hepiniz Charlie oldunuz bir Türk olamadınız’ ve benzeri binlerce ifadeyle örgütlü ya da örgütsüz bir biçimde demokrat ve vicdanlı insanlara karşı bir linç kampanyası yürütülüyor. Bunların içinde elbette doğrudan Ogün Samast’ı öven, Hrant Dink’in anısına hakaret eden örnekler çoğunlukta. Bunun ötesinde Hrant’ın davasına sahip çıkan herkes ‘Türklüğün’ kategorik düşmanı olarak tarif ediliyor. Yaygın psikopatolojik dışavurumun içinde Hrant için, Kobane için ya da Charlie Hebdo için sokağa çıkanların, öldürülen ‘Türkler’ olduğunda sessiz kaldığı ithamı var. Tahmin edilebileceği gibi, şehit edilen Mehmetçikler için yürümediler’den Uygur Türklerine ya da Hocalı’ya uzanan bir liste çıkarıyorlar. Nasıl anlatalım ki katliamların hepsine herhangi bir etnik aidiyet aramadan karşı çıkmanın ortak paydamız olduğunu. Acıları acılarla yarıştırmadığımızı nasıl ifade edelim. Devletin taraf ve fail olduğu bir savaşta, resmi mühimmatı destekleyecek bir adım atmanın daha çok ölüme denk düştüğünü görerek milliyetçi kervana katılmadığımızı idrak etmek bu denli mi zor.
Evet zor, zira milliyetçi kitlede her durumda Türklüğe içkin kılınan kolektif bir mazlumluk mitine dayandırılan bir mevzilenme göze çarpıyor. Türklerin tümünün ‘Türk’ olmaktan ötürü ‘birileri’ tarafından mağdur kılındığa, bunun da başlıca nedeninin ‘Türk’ olup da Türklüğün ‘gereklerini’ yerine getirmeyenler olduğuna inanan hatırı sayılır bir kitle var. Batı şüpheciliğinden anti-semitizme envai çeşit komploculuk üretmeye elverişli bir zeminden beslenen bu kitle 1915’in konuşulmasını da Kürt sorununun demokratik çözümünü de aynı biçimde Türklüğe yöneltilmiş bir ‘tehdit’ biçiminde algılıyor. Bir yandan ‘ah bizi bıraksalar görün neler yapacağız’ fantezisi diğer yandan ‘hâlihazırda büyük devlet’ olduğuna dair sahte iman milliyetçi cenahın şizofrenik dünyasına ‘düşmanlar’ üretmeye devam ediyor.    
Milliyetçi vasatın ‘bir Türk olamadılar’dan kastı, bizim istediğimiz gibi ‘Türk’ olamadılar; bizim istediğimiz refleksleri vermiyorlar tavrı aslında. Türklüğü mutlak bir kategori, içindekileri de ‘milli’ meselelerde yekvücut davranması gereken neferler olarak görme eğilimi milliyetçi vasatın her yere bulaşan hastalıklı ruh halinin bir tezahürü. Kerameti kendinden menkul on altı Türk devleti ile gurur duymak, ondan üretilen nevzuhur seremonilere sempati beslemek ile Türklüğe hakaret ettiği yalanı ile Hrant’ın öldürülmesini onaylamak arasındaki çizgi çok da kalın değil.  
‘Bir Türk olamadınız’ diyen güruhun uzun süredir hedef aldıklarından biriyim. Bilsinler ben de bir zamanlar ‘epey Türk’müşüm.’ O kadar Türk’müşüm ki kendi toprağımda yaşayan onlarca halkın ‘Türklerin devleti’nden ne kadar çok çektiğini bir hayli geç öğrenmişim. 1915’te bu yurdun kadim halklarından olan Ermenilerin nasıl ölüme gönderildiğini örneğin üniversite yıllarında duymuşum ancak. Tecavüze uğrayan Ermeni kadınların hamile kaldıklarında canları pahasına nasıl tecavüzcüden olan çocuklarını düşürmeye çalıştıklarını ya da Müslümanlaştırılan Ermeni kadınlarının nasıl cariye gibi kullanıldıklarını ancak on onbeş sene önce okumaya başlamışım. Yok oluşa gönderilen Ermenilerin mallarına çökenleri, 6-7 Eylül’de evlerinde, iş yerlerinde saldırıya uğrayan Rumların öykülerini 20’lerinde ancak keşfetmişim. Epey Türk’müşüm evet, Diyarbakır zindanlarında çekilen acıları Kürt arkadaşlarımdan dinledikten sonra okumaya başlamışım, mezalimin Kürtlere düşen payını izlerine dokunarak ancak duyumsamışım. Memleketin en uzun kara sınırlarının ötesinde o sınırları anlamsızlaştıran akrabalıkları kazık kadar adam olunca ve yerinde görünce idrak etmişim. Diyorum ya epey Türk’müşüm, İttihatçıların para verdirip yazdıkları milliyetçi edebiyatın bir dolu örneğini okumuşum bilmeden. Örneğin öğretmen Ömer Seyfettin’in ‘güzide eserlerini’ okuturken ne o ne biz nasıl bir dünyanın parçası olduğunu sorgulamadan milliyetçi rüzgarda edebiyat var sanmışız topluca! ‘Ermeni dölü’ diye küfredenin arkasında nasıl bir bakiye olduğunu çok sonra idrak etmişim. Sadece Türklere ilişkin mazlumluk hikayelerini dinleyecek kadar Türk’müşüm örneğin. ‘Bir Türk olamadığımızı’ söyleyenlere duyurulur; dedikleri ölçülerde ‘Türk’ olmak pek matah bir şey değil. Komşusuna girişilen pogromda sopa alıp sıraya geçmek, malına mülküne konmak, anadilini yasaklamak ise anladıkları Türklük biz ona faşizm diyoruz.

