Sunday, February 22, 2015

Deuss Ex Machina # 538 - son//hiatus//

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_538_--_son//hiatus//

16 Şubat 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Ben Frost - Venter (Dutch E Germ Remix) (Bedroom Community)
2. Ben Frost - Venter (HTRK Remix) (Bedroom Community)
3. Kangding Ray - Serendipity March (Raster-Noton)
4. Kangding Ray - Evento (Raster-Noton)
5. Svreca - Ebisu (Semantica Records)
6. Svreca - Sleepless (Semantica Records)
7. Zeitgeber - Totemism (Stroboscopic Artefacts)
8. Xhin - Blade Moth (Stroboscopic Artefacts)
9. Nhk Yx Koyxen - 953 (Feat. XiX) (Diagonal)
10. Nhk Yx Koyxen - 932 (Feat. XiX) (Diagonal)

///son///hiatus///
(538)
Sözdür Meselimiz

Bu birikinti, bir cerahati ve bir irini, mutlak ve tek doğru olarak belirlemiş, bildirilmiş olanın sınırlarında, yaşaya durduğumuz bu cehennemi tamamen anlamlandıracak öğeleri ihtiva eder. Biriktirilmeye devam olunan, muhafaza edilip korunan şeylerin büyük kısmında, ortaya çıkan vahim olanı, bambaşka vahametlerle sürklase etmek ve tümünü sabitleyebilmek gayreti - söz konusudur. Cerahat her Allahın günü bir yanımızı ve bir yöremizi işgal ederken normalin yok edildiği bir tezahürdür karşı karşıya bırakıldığımız. Siyasanın doğruculuğunun ve anlatımının paralelinde, tragedyanın süreğenleştirilmesidir. Ortalıkta masallar anlatılıp durulurken, büyük vecizler aktarılırken, yaşananın bir cehennemi halin ta kendisi olduğu ortaya çıkacaktır. Kara ve kapkaranlığa devam denilen yerde o icranın aslında her neyi ortaya çıkarttığı anlaşılacaktır.

Cehennemi hal bir yok ediş retoriğidir. Cehennemi hal bütünlüklü, kararlı bir zapt ediştir hala, amasız ve fakatsız. Nicesinde görüp aşina olduğumuz tepkimelerin, önceden denenip bilahare kalıcılaştırılan tüm o tenkit ve tehditlerin toplamında aslen nasıl bir ülkeyi meydana çıkarttığı anlaşılacaktır iş bu cehennemî olarak tanımlandırdığımız kelimede. Kelamın karşılığı hakkın, hukukun, hikmetin tarumar edildiği bir yerdir bu cehennem nam platform, ülke, yer. Biteviye tekrarlanan her cümlede, erkin popülist dilinin altından çıka gelenlerle tahakküme siper olma halidir görülmeye devam olunan. Popüler jargonun itinayla seçtiği çiklet cümleler, pop atıflar, kısa kesmeler, daim olan bir had bildirimi yahut da mahalle kabadayılığı olduğunu, meydana çıkartmaktadır.

Devlet zihninin her nasıl dönüştüğü, güncellendiği şu tek cümlede saklı - ifşa olandır. Büyük ve güçlü ülke, cerahate kol kanat gerip, haddi ve hududu kof bir kabadayılıkla, tüm verili hakları tarumar ederek sağlamaktadır. Büyük ve güçlü ülke yirmi bir ay dahilinde o haksızlıkların yekununu sindirmiş, daha büyük yok etmelere yol veren bir mekandır. Ol bahis, ol makamdandır cehennem adı anılıp durulan. Yirmi bir ay içerisinde bu ülkenin nasıl yaşamı, nasıl hakkı, hukuku ve dahası sözü yok ettiği meydana çıkmaktadır. Büyük ve güçlü ülke artık bir biçimlendirmenin, o faşist zihniyetin kurgusunu örte durandır. Örtbas edilirken her şey, bir biçimde saman altında su yürütülmesidir görünen. Saman altında su yürütülürken hemen tümü yok etmek üzerinden şekillendirilen bir bağnazlık zincirleme olarak kalıcılaştırılır, sağlama hep bir adım daha yaklaştırılır.

Sağlama alınan zihne hakaretin, yaşama tehdidin güncellendiği bir yönetim anlayışıdır. Sağlama alınan can yakmaların normal addedilmesidir. Kimlikleri tek, sözcükleri tek, hayata dair olan hemen her şeyi tek tipleştirmektir sağlama alınmaya ısrarla bu ülkede devam olunan. Sağlama alınan bir yekpareliktir, beton, millet ve Sakarya’dan mülhem olandır. Devlet hep buradadır. Devlet budur kötürümlüğü, kayıtsızlığı, hiddeti muhafaza altına almasıyla. Tekrar olunan şey güç istenci, gücü yetenin diğeri bildiği herkese karşı olan, yıkım gayretidir. Her yıkım yeni bir yetersizlik, her yıkım yeni bir eksiltme çabasıdır. Nasıl rahatça söz dalaşlarının bir tarafına taarruzların hakikate dönüştürüldüğüdür mesele. Düne dair, sanki dün hiç yaşanmamış gibi gün de, yarın da aynı zemheri ve zehir zembereklikle buluşturmakta ve bütünleştirmektedir devlet.

Bütünleştirilen, tekilleştirilen basbayağı ‘zorun limitsizliğinde’ korunaksızlıktır. Devlet buradadır, ensemizin ardında, zihniyetimizin kapısında hayatlarımızın tam bitişiğinde ve eşiğinde yerini koruyandır. Muhafaza edilen, bu körlük düzeneğidir bir kez daha. Tahakküm bendine sığmaz hale gelirken eskimeyen bir şekilde, yeninin de temeli haline getirilendir. Somut gerçeklik sözün savuna geldiğini yermek ve yıkmak en nihayetinde de yok etmektir. Devlet buradadır. Devlet kapının eşiğinden ayakkabısıyla dalandır. Meclis çatısında kafaya inen tokmaktır. Söz hakkını savuna gelmenin karşısında halen molotofu, halen yüzünü örten bez parçası diye yaygarayı kopartandır. Yüzü açık olanların eyledikleri kırımlar, gözler önünde sergiledikleri yağmalar devam ederken iç güvenlik yasasında ortaya çıkan eksik gedik tamamlama çabasına düşendir devlet.

Devlet buradadır işte. Bugünün ülkesi, dünün tüm eksik gediğini koruyup kollarken bu doğrultuyu takip etmektedir. Bir hakikat bıraktırılmayacak hale getirmenin yöntemleri arşınlanmaktadır. Denetim ve gözetimden sonra çıka gelen yıkımlar bu nizamla, eylemlerle sabit olunmaktadır. Tüm o yaraların nasıl şekillendirildiği birkaç cümlede açığa çıkmayacaktır. Tüm o yaraların nasıl kanatıldığı belki anlaşılmayacaktır kesin bir halde, bir biçimde. Kesin olansa, kurumsal nefretin hiddet boyutunun derinliğidir. Haddizatında gün aşırı konuşulan çizilen sese söze büründürülen eşitsizlikler bileşkesidir. Eşitsizliğin doğrudan, kesintisiz sürdürüle geldiği yere dairdir. Yarının dönüşümü bu eksiğin daim kılınmasıyla bina edilmektedir.

Yarına ulaşacak yerin devinimi bu fenalıklar yinelenerek şekillendirilmektedir. Cümleler daha kurulurken bunların tümünü geçersiz yahut da kaile bile alınmayacak olarak bildirilmektedir iş bu menzilde. Tümü handiyse, müşterek olanın tarumar edilmesi ve tümü neredeyse akli olanın tükettirilmesi gayretidir. Çürümenin bir diğer karşılığı da işte bu yaşaya geldiğimizin sınırlarındadır. Çürütenin her ne olup her kimlerin elinden olduğunun bahsini ise yazmaya artık hacet olmayandır. Çürümenin karşılığı bitmeyecek tükenmeyecek olan tüm bu meydan okumaların menzilinde ulu ortadadır artık alenidir. Söz unutturulurken o cehennemde yaşadığımız gerçekliği sarsıcı bir biçimde örtbas edilendir. Her çabalanımın arkasında yeni bir zulüm şekillendirilmektedir.

Her örtbas edilenin arkasından daha büyük eksiltmeler çıkmakta, kalıcılaştırılmaktadır. Özgürlükler getirecek, cenneti vaat edenlerin nihayetinde zebaniliği tam olarak ele almalarıdır gördüğümüz ve yaşadığımız. Eşitsizlik artık amiyane bir serzenişten, bir sızıdan çok daha fazlasıdır. Cehennem dediğimiz şey, tam da bunların birlikteliğidir kesintisiz bir halin tezahürüdür. Budur içte içe kemiren hayatımızı mahvetmeye devam ettiren nesnellik. Düş kırımları yinelene durulurken, baş ağrılarının, yürek yangınlarının, soru işaretlerinin daha pek çok ağrının müsebbipleri meydandadır ortada hemen her yerdedir. Devlet bildiğini eyleye dururken, o hiçbir surette değişmezliğini aşılmazlığını ilan ederken kalıcı olarak hayatlarımızı mahvetmektedir. Kalıcı kılmaya çalıştığı şey, hayatın bilabedel kılınmasıdır.

Kalıcı kıldığı şey bu hayatı mahvedeceğinin tebliğidir gün be gün artık. Yerle yeksan olan hayattır, en başından alırsak birikinti, cerahat, irin ve mutlak ve tek doğru olarak bildirilmiş olanın sınırlarında tam tekmil cehennem bir kurgu olmaktan çıkartılır. Kadına akıl mütemadiyen bol kepçeden verilir. Sözünü savunması, hayatını talep etmesi, -erk-le, -erkekliğe- karşı nihayetlendirilmemiş tüm şiddet saiğine tekten, anlam ihtiva eden bir çıkarsamanın yaşamanın çağrısı önüne set kurulur. Yoktur denildiği yerde şiddet vardır halen. Hiç görülmüş değil diye anıldığı yerde zorbalıktır kesinleştirilmiş, kalıcılaştırılmış. Duyumsamak ne ki, önemsemek nedir ki, yadsımadan sözü işitmek hayatı aramak ve sorgulamak nasıldır ki bunların topu birden taca atılmaktadır.

Yerle yeksan olunan vicdandır, tarumar edilen bedenlerin haklarıdır. Kadına ahkam kesilmeye hep devam edilmektedir. Bir kez susulsa gerisi gelecektir, bir kez susulduğunda artık hayat kendi sözünü anlatacaktır çünkü. Erkan, devletlû bunu örtbas edebilmek üzere vardır. Her vurulan ket yeni bir yıkıma yol vermektedir. Her bildirimse yeni bir can ağrısına çıkmaktadır. Kadının adı vardır o kadar yıllık mücadeleden sonra gerisi hep teferruattır. Bu erkeğin veremediği tüm hesapları yekten anlatandır. Cisme, cinse cibilliyete şekle şemaile düşmanlıktır ol teferruatlara sıkıştırılan. Kadının adı vardır, sözü de vardır yeter ki artık iş işten geçmeden duyulsun bir tek söyleyebileceğimiz bu satırların çatıcısı olarak budur. Hemen her günü bir “nefret yüklemesi”, anlık değil bizatihi yıllar yılıdır kılı kırk yararak şekillendirilen bir şiddetle ‘yaşama’ pratiğine dönüştürülen menzilde olduğumuz artık aleniyken tek elimizde kalan budur.

