kay(ıp)bedenler k/lan+-dereasonable (vv)arp presents
sesli_meram_542_////անբավարարություն
29 aralık 2025 pazartesi günü kaydedilmiş programın parça dizinidir.
/////sesli meram muhteviyatı\\\\\
01. OKEE - Eternal Of Frequency (Nocturnal Elements Records)
02. OKEE - Sense Of Calm (Nocturnal Elements Records)
03. Senses - Solstice (Scientific Wax)
04. Senses - Unremarkable Miracle (Scientific Wax)
05. LMajor - Creeper (Self Released)
06. LMajor - Follow Me (Self Released)
07. Serpnt - Creation (Computer Integrated Audio)
08. Serpnt & Minor Forms - Reinforce It (Computer Integrated Audio)
/////arz-i-hal
"Gelecek, bu topraklarda artık bir vaat değildir, tahsil edilmeyi bekleyen bir borç senedi kılınıyor. Gençliğin, bir ekran camının ardına sığıştırılmış “başkalarının hayatlarını” izlerken kendi hayatından feragat edişi, sadece ekonomik bir yıkım değil; bir ruh sürgünüdür. Her sabah, bir öncekine tıpatıp benzeyen ama daha az umut barındıran o aynı gri sabaha uyanırken, “ilerisi” dediğimiz yer, sisli bir uçurum kenarına dönüşüyor. Geleceksizlik; pasaport kuyruklarında biriken hayallerin, asgari ücretin gölgesinde solan yeteneklerin ve “burada olmaz” diyen o buz gibi kesinliğin adıdır. Artık kimse bir on yıl sonrasını hayal edemiyor; çünkü bugün, yarının tüm oksijenini tüketmiş durumda. Hemen her gün bir başka yıkım tezgahta işlenirken yarın ne getirecek sorusu muallak kılınıyor en kestirmeden. Düzen geleceksizliği bir siyasi pratik olarak temellendirirken, ya benle ya da hiç kimse ile vurgusunu yeniden aba altından gösterilen bir sopa kılıyor. Her yanımız açık aleni bir düş kırımı sahnesi, ne eksik ne fazla.
O devlet mekanizmasının dişlileri arasında ezilen sadece bugünün emeği değil, doğmamış çocukların merakı, kurulmamış cümlelerin heyecanıdır. Bir ülkenin en büyük kaybı, binalarının yıkılması değil, insanının “yarın ne olacak?” sorusunu sormaktan vazgeçip, “bugünü nasıl sağ atlatırım?” vahşetine teslim edilmesidir. Yirmi üç yıllık iktidar pratiğini özetleyebilecek yegane şeylerden birisi olur o bugünü nasıl atlatırım. Her defasında kendi temsilleri, yancıları için anekdot kılınmış olagelen elli liralık benzin, ayağını yorganına göre uzatma, sabır, şükür, sebat etmelerin kıyısında normatifin yıkımın şekillendirilir. Hiç ama hiçbir biçimde masala yer bıraktırmayan, en ufak temel ihtiyacın, en temel gereklilik olagelen sağlık hizmetlerinin, bir yerlerde birkaç gün tatil yapabilmenin, hiç değilse ayağını suya sokmanın dahi çok görüldüğü bir zeminin meselidir, bugünü nasıl sağ atlatır, yarına ulaşırım. İktidar ve onun dümen suyunda görünüp de sermayeye kendilerini peşkeş çekip, bu milletin parasını söğüşleyenler dışında o elli liralık benzini kullandığı iddiasında olanların dahi artık hayatlarının dipsiz bir karanlığa rehineliği söz konusudur. Foucault’un akademik biyopolitik serencamını görmek istediğinizde fark edilebilecek yegane menziller arasındadır Türkiye artık. Ne hazin ki hiçbir biçimde o kümeden çıkmamaya çaba sarf edilen bir menzil kılınır yine, yeniden.