Hrant için ne yaptık?
19 Ocak 2007’den bu yana Hrant için ne yaptık? 19 Ocaklarda Agos önünde toplandık, çok sayıda yazı yazdık, adli süreçlerin takipçisi olduk, Hrant Dink adına workshoplar düzenledik… Hepsi çok anlamlı ve çok kıymetli çabalar. Zamanla bunlardan kendine paye devşirenler oldu elbette ama bu yapılanların önemini eksiltmez. Ancak asıl soru şu, bu bir dolu etkinliğin hiçbirine katılmamış ama Hrant için yüreği sızlayan yeni vicdan dostları edinebildik mi bunca yılda? Hrant’ın dilini dilimiz yapabildik mi? Peki, bugün 1915’in 100. yılı gelip çatmışken Hrantça Ermeni kıyımını konuşabilir miyiz? 1915’i Türkiye aleyhine komplo zannedenlere, Ermeni kıyımını duymayanlara, üzerine düşünmeyenlere Hrantça dokunabilir miyiz? Türklük dediğiniz buysa ben Türklüğümden istifa ediyorum diyen gençlere rastlayabilir miyiz? Cevabınız olumsuzsa pek de bir şey becermiş sayılmayız, haberiniz olsun!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Tek bir cümle kimi zaman kafi gelmeyendir yaşananı anlatmaya. Eksik kaldığımız yeri tamamlayabilmek için el aldığımız, kelimelerine karıştığımız yazıları sayfamıza ekliyoruz. Güven Gürkan ÖZTAN'ın Birgün Pazar için kaleme aldığı Evet, Ben Bir ‘Türk’ Olamadım! makalesi sözümüzün bir tamamlayıcısıdır. Eksik kaldığımız, yetişemediğimiz devrik cümlelerin dosdoğru görünenini bildirendir. ÖZTAN ve Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza iliştiriyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
Ben Hangi Ülkede Yaşıyorum Ya! - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Devlet Kapısına Kalem Bırakmak! - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Hissediyor Musunuz? - Akın OLGUN - Birgün
İfade Özgürlüğünü Savunma Zamanı - Nedim ŞENER - Posta
Türk Tipi Hassasiyet: Sert Eleştir, Uyar ve… - Murat SEVİNÇ - Diken
Cizreli Gençlerin “Adını Bile Koyamadıkları” Devletle İmtihanı! - Nurcan BAYSAL - T24
Bırakılan Kalemlerin Bir Adım Sonrası Sokak, Ondan Sonrası Da Dağdır - Hayri TUNÇ - Direnişteyiz
Nihat Kazanhan'ın Babası: Oğlum Daha Önce De Polis Şiddetine Maruz Kaldı - İdris EMEN - Radikal
Turkish Kurds Bury Slain Child, Government Denies Shooting - France24
Ümit Kurt'un Babası: İki Elim Katillerin Yakasında Olacak - İdris EMEN - Radikal
Çocukları Fişlenen O Aileler Diyarbakır'ı Terk Ediyor - İsmail AVCI - Zaman
Trabzon’daki Çığda Oğlunu Kaybeden Baba: Artık Bu Ülkede Kimse Adaletten Bahsetmesin - Diren Emek
Charlie Hebdo's Humor Upsets Turkish Islamists - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Charlie Hebdo - Türkçe Edisyonu - T24
İslamofobi, Düşünce Özgürlüğü ve Cumhuriyet - Foti BENLİSOY - Başlangıç
Je Suis Ceyda - Ceyda KARAN - Cumhuriyet
İyi Seyirler Türkiye - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Je Ne Suis Pas Charlie (Ben Charlie Değilim) - José Antonio GUTIERREZ D. - Anarkismo
Alain Gresh: 'Ben Charlie Değilim' - Osman KAYTAZOĞLU - Al Jazeera Türk
Siz Charlie Değilsiniz; Kundakçısınız! - Osman OĞUZ - Kadraja Girmeyen
Muhammed Peygamber Tarih Boyunca Nasıl Tasvir Edildi? - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Charlie Hebdo’nun Bosna Savaşı Karikatürleri - Dağhan IRAK - Haber Boşnak
Shui Charlie - Sarkis PAÇACI - Agos
Kadim Halklarmız Bin Yılardır Charlie Hebdo’dur - Zeynep TOZDUMAN - Jiyan
Azmettiren, Geleneksel İslam… Tetikçi, Radikal İslam… - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
Bugün Milliyet’te Yayımlanmayan Yazım: Sorun Ne Charlie ile Başlıyor, Ne De Bitiyor - Mehveş EVİN - ME' Blog
Seni Kayıtsız Şartsız Sevdim - Pınar TREMBLAY - T24
Amalı-Fakatlı Bir Charlie Hebdo Yazısı - Yaşar AYAŞLI - Sendika.org
The Problem With “Je Suis Charlie”: That Kind Of Solidarity Comes With Baggage - David PALUMBO-LIU - Salon
Wichtige Fakten Im Grafik-Überblick: Das Terrornetz Von Paris - Almut CIESCHINGER, Raniah SALLOUM & Anna van HOVE - Spiegel
Transcript In English Of Al-Qaeda in Yemen Statement Claiming Responsibility For #Paris Magazine Attack - Harald DOORNBOS Site
‘Genç Müslümanlar’dan Kouachi Kardeşlere Övgü: Yüzümüzü Ağarttılar - Diken
Niger Protesters Burn Churches In Second Day Of Charlie Hebdo Riots - Jerusalem Post
Yaşar Kemal’in Kaleminden: Ermeni Mülkleriyle ‘Cumhuriyetin Şişirdiği Keneler’ - Serdar KORUCU - Agos
Karakolda Bu Hale Getirdiler - Orta Sayfa
Karakolda Ölümün Tanıkları, 'İnsan Hakları' Ziyaretinden Bir Gün Önce Kaybolmuş! - İsmail SAYMAZ - Radikal
History Of Modern Police Unions - Flint TAYLOR - In These Times
Genelkurmay Belgeleri Saçıldı: Erdoğan’ın Talimatıyla El Kaide’ye Silah! - Sendika.org
Durdurulan MİT Tırları ile İlgili Şok Edici Belgeler Ortaya Çıktı! - Karşı Gazete
MİT TIR’ları Nasıl Görünmez Oldu? - Serhat KOÇ - Bianet
'Welcome To Stalingrad. Welcome To Kobane': Inside The Syrian Town Under Siege By The Islamic State - Danny GOLD - Vice
'The Kurds Can Wipe IS Off The Face Of The Earth' - Joanna PARASZCZUK - RFE-Radio Liberty
Turkey’s Arab Alawis Show Support For Lebanon’s Jabal Mohsen Victims - Rana HARBI - Al Akhbar
#Syriza: İşte Sol Partiyi Öne Geçiren Program - Süleyman YAŞAR - Taraf
ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş ile BHH, Seçimler ve Diğer Son Siyasal Gelişmeler Üzerine Konuştuk - Başlangıç
Sevan Nişanyan: Charlie Hebdo Yüzyılın Olayı Olacak - Radikal
Kurt'un Kur'an'ı - Levent CANTEK - Birikim
Luc Besson'dan Charlie Hebdo Mektubu - Haz. Hazan ÖZTURAN - Film Loverss
Kuran Peygamber Resmini Yasaklamıyor, Yasak Sonra Çıktı - Zeynep MİRAÇ - Hürriyet
Paris'te 'Cumhuriyet Yürüyüşü'ne Alternatif Radikal Sol Yürüyüşü - Dilara GÜRCÜ - T24
Seküler Bir Düzeni Yeniden Keşfetmek - Suat KINIKLIOĞLU - Radikal
Yenildik Ey Halkım... - A. Turan ALKAN - Zaman
Alev Alatlı'nın 'Birey Ehlileştirilecek' Sözlerine Yanıt: Faşizm İlk Kez Bu Kadar Açık Savunuluyor - T24
Dinci Köktenciliği Yaratan Liberalizmi Eleştirmeyenler, Dinci Köktencilik Konusunda Susmalı... - Slavoj ŽIŽEK - Cafrande
Kötülüğün Kaynağı - Pakrat ESTUKYAN - Agos
Reform Değil, Devrim İstiyor - Pınar ÖĞÜNÇ - Birikim
Çözüm Süreci Söyleşileri Serisi - Fuat KEYMAN - Enver YALÇIN - UKAM
Kırık Cümle - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
"Ankara'nın Çanakkale Manevrası Utanç Verici" - Serdar KORUCU - Radikal
Kırmayacakları Gerdan Yok - Şerif KARATAŞ - Evrensel