Bitmeyen hıncın ve öfkenin, makam ve mevkiine varabilmek için, ülkenin standardı haline dönüştüğü menzilde her gün daha bir dibe çökmekteyiz. Dibe indikçe bunu aslında hiç kâfi bulmayan, asla yeterli görmeyen bir akıl hepimize meydan okumaktadır. Meydan okumaların sınırsız tezahürleri her gün yinelene gelenlerde ifşa olunmaktadır. Tehdit hayatlarımızadır. Kasıt hem tümcelerimize, hem ‘cümle’mizedir. Kasıt hem norma, hem de normalimize karşıdır. Kasıt düpedüz bu sığlık ikliminde yaşanabilirlik savunuşudur. Kasıt daha Özgecan Aslan’ın canı alınmışken o “erkek” şiddetinin kadınları aramızdan alabildiği yeni kırımları beraber gösteren haberlerdedir. Canlar yok edilebilir addedildiğinden bu yana, öldüreceksin buyruğu çiğnendiği ilk zamandan ötesini her gün karşılaştığımız kasıt göstermektedir.

Yerle bir edilmeye devam edilen hayatın bizatihi kendisidir. Makul cümleler değildir belki de -tüm arz-i halimiz bunu bir kez olsun anlaşılabilir kılmak adınadır. Dibine, çok daha derinine çekilmeye çalışıldığımız yeri, cehennemi tasavvur edebilmek burada giderek zorlaşmaktadır. Her nerede her nasıl hallerde bu güncelliği yaşaya duruyoruz, bunları aksettirebilmek içindir tüm çaba. Sınırın içi ve yanı ve yöresi ve korunaklı bildiğimiz hemen her yer, her gün biteviye bu dönüşüme rehin edilmektedir. Hep biriktirilip üzerimize boca edilen bir biyopolitik elbisedir. Kesilip, biçilip her makas şıkırtısında, her iğne teyellendiğinde canımızın bir kez daha yakıldığı bir mefhumdur. Her teyel, yeni bir eksikliğin yolunu açmaktadır. Cehennemî olan yaşam algısının topluma dâhil ettirilmesi bu terzi işçiliği gibi görünen hamlelerle birlikte kalıcılaştırılmaktadır.

Sözün gerisi yerip yok etmek için, ona varılana kadar tekrarlananlardadır. Yok etmek kaçarımızın olmadığı bir mutlak “yazgı” olarak bildirilendir. Dün yaşadığımız, günümüzde denk getirilenler ve yarın tekerrür edilecekler bu akıllı olun talimatları ve dâhilindekilerle hayatımız yok edilmektedir. Hane, hane, birey birey, kadın, erkek, lgbtiq, genç veya yaşlı ama hemen herkesler için biçimlendirilen tatbik edilen bu paramparça halin sürekliliğidir. Paramparça edilen bellektir ve bir de bedenlerdir. Bu sınırları cehenneme bunca benzeştiren handiyse onun replikası haline dönüştüren nesnel ve kalıcı olan bu yıkım düzeneğidir. Sıradana ait, ona dair olan her şeyin mutlak biat eden bir figür yahut da personaya sıkıştırılması bu gayretin tamamlayıcısıdır.

Denetim ile gözetimin tamamlayıcısı bu kırım ikliminin ayrışmazı kılınan nefretle sağlama alınmaktadır. Bir ‘replika’ değildir artık, bu ülke gerçeği aratmayan bir halin tezahürüdür. Replika olan cehennemi dünyaya taşımaktan bir adım öteye geçiren, dönüştüren bir sahanlıktır tam tanımı henüz yapılamayan. Kâğıttan kaplan bir ülkenin, cerahatinin gücünü, el bulduğu nefretin, cehaletin ve daha fazlasıyla “çürümenin” birlikteliği bir cehennemden daha derini kotarmaktadır ülkede. Gerçekte olan budur. Bu kadar üstü örtülmeye üzeri kapatılmaya çalışılsa da cehaletle cüretin birleştiği bir yerdir kotarılmaya devam olunan. Mihman uzun, söz uzun, hayat kısadır. Gördüğümüz ve erebildiğimiz, yaşadığımız ve farkında olduğumuz tüm bu isimsiz “taarruzların” böylesi bir karanlığı cisimleştirdiğidir.

Cehennemin içerisinde kalakalmaktır paylaştığımız. Salt bir sarmal, yahut da edebi olan değil içimize, canımıza batanı bildirmek için kullana geldiğimizdir iş bu cehennem tanımlaması ya da betimlemesi. Taarruzların güncelliğinde başka bir hayat şansının geriye hiç bırakılmadığını bildiğimizdendir bu çaba, anlatma gayreti ve birbirine lehimleme gayreti. Adı sanıyla, tümden cehennem kelimenin karşılığını oluşturan tüm edimlerle erk eliyle rotamızı dönüştürmektedir. Dönüştürerek hayatımızı hiçleştirmek ve sıfırlamak çabasına düşenlere karşı “söz hakkımızı” savunuyoruz. Yaşamımız tehditlerle, sindirmelerle, yasa kılıfına giydirilmiş hakları çalmalarla bu gayretle dönüştürülürken söz hakkımızı savunuyoruz.

Sözün üzerine kurulan bu ağı, onu görünmez ve anlaşılmaz kılmak için çabalayan muktediri görüyoruz. Sesimizi birleştirmezsek “son” hazin olacaktır. Savunacağımız başka bir davamız, çıkarımız da yoktur. Savunacağımız geleceğin tahayyülüne varabilmek bugünleri, göz önüne getirdiğimizde tek çıkış noktamızdır. Her gün yinelene gelen şiddetin ağlarını, sözün ve aklın, düşüncenin üzerine ‘beton’ dökerek ilerlerken erkân, faşizm sıradanlaştırılırken kalk borusu çalmaktadır. Uyarı “son” çağrıdır hepimize. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hep beraber…

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015


>>>>>Bildirgeç
Sonra Bir Bakmışsın, Oraları Geçmişiz - Yetvart DANZİKYAN - Agos

Biz tabii, hep devlete baktık. Faşizmi konuşurken, diyorum. Hep devlete, hükümete baktık. Faaliyetler, sözler, argümanlar listeye uyuyor mu diye madde madde gittik. Bir kısmı uyuyordu listeye, bir kısmı uymuyordu. Bardağın yarısı dolu, yarısı boş misali. Biraz kibarlıktan, biraz da literatüre uyma kaygısıyla “Yok” dedik, “daha değil, daha faşizme girmiş sayılmayız.” Öyleydi hakikaten. Faşizmin etrafında dolanıyorduk ama rejime tam manasıyla faşist diyemiyorduk. Evet, bu kadarı bile önemli bir göstergeydi tabii, bir ülke sık sık kendini “Faşist bir ülke mi olduk acaba?” diye yokluyorsa, epey yol aldık demekti. Ama sonuçta daha ‘öyle’ olmamıştık. ‘Öyle’ olmak için doldurmamız gereken kutucuklar vardı. Onlar daha dolmadığı için bu ülkeye ‘öyle’ diyemezdik. Bunu ilk önce biz kendimize söylüyorduk zaten. Hâlâ da öyle.

Hayır, devlete bakarken toplumu gözden kaçırdık demeyeceğim. Ama galiba çok kafa yormadık. Şiddet kültürü etrafımızı sararken, elbette, olup bitenlere dertlendik, araştırmalar yayımlandı, anketler yapıldı, çalıştaylar düzenlendi, çözüm yolları arandı, yazılar yazıldı, konuşmalar yapıldı, meseleye dikkat çekildi. Fakat nihayetinde toplum dediğimiz, hükümete, devlete kıyasa daha akışkan bir varlık. Öyle hemen tanımlamaya gelmiyor. Veri lazım, trende, eğilimlere bakmak lazım. Öyle olduğunda bile net bir tanımlama getiremezsin; öyle olanlar var, olmayanlar var, birileri birtakım fenalıklar yaparken bir yandan da iyi şeyler oluyor. Hepsini bir yana bırakalım, bu kadar hay huyun içinden Gezi diye bir şey çıktı.

Ne diyorduk, toplum... Çok akışkandır hakikaten, tanımlamaya gelmez. Ama şu ülkede yaşayan birilerinin şundan mustarip olduğunu söyleyemez miyiz: Bir şiddet kültürü, bir hoyratlık, bir çeteleşme, mafyalaşma, kaba güç dilinden konuşma, neredeyse tüm gözeneklere nüfuz etmiş vaziyette.

Sokağa çıktığımızda (biz?) sanki bize düşman bir dünyayla karşı karşıya kalmıyor muyuz? Taksiye binmek bile bir savaş, minibüste olmak bir savaş, esnafla konuşmak, anlaşmak bir savaş. Aslında savaş değil. Başka bir dil kullananlarla bir mücadele. Ezici bir dili, güçten anlayan, haklılığını kaba güçten alan, onunla var olabilen, dolayısıyla o dille, o güçle etrafını ezerek yaşayabilen, bu dile sakin bir tonla itiraz edenleri daha da ezilmesi gereken bir insan türü olarak kodlayan, kendi diliyle konuşan biriyle karşılaştığında ise, eğer kendine güveniyorsa hemen çıplak şiddete başvuran, ama yok, karşısındakinin kendisinden daha güçlü olduğunu fark ettiyse, yelkenleri suya indiren bir dünyayla karşı karşıya olduğumuzu söylemek, bilimsel olarak değilse bile, şu yaşadığımız hayat açısından, mümkün değil mi?

Yıllardır arttığını gözlediğimiz kadın cinayetlerinde mesele sadece nicelik değil, aynı zamanda nitelik diyemez miyiz? ‘Kadın’a bakışın artık hastalıklı bir hal alması, terk edilen ya da reddedilen erkeklerin öldürmek dışında bir çözüm düşünememesi, ancak onu yaptığında insan içine çıkabileceğini düşünmesi, böyle şartlanması, şu yukarıda tarif etmeye çalıştığım tabloyla birlikte düşünüldüğünde, nasıl bir cehennemde yaşadığımızı göstermiyor mu? Evet, hâkim kültür eskiden de böyleydi belki, ama şu tecavüz, taciz ve kör şiddet döngüsü çağımıza dair de bir şeyler söylemiyor mu? O sokağa çıktığımızda mücadele etmek zorunda kaldığımız dünyanın kuralları artık öyle mi? Bir kadın tarafından terk edilmeyi, bir zamanlar ‘kendi malı’ olan bir kadının artık başka bir erkeğin olacağı şeklinde algılamak mı, bu çağın erkeklerini bu kadar gaddarlaştıran? Eğer öyleyse, yanı başımızda nasıl bir tür faşizmle yaşıyoruz yıllardır?

Nuh Köklü’yü tanıyordum. Bir vakitler aynı binada çalıştık. Kapı önünde sigara içtik, sektörün, ülkenin hallerinden konuştuk – bir sigara içimi boyunca ya da birimizden birine içeriden telefon gelene kadar. Arkadaşlarıyla kartopu oynarken, bir kartopu bir dükkânının camına geldi diye, elinde sopayla, sonra da bıçakla dışarı fırlayan bir esnaf tarafından öldürüldü. İnanmak hakikaten güç ama, nasıl bir dünyada yaşadığımızı hatırlayınca... Nefessiz kalıyor insan. Kendi gibi olmayanları, kendinden –kaba güç anlamında– güçsüz olanları ezilmesi gereken birileri olarak gören, bu dönemin faşizmi tarafından öldürüldü Nuh. Bu hepimizi yırtan, buruşturan, sonrasında bir köşeye fırlatmadan rahat edemeyen, kendinden güçlü birini gördüğünde fare gibi saklanan kaba güç dünyası, her gün birilerinin peşine bir çakal sürüsü gibi düşmüyor mu zaten?

Dolmuşta tek başına kalan Özgecan’a da önce tecavüz etmeye çalışan, direnince onu en gaddar biçimde öldüren ve ona yardım edenler de, bu bahsettiğim kaba güç dünyasının süfli yaratıkları değiller mi? Özgecan’ı gördükleri anda ne düşündüler acaba? “Bizden değil. O zaman işe koyulabiliriz” mi dediler?

