sesli meram 576 -- միզք

kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_576_/////միզք

07 eylül 2026 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.

/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. Myth - Killamanjaro (Lockdown Recordings)
02. Myth - Mad Years (feat. Cybin) (Lockdown Recordings)
03. Bluefootjai - Pent Up (Optivus Music)
04. Bluefootjai - Agent Blue (Optivus Music)
05. Dysfunction - Obsession (No Reality Music)
06. Dysfunction - Visualise (No Reality Music)
07. Minor Forms & Freddy B - New Thing (V Recordings)
08. Minor Forms & Crystal Clear - Nightmares (V Recordings)

/////arz-i-hal
"Hiç kimselerin bakmadığı, görmeye tenezzül etmediği, artık izleri malum kentsel evrimin bir başka parçası olarak istimlak, yıkıma tabi kılınan kimi muhitlerde karşımıza çıkanların yekunu bütün bu anlatmaya çalıştığımıza da bir son ekleme yapar, yapabilir. Hiçbir anlatı, bildirimin kafi gelmediği hani belgen hani belge diye çıkagelen kimilerinin aksine tüm bu bedel / diyet olgusunun kesintisiz kılınageldiği bir biçimsiz sınama hallerinde devletin ol ikinci kademe yurttaşına bakışını özetleyen kırılma anları söz konusu olur. Evet kimi an, kimi zaman bu bahislere mahal veren, ayrıştırdığını, ötekileştirdiğini yüzüne doğrudan söz söyleme cüretinden, eylemlerle baskılamaya vardıran bir tezahür söz konusu edilir ol devlet eliyle. İçinden çıkılamayan, aşılamaz addedilen karanlıkların güncellendiği, bir hal binbir türlü gidişatta güvence verilmiş olsa da eksen hayatın hiç de normatif kılınamadığı bir menzilde, gayrimüslim halkın varlığı daha hala pek çok kesimi etkiler. Tümüyle bir yer, bir sahadaki varlığından bunca açık bir biçimde nefretle mukabele edilen, söz hakkını geçtik, geçmişte olanların yekununa dair bir kuru özrü talep etmesinin dahi çok bilinmesi ve ötesindekilerle bu sahadaki yaşama gailesine ketler vurulur. Ol öteki asırdır bu ülkenin yabancısı olarak kodlanmıştır, sonunda maarif başarmıştır bittabi. Kabuslardan kaçamaz, gizlenmeyi başaramazsınız, her şey gözler önündedir bu coğrafyada. İnkarın, ikrara dönüp yaptıysak iyi de ettik, yerinizi yurdunuzu bilin diye çıkagelen zır cehaletten hallice bir kesimin de gaz alma refakatinde ortaya çıkan Türkiye imgesinin binbir yarayla müsebbip olduğu meydana çıkar. Kötülüğün göndere çekilmesinin bir vadesi yoktur çünkü!

“Kesinleştirilmiş olan hükümler, birbirine lehimlenmiş olan devlet aklının her şeyi tek tipleştirme gayretinin sonuçlarının her neye dönüştürdüğünü açıkça paylaştığı bir menzildir güz sancısı. Onu hatırlarız, o sancıları 1894 ile 1896 yılları arasındaki Adana yöresindeki kırımlardan hatırlarız. Devlete sadıklık ölçüsünün ilk basamağında gözleri korkutmak olduğunun arka yüzünün ölüm olduğunu idrak ettiğimiz o günlerden biliriz o sancı ve yarayı. İstanbul’da bu ülkenin belki de uygulansa ilk mühim ve yegâne başarısı olacak olan Anayasa yazımı için taslaklar elden ele dolaştırılırken, bir demokrasi tahayyülü için müştereki arama gayreti varken peyda olunan bir zulümdür hizada tutmak için. Hizada kalındığı bilinçli, istem dâhilinde zikredilmiş olsa da o Anadolu’nun uzağında, o kırımdan, kilometrelerce uzak meskenlerde boyun ölçüsü alınacaktır en nihayetinde. Bu karanlık çağın da başlangıcıdır aynı zamanda. Yüz yıldır anlatılmaya çalışılan, hep anlatanın, acısını betimlemeye çalışanların en bilindik hakaretlerden, en olmadık çıkışlarla çarmıha gerilmesinin yollarının aranıla durduğu bir meseleye denk gelinir. 1914-20 arasında Medz Yegehern olur Ermeniler için. Seyfo’dur onun adı Süryaniler için. Pontus’lar (Rumlar) için Küçük Anadolu Felaketidir adlandırılışına bakılmaksızın insanlığın tükenmesinin dönemeçleridir. Her şey buralarda kalsa iyidir de sonu yoktur gidilen menzillerin. Dahası çoktur bu coğrafyanın çekecekleri bahsinin ardı da arkası da hiç eksilmeyecektir.