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Resim – FotoAkbaba – Hrant Dink Anmasından Bir Kare…

>>>>>Poemé
İmgeci Sosyalist Şiir'in İntikamı - Serkan ENGİN

Biz, dünyadaki tüm ezilmiş, horlanmış, yok sayılmış, sömürülmüş, dövülmüş, sövülmüş, ihmal edilmiş, istismar edilmiş, tecavüz edilmiş insanların intikamıyız ve onların hakları için savaşmaktayız şiirlerimiz ve yazılarımızla.

Biz, Şiir Sanatı’nın intikamıyız ve şiir etiği için savaş vermekteyiz dekadan şairlerle, Şiir’i sosyal rant elde etme amacıyla sömüren, genç okurları ve yeni yetme şairleri, sikmek için, barlardaki dandik şiir dinletilerinde avlamaya çalışanlarla.

Biz, faşizm tarafından kurşuna dizilmiş, Bulgar devrimci şair Nikola Vaptsarov’un intikamıyız, O’nun sol kroşesiyiz kapitalizmin gözüne çaktığı.

Biz, Franco’nun piçleri tarafından kurşuna dizilmiş sosyalist İspanyol şair Federico García Lorca’nın intikamıyız, O’nun devam eden dizeleriyiz. Bizi de Lorca gibi gey sayabilirsiniz, çünkü hepimiz cinsel faşizme karşıyız.  Aşağılanmış bütün LGBTT bireylerin intikamıyız. Bütün cemaatlerden aforoz edebilirsiniz bizi, ama biz yine devam edeceğiz cinsel faşizmle savaşan anti-rasist şiirler yazmaya, çürümüş ahlakınızın götüne sokmak için.

Biz, 32 yıl boyunca bu lanet kapitalizm tarafından AÇLIK içinde yaşamaya ve  sonunda intihar etmeye zorlanan sosyalist Macar şair Attila József’in intikamıyız.

Biz, Faşist-Kemalist rejim tarafından suçsuz yere 13 yıl boyunca hapse tıkılan ve ölüm tehlikesi nedeniyle memleketinden kaçmaya zorlanıp gurbette derin memleket hasretiyle ölen sosyalist Türk şair Nazım Hikmet’in intikamıyız.

Biz, hastalık, yalnızlık ve hayatının büyük acıları içinde ölüme terk edilmiş sosyalist Türk şair Enver Gökçe’nin intikamıyız.

Biz, iyi şair de olsanız sizden para talep eden Türkiye’deki sikik “vampir yayıncılık sistemi” nedeniyle kitaplarının yayınladığını göremeden genç yaşta ölen Türk şairler Zafer Ekin Karabay ve Özge Dirik’in hayaletleriyiz.