Bu içinde yaşadığımız da bir tür faşizm işte. Hâlâ o kutucukları doldurmaya gerek var mı, bilmiyorum. O kavramın, şu yaşadığımız cehennemi karşılamadığını ben de biliyorum; daha çok bir rejime ad koyarken diyoruz onu, dolayısıyla toplumu anlamaya, tanımlamaya yetmiyor. Ama işte, o dünyaya dair bir insani ilişkiler toplamı içindeyiz.

Bu iklimin, AKP iktidarıyla ilişkisi tartışılabilir. Burada ilk ağızda üzerinde durabileceğimiz soru belki de şu: Bu iklim mi AKP iktidarını yarattı, yoksa AKP’nin –‘şef’te cisimleşen– yırtıcılığı mı toplumu buraya doğru dönüştürüyor?

Bir de şurası belki tartışılır: Hep mi böyleydik? Yakın tarihimize bakınca buna hayır demek mümkün değil. Bu toprakların tarihi, aynı zamanda, yanı başındakine diş bileyenlerin, bir fırsatını bulduğunda, komşusunun, onun ailesinin boğazına çökenlerin tarihi değil mi biraz da? Yukarıda tarif ettiğim güçlüler/güçsüzler denklemini milletler, dinler, mezhepler düzeyinde kuran bir zihniyetin yol açtığı cehennemlerden gelmedik mi buralara? O çok övülen ‘Anadolu insanının hoşgörüsü’ dediğimiz, bir tür kendimizi kandırmaca değil mi?

Nuh yaralandıktan sonra “Ne olur, bu bir rüya olsun” demiş. Düşündükçe içim daralıyor. Keşke olsaydı, Nuh. Değil. Ve biz bununla birlikte yaşamak, başa çıkmak, mücadele etmek zorundayız.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Yetvart DANZİKYAN'ın Sonra Bir Bakmışsın, Oraları Geçmişiz makalesi tam da sözün bittiği yerde, nihayetlendiği alandan yeni bir rotayı önümüze seriyor. Ermeni entelektüel kimliğinin sıradan bir akp yedek üyesi, aday adayı ya da onaylayıcısı haline dönüştüğü bir menzilde çıkarsamalarıyla bu ülkede yaşamı sorgulayabilmemiz için bir başka vesileyi taşıyor. Yaşayacak mıyız, mücadele edecek miyiz hepimiz için bahsiler karşımızda bir makaleden çıka gelerek gerçeğe dönüşüyor. Bilginize...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Türkiye Faşizmin Hunisini Takmaya Hazırlanırken Muhalefetin Tarihi Sorumluluğu - Murat SEVİNÇ - Diken
"Nefret Toplumu" Türkiye - Kıvanç KOÇAK - Birikim
Ne Olur Bu Bir Rüya Olsun - Hektor VARTANYAN - Harfvolver
Is Turkey Just Copying The EU In Increasing Police Powers? - Emma SINCLAIR-WEBB - HRW
Bin Bir Surat - Gökçe TAHİNCİOĞLU - Milliyet
Matruşka AKP - Batuhan BATI - Radikal Blog
Explained: Turkey's Controversial Security Bill - Hürriyet Daily News
İşte Tartışılan 'İç Güvenlik Paketi'nin Tam Metni - T24
Ekoloji Kolektifi ‘Tane Tane’ Anlattı: İç Güvenlik Paketi Kent/Kır Direnişlerini Doğrudan Hedef Alacak - Diken
Nazi Türkiye’sine Beş Kala - Tunca ÖĞRETEN - Taraf
Yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'nun Mimarlarından Prof. Dr. Adem Sözüer, Uyardı: İç Güvenlik Paketi Anayasa'ya Aykırı - Zaman
Bunu Bırakın, Kendinize, Dostlarınıza Bakın, Başka Düşmana İhtiyacınız Yok! - Nuray MERT - Diken
"Cumhurbaşkanı'na Hakaret Suçu" Veritabanı Oluşturuyoruz - @Civilvvars & @Daghanirak - Google Docs
Hayat Bir Oyundu, Artık İçime Sinmiyor… - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Türkiye” İnşa Edilirken Esnaf - Haluk GERGER - Günzileli.com
Esnaf Ne İşe Yarar ? - Deli Gaffar - Deli Gaffar'ın Notları
Nuh Köklü Giderken - Nadire MATER - Bianet
#NuhKöklü : Mahalle ve Dolmuş - Nuh KÖKLÜ - Açık Radyo
Have AKP's Policies Caused Rise In Violence Against Women? - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Beştaş: Hükümet 'İdam ve Hadım'la Hedef Şaşırtıyor - Vecdi ERBAY - Hasan AKBAŞ - Evrensel
#ŞerzanKurt: Yitirilen Bir Oğulun Ardından - Porgebol - Porgebol
Yeter Artık, Yeter Çıkalım Zıvanadan - Birhan KESKİN - Aslı SERİN - 160.Kilomete
"Erkek Şiddeti, Evine Yapılan Baskında Kıskıvrak Yakalandı" - Pınar ÖĞÜNÇ - 5 Harfliler
Doğurduğum Bebekleri Kavanozunda Öldürdüm - Sibel YÜKLER - Harfvolver
Arka Bahçe - Sibel KARADAĞ - Başka Haber
İğne Batıramadıysam Da Rezil Ettim - Feryal ÖNEY - Evrensel
Tecavüz Hakkında Vazgeçmemiz Gereken Efsaneler - Bülent SOMAY - Uzun Çorap
Niyetimiz Kadına Şiddeti Önlemekse - Ömer Faruk GERGERLİOĞLU - Alternatif Siyaset
#Özgecan'a Ağıt: Ben Bir Kadın Olarak... - İşçi Mücadele Derneği
In Memory Of Özgecan Aslan: Sexual Violence And The Juridical System In Turkey - Elif SARI - Jadaliyya
Özgecan Aslan ve Sağcı Trendlere Göre Lanet Yönetimi -Metin SOLMAZ - Birikim
#sendeanlat Tag'ini Başlatan İdil Elveriş Anlattı - Efe Kerem SÖZERİ - Bianet
İHD: Hocalı Bahane, Mitingin Amacı Ermenilere Irkçı Nefreti Kışkırtmak - Bianet
Millet-i Mahkume'den Kod Numaralı Azınlık Vatandaşılığına - Yervant ÖZUZUN - Demokrat Haber
Kurtuluş'un Çocukları - Tuğçe ERÇETİN - Posta
Ankara-Erivan İlişkileri Yeniden Buzdolabında - Aram Ekin DURAN - Deutsche Welle Türkçe
BHH, Kendi Talepleri Etrafında Yürüteceği Bir Kampanya ile Açıkça HDP’ye Oy Çağrısı Yapmalıdır! - Sosyalist Demokrasi İçin Yeniyol
HDP’den AKP’ye Tokat Gibi Protesto - Taraf
Kürt Meselesinde Duruş - Kerim BALCI - Zaman
Suikastçımla(!) Konuştum - Ahmet ŞIK - AŞ' Twitter Blog
İş Güvenliği Paketinden Kusurlu İşverene Ödül Gibi Ceza - Hacer BOYACIOĞLU - Hürriyet
Detained: Voices From #Amygdaleza, #Greece - Roz Karta - The Occupied Times
More Than 1,000 Muslims Form 'Peace Ring' Around Oslo Synagogue - Balazs KORANYI - HaAretz
Habib Calib'den İktidarın Danışmanlarına - A.b.m.o Selim - Güya Urduca
Toprak Ana - Aykan SEVER - BiaMag
“Deneme Otobandan Değil Patikalardan İlerler” - Özge KARA - Milliyet Kitap
Benim Dilim Seninkini Döver - Süreyya KARACABEY - Fraksiyon
Akıllı Olun - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver
‘İmana Geldi Kafir…’ - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Şuşalı Anarxist - Cavid Ağa - Breathe It In
Osmanlı’da Anarşizm (2) – Osmanlı Döneminde Bulgar ve Ermeni Hareketlerinde Anarşizm Etkisi - Miraç BİLGE & Okan ÖZDUMAN - Meydan Gazetesi / Sosyal Savaş
Michael Löwy’le Eko-Sosyalizm Röportajı Çevirisi - Nuh KÖKLÜ - Başlangıç
British Library Expanding Its Endangered Archives Online - Roslyn SULCAS - ArtsBeat

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Desen - Metamorphosis By Don GALE

>>>>>Poemé
Çamur Etkinliği - Aslı SERİN

gelişinden belli, acıklı olacak, olsun
teneke değiliz çok şükür

doğru taşı çekmiş ama bitememişlerden
ağzını büzmeden gülebilmişlerden
aynı şarkıyı bin defa dinleyebilmişlerden
babadan dertli anneden az
hayat böyle biraz, öyle biraz
bir ev yapalım taş toprak olsun

bu evde çukurlar, düzlükler… Çukur bu düşülür olsun
iki kişiden birinin olmadığı bu ev eksik olsun gedik olsun

tesellicisine âşık olmamış adam ve kadınlardan
çıkarsa naparım diye şans oyunu oynamamış
3. tişörtü isteyememiş, 2.sini mecburiyetten almış
ilkokulda ön sırada, üniversitede sırasız
ağıtçısı değiliz buraların Nuray

düz yolda herkes araba kullanır, gel şuraya sapalım
anarya başta zor sonra şık, sapalım
biraz imkânsız, biraz rakı, biraz hepsi aynı
sana kukumav kuşlarına bakan oda ayıralım
korunmanın takvimi yokmuş
biz zamanı zamana bırakalım
yürümeyi sevmem ama istediğimde iyi koşarım
koşalım

anlaşalım, sakin ol demek yok, çok sıkılıyorum
dallarımdan çaputları söktüm, zor oldu
tökezledim tümsekte, oh oldu
çıktığım dağlar puf oldu
parçalar birleşmiyor, alıntı gibiyiz Nuray

gel gitmenin kitabını da biz yazalım
“gittiğim yere geldim” olsun
rüyamıza o dede girmeyecek
canı cehenneme olsun
istatistiklerin, analizlerin, geri dönüşüm projelerinin
ve hayat bilgisinin ve yerçekiminin
ve senin ve benim

biraz yaklaş şunu çekmelisin
taş toplayan kadın, şaire ilham verir
diş sıkmak bilemekten her zaman mı iyidir
kırk taşla yıkanıp sokağa çıkarılmışız
belimizde kurdelalar zılgıtlarla çıkarılmışız
bak güzel oğlum güzel kızım bak bu sokak
ağzına sıçacak…

sokak dışarıdan bitirilmezmiş, çıktık
horoz şekerleri ve bonibonlarla
pankartlar ve diplomalarla
3 defa kınasalar atılır mıyız buradan
çelme taksalar, tekme tokat atsalar, kazık
herkes en büyük acı kendinde sanıyor, yazık
hâlâ şaşırabiliyoruz ya çok şaşırıyorum Nuray

ama sen gel pılınla pırtınla
bir ev yapalım, bu sokağın ortasına
varsın çamurdan olsun.

Kaynak

Sunday, February 15, 2015

Deuss Ex Machina # 537 - sondan bir evvel

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_537_--_sondan bir evvel

09 Şubat 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Andrew Bird - Rising Water (Self Released)
2. Andrew Bird - Sweep the Field (Self Released)
3. Steinbruchel - 05 (12k)
4. Steinbruchel - 06 (12k)
5. Flooba - Private Departures (Batenim Netlabel)
6. Flooba - Bells Of The Riot (Batenim Netlabel)
7. Erik Truffaz & Murcof - Origin Of The World (Mundo Recordings)
8. Erik Truffaz & Murcof - Skin (Mundo Recordings)
9. Sankt Otten - Im Lichtorgelparadies (Denovali Records)
10. Sankt Otten - Karfreitagskarpfen Und Dolce Vita (Denovali Records)

sondan bir evvel
(537)

Birbirimizi İşitecek Miyiz? 