İnşa edilen bu ucube yapı, bize bir gelecek sunmuyor; aksine, geçmişin en karanlık tortularını geleceğin üzerine bir beton gibi döküyor. Ve bu karanlıkta, en gürültülü “şahlanış” masalları bile, bir gencin odasında sessizce kurduğu “gitmek” bavulunun tıkırtısını bastıramıyor. Sosyal devlet olgusunun tarumar olunduğu zeminde, sadaka kültürünün büyütüldüğü, bizden / onlardan ayrımının artık hayatın her anında belirgin bir sabite evrildiği zeminde mutlak ve kesin kaybedişler için süresiz bir tahayyül var edilir. Yeni ülke olarak görünen yapının suna geldiği her şey biz yetişkin olduğumuzu var sayanlardan, yaş almışlarımıza, gençliğin ta kendisine uzanan bir şecere dahilinde nihai bir teslimiyeti var etmeye çabalayanların esareti olarak çıkagelir. Düzen yaygarasını var ederken, toplumun, en altta kalanlardan sözüm ona orta sınıfı var eden temsile, yahut da ondan artakalan her neyse o kavme kadar herkesin ilelebet sömürüldüğü, düşlerinin bariz sıfırlandığı bir menzil var edilir. Gelecek sıfırdır, geleceksizlik bir olağan istikamet!" sesli meram
*akla düşenler, yola çıkıldıktan sonra derinleşen açmazlar ve sorun yumaklarının bireyi neredeyse dakika sekmeksizin nefessiz bırakışı karşısında hala "akil" olanı aramaya devam ediyoruz. akil olanın belirli kural ve kıstaslarla belirlenmiş zümreler için özel bir armağan olmadığına inatla inanmak istiyoruz. derdimiz meramın görünür kılınabilmesi. bahis açtıklarımız ana akımın yüz göz olmaya tenezzül etmedikleri. etmekten bir özenle koşar adım kaçındığı şeyler olmaya devam ediyor günahıyla sevabıyla ve yazabildiğimiz kadarıyla fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya sesli meram // deuss ex machina ile devam...iyi haftalar...
allame-i ulul arz’dan ara nağmeler
okuma parçası
sesli meram // deuss ex machina [ex.] genel geçer disiplinlerden uzak, deneysel ögeler ihtiva eden müzik türlerine kapısı açık bir yapılandırmayı sunmaya gayret eder. ambient’dan - folk’a uzanan ses şeceresinden alıntıları iliştirmeye devam ediyoruz. aralıksız yirmi üç yıldır... bir direniş hali içinde... yayındayız!...
her türlü eleştiri ve öneri için iletişim kanallarımız;
---------------------------------------------------------
/////görsel///// war child::::eugene garcia:::ap:::rferl
/////poemé
Թաքնարան -- Վարդան ՀԱԿՈԲՅԱՆ
Յուրաքանչյուր օր ունենում է իր երկինքը
եւ ոչ մեկը ոչ մեկին նման չի լինում։
Տեսանելին թաքնարան է, ուր
անլուր պահվում է
անտեսանելին։
Թեեւ մարած, բայց
հրաբուխ է։ Գերեզմանոցը
հանրահավաք է
անժամադիր։
ճանապարհը՝ որքան էլ երկար,
այնուամենայնիվ, վերջ ունի,
հետեւապես՝ վանդակի մեջ է։
Իմ սխալները իմ հարստությունն են։
Եվ քարերը կենսագրությանս բառերն են՝
մեր քանդված տան պատի մեջ եւ
անդունդներում,
որոնցով տանում եմ ճանապարհներս։
Նիբիրուի մոլորակից, այն կործանվելուց առաջ, մի երեխա
ուղեւորվել է մեզ մոտ՝ ուղիղ 300 000 տարի առաջ,
բայց մինչեւ հիմա դեռ չի հայտնվել երկրում, մեկ-մեկ սակայն
ականջս սղոցում է նրա ճիչը՝
Մարսի եւ Յուպիտերի արանքով սրընթաց անցնող բեկորի պես։
Թզենու ճյուղը, որից
պոկել ես տերեւն առաջին, Եվա, սիրելիս,
նույնպես տղամարդու կողոսկրից է արարված։
Իսկ սերը եթե չի մերժվում` սեր չէ:
Դրախտի ուղին ոչ թե այն է,
որով բոլորը գնում են դրախտ,
այլեւ այն, որով դեռ ոչ մեկը դրախտ չի գնացել:

Comments