Biz, Ermeni Soykırımı’nın 1.500.000 kurbanından biri olan, 1915’te İstanbul’da, Beyazıd Meydanı’nda, kalbinde zerre korku taşımadan yoldaşlarıyla birlikte asılan, yoldaşımız, Ermeni devrimci ve özgürlük savaşçısı Matteos Sarkissian’ın (Paramaz)ölümsüz ruhuyuz.

Biz, halkını savunmak için onurla ve cesaretle savaşmış ve 353.000 kurbanla birlikte Pontos Rum Soykırımı’nda öldürülmüş Partizan Eleni Çavuş’un ölümsüz ruhuyuz.

Biz, Faşist-Kemalist rejim tarafından öldürülmüş binlerce Kürt kurbanın ölümsüz ruhuyuz. Mustafa Kemal Atatürk tarafından tertip edilmiş, Dersim’deki Zaza Soykırımı’nın 72.000 kurbanının ölümsüz ruhuyuz.

Biz, zalimler tarafından uygulanmış, Bosna Soykırımı, Ruanda Soykırımı, Çerkez Soykırımı, Süryani Soykırımı, Nasturi Soykırımı, Keldani Soykırımı, Holokost, Darfur, Nanking, Ukrayna, Kamboçya gibi dünyadaki tüm soykırım ve katliamların masum kurbanlarının ölümsüz ruhuyuz.

Haziran 2014

(Not: İngilizce olarak kaleme aldığım, uluslararası edebiyat dergisi Typoetic.us’un ikinci sayısında ve Empty Mirror Literary & Arts Magazine’de yayımlanan poetik yazımın yine benim tarafından Türkçe’ye çevirisidir. Orijinal metni aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.)

Typoetic.us

Empty Mirror Arts & Literary Magazine

Kaynak

Sunday, January 11, 2015

Deuss Ex Machina # 532 - jsc_jsh_jsm

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_532_--_jsc_jsh_jsm

05 Ocak 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Second Moon Of Winter - Come Around (Denovali Records)
2. Second Moon Of Winter - Ghandi Missed The Train (Denovali Records)
3. Bitchin' Bajas - Orgone (Drag City)
4. Bitchin' Bajas - Ruby (Drag City)
5. Mogwai - HMP Shaun William Ryder (Rock Action Records)
6. Mogwai - History Day (Rock Action Records)
7. Camera - Haeata (Bureau B)
8. Camera - Vortices (Bureau B)
9. Mono - Cyclone (Temporary Residence Limited)
10. Mono - Where We Begin (Temporary Residence Limited)

jsc_jsh_jsm
(532)

Çukur Meseli

Bir tekrar, sıklıkla yinelenirken pas geçilmeye devam edilen üzerinin örtülmeye çalışıldığı bir çukurun payandalarıyız. İpimizin çok derinlere sarkıtıldığı, çıkış umudunun behemehal alınan tedbirlerle birlikte boşa çıkartıldığı, geçersiz kılındığı bir uzamda; nefes almaya zorlananlarız. Müsamaha gösterilebilir ve sindirilebilir bir değişimin değil tam aksine bu bahislerin kullanıla geldiği yıkımların tanıklarıyız işte bu çukurda. Kesintisizleştirilen hamleler gerçeğin topyekûn tarumar edilmesinin izleridir bu tanıklığımız bu çukurda görebildiğimiz budur. Dibine, sonsuz karanlığın içine çekilmeye daima bir modernlik bir yenilik olarak dillendirenlerle o eylemlerle birlikte yollanırken hemen her şeyin örtbas edilmesi de aynı hızla güncellenmektedir.

Varlığın bir yok oluşa rehin ettirildiği salt bu kırmızıçizgiler bağlamında hatları belirginleştirilmiş bir yaşam sahasında zaman geçirmenin vazolunduğu ülkede asıl meselin, doğrusunun hiç de öyle olmadığı meydana çıkmaktadır. Hayatın bedelinin günden güne tenzilata koşulduğu bir yerdir iş bu çukur. Hayatın bilabedelliğinin ilan olunduğu yerin kalbidir iş bu çukur. Kesinleştirilmiş yargıların, birer ikişer tehditlere, hemen sonradan boğucu bir baskılamaya neden, zemin teşkil edildiği dahası tüm bunların gereksinim ve elzem olanımız diye duyurulduğu bir menzildir bu çukur. Kastedişin tümden bir açılım, yenilik olarak sunulduğu yerde esas suretin aslında her ne olduğunu bildirendir çukur meseli.

Emsaller ve bir yerden, bir başka uzamdan örnek olarak daima eklenebilecekler bunlardan bağımsız ve bunların yekûnundan mülhem bir deliktir iş bu çukur meseli, meskeni. Taarruzlar aralıksız olarak yinelene gelirken hayat önemsiz bir detaya sıkıştırılmaktadır. Tornadan kesilmiş bir sunta gibi kesin, keskin hatlar ile yapılandırılmış ama asla diğer parçalarla uyum sağlayamayacak, buna müsaade edilmeyecek, o beş benzemezlerin birlikteliğidir çukurdan, yinelenmeye, yükseltilmeye çabalanılan hayattır bu diye paylaştırılan. Hayattır bu hepiniz de bunun figüranlarısınız diye yinelenenlerdir çukurumuzun her gününde işitmeye devam ettiğimiz.