Bir takdimden, bir sunumdan, bir anlatımdan ve epey hallice anlamdan epey daha fazlasını barındıran, bildiren bütün bunların düzlemdeki eğreltiliği göstere geldiği bir güncellikteyiz ve buradayız. Ne bir manifestonun satırları ne de basmakalıp bir cümlenin efradıyız. Hemen her şeyin insana karşı zorla dönüştürüldüğü ve kanıksatılmaya çalışıldığı ve dayatıldığı bir yerde eğreltinin her nasıl hallerden türetildiğinin bilincinde bir avucuz ki buradayız. Kesintisiz olan tahakküm nesnelleştirilirken, dünümüz gibi günümüz de hep aynı bağnazlık eliyle çalınmaya devam olunurken sözü hatırdan çıkartmamanın düşündeyiz. Yağma düzeni kalıcılaştırılırken modernizm örüntüsünün, hemen dibinden çıka gelenlerin her neye dönüştüğünün idrakindeyiz iki satır ve üç cümleyle birlikte.

Düzlemin delik deşikliği ilam olunurken, her şeyler aleniyete artık kavuşmuşken müesses nizam sahiplerinin nasıl da hayatı halen tüm bu vahamete rağmen olumlanabilir addettiğinin çürümeyi gösterdiğinin bilincindeyiz. Tekilleştirmelerden mülhem tek tip algının iş bu hayat üzerindeki ediminin bir gölgelendirmeden artık ileride, bir karanlık olduğunu yinelemeliyiz. Karanlık saf kötülük ile bütünleşirken, tekleşirken yaşadığımız yerin hiçbir gününün ehven sayılmayacak hale evrimi son sürat devam etmektedir, bunun tanığıyız. El alınan kötülük, derman diye bildirilenlerin nasıl da birer yafta, ayrıştırıcı olduğunu göstere gelir. Kesintisiz olarak yinelene gelense yaşam ediminin bir boyunduruk ile cendere kümesine koşulsuz, şartsız biat olduğunun ilamıdır.

Müesses, gayri nizami bulduğu her ötekisi bildiğine karşı tehdit ve taarruzlarıyla var olduğunu ve kalıcılığını bildirmektedir. Her hamlesinde ‘salt’ bu kötürüm hali, kötücül toplamı yineleyebilmek ve süreklileştirmek adına adımlarını atar hep tekerrür eden bir döngüde. Biteviye tekrarlanan şey eğreltiliğin bir yaşam için en ideal düzlem olduğunun yinelenmesidir. Her tekrarda bu anlam daha bir kalıcılaştırılır. Boğazlamak fiilinin siyasa literatürüne sokulmasından, mehter! marşları ile karşılama törenlerine hemen herkesle kavgasını sürdüren sözüm ona tarafsız cumhurun başına, al takke ver külahın artık ‘akçelerle’ biçimlendirilmesine, böylesinin anılmasına uzanan serencamda kalıcı kılınmaya çalışılan bu eğrelti haldir.

Eğrelti halden bir normal ülke tahayyülünün bina edilmesi gayretidir açıkça ve yalın bir biçimde. Normal olarak anıldıkça, betimlendikçe, onaylandıkça bu bahisler toplumun müşterekinin esemesinin okunmayacağı sahaya ulaşılır. Dert gani gani, sorunlar handiyse her gün apayrıyken onu kurup güncelleyen ve kanıksatan akıllar kendini her dem bu tekrarlarda yeniden var etmektedir. Varlığı ilam olunan şey, tahakkümün sürekli hamlesidir. Süreğen bir halin, neticede ‘toplum’ için gerçek yok edişin temellendirilmesidir mesele edilmesi gereken. Tehditlerle, tenkitlerle birlikte eylenen, eklenen ve bütünleştirilen her hamle bu sarmalın, bu eğreltiliğin yaşamdaki konumunu belirginleştirir. Düzayak bir mecaz olmaktan çıkarak hemen her güne iliştirilen o tehditlerin gözetiminde bir yaşamdır. Gerisi laf-ı güzaf.

Gerisi hepimizin, her birimizin yaşaya geldiği bir nesnel yok etme deneyidir. Yok oluşumuza kadar sürmesi için çabalanılan bir menzildir, atakların sonsuz kılındığı. Modernleşmekten bir kasıt muasırlaşmak diye anıla gelen bir yorum buralarda şekillendirilmektedir. Yokluk ilan edilirken, hep bir sıfır kadar geçersiz, görünmez ve gadre mahkûm etkisizlik yinelenir. Akla kazınmaya çalışılan şey budur. Onca çabanın sonucunda hiçlik paylaştırılır erkçe. Yıkım buralardayken tüm tahakküm kendini her gün ele verirken bütün paramparçayken henüz hiçbir şeyin yapılmadığının izahatı buralardadır işte. Sıfıra karşı yapılan her müdahale güce sahip olanı zorlamayacak varlığı yok bildirilenlerinse cehennemidir oysa. Kuşatılmışlık içerisinde hem değersiz hem yok saymalara rağmen can kırığı artık buralardadır bu menzilin dört bir yanındadır.

Dertleri çoğaltan, bunları biteviye güncelleyen bir ülkede yaşadığımızın ifşaatıdır karşılaştığımız. Yaşamın karşısındaki cephenin her ne olduğunu bildirendir işte tüm bu bahisler. Medeni denilip durulurken giderek ilkelliğin hıncının, kininin önemsendiği zamanlara varmamız bundandır. Medeniyet bir çürük haller kümesinin ta kendisidir. Eğitimsizliğin dik alasıyla birlikte yol alınan bir cehaletin tam ve eksiksiz yansısıdır. Her şeyin en doğrusunu bilen, kurgulayan devletlûnun akla, fikre, söze karşı taarruzlarının akıbetidir bu hal. Halimizin muasırlaşmak bahsi yinelene durulurken tam tersi istikamette ilerletilmesinin tezahürüdür değindiğimiz. Hemen her şeyin kara bir menzile doğru ilerletilmesidir.

Bunca açıktan ve aleniyette hiçbir “sorguya” müsaade edilmediği bir cerahatin yaygınlığıdır karşılaştığımız. Normal yerle bir edilirken biçem artık sonsuza kadar muhafazakâr görünümlü oysa neoliberalizm hattını arşınlayan bir çabalanımı yinelemektedir. Hemen hemen her günün bunca fecaatle ortak, lebalep dolu kılınmasının hali, şekli ve şemaili buradan anlaşılabilecektir. Eğreltilik bir biçimde yeni diye bildirilenin esas gerçekliklerinden birisidir. Hangi yana dönersek, bakarsak, sorgularsak sorgulayalım kalıcı olan yaraların bunca yalanla hemhallığıdır. Yalanlarla bir ülkenin bina edilip, yoluna artık böyle devam edeceğinin yinelenmesidir. Eğri, eğrelti her yerdedir kesin ve kesintisiz olarak. Eğri ve eğrelti, tüm hayata karşıt koşmaların bu devletin nezdinde nasıl şekillendirildiğini topyekûn ifşa edendir.

Eğri ve eğrelti olan yaşama karşı vardır-yoktur ile kesik bir anlamdır. Ya ötesi bahsi hep saflar dışına ötelenendir. Bugünün ülkesi bir yeni hali savuna gelirken dünden, eskiden kalanı da muhafaza altına almaktadır. Her koruduğu ve yeniye taşıdığı şey çok daha önceden denenenmiş olsa da, ayrıştırılmış olsa da hala bugünlerde de işlevselleştirilebilirliği çabasıdır. Hala tüm karanlığın müsebbibi olarak çıkartabilecek, anlatabilecek, tavırların, yinelemelerin, konumların peşi sıra yol alınmasıdır mesele. Yenileşmiş olan eskinin kurumu, kiri ve yağını ve pasağını paketleyip, ambalajlayarak bir yol ve yöntem olarak suna gelmesidir. Yeni, ol eskinin, demokrasi denilen yaralı, bereli haldeki müdahaleye kurban gitmiş edimini katletmeye bir fiil devam edendir hala.

Yeni kalıplara mengenelenmiş ve sıkıştırılmış bir hayattır bir kez daha tüm ışıklar söndükten sonra bize kalan. Yeni kendisini tekrar ederken kötülüğün istencini güncelleyendir her zaman. Kelimeleri yağmalayan çizgileri muğlâklaştıran tözü saf dışına iten, hep buna gayret eden bir zincirleme cehennem tahayyülüdür aslolan. Yenide nefes almak mübalağasız zora koşulandır hakkaniyetin ve dahi hikmetin silindiği unutturulduğu yerde bu yaşamın plastikleştirilmesidir karşı karşıya olduğumuz. Yaşam plastikleştirilirken, tükettikçe tükenmenin yolunun açılabilir kılınmasıdır mesele. Dün olan yinelenirken, gün apayrı kırımlarla buluşturulur. Dünün yasak hemşerimci söylemi bugün sağından ve solundan siyasa mümessillerinin sayesinde el verilip canlandırılandır.

Ne ki tüm bunlar, bu cerahat sadece sayıp dökmekle bitmez.  Ne ki bütün bu anlatım sadece tek başına bir birikintiden ötesi olmayacaktır. Sistem çarkları dönmeye devam ederken hayattır öğütülmeye devam edilen. Muasırlıktan anlaşılan şey, kötücüllüğe el verilip, onunla yol belirlenmesidir çünkü. Dahayı eyleyebilmek dahasını kalıcı kılmak zembereğinden boşalırcasına her güne savaş sesleriyle başlanarak şekillendirilir. Duraksamaksızın hemen hiç ikiletmeksizin, üstüne söz söyletmeksizin bu irin halini günceller erkân. Bir anlamın, karşılığı ola gelen eğreltilik bu ülkenin tanımlarından ve başat demirbaşlarından birisidir artık. Laf ola beri gele değildir muntazaman yeninin boyasının altında çıka gelen ve görünen ve anlaşılması elzem olan budur, bunca kesintisiz bir ifşadır.

Kesintisiz tahakkümün ruha ve bedene indirilen darbelerin karşılığıdır on üç koca yıl da ‘bonusu’ bu koca eğreltilik meselinde. On üç koca yıl bir dolu yaranın, dünden güne taşınmasıdır hep bir biçimde. Artık ağırlaşan, ağıtlaşan, kurşuni griden kapkaranlığa sevk edilen bir ülke hayal değildir ki hayattır ve gerçek. Gerçekleştirilmiş olan rüsvalığın, rezilliğin ve kepazeliğin bir ülkenin her gününde muhafaza altına alınmasıdır hemen hemen her anlamda her biçimde. Her gün eylenen kırımların normalin ta kendisi haline dönüştürülmesidir sorun. Normal bu diye anıla gelenlerin hayat bahsine vurulan ketler olduğu meydana çıkmaktadır. Normalimiz bir yıkımdan da başkası değildir aslında. Topyekûn kırım eylenirken, zulüm sürdürülürken, kastetmek artık olağan belletilirken, normal addedilmesidir.

Bütün bu heyulanın nasıl bir viranlıkla hemhal olduğumuzu bildirir. Düş kırımlarıyla bir arada yaşıyoruz. Can kırıklarını sırtlanarak yürüyoruz artık. Benliğimize müdahalelere karşı seslerin izini sürmek isterken çığlıklarımızı biz bile duyamıyoruz artık. Sadece, iki satırlık o haberlere sıkıştırılabilecek ömürler yaşıyoruz. Kendimiz etmemiş eylememiş olsak da tüm bu kırımların karşısında durun artık’ı belirginleştirmediğimiz için “suçluluk” duyuyoruz. “Yeter artık”ın bir karşılığının olmadığı yerde hayat sürdürüyoruz. İş ki nefes almamız bile denetime tabi, o bile müsamaha ve eğreltiliğe kayıtsızlıkla hemhal. Özgürlük ise bir masal, siyasa dışından sıradan olanın sözü bir hayale çoktan eviriliyor. Susun artık kalıcılaştırılırken bir meselin ta kendisine dönüştürülüyor.