Zaman devindi, çok sular aktı derken, kılıç artıkları için yaşamak bu ülkede eksildiği yerden yeniden başlayabilmek için silinmekten geçtiği olarak belleğe yerleşti. Dümdüz korku yaşamın temeli ilan olunuverdi. Önce Varlık vergisi, 20 Kura Askerlik, mübadeleler daha da büyük hamleler için yağmalara yol, gelecek için temellendirilir oluverdi. Her hamlenin arkası başka bir zulme evirildi. Sosyopolitik bahislerde günün gereklilikleri olarak zikredilenler asla itiraz veya düzeltmeye ihtiyaç duyulmadan şekillendirilenler pogroma dönüşüverdi güzün bir akşamında. Mihrak olanlar için sayıca az olsalar da Hıristiyan nüfus halen ülkede nasıl önemli bir tehdit olarak algılandığının, her türlü musibetin temellendiricisi olduklarına dair söylemler ve bilinçli olarak daha sonra övünülecek olan milli bir örgütlenme çatısı altında, eylülün altısı ve yedisi arasında iki gün boyunca talan hâkimiyetini ilan etti.

1955’in Eylül’ünde İstanbul’un Tatavla’sı, Pera’sı, Samatya’sı, Makrohori’si uzunca bir süre daha hatırlanmamak adına istek ve dirençle yok edildi. Suskunlaştırmak için Kıbrıs’tı bu sefer mesele. Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığının bildirildiği akşam yayınlarından sonra meydana çıkan güruhların öfke sarmalında yapa geldikleri bir yok ediş ayiniydi. Bir kez daha silmek için, bir kez daha sinmiş olanları daha da köşeye kıstırmak için bir mücadeleydi. İnsan olanı utandıran görüntüler ardılı arkası gelmeden, sonlanmadan Türk, Kürd ya da herhangi birisi için de acı olacak bir biçimde güncellenmekteydi. Bir kez daha eksilmekteydi ülke işte bir kez daha hazan denk getirilip tam da merkezine konmaktaydı….” https://seslimeram.tumblr.com/post/96645542581/eylülün-altısı-yedisi" sesli meram

*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...

allame-i ulul arz’dan ara nağmeler 
okuma parçası

sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi iki yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...

her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------

/////poemé
Քարերի Այգի -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ

Ծառերը տեղից չեն շարժվում ոչ մի ժամանակ,
սակայն շրջում են ողջ աշխարհով մեկ. ծառերին
տանում են այն
թռչունները, որոնք ծնվել են իրենց ճյուղերին։

Մեր փնտրածը գտնում ենք այնտեղ (եթե գտնում ենք),
որտեղ որ երբեք չենք
գտնում։
Աշխարհի բոլոր հավքերը (երգի առումով) հայրենակիցներ են։

Մենք լքեցինք իրար, որ
սերը
մեզ չլքի։ Եվ պարզապես գնացինք՝ գտնելու անգտնելի
կետն այն միակ,
որտեղից երեւում է ճապոնական այգու տասնհինգերորդ քարը՝
որպես սեղմնապատկերը նրա, որ
ապրում է մեր մեջ, բայց որին... ո՞վ է հասել, որ մենք հասնենք։

Արշալույսներին չեմ բերկրում այնքան,
որքան տխրում եմ մայրամուտներին։
Հավքը թռչող տերեւ է, նրա
տեսիլքը
անձնագիրն է ծառի։ Ասում են՝ ոչ մի
տերեւ աշխարհում, ինչքան էլ՝ նման, չի կրկնում ուրիշ ոչ մի տերեւի։

Աչքերդ սիրում են հեքիաթները. ես մի հեռավոր օր,
որը դեռ չի եկել, համբուրել եմ
երկրի ու երկնքի ոչ մի ծայրից չերեւացող աստղը։

Մի հեռավոր օր, որը դեռ չի եկել (չէ՛, չի եկել-անցել),
ես ու դու եղել ենք միասին, եւ ժամերը
հաջորդել են իրար՝ որպես սրտի արագացված զարկեր։
Իմ նպատակն է՝ հասնել այնտեղ, ուր երբեք չեմ հասնելու։

Ծառերը միշտ ոտքի վրա են, ծառերը միշտ ճանապարհին են,
որովհետեւ նրանք անսահման են,
որովհետեւ նրանք թեւեր են,
որովհետեւ յուրաքանչյուր ճանապարհ,
ի վերջո, շարունակությունն է բաբելոնյան աշտարակաշինության եւ իմ։

Comments