Topyekûn hırsın, marazanın, kinin, linçin ve kötülüğün yüceltildiği, yerde hayat nerededir yanıtsızdır. Hayat her ne haldedir belirsiz ve muğlâk konulmaya devam olunandır haddizatında. Hayatın bir anlam olarak karşılığının daim boş bırakıldığı daim olarak bilinenlerin ise lime lime edilirken yerildiği, yok edildiği ve çukur mefhumunun kendisindeki gibi üzerinin örtbas edildiği bir menzil ortaya çıkartılır. Zaman öylesine seri ve öylesine pektir ki dönüp ulaştığımız yere baktığımızda halimizin perişanlığı ‘meydana’ çıkmaktadır. Bu edebi bir tevatür değildir yahut da yeri geldiği için söylene gelen bir laf öbeği, bir hakikat buradadır. Anlam paramparça edilirken izler silinirken, bellek tarumar edilirken, yok ediş kanıksatılırken geriye her neyin kaldığını gösterendir.

Bildirimlerin o ana dair bir tahayyül olmadığı geçmişin ağrısı üzerinden yükseltildiği bilinmelidir. Yinelene gelen hemen her hamlenin dünün ağrı-acı eşiklerini yineleyebilmek için yapıldığı eksik kalanları tamamlamaya çalışan bir kurgu olduğu muhakkaktır. Kurgunun gerçeğe ulaştığı menzil bu çukuru anlaşılır kılacaktır. Feryadı figanın arşı alaya yükseldiği, dert edinilenlerin nice çok olduğu, bir sonun getirilmediği yerde hayatın hallerinin nasıl yıkımlarla şekillendirildiği meydana çıkmaktadır. Çukurun içinden dışına, pek yansıtılmayan hemen hiç duyurulmayan bu birbiri ardına çıka gelen tahakkümün hamleleridir.
Hemen hepsi de hayata karşı en kestirme, en vurucu, en kırıcı hamleleri ihtiva edendir, menzil duvarlarında yansıyan.

İçimize yer ettirilenler çok daha büyük ezberler, daha derin korkuların kalıcılaştırılması bu yerin sınırlarında çürümemizi sağlama almak içindir işte ne eksik ne fazla ne de mübalağa. Çürümenin kesintisiz olan çözümlemesi çukurun hemen hiç duyumsanmayıp anlaşılmayan halinden bile belirlidir. Hayat her ne haldedir. Hayatın bir bedeli ve ederi anlamı kadar yaşama iradesinin o tavrın hali daha derin sorgulamaları gerektirmektedir çürürken bile. Çürütülmenin erkin nazarında, o gücü sahiplenenlerin gözetiminde, hep arzu ettikleri boyutta müdahaleleri barındırdığı aleniyettedir. Bunca kayıtsızlıkta, bir o kadar unutturma gayretinde, hep ama hep sürdürülen gümbürtüden geriye kalan bırakılan yegâne hisse hem çukur, hem de çürütülme bahsidir.

Behemehal diğer edimlerin takip ettiği betimlemeler ‘alegorisinin’ gerçek kılınması bu ülkenin yegâne dönüşümüdür. Medeniyet, modernlik - çağrısı, söylemi içerisinde aksettirilen her dem kırımın güncellenebilirliğidir işte. Devamlı istim üzerinde handiyse arasız içinde kala kaldığımız, bu cerahat, nüktesiz, hepimize karşı kurulan tahakküm mekanizmasını da göstere gelmektedir. İnanılan masallarla yinelenen yalanlar, hep daha derin buyruklar ve tehditler, karşısında durulamayacak bir yok ediş sarmalını bina etmek içindir. Gördüğümüz, anladığımız dahası halen yaşaya durduğumuz, şeklin şemalın özeti hep buralardadır. Çukur derinleştirilirken olanların farkına varılmamasıdır muktedirin tek temennisi yegâne beklentisi buralardan.

Bir ülkenin, yaşatan değil de yok eden sürekli olarak bunu önceleyen bir meskene dönüşmesinin sorgusuzluğu, gidişatın fenalığının düşünülmemesi gayreti hepimizin felaketini hayatımızın merkezine taşımaktadır. Cüret ile biçim olunan, cehalet ile massedilen, hiddet ile kutsanan, linçler ile kalıcılaştırılan bir felaket sarmalıdır çukur, çukur diye anlata durduğumuz yer. Bir an olsun geri bırakılmayan, üzerine düşünülüp her nereye doğru ilerlediğimizin sorgu, sualinin bırakılmadığı yerdir çukur. Kolayca şablonlara dökülüp zerk edilen her bir cümleden pıtrak gibi bitiveren kin güderlik, nefreti sahiplenirlik, kimliklerden yola çıkılarak, hemen her şekilde, her şeye karşı tehditkarlıkla bütün bunların üzerine konumlandırılmış olan bir üst akıl tahayyülü çukurumuzun halini anlatmaktadır.

Behemehal yeniden bina edilen ve yıktıkça kâfi bulunmayıp daha da fenalarına yol, zemin etütlerinin gerçekleştirildiği; salt hiddetten mülhem bir konumdur çukur. Yenidir yeniliktir diye anılıp da ambalajı dışındaki her şeyin eski olduğu bilinen bir yerde bütün hamlelerin normalleşme için yinelendiğinin bildirildiği bir mefhumdur çukur. Bir anlam, doğrudan tahlil, acabasız, amasız, fakatsız tek bir cümlenin bile kurulmadığı nizamın, cahil koymaya devam ettiği hep böylesini tahayyül ettiği bir yıkım çemberidir çukur, çukur diye iliştirmeye çalıştığımız. Bazı şeylerin inadına nihai bir kırılmayı oluşturasıya kadar tekrarlandığı rutinin, “neoliberalizm” doktrinlerine göre şeklinin verildiği, iştahı hiçbir zaman kesilmeyecek erk-güç sahasından türetenlerin bu istençleri artık doğrudan hayatlarımıza kasıt olarak dönüştürdükleri yerdeyiz.