Bundan yüzyıl evvel edilen fenalık; dakika veya vakit sektirmeden bugün de yineleniyor. Cam kırıklarıyla bir arada bedenlerimizden kan aka aka yürüyoruz. Yaşamlarımız değersizliği cümbür cemaat ilan edilirken -sıra hangimizde diye bekleye duruyoruz. Tüm cam kırıkları can kırıklarına dönüşürken, şimdi ve şu anda ya da yarın veya daha sonrası eğrelti bir düzlemde her yanımız eksik, gedik kalacak artık farkında mıyız ve idrakinde miyiz? Eğreltilik bir normatif halin bizatihi kendisine dönüştürülüyor. Kayıtsızlıkla birleştirilen, tahakküm her anın gözetlenip, denetlenebilir hale dönüştürülmesinin yolunu aça geliyor. Bilindik olan tehdit aşina olunan tenkit, bu eğreltilikle hemhal güncelliğin başat vurgularına dönüşüyor. Demirbaş bu tehditler oluyor.

An geçmiyor, gün hiç tükenmiyor ki yeni bir “vahamet” yine yeniden bir fecaat, küçük kıyamet sığdırılmasın. Her yanımız silme bir yok etmeyle hemhal. Nereye kadar bu yok oluş döngüsü nereye kadar derimize, zihnimize, düşümüze, sesimize ve her şeyimize karışma müdahale edebilme gayreti. Sonsuz bir karabasan halin tekerrürü karşısında ayakta kalabilmek en büyük sınavımızdır. Verebilecek miyiz bu sınavları hayat namına, söz namına, nefes namına, hepsi ve her şey adına bu eğreltiliğe karşı birlikte eyleyebilecek miyiz? Bir kez olsun sözü birleştirebilecek miyiz? Deneysellik, entelektüel bir öbek olsun diye yazıla durulan değil gerçekten nail olabilecek miyiz? Cüreti sınırın içinde, sınırın dışında, şu Ortadoğu denen yerin her santimetre karesinde sirayet eden nesnel şiddetin, devletlerden kendi paramiliterleri, çetelerine ulaştığı yerde buradayız ve yaşamak istiyoruz bahsini anlatabilecek miyiz?

Seslerin hiç işitilmediği, gereği neyse yapılacaktır- muhabbeti o arşa uzanmışken, bunca yalan yinelenip durulurken hala Kessab’ı top yağmuruna tutan bir devletin gözetiminde, Şengal’de 4000 Ezidi kızı, kadını köle pazarına satışa çıkartan IŞID’in Libya’da yirmi bir Mısırlı Kıpti Hıristiyan’ı infaz ettiği bir menzilde gerçekten yapabilecek miyiz sözü birleştirmeyi. Özgecan Aslan’ı yok eden zihniyetin, aylardır, günlerdir tumturaklı cümleler kurulurken, İç Güvenlik Yasa tasarısı gibi bir acuzelikle gündemi donattığı yerde, gelecekten bir ümit beslemek fazla naiflik değil midir artık değil midir? İşitmek için sözü kaç kıyametimiz lazım gelendir? Daha kaç… Bilginize.    

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

>>>>>Bildirgeç
Kansız, Konusuz, Kurbansız - Aslı ERDOĞAN - Özgür Gündem


Bir kış gecesi, kent soğuğu ve karı bekliyor... Tuhaf bir işbirliği içinde geceyle, gecenin yanılgılarla dolu imgelemiyle... Buz kesmiş parmaklarıyla alelacele sarıp sarmalıyor görünümlerle düşleri, bir yelpaze gibi kapatıp karanlığa katıyor. Üst üste katlanmış donuk imgeler, anılar arasında biçimlenecek yepyeni, hiç görülmemiş, bembeyaz bir şafağı bekliyor. Mesele, dert, çile, erteleme demek olan kara hazırlanıyor. Kötü bir şakaya ya da bu Araf grisi tekdüzeliği kıracak bir serüvene hazırlanırcasına, bir işgale ya da bir felakete... Damlaların  tam tamına hangi saatte kristalize olacağını, kaç santim birikeceğini, kaç günde eriyeceğini biliyoruz artık. Bu bitmez tükenmez kış bizim kışımız, bizim kışımızın karları biteviye yağıyor, tutuyor, iz bırakmadan siliniyor. Tekrar tekrar... Sanki daha gizli, daha soyut bir acımasızlığa, unutuşun acımasızlığına işaret ediyor, başlangıçlarla sonlardan, yeniden, en baştan başlayıp bir daha sonlandırmalardan ibaret hayatın geri dönüşsüzlüğünü, tek kezliğini gizliyor.

İlk gün, ikinci gün... Nedense elim varmıyor günler önce hastaneden çıkmış bir arkadaşıma ‘tebrik mesajı’ atmaya... Şu iki satırı yazamadığım sürece de sanki vermem gereken bütün yanıtları, tepkileri erteliyorum. Kocası kürtaja izin vermediği için ñerkeklerin evlat hakkı- epeyce ileri bir yaşta, bıçak sırtı bir doğumu sağ salim atlatmış bir tanıdığımı kutlamam gerekiyor. Her doğum bir mucizedir, hayatın kutsallığıyla yüzleşebilmemiz için bir fırsattır, biliyorum. Ölseydi, belki bir gazete haberi, muhalif gazetelerin iç sayfa haberi olabilirdi, ama bunca kan, öfke ve gürültüyle dolu gündemde bir köşe yazısına, röportaja  herhalde ‘konu’ olmazdı. Sağ kaldı. Şimdi bize düşen, karmaşayla, çift anlamlılıkla dolu insanlık hikayesinden mutlu bir alıntı, mutluluk üzerine bir alıntı gibi okumak, çiçeklerle, altınlarla yazgımızı bir kez daha kutsamak... Üç yıl önce, kan kaybından ölmüş bir kadının avukatı beni bulmuştu. Tababet maskesi altında göçmen, sığınmacı, yoksul, dil bilmeyen kadınlara uygulanan sistematik ya da ‘münferit’ şiddeti, ilk kez o belgelemiş, ‘hukuk önünde’ ispatlayıp davayı kazanmıştı. Benzer bir deneyimden geçmiş bir başka kadının (okur bu başka kadının yazarın kendisi olduğunu anlayacaktır elbet) neden dava açmadığını, yaşam hakkını cengaverce savunmadığını anlayamıyordu. Yerden göğe haklıydı... Trajedinin kopkoyu ışığının hayata ‘gerçek derinliğini’, hakikatini iade ettiğini, ama ‘kurban’ yaftası, insanın üzerine bir lahit kapağı gibi ansızın kapandığında, çığlık atmamak adına cesetimsi bir suskunluğu yeğleyebileceğini anlatamazdım. Sağ kalanın suçluluğu, hayatı bağışlanmış Barabbas’ın, ölenler karşısındaki suçluluğu nasıl anlatılır? Şu bizim çift anlamlarla dolu kadınlık hikayemiz... Onun bıraktığı koca koca boşluklara dolan gece. Kış gecesi.

Gazetenin ikinci sayfasında bir haber, İstanbul’daki otuz yedi kamu kuruluşundan sadece üçünün kürtaj yapmayı kabul ettiğini yazıyordu. (Telefonda kabul etmişler, ama fiili durumu, ilk sekiz ya da on haftada randevu verip vermediklerini haberden anlamak olası değil.) Tam yanındaki sütunda daha da ufak bir haber, Ocak ayında öldürülen kadınların sayısını 39 olarak veriyordu. ‘İlk altını devlet verecek !’ haberlerine mutlaka rastlamışsınızdır, pek çok gazete, ekonomi, politika vb sayfalarda sütunlar ayırdı.

Birkaç gazete kupürü, sayıya vurulan ölüm... Bizim sıkıcı, tekdüze, biricik hayatımız... Daireler, zigzaglar çizerek, U dönüşleri yaparak durmamacasına kendi sonuna doğru yürüyen...

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Anlatamadıklarımız için el almaya, derman bulmaya, kelamı birleştirmeye çaba sarf edip, yazıları bulmaya çalışıyoruz. Aslı ERDOĞAN'ın kaleme aldığı Kansız, Konusuz, Kurbansız bu minvalde önemli bir meram. Kadınların seslenişlerini, sözcüklerini sahiplenmek için değil, anlamak için daha fazla okumamız gerektiğini bildiren bir makale. Söz işitilebildiğinde bir yola varacak bir şekilde anlamı çekiştirmeden anlayabileceğiz. Bir gün mutlaka...

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
“Bu Tarla Meselesi Mi Ki Zamanaşımı Olsun?” - Pınar ÖĞÜNÇ - Birikim
Polisin Eline Bulaşan Kanı Herkes Görüyor - Gürkan KORKMAZ - Evrensel
Özgecan İçin Yürüyenler: Ben De Herhangi Bir Kadınım - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Özgecan’ı Yakarak Öldürmediler - Metin SOLMAZ - Uzunçorap
Bütün Kadınlar Bilir - Nermin YILDIRIM - T24
Tarih: Yanık Kokusu - Oya YAĞCI - Fraksiyon
"Kadınlar Hayatlarına Sahip Çıkıyor" Raporu Yayınlandı - Bianet
Türkiye Mahallesi’nde Kadınlar - Nedim MOSKOWA - Her Şey ve Hiçbir Şey
Vahşice Öldürülen Özgecan Cinayetinin Ayrıntıları Ortaya Çıktı; Tecavüze Direnince Defalarca Bıçakladı - T24
Demand For Women-Only Buses In Istanbul - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
Milliyetçilik ve Tecavüz - Can Serhat HALİS - Fraksiyon
Nasıl Tecavüzcü Olunur - Leyla ALP - T24
Özgecan Aslan İçin - Zarri - Ekşi Sözlük
İşte Özgecan’ın Katil Zanlısı…Bu Fotoğrafa Lanet Yağıyor - Taraf
Erkek Sidiği - Ali Murat İRAT - Birgün - Bursa Bağımsız
‘Antep’e Gazilik Unvanı Veren Savaş, Ermenilerin Geri Dönmesini İmkânsız Kılmanın Mücadelesiydi’ - Emre Can DAĞLIOĞLU - Agos
Var Mı Bunun İzahı? - Özgür MUMCU - Cumhuriyet
Erdoğan'ın 'Türkmenlere Yardım' Dediği MİT TIR'larındaki Mühimmat Cihatçılara Mı Gitti? - T24
Cihatçılara TSK'dan ‘Topçu’ Desteği... İşte O Telefon Konuşmaları - Cumhuriyet
Bir Garip Seherdeyiz - Yetvart DANZİKYAN - Agos
Laik Eğitim İsteyen Öğretmene Savcıdan Soru: Kuran'a İnanmıyor Musun? - Radikal
Laik Eğitim Boykotu: 'Din Öğretmiyorlar, Mezhep Öğretiyorlar' - Rengin ARSLAN - BBC Türkçe
Şubat Boykotuna Giderken: Eğitim, Sol ve Laiklik - İsmet AKÇA, Onur DOĞULU - Başlangıç
Başkalarının Hayatını Tanzim Etme Merakı - Ohannes KILIÇDAĞI - Agos
Yeni Türkiye ve Yeni Yaşam - Arzu YILMAZ - Birikim
Demirtaş: “İç Güvenlik” Değil Barış Paketi - Bianet
Abdullah Öcalan’ın Seyir Defteri: Bu Lanetli Tarihten Kopalım! - Yücel GÖKTÜRK - Post Express
Mehmet Tarhan’a Verilen Cezayı Kınıyoruz - Saruhan OLUÇ - HDP
Erdoğan’ın Zihniyeti - Etyen MAHÇUPYAN - Akşam
Türkiye Birden Fazla Denklemin Parçası - Selin NASİ - Şalom
Bashar Al-Assad Interview: Jeremy Bowen Meets Syria’s Great Survivor - New Statesman
Chapel Hill Shooting: Three Young Muslims Have Been Executed, But The Media Ignored It Because Of Religion - Sabriyah PERVEZ - The Independent
PYD Eşbaşkanı Charlie Hebdo’yu Ziyaret Etti - ANHA - Evrensel
#Swissleaks : Pierre Laurent Ecrit Aux Personnalités Françaises Mentionnées Sur La Liste HSBC - Fabrice SAVEL - L'Humanite
#Swissleaks: Explore The Swiss Leaks Data - The International Consortium Of Investigate Journalists
RSF: Türkiye Basın Özgürlüğünde 180 Ülke Arasında 149. Sırada - Başka Haber
Not Another ‘Je Suis’ Article - Harout EKMANIAN - Armenian Weekly
Akif Beki’ye Yanıtımdır: Ben Bağımsız Bir Gazeteciyim Sense Kudretli Bir Adamın Sözcüsü - Frederike GEERDINK - Diken
1909 Adana Katliamı’nın İçyüzünü Tanıkları Anlatıyor - Agos
"Levon Ekmekçiyan'ı Görmezden Gelen Devrimcileri Özür Dilemeye Çağırıyorum" - Füsun ERDOĞAN - Agos - Bianet
Pınar Selek’ten Yeni Kitap: “Çünkü Ermeniler” - Edebiyat Haber
Özel Röportaj: Pınar Selek: “Masalını Kaybeden İnsan, Hayallerini De Kaybeder” - Mehtap DOĞAN - Sanat Filan
Madam Çela´yla Yeraltı Tarihi - Riva Hayim KAZAN - Şalom
Şükrü Erbaş: “Kimi Yazarsanız Yazın, Yazdığınız Siz Oluverirsiniz.” - Merve AKINCI - Yalnızlar Mektebi
Salt AVM - Tayfun SERTTAŞ - TS' Blog
Edgar Allan Poe: Müzevir Yürek - Çeviren Gül ŞAHİN - Uzun Hikaye
Her Yanık İz Bırakır - Meltem GÜRLE - Birgün Pazar


Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Görsel : M.C. Escher

>>>>>Poemé
Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım! - Didem MADAK

`Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak.`
Pippi Uzunçorap

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırküç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

`Gün akşam oldu` diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde
Rengarenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır,sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarım acilen anlatmalı.

Ondört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da `organzm gıcırtıları` oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiiler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
`Sofı`nin tercihini` seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir `eşya toplayıcısıyım` bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir de kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

Kaynak

Sunday, February 08, 2015

Deuss Ex Machina # 536 - contra pauca enim vitae

Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents
Deuss_Ex_Machina_536_--_contra pauca enim vitae

02 Şubat 2015 Pazartesi gecesi "canlı" yayınlanmış programın parça dizinidir.

>>>>>sesli meram muhteviyatı<<<<<
1. Zeleia & Golem - Holding Hands (Self Released)
2. Zeleia & Golem - It's Never Enough (Self Released)
3. Fogh Depot - Dark Side Of The M0nk (Denovali Records)
4. Fogh Depot - Nevalyashka (Denovali Records)
5. Björk - Stonemilker (One Little Indian)
6. Björk - Black Lake (One Little Indian)
7. Aphex Twin - disk prep calrec2 barn dance [slo] (Warp Records)
8. Aphex Twin - diskhat ALL prepared1mixed 13 (Warp Records)
9. Demdike Stare - Rathe (Modern Love)
10. Demdike Stare - Patchwork (Modern Love)

contra pauca enim vitae
(536)
Kuşatma

Bıkmadan usanmadan kendini daima tekrar ettiren, her nefes aldığımızda ve her yeni güne başladığımızda, her adım çabamızda ve her şeyin başlangıcında, devamında yerini muhafaza eden, gölgenin aslen her ne olduğunu bildiren kuşatmaların sofrasındayız. Kuşatılmışlığımızı hatırlatmaya namzet örnekler gün aşırı yinelenmeye devam olunmaktadır. Sözün gelip geçer addedilmesi kalıcı olanın had ve hudut bildirilmesi için zorun bellenmesinden, bilinmesinden bu yana her kuşatmanın neye dönüştüğü dimağımızdaki yaralardan anlaşılacaktır. Bir ihtimal onca yaranın berenin her neden ortaya çıktığı nasıl ısrarlı bir biçimde kalıcılaştırılmasına yol verildiğini anlamlandıracak olandır bu kuşatmalar çemberi. Bir biçimde dünden güne getirilen kalıcılaştırılan, ayrışmazımız kılınanların her ne olduğunu bildirendir bu kuşatmalar çemberi.

Sınırın ya içinde ya yahut da dışındasınız diye kestirilip atılan sıradanın makamının onun tamı tamına hayatının merkezi olduğunu unutturmaya çalışan bir düzenektir bu kuşatma. Bir gölge gibi takip ede duran yalıtım için düzene dâhil edilen hem her hamlenin, bile isteye duyurduğu şey hiçbir zaman bu sınırlandırmadan kaçamayacağımızdır. Resmi bir elek vazifesi gösteren, ayrıştırıcı hamleler, nizam için uygun görülen müdahaleler, her defasında bu hepimiz içindir diye dayatılan kanunlar ve dolusu daimi bir anlam kırımının bina edilmesini mümkün kılmak içindir. Yeni diye anılıp durulan eskinin tüm pespayeliğini muhafaza edip, trajik olduğu kadar gerçek, ironik göndermelerden epey uzak sahici bir yıkımın menzili olduğu anlaşılabilecektir bir ihtimal.

Hemen her gün yinelene gelen şey bütünlüklü bir mahvediş sisteminin a’dan z’ye konumlandırılması için sürdürülenlerdedir. Kuşatma az biraz da budur. Başlangıcından sonuç kısmına kadar mutedilliğin bir kenara terk-i diyar edildiği, muteber olanın bu ‘kuşatma’ iklimi için gereksinim duyulan, hiddetle birlikte kotarıldığı bir menzildir sürüncemesiz, tereddütsüz. Eksiği yahut da gediği olmaksızın basbayağı kör bir nefretten medet umulmasıdır bu görmeye devam edip dört yanda, bir taraftan da yaşaya durduğumuz. Tekinsizleştirilmiş olan güncenin sınırlarından içeriye doğru yapılan her hamle onu dermansız, sınırlarının muğlâk bırakıldığı, çürük, çürük olduğu kadar da mahvedişin normalleştirilmesine sahne olan bir meskenin bizzat kendisidir.

Anlık yahut da gündelik bir tahakküm değil bizatihi kalıcı, bir gün belirgin, ertesi gün sessiz sedasız, saman altında ama her dem var olan bir kuşatmanın kalıcılığıdır önümüzde bina edilmeye devam olunan. Acıların birikintisi, ağıtların bu kadar çokluğu, yaraların pekliği, gözyaşlarının peyderpeyliği bunca aleniyken bütün bunların henüz çok başında olduğumuz bir kuşatma ikliminin temsilleri olduğu meydana çıkmaktadır. Temsil edilenler, gösterime girmiş olan şey bir devlet aklından ülke bina edilmesidir. Sonsuz bir karanlığın tahsis edilmesi, onun kutsal bildirilmesidir. Vakıalar yeni tecrübeleri beraberinde getirirken ‘denekliğimizin’ her ne için olduğu da anlaşılacaktır. Düşünmeyen sorgulamayan neden, ne için, ne hakla kısımlarının çoktan unutturulduğu bir müesses nizam uyumundan gayrisinin dillendirilmediği, sırf itaatten ötesinin bilinmediği bir menzildir.

Kesintisizleştirilmiş olan kuşatma edimi, hayatlarımızı düz anlamıyla mahvolması adına yinelene gelenlerden mürekkeptir. Basit olanın değil toptan iş bu hayatı kapsayanın, kare kare resmedildiği tüm bunların gerçekliğe peyderpey yaklaştırdığı bir haldir tam merkezinde yaşaya durduğumuz. Kuşatma söze karşıdır. Kuşatma sese karşıdır illa ki müdahale edilmesi gerektiği bildirilen insani olan hemen her şeye karşıdır. Düzenek, günün getirdiği yegâne şey bu kuşatmayı devam ettirmek adına güncellene gelenler ile şekillendirilir. Bir yol aramaya gayret ederiz. Belki bir çıkış ihtimali vardır, diye sayıklarız kendiliğimizden. Dört taraf komple yekpare bir düzlemin, ötesinin gerisinin olmadığı sonsuz bir boşluğu bizzat temellendirdiği bir sahada bir umuttur ararız.

Belirsizliğin giderek bariz bir biçimde tüm hayat akışını kapsadığı, gölgelendirdiği yerde ya sonrası sorusudur bizi aslen o dertlere sevk ettiren. Dönüşüm bahsindeki nihai sonuç olarak toptan bir mahvedişin kalıcılaştırıldığı bir yere doğru evirildiği uzamda bir umuttur işte dört yanda aramaya devam olunan. Müşterek bahsinin teker teker linç edildiği, deyim yerindeyse bir başka bahara hınçla terk edildiği bir uzamda; hayatın böylesine kolaylıkla tarumar edilmesidir düşündürücülüğü muhafaza eden. Düşünceden artık eyleme geçmiş olan akıl hemen her günümüze bıkmadan usanmadan müdahale etmektedir. Kendini tekrar ettiren her yeni günde varlığını karaşınlıkta hatırlatan, gölgelemeler ile kendini belli etmektedir. Kuşatılan mütemadiyen hayatın kendisidir.

Sesten, sözden ırak ve naçar ve yoksun bırakılan bir menzilin eskilsiz gediksiz oluşturulması gayretidir. Agoranın bir yerinde not düşenlerin bahsiyle doksanların Kürdistan meseli olarak bildirilenleri, bir meseleden öte mahvetme çabasının gerisin geriye sirayet ettirilmesidir tüm o kalıcı kılınan kuşatma tavrı ve beraberinde icat olunalar. Sözü eksik gedik yarım yamalak kılan tehditlerin güncellendiğinde birer prangaya dönüşmesidir. Doğunun ömrü hayatından hemen hiç çıkmayan devletlû, şimdi batının o korunaklı gibi görünen, hep demokrat, pek ilerici, aşırı normalleşmiş bir sürü sorunu sözüm ona aşmış onlarla yüzleşmiş sokaklarıyla buluşturmaktadır “mesele” budur.

Kendinden mütemadiyen emin bir biçimde, dün yıkımı, dün tehdidi, bir ana sahne figürü eyleyenler şimdi bu modern çukurları, yıkımları bu medeni batı örneğinin ta kendisidir diye bildirdikleri sahaya ulaştırmakta bunun için hemen her hamleyi yeniden gözden geçirmeyi düşünmektedir. Hemen her hamlede dünü şimdiye taşıyıp onca yıkımı, viranı en önemlisi canı bir teferruat addederek kutsiyet bildirilmiş sınırın ta kendisi için kuşatmalar güncellemektedir. Tehdidin, en alttan, en üste alenen vardırıldığı, kimse millete efendilik taslamasından, Türkiye’nin sokaklarını kimse Suriye’nin sokaklarına döndürmeye cesaret edemeyecek istikametinin tüm kuşatma gayretini örtbas etmek adına yüzlerce kanaldan canlı olarak duyurulduğu bir yerdir bunca anlattığımız.