Cümleler farklılık gösterirken her gün şartlar gereğince vitrin düzenlemesine tabi tutulurken özden geriye kalanlar, geriye bakiyemize işlenenler –doğrudan- tahakkümün yıkımıdır. Karanlığımızın şekli şemalı hep buralardandır. Karanlığımızın şablonu burada kesintisizleştirilmektedir. Tekrarlananlar süre giden düzenin yeni çukurlarını meydana çıkartmaktadır. Her bir çukur bir başka kırımı ihtiva edendir. İnsanlığa karşı işlenen her suçun tedbir görünümlü her bir kısıtlandırmanın biteviye sürdürüldüğü menzili bir kerede amasız ve fakatsız ortaya yekpare serendir bu güncellik çukur meseli. Korkulara rehin edilen, büyük göz altıların dünyasında, denetimlerin çizgi dışı halleriyle birlikte yinelene gelenler, hayatlarımızı gölgelemektedir.

O açılan çukurlar tüm bu bahislerin birleştiği yerdir. Cümlenin tam karşılığı yıkımın dünyeviliği kanıtlanmaktadır işte bir kez daha. Dünya ve yaşadığımız yerin viran hali gözümüzün önündedir. Ezber olunan bütün şekilcilik yıkımları sürdürülebilir kılmak adınadır. İçerisinin hali dışarısına yansıyandan hiç de ayrı değildir. Bir türlü anlamlandırılmayan nefret, tam ve eksiksiz olarak kelimeler üzerinden aksettirilen “yedirmeyeceğiz” tavrı gibi söylemler, büyük, güçlü ve yeni olanın halini mealini yansıtmaktadır. Menzil bir istimlâk sahası gibi, her dem kendisine karşı olduğunu bildirdiklerine “taarruzlarını” güncellemektedir. Handiyse tüm dünyanın ortak sorunu olan cihatçı, islamofaşist çeteler-gruplar yahut da simaların bir biçimde destek bulabildiği bir ülkedir bu taarruzlarını güncelleye duran.

Hiçbir ama ve fakatın geçerli olmayacağı haller vardır işte. Hemen herkesin tek bir satırdan tek bir seferde meramını hiddeti kutsayanlara karşı birleştirebildiği anlar vardır yaşarken. Yüksek sesle, tek nefeste müşterekin katledilmesine, daha fazla can kırıklarıyla doldurulmamıza mani olmak ya da tepki göstermek adına bir ortaklık, bütünlük vakitleri vardır. Burada ülke dediğimiz alanda seksen darbesinden bu yana güncellenen kindarlık dini referansların tüm her şeyi her türlü fenalığın kamufle edeni olarak konumlandırıldığı bir karanlık cisimleştirilmektedir. Kendiliğinden değil, lalettayin hiç değildir devletin mücadelesi. Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı’nın birbirlerine karşılıklı üstün çıkma hallerinin müdahillerinin refakatinde belki en azami biçimde tepki gösterilmesi gereken kırımlarda ketum bir duruş sergileyebilmektedir.

Siyasetin, hicve olan yakınlığını sözün, sesin politikliğini tarumar edebilen her müdahalenin daim ayakta alkışlandığı bir yerde sürpriz değil acıdır olup bitenler. Çukurumuz hep derinlere kazılıyor şimdi her şeyimiz lebalep bu kuyunun menziline tıkıştırılıyor. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, her türlü tuzakla yaşam sınavında buluyoruz, kendimizi, benliğimizi. Düş kırıklıklarımız ortak, belleğimize taarruzlar hep aynı yerden, her dem ezberden mürekkep olanlarla sınanıyoruz. Zaman akıp dururken; rota, yön keskinleşiyor önümüz ardımız yaraya çıkıyor. Tek bilen biz, bir de dört duvarımız oluyor, evet bir de çukur. Çukurumuz derinlere kazılıyor artık içinden hiç çıkmayalım denilerek türlü çeşit yöntemle bir arada.

Soluğumuz kesintilere denk getirilirken, sınanırken dört yanımızda, umudumuz linç edilirken hayat çalınıyor. Sessizleşen sadece biat eden bir ülke kalıcılaştırılıyor. Nereye kadar, nasıl olabiliyor vurgusu ve sorgusu ötelenerek. Çukur bu menzilde sayelerinde hepimizi yutabilecek bir alana dönüştürülüyor. Daha yakınlarda nefes alamıyoruz derken başımıza getirileceklerin bir müjde gibi duyurulduğu tehditlerin yinelene geldiği bir uzamın derinlerine itiliyoruz. Sıfır noktasının ötesindeyiz artık. Dile pelesenk olmuş korkutma hamlelerinin bir örnek seslendirmelerin Paris ile İstanbul’u, Porte De Vincennes semti ile Cizre’nin mahallelerini birleştirdiği bir yerdeyiz.

Birleşen, kesişen ya da bir örnekleşen dünyanın korkular üzerinde yaşanabilecek fazlasıyla ve biteviye çekincelerle hemhal olunacak bir yer olduğu bahisten öte gerçeğe dönüştürülendir iş bu güncellikte. Bir kez daha yinelenmesi gereken Hepimiz Charlie’yiz ile Je Suis Hrant’ın öz olarak aynı şeye tekabül ettiğidir. Fransa’nın meydanlarında seslendirilen yeter artık sözünün, İstanbul’un Taksim’inde seslendirilmesine müsaade edilmeyen aynı ton, aynı bağlam, manayı taşıdığı bilinesidir. Fransa neyse, Nijerya’nın da Filistin’in de, Suriye’nin ve hatta gözümüzün ucundaki Irak’ın ve Kürdistan’ın da aynı şeyi; Hayatı istediği meydandadır.

Çukurlar her yeri kuşatırken, hepimize bir gün rast gelecek tuzaklarla yakınlaşırken, içimize kadar genişlemeye devam ederken sözü hatırlayabilecek miyiz? Sözün gerektirdiği gibi, ümidin sadece anılan bir mesel olmaktan ötesinde yaşatan olmasına çaba sarf edecek miyiz? Meselemizdir. Hepimizin yegâne meselidir. Çukurlarla sınavımızdan bir çıkışımız olacaksa hep birlikte amasız, fakatsız karanlığa karşı daha fazla ses çıkartmayı başarabilirsek söz konusu olacaktır bir kez daha, son kez değil, yineleyelim. Her amanın arkası daha derin ayrışmalara çıkarken, yetti artık bahsinin anlaşılması için başka bir şansımız yok bilelim ve ikrar edelim.

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015


>>>>>Bildirgeç
Je Suis Metin Ya Da Je Suis Charlie - Direnç ÇELİK - Gezite

Çocukluğumun travmasıdır  Ferhat Tunç’un  Metin’e Ağıt türküsündeki Fadime Ananın “uy ben öleydim” yakarışı,Metin Abiyi böylece tanıdım çocuk aklımla ama yaşım yetmedi görmeye”benim yavrum gazeteci onu benden alma n’olur” sözlerini belleğimde anlamlandırmaya çalışırken tanıdım,gazeteceyi neden alsınlardı anasından düşündüm durdum.Sonra bildim; Metin Göktepe, gerçeğin peşine düşerken,yılmadan koşarken “güvenlik görevlisi”,”devlet polisi” tarafından dediği gibi Can Yücel’in “polis karakolundan,morga kadar” kafasına darp yediğini,duvardan,sandalyeden düşmediğini.Artık Metinin de fotoğrafı kırmızı karanfilliydi adının anlamını onuruyla taşıdığı,elinde fotoğraf makinası üzerinde dört cepli gazeteci yeleğiyle.Fadime Ananın sesi Metin’in yüreğine karıştı sonra.

Gazeteci olacağım dedim ben de Metin Abi gibi yalnız gerçekleri göstermek,zulmedeni söylemek için.Bilemedim yıllar sonra Hrant’ın acısıyla bu istemin pekişeceğini. Ben ne yazarsam yazayım eksiktir,dimağım,dağarcığım yarım kalır bilirim.Sevgililerinden,analarından ayrılıp ülkesinden ayrılmayanlardır onlar. “Hiç unutmam,hiç unutmayın !”..

18 Yıl Sonra..

Biliyoruz ki faşizme karşı tek silahları kalemleri ve akılları olanlar hiçbir coğrafyada yaşatılmamıştır .Bugün Fransa’da yaşananlar da “acı evrenseldir”in somut örneği olarak karşımızda durmaktadır.Basın özgürlüğünün tartışıldığı modern çağımızda mizahın “İslamofobi” sayıldığını öne sürüp Tekbir nidaları içerisinde yaşanan kıyım yaşanması ne kadarda benziyor Türkiye’ye. Maraş’a ,Sivas’a..18 yıl sonra bugün Bu yüzden bu başlık Hepimiz Metiniz ya da hepimiz Charlie’yiz,Hrantız ..”Hiç unutmam,hiç unutmayın”

Ve deyinki; Korkmuyoruz!