Reel politiğin oyun kurucularının dillerinden dökülenler iktidarlarının korunaklılığı için günü dar etmekten geçmektedir. Tehdit olarak savrulanlar, savunulanlar, bir yerlerde manşetlere on punto geçirilenler, yazılanlar ve çizilenler bu tahakküm avenesinin, kuşatma heveskârlığını bir biçimde daim kılmak adına olduğunu yinelemektedir. Hakların içi boşaltılırken, geriye tek bir sözün koyulmaması adına gayretkeşliktir anlatmaya çabalandığımız. Görünenin bir yüzeyi bu, bir karşılığı tam da böylesi bir çıkarsamadır. Kutsiyet atfedildikçe gücün kırmızıçizgileri yeni birer pranganın kendisine dönüştürülür. Bir gölge gibi takip ede duran kuşatma budur. Bunun çözümlenebilir olan her evresini görebilmek buralarda mümkündür. İflah olunmayacağı hiçbir türlü yeterli görülmeyeceği hiçbir türlü sözün işitilmeyeceği yere doğru koşar adım gidilmekte ve ilerlenmektedir.

Kesintisiz bir gümbürtü halindeki devletin seslenişinde, onu simgeleştiren siyasanın figürlerinde bu tamah etmeme, herkesi topyekûn delirtme hali kalıcılaştırılmaktadır. Mesajlar dört bir yana verilirken her kademeden bilindik sığlaşmış illa nobran olanın yolunda ilerlemek normaldir diye bildirilmektedir. Normal olarak addedilen “resmiyette” daha iyi bir ülkeye eviriliyoruz diye bahsedilip durulan şey on iki eylül rejiminin tıpkıbasımıdır. Onun her türden eksiği tamamen zamanımıza taşıyabilmek geriye kalanların tamamlanabilmesi için linç kültürünün gerçekçi kılınması gayreti karşımızdadır. Yeni Türkiye o hep bilindik olan eskinin pespayelik seviyesini tutturarak ilerleyendir. Yol boyunca aldığı her bükümle işte bu kötürüm hali gidişatı restore eden, derinleştiren bir yerdir yeni Türkiye hep eski bir ezberdir.

Yeni diye anılanın tanımı hayatımızdaki karşılığı büyük boşlukların muhafazasıdır. Geçmiş peşimizden koşmaya devam ederken, hiçbir şeyin hesabının verilmediği bir menzildir kesintisiz yeni, yeni ve yeni diye aksettirilmeye çalışılan. Bir yanda çürüme öte yanda karanlık az beride tahakküm bütün bunların üzerini kapsayan bir tekillik filmi hiç başa sarmaya gerek kalmadan aleni olanı işaret etmektedir. Gölgeler hayatımızı kapsamaya, kuşatmaya günü gününe yeni ‘taarruzlarla’ birlikte şekillendirmeye devam etmektedir. Cumhurun başı olan şahıstan itibaren, başlı başına bürokrasiye, adaletine, yaygın medyasına hemen her yerde ve her şekilde tereddütsüz yinelene gelen ezberlenmiş bu muhteviyatın yinelenmesidir.

Koca bir hendeğin “derinlere” kazıldığını gördüğümüz ne ki en ufak bir müdahalede bulunmaya çalıştığımızda boyumuzun ölçüsünü ala gelmemizdir bu kuşatma halinin şimdisi. Topyekûn tekerrür ettirilen şey bir biçimde, anlamın yağmalanmasıdır. Hayata dair olanların torbalanması, karar hükmünde kararnamelerle, olacak dedik oldurduk türünden müdahalelere kesintisiz teslimiyetin gerçekçi kılınmasıdır. Akıl artık toptan rehin edilebilir bir mesele haline dönüşmüşken bütün bunları kâfi bulmayan bir menzil, dimağ her şeye müdahalede bulunmaktadır. Kuşatma budur. Buradan itibaren devletin kutsal kutsal diye sayıklana geldiği ezberlerini yinelemektedir. Acılar, ağıtlar tereddütsüz aynıyken, kalıcıyken tüm bunların kâfi bulunmadığı söze dökülmektedir.

Her hamle eksik kalmış tahakkümü tamamlama çabasıdır. Eksik, ayrı parçalar birleştirildikçe, yaşatan değil zulmeden bir ülke kalıcı kılınır asıl kuşatma budur. Kuşatma bunca laf ebeliği yapılırken ağzımızın payı olarak bildirilenlerdir. Haddizatında ki yegâne gerçekliğimiz olan karanlığın her ne olduğunu anlaşılır kılan bir meseledir. Meselemizdir. Kuşatmalar birbiri peşi sıra dakik hamleler olarak güncelliğimizdeki yerini korumaya devam ediyor. Birbiri peşi sıra, önce söz ve ses, sonra onu var eden benlik ve bedenler kuşatma altına alınıyor. Tükeneceksiniz artık açıktan dile getirilen bir meseleye dönüştürülüyor. Ne vaat, ne vaaz hakikat bunun için oluşturulanları artık göstere geliyor. Tüm kuşatma gayreti yok etmek, istisnasız bir biçimde sindirmek adına, tekrarlardan mülhem bir devinimi göstere geliyor.

Bu yerde ‘hayat’ tökezletilip düşürülmeye çalışılıyor. Ne ki muktedirin hiç tükenmeyen hırsı epey fazlamıza tesir etmiş durumda. Ne ki sözün işitilmez, sualin anlaşılmaz kılınması epey geniş halk kesimlerince savunulmaktadır haddizatında, hala ve hala. Siyasanın gümbürtüsünde, tozu dumana kattığı yerde sıradanın sıradana dair olandan tek bir cümle, anlam bahsedilmiyor artık. “Virüs” kuşatmanın en belirgin özelliği olarak, her günümüzü zehirliyor. Neredeyiz ve ne yapacağız bu halin, kördüğümün ortasında düşünmeli daha fazla, biteviye ışığa varıncaya kadar. Reel politiğin hamleleri dün ayrı, bugün apayrısını değil hemen her gün noktası da virgülü de soru işareti de ünlemi de birbirinin benzeri olan bir yok etme iklimini şekillendirirken ne yapacağız bu kördüğümün ortasında bunu düşünmeliyiz hep birlikte.

Zor günler kapımızın eşiğinden içeri gelmişken zemheri artık ayrılamadığımız bir durumken, onun ta kendisiyle sözü birleştirmek hayatidir. Karşısındakinin sözünü yahut da bir cümlesini bile hedefe yerleştirmek için el ovuşturanlar öyle çok ki, umudun bile canı çıkarken bu ülkede müşterekleri hatırlamak, birleşmek ve harekete geçmek ne zamandır. İktidar olmak, makam sahibi olmak, güce haiz olmak için değil nefes almak için mücadele etmeye koyulmak ne zamandır hangi zaman?  Yarın bir şansımız daha kalmayacağı bunca aleniyken, güç istenci ve beraberindeki iktidar konforuna, ram olanların çoğunluğuna karşı azınlık olanlar sesi, sözü hatırlayabilecek midir? Bunca kuşatmanın hiçbirimize bir gelecek vaat etmeyeceği aleniyette iken nedir halimiz, nereyedir yolumuz. Sözü birleştirmenin, birlikte eylemenin vakti değil mi? Artık zamanı değil midir? Çanlar hepimiz için çalınırken… Ve Perde…

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

>>>>>Bildirgeç
Barışçıl Bir Savaş Yok, İnanmayın - Akın OLGUN - Muhalif Yazılar

Çocuklarımız ölü ele geçiriliyor.

Taş atan çocuğu gaz fişeğiyle vurup ölü ele geçiriyorlar.

Slogan atan çocuğa mermi sıkıp ölü ele geçiriyorlar.

Havanla vurup yaşları kadar bedenlerine kurşun doldurup ölü ele geçiriyorlar.

Tekmeleyerek, döverek, linç ederek, “havaya sıktıkları” mermilerle ölü ele geçiriyorlar.

Çocuklarımızı ölü ele geçiriyorlar.

Zulüm büyüdükçe ölüm yaşı küçülüyor, eli ayağı düzgün, temiz ‘’görünümlü” insanların fısıldamaları kulaktan kulağa yayılıyor. Cümleleri, sözleri “ama yani, onlar da..”lı onay dilimlerinden “taş değil, kocaman kayalar atıyorlar, hak ediyorlar ama” ortaklığında buluşuyor.
Memleket ki içine edilmiş ve vicdan ki çöplüğe dönmüş, kokuyor. Alışmışız kokuya, birbirimizi bu kokuşmuşlukla ağırlayıp hürmet sunuyoruz kötülüklere.

“Bunlar tam sabunluk” diyerek, soykırıma uğramış bir halkın acılarından kahkahalık bir eğlence çıkartacak ve söylediğinin ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar histen, duygudan yoksunlaşmış o sıradanlığın, yarın nasıl bir canavara dönüşeceğini onlar değil ama biz biliyoruz.

Charlie Hebdo katliamını alkışlamak için buluşan o kalabalıklar, işte bu korkunç ırkçılığın açığa çıkan bir yüzü sadece.

“Kobane düştü düşecek” müjdesi vererek, zafer günü için ellerini ovuşturan katillerin o günkü heyecanını tutun aklınızda. Tutun, çünkü yarın ellerinde satır, sopa ile karşınıza çıkacaklar yeniden.

Hrant’ın anma törenlerine katılanları “ulusa ihanet” diyerek ayakları kıçlarına vura vura şikâyete koşanlar, o hırsız, o arsız ile yan yana oturup “milli mutabakat” pozu verenler ve Perincek-gillerin arkasına dizilip destek çıkanları da tutun aklınızda. Tutun, çünkü onlar yarın tüm pis işlerini hep birlikte, sizlere taşıttıkları bayrağın altına süpürecekler.

Çocuklarımızı ölü ele geçirmek için gönüllü tetik nöbetindeler. Hayata ve insana düşman bir ağız, bir dil, bir düşünce boy veriyor dökülen kanın içinde.

Kürt, Ermeni, Yahudi, Rum denilince tüyleri diken diken olanların ortaklığı ile savaşa hazırlanıyorlar.

Ölü ele geçirmenin yaşı küçüldü. Kontra tatbikatları yapılıyor her yerde. Hukuk, adalet onların ellerini yıkayacak bir çerçeveye sokularak yeniden şekillendiriliyor.

Biz barış derken, onlar savaşa hazırlanıyor.  Biz devlet içinde paralel, derin vb eller ararken, devletin savaş konusunda nasıl kenetlenip bütünleştiğini unutuyoruz yine.

Barışçıl bir savaş yok, uyduruyoruz…

Biz barış dedikçe onlar önümüze bir çocuğun ölü bedenini atıyorlar. “Güvenlik, huzur” adının arkasına dayadıkları “vur, öldür, hapset” yasaları ile vahşi bir polis devleti organize ediyorlar.

Paldır küldür geliyorlar hem de. Gözümüze soka soka, bağıra çağıra hazırlanıyorlar.

Demokrasi artık titrek bir mum alevinden öte bir şey değil. Üfleyerek söndüreceklerini bilmenin rahatlığıyla oyalanıyorlar.

Gözü, iktidar hırsıyla kanlanmış ve her şeyiyle pisliğin içine batmış biri, devletin savaş organizasyonu için biçilmiş bir kaftandır. Kendini devletin sahibi sanma kıvamına gelmiş olanlar aynı zamanda en kullanışlı aptallardır. Hem tehlikeli, hem de en kolay harcanılacak olanlar yine onlardır. (Anlayana)

Biz, yukarıdan aşağıya bir savaş iktidarı kurulduğunu söyledikçe “Hayır, yok öyle bir şey” diyenlerin sesi yükseliyor. Biz, bu yol ve yöntem barış çıkaramaz dedikçe, onlar “Bunlar savaş istiyor, barışa karşılar” diyerek hücum ediyorlar.

Taşların, kayaların altında provokatör arayan, arattıranların oraya buraya sızmış “kötü çocukları” sobeleme işini ise konuşmaya bile gerek yok.

Devletin büyük çaplı bir savaş hazırlığı yaptığını düşünmememiz için nedenlerle, düşünmemiz gerektiğine dair nedenleri alt alta sıralayalım.