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatmak bir mesele. Tek bir cümle kimi zaman kafi gelmeyendir yaşananı anlatmaya. Eksik kaldığımız yeri tamamlayabilmek için el aldığımız, kelimelerine karıştığımız yazıları sayfamıza ekliyoruz. Çukur dediğimiz bir yönün salt bir menzilin fonu değildir. Unuttuğumuz anda yeniden karşılaştığımız bir karanlığın ta kendisidir. Diren Çelik'in kaleme aldığı "Je Suis Metin Ya Da Je Suis Charlie" makalesi bunu kısadan anlatan bir meramdır. İşittiğimiz yerde, hatırlamaya da başlayacağız, unutmayacağız. Diren Çelik ve Gezite.org sitesinin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Kobane Direnişi İle Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucunda Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu - İHD
Öfke Etiği - Tanıl BORA - Birikim
Cizre’de Çocuklar Bir Şeyler Diyor, Dinleyen Var mı? - Ezgi KOMAN - BiaMag
Bir Çocuğun Kalbinde Kurşunun Ne İşi Var? - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Devletin Eli ve Ağzı… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Cizre: Hendek Savaşından Adım Adım 90'lara! - İdris EMEN - Radikal
Cizre’de Provokasyon Zeminini AKP Yarattı - Ender İMREK - Evrensel
Karanlığın Ortasında Düşünmek... - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
Kahkahayı Katledenler - Ahmet İNSEL - Radikal Kitap
Paris Kaynıyor, Türkiye Kokuşuyor - James C. RYAN - Brightening Glance
İslamofobi vs. İslamofaşizm: Charlie Hebdo Saldırısı - Serap GÜNEŞ - Dünyadan Çeviri
Hiçbiri Gerçek Müslüman Değilse, Gerçeği Nerede? - Murat SEVİNÇ - Diken
#CharlieHebdo - Levent CANTEK - Derin Hakikatler
Je Suis Charlie - Servan ALTIKANAT - Agos
Charlie Hebdo ve “Biz” - Foti BENLİSOY - FB' Blog
Paris Katliamı ve İslamcı Falanjistler - Akın OLGUN - Birgün
Charlie Hebdo: We Cannot Let The Paris Murderers Define Islam - Ed HUSAIN - The Guardian
Çavuşoğlu: İslamofobiyle De Mücadele Edilmeli - Bianet
Sınıfın Maruzatı - Osman OĞUZ - Fraksiyon
İki Yıl Arayla İki Katliam - Şeyhmus DİKEN - BiaMag
Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez Bask Ülkesi ve Arjantin 'de Anıldı... - Raul GONZALO - Patria Libre O Muerte
Ahmet Şık: "Gidin Hayatımdan, Özür Filan İstemiyorum" - Ruşen ÇAKIR - Habertürk
Ein Ort Wird Ausgelöscht - Dominic JOHNSON - Taz.de
Pegida Hareketi Göç ve İslam Tartışmalarını Alevlendirdi - Elmas TOPÇU - Agos
Charlie Hebdo'da Çalışan Ermeni Komedyen: Artık Devam Etmek İçin Daha Fazla Neden Var - Agos
Charlie Hebdo - Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Basın Açıklaması
Pişkinliğin Dik Alası: ‘Aslında Bütün Bunlar Batı’nın İşi’ - Nuray MERT - Diken
Syria To Paris - Patrick COCKBURN - Counterpunch
Anarşist Federasyon’dan Charlie Hebdo Saldırısı Üzerine Açıklama - A-Infos
Gerçek İslam Bu Değil - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Gerçek İslam Hangisi? - Orhan Kemal CENGİZ - Bugün
Charlie Hebdo’yu Onaylamak Ya Da Savunmak Arasındaki İnce Çizginin Düşündürdükleri – Görkem AKGÖZ - Başlangıç
Korkunun Gezegeninde Dinin Temsili ve Geleceği - S. UZUNOĞLU - Jiyan
Je Suis Charlie? It’s A Bir Late - Kenan MALİK - Pandaemonium
Avrupa İkiyüzlülüğü ve İslamcı Terör - Deli Gaffar - DG' Blog
Ben Charlie Değilim - Esad Ebu HALIL - İştirakî
Böyle Şaka Mı Olur Lan?! - Suheyb ÖĞÜT - İdeolojikritik
Katliamı Savunmak, Katliam Savunmaktır - Ümit KIVANÇ - Riya Tabirleri
Attentat De Charlie Hebdo - Chérif Kouachi, Ami d’Enfance d’un Tueur De L’Etat Islamique - Marie DESNOS - Paris Match
Hayat Boumeddiene Est En Syrie - Willy LE DEVIN - Libération
Evrensel Öfkeden Yoksun Türk Aydınlarının 'Kılıç-Ayyıldız' İttifakı - Yıkıcı Tutku - YT'Blog
YPG: Şengal Şehir Merkezi Özgürleştirildi - ANF
YPG'li Tutuklu: Türk Askeri Topraklarımıza Girip Bizi Gözaltına Aldı - Dicle Haber Ajansı
Les Chrétiens d’Orient Se Prennent En Charge En Syrie - Western Armenia News
The Truth Behind Turkey’s ‘Open Archives’ - Asbarez
Güleryüz: Türkiye'de Sanatla Zulüm Yan Yana Gitmiştir - Ahmet Doğu İPEK - Radikal
Hilmi Yavuz’dan Alev Alatlı’ya: Türkiye’de Faşizm Bu Kadar Açık Savunulmamıştı - Zaman - Diken
Charlie Hebdo’nun Kapağındaki Adam: Michel Houellebecq - Fırat DEMİR - Agos
Hidden 'Je Suis Charlie' Message Emerges In A Very Unexpected Place - Christina WARREN - Mashable
"The Philosophy Of Terrorism: Why Blaming Victims Offers No Justification For Terrorist Attacks" - Igor PRIMORATZ - LSE
"Gülmek Tanrıya İsyan Etmektir" - Güneş KARA - Radikal Blog
A Saudi Whipping - Robin WRIGHT - New Yorker
Aydınlar ‘İç Güvenlik Paketine’ Hayır Dedi - Vicdani Ret Derneği
Ben Şanslıyım, Asıl Şanssız Türk ve Kürt Gazeteciler - Frederike GEERDINK - Diken
Charlie Hebdo: How Journalism Needs To Respond To This Unconscionable Attack - Aidan WHITE - Open Democracy
Papaz Yok Cami'ye Gitti - Oşu Bubu - 5 Harfliler
Genocide And Kim Kardashian: The Bloody History Behind System Of A Down's Tour - Rolling Stone
Pilgrimage as/or Resistance* - Nancy KRICORIAN - Azad Alik
Protestocunun 10 Yılı Mı? Ayaklanmaların Sonu Neden Çok Uzakta? - Jerome ROOS - İbrahim DEVRİM - Fraksiyon
Ranciere’in Müdahalesi Üzerine Sesli Düşünceler - Erdem BULDURUÇ - Teori ve Politika
Korku İmparatorluğu - Eduardo GALEANO - Bianet

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Desen: Je Suis Charlie v/ Nina and Other Litte Things Blog

>>>>>Poemé
Savaş ve Barış - Onat KUTLAR


Yamaçta bir ev evin üstünde
Kocaman bir tavuskuşu oturmuş
Dar pencerede ufacık bir kız
Elinde paket taşı kadar bir çikolata
Bir tüy ormanının ardında kalan
Güneş içindeki çin'e bakıyor

Bahçeye kurulmuş üç arsız keman
Renkli şeritlerin bayrağıyla
Çivi yazısından bir karıncayı
Tam iki saattir oynatıyor
Çaldıkları parça da Chopin

Mor renkli ispirto içtiği için
Çiroz olduğuna inanıyor dede
Merkezkaç gücüyle karadenizin
Balkonuna yaslanmış bıyık altından
Gülerek küçük kıza bakıyor
Dede çiroz değil bir hinoğlu hin

O anda duyuldu arka tarafta
Ovaya bakarak gözcülük eden
Arap oğlanın sesi ve bembeyaz
uğultusu pusudaki ölümün:

Tanklar geliyor

Kaynak