Sadece katledilen çocukların sıralı isimleri bile gerçeği hatırlatır hepimize.

* Akla düşenler, yola çıkıldıkça derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. Akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. Derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. Bahis açtıklarımız anaakımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. Etmekten bir özenle, koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla. Kuşatmanın tam ortasında yaşamaya devam ederken, sözcüklerden, kurulan cümlelerden yolu mihmanı aramaya devam ederiz. Barışçıl Bir Savaş Yok, İnanmayın - Akın OLGUN'un kaleminden yayınlanmış bir meram. Dönüştürüldüğümüz, koşar adım ilerletildiğimiz uçurumun kıyısında aslında her ne oluyor bunu bildiren bir aynalama çabası yazıdan bildirilmekte. Akın OLGUN, yaşama dair olanın altüst edilişini bildiriyor bir yerlerden hatırlamamız gerekenleri ötelemeden paylaşıyor. Muhalif Yazılar, Birgün Gazetesi'nin anlayışlarına binaen metni sayfamıza alıntılıyoruz.

...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina  ile devam...İyi Haftalar...

Allame-i Ulul Arz’dan Ara Nağmeler
Okuma Parçası
Sesli Meram / Deuss Ex Machina Kayıt Bloku.. Geçtiğimiz Günlerden Ses ve Söz - Podcasts
Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor - Uluslararası Af Örgütü
Gördüm - Bir Gezi Parkı Direnişi Belgesel Filmi - Documentary Film - R H - Vimeo
Soma'da Sekiz Saat - Devrim TABAN, Zeynep ORAL - Vimeo
İHD: 2014’te 49 Çocuk Cezaevinde, 64'ü Gözaltında İşkenceye Uğradı - Bianet
Cezaevleri Hasta Ediyor, Öldürüyor… -  Basın Açıklaması - İnsan Hakları Derneği
Devlet ‘Fa’ Sesi Veriyor Duymuyor Musunuz? - Rahmi ÖĞDÜL - Birgün
İç Güvenlik Paketi Öldüreceğim Diyor! - Fatma BAÇARU - Jiyan
On Dört Resmi Türk Otobüs Durağı - Kemal BOZKURT - Harfvolver
Kuşlar Gidince - Hakan TUNÇ - Çağdaş Ses
Beating Exposes Brutal Realities For Turkey's Street Children - Pınar TREMBLAY - Al Monitor
-Larda Yüzen Al Sancak: Bayraksız Çocuklar İçin - Sarphan UZUNOĞLU - Jiyan
Uğur Yeşiltepe'nin İtirazı Reddedildi: Baro Başkanı Hapse Giriyor - İsmail SAYMAZ - Radikal
Üç Yaşındaki Muharrem De ‘Faili Meçhul': Bir Yıl Geçti, Soruşturma ‘Tamamlanamadı’ - Ahmet GÖRÇÜM - Diken
Beyaz Ölümlerle Yok Olmayanı Zaman Aşımı Da Yok Edemez - Hayri TUNÇ - Jiyan
Zaman Aşınır, Hüzün Aşınmaz - Can DÜNDAR - Cumhuriyet
Poyraz Ali'yi de Mahkum Etmeyin - Esra AÇIKGÖZ - Cumhuriyet
Yurttaşı Boşver, Maksat Toma Zarar Görmesin - Murat SEVİNÇ - Diken
İç Güvenlik Paketine Karşı Adalet Nöbeti - Bianet
Çelikkan: Perinçek'in Söylemindeki Ayrımcılık Türkiyeli Ermenileri Etkiliyor - Elif AKGÜL - Bianet
Rojava ve Kobane’deki Yeniden İnşaa Sürecinde Anarşist ve Ekolojist Gerillalar - Sosyal Savaş
Kobanê Direniş Efsanesi - Mehmet Nuri EKİNCİ - Amed Today
Salih Muslim: Mücadelenin Sınırı Olmaz - Osman OĞUZ - Yeni Özgür Politika - Kadraja Girmeyen
Gritty Kurdish Fighter Gloats Over Recapture Of Kobane - Burak AKINCI - AFP
‘We Are So Proud' – The Women Who Died Defending Kobani Against Isis - Mona MAHMOOD - The Guardian
Ağırnaslı'nın Babası: Kobanê'de Yıkıntı Değil, Devrimin Mümkünlüğünü Gördüm - ANF - Demokrat Haber
Kürt Siyasetini Neden ve Nasıl Konuşuyoruz? - Güven Gürkan ÖZTAN - Bianet
Sol, Gezi Direnişi, BHH, Çözüm Süreci, Anarşizm… - Hayri GÜNEL - Gün ZİLELİ - GZ' Blog
'Birileri Buna 'Sen Halifesin' Diye Gazı Vermiş, O Da Yürüyor, Halifelik Diyemiyor Da Başkanlık Sistemi Diyor' - T24
Korkut Boratav: “Syriza Dalgası Yayılabilir” – Cansu ÇAMLIBEL - Sol Defter
Aleviler İçin Hayat Bilgisi - Evren Barış YAVUZ - Fraksiyon
Gözaltında Kaybedilene Devletten Mektup: Sizi Bulamadık, Dosyanız Düştü! - İsmail SAYMAZ - Radikal
Kıta Yaratmak - Aykan SEVER - BiaMag
Hope For Justice Still Frail In Hrant Dink's 2007 Murder Case - Özgür Öğret - CPJ
Dünya Liderlerine Çağrı: 24 Nisan'da Çanakkale'ye Gelmeyin - Gözde KAZAZ - Agos
Diyarbakırlı Ermeniler Nasıl Katledildi? - Serdar KORUCU - Radikal
100 Years On Since The Armenian Genocide, Will Justice Prevail? - Nayla TUENI - Al Arabiya
1912'de Şark Yıldızı Gazetesi - Mehmet ŞİMŞEK - Suryoyo - Uni Gottingen
Başka Bir Aile Anlayışı Mümkün Mü? - Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği
Toplumun En Büyük Yapı Bozumu - Hande ÇAYIR - T24
Polis Eylemciyi Kibirli Görüyor - Mert İNAN -  Milliyet
Tüm Zamanların En İyi AKP'yi Anlama Kılavuzu - Ezgi BAŞARAN - Radikal
Boydak’ta Neler Oluyor? - Ecehan BALTA - Başlangıç
Tekstil İşçileri: Üç Aylık Maaşımızı Almadan Bu Fabrikadan Ürün Çıkmayacak! - Birgün
Podemos: ‘We Have To Rescue The People, Not The Banks’ - Tim BASTER & Isabelle MERMINOD - New Internationalist
Another Casualty In Turkey’s War On Journalists - Howard EISSENSTAT - Amnesty International
Kızıl Bayrak ve Üç-Renkli Bayrak - Alain BADIOU - Hayalgücü İktidara
The End Of Tina -Peter BRATSIS - Jacobin
Adam Smith Institute Calls On Osborne To Back Varoufakis's Greek Debt-Swap Plan - Guy BENTLEY - City A.M.
Suspect In Attack On French Soldiers Had Been Turned Away By Turkey - Alexandra ZAVIS - Stars & Stripes
Europe’s Jews Ponder: Is It Time To Flee Again? - Matthew SCHOFIELD - McClatchy DC
Turkey: PEN Talks To Writer Sevan Nişanyan - PEN International
‘Ne O Patron, Kendine Havalı Gözlük Mü Bakıyon?’ - Nurinisa EROĞLU - Jiyan
Hayat Bunun Neresinde - Misak TUNÇBOYACI - Harfvolver

Deuss Ex Machina genelgeçer disiplinlerden uzakta kalarak, deneysel öğeler ihtiva eden tüm müzik turlerine sonuna kadar kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. Bu bağlamda Ambient’dan - Weird Folk’a uzanan ses seceresinden alıntıları her Pazartesi akşamı 21.00-22.00 saatleri (GMT +2) arasında canli olarak Dinamo’dan iliştirmeye devam ediyoruz.

Her Türlü Eleştiri,Öneri vs .İçin İletişim Kanallarımız;
DinamoPromo InquiriesMakina
Her Pazartesi Gecesi 21:00 -22:00 (GMT +2) arası Dinamo
---------------------------------------------------------
>>>>>Info
Resim: Social Justice – Freedom Outpost

>>>>>Poemé
Hançerin Sapı - Metin ALTIOK

Haksızlık etme
Diyorum kendime;
Onurlandırıldın da,
Kınandın da sen.
Kendini kül dolu
Bir küpe gömdün.
Tersyüz ettin
Sevgini eskidikçe.

Güzel günler yaşadın.
Çiçeklerin oldu,
Bir evin örneğin;
Güneş gören,
Dağlara dönük balkonu.
İşte bu yüzden
Ağlarım ben
Kestaneler çatlarken.

Sabahın buğusu
Gözlerimi yaşartıyor,
Boynuma dolanıyor
Akşam zinciri.
Dağlardır beni avutan.
Söyleyin bana
Gözünüzü kırpmadan;
Sizce dönek midir zaman?

Eşkıyalar dağları
Anlayamazlar.
Çünkü suçtur onları
Dağlara çıkartan.
Darasıdır suç oysa
Yaşadığımız dünyanın.
Dağlar sizi
Pekmez ile kararım.

`Öyle yaralıyım ki;
Ölmem ben artık.`
Ölmem ya kanarım,
Kanarım seve seve.
Haksızlık etmem
Suya ekmeğe
Hiç bir anahtar
Dönmese de kilidimde.

Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum,sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı,
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hfız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum de sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar,dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor,
Hızar sesleri geliyor
Dörtbir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Bu yıl da
Kalıcıyım burda
Verilmiş sözüm var.
Bensiz yapamaz
Lapa olur pirinç kar.

Elimden tutmuş
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince
Sen geliyorsun aklıma.

Sahi sen yaşadın mı;
Var mıydın acaba?
Yaşadık mı seninle
Aynı zaman parçasında?
Ama ellerin aklımda.
İri gözlerin,
Sıcaklığın geceler boyu
Ve aklığın aklımda.

Senin ağzın tarçın kokardı,
Benimki karanfil.
Birbirine karışırdı
Soluklarımız.
Tek başınayız şimdi ikimiz.
Bende karanfil,
Sende tarçın kokusu
Yapayalnız,kimsesiz.

Ben seni yalansız
Bahar gibi sevdim.
Sevgi adınaydı
Milis beraberliğimiz.
Sabahtan akşama
Günü tarar örerdik
Ve kedileri
İkimizde çok severdik.

İkimiz de yıldız düşkünü;
Bakmaya doyamazdık
Gökyüzüne.
Koynunda terli ferman
Bir atlı geçerdi
Samanyolundan,
Kimsenin göremediği
Kibrit çakımı bir an.

Hiç unutmam;
Adına sikke bastırırdı
Aşk o zaman.
Yani ay doğardı
Tepelerin ardından.
Güzel günlerimiz oldu,
Gecelerimiz
İpek ve kılabtan.

Omuzunda uzun saplı
Eğri tırpan
Ot biçmeye gidiyor
Avurtları çökük
Bir gölge adam.
Karalar giyinmiş,
Ölüm simgesi gibi
Geçiyor sokaktan.

Kulaklarım uğulduyor,
Yapılar eğiliyor,
Çinko damlar
Daraltıyor gökyüzünü
Alaca bir bulut
Geliyor üstüme
Yuvarlana yuvarlana
Kurşundan bir köpekle.

Haksızlık etme
Diyorum kendime.
Kılavuzun oldu rüzgar,
Su gibi dostun.
Eğer dumanlıysa
Kavruk dağlar;
Bil ki gülün ahı,
Hançerin sapı var.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Oluklu hançer,
Güle narh koyanlar;
Şahmaranın başı için
Payınıza düşen ne?
Bir gün sorarlar.

Kaynak